Bipolar disorder
178 theses under this subject heading
Ötimik dönemdeki erkek bipolar bozukluk hastalarında serum progesteron ve allopregnanolon düzeylerinin bilişsel işlevler, kaygı düzeyi, uyku kalitesi ve serum bdnf düzeyi ile ilişkisi
Bipolar bozukluk duygudurum atakları ile seyreden, ara dönemlerde de kalıcı semptomları olan kronik gidişli bir psikiyatrik bozukluktur. Bipolar bozukluğun ötimik döneminde bilişsel bozulma, subsendromal anksiyete belirtileri, uyku bozukları gibi kalıntı belirtilerin olduğu bilinmektedir. Bipolar bozukluğun patofizyolojisinde nörosteroidlerin rolünü anlamaya yönelik literatürde yapılmış az sayıda çalışma bulunmaktadır. Çalışmamızda bipolar bozukluğun kendisinin ve kalıntı belirtilerinin serum allopregnanolon, progesteron düzeyi ile olan ilişkisini ve serum allopregnanolon düzeyinin serum Beyin Kaynaklı Nörotrofik Faktör (BDNF) düzeyi ile olan ilişkisini incelemeyi amaçladık. Çalışmamıza, bipolar bozukluk tanılı ötimik dönemdeki 41 erkek hasta ile yaş, beden kitle indeksi (BKİ) ve sigara kullanımı açısından eşleştirilmiş 40 erkek sağlıklı kontrol dahil edilmiştir. Çalışmaya katılan tüm bireylere nöropsikiyatrik testler olan Stroop testi, Görsel işitsel sayı dizileri testi B formu, işaretleme testi ve Beck Anksiyete ölçeği, Pittsburgh uyku kalitesi indeksi uygulanmış olup, tüm katılımcılardan 5-7 ml periferik venöz kan alınmıştır. Tüm katılımcıların serum allopregnanolon, progesteron ve BDNF düzeylerinin ölçümü yapılmıştır. Çalışmamızda serum progesteron, allopregnanolon düzeyleri bipolar hastalarda daha düşük görülmüş olup, uzamış hastalık süreleri ile allopregnanolon düzeyinin azaldığı görülmüştür. Tüm katılımcıların nörobilişsel test performanslarının allopregnanolon düzeylerindeki yükselme ile korele olarak daha iyi olduğu sonucu elde edilmiştir. Serum BDNF düzeylerinin gruplar arasında benzer olduğu, bipolar hastalarda hastalık süresiyle progesteron ve BDNF seviyelerinin arasında ilişki olmadığı görülmüştür. Çalışmamızın sonuçları, allopregnanolonun bipolar bozukluğun etiyolojisinde endojen bir duygudurum düzenleyici olarak görev yaptığı hipotezini desteklemektedir. Ayrıca allopregnanolonun duygudurum bozukluklarının bilişsel bozulmasında önemli bir araştırma alanı olduğu düşünülmüştür. Çalışmamızda allopregnanolon düzeyi ile uyku kalitesi, anksiyete belirtileri ve serum BDNF düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki görmemiş olmamıza rağmen allopregnanolonun bu parametreler ile ilişkisinin ileri araştırmalar için değerli bir alan olduğunu düşünmekteyiz. Anahtar kelimeler: Bipolar bozukluk, Allopregnanolon, Progesteron, BDNF, Biliş, Uyku, Anksiyete
Bipolar bozukluk tanılı hastalarda metabolik sendrom ve kronotip arasındaki ilişki
Bu araştırma bipolar bozukluk tanılı hastaların metabolik sendrom ve kronotipi arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapıldı. Araştırmanın örneklemini Ankara ili Dış Kapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesinde ve Etlik Şehir Hastanesinde tedavi gören bipolar bozukluk tanılı 159 hasta oluşturdu. Verilerin toplama aracı olarak "Kişisel Veri Formu'', "Beck Depresyon Ölçeği", "Young Mani Derecelendirme Ölçeği'', "Sabahçıl- Akşamcıl Anketi" ve 'NCEP ATP III Metabolik Sendrom Tanı Kriterleri" kullanıldı. Veriler yüz yüze görüşme tekniği ile toplandı. Verilerin istatistiksel analizinde; Mann–Whitney U, Kruskal-Wallis testleri, Ki kare/Fisher Exact test ve Spearman (Spearman's rho) korelasyon analizi kullanıldı. Hastaların; %25.8'i sabahçıl kronotip, %61.0'i ara kronotip %13.2'si akşamcıl kronotip grubunda yer almaktaydı. Hastaların % 52.2'sinde metabolik sendrom olduğu belirlendi. Tek değişkenli lojistik regresyon analizi sonucunda DM (p=.012), HT (p=.006), sigara (p=.025) ve gece yemek yeme durumunun (p=.014) metabolik sendromu anlamlı bir şekilde öngördüğü belirlendi. Çok değişkenli multinominal lojistik regresyon analizi sonucunda gece yemek yeme durumunun (p=.024) ara kronotipi anlamlı bir şekilde öngörürken, gece yemek yeme durumu (p=.024) ve yaşın (p=.002) akşamcıl kronotipi anlamlı bir şekilde öngördüğü belirlendi. Bu sonuçlar doğrultusunda; psikiyatri hemşirelerinin bipolar bozukluk hastalarında metabolik sendrom taraması yapması, konuyla ilgili eğitimler vermesi, hastalarda metabolik sendrom görülme riskini azaltacak eğitim ve uygulamalar yapması önerilir.
Bipolar bozukluk tanılı hastaların duygu düzenleme stratejileri ve intihar olasılığı arasındaki ilişki
Bu araştırma bipolar bozukluk tanılı hastaların duygu düzenleme stratejileri ve intihar olasılığı arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapıldı. Araştırmanın örneklemini İstanbul ili, Bakırköy ilçesinde bulunan Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde yatan bipolar bozukluk tanılı 100 hasta oluşturdu. Verilerin toplama aracı olarak ''Kişisel Bilgi Formu, Duygu Düzenleme Anketi (DDA), İntihar Olasılığı Ölçeği (İOÖ), Young Mani Derecelendirme Ölçeği (YMDÖ), Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ)'' kullanıldı. Verilerin analizinde Sürekli değişkenlerin normal dağılıma uygunluğu Kolmogorov-Smirnov testi ile değerlendirildi. Bağımsız grup karşılaştırmalarında; sürekli değişkenler için parametrik test koşullarının sağlanması durumunda iki ortalama arasındaki farkın önemlilik testi veya tek yönlü ANOVA kullanıldı. Parametrik test koşullarının sağlanmadığı durumlarda Mann-Whitney U testi veya Kruskal-Wallis testi kullanıldı. İki sürekli değişken arasındaki ilişki Pearson ya da Spearman Sıra korelasyon katsayıları ile değerlendirildi. Bu çalışmada bipolar bozukluk tanılı hastaların %53'ünün 36-65 yaş aralığında olduğu, %50'sinin geçmişte intihar girişiminde bulunduğu, %44' ünün intihar düşüncesi olduğu belirlendi. Hastaların İOÖ toplam puan ortalaması 90.84±5.57, DDA alt boyutlarından bilişsel yeniden değerlendirme puan ortalaması 26.84±5.84, Baskılama puan ortalaması 14.22±3.65'dir. YMDÖ toplam puan ortalaması 4.29-5.06, BDÖ toplam puan ortalamaları 8.62±5.52 olarak bulundu. DDA, Bilişsel yeniden değerlendirme alt boyutu ile; İOÖ arasında negatif yönde orta düzey ve BDÖ ile negatif yönde orta düzey, YMDÖ ile pozitif yönlü çok zayıf düzeyde bir ilişki olduğu görüldü. Anahtar Kelimeler: Bipolar Bozukluk; İntihar Olasılığı; Duygu Düzenleme; Psikiyatri Hemşireliği.
