Lazerler
Bu konu başlığı altında 152 tez
4 GHz frekansında kip kilitlemeli lazer geliştirilmesi
Bu tez çalışmasında 4GHz frekansında düşük faz gürültülü aktif kip kilitlemeli fiber lazer geliştirilmesi amaçlanmıştır. Fiber lazerler ürettiği ışığın zamanla değişimine göre sürekli dalga veya darbeli olmak üzere ikiye ayrılır. Bu çalışmada kısa süreli darbe dizisi üreten lazer tasarlanmıştır. Tezin ilk bölümünde lazerler hakkında genel bilgiler verilmiş olup kullanım alanları, gelişim süreçleri, kullanılan kavramların ve terimlerin tanıtılması hedeflenmiştir. Tezin ikinci bölümünde geliştirilmesi hedeflenen lazer için kullanılan fiber optik teknolojisi ve çalışma prensibi tanıtılmış, lazerin darbe dizisi üretebilmesi için kullanılan metodlar belirtilmiştir. Geliştirilecek lazerde ışığın yükseltilmesinde kazanç ortamı olarak kullanılacak katkılı fiber ve ışığın yükseltilme süreci hakkında bilgi verilmiştir. Tezin üçüncü bölümünde, fiziksel olarak kurulumu gerçekleştirilen aktif kip kilitleme yapan fiber lazer gösterilmiştir. Kullanılan malzemeler tanıtılmıştır. Lazerde kararsız durum oluşmaması için lazerdeki tüm bileşenler polarizasyon korumalı seçilmiştir. Lazerde geriye doğru olabilecek Fresnel yansımasının engellenmesi için tüm fiber optik konnektörler APC tipi 8 derece eğimli olarak seçilmiştir. Erbiyum katkılı fiber yükseltecin karakterizasyonu yapılmış ve yüksek ASE gürültüsünden dolayı lazerde optik yükselteçten sonra bant geçiren filtre kullanılarak istenmeyen ASE gürültüsü filtrelenmiştir. Optik modulatörün karakterizasyonu yapılmış olup tasarladığımız lazerde istediğimiz frekans aralığında sorunsuz çalıştığı görülmüştür. Bileşenlerin karakterizasyonları sonrası elde edilen ölçüere göre geliştirilen lazerin başka frekansta çalışması test edilmiş ve sonuçlarla uyumlu olarak sorunsuz bir şekilde çalışmıştır. Aktif kip kilitleme yapabilmek için lazer dışından bağlanan RF sinyal kaynağı ile lazerden çıkan sinyal kaynağı faz gürültüleri kıyaslanmış ve kip kilitleme yapan lazerin faz gürültüsünü filtrelediği tespit edilmiştir. Tezin son bölümünde kurulan lazerle yapılan deneysel çalışmaların sonuçları özetlenerek daha iyi sonuçların elde edilebilmesine yönelik ileride yapılacak çalışmalar için önerilerde bulunulmuştur.
Deneysel geliştirilen desen tasarımlarının ileri teknolojik sistemler ile seramik yüzeylere uygulanması: Bir koleksiyon
Bu çalışmanın odak noktası, endüstriyel seramik karo yüzeyine deneysel olarak geliştirilen desenler doğrultusunda çalışmalar yapılması temelinde sanatın deneyselleştirilmesidir. Deneysellik, uygulayıcısının farklı malzemeler, formlar, süreçler ve teknolojiler ile araştırma ve keşifler yapması anlamına gelmekte olup daha yaratıcı, yenilikçi ve özgün çözümler sunarak sıra dışı fikirlerin keşfedilmesini mümkün kılmaktadır. Araştırma kapsamında seramik malzeme yüzeylerine yönelik deneysel tasarım geliştirme, teknolojik gelişmeler perspektifinde tasarım çalışmalarının geliştirilmesi ve uygulanması temelinde gerçekleştirilmiştir. Bu bağlamda "Deneysel Geliştirilen Desen Tasarımlarının İleri Teknolojik Sistemler ile Seramik Yüzeylere Uygulanması: Bir Koleksiyon" adlı çalışma, deneysellik kavramının yaratıcı ve özgün üretimleri ortaya çıkarabilme becerisini geliştirmesini vurgulamak amacıyla yapılmıştır. Bu sürecin ele alınması; seramik sektöründe kullanılan ileri teknolojik sistemlerden olan temassız baskı olarak dijital dekorasyon teknolojileriyle (inkjet baskı teknolojisi ve lazer teknolojisi), seramik yüzeylerde çeşitlilik ve özgünlük sağlamak amacıyla deneysel bir yaklaşım sunması açısından önemlidir. Bu çalışma, deneysel tasarım araştırma ve uygulama süreçleri ile seramik malzemelerdeki yüzey deseni odaklı çeşitli parametreleri ele almakta ve bir arşiv oluşturmayı hedeflemektedir. Sonuç olarak, bu çalışma deneysellik ve dijital dekorasyon teknolojileri arasındaki ilişkiyi hem kavramsal hem de teknik olarak ele alarak, güncel bir kaynak sunmayı ve görsel bir arşiv oluşturarak alana katkı sağlamayı amaçlamaktadır. Araştırmalar doğrultusunda deneysellik kavaramı temelinde seramik uygulamalar yapılmıştır.
Enterococcus feacalis'in kök kanallarından uzaklaştırılmasında üç farklı irrigan aktivasyon yönteminin etkinliği
Bu tez çalışmasının amacı, kanal içi Enterococcus faecalis'in (E faecalis) azaltılmasında, geleneksel iğne irrigasyonu ve üç farklı irrigan aktivasyon yöntemiyle yapılan final irrigasyonların karşılaştırılmasıdır. Çekilmiş küçük azı dişlerinin kök kanalları döner enstrümanlar kullanılarak hazırlandı. Biyomekanik şekillendirme esnasında, her eğe değişiminden sonra sodyum hipoklorit (NaOCl) ile irrigasyon yapıldı. Etilendiamintetraasetik asit (EDTA) ve NaOCl'nin ardışık kullanımıyla smear tabakanın uzaklaştırıldı. Kök kanal preparasyonunun tamamlanmasını takiben, kök kanalları E faecalis ile kontamine edildi ve üç hafta süreyle inkübasyona bırakıldı. Örnekler, uygulanacak son yıkama işlemine göre, herbirinde 15'er diş olacak şekilde rastgele 4 deney grubuna ayrıldı: 1. grup, iğne ile geleneksel irrigasyon; 2. grup, pasif ultrasonik irrigasyon (PUI); 3. grup, XP-endo Finisher aktivasyon; 4. grup, lazerle aktive irrigasyon (LAI).Total irrigasyon süresi ve kullanılan irrigan hacmi tüm gruplarda sabit tutuldu. Final irrigasyon işlemlerinden önce ve sonra alınan bakteri örnekleri kültüre edildi, koloni sayımı yapıldı ve azalma yüzdeleri hesaplandı. İstatistiksel değerlendirmeler için Kruskal-Wallis ve Dunnet testleri kullanıldı. Bulgular, tüm gruplarda bakteri oranlarında istatistiksel olarak oldukça önemli bir azalma olduğunu gösterdi. Tüm aktivasyon yöntemleri geleneksel iğne irrigasyonuna göre istatistiksel olarak daha etkili bulundu. LAI, daha çok negatif örnekle sonuçlanmasına rağmen PUI ile arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı. LAI, XP-endo Finisher'a göre de istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha etkili bulunurken, PUI ve XP-endo Finisher arasında istatistiksel olarak önemli bir fark bulunamadı. Bu çalışma koşullarında, E. feacalis kolonileri üzerinde en yüksek azaltma etkisini LAI ve PUI grupları gösterdi. LAI'nin daha çok sayıda negatif örnekle sonuçlanmış olması göz önüne alındığında, bu yöntem kök kanal dezenfeksiyonunun geliştirilmesinde bir alternatif olarak görülebilir.
Farklı doz diyot lazer amputasyonlarının uzun dönem sonuçlarının değerlendirilmesi
Çalışmamızda, derin dentin çürüğü bulunan süt ikinci azı dişlerinde diyot lazer ve düşük enerjili diyot lazer terapisi ile kalsiyum hidroksit (LLLT+KH) kullanılarak yapılan süt dişi amputasyon tedavilerinin uzun dönem etkinliğinin karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya, alt süt ikinci azı dişinde derin dentin çürüğü bulunan 6-9 yaş arası 90 hasta (42 Kız, 48 Erkek) dâhil edildi. Hastalar uygulanacak tedaviye göre rastgele seçilerek diyot lazer grubu (n=45) ve LLLT+KH grubu (n=45) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Hastalar tedavi sonrasında 1., 3., 6. ve 12. aylarda kontrol randevularına çağırılarak hem klinik hem de radyografik takipleri yapıldı. İstatistiksel analizlerde gruplara göre kategorik değişkenlerin karşılaştırılmasında Ki-kare ve Fisher's Exact testleri kullanıldı ve p<0,05 değeri anlamlı olarak kabul edildi. 12 ay sonundaki çalışma sonuçları değerlendirildiğinde, diyot lazer grubu klinik olarak %95,6, radyolojik olarak %93,3 başarı; LLLT+KH grubu klinik olarak %97,7, radyolojik olarak %90,9 başarı görüldü. Grupların başarı oranları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık görülmedi (p>0,05). Çalışmamızın klinik ve radyografik sonuçlarına göre, diyot lazer ve LLLT+KH amputasyonlarının derin dentin çürüklü süt ikinci azı dişlerinde benzer başarı oranları gösterdiği belirlenmiştir. İki yönteminde, süt dişi amputasyonlarında güvenli bir şekilde kullanılabileceği görülmüştür. Dental lazer uygulamalarının, süt dişi amputasyon tedavisindeki etkinliğini, klinik ve histolojik araştırmalar ile daha geniş ve uzun süreli inceleyen çalışmalara ihtiyaç olduğu düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler : Diyot lazer, LLLT, kalsiyum hidroksit, amputasyon Sayfa Adedi : 124 Tez Danışmanı : Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Yiğit
Deneysel hayvan modelinde ekstemitelerde terleme tedavilerinin mikroskopik olarak değerlendirilmesi
Bu çalışmada, deneysel hayvan modelinde LASER ve ultrasonik enerji kaynağı ile karşılaştırılmalı olarak uygulandı. LASER'in farklı dalga ve enerji boyutunda karşılaştırılması yapıldı. Bütün sonuçlar elektron mikroskopla incelendi. İnceleme sonuçlarında oluşan yüksek doku hasarı nedeniyle, deneyimize plastik rekonstruktif cerrahin sık kullanılan fokuslu ultrasonografi cihazını (ultrasonik ses dalgası ile ablasyon) dahil ettik. Çalışmada cihazının farklı deri katmanlarında etkili olan 3 başlığı kullanıldı. Her deney hayvanında el ve ayak bölgelerine uygulamalardan sonra kontrol biopsiler alındı. Bu biopsiler histolojik olarak incelendi. İnceleme sonucunda 3.0 ve 4.5mmlik fokuslu ultrasonografi başlıkları kullanılan mikroskobik incelemede ter bezlerinin sayısının ciddi şekilde azaldığı ve ayrıca 4.5 mmlik başlık kullanılan incelemede derin dermis tabakasında lenfosit infiltrasyonu ve fibroblast birikimi saptandı. Sonuç olarak bu deneyde 3.0 mm ve 4.5 mm başlık kullanılan uygulamalar sonrası alınan örneklerin mikroskopik incelemelerinde, kullanılan başlıkların daha hedefe yönelik olduğu ve daha az doku hasarı oluşturduğunu söyleyebiliriz.
