Feeding and eating disorders
130 theses under this subject heading
Lüleburgaz'da özel bir hastaneye başvuran yetişkin bireylerin kardiyovasküler hastalıklar risk faktörleri ve kardiyovasküler hastalıklar bilgi düzeyleri ile yeme tutumları arasındaki ilişki
Giriş ve Amaç: Kardiyovasküler hastalıklar nedeniyle gerçekleşen ölümler dünyada ve ülkemizde tüm ölüp sebepleri arasında ilk sırada yer almaktadır. Kardiyovasküler hastalıkların erken dönemde önlem alınabilmesi için risk faktörlerinin ve farkındalık seviyelerinin tespit edilmesi çok önemlidir. Bu çalışmada, Lüleburgaz'da özel bir hastaneye başvuran yetişkin bireylerin kardiyovasküler hastalıklar risk faktörlerini ve kardiyovasküler hastalık bilgi düzeylerini belirlemek ve yeme tutumları arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntemler: Çalışma, Lüleburgaz'daki Özel bir Hastaneye herhangi bir nedenle başvuran 18 yaş ve üzeri 240 gönüllü katılımcı ile yürütülmüştür. Yüz yüze yapılan çalışmada; veri toplamada Kardiyovasküler Hastalıklar Risk Faktörleri Bilgi Düzeyi Ölçeği (KARRİF-BD), on yıllık KVH riski (SCORE) hesaplama metodu ve Yeme Tutum Ölçeği (YTT-26) kullanılmıştır. Veriler bilgisayar ortamında SPSS 22,0 paket programı ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Katılımcıların yaş ortalaması 40,94 ±13,61 yıl, %71,3'ü kadın, %55,8'inin eğitim durumu lise ve altında olup %70'i evlidir. Ortalama KARRİF-BD puanı 22,90±3,46, kardiyovasküler hastalık risk skoru 5,24±6,42 ve YTT-26 ölçek puan ortalaması 9,53±8,49 olarak tespit edilmiştir. Katılımcıların KARRİF-BD ölçek puanı ile cinsiyet, eğitim düzeyi, çalışma durumu, egzersiz yapma, tuz tüketimi, ailede KVH durumu arasında anlamlı farklılık belirlenmiştir. SCORE puan ortalamasına göre katılımcıların %16,3'ünün çok yüksek risk grubunda olduğu bulunmuştur. KARRİF-BD ölçek puanı arasında bir korelasyon saptanmamıştır. Katılımcıların %12,1'inin YTT-26' cut-off değeri olan 20 puanın üzerinde olduğu tespit edilmiştir. Katılımcıların SCORE puanları ile YTT-26 puanları arasında negatif yönde bir zayıf korelasyon saptanmış olup KARRİF-BD ölçek puanları arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır Sonuç: Çalışmada katılımcıların KARRİF-BD ölçeği puan ortalamasının yüksek olmasına rağmen SCORE puanlarına bakıldığında %40'ının KVH riskinin yüksek risk sınıflamasında yer aldığı ve yaklaşık her sekiz kişiden birinin yeme tutumu açısından risk altında olduğu belirlenmiştir. Bu kapsamda koruyucu sağlık hizmetlerine öncelik verilmesi, izlemler ile riskleri belirlemek ve gerekli önlemleri almak önemli olacaktır.
Tip 2 diyabetli bireylerde yeme davranışları ve diyete uyum durumlarının değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Bu araştırmanın amacı tip 2 diabetes mellitus tanılı hastaların yeme tutum ve davranışları ile yeme bozuklukları riskini belirlemek ve diyete uyumlarını incelemektir. Gereç ve Yöntemler: Çalışma, Bahçelievler Devlet Hastanesi Diyet Polikliğine başvuran 95'i kadın (%71,43) 38'i erkek (%28,57) 133 gönüllü katılımcı ile gerçekleştirildi. Katılımcılara sosyo-demografik bilgiler, hastalık durumu, beslenme alışkanlıkları, duygusal yeme davranışı ve antropometrik ölçümlerin yer aldığı 5 bölümden oluşan sorular ile Yeme Tutum Testi Kısa Formu (YTT-26) ve Diyet Öz etkinlik İnançları Ölçeğini (DÖİÖ) içeren anket formu yüz yüze uygulandı. Bulgular: Tüm katılımcıların %42,11'inde bozulmuş yeme davranışı saptanmıştır. Ortalama YTT-26 toplam puanı 17,71±9,77'dir. YTT-26 puanı kadınlar, ilkokul ve öncesi eğitim düzeyi ile herhangi bir işte çalışmayanlarda daha yüksektir (p<0,05). Katılmcıların %97,00'sinin diyet öz etkinlik inançları yüksek bulunmuştur. Ortalama DÖİÖ toplam puanı 152,48±18,89'dur. Kahvaltı ve öğle öğünü atlamayan bireylerin öz etkinlik inançları daha yüksektir (p<0,05). Tüm katılımcıların %24,81'i diyet uygulamakta, %55,64'ü 2 ana öğün tüketmekte ve en çok öğle öğününü atlamaktadırlar. Katılımcıların %77,44'ü ara öğün tüketmekte, %47,93'ü ara öğün atlamakta ve en çok kuşluk ara öğünü atlanmaktadır. Olumlu duygu durumlarında beslenme üzerinde değişiklik olmadığı, olumsuz duygularda ise kadınların erkeklere göre daha çok yiyecek tükettiği bulunmuştur (p<0,05). Yemeğini hızlı tükettiğini beyan edenlerin oranı %40,60 olup bozulmuş yeme davranışı ve YTT-26 puanı ile ilişkisi yoktur (p>0,05). BKİ ortalama düzeyi 33,88±6,35'tir. Kadınların BKİ ortalaması erkeklerden daha yüksektir (p<0,05). Bel çevresi ve bel/kalça oranı düzeylerine göre sırasıyla katılımcıların %85,7'i ve %87,97'si çok yüksek ve artmış sağlık riski altındadır. Katılımcıların %50,38'i kendini kilolu, %18,80'i aşırı kilolu hissettiğini belirtmiştir. Aşırı kilolu hisseden bireylerde bozulmuş yeme davranışı daha sıktır (p<0,05). HbA1c ve AKG düzeyleri erkeklerde, Total kolesterol, LDL kolesterol ve HDL kolesterol düzeyleri ise kadınlarda daha yüksektir (p<0,05). Diyabetle yaşam süresi ile HbA1c ve AKG arasında zayıf pozitif yönlü ilişki olduğu, hipoglisemi yaşama sıklığının ise arttığı saptanmıştır (p<0,05). Biyokimyasal bulgular, antropometrik ölçümler, farklı duygu durumları ve diyabetle yaşam süresi ile bozulmuş yeme davranışı, YTT-26 ve DÖİÖ puanı arasında ilişki bulunmamıştır (p>0,05). Sonuç: Diyabetli bireylerin diyete uyum ve öz yönetim konusunda yaşadığı zorluklar yeme davranış bozukluğu riskini arttırabilmektedir. Bu nedenle diyabetli bireylere tanı konulmasının ardından beslenme ve diyet uzmanı tarafından tıbbi beslenme tedavilerinin başlatılması, diyabet eğitimi verilerek öz etkinliğin arttırılması ve yeme davranışları açısından taramaların yapılması önemlidir. Anahtar kelimeler: Diyabet, diyete uyum, yeme davranışları, yeme bozukluğu.
