Akdeniz
Bu konu başlığı altında 69 tez
Beymelek Lagünü'ne giren bazı migrator balıkların yağ asidi bileşiminin araştırılması
Bu çalışmada; beslenme periyodu sonunda (Kasım) Beymelek Lagünü'nden (Türkiye'nin Akdeniz sahilinde önemli bir balıkçılık alanı) yakalanan beş ekonomik göçücü balık türünün yağ asidi oranlarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada; Mırmır (Lithognathus mormyrus), has kefal (Mugil cephalus), altınbaş kefal (Liza aurata), çiran (Liza ramada) ve mavri (Chelon labrasus) türleri incelenmiştir. Bütün türlerde en çok bulunan yağ asitleri; doymuş yağ asitleri içinde palmitik ve stearik asitler, tek çift bağlı yağ asitleri içinde palmitoleik ve oleik asitler, çoklu doymamış yağ asitleri içinde de linoleik, linolinik, eikosapentaenoik ve dokosaheksaenoik asitlerdir. Doymuş, tekli doymamış ve çoklu doymamış yağ asitleri seviyeleri sırası ile: mırmırda %33.20, %22.83 ve %18.20; has kefalde %38.22, %21.33 ve % 25.49; altınbaş kefalde %33.45, %20.14 ve % 32.30; çiranda %33.66, %19.79 ve %32.11 ve mavride %36.93, %24.97 ve %16.94 olarak bulunmuştur. İncelenen türlerin n3 ve n6 grubu çoklu doymamış yağ asitleri seviyeleri de sırası ile: %14.63- 30.32 ve %1.93-3.95 arasında değişmiştir. M. cephalus ve L. aurata en yüksek n3/n6 grubu çoklu doymamış yağ asitleri oranına sahip türlerdir. Bir acı su ekosistemi olan Beymelek Lagünü'nden yakalanan türlerin n3 grubu çoklu doymamış yağ asidi seviyeleri deniz balıkları kadar yüksektir ve bu balıklar insan beslenmesinde önemli bir n3 grubu çoklu doymamış yağ asidi kaynağı olabilir.Anahtar kelimeler: Akdeniz, Beymelek Lagünü, Yağ Asitleri, Deniz Balıkları, Türkiye.
Çukurova koşullarında dane amarant'ın (Amaranthus spp.) kuraklığa dayanma yönünden incelenmesi
Bu çalışmada, Akdeniz iklim koşullarının yer aldığı Adana'da, bazı dane tipi amarant genotiplerinin verim ve verim öğelerine etkisi araştırılmıştır. Denemeler tarla koşullarında suyun kısıtlı olduğu sulanmayan ve suyun kısıtlı olmadığı sulanan koşullarda 2010 yetiştirme mevsiminde yürütülmüştür.Bu amaçla çeşit olarak; ?R158?, ?Golden?, ?Popping?, ?Burgundy? ve ?Red Garnet? Amarant genotipleri denemeye alınmıştır. Denemeler, su ana, çeşit alt parsel olacak şekilde bölünmüş parseller deneme desenine göre dört tekrarlamalı olarak yürütülmüştür.Ekim öncesi 5'er kg N, P ve K olacak şekilde kompoze gübre uygulanmıştır. Ekim işlemleri sıra üzeri 15 cm ve sıra arası 70 cm olacak şekilde 6 m uzunluğundaki altı sıralı parsellere yapılmıştır. Tohum ekimi elle yapılmış (21 Nisan 2010), çıkış sonrası sıra üzeri fide sıklığı 0.2 m'ye ayarlanmıştır.Yapılan çalışma, dane amarant genotiplerinde dane verimi, biyolojik verim ve hasat indeksi değerlerinde, yağışa bağlı (Sulanmayan) koşullarda, sulananlara oranla, sırası ile %56, %43 ve %20 düzeyinde düşüşler olduğu saptanmıştır. Sulamasız koşullarda, dane verimi ile dane ağırlığı, biyolojik verim, hasat indeksi, salkım ağırlığı, gövde ağırlığı ve gövde kalınlığı ile pozitif, spesifik yaprak ağırlığı ile negatif yönlü önemli korelasyonlar saptanmıştır.
Kuzey Ege Denizi ve Akdeniz Bölgesi yüzey sedimentinde dinoflagellat kist topluluğu dağılımının araştırılması
Dinoflagellatlar denizel fitoplankton arasında yaygın olarak bilinen çok sayıda türle ifade edilen bir sınıftır. Bazı dinoflagellatlar yaşamlarının belli bir bölümünü zor çevre koşullarına uyum sağlayabilmek için kalıcı kist yani eşeyli üreme sonrasında oluşan hareketsiz zigot formunda geçirirler. Dinoflagellatlar okyanus ve denizlerdeki sıcaklık, tuzluluk, besleyici elementler gibi değişken çevresel faktörlere duyarlıdır. Kistlerin sediman tabakaları arasında bulunması, jeolojik devirler arasında meydana gelen iklim değişikliklerinin saptanmasında kullanılmaktadır. Aynı zamanda değişen ortam koşullarında biyoindikatör olarak kistler dikkat çekmektedir. Bu yüzden deniz kirliliği, su kalitesi ve ötrofikasyon için de belirleyicidirler. Yapmış olduğumuz bu çalışmada Kuzey Ege Denizi ve Akdeniz bölgesinde kist topluluğunun dağılımını ve bolluğunu belirlemek amacıyla seçilen 8 istasyondan 2015 yılı yaz mevsiminde örnekleme yapılmıştır. Yapılan analizler sonucunda 24 dinoflagellat kist tipi tanımlanmış (1 kist tipi literatürde daha önce tanımlanmamış), ve toplam kist konsantrasyonu 14-354 kist/g-1 kuru ağırlık sediment olarak kaydedilmiştir. Çalışma alanlarının tür konsantrasyonlarına bakıldığında Alexandrium affine tip, A. catanella/tamarense kompleksi, A. minutum, Lingulodinium machaerophorum ve Spiniferites bulloideus türlerinin kist konsantrasyonu bakımından diğer türlerden baskın olduğu görülmektedir. Kuzey Ege ve Akdeniz'de olası toksik dinoflagellat kist türleri Alexandrium affine tip, A. catanella/tamarense kompleksi, A. minutum, Cochlodinium sp., Lingulodinium machaerophorum, Operculodinium centrocarpum olarak belirlenmiştir. Ayrıca bu çalışmada dinoflagellat kisti olan Cochlodinium sp. Kuzey Ege ve Akdeniz kıyı suları için, Protoperidinium parthenopes dinoflagellat kisti de Türkiye kıyı suları için ilk kez tespit edilmiştir. Bu çalışma sonucunda Kuzey Ege ve Akdeniz Bölgesi'ndeki daha önce araştırma yapılmamış alanların dağılım haritalarının çıkarılmasıyla gelecek aşırı çoğalma olayları önceden tahmin edebilecek ve potansiyel toksik dinoflagellat kistlerinin artışına bağlı olarak su ürünleri yetiştiriciliği ve balıkçılık alanlarının sağlıklı kullanılabilmesine fayda sağlayacaktır.
Akdeniz deniz güvenliğinde NATO'nun yeri:Etkin Çaba Operasyonu
Tarih boyunca dünya üzerinde ulaşım, ticaret ve etkileşim alanındaki etkinliğiyle düzenler yaratan denizler, 21. yüzyılda da etkinliğini arttırarak sürdürmektedir. Yenilenen ve gelişen teknoloji beraberinde getirmiş olduğu faydalarla, deniz faktörünün daha etkin bir şekilde kullanılmasının önünü açmıştır. Devletler arasında önem arz eden bu alan, güvenlik olgusu etrafında şekillenerek gelişmeler göstermektedir. Bu tez, gelişen sistem içerisinde deniz güvenliğini inceleyerek, ülkemizde bu alandaki çalışmalara katkı sağlama gayesiyle hareket etmiştir. Deniz güvenliği olgusunun, üç tarafı denizlerle çevrili bir devlet için yeterince önem arz etmesi gerekliliğinden yola çıkarak ve günümüz deniz güvenliğinin artan önemi vurgulanarak, bu alanda çalışma yapılmıştır. Tez, NATO'nun Akdeniz'deki pozisyonunu ve gerçekleştirdiği operasyonları incelemiştir. Soğuk Savaş dönemi, Akdeniz'in önemini ve Akdeniz'in ileriye dönük durumunu irdelemiştir. Bölgedeki işbirliği odaklı Akdeniz Diyaloğu, Barselona anlaşması ve İstanbul işbirliği girişimi gibi birlikteliği arttıracak yapılanmalar incelenmiştir. NATO'nun son dönemde Akdeniz'deki yapısal değişimlere karşı takındığı tavır ele alınmış ve bu noktada etkin çaba operasyonunu irdelemiştir. Etkin Çaba operasyonlarının Akdeniz'de göçmen krizi, kaçakçılık, terör faaliyetleri gibi Akdeniz güvenliğine dair tehdit unsuru oluşturacak konulardaki pozisyonlarını ele alınmıştır. Bu konular üzerinde hareket ederken Akdeniz'in günümüz potansiyelinin göz önünde bulundurulmasına önem verilmiştir. Elde edilen veriler ışığında operasyonun sonuçlarına binaen analiz yapılmıştır.
