Feeding and eating disorders
68 theses under this subject heading
Adölesan sporcuların yeme bağımlılığı eğilimlerinin değerlendirilmesi
Bu çalışma adölesan sporcularda yeme bağımlılığı eğilimlerini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya yaşları 12-14 arasında değişen 224 sporcu ve 100 sedanter dahil edilmiştir. Verilerin elde edilmesinde, kişisel bilgileri içeren anket formu ve Yale Yeme Bağımlılığı ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde frekans tabloları ve tanımlayıcı istatistikler kullanılmıştır. İki nitel değişkenin birbiriyle olan ilişkilerinin incelenmesinde Pearson-χ2 ve Ki-Kare tabloları kullanılmış ve p<0,05 anlamlı düzey kabul edilmiştir. Verilerin analizi sonucunda, sporcuların %57,4'ünün ve sedanterlerin %46'sının erkek bireylerden oluştuğu tespit edilmiştir. Sporcuların %36,6'sının, sedanterlerin %35' inin beslenme eğitimi aldığı görülmüştür. Sporcuların annelerinin %38,4'ünün, sedanterlerin ise %79'nun üniversite mezunu olduğu ortaya çıkmıştır (p<0,05). Sporcuların %70,1'inin 3 ana öğün (sabah, öğle, akşam) tükettiği ve %54,9'unun ara öğünleri atladığı, sedanterlerin ise %72'sinin 3 ana öğün (sabah, öğle, akşam) tükettiği, %57'sinin ara öğünleri atladıkları görülmüştür. Yeme bağımlılığı verileri analizi sonucunda, sporcuların %11,6'sının (n:26), sedanterlerin %16'sının (n:16) yeme bağımlısı olduğu saptanmıştır. Sporcuların çoğunluğunun; gereğinden daha fazla ve uzun dönemde yemediği (%86,2), sürekli yeme arzusu veya tekrarlanan başarısız bırakma teşebbüslerinde bulunduğu (%79,5), sedanterlerde ise yemenin sebep olduğu önemli klinik bozukluklar görülmediği (%84) ve önemli sosyal, eğitimsel etkinlikleri bırakmadığı veya azaltmadığı (%82) saptanmıştır. Sonuç olarak; erkeklerin kızlara oranla yeme bağımlılığı görülme oranlarının daha yüksek olduğu, ekonomik düzeyi iyi olan ailelerin çocuklarıyla ayrıca normal ağırlıkta olan sporcu ve sedanterlerin hafif şişmanlara göre daha fazla yeme bağımlısı olduğu söylenebilir.
Tip 2 diyabet hastalarında tıkınırcasına yeme bozukluğu ve gece yeme sendromu sıklığı; depresyon ve glisemik kontrol ile ilişkisi
Tip 2 Diyabet insülin salgılamasındaki bozukluk-eksiklik ile karakterize hiperglisemi ile seyreden kronik bir hastalıktır. Bu çalışmada, Tip 2 Diyabet hastalarında depresyon düzeyinin ve yeme bozukluklarının incelenmesi; bu tanıların glisemik kontrol ve uzun dönem komplikasyonlar üzerindeki etkisinin araştırılması amaçlandı. Çalışmamıza Bursa Uludağ Üniversitesi Endokrinoloji Polikliniği'nden takip edilen 120 Tip 2 Diyabet hastası dahil edildi. Katılımcılar bir defa kesitsel olarak görüldü; Sosoyodemografik Veri Formu, Montgomery ve Asberg Depresyon Derecelendirme Ölçeği (MADRS), Gece Yeme Anketi, Yeme Tutum Testi ile değerlendirildi. Çalışmamızda TYB ve/veya GYS tanısı alan Tip 2 DM hastalarında kilolu veya obez alt grubunda olanların yeme bozuklukları açısından artmış riske sahip oldukları görülmüştür. BKİ değerleriyle yeme bozukluğu tanıları arasında anlamlı ilişki saptanmıştır. HbA1c düzeylerinin ve açlık kan glukoz değerlerinin tanı alan grupta daha yüksek seviyede olduğu görülmüştür. Hipertansiyon, dislipidemi ve nefropati varlığının tanı alma oranlarına göre farklılık göstermediği; retinopatisi ve nöropatisi olan hastaların tanı alma oranlarının daha yüksek olduğu görülmüştür. Çalışmada MADRS puanlarının tanı alan grupta daha yüksek seviyede olduğu, hafif ve orta derecede depresyonu olan hastalarda tanı alma oranlarının daha yüksek olduğu görülmüştür. Çalışmamızda tanı alan grupta hastaların MADRS puanları ile Gece Yeme Anketi skoru ve Yeme Tutum Testi sonuçları arasında anlamlı bir ilişki olmadığı tespit edilmiştir. Bunun yanında Gece Yeme Anketi skorlarının tanı alan grupta daha yüksek seviyede olduğu, tanı alan ve almayan grupta Yeme Tutum Testi skorlarının ise farklı düzeylerde olmadığı görülmüştür. Tip 2 Diyabet hastalarının ruhsal bozukluklar ve yeme bozuklukları açısından riskli bir grup olduğu göz önüne alınarak, hastaların rutin takiplerinde psikopatoloji ve yeme davranışlarının sorgulanması önerilmektedir.
Ergen sporcularda kişilik özellikleri ile yeme bozuklukları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, ergen sporcularda yeme bozuklukları ile kişilik özellikleri arasında ilişki olup olmadığını tespit etmektir. Gereç ve Yöntem: Araştırmaya 17-19 yaş aralığında yer alan; 112 kadın, 177 erkek olmak üzere 289 sporcu katılmıştır. Araştırmada veriler, gönüllü katılım formu, demografik bilgi formu, YTT-26 ve SCL 90 R üzerinden toplanmıştır. İstatistiksel analizler SPSS paket programı kullanılarak yapılmıştır. Bulgular: Çalışmanın ana hipotezini test etmek etmek amacıyla YTT-26 ile SCL 90 R toplam puanı ve tüm alt testleri arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla korelasyon analizi yapılmıştır. Yapılan korelasyon analizi sonucuna göre, YTT-26 toplam puanları ile SCL 90 R toplam puanları ve tüm alt testleri arasında anlamlı, pozitif yönde bir ilişki bulunmuştur. Çalışmanın alt hipotezini test etmek amacıyla ise YTT-26'nın cinsiyete göre değerlendirilmesi için bağımsız gruplar t-testi yapılmıştır. Bağımsız örneklem t-testi sonucuna göre; kadınların (Ort.=12,17, SS=12.003) yeme tutum testi puanlarının, erkeklere (Ort.=8,34, SS=7,19) göre anlamlı olarak daha yüksek olduğu bulunmuştur, t(161,871)=3,049, p<.01. Sonuçlar: Araştırma sonucu yeme bozuklukları değerlendirilirken kişilik özelliklerinin ve belli demografik özelliklerin göz önüne alınması gerektiğini göstermiştir.