Bipolar bozuklukta serum galektin-3 ve S100-B düzeyleri: Duygu düzenleme, işlevsellik ve bilişsel işlevlerle ilişkisi
Bipolar bozukluk (BB); yaşam kalitesini düşürebilen, ötimik dönemlerde bile bilişsel bozulma ile giden bir ruhsal hastalıktır. Bipolar bozukluğun yaşam boyu yaygınlığı %0,3 - 1,2 olarak bildirilmiştir. Hastalıkta çok tekrarlayan hastalık dönemleriyle giden bir seyir, dönemler arasında kalıntı belirler, kronik gidiş, güncel tedavilere yetersiz yanıt ve tanı ve tedavi yanıtını izlemede kullanılabilecek biyobelirteçlerin olmadığı bilinmektedir. İmmün inflamauar sistem son yıllarda BB patofizyolojisinde önemli bulguların ortaya çıktığı, giderek artan sayıda çalışmanın yapıldığı bir alandır. Bu çalışmada inflamatuar bir molekül olan Gal-3 ve S100-B serum düzeylerinin BB hastalarda duygu düzenleme, işlevsellik ve bilişsel işlevler ile ilişkisi sağlıklı kontrollerle karşılaştırılarak incelenmiştir. Bu araştırmaya Ekim 2021 - Ocak 2022 tarihleri arasında psikiyatri polikliniğine başvuran, Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal El Kitabına (DSM-V) göre yapılandırılmış klinik görüşmeye (SCID-5) göre BB tanısı konulan 50 hasta ve yaş-cinsiyet-eğitim düzeyi açısından hasta grubu ile eşleştirilen, SCID-5'e göre halen veya geçmişte psikiyatrik tanısı olmayan 50 sağlıklı gönüllü alınmıştır. Tüm katılımcılar araştırmacı psikiyatrist tarafından görüşmeye alınmıştır. Hastalara klinik araştırmacı tarafından, Hamilton Depresyon Derecelendirme Ölçeği (HAM-D), Young Mani Derecelendirme Ölçeği (YMDÖ), Kısa İşlevsellik Değerlendirme Ölçeği (KİDÖ), Bipolar Bozukluk İşlevsellik Ölçeği (BBİÖ), Sheehan Yeti Yitimi Ölçeği (SYYÖ), Duygu Düzenleme Ölçeği (DDÖ), Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği (DDGÖ), İz Sürme Testi (TMT-A, TMT-B); sağlıklı gönüllülere klinik araştırmacı tarafından, Kısa İşlevsellik Değerlendirme Ölçeği (KİDÖ), Duygu Düzenleme Ölçeği (DDÖ), Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği (DDGÖ), İz Sürme Testi (TMT-A, TMT-B) uygulanmıştır. Hastaların ve sağlıklı kontrollerin beyaz küre sayısı (BK), nötrofil yüzdesi (%Neu), hesaplanmış olan nötrofil/lenfosit oranları (NLO), CRP, ferritin, prokalsitonin düzeyleri ile ELİSA kiti ile ölçülen serum Gal-3 ve S100-B düzeyleri kaydedilmiştir. Bu çalışma bilindiği kadarı ile BB hastalarında Gal-3 ve S100-B'nin duygu düzenleme, işlevsellik ve bilişsel işlevler ile ilişkisini sağlıklı kontrollerle karşılaştırmalı olarak inceleyen ilk çalışmadır. Elde edilen sonuçlar, tıbbi yazına BB etyopatogenezinde ve inflamatuar süreçlerin rolü ile ilgili katkı sağlamaktadır. Oksidatif stres ve nöroinflamasyon BB'de progresyonda rol oynayan en önemli alandır. Bu bulgular ışığında BB'de bilişsel bozukluğun ilerlemesine engel olabilecek olası ilaç hedefleri arasında, Gal-3 ve/veya S100-B'nin de yer alabileceği öne sürülebilir. Bipolar bozuklukta duygu düzenleme, işlevsellik ve bilişsel işlevlerdeki bozulmanın Gal-3 ve S100-B ile ilişkisini netleştirmek için uzunlamasına izlem de içeren daha büyük örneklemli çalışmalara ihtiyaç vardır.
Toplum ruh sağlığı merkezlerinde izlenen ikiuçlu ve ilişkili bozukluk tanılı hastaların birincil bakım vericilerinde empati ve psikolojik dayanıklılık
Amaç: Toplum Ruh Sağlığı Merkezleri'nde izlenen iki uçlu ve ilişkili bozukluk tanılı hastaların birincil bakım vericilerinin empatik eğilim ve psikolojik dayanıklılık düzeylerini incelemek amacıyla kesitsel ve tanımlayıcı tipteki araştırma, Mart-Ağustos 2019 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Gereç ve Yöntem: G-Power istatistik analizine göre örneklem sayısının minimum 110 birey olması belirlenmiş olup, 145 birincil bakım veren ile çalışma tamamlanmıştır. Veri toplama aracı olarak, bilgi formu, Kişilerarası Tepkisellik İndeksi ve Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, Mann-Whitney U testi, Kruskall Wallis testi ve Spearman Korelasyon Analizi kullanılmıştır. Bulgular: Yaş ortalaması 45,97±13,31 (min:18-max:70) olan katılımcıların, büyük çoğunluğunun evli (% 80; n=116) ve kadın (% 61,4; n=89) olduğu belirlenmiştir. Bakım verilen hastalarda tanıdan bu yana geçen süre ortalama 11.18±7.42 yıldır. Katılımcıların bakım vermeye bağlı en fazla kaygılı, üzgün, çaresiz, güçlü ve huzurlu hissettikleri görülmüştür. Kişilerarası Tepkisellik İndeksi kapsamında ''Empatik Düşünce''alt ölçeği puan ortalaması (21.62±4) ve ''Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği'' toplam puan ortalaması (119.38±24.26) (min.61-max.160) yüksektir. Katılımcıların yakınının psikiyatrik rahatsızlığına bağlı tedavi ve bakım gereksinimlerini karşılamada yeterlilik algısı ortalaması ile Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği toplam puan ortalaması ve Kişilerarası Tepkisellik İndeksi ''Perpektif Alma'' ve ''Empatik Düşünce'' alt ölçekleri puan ortalamaları arasında "pozitif"; ''Kişisel Rahatsızlık'' alt ölçeği puan ortalaması ile "negatif" yönde anlamlı ilişki vardır. Sonuç: Bakım verenlerin empatik eğilim ve psikolojik dayanıklılık düzeylerini geliştirecek uygulama ve eğitimlerin Toplum Ruh Sağlığı Merkezleri'nde planlanıp uygulanması yararlı olacaktır. Anahtar Kelimeler: Psikolojik dayanıklılık, Empati, İki uçlu ve ilişkili bozukluk, bakım veren
Borderline kişilik bozukluğu ve bipolar duygudurum bozukluklarında erken dönem uyumsuz şemaların karşılaştırılması
Bu çalışma, erken dönem uyumsuz şemaların borderline kişilik bozukluğu (BKB) ile bipolar duygudurum bozukluğu (BB) üzerinde yordayıcı etkisinin olup olmadığını belirleyebilmek amacıyla yapılmıştır. Bu amaçla her iki bozukluğa ait şema boyutları elde edilmiş, daha sonra bu şema boyutları karşılaştırılarak bozuklukların şemalar açısından benzerlik ve farklılıkları tespit edilmiştir. Mevcut olan farklılıkların bozukluklar arasında ayırıcı tanı amacıyla kullanılıp kullanılamayacağı değerlendirilmiştir. Araştırma için gerekli olan verileri toplamak amacıyla klinik alandan 32 BKB tanısı alan, 30 BB tanısı alan toplam 62 kişiye ulaşılmıştır. Katılımcılara Young Şema Ölçeği Kısa Form-3 (YŞÖ-KF3), Borderline Kişilik Envanteri (BKE) ve Duygudurum Bozuklukları Ölçeği (DBÖ) uygulanmıştır. Elde edilen veriler üzerinde bağımsız örneklemler için t-testi yapılarak değişkenler arasındaki ilişki incelenmiştir. Analizler sonucunda cezalandırıcılık ve yüksek standartlar dışındaki tüm şema boyutları BKB tanısı alanlarda BB tanısı alanlara göre anlamlı derecede yüksek çıkmıştır. Şema Ölçeği'nden elde edilen bu sonuç, şema boyutlarının klinik alanda sıklıkla birbirine karıştırılan bu iki bozukluk için yordayıcı nitelikte olduğunu ve ayırıcı tanı amacıyla kullanılabileceğini göstermektedir. Ayrıca BKB olanlarda BKE toplam puan sonuçları BB olanlara oranla anlamlı derecede yüksek çıkmıştır. Bu sonuç da BKE'nin BKB için tanı amacıyla kullanılabileceğini ve BKB'yi BB'den ayırt etmede işlevsel olduğunu göstermektedir. BKE sonuçları bu şekilde olmasına rağmen DBÖ puanlarının BKB olanlar ile BB olanlar arasında anlamlı olacak kadar farklılaşmadığı bulunmuştur. Bu sonuç DBÖ'nün bozukluklar üzerinde ayırt edici etkisinin olmadığını göstermektedir. Bulunan tüm bu analiz sonuçları bulgular kısmında ayrıntılı olarak açıklanmış, sonuç kısmında da mevcut literatür ışığında değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Erken Dönem Uyumsuz Şemalar, Bipolar Duygudurum Bozukluğu, Borderline Kişilik Bozukluğu, Şema Terapi.
