Political clout
84 theses under this subject heading
Okul yöneticilerinin politik yeti düzeyleri ile informel iletişimi kullanma biçimleri arasındaki ilişki
Bu araştırma okul yöneticilerinin politik yeti düzeyleri ile informel iletişimi kullanma biçimleri arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmada betimsel ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Ölçme araçları olarak "Politik Yeti" ve "Okullarda İnformel İletişim" ölçekleri kullanılmıştır. Araştırmada evren Batman İl Merkezinde bulunan tüm resmi ilkokul, ortaokul ve liselerde görev yapan 436 yöneticiden oluşmaktadır. Araştırmada örneklem basit seçkisiz örnekleme metodu ile seçilen 211 yöneticiden oluşmaktadır. Araştırmada elde edilen bulgular paket programda düzenlenerek, frekans tabloları, homojenlik istatistikleri, geçerlilik ve güvenirlik analizleri, One Way ANOVA, Kruskal Wallis ve korelasyon analizleri tablolaştırılarak yorumlanmıştır. Araştırmada elde edilen sonuçlara göre, okul yöneticilerinin politik yetileri yüksek düzeydedir. Politik yetinin alt boyutlarından içtenliği en fazla, sosyal becerikliliği ise en az kullandıkları tespit edilmiştir. İnformel iletişimde en yüksek algı "İnformel İletişimin Kullanılma Sıklığı" ve "İnformel İletişimin Olumlu Sonuçları" alt boyutlarında görülmüştür. Yöneticilerin informel iletişimin diğer boyutlarını kullanmada temkinli davrandıkları söylenebilir. Okul türünün ve okulda çalışma süresinin politik yeti ve informel iletişim üzerinde anlamlı bir fark oluşturmadığı görülmüştür. Politik yetinin sosyal beceriklilik ve kişilerarası etki alt boyutlarında kıdem değişkenine bağlı anlamlı farklar tespit edilmiştir. Son olarak yapılan korelasyon analizinde politik yetinin geneli ve alt al boyutları ile informel iletişimin kullanılma sıklığı ve olumlu sonuçları arasında pozitif yönlü, düşük düzeyde ve anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir.
Türkiye'de çok partili dönemde bürokrasinin TBMM'de temsili ekseninde siyasete etkisi
Türkiye'de çok partili dönemde bürokrasinin siyaset kurumuna ciddi biçimde nüfuz ettiği ve demokratik siyaseti şekillendirdiği iddia edilmektedir. Bürokrasinin siyaset kurumuna iddia edildiği gibi ciddi bir şekilde etki edip etmediğini belirlemek amacıyla, bürokrasinin siyasetteki etkisinin TBMM'de temsil oranı ile doğru orantılı olduğu düşüncesinden yola çıkarak, 1946'dan 2015'e kadar geçen süreçte gerçekleştirilen toplam 17 genel milletvekili seçimlerinde seçilen tüm milletvekillerinin mesleki kökenleri incelenmiştir. Bürokrat kökenli milletvekilli, komisyon üyesi, bakan, başbakan ve cumhurbaşkanı oranlarına bakarak bürokrasinin siyasetteki etkinliği araştırılmıştır. 17 dönemin sonuçları birlikte değerlendirildiğinde bürokrat kökenli milletvekillerinin TBMM'deki ve özellikle Bakanlar Kurulu'ndaki temsil oranlarının dikkat çekici bir şekilde yüksek olduğu görülmüştür. 17 dönemin bürokrat kökenli milletvekili ortalaması % 41.3 gibi yüksek bir oranda bulunmuştur. 17 dönemde TBMM'de kurulan tüm komisyonlarda görev yapan milletvekillerinin % 39.8'nin bürokrat kökenli milletvekili olduğu saptanmıştır. 17 dönemde atanan toplam 1181 bakanın 678'inin (% 57.4) bürokrat kökenli milletvekili olduğu anlaşılmıştır.
Yerel yönetim liderliğinin siyasal yükselişe etkisi: Recep Tayyip Erdoğan örneği
Özellikle son yarım yüzyılda siyasal, ekonomik, sosyo-kültürel, iletişim ve teknolojik alanlarda dünyayı etkileyen değişim ve dönüşümlerin bir neticesi olarak ortaya çıkan küreselleşme ile birlikte; dünyada, uluslar, toplumlar ve yerel gruplar arasındaki karşılıklı ilişkiler ve etkileşimler derinleşerek genişlemiş ve hızlanmıştır. Uluslararası düzeyde ticaret yapan sermaye kuruluşlarının ticaret hacimlerini genişletme çabası, yeni üretim ve tüketim anlayışlarını ortaya çıkarmıştır. Ayrıca iletişim araçlarının baş döndürücü bir hızda gelişmesi ve yayılması ile birlikte, medya teknolojilerinin de katkısıyla bilginin paylaşımı ve kültürel etkileşim artmıştır.Tüm bunlar yaşanırken küreselleşme, ulus devlet modelini de etkilemiş ve kamu yönetimi anlayışında bazı değişiklikler yapılmasını zorunlu kılmıştır. Özellikle gelişmiş ülkeler ve dünyanın gelişmekte olan birçok ülkesinde merkezi yönetim ve yerel yönetimlerin yeniden yapılandırılması ile ilgili çalışmalar devam etmektedir.Bu çalışmalarda yerel yönetimlerin, sadece etkin, verimli ve kaliteli kamu hizmetleri sunan bir yapı olmaktan daha çok ekonomik gelişmelerde daha etkili bir rol üstlenen, kendi kaynağını oluşturan, uluslararası ilişkilerde etkili roller üstlenebilen bir yapıda olması hedeflenmiştir. Yerel yönetimlerin önem kazandığı günümüz yeni kamu anlayışı ile birlikte merkezi yönetimler, yetkilerinin bir kısmını yerel yönetimlere devretmek zorunda kalmışlardır.Ülkemizde yerel yönetimlerin tarihi pek eskilere dayanmamakla birlikte; özellikle 1980'lerden sonra çıkarılan yasalar ve 1990'larda hazırlanmaya başlanan reform paketleri ile birlikte yerel yönetimlerin güçlendirilmesi sağlanmıştır. Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi ile birlikte, bu alanda yapılan yerel siyaset de önem kazanmış ve yerel siyasetin genel siyasete olan etkisi artmıştır.Yerel siyasetin merkezinde bulunan belediye başkanlarını, yönettikleri organizasyonların yerel yönetim liderleri olarak tanımlayabiliriz. Ülkemizde, yerel yönetimlerin yakın dönemlere kadar pek fazla önemsenmediği, işlerin daha çok partilerin il ve ilçe yönetimleri aracılığı ile yürütüldüğü ancak 1990'lardan itibaren önem kazandığı göz önünde bulundurulduğunda; yerel yönetim liderliği kavramının siyaset literatüründe pek fazla kullanılmadığı görülecektir.Biz çalışmamızda; 2002, 2007 ve 2011 genel seçimlerinde büyük başarı elde ederek üç dönem üst üste T.C. Başbakanlık koltuğuna oturan AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, 1994 ile 1998 yılları arasında yerel yönetim lideri iken İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevinde gösterdiği performansı ve lider özelliklerinin siyasal yükselişine etkisini inceleyeceğiz.
