Coronary artery bypass

104 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Diyabetik ve NON-diyabetik hastalarda nırs'ın ısı akım ve hemoglobin ile ilişkisi

Ormanoğlu Ö. Diyabetik ve Diyabetik Olmayan Hastalarda NIRS (Near-Infrared spektroskopi)'ın Isı, Flow ve Hemoglobin ile ilişkisi, Namık Kemal Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı Perfüzyon Programı Yüksek Lisans Tezi, Tekirdağ, 2020. Koroner arter hastalığı, Dünyada ve ülkemizde açık kalp cerrahisinin gelişimiyle birlikte hızlı bir şekilde tedavi edilmektedir. Tip 2 diyabete sahip hastalarda kardiyovasküler hastalıklarında ilerleme seyri yapılan çalışmalarla kanıtlanmıştır. Koroner arter bypass greft ameliyatları esnasında asıl amaç özellikle miyokardın ve diğer organların oksijensiz kalmasının ve kan dolaşımının yetersiz olmasından korunmasıdır. Near infrared spektroskopi cihazının geliştirilmesiyle birlikte özellikle beyin perfüzyonunun ne derecede sağlandığını gözlemlemek tamamen doğru veriler elde edilmese de yol gösterici olmaktadır. Yaptığımız çalışmamızda KABG operasyonu geçiren Tip 2 diyabete sahip olan (Grup 1) ve olmayan (Grup 2) 25'er kişiden oluşan iki hasta grubu oluşturulmuştur. Ameliyat esnasında belirlenen aralıklarla kan gazı değerlendirilmesi yapılmış olup bu değerlendirmede hemoglobin değerleri takip edilmiştir. Aynı zamanlarda özefagus probu aracılığıyla vücut ısısı, kalp akciğer makinesi ile de kan akımının takibi yapılmış ve NIRS cihazı ekranından okunan oksijen değerleri üzerine etkisi araştırılmıştır. Her iki grup açısından değerlendirmede grup 1 hastalarında beynin oksijenlenmesinin grup 2 hastalara göre daha düşük olduğu görülmüştür. Grup 2 hastaların Hb değeri grup 1'e oranla daha yüksek ölçülmüş buda ameliyat sırasında beyin iskemisinin önüne geçmek için daha fazla oksijen taşıdığının kanıtı olarak görülmüştür. Vücut ısıları her iki grupta da aynı oranlarda seyretmiş bir farklılık gözlenmemiştir. Flow değerleri açısından anlamlı farklılık bulunmamıştır. Ameliyat süresi boyunca bazal rSO2 değerlerine göre zamanla azalma görülmüş, bypass sonlandırılırken tekrar bazal değere yaklaşmıştır.

Diabetes mellitusEkstrakorporeal dolaşımKoroner arter bypass+4
Özge Ormanoğlu
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

KABG yapılan 75 yaş üstü hastalarda operasyonrisk analizinin retrospektif değerlendirilmesi

Koroner arter hastalığının (KAH) gelişiminde yaş önem arzeden bir risk faktörüdür. Ülkemizde de tüm dünyada olduğu gibi toplumun demografik farklılık göstermesiyle artmaktadır. Çalışmamıza dahil edilen 75 yaş ve üzeri hastaların cinsiyetleri, renal disfonksiyonunun olup olmaması, peroperatif kros-klemp süresi, bypass süresi, postoperatif dönemde yoğun bakım sürelerine göre değerlendirerek çalışmamızda mortalite ve morbiditenin risklerinin derecesini belirlemeyi amaçladık. Cinsiyete göre kadın hastaların yoğun bakımda kalma süresinin erkek hastalara oranla daha uzun olduğu ve damar sayısı sınıflarına göre damar sayısının artmasına paralel olarak bypass ve kros-klemp sürelerinde artma olduğu gözlendi. Yoğun bakımda yatış süresinin 1 birim artması sonucunda, mortalite riski 1,697 kat artacaktır (%69,7). Renal disfonksiyon durumunun mortaliteyi etkileyen anlamlı bir değişken olduğu tespit edilmiştir. Renal disfonksiyonu olanların, olmayanlara göre mortalite riski 12,875 kat daha fazla olduğu görüldü.

Cerrahi-kardiyovaskülerGeriatriKalp hastalıkları+7
Gülşen Öztürk
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Elektif koroner arter baypas greftleme cerrahisi olgularında pulsatil ve nonpulsatil ekstrakorperal dolaşımın serebral NIRS düzeylerindeki değişim ile böbrek fonksiyonlarının korelasyonunun değerlendirilmesi

Akut renal yetmezlik KABG cerrahisi sonrası önemli bir morbidite ve mortalite nedenidir. Fonksiyonel NIRS beyin perfüzyonunu gösteren bir yöntemdir. Serebral NIRS böbrek üzerinden ölçülen somatik NIRS'a göre böbrek fonksiyonları ile daha koreledir. Bu çalışmada pulsatil ve nonpulsatil akımın serebral NIRS ile renal fonksiyonlara etkisini araştırmayı amaçladık. Çalışmamızda Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı'nda KABG operasyonu uygulanacak hastalarda pulsatil ve nonpulsatil EKD'ın serebral NIRS düzeylerindeki değişim ile böbrek fonksiyonlarının korelasyonu değerlendirildi. Preoperatif renal yetmezlik skoru birbirine yakın, izole koroner arter baypas cerrahisi uygulanan 52 ardışık hasta prospektif olarak çalışmaya dahil edildi. Basit randomizasyon yöntemiyle 26 hastaya pulsatil perfüzyon (Grup I), 26 hastaya nonpulsatil perfüzyon (Grup II) kros klemp süresince uygulanmıştır. Hastaların demografik özellikleri [yaş, cinsiyet, vücut kitle indeksi (VKİ), yandaş hastalıklar, operasyon, AKK (aort kros klemp zamanı) ve perfüzyon süreleri], hematolojik ve biyokimyasal parametreleri [preoperatif ve postoperatif; üre, kreatinin, preoperatif ve peroperatif; arteriyel kan gazı (AKG) analizlerinden; PO2, PCO2, sPO2, Na, K, baz açığı, hematokrit (Hct); preoperatif renal yetmezlik skorları ve peroperatif NIRS değerlerini karşılaştırılmıştır. Üre ve kreatinin değerleri Grup I ve Grup II arasında preoperatif ve postoperatif dönem arasındaki değerler istatistiksel olarak farksız bulundu. Postoperatif dönemde her iki grupta da istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulundu. NIRS ölçümleri Grup I ve Grup II arasında bazal, 20. dk., 40. dk. arasındaki değerler istatistiksel olarak farksız bulundu. Her iki grupta da 20.dk. ve 40.dk. bazale göre istatistiksel olarak anlamlı düşük bulundu. PO2 ölçümleri Grup I 20. dk. 40. dk. ölçümleri Grup II'ye göre istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulundu. PCO2 ölçümleri Grup I ve Grup II arasında bazal, 20. dk., 40. dk. arasındaki değerler istatistiksel olarak farksız bulundu. SPO2 ölçümleri Grup I 20. dk., 40. dk. ölçümleri Grup II'ye göre istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulundu. K ölçümleri Grup I ve Grup II arasında bazal, 20. dk., 40. dk. arasındaki değerler istatistiksel olarak farksız bulundu. Her iki grupta da 20.dk. ve 40.dk. bazale göre istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulundu. Na ölçümleri Grup I bazal, 20. dk., 40. dk. ölçümleri Grup II'ye göre istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulundu. Her iki grupta da 20.dk. ve 40.dk. bazale göre istatistiksel olarak anlamlı düşük bulundu. B.E. ölçümleri Grup I 20. dk. ölçümleri Grup II'ye göre istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulundu. Her iki grupta da 20.dk. ve 40.dk. bazale göre istatistiksel olarak anlamlı düşük bulundu. Hct ölçümleri Grup I ve Grup II arasında bazal, 20. dk., 40. dk. arasındaki değerler istatistiksel olarak farksız bulundu. Her iki grupta da 20.dk. ve 40.dk. bazale göre istatistiksel olarak anlamlı düşük bulundu. Total pompa süresi ile NIRS değişim oranları (20. dk.- 40. dk.) arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki olduğu tespit edildi. NIRS değişim yüzdesi ile Üre ve Kreatinin değişim yüzdesi arasında istatistiksel olarak anlamlı doğrusal ilişki olmadığı görüldü. NIRS değişim yüzdesi (bazal-40. dk.) ile PCO2 değişim yüzdesi (bazal-40. dk.) arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki olduğu saptandı. Pompa total idrarı ve UF uygulamasının arasında Grup I'de Grup II'ye göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu saptandı. Pulsatil grupta oksijenizasyonun olumlu etkilerinden dolayı nonpulsatil akıma göre tercih edilebilir olduğu kanısına varıldı. Ekstrakorporeal dolaşımda pulsatil akımda idrar miktarları açısından anlamlı olarak daha fazla bulundu. Nonpulsatil akımda ekstrakorporeal dolaşım sırasında UF ihtiyacı pulsatil akıma göre daha fazla tespit edilmiştir. Pulsatil akımın mikrosirkülasyon açısından olumlu etkilerinin nonpulsatil akıma göre daha iyi olduğunu düşünmekteyiz.