Cropgro-ayçiçek modelinin farklı sulama rejimlerindeki performansının belirlenmesi ve Akdeniz koşullarında iklim değişikliğinin ayçiçek üretimine etkisinin değerlendirilmesi
Bu araştırma, Akdeniz koşullarında damla sulama sistemiyle sulanan ayçiçeğinde Oleko çeşidinde farklı sulama programlarının verim ve su kullanımı üzerine etkilerini belirlemek ve ayçiçeği verimini tahmin etmede CROPGRO V4.7.5 modelinin performansının ve duyarlılığının belirlenmesi amacıyla 2010 ve 2011 yıllarında yürütülmüştür. Bu araştırma ayrıca Akdeniz bölgesinde iklim değişikliğinin ayçiçeği verimine olası etkilerinin tahmin edilmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışmada ana konuları sulama aralıkları(CPE), alt konuları ise sulama düzeyleri (IL) oluşturmuştur. Sulama programında 3 farklı sulama aralığı, yığışımlı buharlaşma değerlerinden (CPE1: ΣEo = 25 ± 2.5 mm; CPE2: ΣEo = 50 ± 5 mm; CPE3: ΣEo = 75 ± 5 mm olduğunda sulama) oluşurken, 4 farklı sulama düzeyi (IL1= 0.50; IL2=0.75; IL3=1.00; IL4=1.25) oluşturulmuştur. Elde edilen sonuçlara göre; sulama aralığı ile sulama düzeyi interaksiyonu ayçiçeği dane verimini istatistiksel olarak %1 hata seviyesinde önemli ölçüde etkilediği belirlenmiştir. Her iki deneme yılında da en yüksek verim CPE2-IL1.25, en düşük verim ise susuz konudan alınmıştır. Sulama aralığı ve sulama düzeyi; ayçiçeğinde verimi, yaprak alanını, hasat indeksini, su kullanım randımanı (WUE) ve sulama suyu kullanım randımanı (IWUE) önemli derecede etkilemiştir. Sonuçta; CPE2IL125 sulama programı yörede yüksek ayçiçeği ürünü almak için önerilebilir. Model çalışmasının ilk bölümünde DSSAT CROPGRO-Ayçiçeği modelinin kalibrasyon ve değerlendirmesi yapılmıştır. Ardından iklim projeksiyonu verileri bitki simulasyon modelinde girdi olarak kullanılarak olası iklim değişikliklerinin ayçiçeği verimi üzerine etkileri ortaya konulmuştur. Çalışmada RCP4.5 ve RCP8.5 iklim senaryoları ve HadGEM2-ES, MPI-ESM-MR, GFDL-ESM2M küresel iklim modelleri iklim projeksiyonları olarak kullanılmıştır. Gelecek dönem kısa dönem (KD) 2023-2040, orta dönem (OD) 2041-2070, uzun dönem (UD) 2071-2098 olmak üzere üç ayrı periyotta değerlendirilmiştir. Çalışmanın sonuçlarına göre, Tarsus iklim koşullarında kısıtlı sulama altında ayçiçeği verimi, RCP4.5 senaryosunda KD ve OD dönemlerinde sırasıyla %6.8 ve %5.0 artarken, UD döneminde %8.1 azalacaktır. RCP8.5 senaryosunda ayçiçeği verimliliği KD'de %7.1, OD ve UD dönemlerinde sırasıyla %13.4 ve %28.9 azalacaktır. Benzer şekilde, tam sulama koşullarında, RCP4.5 senaryosunda ayçiçeği veriminin KD ve OD dönemlerinde sırasıyla %7.6 ve %8.2 oranında artması, UD döneminde ise %2.9'luk bir azalma beklenmektedir. RCP8.5 senaryosunda ayçiçeği veriminin KD'de %6.3 artması beklenirken, OD ve UD dönemlerinde sırasıyla %2.3 ve %22.2'lik bir azalma beklenmektedir. CROPGRO-Ayçiçeği modeli simulasyon sonuçlarında elde edilmiş ayçiçeği verimi ve bitki büyüme parametrelerinin kestirilen değerlerinin ölçülen değerlere yakın olduğunu göstermiştir. Bu nedenle, CROPGRO- Ayçiçeği modeli farklı sulama yönetimi koşulları altında ayçiçeğinın verimini doğru olarak tahmin etmek için kullanılabilir.
Türkiye'nin Ege Denizi kıyılarında yayılış gösteren Laurencia complex (Rhodomelaceae; Ceramiales) üyelerinin yayılışı ve taksonomisi
Bu çalışma kapsamında kırmızı alglerden Laurencia complex grubu morfolojik, anatomik ve filogenetik ilişkileri bakımından ele alınmıştır. Akdeniz ekosisteminin biyoçeşitliliği ve tür zenginliği açısından önemli bir grup olmasına karşın, Laurencia complex gurubu bugüne kadar Ege Denizi kıyılarında ayrıntılı olarak incelenmemiş ve moleküler tayinleri yapılmamıştır. Bu bağlamda ele aldığımız Laurencia complex gurubuna ait taksonlar yaklaşık 500 km uzunluğa sahip örnekleme alanımızdan (Çanakkale, Pelitköy, Ayvalık, Çandarlı, Foça, Seferihisar, Özdere ve Didim) Haziran 2013-Ekim 2014 tarihleri arasında belirli zaman aralıklarında kıyıdan derinlere doğru maske-şnorkel kullanılarak ve scuba takımlarıyla aletli dalış yapılarak toplanmıştır. Toplanan örnekler morfolojik ve anatomik çalışmalar için sızdırmaz kapaklı kavanozlara alınarak önceden hazırlanmış %2-4 formaldehit ile fikse edilerek laboratuvara getirilmiştir. Moleküler çalışmalarda kullanılacak örnekler ise etiketli tüplere ayrılarak derhal strafor kutularda muhafaza edilen kuru buz içerisine alınarak laboratuvara getirilmiştir. Örnekler daha sonra morfolojik, anatomik ve moleküler yöntemlerle ayrıntılı olarak incelenmiş, sınıflandırılarak taksonomik kategorilerine ayrılmıştır. Çalışma sonucunda 7 Laurencia, 4 Osmundea, 3 Palisada ve 1 Chondrophycus olmak üzere toplam 15 takson tanımlanmıştır. Bunlardan Laurencia chondrioides Børgesen, L. dendroidea J.Agardh, L. intricata J.V.Lamouroux ile Osmundea maggsiana Serio, Cormaci & G.Furnari ve O. verlaquei G.Furnari Türkiye kıyıları için ilk kez bu çalışma ile tanımlanmıştır. Çalışmamızın son aşaması olan moleküler analizlerin de sonuçlandırılması ile Laurencia complex taksonlarının revizyonu gerçekleştirilmiş olup Akdeniz ekosistemi için literatürdeki bu eksiklik giderilmiştir. Sonuçta da Akdeniz, dolayısıyla da Dünya alg florasına ve biyoçeşitliliğin en önemli öğelerinden biri olan "Tür Çeşitliliği"nin belirlenmesine katkı sağlanmaya çalışılmıştır.