Genç yetişkin bireylerde sağlık okuryazarlığı ve beslenme bilgi düzeyi ile yeme bozukluğu arasındaki ilişki
Giriş ve Amaç: Bireylerin sağlıkla ilgili kararlarını bilinçli bir şekilde alabilmeleri ve sağlıklı yaşam tarzlarını sürdürebilmeleri açısından sağlık okuryazarlığı ile beslenme bilgi düzeyi temel belirleyici unsurlar arasında yer almaktadır ve yeme bozuklukları riskinin kol artmasına sebep olabilmektedir. Bu çalışmanın amacı, 18–27 yaş aralığında yer alan genç yetişkin bireylerde sağlık okuryazarlığı ve beslenme bilgi düzeyi ile yeme bozukluğu arasındaki ilişkiyi incelemektir. Gereç ve Yöntemler: Araştırma, Bursa Teknik Üniversitesi öğrencileri arasında 18 ile 27 arasında değişen toplam 264 genç yetişkin öğrenci oluşturmuştur. Sosyo-demografik Bilgi Formu, Yeme Tutum Testi-26 (YTT-26), Yetişkinler İçin Beslenme Bilgi Düzeyi Ölçeği (YETBİD) ve Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği (SOYÖ) olmak üzere dört bölümden oluşan anket formu çevrim içi olarak uygulanmıştır. Bulgular: YETBİD puanıyla SOYÖ bilgiye erişim, bilgileri anlama ve SOYÖ toplam puanı arasında anlamlı, pozitif yönde ve zayıf düzeyde bir ilişki bulunmuştur (p<0,05). YTT toplam ve yeme meşguliyeti bozulmuş yeme davranışı ve normal yeme davranışı arasında YETBİD puanları arasında anlamlı bir farklılık bulunmuştur (p<0,05). YTT toplam bozulmuş yeme davranışı olanlar ile normal yeme davranışı olanların arasında bilgiye erişim, bilgileri anlama, değer biçme ve SOYÖ toplam puanları bakımından anlamlı bir farklılık bulunmuştur (p<0,05). Sonuç: Araştırma bulguları, bireylerin sağlık okuryazarlığı ve beslenme bilgi düzeylerinin yeme davranışları üzerinde etkili olabileceğini ortaya koymuştur. Konuya ilişkin ileri düzeyde araştırmaların yapılması ve daha geniş örneklemlerle çalışılması önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Sağlık okuryazarlığı, beslenme bilgi düzeyi, yeme bozukluğu, genç yetişkinler, sağlıklı beslenme
Trakya Üniversitesi'nin bazı fakültelerinde son sınıf öğrencilerinin Ortoreksiya Nervoza eğilimi ve ilişkili faktörler
Yeme davranış bozuklukları önemli bir sağlık sorunu olarak görülmekte olup birçok çevresel, sosyokültürel etkenle ilişkilendirilmiştir. Ortoreksiya nervoza doğru beslenme kaygısının kişinin günlük işlevselliğini etkileyecek kadar patolojik saplantı boyutlarında gözlemlenmesidir. Sağlık anksiyetesi ise "herhangi bir hastalığı olmamasına rağmen bireyin kendi bedenindeki değişiklikleri hastalık belirtileri olarak abartılı şekilde yorumlaması" olarak tarif edilmektedir. Gıda okuryazarlığı; ihtiyaçları karşılamak ve gıda alımını belirlemek için gıdaları planlamak, yönetmek, seçmek, hazırlamak ve yemek için gerekli olan birbiriyle ilişkili bilgi, beceri ve davranışlar bütünüdür. Çalışmamızda; Trakya Üniversitesi'nin bazı fakültelerinde öğrenim görmekte olan son sınıf öğrencilerinde ortoreksiya nervozaya yatkınlık ile ilişkili olabilecek sosyodemografik değişkenlerin saptanması, ortoreksiya nervozaya yatkınlık ile eğitim türü, sağlık anksiyetesi ve gıda okuryazarlığı arasında bir ilişki olup olmadığının saptanması amaçlanmıştır. Araştırma 2023-2024 Öğretim Yılı Bahar Döneminde, araştırmacılar tarafından literatürden yararlanılarak geliştirilen 18 soru, Ortoreksiya Nervoza Envanteri'ne (ONE) ait 24 soru, Sağlık Anksiyetesi Ölçeği'ne ait 18 soru, Gıda Okuryazarlığı Kısa Form'a ait 12 soru olmak üzere toplam 72 sorudan oluşan anket formu uygulanması yoluyla gerçekleştirildi. Toplamda 467 öğrenciye oluşturulan bu anket formu uygulandı. Çalışmamızda öğrencilerin cinsiyeti, sağlık ve beslenme dersi olan fakültede eğitim görmesi, kronik hastalık tanısı olma durumu, alkol tüketim alışkanlığı ile ONE puanı arasında bir ilişki bulunmamıştır. Fiziksel aktivite yapanlarda, özel diyet uygulayanlarda, geliri giderinden az olanlarda, beden kitle indeksi yüksek olanlarda, sağlık anksiyete ölçeği puanı yüksek olanlarda, gıda okuryazarlığı kısa form puanı yüksek olanlarda, başka bir yeme bozukluğu tanısı olanlarda ONE puanı daha yüksek bulunmuştur.
The relationship between helicopter parenting and eating disorder symptoms in university students: The roles of parental emotional availability and emotion regulation difficulty
This study investigates the relationship between helicopter parenting (HP) and eating disorder symptoms severity, with a focus on the mediating roles of parental emotional availability (EA) and emotion regulation difficulty among a sample of 303 Turkish university students. Quantitative research utilizing online survey was employed. Bivariate correlations and mediation analyses were conducted to analyze the data. The findings revealed an indirect positive association between maternal HP and eating disorder symptoms severity through emotion regulation difficulty. Additionally, paternal HP demonstrated a negative relationship with eating disorder symptoms severity through serial mediation of paternal EA and emotion regulation difficulty. There was a positive association between paternal HP and paternal EA, while the association between paternal EA and emotion regulation difficulty was negative. The results contribute to the growing body of research on the effects of HP on university students and emphasize the importance of considering both parental EA and emotion regulation difficulty in understanding the impact of HP on eating disorders. The findings have implications for parents and mental health professionals in developing interventions and parental education programs to mitigate the potential negative impact of helicopter parenting. Future research directions and limitations are also discussed.