Üniversite öğrencilerinin duygusal yeme davranışı ile antropometrik ölçümler arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışma, Gaziantep ili Hasan Kalyoncu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesinde Ekim 2016-Mayıs 2017 tarihleri arasında Beslenme ve Diyetetik (BDB), Hemşirelik (HEM) ve Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon (FTR) bölümlerinin 3.ve 4. sınıflarında öğrenim gören, çalışmaya katılmaya gönüllü öğrencilerin (n:325), duygusal yeme davranışları ile antropometrik ölçümler arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır. Öğrencilerin genel özellikleri, beslenme alışkanlıkları, bir günlük besin tüketimleri, duygusal yeme davranışını sorgulamak için üç faktörlü beslenme (TFEQ) anketi ve duygusal durumlarda yeme alışkanlığı (EESQ) anketleri uygulanmıştır.Öğrencilerin antropometrik ölçümleri de (boy uzunluğu, vücut ağırlığı, bel çevresi ve kalça çevresi) Biyoelektrik İmpedans Analizi (BİA) ile ölçülmüştür.Bir günlük enerji ve besin öğeleri tüketimleri Beslenme Bilgi Sistemi (BEBİS) programı kullanılarak analiz edilmiş ve bulunan değerler Türkiye'ye Özgü Beslenme Rehberi (TÖBR) ile karşılaştırılmıştır.Çalışmaya katılan öğrencilerin %77,2 'si kız ve bekar (%94,2) olup %22,8 'i erkektir.Yaş ortalaması( ±S) sırasıyla kızlarda 22,2±1,9 ve erkeklerde 23,2±1,9 'dur.Öğrencilerin yarıya yakınının (%47,4) en az bir ana öğünü atladığı, %36,6 'sının bir ara öğün tükettiği, %28,9 'unun öğün atladığı ve genelde sabah öğününü (%51,4) atladıkları saptanmıştır. BDB 'nün %28,5 'i, HEM bölümünün %29,7 'si ve FTR bölümünün ise %41,6 ' sının doktor tarafından tanısı konulmuş bir hastalığının olduğu ve FTR bölümündeki öğrencilerde ülserin (p˂0,05) ve ailelerinde ise osteoporozun (p˂0,05) önemli düzeyde yüksek olduğu anlaşılmıştır.Beden Kitle İndeksi (BKİ) açısından öğrencilerin %68,0'i normal, %21,5'i ise hafif şişmandır. TÖBR'e göre öğrencilerin enerjinin proteinden (BDB Kız:%118,1 ve Erkek:%119,4 ; HEM Kız:%112,2 ve Erkek:%101,9 ; FTR Kız:%113,6 ve Erkek:%119,3) ve yağdan(BDB Kız:%126,1 ve Erkek:%118,3 ; HEM Kız:%133,7 ve Erkek:%136,6 ; FTR Kız:%138,7 ve Erkek:%128,4) gelen oranlarının önerilenden yüksek olduğu ve karbonhidrat oranlarının (BDB Kız:%81,0 ve Erkek:%84,6 ; HEM Kız:%78,5 ve Erkek:%79,6 ; FTR Kız:%75,0 ve Erkek:%79,1) ise önerilenden düşük olduğu anlaşılmıştır.Tüm öğrencilerin büyük çoğunluğunun canı sıkıldığında, endişeli olduğunda, arkadaşları kendini ikna etmeye çalıştığında, üzgün olduğunda, yalnız hissettiğinde daha fazla yemek yediği bu durumun ise en fazla kızlarda olduğu belirlenmiştir.Bölümlere göre kontrolsüz yeme düzeyi en fazla FTR bölümünde (p˂0,05), açlığa duyarlılık düzeyinin ise HEM bölümünde (p˂0,05) olduğu, cinsiyete göre bilişsel kısıtlama düzeyi ve duygusal durumlarda yeme alışkanlığının (EESQ) en fazla kızlarda olduğu görülmüştür (p˂0,05). Duygusal yeme davranışı ile antropometrik ölçümler arasındaki ilişkiye bakıldığında; ağırlık(kg), bel çevresi(cm), kalça çevresi(cm), Beden Kitle İndeksi (BKİ), Bazal Metabolizma Hızı (BMH), vücut yağ oranı (%) ve miktarı (%) ile ölçek puanları arasında pozitif yönde (p˂0,05) anlamlı ilişki olduğu; boy uzunluğu(cm), vücut sıvı oranı (%), vücut sıvı miktarı (kg), yağsız vücut oranı (%), yağsız vücut miktarı (kg) arasında ise negatif yönde (p˂0,05) anlamlı ilişki olduğu anlaşılmıştır. Sonuç olarak duygusal yeme davranışı ile antropometrik ölçümler arasında güçlü bir ilişki olduğu, beslenme davranışlarına ek olarak duygu ve stres yönetimine odaklanan multidisipliner bir yaklaşımın üniversite çağındaki gençlerde duygusal yemeye bağlı olarak gelişebilecek ağırlık artışı riskini azaltacağından yararlı olacaktır. Anahtar kelimeler: Üniversite döneminde beslenme, Duygusal yeme, Kontrolsüz yeme, Bilişsel kısıtlama, Açlığa duyarlılık
Ebeveyn besleme tarzının okul çağı çocuklarının beslenme alışkanlıkları, uygulamaları, antropometrik ölçümleri ve yaşam kaliteleri üzerine etkisi
Bu çalışma ebeveyn besleme tarzının okul çağı çocuklarının beslenme alışkanlıkları, uygulamaları, antropometrik ölçümleri ve yaşam kaliteleri üzerine etkisini saptamak amacıyla planlanmış ve yapılmıştır. Çalışma Ekim 2020 – Ocak 2021 tarihleri arasında Gaziantep Doğa Koleji'ne giden 3. 4. Ve 5. Sınıf öğrencileri ile yürütülmüştür. Çalışmaya toplam 128 çocuk (Erkek:72, %56,3; Kadın:56, %43,8) ve bunların ebeveynleri dahil edilmiştir. Çocukların demografik özellikleri, beslenme alışkanlıkları, besinlerin tüketim sıklığı, ebeveynlerin besleme tarzları,hem ebeveyn hem çocuk formu şeklinde yaşam kaliteleri ve antropometrik ölçümleri belirlenmiştir. Araştırma kapsamında yer alan okul çağı kız çocuklarının beden kütle indeksi ortalaması ise 19,64±3,80 olup erkek çocuklarının beden kütle indeksi ortalaması 19,87±3,83'tür. Kız çocuklarının en yüksek oranla %50'si yaşa göre boy, %50'si yaşa göre ağırlık, %55,4'ü boya göre ağırlık sınıflamasında; erkek çocuklarının ise %45,8'i yaşa göre boy, %45,8'i yaşa göre ağırlık, %50'si boya göre ağırlık sınıflamasında normal aralıklarda bulunmuştur. Kız ve erkek çocuklarının ebeveynlerin besleme tarzı düzeyleri incelendiğinde, en fazla (sırasıyla 28,69±4,54, 28,56±4,49) cesaretlendirici/ yiyeceği sevmeyi teşvik edici besleme tarzını benimsedikleri ve genel ortalama olarak ebeveynlerin en az düzeyde tercih edilen besleme tarzının ödüllendirici besleme tarzı olduğu (13,222±4,418), bunun da cinsiyete göre dağılımının kadın ve erkeklerde sırasıyla 9,660±3,47, 9,666±3,444 olduğu belirlenmiştir. Kız çocuklarında ebeveyn besleme tarzı düzeyleri ile yaş ve BKİ değerleri arasında ilişki yoktur. Erkek çocuklarının ebeveynlerinin duygusal, ödüllendirici ve toleranslı kontrollü (beslenme kararını çocuğa bırakan) besleme tarzı azaldıkça BKİ değerleri azalmakta, sıkı kontrollü (takip edici) beslenme düzeyleri azaldıkça BKİ değerleri artmaktadır. Kız ve erkek çocukların yeme davranışı düzeylerine bakıldığında, büyük çoğunluğunun (sırasıyla 18,375±5,45, 19,61±4,65) kendini tok hissettiği ve çoğunun (sırasıyla 16,87 ±4,34, 17,27 ±4,32) iştahlı ve yemek yemeyi sevdiği bulunmuştur. Her iki cinsiyette de çocukların en az içecek tüketme bağımlılığı (sırasıyla 8,51±3,35, 8,79±3,01) davranışı sergiledikleri bulunmuştur. Kız ve erkek çocuğa sahip olan ebeveynlere göre çocukları en yüksek yaşam kalitesine sosyal fonksiyonda, en düşük yaşam kalitesine ise fiziksel fonksiyonda sahiptir. Bu çalışmada yaş ve cinsiyet ile yaşam kalitesi düzeyleri ile her iki cinsiyette de çocukların yaşam kalitesi düzeyleri ile ebeveyn besleme tarzları arasında ilişki tespit edilmemiştir.