Kök kanal dezenfeksiyonunda lazer ve ozon kullanımının antimikrobiyal etkinliğinin değerlendirilmesi
Çalışmada, 132 adet çekilmiş insan dişi (tek kanallı alt çene daimi küçük azı) kullanılmıştır. Çekilen dişler çalışma süresine kadar +4°C steril serum fizyolojik solüsyonunda (Eczacıbaşı, İstanbul, Türkiye) bekletilmiştir. Çekilmiş dişler mine-sement birleşiminden, kök boyları 16±1 mm olacak şekilde belirlenip su soğutması altında elmas fissür frezlerle prepare edilmiştir. Apikal foramenden 1 mm geride olacak şekilde çalışma boyu ayarlanmış ve kök kanallarını şekillendirmek amacı ile Reciproc döner aletleri (Dentsply Maillefer, Ballaigues, İsviçre) kullanılmıştır. Kök kanallarının şekillendirilmesi sırasında oluşan smear tabakasını uzaklaştırmak için, kök kanalları 10 ml %2,5'lik NaOCl (Werax, İzmir, Türkiye), 10 ml %17'lik EDTA (Werax, İzmir, Türkiye) ve 10 ml distile suyla yıkanmış, takiben steril kâğıt konlarla kurulanmıştır. Çalışmada kullanılan kökler 121°C'de 20 dk süreyle otoklavda sterilize edilmiş ve rastgele 11 gruba (n=10) ayrılmıştır. Tüm gruplar E. faecalis (ATCC 29212) suşu kullanılarak 24 saat boyunca 37°C sıcaklıkta etüvde inkübasyon için bekletilmiştir. Deney gruplarında uygulanan tedavi protokolleri ise şu şekildedir; Grup 1: %2,5'lik sodyum hipoklorit (NaOCl) (5 ml) (Pozitif kontrol); Grup 2: %2'lik Klorheksidin (CHX) (5 ml); Grup 3: %2,5'lik NaOCl (5ml)+lazer (Foton kaynaklı fotoakustik akış) (PIPS) (3x20s.); Grup 4: %2'lik CHX (5 ml)+lazer (PIPS) (3x20s); Grup 5: Ozon; Grup 6: %2,5'lik NaOCl (5 ml)+ozon (24s); Grup 7: %2'lik CHX (5 ml)+ozon (24s); Grup 8: %2,5'lik NaOCl (5 ml)+EndoActivator (60s); Grup 9: % 2'lik CHX (5 ml)+EndoActivator (60s); Grup 10: Kontrol grubu (Negatif kontrol); Grup 11: Sterilite kontrol grubu. Dezenfeksiyon protokollerinden sonra kök kanallarından mikrobiyolojik örnek toplamak için kanalların hepsine 5 ml %0,9'luk steril salin solüsyonu uygulanarak steril kağıt konlar kök kanallarında 60 saniye bekletilmiş ve ilgili nötralizan solüsyonlar bulunan eppendorf tüplerine aktarılmıştır. Alınan örnekler mikroorganizma sayılarındaki değişimin değerlendirilmesi için mikrobiyoloji laboratuvarına gönderilmiştir. Mikrobiyolojik değerlendirme sonrası her kanal örneği için koloni oluşturan birimler (CFU) sayılmış, elde edilen veriler SPSS 20.0 bilgisayar programına aktarılarak tek yönlü Anova (p<0.05) testi ile istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Her gruba ait örnekler taramalı elektron mikroskobu (SEM) (JEOL_JSM 5200 Tokyo, Japonya) ile de incelenerek bakteri birikimi ve yüzey özelliklerinin değerlendirmesi amacıyla fotoğrafları alınmıştır. Yapılan istatistiksel analiz sonucunda, %2,5'lik NaOCl+lazer (Grup 3)'in E. faecalis'e karşı en etkili antibakteriyel özelliği gösterdiği bulunmuş ve tam eliminasyon elde edilmiştir. %2'lik CHX+lazer (Grup 4), %2,5'lik NaOCl+ozon (Grup 6) ve %2,5'lik NaOCl+EndoActivator (Grup 8) uygulanan gruplardaki CFU/ml değerleri arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı değildir (p=0.56 ve p=0.855). Çalışmanın SEM analizinde, lazer uygulaması sonrasında, lazer ışığına bağlı olarak çok düzensiz bir yapının oluştuğu ve kök kanallarındaki smear tabakasının uzaklaştığı gözlenmiştir. Lazer uygulamasının kök kanal duvarlarından smear tabasını kaldırması, tekniğin önemli bir avantajı olarak düşünülmektedir. %2,5'lik NaOCI'in lazer ile etkinleştirilmesi, solüsyonun tek başına kullanılmasına göre antibakteriyel etkiyi arttırdığı sonucuna varılmıştır. Ozon ve EndoActivator uygulamasının irrigan ajanlar ile birlikte kullanımının lazer kullanımına iyi bir alternatif olabileceği; ancak konu ile ilgili daha çok çalışmaya ihtiyaç olduğu düşünülmektedir. Anahtar Sözcükler: Enterecoccus faecalis; Lazer Destekli Aktivasyon; Ozon; EndoActivator.
Kanal tedavisi yenilenmesinde kanal yenileme kitleri ve lazer ile aktive irrigasyonun etkisi
Bu çalışmada iki farklı döner alet sistemi kullanılarak yapılan kanal tedavisi yenilenmesi işleminde, Er:Yag lazer ile aktive irigasyonun etkinliğinin çekilmiş dişlerde in vitro olarak incelenmesi amaçlandı. Çekilmiş alt çene premolar dişlerin kronları uzaklaştırılıp ProTaper Universal (Dentsply Maillefer, Ballaigues, İsviçre) F3 numaralı eğeye kadar genişletildi ve ardından ProTaper Universal F3 gütaperka ve AH Plus (Dentsply De Trey GmbH, Konstanz, Almanya) kanal patı ile dolduruldu. Örneklerin yarısına ProTaper Retreatment (Dentsply Maillefer, Ballaigues, İsviçre), diğer yarısına da Mtwo Retreatment(VDW, Münih, Almanya) kanal yenileme kitleri ile kanal dolgusu uzaklaştırma işlemi uygulandı. Her iki gruptaki örneklerin yarısına konvansiyonel irrigasyon, kalan yarısına da PIPS ile aktive irrigasyon uygulanarak toplamda dört çalışma grubu elde edildi ve kanal dolgusu uzaklaştırma etkinlikleri değerlendirildi. Örnekler iki parçaya ayrılarak stereomikroskop ile X8 büyütmede fotoğraflandı. Elde edilen kök görüntülerinin koronal, orta ve apikal bölümlerinde kalan artık miktarları yüzde olarak hesaplandı. İstatiksel değerlendirmelerde kanal yenileme tekniği grupları ve kök kanal bölgeleri için iki yönlü varyans analizi, her bir kök kanal bölgesi içerisinde kullanılan kanal yenileme teknikleri karşılaşatırılırken de tek yönlü varyans analizi uygulanmıştır. PIPS ucu kullanılarak Er:Yag lazer ile aktivasyon, konvansiyonel irrigasyona göre kanal dolgusu uzaklaştırmada daha etkili bulundu. ProTaper Retreatment ve Mtwo Retreatment döner aletleri arasında kanal dolgusu uzaklaştırma etkinliği açısından anlamlı fark bulunmadı. Kanal dolgusu artık miktarı büyükten küçüğe kökün sırasıyla apikal, orta ve koronal bölümünde görülmüştür ve aralarındaki fark istatistiksel olarak anlamlıdır. Çalışmamızın sonuçları dahilinde kanal tedavisi yenilenmesinde kökün koronal ve orta bölümlerinde PIPS ucu kullanılan Er:Yag lazer ile aktive irrigasyonun düz kanallarda kanal dolgusu uzaklaştırmada etkin bir yöntem olarak kullanılabileceğini düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Kanal dolgusu uzaklaştırılması, Lazer ile aktive irigasyon, Pips.