Bipolar bozuklukta mesleki işlevselliğin iyileştirilmesinde sosyal biliş ve etkileşim terapisinin etkisi
Bipolar Bozukluk (BB) kronik bir ruh sağlığı sorunu olarak, tanı alan hastalarda çeşitli işlevsellik alanlarının ve bilişsel süreçlerin gerilemesi ile sonuçlanabilmektedir. Temel işlevsellik alanlarından biri olan mesleki işlevselliğin iyileştirilmesi, bu hastalarda ekonomik bağımsızlığın yanı sıra tedavi hedeflerinden olan duyguların yönetilmesi, kişilerarası ilişkilerin düzenlenmesi ve damgalanma ile başa çıkma açısından önem kazanmaktadır. Bu araştırmanın temel amacı, Sosyal Biliş ve Etkileşim Terapisi (SBET) yoluyla BB hastalarının mesleki işlevselliklerinin iyileştirilmesidir. Seçkisiz kontrol gruplu ön test-son test deneysel çalışma olarak tasarlanan bu araştırmanın evrenini İ.Ü. İstanbul Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Duygudurum Birimi'nde tedavi ve takipleri devam eden BB tanılı hastalar oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini ise evrenden belli kriterlere göre seçilen deney (n1=12) ve kontrol (n2=16) grubu olmak üzere toplam 28 BB-I tanılı birey oluşturmuştur. Deney grubu standart tedaviye (ilaç tedavisi ve psikiyatrik görüşme) ek olarak 8 hafta SBET' ne katılmış, kontrol grubuna herhangi bir terapi uygulanmamıştır. Verilerin değerlendirilmesinde Katılımcı Bilgi Formu, Hamilton Depresyon Değerlendirme Ölçeği (HDDÖ), Young Mani Derecelendirme Ölçeği (YMDÖ), Gözler Testi (GT), Üst Biliş Ölçeği (ÜBÖ), Ruhsal Hastalıklarda İçselleştirilmiş Damgalama Ölçeği (RHİDÖ) ve Kısa İşlevsellik Değerlendirme Ölçeği (KİDÖ) kullanılmıştır. Elde edilen veriler bilgisayarda SPSS 21 programında analiz edilmiş, demografik veriler betimsel istatistik yöntemlerinden frekans, yüzdelikler ve aritmetik ortalama ile gösterilmiş, araştırmadaki analizlerin kullanımında grup sayısına dikkat edilmiştir. Gruplar arası ve grup içi karşılaştırmalarda n<0,05 olduğu için parametrik olmayan testlerden Mann-Whitney U Testi, Wilcoxon Testi ve Kruskal-Wallis Tek Yönlü Varyans Analizi ile değerlendirilmiştir. Yapılan nicel analizlerde uygulamanın sosyal biliş, mesleki işlevsellik ve damgalanma üzerindeki etkilerine odaklanılmıştır. Bulgular her hafta iki oturum halinde uygulanan 8 haftalık SBET grup sürecinin hastalarda sosyal biliş ve mesleki işlevsellik üzerinde anlamlı farklılıklar sağlayabildiğini ancak damgalanma üzerinde anlamlı bir farklılık sağlamadığını göstermektedir. Araştırma sonucunda SBET grup uygulamasının BB tanılı hastaların mesleki işlevselliğini iyileştirici yönde etkilemiş olması dikkat çekicidir. Tüm bulgular ilgili literatür çerçevesinde tartışılarak gelecek araştırmalar için önerilerde bulunulmuştur.
Sınırda Kişilik Bozukluğu ile İkiuçlu (Bipolar) II Bozukluğu arasındaki ilişkiler; duygulanım, kendilik temsili, dürtüsellik ve savunma düzenekleri kapsamında bir karşılaştırma
BB ve SKB, gerek fenomenoloji gerek tedaviye cevapları, gerekse ayırıcı tanı bakımından bir biri ile yakından ilişkili ruhsal bozuklulardır. Bu alanda özellikle benzeşen ve ayrışan yönlerin saptanmasında güçlükler bulunmaktadır. Bu çalışmada Sınırda Kişilik Bozukluğu(Borderline Kişilik Bozukluğu) (SKB) ile İkiuçlu II (BB II)Bozukluğu arasındaki ilişkiler projektif yöntemler ve psikodinamik kuram esas alınarak incelenecektir. İki psikopatoloji arasındaki ilişki ve karşılaştırma duygulanım, kendilik temsili, dürtüsellik ve savunma düzenekleri kapsamında yapılacak, kişilerin bu değişkenler açısından farklılık gösterip göstermediğine psikodinamik kuram bağlamında bakılacaktır. Çalışmadaki katılımcılar DSM-V tanı kriterlerine göre Sınırda Kişilik Bozukluğu ( 30 hasta) ile BB II tanısı almış (30 hasta)olan toplam 60 kişiden oluşmaktadır. Katılımcılar 18-65 yaş grubunda vatandaşlık ve dil konusunda eşleştirilmiş kişilerdir. Çalışmada, uygulamalar için, T.C. Sağlık Bakanlığı İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü İstanbul Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi (Genel Psikiyatri Poliklinikleri) ve İstanbul Sultan Abdülhamid Han Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Psikiyatri Poliklinikleri'nde Sınırda Kişilik Bozukluğu ve Bipolar II Bozukluğu tanısı almış olgulardan veri toplanmıştır. Çalışmaya dahil olan katılımcılardan "Gönüllü Onam Formu" ve "Sosyodemografik Bilgi Formu"'nu doldurmaları istenmiştir. Ardından değerlendirmeler için Rorschach Testi ve Tematik Algı Testi (TAT) uygulanmıştır. Uygulanan testler Fransız Okulu'na bağlı kalınarak, içerik analizi yöntemi ve istatistik analizleriyle değerlendirilmiştir. Sınırda Kişilik Bozukluğu ile İkiuçlu (Bipolar) II Bozukluğu arasındaki ilişkilere psikodinamik kuram çerçevesinde bakılmıştır. Bu değerlendirmelerin sonucunda ise iki tanı arasında karışıklık söz konusu olduğunda SKB'yi yordamak için dürtüsellikte yoğunluğa, sınır kaybı ve kendilik temsilindeki dağınıklığa ve tanıya özgü baskın savunmalara bakılması önerilmektedir. İki tanının birlikteliği, tedaviyi zorlaştırıp işlevselliği düşürdüğünden psikiyatrik tanı kriterlerini projektif yöntemler ve psikodinamik kuramla araştırmanın önemi vurgulanmak istenmiştir. Dürtüselliğin yoğunluğu, kendilik temsili ve savunma düzenekleri açısından belirgin ve anlamlı bir farklılık gözlendiği için iki tanının aynı spektrumda değil, farklı tanılar olarak kavramlaştırılması gerektiği düşünülmektedir.
Risk alma davranışı, ödül duyarlılığı ve siklotimik/irritabl mizacın bipolar bozukluk belirtileri ve kronotip arasındaki ilişkide aracı rolünün araştırılması
Bu araştırmada, sağlıklı popülasyonda bipolar bozukluk (BB) riski ile kronotip arasındaki ilişkide, ödül duyarlılığı, risk alma davranışı ve siklotimik/irritabl mizacın aracılık rolleri incelenmiştir. Çalışmaya, BB veya başka herhangi bir psikiyatrik tanısı bulunmayan, Türkiye'de üniversite öğrenimi gören ve çalışmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden, 18-24 yaş aralığındaki 244 birey (61.1% (n=149) kadın) dahil edilmiştir. Veriler, yüz yüze ve çevrim içi olmak üzere iki aşamada toplanmıştır. Katılımcılara bilgisayar ortamında Ödül için Efor Sarf Etme Görevi ve Modifiye Balon Analog Risk Testi uygulanmış, ardından Sabahçıl-Akşamcıl Testi, Duygudurum Bozuklukları Ölçeği (DBÖ), TEMPS-A Mizaç Ölçeği'nin Siklotimik ve İrritabl alt boyutları, Davranışsal İnhibisyon Sistemi/Davranışsal Aktivasyon Sistemi Ölçeği ve BARRATT Dürtüsellik Ölçeği Kısa Formu doldurtulmuştur. Katılımcıların yaş ortalaması 21.23±1.59'dur. Kronotip dağılımı incelendiğinde, sabahçıl tipte 27 kişi (%11.1), ara tipte 152 kişi (%62.3) ve akşamcıl tipte 65 kişi (%26.6) yer almaktadır. Kronotip ve DBÖ ile ölçülen BB riski arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (r=-0.025, p>0.05). Kronotip gruplarına göre DBÖ ile ölçülen BB riski açısından anlamlı bir fark bulunmamıştır (F=0.373, p=0.689). Dürtüsellik düzeyleri arttıkça DBÖ ile ölçülen BB riski de artış göstermektedir (r=0.350, p<0.001). Ayrıca, irritabl mizaç ve DBÖ ile ölçülen BB riski arasında anlamlı ve pozitif yönlü bir ilişki tespit edilmiştir (r=0.149, p=0.018). Sonuç olarak, kronotip ve DBÖ ile ölçülen BB riski arasında bir ilişki saptanmamıştır. Ancak irritabl mizaç, dürtüsellik gibi faktörlerin DBÖ ile ölçülen BB riski ile anlamlı düzeyde ilişkili olduğu gözlemlenmiştir. Bu bulgunun, örneklemin klinik düzeyde BB belirtileri göstermeyen sağlıklı bireylerden oluşmasıyla ilişkili olabileceği düşünülmektedir. Bulgular, hem BB riski ile kronotip arasındaki ilişkinin daha iyi anlaşılabilmesi hem de BB riskiyle ilişkili psikolojik ve davranışsal faktörlerin belirlenebilmesi için daha fazla araştırmaya ihtiyaç olduğunu göstermektedir.