2000 sonrası çağdaş Türk sanatında siyasetin izleri
Bu araştırma, 2000 sonrası Türk Sanatı'nda siyasetin izini sürerek güncel siyasi iklimin Türk sanat ortamındaki etkilerini inceler. Toplumu biçimlendirmede başat bir rol oynayan sanatçıların sanat ortamına katkıları ve siyasi söylemlerin sanatları üzerinde etkisi tartışılacaktır. 2000 sonrasında eleştirilmeye ya da onaylanmaya tamamen duyarsız, her alanı kapsayan bir değişim yaşamımızın gerçeği olmuş durumdadır. Tüm dünyadaki bu hızlı değişim Türkiye'de de paralel yansımalar gösterir. Türkiye'yi 2000'lere hazırlayan faktörler arasında küresel etkenlerin yanı sıra, 1980 Darbesi, Darbe'nin etkileri ve 90'ların toplumsal meseleleridir. Bu nedenle, çalışmada bu dönemlerin ruhuna değinilecektir. Bu dönemlerin estetik odakları üzerinde de kısaca durulması gereklidir. 2000 sonrası sanatsal üretim anlayışı üzerine bazı saptamalar yapabilmek için dönemin estetik algısını çözümlemek gereklidir. Bu niyetle, Nicolas Bourriaud'nun İlişkisel Estetik kavramı ve Jacques Rancière'in görüşleri üzerinde durulacaktır. Çağdaş sanat pratiklerini sarmalayan eleştirel söylemlerin bir bölümü yapıtların siyasi dili üzerinedir. Ülkelerde demokrasinin sağlıkla yürütülmesi de bu siyasi dili şekillendirir. Bu nedenle çalışmada Sanatsal özgürlük savunulması gereken temel bir ilkedir düşüncesiyle yola çıkılarak ifade özgürlüğü ve sansür meseleleri de incelenecektir.
Batı Anadolu beylikleri döneminde evliliklerin siyasete etkisi
Bu tez çalışmasının amacı Türkiye Selçuklu Devleti'nin son döneminde ortaya çıkmaya başlayan Batı Anadolu Beyliklerinin gerçekleştirdikleri evliliklerin sebepleri, bu evliliklerin beyliklerin kökenleri ile bağlantısının olup olmaması, evliliklerin beyliklerin siyaseti üzerine etkisini ve evliliklerin sonuçlarını ortaya koymaktır. Bu çalışmada beylikler döneminden bahseden İbn Battuta ve El-Ömeri gibi kaynaklardan, Osmanlı döneminde eser veren Aşıkpaşazâde, Neşrî, Enverî, Hasan el-Bayati gibi tarihçilerin eserlerinden, Bizans İmparatorluğu'nda eser veren Dukas, Pachymeres gibi tarihçilerin eserlerinden ve modern tarihçilerin yaptıkları çalışmalardan yararlanılmıştır. Bahsedilen bu kaynaklardan elde edilen bilgiler ile Batı Anadolu Beyliklerinin kökenleri ve siyasi tarihleri incelenmiş ve sonrasında beyliklerin yaptıkları evlilikler incelenerek bu evliliklerin sebepleri ortaya çıkarılmıştır. Anahtar Kelimeler: Batı Anadolu Beylikleri, Köken, Siyasi Tarih, Evlilik, Siyaset.
ASEAN: bölgesel bir aktör olarak ekonomik ve politik etkinliğinin incelenmesi
Bu tezde, bölgesel ve küresel ölçeklerdeki bölgesel birleşmesi ile ASEAN'ın ekonomik ve politik etkinliği tartışılmaktadır. Bu tezin öncelikli amacı ASEAN'ın, bölgesel bir bütünleşme modeli olarak politik ve ekonomik olarak bütünleşme potansiyeli ve etkinliğinin tartışılmasıdır. Bu çerçevede örgütün daha güçlü bir temsilci ve ASEAN üye ülkelerinin barış ve refah umutlarını temsil eden bir bölgesel aktör olma potansiyeli araştırılmakta ve bu amaçlara hangi yollardan ulaşılabileceği anlatılmaktadır. Tezin teorik alt yapısı, bölgeselcilik ve küreselleşme kavramlarının uluslararası hükümetlerarasıcılık ve işlevselcilik teroileri bağlamında değerlendirilmesi oluşturmaktadır. Bu çerçevede ASEAN'ın bölgesel ve küresel senaryolardaki birleşme süreci tartışılmaktadır. Bu çalışma, ASEAN'ın blokta daha güçlü, kapsamlı ve birleşmiş bir temsilci olması ve etkinliğini artırması için önerilerde bulunmak amacıyla, örgütün ekonomik ve politik güvenliğinin güncel gelişiminin analizine dayandırılmıştır. Bu tez için toplanan tüm bilgiler ve eserler, herkesin yararlanabileceği açık kaynaklardan alınmıştır. Güncel gelişimeler, öneriler ve gelecekteki durum analiz edildikten sonra, ulus devletlerin ortak çıkarları sağlanır ve örgütün tüm konularda kapsamlı dayanışmasına karar verilir, uygulanır ve güçlendirilirse, ASEAN'ın başarılı bölgesel bir işbirliği sağlayacağı kanısına varılmıştır. ASEAN'ın AB'nin bütünleşmesini örnek almasına rağmen kendi yolunu ve kimliğini inşa etme potansiyeli olduğu tezin diğer önemli çıkarımlarındandır. ASEAN farklı etnik, kültürel ve ekonomik çeşitliliğe sahip farklı gruplardan oluşmuş bir işbirliği modeli olarak kendi yolunda kendi geleceğini inşa edebilir ve gelecekte kurulacak diğer bölgesel organizasyonlar için de iyi bir örnek teşkil edebilir.
Ortaçağ sünni islam teolojisinde siyasal otorite sorunu
Bu çalışmada, Ortaçağ Sünni İslam teolojisinde siyasal otorite sorununun, hilafet kuramlarında nasıl ele alındığı sergilenmeye çalışılacak ve bu bağlamda Sünni-İslam teologlarının siyasal öğretileri incelenip, onların mirasının etkileri değerlendirilecektir. Siyaset, İslam toplumunun gündemine Muhammed'in ölümünün ardından, özellikle de siyasal otorite sorunu bağlamında yerleşmiştir. Söz konusu sorun, Sünni-İslam düşünce geleneği çerçevesinde hilafet (halifelik) kuramlarında çözümünü bulmuştur. Hilafet kuramı, normlarını ve toplumsal organizasyonun ilkelerini İlahi Yasa'dan çıkarsayan, dolayısıyla vahye dayalı bir hukuk sistemi olan Şeriat'in, siyasal alandaki hakimiyeti varsayımına dayanmaktadır. Bu bağlamda Sünni İslam teologları ideal bir İslam devletinin kendileri üzerinde tesis edileceği siyasal ilkeleri oluşturmaya çalışmışlardır. Ancak öte yandan hilafet kuramları Abbasi döneminde, yani ideal olanla siyasal gerçekliğin birbirine tekabül etmediği bir dönemde üretilmiştir. Bu nedenle bir yandan ideal bir İslam devletinin ilkelerini oluşturmaya çalışan Sünni İslam teologları, diğer yandan Abbasi dönemindeki mevcut siyasal rejimi meşrulaştırmaya çalışmışlardır. Başka bir deyişle, onlar, siyasal iktidarın eylemlerini, taleplerini ve icraatlarını din aracılığıyla meşrulaştırmışlardır.