Üniversite öğrencilerinde yeni besin korkusu ile ortoreksiya nervozanın ve etkili etmenlerin araştırılması
Bu çalışma, üniversite öğrencilerinde yeni besin korkusu ile ortoreksiya nervozanın ve etkili etmenlerin araştırılması amacıyla yapılmıştır. Çalışma, Hasan Kalyoncu Üniversitesi'nde eğitim gören 270 gönüllü öğrenci ile yapılmıştır. Genel bilgiler, beslenme alışkanlıkları, besin tüketim sıklığı, yeni besin korkusu ölçeği ve ORTO-11 ölçeği olmak üzere beş bölümden oluşan bir anket ile veriler toplanmıştır. Öğrencilerin yaş ortalaması 21,46±2,04 yıldır. Erkek öğrencilerin BKİ ortalaması 24,34±3,12 kg/m2; kız öğrencilerin 21,52±3,62 kg/m2'dir (p<0,05). Sağlık Bilimleri Fakültesi öğrencilerinin %14'ünün, Sosyal Bilimler Fakültesi öğrencilerinin %12,6'sının ve Fen Bilimleri Fakültesi öğrencilerinin %17,8'inin neofobik olduğu tespit edilmiştir (p>0,05). Yeni besin korkusu ölçek puanı; Sağlık Bilimleri Fakültesi öğrencilerinde 40,84±8,59 puan, Sosyal Bilimler Fakültesi öğrencilerinde 40,59±8,85 ve Fen Bilimleri Fakültesi öğrencilerinde 38,81±10,6 puandır (p>0,05). Sağlık Bilimleri Fakültesi öğrencilerinin %30,1'i, Sosyal Bilimler Fakültesi öğrencilerinin %13,8'i ve Fen Bilimleri Fakültesi öğrencilerinin %26,7'si ortorektiktir (p<0,05). Öğrencilerin ortorektik olma durumları ile yeni besin korkusu düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>0,05). Neofobik olan öğrencilerin %20'sinin ortorektik olduğu saptanmıştır. Öğrencilerin yaş ve BKİ değerleri ile yeni besin korkusu ve ortoreksiya nervoza durumu arasında anlamlı bir fark saptanmamıştır (p>0,05). Bu çalışma ülkemizde üniversite öğrencilerinde yeni besin korkusu ile ortoreksiya nervoza arasındaki ilişkiyi inceleyen ilk çalışmadır. Yeni besin korkusu ve/veya ortorektik olma durumu, besin çeşitliliğini azaltarak, gereksinen besin öğelerinin alımını olumsuz etkileyebilmektedir. Üniversite öğrencilerinin sağlıklı beslenme alışkanlıkları edinebilmesi için düzenli aralıklarla beslenme eğitimlerinin verilmesi önemlidir.
Algılanan stres ve duygusal yeme arasındaki ilişki: Duygusal zeka ve psikolojik sağlamlık değişkenlerinin aracı rolü
Yapılan çalışmada algılanan stres ile duygusal yeme davranışları arasındaki ilişkide psikolojik sağlamlık ve duygusal zeka değişkenlerinin aracı rolü incelenmiştir. Çalışmanın örneklemi 2020-2021 eğitim öğretim döneminde herhangi bir üniversite programına kayıtlı üniversite öğrencilerinden oluşmaktadır. 459'u kadın, 79'u erkek olmak üzere toplam 538 öğrenci katılmıştır. Çalışmada Türkçe Duygusal Yeme Ölçeği, Algılanan Stres Ölçeği, Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği ve Schutte Duygusal Zeka Ölçeği kullanılmıştır. Anketler aracılığıyla elde edilen verilerin analizi için IBM SPSS 22 versiyonu ve AMOS programları kullanılmıştır. Çalışmada Algılanan Stres Ölçeği toplam puanı ile Türkçe Duygusal Yeme Ölçeği toplam puanı arasında anlamlı ve pozitif yönde bir ilişki bulunmuştur. Algılanan Stres puanı arttıkça duygusal yeme davranışı puanı da artmaktadır. Cinsiyet bakımından duygusal yeme puanları incelendiğinde kadınların erkeklere göre daha fazla duygusal yeme davranışı sergiledikleri tespit edilmiştir. Psikolojik Sağlamlık Ölçeği Puanı ile Duygusal Yeme Ölçeği Toplam Puanı arasında anlamlı ve ters yönlü bir ilişki tespit edilmiştir. Psikolojik Sağlamlık puanı azaldıkça Duygusal Yeme toplam puanı artacağı söylenebilmektedir. Algılanan stres ile duygusal yeme arasındaki ilişkide, psikolojik sağlamlık değişkeninin aracı rolünün varlığı tespit edilmiştir. Algılanan stres ile duygusal yeme arasındaki ilişkide, duygusal zeka değişkeninin aracı rolü bulunmadığı tespit edilmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgular ilgili literatür çerçevesinde tartışılmış, araştırma sonuçları ve bazı öneriler sunulmuştur.
Beslenme ve diyet polikliniğine başvuran yetişkin bireylerde yeme davranışı, metabolik parametreler, antropometrik ölçümler ve visseral adipozite ındeksinin araştırılması
Yeme davranışında oluşan değişiklikler yetersiz veya aşırı beslenmeye ya da yeme bozukluklarına yol açabilmektedir. Aşırı enerji tüketimi sonucu obezite oluşabilir ve obezite de diyabet, kalp damar hastalıkları, hipertansiyon, dislipidemi, inme, kanser dahil pek çok hastalık için risk faktörüdür. Bu araştırmanın amacı yeme davranışı ile metabolik parametreleri, antropometrik ölçümler ve visseral adipozite indeksi arasındaki ilintilerin araştırılmasıdır. Araştırma tanımlayıcı, kesitsel bir çalışma olup Derik Devlet Hastanesi Beslenme ve Diyetetik Polikliniğine başvuran, 19-65 yaş arası 110 (E: 38, K: 72) birey üzerinde yürütülmüştür. Bireylerin demografik özellikleri, beslenme alışkanlıkları, yeme davranışları ile ilgili veriler araştırmacı tarafından yüz yüze görüşülerek elde edilmiş, antropometrik ölçümleri alınmış ve metabolik parametreleri kaydedilmiştir. Katılımcılar en çok (%46,4) obezite nedeni ile diyet polikliniğine başvurmuşlardır. Katılımcıların %60,9'u öğün atlamaktadır ve %60,9'u ara öğün yapmamaktadır. Bireylerin %84,5'i düzenli egzersiz yapmadıklarını belirtmiştir. Erkeklerin visseral adipozite indeksi (VAİ) 10,0±8,52 iken kadınların 4,4±2,94 dir (p<0,05). VAİ'ndeki 1 birimlik artışının; total kolesterol (T-K) değerinde 8.325 mg/dL, Trigliserit (TG) değerinde 18,670 mg/dL, LDL-K değerinde 2,020 mg/dL ve AKŞ değerinde 2,286 mg/dL'lik artışa ve HDL-K değerinde ise 0,765 birimlik azalmaya neden olduğu bulunmuştur (p<0,05). Bireylerin yeme davranışları üç faktörlü yeme ölçeği (TFEQ-Tr21) ile belirlenmiştir. Bilişsel Kısıtlama (BK), Duygusal Yeme (DY) ve Kontrolsüz yeme (KY) puanları sırasıyla 11,1±4,52, 16,3±6,21 ve 23,3±6,47 dir. Katılımcıların BK puanı ile DY ve KY puanları arasında negatif korelasyon, DY ve KY arasında ise pozitif korelasyon olduğu saptanmıştır (p<0,05). Bireylerin DY ve KY puanları ile antropometrik değerleri (BKİ, bel çevresi ve Bel/Boy oranı) ve metabolik parametreleri (T-K, LDL-K, TG ve AKŞ) arasında pozitif korelasyon olduğu görülmüştür (p<0,05). Egzersiz düzeyinin artması DY ve KY puanlarında azalmaya katkı sağlamıştır (p<0,05). ADD açısından şiddetli risk grubunda VAİ değerine sahip bireylerin DY ve KY puan ortalamalarının, normal VAİ değerine sahip bireylerden daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0,05). Tüm bu veriler doğrultusunda, yetişkinlerin yeme davranışlarının araştırılması ve düzeltici önlemlerin alınması obezitenin ve özellikle visseral obezitenin oluşmasının engellenmesi olası komorbiditelerin önlenmesi açısından önemlidir.