Akut böbrek hasarıBöbrek fonksiyon testleriBöbrek hastalıkları+6
Kadir Altınöz
Tekirdağ Namık Kemal University
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Koroner arter bypass greft ameliyatı olacak hastalarda ameliyat öncesi verilecek rutin hasta eğitimi ile video destekli mobilizasyon eğitiminin ameliyat sonrası hareketlilik, kaygı düzeyi ve ağrı üzerine etkisi: Randomize kontrollü çalışma

Araştırma, Koroner arter bypass greft ameliyatı olacak hastalarda ameliyat öncesi verilen rutin hasta eğitimi ile video destekli mobilizasyon eğitiminin ameliyat sonrası hareketlilik, kaygı düzeyi ve ağrı üzerine etkisini incelemek amacıyla randomize kontrollü bir çalışma olarak planlandı. Çalışma, Tekirdağ ilinde Şehir Hastanesi ve bir Devlet Hastanesinde 15.03.2023-15.09.2023 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Koroner arter bypass greft ameliyatı olacak 40 hasta kontrol grubu, 40 hasta deney grubu olmak üzere toplam 80 hasta dahil edildi. Tüm hastalara ameliyat öncesi dönemde "Sürekli Kaygı Ölçeği" (SKÖ), "Durumluk Kaygı Ölçeği" (DKÖ), "Sosyo-demografik veri toplama formu" doldurtuldu. Kontrol grubuna rutin hasta eğitimi verilirken, deney grubuna ek olarak video destekli mobilizasyon eğitimi verildi. Tüm hastalara ameliyat olduktan sonra, ilk mobilizasyondan önce SKÖ ve DKÖ, ilk mobilizasyondan sonra DKÖ, "Hasta Hareketlilik Ölçeği" (HHÖ), "Gözlemci Hareketlilik Ölçeği" (GHÖ) doldurtuldu. 2. günde mobilizasyondan önce DKÖ, SKÖ, mobilizasyondan sonra DKÖ, HHÖ, GHÖ tekrar doldurtuldu. Gruplar arası karşılaştırmalar "Fisher testi" ve "Bağımsız Örneklem t Testi" ile incelendi. Tekrarlı ölçümlerin grup içi karşılaştırmaları ise "Tekrarlı ölçümler ANOVA testi" ile değerlendirildi. Bireylere ait hareketlilik, kaygı ve ağrı puanları arasındaki ilişkiler için "Pearson korelasyon testi" uygulandı. Deney grubundaki hastaların 2. gün mobilizasyon sonundaki durumluk kaygılarının diğer zamanlardan daha az olduğu bulundu. Deney grubundaki hastaların 1. mobilizasyondan itibaren durumluk kaygılarının kontrol grubundaki hastalara göre daha düşük olduğu belirlendi. Deney grubundaki hastaların kontrol grubuna göre 2. günde hareket aktivitelerinin arttığı bulundu.

AğrıHareketlilikKaygı+2
Merve Oyuktaş
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Koroner arter bypass greft ameliyatı geçiren hastaların taburculuk sonrası telefon ile izlenmesinin bakım sonuçlarına etkisi

Günümüzde toplumsal alışkanlıklar, yoğun sigara kullanımı ve stres gibi nedenlerle kalp hastalıkları, en sık yaşanan sağlık sorunları arasında yer almaktadır. Koroner Arter Bypas Greft (KABG) cerrahisi yapılan en yaygın ve maliyetli tıbbi prosedürlerden biridir. KABG sonrası yaşamı veya yaşam kalitesini tehdit edecek önemli komplikasyonlar görülebilir. Bu komplikasyonları önlemek veya erken dönemde tanılamak iyi bir hemşirelik bakımıyla mümkündür. Planlı bir hemşirelik bakımı iyi bir taburculuk eğitimini de kapsar. Hastaların taburculuk sonrası evde gereksinimlerinin belirlenmesi telefon hemşireliği ile yapılabilir. Bu çalışma; koroner arter bypass greft ameliyatı geçiren hastaların taburculuk sonrası telefon ile izlenmesinin bakım sonuçlarına etkisini belirlemek, öğrenme gereksinimlerini belirlemek, komplikasyonları belirlemek ve önlemek amacıyla SANKO Üniversitesi Sani Konukoğlu Hastanesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Kalp Damar Cerrahisi Servisi'nde yatan ve taburcu olan 60 hasta üzerinde tek gruplu yarı deneysel olarak yapıldı. Hastalara taburcu olmadan önce klinik rutinde verilen taburculuk eğitimi sırasında araştırmacı tarafından hazırlanan Hasta Tanılama Formu dolduruldu. Taburculuk sonrası hastalar telefonla aranarak yine araştırmacı tarafından hazırlanan Telefonla Hasta Gereksinimleri Saptanması Anketi dolduruldu. Çalışmaya katılan hastaların %11,7'si (7 hasta) 50 yaş ve altında, %73,3'ü (43 hasta) 51-70 yaş arasında, %15'i (10 hasta) ise 71 yaş ve üzerinde, %63,3'ü (38 hasta) erkek, %36,7'si (22 hasta) kadındı. Hastaların %96,7'sinin (58 hasta) taburculuk sonrası evde bakım verecek yakını bulunurken, %3,3'ünün (2 hasta) bulunmamaktaydı. Taburculuk sonrası hastaların telefonla izleminde 41,2±5,4 dk görüşme sağlandı. Görüşmeler sonucunda; hastaların %75'i yara yeriyle ilgili, %56,7'si ağrı ile ilgili, %41,7'si solunumla ilgili sorunları olduğunu bildirdi. Araştırmacı tarafından sorun bildiren hastalara telefonla danışmanlık yapıldı. Hastaların görüşmelerden memnun olduğu gözlemlendi. Sonuç olarak telefonla hasta gereksinimlerinin saptanmasının hasta bakım sonuçlarına olumlu etkileri olduğu gözlemlendi.

Hasta bakımıHasta takibiHemşirelik+7
Ömer Emre
Sanko University · Institute of Graduate Studies
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Koroner bypass cerrahisi geçirecek hastalara ameliyat öncesi verilen video eğitiminin alt ekstremiteler de venöz sisteme etkisi

Bu araştırma, koroner bypass cerrahisi geçirecek hastalara ameliyat öncesi verilen video eğitiminin alt ekstremiteler de venöz sisteme etkisini değerlendirmek amacıyla yarı deneysel olarak yapıldı. Araştırma Gaziantep Üniversitesi Eğitim ve Araştırma hastanesi kalp ve damar servisinde uygulandı. Araştırmanın evreni Gaziantep Üniversitesi Eğitim ve Araştırma hastanesi kalp damar cerrahi kliniğinde opere olan 105 hasta oluşturuldu. Evreni belli gruplarda örneklemi ise seçimine göre 84 olarak hesaplandı ve Deney grubunu 42, kontrol grubunu 42 hasta oluşturdu. Araştırmaya başlamadan önce etik kuraldan, hastaneden ve hastalardan izin alındı. Araştırma 6 ayda tamamlandı. Serviste yatan 84 hastadan veriler Hasta Tanıtıcı Bilgi formu, Laboratuvar Değerlendirme Formu, Venöz Dolaşımı Değerlendirme Formu, Basınçlı Elastikli Çorabı Giyme Değerlendirme Formu ile toplandı. Hastalardan 42'sine deney grubuna video destekli eğitim verildi, 42'sine kontrol grubuna klinik rutinde var olan eğitim iletildi, araştırma verileri toplandıktan sonra da etik olarak aynı videoyu izlemeleri için eğitim videosu teslim edildi. Yapılan inceleme sonucunda hastaların cinsiyet, BKİ, eğitim durumu, sigara içme, medeni durum, meslek durumu, evde kimle yaşadığı, boy ve kilo varlıkları ile gruplar arasındaki farklılıklar istatistiksel acıdan anlamlı bulunmadı (p>0,05). Hastaların ameliyat öykülerine, ek hastalık varlığında; DM, hiperlidemi, hipertansiyon, kalp pili, antikoagülan/antiagregan kullanımı, ejeksiyon/franksiyon değeri, doğum kontrol hapı kullanımı, menapoz sonrası kemik erimesi hormon kullanım durumuna bakıldığında benzer olduğu belirlendi ve gruplar arasında homojenite sağlandı (p>0,05). Hastaların kan basıncı, nabız, satürasyon, hemoglobin, eritrosit, kan şekeri, trigiliserit, kolestrol, LDL, Wbc, Plt, Inr, Kz, Pz'nında anlamlı bir farklılık olmadığı belirlendi (p>0,05). Hastaların venöz dolaşımında ısı artışı, kızarıklık, ağrı, yanma, şişlik, genişleme, çapta genişlemeye bakıldığında istatistiksel açıdan anlamlı bulunmadı (p>0,001). Hastaların elastik çorabını nasıl giyilecekleri deney grubunda yer alan hastaların doğru yanıtlama oranlarının daha yüksek olduğu gözlendi (p<0,05), basınçlı elastik çorabını çıkardıktan sonra ayak nabzını nasıl ölçeceğini, basınçlı elastik çorabını çıkardıktan sonra bacak çevresini nasıl ölçeceğini deney grubunda yer alanlarda daha yüksek olduğu tespit edildi (p<0,001). Hastaların basınçlı elastik çorabını çıkardığında cildinde morarmanın tamamında olmadığı saptanmış, ayağında soğukluk, karıncalanma, şişlik, yara oluşumu, yanma, kaşıntının deney grubunda daha yüksek olduğu gözlendi (p<0,05). Sonuç olarak; koroner bypass cerrahisi geçirecek hastalara ameliyat öncesi verilen video eğitiminin alt ekstremiteler de venöz sisteme etkisine bakıldığında video eğitimini alan hastaların derin ven trombozu bulguları arasında anlamlı bir fark olmasa da giydikleri elastik çoraba yönelik bilgi ve davranışları istatiksel olarak daha anlamlı ve doğruydu. Anahtar Kelimeler: Derin Ven Trombozu; Video Eğitimi; Hemşirelik.

Alt ekstremiteHasta eğitimiKalp hastalıkları+5
Mehmet Ok
Sanko University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Koroner arter bypass greft (KABG) ameliyatı olacak hastalara ameliyat öncesi verilen video ve broşür destekli eğitimin hastaların anksiyete, yaşam bulguları ve ağrıları üzerine etkisi

