Tıbbi hatalar
Bu konu başlığı altında 69 tez
Trakya Üniversitesi Hastanesi'nde çalışan hekimlerinin malpraktis tutumlarının belirlenmesi ve korku düzeylerinin ölçülmesi
Giriş ve Amaç: Tıbbi hatalar ve malpraktis davaları, hekimlerin mesleki uygulamalarını doğrudan etkileyen önemli etkenler arasında yer almaktadır. Malpraktis korkusu, hekimin karar alma sürecini, mesleki özgüvenini ve hasta ilişkilerini etkileyebilirken tıbbi hatalara yönelik tutum, hekimin etik duruşunu ve mesleki sorumluluk anlayışını yansıtmaktadır. Bu çalışmanın amacı, hekimlerin tıbbi hatalara yönelik tutum düzeyleri ile malpraktis korkuları arasındaki ilişkiyi incelemek ve bu değişkenlerin çeşitli sosyo-demografik faktörlere göre farklılaşıp farklılaşmadığını ortaya koymaktır. Gereç ve Yöntemler: Araştırma, nicel desenli ve ilişkisel tarama modeline dayalıdır. Çalışmaya Trakya Üniversite Hastanesi'nde görev yapan 382 hekim katılmıştır. Veriler; katılımcıların demografik bilgileri, Tıbbi Hatalarda Tutum Ölçeği ve Malpraktis Korku Ölçeği kullanılarak elde edilmiştir. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, bağımsız örneklem t-testi, tek yönlü ANOVA, Pearson korelasyon ve basit doğrusal regresyon analizleri uygulanmıştır. Bulgular: Katılımcıların tıbbi hatalara yönelik tutum düzeyleri genel olarak orta-üst düzeyde bulunmuştur. Malpraktis korkusu düzeyinin ise özellikle genç, kısa süredir görev yapan ve araştırma görevlisi unvanına sahip bireylerde anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Tıbbi hata algısı, yaş, unvan, mesleki deneyim süresi, bilgi düzeyi gibi değişkenlere göre anlamlı şekilde farklılaşmıştır. Malpraktis korkusu, doğrudan şikâyet edilme ve çevresinde ölüm/sakatlıkla sonuçlanan hata vakasına tanık olma durumlarında yüksek bulunmuştur. Ancak malpraktis korkusu ile tıbbi hatalara yönelik tutum arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Regresyon analizine göre de malpraktis korkusunun tutumu yordama gücü oldukça düşüktür. Sonuç: Araştırma bulguları, hekimlerin tıbbi hatalara yönelik olumlu tutumlar geliştirdiğini ancak malpraktis korkusunun bazı gruplarda belirgin olduğunu göstermektedir. Malpraktis korkusu, tutum üzerinde anlamlı bir yordayıcı değildir. Bu nedenle, tıbbi hata farkındalığının sürdürülmesi, malpraktis konusundaki kaygıların dengelenmesi ve mesleki güven ortamının desteklenmesi amacıyla eğitim ve destek mekanizmaları geliştirilmelidir.
Hemşirelikte mesleki tıbbi hata eğiliminde vardiyalı çalışmanın etkisi
İnsan sağlığının ve yaşamının korunması için asgari bilgi, bececeri ve deneyimden yoksun olarak Hemşirelik hizmeti sunan kişiler sundukları insanların hayatlarını tehlikeye sokabilmektedirler. Tıbbi hatalar, sağlık sistemlerinin temel sorunları arasındadır. Tıbbi hatalarla karşılaşmayan sağlık sistemi yoktur. Tıbbi hataların en az gerçekleştiği sağlık sistemleri arzu edilen sağlık sistemleridir. Hemşirelik hizmetlerinin sunumunun gereklerinden olan vardiyalı çalışma sisteminin getirdiği yoğun ve uzun çalışma saatlerinin, düzensiz ve kalitesi düşük uykunun tıbbi hata eğilimi riskini arttırdığı varsayılmaktadır.Tıbbi hataların önlenmesinde sağlık profesyoneli olan hemşirelik mesleğinin önemli bir yeri olduğu bilinmektedir. Bu araştırmanın amacı; Hemşirelik mesleğinde mesleki tıbbi hata gelişiminde vardiyalı çalışmanın etkisinin belirlenmesidir. Hemşirelerin tıbbi hata eğilimlerinin vardiyalı çalışma sistemi ile ilişkisinin bilinmesi tıbbi hataların önlenmesi yönünde geliştirilecek tedbirlerin alınmasında, hemşirelerin vardiya sisteminin düzenlenmesinin ve hemşirelerin yasal durumlarla karşı karşıya kalmalarının önlenmesi/azaltılması amaçlanmıştır. Belirtilen konuda Tekirdağ ilinde çalışma yapılmamıştır. Planlanan çalışma sonucunda elde edilen veriler hem il özelinde hem de literatüre katkı sağlayacaktır. Bu amaçla Tekirdağ İlinde Süleymanpaşa da çalışan hemşireler arasında Kişisel bilgileri içeren sorular, Tıbbi hata eğilim ölçeğine ait sorular, Epworth Uykululuk Öçeğine ait sorular, Uyku Döngüsü Ölçeğine ait sorular uygulanarak ,elde edilen veriler analiz edilmiştir. Çalışmada mesleki tıbbi hata, vardiyalı çalışma sisteminin tıbbi hata üzerine etkisi belirlenerek hemşirelere ve kurum yöneticilerine konuyla ilgili farkındalık oluşması sağlanacaktır. Bu durumda hemşirelik mesleğini yerine getiren sağlık çalışanlarının tıbbi hatalarının en aza indirilmesi, verimli çalışma saatlerinin ayarlanması daha kaliteli sağlık hizmeti sunmasına katkı sağlayacağı öngörülmektedir.. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, Tıbbi Hata, Vardiyalı Çalışma, Uyku, THEÖ, EUD, UDÖ
Tekirdağ ilinde görev yapan hekimlerin hekim sorumluluğu, malpraktis ve defansif tıp konuları hakkında bilgi düzeylerinin belirlenmesi
Malpraktis ve defansif tıp son yıllarda birçok ülkede olduğu gibi ülkemizde sıkça anılan kavramlardır. Bu çalışmada, Tekirdağ İl Merkezinde görev yapan hekimlerin defansif tıp konusundaki tutumları ve malpraktis konusundaki bilgi düzeylerinin ortaya konması amaçlanmıştır. Çalışmanın ilk bölümündekatılımcıların çeşitli konularda fikirlerinin alındığı form, ikinci bölümde "Tıbbi Hatalarda Tutum Ölçeği", üçüncü bölümde ise "Malpraktis Bilgi Düzeyi Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırmaya Tekirdağ İl Merkezinde görev yapan çeşitli unvan ve branşlardan 216 hekim katılmıştır. İlk bölümünde katılımcıların malpraktis davalarında artış olduğunu ve malpraktis davasıyla karşılaşma risklerinin yüksek olduğunu düşündüğü, hekimlerin %13,4'üne dava açıldığı, %99,5'inin tıbbi hata yapmaktan korktuğu, büyük çoğunluğununTıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası yaptırdığı ancak kendisini güvende hissetmediği, birçoğunun bilirkişi kanaatlerine güvenmediği, malpraktis bilgi kaynakları arasında en önemli yeri meslektaşlar ve sosyal medyanın tuttuğu, hekimlerin hem pozitif hem de negatif defansif tıp tutumu sergiledikleri tespit edilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde katılımcıların ortalama tıbbi hata tutum puanının 3,6 olduğu, dolayısıyla araştırmaya katılan hekimlerin, tıbbi hataların ve hata bildiriminin önemi hususunda ortalamanın üzerinde bir tutum sergilediği saptanmıştır. Çalışmanın üçüncü bölümünde hekimlerin %62,5'inin malpraktis düzeyi bilgi düzeyi açısından yeterli olduğu, 16-20 yıl hekimlik yapanların bilgi konusunda yeterli olma oranlarının en yüksek, 0-5 yıl yapanların ise en düşük olduğu, hakkında bir kez dava açılan hekimlerin hiç dava açılmayan hekimlere göre bilgi konusunda daha yeterli olduğu, saptanmıştır. Yapılan çalışmanın sonuçları ele alındığında malpraktis ve defansif tıp konularına tıp eğitiminde daha fazla yer verilmesi gerektiği, hizmet içi eğitimlere ağırlık verilmesi gerektiği, hekimlerin görev yaparken kendilerini güvende hissedebileceği yasal düzenlemelerin yapılması gerektiği kanaatine varılmıştır.
