Enzymes

170 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

ß-amiloid ile indüklenen ın vitro alzheimer hastalığı modelinde ß-glisiretinik asit'in koruyucuetkinliğinin araştırılması

Bu çalışma, U87 Malign Glioma (MG) hücre hattında amiloid ß1-40 (Aß) ile indüklenen in vitro Alzheimer Hastalığı (AH) modelinde apoptotik yolaklar ve antioksidan enzimler üzerine meyan kökü (Glycyrrhiza glabra) bitki ekstresinden elde edilen 18ß- Glisiretinik asitin (GA) koruyucu etkilerini araĢtırmak amacıyla gerçekleştirildi. Çalışmada U87 MG hücre hattından ibaret kontrol grubu, Aß ile indüklenmiĢ U-87 hücre hatlarını içeren in vitro AH modelinin oluĢturulduğu Aβ grubu ve Aβ grubuna 18ß GA eklenmesiyle oluĢturulan Aß+18ß GA grubu olmak üzere 3 grup oluşturuldu. Apoptozisin göstergesi olarak kaspaz-3, antioksidan durumun belirlenebilmesi için de süper oksit dismutaz (SOD), katalaz (KAT) ve glutatyon peroksidaz (GPx) enzimlerinin seviyeleri analiz edildi. Kontrol grubuna kıyaslandığında Aß grubunda kaspaz-3 seviyesi istatiksel olarak önemli şekilde yüksek bulunurken; Aß+18ß GA grubunda ise Aß grubuna kıyasla kaspaz-3 seviyesi istatiksel olarak anlamlı şekilde düşük tespit edildi (p<0,05). Bununla birlikte, kontrol grubu ile kıyaslandığında Aß grubunda SOD, KAT ve GPx enzim seviyeleri istatiksel olarak anlamlı şekilde düşük bulunurken, Aß+18ß GA grubunda Aß grubuna kıyasla bu enzim seviyeleri istatiksel olarak anlamlı şekilde yüksek tespit edildi (p<0,05). Sonuç olarak, Aß ile indüklenmiş in vitro AH modelinde 18ß-GA'nın antioksidan enzim düzeylerini artırarak ve apoptotik yolakları aktive ederek koruyucu bir potansiyele sahip olduğu ortaya konuldu. Bu etkiler göz önüne alındığında 18ß-GA'nın AH'da koruyucu ya da alternatif tedavide kullanım potansiyeline sahip olabileceği, bunun yapılacak daha ileri çalışmalarla desteklenmesi gerektiği değerlendirildi.

Alzheimer hastalığıAmiloidAntioksidanlar+2
Sevinç Ayabaktı
Hatay Mustafa Kemal University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Matrin ve oksimatrinin mikrobiyal transformasyonu ve metabolitlerinin kolinesteraz inhibisyonu

Mikrobiyal transformasyon; farklı mikroorganizma ya da bu mikroorganizmaların enzimlerinin kullanılmasıyla belirli substratların yeni metabolitlere dönüştürülmesi için kullanılan biyoteknolojik yöntemlerdendir. Bu yöntem sağladığı avantajlardan dolayı kimya, gıda ve ilaç endüstrisinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Yeni doğal maddelerin keşfi ve üretimi amacıyla farmakognozi biliminde de ilgi çekmektedir. Halk arasında acı meyan/acı piyan olarak bilinen, Fabaceae familyası üyelerinden Sophora türlerinde sekonder metabolit olarak bulunan matrin ve oksimatrin, kinolizidin alkaloitleri grubundadırlar. Matrin ve oksimatrinin; kardiyak iskemi, viral hastalıklar, hepatit B, kanser gibi hastalık ve semptomlar üzerinde çalışmaları mevcuttur. Bu çalışmada, matrin ve oksimatrin 30 farklı bakteri, maya ve fungus kullanılarak mikrobiyal biyotransformasyonu incelenmiştir. Matrin substratından Mucor ramannianus ve Enterococcus faecalis ile biyotransformasyonu sonucu yeni 2 metabolit oluşmuştur. Oksimatrin substratı ile 5 farklı mikroorganizma ile biyotransformasyonu sonucu matrin metabolit olarak elde edilmiştir. Önce ince tabaka kromatografisi (İTK) ile tespit edilen saflaştırılmış metabolitlerin yapısı sıvı kromatografisi/kütle spektroskopisi (SK/KS) ile kısmen aydınlatılmıştır. Metabolit ve substratların in vitro antibakteriyel, antikandidal, antienflamatuvar, anti-helikobakter, antitüberküloz özellikleri ve asetilkolinesteraz/butirilkolinesteraz inhibisyonu karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Test konsantrasyonlarında in vitro aktivite deneyleri sonucunda numunlerin kayda değer bir inhibisyona yol açmadığı ve etkinlikte olmadığı gözlemlenmiştir. Anahtar kelimeler: Matrin, oksimatrin, mikrobiyal transformasyon, antimikrobiyal etki, kolinesteraz aktivite

AlkaloidlerAntienfektif ajanlarBiyotransformasyon+6
Ayşe Esra Karadağ
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Kadmiyum, kurşun, bakır ve kombinasyonlarının Xenopus laevis iribaşlarında bazı biyobelirteçler üzerine etkileri

Bu çalı?mada, kadmiyum (Cd), kur?un (Pb), bakır (Cu) ve bu metallerin karı?ımlarının Xenopus laevis iriba?ları üzerine etkilerinin saptanması amaçlandı. Bu amaçla, seçilen metallerin uygulama konsantrasyonları Avrupa Birliği (AB) içme suları yönetmeliğinde belirtilen kabul edilebilir sınır değerler ve 96 saatlik test sonucu elde edilen ortalama öldürücü konsantrasyon (LC50) değerlerine göre belirlendi. Buna göre, 46. evredeki Xenopus laevis iriba?ları 0.005 (AB değeri), 0.52 (LC50/10), 2.59 (LC50/2) ve 5.18 mg/L (LC50) Cd; 0.01 (AB değeri), 12.3 (LC50/10), 61.53 (LC50/2) ve 123.05 mg/L (LC50 değeri ) Pb; 0.01, 0.085 (LC50/10), 0.425 (LC50/2) ve 0.85 mg/L (LC50) Cu ve bu metallerin belirlenen konsantrasyonlarının ikili karı?ımlarına (1:1) ve üçlü karı?ımına (1:1:1) 96 saatlik statik yenilemeli test sisteminde maruz bırakıldı. Bunun dı?ında, metallerin 96 saatlik LC50 ve LC50/2 değerleri karı?ımlarına 24 saat süresince maruz bırakıldılar. Amfibi iriba?larında metallerin, glutatyon S-transferaz (GST), glutatyon redüktaz (GR), asetilkolinesteraz (AChE), karboksilesteraz (CaE), glutatyon peroksidaz (GPx), katalaz (CAT) enzimleri ve metallotiyonein (MT) miktarı üzerine etkileri saptandı. Metallerin ve karı?ımlarının 96 saatlik uygulamaları sonucunda, Pb ve Cd?un LC50 değerleri karı?ımının ve Pb+Cu, Cd+Cu ve Pb+Cd+Cu karı?ımlarında ise metallerin LC50 ve LC50/2 değerleri karı?ımlarının bütün iriba?ları öldürdüğü belirlendi. Metallerin tek ba?larına LC50/2 ve LC50 değerleri ile dü?ük metal konsantrasyonları karı?ımlarının seçilen biyobelirteç enzimleri önemli düzeyde etkilediği ve MT miktarının konsantrasyonla ili?kili olarak arttığı saptandı. Metallerin 96 saatlik LC50 ve LC50/2 değerleri karı?ımlarına 24 saat süresince maruz bırakılan iriba?larda GST, GR ve CAT enzimlerinin önemli düzeyde etkilendiği ve MT miktarının önemli düzeyde arttığı saptandı. Ara?tırma sonuçları, metallerin 46. evredeki X. laevis iriba?larında toksik potansiyele sahip olduğunu göstermi?tir. Ayrıca, metallerin karı?ım olarak uygulandıklarında, LC50/2 ve LC50 değerlerinden çok daha dü?ük konsantrasyonlarda toksik etki gösterdiği belirlenmi?tir. Ayrıca sonuçlarımız, X. laevis iriba?larının sucul ekosistemlerde, metal kirliliğinin belirlenmesini amaçlayan çalı?malar için uygun bir test organizması olduğunu ve seçilen biyokimyasal belirteçlerin de metal toksisitesini iyi bir ?ekilde yansıttığını göstermektedir. ANAHTAR KEL?MELER: Kadmiyum, Kur?un, Bakır, Metal Toksisitesi, Xenopus laevis, Enzim.