Bu çalışma; Koroner arter bypass greft ameliyatı olacak hastalara ameliyat öncesi hastaların video ve broşür eğitimin anksiyete, yaşam bulguları ve ağrıları üzerine etkisinin incelenmesi amacıyla yapıldı.Bu araştırma deney ve kontrol grubu oluşturularak planlandı ve deneysel tipteki araştırmanın verileri 1 Mart 2022- 30 Haziran 2022 tarihleri arasında SANKO Üniversitesi Sani Konukoğlu Hastanesi Uygulama ve Araştırma Merkezinde kardiyovasküler cerrahi servisinde yatışı yapılan ve bypass ameliyatı olacak olan tüm hastalardan toplandı. Evreni bilinen örneklemde güven düzeyi %95 alınarak hesaplama yapıldığında araştırmaya dahil edilecek hasta sayısı 60 bulundu. Hastalar kontrol (n=30) ve deney (n=30) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Veriler hasta tanıtım formu, Hastane Anksiyete ve Depresyon ölçeği, Visual Analog Skala ölçeği ve yaşam bulgularını değerlendirme formu ile araştırmacı tarafından yüz yüze görüşme tekniği ile toplandı. Hastaların formlar için harcadıkları ortalama süre 15-20 dakika arası oldu. Kontrol grubuna broşür destekli eğitim 20-40 dakika yüz yüze verildi. Deney grubu hastalarında ise dizüstü bilgisayarla benzer bilgiler görsel ve işitsel video ile anlatıldı. Video eğitimi de 40 dakika sürdü. Veriler bilgisayarda SPPS 23.0 programında sayı, yüzdelik, student t-testiile değerlendirildi. SANKO Üniversitesi Sani Konukoğlu Hastanesi Uygulama ve Araştırma Merkezinden gerekli izinler alındı. Hastalara çalışmanın amacı anlatıldı ve gönüllü hastaların katılımı sağlandı. Araştırmada elde edilen bulgular doğrultusunda hastane anksiyete/depresyon ölçeğinde hastaların anksiyete düzeylerinde istatistiksel olarakanlamlı fark bulunmadı (p>0,05). Depresyon ölçeğinde ise istatistiksel olarakanlamlı fark bulundu (p<0,05). Ağrı değerlerinde de istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p>0,05). Yaşam bulgularında ise anlamlı fark bulunmadı (p=0,433).Koroner arter bypass greft ameliyatı olacak hastalarınameliyatı öncesi ve sonrası anksiyete düzeylerini düşürmeye yönelik hasta eğitim programlarının planlanması hastaların ağrı düzeyini azaltabilir, yaşam bulgularını olumlu etkileyebilir ve anksiyetelerini azaltabilir. Bu nedenle bu planlı eğitimler hastalara verilmelidir. Anahtar Kelimeler:Ağrı; Hemşirelik; Broşür ve Video Eğitimi; Anksiyete; Yaşam Bulguları; Koroner Arter Bypass Greft.

AnksiyeteAğrıCerrahi-kardiyovasküler+4
Hatice Arslan
Sanko University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Koroner arter bypass greft (KABG) cerrahisi geçiren hastalarda periferik kas kuvveti, kaygı düzeyi ve fonksiyonel kapasite arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Bu çalışma koroner arter bypass greft (KABG) cerrahisi geçiren hastalarda periferik kas kuvveti, kaygı düzeyi ve fonksiyonel kapasite arasındaki ilişkiyi değerlendirmek amacıyla planlandı. Araştırma verileri anket yöntemi ile toplandı. Çalışma Kasım 2021 ile Aralık 2022 tarihleri arasında yapıldı. Çalışmaya KABG cerrahisi geçiren 22 gönüllü hasta katıldı (yaş ortalaması 62,4 yıl, ± 6,5). KABG cerrahisi sonrası dördüncü ve sekizinci haftada submaksimal egzersiz kapasitesi 6 Dakika Yürüme Testi (6DYT), 30 Saniye Kalk Otur Testi, Zamanlı Kalk Yürü Testi ile değerlendirildi. El kavrama kuvveti ve el kavrama statik enduransı el dinamometresi (Jamar Hydraulic Hand Dynamometer) ile ölçüldü. Her iki ekstremitede; M. Biceps Brachii, M. Quadriceps Femoris ve kalça fleksör kas grubu kas kuvveti değerlendirmesi dijital dinamometre (JTECH, Medical Commander Powertrack II, USA) ile yapıldı. Kaygı düzeyi Durumluluk ve Sürekli Kaygı Envanteri (STAI) ile belirlendi. Verilerin istatiksel analizinde SPSS 25 paket programı kullanıldı. Sağ kavrama kuvveti, sağ el kavrama statik endurans süresi ve 6DYT mesafesi ikinci değerlendirmede ilk değerlendirmeye göre anlamlı düzeyde daha yüksekti (p<0,05). İlk ve son değerlendirmede ölçülen diğer periferik kas kuvvetleri ve STAI ölçeği puanları arasında anlamlı bir fark yoktu (p>0,05). İlk değerlendirmede 30 saniye kalk otur test tekrar sayısı son değerlendirmeden anlamlı düzeyde daha düşüktü (p<0,05). Zamanlı kalk yürü testi süresi son değerlendirmede anlamlı düzeyde daha kısa idi (p<0,05). Sonuç olarak, KABG cerrahisi sonrası sekizinci haftada hastaların egzersiz performansı ve el kavrama kuvveti artmıştır.

AnksiyeteCerrahi-kardiyovaskülerKapasite+3
Neriman Kuzudişli
Sanko University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Koroner bypass geçiren bireylerde kan ve arterde oksidatif stres belirteçleri ile diyetin antioksidan kapasitesi arasındaki ilişki

Aterosklerozda; endotel disfonksiyon, oksidatif stres ve inflamasyon rol oynamaktadır. Ateroskleroza karşı HDL kolesterol, koruyucu etki gösterirken patolojik durumlarda okside olabilir ve CD36 düzeyi yükselebilir. Diyetle alınan toplam antioksidant kapasitenin, kardiyovasküler hastalıklarla ilişki olduğu gösterilmiştir. Bu kesitsel çalışmanın amacı; koroner bypass operasyonu planlanan hastaların plazma ve arterlerinde toplam antioksidan kapasite (TAK), ox-HDL ve CD36 gibi bazı oksidan stres belirteçleri ile diyetlerinin toplam antioksidan kapasitesi (DTAK) arasındaki ilişkiyi değerlendirmektir. Bu amaç ile çalışmaya 19-65 yaş arası 53 erkek, 13 kadın birey dahil edilmiştir. Çalışma kapsamında bireylerin genel bilgileri, beslenme alışkanlıkları sorgulanmış, antropometrik ölçümleri alınmış, son 6 aya yönelik besin tüketim sıklıkları sorgulanarak DTAK, ORAC ve FRAP-Carlsen veri tabanı ile hesaplanmıştır. Operasyon sırasında kullanılan plazma ve arter örneklerinden TAK, ox-HDL ve CD36 ELISA ile analiz edilmiştir. Bireylerin yaş ortalaması 59,50±7,94 yıl olup %47,0'sinde Tip 2DM tanısı vardır ve %28,8'i hiç sigara içmemektedir. Bireylerin DTAK değerleri hesaplandığında, Hidrofilik Oksijen Radikali Soğurma Kapasitesi (H-ORAC) veri tabanı için 53777,59±19477,36 µmoL TE, Lipofilik Oksijen Radikali Soğurma Kapasitesi (L-ORAC) veri tabanı için 1745,27±775,39 µmoL TE, Toplam Oksijen Radikali Soğurma Kapasitesi (T-ORAC) veri tabanı için 55847,15±19882,55 µmoL TE ve Demir İndirgeyici Antioksidan Güç-Carlsen (FRAP-C) veri tabanı için ise 16,86±8,99 mmoL olarak bulunmuştur. Diyabetik olmayan bireylerde sigara içen bireylerin plazma TAK konsantrasyonları (19,62±3,11 nmol/mL), sigara içmeyenlere göre (18,62±2,77 nmol/mL) anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p<0,05). L-ORAC değerinin ikinci ve üçüncü tertillerindeki plazma CD36 değeri (sırasıyla; 3,93±0,19 ng/mL ve 4,37±0,73 ng/mL) ve FRAP-C değerinin ikinci ve üçüncü tertillerindeki plazma ox-HDL değerleri arasında (sırasıyla 215,08±143,66 ng/mL ve 179,61±73,46 ng/mL) istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,05). Bireylerin arter TBARS ile diyet tekli doymamış yağ asidi ve çözünmez posa alımı arasında negatif yönde zayıf kuvvette (r=-0,27) ilişki olduğu saptanmıştır (p<0,05). Bireylerin plazma glikoz düzeyi ile plazma CD36 düzeyi arasında pozitif yönde düşük (r=0,31), HDL kolesterol ile plazma ox-HDL arasında pozitif yönde zayıf (r=0,25), plazma trigliserid düzeyi ile arter ox-HDL arasında pozitif yönde zayıf bir ilişki (r=0,26) saptanmıştır (p<0,05). Plazma ve arterde ox-HDL, TBARS ve CD36'yı değerlendiren ilk çalışma olması nedeniyle, bu çalışmanın sonuçları diyet antioksidan kapasite ile ox-HDL, TBARS ve CD36 arasındaki ilişkinin daha iyi anlaşılmasını sağlayabilir.

Antioksidan kapasiteAterosklerozKalp hastalıkları+3
Aliye Vildan Yurdakul
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Koroner arter bypass greft ameliyatı sonrası işe dönüş ve hasta üzerine etkilerinin incelenmesi

Amaç: Araştırma, koroner arter bypass greft ameliyatı hastalarının, ameliyat sonrası iş yaşamlarına dönüşleri ve karşılaştıkları durumların incelenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Yöntem: Araştırma Sağlık Bakanlığına bağlı bir Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde Ocak 2021 ve Ocak 2022 tarihleri arasında koroner arter bypass greft ameliyatı olan hastalara Şubat 2022-Nisan 2022 tarihleri arasında telefon yolu ile ulaşılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evrenini Ocak 2021 ve Ocak 2022 tarihleri arasında koroner arter bypass greft ameliyatı olan 55 yaşın altındaki 203 erkek hasta oluşturmuştur. Evrene dahil olan bu hastaların 133 tanesi telefon numaralarının yanlış ya da ulaşılabilir olmaması, 2'si yaşamını yitirmesi, 3'ü emekli olması ve 5'i araştırmaya katılmak istememesi nedenleriyle çalışma dışında bırakılmıştır. Araştırma 60 hasta ile tamamlanmıştır. Araştırma verilerinin toplanması amacıyla Sosyodemografik Veri formu ve CABG hastalarının ameliyat sonrası işe dönüş durumları ve ilişkili faktörlerin sorgulandığı İşe Dönüş Anketi kullanılmıştır. Toplanan verilerin analizinde SPSS 25,0 paket programı kullanılmıştır Kolmogorov Smirnov testi ile normallik varsayımları incelenmiş, tanımlayıcı veriler Ort±SS ve N (%) şeklinde verilmiştir. Değişkenlerin karşılaştırılmasında Ki-kare testi ya Fisher's Exact testi, Mann Whitney U ve Kruskall Wallis H testi kullanılmıştır. Bulgular: Hastaların ameliyat sonrası ortalama yatış süresinin 6,78 ± 2,40 gün, işe dönüş sürelerinin ise 4,10 ± 3,93 ay olduğu belirlendi. Hastaların yaşı ile CABG ameliyatı sonrası hastanede kalış süresi (r=0,091 p=0.491) ve ameliyat sonrası işe dönüş süresi (ay) (r=0,169 p=0.197) arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığı belirlendi. Ayrıca CABG ameliyatı sonrası hastanede kalış süresi ile ameliyat sonrası işe dönüş süresi (ay) arasında da istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığı ii belirlendi (r=0,045 p=0.734). Hastaların ameliyat öncesinde fiziksel güç gerektiren bir meslek yapıp yapmadığı, ekonomik durumu, kronik hastalık varlığı, işe dönüş öncesi verilen istirahat süresinin yeterli bulup bulmaması, ameliyat sonrası komplikasyonlar yaşaması ve bu süreçte aile desteğinin bulunup bulunmamasının işe dönüş süresini istatistiksel olarak anlamlı derecede etkilemediği belirlendi (p>0.05) Sonuç ve Öneriler: Çalışmamızda CAGB'den sonra işe dönüş sürelerinde etkisi olan ve olmayan birçok faktörün bulunduğu saptanmıştır. İş ile ilgili strese neden olan olumsuz kronik durumların belirlenmesi, bireysel işe dönüş eğitimi, işverenle işe dönüş stratejisinin görüşülmesi ve tartışılması, Fiziksel güç gerektiren işlerde çalışan hastaların CABG'den sonra işe dönüş süreçlerinde aile, arkadaş, işveren desteklerinin geliştirilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: CABG, İşe dönüş, Kardiak rehabilitasyon, Psikososyal faktörler

