Oral health

118 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Bulaşıcı olmayan kronik hastalıklar ile ağız ve diş hastalıkları arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bulaşıcı olmayan kronik hastalıklar sadece gelişmiş ülkeler değil gelişmekte olan ülkeler de dahil olmak üzere tüm dünyada ölüm nedenleri arasında başı çekmektedir. Bunların nedenlerinin çok faktörlü oluşu nedeniyle, sıklığı azaltmak için önlenebilir nedenleri belirlemenin önemli olduğu vurgulanmalıdır. Burada en sık ölüm nedenleri arasında yer alan 3 hastalık grubu, 1. Kardiyovasküler Hastalıklar, 2. Diabetes Mellitus ve 3. Kanserler incelenecektir. Bulaşıcı olmayan hastalıklar ölüm nedenleri arasında önemli bir yer kaplamaktadır. Literatürde bu hastalıkların ortaya çıkışında ya da engellenmesinde etkili olabilecek nedenler arasında ağız, diş sağlığı hizmetleri bulunmaktadır. Tez'in birincil amacı bulaşıcı olmayan hastalıklar ile dişeti hastalıkları ve diş çürüğü arasındaki ilişki olup olmadığını araştıran literatürü inceleyerek, ağız sağlığı hizmetlerinin bu hastalıkların önlenmesi ve ortaya çıkışının geciktirilmesindeki önemini vurgulayarak sağlık yöneticilerinin ağız sağlığına yönelik koruyucu ve tedavi edici uygulamaların önemine dikkatini çekmektir. Kardiyovasküler sistemde meydana gelen hastalıklarda oral patojen bakterilere rastalanılması sonucu; kötü ağız hijyeni eksik diş, periodontal hastalıklar arasında ilişki üzerinde durulmuştur. Çalışmalar, glisemik kontrol yokluğunun diş çürüğünün oluşması ve ilerlemesi üzerinde büyük bir etkisi olduğunu, diş çürüğü riskini ve çürüğün şiddetini artırdığını göstermektedir. Kanseri tedavi etmek amacıyla verilen radyoterapi ve kemoterapi özellikle baş boyun kanserlerinde, oral dokular travmaya karşı daha duyarlı olmaları sebebiyle hasara yol açabilir. Ağız hastalıkları dünya çapında önemli bir halk sağlığı yükü olmaya devam etmesi nedeniyle ağız sağlığını, küresel risk gündemine ortak risk faktörü yaklaşımıyla entegre etmek büyük önem taşımaktadır. Kardiyovasküler hastalık, diyabet, kanserler ile diş çürüğü ve periodontal durum arasındaki ilişkiyi araştıran çalışmalar daha geniş populasyonlarda ve uzun süreli olarak yapılmalıdır.

Ağız sağlığıDiş sağlığı araştırmalarıDiş çürükleri+3
Emel Ayaz
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Diş problemi olan okul çağı çocuklarında beslenme davranışlarının ve annelerinin beslenme okuryazarlığının incelenmesi

Bu araştırma diş problemi olan okul çağı çocuklarının beslenme davranışlarının ve annelerinin beslenme okuryazarlığının incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı ve kesitsel türde olan bu çalışma Gaziantep Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Pedodonti Ana Bilim Dalı Kliniğinde Nisan-Eylül 2021 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Gaziantep Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Pedodonti Ana Bilim Dalı kliniğine Nisan-Eylül 2021 tarihleri arasında diş problemi ile başvuran 9004 okul çağı çocuklar ve bu çocukların anneleri oluşturmaktadır. Çalışmanın örneklemi ise 250 çocuk ve anneden oluşmaktadır. Araştırmada veri toplama formu olarak "Sosyo-demografik Form, "Beslenme Davranış Ölçeği" ve "Yetişkinlerde Beslenme Okuryazarlığı" ölçeği kullanılmıştır. Veriler SPSS 23.0 istatistik paket programında değerlendirilmiştir. Çalışma bulgularına göre; çocukların beslenme davranış ölçeği toplam puan ortalamasının 3.78±5.06 olduğu tespit edilmiştir. Yetişkinlerde beslenme okuryazarlığı ölçeği toplam puan ortalaması 25.75±5.72 olarak bulunmuştur. Çocukların beslenme davranış ölçeğine göre olumlu beslenme davranışlarının yetişkinlerin beslenme davranışlarına oranla düşük düzeyde olduğu saptanmıştır. Yetişkin beslenme okuryazarlığının toplam puanına göre beslenme okuryazarlığının yeterli düzeyde olduğu belirlenmiştir. Çocukluk döneminde sağlıklı beslenme davranışlarının, düzenli diş fırçalama gibi sağlıklı yaşam alışkanlıklarının kazandırılması, yetişkinlerde beslenme okuryazarlığının geliştirilmesi ile ağız diş sağlığı ve genel sağlığın korunması, sürdürülebilmesi açısından önemlidir.

AnnelerAğız sağlığıBeslenme+5
Saadet Yaşar
Sanko University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Hematoloji hastalarında oral mukozit riskinin değerlendirilmesi

Bu araştırma kemoterapi alan hematolojik tanılı bireylerin oral mukozit riskini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı nitelikte olan bu çalışmanın örneklemini SANKO Üniversitesi Sani Konukoğlu Uygulama ve Araştırma Hastanesi Hematoloji Servisi ve Ayaktan Kemoterapi Ünitesine başvuran 97 birey oluşturmuştur. Araştırma Ekim 2021 – Mayıs 2022 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırmada veri toplama formu olarak 'Tanıtıcı Bilgi Formu' ve 'Hematoloji Hastalarında Oral Mukozit Risk Değerlendirme Ölçeği' kullanılmıştır. Veriler Mann-Whitney U testi, Kruskal-Wallis testi, Spearman sıra korelasyon katsayıları ile değerlendirilmiştir. p<0.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Araştırmanın bulgularına göre; meslek grubunu diğer olarak belirten, çürük dişi olan, ağzında daha önce sık yara oluşan, ek ilaç kullanan, oral mukozayı korumak için herhangi bir solüsyon uygulayanların oral mukozit gelişmesi açısından riskli grupta olduğu belirlenmiştir. Ayrıca nötropenik olan, diş fırçasını uzun süre değiştirmeyen, kemoterapinin ilerleyen günlerinde değerlendirilen hastaların da riskli olduğu saptanmıştır. Bu doğrultuda hastaların risk durumlarının ve etki eden faktörlerin belirlenerek gerekli önlemlerin alınması önerilebilir.

Ağız hastalıklarıAğız sağlığıHastalar+5
Hilal Benzer
Sanko University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Hemofili hastalarının oral bulgularının değerlendirilmesi

Bu çalışmada, şiddetli hemofili A ve B tanısı konulmuş hastaların oral hijyen alışkanlıklarını ve dişeti kanama durumlarını farklı indeksler kullanarak değerlendirmek, ayrıca hemofili hastalığının çene kemiklerine olan etkisini rezorbsiyon ve kemik mineral yoğunluğu açısından kontrol grubu ile karşılaştırmak amaçlanmıştır. Bu çalışmaya 48 şiddetli tip hemofili A ve B hastası birey ile yaş ve cinsiyet olarak uyumlu rastgele seçilen 49 kontrol grubu birey karşılaştırma yapmak amacıyla dahil edilmiştir. Çalışmaya dahil edilen bütün bireylerin oral hijyen durumları; Basitleştirilmiş Oral Hijyen İndeksi ve DMFT indeksi kullanılarak, inflamasyon ve dişeti kanama değerleri ise Gingival İndeks ve Dişeti Kanama Zamanı İndeksi kullanılarak değerlendirilmiştir. Bireylerin kemik rezorbsiyon miktarları panoramik radyografiler üzerinden hesaplanan Panoramik Mandibular İndeks, Mental İndeks ve Alveolar Kret Oranı üzerinden, kemik mineral yoğunlukları ise kondil, angulus ve premolar bölgeden alınan kesitler üzerinde ölçülen Fraktal Boyut değerleri kullanılarak değerlendirilmiş, bütün değerler kontrol grubu ile karşılaştırılmıştır. İstatistiksel olarak, DMFT skorları hariç, ölçülen diğer bütün parametrelerde hemofili A ve B hastası bireylerin değerleri kontrol grubuna göre anlamlı derecede farklı bulunmuştur. Sonuç olarak, özellikle şiddetli tip hemofili A ve B hastası bireylerin oral hijyen ve kanamaya eğilim durumlarının sağlıklı popülasyona göre oldukça kötü olması nedeniyle hastalar ve aileleri bu durum hakkında bilgilendirilmeli, eğitilmeli ve diş hekimi kontrolleri ile ağız bakım prosedürleri sıklaştırılmalıdır. Sağlıklı popülasyona göre kemik rezorbsiyon miktarlarının yüksek ve kemik mineral yoğunluklarının düşük olması nedeniyle de hem hematologların hem de bu hastalarda ağız içi cerrahi prosedürleri planlayan diş hekimlerinin ve/veya çene cerrahlarının bu konu hakkında aydınlatılmaları gereklidir. Oral cerrahi prosedürler planlanıyorsa rezorbsiyon miktarı ve mineral yoğunluklarının farklılığı göz önünde bulundurulmalı, gerekli önlemler alınmalıdır.