Rusya'nın Ortadoğu Politikası ve onun Türkiye-Rusya ilişkilerine etkisi
Arap Baharı'ndan sonra Rusya Ortadoğu'ya dair politikalarında daha da agresif tutum sergilemeye başlamıştır. Arap Baharı rüzgarı Suriye'ye etki etmesinden sonra Rusya burada tutumunu açıkça ifade etmiştir. Suriye iktidarını destekleyen Rusya, Amerika ve diğer Batılı devletlere karşı İran ve Çin'le beraber işbirliği yapmıştır. Putin'in 2007 Münih konuşması Rusya'nın yeni dünya düzeni istemesinin habercisi olmuştur. Rusya Amerika'nın öncülük ettiği tek kutuplu dünya düzenine karşı Suriye Krizi'nden sonra daha da agresif tutum sergilemiştir. Bu tezde Rusya'nın Ortadoğu, Akdeniz ve diğer bölgelerde izlediği politikalarının bölge ülkelerini ve özellikle Türkiye'yi nasıl etkilediğine dair sorularına cevap aranmıştır. Anahtar kelimeler: Rusya, Ortadoğu, Türkiye, Arap Baharı, Akdeniz
Akdeniz defnesi (Laurus nobilis L.)'nin kırsal ekonomiye katkısı ve sosyoekonomik analizi
Türkiye Odun Dışı Orman Ürünleri (ODOÜ) bakımından oldukça zengin bir çeşitliliğe sahiptir. ODOÜ, Türkiye ekonomisinde önemli bir ekonomik gelir kaynağı sağlamaktadır. Dünyada ve Türkiye'de Akdeniz defnesi (Laurus nobilis) tıbbi ve aromatik bitkiler grubunda yer alan ve ticareti yapılan en önemli bitkilerden biridir. Dünyada defneye olan ihtiyacın %90-95'i Türkiye'den sağlanmaktadır. Bu nedenle defne, Türkiye'de ihracatı en çok yapılan tıbbi ve aromatik bitkilerin başında gelmektedir. Türkiye'de defnenin en çok yayılış yaptığı, defne potansiyelinin yüksek olduğu ve defnenin kırsal ekonomiye katkısının en çok olduğu illerden biri de Muğla ilidir. Bu nedenle, çalışmada Muğla ilindeki Akdeniz defnesinin pazarının mevcut ve potansiyel ekonomik büyüklüğü, bu değerin kırsal ekonomiye katkıları, üretim sürecinin en büyük elemanı olan toplayıcı köylülerin üretim sürecindeki durumu ve defne üretimine dair düşünceleri belirlenmeye çalışılmıştır. Çalışmada, birincil veri kaynağı olarak yüz yüze gerçekleştirilen anketlerden elde edilen veriler kullanılmıştır. Ayrıca ilgili kamu kurumlarından elde edilen haritalar, istatistiki veriler gibi ikincil veri kaynaklarından da faydalanılmıştır. Anketler, defne üretimi yapan ve defne ile uğraşan kişilerin Muğla ilçelerindeki dağılımı ortaya konarak bulunan 8 ilçede toplam 377 katılımcıya uygulanmıştır. Elde edilen verilere göre, defne işiyle uğraşan katılımcıların çoğunluğunun köylü/toplayıcı oldukları, defne ile uğraşan kişilerin farklı işlerden de gelir elde ettikleri, defne üretiminden elde ettikleri yıllık ortalama gelirin 5.757,08 TL (1.008,24 USD) olduğu ve köylü/toplayıcı grubun yaş defne sürgünü satış fiyatının ortalama 1,6 TL (0,3 USD) olduğu tespit edilmiştir. Muğla ili defne ticaretinin büyüklüğü 39.418.630 TL (6.903.438 USD) ve potansiyel ekonomik büyüklüğünün ise 141.214.852,7 TL (24.731.148 USD) olduğu hesaplanmıştır.
Avrupa Birliği'nin Akdeniz politikası
Akdeniz Bölgesi stratejik bir coğrafya olarak uluslararası aktörlerin her zaman dikkatini çekmiştir. Farklı kültür ve uygarlıkların bulunduğu bu coğrafyanın okyanuslara açılan su yolları ile petrol ve doğalgaz gibi enerji kaynaklarına sahip olması bölgenin önemini daha da artırmaktadır. Avrupa Birliği kuruluşundan itibaren Akdeniz Bölgesi'ni ilgi alanı olarak belirlemiştir. Bu kapsamda Birlik, Akdeniz Bölgesi'ne yönelik çeşitli politikalar geliştirmiştir. İlk olarak ticari işbirliğini geliştirmeye yönelik politikalar uygulanmıştır. Ancak sadece ticari ilişkilerin geliştirilmesinin yeterli olmadığını gören Avrupa Birliği bölgeye yönelik daha kapsamlı bir politika oluşturmaya çalışmıştır. 1995 yılında ortaya çıkan Barselona Deklarasyonu bu çabanın bir sonucudur. Ancak bu süreç Ortadoğu Bölgesi'ndeki çatışmalar nedeniyle kesintiye uğramıştır. 2008 yılında Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy Akdeniz İçin Birlik politikasının temelini atmıştır. Günümüzde Avrupa Birliği'nin Akdeniz Bölgesi'ne yönelik uyguladığı bu politika Ortadoğu ve Kuzey Afrika'da meydana gelen çatışmalar nedeniyle askıya alınmıştır.Anahtar Sözcükler:1.Akdeniz Bölgesi2.Avrupa-Akdeniz Ortaklığı3.Akdeniz İçin Birlik4.Barselona Süreci5.Akdeniz İşbirliği
Doğu Akdeniz'de münhasır ekonomik bölge sorunu ve Türkiye açısından değerlendirilmesi
Bu çalışma ile, Doğu Akdeniz'in hukuki statüsünün, öneminin ve Türkiye Cumhuriyeti için stratejik değerinin ortaya konarak, kıyıdaş devletler ve bölge dışı aktörlerin politika ve uygulamaları incelenmiş olup, orta ve uzun vade gelecek için bölgeye ilişkin stratejiler üretilmesine yardımcı olmak amaçlanmıştır. Münhasır ekonomik bölge, karasularının genişliğinin ölçülmeye başlandığı esas hatlardan itibaren 200 deniz miline kadar olan deniz alanıdır. Uluslararası Hukuka göre münhasır ekonomik bölge sınırlandırması hakkaniyet ilkelerine uygun yapılmalıdır. Sınırlandırmada önem taşıyan bir diğer konu ise adaların varlığıdır. Türkiye ile diğer kıyıdaş ülkeler arasında münhasır ekonomik bölgeye ilişkin herhangi bir deniz sınırlandırması bulunmamaktadır. Türkiye, Doğu Akdeniz'de en uzun kıyı şeridine sahip ülkedir. Tarihi geçmişinden devraldığı miras ve uluslararası hukuktan kaynaklanan hakları bulunmaktadır. Başbakanlık koordinatörlüğünde; Milli Savunma Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, Milli İstihbarat Teşkilatı ve uluslararası hukuk alanında uzman yetiştirmiş üniversitelerin katımıyla bir çalıştay oluşturulması gerekmektedir. Bu çalışmalar sonucunda Türkiye'nin uluslararası hukuka göre hak ve çıkarlarına uygun ulusal Münhasır Ekonomik Bölge haritası ortaya konulması mümkün olabilecektir.