Cerrahi-kardiyovaskülerKalp hastalıklarıKoroner arter bypass+4
Ahmet Demirkol
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Koroner BY-pass cerrahisi yapılan diyabetli hastaların hastanede kalış süresi ve hemşirelerin rolü

Tıbbi işlemlerin kalitesi ve yararları hem sağlık hizmeti sağlayıcılarının hem de hastaların temel endişesidir. Tıbbi bakımda mükemmelliğin temel belirleyicileri morbidite ve mortalite oranlarıdır. Açık kalp cerrahisi öncesi risk sınıflandırması, morbidite ve mortalite oranları hakkında fikir verebilmektedir. Morbidite ve mortalite risklerini hesaplamak için hasta verilerinin geriye dönük veya ileriye dönük analizi önem arz etmektedir. Perioperatif komplikasyon risklerini belirlemek için modeller veya rehberler geliştirilmiştir (Kaplan ve ark., 2003). Kalp cerrahisinin perioperatif risklerini değerlendirmek için çeşitli skor algoritmaları da geliştirilmiştir. "Parsonnet, Cleveland Clinic, Fransız, Pons Ontario Eyaleti Risk ve EuroSCORE" bu puanlama algoritmalarının iyi bilinen örnekleridir. Bu retrospektif araştırmada, koroner by-pass cerrahisi yapılan diyabetli hastaların hastane kalış süreleri ve hemşirelik hizmetleri arasındaki ilişki araştırıldı. Hastaların yatış süreleri ve EuroSCORE 2 skorları analiz için elde edildi. Bu çalışmada koroner by-pass cerrahisi geçiren hastaların hastanede kalış süreleri incelendi. Çalışmaya İstanbul'da bir Üniversite hastanesinde ameliyat olan 200 hastanın verileri dahil edildi. İstatistiksel analizler SPSS 24 programı ile yapıldı. Yoğun bakım ve hastanede kalış süreleri hasta yaş gruplarına göre gruplandırıldığında, 80 yaş üstü hasta grubu ile 35 yaş altı hasta grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farkın bulunduğu görülmüştür (p<0.001). Bu çalışma sonucunda, koroner by-pass cerrahisi olan diyabetli hastaların diyabeti olmayan hastalara göre EuroSCORE risk puanlarının yüksek olduğu ve hastanede kalış sürelerinin daha fazla olduğu bulundu (p<0.001). Araştırmaya katılan bireylerde ilerleyen yaşın hastanede kalış süreleri ile ilişkili olduğu görülmüştür (p<0.001). Böbrek yetersizliği, geçirilmiş kardiyak cerrahi, KOAH (p<0.001) ve kritik preoperatif (p<0.002) öyküsü olan hastaların hastane kalış sürelerinin 5 günden fazla olduğu belirlendi. Sonuç olarak , riskli grupta yer alan yaşlı, diyabetik hastalar yakından izlenmelidir. Hemşirelik bakımlarının titizlikle yapılması hastalarda düşük komplikasyon oranları ve kısa hastane kalış süreleri yönünden hayati önem arz etmektedir.

Cerrahi-kardiyovaskülerDiabetes mellitusEuroSCORE skorlama sistemi+7
Seda Nur Sungur
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Elektif koroner bypass cerrahisi uygulanan hastalarda preoperatif ve postoperatif pentraxin-3 (PTX3) düzeylerinin karşılaştırılması

Koroner arter hastalığı (KAH), ateroskleroza bağlı gelişen, dünyada mortalite ve morbiditenin başlıca nedenlerinden olan önemli bir sağlık sorunudur. Aterosklerozun temelinde inflamatuar süreç vardır. Koroner arter bypass greft cerrahisi (KABG), KAH tedavisinde önemli ve etkin revaskülarizasyon yöntemidir. SYNTAX skorlama sistemi, anjiyografik olarak KAH ciddiyetinin belirlenmesi ve tedavi planlanmasında kullanılır. Pentraxin-3 (PTX3), pentraksinler ailesine mensup, kardiyak dolaşım içinde sentezlenen inflamatuar biyomarkerdır. Çalışmamızda KABG planlanan hastalarda preoperatif ve postoperatif dönemlerde PTX3 düzeylerinin karşılaştırılması ve SYNTAX skoruyla PTX3 düzeyi ilişkisinin araştırılması amaçlandı. Elektif KABG uygulanacak 38 hasta çalışmaya alındı. Hastaların preoperatif, postoperatif 7. ve 24. saatlerde PTX3 düzeyleri ölçüldü. Hastalardan, rutin kullanılan kardiyak ve inflamatuar biyomarker düzeyleri eşzamanlı ölçüldü. Hastaların ortalama PTX3 düzeyleri preoperatif 1,22±0,92, postoperatif 7. saatte 71,15±45,93 ve postoperatif 24. saatte 31,38±31,48 ng/ml bulundu. Postoperatif 7. ve 24. saat PTX3 düzeyleri ile SYNTAX skorları arasında pozitif korelasyon izlendi (p=0,001 ve p=0,018). Hastalar SYNTAX skoruna göre 3 gruba ayrıldı. Yüksek SYNTAX skoru grubunda postoperatif PTX3 düzeyleri en yüksek bulundu. Bunu sırayla orta ve düşük SYNTAX skoru grupları izledi. Farklı SYNTAX skoru gruplarında preoperatif PTX3 düzeyleri benzerdi (p=0,104); postoperatif 7. ve 24. saatte PTX3 düzeylerinde ise gruplar arasında anlamlı fark bulundu (p=0,024 ve p=0,021). hsCRP ve PTX3 arasında preoperatif ve postoperatif 7. saatte anlamlı korelasyon bulundu (p=0,001 ve p=0,002). Sonuç olarak PTX3, KAH ciddiyetiyle orantılı olarak artış gösterdiğinden, postoperatif tedavi planlanmasında yol gösterici olabilir.

C reaktif proteinCerrahi-kardiyovaskülerKalp hastalıkları+4
Can Kerestecioğlu
Hacettepe University
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Koroner arter bypass greft cerrahisi geçiren hastalarda tele hemşirelik danışmanlığının semptom kontrolü ve öz bakım gücüne etkisi

Amaç: Koroner arter bypass greft cerrahisi geçiren hastalarda taburculuk sonrası tele hemşirelik danışmanlığının semptom kontrolü ve öz bakım gücüne etkisini incelemek amacıyla randomize kontrollü deneysel bir çalışma olarak yapıldı. Yöntem: Araştırma Temmuz 2022- Temmuz 2023 tarihleri arasında İstanbul ilindeki bir şehir hastanesinin kardiyovasküler cerrahi kliniğinde koroner arter bypass greft cerrahisi geçiren 36'sı deney, 36'sı kontrol grubunda olmak üzere toplam 72 hasta ile gerçekleştirildi. Araştırma öncesinde gerekli etik kurul onayı, kurum izinleri, hastalardan yazılı onam ve ölçek sahiplerinden izinleri alındı. Veriler, Hasta Tanıtım Formu, Kalp Cerrahisi Semptom Envanteri, Telefonla Danışmanlık Formu ve Öz Bakım Gücü Ölçeği ile toplandı. Deney ve kontrol grubu hastalarla yoğun bakım servisine yatışında görüşülerek hasta bilgi formu uygulandı. Kontrol grubu hastalara taburculuğun ilk 24 saatinde ve taburculuk sonrası 3. haftada Kalp Cerrahisi Semptom Envanteri ve Öz Bakım Gücü Ölçeği telefon ile ulaşılarak uygulandı. Deney grubu hastalara ise taburculuğun ilk 24 saatinde, birinci haftada, ikinci haftada ve üçüncü haftada telefonla arama protokolü doğrultusunda danışmanlık hizmeti verilerek Kalp Cerrahisi Semptom Envanteri ve Öz Bakım Gücü Ölçeği uygulandı. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS yazılımı versiyon 26 (IBM Corp, Armonk, NY,USA) programı kullanıldı. Sonuçlar, %95 güven aralığında anlamlılık ise p<0,05 altında değerlendirildi. Bulgular: Araştırma gruplarına (deney ve kontrol) göre hastaların tanıtıcı özelliklerinde istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmadı (p>0,05) ve grupların homojen olarak dağılım gösterdiği saptandı. Gruplar karşılaştırıldığında ilk ve son ölçüm Kalp Cerrahisi Semptom Envanteri puanlarının tele hemşirelik danışmanlığı verilen deney grubunda, kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük olduğu (p<0,001); her iki ölçümde deney grubunda kalp cerrahisi ilişkili semptomların kontrol grubuna göre daha düşük düzeyde görüldüğü belirlendi. Grup içi karşılaştırmada hem deney hem de kontrol grubunda ilk ölçüme göre son ölçümde kalp cerrahisi ilişkili semptomların istatistiksel olarak anlamlı derecede azaldığı saptandı (p<0,001). Grup içi karşılaştırmada deney grubunda ilk ölçüme göre son ölçümde öz bakım gücünde istatistiksel olarak anlamlı derecede bir artma görülürken (p<0,001), kontrol grubunda ilk ölçüme göre son ölçümde öz bakım gücünde istatistiksel olarak anlamlı derecede bir değişim saptanmadı (p>0,05). Sonuç: Koroner arter bypass greft cerrahisi sonrası tele hemşirelik ile verilen danışmanlığın hastaların taburculuk sonrası kalple ilişkili semptomları azaltmada ve öz bakım gücünün arttırmada etkili olduğu bulundu.