BakırEnzimlerKadmiyum+2
Ertan Yoloğlu
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Science
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Alkol dışı yağlı karaciğer hastalığında red blood cell distribution width ile karaciğer yağlanma düzeyi ve karaciğer enzimleri arasındaki ilişki

ÖZET İnflamatuar süreçlerin Red Cell Distribution Width (RDW) artışına neden olduğu literatürde yer almaktadır. Bununla ilgili literatürde inflamasyona bağlı RDW artışının olduğu fazlaca çalışma ve makale bulunmaktadır. Bu çalışma nonalkolik karaciğer yağlanmasının patogenezinde rol alan inflamasyonun, RDW üzerine etkisinin olup olmadığını araştırmak için RDW ile karaciğer yağlanma düzeyi ve karaciğer enzimleri arasındaki ilişkiyi saptamak amacı ile yapıldı. Çalışmaya ultrason (USG) ile karaciğerinde yağlanma tespit edilen 120 vaka alındı. Çalışmaya alınan vakalardan kronik karaciğer hastalıkları, kronik inflamatuar hastalıklar ve anemi çeşitleri ekarte edildi. Çalışmamızdaki vakaların RDW ortalama değeri % 14,06+1,3 olarak saptandı. Çalışmamızın istatistiksel parametreleri: RDW ile USG (yağlanma) arasındaki ilişki p=0,7, RDW ile AST arasındaki ilişki p=0,8, RDW ile ALT arasındaki ilişki p=0,2, RDW ile ALP arasındaki ilşiki p=0,3, RDW ile GGT arasındaki ilişki p=0,5, RDW ile LDH arasındaki ilişki p=0,1 olarak saptandı. Sonuçlar istatistiksel olarak anlamlı değildi. Çalışmamızda RDW ile nonalkolik karaciğer yağlanma düzeyi ve karaciğer enzimleri arasında ilişkinin olmadığı görüldü. Nonalkolik karaciğer yağlanmasında, RDW? in sensitifitesi ve spesifitesi düşük olup, bu nedenle RDW? in nonalkolik karaciğer yağlanmasında öngörülü bir değer olmadığı sonucuna varıldı. Yine de kesin sonuca varmak için daha kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Nonalkolik karaciğer yağlanması, RDW, inflamasyon, karaciğer enzimleri

EnzimlerKaraciğerKaraciğer hastalıkları+2
Ali Doğan
İnönü University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut pankreatitte serum prolidaz enzim aktivitesinin önemi

Akut PankreatitteSerum Prolidaz Enzim Aktivitesinin Önemi Amaç:Akut pankreatit tüm dünyada hastanede yatış gerektiren, mortalitesi şiddetli olan grupta %10-20'lere kadar yükselebilen en yaygın hastalıklardan birisidir.Akut pankreatithastalarının mortalite ve morbidite riski göz önüne alındığında hastaların prognozunun önceden tahmin edilebilmesioldukçaönemlidir.Yapılan çalışmalardainflamatuar vekollajenturnoverinin arttığı durumlarda prolidaz enzim aktivitesinin arttığı gösterilmiştir. Biz bu çalışmada serum prolidaz enzim aktivitesininakut pankreatiti öngörmedekiönemini, akut pankreatit şiddet skorlamalarıylaarasındaki ilişkiyi,akut pankreatittanısındaki yerini bulmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem:Çalışmamıza akut pankreatit tanısı almış 84 hasta ve53 sağlıklı gönüllü alındı. Hastaların yatışı esnasında (0.saat) ve tedavileri sonrasında (yatışın 48. saatinde) serum prolidaz enzim aktiviteleri ve diğer laboratuvar değerlerine bakıldı. Hastaların Glaskow Koma Skoru, APACHE-2, Ranson, BISAP, EPIC,Balthazar, Atlanta skorlamalarıhesaplandı ve SIRS, organ yetmezliği bulguları not edildi.Skorlama sistemlerine göre hastalar hafif ve şiddetli olmak üzere 2 gruba ayrıldı. Serum prolidaz enzim aktivitesi ile diğer laboratuvar tetkikleri ve şiddet skorlamaları gruplar arasında karşılaştırıldı. Bulgular:Çalışmaya alınan hastaların yaş ve cinsiyet açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farkı yoktu (sırasıyla P=0,102 ve P= 0,858).Serum prolidaz enzim aktivitesi hastagrupta sağlıklı kontrol grubunagöre istatiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek tespit edildi (P<0,001).Serum prolidaz enzim aktivitesinin akut pankreatiti öngörmede kullanılıp kullanılamayacağına yönelik ROCcurve analizi yapıldı ve AUC=0,766 saptandı. Balthazar skoru şiddetli olan grupta serum prolidaz enzim aktivitesi hafif olan gruba göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulundu(P=0,047). Diğer skorlama sistemlerinde grupların serum prolidaz enzim aktiviteleri arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunamadı. Hastaların 48. saat laktatdehidrogenaz değeri ile 48. saat serum prolidaz enzim aktiviteleri arasında istatiksel olarak anlamlı düzeyde korelasyon saptandı(r=0,355, P=0,001). Diğer laboratuvar değerleri ve skorlama sistemleriyle 0. ve 48. saat serum prolidaz enzim aktivite değerleri arasında istatiksel olarak anlamlı düzeyde korelasyon saptanmadı. Sonuç:Akut pankreatit ile serum prolidaz enzim aktivitesi arasında istatiksel olarak anlamlı düzeyde birilişki olduğu saptandı. Ancak akut pankreatit şiddet skorlamalarıyla serum prolidaz enzim aktivitesi arasında istatiksel olarak anlamlı derecede ilişki bulunamadı. Serum prolidaz enzim aktivitesinin akut pankreatit tanısında yer alabileceği düşünüldü. Serum prolidaz enzim aktivitesi ile akut pankreatit ilişkisine yönelik daha kapsamlı ve hasta sayısı daha fazla olan çalışmalar bu durumu daha net ortaya koyabilir. Böylelikle ilerleyen süreçte serum prolidaz enzim aktivitesinin akut pankreatitteki önemini aydınlatmak daha mümkün olacaktır. Anahtar kelimeler:Akut pankreatitte tanı, Balthazar skoru, Prolidaz.