Periplus, Periegesis ve denizcilik yasaları özelinde Antikçağdan Ortaçağa Akdeniz denizcilik yazım geleneğine örnekler
İnsanların denizler özelindeki (bilinen) ilk faaliyetlerinin Prehistorik çağda başlangıcıyla birlikte, Akdeniz bu hareketliliğin merkezi ve etkileşim noktası olarak hızlı bir şekilde belirginlik kazanmış ve giderek diğer denizlere oranla ön plana çıkmaya başlamıştır. Antikçağdaki evrimiyle orantılı olarak, Akdeniz çeşitli uluslardan ya da kabilelerden birçok denizcinin farklı amaçlarla ve yine farklı rotalarda bir limandan başka bir limana sıklıkla yelken açtığı bir deniz haline gelmiştir. Zaman ilerledikçe, belirli aralıklarla gerçekleştirilen askeri ve siyasi deniz seferleri ile aralıksız sürdürülen ticari faaliyetler giderek artış göstermiş ve bu artış da denizciliğin antikçağ yaşamında bir gereklilik/zorunluluk olarak kimlik kazanmasını sağlamıştır. Bu gereklilik doğrultusunda, seyrü seferler gerçekleştirdikleri rotalar özelinde giderek yetkinlik ve tecrübe sahibi olmaya başlayan denizciler, edindikleri gözlemleri ve bilgi birikimlerini sözlü gelenekten yazılı belleğe aktarmaya başlamışlardır. Buradaki amaç başlarda tamamen pratik kaygılardan oluşmaktaydı; zira denizlerdeki zorluk ve tehlikelerin yazınsal veriler aracılığıyla tüm denizcilere bildirilmesine odaklanılıyordu. Bu amacın kapsamı süreçle birlikte ve gemicilerin ihtiyaçları özelinde genişletildi ve de farklı taleplere göre baştan uyarlandı. Öyle ki bu kapsamda denizlerin şekilleri, önemli akıntılar, seyredilebilir nehirler, kıyılarda yaşayan halklar, kıyı topografyası, sahildeki bitki ve hayvan popülasyonu ve gemiciler arasındaki kurallar-kaideler gibi farklı alanlarda da notlar tutulup kayıtlar alınmaya başlandı. Böylelikle de denizcilik ve gemicilikle ilgili oldukça kapsamlı ve bir o kadar da önemli bir denizcilik külliyatının Antikçağdaki temelleri atıldı ve Ortaçağ'a kadar da bu yazınsal miras gelişimini sürdürdü. Sunulmuş olan bilgiler ışığında, söz konusu bu çalışma da Akdeniz denizciliğiyle ilgili bilgi veren yazınsal mirası "Periplus, Periegesis ve Denizcilik Yasaları Özelinde Antikçağdan Ortaçağa Akdeniz Denizcilik Yazım Geleneğine Örnekler" başlığıyla ele almayı ve bu anabaşlık çatısı altında incelenen metinlerin denizcilik tarihi çalışmalarındaki işlevi ve konumu hakkında kapsayıcı bir değerlendirmede bulunmayı amaçlamaktadır. Bu değerlendirme özelinde, periplus (seyir kaydı-tutanağı), periegesis (seyahatname) ve Rhodos Denizcilik Yasaları başlıklarına sahip üç farklı metin gurubu tematik bir açıdan ele alınmaktadır. Bu metinlerin çevirisi ve değerlendirilmesi sonucunda da, antikçağ denizcilik tarihi çalışmalarının arkeolojik verilerle elde edilen materyal kültür kalıntıları dışında filolojik metinlerden elde edilen verilerle de desteklenebileceği görüşü ileri sürülmektedir. Diğer yandan da dört farklı metnin çevirisi çeşitli alanlarda çalışmalar sürdüren bilim insanlarının ve araştırmacıların kullanımına sunulmaktadır.
Akdeniz kruvaziyer turizm destinasyonlarının karşılaştırmalı rekabet analizi ve Türkiye destinasyonunun konumu
Kruvaziyer turizm, uluslararası olarak destinasyonlar açısından katma değer sağlayan bir faaliyettir. Bu nedenle kruvaziyer turizm destinasyonları kruvaziyer turizm pazarında bu katma değerden büyük bir pay elde edebilmek için rekabet yarışına girmektedir. Kruvaziyer turizm pazarında rekabet üstünlüğü kazanabilmek için pazarın belirli özelliklere göre segmentlere ayrılması, bu segmentlerin talep ve ihtiyaçları doğrultusunda pazara yön verilmesi gerekmektedir. Kruvaziyer turizm pazarına yön verebilmenin yolu destinasyonların pazar içinde bulundukları konumun belirlenerek, rakip destinasyonlarla karşılaştırmalı olarak pazardaki üstünlüğün sağlanmasından geçmektedir. Bu araştırmada, kruvaziyer turizm destinasyonlarının rakip destinasyonlar karşısında rekabet üstünlüğü elde edebilmesi için kruvaziyer liman hizmetleri ve kruvaziyer turizm destinasyonlarında turistlerin yaşadığı deneyimler çerçevesinde beş Akdeniz kruvaziyer turizm destinasyonunun konumunun belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla araştırma, Ekim 2014- Ekim 2015 tarihleri arasında Alanya, Kuşadası ve İzmir limanlarını ziyaret eden kruvaziyer turistlere yönelik olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmada veri toplama aracı olarak anket yönteminden yararlanılmıştır. Araştırmanın örneklemini oluşturan 23 farklı gemi ile Alanya, Kuşadası ve İzmir limanlarını ziyaret eden 528 kruvaziyer turistin araştırmaya katılımı sağlanmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen bulgulara göre, kruvaziyer turistlerin tura katılım kararını etkileyen demografik özellikler ile Akdeniz kruvaziyer turizminin ziyaretçi ve gemi sayısı açısından öne çıkan İtalya, İspanya, Yunanistan, Güney Kıbrıs ve Türkiye destinasyonlarının kruvaziyer turizm performanslarına göre farklı şekilde konumlandığı görülmüştür. Ayrıca çalışmaya göre kruvaziyer turistlerin demografik özelliklerinin turdan tatmin, aynı ve farklı rotalardaki turlara yeniden katılım, kruvaziyer turda en beğenilen destinasyon, gelecekte tur rotasında bulunması tercih edilmeyen destinasyon, en iyi terminal hizmetleri sunan destinasyon kriterlerini değerlendirmeleri açısından farklılıkların ve farksızlıkların olduğu sonuçlarına ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kruvaziyer Turizm, Turizmde Rekabet, Konumlandırma, Destinasyonlarda Konumlandırma, Kruvaziyer Turizm Destinasyonlarında Konumlandırma.
Pseudo-Skymnos'un "periegesis" adlı eseri ışığında akdeniz havzası hellenistik dönem tarihi coğrafyası ve kentleri
Antik kaynakların okunup sentezlenmesinin ardından kaleme alınan ve Nikomedes'e atfedilen periegesis, iambik trimeter vezniyle ve didaktik yanıyla ön plana çıkmaktadır. Eserin şairi bilinmediği için ele alınan bazı filolojik çalışmalar sonrasında, 1846 yılında August Meineke'nin önerisi üzerine yazarının Pseudo-Skymnos olarak adlandırılmasında karar kılınmıştır. Eser, MÖ ca. 135 civarına tarihlenmekteyse de üzerine çeşitli görüş ve varyasyonlar bulunmaktadır. Şiir 138 satırlık bir giriş (prologos) ve şairinin iki kıta olarak adlandırdığı Avrupa ve Asya'nın coğrafî unsurlar açısından lakonik tasvirini içermektedir. Söz konusu eser kolonizasyon ve göç hareketlerine ışık tutacak şekilde çoğunlukla kent kuruluşları ile kentlerin ve diğer coğrafî unsurların (ada, dağ, deniz, göl, nehir vb.) konumlarına yoğunlaşsa da mitoloji ve kültürel ögelerin de bulunduğu manzum bir yeryüzü tasviridir. Bu çalışma ise Karl Müller'in 980 satırlık güvenilir tamamlamasından örnek alınarak metin içerisinde geçen coğrafya (kent, ada, dağ, deniz, göl, nehir vb.) ve mitolojiye ait unsurların eserle birlikte incelenip analiz edilmesini ve yorumlanmasını amaçlamaktadır.