Alveolar kemikAlveolar kemik kaybıAğız+4
Gülin Acar
Hacettepe University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Protez kullanan ve kullanmayan tam dişsizlik olgularının tedavi sonrası ağız sağlığı ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi

Geleneksel tam protezler, tam dişsiz hastalar için önemli bir tedavi seçeneğidir. Bireylerin bir kısmının tam protez tedavisinden memnun kalmadığı ve yaşam kalitesinin azaldığı bilinmektedir. Ağız Sağlığı Etki Profili-14 (OHIP-14) ve Genel Ağız Sağlığı Değerlendirme Endeksi (GOHAI) anketleri, ağız sağlığıyla ilgili yaşam kalitesinin (OHRQoL) değerlendirilmesinde kullanılmaktadır. Bu çalışmanın amacı geleneksel tam protezler ile tedavisi tamamlanan hastaların demografik faktörlerinin, protez tecrübelerinin, sistemik hastalıklarının OHIP-14 ve GOHAI ölçekleri aracılığı ile, ağız sağlığı ile ilişkili yaşam kalitesi ile ilişkisinin incelenmesi ve bu ölçeklerin karşılaştırılmasıdır. Çalışmamızda, Uşak Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Protetik Diş Tedavisi Anabilim Dalı'nda tam protez tedavisi gerçekleşmiş 353 hastaya; cinsiyet, yaş gibi demografik bilgileri, protez tecrübesi, varsa önceki protezlerini kullanım süresi, gece protez kullanımı ve sistemik hastalıkları ve GOHAI ile OHIP-14 anketlerinin cevapları toplanmış ve istatistiksel analizi gerçekleştirilmiştir. GOHAI ve OHIP-14 ölçekleri güvenilir bulunmuş ve aralarında yüksek korelasyon tespit edilmiştir. Tecrübe varlığının GOHAI ölçeği davranışsal etkiler alt boyutu ile OHIP-14 ölçeği psikolojik rahatsızlık, sosyal yetersizlik ve handikap alt boyutlarını etkilediği görülmüştür. Yaş, tecrübe süresi, hekim tavsiyesine uyma ve gece protezleri çıkarma etkenlerinin ağız sağlığı ile ilişkili yaşam kalitesine etkisi bulunduğu tespit edilmiştir. Sistemik hastalık varlığı ve ilaç kullanımının, OHIP-14 ölçeğinin yalnızca psikolojik rahatsızlık alt boyutu arasında ilişki tespit edilmiştir. Cinsiyet, hipertansiyon ve diabetes mellitus varlığının ağız sağlığı ile ilişkili yaşam kalitesine herhangi bir etkisi olmadığı görülmüştür. Sonuç olarak, geleneksel tam protez kullanan bireylerin ağız sağlığı ile ilişkili yaşam kalitelerinin çeşitli faktörlere göre etkilendiği ve GOHAI ve OHIP-14 ölçeklerinin tam protez tedavi sonuçlarını değerlendirmek için etkili olabileceği tespit edilmiştir.

Ağız sağlığıDental protezlerTakma diş-tam+2
Merve Ünal Yakar
Uşak University
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Ebeveynlik stilleri, çocuğun dental anksiyete durumu ve ağız diş sağlığı ilişkisi

Ebeveynlik stillerinin, çocuğun dental anksiyetesi ve ağız ve diş sağlığına olan etkisi, gelişmeye başlayan bir konudur. Ülkemizde bu konudaki çalışmaların sayısı oldukça sınırlıdır. Çalışmamızda, ebeveynlik stillerinin, Uşak Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'ne başvuran 3-12 yaş arası çocukların ağız ve diş sağlığı ve dental anksiyeteleri üzerindeki etkisini değerlendirmek amaçlanmıştır ve 524 çocuk hasta ve ebeveynlerinin verileri incelenmiştir. Çocuklar 3-6 ve 7-12 olmak üzere iki yaş grubu altında incelenmiştir. Ebeveynlik stilleri, Ebeveynlik Stilleri ve Boyutları Anketi ile, çocuğun anksiyetesi tüm çocuklarda Modifiye Yale Preoperative Anksiyete Skalası ve nabız ölçümü, 3-6 yaş grubunda Modifiye Çocuk Dental Anksiyete Skalası (yüzler versiyonu), 7-12 yaş grubunda Çocuk Korku Değerlendirme Skalası-Dental Alt Ölçeği ile, ağız sağlığı ise dft/DMFT, ICDAS, plak indeksi ve gingival indeksler ile kaydedilmiştir. Örneklemde, %97,7 oranında demokratik ebeveynlik stili tespit edilmiştir. İzin verici ebeveynliğin erkek çocuklara, kız çocuklarına kıyasla daha fazla uygulandığı ve izin verici ebeveyni olan çocukların, demokratik ebeveyni olanlara göre daha yüksek anksiyeteye sahip olduğu bulunmuştur (p=0,006 ve p=0,041). Demokratik ebeveynlerin, çocuğunun olumlu beslenme alışkanlıkları geliştirebilmesindeki kontrolü, izin verici ebeveynlere göre daha yüksek bulunmuştur (p=0,029). Ebeveynlik stilinin çocuğun dental anksiyetesine etkisi olduğu tespit edilirken, ağız sağlığı üzerinde direkt etkisi bulunamamıştır ancak ağız ve diş sağlığı alışkanlıklarına etkisi olduğu tespit edilmiştir. Ebeveynlik stilinin, çocuğun dental anksiyetesine ve ağız diş sağlığına etkisi ile ilgili daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyulmaktadır.

Aile otorite stilleriAna-babaAna-baba tutumu+7
Işıl Kaçmaz
Uşak University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Diş hekimliği fakültesi'ne başvuran hastalarda COVID-19 pandemisinin ağız ve diş sağlığı üzerindeki etkileri

Dünya genelindeki koronavirüs pandemisi, yaşam alışkanlıkları, ağız bakımı ve diş tedavilerini etkilemektedir. Çalışmada yetişkin bireylerin COVID-19 pandemisi süresince demografik özellikleri, beslenme ve yaşam alışkanlıkları, sistemik hastalıkları, ağız bakımları ve dental sorunları ve çözümleri araştırılmıştır. Yaş aralığı 18-75 olan 303 kişiye demografik bilgiler ve pandemi ile ilgili anket formu dağıtılmıştır. 'Basitleştirilmiş Oral Hijyen İndeksi' kullanılarak ağız bakımları kaydedilmiştir. Bulguların kategorik değişkenlerinin incelenmesinde örneklem boyutunun varsayımının (n>5) karşılandığı durumlarda Pearson Ki-Kare testi, karşılanmadığında ise Fisher's Exact testi yapılmıştır. Analizlerde IBM SPSS Statistics 25 programı kullanılmıştır. Genç, bekar, eğitim seviyesi yüksek ve kadın katılımcılarda ağız bakımı ve sağlığına verilen önemin daha yüksek olduğu, endişe seviyesi ile ağız bakımının arttığı gözlenmiştir. Katılımcıların en sık olarak eğer diğer tüm yollar başarısız olursa diş hekimine gitme yolunu seçtiği gözlenmiştir (p<0,05). Pandemi süreci ağız sağlığı ve bakım alışkanlıklarını etkilemiştir. Bilgilendirmenin bulaşıcı hastalıklarda ağız sağlığının arttırılmasında önemli bir role sahip olduğu düşünülmektedir.

AnksiyeteAğız sağlığıCOVID 19+4
Buse Kesgin
Uşak University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Uşak Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesine başvuran hastaların sağlık okuryazarlığı ve tedavi gereksinimi arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Ağız ve diş sağlığı ile genel sağlık ayrılmaz bir bütündür. Bireylerin sağlık okuryazarlığı seviyesi genel sağlığı etkilediği gibi ağız ve diş sağlığını da etkilemektedir. Ağız sağlığının kötü olması, yapılması gereken tedavilerin artmasına sebep olduğu için sağlık sistemi üzerindeki yükün artmasına neden olur. Koruyucu tedavilerin uygulanması ileri seviyedeki tedavilere ihtiyaç olmasının önüne geçer ve sağlık alanında yapılan harcamaların azalmasını sağlar. Literatürde çürük sayısı ile sağlık okuryazarlığı seviyesi arasındaki ilişkinin incelendiği çalışma sayısı yeterli değildir. Diş çürüğü kendi başına genel sağlığı etkilemese de ilerlediği durumda kanal tedavisi, periodontal problemler ve diş çekimine sebep olarak çene eklemi problemleri, sindirim zorluğu ve estetik görünüşteki bozulma sebebiyle psikolojik problemlere neden olabilir. Çürük prevelansının azaltılması için bireylerin sağlığın korunması konusunda bilinçlendirilmesi gerekmektedir. Ancak kültürel farklılıklar ve beslenme alışkanlıklarnın farklı olması gibi sebeplerle toplumlar arasında çürük prevelansı, sağlık okuryazarlığı seviyesiyle her zaman ilişki göstermeyebilir.