EnzimlerPankreasPankreas hastalıkları+4
Okan Yılmaz
Hitit University
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Sigara içenlerde antioksidan enzimler, ferritin ve hemoglobin düzeylerinin değerlendirilmesi

Bu çalışma ortalama 10 sene ve günde 1 paket sigara kullanan ve alkol kullanmayan, 19-45 yaşlan arasında sağlıklı 16 erkek ve 23-43 yaşları arasında 16 bayan ile hiçbir sağlık şikayeti ve klinik bulgusu olmayan, hayatı boyunca sigara ve alkol kullanmamış, 19-45 yaşlan arasında sağlıklı 15 erkek ile 21-44 yaşlan arasında 17 bayan denek üzerinde gerçekleştirilmiştir, ikinci grup kontrol grubu olarak değerlendirilmiştir. SOD ve G-Red tayinleri kinetik metodla, Hemoglobin değeri oksihemoglobin metoduyla, Ferritin tayini ise enzim immunoassay (EIA) metoduyla elde edilmiştir. Hem erkek hem de kadın grubunda elde edilen numunelerden SOD parametresi eritrositlerde, G-Red ve Ferritin parametreleri plazmada, Hemoglobin analizi ise total kanda tayin edilmiştir. Sonuç olarak eritirosit içi SOD aktivitesi erkek sigara içenlerde istatistiki açıdan önemli olmamakla (p>0,5) beraber kontrol grubuna göre düşük olarak bulunurken kadın sigara içenlerde ise biraz yüksek bulunmuştur, (p>0,4). GSH-Red aktivitesinde sigara içen kadın grubunda bir değişme olmazken sigara içen erkeklerde ise istatiski yönden önemli olmamakla beraber hafif bir yükselme gözlenmiştir (p>0.5). Sigara içen her iki grupta da ferritin düzeyi yüksek olduğu halde istatiski açıdan bir önemlilik tespit edilememiştir (p>0,4). Hemoglobin düzeyinde erkeklerde istatiski olarak bir farklılık bulunmadı. Buna karşılık kadın sigara içenlerde istatiksel açıdan önemli oranda (p<0,025) hemoglobin oranında düşme olduğunu gözlemledik. Sigara içenlerde antioksidan enzim sonuçlan sigara dumanının oksidatif hasarla ilişkili olduğunu desteklemektedir. Ancak insanlarda oksidatif stresi gösteren testlerin düşük güvenirliği nedeniyle in vivo şartlarda bu ilişkinin varlığı henüz tartışmalıdır. Anahtar Kelimeler : Sigara içenler, SOD, GSH-Red, Ferritin, Hemoglobin.

AntioksidanlarEnzimlerFerritin+1
Emine Esra Çevrim
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2000
00
DoctorateOpen AccessTR

Kanser kök hücrelerinde PFKFB izoenzimlerinin rolü

Kanser kök hücre (KKH)'ler, tümör oluşumunu başlattığı ve mevcut tümör dokusunun oldukça küçük bir bölümünü oluşturduğu düşünülen, yenilenme kabiliyeti yüksek hücrelerdir. Normal kök hücrelerle benzer yüzey belirteçleri ve pluripotentlik markörlerine sahip olan ve bu özellikleri sayesinde tümör dokusunun kalanından ayrılabilen bu hücre topluluğu; radyoterapi ve kemoterapiye karşı yüksek direnç göstermekte, tedavi sürecinde yok edilemediklerinde tümörün yeniden şekillenmesine neden olmaktadır. KKH enerji metabolizması üzerine yapılan çalışmalar, birtakım belirteçlere göre profillendirilmiş KKH'ler hakkında bilgi verse de profilleme işleminin belirli bir standardı olmadığından, henüz kesin bir sonuca varmak mümkün olmamıştır. Glikoliz spesifik hız sınırlayıcı basamak olan PFK-1 enziminin aktivatörü olan fruktoz 2,6 bisfosfat'ın yapım ve yıkımı, 6-fosfofrukto-2-kinaz/fruktoz-2,6-bisfosfataz izoenzimleri (PFKFB1-4) tarafından gerçekleştirilmektedir. Tümör hücrelerinde; tümör tipine göre değişen seviyelerde eksprese edilen bu izoenzimlerin; KKH ile tümör kitlesini oluşturan farklılaşmış hücrelerdeki ekspresyonlarının farklı seviyelerde olduğu tespit edilmiştir. Bu çalışmada, meme kanseri hücre hattı MCF-7 ve pankreatik duktal adenokarsinom hücre hatları PANC-1 ve Mia PaCa-2'de; PFKFB izoenzimlerinin hücre popülasyonundaki KKH miktarı ile oranları belirlendi ve PFKFB baskılanmasının, KKH popülasyonu değişimi üzerindeki etkileri incelendi. Elde edilen bulgulara göre, PANC-1 ve Mia PaCa-2 hücre hatlarında KKH popülasyonu yüksek hücre gruplarında PFKFB1 ve PFKFB4 izoenzimi ekspresyonunun arttığı ve PFKFB4 baskılanması sonucu PANC-1 hücre hattında KKH popülasyonunun azaldığı görüldü. Baskılamanın, bütün hücre hatlarında onkojenik potansiyel üzerinde negatif yönde etkiye neden olmadığı tespit edildi. Elde edilen verilere göre; PFKFB4 izoenziminin, KKH'lerin idenfikasyonunda yol gösterici olabileceği ve ilerideki çalışmalar için moleküler bir ilaç hedefi olabileceği düşünülmektedir.