Günümüz Türkiye'sinde Osmanlı geçmişinin siyasi amaçlarla kullanıl-ması: 'Diriliş: Ertuğrul' örneği
The Ottoman past of Turkey has always been a source of nostalgia in Turkish political history. In contemporary Turkey, the use of the Otto-man past goes beyond nostalgia and has become the central feature of neo-Ottomanism. As an ideology of adopting Turkey's political and cul-tural Ottoman legacy, the concept of neo-Ottomanism was first used during the Turgut Özal period and has been revived under the rule of the Justice and Development Party (AKP). The objective of this research is to find out the characteristics of contemporary neo-Ottomanism. A television series about the father of the founder of the Ottoman Empire, "Diriliş Ertuğrul", is analyzed in pursuit of this objective. Because the series is aired on a television channel of the state-owned Turkish Radio and Television Corporation (TRT) and is explicitly endorsed by the political elite, it represents neo-Ottomanism as a political ideology. As a result of the analysis of contemporary mass media in Turkey, it can be said that neo-Ottomanism which is represented in "Diriliş Er-tuğrul", imagines a morally superior Turkish-Islamic nation and regards Turkey as a great power that protects the Islamic World.
Hicrî III. Asırda Mu'tezile-Şia etkileşimi
Erken dönemde teşekkül etmiş olan iki mezhebin arasındaki etkileşimi incelediğimiz bu çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın genel çerçevesi, takip edilen yöntem ve çalışma esnasında kullanılan kaynaklar giriş bölümünde verilmiştir. Tezde Mu'tezile ve Şia arasındaki ilişkiler ve bunun neticesinde, çoğunlukla Şia'nın Mu'tezile'den etkilendiği fikrî yönler ispat edilmeye çalışılmıştır. Mu'tezile ve Şia, çalışmanın iki öznesi olduğu için, teşekkül süreçleri konumuz açısından önem arzetmektedir. Bu sebeple, birinci bölümde söz konusu iki mezhebin ortaya çıkışları, mezhepleşme aşamaları ve temel esasları çerçevesinde teşekkül süreçleri incelenmiştir. İkinci bölümde ise kuruluşundan hicrî üçüncü asrın sonuna kadar Abbasîlerin genel durumu kısaca ifade edilmiş, daha sonra bu dönemde Mu'tezile ve Şia'nın Abbasî iktidarı ile ilişkilerinin belirlenmesi hedeflenmiştir. Özellikle her iki mezhebin iktidar tarafından, çoğu zaman aynı dönemlerde ve aynı muamelelere muhatap olmaları, çalışmanın konusu açısından önemlidir. Siyasetin mezhepler üzerindeki etkileyici rolü, ikinci ve üçüncü asırlarda da belirleyici olmuş ve bu durum birçok açıdan Mu'tezile-Şia ilişkilerinin gelişmesinde etkili olmuştur. Üçüncü bölümde ise, iki mezhep arasındaki etkileşim erken dönemden itibaren incelenmiştir. Özellikle mihne süreci ve sonrasındaki durumları ve aralarındaki ilişkinin gelişimi, mezhepler tarihi ilkeleri çerçevesinde kronolojik olarak takip edilmeye çalışılmıştır. Yine son bölümde tespit edilebildiği kadarıyla Mu'tezile ve Şia arasındaki etkileşimin hangi konularda olduğu ve fikirlerinin süreç içerisindeki değişimi ortaya konmuştur. Anahtar Kavramlar: Mu'tezile, Şia, Mezhep, Siyaset, Etkileşim
1929 dünya ekonomik krizi ve Türkiye'ye etkileri
24 Ekim 1929 yılında ABD'nin New York şehrinde borsaların ani değer kaybı ile başlayan ekonomik kriz kısa süre içerisinde önce ABD'yi ardından tüm dünyayı etkisi altına almıştı. Yaşanan kriz bilinen iktisadi anlayışın değişmesini ve ekonomide yeni modellerin ortaya çıkmasını sağlamıştı. Başta ABD olmak üzere krizden etkilenen diğer Avrupa ülkeleri de çeşitli tedbirler almak yoluyla krizi olabilecek en az hasarla atlatmaya çalışıyordu. Krizin etkilerinin ciddi şekilde hissedildiği ülkelerden biri olan Türkiye Cumhuriyeti, çeşitli tedbirler almak yoluyla krizi atlatmaya çalışmıştı. Bu noktada krizin iktisadi sonuçlarının yanında önemli siyasi ve sosyal sonuçları da olmuştu. Bu alanda yapılan çalışmalar daha çok krizi ekonomik boyutları ile inceliyordu. Krizin ekonomik sonuçlarının yanında siyasi ve toplumsal etkilerinin incelenmesi ve bu alana katkı sağlamak maksadıyla tez çalışmamızı yaptık. Kaynak olarak dönemin basın kaynakları, gazete haberleri ve çeşitli akademik yayınlar kullanıldı. Yapılan incelemeler krizin gerek toplumun gerekse devletlerin iktisadi anlayışlarında önemli değişim ve dönüşümlere yol açtığını gösterdi
Filistin'de ikinci intifada; Sosyal, ekonomik, siyasi, askeri, güvenlikle ilgili sonuçlar 2000-2005
Palestine is an Arab country located in the heart of the Middle East, which links West Asia and North Africa. It is one of the countries that had embraced many civilizations and had been a cradle for various religions during the course of the history. Therefore, Palestine is endowed with an important location and characterized by the beautiful nature and atmosphere of the Mediterranean Sea. These characteristics have always made it an attraction center for occupation forces with an aspiration to control the country. This study dwells upon domestic development of Palestine and particularly the ramifications of the case known as the Second Intifada between 2000 and 2005 in terms of economy, society, politics and military. Due to its nature of complications causing a substantive effect on the Palestinian society, the Second Intifada addresses in this study bears great importance. The study further touches upon the decline of Palestinians' morale during the Second Intifada due to being subject to psychological pressure which caused nervousness. In this regard, the history of the second Intifada in Palestine is a case that cannot bear indifference since it is also a part of the conflict between Palestinians and