Ağız sağlığıDiş hastalıklarıDiş çürükleri+4
Özhan Yağcı
Uşak University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Mukogingival problemi olan hastaların periodontal estetik algısının ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı klinik rutinde çok sık karşılaştığımız mukogingival problemlerden olan anterior bölgedeki diş eti çekilmesi ve diş eti büyümesini ile ilişkili bireylerin periodontal estetik algısını ve yaşam kalitesini değerlendirmektir. Çalışmamıza periodontal sağlıklı, kronik inflamatuar diş eti büyümesi ve Cairo Tip1 diş eti çekilmesi teşhisi konulmuş 184 birey dahil edildi. Periodontal klinik durumlarını değerlendirmek amacıyla, plak indeksi (PI), gingival indeks (GI), sondlamada kanama indeksi (SKI), klinik ataşman seviyesi, (KAS), çekilme derinliği (ÇD) ölçümleri yapıldı. Sonrasında bireylere ait sosyoekonomik ve demografik veriler ve oral hijyen alışkanlıkları kaydedildi. Periodontal estetik algı, periodontal estetik algı sakalası(PAPS) ile ağız sağlığı ile ilişkili yaşam kalitesi (OHRQoL) ise Ağız Sağlığı Etki Profili-14 (OHIP-14) ölçeği kullanılarak değerlendirildi. Verilerin istatistiksel analizinde tanımlayıcı istatistiksel metotları, Shapiro-Wilk Testi, Kruskall-Wallis testi, Mann-Whitney U Testi, Chi-square analizi, Spearman's korelasyon analizi kullanıldı. PI, GI, SK, değerleri en yüksek diş eti büyümesi grubunda, en düşük periodontal sağlık grubunda bulundu. PAPS-T, PAPS-E ve PAPS-P skorları en yüksek periodontal sağlıklı grupta bulundu. PAPS-E skoru diş eti çekilmesi ve diş eti büyümesi için benzerdi. PAPS-P skoru diş eti büyümesi grubunda en düşüktü. Fonksiyonel kısıtlılık değeri hariç diş eti çekilmesi ve diş eti büyümesi grubunda OHIP skorlarında fark gözlemlenmedi. Fonksiyonel kısıtlılık değerinde en yüksek skor diş eti büyümesinde gözlendi. Sosyal yetersizlik değeri hariç, diğer OHIP-14 alt başlıkları ve total OHIP-14 skoru en düşük değer periodontal sağlıklı grupta bulundu. Sosyal yetersizlikte gruplar arası fark bulunamadı. Çalışmamıza göre diş eti çekilmesi ve diş eti büyümesi bireylerin estetik algıları ve OHRQoL'si benzer oranda etkilenmiştir. Diş eti çekilmesi olan bireylerin periodontal estetik algıları, diş eti büyümesi olan bireylere göre daha iyidir.

Ağız sağlığıDental estetikGingival büyüme+5
Esra Özge Aydın
Uşak University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Molar insizör hipomineralizasyonu (MIH)'nun çocuklarda yaşam kalitesine etkisinin yaş gruplarına göre değerlendirilmesi

Büyük azı keser hipomineralizasyonu (BAKH), daimi birinci büyük azı ve bazen de keser dişleri etkileyen gelişimsel bir mine defektidir. Bu çalışmanın amacı, BAKH ile ağız sağlığı ile ilişkili yaşam kalitesi (OHRQOL) arasındaki ilişkiyi değerlendirmek ve bu durumun yaşa göre etkisini incelemektir. Buna ek olarak; BAKH varlığı ile diş hassasiyeti ve BAKH gözlenen çocuklardaki diş olgunluk durumu ile diş hassasiyeti arasındaki ilişki değerlendirilmiştir. Çalışmaya, 130 sağlıklı ve 130 BAKH'ye sahip toplam 260 çocuk katılmıştır. OHRQOL değerlendirmesi için Pediatric Oral Health-related Quality of Life (POQL), diş hassasiyeti değerlendirmesi için Schiff Cold Air Sensitivity Scale (SCASS) ve çocukların diş olgunluk durumunun değerlendirilmesi için Demirjian Yöntemi uygulanmıştır. Veriler; Ki Kare Testi, Fisher'ın Kesin Testi, T Testi ve Mann Whitney U testi ile istatistiksel olarak analiz edilmiştir (p<0,05). Elde edilen bulgular doğrultusunda BAKH'si olan çocukların kendi beyanına göre OHRQOL, toplam tüm ölçek skoru (p=0,014) üzerinden anlamlı düzeyde olumsuz yönde etkilenmiştir. Daha küçük yaşta BAKH gözlenen çocukların aynı yaş grubundaki sağlıklı çocuklara göre OHRQOL'si anlamlı düzeyde olumsuz yönde etkilenmiştir (p=0,005). BAKH bulunan diş/çocuklarda uyarana verilen yanıtlar anlamlı düzeyde daha fazla bulunmuştur (p<0,001). BAKH'si olan ve diş yaşı daha az olan çocukların dişlerinden alınan uyarana yanıt durumu istatitiksel olarak anlamlı düzeyde daha fazla bulunmuştur (p=0,042). Sonuç olarak bu araştırmanın limitasyonları dahilinde; BAKH ve BAKH'ye bağlı bazı komplikasyonlar nedeniyle OHRQOL'nin olumsuz yönde etkilenebileceği görülmektedir. Bu nedenle; diş hekimleri, BAKH'si olan çocuklarda OHRQOL'nin etkilenmiş olabileceğini mutlaka göz önünde bulundurmalıdır.

Azı dişleriAğız sağlığıDentin duyarlığı+3
Şeyma Kısacık
Hacettepe University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Dudak damak yarıklı çocukları olan ebeveynlerin, çocuklarının ağız diş sağlığı ve beslenme alışkanlığına dair bilgi düzeylerinin, davranış ve alışkanlıklarının değerlendirilmesi

Dudak damak yarıkları (DDY), baş boyun bölgesinde en sık görülen konjenital anomalidir. Bu çalışmanın amacı, DDY'li çocukların ebeveynlerinin çocuklarının ağız diş sağlığı ve beslenme alışkanlıklarını etkileyebilecek bilgi düzeylerinin, davranış ve alışkanlıklarının değerlendirilmesidir. Çalışmada, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Anabilim Dalı'nda takip edilmekte olan 0-18 yaş aralığındaki 343 DDY'li hastanın ebeveynlerine 52 soruluk bir online anket formu uygulanmıştır. Verilerin istatistiksel analizi Ki-kare testi, Fisher'in kesin testi ve Mann-Whitney U testi ile kullanılarak yapılmıştır (p<0,05). Elde edilen sonuçlara göre, annelerin %65,3'ü, babaların ise %73,3'ü lise ve üzeri düzeyde eğitimlidir. Eğitim düzeyi yüksek anne ve babaların ağız diş sağlığı bilgi düzeyi anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuştur (p<0,05). Lojistik regresyon analizinin sonuçlarına göre çocuğun diş fırçalama alışkanlığına etki eden faktörler annenin yaşı (OR=1,071, p<0,005), babanın gelir getiren bir işte çalışıyor olması (OR=2,089, p<0,05), annenin 1 yıldan kısa süre önce diş hekimine gitmiş olmasıdır (OR=1,995, p<0,05). Çocuğun diş macunu kullanma durumuna etki eden faktörler ise annenin yaşı (OR=1,106, p<0,05), babanın gelir getiren bir işte çalışıyor olması (OR=2,124, p<0,05), annenin 1 yıldan kısa süre önce diş hekimine gitmiş olmasıdır (OR=2,076, p<0,05). Eğitim düzeyi düşük ebeveynlerin çocuklarının şekerli ve gazlı içecek tüketimi, eğitim düzeyi yüksek ebeveynlerin çocuklarına göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksektir (p<0,005). Bu çalışmanın limitleri dahilinde, ebeveynlere ait bazı faktörlerin, DDY'li çocukların ağız diş sağlığı üzerinde etkili olabileceği bulunmuştur. Bu sebeple DDY'li çocukların ağız sağlığı değerlendirilirken ebeveynlerin de bu konuda etkili olabileceğinin göz ardı edilmemesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

Ana-babaAğız sağlığıBeslenme+7
Dilan Altun
Hacettepe University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

İhsan Doğramacı Çocuk Hastanesinde yatan hastaların ve ailelerinin ağız ve diş sağlığı ile ilgili bilgi davranış ve farkındalıklarının değerlendirilmesi

Çeşitli sağlık problemleri nedeniyle hastaneye yatan çocuklar ağız sağlığını olumsuz etkileyecek birtakım faktörlere maruz kalırlar ve bu durum hastanede yatma süresi arttıkça daha önemli hale gelmektedir. Ağız sağlığı ve genel sağlık arasındaki karşılıklı ilişki nedeniyle özellikle bağışıklık sistemi zayıf ve baskılanmış çocuk hastalar kötü ağız sağlığının sonuçlarına karşı sağlıklı olan çocuklara göre daha hassastır. Hastanede yatma sırasında çocukların ağız bakımının izlenmesinde ebeveynler temel bir role sahiptir. Ağız sağlığının korunması ve iyi ağız hijyeni uygulamalarının teşvik edilmesi, eğitimli sağlık personelinin yardımıyla, ağız sağlığını koruyucu tedbirler alınarak ve çocukların sağlığının korunmasında temel sorumluluk sahibi velilere gerekli eğitimler ve yönlendirmeler yapılarak gerçekleştirilir. Bu çalışma hastanede yatmakta olan çocuk hastaların ve ebeveynlerinin ağız sağlığı ve bakımı konusundaki genel bilgi, farkındalık ve alışkanlık düzeylerinin ölçülmesi amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Hacettepe Üniversitesi Girişimsel Olmayan Araştırmalar Etik Kurulu Başkanlığı'ndan onay alındıktan sonra veriler, Hacettepe Üniversitesi İhsan Doğramacı Çocuk Hastanesi servislerinde yatmakta olan çocuk ve ailelerine uygulanan bir anket formu aracılığıyla toplanmıştır. Yaşları 0-18 yaş arasında değişen toplam 412 çocuğun ortalama yaşı 9,23±5,12 olup %54,1'i erkektir. Çocukların hastanede en yüksek yatma nedeni %10,4 ile pnömoni'dir. Ortalama hastanede yatma süresi 18,79 gün olarak bulunmuştur. Hastanede yatan çocukların %73,3'ünde en az bir kronik hastalık varlığı, %62,6'sında en az bir ilaç kullanımı bulunmaktadır. Çocukların ev ortamında %91,7 olan diş fırçası veya diş temizleme süngeri bulunma yüzdesi hastane ortamında %49,5'e düşmüştür. Ev ortamında %58,9 olan düzenli diş fırçalama yüzdesi hastane ortamında %30,3'e düşmüştür. Çocuklarının ev ve hastane ortamında diş fırçalama alışkanlıkları ile annelerin eğitim düzeyi ve anne-babaların diş fırçalama alışkanlıkları arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Sonuç olarak, hastanede yatmanın çocukların ağız bakım alışkanlıklarını olumsuz yönde etkilediği görülmüştür. Bu nedenle hastanede yatan hastaların ağız sağlığının geliştirilmesi ve doğru ağız bakım alışkanlıklarının kazandırılabilmesi için ailelerin, hastanede görevli doktor ve hemşirelerin ve çocuk diş hekimlerinin iş birliği içerisinde olduğu programların geliştirilmesi gerekmektedir.