Koroner arter bypassKoroner arter hastalığı
Betül Çetiner
İstanbul University-Cerrahpaşa · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Vena safena magna shear wave elastografi ilekoroner arter baypas greftleme operasyonlarında kullanılan safen greftinin kısa-orta dönem açıklığı arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Amaç: Koroner arter baypas greftleme (KABG), koroner arter hastalığını (KAH) tedavi etmek için uygulanan yaygın bir prosedürdür. Bu prosedürde safen ven greftleri (SVG) sıkça revaskülarizasyon için kullanılır. Ancak; ateroskleroz, fibroplazi gibi faktörler nedeniyle SVG'lerin uzun vadeli açıklığı sınırlıdır. Sonoelastografi, doku elastikiyetini değerlendirmek için non-invaziv bir yöntem sunar ve bu sayede KABG sonrası greft açıklığını tahmin etmeye yardımcı olabilir. Yöntemler: Bu prospektif çalışmada, elektif KABG ameliyatı geçiren 22 hastaya uygulanan 77 koroner baypas grefti incelenmiştir. Hastalara ameliyat öncesinde vena safena magnalarının sertliği shear wave elastografi (SWE) kullanılarak, kilopaskal değerinde ölçülmüştür. Greftlerin ameliyat sonrası açıklığı 12 – 24 ayda koroner bilgisayarlı tomografi anjiyografi ile değerlendirilmiştir. İstatistiksel analizler arasında Mann-Whitney U testi, Ki-kare testi, Fisher'ın kesin Ki-kare testi, çok faktörlü ve curve fit regresyon analizi yer almaktadır. Bulgular: Çalışmada ameliyat öncesi venöz sertlik ile greft tıkanıklığı arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. SWE ile ölçülen daha yüksek venöz sertlik değerlerine sahip hastalarda greft tıkanıklığı daha yüksek oranda görülmüştür. Çok değişkenli regresyon analizi, venöz sertliğin greft açıklığının bağımsız bir belirleyicisi olduğunu doğrulamıştır (p=0.042).. Sonuç ve Tartışma: Vena safena magna veni sonoelastogram değeri yüksek olan greftlerde, greft tıkanıklığının daha yüksek olduğu bulunmuştur. Bu bulgu, sonoelastografinin greftlerin açık kalma durumunu öngörmede ve dolayısıyla koroner bypass cerrahisinin başarısını arttırmada kritik bir rol oynayabileceğini göstermektedir. Bu bulgular, greft seçimi stratejilerini ve KABG prosedürlerinde hasta sonuçlarını iyileştirebilir.

Kardiyopulmoner bypassKoroner arter bypass
Savaş Çidem
İstanbul University-Cerrahpaşa
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Koroner bypass cerrahisinde kullanılan internal mammarian arter,radial arter ve safen ven greftlerinde endotelyal ox-ldl reseptör miktarlarının karşılaştırılması

Dünyada bir numaralı ölüm sebebi kardiyovasküler hastalıklar, bunlarında en başında koroner arter hastalığı gelmektedir ve en etkili tedavi yöntemlerinden biride Koroner Arter Bypass Greftleme (KABG) operasyonudur. Dünyada ve ülkemizde KABG için en çok kullanılan üç damar İnternal Mammarian Arter (İMA), Radial Arter (RA) ve Safen Ven (SV) greftleridir. KABG başarısı greftin uzun dönem açık kalmasına, hastanın yaşam kalitesi bozmadan yaşam süresinin uzamasına bağlıdır. Greftlerin başarasızlığından öncelikle ateroskleroz sorumludur. Plazma LDL (düşük yoğunluklu lipoprotein) konsantrasyonu artması ile ateroskleroz riskide doğru oranda artar. LDL dolaşımdaki kolesterolün çoğunu LDLR (LDL reseptörü) aracılı endositoz ile hepatik ve ekstrahepatik dokulara taşır. LDLR disfonksiyonu, LDL'nin dolaşımdaki kanda tutulmasına ve vasküler duvarlarda lipid birikmesine yol açar ve sonunda ateroskleroza neden olur. Diğer taraftan hasarlı endotelden LDL damar duvarına girdikten sonra, LDL serbest radikallerle oksitlenir ve aterosklerozun patolojik sürecini başlatır. Oksitlenmiş LDL daha sonra LOX-1 (Lektin benzeri oksitlenmiş düşük yoğunluklu lipoprotein reseptörü-1) yoluyla sabit doku makrofajları tarafından emilir, böylece lipid dolu köpük hücrelerine dönüştürülür. Köpük hücre grupları endotelyumun altında birikir ve aterosklerozun ilk lezyonu yağlı çizgilenmeler haline gelir. Çalışmamızda; İMA, RA ve SV'nin LDLR, LOX-1 reseptörü üzerinden birbirine üstünlüklerini görmeyi amaçladık. Çalışmamızda İMA, RA ve SV greftlerinin her birinin de bypass cerrahisinde kullanılacak 21 hastadan oluşturduk. Cerrahi sırasında arta kalan damar parçalarını kullandık. Endotel hücreleri belirtmek için CD31 kullandık. Greftler arasında CD31+ olan endotelyal LOX-1, kültürde üretilen bütün hücrelerden LOX-1 ekspresyonu ve CD31+ olan endotelyal LDLR değerlendirdik. İlk başta greftler ile reseptör arasında anlamlı bir ilişkisi göremedik (p>0,05). Fakat alt gruplara ayrıldıkça çarpıcı sonuçlar bulduk. Çalışmamızda İMA'da CD31+&LOX-1+ yüzdesini kadınlarda erkeklere göre daha yüksek bulduk (p=0,019). Cinsiyet üzerine bir diğer sonuç ise kadınlarda safen vende CD31+&LDLR+ yüzdesinin anlamlı olarak düşük bulduk (p=0,002). Kadınlarda İMA'nın ve SV'nin erkeklere göre daha kötü olduğunu söyleyen çalışmalar mevcut olsada ileride yapılacak çalışmalar için yol gösteren bir sonuç bulduk. Safen ven de LOX-1+ yüzdesi hipertansiyonu olanlarda anlamlı yüksek bulduk (p=0,040). Safen vende CD31+&LDLR+ reseptör yüzdesini hipertansiyonu olan hastalarda düşük bulduk (p=0,014). Sigara kullananlarda radial arterdeki LOX-1 anlamlı derecede yüksek bulduk (p=0,015). Bu sonuç literatürü destekleyen radial arter-sigara ilişkisini gösterdi. Gelecekte yapılacak olan randomize kontrollü çalışmalara öncü olabileceği kanaatindeyiz. Çalışmamızda çarpıcı bir sonuç ise HDL düzeyi ile reseptörler arasında bulduk. HDL düzeyi ile İMA'da endotelyal LOX-1+ reseptör yüzdesi arasında pozitif yönde güçlü bir korelasyon saptanmıştır (r=0,414, p=0,040). HDL değerlerinin ile greftlerin LOX-1 ekspresyonu arasında pozitif anlamlı korelasyon bulduk. Safen ven'de pozitif anlamlı korelasyon (r=0,609, p=0,005), Radial arter'de pozitif orta şiddette anlamlı bir korelasyon (r=0,488, P=0,029), İMA'da pozitif yönde orta şiddette anlamlı bir korelasyon bulduk (r=0,530, P=0,016). Çalışmalarda modifiye HDL'nin LOX-1 bağlandığı gösterilmiştir. Çalışmamız da yer alan hastaların tamamını koroner arter hastalığı tanısı alan grup oluşturmaktadır. Bu hastaların da fonksiyonel olmayan HDL'ye sahip olduğunu düşünmekteyiz. Greft türlerinin tamamının hücre kültüründeki LOX-1 ekspresyonu ile korelasyon sağladığını görmekteyiz. Literatürde safen ven, radial arter ve İMA'daki LOX-1 reseptör sayısını HDL ile korelasyon gösteren çalışma yoktur. Çalışmamızın bu konuda öncü olacağı kanaatindeyiz. Greftlerinin birbirine üstünlükleri uzun yıllardır tartışmaya devam edilecektir. Koroner bypass cerrahisinde kullanılan greftlere farklı bir bakış gösterdiğimize ve gelecekteki yeni çalışmalara yol gösterici olduğuna inanıyoruz.

ArterlerAterosklerozHDL+6
Oğuz Arslantürk
Hacettepe University
2021
00
Master'sOpen AccessTR

İnsan safen veninde yüksek glikoz ve pioglitazonun vasküler yanıtlar üzerine etkileri