Israelis. This study sheds light on the compelling humanitarian situation as well as devastated economy in Gaza and West Bank during the Second Intifada showing the severe death toll for Palestinians particularly in Gaza and West Bank. In this context, the study examines the Second Intifada in-dept and focuses on how this incident affected politics towards the Palestinians residing in the region. Nonetheless, the failure of negotiations between Palestinians and Israelis during the Second Intifada led Palestinians to give up hope for their political rights. Moreover, Israeli military oppression on Palestinian people in the West Bank and Gaza has increased along with repression, which has led to serious security concerns. In the light of these developments, the study elaborates on the severe effects imposed by the Second Intifada on the Israeli political reality in terms of social, economic, military and other aspects of life. In addition, the main reasons for Israeli withdrawal from Gaza Strip in September 2005 is also explored in the study as well as its political, economic and security-related implications. Thus, this study is essentially developed within the framework of monitoring and analyzing the political, military and economic implications of the withdrawal. In this thesis, the Second Intifada (uprising) in Palestine and its social, economic, political, military and security effects between the years 2000 and 2005 and the Israeli withdrawal from Gaza in 2005 will be explained in detail under the framework of two hypotheses. My hypotheses are: 1- Along with the increase of violence, Israel's campaign of revenge against civilians is also incrementing and 2-Violence by the Israeli occupation forces against civilians can be referred to a negative effect on high morals during the Second Intifada and the Withdrawal. Furthermore, the following questions are targeted to be answered: What are social, economic, political, military and security effects of the Second Intifada as well as the Israeli withdrawal from Gaza in 2005 in local and global scale? Keywords: Palestine, West Bank, Gaza, Israel, Hamas, Fatah, Intifada, Withdrawal
Kitle iletişim araçlarının seçmen davranışları üzerine etkisi: kütahya il merkezi örneği
Özellikle 20. Yüzyılda insanların hayatlarına etkili bir şekilde giriş yapan kitle iletişim araçları, toplumsal değişimi hızlandıran bir güç haline gelmiştir. İletişim teknolojilerindeki hızlı değişim ve gelişim, kitle iletişim araçlarını hayatın her alanına dahil etmiş, bireylerin siyasal davranışları ve tercihleri üzerinde çok etkili olmasına neden olmuştur. Bu bağlamda çalışmanın birinci bölümünde; literatür taraması yapılarak kitle iletişim araçları detaylı olarak ele alınmıştır. İlk başta kitle ve kitle iletişim kavramları açıklanmıştır. Daha sonra kitle iletişim araçları yazılı, işitsel ve görsel-işitsel olmak üzere üç gruba ayrılarak detaylı olarak incelenmiş ve kitle iletişim araçlarının işlevleri açıklanmıştır. İkinci bölümde; seçmen davranışlarını etkileyen faktörler tek tek irdelenmiş, bu faktörler arasında yer alan kitle iletişim araçlarının etkisi teorik açıdan ele alınarak bu konuyla ilgili model ve kuramlar incelenmiştir. Son bölümde ise; kitle iletişim araçlarının seçmen davranışları ve tercihleri üzerine etkisi, Kütahya İl Merkezinde ikamet eden 383 adet seçmene anket yöntemi uygulanarak analiz edilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kitle, Kitle İletişimi, Kitle İletişim Araçları, Seçmen, Seçmen Davranışları.
Hipodrom takımlarının II. Theodosios ve Herakleios dönemleri arasındaki siyasi ve sosyal etkileri (408-641)
Bizans İmparatorluğunun başkenti olan Konstantinopolis'in en önemli yapılarının başında olan hipodrom, imparatorluğun başlangıcından itibaren eğlencenin, kültürün ve politik olayların merkezi konumunda yer almıştır. Birçok önemli etkinliğe ve olaya ev sahipliği yapan bir mekân olan hipodromda, oyunlar ve yarışlardan sorumlu, taraftar grupları olan Maviler ve Yeşiller hizipleri, özellikle Bizans erken döneminde oldukça önemli bir yere sahiptir. Bu araştırmanın temel amacı, İmparator II. Theodosios (408-450) ve Herakleios (610-641) devirleri arasındaki süreçte hipodrom hiziplerinin, tarihçiler tarafından halen tartışılmakta olan devlet üzerindeki siyasi ve sosyal etkilerini ve rollerini incelemektir. Erken Bizans döneminde hiziplerin önemine değinilerek, sebep oldukları ayaklanmaların, kent haydutluklarının ve şiddet eylemlerinin siyasi ve sosyal içeriği ve bu olayların arka planındaki nedenler araştırılmıştır. Ayrıca hiziplerin hipodromda halk ile imparator arasındaki aracı olarak rolü ve hiziplerin siyasi bir yönünün, öneminin ve amacının olup olmadığı incelenmiştir. Hiziplerin belirli bir politik gündeminin olmadığı ancak politik, sosyal ve kültürel yaşamda etkin rol oynadıkları ortaya çıkmıştır.
18.yy siyasi hayatının klasik Türk şiirine etkileri