AileAğız sağlığıBilgi düzeyi+4
Tuğba Dalgara Çam
Hacettepe University
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Astımlı çocuklarda ağız sağlığı ve ilaç kullanımının tükürük özelliklerine etkisi

Astım özellikle çocuklarda sık görülen kronik rahatsızlıklardan biridir. Kullanılan ilaçlar ve ağız solunumu ağız sağlığını etkilemektedir. Bu durumun sağlıklı ve astımlı çocukların ağız sağlığı ve tükürük biyofiziksel parametrelerinde bir farklılık oluşturup oluşturmadığının incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada sağlıklı ve astımlı 5-13 yaş arası 72 çocuğun ağız sağlığı taraması yapılıp tükürük örnekleri alınmıştır. Alınan tükürük örnekleri üzerinde pH ve element analizi yapılmıştır. Yapılan tüm istatistiksel analizler için p<0,05 değeri anlamlılık düzeyi olarak kabul edildi. Sağlıklı ve astımlı çocukların ağız sağlığı parametrelerinden DMFT, dmft, DMFS, dmfs, molar kapanış, open bite, over jet, ağız solunumu, yüksek damak, çapraz kapanış, dişlerde renkleşme ve erezyon indeksi değerleri karşılaştırılmıştır. Bu değerler arasında yüksek damak değeri astımlı çocuklarda sağlıklı çocuklara göre anlamlı derecede yüksek olduğu sonucuna ulaşıldı(p<0,05). Astımlı çocuklar kendi aralarında ilaç kullanım sürelerine göre 4-5 ay ve 6-12 ay şeklinde gruplandırılarak analiz edildiğinde ise çapraz kapanış değerinin ilaç kullanım süresi ile artığı ve bu değerin anlamlı olarak yüksek olduğu sonucuna varıldı(p<0,05). Sağlıklı ve astımlı çocuklardan alınan tükürük örneklerinde pH değeri Radiometer ABL800 Basic cihazıyla, element analizi ise ICP-OES cihazı kullanılarak gerçekleştirildi. Sağlıklı ve astımlı çocuklarda pH, As, B, Cr, Cu, Fe, Mg, Mn, Ni, Se, Si, Zn, Ca ve P değerleri karşılaştırıldı. Yapılan analiz sonucunda B(p<0,01), Cr(p<0,05), Fe(p<0,01) ve Zn(p<0,05) değerleri astımlı çocuklarda anlamlı derecede düşükken, Cu(p<0,01) ve Si(p<0,01) değerleri astımlı çocuklarda daha yüksek değerde olduğu tespit edildi. Bu araştırma, kullanılan ilacın ağız sağlığı ve tükürük biyofiziksel özellikleri üzerinde belirgin etkileri olduğunu ortaya koymuştur. Özellikle astım hastalarının düzenli ağız sağlığı kontrollerinin, ilaç kullanımına bağlı olası sorunların önlenmesinde kritik öneme sahip olduğu belirlenmiştir. Tükürük parametrelerindeki değişikliklerin izlenmesi, erken müdahale ve koruyucu yaklaşımlar için bir fırsat sunmaktadır. Bu bulgular, ilaç kullanımının ağız sağlığı üzerindeki etkilerinin göz ardı edilmemesi gerektiğini vurgulamaktadır. Farklı yaş grupları ve uzun süreli ilaç kullanımı üzerine yapılacak daha geniş kapsamlı çalışmalar, elde edilen sonuçların genelleştirilmesine ve klinik pratiğin iyileştirilmesine katkı sağlayacaktır.

AstımAğız sağlığıElementler+3
Dilek Dursun
İstanbul University-Cerrahpaşa · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Çocuklarda obezitenin ağız kokusu ve ağız sağlığına etkisinin değerlendirilmesi

Obezite, vücuttaki yağ oranının normal değerlerin üstüne çıkması olarak tanımlanmaktadır. Obezitenin tüm dünyada yaygın bir problem olması, hem genel hem de ağız ve diş sağlığına olan etkilerini araştıran çalışmaların artmasına neden olmuştur. Bu çalışmada, çocuklarda fazla kilo ve obezitenin ağız sağlığı ve ağız kokusuna etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya Hacettepe Üniversitesi, Diş Hekimliği Fakültesi, Çocuk Diş Hekimliği Anabilim Dalı'na başvuran 10-13 yaş aralığındaki 295 çocuk katılmıştır. İlk aşamada, ebeveynlerden hem onlara hem de çocuklarına yönelik soruları içeren anketleri cevaplamaları istenmiştir. Çocukların ağız ve diş sağlığı durumu değerlendirilmiş, boy-kilo-bel çevresi ve ağız kokusu ölçümleri yapılmıştır. Ağız ve diş sağlığı durumu; DMFT/DMFS, dmft/dmfs ve ICDAS II indeksleri, plak indeksi, gingival indeks ve Winkel dil kaplaması indeksi kullanılarak değerlendirilmiştir. Ağız kokusunun ölçümünde sülfür monitorizasyonu yöntemi kullanılmıştır. Elde edilen veriler Ki-kare testi, Fisher'in kesin testi ve Mann-Whitney U testi ile istatistiksel olarak değerlendirilmiştir (p<0,05). Araştırmaya katılan 136 erkek ve 159 kız çocuğun ortalama yaşı 11,63±1,05'tir. Çocukların 111'i (%37,6) fazla kilolu-obez-morbid obez, 184'ü (%62,4) zayıf-normal kiloludur. Zayıf-normal kilolu grup ile fazla kilolu-obez-morbid obez grupları DMFT/DMFS, dmft/dmfs, ICDAS II, plak ve gingival indeksleri açısından karşılaştırıldığında, iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır. Zayıf-normal kilolu grup ile fazla kilolu-obez-morbid obez grubu arasında ağız kokusu açısından istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır. Fazla kilolu-obez-morbid obez grubunun %24,3'ünde, zayıf-normal kilolu grubun ise %14,7'sinde ağız kokusu tespit edilmiştir. Çalışmamızda fazla kilolu-obez-morbid obez grubunda zayıf-normal kilolu çocuklara göre daha fazla ağız kokusu görülmüştür. Zayıf-normal kilolu grubunda dil kaplamasının varlığı ile ağız kokusu arasındaki ilişki anlamlı iken, fazla kilolu-obez-morbid obez grubunda bu ilişki anlamlı değildir. Tüm bu bulguların ışığı altında, fazla kilo ve obezitenin çocuklarda dil kaplamasından bağımsız olarak ağız kokusuna neden olabileceği ve diş hekimlerinin bu konuda farkındalıklarının olması gerektiği sonucuna varılmıştır.

AğızAğız kokusuAğız sağlığı+4
Fatma Dilara Baysan
Hacettepe University
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

İliak kemik grefti ile rekonstrüksiyon yapılmış hastalarda implant destekli protez sonrası klinik implant başarısı, ağız sağlığı etki profili (ohip-14) ve hasta memnuniyeti değerlendirmesi

İleri derecede atrofik çenelerin dental implantlar ile rehabilitasyonu amacı ile otojen kemik grefti ile rekonstrüksiyonu maksillofasiyal cerrahide en sık uygulanan tedavi seçeneklerindendir. Otojen greftler, osteojenik ve non-immünolojik özellikleri nedeniyle günümüzde halen 'altın standart' olarak kabul edilmektedir. İliak krest ise büyük kemik defektlerinde ogmentasyon için en sık tercih edilen otojen kemik greft kaynağıdır. Dental implantlar için klinik başarı terimi; hekimin tedavi süresince teknik başarısı ve implantın osseointegrasyonu ile belirlenmesine rağmen tedavinin hastalar üzerinde yarattığı etkileri kapsamamaktadır. Bu doğrultuda implant başarı kriterlerinin başarıyı ifade etmekte yetersiz kaldığı kabul edilmiş, bu da son yıllarda, hasta odaklı değerlendirme, ağız sağlığı ile ilgili yaşam kalitesi kavramı ve hasta memnuniyeti gibi kavramları popüler hale getirmiştir. Bu çalışmanın amacı, ileri derecede atrofik çenelerin anterior iliak kemik grefti ile rekonstrüksiyonu sonrası dental implantlar ve implant destekli protezler ile rehabilitasyonu yapılan hastaların OHİP-14 skalası ile ağız sağlığı yaşam kalitesinin belirlenmesidir. Ayrıca, Likert tipi sorular ile hazırlanan memnuniyet anketi ile hastaların uygulanan tedaviye ilişkin memnuniyet derecelerinin ve periodontal indeksler ile implantların periodontal sağlık durumlarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmamız sonucunda elde edilen tüm bulgular değerlendirildiğinde, ileri derecede atrofik çenelerin anterior iliak krestten alınan blok kemik grefti ile rekonstrüksiyonu ve sonrasında implant ve protetik rehabilitasyonunun yaşam kalitesi üzerine pozitif etkileri olduğu, bu etkinin zamanla daha da arttığı; hastaların bu prosedürle ilişkili memnuniyet derecelerinin yüksek olduğu ve bu tedaviye ilişkin beklentilerinin yüksek oranda karşılandığı görülmüştür. Periodontal sağlık durumu değerlendirildiğinde ise plak indeksi ve gingival indeks değerleri arasında pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu, bu değerler arttıkça cep derinliğinde de artış olduğu, her iki indeks değerinin de erkeklerde, ileri yaş grubunda, sigara içen grupta ve posterior bölgelere yerleştirilmiş implantlarda daha yüksek olduğu görülmüştür. Peri-implant cep derinliğinin erkek hastalarda ve posterior bölgelere yerleştirilmiş implantlarda daha yüksek ölçülmesi istatistiksel anlamlı bulunmuştur.