Şizofreni ve bipolar bozukluk tanısı almış hastaların baş etme tutumları ile bilişsel şema alanlarının psikiyatrik tanı almamış kişilerle karşılaştırılması
Araştırmanın amacı; şizofreni ve bipolar bozukluk tanısı almış hastalar ile psikiyatrik tanı almamış kişilerin baş etme tutumları ile bilişsel şema alanlarının karşılaştırılmasıdır. Araştırmanın örneklem grubunu Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesine bağlı Bakırköy Toplum Ruh Sağlığı Merkezi üyelerinden şizofreni ve bipolar bozukluk tanısı almış hastalar ile psikiyatrik tanı almamış kişiler oluşturmaktadır. Araştırma 56 şizofreni ve 49 bipolar bozukluk tanısı almış hasta ile 56 psikiyatrik tanı almamış kişiyle yapılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak; Baş Etme Tutumları Ölçeği( Cope), Young Şema Ölçeği-Kısa Form-3 (YŞÖ-KF3), Demografik Bilgi Formu kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen verilerin analizi, SPSS istatistik paket programı 21.0 ile incelenmiştir. Katılımcıların baş etme tutumları ile şema alanları arasındaki farklar tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ile incelenmiştir. Şema alanlarının baş etme tutumları üzerine yordayıcı etkisi olup olmadığının incelenmesi için regresyon analizi yapılmış ve değişkenler "stepwise" yöntemi ile dahil edilmiştir. Araştırma sonucunda şizofreni ve bipolar bozukluk hasta grubunun psikiyatrik tanı almamış gruba göre inkar, geri durma, davranışsal boş verme ve zihinsel boş verme baş etme tutumlarından daha yüksek puan aldığı, psikiyatrik tanı almamış kişilerin de hasta grubuna göre aktif baş etme ve planlama baş etme tutumundan daha yüksek puan aldığı bulunmuştur. Young Şema Ölçeği sonuçlarına göre ise şizofreni ve bipolar bozukluk grubu iç içe geçme, terk edilme, başarısızlık, karamsarlık, sosyal izolasyon, kusurluluk, tehditler karşısında dayanıksızlık ve duygusal yoksunluk şema boyutlarından daha yüksek puan almıştır. Psikiyatrik tanı almamış grup bütün şema boyutlarından diğer gruplara göre düşük puan almıştır. Şema alanlarında ise zedelenmiş otonomi ve kopukluk şema alanında şizofreni grubu ve bipolar bozukluk grubu yüksek puan alırken, psikiyatrik tanı almamış grup anlamlı derecede düşük puan almıştır.
Ruhsal engelli bakım merkezlerinde kalan şizofreni psikotik bozukluk ve bipolar bozukluk tanısı almış hastaların dışavurulan duygulanımları ile şiddete yönelik tutumları arasındaki ilişki
Bu çalışma ruhsal engelli bakım merkezlerinde kalan şizofreni, psikotik bozukluk ve bipolar bozukluk tanısı almış hastaların dışavurulan duygulanımları ile şiddete yönelik tutumları arasındak ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma örneklemi İstabul Arnavutköy ilçesinde bulunan bir bakım merkezinde bakım gören 32'si kadın, 51'i erkek olan toplam 83 ruhsal engelli bireyden oluşmaktadır. Katılımcılara "Sosyo-demografik Bilgi Formu", "Berkeley Duygusal Dışavurum Ölçeği" ve "Şiddete Yönelik Tutum Ölçeği" uygulanmıştır. Araştırma sonucuna göre ruhsal engelli bakım merkezlerinde kalan şizofreni, psikotik bozukluk ve bipolar bozukluk tanısı almış bireylerin dışavurulan duygulanımları ile şiddete yönelik tutumları arasında anlamlı düzeyde bir ilişki bulunamamıştır. Buna ek olarak ölçekler ile bazı alt boyutlar arasında anlamlı düzeyde ilişkiler bulunmuştur; partner şiddeti düzeyi arttıkça olumlu duygu dışavurumun azaldığı, kadınların erkeklere göre daha yüksek duygu dışavurum özelliklerine sahip olduğu, erkeklerin kadınlara göre daha yüksek partner şiddeti özelliklerine sahip olduğu, eğitim düzeyinin yükselmesi duygu dışavurum özelliklerini artırdığı, herhangi bir dönemde madde kullanımının var olması bireylerde dürtü şiddetini artırması ve bipolar bozukluk tanılı bireylerin şizofreni ve psikotik bozukluk tanılı bireylere oranla daha yüksek duygu dışavurum özelliklerine sahip olduğu gibi bulgular elde edilmiştir.
Bipolar bozukluk hastaları ve birinci derece yakınlarında silik nörolojik belirtiler, sirkadiyen tercihler ve duygu regülasyonunda güçlükler arasındaki ilişki
Bu çalışmada bipolar bozukluk hastaları ve birinci derece yakınlarında silik nörolojik bulgular, sirkadiyen tercihler ve duygu düzenleme güçlüğü ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya Yüzüncü Yıl Üniversitesi Dursun Odabaş Tıp Merkezi Psikiyatri polikliniğine başvuran ve çalışma ölçütlerini karşılayan 35 bipolar bozukluk hastası ile 35 hastanın 1. dereceden yakını ve 35 kontrol grubu olmak üzere toplamda toplam 105 kişi katılmıştır. Katılımcılara Sosyodemografik Bilgi Formu, Young Mani Derecelendirme Ölçeği (YMDÖ), Hamilton Depresyon Derecelendirme Ölçeği (HAM-D), Sabahlılık-akşamlılık Ölçeği (MEQ), Duygusal Düzenleme Güçlüğü Ölçeği (DDGÖ), Nörolojik Değerlendirme Ölçeği (NDÖ) uygulandı. Ötimi ölçütleri, Hamilton Depresyon Derecelendirme Ölçeğinden 7 veya daha az puan almış olmak ve Young Mani Değerlendirme Ölçeğinden 5 veya daha az puan almak şeklinde belirlendi. Araştırmamızın sonucunda motor koordinasyon, karmaşık motor hareketler, diğer Silik nörolojik belirtiler (SNB) ve toplam SNB ortalama puanının anlamlı olarak hasta ve hasta yakını gruplarındaki kişilerin ortalama puanlarının kontrol grubuna göre yüksek olduğu saptandı. Bipolar hasta grubundaki kişilerde psikotik depresyonu olan hastaların diğer SNB ortalama puanının anlamlı olarak psikotik depresyonu olmayan hastaların ortalama puanından yüksek olduğu görüldü. Hastaların kabul etmeme, amaçlar, dürtü, stratejiler, açıklık ve toplam DDGÖ puanının anlamlı olarak hasta yakını ve kontrol grubundan yüksek olduğu saptandı. Bipolar hasta grubundaki kişilerin SNB alt boyutlarından diğer SNB ile duygu düzenleme güçlüğü alt boyutlarından dürtü ve farkındalık arasında istatistiksel olarak pozitif yönde, zayıf düzeyde ve anlamlı bir ilişki tespit edildi. Hasta yakını grubundaki kişilerde SNB ile; duygusal düzenleme güçlüğü ölçeği ile duygusal bütünleştirme ve karmaşık motor hareketler arasında pozitif yönde ve anlamlı bir ilişki tespit edildi. Duygu düzenleme güçlüğü alt boyutlarından kabul etmeme ile SNB alt boyutlarından karmaşık motor hareketler arasında pozitif yönde, zayıf düzeyde ve anlamlı bir ilişki tespit edildi. Kontrol grubunda kişilerde farkındalık ile duygusal bütünleştirme arasında pozitif yönde, zayıf düzeyde ve anlamlı bir ilişki tespit edildi. SNB ve MEQ gruplar arasında değerlendirildiğinde; bipolar hasta grubunda ara tipte olanların karmaşık motor hareketler ortalama puanı sabah tipi olanlardan yüksek bulundu. Hasta yakını grubundaki sabah tipi olanların SNB toplam ve diğer ortalama puanı ara tipteki hasta yakınlarından yüksek bulundu. Kontrol grubundaki kişilerde ara tipte olan kişilerin stratejiler ortalama puanın anlamlı olarak sabah tipte olan kişilerin ortalama puanından yüksek bulundu. Sonuç olarak ötimi döneminde bile bipolar bozukluğu olanlarda ve birinci derece hasta yakınlarında duygu düzenleme güçlüğü ve silik nörolojik bulgularla olumsuz duygu düzenleme stratejilerinin ilişkisi vardır. Bipolar hasta grubunda sirkadiyen tercihler anlamlı olarak silik nörolojik bulgular ve duygu düzenleme stratejileri ile ilişkilidir. Hasta yakınlarında silik nörolojik bulgular ile duygu düzenleme stratejileri arasındaki ilişki sirkadiyen tercihten bağımsızdır. Anahtar kelimeler; Bipolar bozukluk, silik nörolojik belirtiler, sirkadiyen tercihler, duygu regülasyonu.