Tıp fakültesi öğrencilerinde Ortoreksiya Nervoza
Amaç: Ortoreksiya nervoza terim olarak, sağlıklı besinlerin tüketimi ile alakalı patolojik fiksasyonun tanımlanması amacıyla kullanılmaktadır. Ortoreksiya nervozanın anoreksiya nervoza, obsesif kompulsif bozukluk, obsesif kompulsif kişilik bozukluğu, bedensel belirti bozukluğu, hastalık anksiyetesi bozukluğu ve psikotik bozukluklar gibi başka ruhsal hastalıklarla bazı fenomenolojik özelliğin paylaştıkları varsayılmaktadır. Bu çalışmada tıp fakültesinde öğretim gören öğrencilerde ortoreksiya nervoza eğilimi ve ilgili etkenlerin değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Yöntem: Çalışma, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Polikliniğinde ve Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanlık biriminde yürütülmüştür. Çalışma 2 örneklem grubundan oluşmaktadır: Her 2 gruba Sosyodemografik Veri Formu, ORTO-11 ölçeği, Maudsley Obsesif Kompulsif Soru Listesi, Ortoreksiya Nervoza Envanteri, Hamilton Depresyon Derecelendirme Ölçeği, Hamilton Anksiyete Derecelendirme Ölçeği uygulandı. Bulgular: Çalışmaya toplam 104 öğrenci ve 104 kontrol olmak üzere 208 katılımcı dahil edildi. Katılımcılardan öğrenci grubunun 55'i kadın (% 52,9) ve 49'u erkek (%47,1) ; kontrol grubunun 59'u kadın (% 56,7) ve 45'i erkek (%43,3) şeklindeydi. Öğrenci grubunda egzersiz, diyet ve sosyal medyada sağlıklı beslenme ile ilgili program takip edilmesi verileri değerlendirildiğinde kadınların sosyal medyada sağlıklı beslenme ile ilgili program takip etmesi erkeklere göre anlamlı olarak yüksek çıkmıştır. (p:0.008) .Öğrenci grubunda Egzersiz ve diyet uygulanması değerlendirildiğinde anlamlı fark görülememiştir. (sırasıyla p:0.734, p:151). Kontrol grubunda egzersiz, diyet ve sosyal medyada sağlıklı beslenme ile ilgili program takip edilmesi verileri değerlendirildiğinde kadınların sosyal medyada sağlıklı beslenme ile ilgili program takip etmesi erkeklere göre anlamlı olarak yüksek çıkmıştır. (p:0.004) Egzersiz ve diyet uygulanması değerlendirildiğinde anlamlı fark görülememiştir. (sırasıyla p:0.072, p:302). Katılımcılara uygulanan ölçeklerin birbiri ile korelasyonu incelendi. Orto-11 ölçeği ile Maudsley Obsesif Kompulsif Soru Listesi (MOKSL) arasındaki korelasyon anlamlı bulundu. (p:0,001) Ortoreksiya Nervosa Envanteri (ONE) ile Hamilton anksiyete ölçeği arasındaki korelasyon anlamlı bulundu. (p: 0,041) Maudsley Obsesif Kompulsif Soru Listesi (MOKSL) Alt Ölçekler öğrenci ve kontrol gruplarında ayrı ayrı değerlendirildiğinde; öğrenciler ve kontrol grubu arasında MOKSL toplam puan ve kontrol, yavaşlık alt ölçekleri arasında anlamlı fark gözlenmemiştir. (sırasıyla p:0.381,p:0.380, 0.393) MOKSL temizlik alt ölçeği kontrol grubunda anlamlı olarak yüksek (p:0.022), kuşku alt ölçeğinde kontrol grubu anlamlı olarak yüksek (p:0.001) ; ruminasyon alt ölçeğinde ise öğrenci anlamlı olarak yüksek (p:0.001) olarak saptanmıştır. Sonuç: Ortoreksiya nervozayı etkileyen bazı faktörler, özel bir diyet uygulama, sosyal medyada diyet programı takip etme, sosyal medyada zaman geçirme, sağlık uğraşıları ve sağlıklı beslenme kaygılarıdır. Fiziksel aktivite, sigara kullanımı, ve cinsiyete göre ortoreksiya nervoza eğilimi açısından farklılık yoktu. Obsesif özelliklerin belirginliği, kadınların sosyal medyada diyet programlarının takibi ile ortoreksiya nervoza arasında pozitif yönlü bir ilişki vardı. Anahtar Kelimeler: beslenme ve yeme bozuklukları, sosyal medya, ortoreksiya nervoza, tıp fakültesi öğrencileri,
Obez hastaların obsesif-kompulsif belirtileri ile yeme tutumları ve dürtüsellik arasındaki ilişkinin araştırılması
. Bu araştırmada obez bireylerin yeme tutumu, obsesif -kompulsif belirtileri, dürtüsellik özelliklerinin ve DEHB tanısı ile I. ve II. Eksen özelliklerinin belirlenmesi ve tanımlanan böyle bir alt grubun varlığının tespiti amaçlanmıştır. Bu çalışmaya 110 obez (VKİ? 30kg/m²), 80 kilolu (VKİ=29,9-25 kg/m²) ve 105 normal kilolu ( VKİ= 18,5-24,9 kg/m²) bireyler alınmıştır. Bireylere sosyodemografik veri formu, SCIDI ve SCIDII, Yeme Tutumu Testi, Wender Utah Derecelendirme Ölçeği, Barrat Dürtüsellik Ölçeği-11, Maudsley Obsesif Kompulsif Soru Listesi ve SCL90 uygulanmıştır. Sonuç olarak bu çalışmada obez bireylerin kontrollere göre daha fazla psikiyatrik eş tanı aldıkları, daha fazla psikiyatrik belirtiler gösterdikleri, daha fazla bozulmuş yeme davranışı ve dürtüsellik sergiledikleri saptanmıştır. Tedavi arayışında olan obez grupta da daha fazla dürtüsellik ve yeme tutumunda bozukluk, daha sık eksen I ve II tanıları mevcuttur. Çalışmayla bireylerde dürtüsellik, anormal yeme davranışı, DEHB benzeri belirtilerinin artan VKİ ile olan pozitif ilişkisi gösterilmiştir. Obez hastalarda tüm bu özellikleri daha fazla gösteren bir alt grubun varlığı belirlenmiştir fakat bu grubun OKSB içinde yer alan bir grup olduğunu söyleyebilmek için daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır.
Üniversite öğrencilerinin fiziksel aktivite düzeyleri ile aşırı besin tüketim isteğinin araştırılması
Araştırma Düzce Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesinin; Spor Yöneticiliği, Antrenörlük Eğitimi, Beden Eğitimi ve Spor Öğretmenliği Bölümlerinde öğrenim gören 280 öğrenciden ve Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesinin; Spor Yöneticiliği, Antrenörlük Eğitimi, Beden Eğitimi ve Spor Öğretmenliği Bölümlerinde öğrenim gören 256 öğrencilerden oluşmaktadır. Toplam gönüllü 536 öğrenciye ulaşılmıştır. Çeşitli değişkenler açısından değerlendirilmesinin amaçlandığı bu araştırmada tarama modeli kullanılmıştır. Öğrencilerin aşırı besin tüketim isteklerini belirlemek için FCQ'nun Türkçeye çevrilmiş formu olan, 9 faktör ve 39 maddeden oluşan "aşırı besin isteği ölçeği" (ABİS), fiziksel aktivite düzeyleri için, "Uluslararası Fiziksel Aktivite Değerlendirme Anketi Uzun Formu (IPAQ), sosyo-demografik bilgiler için, "Kişisel Bilgi Formu" uygulatılmıştır. İstatistiksel analizde boy, kilo ve BMI değişkenleri için tanımlayıcı, diğer değişkenlere frekans analizi yapılmıştır. Verilerin normal dağılıp dağılmadığının tespiti için yapılan normallik testi sonucunda verilerin normal dağılmadığı tespit edilmiştir. Normal dağılmadığı için istatistiksel analizde non parametrik testler kullanılmıştır. İki değişkenli karşılaştırmalarda Mann-Whitney U testi, ikiden fazla değişkenli karşılaştırmalarda Kruskal- Wallis H testi kullanılmıştır. Aşırı besin isteği ile fiziksel aktivite durumu arasındaki ilişkinin belirlenmesinde ise Spearman korelasyon testi kullanılmıştır. Anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edilmiştir. Sonuç olarak, spor bilimleri öğrencilerinin fiziksel aktivite düzeylerinin çok aktif olduğu bulunmuştur. Üniversite öğrencilerinin fiziksel aktivite durumlarının aşırı besin isteği ile ilişkisinde öğrencilerin bölümleri ve cinsiyetleri açısından anlamlı fark olduğu bulunmuştur. Anahtar sözcükler: Beslenme, Fiziksel Aktivite, Sağlık, Spor, Üniversite Öğrencisi
Gebe olan ve olmayan yetişkin kadınlarda ortoreksiya nervoza, yeme tutumu ve anksiyete durumlarının karşılaştırılması
Bu çalışma gebe olan ve olmayan kadınların, sağlıklı beslenme takıntısı, yeme bozuklukları ve anksiyete durumlarının karşılaştırılması amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Bu araştırmaya, yaşları 20-45 arasında değişen 131 gebe kadın ve 162 gebe olmayan kadın olmak üzere toplam 293 yetişkin gönüllü birey katılmıştır. Bireylere dair genel bilgiler, gebelik bilgileri, beslenme ve egzersiz durumuna dair bilgiler anket formu aracılığı ile edinilmiştir. Ayrıca ORTO-15, Yeme Tutum Testi (YTT-26) ve Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ) uygulanmıştır. Çalışmaya katılan bireylerin %44.7'si gebe kadınlardan ve %55.3'ü gebe olmayan kadınlardan oluşmaktadır. Gebelerin yaş ortalaması 29.23±5.52 yıl iken gebe olmayan kadınların yaş ortalaması 27.54±5.77 yıldır. Bulimik davranış alt boyutu ve YTT-26 toplam puanı gebe olmayan kadınlarda daha yüksek iken, BAÖ toplam puanı gebelerde daha yüksektir ve iki grup arasındaki fark istatistiksel açıdan anlamlıdır. ORTO-15 toplam puanı yönünden ise iki grup arasında anlamlı bir fark görülmemiştir. Gebe kadınların %64.1'i ve gebe olmayan kadınların %57.4'ünde yeme tutumunda bozukluk yoktur. Gebe kadınların %76.3'ü ve gebe olmayan kadınlardan %82.1'i ortorektik gruptadır. Ancak iki grup arasında anlamlı bir istatistiksel fark bulunamamıştır. Gebe olmayan kadınların Beck Anksiyete grupları arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark görülmezken, gebeler arasında Beck Anksiyete Ölçeği'ne göre anlamlı bir fark vardır. Çalışmanın sonuçlarına göre yeme bozukluğu eğilimi arttıkça anksiyete düzeyi de artmaktadır. Gebe olmayan kadınların yeme tutum bozukluğu ve gebe kadınların anksiyete düzeyleri daha yüksektir. İki grupta da Ortoreksiya Nervoza sıklığı yüksektir.