Ağız sağlığıDental implantasyonDental implantlar+5
Kardelen Öykü Tanır
Hacettepe University
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Çubuk İlçesi'indeki devlet okullarında 2018-2019 eğitim öğretim yılında öğrenim gören 4.sınıf öğrencilerinde florürlü vernik uygulama sıklığı ve ebeveynlerinin ağız diş sağlığı bilgi ve uygulamaları

Ağız ve diş hastalıkları birçoğu önlenebilir olmasına rağmen görülme sıklığı yüksek hastalıklar olup, hastalık yükünün büyük bir kısmını diş çürüğü ve diş eti hastalıkları oluşturmakta, özellikle diş çürüğü okul çağı çocuklarının büyük çoğunluğunu etkileyen küresel bir halk sağlığı sorunu olmayı sürdürmektedir. Diş çürüğü ile mücadelenin temelini diyet şeker tüketim miktar ve sıklığının azaltılması ve florür kullanımı oluşturmaktadır. Kesitsel tipteki bu araştırma ile Çubuk İlçesi'nde 2018-2019 Eğitim Öğretim yılında devlet okullarında eğitim gören dördüncü sınıf öğrenci ebeveynlerinin, florürlü vernik uygulamasına yaklaşımları, bu uygulamanın çocuklarına yapılma sıklığı ve ebeveynlerin, uygulamayla ilişkili ağız diş sağlığı bilgi ve uygulamalarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Hacettepe Üniversitesi Girişimsel Olmayan Klinik Araştırmalar Etik Kurulu ve gerekli diğer Kurum izinlerin alınmasını takiben 13 devlet ilkokulunda araştırmaya katılmayı kabul eden 513 dördüncü sınıf öğrencisinin ebeveyni ile çalışma gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya katılan ebeveynlerin %87,7'sini anneler %12,3'ünü babalar oluşturmaktadır ve yaş ortalaması 35,37± 5,88'tür. Ebeveynlerin %30,2'si günde en az iki kez dişlerini fırçaladığını; yalnızca %5,3'ü yılda en az bir kez kontrol amaçlı diş hekimine gittiğini belirtmektedir. Ebeveynlerin 4. sınıftaki çocuklarının ana sınıfından itibaren 5 yıllık florürlü vernik uygulama kayıtları da incelenmiştir. Ana sınıfında florürlü vernik uygulamasına ebeveynlerin %64,0'ı izin verirken, 4. sınıfın bahar yarıyılında %31,0'inin izin verdiği görülmektedir. İlçe merkezinden katılan ebeveynlerde (p=0,014), çocukların lise ve üstü okul bitiren annelerinde (p=0,013) ve babalarında (p=0,007) florürlü vernik retlerinin istatistiksel olarak anlamlı olarak daha yüksek olduğu görülmüştür. Florürlü vernik uygulaması ile ilgili sınıf öğretmenine danıştığını (p<0,001) belirten ebeveynlerde anlamlı ölçüde izin verme daha fazla iken, ağız diş sağlığı bilgilerini internetten edindiğini belirten ebeveynlerde (p=0,044) anlamlı olarak retler daha yüksektir. Milli Eğitim Bakanlığı ile işbirliği içinde öğretmenlerin florürlü vernik uygulaması ile ilgili bilgi ve motivasyonlarının arttırılarak programdaki rollerinin güçlendirilmesi önemlidir.

Ankara-ÇubukAğız sağlığıBilgi düzeyi+7
Melike Kara
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Bir meslek yüksekokulunda kapsamlı ağız diş sağlığı bilgisi ölçüm aracının Türkçeye uyarlanması ve ağız diş sağlığı bilgi düzeyinin değerlendirilmesi

Ağız ve diş sağlığı (ADS) genel sağlığın ayrılmaz bir parçasıdır. Halk sağlığının önemli çalışma konularından biri ADS'nin geliştirilmesi ve korunmasıdır. Metodolojik nitelikteki bu araştırmada ağız ve diş sağlığı okuryazarlığı (ADSOY) alanında geliştirilmiş bir ölçüm aracı olan Kapsamlı Ağız ve Diş Sağlığı Bilgisi Ölçüm Aracı (CMOHK)'nın Türkçeye uyarlanması, bir meslek yüksekokulunda ADSOY düzeyinin belirlenmesi, bazı sosyodemografik özellikler ve davranış özellikleri ile ilişkisinin incelenmesi amaçlandı. Araştırma grubunu Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Meslek Yüksekokulu'nda 2018-2019 Bahar Dönemi'nde kayıtlı, 18-25 yaşları arasındaki araştırmaya katılmayı kabul eden 314 öğrenci oluşturdu, 307 adet form araştırmaya dahil edildi. Verilerin analizinde SPSS programı ile tanımlayıcı istatistikler, Ki-kare testi, Mann Whitney U testi ve Kruskall Wallis testleri yapıldı. Geçerliliğin değerlendirilmesinde dil geçerliliği, yüzey geçerliliği, kapsam geçerliliği, yapısal geçerlilik adımları, Türkçeye uyarlanmasında International Test Comittee ve Dünya Sağlık Örgütü tarafından önerilen adımlar izlendi. Güvenilirlik analizleri kapsamında iç tutarlılık katsayıları sırası ile: Cronbach alfa için 0,70; Kuder-Richardson-20 (KR-20) için 0,71 ve iki yarı için 0,71 olarak hesaplanarak, Türkçe-CMOHK (T-CMOHK), ADSOY alanında bir eksikliği gideren, geçerlilik ve güvenilirlik kriterlerini karşılayan bir araç olarak bulundu. Analizler sonucunda katılımcıların ortalama puan değeri 14,21±3,49, ADSOY düzeyi %38,8'i (n=119) zayıf, %33,9'u (n=104) orta, %27,3'ü (n=84) iyi olarak bulundu. T-CMOHK'nin, ADS davranışları ile ADSOY arasındaki ilişkiyi incelemek üzere farklı sosyoekonomik özelliklere sahip, daha geniş gruplarda uygulanması önerilmektedir. Böylece aracın geçerlilik ve güvenilirliğinin pekişmesi ve ülkemizde ADS sorunları ile ilgili ihtiyaçları saptayabilmek mümkün olacaktır.

Ağız sağlığıBilgi düzeyiDiş sağlığı araştırmaları+5
Özlem Ekmekçi Güner
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

5-8 yaşları arasındaki çocuklarda ağız diş sağlığı ile çiğneme ve yutma fonksiyonlarının değerlendirilmesi

Çiğneme, yutma gibi orofasiyal fonksiyonlarında oluşabilecek bozukluklar hava yolunun korunmasını tehlikeye atabilir, yetersiz beslenme ve dehidrasyon problemlerine yol açabilir. Bu çalışmanın amacı sağlıklı çocukların orofasiyal fonksiyon performansı ile ağız sağlığı durumu arasındaki ilişkiyi değerlendirmektir. Tanımlayıcı nitelikteki bu çalışmada; Çocuk Diş Hekimliği Kliniğine başvuran 400 (ortalama yaş 78.02 ± 12.12 ay, 200 erkek) çocuğun orofasiyal fonksiyonları değerlendirmek için çeşitli ölçekler (Karaduman Çiğneme Performansı Ölçeği (KÇPS), Yeme Değerlendirme Aracının Pediatrik versiyonu (PEDI-EAT-10), Nordic Orofasiyal Test-Tarama (NOT-S) protokolü kullanıldı. Ağız sağlığı durumunu değerlendirmede ise DMFT, DMFS, dmft, dmfs indeksleri (çürük (D, d), eksik (M, m) ve dolgu (F, f) diş (t) veya yüzey (s); ve Uluslararası Çürük Tespit ve Değerlendirme-II Sistemi (ICDAS-II) kullanıldı. KÇPS'ye göre çocukların %58'i seviye 0 (fonksiyonel yutma), %35.8' i seviye 1 (Gıdayı bolusa çevirmekte güçlük çekiyor) ve % 6.3'ü seviye 2 (molar diş bölgesinde gıdayı tutmakta güçlük çekiyor) olarak bulundu. KÇPS seviyeleri ile DMFT, dmft, Dt, dt, Mt, mt değerleri arasındaki ilişkilerin ki-kare testi ile değerlendirilmesi sonucunda istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulundu. (sırasıyla p = 0.044, p = 0.009, p = 0.008, p = 0.000, p = 0.032 ve p = 0.003) Çocukların %13.4'ünün toplam PEDI-EAT-10 puanı 3 veya daha yüksekti. NOT-S'ye göre, çocukların sadece %3,0'ının orofasiyal fonksiyonla ilgili herhangi bir sorunu yoktu ve en çok etkilenen alanlar "Alışkanlıklar" (%51.0), "Yüz İfadesi" (%49.3) ve "Çiğneme ve Yutma" (%45.3) olarak bulundu. Sonuç olarak, tanımlanmış herhangi bir hastalığı olmayan sağlıklı çocuklar orofasiyal fonksiyonlarını yeterli ve etkili biçimde sürdüremeyebilir. Bu nedenle çocukların ağız muayenesi sırasında özellikle yoğun çürük veya eksik diş varlığında orofasiyal işlevlerin farklı ölçeklerde değerlendirilmesi erken tanı ve gerekli önlemlerin alınması için yardımcı olabilir.