EnzimlerNeoplazm kök hücreleriNeoplazmlar+2
Yunus Gürpınar
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Poli ADP-riboz polimeraz inhibitörü olaparib'in nanotaşıyıcı ilaç şeklinin geliştirilmesi, karakterizasyonu ve SH-SY5Y nöroblastoma hücre hattında hidrojen peroksit ile oluşturulan hasara karşı etkilerinin incelenmesi

Poli (ADP-riboz) polimerazlar (PARP), organizmada hasar gören hücrelerin onarım mekanizmalarında rol oynayan enzimlerden biridir. PARP, DNA hasarının onarımına katılır, hücre farklılaşması ve apoptozuna kadar geçen süreçte farklı biyolojik yolaklarda görev alır. PARP inhibitörlerinden Olaparib'in farmasötik özelliklerine bakıldığında yağda ve suda çözünürlüğü düşük olduğundan (BCS sınıf 4) nanosüspansiyon şekline getirilmiştir. Bu çalışmada, FDA onaylı bir PARP inhibitörü olan Olaparib'in ve nanoformülasyonunun hidrojen peroksit (H2O2) ile oksidatif hasar oluşturulmuş insan nöroblastoma hücre hattı SH-SY5Y'ye uygulanarak, nöroblastomalar üzerindeki olası antioksidan ve sitoprotektif etkilerini araştırmak ve Olaparib'in bu etkilerini in vitro ortamda karşılaştırmalı olarak incelemek amaçlanmıştır. Çalışmamızda Olaparib grubu (OLA) ve nanosüspanse şekilde verilen Olaparib grubu (NOLA) incelendiğinde NOLA 100 μM grubunun, 100 μM alfa lipoik asit grubuna (ALA) yakın derecede MDA seviyelerinin azalttığı görülmektedir. Yine 100 μM OLA ve NOLA gruplarının her ikisi de alfa lipoik aside benzer şekilde 3-NT ve LDH seviyelerini düşürmüştür. Elde ettiğimiz sonuçlara baktığımızda bazı parametreler açısından yüksek doz Olaparib uygulamasının alfa lipoik asite benzer derecede antioksidan ve sitoprotektif etkiler sergileyebileceğine ait bulgulara ulaşılmıştır. Ancak bu etkiler incelediğimiz tüm parametrelerce desteklenmemiştir. Bu açıdan PARP inhibitörleri ile yapılacak daha fazla bilimsel veriye ihtiyaç vardır. Çalışma sonuçları özellikle nanofarmasötiklerin Olaparib gibi yağda ve suda çözünürlüğü düşük olma potansiyeli taşıyan etkin maddeler için hücresel emilim ve hedefleme açısından umut verici olabileceğini göstermiştir.

EnzimlerHücre dizisiNöroblastom+6
Elif Baysalman
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Oksalat dekarboksilaz enziminin rekombinant DNA teknolojisi ile üretimi ve karakterizasyonu

Oksalat taşları üriner sistemde biriken kalsiyum ve oksalik asidin oluşturduğu yapılardır. Oksalat taşları ileri zamanlarda böbrek taşı oluşturur ve erken tanısı için idrar oksalat seviyelerinin ölçülmesi önemlidir. Ülkemizde ve dünyada oksalat seviyeleri oksalat oksidaz ve oksalat dekarboksilaz olmak üzere iki farklı yöntem ile ölçülmektedir. Oksalat oksidaz yönteminde Oksalattan H2O2 ve CO2 açığa çıkarken, Oksalat dekarboksilaz yönteminde reaksiyon sonunda oluşan format'ın format dehidrogenaz enzimiyle parçalandığında açığa çıkan NADH+'nın spektrofotometrik yöntemle ölçülmesiyle oksalat miktarı tayin edilebilmektedir. Bu çalışmada, oksalat dekarboksilaz enziminin rekombinant DNA teknolojisi ile üretimi hedeflenmiştir. Böylece elde edilen rekombinant oksalat dekarboksilaz enzimi ticari olarak satılan format dehidrogenaz enzimi ile birlikte kullanılarak oksalat tayininde kullanılacak bir ölçüm metodunun geliştirilmesi hedeflenmiştir. Bunun için Basillus subtilis M168 suşundan elde edilen yvrK geni pET SUMO TA Cloning® vektör sistemi ile One Shot® Mach1™-T1R Escherichia coli ve BL21(DE3) One Shot® Escherichia coli mikroorganizmalarına aktarılarak klonlama ve protein ifadesi işlemleri yapılmıştır. Böylelikle elde edilen 6xHis-SUMO-yvrK füzyon proteini başarılı bir şekilde üretilmiştir. Gerekli kofaktör, optimum pH ve sıcaklık sağlanıp karakterizasyonu ve enzim aktivitesi belirtilmiştir. Ayrıca ticari olarak temin edilen format dehidrogenaz enzimi de kullanılarak idrarda oksalat miktarını ölçmekde kullanılabilecek enzimatik aktivitesi yüksek bir oksalat ölçüm metodu geliştirilmiştir.

DNA-rekombinantDekarboksilazEnzimler+7
Ersin Karataş
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Etlik piliç karma yemlerinde enzim kullanımı ve kullanım koşulları

öz DOKTORA TEZİ ETLİK PİLİÇ KARMA YEMLERİNDE ENZİM KULLANIMI VE KULLANİM KOŞULLARI Sibel CANOĞULLARI ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ ZOOTEKNİ ANABİLİM DALI Danışman: Prof.Dr.Ferda OKAN Yıl: 1999, Sayfa Sayısı: 136 Jüri : Prof.Dr.Metin YELDAN Prof.Dr.Orhan ÖZTÜRKCAN Mısır ve soya fasulyesi küspesine dayalı etlik piliç karma yemlerinde a-amilaz enziminin en uygun kullanılma şeklini belirlemek için iki araştırma planlanmış ve araştırma in vitro ve in vivo olarak yürütülmüştür. Araştırmanın 1. aşamasında karma yemde %0, 0.1, 0.2 ve 0.3 enzim katkı düzeyinin kuru, yarı doymuş ve tam doymuş olarak üç sulandırma düzeyindeki etkisi araştırılmıştır. In vitro koşullarda enzim aktivitesinin tam doymuş karma yemlerde enzim katkı düzeyinin artmasıyla yükseldiği görülmüştür. In vivo koşullarda en yüksek kuru madde tüketimi ve canlı ağırlık kazancı %0. 1 enzim katkılı tam doymuş karma yem grubundan elde edilmiştir. Kuru madde dönüşüm düzeyinin ilk haftalarda ıslatma ve enzim katkısıyla iyileştiği daha sonra ise kötüleştiği belirlenmiştir. Karkas özellikleri bakımından en belirgin farklılık abdominal yağ, but ve göğüs ana parçasındaki yağ oranlarında görülmüş, enzim katkısı ve ıslatma ile yağlanmanın arttığı belirlenmiştir. Araştırmanın II. aşamasında karma yem %0, 0.1 ve 0.2 enzim katkı düzeyinde kuru ve tam doymuş (hemen, 1 saat sonra, 2 saat sonra) olarak verilmiş ve ıslatma- bekletme süresinin etkisi araştırılmıştır. Araştırmanın in vitro koşullarında en yüksek enzim aktiviteleri tüm enzim katkı düzeylerinde ıslatıldıktan sonra 1 saat bekletilen karma yemlerden sağlanmıştır. Kuru madde tüketimi, canlı ağırlık kazancı, but ve göğüsteki deri ve yağ oranları bakımından en iyi değerler %0.1 enzim katkılı karma yemin ıslatıldıktan sonra 1 saat bekletilenlerinden elde edilmiştir. Kuru madde dönüşüm düzeyinin ilk haftalarda enzim katkısı ve ıslatma ile iyileştiği üçüncü haftadan sonra kötüleştiği bulunmuştur. Sonuç olarak mısır ve soya fasulyesi küspesine dayalı etlik piliç karma yemlerinde a-amilaz enziminin %0.1 düzeyinde tam doymuş olarak verilmesi ve bunun da ıslatıldıktan sonra 1 saat bekletilmesinin yararlı olabileceği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: a-Amilaz, Islak Yem, Etlik Piliç, Performans