Yeme bozukluğunda beden ve görünüşle ilgili öz bilinçli duygular
Bu çalışmanın amacı, yeme bozukluğu tanı geçmişi olan ve bozulmuş yeme davranışları ve tutumları sergileyen bireylerde beden ve görünüşle ilişkili suçluluk, utanç, mahcubiyet, haset, öz tiksinme, kibirli gurur ve otantik gurur olmak üzere yedi öz bilinçli duygunun nasıl deneyimlendiğini, anlamlandırıldığını ve düzenlendiğini incelemektir. Bunlara ek olarak, belirtilen yedi duygunun bozulmuş yeme davranışları ve tutumlarında oynadığı rolün daha derinlemesine araştırılması da amaçlanmıştır. Bu amaçlar doğrultusunda, yedi katılımcıyla senaryolara dayalı yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiş ve elde edilen veriler içerik analizi yöntemiyle analiz edilmiştir. Analiz sonucunda tetikleyiciler, duygusal deneyimler, davranışsal deneyimler, bilişsel deneyimler, davranışsal stratejiler ve bilişsel stratejiler olmak üzere 6 ana temaya ulaşılmıştır. Bulgular, genel olarak mevcut alan yazınla uyumlu olup, beden ve görünüşle ilgili olumsuz öz bilinçli duyguların yeme bozukluklarında uyum bozucu bilişsel ve davranışsal örüntülerle deneyimlendiğine işaret etmiştir. Ayrıca, mükemmeliyetçiliğin bedenle ilgili otantik gurur deneyiminin olumlu sonuçlarını engelleyen bir rolü olabileceği tespit edilmiştir. Bununla birlikte, bedenle ve görünüşle ilgili öz bilinçli duyguların hem işlevsel hem de işlevsiz stratejilerle düzenlendiğine ve tıkınırcasına yeme, yemeği kısıtlama davranışlarının duygu düzenleme stratejisi olarak kullanıldığına dair izlenimler edinilmiştir. Anahtar Kelimeler: Bedenle İlgili Öz-bilinçli Duygular, Yeme Bozuklukları, Duygu Düzenleme, İçerik Analizi
Travma sonrası stres belirtileri ve bozulmuş yeme davranışları arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlükleri ve yaşantısal kaçınmanın rollerinin incelenmesi
Bu çalışmada, travmaya maruz kalmış örneklemde travma sonrası stres belirtileri ve bozulmuş yeme arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlükleri ve yaşantısal kaçınmanın aracı rolleri araştırılmıştır. Çalışmanın örneklemini 18-58 yaşları aralığında, travmaya maruz kalmış 362 kadın katılımcı oluşturmuştur. Veriler Demografik Bilgi Formu, Travma Sonrası Stres Tanı Ölçeği 5 (TSSTÖ-5), Münih Yeme ve Beslenme Bozukluklarını Değerlendirme Anketi (MYBBA), Yeme Tutum Testi-Kısa Form (YTT-26), Duygu Düzenleme Güçlükleri Ölçeği (DDGÖ) ve Kabul ve Eylem Ölçeği 2 (KEÖ-2) kullanılarak toplanmıştır. Analizler SPSS 22 yazılımı ve PROCESS 4.2 eklentisi kullanılarak yürütülmüştür. Araştırma hipotezlerinin test edilmesi için Pearson Momentler Çarpımı Korelasyonu ve Hayes'in 6 numaralı modeli ile incelenen Seri Çoklu Aracı Değişken Analizleri yürütülmüştür. Pearson Momentler Çarpımı Korelasyon Analizi bulgularına göre değişkenler arası ilişkilerle ilgili kurulan hipotezlerin tamamının doğrulandığı görülmüştür. Seri Çoklu Aracı Değişken Analizleri bulgularına göre travma sonrası stres belirtileri ve kısıtlayıcı yeme tutumları arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlüklerinin ve yaşantısal kaçınmanın seri aracı rolünün ve yaşantısal kaçınmanın bağımsız aracı rolünün olduğu görülmüştür. Travma sonrası stres belirtileri ve genel bozulmuş yeme belirtileri arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlükleri ve yaşantısal kaçınmanın bağımsız ve seri aracı rollerinin olduğu görülmüştür. Aynı bulgu tıkınma ve kusma belirtileri için tekrarlanmıştır. Travma sonrası stres belirtileri ve görünüş ve ağırlık meşguliyeti arasındaki ilişkide de yalnızca duygu düzenleme güçlüklerinin aracı rolü olduğu görülmüştür. Araştırmada elde edilen bulgular alanyazın kapsamında tartışılmıştır. Son olarak araştırmanın klinik doğurguları, sınırlılıkları ve gelecek çalışmalar için öneriler aktarılmıştır.
Ortaokul öğrencilerinin gıda güvenilirliği, sağlıklı beslenme bilgi, tutum ve davranışları ile kantinden gıda tüketim tercihlerinin incelenmesi
Gıda, fizyolojik ihtiyaçların başında gelmekte olup insan yaşamı için vazgeçilmezdir. Doğada bulunan tüm canlılar yaşamlarını sürdürebilmek için gıdayı tedarik etmek ve beslenmek zorundadır. Özellikle gelişim çağında bulunan ortaokul öğrencileri için beslenme ayrı bir önem taşımakta ve bu dönemde beslenme alışkanlıklarının kazandırılmasında okul vazgeçilmez bir rol oynamaktadır. Bu nedenle okullarda bulunan kantinlerde sunulan gıdaların güvenilir ve besleyici olması çok önemlidir. Bu araştırma; ortaokul öğrencilerinin gıda güvenilirliği ve sağlıklı beslenmeye ilişkin bilgi, tutum ve davranışları ile kantinlerden satın almayı tercih ettikleri gıdaları ve tüketim sıklıklarını saptamak amacıyla yürütülmüştür. Araştırmanın evrenini; Ankara il merkezi içerisinde yer alan Çankaya, Yenimahalle ve Altındağ ilçelerinde bulunan ortaokullarda 5, 6, 7 ve 8. sınıfta öğrenim gören 632 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri; öğrencilerin demografik bilgilerinin yanı sıra, Besin Güvenliği Davranış Ölçeği, Beslenme Tutum Ölçeği ve Beslenme Davranış Ölçeği'nden oluşan araştırma formu ile toplanmıştır. Verilerin analizinde; tanımlayıcı istatistikler, sayı ve yüzde dağılımlar, ki-kare analizi, t testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve çoklu karşılaştırma testi (LSD) testi kullanılmıştır. Yapılan istatistiksel analizlerin sonuçlarına göre öğrencilerin gıda güvenilirliği davranışları cinsiyet ve sınıflar arasında anlamlı bir farklılık göstermektedir (p<0,05). Kızlar ile yedinci sınıf öğrencilerinin gıda güvenilirliği davranışları diğerlerine göre daha olumludur. Beslenme tutumları açısından bu farklılık yalnızca sınıflar arasında görülmektedir (p<0,05). Beşinci sınıfta öğrenim gören öğrencilerin sağlıklı beslenme tutumları diğerlerine göre daha olumludur. Öğrencilerin beslenme davranışları da cinsiyet ve sınıflar arasında anlamlı bir farklılık göstermektedir (p<0,05). Kızlar ile beşinci sınıfta öğrenim gören öğrencilerin sağlıklı beslenme davranışları diğerlerine göre daha olumludur. Kantinlerde satılan gıdalar ve öğrencilerin bu gıdaları tüketim sıklıkları incelendiğinde; sağlığa faydalı olan gıdaların kantinlerde satışının ve tüketiminin çok fazla olmadığı; sağlığa zararlı olan gıdaların satışı yasak olmasına rağmen kantinlerde satışının yapıldığı ancak tüketim sıklıklarının diğerlerine göre daha az olduğu; kantinlerde satışı şartlı uygun olan gıdaların ise kantinlerde en çok tüketilen/satılan ürün grubu olduğu görülmektedir. Su en sık tüketilen gıdaların başında gelmekte olup öğrencilerin sağlığa zararlı gıdaları tüketim sıklıkları sosyoekonomik düzey yükseldikçe azalmaktadır.