Bipolar bozukluk ve şizofreni hastalarının sosyal hizmet perspektifinden değerlendirilmesi: Kütahya ili örneği
Bu araştırma psikiyatri ve sosyal hizmet ilişkisi bağlamında, bipolar bozukluk ve şizofreni hastalarının ihtiyaç duydukları sosyal hizmet uygulamalarını ortaya koymak, onların sosyal hizmet bakış açısıyla değerlendirilmesini sağlamak amacıyla yapılmış bir çalışmadır. Sağlık ve hastalık olgusu insanlık tarihi kadar eskidir. Sağlığın fiziksel ve ruhsal tam bir iyi oluş hali olduğunu düşünürsek, psikiyatrik hastalıkları olan bireyler sağlıklı bireyler olgusunda değerlendirilemeyecektir. Psikiyatrik olarak bakıldığında da ağır ruhsal bozukluk olarak kabul edilen hastalıkların başında bipolar bozukluk ve şizofreni hastalığı gelmektedir. Bu bahsedilen hastalıklar, çeşitli disiplinlerce kendi bakış açıları doğrultusunda açıklanmıştır. Bipolar bozukluk ve şizofreni hastalığı açıklanırken bu hastalıktan muzdarip olan müracaatçılara da değinmemiz gerekmektedir. Dolayısıyla bipolar bozukluk ve şizofreni hastalığı olan bireylerin yaşadığı sorunları, ihtiyaç duyduğu sosyal hizmet müdahalelerini ortaya koymak bu araştırmanın temel hedeflerindendir. Yapılan araştırmaya katılan gönüllü bireylerin tamamı, bipolar bozukluk ve şizofreni hastalarından oluşmaktadır. Araştırma evreni, Türkiye genelindeki bipolar bozukluk ve şizofreni hastalarıdır. Çalışma evreni ise; araştırmaya katılmayı kabul eden, Kütahya ilinde bulunan bipolar bozukluk ve şizofreni hastalarından oluşur. Araştırma, Kütahya ilinde bipolar bozukluk ve şizofeni hastalığı bulunan 25 gönüllü katılımcı ile yürütülmüştür. Araştırmaya 8 kadın, 17 erkek gönüllü katılmıştır. Araştırma yapılırken nitel araştırma modeli izlenmiştir. Araştırmada sosyodemografik bilgi formu kullanılmıştır. Veriler nitel araştırma çözümleme tekniği ile incelenmiştir. Araştırma sonucunda elde edilen bulgularda bipolar bozukluk ve şizofreni hastalığının; ailenin işlevleri, bireyin işlevleri, problem çözme ve baş etme becerisi, iletişim gibi boyutları olumsuz yönde etkilediği görülmüştür. Bunun yanı sıra yapılan araştırma; bipolar bozukluk ve şizofeni hastalarının ihtiyaç duydukları sosyal hizmet müdahale programlarını da ortaya koymaktadır. Ayrıca araştırmada bipolar bozukluk ve şizofreni hastalıklarının sosyal hizmet bakış açısıyla değerlendirilmesine yönelik önerilere de yer verilmektedir. Dolayısıyla yapılan bu çalışma sonucunda sosyal hizmet alanı için önemli bulgular elde edilmiştir.
İki uçlu bozukluğu olan kadınlarda anneliğe yönelik tutumlar
Bu tanımlayıcı araştırma, iki uçlu bozukluğu olan kadınlarda anneliğe yönelik tutumları incelemek amacıyla, Temmuz 2022- Haziran 2024 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini sosyal medya üzerinden ulaşılan üreme çağındaki nullipar iki uçlu bozukluk tanılı ve ruhsal bozukluğu olmayan ve üreme çağında olan kadınlar oluşturdu. Araştırmanın örneklemini oluşturan 112 kadından araştırmacılar tarafından literatürden yararlanarak oluşturulmuş ve bireysel özellikleri, üreme sağlığına ve iki uçlu bozukluk tanı ve tedavisine dair bilgileri değerlendiren 37 soruluk bilgi formu ile veriler toplandı. İstatistiksel analizde, tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra, karşılaştırmalarda Bağımsız Gruplar T-Testi, Anova Testi, Mann Whitney U Testi ve Kruskal Wallis H testi kullanıldı. İlişki tespitinde ise Pearson ya da Spearman korelasyon analizinden yararlanıldı. Çalışmada iki uçlu bozukluk tanılı kadınların doğurganlığa ve çocuk sahibi olmaya yönelik ölçek alt boyutlarından beklentiler ve planlamayı kapsayan üçüncü alt boyut puanlarının ruhsal bozukluğu olmayan kadınlara göre düşük bulundu. Anneliğe yönelik duygu ve düşünce ifadelerinde en sık bahsedilen duygunun "arzulama", en sık ifade edilen düşünce temasının ise "anne olmayı düşünmeme" olduğu saptandı. İki uçlu bozukluk tanılı kadınların çocuk sahibi olmadan önceki beklentileri ve planlarının ruhsal bozukluğu olmayan katılımcılardan daha düşük olduğu bulundu. İki uçlu bozukluk tanılı kadınların doğurganlığa ve çocuk sahibi olmaya yönelik tutumları üzerinde medeni durum ve yaş gibi bireysel özelliklerin ve hastaneye yatış sayısı ve ilk atak türü gibi hastalığa dair özelliklerin etkisi olduğu bulunurken, üreme sağlığına dair özelliklerin etkisi olmadığı saptandı. Sonuç olarak anneliğe yönelik tutumu etkileyen faktörler içerisinde iki uçlu bozukluk tanılı kadınlara özgü faktörler yer almaktadır. Bu faktörlerin ayırt edilmesi ruh sağlığı alanında çalışan klinisyenler, özellikle ruh sağlığı ve psikiyatri hemşireleri tarafından, sürdürüm tedavilerinde dikkat edilmesi gereken noktalarda yeni bir bakış açısı geliştirilebilmesi açısından önemlidir. Ayrıca iki uçlu bozukluğun yönetiminde hastayla birlikte çalışılabilecek alanlar hakkında farkındalık kazanılabilecektir.
Bipolar Bozukluk tanısı olan hastalarda çocukluk çağı travmaları ile olumsuz hastalık algısı arasındaki ilişkide umutsuzluğun aracı rolü
Bu çalışmanın amacı bipolar bozukluk tanısı olan hasta örnekleminde çocukluk çağı travmaları ile olumsuz hastalık algısı arasındaki ilişkide umutsuzluğun aracı rolünün incelenmesidir. Ek olarak; çocukluk çağı travması, umutsuzluk ve olumsuz hastalık algısı değişkenleri arasındaki ilişkilerin ve bu değişkenlerin katılımcılara ait çeşitli sosyodemografik özelliklere göre farklılık gösterip göstermediğinin incelenmesi de amaçlanmaktadır. Araştırma ilişkisel tarama modeli çerçevesinde planlanmıştır ve kesitsel bir çalışmadır. Araştırmanın örneklemini bipolar bozukluk tanısı almış ve remisyonda olan, 18- 65 yaş aralığındaki 121 (65 kadın, 56 erkek) katılımcı oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama araçları olarak Demografik Bilgi Formu (DBF), Çocukluk Çağı Olumsuz Yaşantılar Ölçeği (ÇÇOYÖ), Beck Umutsuzluk Ölçeği (BUÖ) ve Kısa Hastalık Algısı Ölçeği (KHAÖ) kullanılmıştır. Gerçekleştirilen analizler sonucunda çocukluk çağı travmaları ile umutsuzluk (p<0,01), çocukluk çağı travmaları ile olumsuz hastalık algısı (p<0,01) ve umutsuzluk ile olumsuz hastalık algısı (p<0,01) arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Aracılık modelinin analiz sonuçlarına göre, çocukluk çağı travmaları ile olumsuz hastalık algısı arasında umutsuzluğun kısmi aracılık etkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgular ilgili literatür çerçevesinde tartışılmıştır ve gelecek araştırmalar için önerilerde bulunulmuştur.
Bipolar bozukluğu olan ötimik hastalarda emosyonel tepkisellik ve irkilme yanıtının afektif düzenlenmesi
Emosyonel işlemlemenin bir bileşeni olan emosyonel tepkisellik (ET), duygusal bir uyarana verilen hızlı ve kısa süreli yanıttır. Bipolar bozuklukta (BB); ET ile ilgili çalışmalarda hastalık ve düzelme dönemlerinde, irkilme yanıtında ve ET'de birbiri ile çelişen nicelik ve nitelik olarak farklı sapmaların bildirildiği çalışmalar bulunmaktadır. İrkilme yanıtındaki bu değişikliklerin, Bu çalışmada, eş tanıları olmayan ötimik bipolar hastalar, BB'de önemli bir nörofizyolojik biyobelirteç olabilecek irkilme refleksinin afekt ile düzenlenmesi (İRAD) açısından değerlendirilmiştir. Bu amaçla hasta ve sağlıklı kontrollerin nesnel ve öznel yöntemlerle elde edilen ET ölçümleri, gruplar arasında karşılaştırılmıştır. Hastaların SCID 5 (DSM 5 Bozuklukları için Yapılandırılmış Görüşme- Klinisyen Versiyonu) ile tanıları doğrulanmış ve eş tanısı olan hastalar, kontrol grubunda da psikiyatrik hastalıklar dışlanmıştır. Tüm katılımcılar Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ), Hamilton Depresyon Derecelendirme Ölçeği (HAM-D), Hamilton Anksiyete Derecelendirme Ölçeği (HAM-A), Klinik Global İzlenim ölçeği, Young Mani Derecelendirme Ölçeği (YMDÖ) ile değerlendirilmiştir. International Affective Picture System (IAPS)'dan seçilmiş 45 resim ile üç duygusal koşul (olumlu-nötr-olumsuz) oluşturulmuştur. Akustik uyaran ile irkilme tetiklenerek İRAD değerlendirilmiştir. Ayrıca hastaların her resme verdikleri değerlik ve uyarılabilirlik puanları ile öznel deneyimleri incelenmiştir. Çalışmaya 33 hasta, 35 sağlıklı kontrol dahil edilmiştir. Hasta ve kontroller karşılaştırıldığında gruplar arasında HAM-D, HAM-A, YMDÖ ölçek puanları bakımından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır. Her iki grup da olumlu, nötr ve olumsuz içerikli resimleri beklenildiği doğrultuda normatif değerlerle uyumlu olarak derecelendirmiştir. Hasta grubu kontrollere kıyasla resimleri daha yüksek puanlı değerlendirmişlerdir. Farklı koşullarda irkilme genliği kontrol grubunda doğrusal örüntüyü gösterirken, hasta grubunda doğrusal örüntü kaybolmuştur. Hasta grubunda; kontrollerden farklı olarak resim değerliklerinin genlik üzerinde anlamlı etkisi olmadığı da saptanmıştır. İrkilme refleksi alanının ise emosyonel koşullara göre değiştiği ancak grubun alan üzerinde anlamlı etkisi olmadığı gösterilmiştir. Latans açısından bakıldığında hasta ve kontroller arasında fark gözlenmemiştir ve emosyonel koşullardan etkilenmediği görülmüştür. Sonuç olarak BB'de ötimik dönemde ET azalmış, İRAD baskılanmışır ve bu İR alan ve genlik ölçümleriyle gösterilmiştir.