Hasta güvenliği kültürünün ve hemşirelik mesleği ile ilgili faktörlerin hemşirelerde tıbbi hataya eğilime etkisi
Bu araştırmanın amacı; yoğun bakım, cerrahi ve dahili birimlerde çalışan hemşirelerin sosyodemografik ve mesleki özellikleri ile kurumdaki hasta güvenliği kültürünün hemşirelerde tıbbi hataya eğilime etkisini belirlemektir. Çalışmanın türü tanımlayıcı ve kesitsel tasarımdır. Çalışmanın evrenini Gaziantep Dr. Ersin Arslan Eğitim ve Araştırma Hastanesi yoğun bakım, dahili ve cerrahi kliniğinde çalışan 750 hemşire oluşturdu. Araştırma, dahil olma kriterlere uyan, veri toplama formunu eksiksiz dolduran ve katılmaya gönüllü 320 hemşire ile tamamlandı. Veriler Aralık 2020 - Mart 2021 tarihleri arasında toplandı. Verilerin toplanmasında Hemşire Tanıtıcı Özellikler Formu, Hasta Güvenliği Kültürü Ölçeği, Hemşirelikte Tıbbi Hataya Eğilim Ölçeği kullanıldı. Verilerin analizinde, sayı, yüzde dağılımı, Mann Whitney U, Kruskal Wallis testi ve Spearman korelasyon testleri yapıldı. Çalışmaya katılan hemşirelerin yaş ortalaması, % 63,8'i kadın, % 36,3'ü erkek, % 28,4 dahili birim, % 27,8'i cerrahi birim ve % 43,8'i yoğun bakımda çalışmaktadır. Hemşirelerin sosyodemografik ve mesleki özelliklerinden cinsiyet, çalıştıkları birim, haftalık çalışma saatleri, bakım verdikleri hasta sayıları ile Tıbbi Hataya Eğilim Ölçeği alt boyutları ortalama puanı arasında anlamlı fark olduğu (p<0,05) olduğu tespit edildi. Hasta Güvenliği Kültür Ölçeği' nin tüm alt boyutları ile Tıbbi Hataya Eğilim Ölçeği tüm alt boyutları arasında pozitif yönde zayıf korelasyon tespit edildi. Sonuç olarak hasta güvenliği kültürünün ve hemşirelerin olumsuz çalışma koşullarının hemşirelerde tıbbi hataya eğilimi artırdığını görmekteyiz. Bu doğrultuda; yönetici ve liderlerin hasta güvenliği kültürüne ait uygulamaları daha fazla benimsemeleri ve desteklemeleri gerektiği, hasta güvenliği kültürünün ve hemşirelerde hatalı uygulamaların önüne geçmek için oryantasyon ve hizmet içi eğitimlerde hasta güvenliği vurgusu ön planda olmalı, beklenmedik olayların raporlanması konusunda çalışanlar cesaretlendirilmeli, çalışanların iş doyumunu, mesleki yeterliliğini ve memnuniyetini artırıcı düzenlemeler yapılmalıdır.
Yoğun bakımda çalışan hemşirelerin merhamet yorgunluğunun tıbbi hataya eğilime etkisi
Bu araştırma, yoğun bakım ünitelerinde çalışan hemşirelerin merhamet yorgunluğunun tıbbi hataya eğilimine etkisini incelemek amacıyla tanımlayıcı olarak planlandı. Araştırma Ekim 2022- Ocak 2023 tarihleri arasında Bingöl Devlet Hastanesi ile Bingöl Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi yoğun bakım ünitesinde gerçekleştirildi. Araştırma 78 hemşire ile yürütüldü. Veriler, Kişisel Bilgi Formu, Merhamet Yorgunluğu Kısa Ölçeği, Tıbbi Hataya Eğilim Ölçeği kullanılarak toplandı. Veri analizinde Independent t testi, One Way (ANOVA), Mann Whitney U, Kruskal Wallis testleri, pearson korelasyon testi ile doğrusal regresyon testleri yapıldı. Çalışmaya katılan hemşirelerin yaş ortalaması 32,43 (±5,61) yıl olup % 56,4 ü kadın, %61,5' i lisans mezunu ve %55,1'i 0-5 yıl arası yoğun bakımda çalıştığı belirlendi. Hemşirelerin %65,4 ü merhamet yorgunluğu yaşadığını, %62,8'i nadiren tıbbi hatayla karşılaştığını ve %79,5'i ise merhamet yorgunluğunun tıbbi hatayı etkilediğini ifade etti. Araştırmada evli kişilerin, merhamet yorgunluğu puanı istatistiksel olarak daha yüksek bulundu (t=3,28; p=,002). Merhamet yorgunluğunun, tıbbi hata üzerinde etkisi olduğunu düşünen hemşirelerin merhamet yorgunluğu toplam puanının istatistiksel olarak anlamlı olduğu tespit edildi (Z=306,00; p=,019). Merhamet yorgunluğu ile tıbbi hataya eğilim arasında herhangi bir ilişki belirlenmedi (p>,05). Araştırma sonucuna göre; merhamet yorgunluğunun tıbbi hataya eğilimi etkilemediği belirlendi. Merhamet yorgunluğu ve tıbbi hatayı azaltmaya yönelik kanıta dayalı şekilde bilimsel çalışmaların artırılması, tedavilerin yanı sıra önleyici dayanıklılık eğitim programlarının oluşturulması, bireysel ve kurumsal olarak sağlık sisteminde yeni stratejiler geliştirilmesi önerilmektedir.
Hekimlerin tıbbi hata algı ve tutumları ile malpraktis korkuları arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Tıbbi hata yaygın ve önemli bir sağlık sorunudur. Hekimler tıbbi hata iddiası ile şikâyet veya dava edilebilmektedir. Bu durum hekimlerde tutum ve davranış değişikliğine yol açan malpraktis korkusu ile sonuçlanmaktadır. Bu çalışmanın amacı, hekimlerin tıbbi hata algı ve tutumları ile malpraktis korkuları arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktır. Ayrıca çalışmanın diğer bir amacı ise tıbbi hata algıları, tıbbi hata tutumları ve malpraktis korkularının hekimlerin malpraktis tecrübeleri ve sosyodemografik özelliklerinden etkilenip etkilenmediğini değerlendirmektir. Araştırma bir kamu hastanesinde görev yapan 248 hekim üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmada veriler anket formu ile toplanmıştır. Elde edilen verilerin analizi SPSS 23 ve AMOS istatistiksel yazılımları ile yapılmıştır. İstatistiksel analizlerde ölçüm araçlarının yapı geçerliliği için açıklayıcı ve doğrulayıcı faktör analizleri uygulanmıştır. Hipotez analizleri için parametrik ve non-parametrik testlerin yanı sıra yapısal regresyon analizi kullanılmıştır. Analiz bulgularında hekimlerin malpraktis korkuları yüksek seviyede tespit edilmiştir. Hekimlerin malpraktise yönelik olumsuz tecrübelerinin ve tıbbi hata algılarının hekimlerin malpraktis korkularını pozitif yönde etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Hekimlerin tıbbi hata tutumlarının olumlu seviyede tespit edilmesine rağmen, davranışa dönüşmediği görülmüştür. Ayrıca hekimlerin tıbbi hata ve malpraktise yönelik bilgi seviyelerinin düşük seviyede olduğu ve hekimlerin çoğunluğunun tıbbi hata raporlamayı bilmediği tespit edilmiştir. Gereksiz malpraktis dava ve şikâyetlerini önlemek için, yapılacak tıbbi işlemlerin doğasındaki riskler hakkında hastalar yeterince bilgilendirilmelidir. Hekimler tarafından tıbbi hata oluşumuna etkili olduğu değerlendirilen çalışma şartlarına yönelik iyileştirmeler yapılmalıdır.