Yetişkin bireylerde stres düzeyinin hedonik açlık ve duygusal yeme üzerine etkilerinin incelenmesi
Bu çalışma, Türkiye genelinde sosyal medya ve internet üzerinden ulaşılan yetişkin bireylerin stres düzeyini, hedonik açlık durumlarını, duygusal yeme durumlarını karşılaştırmak ve bu faktörler arasındaki ilişkileri değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Covid-19 pandemisi nedeniyle online olarak yürütülen bu çalışmaya toplam 212 katılımcı dahil edilmiştir. Çalışma kesitsel bir çalışma olarak planlanmıştır. Katılımcıların genel bilgileri, beslenme alışkanlıkları, vücut ağırlığı ve boy uzunluğu ölçümleri iletilen online anket linki aracılığıyla, stres düzeyi, Algılanan Stres Düzeyi Ölçeği (ASÖ); hedonik açlık, Besin Gücü Ölçeği (BGÖ); Duygusal yeme, Duygusal Yeme Ölçeği (DYÖ) ile değerlendirilmiştir. Çalışmaya katılan bireylerin %13,2'si erkek, %86,8'i kadındır. Çalışmaya katılan bireylerin yaş ortalaması 25,4±6,16 yıldır (E: 28,3±6,82 yıl, K: 25,0±5,95 yıl). Bireylerin %25,5'inin stresle başa çıkamadığı saptanmıştır. Çalışmaya katılan bireylerin %77,4'ünün hedonik açlık düzeyinin yüksek olduğu tespit edilmiştir (E: %50, K: %81,5). Çalışmaya katılan bireylerin DYÖ puanı ortalamaları 12,6±7,31 olarak bulunmuştur. Ayrıca bireylerde BKİ ile BGÖ arasında anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür (p<0,001). Bununla birlikte BKİ ile hem ASÖ (p<0,05), hem de DYÖ (p<0,001) arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Bireylerin gece uykudan kalkıp bir şeyler yeme durumu açısından BKİ sınıfları arasında fark olduğu saptanmıştır (p<0,05). Benzer şekilde ASÖ (p<0,05), BGÖ (p<0,001) ve DYÖ (p<0,001) puan ortalamaları açısından BKİ sınıflarına göre istatistiksel açıdan anlamlı farklılıklar saptanmıştır. Obez bireylerde stres (p<0,05), hedonik açlık (p<0,001)ve duygusal yeme (p<0,001)düzeylerinin anlamlı şekilde daha yüksek olduğu saptanmıştır. Ek olarak; ASÖ ve BGÖ arasında da pozitif yönlü anlamlı bir ilişki saptanmıştır (r=0,192, p<0,05). Benzer şekilde bu çalışmada duygusal yeme ile stres düzeyi arasında da anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0,001). Son olarak duygusal yeme ile hedonik açlık arasında da pozitif yönlü ve anlamlı ilişki saptanmıştır (r=0,594, p<0,001). Stres, obeziteye neden olabilmektedir. Bu nedenle stres-hedonik açlık ilişkisinin ve stres-duygusal yeme ilişkinin bilinmesinin beslenme uzmanlarına fayda sağlayacağı düşünülmektedir. Bireye özel beslenme programları oluşturulurken bu kavramların beslenme üzerine olan etkileri de göz önünde bulundurularak iyileştirmeler yapılabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Beslenme, hedonik açlık, stres, duygusal beslenme
Kilo fazlalığı ve obesitesi olan ergenlerde tıkınırcasına yemenin metabolik profile etkisi
Tıkınırcasına yemenin, kısa sürede basit şeker ve yağdan zengin yüksek kalorili gıdaların alımına yol açarak erişkinlerde inflamatuvar ve metabolik profili olumsuz yönde etkilediği düşünülmektedir. Ergenlerdeki veriler ise kısıtlı ve çelişkilidir. Bu amaçla, bu çalışmada tıkınırcasına yemesi (TY) ya da tıkınırcasına yeme bozukluğu (TYB) olan ve olmayan ergenlerin metabolik ve inflamatuvar parametrelerinin karşılaştırılması ile TYB ve metabolik sendrom arasındaki ilişkinin araştırılması planlanmıştır. Hacettepe Üniversitesi İhsan Doğramacı Çocuk Hastanesi Ergen Sağlığı Bilim Dalına, Nisan 2022 ve Eylül 2023 arasında başvuran, 12-18 yaş arasında fazla kilolu veya obesitesi olan 82 ergen çalışmaya dahil edilmiştir. Hastaların bel çevresi, VKİ z-skoru, sistolik ve diyastolik kan basıncı ölçümleri değerlendirilmiştir. Açlık ve tokluk glukoz, açlık ve tokluk insülin, hemoglobin-A1C, trigliserit, HDL, LDL, total kolesterol, tam kan sayımı, ALT, AST, TSH, serbest tiroksin, ESR, CRP değerleri ölçülmüştür. TYB ve TY ataklarını değerlendirmek üzere Münih Yeme ve Beslenme Bozuklukları anketi kullanılmıştır. Çalışmamızda kadınlarda TY ataklarının daha fazla olduğu bulunmuştur. TY olan ergenlerde sistolik veya diyastolik kan basıncı yükseklikleri daha fazladır. Dört veya daha fazla metabolik sendrom kriterini karşılayan hastaların hepsi TY grubundadır. Metabolik ve inflamatuvar parametreler gruplar arasında benzerken, metabolik sendrom varlığı ile TYB arasında da bir ilişki saptanmamıştır. Çalışmamızın sonuçları erişkinlere ait verilerle birlikte değerlendirildiğinde, TY'nin ergenlik döneminde metabolik ve inflamatuvar parametreler üzerinde, kan basıncı yüksekliği dışında henüz belirgin bir bozulmaya yol açmadığı; ancak zamanla metabolik sendrom riskini artıracağı düşünülmüştür. Kan basıncı yüksekliği TY ilişkili metabolik bozulmanın erken bir belirteci olabileceğinden, kan basıncı yüksekliği saptanan ve kilo fazlalığı ya da obesitesi olan ergenlerin, TY atakları açısından da öncelikli olarak sorgulanması önemlidir. Ergenlik döneminde TYB'nin erken tanı ve tedavisi ileri dönem metabolik komplikasyonların önlenmesinde yararlı olabilir.
Obez kadınlarda tıkınırcasına yeme bozukluğunun psikobiyolojik modele göre incelenmesi
Obezite, psikiyatrik bozukluklarda dikkat çeken ve görülme sıklığı gittikçe artan ciddi bir bozukluktur. Bu nedenle, obezitenin etiyolojisiyle ilişkili psikolojik faktörleri araştıran çalışmalar büyük önem taşımaktadır. Bu çalışmanın amacı, tıkınırcasına yeme bozukluğu (TYB) olan bireylerin, obez ve kontrol grubundan mizaç ve karakter özellikleri açısından farklılık gösterip göstermediğini araştırmaktır. Çalışmada, Yeme ve Kilo Özelliklerini Değerlendirme Formu ile Mizaç ve Karakter Envanteri (MKE) ölçme aracı kullanılmıştır. Çalışmaya, İstanbul'da bir sağlık kurumuna başvuran 65 obez hasta (28'i tıkınırcasına yemesi olan obez grubunu oluşturmaktadır) ve 53 kişiden oluşan kontrol grubu olmak üzere toplam 118 kişi katılmıştır. Mizaç özellikleri; yenilik arayışı, zarardan kaçınma, ödül bağımlılığı, sebat etme boyutlarında değerlendirilirken, karakter özellikleri; kendini yönetme, işbirliği yapma ve kendini aşma boyutlarında değerlendirilmiştir. Araştırmanın sonucuna göre, mizaç ve karakter özellikleri bakımından gruplar arasında anlamlı bir fark bulunmuştur. Mizaç ve Karakter Envanterinde Mizaç boyutunda yer alan yenilik arayışı ve zarardan kaçınmanın savurganlık?tutumluluk ile çabuk yorulma alt boyutlarında, tıkınırcasına yeme bozukluğu olan bireylerin, kontrol grubundan anlamlı derecede daha yüksek puan aldığı görülmüştür. Tıkınırcasına yeme bozukluğu olan bireylerin kontrol grubundaki bireylere oranla doyumu ertelemekte daha fazla güçlük yaşayan ve kolayca yorulan bireyler oldukları görülmüştür. Karakter boyutunda, tıkınırcasına yeme bozukluğu olan bireylerin kendini yönetme boyutunda yer alan kendini kabullenme ve amaçlılık alt boyutlarında kontrol grubuna göre daha düşük puanlar aldığı görülmüştür. Tıkınırcasına yeme bozukluğu olan bireylerin olgunlaşmamış, kırılgan ve sorumluluklarını alamayan bireyler oldukları görülmüştür. Bu sonuçlar, kendini yönetmenin, tıkınırcasına yeme bozukluğunu yordayıcı olduğu hipotezini destekler doğrultudadır. Çalışmadan elde edilen bulgular, alanyazında yeme bozuklukları ve kişilik arasındaki ilişkinin ortaya çıkarılmasına yönelik olarak yapılmış diğer önemli araştırmaların bulguları ışığında tartışılmıştır.Anahtar Kelimeler: Tıkınırcasına Yeme Bozukluğu, Obezite, Mizaç ve Karakter Envanteri.