Psikiyatrik hastalık tanılı bireylerde duyusal duyarlılık ölçeği'nin Türkçe uyarlama geçerlik ve güvenirlik çalışması
Bu araştırma, yetişkin bireylerde duyusal modülasyon bozukluğunu klinik olarak tespit etmek amacıyla geliştirilen Duyusal Duyarlılık Ölçeği'nin (DDÖ) Türkçe'ye uyarlanması, sağlıklı ve psikiyatrik hastalık tanılı bireylerde geçerlilik ve güvenirliğini değerlendirmek amacıyla planlanmıştır. Araştırmaya; 384 sağlıklı, 149 şizofreni, 225 depresyon ve 155 bipolar bozukluk tanılı birey olmak üzere toplam 913 birey dâhil edilmiştir. Uyarlama çalışması sürecinde Beaton'ın tanımladığı çeviri prosedürü uygulanmıştır. Kapsam geçerlilik indeksi, 15 uzmanın 58 soruyu üçlü derecelendirme sistemine göre değerlendirmesi ile (KGİ)=0,818 olarak hesaplanmış ve ölçek istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (KGİ=0,818>0,67). Referansa Göre Uyum Geçerliği, Adölesan Yetişkin Duyu Profili ile değerlendirmiş (Spearman korelasyon katsayı değeri: 0,400) ve ölçek toplam puanı için uyum geçerliği düşük olarak nitelendirilmiştir. Ölçeğin yapı geçerliği, doğrulayıcı faktör analizi yöntemi ile incelenmiş ve iki faktörlü yapısı doğrulanmıştır. Cronbach's Alpha güvenilirlik katsayısı Arzulama alt ölçeği için alfa katsayısı 0,812, Kaçınma alt ölçeği için 0,815 ve toplam ölçek için ise 0,837 olarak bulunmuştur. Madde ayırt edicilik Gücü İndeksi (p<0,001) çok iyi bulunmuştur. Test-Tekrar Test Yöntemine göre toplam ölçek puanına ait Spearman korelasyon katsayısı 0,974 olarak bulunmuştur. Bu sonuçlara göre ölçek alt boyutları ve toplam ölçek puanı için ölçeklerin36 madde ile geçerli ve güvenilir olduğu sonucuna varılmıştır. Ölçeğe ait tanımlayıcılar incelendiğinde genel toplam ölçek bakımından sağlıklı, şizofreni, depresyon ve bipolar bozukluk tanılı birey grupları arasında anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,001). Genel ölçek puanının hasta gruplarında daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Bunun yanı sıra alt ölçek puanlarının demografik değişkenlere göre farklılığı incelenmiştir. Buna göre Arzulama alt ölçeği bakımından cinsiyet, çalışma durumu ve medeni durum kategorileri arasında anlamlı farklılık gösterdiği tespit edilmiştir (sırasıyla p=0,015, p=0,001 ve p=0,008). Kaçınma alt ölçeği bakımından ise cinsiyet, eğitim düzeyi, çalışma durumu, aylık gelir ve medeni durum kategorileri arasında anlamlı farklılık tespit edilmiştir (sırasıyla p<0,001, p<0,001, p<0,001, p=0,017 ve p<0,001). Sonuç olarak DDÖ sağlıklı ve psikiyatrik hastalık tanılı yetişkin bireylerde klinik olarak duyusal modülasyon bozukluğunu tespit etmek için bazı maddeleri ile geçerli ve güvenilir bir ölçek olduğu belirlenmiştir.
Bipolar hastalar açısından iyileşmenin taşıdığı anlam
Amaç: Çalışmanın amacı; bipolar tanısı olan bireylerin iyileşme süreçleri ile ilgili duygu ve düşüncelerini ortaya çıkarmak, iyileşme sürecini etkileyen faktörleri bulmak, iyileşme kavramına verdikleri anlamları açığa çıkararak bireylerin iyileşme deneyimlerini bütüncül bir resim ile sunmaktır. Yöntem: Çalışma nitel araştırma yöntemlerinden fenomenolojik desene dayalı olarak gerçekleştirilmiştir. Amaçlı örnekleme yöntemlerinden ölçüt örnekleme yöntemiyle belirlenen 28 katılımcı ile yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Görüşme formunda yer alan araştırma soruları; iyileşmenin anlamına, iyileşmeye ait duygulara, iyileşmeyi etkileyen faktörlere ve bireysel iyileşme çabalarına yöneliktir. Verilerin analizinde MAXQDA Plus Programı kullanılarak tümevarıma dayalı analiz yapılmıştır. Bulgular: İyileşme kavramı; yolculuğun başlangıcı, yolculuğun rotası, yolculuğun içindeki durak ve yolculuğun anlamı başlıkları altında yolculuk metaforu ile betimlenmiştir. 'Yolculuğun Başlangıcı', bipolar bozukluğun ortaya çıkması veya tekrarlamasıdır. Bireyler iyileşme yolculuğuna, o an iyi ve kötü hayatlarında var olanları alarak çıkmaktadır. Bipolar bozukluğa, aileye, sosyal çevreye, ilaçlara yönelik algıları, duyguları, bilgileri, deneyimleri ve dayanıklılık düzeyleri bavulun içinde yer alanlardır. Yolculuğa çıkabilmek için gerekli olan bilet, 'İlaçlar' olarak tasvir edilmiştir. İlaç kullanımı ile ilgili paylaşımlar; 'ilaçlar olmadan asla!', 'bıraktım ama neden?' ve 'kullandım sonuç aynı' başlıkları altında toplanmıştır. Her yolculuğun bir rotası ve her yolcunun bir hedefi vardır. Bu doğrultuda, 'Yolculuğun Rotası' teması oluşmuştur. 'Yolculuğun İçindeki Durak' teması, bireylerin hastane süreçlerini temsil etmektedir. Bu tema; 'hastane istasyonu', 'istasyon çalışanları' ve 'yol arkadaşları' başlıklarından oluşmaktadır. Bireyler, 'Yolculuğun Anlamı'nı, üretmek, sevmek, sevgiyi anlamak ve mutluluğa ulaşmak olarak açıklamışlardır. Sonuç: Çalışma sonucunda, iyileşmenin anlamı ağırlıklı olarak, topluma dahil olma, çalışabilme, yuva kurma, verimli olma, iyi ilişkiler, uğraşlarının olması, gündelik hayatı sürdürebilme gibi çağdaş yaklaşıma paraleldir. Bunun yanında, geleneksel iyileşme tanımını destekler nitelikte; ilaç kullanmama, eski hayata dönme, belirtilerin olmaması ve hastalığın hiç olmaması yönünde tanımlamalarda vardır. İyileşmeye yönelik en temel duygu ise mutluluktur. Anahtar Kelimeler; Bipolar bozukluk; iyileşme; nitel araştırma; fenomenoloji
Ebeveyninde bipolar bozukluk olan gençlerin benlik tasarımlarının incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, ebeveyninde bipolar bozukluk olan gençlerin benlik tasarımlarını incelemektir. Araştırma ebeveyninde bipolar bozukluk olan 131 genç ile yürütülmüştür. Araştırmaya katılan gençlere Tanıtıcı Bilgi Formu ve Benlik Tasarımı Ölçeği uygulanmıştır. Ebeveyninde bipolar bozukluk olan gençlerin sosyo-demografik özelliklerinden yaş, cinsiyet, eğitim durumu, medeni durum ve aile yapısı ile benlik tasarımı puan ortalamaları arasında anlamlı bir fark bulunmazken gelir düzeyi ile benlik tasarımı puan ortalmaları arasında anlamlı farklılık saptanmıştır. Gelir düzeyi yüksek olan gençlerin, gelir düzeyi düşük olan gençlere oranla benlik tasarımı ölçeğinden aldıkları puanların daha yüksek olduğu bulunmuştur. Ebeveyninde bipolar bozukluk olan gençlerin hangi ebeveyninin hasta olduğu, hasta olan ebeveynin eğitim durumu, yaşı, hastalık tanı yılı ve hasta ebeveynle birlikte yaşama yılı benlik tasarımı puan ortalamalarını etkilememiştir. Ancak yetişirken anne babası dışında büyükannesinden ve büyükbabasından destek alan gençlerin benlik tasarımı ölçeğinden aldıkları puanların daha yüksek olduğu bulunmuştur. Ebeveyninde hastalık olmayan gençlerin oluşturduğu örneklemlerle kıyaslandığında ebeveyninde bipolar bozukluk olan gençlerin benlik tasarım puan ortalamasının daha düşük olduğu görülmektedir. Bu gençlerin benlik tasarımlarının olumlu yönde arttırılabilmesi için uzman desteğine ihtiyaçları vardır. Ruh sağlığı ekibinin bir üyesi olarak uzman psikiyatri hemşirelerinin bu bağlamdaki müdahaleleri olumlu katkı sağlayacaktır.