Sisplatin ile indüklenmiş in vitro periferik nöropati modelinde kuersetin ve düşük seviyeli lazer tedavisinin etkilerinin incelenmesi
Kemoterapi ile indüklenmiş periferik nöropati (KİPN), kemoterapötik ilaçların yan etkisiyle oluşmaktadır. Sisplatin sonucu oluşan nöron kayıplarını minimalize etmek için farmakolojik ajanlar ve fotobiyostimülatörler kemoterapi ile indüklenen periferik nöropati tedavisinde kullanılmaktadır. Ancak bu metotların etki mekanizması ve kullanım etkinlikleri net değildir, araştırılmaktadır. Bu tez çalışmasında, kuersetin ve düşük seviyeli lazer tedavisinin sisplatin ile indüklenmiş in vitro periferik nöropati modeli üzerindeki etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışma için PC12 hücre hattı kullanılmıştır. Sisplatin ile periferik nöropati modeli oluşturulan hem farklılaştırılmış hem de farklılaştırılmamış PC12 hücrelerine, kuersetin ve düşük seviyeli lazer tedavi uygulanmıştır. Uygulama yapılan hücrelere hücre canlılığı, apoptoz, mitokondriyal membran potansiyeli, LDH, RT-PCR analizleri yapılmıştır. Analiz sonuçlarına göre sisplatinin hem farklılaştırılmamış hem de farklılaştırılmış PC12 hücrelerinde apoptoz, mitokondriyal membran potansiyelinde, LDH oranlarında artışa, hücre canlılığında, GAP-43 ve Synapsin I gen ekspresyonlarında azalmaya sebep olduğu bulunmuştur. Sisplatin ile indüklenen periferik nöropati modeli oluşturulan hem farklılaştırılmış hem de farklılaştırılmamış PC12 hücrelerine ayrı ayrı uygulanan kuersetin ve DSLT gruplarda ise apoptoz, mitokondriyal membran potansiyelinde, LDH oranlarında azalma, hücre canlılığında, GAP-43 ve Synapsin I gen ekspresyonlarında artışa neden olduğu belirlenmiştir. Ancak kombine tedavi (kuersetin ve DSLT) uygulanan gruplarda ise sisplatin uygulanan gruplar arasında istatiksel olarak bir fark görülmemiştir. Sisplatin ile indüklenen periferik nöropatide kuersetin ve düşük seviyeli lazer tedavisinin uygun dozları belirlenmiştir. Ancak kombine tedavinin etkinliği görülmemiştir. Gelecek çalışmalarda kombine tedavinin mekanizması araştırılacaktır.
Geleneksel yöntemle ve lazerle hazırlanan 5. sınıf kavitelerde, kompozit materyallerin uygulanması sonrası görülen mikrosızıntının ve mikrotensil bağlanma dayanımlarının karşılaştırılması ve kavite-restorasyon yüzeylerinin sem ile değerlendirilmesi
Bu in vitro çalışmanın amacı, geleneksel yöntem ve lazer ile hazırlanan 5. Sınıf kavitelerde kompozit materyallerinin uygulanması sonrası görülen mikrosızıntı ve mikro tensile bağlanma dayanımlarının karşılaştırılması ve kavite-restorasyon yüzeylerinin SEM ile değerlendirilmesidir.Çalışmada 96 adet çürüksüz, herhangi bir restorasyon içermeyen ortodontik amaçlı çekilmiş küçükazı dişleri kullanılmıştır.32 tane küçükazı diş rastgele seçilerek 2 guruba ayrılmıştır. Birinci grupta, her bir dişin bukkal yüzünde Er:YAG lazer ile, lingual/palatinal yüzeylerinde ise aeratör- mikromotor ile, 3mm yüksekliğinde, 4mm eninde ve 2mm derinliğinde 5. sınıf kaviteler hazırlanmıştır. İkinci grupta ise her bir dişin lingual/palatinal yüzünde Er:YAG lazer ile, bukkal yüzeylerinde ise aeratör- mikromotor ile 5. sınıf kaviteler hazırlanmıştır. Sonuç olarak, lazer ile 32 adet , geleneksel yöntemle 32 adet kavite meydana getirilmiştir.Hazırlanan dişlerden her alt grupta 8 kavite (4 bukkal+ 4 lingual) olacak şekilde 4 alt grup oluşturulmuştur.Kaviteler, 4 farklı kompozit materyaliyle (Clearfil Majesty Posterior, Silorane, Amaris ve Filtek Z250) üretici firmaların adeziv sistemleri ile kullanım önerileri doğrultusunda restore edilmiştir.Dişler 24 saat distile suda bekletildikten sonra, 5°-55° C arasında 1000 kez termosiklus uygulanmış, bu işlem sonrasında örnekler %0.5'lik bazik fuksin çözeltisi içerisinde 24 saat bekletilmiştir.Dişler, bukkal ve lingual/palatinalde hazırlanan kaviteleri birbirinden ayırmak için kesit alma cihazı ile mesiyo-distal yönde kesilmiştir. Sonuçta aynı yöntemle açılmış ve aynı materyal uygulanmış yeni 8 alt grup elde edilmiştir.Elde edilen yeni örnekler, bukko-lingual yönde kesildikten sonra, boya penetrasyon derecesi stereomikroskop ile incelenmiştir.Geriye kalan 64 dişin bukkal yüzeylerine , 32 kavite lazerle, 32 kavite ise geleneksel yöntemle olacak şekilde 5. Sınıf kaviteler hazırlanmış ve her grupta 8 kavite olacak şekilde 4'er alt gruba ayrılarak, 4 farklı kompozit materyali ile (Clearfil Majesty Posterior, Silorane, Amaris ve Filtek Z250) üretici firmaların adeziv sistemleri ile kullanım önerileri doğrultusunda restore edilmiştir.Hazırlanan grupların herbirinden bir adet diş SEM ile inceleme yapılabilmesi için ayrılmıştır.Dişler 24 saat distile suda bekletildikten sonra 5-55° `de 1000 kez termosiklus işlemi uygulanmıştır. Dişlere, mikrotensile bağlanma dayanımı değerlendirilmesi için, Universal test makinesiyle çekme deneyi uygulanmıştır.Bağlanma dayanımı sonuçlarının istatistiksel analizi `One Way ANOVA' ve `post hoc çoklu karşılaştırmalar TUKEY' testi ile, mikrosızıntı sonuçları ki-kare testi kullanılarak gerçekleştirilmiştir.Çalışmanın sonucunda, lazer ile hazırlanan, Silorane ve Amaris ile restore edilen gruplardaki bağlanma dayanımı değerleri, lazerle hazırlanan ve Filtek Z250 ile restore edilen gruptan istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulunurken; geleneksel yöntemlerle hazırlanan, Silorane ve Amaris ile restore edilen gruplardaki bağlanma dayanımı değerleri, geleneksel yöntemle hazırlanan, Clearfil veya Filtek Z250 ile restore edilen gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulunmuştur.Oklüzalde ve gingivalde meydana gelen mikrosızıntı değerlendimesine bakıldığında, lazer ve geleneksel yöntemle hazırlanan Silorane ile restore edilen kavitelerde beklenenden fazla mikrosızıntı meydana geldiği, Z250 ve Clearfil ile restore edilen gruplarda ise beklenenden daha az mikrosızınztı meydana geldiği gözlenmiştir. Lazer ile hazırlanmış kavitelerde oklüzal ve gingivalde meydana gelen mikrosızıntı sonuçları arasında anlamlı bir fark bulunmazken, geleneksel yöntemle hazırlanan kavitelerde gingivalde meydana gelen sızıntının oklüzaldekine göre istatistiksel olarak anlamlı derece fazla görülmüştür.Kavite-restorasyon yüzeylerinin SEM incelemesinde, bütün gruplarda, lazer ile hazırlanan kavitelerde kalın bir adeziv tabaka izlenirken, geleneksel yöntemle hazırlanan kavitelerde Clerafil Majesty Posterior ve Z250 ile restore edilen kaviteler hariç, daha ince bir adeziv tabaka görülmüştür. SEM incelemelerinde, lazer ile hazırlanan kavitelerde uzun ve sık rezin taglar dikkat çekerken, geleneksel yöntemle hazırlanan kavitelerde, Clearfil Majesty Posterior dışındaki gruplarda seyrek ve kısa rezin taglar oluşmuştur.Anahtar kelimeler: Lazer, 5. Sınıf Kavite, Mikrosızıntı, Mikrotensil Bağlanma Dayanımı
İki farklı lazer cihazının smear tabakasının uzaklaştırılmasındaki etkilerinin SEM ile incelenmesi.