Edebî eserler, bir milletin geçmişini, medeniyet vasıflarını ortaya koyan çok önemli kaynaklardır. Bir milletin medeniyet vasfını, sanatkârlarına, yazar ve şairlerine, bestekârlarına; yani sanat eserlerine bağlı olarak değerlendirmek, yanlış bir tutum olmayacaktır.Edebî eserin bizatihi kendisi, öznel olması yönüyle, tarih bilimine kaynaklık eden yazılı metinlerden ayrılmaktadır. Bunun içindir ki; bir olayın değerlendirilmesi, vakanüvislere göre farklı şair ve sanatkârlara göre farklı olacaktır. Zira sanatkârın arzu ve telaşı, dış dünyanın mutlak gerçekliğinden ziyade, onun kendisi zâviyesinden görünümü ve yansımasıdır. Dolayısıyla, tarihî bir metindeki doğruluk, divanlarda yer alan bir manzumede, şairin içinde bulunduğu cemiyet hayatı ve bu hayatın şartları; şairin görev yaptığı makam ve o anki hâlet-i ruhiyesine göre değişecek ve şekillenecektir.Bu çalışmamızda, divan şairlerinin siyasi olay ve kişilere yaklaşımını, onlar karşısında tutum ve davranışlarını, içinde bulundukları şartları da göz önünde tutarak değerlendirmeye çalışacağız. Zira divan edebiyatına isim veren ve şairlerin şiirlerinin toplu olarak bulunduğu divanlar, özellikle bu divanlardaki kasideler ve tarih kıt'aları, sadece edebiyat araştırmacısı için değil, tarih bilimcilerinin, sosyo-kültürel alanda çalışmalar yapan araştırmacıların da faydalanabileceği hususiyetleri ihtiva etmektedir.18. yüzyıl siyasî hayatının divanlara yansıması ve etkilerini konu alan tez çalışmamızda, 54 divan üzerinde yapılan çalışmaları (kitap, doktora tezi ve yüksek lisans tezi) inceledik. Bunların dışında, bu yüzyıla ait 44 divan daha tespit etmemize rağmen, bazıları üzerinde tenkitli metin çalışmasının yapılmaması ve bazılarının da çeşitli sebeplerden dolayı YÖK tarafından kısıtlanması sonucu, bu divanları inceleme şansımız olmadı. Tespit edebildiğimiz ve inceleyemediğimiz diğer divanlar, araştırmamızın problemleri bölümünde ayrıca gösterilmiştir.Çalışmamız, dört ana bölümden oluşmaktadır. Bu bölümler,1. 18.Yüzyıl Divan Şairlerinin Dönemin Devlet Adamlarına Bakışı2. 18.Yüzyıl Divanlarında Yer Alan Siyasi Olaylar3. 18. Yüzyıl Sosyal Hayatında Meydana Gelen Bozulmaların Siyasete Yansıması4. Şair ve Siyaset İlişkisibaşlıklarını taşımaktadır.Şairlerin devlet adamlarını ve siyasi gelişmeler karşısındaki tutumları, bir bütün halinde verilmiş, aynı şahıslara ve olaylara farklı şairlerin bakış açıları ortaya konulmaya çalışılmıştır.Bunların değerlendirmeleri gerek ilgili bölümde ele alınmıştır.Bu tutum ve davranışlarda,bakış açılarında bir edebî eser ile tarih belgesi arasında ne gibi farklılıklar olabileceği, olay ve kişilere bakışlardaki farklılıklardan yola çıkılarak genel değerlendirmenin yapıldığı sonuç kısmında ayrıca ele alınıp değerlendirilmiştir.Sosyal Hayattaki Bozulmaların Siyasete Yansıması bölümünde ise, halkın yaşayış ve kültür özelliklerinden ziyade, konumuz gereği, siyasi gelişmelerin ve olayların halk tarafından algılanması yönü üzerinde durulmuş; bu meyanda, idarecilerin, halkın zihniyeti, tavırları şiirlerde aranmış ve ortaya konulmaya çalışılmıştır.Şair ve Siyaset ilişkisinin değerlendirildiği dördüncü bölümde ise, şairlerin hayatları ve bulundukları mevkileri ile siyasi ilişkilerinin divanlara yansıması ele alınarak, şair-siyaset ilişkisinin manzumelerde nasıl ve niçin yer aldığı tespit edilmeye çalışılmış; her şairin, hâmisi ve diğer siyasî kişilere yönelik yazdığı manzumelerin,şiir ve beyit bazında sayısı grafiklerle gösterilmiştir.Bu durum, şair-hâmî ilişkisini ortaya koymakta şüphesiz daha yol gösterici olacaktır.Divan sahibi olup da, manzumelerinde siyasi kişilere veya olaylara yer vermeyen şairlerin durumları da,yine her şairinin ismi altında teker teker ele alınmış ve değerlendirilmiştir.Anahtar Kelimeler: 18.yy Divanları, Siyasi Olaylar, Şair, Siyaset
28 Şubat süreci öncesi ve sonrası sosyal bilgiler programında yaşanılan değişimlerin eğitim ve siyaset ilişkisi bağlamında incelenmesi
Mevcut çalışma ile Türkiye Cumhuriyeti siyasi tarihinde önemli bir dönüm noktası olan 28 Şubat Süreci'nin eğitimi nasıl etkilediği, Sosyal Bilgiler Dersi Öğretim Programının 28 Şubat Süreci öncesinde nasıl olduğu ve sonrasında ne gibi değişiklikler yaşadığının ortaya konulması amaçlanmıştır. Çalışmada, konu ile ilgili tezler, makaleler, konferans bildirileri gibi akademik eserlerden ve Milli Eğitim Bakanlığı'nın yayımlamış olduğu programlardan yararlanılarak doküman analizi yapılmıştır. Yapılmış olan analizler sonucunda; Türkiye Cumhuriyeti darbeler tarihi, Sosyal Bilgiler dersinin Dünya'da ve Türkiye'deki tarihsel gelişimi, 1985-1986 eğitim öğretim yılı Sosyal Bilgiler Programında yaşanılan değişiklikler, 28 Şubat 1997 yılında Milli Güvenlik Kurulu toplantısında hazırlanan, 18 madde ile gerçekleştirilmiş olan ve Post-Modern bir darbe olarak adlandırılan 28 Şubat'ın gelişimi, 28 Şubat sonrasında Sosyal Bilgiler Dersi Öğretim Programındaki değişiklikler, incelenmiş ve değerlendirilmesi yapılmaya çalışılmıştır. Sosyal Bilgiler dersi 1968 yılı itibari ile Türkiye'deki öğretim programlarına girmiş ve uzun süre okutulmaya devam etmiştir. Türkiye Cumhuriyeti'nde gerçekleşmiş olan 1980 Darbesi sonrasında ise 1985 tarihinde yapılan düzenleme ile Sosyal Bilgiler dersi 6 ve 7. sınıflarda kaldırılmış ve yerine Milli Tarih, Milli Coğrafya ve Vatandaşlık Bilgisi dersleri müfredata eklenmiştir. Yapılan uygulama, ülke içerisinde Sosyal Bilgiler dersinin gelişimini durdurmuştur. 1997-1998 eğitim öğretim yılına kadar devam eden bu durumun ardından, 28 Şubat 1997 yılında toplanan Milli Güvenlik Kurulu toplantısında, 8 yıllık kesintisiz ve zorunlu eğitim kararı ile Milli Tarih Milli Coğrafya dersleri 6 ve 7. sınıf müfredatından kaldırılmıştır. Kaldırılan bu derslerin yerine 6 ve 7. sınıflarda, haftada 3'er saat olacak şekilde tekrardan Sosyal Bilgiler dersi okutulmaya başlanmıştır. Sosyal Bilgiler dersinin ülke içerisinde yaşadığı serüvene bakıldığında, gerçekleşen siyasi durumların, uygulanan eğitim sistemleri üzerindeki etkisini görmemek mümkün değildir. Mevcut çalışma ile eğitim ve siyasetin ilişkisi, Sosyal Bilgiler Dersi Öğretim Programının Türkiye Cumhuriyeti siyasi tarihinde gerçekleşmiş olan darbeler sonucunda, geçirdiği değişimler üzerinden değerlendirilmeye çalışılmıştır.