COVİD-19 pandemi döneminde hemşirelerinin tükenmişlik düzeyleri ile tıbbi hataya eğilimleri arasındaki ilişki
Covid-19 virüsü ile mücadelede sağlık sektörünün önemli mesleklerinden olan hemşirelik; uzun çalışma saatleri, ağır iş yükü, ağır duygusal yük ve stres gibi nedenlerle tükenmişlik riskinin oldukça yüksek olduğu meslekler arasındadır. Artan tükenmişlik hemşirelerin tıbbi hata olasılığını artırmaktadır. Bu araştırma Covid-19 pandemi döneminde hemşirelerin tükenmişlik düzeylerinin tıbbi hataya eğilimleri üzerindeki etkilerini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yürütülmüştür. Araştırma İstanbul'da Aralık 2020 – Ağustos 2021 tarihleri arasında hastanelerde görev yapan 303 hemşire üzerinde yürütülmüştür. Araştırmanın verileri "Demografik Özellikler Formu", "Mesleki Yorgunluk Tükenmişlik Toparlanma Ölçeği" (MYTTÖ) ve "Hemşirelerde Tıbbi Hataya Eğilim Ölçeği" (HTHEÖ) ile çevrimiçi yöntemle toplanmıştır. Hemşirelerin tükenmişlik ölçeği "kronik yorgunluk" alt boyut puan ortalamasının 69,95±28,36, "akut yorgunluk" alt boyut puan ortalamasının 67,27±18,86, "toparlanma" alt boyut puan ortalamasının 39,69±17,63 olduğu, Tıbbi hataya eğilim ölçeği toplam puan ortalamasının ise 216,64±28,32 olduğu bulunmuştur. Tıbbi hataya eğilim ölçeğinin tüm alt boyutları ile akut ve kronik yorgunluk alt boyutu arasında düşük düzeyde pozitif, toparlanma alt boyutu arasında ise düşük düzeyde negatif korelasyon bulunmuştur. Genç hemşirelerin, kadınların, çocuk sahibi olmayanların, yoğun bakımda çalışanların, vardiyalı çalışanlarda, haftada 48 saatten fazla çalışanlarda ve Covid(+) hastaya bakım verenlerde tükenmişlik seviyesi daha yüksektir. Hemşirelerin tıbbi hataya eğilim durumlarını çalıştıkları birim, çalışma saati ve sigara-alkol kullanımında artma durumu etkilemektedir. Sonuç olarak hemşirelerin tükenmişlik seviyeleri arttıkça tıbbi hataya eğilimleri artmaktadır. Anahtar Kelimeler: covid-19, tükenmişlik, tıbbi hata, hemşire
Hekimlerin defansif tıp ve tıbbi hata tutumlarının incelenmesi
Geçmişten beri var olan fakat son yıllarda artış gösteren defansif tıp ve tıbbi hata sağlık hizmetleri için önemli bir konudur. Hekimlerin ''tıbbi hata'' ve bu tıbbi hatalara karşı bir savunma biçimi olan ''defansif tıp'' tutumlarının incelenmesi bu çalışmanın amacını ve önemini oluşturmaktadır. Bu çalışmada nicel araştırma deseni kullanılmış olup, elde edilen veriler anket yöntemi ile toplanmıştır. Araştırmada Güleç (2012) tarafından geliştirilen "Tıbbi Hatalarda Tutum Ölçeği" ve Başer ve arkadaşları (2014) tarafından geliştirilen ''Defansif Tıp Uygulamaları Tutum Ölçeği'' kullanılmıştır. Araştırmaya bir üniversite hastanesindeki 207 hekim katılım göstermiştir. Katılımcıların tıbbi hata tutum ortalamaları 3,69; defansif tıp tutum ortalamaları ise 3,27 olarak saptanmıştır. Yapılan analizler sonucunda, araştırmaya katılan hekimler, tıbbi hataların ve nedenlerinin çalışanlarla açıkça tartışılması, yapılan tüm hataların bildirilmesi, tıbbi hataların bildirilmesinin hasta güvenliğini artırdığı yönünde ortalamanın üzerinde bir tutum sergilemişlerdir. Uzman hekimlerin asistan hekimlere göre, 40 yaş ve üzeri hekimlerin 26-29 yaş arası hekimlere göre, 11 yıl ve üzerinde çalışma yılına sahip olan hekimlerin 4 yıl ve altı çalışma yılına sahip olan hekimlere göre yapılan tıbbi hataların açıkça tartışılması, bildirilmesi, açıklanması ve hatalardan öğrenen bir yönetsel yaklaşım sergilenmesi konusunda daha olumlu bir tutum içinde olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Hekimlerin, hem pozitif hem de negatif defansif tıp uygulamalarına yönelik ortalamanın üzerinde bir tutum sergilediği görülmektedir. Araştırmaya katılan erkek hekimlerin kadın hekimlere göre daha fazla negatif defansif tıbbi uygulamalara başvurduğu saptanmıştır. Asistan hekimlerin uzman hekimlere göre, 5-10 yıl arası çalışanların 11 yıl ve üzeri çalışanlara göre daha fazla defansif davrandığı görülmektedir. Hekimlerin daha önce defansif tıp kavramını duydukları ancak bu konuda yeterli bilgiye sahip olmadıkları saptanmıştır. Bu araştırmanın bulgularına yönelik verilebilecek öneriler şu şekildedir; Hekim başına düşen hasta sayısını azaltmak için politikalar geliştirilmeli ve buna yönelik personel alımı yapılmalıdır. Tıbbi hatalar ve defansif tıp konusunda gerçek vakalar tartışılarak tüm bunları azaltmaya ve çözüme kavuşturmaya yönelik öneriler ortaya konulmalıdır. Anahtar Sözcükler: Defansif Tıp, Tıbbi Hata, Hekim, Tutum, Malpraktis
Cerrahi birimlerde çalışan hemşirelerin tıbbi hataya ilişkin bilgi, eğilim, tutum ve görüşleri: Karma yöntem çalışması
Bu araştırma, cerrahi birimlerde çalışan hemşirelerin; tıbbi hataya ilişkin bilgilerini, eğilimlerini, tutumlarını tespit etmek ve tıbbi hata, tıbbi hata nedenleri ve yönetimine ilişkin görüşlerini belirlemek amacıyla karma yöntem araştırması olarak yürütülmüştür. Araştırmada kısmen karma eş zamanlı eşit statülü tasarım benimsenmiştir. 13 Mart – 28 Haziran 2019 tarihleri arasında Gazi Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi Gazi Hastanesi cerrahi klinik ve cerrahi yoğun bakım hemşireleri ile yürütülen araştırmanın nicel bölümüne 161, nitel bölümüne 29 hemşire katılmıştır. Verilerin toplanmasında; Sosyodemografik Veri Toplama Formu, Tıbbi Hata Bilgisi Değerlendirme Formu, Hemşirelikte Tıbbi Hataya Eğilim Ölçeği, Tıbbi Hatalarda Tutum Ölçeği ve Yarı Yapılandırılmış Görüşme Soruları kullanılmıştır. Nitel bölüme ilişkin veriler, yarı yapılandırılmış açık uçlu soruların kullanıldığı odak grup görüşmesi yöntemiyle toplanmıştır. Hemşirelerin tıbbi hata bilgisinin doğruluğuna yönelik yapılan değerlendirmede hemşirelerin büyük çoğunluğu (%83,9) hataların önlenmesine ilişkin soruya yanlış cevap vermiştir. Araştırmada hemşirelerin tıbbi hataya eğilimlerinin düşük (4,72±0,34) ve tıbbi hatalarda tutumlarının olumlu (3,87±0,32) olduğu tespit edilmiştir. Odak grup görüşmesinden elde edilen verilerin içerik analizi sonucu; tıbbi hata algısı, tıbbi hata nedenleri, tıbbi hata durumunda sergilenen davranış ve tıbbi hataların önlenmesi bağlamları ile birlikte on bir tema ve yirmi dokuz alt tema ortaya çıkmıştır. Hemşireler tıbbi hatayı; yanlış eylemlerde bulunma, uygulamaları eksik yapma/yapmama ve hastaya zarar verme olarak tanımlamışlardır. Hemşireler tıbbi hata nedenlerini insan ilişkili, kurum ilişkili ve sistem ilişkili olarak ifade etmişlerdir. Hemşirelerin tıbbi hataların önlenmesine yönelik ifadelerinden kurumsal düzenleme ön plana çıkan ifade olmuştur. Bu sonuçlar doğrultusunda tıbbi hataların azaltılmasına yönelik; bireysel, kurumsal ve sağlık sistemine ilişkin stratejiler geliştirilmesi önerilmektedir.