Son yıllarda diş hekimliğinde lazer uygulamalarının başarılı olması, lazerlerin endodontide de kullanımını düşündürmüş ve çeşitli araştırmalar yapılmıştır. Teknolojinin gelişmesi ile birlikte kök kanal tedavisi yöntemleri ve aletlerinin etkin kullanımı, smear tabakasından ve debristen temizlenmiş kök kanallarının elde edilmesinde yardımcı olmuştur. Ancak tümüyle temiz ve smear tabakasının olmadığı kök kanallarına ulaşmak hala mümkün değildir. Bu amaçla lazerlerin endodontide kullanımı umut verici görülmektedir. Bu çalışmada iki farklı lazer tipi (Er:YAG; Nd:YAG) kullanılarak, EDTA solüsyonuna ve birbirlerine göre smear tabakasını uzaklaştırmadaki etkinliklerinin karşılaştırılması amaçlanmıştırAraştırmamızda 70 adet, tek kökü ve kanalı bulunan, üst orta ve yan keser diş ile alt ve üst kanin dişleri kullanılmıştır. Kök kanalları ?crown-down? tekniğinin kullanıldığı ?Hero 642? Rotary kanal aletleri (MicroMega, Besançon, France) ile en son çalışma uzunluğunda konisitesi .02 olan #45 numaralı alete kadar şekillendirilmiştir. Her bir aletten sonra deney gruplarındaki dişlerin kanalları 2 ml %5 NaOCl solüsyonu ile yıkanmıştır. Temizleme ve şekillendirme işlemleri tamamlandıktan sonra dişler, rastlantısal olarak 20 dişten oluşan biri kontrol olmak üzere 4 gruba ayrılmıştır. 1. gruptaki dişlere Serum fizyolojik, 2. gruptaki dişlere % 17 EDTA ile %5 NaOCl , 3. gruptaki dişlere Er:YAG lazer (120 mj, 15 hz) ve 4. gruptaki dişlere ise Nd:YAG (120 mj, 15 hz) lazer uygulanmıştır. Kök kanallarının kuronal, orta ve apikal üçte birinden X1000 ve X2000 büyütmelerde alınan SEM görüntüleri incelenmiştir. Kodlanan görüntüler birbirinden ve çalışmadan habersiz dört endodontist tarafından skorlanmıştır. Elde edilen bulguların istatistiksel değerlendirilmesi için Kruskall Wallis tek yönlü varyans analizi ayrıca çoklu karşılaştırmalar için Z testi kullanılmıştır.Araştırmamızın sonuçlarına göre ; % 17 EDTA grubunda her iki büyütmede ve her üç bölgede de en düşük smear tabakası gözlem değeri elde edilmiştir. Özellikle kuronal bölgede, X1000 ve X2000 büyütmelerde, EDTA grubunda elde edilen smear tabakası gözlem değerleri diğer gruplardan anlamlı derecede düşük bulunmuştur (p<0.05). Kuronal bölgede her iki büyütmede Er:YAG lazer grubunda, Nd:YAG lazer grubundan daha düşük smear tabakası gözlem değeri elde edilirken, orta ve apikal bölgelerde her iki gruba ait smear tabakası gözlem değerleri, istatistiksel olarak birbirinden farklı bulunmamıştır (p>0.05). Çalışmamızın sonucunda Er:YAG ve Nd:YAG lazerlerin, kök kanallarındaki smear tabakasının uzaklaştırılmasında geleneksel yöntem kadar başarılı olmadığı ve kök kanal duvarlarındaki etkilerinin sınırlı ve bölgesel olduğu görülmüştür.
Farklı pürüzlendirme teknikleri ile uygulanan iki farklı fissür örtücü materyallerinin kopma-bağlanma değerlerinin karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı; Er:YAG lazer ve/veya fosforik asit ile minenin pürüzlendirilmesi sonrası, bu pürüzlendirmelerin iki farklı fissür örtücü materyalinin mineye kopma-bağlanma kuvvetleri üzerine etkilerinin değerlendirilmesidir.
Süt dişlerinin kök kanal tedavisinde Diod Lazer ışınlaması, PAD uygulaması, ozon uygulaması ve sodyum hipoklorit irrigasyonunun antibakteriyel etkinliklerinin in vitro koşullarda karşılaştırılmalı olarak incelenmesi ve klinik başarı düzeylerinin değerlendirilmesi
Günümüzde diş çürüklerinin önlenmesi ve nötral oklüzyonun korunmasının önemi iyi anlaşıldığı halde, erken süt dişi kayıpları görülmeye devam etmektedir. Ancak bazı enfekte süt dişleri endodontik tedavi yapılarak düşme zamanına kadar fonksiyonda tutulabilmektedir. Pulpa tedavisinin temel amacı dişlerin ve dişleri destekleyen dokuların bütünlüğünü ve sağlığını korumaktır. Endodontik tedavinin en önemli hedefi kök kanal sisteminden mikroorganizma eliminasyonunu sağlamaktır. Endodontik tedavide başarılı bir sonuç elde edebilmek için mekanik şekillendirme ile birlikte antibakteriyel etkiye sahip kimyasal ajanların kullanımı gerekmektedir. Bu çalışma, süt dişi kök kanallarındaki antibakteriyel etkinin in-vitro koşullarda karşılaştırmalı olarak incelenmesi ve klinik başarı düzeylerinin değerlendirilmesi olmak üzere iki bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın amacı deneysel olarak E. faecalis ile enfekte edilmiş süt azı dişlerinin kök kanallarında, diod lazer ışınlaması, PAD uygulaması, ozon (O3) uygulaması ve sodyum hipoklorit (NaOCl) irrigasyonunun antibakteriyel etkilerinin in-vitro koşullarda karşılaştırmalı olarak incelenmesi ve bu uygulamalar ile kök kanal tedavisi gerçekleştirilen süt azı dişlerinde tedavinin başarısının klinik ve radyolojik olarak değerlendirilmesidir.Çalışmamızın in vitro bölümünde çürüğe bağlı enfeksiyon nedeniyle çekilmek zorunda kalan, radyografik muayenede fizyolojik ya da patolojik kök rezorpsiyonu görülmeyen süt kesici ve süt azı dişlerinden hazırlanan 110 adet kök kanalı kullanılmıştır. Kökler mine sement hizasından kuronlarından ayrıldıktan sonra, kanallar paslanmaz çelik K-tipi eğeler kullanılarak # 35'e kadar genişletilmiştir. Kök kanallarının apikal açıklıkları akışkan kompozit rezinlerle kapatılmış ve dişler akrilik rezin bloklara gömülmüştür. Otoklavda 1210C`de 15 dakika boyunca sterilize edilen örnekler Enterococcus faecalis (ATCC 29212) ile enfekte edilmiş ve 7 gün süresince inoküle edilmişlerdir.Kök kanalları pozitif kontrol, NaOCl, diod lazer, PAD ve ozon uygulanacak gruplarda 20'şer adet, negatif kontrol grubunda ise 10 adet kök kanalı bulunacak şekilde altı ayrı gruba ayrılmıştır. İlk grupta yer alan kök kanallarının dezenfeksiyonunda %5.25'lik NaOCl solüsyonu ile irrigasyon yapılmış, ikinci grupta yer alan kök kanalları 810 nm dalga boyundaki Diod lazer cihazı (HOYA ConBio Diodent II) kullanılarak ışınlanmıştır. Üçüncü gruptaki örneklerde PAD (FotoSan Cms dental, Copenhagen) yöntemi kullanılmış, dördüncü grupta yer alan örneklerin dezenfeksiyonunda ise Ozonytron-X (Ozonytron, Mymed, Germany) cihazı kullanılmıştır. Beşinci grup olan pozitif kontrol grubunda yer alan kök kanalları kanalda inoküle olan bakteri miktarının belirlenebilmesi için herhangi bir dezenfeksiyon uygulaması yapılmadan bekletilmiştir. Son grupta ise steril TSB besiyeri ekilen kök kanalları ise çalışma şartlarının sterilizasyonunu denetlemek amacı ile kullanılmıştır. Dezenfeksiyon işlemlerinden sonra her kök kanalından 15 sn temas süresi beklenerek steril kağıt konlarla örnekler alınmıştır. Mikrobiyolojik değerlendirme sonrası her ml'deki koloni oluşturan birimler (CFU/ml) sayılmıştır.Dezenfeksiyon işlemi uygulanmayan pozitif kontrol grubunda bakteri sayısı en yüksek olarak saptanırken, NaOCl ile irrigasyon yapılan kök kanallarındaki mikroorganizma sayısı ise tüm deney gruplarına göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük bulunmuştur (p=0,0001). Ayrıca tüm deney gruplarında saptanan mikroorganizma miktarları pozitif kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük olarak saptanmıştır (p=0,0001). PAD ve ozon gruplarındaki mikroorganizma sayıları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmazken (p=0,367), diğer bütün grupların ikili karşılaştırmalarında anlamlı farklılık saptanmıştır. Diod lazer grubundaki örneklerde belirlenen mikroorganizma miktarları NaOCl grubuna yakın bulunurken, PAD ve ozon gruplarının antibakteriyel etkisinin daha düşük olduğu görülmüştür.Çalışmamızın klinik değerlendirme bölümünde ise Yeditepe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Pedodonti Anabilim Dalı Kliniği'ne diş çürükleri nedeniyle başvuran, yaşları 4?8 yaş arasında değişen, sistemik olarak sağlıklı, iletişim kurulabilen, uyumlu hastalar arasından seçilen çocukların süt azı dişlerine dezenfeksiyon aşamasında NaOCl, Diod, PAD ve Ozon kullanılarak kök kanal tedavileri yapılmıştır. Kök kanal tedavileri tamamlanan dişlerin retorasyonunda paslanmaz çelik kuronlar kullanılmıştır.Kök kanal tedavileri tamamlanan dişler, klinik ve radyografik olarak 1 yıl süresince 3 aylık aralıklarla kontrol edilmişlerdir. Klinik ve radyografik kontrollerde, ağrı, mobilite, perküsyon hassasiyeti, şişlik, fistül oluşumu, patolojik iç ve dış rezorpsiyon, periapikal ve kökler arası radyolüsensi oluşumu kaydedilmiştir. 12 aylık klinik ve radyografik değerlendirme sonucunda bütün gruplardaki dişler %100 başarılı olarak değerlendirilmiştir.Çalışmamız diod lazer, PAD ve ozon uygulamalarının süt dişi kök kanallarında antibakteriyel etkinliklerinin NaOCl ile karşılaştırmalı olarak incelendiği ve bu uygulamaların süt azı dişlerinin kanal tedavilerindeki klinik başarısının bir yıllık takip ile değerlendirildiği ilk çalışma olma niteliğini taşımaktadır. İn vitro çalışmaların sonuçlarının klinik koşulları tam olarak yansıtmaması nedeni ile, bu çalışmanın klinik bölümünün bulguları ile in vitro bölüm bulgularının desteklenmesi amaçlanmıştır. Diod lazer ışınlaması, PAD ve ozon uygulamalarının in vitro koşullardaki antibakteriyel etkisi her ne kadar NaOCl irrigasyonuna göre daha düşük bulunsa da; tüm bu yöntemler kullanılarak yapılan süt dişi kanal tedavileri bir yıllık takip sonucunda klinik ve radyografik olarak değerlendirildiğinde başarılı olarak sonuç vermiştir.