Bir baskı grubu olarak TÜSİAD'ın iç ve dış politikada etkisi
Bu çalışmada siyasal alanda yaşanan gelişmelerin örgütlü sivil topluma etkisi, TÜSİAD'ın baskı grubu kategorisinde değerlendirilmesini gerekli kılan unsurlar, baskı gruplarının farklı demokrasi sistemleri içindeki yeri ve bir baskı grubu olarak TÜSİAD'ın siyasal alana katılımının iç ve dış politika üzerindeki etkileri incelenmiştir. Çalışma beş bölümden meydana gelmektedir. Çalışmanın birinci bölümünde tezin temel sorunsalı, iddiası, yöntemi ve amacı ortaya konmuştur. Literatür çalışması adlı kısımda tezi, baskı grupları ve TÜSİAD hakkında yapılan diğer çalışmalardan farklı ve özgün kılan unsurlar belirtilmiştir. Çalışmada kullanılan yöntem, araştırma soruları ve bu sorulara yönelik geliştirilen hipotezler de bu bölümde yer almaktadır. İkinci bölümde sivil toplum düşüncesine ve devlet sivil toplum ilişkisine yönelik görüşler aktarılmıştır. Türkiye'de baskı gruplarının siyasal gelişmelere bağlı değişim süreci ve baskı grubu tanımlaması içinde TÜSİAD'ın yeri incelenmiştir. Bu bölümde TÜSİAD'ın neden bir baskı grubu olduğu, STÖ'lere benzeyen ve onlardan ayrışan yönleri anlatılmaya çalışılmıştır. Üçüncü bölümde liberal, temsili, çoğulcu demokrasi ve radikal demokrasiler çerçevesinde baskı gruplarının siyasal alana katılımı incelenmiştir. Bu bölümde ayrıca Türkiye'de baskı gruplarının siyasal alana katılımı ele alınarak baskı gruplarına yönelik yaklaşımlar değerlendirilmiştir. Dördüncü bölümde TÜSİAD'ın kuruluşuna yakın dönemde Türkiye'nin siyasi ve ekonomik konjonktürü anlatılarak TÜSİAD gibi bir kuruluşun meydana gelmesini zaruri kılan siyasi ve ekonomik olgulara vurgu yapılmış, TÜSİAD'ın kurumsal yapısı anlatılmıştır. Bu bölümde TÜSİAD'ın iç politikayı etkileme gayretleri ve bu bağlamda kullandığı yöntemler, siyasal alanda oluşturduğu etki ve tepki, kronolojik sıralama ile ele alınmıştır. TÜSİAD'ın benzer yöntemler kullanarak devam ettirdiği dış politikayı etkilemeye yönelik çabaları ve bunun Türkiye'nin dış politikası üzerinde yarattığı etki ise beşinci bölümde "TÜSİAD'ın Dış Politika Üzerindeki Etkisi" başlığı altında incelenmiştir. Çalışmanın son bölümünde yapılan araştırmada elde edilen sonuçlar ve bu sonuçlara hangi dayanak noktalarından hareketle ulaşıldığı anlatılmaya çalışılmıştır. Araştırmadan çıkarılan sonuçlar şu şekildedir: Askeri müdahaleler, anayasa değişiklikleri, iktidar değişimleri vb siyasal alanda yaşanan tüm gelişmeler, birçok sivil örgüt gibi TÜSİAD'ı da etkilemiştir. TÜSİAD sanılanın aksine STÖ değil, bir baskı grubudur. Liberal temsili demokrasi, baskı gruplarının siyasal alana katılımına fırsat vermektedir ancak temsili sistemde yaşanan sıkıntılar nedeniyle çoğulcu yapının tehlikeye girme ihtimali söz konusudur. Bu bağlamda radikal demokrasi kuramlarının, siyasal katılıma yönelik yaklaşımları göz önünde bulundurulmalıdır. TÜSİAD'ın bir baskı grubu olarak iç politikaya katılımı tarihsel olarak değişkenlik göstermiş, geçmişte siyasi iktidarları etki altına alabilirken son dönemlerde bu etkinin erozyona uğradığı gözlemlenmiştir. TÜSİAD'ın Türkiye'nin dış politikasını etkileme gayretleri ise ticari ilişkilerini yoğun biçimde devam ettirdiği ülke ve bloklarla Türkiye'nin ilişkilerini iyi tutma anlayışıyla sürdürülmektedir. Bu bağlamda TÜSİAD'ın dış politikada ağırlıklı olarak Türkiye'nin AB ve ABD ile ilişkileri üzerinde etki kurmaya gayret gösterdiği tespit edilmiştir.
Köle ticaretinin XIX. yüzyılda Sudan'ın sosyal, siyasal ve iktisadi yaşantısına etkileri
Kölelik genelde Afrika kıtası, özelde ise Sudan'da önemli bir olgu olarak tarihi süreçte büyük bir rol oynamıştır. Zenci köle kaynağı olan kıtadaki köleliğin etkileri ağır olmuş, bu etkiler çeşitli şekillerde Sudan'ı şekillendirmiş, günümüzde de şekillendirmeye devam etmektedir. Sudan tarihinin en hızlı ve canlı dönemi XIX. yüzyıldır. Bu yüzyıl Sudan'da köle ticaretinin artmasına rağmen aynı zamanda kölelik ve köle ticaretinin yasaklanmaya çalışıldığı bir dönem olması sebebiyle ayrı bir önem kazanmıştır. Kölelik ve köle ticareti özellikle XIX. yüzyılda meydana gelen ve tarihi dönüm noktalarını oluşturan olayların sebebi, tetikleyicisi veya sonucudur. Bu çalışma, köle ticaretinin XIX. yüzyılda Sudan'ı sosyal, siyasal ve iktisadi olarak nasıl etkilediğini ortaya çıkarmayı hedeflemiştir. Bu amaçla I. Bölümde; öncelikle Sudan'ın yönetim hakkını elinde bulunduran Osmanlı Devleti'ndeki kölelik uygulamaları üzerinde durulmuştur. II. Bölümde; Sudan'daki köleliğin tarihi süreci aktarıldıktan sonra XIX. yüzyılda Sudan ve Darfur'daki kölelik hakkında bilgi verilmiştir. Ayrıca Mehmed Ali Paşa'nın Sudan'a gelişi, köle ticareti üzerinden değerlendirilmiş ve köle ticaretinin Sudan'da sultanlık (derebeyilik) yapılanmasına ne şekilde sebep olduğu açıklanmıştır. III. Bölümde; Köleliğin, Sudan ve bağlantılı bölgelerde köleliğin devamı veya kaldırılması için yapılan faaliyetler açıklanmıştır. Ayrıca XIX. yüzyıl son çeyreğinin önemli bir gelişmesi olan Mehdi isyanı ve kölelik ile ilişkisi üzerinde durulmuştur. IV.Bölümde; kölelik ve köle ticaretinin Sudan'a olan çeşitli alanlardaki etkileri incelenmiştir. Ayrıca kölelik ve köle ticaretinin etkilerinin Sudan'ı günümüzde nasıl etkilemeye devam ettiği üzerinde durulmuştur.