Sağlık çalışanlarının olay bildirimlerine yönelik tutumlarının değerlendirilmesi
Sağlık kurumlarında meydana gelen istenmeyen olaylar, öncelikle hasta ve yakınları açısından, sonra da tüm seviyede sağlık yöneticileri ve politika yapıcıları bakımından önemli bir sorundur. İstenmeyen olayların önlenmesi ya da asgari düzeye çekilmesinde, bu olayların bildirilmesinin önemi çok büyüktür. Bu araştırmanın amacı, hasta güvenliğinin ve sağlık hizmet sunumu kalitesinin geliştirilmesi bağlamında, sağlık çalışanlarının istenmeyen olay bildirim durumlarına etki eden faktörlerin ortaya konulmasıdır. Çalışma, bir kamu hastanesinde görev yapan 292 sağlık personeli ile gerçekleştirilmiştir. Verilerin anket formu kullanılarak elde edildiği çalışmada üç ölçek kullanılmış, ölçeklere ilişkin geçerlilik ve güvenilirlik analizleri ve diğer analizler SPSS 23 ve AMOS 24 programları ile yapılmıştır. Hipotez analizlerinde parametrik olmayan testler ve lojistik regresyon uygulanmıştır. Analiz sonuçlarına göre, katılımcıların %37,67'sinin son on iki ay içinde istenmeyen bir olaya tanık olduğu, %18,15'inin istenmeyen bir olaya dahil olduğu; bununla birlikte, katılımcıların %48'inin herhangi bir olay bildirim eğitimi almadığı ve katılımcıların sadece %30,14'ünün son 12 ay içinde olay bildirimi yaptığı belirlenmiştir. Hekimlerin diğer katılımcılara göre olay bildirim sistemi farkındalığının ve olay bildiriminin nasıl yapılacağı bilgisinin daha düşük olduğu ve daha az olay bildirimi yapmış oldukları; kadınların ise daha fazla olay bildirim eğitimi aldığı ve daha fazla olay bildirimi yaptığı belirlenmiştir. Yapılan lojistik regresyon sonuçlarına göre, ebelerin hekimlerden 12,5 kat; olay bildirimi eğitimi alanların, bu eğitimi almayanlardan 17 kat daha fazla olay bildirimi yapma olasılıklarının olduğu; ancak olay bildirim engel algılarındaki artışların katılımcıların olay bildirimi olasılığını azaltıcı yönde etki yaptığı; bu kapsamda, bireysel faktörlerin 0,09 kat, örgütsel faktörlerin ise olay bildirim olasılığını 0,10 kat azalttığı tespit edilmiştir. Çalışma sonuçlarının sağlık kurumlarında hasta güvenliği kültürü oluşturmaya yönelik politikaların üretilmesine, çalışanların olay bildirim sistemi konusunda farkındalığın artırılmasına, olay bildirimi tutumlarının ve engel algılarının olumlu şekilde gelişimine katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Çocuk kliniklerinde çalışan hemşirelerin akılcı ilaç kullanımı ve tıbbi hataya eğilim özellikleri
Bu çalışma Mardin il ve ilçelerinde yer alan çocuk kliniği olan tüm kamu hastaneleri ve özel hastanelerde çalışan çocuk hemşirelerinin akılcı ilaç kullanımı ve tıbbi hataya eğilim özelliklerini incelemek amacıyla 180 hemşire ile yürütülmüştür. Veri toplamada "Çocuk Kliniklerinde Çalışan Hemşirelerin Akılcı İlaç Kullanımı ve Tıbbi Hataya Eğilim Özelliklerine İlişkin Anket Formu", "Akılcı İlaç Kullanımı Ölçeği " ve "Hemşirelikte Tıbbi Hataya Eğilim Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırmada toplanan veriler, bilgisayar ortamında değerlendirilmiştir. Verilerin analizinde, sayı yüzde dağılımı ve tanımlayıcı istatistikler, Mann Whitney U, Kruskal Wallis testi ve Spearman korelasyon analizi kullanılmıştır. Çalışmamızda, çocuk hemşirelerinin akılcı ilaç kullanımı puan ortalamaları 38,21±4,21 olup; akılcı ilaç kullanımı bilgisinin iyi düzeyde olduğu belirlenmiştir. Çocuk hemşirelerinin Tıbbi Hataya Eğilim puan ortalamaları 231,55±16,54; Ölçeğin ilaç uygulamaları ve transfüzyon alt boyutu puan ortalaması 87,85±4,77, düşmeler alt boyutu puan ortalaması 22,21±4,08, hastane enfeksiyonları alt boyutu puan ortalaması 57,05±4,61, hasta izlemi/malzeme güvenliği alt boyutu puan ortalaması 40,77±5,13, iletişim alt boyutu puan ortalaması 23,65±2,40 olarak belirlenmiş olup; hemşirelerin tıbbi hata yapma eğilimlerinin düşük düzeyde olduğu ve hemşirelerin en az hata yapma eğilimlerinin ilaç ve transfüzyon uygulamaları konusunda, en fazla hata yapma eğilimlerinin ise düşmeler konusunda yaptığı saptanmıştır. Lise mezunu, sorumlu hemşire olarak görev yapan, çocuk kliniklerinde çalışmayı tercih eden, klinikte en az sayıda hastaya bakım veren çocuk hemşirelerinin tıbbi hataya eğilimlerinin düşük olduğu belirlenmiştir. Çocuk servisinde çalışan hemşirelerin tıbbi hataya eğilimlerinin diğer servislerde çalışan çocuk hemşirelerinden daha yüksek olduğu saptanmıştır. Bu sonuçlar doğrultusunda çocuk hemşirelerinin tıbbi hatalar ve akılcı ilaç kullanımı konusunda farkındalıklarını artırma konusunda kurumların destekleyici davranarak gerekli düzenlemeleri yapması, konu ile ilgili klinik içi ve hizmet içi eğitim programları periyodik bir şekilde düzenlenmesi ve bu programlara hemşirelerin aktif bir şekilde katılmaları konusunda destek verilmesi önerilmektedir.