Farklı kalınlıktaki süt dişi dentin dokusuna uygulanan değişik parametrelerdeki Er:YAG lazer uygulamasının pulpa odasında oluşturacağı sıcaklık artışı etkisinin incelenmesi
Diş sert doku hastalıklarının tedavisinde öncelikle olarak diş çürüğüne bağlı olarak değişime uğramış dokuların ortadan kaldırılması yer almaktadır. Diş çürüğünün ortadan kaldırılmasında kullanılan yöntemler, yıllar içerisinde birçok gelişme göstermiştir. Diş hekimleri tarafından en sık kabul gören ve geleneksel hale gelmiş bir yöntem olan yüksek hızda döner alet yönteminin, kolayca ve hızlıca çürük diş dokularını ortadan kaldırmasının yanı sıra, ses, basınç, titreşim, hassasiyet ve ısı artışı gibi birçok olumsuz özelliğe sahip olmaktadır. Bu olumsuz özellikler ise çürüğün temizlenmesinde alternatif tedavi yöntemlerinin arayışına neden olmuştur. Lazer ışığı, sağlık alanında 1960'lardan günümüze kadar, tanı, tedavi ve koruyucu hekimlik bölümlerinde uygulanmakta olup, çeşitli parametrelerinin değişimi ile başarılı şekilde kullanılmaktadır. Lazer, diş hekimliği alanında ise, gerek yumuşak gerekse sert doku uygulamalarında geleneksel yöntemlere alternatif oluşturarak, başarılı şekilde uygulanmaktadır. 1997 yılında FDA (Food and Drug Administration) tarafından, diş çürüğü temizleme yöntemi olarak kullanılması için onaylanan sert doku lazerlerinden Erbiyum: Yittriyum Alüminyum Garnet (Er:YAG) lazerler, Pedodonti alanında da diş sert doku uygulamalarında sıklıkla kullanılmaktadır. Er:YAG lazerlerin, pedodontistlere ağrısız ve temassız bir tedavi sunması ve çocuk hastalarda tedavi konforunu artırmasının yanı sıra, diş çürüğünü ortadan kaldırmasındaki etkinliği ve adeziv sistemlerin diş sert dokularına bağlanabilmesi için uygun diş yüzeyi oluşturduğu birçok çalışmada gösterilmiştir. Bu özelliklerinin yanı sıra süt dişi pulpa dokusuna olan histopatolojik etkilerinin incelendiği birçok araştırma bulunmaktadır.Bugüne kadar geliştirilen lazer kullanımıyla, sürekli dişlerde yüksek enerji düzeylerinde uygulanması sırasında karşılaşılan en büyük sorunun, diş sert ve yumuşak dokularında ısı oluşumu olduğu bildirilmiştir. Er:YAG lazerlerin, sürekli dişlerin pulpa odasında oluşturdukları ısı değişikliğini araştıran birçok in-vivo ve in-vitro çalışma bulunmaktadır. Fakat süt dişi pulpa dokusunda ısı değişikliğinin incelendiği çok az sayıda çalışma bulunmaktadır.Bu çalışmada, süt dişlerine, farklı parametrelerde uygulanan Er:YAG lazerler ve yüksek hızlı döner aletlerin, pulpa odasında oluşturdukları ısı değişikliklerinin değerlendirilmesi ve karşılaştırılması amaçlandı.Çalışmaya 60 adet süt ikinci azı dişi dahil edildi. Pulpa odasındaki sıcaklık ölçümlerinin yapılabilmesi için dişlerin kökler bölgesi, bukko-lingual yönde kesildi. Ölçümlerin yapılacağı dişlerin pulpa odaları çıkarıldı. Dişlerin bukkal yüzeyindeki mine dokusu kaldırıldıktan sonra sağlıklı dentin yüzeyinde, 5 W, 3,75 W, 2,25 W, 1,5 W çalışma parametrelerinde Er:YAG lazerle ve yüksek hızlı döner alet ile su soğutması altında hazırlanan sınıf 5 kavite preparasyonları gerçekleştirildi. Çalışmada pulpa odasında oluşabilecek ısı değişikliklerinin saptanması için pulpa odasının içine yerleştirilen, dijital termometreye bağlı termoçiftler kullanıldı. Kavite hazırlığının başlangıcı ile bitimi arasındaki pulpa odasının içerisinde ulaşılan sıcaklık değerleri arasındaki fark ve ulaşılan en yüksek sıcaklık değeri her bir örnek için kaydedildi.Çalışma sonucunda, 5 W ile çalışılan Er:YAG lazer grubunda, diğer çalışma gruplarından istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek pulpa sıcaklığı artışı gösterdiği saptandı. 1,5 W Er:YAG lazer grubu ise istatistiksel olarak anlamlı derecede en düşük sıcaklık artışı gösterdiği saptandı. Tüm çalışma gruplarında kavite hazırlığı derinliği arttıkça, pulpa odasındaki sıcaklık değerlerinin artış gösterdiği saptandı.Bu çalışmanın sonuçlarına göre, kavite hazırlığı sırasında kullanılan Er:YAG lazer ve döner alet uygulamasına ait pulpa odasındaki sıcaklık artışı değerlerinin, geri dönüşümsüz patolojik olaylara neden olabilecek kritik sıcaklık artış değeri olan 5,5 ºC'yi geçmediği görüldü. Bunun nedeninin ise tüm gruplarda su spreyi soğutmasının etkin bir şekilde kullanılması olduğu düşünüldü. Bu tez çalışması sonucunda, süt dişi dentin dokusundaki kavite hazırlığı için kullanılan Er:YAG lazer çalışma parametrelerinin, süt dişi pulpa dokusunu olumsuz etkileyecek bir sıcaklık artışına neden olmayacak şekilde güvenli olduğu ileri sürülebilir.
Farklı Er:YAG lazer parametreleri ve geleneksel yöntemle hazırlanan 5. sınıf kavitelerin dentin yüzeyleri pürüzlülük değerleri ile adeziv sistem ve kompozit materyali uygulanması sonrası elde edilen mikrotensil bağlanma dayanımı değerlerinin karşılaştırmalı incelenmesi
Bu in vitro çalı?manın amacı; geleneksel yöntem ve farklı Er:YAG parametreleri ile hazırlanan 5. sınıf kavitelere adeziv sistem ve kompozit materyali uygulanarak 2000 döngü termosiklus sonrası görülen mikrotensil bağlanma dayanımı değerlerinin ve yine geleneksel yöntem ile aynı lazer parametreleri uygulanan dentin yüzeylerinin pürüzlülük değerlerinin kar?ıla?tırılmasıdır.Çalı?mada 113 adet apeksifikasyonu tamamlanmı?, ortodontik amaçlı çekilmi?, herhangi bir restorasyon içermeyen çürüksüz daimi insan küçük azı di?i kullanılmı?tır.Rastgele seçilen 45 adet küçük azı di?, bukkal ve lingual/palatinal yüzeylerinin birbirinden ayrılması için kesit alma cihazı ile meziyo-distal yönde kesilmi?tir. Bukkal veya lingual/palatinal yüzeyler sırasıyla 100, 600 ve 1200 grit silikon karbid zımpara kağıtlar yardımıyla su yıkaması altında cilalanarak mine yüzeyinin 2 mm altına inilmi?tir. Örnekler, her grupta 10 adet di? olacak ?ekilde rastgele 9 gruba ayrılmı? ve tüm örneklerin geleneksel yöntem ve lazer uygulaması öncesi ilk pürüzlülük değerleri her di?ten 5 değer alınarak elde edilmi?tir.Örnekler akrilik rezin bloklar içerisine gömüldükten sonra, lazer gruplarına farklı Er:YAG parametreleri, kontrol grubuna ise mikromotor ile çelik rond frez uygulandıktan sonra her di?ten 5 değer olmak üzere pürüzlülük değerleri tekrar ölçülmü?tür.Geriye kalan 68 adet daimi küçük azı di?in bukkal ve lingual/palatinal yüzeylerinin birbirinden ayrılması için di?ler kesitalma cihazı ile meziyo-distal yönde kesilmi?tir. Her grupta 15 örnek olmak üzere di?ler rastgele 9 gruba ayrılmı?tır.Lazer gruplarında Er:YAG lazer ile mine-sement sınırının 1 mm üzerinde, 4 mm boyunda, 4 mm geni?liğinde ve 2 mm derinliğinde 5. sınıf kaviteler hazırlanmı?tır. Kontrol grubunda mine, aeratöre takılan elmas rond frez, dentin ise mikromotora takılan çelik rond frezle kaldırılarak aynı boyutlarda kaviteler elde edilmi?tir.Hazırlanan kavitelere bonding ajanı (Clearfil SE Bond, Kuraray Dental) ve kompozit restoratif materyali (Filtek Z250, 3M ESPE) üretici firmaların kullanım önerileri doğrultusunda uygulanmı?tır.Örneklere 5º-55ºC arasında 2000 termosiklus döngüsü uygulanmı?tır. Di?ler, bağlanma yüzeyine dik olacak ?ekilde önce meziyo-distal, sonrasında vestibülo-palatinal yönde kesilerek 1 mm x 1 mm ölçülerinde dentin-kompozit çubukları elde edilmi?tir.Örneklere, mikrotensil bağlanma dayanımı değerlendirilmesi için Universal test makinesiyle çekme deneyi uygulanmı?tır.Çalı?ma verileri değerlendirilirken, parametrelerin gruplar arası kar?ıla?tırılmalarında `One Way ANOVA' testi, farklılığa neden olan grubun tespitinde `Tukey HSD' testi, parametrelerin grup içi kar?ıla?tırılmalarında ise paired t testi kullanılmı?tır.Çalı?mada elde edilen sonuçlara göre; dentin yüzeylerine lazer uygulanması, pürüzlülük değerlerini kontrol grubuna oranla istatistiksel olarak anlamlı derecede arttırmaktadır. Mikrotensil bağlanma dayanımı değerlerinde; gerek dü?ük atım süresi ile yüksekgüç, gerekse yüksek atım süresi ile dü?ük güç kullanılmasının aynı sonucu verdiği görülmektedir. Lazer gruplarında yüzey pürüzlülük değerleri arttıkça mikrotensil bağlanma dayanımı değerlerinde dü?ü? elde edilmektedir. Kontrol grubu, istatistiksel olarak anlamlı derecede en yüksek bağlanma dayanımı değerlerini vermektedir.Anahtar Kelimeler: Er:YAG Lazer, 5. Sınıf Kavite, Termosiklus, Yüzey Pürüzlülüğü, Mikrotensil Bağlanma Dayanımı