Antalya Körfezi'nde Posidonia oceanica'nın akustiksel tanımlanması ve kalibrasyonu
Bu doktora tez çalışması, Antalya Körfezi'nde 206 kHz frekansa sahip bilimsel ekosounder ile 2011–2012 yılları arasında 7 ayrı ayda gerçekleştirilen deniz çalışmasının akustik verileri kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Çalışma bölgesi Posidonia oceanica çayırlarının Türkiye'nin Batı Akdeniz kıyılarında yoğun olarak bulunurluğunun tespit edilmesi bakımından ayrı bir öneme sahiptir. Tez çalışmasının ana amacı; EcoSAV (Eco Submerged Aquatic Vegetation) ve VBT (Visual Bottom Typer) ticari yazılım programlarını kullanarak, P. oceanica türünün akustiksel olarak tanımlanması, bu tanımlanmayı sağlayacak program içerisindeki parametrelerin türe özgü olarak kalibre edilmesi neticesinde; türün mevsimsel olarak tahmini biyokütle miktarlarına ve yaprak yüksekliğine bağlı dağılım haritalarının oluşturulması ve yetiştiği ortamın dip yapısal özelliğinin araştırılmasıdır. Dünyada ilk defa olarak uygulanmış bir metotla VBT üzerinden P. oceanica'dan gelen enerji tespiti gerçekleştirilerek biyokütle miktarları tahmin edilmiştir. Hesaplamalar sırasında mevsimsel farklılık da gözetilerek, biyokütle hesabı sırasında kullanılmak üzere boy-ağırlık verilerinden regresyon analizleri yapılmıştır. Bu veriler üzerinden hesaplanan biyokütle ile alansal akustik enerji (sa) üzerinden yapılan kalibrasyon işleminden elde edilen regresyon denklemi, daha sonrasında akustik enerjinin biyokütleye çevriminde kullanılmıştır. Böylece türün yoğunluk değişimlerinin ve mevsimsel dağılımlarının belirlenmesi ve haritalandırılmasına temel teşkil etmiştir. Ayrıca türün derinliğe ve mevsimlere bağlı akustiksel olarak tahmin edilen biyokütle miktarları ve boy-ağırlık ölçümlerinde farklılık olup olmadığı ANOVA ve ANCOVA ile test edilmiştir. Buna sonuçlara göre mevsimsel olarak farklılık gözlenmezken, derinliğe göre farklılık gözlenmiştir ve derinlik arttıkça biyokütle miktarında azalmanın meydana geldiği belirlenmiştir. Çalışma alanının mevsimsel olarak elde edilen biyokütle bağlı dağılım haritaları incelendiğinde, türün çalışma sahasında 3 farklı yatak oluşturduğu tespit edilmiştir. Tahmin edilen en yüksek biyokütle miktarı iki mevsimde; Temmuz'da 4000 (g/m–2) üzeri ve Nisan/Mayıs ayında 2000 (g/m–2) üzeri, en düşük biyokütle miktarı ise Ocak ayında 800 (g/m–2) olarak belirlenmiştir. EcoSAV ile türün çalışma sahasında dağılım gösterdiği alanlardaki vejetasyon yüksekliği tespit edilmiştir. Çalışma alanında mevsimsel olarak türün yaprak boyuna bağlı dağılımında 3 ayrı yatağın varlığı belirlenmiştir. Türün alansal ve zamansal dağılım sonuçlarının biyokütleye bağlı sonuçlarla birebir örtüştüğü görülmüştür. Bu sonuçlara göre en yüksek yaprak boyu Temmuz ve Nisan/Mayıs ayında 80–90 cm civarlarında belirlenmiş, en minimum boya da Ocak ayında ortalama 30–40 cm olarak tespit edilmiştir. Çalışma alanının hidrolojik özelliklerinden deniz suyu sıcaklığı ve tuzluluk verileri, bu tezin materyallerinin elde edildiği çalışmada her ay örneklenmiş ve ölçüm kayıtları alınmıştır. Bu verilerden yararlanarak ayrıca türün dağılımı üzerine değerlendirmelerde bulunulmuştur. Bu kayıtlar doğrultusunda Posidonia oceanica deniz çayırlarının büyüdüğü alanda en yüksek sıcaklık 29–30°C, tuzluluk ise maksimum ‰ 39–40 ile Ağustos ayı olarak belirlenmiştir. Bu sıcaklık değerleri, türün yaşamını devam ettirmesi bakımından olumsuz bir durum henüz teşkil etmediği anlaşılmıştır. Ek olarak VBT ile dip sedimanının yapısal özelliği belirlenmeye çalışılmış ve türün yetiştiği dip yapısının tayini neticesinde, P. oceanica'nın sert kayalık zemin üzerinde dağılım gösterdiği belirlenmiştir. Son olarak bu çalışmadan elde edilen sonuçlar, çalışma alanında yaşayan P. oceanica türünün akustiksel olarak tayin edilebilecek kadar kuvvetli bir saçıcı olduğu anlaşılmış ve akustik scattering'i etkileyen akustiksel karakterleri belirlenmiştir. B elirlenen bu özellikleri sayesinde türün çalışma alanında, her mevsim bulunurluğu ortaya konmuştur. Akustiksel olarak türün dağılımını, yaşam alanını ve dinamiklerini belirlemek amacıyla 3 farklı analiz ve yöntem uygulamalarıyla gerçekleştirilen araştırmada, ortaya çıkan sonuçların birbirlerini destekler nitelikte uyumlu oldukları görüşüne varılmıştır. Şunu da belirtmede fayda var ki, yaprak yapısına ilişkin yapısal dinamiklerinin belirlenmesi (CO2, O2, fotosentez oranı, genç-yaşlı olması vb.) akustik olarak vejetasyonların anlaşılmasında katkı sağlayacak önemli bilgiler içerdiği ve buna benzer araştırmalarda bu verilerin kullanılması tavsiye edilebilir.
Akdeniz için birlik anlaşması ve Türkiye'nin değişen yaş meyve ve sebze ticareti: Akdeniz kısmı denge ticaret modeli ile bir uygulama
Barselona Süreci tarafından ilk adımları atılmaya başlanan Akdeniz İçin Birlik Anlaşması, AB ile Akdeniz Bölgesi ülkeleri arasındaki ilişkilerde yeni bir sayfa açılmasını sağlamıştır. Türkiye'de yakın zamanda bu anlaşmayı imzalayarak bu ilişkinin bir parçası olmuştur. Anlaşmanın ana hedeflerinden biri, Akdeniz Bölgesi'nde serbest bir ticaret alanının kurulması olarak belirlenmiştir. Bu çalışma, oluşturulacak tarımsal serbest ticaret alanının, Türkiye'nin yaş meyve ve sebze ticareti üzerindeki etkilerini incelemektedir. Akdeniz Kısmi Denge Tarım Ticaret Modeli (AMTM); Türkiye, Avrupa Birliği (AB) ve de Akdeniz ülkeleri üzerinde değişen politika etkilerinin ölçülmesinde kullanılmaktadır. Simülasyon sonuçları AB'nin model ürünlerindeki tam liberalizasyonunun, Türkiye'nin ticaret deseninde önemli bir değişime neden olmadığını göstermekte iken bunun yerini zeytin ve domates pazarındaki karşılıklı liberalizasyon aldığında Fas'ın AB'ye ihracatı, Türkiye'nin aynı istikametli ihracatı ile küçük bir oranda yer değiştirmektedir.