Acil serviste tüp torakostomi uygulanan hastaların geriye dönük değerlendirilmesi, tüp torakostomi yerleştirme hataları ve komplikasyonlarının incelenmesi
Amaç: Tüp torakostomi plevral kaviteden hava, sıvı, püy, kan, safra boşaltılması amacıyla göğüs cerrahları ve acil hekimlerinin sıklıkla kullandığı cerrahi bir yöntemdir. Çalışmamızda hastanemizin acil servisinde tüp torakostomi uygulanan hastaların; demografik ve klinik özelliklerini, komplikasyonları, morbidite/mortalitelerini, değerlendirmeyi amaçladık. Yöntem: 2019 yılında acil servise başvuran ve tüp tokastomi takılan 111 hasta retrospektif olarak incelendi. Çalışmamızdaki verilerin analizinde pearson ki kare test, Fisher's, Exact testi ve Mann Whitney U testi kullanıldı. Bulgular: Araştırmamızdaki hastaların %22,5(25)'i ex, %54,1(60)'i taburcu olmuştur. Hastaların ortalama yatış süreleri 8,9±6,3 gündür. Tüp torakostomi uygulanan hastaların %79,3(88)'ünde travmatik, %20,7(23)'sinde spontan pnömotoraks bulunmaktaydı. Araştırmamızdaki 40 yaş altında olan hastalar Pnömotoraks görülme sıklığının 40 yaş üstünde olan hastalardan anlamlı düzeyde daha fazla olduğu tespit edildi (p=0,003). Hastaların %17,1(19)'inde komplikasyon gelişmiştir. En sık görülen komplikasyon malpozisyondur. Sonuçlar: Tüp torakostomi işlemi acil servisimizde sıkça yapılmaktadır. Hayat kurtarıcı bir uygulama olmakla birlikte sık sık komplikasyon görülmekte ve ölümle sonuçlanabilmektedir. Cerrahi steriliteye uyum ve tecrübe ile morbidite ve mortalite azaltılabilir. Anahtar Kelimeler: Tüp torakostomi, komplikasyon, pnömotoraks, acil
Hemşirelerin zihinsel yorgunluk düzeyleri ile tıbbi hata yapmaya eğilimleri arasındaki ilişki
Başlık: Hemşirelerin Zihinsel Yorgunluk Düzeyleri ile Tıbbi Hata Yapmaya Eğilimleri Arasındaki İlişkinin Değerlendirilmesi. Amaç: Bu araştırma hemşirelerin zihinsel yorgunluk düzeyini ve zihinsel yorgunluk düzeyini etkileyen faktörleri belirlemek, zihinsel yorgunluk düzeyi ile tıbbi hata yapmaya eğilim arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapıldı. Yöntem: Araştırma tanımlayıcı ve kesitsel desendedir. Araştırma 01.01.2023-15.03.2023 tarihleri arasında Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesinde çalışan hemşirelerle yapıldı. Araştırmaya katılmaya istekli olan, acil servis ve kliniklerde çalışan hemşireler dahil edildi. Verilerin toplanmasında Birey Tanılama Formu, Zihinsel Yorgunluk Ölçeği ve Tıbbi Hataya Eğilim Ölçeği kullanıldı. Veriler araştırmacı tarafından yüz yüze görüşme tekniği kullanılarak hemşire/dinlenme odalarında toplandı. Bulgular: Hemşirelerin Zihinsel Yorgunluk Ölçeği puan ortalaması 16,47±7,94 olarak belirlendi. Araştırmaya dahil edilen hemşirenin %72,7'si zihinsel yorgundu. Hemşirelerin zihinsel yorgunluğunu etkileyen faktörlerin eğitim durumu, gelir durumu, bulunduğu birim ve birimdeki çalışma süresi, mesai dışı uğraş varlığı ve tanılanmış hastalık varlığı olduğu belirlendi. Hemşirelerin Tıbbi Hataya Eğilim Ölçeği toplam puan ortalaması 225,07±19,53 olup bu puana göre hemşirelerin tıbbi hata yapma eğilimlerinin düşük olduğu saptandı. Hemşirelerin zihinsel yorgunluk düzeyi ile tıbbi hata yapmaya eğilim düzeyleri arasında ilişki olmamasına karşın ilaç ve transfüzyon uygulamalarında hata yapmama eğiliminin zihinsel yorgunluk düzeyini artırdığı belirlendi. Sonuç: Hemşirelerin çoğunluğu zihinsel yorgundu ve hemşirelerin zihinsel yorgunluğunu eğitim düzeyi, gelir düzeyi, çalıştığı birim, birimde çalışma süresi, herhangi uğraşın olması ve tanılanmış hastalık varlığının etkilediği bulundu. Zihinsel yorgunluğun tıbbi hata yapmaya eğilimi etkilemediği saptandı.
Hemşirelerin tıbbi hataları rapor etmeme nedenleri
Bu araştırma, hemşirelerin tıbbi hataları rapor etmeme nedenlerini belirlemek amacıyla tanımlayıcı tipte yapılmıştır. Araştırma Eylül 2016-Mayıs 2017 tarihleri arasında Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi'nde çalışan 171 hemşire ile gerçekleştirilmiştir. Verilerin toplanmasında tıbbi hataları rapor etmeme nedenlerine ilişkin 21 ifadeden oluşan anket formu kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemler (sayı, yüzde, ortalama) ve ki-kare testi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan hemşirelerin yaş ortalamaları 27.52±6.9, %89.9'u kadın, %45.9'u lisans mezunudur. Hemşirelerin %81.8'i tıbbi hatalarla karşılaştıklarını, %66.1'i hataları rapor ettiğini belirtmiştir. Hemşirelerin tıbbi hataları rapor etmeme nedeni en çok tıbbi hatayla ilgili hastada olumsuz durum meydana gelirse genelde hemşirelerin suçlanacağı (%72.97), hasta ve ailesinin hemşireye olumsuz tutum sergileyeceği (%72.30), haklarında dava açılabileceği (%59.46), hekimlerden olumsuz tepki alabilecekleri (%59.46) ve hastane yönetiminden ceza alabileceği (%58.11) düşünceleridir. Hemşireler tıbbi hataların rapor edilmeme nedeni olarak en az ise hataya bağlı hasta zarar görmediyse hatayı rapor etmenin gereksiz olduğunu (%13.51), hasta güvenliği uygulamalarını geliştirmede tıbbi hataları rapor etmenin bir faydası olmadığını (%10.81) belirtmişlerdir. Hemşirelerin hata bildirdiğinde işten çıkarılabilme düşüncesi ile çalışma yılı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur. Hata rapor edildiğinde hekimlerden olumsuz tepki alabilme, hastane yönetiminden ceza alabilme ve hata bildirim formlarının çok fazla olması düşünceleri ile çalışma pozisyonu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0.05). Araştırma bulgularına göre hemşirelerin suçlanma, hasta, hasta yakınları ve hekimlerden olumsuz tepkiler alma ve hastane yönetimi tarafından cezalandırılma düşüncesi ile tıbbi hataları raporlamadıkları sonucuna varılmıştır.
Sağlık turizmi kapsamında hekimlerin hukukî sorumluluklarının maddî hukuk ve milletlerarası özel hukuk yönünden değerlendirilmesi
Sağlık turizmi, kişinin başka bir ülkeye sağlık hizmeti alma amacıyla seyahat etmesidir. Sağlık turizminin büyük bir bölümünü medikal turizm oluşturmaktadır ve bu alanda hekimler görev yapmaktadırlar. Hekimlik mesleği, doğası gereği riskli bir meslek olup bazen hastaların uygulama hataları nedeniyle zarar görmesi mümkündür. Hekimler, yaptıkları bu uygulama hatalarından cezaî, idarî, hukukî ve meslekî sorumluluk taşımaktadırlar. Sağlık turizminde bunun yanında bir de yabancılık unsuru devreye girmektedir. Bu nedenle, uygulanacak hukuk problemleri görülmekte, olayın hangi devletin hukukuna göre çözüleceği sorun hâline gelmektedir. Bu çalışmanın öncelikli amacı, sağlık turizmini incelemek, hekimlerin hukukî sorumluluklarının Türk Hukukuna göre incelenmesini yapmak ve yabancı hastalara yapılan tıbbî müdahalelerde ortaya çıkabilecek uygulama hatalarında somut olaya uygulanacak hukuku incelemektir. Sağlık turizmi uyuşmazlıklarına birçok durumda Türk Hukuku da uygulanabileceğinden çalışmamızda Türk Hukuku da detaylı olarak incelenmiştir.