Kadınlarda diyet uygulamaları ile beslenme bilgi düzeyi, sağlıklı beslenme takıntısı, beden algısı ve sosyal medya kullanımı arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışma kadınlarda diyet uygulamaları ile sağlıklı beslenme takıntısı, beden algısı, sosyal medya bağımlılığı ve beslenme bilgi düzeyini belirlemek amacıyla planlamış ve yürütülmüştür. Çalışmaya 18-60 yaş arası 613 gönüllü kadın katılmıştır. Katılımcılar genel bilgiler, antropometrik ölçümler, diyet uygulamalarına ilişkin bilgiler, sosyal medya kullanımlarına ilişkin bilgiler, ORTO-R, Vücut Şekli Anketi (Body Shape Questionnaire-BSQ-34), Bergen Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği (BSMBÖ) ve Genel ve Spor Beslenmesi Ölçeği (General and Sport Nutrition Knowledge Questionnaire-GeSNK)'nin Genel Beslenme bölümünü yanıtlamışlardır. Kadınların yaş ortalaması 28.47±9.38 yıldır. Kadınların %66.4'ü normal beden kütle indeksi (BKİ) değerine sahiptir. Kadınlar ORTO-R ölçeğinden 17.5±5.1, BSQ-34 ölçeğinden 89.2±40.2, GeSNK 38.6±12.5, BSMBÖ'den ise 17.3±6.1 puan almışlardır. Katılımcıların ORTO-R, BSQ-34 ve GeSNK toplam puanlarının BKİ sınıflamasına göre istatistiksel olarak anlamlı ölçüde farklılaştığı saptanmıştır (p<0.05). Diyet uygulayanların ORTO-R, BSQ-34 ve BSBMÖ toplam puanları diyet uygulamayanlardan anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (p<0.001). Vücut ağırlığından memnun olma durumlarına göre ORTO-R, BSMBÖ, BSQ-34 ve GeSNK ölçek puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır (p<0.05). ORTO-R, BSMBÖ, BSQ-34 ve GeSNK toplam puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur. Sonuç olarak ortorektik eğilim, beden algısı, sosyal medya bağımlılığı ve beslenme bilgi düzeyinin bireylerde diyet uygulamalarına, popüler diyetlere bakış açısına ve sosyal medya üzerinden diyet uygulamalarına etkisi bir bütün olarak değerlendirilmelidir. Anahtar Sözcükler: Ortoreksiya nervoza, sağlıklı beslenme takıntısı, beden algısı, beslenme bilgi düzeyi, sosyal medya, diyet
Tip 1 diyabetli adölesanlarda hipoglisemi korkusunun, yaşam kalitesinin ve diyabulimia riskinin belirlenmesi
Bu çalışmada tip 1 diyabetli adölesanlarda diyabulimia riski, hipoglisemi korkusu ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkiyi ve diyabulimia riskinin bunlar üzerindeki etkisini araştırmak amaçlanmıştır. Çalışmaya 20 Şubat 2023- 1 Mayıs 2023 tarihleri arasında 59 kız, 71 erkek olmak üzere 130 adölesan dahil edilmiştir. Bireylerden 24 saatlik geriye dönük besin tüketim kaydı ve besin tüketim sıklığı formu uygulanmıştır. Ayrıca Virjinya Üniversitesi Düşük Kan Şekeri Ölçeği (adölesan-ebeveyn), Çocuklar İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği (adölesan-ebeveyn), Diyabete Özgü Yeme Bozukluğu Ölçeği kullanılarak veriler toplanmıştır. Ek olarak antropometrik ölçümler alınmış ve HbA1c ve Açlık Kan Glikozu hasta dosyalarından kayıt edilmiştir. Araştırmaya konu olan katılımcıların yaş ortalamasının 15,48±1,35 (yıl) olduğu tespit edilmiştir. Adölesanların hipoglisemi korkusu puanları ile diyabet yaşı (p=0,040) ve BKİ z skoru (p=0,047) arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Adölesanların hipoglisemi korkusu puanları ile çocuk yaşam kalitesi puanları arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<0,001). Adölesanların cinsiyetlerine göre DEPS-R puanları açısından anlamlı farklılık olmadığı sonucuna ulaşılmıştır (p>0,05). DEPS-R puanı ≥20 olan adölesanların HbA1c değerleri anlamlı düzeyde yüksek çıkmıştır (p=0,011). Sonuç olarak bu çalışmada diyabulimia riski olan adölesanların, riski olmayanlara göre, hipoglisemi korkusunun (p=0,026) anlamlı düzeyde daha fazla, yaşam kalitesinin ise daha düşük (p=0,04) olduğu bulunmuştur. Tüm Tip 1 diyabetli adölesanlara DEPS-R ölçeği uygulanarak diyabulimia riskinin belirlenmesine, bireylerin hipoglisemi korkusunun yüksek, yaşam kalitesinin düşük olmasına neden olan faktörlerin araştırılmasına ve tüm bunlara yönelik müdahale uygulamalarının yapılmasına ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Diyabulimia, hipoglisemi korkusu, tip 1 diyabet, yaşam kalitesi, yeme bozukluğu
Irrasyonel besin inançları: Geçerlik ve güvenirlik çalışması
İrrasyonel Besin İnançları; besinlerle ilgili uygunsuz davranışlar ve bilişsel bozukluklar, gerçek dışı inançlar (irrasyonel) olarak tanımlanır. Bireylerin vücut imajlarına dair ince olma ve kalın olma endişesini, rol modelleri/ aileleri/ arkadaşları gibi kişiler arası etkileri, reklamların bireyler üzerindeki etkisini ve ağırlık kaybını amaçlayan davranışları değerlendirir. Bu araştırma, özel durumlarda beslenme ile ilgili yanlış bireysel inançların ve yeme davranışlarının değerlendirilmesi, İrrasyonel Besin İnançları Ölçeği'nin Türkiye'de kullanılabilmesi amacıyla geçerlik ve güvenirlik çalışmasının yapılmasıdır. Araştırmaya üniversitede öğrenim gören 208'i kadın 178'i erkek olan 386 yetişkin öğrenci katılmıştır. İrrasyonel Besin İnançları anketinin orijinal formundaki gibi iki alt ölçek (rasyonel ve irrasyonel) 57 maddede toplanmıştır. Faktör analizi sonucunda iki alt faktör altında maddelerin faktör yükleri 0.52-0.90 arasında değişmektedir. Tüm katılımcılar için 0.917, kadınlar için 0.930, erkekler için 0.917 olarak bulunmuştur. Ölçekler arası geçerlik için ise; İrrasyonel Besin İnançları ile Yeme Tutum Ölçeği, Algılanan Stres Ölçeği, Rosenberg Kendine Değer Verme Skalası, Beden İmgesi ile Baş Etme Stratejileri Ölçeği arasındaki ilişkiye bakılmıştır. Tüm katılımcılarda; İrrasyonel Besin İnançları ile irrasyonel alt ölçek arasında (r:0.950) ve Yeme Tutum Ölçeği ile diyet kısıtlaması arasında pozitif yönlü kuvvetli bir ilişki (r:0.886) saptanmıştır. Kadınlar için İrrasyonel Besin İnançları ile irrasyonel alt ölçek arasında negatif yönlü kuvvetli bir ilişki (r:-0.961), Yeme Tutum Ölçeği ile diyet kısıtlaması arasında pozitif yönlü kuvvetli bir ilişki (r:0.898) bulunmuştur. Erkeklerde ise İrrasyonel Besin İnançları ile irrasyonel alt ölçek arasında (r:0.939) ve Yeme Tutum Ölçeği ile diyet kısıtlaması (r:0.890) arasında pozitif yönlü kuvvetli bir ilişki saptanmıştır. Test güvenirliği için test tekrar test 386 kişiye bir hafta ara ile tekrar uygulanan ölçeğin geçerlik-güvenirlik katsayıları istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur.