Amaç: Koroner arter bypass greft (KABG) cerrahisinde greftlerin uzun dönem açık kalma oranı restenoz gelişimi nedeniyle düşüktür. Diyabet oksidatif stres oluşumuna, matriks metalloproteinazların (MMP'ler) ekspresyon/aktivitesinin artmasına yol açarak restenozu ve vasküler disfonksiyonu tetikler. Çalışmamızda insan safen ven (İSV) segmentlerinde yüksek glikozun oksidatif stress, MMP-2, MMP-9, MMP-14, TIMP-2 ekspresyonları ve vasküler fonksiyonel yanıtlar, üzerine olan etkilerinin ve pioglitazonun oluşturduğu değişimlerin araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: KABG operasyonuna alınan hastalardan sağlanan İSV segmentleri, endotelyum nazikçe uzaklaştırıldıktan sonra 5 halkaya ayrılmıştır. Halkalara 30mM glikoz ve/veya 10µM pioglitazon veya 0.1% DMSO eklenmiş DMEM/F12 ortamında 24 saat inkübasyon uygulanmıştır. İşlem görmemiş halkalar kontrol olarak adlandırılmıştır. Süperoksit anyon/ ROT düzeyleri lusigenin/luminol kemilüminesans yöntemi ile, MMP-2, MMP-9 ekspresyon/aktiviteleri jelatin zimografi ile, MMP-14 ve TIMP-2 ekspresyonları ise immünohistokimyasal olarak incelenmiştir.İSV halkalarında izole organ banyosu sistemi kullanılarakpotasyum klorür, noradrenalin, serotonin ve prostaglandin F2α'ya karşı kasılma ve diltiazem ile papaverine karşı gevşeme yanıtları alınmıştır. Bulgular: Yüksek glikoz süperoksit anyon ve ROT düzeylerini artırmış, ancak pioglitazon artan düzeyleri azaltmıştır. Glikoz MMP-2, MMP-14 ekspresyonlarını, MMP-2 aktivitesini artırmış, TIMP-2 ekspresyonunu ise azaltmıştır. Pioglitazon MMP-2, MMP-14 ekspresyonlarını ve MMP-2 aktivitesini inhibe etmiş, ancak TIMP-2'yi artırmıştır. Glikoz İSV segmentlerinde potasyum klorür, noradrenalin, serotonin, prostaglandin F2α'ya karşı kontraktil yanıtları anlamlı şekilde azaltmıştır. Pioglitazon tüm ajanlara karşı kontraktil yanıtları artırmıştır. Glikoz diltiazeme karşı gevşeme yanıtlarını azaltmış, ancak pioglitazon etkilememiştir. Papaverin yanıtları glikoz veya pioglitazondan etkilenmemiştir. Glikoz kontraktil ajanlara karşı duyarlılığı azaltmış, pioglitazon serotonin ve prostaglandinF2α'ya karşı duyarlılığı artırmış, noradrenaline karşı duyarlılığı etkilememiştir. Sonuç: Pioglitazon tedavisi İSV grefti uygulanan diyabet hastalarında restenoza bağlı erken greft yetmezliğinin önlenmesi ve greftin fonksiyonel performansının uzun süre korunması için yararlı olabilir. Anahtar Kelimeler: pioglitazon, yüksek glikoz, matriks metalloproteinazlar, oksidatif stres, koroner arter bypass grefti

AntioksidanlarGlükozHipoglisemik ajanlar+7
Ceylan Onursal
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Güçlü yönlere dayalı bakım modeli: Koroner arter bypass greft ameliyatı olan hastaların deneyimleri

Amaç: Bu çalışma güçlü yönlere dayalı bakım modeliyle koroner arter bypass greft ameliyatı olan hastaların deneyimlerini belirlemek amacıyla yapıldı. Yöntem: Nitel araştırma yöntemlerinden fenomenolojik bir yaklaşımla yapılan bu araştırmada, çalışmanın evrenini 14 Ağustos 2015-02 Kasım 2015 tarihleri arasında koroner arter bypass greft ameliyatı için kliniğe yatışı yapılan 32 hasta, örneklemini araştırmaya katılmayı kabul eden 23 hasta oluşturdu. Verilerin toplanabilmesi için Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi'nden Etik Kurul izni, araştırmanın yapılacağı Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Başhekimliği'nden yazılı izin, çalışmaya katılmayı kabul eden hastalardan sözel ve yazılı izin alındı. Veriler, hastaların tanıtıcı bilgilerini içeren birey tanıtım formu, yarı yapılandırılmış görüşme formu, niteliksel güçlü yönlerin sınıflandırılması formu, SWOT analizi formu, ameliyat sonrası hasta izlem formu ve hemşire bakım planı ile toplandı. Hastaların kliniğe yattığı gün ve taburcu olduğu gün kendileriyle ve aileleriyle, izinleri alınarak yapılan görüşmeler ses kayıt cihazıyla kaydedildi ve derinlemesine görüşme tekniği kullanılarak yüz yüze yapıldı. Hastaların kliniğe yattığı gün görüşme süresi ortalaması 53 dakika (min.45- max. 72) ve taburcu olduğu gün görüşme süresi ortalaması 38 dakika (min.32-max.50)'dır. Görüşmelerden sonra kayıtlar bilgisayar ortamında yazılı döküm haline getirildi, veriler kodlanıp temalara göre sınıflandırıldı ve yorumlanarak rapor haline getirildi. Verilerin analizinde içerik analizi yöntemi kullanıldı. Güçlü Yönlere Dayalı Bakım Modeli doğrultusunda hastayla ve ailesiyle yapılan ilk görüşmeden ortaya çıkan temalarla hastaların güçlü yönleri belirlenerek uzman görüşü alındı ve ameliyat döneminde hastaların ihtiyaçları doğrultusunda eğitimler verildi. Ameliyat sonrası hasta izlem formuyla toplanan veriler doğrultusunda NANDA hemşirelik tanıları belirlenip hemşire bakım planı eşliğinde ve hastaların güçlü yönleri de kullanılarak taburculuğa kadar bireye özgü hasta izlemleri sağlandı. Bulgular: Çalışmaya katılan hastaların yaş ortalaması 60.91±9.67 yıl, hastanede yatış günü ortalaması 12.73±2.75 gündür. Hastaların %73.9'u erkek, %95.7'si evli, %56.5'i ilkokul mezunu ve emekli, %95.7'si sosyal güvenceye sahip, % 56.5'i daha önce ameliyat geçirmiş ve % 87.0'ı sürekli ilaç kullanmaktadır. Yapılan görüşmeler iki bölümde incelendi. Ameliyat öncesi görüşmede Kalp Hastalığının Etkileri, Hastalığın Oluşma Nedeni, Bilgi Gereksinimi, Güçlü Olmak Algısı, Güçsüz Olmak Algısı, Çözüm Arayışı ve Bakım Süreci olmak üzere yedi ana tema; ameliyat sonrası görüşmede Ameliyat, Güçlü Olmak Algısı, Güçsüz Olmak Algısı, Bakım Süreci ve Eğitim olmak üzere beş ana tema belirlendi. Sonuç: Güçlü Yönlere Dayalı Bakım Modeli'ne göre bakım verilen hastaların en çok ifade ettiği güçlü yönleri 'Ameliyat Sürecini Yönetme İsteğinin Olması', 'Temel Fizyolojik ve Güvenlik İhtiyaçlarını Sağlayabilmesi', 'Yaşama Dair Umudunun Olması', 'Öğrenme İsteğinin Güçlü Oması 've 'Aile Desteğinin Olması'dır. Cerrahi süreçte bireyleri en çok güçsüz kılan unsurlar ise 'Hastalık Sürecine İlişkin Bilgi Eksikliği', 'Tedavi Sürecine İlişkin Bilgi Eksikliği', 'Başka Hastalıkların Varlığı', 'Fazla Kilolu Olması' ve 'Sinirli Olması' olarak ifade edilmiştir. Hastalık sürecinde yaşanan sınırlılıkların hastaları olumsuz etkilediği, güçlü yönleri ön plana çıkarılan ve bakımda kullanılan hastaların cerrahi sürece uyumda başarılı olduğu görülmüştür. Hasta bakımında yeni bir model olan Güçlü Yönlere Dayalı Bakım Modeli'yle verilen bakımın hastaların iyileşmeleri üzerine olumlu etkilerinin olması ve yaşama ve iyileşme umudunu arttırması nedeniyle etkili olduğu söylenebilir. Bu çalışma sonuçlarına göre; bireye özgü bakım verilmesini sağlayan Güçlü Yönlere Dayalı Bakım Modeli'nin iyileşme üzerine pozitif etkisinden dolayı farklı ve daha büyük hasta gruplarında kullanılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Güçlü yönlere dayalı bakım modeli; hemşirelik; koroner arter bypass greft ameliyatı

Cerrahi tedaviCerrahi-kardiyovaskülerHasta bakımı+6
Yasemin Altınbaş
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Master'sOpen AccessTR

İnsan safen veninde hidrojen peroksit ile oluşturulan oksidatif stres ve doksisiklinin vasküler yanıtlar üzerine etkileri

Amaç: Reaktif oksijen türlerinin (ROT) artan düzeyleri kardiyovasküler cerrahide önemli bir klinik problemdir. ROT'nin üretimi ve proinflamatuvar enzimler olan matriks metalloproteinazların (MMP'ler) aktivasyonu pekçok kardiyovasküler hastalık ile ilişkilidir. Doksisiklin subantimikrobiyal dozda etkin bir MMP inhibitörü ve aynı zamanda ROT tutucu olarak davranır. Bu çalışmada insan safen ven (İSV) segmentlerinde hidrojen peroksit ile stimüle edilen in vitro oksidatif strese bağlı zayıflamış vasküler reaktivitenin doksisiklin ile normalize edilebileceği hipotezini araştırmayı amaçladık. Metodlar: İSV segmentleri koroner arter bypass graft operasyonuna alınan hastalardan toplanmıştır. Segmentlerin endotel tabakası dikkatlice kazınarak uzaklaştırılmıştır. Daha sonra, segmentler 4 gruba ayrılmış ve 10 µM hidrojen peroksit ve/veya 10 µM doksisiklin ile16 saat süre ile inkübe edilmiştir. İşlem görmemiş İSV segmentleri kontrol olarak işlem görmüştür. Vasküler reaktivitedeki değişiklikleri değerlendirmek için fonksiyonel endotelyuma sahip olmadığı doğrulanan ven halkalarında noradrenalin, potasyum klorür, serotonin ve papaverin için konsantrasyon-yanıt eğrileri gerçekleştirilmiştir. Paralel deneylerde ven halkalarındaki ROT düzeyleri lusigenin ve luminol ile amplifiye edilmiş kemilüminesans yöntemi kullanılarak değerlendirilmiştir. Başka bir deney setinde, paralel İSV halkalarında MMP-9 ve MMP-13 ekspresyonları immünohistokimyasal olarak incelenmiştir. Sonuçlar: İSV'nin hidrojen peroksit ile inkübasyonu ROT ve süperoksit anyon düzeylerinde sırasıyla 5 ve 4 katlık artışlara sebep olmuştur. Doksisiklin artan ROT ve süperoksit anyon düzeylerini anlamlı şekilde azaltmıştır. Hidrojen peroksit grubundan İSV segmentlerinde noradrenalin, potasyum klorür ve serotonine karşı kontraktil yanıtlar anlamlı şekilde azalmıştır. Doksisiklin ile tedavi serotonine karşı değil ancak noradrenalin ve potasyum klorüre karşı azalmış kontraktil yanıtları artırmıştır. Bu kontraktil ajanlara karşı duyarlık (pD2) değişmemiştir. Papaverine karşı gevşeme yanıtları ve pD2 değerleri hidrojen pereoksit ya da doksisiklin tedavisinden etkilenmemiştir. MMP-9 ve MMP-13 ekspresyonları İSV segmentlerinin sırasıyla adventisya ve medya tabakasında artmıştır. Doksisiklin her iki MMP'nin ekspresyonlarını etkilememiştir. Varılan Sonuçlar: Çalışmamızda doksisiklin İSV halkalarında hidrojen peroksitle stimüle edilen oksidatif stresin neden olduğu bozulmuş vasküler reaktiviteyi düzeltmiştir. Bu sonuçlar doksisiklinin koroner arter bypass graft operasyonu sırasındaki iskeminin sebep olduğu oksidatif stresin önlenmesinde bir antioksidan olarak yararlı olabileceğini düşündürmektedir. Anahtar Kelimeler: Doksisiklin, Matriks metalloproteinazlar, Oksidatif stress, Reaktif oksijen türleri, Koroner arter bypass graftı, Hidrojen peroksit