EnzimlerEtlik piliçKarma yemler+2
Sibel Canoğulları
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
1999
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut miyokard infarktüsünde tanı koydurucu enzimlerin belirlenmesi ve genetik varyasyonların analizi

Akut miyokard infarktüsü (AMİ), olguların %20'sine tanı konulamayan ve %25'lik mortalite oranına sahip multifaktöryel etyolojili bir hastalıktır. AMİ tanısı klinik bulgular, EKG ve biyokimyasal testlerden yararlanılarak konulur. Biz, bu çalışmamızda acil bölümüne göğüs ağrısı ile getirilen ve AMİ tanısı konulan 27 hastanın tanı koydurucu enzim ve marker düzeylerini, Mi sonrası altı günlük periyotta takip ettik. Ayrıca hastalarımızın Faktör V Leiden ve Protrombin 2021 OG/A genetik varyasyonlarını da analiz ettik. Mİ sonrası periyotta yaşayan 24 hastanın 0 ve 5. saatler arasında CKMB, ctnT, ctnl ile LDH izoenzim seviyelerinin yükseldiğini, AST ve total LDH seviyelerinin ise değişmediğini tespit ettik. Mİ sonrası periyotta total CKMB aktivitesinin başlangıç düzeyine göre dokuz kat artarak (126+149 Ü/L) 12. saatte, ctnT'nin yedi kat artış yaparak (3.3 + 1.2 ng/mL) 24. saatte, ctnl otuzüç kat artış yaparak (629+676 ng/mL) 12. saatte ve LDH1/2 oranının ise iki kat artış yaparak (3.1+1.0) 24. saatte pik yaptıklarını tespit ettik. CKMB aktivitesinin 3. günden sonra normal seviyelerine düştüğünü oysa ctnT ve ctnl seviyeleri ile LDH1/LDH2 oranlarının ise 6. günde halen yüksek kaldıklarını tespit ettik. Eksitus olan 3 hastamızın (%11) ALT (2200 + 800 Ü/L), AST (1234+1418 Ü/L) ve LDH (8905+11774 Ü/L) seviyelerini çok yüksek olarak saptadık. 1 hastamızda (%3.7) heterozigot Protrombin 2021 0G/A varyasyonu ve 1 hastamızda da (%3.7) heterozigot Faktör V Leiden varyasyonu tespit ettik. Bir serbest oksijen radikal metaboliti olan malondialdehitin, hastalarımızda Mİ sonrası 12 saatlik bir periyotta anlamlı olarak arttığını (5.9+1.5 nmol/mL, p<0.05) tespit ettik.Anahtar Kelimeler: AMİ, diyagnostik testler, faktör varyasyonları

EnzimlerKalpKoroner hastalık+1
Mehmet Dokur
Çukurova University
1999
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut ve kronik lösemilerde telomeraz aktivitesi

Kromozomların uç kısımlarında bulunan, genomik stabiliteyi sağlayan yapıya telomer adı verilir. Telomerler tekrarlayan TTAGGG dizilerinden oluşur ve replikasyon esnasında gelişebilecek kromozoma! anomalileri engeller. Hücrenin yaşlanmasıyla telomer kısalır ve hücre ölür. Embriyonik yaşamda aktif olarak fonksiyon gören, doğumdan sonra inaktive olan telomeraz enzimi replikasyon sonrası gelişen telomerik erozyonu engeller. Buna bağh olarak hücreler sınırsız bölünme yeteneği kazanır. Karsinogenezde telomeraz reaktivasyonu önemli rol oynar. Lösemilerde telomeraz aktivitesi ile klinik prezentasyon, tedaviye yanıt, prognoz arasında yakın ilişki vardır. Ayrıca sitogenetik anomaliler ile telomeraz aktivitesi arasında korelasyon mevcuttur. Hastaların takiplerinde ve prognozun belirlenmesinde kullanılabilecek önemli bir parametredir. Bu çalışmada 70 lösemi hastasının (35 akut miyeloid lösemi (AML), 7 akut lenfoblastik lösemi (ALL), 18 kronik lenfositik lösemi (KLL), 10 kronik miyeloid lösemi (KML)) periferik kan örneğinde telomeraz aktivitesi, PCR tabanlı bir yöntem ile araştırıldı. Yirmi sağlıklı kişiden alınan kan örnekleri kontrol olarak kullanıldı. Ortalama telomeraz aktivitesi çalışma grubunda 0.729 ± 0.031 (0.305-1.763) iken kontrol grubunda 0.190 ± 0.031 (0.148-0.265) olarak saptandı ve fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.001). En yüksek telomeraz aktivitesi AML grubunda, özellikle refrakter ve/veya erken relaps olgularında bulundu. Telomeraz aktivitesi ile yaş, cinsiyet, organomegali, lenfadenopati, beyaz küre ve trombosit sayısı, hematokrit düzeyi gibi klinik parametreler arasında anlamlı ilişki bulunmadı. Bunun nedeni her gruba düşen hasta sayısının sınırlı obuası ile ilişkili olabilir. Her ne kadar telomeraz aktivitesinin prognostik önemi bu çalışmada tam olarak gösterilemedi ise de bu enzim akut lösemilerde önemli bir prognoz belirleyicisidir ve daha geniş hasta gruplarında yapılacak çalışmalar daha fazla yol gösterici olacaktır. Anahtar sözcükler: lösemi, telomer, telomeraz aktivitesi, kanser.

EnzimlerLösemiTelomer
Sinan Yavuz
Çukurova University
1999
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çölyak hastalarında hepatopankreatobiliyer patolojilerin sorgulanması