The predictors of disordered eating attitudes: A comparison study of clinical and healthy population
Eating disorders (EDs) are characterized by insistent disturbance in eating behaviour and serious distress about weight and body shape. Since disordered eating attitudes (DEAs) are significantly associated with EDs, this study aimed to explore predictors of DEAs among clinical and healthy population in Turkey. Furthermore, this study investigated predictors of DEAs in females and males. Sample consisted of 63 patients (only 2 males) with EDs and 119 university students (64 females and 55 males). For testing the predictors of DEAs, Demographic Information Form, Eating Disorder Examination Questionnaire (EDEQ), Eating Attitudes Test (EAT-40), Body Image Satisfaction Questionnaire (BISQ), Toronto Alexithymia Scale (TAS-20), and Beck Depression Inventory (BDI) were administered to the participants. Descriptive statistics analyses on EDEQ, EAT-40, BISQ, BDI and TAS-20 showed that scores of patients were higher compared to the students except the score of BISQ, and patients' body mass index (BMI) was lower. Moreover, a statistically significant difference between female and male students for BMI was found, but not for the scores of EAT-40, EDEQ, BISQ, BDI, and TAS-20. A further multiple regression analysis showed that BISQ, BMI, and TAS-20 explained significant variance of EDEQ and EAT-40. Different predictors of total and subscales of EDEQ and EAT-40 were found for each sample and gender. BDI only found to predict weight concern score in female university students. It is believed that current findings contributed to understanding of predictors of DEAs and EDs for both clinical and healthy population, and genders. A further contribution of the study was to improve knowledge of appearance of EDs in Turkish society. Within the context of relevant literature, results, strengths, limitations and implications of the study were discussed. Moreover, suggestions for future research were provided.
Bariatrik cerrahi sonrası kilo geri alımının, gece yeme, duygusal yeme, yeme endişesi, depresyon ve demografik özellikler tarafından yordanması
Bu çalışmanın amacı, bariatrik cerrahi sonrasında geri kilo alımının, depresyon, gece yeme, duygusal yeme, yeme endişesi ve çeşitli demografik özelliklerle ilişkisini değerlendirmektir. Araştırmanın çalışma grubunu çeşitli illerde ikamet eden ve yaşları 21 ile 56 arasında (x ̅=36.99, Ss=7.85) değişen, 117 bariatrik cerrahi geçirmiş birey oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak çalışma grubuna "Gece Yeme Anketi", "Hollanda Yeme Anketi'nin Duygusal Yeme Alt Boyutu", "Yeme Bozuklukları Ölçeği'nin Yeme Endişesi Alt Boyutu", "Beck Depresyon Ölçeği" ve araştırmacı tarafından hazırlanmış "sosyo-demografik bilgi formu" uygulanmıştır. Verilerin analiz edilmesinde, Mann Whitney U Testi, Pearson Korelasyon Analizi ve Çoklu Hiyerarşik Doğrusal Regresyon Analizi kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre; katılımcıların % 13.7'sinde kilo geri alımı gerçekleştiği; depresyon (𝑋̅=22.88, p<.01), gece yeme (𝑋̅=1.81, p<.01), duygusal yeme (𝑋̅=2.89, p<.01) ve yeme endişesi (𝑋̅=3.83, p<.01) puanlarının kilo geri alımı olanlarda kilo geri alımı olmayanlara göre daha yüksek olduğu; evli olmanın kilo geri alımını arttırdığı, ihtiyacı olan günlük besin miktarını bilmenin ise kilo geri alımını düşürdüğü, ayrıca ameliyattan sonra geçen sürenin ve duygusal yemenin kilo geri alımını arttırdığı saptanmıştır (F=5.92, p<.01). Araştırmada elde edilen bulgular alanyazında yer alan diğer çalışmalarla karşılaştırılarak tartışılmış ve önerilerde bulunulmuştur.
Yeme bozukluğu tanısı almış hastaların ebeveynden algılanan psikolojik kontrol, kişilik bozuklukları ve yeme tutumları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı yeme bozukluğu hastalarının ebeveynlerinden algıladıkları psikolojik kontrol düzeylerinin ve kişilik bozuklukları düzeylerinin demografik özellikler bakımından incelenmesi oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemi İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Kliniği'ne başvuran ve yeme bozukluğu tanısı alan 119 hastadan oluşmaktadır. Katılımcılara demografik bilgi formunu, Psikolojik Kontrol ölçeği, Rezzy Yeme Bozuklukları Ölçeği ve Coolidge Eksen II Envanteri uygulanmıştır. Verilerin analizi SPSS 22.0 istatistik paket programı kullanılarak yapılmıştır. Çalışma verileri değerlendirilirken tanımlayıcı istatistiksel metotların (Ortalama, Standart Sapma, Medyan, Frekans, Oran, Minimum, Maksimum), yanı sıra niceliksel verilerin normal dağılıma uygunlukları basıklık ve çarpıklık değerlerinin kesme noktaları (sınırları) çarpıklık (Skewness) değerleri ile sınanmıştır. Ölçekler arasındaki ilişki tespitinde Pearson Korelasyon analizi kullanılmıştır. Araştırma sorularının test edilmesinde ise çok değişkenli varyans analizi (MANOVA) yapılmıştır. Elde edilen tüm veriler anlamlılık düzeyi p< .05 düzeyinde sınanmıştır. Elde edilen sonuçlara göre, anneden algılanan psikolojik kontrol ile yeme bozukluğu arasında anlamlı ilişki bulunmuştur. Anneden algılanan psikolojik kontrolün cinsiyete göre, babadan algılanan psikolojik kontrolün ise cinsiyet ve yaşa göre anlamlı farklılık gösterdiği bulgusu elde edilmiştir. Anneden algılanan psikolojik kontrol ile narsistik ve obsesif kompulsif bozukluk arasında anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur. Kişilik bozuklukları düzeyleri demografik özellikler bakımından incelendiğinde ise yaşa göre farklılık gösterdiği bulgusu elde edilmiştir.
Saldırganlık ve yeme tutumları arasındaki ilişkide duygusal yemenin aracı rolü
Bu araştırmada yetişkinlerde saldırganlık ve yeme tutumu arasındaki ilişkide duygusal yemenin aracı rolü ve saldırganlık, yeme tutumu ve duygusal yeme arasındaki ilişkilerin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemi 223 kadın 70 erkek olmak üzere toplam 293 kişiden oluşmaktadır. Araştırmada Demografik Bilgi Formu, Buss Perry Saldırganlık Ölçeği, Yeme Tutum Testi (EAT 26) ve Türkçe Duygusal Yeme Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma sonucunda katılımcıların saldırganlık özelliklerinde, duygusal yeme davranışlarında ve yeme tutumlarında cinsiyet değişkenine göre anlamlı bir fark bulunmuştur. Yeme tutumunun sağlıklı ve sağlıksız olduğu durumlara göre örneklem grubunun saldırganlık ortalamasında anlamlı bir fark görülmüştür. Yeme tutumunun sağlıklı ve sağlıksız olduğu durumlara göre örneklem grubunun duygusal yeme ortalamasında anlamlı bir fark olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Duygusal yemenin olup olmamasına göre örneklem grubunun yeme tutumu ortalamasında anlamlı bir fark bulunmuştur. Yapılan Pearson Çarpım Moment Korelasyon analizi sonucunda saldırganlık ve yeme tutumu arasında istatistiksel açıdan pozitif yönde anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Duygusal yeme ve saldırganlık arasında istatistiksel açıdan pozitif yönde anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Duygusal yeme ve yeme tutumu arasında istatistiksel açıdan pozitif yönde anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Test edilen yapısal eşitlik modeli sonuçlarına göre; bulimiya ve yeme meşguliyeti ve düşmanlık arasındaki ilişkiye duygusal yeme aracılık etmektedir. Düşmanlık ve diyet arasındaki ilişkiye duygusal yeme aracılık etmektedir. Düşmanlık ve oral kontrol arasındaki ilişkiye duygusal yeme aracılık etmektedir. Anahtar Kelimeler: Saldırganlık, fiziksel saldırganlık, sözel saldırganlık, düşmanlık, öfke, yeme tutumu, bulimiya ve yeme meşguliyeti, diyet, oral kontrol, duygusal yeme.