DoksisiklinHidrojen peroksitKoroner arter bypass+6
Mazen Saeed Abdulazız Saeed
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Master'sOpen AccessEN

The histological examination of vena saphena magna as a graft in coronary artery bypass surgery

Coronary artery bypass surgery (CABG) is one of the most frequently performed surgical procedures worldwide, owing to the increasing incidence of coronary artery disease (CAD), which remains a leading cause of death globally. The World Health Organization (WHO) data indicate that the number of deaths due to CAD is rising daily. It is therefore of utmost importance to evaluate the significance of coronary heart disease, which is a major health burden in terms of morbidity, mortality, and economic impact. Following CABG, the resulting in an increased risk of recurrent ischemic events and repeat revascularization. In the early and late postoperative period, the use of healthy grafts with intact endothelium is critical to reduce mortality and morbidity rates. In this study, the histopathological findings of Vena saphena magna grafts in patients who underwent CABG were evaluated to identify any preoperative degenerative changes in the grafts. The Vena saphena magna is the most common vein used for CABG procedures, and it is important to assess its histological condition before using it as a graft to avoid unsuitable grafts and reduce the incidence of complications. The findings of the study showed that preoperative morphological degeneration was minimal in most grafts. However, in one sample, intimal fibrosis narrowed the lumen, while another sample exhibited mild medial sclerosis. In contrast, all other samples showed minimal or negative degeneration. Therefore, the early and long-term durability of the Vena saphena magna graft depends on the extent of preoperative degeneration.

Surgery-cardiovascularHeart diseasesCoronary artery bypass+2
Asma Hanı Mohammad Alloh Asma Hanı Mohammad Alloh
Bahçeşehir University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Koroner bypass ameliyatından sonra göğüs tüpünün çıkartılması sırasında ağrının azaltılmasında nefes alma ve gevşeme egzersizlerinin etkisi: Metaanaliz çalışması

Bu araştırmada, koroner bypass ameliyatı sonrası göğüs tüpünün çıkarılması sırasında ağrının azaltılmasında nefes alma ve gevşeme egzersizlerinin etkisini araştıran çalışmaların meta analiz yöntemi ile incelenmesi amaçlandı. Eylül 2023'e kadar olan tüm araştırmalar incelendi. Bu araştırmada, koroner bypass ameliyatı sonrası göğüs tüpünün çıkarılması sırasında ağrının azaltılmasında nefes alma ve gevşeme egzersizlerinin etkisini araştıran çalışmaların meta analiz yöntemi ile incelenmesi amaçlandı. Eylül 2023 tarihine kadar yayınlanan çalışmaları belirlemek için dokuz elektronik veri tabanı arandı. Tarama sonucunda altı randomize kontrollü araştırma analize dahil edildi. Dahil edilen makaleler, iki bağımsız değerlendirici tarafından ayrı ayrı ve sonra birlikte çalışmaların metodolojik kalitesi Cochrane yanlılık riski aracı (RoB 2) ile değerlendirildi. Cochrane Handbook of Systematic Reviews of Interventions tavsiyesinde girişim ve kontrol grubu ağrı ölçüm ortalamaları, standart sapma değerleri ve örneklem sayıları etki büyüklüğünü tablolamak ve hesaplamak için Comprehensive Meta-Analysis (CMA) software version 3 programına girilerek meta-analizler yapıldı. Çalışmalar arasındaki heterojenliği değerlendirmek için Ki-kare istatistiği ve I2 istatistiği kullanıldı. Nefes alma gevşeme egzersizlerinin göğüs tüpü çıkarılması sonrasında ağrı yoğunluğunu etkili bir şekilde azaltabildiğini ortaya çıkardı.

AğrıAğrı yönetimiCerrahi-kardiyovasküler+6
Murat Akbalık
Bahçeşehir University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Koroner bypass cerrahisinde genel anesteziye ilave yapılan torasik epidural anestezinin internal torasik arter kan akımı ve endoteli üzerine etkisi

Amaç: İnternal torasik arter (İTA) koroner bypass cerrahisinde en çok kullanılan ve uzun dönem açıklık oranı en yüksek grefttir. Bu çalışmada koroner bypass operasyonuna alınan hastalarda genel anesteziye ilave olarak uygulanan torasik epidural anestezinin (TEA), İTA kan akımı ve endoteli üzerindeki etkisini araştırmayı amaçladık.Materyal ve metot: Koroner arter hastalığı sebebiyle cerrahi tedavi kararı alınan ve koroner revaskülarizasyon için sol İTA kullanılacak 30 hasta prospektif olarak incelendi. Hastalar rastgele seçilerek, genel anestezi (GA, n = 15) grubu ve genel anestezi ile birlikte torasik epidural anestezi (GA+TEA, n = 15) grubu olarak ikiye ayrıldılar. Gruplar demografik özellikleri itibariyle benzer tutuldu. TEA için kateterizasyon T1-T5 arasından yapıldı. TEA uygulamasına bupivacain ile GA indüksiyonunun hemen sonrasında başlandı ve ameliyat sonrasında ilk 24 saat devam edildi. İTA dakika kan akımı kardiyopulmoner bypass öncesinde ölçüldü; herhangi bir topikal ya da intraluminal vazodilatatör ajan kullanılmadı. İTA'nın distal 2 cm.lik kısmı histolojik analiz için ayrıldı. Damar dokusu örneklerine anti-adenozin A2B reseptör antikoru, VEGF ve iNOS (inducible nitric oxide synthase) antikorları ile immunohistokimyasal çalışma uygulandı ve antikor ekspresyonlarını değerlendirildi.Bulgular: Ortalama İTA dakika akımı TEA uygulanan grupta GA grubuna kıyasla anlamlı derecede fazlaydı (56.0±9.0 ml/dk vs. 39.6±14.0 ml/dk; p<0.001). Tüm hastalar sorunsuz olarak cerrahi şifa ile taburcu edildi, takipler sırasında mortalite olmadı. İTA kesitlerinin adenozin immün boyanmasında, GA grubu incelendiğinde, damarın bütün tabakalarında zayıf ve yoğun alanlar (++) şeklinde boyanma görülürken, GA+TEA grubunda tüm damar tabakaları boyunca artmış bir immün boyanma (+++) gözlendi. VEGF immün boyanmasında GA+TEA grubunda (++++) GA grubuna (++) göre boyanma yoğunluğunda belirgin bir artış gösterdi. iNOS immün boyanmasında GA+TEA grubunda (++++) GA grubuna (+) göre boyanma yoğunluğunda belirgin oranda bir artış gösterdi.Sonuç: GA'ya ilave olarak uygulanan TEA, İTA kan akımını anlamlı olarak arttırmaktadır. İTA kan akımındaki artışın adenozin, VEGF ve iNOS gibi vazoaktif ajanlar aracılığıyla olduğunu düşünmekteyiz. Buradan yola çıkarak TEA'nın İTA vazospazmının engellenmesinde ya da oluşan spazmı gidermede alternatif bir yöntem olabileceğini düşünüyoruz.

Koroner arter bypass
İsmihan Selen Onan
Demiroğlu Bilim University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Koroner arter bypass cerrahisinde, safen ven greft hazırlanmasında konvansiyonel ve no touch tekniğin endotel hasarı düzeyinde karşılaştırılması

Bu çalışmada; iskemik kalp hastalığı nedeniyle koroner arter baypas grefti operasyonuna karar verilmiş hastalarda, kullanılacak safen ven greftin hazırlanması sırasında oluşabilecek endotel hasarından korunmak amacıyla, klasik yöntem ile ?no touch? yöntemini karşılaştırdık.Çalışmaya her iki cinsten, koroner arter baypas greft operasyonu geçirecek varis ve venöz yetmezlik tanısı almamış sağlıklı vena safena magna (VSM)'ya sahip toplam 40 hasta alındı. Hastalar iki guruba ayrıldı. 20 hastadan no touch (grup a) yöntemiyle; 20 hastadan ise klasik (grup b) yöntemle safen ven hazırlandı. Her iki gruptan safen venin proksimal bölümünden atravmatik müdahale ile örnekler alındı. Örnekler iki parçaya ayrılarak ışık ve elektron mikroskobunda incelenmek üzere uygun yöntemle tespit edilerek hazırlandı. Işık ve elektron mikroskopta örneklerin intima, media ve adventisya bölümleri incelendi. Histomorfolojik olarak klasik yöntemle hazırlanan safen venlerde vasküler yapının bozulduğu, endotel harabiyetinin ileri derecede olduğu gözlendi. No touch grubunda ise vasküler yapının korunduğu, intimadaki endotel hasarının da minimal düzeyde olduğu gözlemlendi. Hücreler hasar yönünden(Grade 1,Grade 2, Grade 3, Grade 4) değerlendirilerek sayıldı.Gruplar arasında intima bölümünde Grade 2 ve Grade 3 yapıya sahip hücre gözlemlenmedi. Ancak grup a örneklerinin homojen olarak Grade 1, grup b örneklerinin de yine homojen olarak Grade 4 yapıya sahip olduğu görüldü. İstatistiksel olarak gruplar arasında hem Grade 1, hem Grade 4 hücre açısından oldukça anlamlı bir fark olduğu (p<0.001) saptandı ve ven intimasının klasik yöntem ile safen ven hazırlanırken ileri derecede bozulduğu görüldü.Sonuç olarak histomorfolojik olarak endotel harabiyetinin klasik yöntemle safen ven hazırlanması sırasında daha ciddi düzeyde olduğu; no touch grubunda ise bu harabiyetin daha az olduğu görüldü. Bu anlamlı farkın klinik gidişe ne kadar yansıdığının belirlenmesi için hastalara belirli bir süre sonra koroner anjiyografi yapılması düşünülebilir.