Giriş Çölyak hastalığı genetik olarak yatkın bireylerde, diyetle alınan glutene karşı kalıcı bir intoleransla karakterize bir enteropatidir. Hastalığın ana hedefi barsaklar olmasına rağmen, hastalığın günümüzde otoimmün bir hastalık olduğu ve sinir sistemi, cilt, kemikler, pankreas ve karaciğer gibi organları etkileyebildiği anlaşılmıştır. Tedavi rehberlerinde çölyak hastalarında karaciğer fonksiyon testlerinin rutin olarak taranması önerilmektedir. Ancak çölyak hastalarında karaciğer ve pankreas enzim yükseklikleri hakkındaki veriler sınırlıdır. Bu çalışmada çölyak hastalarında karaciğer ve pankreas enzim yüksekliklerinin gösterilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve yöntem Bu çalışma serolojik ve/veya histolojik olarak çölyak tanısı koyulan 222 hasta ile gerçekleştirildi. Hastaların yaşı ve cinsiyeti kaydedildi. Karaciğer fonksiyon testleri içerisinden alanin aminotransaminaz (ALT), aspartat aminotransaminaz (AST), gama glutamil transferaz (GGT) ve alkalen fosfataz (ALP) çalışmaya dahil edildi. Pankreatik enzimler içerisinden amilaz ve lipaz enzimleri dikkate alındı. Serolojik testler içerisinden doku transglutaminaz IgA (IgA-TTG), endomisyal IgA (IgA-EMA) sonuçları değerlendirildi. Karaciğer fonksiyon testleri ve pankreas enzimleri çölyak tanısı için istenen serolojik testler ile eş zamanlı olarak istenmişti. Primer karaciğer hastalığı olan hastalar çalışmaya dahil edilmedi. Abdominal ultrasonografi (USG) ile hastalar hepatosteatoz açısından değerlendirildi. Bulgular Hastaların ortalama yaşı 37,1 ± 11,0 yıldı. Hastaların %77,9'u kadındı (173/222). Hastaların sırasıyla %14,9 (33/222), %6,3 (14/222), %2,9 (6/205) ve %1,5'inde (3/204) AST, ALT, GGT ve ALP seviyelerinde yükseklik izlendi. Çölyak hastalarının %15,8'inde (33/222) aminotransferaz yüksekliği mevcuttu. Amilaz ve lipaz seviyelerinde yükseklik ise hastaların sırasıyla sadece %1,3 (2/156) ve %2,6'sında (4/152) izlendi. Abdominal USG'de hastaların %16,1'inde hepatosteatoz izlendi. Hepatosteatoz izlenen hastalar dışlandığında, çölyak hastalarının %16,1'inde 32/199) aminotransferaz yüksekliği vardı. Erkek hastaların AST, ALT, GGT ve ALP seviyeleri kadınlardan daha yüksekti (tüm analizlerde p<0,05). Aminotransferaz yüksekliği IgA-TTG (p=0,035) ve IgA-EMA (p=0,036) pozitif çölyak hastalarında daha belirgindi. Sonuç Bilinen primer karaciğer hastalığı olmayan yeni tanı almış çölyak hastalarında hipertransaminazemi sıklığı yüksektir. Hepatosteatoz olan hastalar dışlandığında dahi aminotransferaz yüksekliği olan hasta oranı yüksek kalmaktadır. Tedavi edilmemiş çölyak hastalarında aminotransferaz yüksekliği her zaman karaciğer hastalığına işaret etmemektedir. Anahtar kelimeler: Çölyak hastalığı, Karaciğer fonksiyonları, Hipertransaminazemi, Egzokrin pankreas enzimleri

EnzimlerGlutenlerHepatopankreas+4
Emine Mutlu
Bezmialem Vakıf University
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Tam otomatik izositrat dehidrogenaz enzim aktivitesi ölçüm kitinin geliştirilmesi ve izositrat dehidrogenaz enziminin rekombinant üretimi

İzositrat dehidrogenaz (IDH) enzimi izositratın oksidatif dekarboksilasyonunu gerçekleştirerek α-ketoglutarat (α-KG) ve karbondioksit (CO2) üetimini katalizleyen bir enzimdir. Metabolizmada birçok dokuda yoğun olarak bulunan bu enzimin nikotinamid adenin dinükleotit fosfat (NADPH+H) kaynağı olarak görev yapmasının yanında glukoz, yağ asidi ve glutamin metabolizmasında rolü olduğu bilinmektedir. NADPH+H molekülü hem hücresel biyosentez reaksiyonlarında hem de indirgeyici ekivalan molekül olarak kullanılması sebebiyle antioksidanlara karşı savunmada büyük role sahiptir. IDH enziminde gerçekleşen mutasyonlar enzimde neomorfik aktiviteye yol açarak normalde ürün olarak ortaya çıkan α-KG' ı substrat olarak kullanmasına ve NADPH+H üretiminin aksine tüketimine sebep olur. Bu değişim hücresel düzeyde birçok yolağı etkileyerek kanser gelişimine yol açar. Başta gliomalar olmak üzere; lösemi, lenfoma, kolanjiokarsinoma, kondrosarkoma ve pankreas tümörlerinde de IDH mutasyonu bildirilmiştir. Serumda NADP+-bağımlı IDH aktivitesi artışının, karaciğer doku hasarının belirlenmesinde rutinde kullanılan aspartat amino transferaz (AST), alanin aminotransferaz (ALT), alkalen fosfataz (ALP), γ-glutamil transferaz (GGT) enzimlerinden daha hassas sonuçlar verdiği bilinmektedir. Klinik olarak büyük öneme sahip bu enzimin ve mutant formunun aktivitesindeki değişiklikleri tespit edebilecek basit ve ucuz bir yöntem bulunmamaktadır. Mutant enzim ile ilgili yapılan çalışmalarda kullanlan yöntemler biyopsi ile alınan doku örnekleri ile çalışılan, girişim gerektiren tekniklerdir. Bu çalışma ile NADP+-bağımlı normal ve mutant IDH enzim aktivitesinin hastalardan alınan kan örnekleri ile çalışılabilecek ve tüm rutin biyokimya laboratuvarlarında bulunan otomatik kimya analizörleri ile uyumlu olarak kullanılabilecek bir kit geliştirilmesi planlanmıştır. Enzimin kofaktör olarak kullandığı molekül olan NADPH+H molekülünün 340 nm'de verdiği absorbans değişiminden yararlanılarak spektrofotometrik yöntemle enzim aktivitesi hakkında bilgi sahibi olunması amaçlanmıştır. Geliştirilecek kit çalışmalarında kullanılmak üzere kalibratör-kontrol materyali olarak kullanılabilecek mutant ve normal form NADP+-bağımlı IDH enzimilerinin rekombinant üretimi hedeflenmiştir. Çalışmanın seyri sırasında mutant enzimin aktivitesinin ölçüme uygun olmadığı tespit edilmiştir. NADP+-bağımlı IDH aktivitesi ölçüm metodunun geliştirilmesi çalışmaları ile 2 nin altında % CV değeri, LoB 0.1744 U/L performans özelliklerine sahip 0 – 1200 U/L arasında doğrusal olan bir ölçüm kiti üretilmiştir. Hem normal form hem de R132H mutant form NADP+-bağımlı IDH enzimlerinin ökaryotik bir mikroorganizma olan Pichia Pastoris maya hücrelerinde rekombinant üretimi gerçekleştirilmiştir. Rekombinant üretilen normal NADP+-bağımlı IDH enziminin izositrat için Vmax ve KM değerleri sırasıyla 4.55 μM/dk ve 108 μM olarak bulunmuştur. Anahtar kelimeler: İzositrat dehidrogenaz, enzim aktivite ölçümü, rekombinant, Pichia Pastoris.

BiyokimyaEnzim aktivitesiEnzim üretimi+7
Fatmanur Köktaşoğlu
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Etlik piliç karma yemlerinde enzim katkısıyla en uygun arpa kullanım onarımının araştırılması

VI ÖZ Bu araştırım, etlik piliç karma yemlerinde kullanılması halinde sindirilebilirliğinin düşük olması ve performansta negatif etkilere sahip olan arpanın karma yemlerde %l% 20 ve 30 düzeyinde %0.1, 0.2 ve 0.3 enzim katkısı ile kullanımını araştırmak ve kullanılan bu düzeylerde en uygun arpa kullanımı ve bu düzeyde etkili olan enzim katkı düzeyini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre etlik piliç karma yemlerinde arpanın %30 düzeyinde %0. 1-0.3 enzim katkısı ile kullanılabileceği sonucuna varılmıştır.