Coğrafyanın siyasete etkileri- İbn-i Haldun ve Montesquieu'nün görüşlerinin karşılaştırılması
Tarihsel bir olayı bilimsel olarak ele alabilmek için üç unsura ihtiyaç vardır: Zaman, mekân ve insan. Ancak genel eğilim, olayları tarihsel boyutta ele almaktır. Mekân boyutu göz ardı edilmektedir. Olayların üzerinde gerçekleştiği mekân boyutu önemlidir. Mekân; edilgen değildir, dinamik ve değişkendir. Toplumsal ve siyasal olayların temel faktörleri olan birey ve toplum üzerinde etkilidir. Mekân boyutunun en somut ifadesi coğrafyadır. Coğrafya, çeşitli unsurlardan oluşmaktadır. Bu unsurlar yeryüzüne homojen olarak dağılmamıştır. Bu nedenle gelişmişlik seviyelerine bağlı olarak her birey ve toplumu farklı şekillerde etkilemektedir. Bu etki, tarihin ilk dönemlerinden itibaren birçok düşünürün ilgisini çekmiştir. Bu düşünürler arasında İbni Haldun ve Montesquieu öne çıkmaktadır. Çünkü, bu iki düşünür, coğrafya ile siyaset arasındaki ilişkiyi kendi medeniyetlerinde sistemli ve kapsamlı bir şekilde ele alan ilk düşünürlerdir. İbni Haldun, coğrafyanın sosyal konular üzerindeki etkilerini dünyayı iklim bölgelerine göre sınıflandırarak ayrıntılı bir şekilde tasvir etmiştir. İklimin aşırı sıcak ya da aşırı soğuk olmasının birey ve toplumu olumsuz yönde etkilediğini iddia etmiştir. İbni Haldun'a göre, bu etkiler sosyal ve siyasal farklılıklara neden olmuştur. Montesquieu, Batı toplumu ile diğer toplumlar arasındaki farklılıkları iklim üzerinden açıklamıştır. Ayrıca diğer coğrafi unsurlarında bu farklılıkları etkileyebileceğini belirtmiştir. Toplumlar arasındaki gelişmişlik farklılıklarının temel nedeni olarak coğrafyayı göstermiştir. Her iki düşünür de insan faktörünü göz ardı etmemiştir. Ancak insanın coğrafi unsurlar tarafından doğrudan ve dolaylı olarak etkilendiğini savunmuştur.
Güvenlik kültürü ve iç politikaya etkileri bağlamında "Mavi Vatan" kavramı ve Türkiye'nin Doğu Akdeniz politikası
Türkiye bulunduğu coğrafi ve jeopolitik konum itibariyle küresel ve bölgesel birçok konu ile doğrudan veya dolaylı olarak ilişki içerisindedir. Bu tezin amacı, "Mavi Vatan" kavramı çerçevesinde son dönemde Doğu Akdeniz'de gerçekleşen askeri, ekonomik ve diplomatik gelişmelerin, Türk iç politikasına ne derece etki ettiği sorusuna siyasi aktörler ve düşünce kuruluşları zaviyesinden cevap arayıp literatüre katkı sağlamaktır. 'Politika ile ilgili hiçbir mesele tümüyle dışa ya da içe ait değildir. Bu tespitten hareketle dış politikanın, iç ve dış ilişkilerin ve aktörlerin karmaşık ortamında üretilen/uygulanan bir politika olduğunun altı çizilmelidir. İçte ve dışta farklı aktörlerin ve menfaatlerin bir araya getirilmesi ve bunların somut uygulamalara dönüşmesi zaman içerisinde değişebilen koalisyonlara dayanmaktadır'. 'Dış politika' esasen dışarıya ilişkin gibi görünse de temelde iç siyasi dinamiklerle ilişkili ve karşılıklı etkileşim içerisinde olan bir kavram olma özelliğine sahiptir. İç politikada halk ve ülke içi siyasi aktörlerin hem fikir oluşturma, hem de ortak bir politikayı destekleme düşüncesi, mevcut ülkenin uluslararası camiada daha kararlı ve güçlü adımlar atmasını kolaylaştırır. "Mavi Vatan" ve "Doğu Akdeniz" meselesinde de bu durum aynen geçerli ve izlenmesi gereken yol olarak dikkate değerdir. Sonuç olarak elde edilen bulgular çerçevesinde, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'de kendisinin ve KKTC'nin haklarını askeri, hukuki ve bürokratik alanlarda olabildiğince savunduğu ve etkin bir dış politika izlediğini söylemek mümkündür. Belli farklılıklar dışında Türkiye'nin Doğu Akdeniz'de ki haklılığı gerek İktidar ve muhalefet açısından ve gerekse de belirlenen Düşünce Kuruluşları açısından haklı görülmüştür.
تأثير الأتراك السياسي والأجتماعي في العصرين الأول والثاني في التاريخ العباسي (320-132/932-750)
There have been many parties to influence and control in our Islamic history, especially after non-Arab peoples entered Islam, and the Turks were the most prominent ones who set a foothold in Islamic geography and politics with their various names and tribes. Palace of the Caliphate, and after a while they were able to control the military decision through their soldiers and leaders of Turkish origin, who later imposed their policy either through the Caliphs or through them directly as happened at the end of the Abbasid Caliphate era, and their control over the political and military decisions preceded their influence on the Abbasid society culturally And socially, they became an integral part of society after they were outsiders. They proved in many cases the extent of their loyalty to the state and their devotion to fighting the rebels who thought of separating from it. They also participated in wars and foreign conquests as leaders and individuals. The subject of the research focused on a limited period of time between (132- 320/750-932) and this is the period of the presence of the Turks in the Abbasid army, the state and the court, the period in which the state was based on the shoulders of the Turkish soldiers, and an attempt to merge the old writers who were eyewitnesses with the views of contemporary historians. Keywords: Turkish influence, Turks and Abbasids, Turkish social, political and military influence, Turks and caliphs.
Selçuklu ve Abbasi hanedan evliliklerindeki çeyizlerin siyasi ve ekonomik boyutu
Kuruluşunun ardından siyasi hâkimiyetini diğer devlet ve hanedanlar arasında güçlendirmeyi amaçlayan Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey, hanedanlar arası yapılan siyasi evliliklere büyük önem vermişti. Bu nedenle Selçuklu Sultanları, Abbasi Hilafeti ile aralarındaki iyi ilişkileri güçlendirmek ya da kötü ilişkileri düzeltmek amacıyla birçok kez evliliği siyasi bir araç olarak kullanmış ve bu yolla aralarındaki ilişkileri düzenlemeye çalışmışlardır. Selçuklu-Abbasi arasındaki ilişkileri düzenlemek adına ilk adım Sultan Tuğrul'un yeğeni Hatice Arslan Hatun ile Halife el-Kaim Biemrillah'ın evlilikleriyle atılmıştır. İlerleyen süreçlerde de sıklıkla Selçuklu sultanları ve Abbasi halifeleri evlilikler üzerinden bir takım hedeflerini gerçekleştirmeye çalışmışlardır. Bu hedefler içerisinde Hatunların getirmiş oldukları çeyizlerin de büyük bir payı vardır. Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey'in Halife el-Kaim Biemrillah'ın kızı Seyyide Hatun ile evlenirken çeyiz olarak Altuncan Hatun'dan kalma verimli arazilerin ikta olarak, ayriyeten 300.000 nakit altın dinarın verilmesi çeyizin ekonomik boyutunu gözler önüne sermeye yeterlidir. Ayrıca çeyizler üzerinden kaynaklarda incelemeler yapıldığında çeyizler üzerinden yaşanan bir takım olayların ilişkileri etkilediği dikkati çekmektedir. Bu nedenle çeyiz konusunun araştırılması önem arz etmektedir.