Cerrahi kliniklerde çalışan hemşirelerin tıbbi hata eğilimi ile tükenmişlik düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Hemşireler, sağlığın korunmasında, geliştirilmesinde, yaşam kalitesinin arttırılmasında ve hastanın yerine getiremediği günlük ihtiyaçlarının karşılanmasında doğrudan görevli olan sağlık profesyonelleridir. Bu araştırma, cerrahi kliniklerde çalışan hemşirelerin tıbbi hata eğilimleri ile tükenmişlik düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel olarak yapılmıştır. Araştırma, 11.11.2015-20.09.2016 tarihleri arasında Ankara ilindeki 3 eğitim araştırma hastanesinin cerrahi kliniklerinde çalışan 338 hemşire ile yürütülmüştür. Araştırmada Veri Toplama Formu, Maslach Tükenmişlik Ölçeği ve Hemşirelikte Tıbbi Hataya Eğilim Ölçeği kullanılmıştır. Sorular araştırmacılara birebir görüşme yöntemiyle uygulanmıştır. Araştırmaya katılan hemşirelerin %82,20'sinin daha önce tıbbı hata kavramını duyduğu, %80,9'unun tıbbi hata ile ilgili bir eğitim aldığı ve %55,0'inin de tıbbi hataların önlenebilir olduğunu düşündükleri saptanmıştır. Hemşirelerin tıbbi hataya eğilim ölçeği alt boyutuna ilişkin aldıkları en yüksek puan ilaç ve transfüzyon uygulamaları (4,47±0,538), en düşük puan ise hasta izlemi ve malzeme güvenliği (3,99±0,686) konularında olduğu görülmüştür. Maslach tükenmişlik ölçeği alt boyut puanları bakımından cinsiyet, medeni durum, çocuk sahibi olma ve hastalık durumları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Duygusal tükenme ile tıbbi hata eğilimi alt boyutları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmazken (p>0,05), duyarsızlaşma ve kişisel başarıda azalma ile tıbbi hata eğilimi alt boyutları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0,05). Sonuç olarak, cerrahi kliniklerde çalışan hemşirelerin tıbbi hata yapma eğilimi ile tükenmişlik düzeyleri arasında kısmen bir ilişki olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Cerrahi Hemşireliği, Tıbbi Hata, Tükenmişlik Sendromu
T.C. Yargıtay Başkanlığı'nda 2016-2022 yılları arasında karara bağlanan tıbbi uygulama hatası (Tıbbi malpraktis) davalarının irdelenmesi
Amaç: Hatalı tıbbi uygulama iddiaları, dünya genelinde olduğu gibi ülkemizde de önemli bir artış göstermektedir. Sağlık çalışanları, cezai yaptırımlarla birlikte yüksek tazminat ödemleriyle karşı karşıya kalmaktadır. Çalışmamızda bu tür davalarda nihai karar merci olan Yargıtay'ın kararlarının incelenmesi, kusur olarak değerlendirilen durumların ortaya konması, hekimlerin ve hastaların zarar görmemesi adına mesleki riskli durumlar hakkında bilgi sağlanması, tanı, tedavi ve takip konularında rehberlik yapılması, sağlık çalışanlarının maruz kaldığı iddiaların anlaşılması ve uygulamalardaki sorunların giderilmesine katkıda bulunmak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda; T.C. Yargıtay Başkanlığı'nın resmi karar arama sitesi ve Sinerji içtihat programı üzerinden arama yapılarak, karar yılı 2016 ile 2022 yılları arasında tıbbi uygulama hatası iddiası olan 532 Yargıtay temyiz kararı incelenmiştir. Bulgular: Hatalı tıbbi uygulama iddiası nedeniyle şikayet edilen hekim ve diğer sağlık meslek mensuplarının %91,8'inin hekim olduğu, hekimler arasında cerrahi branşlarda en sık kadın hastalıkları ve doğum, dahili branşlarda ise pediatri branşının yer aldığı, şikayetlerin en çok tedavide ihmal, eksiklik veya gecikme nedeniyle olduğu saptandı. Olguların %56,8'inde morbidite, %32,9'unda ise mortalite meydana geldiği, %43,6'sının acil koşullarda hastanelere başvurduğu, uygulanan tıbbi işlemin en çok cerrahi girişim olduğu görüldü. İlk derece mahkemeler tarafından ceza davalarının %69,1'inde, hukuk (tazminat) davalarının ise %76,2'sinde, hekim ve diğer sağlık meslek mensupları lehine karar verildiği, hukuk mahkemesi kararlarının ise %92,2'sinin Yargıtay tarafından bozulduğu ve bozma nedeni olarak çoğunlukla bilirkişi raporunun eksik veya yetersiz olduğu tespit edildi. Sonuç: Tıbbi uygulama hatalarıyla ilgili iddiaların içinde, aydınlatılmış onam ile ilgili sorunları en aza indirmek için hekimlerin mesleki bilgi ve tecrübelerini artırmaları ve hastalarla etkili iletişim kurmalıdır. Otopsiler dava süreçlerinin sonlanmasına olumlu etki sağlamaktadır. Bilirkişi raporlarındaki yetersizliklere bağlı olarak yapılan bozma nedenleri, mahkemelerin taraf şikayetleri üzerine bilirkişilere daha net ve anlaşılır sorular sormasıyla aşılabilir. Anahtar Kelimeler: Yargıtay Kararları, tıbbi uygulama hataları
Hemşireler arası işbirliğinin hemşirelerin tıbbi hata yapma eğilimine etkisi
Bu araştırma hemşireler arası işbirliğinin, hemşirelerin tıbbi hata yapma eğilimlerine etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı tipte yapılan bu araştırmanın evreni, Ankara'daki bir üniversite hastanesinde çalışan tüm hemşirelerden oluşmaktadır (n=550). Bu hastanedeki aktif çalışan ve araştırmayı kabul eden hemşireler örneklemi oluşturmaktadır (n=270). Araştırmanın etik izini, Ocak 2018 de Bozok Üniversitesi Rektörlüğü Klinik Araştırmalar Etik Kurulu tarafından verilmiştir. Araştırmada veri toplama araçları; kişisel bilgileri içeren 'Kişisel Veri Formu', Çelik Durmuş ve Yıldırım (2016) tarafından Türkçe'ye uyarlanmış 'Hemşire-Hemşire İşbirliği Ölçeği', Özata ve Altunkan (2010) tarafından geliştirilen 'Tıbbi Hataya Eğilim Ölçeği' olmak üzere üç bölümden oluşmaktadır. En sık kullanılan istatiksel testler, Kolmogorov- Smirnov, Shapiro- Wilk, parametrik, non parametriktir. Hemşireler arası işbirliği puan ortalamasının 2.98±0.55 ile ortalamanın üzerinde ve iyi denilebilecek düzeyde olduğu belirlenmiştir. Hemşirelerin tıbbi hataya eğilim ölçeğinden aldıkları toplam puan ortalamaları 4.69±0.34 olup, tıbbi hataya eğilimlerinin düşük olduğu saptanmıştır. Araştırmada, hemşireler arası işbirliği düzeyinin arttıkça, ilaç ve transfüzyon uygulamalarında, hastane enfeksiyonlarında, hasta izlemi ve malzeme güvenliğinde, düşmelerde, iletişimde ve genel tıbbi hata eğilimlerinde azalma olduğu bulunmuştur (p˂0.05). Araştırmada, hemşireler arası işbirliğinin, hemşirelerin tıbbi hata yapma eğilimleri üzerinde %15.7 anlamlı bir etkisi olduğu belirlenmiştir. Araştırmanın sonucuna göre, hasta bakım sürecinde hemşireler arası işbirliğinin yüksek olması ile olası hataların azaltılabileceği sonucuna varılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Hemşire, Hemşirelikte İşbirliği, Hemşirelikte Tıbbi Hata, İşbirliği, Tıbbi Hata