ArpaEnzimlerEtlik piliç+1
Sibel Canoğulları
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
1995
00
Master'sOpen AccessEN

Correlation between glyceraldehyde-3-phosphate dehydrogenase enzymes and some monosaccharide in seminal fluid

Seminal vesicles and auxiliary sex glands release fructose. More than half of the carbohydrate consumed by sperm in human seminal plasma is fructose. Fructose may affect sperm motility. Human seminal plasma fructose levels are 2-4 mg/mL. After ejaculation, sperm metabolize fructose (a process known as fructolysis). When sperm counts are high, fructose intake is high; otherwise, it's low. These specialized cells need sperm proteins. Proteins involved to energy production, metabolism, and sperm-oocyte binding. Sampling 80 male blood samples will be taken for diverse situations, including 55 from pregnant men with recurrent miscarriages (Fetal loss), 50 from men ready to marry, and 25 from normal men in the age range (20-50) with a questionnaire. It's informative (age, residence, type of sample, male who are about to marry, natural or aborted, number of projections). Previous research assumed GAPDHS would be in the sperm tail, therefore finding it in the sperm head was a surprise. This was known about boars. GAPDHS is in the sperm flagellum's main component and acrosomal region. GAPDHS, like its somatic sibling GAPDH, may have a specific role in sperm cells. Glyceraldehyde 3-phosphate dehydrogenase may help Neisseria meningitidis connect to human cells (GapA-1)

DehydrogenaseEnzymesCorrelation+2
Ammar Saadı Khaleel Al-jumaılı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Investigation of the effect of the virus on the hepatic enzymes of patients infected with SARS-CoV-2

The SARS-CoV-2 or Coronavirus Disease 2019 (COVID-19) outbreak was brought on by severe acute respiratory syndrome. The goal of the present study is to investigate the effect of SARS-CoV-2 on the levels of hepatic enzymes and other biochemical markers. Patients with COVID-19 hospitalized in AL-Najaf city/Iraq between February 7 and May 7, 2022, had their clinical features and laboratory results collected. 80 individuals with COVID-19 had their serum collected, along with 40 samples used as controls. In the patient group, IgG and IgM titers were assessed. Liver enzymes ALT, AST, ALP, total bilirubin (TBIL), ferritin, C.R.P, D.Dimer, and IL-6 were analyzed in two groups. In the study, it was found that a highly significant difference between G.O.T, G.P.T, and ALP, and a significant difference between TSB and indirect TSB, but there is no significant difference between direct TSB in different groups. As for the other parameters (ferritin, CRP, D.Dimer, and IL-6) were highly significant differences between all of them in different groups. The results showed that the majority of SARS-CoV-2 patients have aberrant hepatic enzyme activity, which may be associated with virus replication in the liver or drug-induced liver harm caused by antiviral medication.

Biochemical propertiesCOVID 19Enzymes+3
Dalal Majıd Abdullah Al-alı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Mısır nişastasının hidrolizinde alfa amilaz enziminin aktivitesinin incelenmesi

ÖZET Birçok biyoteknolojik proses hızlı bir gelişim gösterirken, kullanılan enzimlerin deaktivasyonu bu proseslerin verimini önemli bir ölçüde azaltmaktadır. Enzim deaktivasyonu hakkında edinilecek bilgiler, biyoteknolojik proseslerin fizibilitesini arttıracaktır. Nişasta, birçok endüstri dalında kullanılan önemli bir biyopolimerdir. Nişasta moleküllerini farklı biyokimyasallara dönüştürmek için enzimler kullanılmaktadır. a-Amilaz enziminin nişasta partiküllerini sulu ortamda parçaladığı bilinmektedir. Başarılı bir hidroliz sisteminin tasarımı için öncelikle, hidroliz prosesi sırasında a-amilaz enziminin kinetik aktivitesinin yüksek olması gerekmektedir. Çünkü, a-amilaz enzim aktivitesinin azalması verimi önemli ölçüde etkileyecektir. Bu çalışmada, mısır nişastası Bacillus kaynaklı a-amilaz enzimi ile hidroliz işlemine tabi tutulmuş ve nişastanın hidroliz derecesi ile işlem sonu enzim akti\dtesinin, sıcaklık, pH, karıştırıcı hızı, zaman, enzim konsantrasyonu, viskozite, hidrolizat miktarı, maltoz konsantrasyonu, glikoz konsantrasyonu, etanol miktarı ve CaCfe konsantrasyonu ile değişimi incelenmiştir. Ayrıca enzim aktivitesi ve nişasta konsantrasyonuna ait elde edilen deneysel veriler kullanılarak matematiksel modeller kurulmuştur. Hidroliz işlemi modüler bir bioreaktör sistemi kullanılarak 500 ml'lik (nişasta oram %1 ağırlık/hacim) çözelti hacminde gerçekleştirilmiştir. Yapılan deneyler sonucunda, işlem sonu a-amilaz enziminin aktivitesinin ve mısır nişastasının hidroliz derecesinin, incelenen her bir parametre için farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Mısır nişastası, enzimatik hidroliz, proses değişkenleri vuı

Alfa amilazEnzim aktivitesiEnzimatik hidroliz+2
Dilek Kılıç
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2002
00
Master'sOpen AccessTR

Seçilen mantar izolatlarından proteaz enziminin izolasyonu, saflaştırılması ve fotostimülasyonu

Proteaz enzimleri, proteinlerdeki peptit bağlarını hidrolize edebilme yetenekleri sayesinde biyoteknoloji ve endüstride hayati bir rol oynamaktadır. Özellikle mantarlardan elde edilen mikrobiyal proteazlar, kolay kültürlenebilirlikleri, yüksek verimlilikleri ve ekstrem koşullara karşı dayanıklılıkları nedeniyle tercih edilmektedir. Mantar kökenli proteazların önemine rağmen, farklı mantar suşlarının üretim kapasiteleri ve çevresel etkenlere, özellikle fotouyarım ve değişen besin koşullarına verdikleri tepkiler hakkında sınırlı veri bulunmaktadır. Bu faktörlerin proteaz verimini nasıl etkilediğini anlamak, endüstriyel ölçekte enzim üretiminin optimize edilmesi açısından kritik öneme sahiptir. Bu çalışma, seçilen mantar izolatlarından proteaz enzimini izole etmek, saflaştırmak ve fotouyarıma tabi tutmayı amaçlamıştır. Ayrıca bu izolatların proteaz aktiviteleri, pH ve sıcaklık stabiliteleri ile farklı karbon kaynakları ve ışık dalga boylarının enzim verimliliği üzerindeki etkileri değerlendirilmiştir. Mısır'ın beş farklı bölgesinden toplam 35 toprak örneği toplanmış, mantar türleri izole edilip tanımlanmış ve proteaz aktivitesi açısından taranmıştır. Enzim aktivitesi; farklı inkübasyon süreleri, pH seviyeleri, sıcaklıklar, karbon kaynakları ve ışık maruziyetleri altında ölçülmüş; verimlilik, enzim birimleri (U/ml) ile değerlendirilmiştir. Beş mantar türü tanımlanmış olup, Trichoderma viridi, çoğu koşulda en yüksek enzim aktivitesi ve stabilitesini göstermiştir. Dextroz ve kırmızı ışık, enzim üretimini önemli ölçüde artırmıştır. Optimum sıcaklık ve pH türlere göre değişiklik gösterirken, 90°C üzerindeki sıcaklıklarda enzim sentezinin azaldığı gözlemlenmiştir. Bu çalışma, mantar kökenli proteaz üretiminin çevresel ve besinsel açıdan optimize edilmesine dair kapsamlı veriler sunmakta ve T. viridi türünü fotouyarılmış koşullar altında endüstriyel enzim sentezi için umut verici bir aday olarak önermektedir.