Temel inançlar ve tıkınırcasına yeme bozukluğu ilişkisinde, ontolojik iyi oluş ve duygu düzenleme güçlüğünün aracılık etkisinin incelenmesi
Bu çalışmada temel inançlar ile tıkınırcasına yeme bozukluğu arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlükleri ve ontolojik iyi oluşun aracılık etkisi değerlendirilmiştir. Ayrıca, aracı değişkenlerin kendi aralarındaki ilişkilerin ortaya konması için, duygu düzenleme güçlüklerinin ontolojik iyi oluş üzerindeki yordayıcılığı test edilmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu, çeşitli meslek gruplarına mensup, 18 yaş üstü, 526 kadın ve 198 erkek, toplam 724 gönüllü katılımcı oluşturmuştur. Araştırmada veri toplamak için Tıkınırcasına Yeme Bozukluğu Ölçeği, Bilişsel Çarpıtmalar Ölçeği, Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği, Ontolojik İyi Oluş Ölçeği (Yaşam Projesi Ölçeği) ve demografik bilgi formu kullanılmıştır. Araştırma kapsamında toplanan veriler IBM SPSS 24, IBM SPSS Amos 24 ve Lisrel 8.8 paket programları ile test edilmiştir. Araştırmanın tümünde istatistiksel anlamlılık için .05 düzeyi alınmıştır. Değişkenler arası ilişkilerin değerlendirilmesinde Pearson Korelasyon Katsayısı ve Yapısal Eşitlik Modellemesi uygulanmıştır. Gruplar arası farklılaşmanın değerlendirilmesinde, bağımsız örneklemler için t-testi ve iki yönlü ANOVA uygulanmıştır. Bu çalışmada test edilmek üzere belirlenen hipotez model, hem genel örneklemde (n:724), hem kadın-erkek örnekleminde, hem de Beden Kitle Indeksi (BKI) normal (n:448) ve BKI yüksek (n:276) örnekleminde test edilmiştir. Genel örneklem üzerinden yapılan yapısal model analiz sonuçlarına göre temel inançların tıkınırcasına yeme bozukluğunu anlamlı derecede yordadığı tespit edilmiştir. Aracılık rolleri bağlamında, duygu düzenleme güçlüklerinin tıkanırcasına yeme bozukluğunu etkileme açısından temel inançlar üzerinde aracılık etkisi olduğu; ontolojik iyi oluşun ise aracılık etkisinin olmadığı görülmüştür. Aynı zamanda, temel inançlar ile ontolojik iyi oluş arasındaki ilişkinin duygu düzenleme aracılığı ile gerçekleştiği belirlenmiştir. Mevcut çalışmada hem kadın hem de erkek örneklem üzerinde yapılan yapısal model analiz sonuçlarına göre temel inançların tıkınırcasına yeme bozukluğunu anlamlı bir şekilde yordadığı saptanmıştır. Bununla birlikte, kadın katılımcılarda temel inançlar ile tıkınırcasına yeme bozukluğu arasındaki ilişkinin duygu düzenleme güçlükleri üzerinden gerçekleştiği, ontolojik iyi oluşun ise aracılık etkisinin olmadığı görülmüştür. Erkek örnekleminde ise temel inançlar ile tıkınırcasına yeme bozukluğu arasındaki ilişkiye duygu düzenleme güçlüğünün ve ontolojik iyi oluşun aracılık etmediği belirlenmiştir. Ayrıca çalışmada, BKI yüksek ve BKI normal gruplarında, her iki boyutta da temel inançlar ile tıkınırcasına yeme bozukluğu arasındaki ilişkinin duygu düzenleme güçlükleri ve ontolojik iyi oluş üzerinden gerçekleştiği tespit edilmiştir. Çalışmada ulaşılan bulgular, alan yazın kapsamında tartışılmış, ileriki çalışmalara dair öneriler sunulmuştur.
Healthy eating attitudes and behaviours group program: A randomised controlled feasibility study
Eating disorders (ED) are serious mental health illnesses interfering psychological, physical and social well-being. Besides the severity of ED, most of the individuals presenting symptoms are either not detected or treated. Among ones undergoing treatment, full recovery and remission are also not very likely. Given subclinical and clinical ED symptoms commonly occur among university students and negatively influence their well-being, screening ED related symptoms among university students, identifying students with a high risk of developing ED, and providing psychological intervention to them would be an important step for psychological health improvement. In this regard, in the first part of this thesis (Study 1), it is aimed to investigate levels of ED symptoms and related psychological problems among Turkish university students. Furthermore, since there is no ED prevention program available for university students in Turkey, in the second part of this thesis (Study 2), it is aimed to develop a Cognitive Behaviour Therapy oriented ED prevention program for female university students presenting a high risk for ED. A further aim was to examine feasibility, acceptability and efficacy of this program. 1584 university students (1195 females, 385 males, and 4 others) from Istanbul participated in Study 1. The mean age of the participants was 21.55 (SD = 3.37), and their mean BMI was 22.06 (SD=3.62). Participants were asked to fill out Demographic Information Form, Eating Disorders Examination Questionnaire (EDEQ), Eating Attitudes Test – 40 (EAT-40), Body Image Satisfaction Questionnaire (BISQ), and Sociocultural Attitudes towards Appearance Questionnaire-4-Revised (SATAQ-4R) in either paper-pencil or online format. The analysis showed that 22.3% of the students are not satisfied with their weight. 10.9% of the students met clinical severity criteria of EAT-40 and 6.6% of the students met the clinical severity criteria of EDEQ-Total score. Analyses for comparing female and male students revealed that female students had statistically significantly higher scores in EAT-40, subscales and total EDEQ, Thin/Low Body Fat Internalization, General Attractiveness Internalization, Family Pressure subscales of SATAQ-4R than their male peers. Male students had significantly higher scores in Muscular Internalization and Peer / Significant Other Pressures subscales of SATAQ-4R. Percentage of female students meeting clinical severity criteria of EAT-40 and EDEQ-Total were higher than male students meeting clinical severity criteria for these instruments. Analyses further showed that students who approved participating in Study 2 presented higher levels of ED and related psychopathology compared to students who did not approve. Participants of Study 2 consisted of 38 female university students, and they were randomly assigned to 6 session - Healthy Eating Attitudes and Behaviours Group Program (experimental group), single session - Eating Disorders and Body Dissatisfaction: A Group Work (active control group) or wait-list control condition. EDEQ, SATAQ-4R, Body Shape Questionnaire (BSQ), Difficulties in Emotion Regulation Scale-16 (DERS-16) and Group Feedback Form were administered as outcome measures. Analyses revealed that experimental group resulted in significantly higher improvement in subscales and total EDEQ, BSQ, DERS, and Thin/Low Body Fat Internalization subscales of SATAQ-4R from baseline to post assessment and baseline to 1-month follow up assessment compared to active and wait-list control conditions. The effect size for improvement in these outcome measures reflected large effect. Experimental group condition also presented high levels of feasibility and acceptability. Informativeness, being fun, and offering good rapport and communication with group friends were found to be the most favourable aspects of this program. Overall, the findings of the current study highlight the importance of targeting ED symptoms and related problems their given significance among university students in Istanbul, Turkey. With its good level feasibility, acceptability and preliminary efficacy, Healthy Eating Attitudes and Behaviours Group Program would be beneficial for reducing ED related psychopathology, body dissatisfaction, emotion regulation difficulties and internalization of thin/low body fat ideal among Turkish female university students.