Arginin ve kalsiyum karbonat içeren hassasiyet patı ile Er:YAG lazer kombinasyonunun dentin hassasiyeti üzerindeki etkisinin in vitro olarak incelenmesi
Bu çalışmada, %8 arginin ve kalsiyum karbonat içeren bir hassasiyet patı(Colgate® Sensitive Pro-Relief?) ile Erbium-Doped Yttrium Aluminium Garnet(Er:YAG) lazerin tek başlarına veya kombine bir şekilde, çekilmiş dişlerden elde edilendentin örneklerinde, dentin tübüllerinin kapanması üzerine etkilerinin ScanningElectron Microscope (SEM) kullanılarak incelenmesi amaçlandı.Çalışmaya çekilmiş gömülü 3. molar dişlerinden elde edilen kesitlerdenhazırlanan 40 dentin örneği dahil edildi ve her biri 10 örnekten oluşan 4 farklı grubaayrıldı. Tüm dentin örneklerinin yüzeyine önce %1'lik sitrik asit uygulanarak smeartabakası kaldırıldı ve dentin tübül girişlerinin açığa çıkması sağlandı. Daha sonra I.gruptaki dentin örneklerine herhangi bir işlem uygulanmadı ve bu grup kontrol grubunuoluşturdu. II. gruptaki örneklere Er:YAG lazer (30 Hz, 60 mj/pulse, 10 sn) ve III.gruptaki örneklere %8 arginin ve kalsiyum karbonat kombinasyonu içeren hassasiyetpatı uygulandı. IV. gruptaki örneklere ise %8 arginin-kalsiyum karbonat kombinasyonuiçeren hassasiyet patını takiben Er:YAG lazer tatbik edildi. Tüm dentin örnekleri, dentintübüllerinin tıkanması ve yüzey morfolojisi açısından SEM ile incelendi.Gruplar arası kıyaslamada açıkta kalan dentin tübüllerinin çapı, açıkta kalan tübülsayısı ve 100 ?m2 başına düşen tübül sayısı olarak elde edilen en fazla değerlerinsırasıyla grup I, grup III, grup II ve grup IV'de sıralandığı görüldü. Bu çalışmada eldeedilen sonuçlar uygulanan tüm tedavi seçeneklerinin, dentin tübüllerinin kapanmasındave daralmasında etkili olduğunu, kombine tedavi uygulanan grupta ise daha belirgin birkapanma izlendiğini, tek başına Er:YAG lazer ile kombine tedavinin dentin hassasiyetitedavisinde etkili olabileceğini göstermektedir.
Sıçanlarda er:Yag lazer kullanılarak yapılan dekortikasyon işleminin diş hareketine olan etkilerinin histomorfometrik ve klinik olarak incelenmesi
Bu çalışmanın amacı; Erbiyum:Yitriyum-Alüminyum-Garnet (Er:YAG) lazer kullanılarak transmukozal bir yaklaşımla gerçekleştirilen dekortikasyon işleminin diş hareketine olan etkilerinin histomorfometrik ve klinik olarak incelenmesidir.Bu amaçla 28 adet Sprague-Dawley sıçanı kullanılmıştır. Üst sol birinci molar ve üst keser dişleri arasına yerleştirilen Sentalloy kapalı sarmal yay yardımıyla üst sol birinci molar dişin mezializasyonu sağlanmıştır. Sıçanlar deney ve kontrol grubu olarak ikiye ayrılmıştır. Her bir grup kendi içerisinde bir haftalık ve iki haftalık takip gruplarından oluşmaktadır. Toplam deney süresi 2 haftadır. Deney gruplarında apareyin uygulandığı seansta üst sol birinci molar dişin mezial, palatinal ve bukkal yüzeylerine 8 saniye süreyle 1 watt gücünde Er:YAG lazer uygulanarak 3 noktasal dekortikasyon alanı oluşturulmuştur. Aparey uygulanmasından önce, 7. gün ve 14. gün sonunda alınan ölçülerden hazırlanan alçı modeller üzerinde çalışılarak dişler arasındaki mesafe ölçülmüştür. Deney sonunda sakrifiye edilen hayvanların üst çeneleri diseke edilerek, histomorfometrik inceleme için gerekli kesitler hazırlanmıştır.Çalışmamızın histolojik değerlendirmesinde, ortodontik kuvvetin uygulandığı birinci ve ikinci azı dişlerinin kökleri arasında hem alveolar kemik hacmi hem de toplam doku hacminin 7. (p<0,001, p<0,001) ve 14. (p<0,001, p<0,05) günlerde deney grubunda kontrol grubuna göre arttığı sonucuna ulaşılmıştır.Yapılan klinik ölçümler sonucunda, kontrol grubunun 1. hafta diş hareketi ile deney grubunun 1.hafta diş hareketi arasında (p<0,05) ve benzer şekilde kontrol grubunun 2. hafta diş hareketi ile deney grubunun 2. hafta diş hareketi arasında (p<0,05) istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur. Deney gruplarının diş hareketlerinde kontrol gruplarına göre belirgin artış gözlenmiştir.Çalışmamızda, ortodontik diş hareketini hızlandırdığı bilinen dekortikasyon prosedürü farklı ve yeni bir yöntemle uygulanmıştır. Elde edilen sonuçlarda Er:YAG lazer kullanılarak transmukozal yaklaşımla uygulanan dekortikasyon işleminin kemik remodeling'i sırasında olumlu bir katkı sağlayacağı ve buna bağlı olarak da diş hareketini hızlandırabileceği sonucuna ulaşılmıştır.
Lazerle oluşturulan kalay plazma ortamlarından yayılan x-ışınları ve EUV-ışınlarının modellemesi
Laserle oluşturulan kalay plazma ortamlarından yayılan Ni-benzeri ve Co- benzeri X-ışınları ile uç-morötesi(EUV) ışınların simülasyonu hidrodinamik ve atomik fizik kodu EHYBRID kullanılarak yapılmıştır. Laserle oluşturulan plazma ortamlarından yayılan x-ışınları litografi, spektroskopi, mikroskopi, holografi ve x-ışını laser üretimi gibi uygulamalarda kullanılmaktadır. Laserle oluşturulan plazma ortamlarından yayılan uç-morötesi ışınlar ise yeni nesil litografi olarak adlandırılan uç-morötesi litografide kullanılır. İlk olarak, Nd:YAG laser atımları ile oluşturulan kalay plazma ortamından yayılan x-ışını rezonans çizgileri modellenmiştir. Laser enerjisinin x-ışınına dönüşüm verimliliği hesaplanarak, laser şiddetinin ve atım süresinin dönüşüm verimliliğini nasıl etkilediği incelenmiştir. Daha sonra temel, 2. harmonik ve 3. harmonik dalgaboylarında Nd:YAG laseri ikili atım konfigürasyonunda kullanılarak kalay-plazma ortamı oluşturulmuş ve bu ortamdan yayılan x-ışınlarının dönüşüm verimlilikleri hesaplanmıştır. Nd:YAG laser atımları ile oluşturulan kalay plazma ortamından yayılan 11-17 nm arasındaki uç-morötesi ışınların simülasyonu yapılmış ve dönüşüm verimlikleri hesaplanmıştır. Dönüşüm verimliliğini artırmak için ön laser atım tekniği kullanılmıştır. Ön laser atım süresi ile ana laser atım sürelerinin ve laser atımları arasındaki zaman farkının dönüşüm verimliliğine etkileri incelenmiştir. Ayrıca temel dalgaboyunda, 2. harmonikte, 3. harmonikte ve 4. harmonikte Nd:YAG laser atımı kullanımının dönüşüm verimliliğine etkileri incelenmiştir. Saydamsızlık, dönüşüm verimliliğini önemli ölçüde etkilemektedir, bu nedenle laser ile oluşturulan kalay plazma ortamından yayılan x-ışınları ile uç-morötesi ışınların modellenmesi yapılırken saydamsızlık etkileri kaçış faktörü yaklaşımı ile modellemeye katılmıştır. Anahtar sözcükler : Laserle oluşturulan plazmalar, x- ışınları, uç-morötesi ışınlar, dönüşüm verimliliği.