Bipolar bozuklukta metabolik sendromun serum agouti related peptid ve yeme davranışı ile ilişkisinin incelenmesi: Sağlıklı kontrollerle karşılaştırmalı kesitsel bir çalışma
Giriş: Metabolik Sendrom(MS); dünyada giderek daha fazla sayıda insanı etkileyen, patogenezinde insülin direncinin rol oynadığı sıklığı yaşla birlikte artış gösteren bir hastalıktır. MS' un veya bileşenlerinin neden olduğu kardiyovasküler komplikasyonlar tüm ölüm nedenleri arasında ilk sıralara doğru ilerlemektedir. Son yıllarda bipolar bozukluk ve şizofrenisi olan hastalarda MS sıklığını araştıran çalışmalara önem verilmektedir. Bu çalışmalarda MS ve ilişkili metabolik bozukluklar genel popülasyona göre daha yüksek oranlarda görülmektedir. Fagiolini ve arkadaşları, Bipolar bozukluğu olan hastalarda yaptıkları bir çalışmada MS sıklığını %30 olarak saptamıştır. Ülkemizde yapılan çalışmada Yumru ve arkadaşları bipolar bozukluğu olan hastalarda ATP-III' e göre MS sıklığını kadınlarda %36,2, erkeklerde %29,5 olarak bulmuşlardır. Amaç: Bu çalışmada sadece duygu durum dengeleyici ile takip edilen bipolar bozukluk hastalarında metabolik değişiklikler ile serum agouti related peptid seviyeleri arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi ve metabolik sendrom açısındanDEBQ'nun(The Dutch Eating Behavior Questionnaire) alt boyutları olan kısıtlayıcı, duygusal ve dışsal yeme davranışlarından alınan puanların farklılaşıp farklılaşmadığını görmek amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmaya Ege Üniversitesi Psikiyatri Anabilim Dalı Affektif Hastalıklar Tedavi Birimi tarafından izlenmekte olan, DSM-IV ölçütlerine göre bipolar bozukluk tanı kriterlerini karşılayan ve en az üç aydır koruyucu tedavi olarak sadece duygu durum dengeleyici kullanan 20 kadın, 20 erkek toplam 40 hasta alınmıştır. Hastaların bu ilaçlar dışındaki psikotrop,antilipidemik ve antidiyabetik ilaçları en az altı aydır kullanmıyor olmaları şart koşulmuştur. Sağlıklı kontrol grubu çalışmaya katılmaya gönüllü olan hayatında hiç duygu durum dengeleyici kullanmamış, halen hiçbir psikotrop, antilipidemik ve antidiyabetik ilaç kullanmayan; hasta grubuyla örneklem sayısı cinsiyet, yaş özellikleri bakımından benzer olmasına dikkat edilerek 40 kişi ile oluşturulmuştur. Çalışmaya katılma kriterlere uygun olan kişiler psikiyatrik muayeneden geçirilmiştir. Veri toplama aracı olarak sosyodemografik özellikleri; hasta grubu için hastalık bilgilerini, kullanılan psikotroplarla ilgili bilgileri, biyokimyasal, hormonal ve antropometrik bilgileri içeren olgu rapor formu doldurulmuştur. Çalışmaya katılmayı kabul eden olguların aynı gün içinde veya en kısa zamanda görüşmeci tarafından psikometrik değerlendirmelerinin yapılması sağlanmıştır. Bulgular: Hasta grubundan 20 (%50), kontrol grubundan 11 (%27.5) kişi metabolik sendrom tanısı almıştır. Metabolik sendrom varlığı açısından gruplar arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir faklılık tespit edilmemiş olmakla beraber p değeri 0.066 saptanmıştır. Hasta ve kontroller arasında VKİ ve metabolik sendrom arasındaki ilişki araştırılmış Metabolik sendrom tanısı alan hasta ve kontrollerin VKİ'lerinin istatistiki açıdan anlamlı derecede yüksek olduğu saptanmıştır. Çalışmaya katılan hastaların hastalık süresi ve metabolik sendrom arasındaki ilişki değerlendirilmiş hastalık süresinin artması ile metabolik sendrom arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Katılımcıların antropometrik ölçümleri, hormonal ve biyokimyasal analizleri değerlendirilmiş hastalarda kontrollere kıyasla trigliserit, açlık kan şekeri, sistolik ve diyastolik kan basıncı ortalamalarının istatistiksel anlamlı olarak yüksek, FT3 düzeyi ortalamasının ise düşük olduğu tespit edilmiştir. Metabolik parametreler ile alkol ve sigara kullanımı arasındaki ilişki incelendiğinde kontrol grubunda alkol kullanımı ile total kolesterol ve LDL, sigara kullanımı ile HDL arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Hasta ve kontrol grupları DEBQ alt ölçekleri açısından incelendiğinde, hasta grubu ile kontrol grubu arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark saptandı, hasta grubunda daha çok kısıtlayıcı yeme davranışı gözlenirken, kontrol grubunda daha çok dışşal yeme davranışı gözlenmiştir. Katılımcılar VKİ'lerine göre gruplandırılıp DEBQ alt ölçekleri açısından incelendiğinde gruplar arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark bulunmamakla birlikte 18.0≤(VKİ)≤24.9 olanlarda daha çok dışsal yeme davranışı görülürken, (VKİ)>24.9 olanlarda kısıtlayıcı ve dışsal yeme davranışı görülmüştür. Sonuç: Bu çalışma metabolik sendromun, insülin direnciyle başlayan abdominal obezite, glukoz intoleransı veya diabetes mellitus, dislipidemi, hipertansiyon ve koroner arter hastalığı (KAH) gibi sistemik bozuklukların birbirine eklendiği ölümcül bir endokrinopati olması ve metabolik sendrom açısından risk grubu olan bipolar bozukluk tanısı ile izlenen hastalar için olumsuz sonuçlara yol açabilecek bir tablonun ucuz bir yöntemle erken yakalanabileceğinin fakındalığının arttırması açısından önemlidir. Metabolik sendromun en önemli yordayıcılarından biri olan obeziteyi farklı boyutlarıyla ele almanın, yeme davranışı ve bunu başlatan faktörlerin detaylı bir şekilde ele alınmasının ve psikoeğitimin, ilaç kullanımı veya bariatrik ameliyat gibi çeşitli tedavilere büyük oranda katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Metabolik sendromun temel yordayıcısı olan obeziteye yeni bir bakış açısı katabileceği düşünülen serum AgRP düzeyi ve yeme davranışı ile ilişkisini inceleyen disiplinler arası araştırmaların sürdürülmesi, metabolik sendromundan koruma ve bulguların yakalanması halinde erken tedaviye yönlendirme ve psikoeğitimin hastaların hayat kalitelerini nasıl değiştirdiğini araştıran izlem çalışmalarının yapılması önerilir. ANAHTAR KELİMELER: Bipolar Bozukluk, Metabolik sendrom, AgRP(Agouti Related Peptid), Yeme Davranışı
Çocukluk çağı şizofreni ve bipolar bozukluk hastalarında istismar-çocukluk çağı travmaları
Her dört çocuktan biri 18 yaşında önce travmatik bir deneyim yaşamaktadır. Bu travmatik yaşantılar cinsel, fiziksel, duygusal istismar veya fiziksel ve duygusal ihmal şeklinde olabilmektedir. Çocuk istismarı ve ihmali dünyanın her yerinde rastlanan, konunun üzerine gidildikçe sıklığının oldukça fazla olduğu anlaşılan bir durumdur. Psikiyatrik hastalıkların da istismar ve ihmallerin ilişkisi klinisyenler tarafından iyi bilinmektedir. Bipolar bozukluk oldukça yüksek kalıtım oranlarına sahip olmakla birlikte psikososyal stresörlerin ilk ve takip eden atakların ortaya çıkmasında etkili olduğu düşünülmektedir. Erişkin başlangıçlı şizofrenide de varsanılar ve sanrılar gibi psikotik bulguların çocukluk çağı travmaları ile ilişkisi, bu hasta gruplarında çocukluk çağı travmalarının yüksek oranlarda olduğu, gösterilmiştir. Bu hastalıkların erişkin görünümlerinde çocukluk çağı travmaları araştırılmış bir konu iken, çocukluk çağı başlangıçlı formlarındaErken başlangıçlı şizofreni ve Bipolar Bozukluk hastalarında çocukluk çağı travmalarının varlığını, sıklığını ve şiddetini araştırmak; bu çocukluk çağı travmalarının türleri ve şiddetleri ile psikiyatrik tablodaki semptomların çeşitliliği ve şiddeti arasındaki ilişkiyi incelemek, travmanın yaşam kalitesi üzerindeki etkisini araştırmak amaçlanmıştır. travmaların varlığı ve travmanın hastalık ile ilişkisi, üzerinde henüz çalışılmamış bir konudur.