Obez bireylerde duygusal yeme, kontrolsüz yeme ve bilişsel kısıtlama eğilimi ile bilinçli farkındalık arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmada; obez olan bireylerde, duygusal yeme, kontrolsüz yeme ve bilişsel kısıtlama eğilimleri ile bilinçli farkındalık düzeyleri arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlanmıştır. Araştırma örneklemini, 2021 yılı içerisinde, Konya Ereğli İlçe Sağlık Müdürlüğünde bulunan diyetisyen kliniğine ilk kez başvuran, beden kitle indeksi 30 ve üzeri olan danışanlardan 201 kişi oluşturmuştur. Katılımcılara, Bilinçli Farkındalık Ölçeği (BİFÖ), Üç Faktörlü Yeme Ölçeği (TFEQ-R21) ve Demografik bilgi formu uygulanmıştır. Bu araştırmanın sonuçlarına göre, duygusal yeme ve bilinçli farkındalık arasında negatif yönlü iyi düzeyde anlamlı bir ilişki vardır (r=-.641, p=,000). Kontrolsüz yeme ve bilinçli farkındalık arasında negatif yönlü orta düzeyde anlamlı bir ilişki vardır (r=-.601, p=,000). Bilinçli farkındalık ve bilişsel kısıtlama arasında pozitif yönde zayıf düzeyde anlamlı bir ilişki vardır (r=,314, p=,000). Sosyodemografik özelliklerle karşılaştırıldığında; kadınların duygusal yeme puanları erkeklere göre daha yüksektir. 25-30 yaş grubunun duygusal yemesi, 31-40 yaş grubuna göre daha yüksektir. Eğitim durumuna bakıldığında; İlköğretim, ortaöğretim ve önlisans eğitim durumundakilerin lisans eğitim durumundakilere göre daha fazla duygusal yemesi bulunmaktadır. Kontrolsüz yemede cinsiyete göre farklılaşma görülmezken, bekarların evlilere göre daha fazla kontrolsüz yemeleri bulunmaktadır. Eğitim durumuna göre karşılaştırıldığında, ortaöğretim eğitim durumundakiler lisansüstü ve lisans eğitim durumuna göre; ilköğretim eğitim durumundakiler lisansüstü eğitim durumundakilere göre daha fazla kontrolsüz yemeleri bulunmaktadır. 25-30 yaş grubunun, 18-24 yaş grubu hariç, diğer yaşlara göre daha fazla kontrolsüz yemesi bulunmaktadır. Bilinçli kısıtlama, medeni duruma göre farklılık göstermekte, evliler bekarlara göre daha fazla bilişsel kısıtlama yapmaktadır. Bilinçli farkındalık düzeylerinde, erkeklerin farkındalık puanı kadınlardan daha yüksek; eğitim durumu karşılaştırıldığında lisans ve lisansüstü eğitimi olanlar ilköğretim ve ortaöğretime göre daha yüksek farkındalığa sahiptir. Yaş değişkenine bakıldığında 31-40 yaş grubu en yüksek farkındalığa sahip olduğu görülmektedir. Anahtar Kelimeler: bilinçli farkındalık, duygusal yeme, kontrolsüz yeme, bilişsel kısıtlama.
The relationship between social problem solving and eating pathology: Parallel and serial mediating roles of emotional eating and intuitive eating
This study suggests that a tendency to alter dietary intake to cope can establish a ground for eating pathology. Coping-related eating measures, emotional eating, and intuitive eating were examined as mediators in the relationship between social problem solving and eating pathology. A convenience sample of 377 university students aged between 18 and 30 were recruited. Parallel and serial mediation analyses were conducted. Results indicated that intuitive eating and emotional eating fully mediated the relationship between social problem solving and eating pathology, both independently and sequentially. Findings suggest that deficiencies in effectively dealing with issues in daily life might lead to altering dietary intake as an attempt to cope, which might ultimately lead to eating pathology. The associations between eating pathology components and maladaptive problem-solving style are also discussed within the perspective of the transdiagnostic eating disorder model.
Yetişkin bireylerde erken dönem uyumsuz şemalar ve duygu düzenleme güçlüğü ile duygusal yeme ve psikolojik belirtiler arasındaki ilişkiler
Bu çalışmanın amacı, yetişkin bireylerde erken dönem uyumsuz şemalar ile duygu düzenleme güçlüğü, duygusal yeme ve psikolojik belirtiler arasındaki ilişkileri incelemektir. Araştırmanın örneklemi 18-65 yaşları arasında olan, İzmir'de yaşayan, 212 kadın (% 54,4) ve 178 erkek (% 45,6) 390 katılımcıdan oluşmaktadır. Katılımcılara Demografik Bilgi Formu, Young Şema Ölçeği- Kısa Form 3 (YŞÖ-KF3), Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği, Hollanda Yeme Davranışları Anketi (HYDA) ve Kısa Semptom Envanteri (KSE) uygulanmıştır. Erken dönem uyumsuz şemalar, duygu düzenleme güçlüğü, duygusal yeme ve psikolojik belirtiler değişkenlerinin demografik özelliklere göre farklılaşıp farklılaşmadığını incelemek amacıyla bağımsız örneklemler t testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) yapılmıştır. Değişkenler arası ilişkiler, Pearson korelasyon analizi ile test edilmiştir. Psikolojik belirtiler ve duygusal yemeyi yordayan değişkenleri belirlemek amacıyla hiyerarş̧ik regresyon analizi yapılmıştır. Araştırmanın sonuçları erken dönem uyumsuz şemalar, duygu düzenleme güçlüğü, duygusal yeme ve psikolojik belirtiler değişkenlerinin ilişkili olduğunu göstermiştir. Cinsiyet açısından kopukluk, yüksek standartlar ve diğeri yönelimlilik şema alt boyutlarında, farkındalık ve hedefler duygu düzenleme güçlüğü alt boyutlarında, duygusal yeme puan ortalamalarında ve psikolojik belirtiler anksiyete alt boyutu puan ortalamaları arasında anlamlı bir farklılık olduğu görülmüştür. Hiyerarşik regresyon analizi sonucunda; zedelenmiş otonomi, kopukluk, zedelenmiş sınırlar, diğeri yönemlilik ve yüksek standartlar ve açıklık, stratejiler ve dürtü alt boyutlarının psikolojik belirtileri anlamlı olarak yordadığı bulunmuştur. Yapılan diğer bir hiyerarşik regresyon analizinde; zedelenmiş otonomi, zedelenmiş sınırlar, yüksek standartlar ve kabul etmeme ve hedefler dürtü alt boyutlarının duygusal yeme davranışının anlamlı yordayıcıları oldukları görülmüştür. Elde edilen bulgular ilgili alanyazın bağlamında tartışılmış, sonuçlar ve öneriler sunulmuştur. Anahtar Sözcükler Erken Dönem Uyumsuz Şemalar, Duygu Düzenleme Güçlüğü, Duygusal Yeme, Dışsal Yeme, Kısıtlayıcı Yeme, Psikolojik Belirtiler
Yeme davranışında bilişsel kontrol ve esneklik, problem çözme ve duygu düzenleme becerileri ile dürtüselliğin incelenmesi
Bu çalışmada problemli yeme davranışlarında bilişsel kontrol ve esneklik, duygu düzenleme ve problem çözme becerileri ile dürtüselliğin ilişkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Araştırmaya 204'ü kadın, 96'sı erkek olmak üzere toplam 300 kişi katılmıştır. Katılımcıların yaş ortalaması 37'dir. Katılımcıların yeme davranışları Üç Faktörlü Yeme Anketi (TFEQ-TR 21) ve REZZY yeme bozuklukları ölçeği (REZZY), bilişsel kontrol ve esneklik becerileri Bilişsel Kontrol ve Esneklik (BKEÖ), bilişsel duygu düzenleme stratejileri Bilişsel Duygu Düzenleme Ölçeği (BDDÖ), dürtüsellikleri Barrat Dürtüsellik Ölçeği Kısa Forumu (BİS-11-KF), problem çözme becerileri Problem Çözme Envanteri (PÇE) ile değerlendirilmiştir.Ayrıca çalışma Covid-19 pandemisi döneminde gerçekleştirildiğinden için Korona Virüs Anksiyete Ölçeği Kısa Formu (KAÖ) ve Beck Depresyon Envanteri (BDE) de çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmada problemli yeme davranışlarının birbirleriyle ve bahsi geçen değişkenlerle nasıl bir ilişkisel yapı içerisinde olduğunu ve yeme bozukluğunun gelişimi ve sürdürülmesinde bilişsel faktörlerin rolünü daha iyi anlayabilmek amacıyla Yapısal Eşitlik Modelleri oluşturulmuştur. Verilerin analizinde betimsel istatistik, Pearson Korelasyon Analizi, Bağımsız Gruplar t-Testi ve Yapısal Eşitlik Modeli kullanılmıştır. Analizler neticesinde TFEQ-TR 21 alt ölçeklerinin REZZY, BKEÖ, BDDÖ, BİS-11-KF ve PÇE ile ilişkisinde farklılıklar olduğu bulunmuştur. Ayrıca YEM analizi neticesinde duygusal yeme ile yeme bozukluğu arasındaki ilişkide kontrolsüz yemenin aracı etki gösterdiği görülmüştür. Bulgular alanyazın çerçevesinde tartışılmış ve gelecekteki araştırmalara yönelik öneriler sunulmuştur.