İki farklı CAD/CAM seramiğinin er: Yag lazer ile uzaklaştırılmasında sürenin ve oluşan pulpal sıcaklığın değerlendirilmesi
Adeziv siman ile yapıştırılan tam seramik restorasyonların hasar oluşmadan sökülmesi kuvvetli bağlantı nedeniyle oldukça zordur. Lazer seramik içinde transmisyona uğrayarak bu güçlü bağlantıyı bozmak amacıyla kullanılır. Bu çalışma Er:YAG lazer ile debonding süresi ve pulpal sıcaklık değişiminin incelenmesi amacıyla yapıldı. 120 adet çekilmiş maksiller santral diş mine seviyesinde prepare edildi. Bu çalışmada lösit ve lityum disilikat içerikli CAD/CAM seramik bloklar kullanıldı. Bloklardan 5 mm x 12 mm boyutlarında, 1 mm kalınlığında 60'ar adet örnek hazırlandı. Seramik örnekler ışıkla sertleşen kompozit siman kullanılarak mine yüzeyine simante edildi. Her grup lazer parametrelerine göre 3 alt gruba ayrıldı (n=20) (1 W – 2 Hz – 500 mJ, 2W – 15 Hz – 135 mJ, 3 W – 10 Hz – 300 mJ). Böylece farklı seramik ve lazer parametresiyle 6 grup elde edildi. Her örneğe debonding sırasında 15 N'luk bir kuvvet uygulandı. Pulpal sıcaklık pulpa odasına yerleştirilen termokupl ile ölçüldü. Elde edilen veriler Kruskal Wallis ve Dunn çoklu karşılaştırma testleri kullanılarak analiz edildi. Debonding süresi 3 W gruplarında en kısa idi. 1W gruplarında 15 dakikada debonding gerçekleşmedi. Pulpal sıcaklık artışı en fazla 1W, en düşük 2W gruplarında bulundu. İstatistiksel olarak aynı güç değeri kullanıldığında farklı seramik tiplerinin çıkarılma zamanını ve pulpal sıcaklık farkını etkilemediği görüldü (p<0.05). Verilere dayanarak yöntem ile sıcaklık farkının 5.5 °C'den fazla olması arasında anlamlı ilişki gözlendi (p=0.012). Boferroni düzeltmesi ile oranlar karşılaştırıldığında 1W gruplarında anlamlı yüksek oranda 5.5 °C'den yüksek sıcaklıkta diş bulundu (p=0.026). Anahtar sözcükler: CAD/CAM, Debonding, Dental seramikler, Er:YAG lazer, Pulpal sıcaklık
Farklı yöntemlerle yapılan devital ağartmanın etkinliği ve dişin fiziksel özellikleri üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı; kanal patlarıyla renklendirilen çekilmiş dişlerde sodyum perboratın (SP), tek başına kimyasal ve titanyum dioksit (TiO2) nanopartikülleri ile güçlendirildikten sonra lazerle aktive edilerek meydana getirdiği beyazlatma ve demineralizasyon miktarının incelenmesidir. Çalışmaya çürüksüz 120 üst küçük azı diş dahil edildi. Renklendirme öncesi tüm dişlerin mineralizasyon ve renk ölçümleri yapıldı. Dişler, rastgele 2 gruba ayrıldı (n=60), her bir grubun pulpa odasına MTA Fillapex ve AH26 kanal patları yerleştirilip geçici dolgu yapıldı ve 3 hafta yapay tükürük solüsyonu içerisinde bekletildi. Bir haftanın sonunda tekrar renk ölçümü yapıldı. Daha sonra her grup beyazlatma uygulaması için rastgele 4 ayrı alt gruba ayrıldı (n=15). Grup 1; sadece kimyasal olarak SP materyaliyle ağartıldı. Grup 2; SP materyali diod lazer ile aktive edildi. Grup 3; SP materyali Er:Cr.YSGG ile aktive edildi. Grup 4; SP-TiO2 jel' i LED ile aktive edildi ve ağartma işlemleri tamamlandı. Ağartma sonrası tüm gruplara geçici dolgu yapılıp 1 hafta yapay tükürükte bekletildi. Bir haftanın sonunda renk ve mineral ölçümü tekrarlandı. Kanal patlarıyla renklendirme sonrası renk değişimi açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmedi (p>0,05). Beyazlatma sonrasında ise; MTA Fillapex ile renklendirilen dişlerde, Er,Cr:YSGG laser ile aktive edilen SP, diğer gruplara göre daha etkin beyazlama sağladı (p<0.05). Diğer gruplar arasında ise renk değişimi istatistiksel olarak farklılık göstermemektedir (p>0,05). TiO2 partikülü eklenerek elde edilen ağartma jeliyle ağartma sonrası mineral kaybının diğer gruplara göre istatistiksel olarak daha az olduğu tespit edildi (p<0,05) Sonuç olarak tüm gruplarda etkin beyazlatma sağlandı, TiO2'li jel ile beyazlatmanın daha güvenli bir yöntem olduğu gösterildi.
Sigara kullanan/kullanmayan hastalarda farklı beyazlatma tedavileri sonrası önerilen diş macununun etkinliği ve sitokin seviyeleri üzerine etkisinin değerlendirilmesi
Çalışmada sigara kullanmış/kullanmayan hastalara farklı beyazlatma tedavileri uygulanarak beyazlatma tedavisinin sitokin seviyeleri üzerine etkisinin değerlendirilmesi amaçlandı. Çalışma beyazlatma tedavisi amacı ile kliniğimize başvuran hastalar arasından seçilen 40 gönüllü üzerinde yürütüldü. Hastalar sigara kullanma/kullanmama durumuna göre 2 gruba (n=20) ayrıldı. Her iki gruptaki hastalara (Whiteness HP Blue, FGM) beyazlatma jeli kullanılarak 14 günlük arayla 2 seans beyazlatma tedavisi uygulandı. Gruplar; Grup 1A: sigara kullanmayan kimyasal, Grup 1B: sigara kullanmayan diyot lazer aktivasyonlu, Grup 2A: sigara kullanmış kimyasal, Grup 2B: sigara kullanmış diyot lazer aktivasyonlu beyazlatma yöntemleri şeklinde oluşturuldu. Beyazlatma işlemi sırasında hastalara sağ/sol ark randominizasyonu yapılarak; sağ alt ve üst çenelerde kimyasal beyazlatma, sol alt ve üst çenelerde ise diyot lazer aktivasyonlu beyazlatma uygulandı. Tedavi sonrası hastalara Colgate Optic White diş macunu kullanmaları önerildi. Renk değişim değerleri spektrofotometre (VITA Easy Shade Advance Digital Dental Instrument) ile tedavi öncesi, tedavi sonrası, tedaviden 2 hafta ve 3 ay sonra olmak üzere kayıt edildi. Hastalarda oluşan hassasiyet düzeyleri Visual Analog Skalası (VAS) aracılığıyla değerlendirildi. Ayrıca hastalarda mevcut periodontal durumun değerlendirilmesi amacıyla periodontal indeks ölçümleri yapılırken, sitokin seviyelerinin (TNF-α, IL-6) değerlendirilmesi amacıyla da tükürük ve DOS örnekleri alınarak ELISA analizleri yapıldı. Çalışma sonunda tüm gruplarda etkin beyazlatma elde edildi (p<0,05). Renk değişimi en yüksek Grup 1B'de gözlendi. Grup 1A ve Grup 2A'de hassasiyet değerleri daha düşük gözlendi. Tüm gruplarda beyazlatmaya bağlı olarak Pİ* değerleri azalırken, Gİ* ve Kİ* değerleri arttı. Beyazlatma tedavisine bağlı olarak tükürük ve DOS örneklerinde TNF-α ve IL-6 seviyelerinde tüm gruplarda geçici bir artış meydana gelmiştir. Zamansal tüm ölçümlerde sigara kullanmış gruplardaki TNF-α ve IL-6 seviyeleri daha düşük gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Beyazlatma, Lazer, Sitokin, Diş Macunu
Farklı derinliklerde prepare edilmiş diş yüzeylerine lamina venerlerin bağlanma dayanımlarına yüzey işlemlerinin etkisi
Farklı Derinliklerde Prepare Edilmiş Diş Yüzeylerine Lamina Venerlerin Bağlanma Dayanımlarına Yüzey İşlemlerinin Etkisi Bu in vitro çalışmada porselen lamina venerler için 0 mm, 0.5 mm ve 0.7 mm olmak üzere üç farklı derinlikte hazırlanan diş yüzeylerine uygulanan 4 yüzey işleminin (% 37.5'lik fosforik asit, femtosaniye lazer, asit+lazer, lazer+asit), bir ışıkla sertleşen rezin simanın makaslama bağlanma dayanımına etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada 204 adet çekilmiş, restorasyon, kırık ve çürük içermeyen insan üst santral dişi kullanılmıştır. Yüz seksen adet diş makaslama bağlanma dayanım testi için ve 24 adet diş de SEM incelemesi için kullanılmıştır. Deney grubundaki dişler rastgele 3 gruba ayrılmıştır (n=60). Dişler, akrilik kalıplara labial yüzleri yukarıda kalacak şekilde gömülmüştür. Daha sonra örneklere farklı preparasyon derinliklerinde (0, 0.5 ve 0.7 mm) lamina vener preparasyonu yapılmıştır. Her grup kendi içerisinde, uygulanan yüzey işlemine göre (kontrol, asit, femtosaniye lazer, asit+femtosaniye lazer, femtosaniye lazer+asit) 5 alt gruba ayrılmıştır (n=12). Yüzey işlemi tamamlanan diş yüzeylerine, 2.3 mm çapında ve 3 mm yüksekliğinde ışıkla polimerize olan kompozit rezin siman bloklar simante edilmiştir. Simantasyon işleminden sonra örnekler 370C distile suda 24 saat bekletilmişlerdir. Daha sonra tüm örnekler 50C-550C'de, 1000 döngülük termal siklus işlemine tabi tutulmuştur. Örneklere diş-rezin siman arayüzünden, kopma meydana gelinceye kadar, 0.5 mm/dk hızdaki üniversal test cihazı ile makaslama bağlanma dayanım