Bipolar bozukluk hastalarında kronotipin uyku kalitesi, yeme tutumu ve kardiyovasküler risk ile ilişkisi
Bipolar bozukluk (BB) tanısı olan hastalarda yaşam süresini kısaltan tıbbi hastalıkların başında kardiyovasküler hastalıklar (KVH) gelmektedir. Son yıllarda bazı ruhsal hastalıkların etiyolojisinde ve seyrinde sirkadiyen ve kronobiyolojik hipotezlere yapılan vurgu dikkat çekicidir. BB tanılı hastalarda kronotiple ilişkili klinik araştırmalar sınırlı sayıdadır. Bu çalışmada ötimik dönemdeki BB tanılı hastaların kronotip tercihlerine göre uyku kalitesi, yeme tutumları ve KVH riski özellikleri yönünden incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmamıza BB tanısı ile takip edilen 78 hasta dahil edilmiştir. Katılımcılara sosyodemografik ve klinik veri formu, Hamilton Depresyon Derecelendirme Ölçeği (HAMD), Young Mani Derecelendirme Ölçeği (YMDÖ), Kısa İşlevsellik Değerlendirme Ölçeği (KİDÖ), Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ), Sabahçılık-Akşamcılık Anketi (SAA) ve Yeme Tutum Testi-40 (YTT-40) uygulanmıştır. Ayrıca metabolik sendrom (MetS) parametreleri değerlendirilmiştir. Kardiyovasküler risk açısından SCORE-2 (Systematic Coronary Risk Evaluation-2), MetS varlığı, plazma aterojenite indeksi (PAI), Castelli-1 ve 2 risk skoru ve visseral adipozite indeksi (VAI) hesaplanmıştır. İstatistiksel analizler SPSS Statistics 25.0 kullanılarak yapılmıştır. SAA anketine göre katılımcılar sabahçı (n=25, %32,1), ara tip (n=26, %33,3) ve akşamcı (n=27, %34,6) olmak üzere üç kronotip grubuna ayrılmıştır. Akşamcı grupta tansiyon değerlerinin daha yüksek ölçüldüğü, diğer antropometrik ve fizik muayene ölçümlerde farklılık saptanmadığı gözlenmiştir (p>0,05). HDL değerinin akşamcılarda daha düşük olduğu gözlenmiş, diğer biyokimyasal parametrelerde anlamlı farklılık saptanmamıştır. Akşamcılar %89 sıklıkta kötü uyku kalitesine sahip olduklarını bildirmişlerdir. Uyku kalitesi ile ilgili boyutlardan gündüz işlev bozukluğunun KVH riski ile zayıf ancak pozitif yönde ilişkili olduğu saptanmıştır. Katılımcıların yaklaşık %21'inde yeme bozukluğuna yatkınlık saptanmış, yeme bozukluğu yönünden kronotip grupları arasında anlamlı farklılık olmamakla birlikte akşamcı bireylerin daha sağlıksız beslenme alışkanlıklarına sahip olduğu gözlenmiştir. Kronotip gruplarından akşamcı gruptaki yaklaşık her üç hastadan ikisinde MetS olduğu saptanmıştır. KVH riskine ilişkin diğer parametrelerden; PAI, Castelli-1 ve 2 skorları ve VAI'de gruplar arasında anlamlı farklılık gözlenmemiştir. Sonuç olarak çalışmamızda akşamcı kronotipe sahip bireylerde daha olumsuz klinik seyre, daha kötü uyku kalitesine, daha sağlıksız beslenme alışkanlıklarına ve daha yüksek KVH riskine işaret eden bulgular saptanmıştır. BB tanısına sahip akşamcı bireylerde sirkadiyen regülasyonu hedefleyen kronobiyolojik tedavi müdahalelerinin hem BB'un klinik seyrine hem de eşlik eden KVH'ların azaltılmasına katkı sunacağını düşünüyoruz. Kronotip araştırmaları BB tanısı olan kişilerde kardiyometabolik açıdan daha riskli grubun tanınmasında yol gösterici olabilir. Anahtar Kelimeler: Bipolar bozukluk, kardiyovasküler hastalıklar, kronotip
İkiuçlu (Bipolar) bozukluğu ve şizofreni tanısı almış yetişkinlerde algılanan ebeveyn tutumları ile psikolojik sağlamlık ve baş etme yolları arasındaki ilişki
Ebeveynler, bireylerin yaşamlarında ilk tanıştığı, en uzun süre temas ettiği ve sıklıkla etkileşimde bulunduğu kişilerdir. Genetik ve ebeveyn araştırmaları anne babaların bireyler üzerindeki etkisine odaklanarak bu etkileri ve ilişkileri nicel olarak incelemeye çalışmaktadır. Ebeveyn tutumlarının bireylerin ebeveyn davranışlarına bakış açıları üzerinden incelenmesi de uzun yıllardır alan yazında çalışılan konulardan biridir. Algılanan ebeveyn tutumları ebeveynlerin davranışlarındaki mesajların anlamlandırılması, bu mesajların işlenmesi ve mesajlara verilen yanıtlarla ilişkilidir. Mevcut çalışmada ebeveyn tutumlarına bireylerin bakış açısından yaklaşarak algılanan ebeveyn tutumları ile psikolojik sağlamlık ve baş etme yolları arasındaki ilişkinin ikiuçlu (bipolar) bozukluğu ve şizofreni tanısı almış kişilerde incelenmesi amaçlanmaktadır. Araştırma ilişkisel tarama modeliyle yapılmıştır. Çalışmaya DSM-5'e göre ikiuçlu (bipolar) bozukluğu ve şizofreni tanısı almış 18- 75 yaş aralığında 37 kadın (%35) ve 68 erkek (%65) olmak üzere toplam 105 kişi katılmıştır. Algılanan ebeveyn tutumları Young Ebeveynlik Ölçeği, psikolojik sağlamlık Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği ve baş etme yolları Baş Etme Yolları Ölçeği ile ölçülmüştür. Verilerin istatistiksel analizi için IBM SPSS Statistic 22 kullanılmıştır. Değişkenlerin arasındaki ilişkiyi incelemek için normallik sayıltıları doğrultusunda Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA), Bağımsız Gruplar için T- Testi ve Çoklu Regresyon Analizi kullanılmıştır. Çalışmanın sonucunda algılanan ebeveyn tutumlarının alt boyutlarından bazılarının psikolojik sağlamlık ve baş etme yolları alt boyutları ile anlamlı farklılık gösterdiği saptanmıştır. Elde edilen bulgular alan yazın doğrultusunda tartışılmıştır.
Şizofreni ve bipolar bozukluk tanılı hastalarda cisterna magna ve cerebellum hacimlerinin değerlendirilmesi
Mega cisterna magna, kistik posterior fossa malformasyonlarının neredeyse yarısını temsil eden nispeten yaygın bir durumdur. Genellikle asemptomatiktir ve tesadüfen keşfedilir. Mega cisterna magna'ya bağlı cerebellar disfonksiyonların psikotik bozukluklara neden olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmanın amacı; şizofreni ve bipolar bozukluk tanılı hastalara ait kraniyal manyetik rezonans görüntülerinde cisterna magna ve cerebellum hacmi ile cerebellar kortikal kalınlıkları sağlıklı bireylerle karşılaştırarak mega cisterna magna'ya bağlı cerebellar disfonksiyonun psikiyatrik belirtilerin ortaya çıkmasına olan etkisini araştırmaktır. Çalışmada Balıkesir Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Polikliniği'ne başvurup 26 şizofreni ve 26 bipolar bozukluk tanısı alan hasta ile 26 sağlıklı kontrol grubu olmak üzere toplam 78 bireyin kraniyal manyetik rezonans görüntüleri retrospektif olarak incelendi. Cerebellum hacmi ve cerebellar kortikal kalınlıklar VolBrain, cisterna magna hacmi ise ITK-SNAP 4.0 yazılımı kullanılarak volümetrik olarak değerlendirildi. Elde edilen veriler Sosyal Bilimler İçin İstatistik Paketi versiyon 25 yazılımına aktarılarak istatistiksel olarak analiz edildi. Değişkenlerin istatistiksel analiz sonuçlarına göre; cisterna magna hacmi şizofreni ve bipolar bozukluk tanılı hastalarda sağlıklı kontrollere kıyasla daha büyük bulundu. Bipolar bozukluk tanılı hastalarda kontrol grubuna göre; lobul V, VI, VIIIA ve VIIIB kortikal kalınlığında, şizofreni tanılı hastalarda da kontrol grubuna göre; lobul VIIIA ve X kortikal kalınlığında anlamlı derecede bir azalma tespit edildi. Şizofreni tanılı hastalarda ise bipolar bozukluk tanılı hastalara göre; lobul X kortikal kalınlığındaki asimetride anlamlı bir azalma görüldü. Ayrıca yaş ile cisterna magna hacmi arasında pozitif yönde, yaş ile cerebellum hacmi arasında negatif yönde bir korelasyon tespit edildi. Sonuç olarak, mega cisterna magna, son zamanlarda yapılan araştırmalarda şizofreni ve bipolar bozuklukla ilişkilendirilen ancak yalnızca vaka raporları ile sınırlı olan bir nörogörüntüleme bulgusunu temsil etmektedir. Elde edilen bulgular mega cisterna magna'nın cerebellar disfonksiyona neden olarak bireylerde psikiyatrik semptomların görülmesine neden olan altta yatan nörogelişimsel anomaliler için bir biyobelirteç görevi görebileceğini göstermektedir.