Antalya körfezi littoralindeki makrobentik derisi dikenliler (Echinodermata) faunası ve mevsimsel dağılımlarını etkileyen bazı ekolojik faktörler
Antalya Körfezi littoralinde derisi dikenli faunasına ait tür çeşitliliği, bolluğu ve biyokütlesinin belirlenmesi ve dağılımlarını etkileyen bazı ekolojik faktörlerin saptanmasını amaçlayan bu çalışmada mevsimsel olarak, Ağustos 2009- Nisan 2010 tarihleri arasında yumuşak substratlarda 6 istasyonda, 0-200 metre derinlikler arasında ve Ağustos 2010- Mayıs 2011 tarihleri arasında sert substratlarda 7 istasyonda, 0-30 metre derinlikler arasında örneklemeler gerçekleştirilmiştir. Yumuşak substratlarda örneklemeler, Akyarlar isimli ticari trol teknesi ile sekiz farklı derinlikte (5, 10, 25, 50, 75, 100, 150 ve 200 m) kum kapanı (van Veen grab) ve bentik kızak (sledge) çekimleri ve altı farklı derinlikte (25, 50, 75, 100, 150 ve 200 m) trol çekimleri yoluyla gerçekleştirilmiştir. Sert substratlarda örneklemeler SCUBA dalış ile 30 metre derinliğe kadar kayalık bölgelerin en alt derinlik sınırına kadar gerçekleştirilmiştir. Taranan hat uzunluklarına göre eşit aralıklarla 1m2lik kuadratlarda derisi dikenli bireylerinin sayımı ve örneklemeleri yapılmıştır. Örnekleme noktalarında deniz suyu ve sediment örnekleri alınmıştır.Örneklerin incelenmesi sonucunda, çalışma bölgesinde derisi dikenli filumuna ait, 5 klasis, 14 ordo, 30 familya, 39 cins ve 50 tür (1 Crinoid, 18 Asteroid, 14 Ophiuroid, 12 Echinoid, 5 Holothurid) tayin edilmiştir. Literatür bilgilerine göre 12 türün (Astropecten spinulosus (Philippi, 1837), Chaetaster longipes (Retzius, 1805), Hacelia attenuata Gray, 1840, Hymenodiscus coronata (G.O. Sars, 1872), Luidia ciliaris (Philippi, 1837), Luidia sarsi sarsi Düben & Koren, in Düben, 1845, Sclerasterias richardi (Perrier, 1882), Ophiacantha setosa (Bruzelius, 1805), Ophiura grubei Heller, 1863, Echinus melo Lamarck, 1816, Genocidaris maculata A. Agassiz, 1869, Spatangus purpureus O.F. Müller, 1776) Türkiye'nin Akdeniz kıyıları için ve Sclerasterias richardi (Perrier, 1882)'nin Türkiye denizleri için yeni kayıt olduğu belirlenmiştir. Bu çalışmada elde edilen 50 türün 42'si AM, 4'ü E, 2'si K ve 2'si IP kökenlidir. Endemik türler A. mediterranea, A. jonstoni, A. spinulosus ve P. microtuberculatus, kozmopolit türler A. squamata ve E. cordatum, Indo-Pasifik kökenli, yabancı türler ise O. savignyi ve S. reciprocans'tır.Örneklenen derisi dikenli komüniteleri arasında örnekleme metoduna göre önemli derecede fark bulunmuştur. Antalya Körfezi'nde yumuşak substratumda trol örneklemeleri ile 24, kızak örneklemeleri ile 32 ve grab örneklemeleri ile 22, sert substratumda SCUBA dalış örneklemeleri ile ise 7 derisi dikenli türü bulunmuştur.Antalya Körfezi'nde trol örneklemelerinden elde edilen E. sepositus `devamlı', A. mediterranea, A. placenta, C. longispinus, S. affinis, P. regalis ve sert substratumdan örneklenen P. lividus ve S. reciprocans `yaygın', diğer türler ise `nadir bulunan türler' olarak gruplanmıştır. En sık bulunan türler trol örneklemelerinde E. sepositus, kızak örneklemelerinde C. longispinus, grab örneklemelerinde A. filiformis ve sert substratumda SCUBA dalış örneklemelerinde P. lividus'dur. Önem derecelerine (Ö.D.) göre sırasıyla ilk beş tür, trol örneklemelerinde S. affinis, S. granularis, E. sepositus, A. mediterranea, P. regalis; kızak örneklemelerinde H. tubulosa, A. filiformis, H. mammata, P. microtuberculatus, A. mediterranea ve grab örneklemelerinde A. filiformis, E. cordatum, O. ophiura, A. mediterranea ve O. setosa'dır.Antalya Körfezi'nin sırasıyla Kaleiçi Yat Limanı ve Büyük Liman bölgelerinde yer alan C ve D istasyonlarında bulunan tür sayısının düşük olmasının mevcut antropojenik etkilerden kaynaklandığı, Manavgat Irmağı'nın denize döküldüğü alana yakın olan A istasyonunda ise düşük tür sayısının, düşük tuzluluk ve nehirle taşınan karasal kökenli materyalden kaynaklandığı düşünülmektedir. 75 ve 100 m'de bulunan yüksek derisi dikenli tür sayısı (34), bolluk ve biyokütlesinin bu derinliklerde bulunan yüksek kalsiyum karbonat (TKK) miktarı ile ilişkili olduğu bulunmuştur. Deniz suyunda birçok parametrenin mevsimsel olarak değişmesine rağmen, epifaunada mevsimsel bir değişim gözlenmemiş, infaunada ise en yüksek tür sayısı ve bolluğa sahip Ophiuridae mevsimsel değişim göstermiş, tür sayısı, bolluk ve biyokütlede kışın azalma görülmüştür.Derinlik, tuzluluk, NH4-N, TKK, TOK, %çakıl, %çamur ve %kum (0,5- 0,25mm) trol örneklemelerinde derisi dikenli bolluk ve biyokütle değişimlerini en iyi açıklayan parametrelerdir. Kızak örneklemelerinde derisi dikenli bolluk ve biyokütle değişimlerini en iyi açıklayan parametreler çözünmüş oksijen, %kum (1-0,5mm) ve %kum (0,125-0,063 mm), grab örneklemelerinde ise derinlik ve %kum (0,125-0,063 mm) olarak belirlenmiştir.Bentik fauna biyokütlesinin önemli bir yüzdesini oluşturan derisi dikenli türlerinin saptanması ile Antalya Körfezi'nde uzun süreli izleme çalışmaları için bir veri tabanı ve komünite yapılarındaki değişimleri ve bu değişimleri en iyi açıklayan çevresel parametrelerin belirlenmesi ile ileride yapılacak benzer çalışmalara altlık oluşturulması hedeflenmiştir.
Amerikan basınında Türkiye'nin NATO'ya girişi
2. Dünya Savaşı sonrasında, ABD, İngiltere ve Sovyetler Birliği, savaşın galip devletleri olarak Montrö Sözleşmesi'ni aralarında yeniden düzenlemeye çalıştılar. Ancak İstanbul ve Çanakkale Boğazı'nın, hem Karadeniz hem de Akdeniz için olan önemi, bu üç büyük savaş galibi devleti bu konuda anlaşmazlığa soktu. Sovyetler Birliği'nin 1945 ve 1946 yılları içerisinde Boğazlar ve Türkiye ? Sovyetler Birliği sınırı üzerinde yapmak istediği değişiklikler, ABD, İngiltere ve Türkiye tarafından reddedildi. Bu Sovyet talepleri karşısında ABD ve Türkiye birbirlerine yakınlaşmaya başladılar. Ekim 1950'de Türkiye, Yunanistan ile birlikte NATO'ya ikincil üye olarak davet edildi. Her iki ülke de bu daveti hemen kabul etti. Şubat 1952'de de bu iki ülkenin NATO'ya tam üyeliği sağlandı.Bu çalışma, 1950 ? 1952 yılları arasını, Amerikan gazetelerine dayanarak ele almaya çalışacaktır. Son bölümde ise 2. Dünya Savaşı sonrası döneme muhalif yaklaşan ?revizyonist? akımlar incelenmeye çalışılacaktır.
Kuşak Yol Projesi'nin Akdeniz jeopolitiğine olası etkileri
2013 yılında Çin'in Devlet Başkanı Xi Jinping; Avrupa'yı, Asya'ya bağlayan ve başlangıçta "Tek Kuşak Tek Yol" olarak duyurulan sonrasında ise isim değişikliğine gidilerek "Kuşak Yol Projesi" adını alan planı duyurmuştur. Projedeki bu isim değişikliğinin sebebi, Tek Kuşak Tek Yol ifadesi sadece belirli ve dar bir alanı kapsadığından daha genel bir anlatım için Kuşak Yol Projesi adlandırması tercih edilmiştir. Çin, Kuşak Yol Projesi ile ekonomi, ticaret, sosyal ve kültürel etkileşim gibi pek çok alanda bütünleşmeyi amaçlamaktadır. Asya – Avrupa arası yedi koridordan oluşan projenin, Akdeniz jeopolitiğini hangi yönlerden etkileyebileceği sorusu ortaya çıkmaktadır. Bu proje kapsamında kara, demir ve özellikle de deniz yollarının geliştirilmesi ve yeniden inşası sonucunda Akdeniz jeopolitiğinin de etkilenme olasılığı yüksektir. Böylece Akdeniz, bu projenin deniz yolu kısmında önemli bir konumda yer almaktadır. Bu doğrultuda nitel araştırma yöntemiyle hazırlanan bu tezin temel araştırma soruları ise Kuşak Yol Projesi'nin Akdeniz jeopolitiğini ne ölçüde etkileyebileceği ve 2049 yılında bitmesi planlanan bu projenin sürdürülebilirliği, Çin'in bu proje ile neyi hedeflediğidir. Bu sorular ışığında varılan başlıca sonuç; Çin'in Asya üzerinde sağladığı hegemonyayı Akdeniz'e doğru genişletmekte olduğudur. Her geçen gün artan enerji ihtiyacı ile Çin, Orta Doğu ülkeleriyle anlaşmalar yapmaktadır. Bunun sonucunda Çin'in Akdeniz'deki varlığı ABD ile yarışır konumdadır.