testi uygulanmıştır. Kopma yüzeyleri ışık mikroskobu altında x10 büyütmede incelenmiştir. Kopma tipi incelenen örneklerden sagital kesitler alınmış ve ışık mikroskobu altında x20 büyütmede bağlanma yüzeylerinin hangi diş dokusunda (mine, dentin, mine-dentin kompleksi) olduğu belirlenmiştir. SEM analizi için ayrılan örneklerden 12 tanesine lamina vener preparasyonu yapılıp yüzey işlemleri uygulandıktan sonra bu örneklerin yüzey topoğrafileri incelenmiştir. Diğer 12 örneğe ise aynı şekilde preparasyon yapılıp yüzey işlemleri uygulandıktan sonra diş yüzeylerine ışıkla sertleşen rezin siman bloklar simante edilmiştir. Örneklere bağlanma testi uygulanmamış ve örneklerden kesim cihazı ile sagital kesitler alınarak adeziv-diş arayüzleri SEM ile incelenmiştir. Elde edilen veriler 2 yönlü ANOVA ve Tukey HSD testi ile analiz edilmiştir. Yüzey işlemlerine göre en yüksek bağlanma dayanım değerleri asit ile pürüzlendirilen gruplarda kaydedilirken (17.88 MPa), en düşük bağlanma değerleri kontrol grubundan (7.58 MPa) sonra lazer+asit ile pürüzlendirilen gruplarda (10.38 MPa) kaydedilmiştir (p<0.05). Asit ile pürüzlendirilen grupların, asit+lazer ile pürüzlendirilen gruplar (p>0.05) dışındaki tüm gruplar ile arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Negatif kontrol grubu, lazer ve lazer+asit uygulanan gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0.05). Preparasyon derinliklerine göre, en yüksek bağlanma değerleri preparasyon yapılmayan gruplarda gözlenirken (15.79 MPa), en düşük bağlanma değerleri 0.7 mm derinlikte preparasyon yapılan gruplarda kaydedilmiştir (9.09 MPa) (p<0.05). En yüksek bağlanma değerleri preparasyon yapılmayan ve asitle pürüzlendirilen grupta kaydedilirken (24.25 MPa), en düşük bağlanma değerleri 0.7 mm derinlikte prepare edilen negatif kontrol grubunda (6.18 MPa) ve 0.7 mm derinlikte prepare edilen ve lazer+asit ile pürüzlendirilen grupta kaydedilmiştir (6.35 MPa). Kopma analizi sonuçlarına göre koheziv kopma preparasyon yapılmayan ve asit ile pürüzlendirilen grupta en fazla görülürken (9/12, % 75), adeziv kopma 0.7 mm derinlikte prepare edilen negatif kontrol grubunda en fazla kaydedilmiştir (10/12, % 83.33). SEM bulguları da bağlanma dayanım test sonuçlarını destekler şekilde asitle pürüzlendirilen gruplarda düzenli bir hibrit tabaka ve kesintisiz devam eden homojen bir bağlanma arayüzü sergilemiştir. Bu çalışmada belirlenen parametrelerde femtosaniye lazer uygulaması lamina preparasyonları yapılan diş yüzeylerine simante edilen rezin simanın bağlanma dayanımının geliştirilmesinde % 37.5'lik fosforik asit ile pürüzlendirme kadar etkili olmamıştır. Anahtar Kelimeler: Porselen lamina vener, asit ile pürüzlendirme, femtosaniye lazer, bağlanma dayanımı.
Ağız içi apareyle birlikte düşük seviyeli lazer uygulamalarının ratlarda kondil büyümesi üzerine etkilerinin incelenmesi
Mandibulanın uzunluğu ve yüksekliğini stimüle eden mandibulanın büyüme merkezi olarak da adlandırılan mandibular kondildir. Mandibulanın ileri yönlü hareketini takiben mandibular kondil kıkırdağı ve glenoid kavitede adaptif remodelling oluşur. Bu çalışmanın amacı ağız içi apareyle birlikte düşük seviyeli lazer uygulamalarının ratlarda kondil büyümesi üzerine etkilerinin incelenmesidir. Çalışma ağırlıkları 260 ve 280 gr arasında olan, rastgele 4 gruba ayrılan 48 denekten oluşmaktadır. Grup 1 kontrol grubu, grup 2 aparey grubu, grup 3 apareyle birlikte 8j lazer uygulanan grup, grup 4 apareyle birlikte 10j lazer uygulanan grup olup, deneysel ratların temporomandibular bölgelerine çift taraflı olarak, 30 gün boyunca 15 kez düşük seviyeli lazer uygulamalarında bulunulmuştur. Mandibuladaki morfolojik değişiklikler uygulama öncesi ve sonrasında alınan lateral radyograflarla değerlendirilmiştir. Ötenazi sonrası, kondil kıkırdağı ve subkondral kemiği içeren histolojik örnekler kondilin ön ve arka bölgesi olarak histomorfometrik açıdan değerlendirilmiştir. Lateral radyograf bulgularında aktif deney gruplarında mandibular büyümede kontrol grubuna göre önemli derecede artış bulunmuştur. Histomorfometrik bulgularda kontrol ve aktif deney grupları arasında önemli farklılıklar olduğu izlenmiştir. Grup 3 ve 4 düşük doz lazer tedavisinin stimulan etkilerinin doza bağlı değiştiği gözlenmiştir. Sonuç olarak düşük doz lazer tedavisinin etkilerinin seçilen parametrelerde kondil büyümesini stimüle ettiği ve mandibular büyümeye katkı sağladığı bulunmuştur.
Floroskopi eşliğinde perkutan lazer disk dekompresyonu uyguladığımız lomber disk herniasyonu bulunan hastaların tedavi sonuçları
Bu çalışmada Lomber disk hernisi nedeniyle 2011 ve 2013 yılları arasında peruktan lazer disk dekompresyonu (PLDD) ile tedavi ettiğimiz 27 hastanın hasta bilgileri ve kontrol vizitlerindeki bulgular geriye dönük olarak değerlendirdik. Çalışma kapsamına alınan hastaların 17'si kadın (%62,97), 10 tanesi erkekti (%32,03) Hastaların yaş ortalaması 44.33 (25-62) olarak tespit edildi. Çalışmaya polikliniğe başvuran lomber disk hernili hastalardan PLDD uygulananlar dahil edildi. Hastaların tamamına lokal anestezi uygulanarak işlem yapıldı ve postoperatif dönemde komplikasyona rastlanmadı. Hastaların ameliyat sonrası 1, 3, 6 ve 12. ay takiplerindeki ağrı dereceleri Visual Analog Skala (VAS) ile fonksiyonel durumları ise Modifiye Macnab kriterleri ile değerlendirildi. Hastaların %81'inde Macnab kriterlerine göre mükemmel ve iyi sonuç elde edildi. Ayrıca hastaların %73'ünde VAS değerlendirme sonucu 0–2 aralığında tespit edildi. Bulgularımıza göre PLDD, kolay uygulanabilir, komplikasyon riski çok düşük ve başarı oranı yüksek olan etkin bir tedavi yöntemidir. Anahtar Kelimeler: Lomber Disk Hernisi, Perkütan Lazer Disk Dekompresyonu, Modifiye Macnab Kriterleri, VAS (Visual Analog Skala).
Nd:Yag lazerin periodontal tedaviye etkisinin klinik ve biyokimyasal olarak değerlendirilmesi
Lazerler güçlü bakterisidal ve detoksifikasyon etkileri ile mükemmel bir doku ablasyonu sağlarlar. Lazerlerin kullanımı cerrahi olmayan periodontal tedaviler açısından en umut verici tedavi seçeneklerinden biridir. Ancak lazerlerin kullanımı açısından en ideal dalga boyu, lazer parametreleri ve tedavi stratejileri hâlâ kesinlik kazanmamıştır. Bu klinik çalışmanın amacı, kronik periodontitisli hastalarda konvansiyonel periodontal tedavilerle birlikte (DYT-KYD) uygulanan Lazer Destekli Yeni Ataşman Prosedürü (LANAP) tedavisinin klinik ve biyokimyasal parametreler üzerindeki etkisini saptamak ve LANAP'ın periodontal iyileşme potansiyeli üzerine etkilerini değerlendirmektir. Çalışmada, Gaziantep Üniversitesi Diş hekimliği Fakültesi Periodotoloji A.D.'na başvuran 22 generalize kronik periodontitis hastası yer aldı (10 bayan ve 12 erkek). Çalışma tek kör, randomize kontrollü ve split-mouth olarak planlandı. Çalışma kapsamındaki hastalara iki farklı tedavi yöntemi uygulandı. Test ve kontrol alanları yazı tura işlemi ile belirlendi. Test bölgesine 1064 nm Nd:YAG lazerler ile LANAP tedavisi, kontrol bölgesine ise sadece DYT-KYD tedavisi uygulandı. Araştırma kapsamında yer alan bireylerin tedaviden önce, tedaviden 1 ay, 3 ay ve 6 ay sonra olmak üzere klinik indeks ölçümleri yapıldı ve DOS örnekleri alındı. Klinik ve laboratuvar bulgularının grup içi karşılaştırılmalarında Wilcoxon testi kullanılırken, gruplar arası karşılaştırmalarında Mann Whitney U testi kullanıldı. Her iki tedavi seçeneğinde de tüm klinik ve biyokimyasal parametrelerde önemli iyileşmeler tespit edildi. LANAP tedavisi yapılan alanlar sadece DYT-KYD yapılan alanlarla karşılaştırıldığında ise tüm periodontal parametrelerin değerlerinde (SCD, KAS, Gİ) ve DOS IL-1β, IL-6, IL-8, IL-10 ve MCP-1 seviyelerinde istatistiksel olarak anlamlı oranda (p<0,05) düşüş saptandı. Bu çalışma, LANAP'ın hem klinik parametrelerin hem de DOS sitokin seviyelerinin azalması üzerine etkili olduğunu düşündürmektedir.