Enzim aktivitesiEnzimlerMantar hastalıkları+1
Sundus Atıyah Abdulrrazıq Buzuwaydah
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
Master'sOpen AccessEN

Correlation of plasma asprosin and insulin resistance in Iraqi patients with impaired fasting glucose

According to their fasting blood glucose levels, the participants were separated into two groups in this research. Group we enrolled 120 adult participants with impaired fasting defined as fasting blood glucose ≥ 100 mg/dL. Group 2 enrolled 120 adult participants with normal fasting blood glucose (< 100 mg/dL). Both groups included age, length, sex and body mass index matched to eliminate any possible effect on the measured parameters. Each participant's weight and height be measured in order to determine their BMI. study included estimate plasma Asprosin, plasma insulin by ELISA technique (human company), plasma Glucose in full automated Integra (Roche company) and calculate HOMA-HOMA-IR according to the main equation. There was no significant difference in the mean of BMI (26.87) between the control and IFG group. In respect to Asprosin there was a significant difference in its mean (3.06) between the control group and IFG group. Regrading insulin plasma level, there was a significant difference in its mean (9.14) between the control group and IFG group, Furthermore, a significant difference was estimated in the mean (2.48) of HOMA-IR between the control group and IFG group.

AsprosinDiabetes mellitusEnzyme activation+6
Nehad Rasheed Salman Salman
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Study of some biochemical parameters in patients with hepatitis B in al-anbar governorate/iraq

The Hepadnaviridae family includes the hepatitis B virus, a partially double-stranded virus. Anyone may get infected with acute HBV, whether or not they're sick. Symptoms of a significant HBV infection include muscle pains, tiredness, and a lack of energy. The present work focuses on the impact of hepatitis B on liver function tests and a number of biochemical indicators. The results showed a huge discrepancy between the mean Age in (year) and VITB12 scores. However, the statistical significance of the discrepancies between GGT and ALP's approaches is low. Men and women in group A had significantly different mean values for the aforementioned biomarkers than did men and women in group B, who served as controls (P 0.05). According to the Pearson correlation analysis test for connection between VITB12 and other chemical tests, there seems to be a significant association between the R-value and VITB12. (VITB12) exhibited a substantial link with (GGT), however (ALP), GPT, GOT, TG, Tc, and FBS had no correlation with (VITB12). Research shows that viral hepatitis is more prevalent among the elderly and those who are weak in vitamin B12. The GPT and GOT both have substantial statistical differences from the other two groups.

Biochemical propertiesEnzymesHepadnaviridae+7
Qaher Mosleh Jaber Al-hardanee
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Curing impacts of natural honey ingestion to various liver enzymes in rats

Recent studies have confirmed the curing impact of the natural honey onto affected cellular structures of hepatocytes in mice and other experimental animals caused by Doxorubicin, assessment of the liver enzymes can be carried out by measuring the amount of enzymes leaked from liver cells in laboratory. The natural honey mixed with drinking water (4mL/L) was used in drinking water and the DOX 5 mg/kg body weight mixed in normal saline was administrated subcutaneously on weekly basis once a week, for 9 weeks treatment. Blood smears stained with Leishmanie stain was carried out blindly by two individuals using compound microscope. The biochemical assessments revealed significant elevation (p≤0.05-0.01) in the amount of enzymes ALT, AST and GGT in DOX treated rats, except for ALP where the elevation was insignificant. The amounts of the above enzymes showed significant decreases in the G4 in comparison with G3. The results confirms the potency impact of the natural honey in improving the levels of the above enzymes following administration of Doxorubicin. Regular ingestion of the natural honey could provide the body a natural cure on general health.

Alanine transaminaseAlkaline phosphataseAspartate transaminase+4
Maan Jowad Zraow Zraow
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Yeni schiff'in metal komplekslerinin ksantan oksidaz aktivitesi üzerindeki etkilerinin analizi

Xanthine oxidase (XO) is a versatile flavoprotein enzyme found in all mammals' tissues (from bacteria to humans), to generate reactive oxygen species (ROS), the enzyme catalyzes the oxidative hydroxylation of purine substrates at the molybdenum centre (the reductive half-reaction) and then reduces O2 at the flavin centre (the oxidative half-reaction). An imbalance of metabolites in the body causes many illnesses, or at least their symptoms. Excess uric acid, for example, may cause gout. Inhibition of XO has an antihyperuricemic effect by lowering uric acid levels. Allopurinol is a therapeutically effective xanthine oxidase inhibitor used to treat gout. The fact that xanthine oxidase blood levels are elevated in pathological conditions such as hepatitis, inflammation, ischemia-reperfusion, carcinogenesis, and aging is well accepted. Thus, inhibiting this enzymatic pathway may be advantageous. This review will summarize recent advances in understanding the enzyme's structure and action, related disease conditions, and attempts to produce novel xanthine oxidase inhibitors.

EnzymesFlavoproteinsXanthine oxidase+2
Omar Husseın
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

‏‏evaluation of the activity of liver enzymes and some biochemical variables in pregnant women infected with COVID-19 in Kirkuk governorate‏‏‏‏

Some hematological and biochemical markers were measured in COVID19 patients (pregnant women) as part of the research. 60 pregnant women with COVID-19 infection and 30 control subjects were included in this study. Research was carried out at Kirkuk's hospitals between January 2022 and April 2022. The following is a breakdown of the participants: Pregnant women in the first group: 30 healthy women. In the second group, 30 samples were taken from infected pregnant women aged 18 to 30 years old. Pregnant women between the ages of 30 and 40 are in the third group, which includes 30 samples. RBC count, Hb concentration, PCV/MCV ratio, and percentage of MCV decreased significantly (P 0.05) in patients compared to control group. Patients' WBC and neutrophil and lymphocyte percentages rose significantly (P 0.05), whereas their lymphocyte and neutrophil percentages decreased significantly (P 0.05). Otherwise, the proportion of eosinophils, monocytes, and basophils in patients (15.71±2.18) compared to the control group indicates no significant differences (P 0.05). Patients' levels of liver enzymes were found to be significantly (P 0.05) elevated. Finally, the findings revealed that patients' levels of total protein, albumin, and vitamin D3 were significantly decreased (P 0.05). Keywords: COVID19, Liver enzymes, Vitamin D3, Total protein, Albumin

AlbuminsCOVID 19Enzymes+3
Waleed Ibrahım Hameed Hameed
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00

Related subjects