Cerrahi kliniklerde çalışan hekim ve hemşire işbirliğinin hemşirelerin tıbbi hata yapma eğilimi üzerine etkisi
Bu araştırma, cerrahi kliniklerde çalışan hekim ve hemşire işbirliğinin, hemşirelerin tıbbi hata yapma eğilimi üzerine etkisini belirlemek amacıyla tanımlayıcı tipte yapılmıştır. Araştırma, Eylül- Mart 2020-2021 tarihleri arasında Yozgat Bozok Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Merkezinde çalışan 130 cerrahi hemşiresi ve 40 cerrah ile gerçekleştirilmiştir. Verilerin toplanmasında Tanıtıcı Özellikler Bilgi Formu, Jefferson Hekim ve Hemşire Mesleki İşbirliği Skalası ve Malpraktise Eğilim Ölçeği kullanılmıştır. İstatistiksel testlerin anlamlılık düzeyi için p <0.05 değeri kabul edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde bağımsız iki örnek t testi, Mann-Whitney U testi, tek yönlü varyans analizi, Duncan testi, Kruskal Wallis testi, Pearson regresyon analizi korelasyon katsayısı kullanılmıştır. Çalışmada hekim ve hemşirelerin Jefferson Hekim ve Hemşire Mesleki İşbirliği Skalası puan ortalamaları incelendiğinde; hemşirelerin puan ortalaması 52.20 ± 5.80 hekimlerin puan ortalaması ise 50.70 ± 4.60 bulunmuştur (p= 0.112). Çalışmamızdaki sonuçlar, hemşirelerde tıbbi hata eğilimlerinin yüksek olduğu alanın Malpraktise Eğilim Ölçeği alt boyutu "düşmeler" (23.80 ± 2.00) bulunmuştur. Hemşirelerin alışma yılı ile Malpraktise Eğilim Ölçeği alt boyutu "hastane enfeksiyonu" puanı arasında istatistiksel olarak anlamlı negatif yönlü zayıf düzeyde bir ilişki olduğu (p=0.015) saptanmıştır. Hemşirelerin Hemşire Mesleki İşbirliği Skalası puanı arttıkça Malpraktise Eğilim Ölçeği'den aldıkları puan da artmaktadır. Çalışmamızda elde edilen bu sonuç hekim hemşire ilişkisinin pozitif yönde olması hemşirelerde tıbbi hata eğiliminin azalmasına yönelik etkisi olduğunu ortaya koymaktadır. Bu nedenle cerrahi birimlerde hekimler ve hemşireler arasında sağlıklı, etkin bir işbirliği sisteminin varlığı tıbbi hatayı önlemede önem taşımaktadır.
Ebelerin malpraktis hakkında bilgi, düşünce, gözlem ve deneyimlerinin değerlendirilmesi
Tıbbi Malpraktis sağlık mesleği mensubunun tıbbi uygulamalar sırasında standart uygulamayı yapmaması, beceri eksikliği veya hastaya gerekli uygulamayı yapmaması olarak tanımlanmaktadır. Sağlık hizmetlerinin yürütülmesinde önemli görevler üstlenen mesleklerden biri olan "ebelik" tarihin çok eski dönemlerinden beri uygulanan bir meslektir. Ebelerin görevlerini yerine getirirken yaşadıkları herhangi bir başarısızlık veya ihmal malpraktis iddialarına neden olabilmektedir. Bu araştırma, ebelerin malpraktis ile ilgili bilgi, düşünce, gözlem ve deneyimlerinin belirlenip değerlendirilmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Adana il merkezinde bulunan üç ayrı yataklı tedavi kurumunun doğum ve doğum sonu servislerinde "Ebe" unvanı ile çalışanlar oluşturmuştur. Ebelerden çalışmaya katılımları ile ilgili onamları alınmıştır. Veriler araştırmacı tarafından geliştirilen veri toplama formu ile toplanıp SPSS 17.0 programı ile analiz edilmiştir. Araştırmanın sonucunda ebelerin yarısından çoğunun (% 53,3) malpraktis kavramından haberdar olmadıkları görülmüştür. Malpraktisin ortaya çıkmasında genel hata kaynağı olarak en çok meslekte acemilik-yetersizlik (% 90,7), dikkatsizlik (%86,7) ve özen/itina eksikliği (%40,0) gördükleri belirlenmiştir. Ebelerin %24,0'ünün bir meslektaşının hatasını gözlemlediği, %5,4'ünün ise kendilerinin tıbbi hata yaptıkları saptanmıştır. Araştırmanın sonunda ebelikte görülen tıbbi hataların azaltılması ve ebelerin malpraktisten korunmaları için öncelikle mesleki eğitime ve mezuniyet sonrası hizmet içi eğitimlere önem verilmesi gerektiği ortaya çıkmıştır. Ayrıca kanıta dayalı uygulamaların araştırılması ve rutin ebelik girişimlerine dahil edilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Bu çalışmanın, ebelerin malpraktis iddiasına neden olan tıbbi hatalara ilişkin gözlem ve deneyim sıklıklarını ortaya koyması açısından benzer çalışmalara katkıda bulunabileceği ve konuya ilişkin diğer çalışmalar için yol gösterici bir kaynak olabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Ebelik, Tıbbi Malpraktis, Ebelikte Malpraktis.
kadın hastalıkları ve doğum servislerinde yaşanan tıbbi hataların Sağlık Hukuku yönünden değerlendirilmesi
Bu çalışma, kadın hastalıkları ve doğum kliniklerindeki tıbbi müdahalelerintüm aşamalarında yapılan tıbbi uygulama hatalarının (malpraktis) incelenmesini içerir. Çalışmanın amacı kadın hastalıkları ve doğum alanında çalışan sağlık personelinin standardize tıbbi uygulamayı yapmaması durumunda oluşabilecek zararlara karşı bilgilenmelerini sağlamaktır. Mesleki bilgi ve beceri eksikliğinden kaynaklanan durumlara farkındalık sağlayarak çözümler bulmalarına yardımcı olmak ve hastaya tedavi verilmemesi ile oluşan zararlarda hukuki zorunluluklar açısından uyarmak, tıbbi hatalarda sağlık personelinden kaynaklanan hataları incelemektir. Ayrıca, çalışmada son iki yılda kadın hastalıkları ve doğum alanındaki Yargıtay Kararları da verilmiştir. Böylece bu alandaki dava konuları hakkında bilgi sahibi olunması sağlanmıştır. Birinci bölümde hasta ve hekimin hak ve yükümlülükleri ile tıbbi müdahale ve tıbbi uygulama hatasının tanımına yer verilmiştir. Ayrıca, tıbbi müdahale farklı yönlerden değerlendirilmiş, tıbbi uygulama hataları hukuksal açıdan incelenmiştir. İkinci bölümde kadın hastalıkları ve doğum kliniklerinde yaşanan tıbbi hatalar ile bu konuya ilişkin Yargıtay ve Danıştay Kararları değerlendirilmiştir.