Madde kullanım bozukluğu tanılı bireylerde yeme bozuklukları, duygusal yeme ve depresyon durumlarının incelenmesi
Bu çalışma, madde bağımlılığı, duygusal yeme, yeme bozuklukları ve depresyon arasındaki ilişkisel bağı incelemeyi amaçlamıştır. Araştırmada bireylerin depresyon belirti düzeyi saptanmış, yeme bozuklukları kapsamında taraması yapılmış, duygusal yeme seviyesi incelenmiş ve bu bileşenlerin etki düzeyleri karşılaştırılmıştır. Araştırma eş tanıları farkında olmanın işlevsellik kaybının önüne geçmesini ve tedavi süresini kısaltarak daha etkin bir iyileşme süreci oluşturmasını hedeflenmiştir. Araştırmanın evrenini S.B.U Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim Araştırma Hastanesi madde bağımlılığı teşhisi ile ayaktan tedavi gören veya yatışı sağlanmış 18 yaş üstü kişiler oluşturmuş, kalan kısım ise ulaşılabilir örneklem ile bulunmuştur. Katılımcılara Bağımlılık Profil İndeksi Özbildirim Formu, Duygusal Yeme Ölçeği, Rezzy Yeme Bozuklukları Ölçeği ve Beck Depresyon Ölçeği uygulanmıştır. Verilerin analizinde SPSS 25.0 programı kullanılmıştır. Çalışmada elde edilen sonuçlara göre madde bağımlısı bireylerde eğitim seviyesinin, evli ve çocuk sahibi olma ve son olarak psikiyatrik-psikolojik tedavi görmüş olma oranlarının sağlıklı bireylere göre daha düşük olduğu bulunmuştur. Madde kullanım şiddetiyle; duygusal yeme, yeme bozukluğu geliştirme ve depresyon seviyesi arasında pozitif yönlü, istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkinin varlığı saptanmıştır. Analizler sonucunda elde edilen bulgular, alanyazın incelemesi ile kuramsal olarak tartışılmıştır.
Duygusal yeme ve manevi iyi oluş
Bu araştırmanın amacı, manevi iyi oluş ve duygusal yeme davranışı arasındaki ilişkiyi incelemektir. Araştırmanın yöntemi, korelasyonel araştırma modelindedir. Araştırmaya 421 birey (161 erkek, 291 kadın) katılmıştır. Araştırmada veri toplama araçları olarak, Kişisel Bilgi Formu, Duygusal Yeme Ölçeği, Manevi İyi Oluş Ölçeği kullanılmıştır. Veriler bağımsız örneklemler için t testi, tek yönlü varyans analizi, Pearson korelasyon katsayısı ve basit doğrusal regresyon analizleri ile test edilmiştir. Analiz sonucuna göre, manevi iyi oluş ile duygusal yeme arasında düşük düzeyde negatif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Basit doğrusal regresyon analizi sonucuna göre ise manevi iyi oluşun duygusal yemenin anlamlı bir yordayıcısı olduğu görülmektedir. Araştırmanın diğer bir sonucu, bireylerin duygusal yeme ve manevi iyi oluş düzeyleri cinsiyetlerine göre anlamlı düzeyde farklılaşmıştır. Buna göre, kadınların duygusal yeme ve manevi iyi oluş puanlarının erkeklerden anlamlı olarak daha yüksek olduğu görülmektedir. Ayrıca, bireylerin manevi iyi oluşları, vücut kitle indeksine göre anlamlı bir farklılık göstermezken, duygusal yeme düzeyleri, vücut kitle indeksine göre, anlamlı düzeyde farklılık göstermiştir. Duygusal yeme ve manevi iyi oluş düzeylerinde, bireylerin medeni durumları açısından anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Araştırmanın sonuçları ilgili literatür çerçevesinde yorumlanmış ve çeşitli öneriler sunulmuştur.
The mediating role of cognitive emotion regulation strategies in the relationship between childhood maltreatment and eating disorders
Eating disorders (EDs) are severe psychological conditions that profoundly impact physical health, emotional well-being, and social functioning. These disorders predominantly manifest during adolescence and early adulthood. Although EDs primarily affect young women, there is a growing recognition of their prevalence across all genders and age demographics, often leading to serious long-term consequences. Childhood maltreatment (CM), a pervasive form of early-life adversity, has been consistently linked to a range of psychopathologies, including EDs. CM is also associated with disruptions in emotion-related processes and heightened difficulties in emotion regulation, both of which are closely tied to EDs. Despite these established relationships, the mediating role of cognitive emotion regulation strategies (CERS) between types of CM and EDs remains underexplored. This study aimed to examine the mediating role of adaptive and maladaptive CERS in the relationship between types of CM and EDs among the general population in Turkiye. A cross-sectional research design was employed, utilizing data obtained from a sample of 352 participants, predominantly female (89%), with a mean age of 29.55 years. Participants completed a sociodemographic questionnaire alongside validated measures, including the Childhood Trauma Questionnaire (CTQ-33), the Cognitive Emotion Regulation Questionnaire (CERQ), and the Eating Disorder Examination Questionnaire (EDE-Q-13). A series of mediation analyses was conducted using the PROCESS Macro in SPSS version 29. The findings revealed that maladaptive CERS fully mediated the relationship between both sexual abuse and emotional neglect and EDs, whereas it partially mediated the relationship between other types of CM and EDs. However, adaptive CERS did not exhibit a mediating role between any types of CM and EDs. These results highlight the critical role of maladaptive CERS in the link between CM and EDs, emphasizing the need for interventions aimed at reducing reliance on maladaptive strategies.
Yeme tutumu ile bağlanma stili, aleksitimi ve obsesif kompulsif belirtiler arasındaki ilişkinin incelenmesi
Yeme tutumunda bozulmalar ile başlayan ve yeme bozukluklarına kadar giden sürecin kaynağında hangi etkenlerin olduğu literatürde sıkça araştırılan bir konudur. Erken dönemde ebeveynler ile kurulan bağın yetişkinlik döneminde öne çıkan etkilerinin yanında, bireyin duygu tanımlama becerileri ve obsesif kompulsif belirtilerinin yeme tutumunda bozulmalar ile ilişkili olduğu göze çarpmaktadır. Bu çalışmanın amacı, yeme bozukluklarına giden süreç ile ilişkili olduğu bilinen bağlanma stilleri ve aleksitimi düzeyinin yeme tutumları üzerinde yordayıcı etki güçlerini incelemek ve obsesif kompulsif belirtilerin yeme tutumu ile ilişkisinin anlaşılmasına yardımcı olmaktır. Ayrıca, sosyodemografik ve diğer özelliklere göre bağlanma stilleri, aleksitimi, obsesif kompulsif belirtiler ve yeme tutumu puanlarının farklılaşıp farklılaşmadığı araştırılmıştır. Araştırmaya psikiyatrik tanısı bulunmayan ve yaşları 18-45 arasında değişen 248 birey (131 kadın, 117 erkek) katılmıştır. Katılımcılara Sosyodemografik ve Diğer Bilgi Formu, Üç Boyutlu Bağlanma Stilleri Ölçeği (ÜBBSÖ), Toronto Aleksitimi Ölçeği (TAÖ-20), Maudsley Obsesif Kompulsif Soru Listesi (MOKSL) ve Yeme Tutum Testi (YTT-26) anket şeklinde çevrimiçi olarak sunulmuştur. Sosyodemografik ve diğer değişkenlerin değerlendirilmesi için betimleyici analizler, bu değişkenlerin bağımlı ve bağımsız değişkenler üzerindeki etkilerini incelemek için parametrik olmayan testler, hipotezleri test etmek için ise korelasyon, basit doğrusal ve çoklu regresyon analizleri kullanılmıştır. Bulgulara göre, aleksitiminin yeme tutumu üzerinde pozitif yönlü en güçlü yordayıcı etki gücüne sahip olduğu, bağlanma stilleri alt boyutlarından kaçınan bağlanmanın yeme tutumunu pozitif yönde yordadığı saptanmıştır. Ayrıca, obsesif kompulsif belirtiler ile yeme tutumu arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki bulunmaktadır. Sağlıklı bireylerde bu tür ilişkilerin preklinik dönemde ortaya koyulması, yeme bozuklukları patolojisini tetikleyen faktörleri tanımlamanın yanı sıra farkındalık yaratmaya yardımcı olmak, yeme bozukluklarının tedavisinde önleyici stratejiler geliştirmek ve prognozu mümkün kılmak için uzun vadede önemlidir.