Çalışan ve çalışmayan kadınlarda depresyon belirtilerinin yaşam kalitesine, uyku kalitesine ve gece yeme bozukluğuna etkileri
Bu çalışmanın amacı çalışan ve çalışmayan kadınlarda depresyon belirtilerinin uyku kalitesi, yaşam kalitesi ve gece yeme sendromu üzerine etkisinin incelenmesi ile çeşitli demografik değişkenlere göre farklılıkların incelenmesidir. Araştırmada depresyon belirtilerini saptamak amacıyla katılımcılara Beck Depresyon Ölçeği, uyku kalitelerini ve yaşam kalitelerini saptamak amacıyla ise Richards- Campbell Uyku Ölçeği, Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği Kısa Formu (WHQOQLBREF) ve Gece Yeme Anketi kullanılmıştır. Araştırmamızda çalışan ve çalışmayan kadınlarda, Beck Depresyon Ölçeği puanlarının yaşam kalitesi ölçeğinin tüm alt boyut puanlarıyla, anlamlı bir şekilde orta düzey negatif korelasyona sahip olduğu tespit edilmiştir. Ancak çalışanların korelasyonu daha yüksek olduğu bulunmuştur. Çalışanların yaşam kalitesi ölçeği fiziksel sağlık boyutu, psikolojik sağlık ve uyku kalitesi puanları anlamlı şekilde daha yüksektir. Çalışmayanlarda gece yeme ve puanları çalışanlara göre anlamlı şekilde daha yüksek olduğu bulunmuştur. Çalışan ve çalışmayan kadınlarda, Beck Depresyon Ölçeği puanlarının, Gece Yeme Anketi puanlarıyla anlamlı şekilde pozitif orta düzey korelasyon tespit edilmiştir. Çalışan ve çalışmayan kadınlarda gece yeme puanlarıyla uyku kalitesi puanları arasında da anlamlı şekilde zayıf düzey negatif korelasyon görülmüştür, ancak çalışmayanlarda kolerasyon daha yüksektir. Ayrıca çalışan kadınların psikolojik sağlık ve uyku kalitesi puanları anlamlı şekilde daha yüksek saptanırken çalışmayan kadınlarda ise gece yeme ve depresyon puanları çalışanlara göre anlamlı şekilde daha yüksek bulunmuştur. Anahtar Kelimeler : Depresyon Belirtileri, Yaşam Kalitesi, Uyku Kalitesi, Gece Yeme Bozukluğu Belirtileri
Obeziteli kadınlarda çocukluk çağı travmalarının, duygusal yeme ve psikolojik iyi oluş ile ilişkisi
Bu çalışma, obeziteli kadınlarda çocukluk çağı travmalarının, duygusal yeme ve psikolojik iyi oluş ile ilişkisinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın sadece obez kadınlar üzerinde yapılması, 18 yaş üstü bireylere uygulanması, sadece akademik amaçlar ile yapılması, katılımcıların çocukluk çağı travma düzeylerinin, psikolojik iyi oluş düzeylerinin ve duygusal yeme düzeylerinin ölçülmesi ile sınırlı tutulması araştırmanın örneklem üzerinde olması başlıca sınırlılıklarıdır. Yapılan bu araştırmaya toplamda 1212 kadın birey katılmıştır. Katılımcı bireylerin Vücut kitle indekslerine göre yapılan incelemede %2,89'unun, zayıf %42,99'unun normal, %32,26'sının şişman ve %21,86'sının obez olduğu tespit edilmiştir. Obez olmayan grubun kilo ortalamasının 64,95, Obez grubun 92,33 ve tüm örneklemin 70,94 olduğu tespit edilmiştir. Beden kitle indeksi incelendiğinde obez olmayan grubun ortalamasının 24, obez grubun ortalamasının 34,70 ve tüm örneklemin ortalamasının 26,34 olduğu tespit edilmiştir. Duygusal Yeme alt boyutunda, Duygusal İstismar alt boyutunda, Fiziksel İstismar alt boyutunda, Duygusal İhmal alt boyutunda, Cinsel İstismar alt boyutunda, Minimizasyon alt boyutunda, CTQ Toplam düzeyinde yaşa göre istatistiksel anlamlılık düzeyinde anlamlı bir farklılık olmadığı tespit edilmiştir. Diğer bir ifade ile farklı yaş gruplarında yer alan bireylerin bu alt boyutlarda ve CTQ toplam düzeyleri birbirine benzer düzeydedir. Fiziksel istismar alt boyutunda yapılan ikili karşılaştırmalar sonucunda herhangi bir anlamlı farklılık tespit edilememiştir. Diğer bir ifade ile Fiziksel istismarda eğitim durumuna göre anlamlı farklılık yönünde bir eğilim olduğu fakat bu örneklem grubu için fiziksel istismarda anlamlı farklılık olmadığı tespit edilmiş olur. Çocukluk çağı ruhsal travma alt düzeylerinin Psikolojik iyi oluş üzerinde yordayıcılık etkisini tespit etmek amacıyla çoklu doğrusal regresyon analizi yapılmıştır. Yapılan analiz sonucunda oluşturulan modelin anlamlı olduğu ve psikolojik iyi oluş düzeylerinde meydana gelen değişimin %21,3'ünü açıkladığı tespit edilmiştir. Duygusal İstismar, Fiziksel İstismar, Fiziksel İhmal, ve Cinsel İstismar alt boyutlarının psikolojik iyi oluş üzerinde anlamlı etkiye sahip olmadığı tespit edilmiştir. Diğer bir ifade ile bu alt boyutlarda meydana gelecek artış ve azalışlar psikolojik iyi oluş üzerinde istatistiksel olarak anlamlı düzeyde artış ve azalışa neden olmayacaktır.