Ağız hastalıklarıAğız sağlığıDişler+3
Şeyma Öztürk
Hacettepe University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Kronik böbrek hastalığı olan çocuklarda ağız diş sağlığı durumunun değerlendirilmesi

Kronik böbrek hastalığı; çeşitli etiyolojik faktörlere bağlı olarak nefronların ilerleyici ve geri dönüşümsüz hasarı sonucu gelişen, glomerüler filtrasyon hızında azalma ile karakterize böbrek fonksiyonlarındaki kronik bozukluk durumudur. Kronik böbrek hastalığı ya da bu hastalıkta uygulanan tedaviler bireyin ağız ve diş sağlığını olumsuz etkileyebilir. Hastalığın şiddetine, evresine ve süresine bağlı olarak ağız ve diş sağlığı üzerindeki etkileri farklılık göstermektedir. Bu araştırmanın amacı; kronik böbrek hastalığı olan ve olmayan çocukların ağız bakımı ve beslenme alışkanlıklarını, ağız sağlığı durumlarını, ağız kokusu varlığını, tükürük parametrelerini ve kronik böbrek hastalığı olan çocuklarda ağız sağlığı ile ilgili bazı serum parametrelerini değerlendirmektir. Araştırma, Hacettepe Üniversitesi Girişimsel Olmayan Araştırmalar Etik Kurulu tarafından onaylanmıştır. Araştırmaya Hacettepe Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı, Çocuk Nefrolojisi Bilim Dalı'nda takip edilen kronik böbrek hastalığı olan çocuklar ve Hacettepe Üniversitesi, Diş Hekimliği Fakültesi'ne çeşitli şikayetler ile başvuran sağlıklı çocuklar dahil edilmiştir. Velilerden yazılı onam alındıktan sonra, çocukların ve velilerinin bazı sosyo-demografik özellikleri ve ağız bakımı ve beslenme alışkanlıkları uygulanan anket aracılığı ile öğrenilmiştir. Diş çürüğü ile ilişkili kayıtlar dmft/dmfs, DMFT/DMFS ve ICDAS II indeksleri; diş eti sağlığı ile ilişkili kayıtlar plak indeksi (Pİ), gingival indeks (Gİ), OHİ-debris ve OHİ-calculus kullanılarak oluşturulmuştur. Ağız kokusu ise sülfür monitorizasyonu yöntemi ile değerlendirilmiştir. Buna ek olarak tükürük ile ilişkili parametrelerden uyarılmamış tükürük akış hızı (ml/dk), pH'ı ve tamponlama kapasitesi değerlendirilmiştir. Ayrıca kronik böbrek hastalığı olan çocuklarda; primer hastalık grubu, renal replasman tedavisi türü, kullanılan ilaç grupları ve serum hemoglobin düzeyi değerlendirilmiştir. Araştırmaya katılan çocuklar 4-20 yaş aralığındadır. Kronik böbrek hastalığı olan 63 çocuğun (35 erkek, 28 kız) ortalama yaşı 13,76±3,97 iken kronik böbrek hastalığı olmayan 72 çocuğun (31 erkek, 41 kız) ortalama yaşı 12,14±2,98'dir. Kronik böbrek hastalığı olan çocukların ortalama dmft, dmfs, DMFT, DMFS indeksleri sırasıyla 1,41±2,43; 3,94±8,17; 1,07±1,93 ve 1,77±3,78'dir. Kronik böbrek hastalığı olmayan çocukların ortalama dmft, dmfs, DMFT, DMFS indeksleri ise sırasıyla 4,16±2,42; 10,03±7,21; 2,23±3,19 ve 4,64±9,13'dür. Buna göre; dmft/dmfs ve DMFT/DMFS indeksi ortalamaları, sağlıklı çocuklarla karşılaştırıldığında kronik böbrek hastalığı olan çocuklarda istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha düşüktür (p<0,05). Kronik böbrek hastalığı olan çocuklarda en yüksek yüzdede (%30,2) ICDAS-2 skoru, kronik böbrek hastalığı viii olmayan çocuklarda en yüksek yüzdede (%40,3) ICDAS-5 skoru bulunmuştur. Kronik böbrek hastalığı olan ve olmayan çocuklar arasında ICDAS indeksi skorları dağılımı açından istatistiksel olarak anlamlı fark vardır (p<0,05). Kronik böbrek hastalığı olan çocukların ortalama OHİ-debris ve OHİ-calculus değerleri sırasıyla 1,74±1,10 ve 0,41±0,52; kronik böbrek hastalığı olmayan çocukların ise bu değerleri sırasıyla 1,04±0,62 ve 0,09±0,21'dir. Kronik böbrek hastalığı olan çocukların ortalama plak ve gingival indeksleri sırasıyla 1,46±0,64 ve 0,65±0,50 iken; kronik böbrek hastalığı olmayan çocukların ise sırasıyla 1,13±0,50 ve 0,78±0,39'dur. Buna göre OHİ-debris, OHİ-calculus ve plak indeksi ortalamaları kronik böbrek hastalığı olan çocuklarda istatistiksek olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur(p<0,05). Kronik böbrek hastalığı olan çocukların %36,4'ünde; kronik böbrek hastalığı olmayan çocukların %47,6'sında halitozis görülmüştür. Uyarılmamış tükürüğün akış hızı (ml/dk), pH'ı ve tamponlama kapasitesi ortalamaları kronik böbrek hastalığı olan çocuklarda sırasıyla 0,43±0,22; 7,89±0,46 ve 5,94±1,11 olup kronik böbrek hastalığı olmayan çocuklarda bu değerler sırasıyla 0,45±0,23; 7,52±0,30 ve 4,77±0,67'dir. Buna göre uyarılmamış tükürük pH'ı ve tamponlama kapasitesi ortalamaları kronik böbrek hastalığı olan çocuklarda istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur(p<0,05). Sonuç olarak kronik böbrek hastalığı ile ilişkili birçok metabolik ve fizyolojik değişiklik, uygulanan tedaviler, kullanılan ilaçlar; dişlerin gelişimini ve mineralizasyonunu, tükürük yapısını ve kompozisyonunu ve bunlara bağlı olarak dişlerdeki çürük varlığını, diş eti sağlığını ve ağız kokusu durumunu etkilemektedir. Çocuk diş hekimleri, çocuklarda kronik böbrek hastalığında görülebilecek ağız sağlığı problemlerinin farkında olmalıdır. Kronik böbrek hastalığı olan çocuklara ve ailelerine ağız diş sağlığının, ağız bakım alışkanlıklarının ve düzenli diş hekimi kontrollerinin önemi vurgulanmalıdır.

Ağız hastalıklarıAğız kokusuAğız sağlığı+5
Özge Bektaş
Hacettepe University
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Herhangi bir nedenle diş hekimine başvuran seçilmiş bir grup 5-6 yaş çocuklarda ağız sağlığı ile ilişkili yaşam kalitesinin değerlendirilmesi ve bunun diş çürüğü ile olası ilişkisinin incelenmesi