Anne beden memnuniyetsizliği ve besleme davranışı ile çocuk beden memnuniyetsizliği ve yeme davranışı arasındaki ilişki
Bu araştırmanın amacı anne beden memnuniyetsizliği ve besleme davranışı ile çocuk beden memnuniyetsizliği ve yeme davranışı arasındaki ilişkiyi incelemektir. Araştırma, 5-9 yaş aralığında çocuğu olan ve Türkiye'de yaşayan 205 anne ile gerçekleştirilmiştir. Katılımcılara Bilgilendirilmiş Onam Formu, Demografik Bilgi Formu, Çocuklarda Yeme Davranışı Anketi, Çocuk Besleme Anketi, Çocuk Beden Figürleri Ölçeği, Kadınlar için Fotoğraflı Derecelendirme Ölçeği ve Beden Bölgeleri ve Özelliklerinden Hoşnut Olma Anketi uygulanmıştır. Araştırmanın hipotezleri IBM SPSS for Statistics 26.0 programı ile analiz edilmiştir. Araştırmada yer alan betimsel analizlerde Ki-Kare Testi, Bağımsız Örneklem T-Testi ve Tek Yönlü Varyans Analizi; değişkenler arası ilişkileri incelemek için Pearson Korelasyon Testi, Bağımsız Örneklem T-Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi, Basit Doğrusal Regresyon Analizi ve Çoklu Doğrusal Regresyon analizleri yapılmıştır. Yapılan analizler sonucunda, annelerin ve çocukların beden memnuniyetsizliği arasında ilişki elde edilememiştir. Çocuk besleme ve yeme davranışları ise annelerin çocuğun bedenine yönelik algılarına göre farklılaşmaktadır. Anneleri tarafından kilolu algılandıkları için bedeninden memnun olmayan çocukların gıda heveslisi, duygusal aşırı yeme, gıdadan keyif alma, yemek seçiciliği, algılanan çocuk ağırlığı ve çocuk ağırlığı hakkındaki ilgi puanları diğerlerine göre yüksektir. Anneleri tarafından zayıf algılandıkları için bedeninden memnun olmayan çocukların ise tokluk heveslisi, yavaş yeme ve yeme baskısı puanları diğerlerine göre yüksektir. Basit doğrusal regresyon analizi sonucuna göre, çocuk ağırlığı hakkındaki ilgi besleme davranışını pozitif yönde yordamaktadır. Yapılan çoklu doğrusal regresyon analizi sonucunda, çocuk bedenine yönelik memnuniyetsizlik, tokluk heveslisi ve yavaş yeme davranışı yeme baskısını pozitif yönde yordamaktadır. Son olarak, çocuk besleme davranışlarının alt boyutlarının çocuk yeme davranışı üzerinde yordayıcı etkisi elde edilmiştir. Beden memnuniyetsizliğinin ve besleme davranışlarının yeme bozuklukları üzerindeki etkileri bilinmektedir. Beden memnuniyetsizliği, besleme ve yeme davranışı arasındaki ilişkinin çocukluk dönemi yaş grubuyla incelenmesinin, ilerleyen dönemde obezite ve yeme bozukluklarının öncülerinin belirlenerek önleyici çalışmaların oluşturulması için katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Anne Beden Memnuniyetsizliği, Çocuk Beden Memnuniyetsizliği, Çocuk Bedenine Yönelik Algı, Çocuk Besleme Davranışı, Çocuklarda Yeme Davranışı
Yeme tutumlarını yordamada öz anlayış ve yeme farkındalığının rolü
Son yıllarda yeme bozukluğu tanısında görülen artış ile birlikte, klinik olmayan örneklemde de yeme tutumları sıklıkla araştırılmaya başlanmıştır. Yeme farkındalığı, yeme tutumlarını yordayıcı bir faktör olarak bilinirken, alan yazına yeni kazandırılmış bir kavram olan öz anlayışın yeme farkındalığı ve yeme tutumları ile yakından ilişkili olduğu bilinmektedir. Bu çalışmanın amacı, öz anlayış ve yeme farkındalığının yeme tutumlarını yordayıcı rolünü diyetisyene giden ve gitmeyen kadınlarda araştırmaktır. Çalışmanın örneklemini, çalışmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden, 18-59 yaş arasından (Ort.=31.65, SS= 9.31) olan, 230 diyetisyene giden (%52.9) ve 205 diyetisyene gitmeyen (%47.1) 435 kadın katılımcı oluşturmaktadır. Katılımcılara, Sosyodemografik Bilgi ve Veri Formu dışında, Yeme Tutum Testi (YTT-26), Yeme Farkındalığı Ölçeği (YFÖ-30), Öz Anlayış Ölçeği (ÖZAN) ve Yeme Tutum Testi (YTT-26) ile oluşturulmuş anket bataryası online olarak sunulmuştur. Sosyodemografik değişkenlerin, yeme tutumlarıyla ilişkisinin değerlendirilmesi için betimleyici analizler, bağımsız gruplar t-testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA), araştırmanın hipotezlerini test etmek için ise hiyerarşik regresyon analizi IBM SPSS 22.0 programı ile yürütülmüştür. Bulgulara göre, yeme tutumlarını yordamada, öz anlayış ve yeme farkındalığın rolünün diyetisyene giden ve gitmeyen bireylerde farklılaştığı, kilo vermek için diyetisyene giden kadınlarda yeme farkındalığı ve öz yargılamanın yeme tutumlarını yordarken, diyetisyene gitmeyen kadınlarda yeme farkındalığı ve öz anlayışın yordayıcı rolü olmadığı bulunmuştur. Örneklem gruplarında görülen bu fark, yeme tutumlarında, risk grubu ile genel popülasyon arasında farklı yordayıcıların olduğuna dikkat çekerek, yeme bozukluğunu önlemede bu yordayıcıların araştırılmasının önemini vurgulamaktadır.
Algılanan anne tutumları, duygu düzenleme stratejileri ve erken dönem uyumsuz şemaların yeme tutumu üzerindeki yordayıcı rolü
Bu araştırmada; algılanan anne tutumları, duygu düzenleme güçlükleri ve erken dönem uyumsuz şemaların; yeme tutumu üzerinde yordayıcı bir rolünün olup olmadığını incelenmek amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemini 19-40 yaş aralığındaki 327 kadın oluşturmaktadır. Araştırmada Sosyo-demografik Bilgi Formu'nun yanı sıra anneden algılanan ebeveynlik tutumlarını değerlendirmek için Young Ebeveynlik Ölçeği-Anne Formu (YEBÖ-A),duygu düzenleme sürecinde yaşanan güçlükleri değerlendirmek için Duygu Düzenleme Güçlükleri Ölçeği (DDGÖ-16), erken dönem uyumsuz şemaları tespit etmek için Young Şema Ölçeği- Kısa Form 3 (YŞÖ- KF3) ve yeme tutumundaki bozulmaları değerlendirmek için Yeme Tutum Testi (YTT-26) kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda elde edilen bulgular; algılanan anne tutumları, duygu düzenleme güçlükleri ve erken dönem uyumsuz şemaların; yeme tutumu üzerinde yordayıcı bir rolünün olduğunu göstermiştir. Araştırma kapsamında kullanılan tüm ölçeklerin alt boyutları ile yeme tutumundaki bozulma arasında anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur. Anneden algılanan küçümseyici/kusur bulucu ve sömürücü/istismar edici tutum ve davranışlar; ve yüksek standartlar şema alanı yeme tutumundaki bozulmalar üzerinde yordayıcı bir etkiye sahiptir. Ayrıca bedensel görünüşten memnuniyet, diyetisyen başvurusu, psikiyatrik tanının olup olmaması, kilo algısı ve beden kitle indeksi gibi sosyo-demografik veriler de yeme tutumları ile ilişkili bulunmuştur.