Politik sistemlerin doğrudan yabancı sermaye yatırımlarına etkisi
Günümüzde hızla artan küreselleşmenin etkisiyle Doğrudan Yabancı Sermaye Yatırımları (DYSY) ülkeler için vazgeçilmez bir yatırım unsuru haline gelmiştir. Özellikle ekonomik büyüme ve kalkınma için önemli olan DYSY, yöneldiği ülkelere sermaye, bilgi ve teknoloji birikimi, beceri, teknik bilgi (know-how), piyasaya giriş ve istihdam fırsatları sağlamaktadır. Bu nedenlerden dolayı hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkeler DYSY'yi arttırmak için birbirleriyle rekabet etmektedirler. Bu noktada DYSY'nin belirleyicilerinin neler olduğu önem kazanmaktadır. Konuya ilişkin literatürde DYSY'nin politik ve ekonomik belirleyicilerinin ön planda olduğu gözlenmektedir. Bu çalışma ise DYSY'nin politik belirleyicilerinden olan ve ülkelerin yönetim şekillerini ifade eden politik sistemler ve beraberinde politik istikrarsızlık kavramının DYSY üzerindeki etkisini ele almaktadır. Bir ülkenin demokratik, otokratik ya da karma yönetim şekline sahip olmasının o ülkeye yönelen DYSY üzerinde bir etkisi olup olmadığının araştırılması çalışmanın esas amacını oluşturmaktadır. Çalışmada DYSY'nin politik belirleyicilerinin yanı sıra ekonomik belirleyicileri de incelenmekte; GSYİH büyüme oranı, kişi başına GSYİH, dış ticaret hacmi, enflasyon seviyesi, altyapı yatırımlarına verilen önem, ucuz işgücü ve sahip olunan doğal kaynak miktarı DYSY'yi etkileyebilecek ekonomik değişkenler olarak kullanılmaktadır. Bu çerçevede World Bank ülke gruplamasına göre orta gelir düzeyine sahip 48 ülke 1998-2015 yılları arasındaki 18 yıllık dönemde panel veri analizi ile ele alınmaktadır. Çalışmadan elde edilen ampirik sonuçlar ekonomik büyüme oranı yüksek olan, aynı zamanda büyük piyasalara ve bol miktarda doğal kaynağa sahip olan ülkelerin DYSY için daha cazip olduğunu vurgulamakta; ülkelerin yönetim şekillerinin ve politik istikrarsızlığın ise DYSY üzerinde herhangi bir etkisinin olmadığını belirtmektedir.
Arap Baharı'nın Türkiye'ye ekonomik ve siyasi etkileri: Seçilmiş ülkeler üzerine değerlendirme
Ortadoğu bölgesi, dünya ticaretinin büyük bir bölümünün geçiş güzergahının bölgedeki boğazlardan sağlanması ve üç büyük dinin kutsal mekanlarına ev sahipliği yapmasının yanı sıra zengin enerji kaynaklarına sahip olması nedeniyle her geçen gün önem kazanan bir coğrafya olmuştur. 2010 yılında bireysel bir eylem olarak başlayan ve domino etkisiyle bu bölgede toplumsal bir hareket ve protestoya dönüşen olaylar Arap Baharı olarak adlandırılmıştır. Arap Baharı'nın hem Baharı yaşayan hem de çevre ülkelerde ekonomik, siyasi ve sosyal etkileri olmuştur. Arap Baharı'nın yaşandığı ülkeler ile yakın ilişkisi olan Türkiye de yakın coğrafyasında olan bu süreçten ekonomik ve siyasi anlamda etkilenmiştir. Arap Baharı'nın Türkiye'ye etkisi, sadece Suriye'den Türkiye'ye gelen Suriyeli sığınmacılara ayrılan bütçesi olmamıştır. Türkiye, Arap Baharı'ndan çok farklı şekillerde etkilenmiştir ve hala da etkilenmektedir. Çalışmada, Arap Baharı sürecinde Arap Baharı'nı yaşayan ülkelerden Mısır, Libya, Tunus ve Suriye'nin Türkiye ile olan ekonomik ve siyasi ilişkilerinin, Türk ekonomisine ve siyasetine etkileri analiz edilmiştir. Bu çalışma ile Arap Baharı'nın Türkiye'nin bu ülkeler ile olan ekonomik ve politik ilişkilerini nasıl etkilediği resmî kurumlardan elde edilen veriler ile incelenmiştir. Resmî kurumların ve kişilerin açıklamalarına göre Arap Baharı'nın Türkiye'ye ekonomik maliyeti yüksek olmuştur. Arap Baharı'ndan önce bölge devletleri ile siyasi ilişkileri olumlu olan Türkiye'nin Bahar'dan sonra siyasi ilişkilerinde de gerileme yaşamıştır. Bu çalışmada Arap Baharı'nın Türkiye'ye politik ve ekonomik etkileri incelendiğinde, Türkiye'nin bölge devletleri ile olan siyasi ve ekonomik ilişkilerinde sorunların meydana geldiği gözlemlenmiştir. Son olarak çalışmayla ülkeler arasındaki ilişkileri belirleyen dış politika ve ekonomi bilimleri arasında çok yakın bir bağlantı olduğu yadsınamaz bir gerçek olduğu gösterilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Arap Baharı, Ekonomik Etki, Ortadoğu, Siyasi Etki, Türkiye.
The psychosocial, political, economic, sociocultural and educational impacts of migration on Syrian migrants and host communities
This study had been conducted in order to give information about the Syrian War, its development, chronological events and its psychosocial, political, economic, sociocultural, and educational impacts of Migration on Syrian Migrants and Host Communities. There are several components of the Migration process and those had been explained and discussed specifically. It had been examined important concepts which are relevant to the topic and the theory of the Theorist Ravenstein had been explained with examples for being able to comprehend this movement more efficiently. He studied the laws of migration; "migration and distance", "migration and steps", "diffusion and absorption", "migration chains", "direct migration", "the difference between rural- and city-settlers" and "the difference between male and female". As Ravenstein analyzed and studied on the main components of migration, it is strongly intertwined with this study and the method. The main reason for conducting this study was the lack of studies and information of several impacts, especially psychosocial and sociocultural impacts of migration on Turks and Syrians. The importance of this study is that analyzing and comprehending these impacts provides a ground for solving problems and ensuring a peaceful environment for everyone. Moreover, it had been shared a detailed survey which had been translated to English, Turkish and Arabic and the results of the survey had been discussed one by one efficiently. Many Turks and Syrians from different backgrounds had shared their feedbacks about several statements about the past and current situation, thoughts and expectations for Syrians and Turks who are living together in Turkey. These feedbacks are beneficial to comprehend, analyze and find solutions regarding the general process. The results showed that both societies had been affected by this migration process and especially the integration process should be developed in order to ensure a more prosperous and peaceful standard of living.