Boşanmış ailelerin kız çocuklarında yeme tutumu bozukluğunun incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, boşanmış aile çocukları ile çift ebeveynli yaşayan 13-18 yaş arası kız ergenler arasında yeme tutumları açısından fark olup olmadığının araştırılması ve bunların kaçının Anoreksia Nevroza veya Bulimia Nevrozaya dönüştüğünü ortaya konulmasıdır. Ek olarak, araştırmada kızların yaşı, kaç kardeş oldukları, doğum sırası, ebeveynlerin eğitim düzeyleri, medeni durumlarının yeme tutum bozukluğu üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Araştırmaya İstanbul İlinde Bayrampaşa, Avcılar, Bahçelievler, Başakşehir, Halkalı, Beykent, Bahçeşehir, Florya, Bağcılar, Ataşehir, Kartal, Beykoz, Acıbadem, Acarkent Gaziosmanpaşa, Şişli, Topkapı ve Beyoğlu ilçelerindeki liselerde okuyan 13-18 yaş arasında olan rastgele yöntemle seçilmiş 60 kız ergen alınmıştır. Veri toplama araçları olarak Yeme Tutum Ölçeği, Anoreksia Belirtileri Anketi ve Bulmia Nervoza Belirtileri Anketi kullanılmıştır. Aynı zamanda kız ergenlerin sosyo-demografik özelliklerini belirlemek amacıyla araştırmacı tarafından Kişisel Bilgi Formu oluşturulmuştur. Araştırmaya bakıldığında; annesi babası birlikte olan kız ergenlerin %20.0'sinde yeme bozukluğu bulunma olasılığı olduğu ve annesi babası boşanmış olan kız ergenlerin %56.7'sinde yeme bozukluğu bulunma olasılığı olduğu saptanmış olup annesi babası ayrı olan kız ergenlerin annesi babası birlikte olan kız ergenlere oranla yeme tutum düzeylerinin daha yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmada yer alan ebeveynlerin eğitim düzeyi, gelir düzeyi gibi sosyo-demografik özelliklere göre de anlamlı sonuçlar elde edilmemiştir. Araştırmada yeme tutum bozukluğu tanısı almış grubun yeme tutum bozukluğu tanısı almamış gruba oranla Anoreksia ile Bulmia Nevroza'ya daha meyilli oldukları görülmüştür. Araştırmanın sonunda yer alan tartışma bölümünde bulgulara dayalı olarak araştırmacılara, alanda çalışan psikolojik danışmanlara ve ailelere yönelik önerilerde bulunulmuştur.
Instagram platformu üzerinden farklı türlerde beslenme içerikleri tüketen yetişkin kadınların sezgisel yeme ve yeme bozukluğuna yatkınlık durumu
Beslenme; büyümek, gelişmek ve yaşamı sürdürebilmek için gerekli temel bir ihtiyaçtır. Ancak yeme davranışları beden ağırlığını yönetme amacıyla saplantılı bir hal aldığında fiziksel ve ruhsal sorunlar ortaya çıkabilmektedir. Bu sorunlar toplumda yaygın şekilde görülebilen yeme bozukluklarının öncüsü olabilmektedir. Öte yandan, uyarlanabilir bir yeme biçimini ifade eden sezgisel yeme modelinin, hem yeme bozuklukları hem de çeşitli sağlık problemleri ile ters ilişkili olduğu bilinmektedir. Son yıllarda sosyal medya platformlarından biri olan Instagram, beslenme bilgisi edinme konusunda güçlü bir araç haline gelmiştir. Sosyal medyada paylaşılan beslenme içeriklerinin bireylerin yeme davranışları üzerinde etkili olduğu birçok çalışmada gösterilmiştir. Bu çalışmanın amacı Instagram platformu üzerinden farklı türlerde beslenme içerikleri tüketen yetişkin kadınların sezgisel yeme ve yeme bozukluğuna yatkınlık durumunu belirlemektir. Çalışmaya 1-31 Ocak 2023 tarihlerinde Instagram kullanmakta olan 18 yaş ve üzerindeki araştırmaya katılmaya gönüllü 1383 kadın dahil edilmiştir. Kadınlara çevirimiçi olarak sosyo-demografik özellikler, Instagram kullanım özellikleri ve, sezgisel yeme ile yeme bozukluklarını etkileyebilecek faktörleri belirlemeye yönelik anket formu; Sezgisel Yeme Ölçeği-2 (SYÖ-2), Yeme Tutum Testi-26 (YTT-26) ve Yeme Bozukluğu Değerlendirme Ölçeği (YBDÖ) uygulanmıştır. Araştırmanın verileri SPSS version 26.0 istatistik paket programı ile analiz edilmiş; gruplar arası karşılaştırmalarda Ki-Kare testi, Mann-Whitney U testi ve Kruskal-Wallis testi kullanılmış, ölçek puanlarının birbiriyle ilişkisi Spearman Rho sıralı korelasyon testi kullanılarak değerlendirilmiştir. Kadınların yaş ortalaması 25.8 ± 7.0 olup %89.5'i Instagram üzerinden beslenme içeriklerini tüketmektedir. Beslenme içeriklerini tüketen kadınların %20.8'inde klinik olarak anlamlı yeme bozukluğu saptanmıştır (p<0.05). Beslenme içeriklerini tüketen kadınların %47.0'si tamamen veya çoğunlukla diyet dışı yaklaşım ve sezgisel yeme içeriklerini tüketmekte ve yeme bozukluğu için klinik yönlendirmeye ihtiyaç duyma sıklığı en düşük; kadınların %45.1'i tamamen veya çoğunlukla diyet yaklaşımı içeriklerini tüketmekte ve yeme bozukluğu için klinik yönlendirmeye ihtiyaç duyma sıklığı en yüksektir (p<0.05). Beslenme içerikli paylaşımlardan beslenmesinin olumsuz etkilenendiğini bildiren kadınlar arasında olası yeme bozukluğu saptananların oranı (YTT-26: %75.9 ; YBDÖ: %46.6), olumlu etkilenenlerdekinden (YTT-26: %49.8 ; YBDÖ: %14.5) yüksektir (p<0.05). Instagram'da beslenme içerikli paylaşımları tüketmek, Instagram'da daha uzun süre geçirmek ve Instagram'ı daha sık açmak, beslenme içeriklerini ağırlık yönetimi veya yeme bozukluğu sebebiyle tüketmek, diyet yaklaşımı içeriklerini tüketmek, beslenme içeriklerinden olumsuz etkileniyor olmak, bu içerikler karşısında negatif duygular hissediyor olmak; düşük sezgisel yeme yetisi ve yüksek yeme bozukluğu yatkınlığı ile ilişkilidir. Bu sonuçlar ışığında sezgisel yeme davranışını teşvik edebilmek ve yeme bozukluklarına önleyici yaklaşım sunabilmek için; toplumda Instagram kullanımına ve tüketilen beslenme içeriklerinin türüne dikkat çekilmeli, bu konuya hem sağlık profesyonelleri hem de içerik üreticileri tarafından hassasiyetle yaklaşılmalı ve farkındalık oluşturulmalıdır.
Yeme tutum ve davranışları ile anne-babaya bağlanma ve mükemmeliyetçilik arasındaki ilişkiler
Bu araştırma yeme tutum ve davranışları ile anne-babaya bağlanma biçimleri ve mükemmeliyetçilik arasındaki ilişkileri incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışmada yeme tutum ve davranışları cinsiyet ve ailenin sosyo-ekonomik düzeyi değişkenleri açısından da incelenmiştir.Araştırma grubunu Karadeniz Teknik Üniversitesi Fatih Eğitim Fakültesi'nin çeşitli programlarında öğrenimlerini sürdüren ve tesadüfi yöntemle seçilen 573 üniversite öğrencisi oluşturmaktadır. Çalışmada Yeme Tutum Testi, Anne-Baba İlgi Ölçeği, Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği ve Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Toplanan verilerin analizinde Pearson Momentler Çarpımı Korelasyon Katsayısı Tekniği, çoklu regresyon analizi, bağımsız t-testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanılmıştır.Yapılan analizler sonucunda yeme tutum ve davranış bozuklukları ile anne-babaya bağlanma biçimlerinden ilgili bağlanma tarzı arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki olduğu, korkulu/aşırı korumacı bağlanma tarzı arasında bir ilişki olmadığı saptanmıştır. Araştırmadan yeme tutum ve davranış bozuklukları ile mükemmeliyetçiliğin alt boyutlarından düzen ve kişisel standartlar dışındaki diğer alt boyutları (hatalara aşırı ilgi, davranışlardan şüphe, aile beklentileri, ailesel eleştiri) arasında pozitif yönde ilişkiler olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca; anne-babaya bağlanma biçimleri ve mükemmeliyetçiliğin alt boyutları yeme tutum ve davranışlarının birer yordayıcısı olduğu tespit edilmiştir. Bu araştırma sonuçları yeme tutum ve davranışlarının cinsiyete göre farklılaştığını, bununla birlikte ailenin sosyo-ekonomik düzeyine göre farklılaşmadığını ortaya koymuştur.Sonuçlar, literatür ışığında tartışılmış ve ortaya çıkan sonuçlara dayanarak öneriler sunulmuştur.Anahtar Kelimeler: Anormal yeme tutum ve davranışları, yeme bozuklukları, bağlanma, mükemmeliyetçilik.