Çocukluk çağında ağız sağlığı problemleri önemli bir halk sağlığı sorunudur. Ağız sağlığı ile ilişkili yaşam kalitesi değerlendirmeleri (OHRQoL) genel sağlığın ve iyi olma halinin bir yansımasıdır. Kesitsel tipteki analitik bu araştırmada, herhangi bir nedenle diş hekimine başvurmuş, 5-6 yaş çocukların yaşam kalitelerinin değerlendirilmesi ve bu yaş çocukların yaşam kalitesi düzeylerinin erken çocukluk çağı çürüğü ile ilişkili olup olmadığının incelenmesi hedeflenmiştir. Hacettepe Üniversitesi (H.Ü.) Tıp Fakültesi Girişimsel Olmayan Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'ndan izin alınmasını takiben, herhangi bir nedenle H.Ü. Diş Hekimliği Fakültesi Pedodonti kliniğine başvuran ve çalışmaya katılmayı (ebeveyn ve kendisi) kabul eden toplam 200 çocuğun, ağız içi muayeneleri yapılmış, diş çürükleri ve ilişkili veriler dmft/s, ICDAS (International Caries Detection and Assessment System) II ve pufa indeksleri kullanılarak kaydedilmiştir. Yaşam kalitesi değerlendirmeleri ECOHIS (The Early Childhood Oral Health Impact Scale) ölçeği kullanılarak yapılmıştır. Çalışmada yer alan çocukların % 51,5' i kız çocuk olup, % 53,0' ü altı yaşındadır. Tüm çocukların % 85,5' inde EÇÇ (Erken Çocukluk Çağı Çürüğü), %67,0' sinde ICDAS indeks çürük kategorisine göre ileri seviyede çürük ve %35,0' nde pufa bulgusu görülmüştür; % 14,0 çocukta en az bir dişin etkilendiği dental travma hikayesi olduğu öğrenilmiştir. Çocukların ortalama (±ss) ECOHIS skoru 20,79±22,0 olup; EÇÇ'ü olan ve olmayan çocuklarda sırasıyla, 23,54±8,12 ve 4,55±8,4 olarak bulunmuştur ve aralarında görülen bu fark istatistiksel olarak anlamlıdır (bağımsız gruplar için t testi p <0,001). Çocukların EÇÇ durumu ile toplam ECOHIS skorları arasında pozitif yönde, orta düzeyde güçte ve istatistiksel olarak anlamlı (r=0,510; p <0,001, Spearman test); ICDAS indeks sistemine göre almış oldukları en yüksek çürük skorları ile ECOHIS skorları ise pozitif yönde, iyi derecede korele olup, gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı (r=0,655; p<0,001, Spearman test) bulunmuştur. Çocukların yaşam kalitesinde negatif etkilenim olup olmama durumu tek değişkenli lojistik regresyon analizi ile incelendiğinde: Anne ve babanın eğitim durumları, çocuğun diş hekimine gidip gitmemiş olma durumu, çocuğun ICDAS çürük sınıflamasına göre hangi seviyede olduğu, ağzında EÇÇ olma durumu istatistiksel olarak kuvvetli düzeyde etkili faktörler olarak bulunmuştur (p<0,001). Araştırmadaki 5-6 yaş okul öncesi dönemdeki çocuğun ve ailesinin ağız sağlığı ile ilşkili yaşam kalitesi skorlarının yüksek olduğu ve EÇÇ olmasının yaşam kalitesini negatif etkilediği sonucuna varılmıştır. Diş hekimleri ve özellikle pedodontistlerin ağız-diş sağlığına ilişkin tanı ve tedavi planlamasında çocukların fonksiyonel ve estetik açılardan değerlendirilmelerinin yanı sıra ağız bulgularının çocuğun yaşamına nasıl etki ettiğinin, dolayısı ile, çocuğun psikolojik ve sosyal sağlığının da bir bütün olarak ele alınması önemlidir. Anahtar Kelimeler: Yaşam kalitesi, okul öncesi, çocuk, diş çürükleri, pedodonti

Ağız sağlığıDiş çürükleriDiş çürütücü ajanlar+4
Cansu Özşin Özler
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Lösemili çocuklarda "çocuklar ve gençler için ağız bakım rehberi" kullanımının oral mukozit gelişimine etkisi

Araştırmaya Haziran 2019 - Ağustos 2019 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Hastanesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Hematoloji Kliniği'nde bakım ve tedavisi devam eden, lösemi tanısı almış, araştırmanın sınırlılıklarına uyan 2-18 yaş grubu 30 çocuk ve ebeveynleri dahil edilmiştir. Veri toplama aracı olarak "Çocuk ve Ebeveyn Bilgi Formu" ve "Çocuklar ve Gençler İçin Ağız Bakım Rehberi ve Oral Bakım Protokolü" kullanılmıştır. Verilerin toplanması çocuğa kemoterapi tedavisi başlanmadan bir gün önce başlayıp 21 gün boyunca sürmüştür. Çocuk ve ebeveynden her sabah çocuğun ağız içini araştırmacı tarafından temin edilen abeslang ve bir ışık kaynağı ile rehbere göre değerlendirmesi istenmiştir. Rehberden alınan toplam puana göre ağız bakımı yapma sıklığı belirlendikten sonra ağız bakım protokolündeki adımları takip etmesi istenmiştir. Araştırmadan elde edilen verilerin analizi SPSS 25.0 programında; sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, Shapiro-Wilk, Spearman korelasyon analizi ile incelenmiştir. Çocukların %86,7'sinin akut lenfoblastik lösemi tanısı ile izlendiği, %33,3'ünün tedavi süresinin 0-1 ay olduğu, %76.7'sinin aldığı kemoterapi kür sayısının 1-5 kür arasında değiştiği görülmüştür. Çocukların %86,7'si ağız içini her gün kontrol ettiği ancak %80'nin düzenli olarak ağız bakımı yaptığı saptanmıştır. Ağız bakımını düzenli yapmama nedeni olarak %16.7 oranında ağız bakımını yapmayı sevmedikleri belirlenmiştir. Oral mukozit oluşumunda en şikayetçi oldukları durum %53,3 oranında ağrının olması olarak saptanmıştır. Çocukların kemoterapi tedavisi süresine göre oral mukozitin 0-6 ay tedavi görenler için 6.40±6.58 gün, 6 ay ve üzeri tedavi alanlar için 10.75±5.03 gün sürdüğü belirlenmiştir. Çocukların 'Çocuklar ve Gençler İçin Ağız Bakım Rehberi'nden aldıkları puanlar ile; mukozit evresi, ağrı puanı, nötrofil sayısı ve trombosit sayısı arasındaki ilişki anlamlı bulunmuştur (p<0.01). Sonuç olarak; lösemili çocuklarda 'Çocuklar ve Gençler İçin Ağız Bakım Rehberi'nin oral mukozitin erken dönemde fark edilmesini sağladığı ve rehber ile hergün ağız değerlendirmesi yapılmasına ek olarak düzenli ağız bakımı yapılmasının oral mukozit derecesine etki ettiği saptanmıştır. Bu konuda örneklem sayısının fazla, randomize kontrollü deneysel araştırmaların yapılması önerilmektedir.

Ağız hastalıklarıAğız sağlığıGençler+6
Özlem Alemdar
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Ağrı felaketleştirmenin dental anksiyete ve ağız sağlığına bağlı yaşam kalitesi ile ilişkisi: Ağrı felaketleştirme ölçeği çocuk (AFÖ-Ç) ve ebeveyn (AFÖ-E) Türkçe geçerlilik güvenirlilik çalışması

Tıbbi ve dental tedaviler esnasında ağrı hissedileceği endişesi sık rastlanan durumlardan biridir. Ağrı felaketleştirme, ağrılı uyaranlara karşı abartılı olumsuz bir yönelim olarak tanımlanmıştır. Bugüne kadar yapılan çok sayıda araştırma, ağrılı uyarana maruz kalan katastrofik bireylerin, katastrofik olmayan bireylere göre daha fazla ağrı ve duygusal stres yaşadıklarını göstermiştir. Çocuk diş hekimliğinde ağrı felaketleştirme konusu dental literatürde yeni bir kavramdır. Ebeveynlerin çocukları üzerinde ne ölçüde ağrı felaketleştirmeye yol açtığının değerlendirilmesi bir başka önemli konudur. Çalışmamızda AFÖ-Ç ve AFÖ-E ölçeklerinin geçerlilik ve güvenirlilik çalışmalarını geniş bir örneklem grubuyla yaparak dilimize kazandırmayı amaçladık. Ayrıca öncü nitelikte olan çalışmamızda; yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi (ilkokul, ortaokul, lise, üniversite, yüksek lisans), ekonomik durum (çok düşük, düşük, orta, yüksek), ağız sağlığı alışkanlıkları (diş fırçalama sıklığı, diş hekimine gitme sıklığı, diş hekimine en son ne zaman gidildiği, kendi diş sağlığını değerlendirme, daha önce görülen dental tedavilerin türü ve bu tedavilerde yaşanan ağrı deneyimi), ağız-diş sağlığı kriterleri (plak indeksi, gingival indeks, DMFT/dmft indeksi), dental anksiyete ve ağız sağlığına bağlı yaşam kalitesi ile ağrı felaketleştirme arasındaki nedensellik ilişkisini yol analizi kullanarak değerlendirmeyi amaçladık. Necmettin Erbakan Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Pedodonti kliniğine rutin muayene amacıyla başvurmuş, 8-14 yaş aralığındaki 317 hasta üzerinde gerçekleştirilmiş çalışmamızın birinci basamağında; AFÖ-Ç ve AFÖ-E skalalarının kültürler arası geçerlilik ve güvenirlilik çalışması yapılmış, ikinci basamağında ise; bu skalalar kullanılarak çocuklar ve ebeveynlerdeki ağrı felaketleştirme davranışı ile; yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi, ekonomik durum, ağız sağlığı alışkanlıkları, ağız-diş sağlığı kriterleri, dental anksiyete ve ağız sağlığı ile ilişkili yaşam kalitesi arasındaki ilişki değerlendirilmiştir. Hastaların dental anksiyete düzeyini ölçmek için MÇDASy, ağrı felaketleştirme düzeyini ölçmek için AFÖ-Ç ve ASİYK'yi ölçmek için 8-10 yaş ile 11-14 yaş arasına uygun olacak şekilde ÇAÖ ölçeği uygulanmıştır. Ebeveynlerin dental anksiyete düzeyini ölçmek için DAS, ağrı felaketleştirme düzeyini ölçmek için AFÖ-E ve ASİYK'yi değerlendirmek için ASİYK-BK uygulanmıştır. Çocukların ağrı felaketleştirme eğilimi göstermesinde ebeveynlerin etkisi de açıklığa kavuşturulmamıştır. Çalışmada yer alan tüm sorular ve ölçekler araştırmacı hekim (ÜA) tarafından okunarak katılımcılara birebir yöneltilmiştir. Çalışma sonuçlarımıza göre; AFÖ-E Türkçe versiyonunun, yetişkin bireylerde ağrı felaketleştirme düzeyinin değerlendirilmesi ve AFÖ-Ç Türkçe versiyonunun, 8-14 yaşlar arasındaki çocuklarda ağrı felaketleştirme düzeyinin değerlendirilmesi için geçerli ve güvenilir bir araç olarak kullanılabileceği bulundu. Kız çocuklarında ağrı felaketleştirme eğilimi daha yüksek bulunurken (p=0,001), AFÖ-E ile cinsiyet arasında ilişki bulunmadı (p=0,415). AFÖ-Ç ve AFÖ-E ile yaş arasında ilişki bulunmadı (p=0,457)(p=0,456). Çocuklarda dental anksiyete arttıkça ağrı felaketleştirme düzeyinde artış saptanırken (p<0,001), ebeveynlerde dental anksiyete ile ağrı felaketleştirme düzeyi arasında ilişki bulunmadı (p=0,052). Hem çocuklarda hem de ebeveynlerde ağrı felaketleştirme düzeyi yüksek olan bireylerin ASİYK düzeyleri düşük bulundu (p<0,001)(p=0,038). Ebeveynlerdeki ağrı felaketleştirme eğilimi arttıkça çocuklardaki ağrı felaketleştirme düzeyinde de artış rapor edildi (p=0,031). Çalışmamızın sonuçları göz önünde bulundurulduğunda, ebeveynlerdeki ağrı felaketleştirme düzeyinin çocuklar üzerinde olumsuz etkisine, dental anksiyetenin ağrı felaketleştirmede artışa ve ağrı felaketleştirmenin ASİYK'de azalmaya neden olduğuna ulaşıldığından; gelecekteki çalışmalarda klinik zorlukları azaltmak adına katastrofik bireyleri belirlemek ve anksiyete düzeylerini azaltmak amacıyla maliyet ve zaman açısından etkili yöntemler geliştirilmesi gerektiğini öngörmekteyiz. Ağrı felaketleştirme davranışı gösteren hastanın doğru bir şekilde tespit edilmesi, diş hekimi ile hasta arasında sağlıklı düzeyde iletişim kurulabilmesine, kaliteli tedavi yapılabilmesine ve hastanın sonraki randevulara daha sakin bir şekilde gelmesine yardımcı olacaktır. Dental ağrının, diş tedavisinden kaçınmanın önemli bir belirleyicisi olduğu göz önünde bulundurulduğunda, özellikle yüksek düzeyde ağrı yaşamaya eğilimi olan kişilerde etkin ağrı azaltma stratejilerinin, bireylerin ağız sağlığı üzerinde yararlı etkilere sahip olacağını düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Ağrı Felaketleştirme, Dental Anksiyete, Faktör Analizi, Geçerlilik ve Güvenirlilik, Sağlıkla İlişkili Yaşam Kalitesi