Cerrahi-kardiyovaskülerDistansiyonDoku nakli+4
Onur Şen
Demiroğlu Bilim University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Safen ven greft hastalığında ilaç salınımlı stent ile çıplak metal stent uygulamasının uzun dönem sonuçlarının karşılaştırılması

Giriş: Koroner arter hastalığının (KAH) tedavisinde kullanılan girişimsel yöntemler ile hastalığın tedavisinde çok büyük ilerleme katedilmiştir. Koroner arter baypas cerrahisi (CABG), stabil KAH'nın tedavisinde kısa ve orta dönemde mükemmel sonuçlara sahiptir. Ancak, CABG sonrası 10 yıllık süreçte ven greftlerinin (SVG) yalnızca %50-60 ` ı anlamlı aterosklerotik hastalıktan etkilenmemiştir. Safen ven greftlerindeki aterosklerotik proçes, koroner arterler ile karşılaştırıldığında kötü prognoz ile ilişkili bir çok karakteristiğe sahiptir. Redo cerrahi, ilk yapılan CABG ile karşılaştırıldığında daha yüksek operatif mortaliteye sahip olması nedeniyle perkütan koroner girişimle (PKG) revaskülarizasyon tedavisi redo cerrahiye çarpıcı bir alternatif olmaya başlamıştır. Çıplak metal stent (BMS) tedavisinin obstrükte SVG'lerinde kullanımı, işleme bağlı komplikasyon oranı ve uzun dönem majör istenmeyen kardiyovasküler olay (MACE) sıklığında anlamlı düşüşle sonuçlanmıştır. İlaç salınımlı stent (DES), nativ koroner arterlerdeki PKG işlemlerinde MACE'ı azaltmada BMS'e üstündür. Buna rağmen SVG hastalığının PKG ile tedavisinde, BMS ile DES'i karşılaştıran çalışmaların sonuçları farklıdır. Bu çalışmalarının çoğunun, non-randomize ve küçük sayılı olması bu farklı yöndeki sonuçlara sebebiyet verebilir.Amaç: Çalışmamızda; Safen ven greft hastalığı olan hastalara uygulanan çıplak metal veya ilaç salınımlı stent implantasyonu sonrası takipte, her iki grup stent arasındaki MACE oranlarının karşılaştırılması ile hastaya ve yönteme ait değişkenlerin ve özellikle tirofiban ve distal emboli koruma cihazı gibi yardımcı ajanların MACE'a katkısını incelemeyi amaçladık.Gereç ve Yöntem: Ocak 2000 ile Aralık 2008 tarihleri arasında hastanemiz kardiyoloji servisinde yatan ve koroner anjiografi ve kateterizasyon laboratuarında safen ven greft hastalığına PKG işlemi uygulanmış 435 hasta değerlendirmeye alındı. Çalışma retrospektif olarak dizayn edildi. Hastalar, SVG hastalığına BMS ve DES implante edilmiş olmak üzere iki gruba ayrıldı. Dahil edilme kriterlerine göre, yaşları 36-90 arasında değişen (ortalama 63,38±9,49), SVG `ine BMS implante edilmiş 203 hasta ile SVG `ine DES implante edilmiş 82 hasta, toplam 285 hasta çalışmaya dahil edildi. Olguların takip süreleri 1-126 ay arasında değişmekte olup, ortalaması 45,27±31,02 aydır.Bulgular: Demografik veriler karşılaştırıldığında, her iki grup arasında istatistiksel anlamlı fark bulunmadı. Olguların %53,3'ünde (n=152) MACE, %13,3'ünde (n=38) MI, %10,3'ünde (n=29) tüm sebepli ölüm, %25,6'sında (n=73) TVR/TLR, %14,7'sinde (n=42) TVF gözlenmektedir. MACE oluşumuna göre Tirofiban kullanımı arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmamakla birlikte (p>0,05) tirofiban kullanılan olgularda MACE oranı daha yüksek saptandı. MACE oluşumuna göre distal emboli koruma cihazı kullanımı arasında istatistiksel anlamlı farklılık bulunmamaktadır (p>0,05). MACE gelişimi ile DES ve BMS kullanımı arasında istatistiksel anlamlı farklılık bulunmaktadır (p<0,01), DES kullanımı MACE oluşumunu 3,03 kat azaltmaktadır (Odds Ratio:3,03; %95 CI:1,77 ? 5,18).Sonuç: Çalışmamızın sonucunda, SVG hastalığının PKG ile tedavisinin her iki stent tipi kollarında, BMS ile DES'in maksimum 126 aylık ( ortalama 45,27±31,02) takip süresinde MACE oranlarının karşılaştırılmasında, DES ile tedavi edilen hastalarda, BMS ile tedavi edilenlere göre MACE oranları 3 kat azalmaktadır. Sınırlı kullanım sayısı olan tirofiban ve distal emboli koruma cihazının etkinliği konusunda, istatistiksel olarak anlamlı fark bulunamazken, tirofiban kullanılan olgularda MACE oranının fazla olması dikkat çekicidir.

Cerrahi-kardiyovaskülerKomplikasyonlarKoroner arter bypass+5
Ceyla Zeynep Çolakoğlu Gevher
Demiroğlu Bilim University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Koroner arter baypas cerrahisinde oksijenatörsüz ekstrakorporeal dolaşım sistemi kullanım tekniği

EKD (Ekstrakorporeal dolaşım), özellikle oksijenatör, kan pompası ve rezervuarlar, ayrıca aşırı prime volüm ve uzun kros klemp süreleri nedeniyle iyi bilinen fizyolojik olmayan bir prosedürdür. Roller pompalar yerine sentrifugal pompalar tercih edildiğinde hemoliz azalmaktadır. Yine de oksijenatör kaynaklı hemoliz, hemostatik sistem hasarı, inflamasyon, doku ödemi ve iskemi-reperfüzyon hasarı sürmektedir.1 Hemostatik sistem hasarı ve inflamatuar yanıtta, özellikle kan-hava temasından şüphelenilmektedir, aynen açık rezervuar sisteminde kapalı olana göre bunların daha yüksek düzeyde olması2,3 ve yabancı yüzey alanı küçültüldüğünde ve herhangi bir rezervuar kullanılmadığında daha düşük düzeyde olması gibi. 4,5 Fazla prime volümün de dilüsyonla koagülasyon enzimlerini dilüe ettiği, hemostaz bozukluğu nedeniyle organ hasarına6 yol açtığı ve mortaliteyi7,8 artırdığı ileri sürülmüştür. Daha düşük heparin-protamin kullanımının koagülasyon hasarını daha düşük tuttuğu gösterilmiştir. KPB (Kardiyopulmoner baypas) sonrası trombosit hasarı oluşur9. Ayrıca protaminin kendisi de sistemik ve pulmoner hipotansiyon, periferal vazodilatasyon, düşük kardiyak debi, azalmış oksijen kullanımı, trombositopeni, ve lökopeni gibi yan etkilere neden olur. 10 Oksijenatör kullanımı konusunda önemli bir tartışma vardır. Pulmoner akımın kesildiği KPB sırasında trombosit, lökosit ve eritrosit çökelmesine11 bağlı pulmoner doku hasarı12 oluştuğu bildirilmiştir. Ek olarak, genel kanının aksine kabarcık oksijenatör yerine membran oksijenatör kullanıldığında daha yüksek C3 aktivasyonu izlenmiştir. 13 Bizim çalışmamızın amacı oksijenatörsüz, kros klemp hasarı olmadan, fizyolojik kalp, pulmoner ve büyük arter basınçlarında uygulanacak olan bu yeni EKD metodunun uygulanabilir olup olmadığının araştırılmasıdır. Çalışma için 4 Ankara koyunu kullanıldı. EKG, arter ve CVP basınçları, kardiyak output, O2 saturasyonu ve idrar çıkışı monitorize edildi ve kaydedildi.Ketamin, fentanil, ve sevofluran ile anestezi induksüyonu yapıldı. İşlem boyunca ventilasyona mekanik ventilatörle devam edildi. Anestezinin devamı Sevofluran ile sağlandı. Hayvanlar yarı doz heparin sonrası sol kalp baypasına alındı. Venöz kanül sağ üst pulmoner ven veya sol atriyal apendikse, arter kanülü ise asendan aortaya konuldu. İlk 2 hayvanda VF ile aort hasarından kaçınmak için kros klemp kullanılmadı. Devamlı koroner perfüzyonla miyokard iskemi-reperfüzyon hasarından kaçınıldı. Nabızsız 60-100mmHg aort basıncıyla 50-90mmHg nabızsız, koroner perfüzyon basıncı sağlandı. Diğerler 2 hayvanda rutindeki gibi kros klemp kullanıldı. VF veya kardiyoplejiyle kalbin kardiyak outputa katkısı durduruldu. C3 aktivasyonu, inflamatuar uyarı ve koagülopatiden azaltmak için Oksijenatör kullanılmayarak venöz kanın pulmoner yataktan CVP ile serbestçe geçmesi sağlandı. Fontan prensibindeki gibi pulmoner vasküler rezistans (PVR)< 3 Wood ünite, pulmoner gradyent 8-10 mmHg seviyesinde tutuldu. Pompa debisi, basınç ve volüm değişiklikleriyle CVP 10-25mmHg seviyesinde tutuldu. Kardiyak indeks > 2.0lt/m2 tutuldu. Pulmoner arter ve sistemik debi gerektiğinde vasokonstriktör veya vazodilatörlerle eşit tutuldu. Arteryal kan gazı (AKG) ( pH, pO2, pCO2, Sat, HCO3, baz fazlası, Glukoz,K, Na, Hct,)CPK, CPK-MB, TnT (troponin), BUN, Kreatinin, AST, ALT seviyeleri kaydedildi. ACT ölçüldü ancak şart olmadıkça protamin verilmedi. Sonuçta, oksijenatör olmadan, kros klemp hasarı oluşturmadan ve protamin kullanmadan fizyolojik kalp, pulmoner ve büyük arter basınçlarında uygulanacak olan bu yeni EKD metodunun uygulanabilir ve güvenli olduğu gösterildi. Bu yöntemin pratikte de teknik açıdan işlemin mümkün ve güvenli olabileceği ayrıca geleneksel yönteme göre daha sadeleşmiş olduğu düşünüldü.

CerrahiCerrahi-kardiyovaskülerEkstrakorporeal dolaşım+2
Mehmet Kabalcı
Demiroğlu Bilim University
2011
00

Related subjects