Hasta bakım uygulamalarında malpraktis eğilimi: Adana örneği
Hasta bakımı yapan sağlık çalışanlarının malpraktise eğilimini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılan araştırmanın örneklemini Adana'da faaliyet gösteren üç eğitim-uygulama ve araştırma hastanesinde fiilen hasta bakımında görev alan ve çalışmaya katılmayı kabul eden 560 sağlık çalışanı ( hemşire, acil tıp teknisyeni, ebe, sağlık memuru) oluşturmuştur. Çalışmanın etik kurul onayı, kurum ve katılımcı izinleri alınmıştır. Çalışmada Özata ve Altunkan (2010) tarafından geçerlilik ve güvenirliği saptanmış olan Malpraktis'e Eğilim Ölçeği (MEÖ) ve araştırmacı tarafından geliştirilen Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Veriler 01.09.2015- 01.02.2016 tarihleri arasında toplanmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde SPSS 20.0 paket programı kullanılmıştır. Kategorik ölçümler sayı ve yüzde olarak, sayısal ölçümlerse ortalama ve standart sapma olarak özetlenmiştir. MEÖ alt boyut puanlarını etkileyen parametreleri belirlemede bağımsız gruplarda t testi veya tek yönlü varyans analizi kullanılmıştır. Tüm testlerde istatistiksel önem düzeyi 0.05 olarak alınmıştır. Ölçeğin Cronbach alpha iç tutarlılık katsayısı 0,84, ilaç ve transfüzyon uygulamaları alt ölçeği toplam puan ortalama değeri 87,22±4,23, hastane enfeksiyonları alt ölçeği toplam puan ortalama değeri 57,69±3,43, hasta izlemi ve malzeme güvenliği toplam puan ortalama değeri 42,71±3,24, düşmeler alt ölçeği toplam puan ortalama değeri 23,99±1,78, iletişim alt ölçeği toplam puan ortalama değeri 24,36±1,38 ve toplam ölçeğin ortalama değeri 235,97±14,06 olarak bulunmuştur. MEÖ alt boyut puanlarını sağlık çalışanlarının en çok etkileyen özelliklerinin belirleyen Lineer regresyon değerinin R2=0,074 - R2 =0,022 aralığında değiştiğini ve katılımcıların tıbbi hata yapmaya eğilimlerinin düşük olduğu saptanmıştır. Meslekteki çalışma süresi 1-10 yıl olan sağlık çalışanlarının "Hastane enfeksiyonları, Hasta izlemi ve malzeme güvenliği ve Düşmeler" alt boyut puanları daha düşük bulunmuştur. 40 ve üzeri yaş katılımcıların tüm alt boyut puanı diğer yaş gruplarındaki sağlık personeline göre daha yüksek, hata yapma eğilimleri daha düşük bulunmuştur. Bu sonuç sağlık çalışanlarının yaşı ile birlikte çalışma yılı arttıkça yani meslekte deneyim kazanıldıkça, mesleki bilgi ve becerileri artacağı için daha az tıbbi hata yapıldığı düşündürmektedir.
Pediatrik göziçi lens implantasyonu cerrahisinde lens gücü hesaplama formüllerinin değerlendirilmesi
AMAÇ: Pediatrik hasta grubunda göz içi lens (GİL) gücü hesaplama formüllerinin (SRK II, SRK/T, Holladay 1, Hoffer Q ve Barrett II Universal) doğruluklarını karşılaştırmak. METOD: Bu prospektif çalışmada, kliniğimize başvuran ve katarakt cerrahisi planlanan 3-15 yaş arası 70 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların aksiyel uzunluk (AU), keratometri (K), ön kamara derinliği, horizontal kornea çapı, santral kornea kalınlığı ölçümleri optik biyometri cihazı (AlScan-Nidek) ile yapıldı. Konulması planlanan GİL gücü daha önceki çalışmalarda yetişkin gözlerde güvenilir olduğu gösterilen Barrett II formülü kullanılarak hesaplandı. Komplikasyon gelişen hastalar çalışma dışında bırakıldı. Bilateral kataraktların tek gözü çalışmaya dahil edildi. Hastaların postoperatif refraksiyonları (sferik ekivalan) cerrahi sonrası 1. ayda ölçüldü. Hastalar analiz için AU ve ortalama K değerlerine göre gruplara ayrıldı. Çalışmada formüllerin ortalama mutlaktahmini hata (MTH) değerleri analiz edildi. BULGULAR: Tüm hasta grubunda en düşük ortalama MTH Barrett II formülünde (0.64±0.73D), en yüksek Haigis formülündeydi (1.06±0.84D) (p<0.01). MTH değerleri, AU ≤22mm olan hastalarda en düşük Holladay 1 (0.79±0.71D) en yüksek Haigis (1.44±0.92 D), AU>22mm olan hastalarda en düşük Barrett II (0.47±0.54D) en yüksek Haigis (0.84±0.72D), ortalama K≤43.5D grubunda en düşük Barrett II (0.40±0.60D) en yüksek SRK II (0.95±0.76D), ort.K>43.5D grubunda en düşük Holladay 1 (0.67±0.64D) ve SRK/T (0.67±0.63D) en yüksek Haigis (1.17±0.93D) olarak sonuçlandı (p<0.01). Tüm hasta grubunda formüllere göre ±0.50D aralığında tahmini hata oranına sahip hasta yüzdesi; Barrett II %61, Hoffer Q %52.9, Holladay 1 %52.9, SRK/T %47.1, SRK II %32.9, Haigis %30 olarak sıralandı. SONUÇ: Normal AU ve K değerleri olan hastalarda Barrett II, kısa AU ve/veya yüksek K değerleri olan hastalarda Holliday 1 formülünün daha doğru sonuçlar verdiği görüldü. Haigis formülü, tüm alt gruplarda diğer formüllerden istatistiksel anlamlı olarak daha yüksek tahmini hataya sahipti. Anahtar Kelimeler: Göz içi lens gücü hesaplama, Pediatrik Katarakt, Tahmini hata
Hemşirelerin tıbbi hata yapma eğilimlerinin ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi
Amaç: Bu çalışma, hemşirelerin tıbbi hata yapma eğilimlerini ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla yapıldı. Gereç ve Yöntem: Araştırmanın örneklemini bir devlet hastanesi' nde görev yapan 217 hemşire oluşturdu. Araştırma verileri "Hemşire Tanıtım Formu" ve "Hemşirelikte Tıbbi Hataya Eğilim Ölçeği (HTHEÖ)" kullanılarak, yüz yüze görüşme tekniği ile toplandı. Verilerin istatistiksel analizinde One Way Anova, t testi, Kruskal Wallis varyans analizi, ki-kare ve Pearson korelasyon testleri kullanıldı. Bulgular: Araştırmaya katılan hemşirelerin %18,9 (n=41)' unun tıbbi hata yaptığı, bu hatalardan %18 (n=39)' inin ilaç uygulama ve %4,6 (n=10)' sının "yanlış kayıt" (%4,6) olduğu belirlendi. Tıbbi hata kayıt bildirim oranı %4,9 olarak bulundu. Kadın hemşirelere göre erkek hemşirelerin daha fazla tıbbi hata yaptığı, eğitim durumlarına göre üniversite mezunlarının daha az tıbbi hata yaptıkları belirlendi. HTHEÖ toplam puanı 223,6±12,8 olup, tıbbi hata yapanlara göre yapmayanların HTHEÖ toplam puanlarının daha yüksek olduğu bulundu. Yaş, medeni durum, eğitim durumu, çalışılan servis ve çalışma şekillerine göre HTHEÖ puanları arasında anlamlı fark bulunmazken, kadın hemşirelere göre erkek hemşirelerin HTHEÖ puanları daha düşük bulundu. Ölçeğin "Hastane Enfeksiyonları" alt boyut puan ortalamalarının acil servisinde çalışan hemşirelerde daha düşük, "İlaç ve Transfüzyon Uygulamaları" alt boyut puan ortalamalarının ameliyathanede çalışan hemşirelerde daha yüksek olduğu belirlendi. Sonuç: Araştırma sonuçları, hemşirelerde tıbbi hata yapma oranının yüksek ancak tıbbi hata yapma eğilimlerinin düşük olduğunu, hatalarını bildirme konusunda isteksiz davrandıklarını gösterdi. Bulgular doğrultusunda, hemşirelere tıbbi hatalar ve hataların bildirimleri konusunda eğitim verilmesi önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Hemşire, tıbbi hatalar, etkileyen faktörler.