Akdeniz ölçeğinde balıkçı filolarının analizi
Dörtte üçü sular ile kaplı olan dünyamızda geçmişten bugüne kadar balıkçılık önemli bir geçim kaynağımızı oluşturmuştur. Balıkçılık faaliyetlerinin artması ile ihtiyaca göre üretilmeye başlanan gemiler, balık alanlarının tespit edilmesinde, balıkların avlanması, depolanması ve nakliyesinde kullanılmaya başlanmıştır. Akdeniz Bölgesi ele alındığında ise, yüz ölçümünün oldukça büyük olduğu görülmektedir. Bu durum bu denize kıyısı olan ülkelere büyük bir ekonomik katkı sağlamaktadır. Denizden elde edilen ekonomik faydanın en büyük gelir kalemini su ürünleri yetiştiriciliği ve balıkçılık faaliyetleri sağlamaktadır. Bu durum Akdeniz'de büyük bir balıkçı filosunun oluşmasına yol açmıştır. Bu filo, kıyı balıkçılığında kullanıldığı gibi aynı zamanda orta mesafe balıkçılığı, uzun mesafe balıkçılık ve açık deniz balıkçılığı için de kullanılmakta ve zorlu deniz şartlarıyla karşılaşabilmektedir. Bu bağlamda, balıkçı gemilerinin tasarım kriterlerinin belirlenmesi oldukça kritik önem taşımaktadır. Özellikle ülkemizde, 2000'li yıllarda, gemi inşa ustaları ve tekne sahiplerinin istekleri ve kararları arasında şekillenen gemi inşa süreci, güncel bir mühendislik anlayışı kazanmış ve uluslararası denetim kuruluşlarının devreye girmesiyle profesyonelleşmiştir. Günümüzde artan küresel rekabette, artan yakıt fiyatlarına da paralel olarak, balıkçı gemilerinin tasarım parametrelerinin optimum seviyelerde olması önem arz etmektedir. İncelenen her ülke Akdeniz kıyısında olsa da Akdeniz bölgesi geniş bir coğrafyayı kapsadığı için, çok farklı meteorolojik koşullara maruz kalmaktadır. Bu sebeple tüm bölge için genel bir çıkarım yapmaktansa, ülkeler bazında özel olarak filoların incelenmesi ve tasarım oranlarının belirlenmesi daha doğru bir yaklaşım olacaktır. Özellikle Avrupa Birliği ülkelerinde hem aşırı avlanmayı önlemek konusunda uygulanan yönetmeliklerle, hem de yeni balıkçı gemisi inşaatında uygulanan kotalarla, balıkçı filoları denetim altında tutulmaktadır. Bu sebeple filonun verimliliği ve en yüksek tasarım kriterlerine sahip olması oldukça önemlidir. Ülkemizde de son yıllarda artan çabalarla, balıkçılar ve tüketiciler bilinçlendirilmiş olup deniz ürünleri yetiştiriciliği teşvik edilmektedir. Türk denizcilik tarihinde ilk defa açık deniz balıkçılığı yapılmaya başlanmış olup gemi boyları 50 metrelere kadar ulaşmıştır. Bu bağlamda ülkemizde balıkçılık trendinin değişmeye başladığı söylenebilir. Bu çalışma kapsamında, Akdeniz ölçeğinde mevcut ve son yirmi yılı içeren Fas, Fransız, İspanyol, İtalyan ve Türk balıkçı filoları detaylıca karşılaştırılarak incelenmiş ve iyileştirme önerileri sunulmuştur.
Güney Akdeniz'den Fransa'ya göç eden göçmenlerin karşılaştıkları sorunlar
Tarihin farklı dönemlerinde farklı dinamikler sonucu gerçekleşmiş göç hareketleri günümüzde de davam etmektedir ve gelecekte de devam edecektir. Akdeniz havzası ise uluslararası göç hareketlerinin yaşandığı önemli bölgelerden biridir ve bu havzadaki göç hareketleri tüm dinamikleriyle araştırılmayı gerekli kılmaktadır. Akdeniz havzasında gerçekleştirilen araştırmalarda yasa dışı göç, sınır güvenliği, göçmen kaçakçılığı gibi konular ön plana çıkmaktadır ancak göç sadece göç eyleminin gerçekleştiği andan ibaret değildir. Göçmenlerin hedef ülkeye göç ettikten sonra karşılaştığı sorunlar da göç sürecinin içerisinde bulunmaktadır. Bu çalışmada Kuzey Afrika'dan Fransa'ya göç eden göçmenlerin karşılaştığı sorunlar araştırılmış ve araştırma yapılırken nitel tekniklerinden doküman analizi yöntemi kullanılmıştır. Doküman analizi yöntemiyle alan yazında gerçekleştirilmiş araştırmalar ivedilikle incelenmiş ve analiz edilmiştir. Literatür taraması sonucu çalışmanın konusuna uygun araştırmalar belirlenmiş ve Everett Lee'nin İtme-Çekme kuramı doğrultusunda Kuzey Afrika'dan Fransa'ya göç eden göçmenlerin göç eylemini gerçekleştirmesinde etkili olan itici ve çekici faktörler tespit edilmiş ve göçün gerçekleşmesinden sonra Fransa'da sağlık, eğitim, istihdam alanlarında ve sosyal alanda karşılaşılan sorunlar analiz edilmiştir. Avrupa Birliği'nin bir üyesi olan Fransa'nın göç politikaları, Avrupa Birliği göç politikalarıyla birlikte ele alınarak bu göç politikalarının birbirleriyle olan ilişkisi ve Kuzey Afrika'dan Fransa'ya göç eden göçmenler üzerindeki etkisi araştırılarak ayrımcı, ırkçı ve dışlayıcı tavır ve söylemlerin genel anlamda temel sorun olarak tespit edilmesine olanak sağlamıştır. Anahtar Kelimeler: Akdeniz, Entegrasyon, Fransa, Göç, Kuzey Afrika
Kıbrıs Mutasarrıflığı (1861-1878)
Kıbrıs Mutasarrıflığı (1861-1878) isimli bu tez çalışmasında Kıbrıs'ın Osmanlı idaresi altında geçirdiği son dönem, idarî ve iktisadî yönden ele alınmıştır. Çalışma Kıbrıs'ın doğrudan merkeze bağlı müstakîl bir mutasarrıflık haline getirildiği 1861 yılı ile başlamış, nihayetinde İngiltere'nin adanın yönetimini devraldığı 1878 yılına kadar uzanmıştır. Tez çalışması üç ana bölümden oluşturulmuştur. Kıbrıs'ın idarî yapısının ele alındığı birinci bölümde Tanzimat Dönemi ile başlayan idarî dönüşümün, bir taşra idarî birimi olarak Kıbrıs'ta nasıl kurgulandığı sorgulanmıştır. Kıbrıs'ın eyalet sisteminden vilâyet sistemine geçiş süreci incelenmiş, çalışmanın tarih aralığı bu iki dönemin kıyaslanmasına olanak tanımıştır. Kıbrıs'ta yerinden yönetim anlayışının doğuşuna tanıklık edilmiştir. Ayrıca merkeziyetçi anlayışın bir ürünü olarak sancaklarda/livâlarda mutasarrıfların en yetkili mülkî amirler olmaları ve bunların gölgesinde kurulan meclislerin yapıları ve fonksiyonları değerlendirilmiştir. En yetkili mülkî amirler olarak Kıbrıs mutasarrıflarının bazen altı ay gibi kısa sürelerde değiştirilmesinin, ada idaresine ve reformların işleyişine nasıl etki ettiği araştırılmıştır. Kıbrıs'ın iktisadî yapısının ele alındığı ikinci bölümünde, adanın temel üretim dinamikleri belirlenmiştir. Kıbrıs ekonomisinin temelini oluşturan tarımsal üretim konusu ele alınmış, kuraklık ve çekirge istilaları gibi adanın kendine özgü sorunlarından üretimin ne denli etkilendiği ortaya konulmaya çalışılmıştır. Ayrıca XIX. yüzyılın iç ve dış gelişmelerinin Kıbrıs'ın iktisadî faaliyetlerine olan etkileri üzerinde durulmuştur. Osmanlı-İngiliz iş birliği neticesinde adada Amerikan pamuğu ekiminin ve satışının yapılması, Kıbrıs'ın kendiliğinden kapitalist dünya ekonomisine girişinin kapılarını açmıştır. Kıbrıs'ın kapitalist dünya ekonomisine eklemlenmesi, bu durumun etkileri ve sonuçları araştırılmıştır. Kıbrıs çiftçisinin dünya piyasasında para getiren ürünleri yetiştirmeye yöneldiği fark edilmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde adanın vergi sistemi ele alınmış, Kıbrıs'ta vergi düzeninin nasıl işletildiğinin anlaşılmasına çalışılmış, alınan vergiler ve miktarları ortaya konulmuştur. Kıbrıs'ta erken dönemde yapılan tahririn olumsuz sonuçları değerlendirilmiş, bunların ahali üzerindeki etkileri ve bundan doğan suiistimaller ele alınmıştır.