AnksiyeteAğrıAğız sağlığı+6
Ümran Akgül
Necmettin Erbakan University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kemoterapi uygulanan kanser hastalarında ağız bakım gereksinimlerinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışma kanser tanısıyla kemoterapi uygulanan hastalarda tedavi süresince oral mukoz membranların durumunu ve ağız bakım gereksinimlerinin değerlendirilmesi amacıyla gerçekleştirildi. Gereç ve Yöntem: Araştırma Ekim 2017 - Aralık 2017 tarihleri arasında İstanbul'da özel bir hastanenin ayaktan kemoterapi ünitesi, onkoloji ve hematoloji servislerinde 120 kanser hastası üzerinde yapıldı. Verilerin toplanması için Hasta Bilgi Formu ve oral mukoz mebran değerlendirme anket formu kullanıldı. Çalışmada kemoterapi tedavisi uygulanan hastaların oral mukozası gözlem yöntemiyle değerlendirildi, anket yöntemiyle ağız bakım alışkanlıkları, ağız bakımı hakkında bilgi düzeyleri, şikayetleri ve ağız bakım uygulamaları sorgulandı. Bulgular: Çalışmada hastaların yaşları 19-82 yaş arasında değişmekte ve hastaların 61'i kadın hastadan oluşmaktadır. Hastalarda sırasıyla en çok meme, kolon ve multiple myelom kanseri olduğu belirlendi. Araştırmada çıkan sonuçlar doğrultusunda hastaların en çok dil üstü ve yanları, dilaltı, damak, yanak içi, diş, diş eti ve dudaklarında şikayetleri olduğu saptandı. Hastaların ağızda yara oluşumunu önlemeye yönelik uyguladıkları yöntemlerden ve ağız yarası oluştuğunda şikayetleri azaltmaya yönelik yöntemlerden en çok kullanılan beş yöntem incelendiğinde; hastaların çoğunluğu kloroben, sodyum bikarbonat, tuzlu su, limonlu su ve bitkisel uygulamalardan yararlandığı belirlendi. Sonuç: Hemşirelere kemoterapi tedavisi süresince hastalara uygun ağız bakımı, düzenli ağız bakım değerlendirilmesi, ağız diş sağlığının korunması için hemşireler tarafından oral mukoz membranların izlenmesi, gözlem ve eğitim programlarının planlanması önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Oral mukozit, oral mukoza, kemoterapi, kanser, ağız bakım uygulamaları.

Ağız hastalıklarıAğız sağlığıHasta bakımı+7
Deniz Berk
Demiroğlu Bilim University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Kronik periodontitisli hastalarda periodontal tedavi öncesi ve sonrası çiğneme performansının ve ağız sağlığıyla ilişkili yaşam kalitesinin değerlendirilmesi

Çiğneme besin maddelerinin yutulmaya hazır hale gelmesi için yapılan ve nöromuskuler reflekslerden oluşan, nöromuskuler sistem tarafından yönetilen mandibular bir harekettir. Alveolar kemik, dişler, TME, kaslar ve ligamanlar ile periodontal ligament sağlıklı olduğunda çiğneme sisteminde okluzal bir uyum vardır. Bu uyum varlığında çiğneme sisteminin tüm bileşenleri fonksiyonel streslere dayanabilirler ve hastaların ısırma ve çiğneme yetenekleri yeterlidir. Dişlerin periodontal alan miktarının ısırma kuvvetini ve çiğneme performansını etkilediği bilinmektedir. Periodontitis nedeni ile ataşman kaybı olmuş dişlere yüksek miktarda ısırma kuvveti uygulandığında periodontal mekanoreseptörlerden iletilen bilgilerle ağrı hissedildiği ve refleks inhibisyonu nedeniyle çenenin açıldığı, bunun sonucunda da ısırma kuvvetinin dolayısıyla çiğneme performansının azaldığı bildirilmiştir. Ayrıca kronik periodontitis dişlerin farklı derecelerde mobilitesine neden olabilir. Mobilitenin çiğneme performansını azalttığı gösterilmemiştir ancak genel olarak mobil bir dişin çiğnemeye olumsuz etkisi olacağı düşünülmektedir. Ağız Sağlığı ile İlgili Yaşam Kalitesi, ağız sağlığının genel sağlık üzerindeki olumlu ve olumsuz etkilerini değerlendirip Dünya Sağlık Örgütü'nün yapı-fonksiyon-yeterlilik-katılımcılık modelini temel alarak geliştirilmiş, hastaların ağız sağlıkları ile ilgili algılarını ortaya koyan çalışma alanıdır. Ağız sağlığı ile ilgili yaşam kalitesi, ağız sağlığı araştırmalarında, klinik araştırmalarda ve klinik işlemlerin sonuçlarının incelenmesinde kullanılmaktadır. Çeşitli semptomları, problemleri ve hastaların ruhsal durumlarını sorgulayan çok yönlü ölçekler olarak değerlendirilebilir. Bu çalışmanın birincil amacı generalize kronik periodontitisli hastaların cerrahi olmayan ve cerrahi periodontal tedaviler sonrasında çiğneme performanslarının, diş mobilitelerinin, ağız sağlığı ile ilişkili yaşam kalitelerinin ayrı ayrı ve birbirleriyle ilişkilerinin değerlendirilmesidir. İkincil amaç ise generalize kronik periodontitisli hastaların çiğneme performanslarının, diş mobilitelerinin ve ağız sağlığı ile ilişkili yaşam kalitelerinin sağlıklı hastalarla kıyaslanmasıdır. Çalışmaya 20-45 yaş aralığında, 40 generalize kronik periodontitis hastası (20 test grubu, 20 kontrol grubu) dahil edilmiştir. Hastaların tedavi öncesinde, cerrahi olmayan ve cerrahi periodontal tedavilerden dört hafta sonra çiğneme performansları, mobiliteleri ve ağız sağlığı ile ilişkili yaşam kaliteleri değerlendirilmiştir. Çiğneme performası değerlendirmesinde hastalardan, silikon bir ölçü maddesinden küçük küpler haline getirilerek oluşturulan yapay test materyalini çiğnemeleri istenmiştir. Çiğnenen test materyali çoklu bir elek düzeneğinde incelenmiştir. Mobilite ölçümleri Periotest M® ile objektif sonuçlar alınarak gerçekleştirilmiştir. Ağız sağlığı ile ilişkili yaşam kalitesi ölçümleri ise ağız sağlığı etki profili ölçeğinin kısa formu olan OHIP-14'ün Türkçe versiyonu ile yapılmıştır. Generalize kronik periodontitisin cerrahi olmayan ve cerrahi tedavisinin, çiğneme performansını ve ağız sağlığı ile ilişkili yaşam kalitesini artırdığı kanıtlanmış ancak kısa dönemde mobiliteye bir etkisi olmadığı bulunmuştur. Sağlıklı bireylerin generalize kronik periodontitisli hastalara göre çiğneme performansının ve ağız sağlığı ile ilişkili yaşam kalitelerinin yüksek, mobilite değerlerinin düşük olduğu gözlenmiştir.

Ağız sağlığıPeriodontal hastalıklarPeriodontitis+3
Ali Ursavaş
Ankara University · Institute of Health Sciences
2023
00

Related subjects