Marmara (Prokonnesos) Adası üretimi Erken Bizans Dönemi (4.-6. yy) Korinth sütun başlıklarının Akdeniz'deki dağılımı
Yüksek lisans tezinin konusunu, Antik Dönem'de Prokonnesos olarak adlandırılan Marmara Adası'nda, 4. – 6. Yüzyıllar arasında üretilen Korinth sütun başlıklarının Akdeniz coğrafyası genelindeki dağılım alanı oluşturmaktadır. Çalışma kapsamında, bugüne dek yayınlanan örnekler bir araya getirilerek Erken Bizans Dönemi'nde Prokonnesos'un ihracat modeli ve sevkiyat noktaları, Korinth sütun başlıkları ve varyasyonları üzerinden değerlendirilmiştir. Akdeniz genelinde, in-situ durumda günümüze ulaşmış yapılar, batıklar ve müzelerde dağınık halde temsil edilen toplam 725 örnek tespit edilmiştir. Örneklerin %41'i İstanbul, %22'si Anadolu, %17'si İtalya, %6'sı Karadeniz, %5'i Kuzey Afrika, %4'ü Doğu Akdeniz, %4'ü Yunanistan ve %1'i Adriyatik'te yer almaktadır. Tespit edilen başlıkların %39'u Büyük Uçlu/Kenarlı, %38'i Lir, %13'ü Madalyonlu, %8'i Yumuşak Uçlu/Kenarlı ve %2'si İnce Uçlu/Kenarlı Tip başlıklardan oluşmaktadır.
Osmanlı arşiv belgelerine göre Avusturya'nın Akdeniz-Karadeniz ticareti (1800-1830)
Osmanlı Devleti, 15. yüzyıldan itibaren kendi kontrolünde bir iç deniz olarak gördüğü Karadeniz'i uluslararası ticarete kapalı tutmuştur. Karadeniz'in bu statüsü 18. yüzyılın son çeyreğindeki siyasi gelişmelerin sonucunda değişmiştir. 1768–1774 Osmanlı–Rus Savaşı bu süreçte önemli bir kırılma noktası olmuştur. Savaşın sonunda akdedilen Küçük Kaynarca Antlaşması kapsamında Osmanlı Devleti Rusya'ya ilk kez Karadeniz'de ticaret yapma hakkını tanımak durumunda kalmıştır. Bu gelişmeyi takiben, 1784 yılında benzer bir imtiyaz Rusya'nın desteğiyle Avusturya Devleti'ne de verilmiştir. Yüzyılın son çeyreğindeki bu gelişmelerle Karadeniz, Osmanlı Devleti'nin yanında Rusya ve Avusturya'nın da bulunduğu devletler arasında önemli bir jeopolitik sahaya dönüşmüştür. Söz konusu statü, Rusya'nın Akdeniz'e erişiminin önünü açarken Avusturya'nın da Akdeniz–Karadeniz güzergâhındaki ticari faaliyetleri açısından güvenli bir koridorun şekillenmesini sağlamıştır. Avusturya, imtiyaz elde ettiği yüzyılın sonlarındaki ticari faaliyetlerini 19. yüzyılda da sürdürmüştür. Özellikle Trieste ve Fiume gibi Avrupa pazarlarına açılan stratejik limanlara sahip olması, Avusturya'yı Osmanlı ve Rus limanlarından sağlanan ürünlerin Avrupa ve Akdeniz'e; Akdeniz'den temin edilen ürünlerin ise Rus limanlarına transferinde merkezi bir aktör konumuna getirmiştir. Avusturya'nın bu ticareti, yüzyılın belirli dönemlerinde kendisinin de taraf olduğu bazı siyasi sorunlar ve bununla birlikte gelişen eko-politik hamlelerden etkilenmiş olsa da bir şekilde canlılığını korumuştur. Akdeniz–Karadeniz koridorundaki bu ticari trafiğin aynı eksende akmadığı, Akdeniz'in hemen her bölgesindeki istasyonlara erişerek oldukça geniş ve dinamik bir ağ kurduğu görülmektedir. Bu bağlamda Marsilya, Venedik, Trieste, Messina, Tunus, Trablus, Girit, Selanik, İzmir, İskenderiye, Dimyat, Beyrut, İstanbul, Şam, Bodrum ve Balyabadra gibi birçok liman bu ticaret ağında yer bulmuştur. Bu çeşitlilik, Avusturya Devleti'nin söz konusu koridordaki ticaretiyle Akdeniz, Karadeniz ve Avrupa arasında kayda değer oranda bir etkinlik gösterdiğini işaret etmektedir.
Neolitik yaşam biçiminin Akdeniz Havzası'nda yayılımı sorunu
Neolitik kavramı; yaygın olarak, avcı-toplayıcılıktan besin üretimine geçiş ile temellenen, geçim ekonomisinde yaşanan değişimlere dayandırılarak tanımlanmıştır. Son yıllardaki araştırmalarla Neolitik kavramının bu tanımdan çok daha karmaşık bir süreç olduğu anlaşılmış; çiftçiliğe dayalı köy yaşantısından farklı Neolitik yaşam biçimlerinin olduğu ve dünyanın farklı coğrafyalarında farklı zamanlarda bu kültürlerin gelişebildiği kabul edilmiştir. Neolitik Dönem'in ortaya çıkışı ve / veya neolitikleşme süreci hem köken hem de yayılım temelinde halen tartışılmaktadır. Uzun yıllar, Levant kökenli ve Avrupa odaklı çalışmalar öne sürülen görüşleri biçimlendirmiş; diğer bölgelerdeki araştırma ve ilgi azlığı ise tartışmalara çoğu zaman genel olarak eklenebilmiştir. Son yıllardaki Akdeniz denizsel yayılım tartışmaları ise artan bilgi ve ilgiyle farklı bakış açılarının gelişmesini sağlamıştır. Avrupa ve Yakındoğu'nun ortak coğrafyası olan Akdeniz; Doğuda Levant kıyılarından başlayarak Atlantik'e kadar çok çeşitli doğal alanlar barındırmasına karşın ortak bir paydayı, denizselliği yansıtır. Bölge ile ilgili çalışmalar ağırlıklı olarak Doğu ve Batı Akdeniz olarak ayrılan iki bölge temelinde sürdürülmekte ve Kuzey Afrika ise genel kurguda çoğu zaman dışarıda bırakılmıştır. Neolitik yaşam biçiminin karmaşık sosyal yapısı da doğrudan yaklaşımları yetersiz kılmakta ve önerilebilecek modellerin çok yönlü çalışmalar ile ortaya konulabileceğini düşündürmektedir. Bu tez konusunun ana sorunu Neolitik yaşam biçiminin yayılımıdır. Bu temelde; Akdeniz Havzası ana bölge olarak belirlenmiş ve çok yönlü (karadan ve denizden) yayılımın araştırılması ile soruna katkı sağlanması amaçlanmıştır.