
234
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Türkiye'deki çocuk yoğun bakım ünitelerinde erken mobilizasyon uygulamalarının değerlendirilmesi: Hemşirelerin görüşleri
Çocuk yoğun bakım ünitelerinde (ÇYBÜ) yatan çocuk hastalar, hareketsizlik nedeniyle venöz tromboembolizm, basınç yarası, kas güçsüzlüğü gibi defektlerle karşı karşıya kalabilirler. ÇYBÜ'de yatan hastaların hareketsizlik nedeniyle yaşayabilecekleri komplikasyonları azaltabilmek için standart bir rehabilitasyon ve mobilizasyon planının oluşturulması önemlidir. Araştırma, Türkiye'de bulunan ÇYBÜ'lerde erken mobilizasyon uygulamalarını değerlendirmek amacıyla planlanmıştır. Araştırma, Mart-Ekim 2024 tarihleri arasında online platform kullanılarak Sağlık Bakanlığı 2024 verilerine göre 102 ÇYBÜ'nün 75'inde görev yapan sorumlu/kıdemli hemşirelere ulaşılarak yapılmıştır. Veriler araştırmacılar tarafından hazırlanan "Katılımcı ve Ünite Değerlendirme Formu" ve "Erken Mobilizasyon Değerlendirme Formu" kullanılarak elde edildikten sonra, uygun istatistiksel paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Elde edilen verilere göre; 75 üniteden 2'sinde 'erken mobilizasyon protokolü/kılavuzu' bulunduğu, %57,3'ünde yatan hastalar için 'hasta yeterince stabil hale gelir gelmez' erken mobilizasyona başlandığı ve erken mobilizasyon uygulamalarına %81,3 oranda hemşirenin katıldığı belirtilmiştir. Katılımcılar "ünitede yatan hastalar için erken mobilizasyonun önemini" 5 puan üzerinden 3,13±1,004 puan ortalaması ile 'önemli ve öncelikli' olduğunu ve "erken mobilizasyon uygulamalarının gerekliliğini" 10 puan üzerinden 8,4±1,724 puan ortalaması ile gerekli olduğunu bildirmiştir. Katılımcılar erken mobilizasyon faydaları olarak "hareketsizliğe bağlı kontraktür oluşumunda azalma", "taburculuk sonrası günlük yaşama katılımda iyileşme", "ÇYBÜ bakımının hasta üzerindeki psikolojik etkisinde iyileşme", "tromboemboli riskinin düşmesi"ni en yüksek düzeyde erken mobilizasyonun faydaları olduğunu ifade etmiştir. Ayrıca erken mobilizasyonun uygulanmasının önündeki algılanan potansiyel engeller olarak "yazılı kılavuzların/ protokollerin eksikliği", "sağlık çalışanlarının ve ekipmanların yetersizliği", "hastaların sedasyon düzeyi ve hastalığının ciddiyeti" ve "çalışanların iş yükünün fazla olması" olduğunu bildirilmiştir. Araştırmada elde edilen bulgular doğrultusunda katılan ünitelerde erken mobilizasyon protokolünün neredeyse hiç bulunmadığı, erken mobilizasyonun önemli ve öncelikli olduğu aynı zamanda yüksek düzeyde gerekli görüldüğü bildirilmiştir. Bu sonuçlar doğrultusunda erken mobilizasyonun uygulanabilmesi için her kurumun güncel literatür bilgiler ışığında hazırlanmış yazılı protokol oluşturması, düzenli olarak hizmet içi eğitimler yapılması ve randomize kontrollü çalışmalar yapılması önerilmektedir.
Tıbbi teknolojiye bağımlı kardeşi olan çocukların deneyimi: nitel çalışma
Araştırma, tıbbi teknolojiye bağımlı kardeşi olan çocukların deneyimlerinin nitel analiz yöntemiyle incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Mart 2024-Kasım 2024 tarihleri arasında Mersin Şehir Hastanesinin palyatif servisinden taburcu olan tıbbi teknolojiye bağımlı çocukların kardeşleriyle yapılmıştır. Araştırma kapsamına 15 kardeş dahil edilmiştir. Kardeşlerle görüşme yaşadıkları ev ortamında yüzyüze ses kaydı alınarak gerçekleştirilmiştir. Görüşme sırasında yapılan konuşma kayıt altına alınmış olup, görüşme sonrasında alınan kayıtların deşifresi yapılmıştır. Deşifre sonrası araştırmanın verileri MAXQDA 22 analiz programı kullanılarak kodlama, temaların oluşturulması, kod ve alt kodların ilişkisi analiz edilmiştir. Çalışma kapsamına alınan çocukların görüşmelerinden elde edilen veriler doğrultusunda "duygusal etki", "fiziksel etki", "aile ilişkisi", "sosyal ilişkide zorluk", "sosyal destek", "karşılaşılan acil durum" ve "gelecek ile ilişkili düşünce" olmak üzere yedi tema, 49 kod elde edilmiştir. Elde edilen bulgularla kardeşlerin deneyimleri incelenmiştir. Yapılan bu çalışma sonucunda duygusal olarak kardeşlerin en sık "üzüntü, kaygı ve endişe" yaşadıkları belirlenmiştir. Kardeşlerin günlük rutinlerinde değişiklik olduğu, bakım yüklerinin arttığı, fiziksel olarak konforda bozulmalar, yorgunluk ve uykusuzluk görülmüştür. Kardeşlerin sosyal ilişkilerinde bozulmalar kardeşi gizleme, dışarı çıkamama, kardeşi yalnız bırakamama görülmüştür. Kardeşler genellikle acil durumlarla karşılaşmışlar ve ilk karşılaştıkları zaman korktuklarını ifade etmişlerdir. Kardeşler gelecek ile ilgili hasta kardeşin iyileşeceğini, belirsizlik ve kaybetme korkusu hissettiklerini bildirmişlerdir. Yapılan bu çalışma sonucunda tıbbi teknolojiye bağlı kardeşi olan çocukların duygusal, sosyal ve fiziksel olarak zorluk yaşadıkları belirlenmiştir. Bu doğrultuda aile merkezli bakım ilkelerine göre kardeşleri de içeren hemşirelik girişimlerinin uygulanması önerilebilir. Anahtar kelimeler: Tıbbi teknoloji, kardeş, çocuk, deneyim
Günübirlik cerrahi uygulanacak 4-10 yaş arası çocuklara ameliyat odasında projektör kaleydoskop ve çizgi film izletmenin anksiyete, korku ve ağrı üzerine etkisi
Bu araştırma, günübirlik cerrahi girişim uygulanacak olan çocuklara ameliyat odasında projektör kaleydoskop ve çizgi film izletmenin çocuklarda meydana gelen anksiyete, korku ve ağrı üzerine etkisinin incelenmesi amacıyla yapıldı. Araştırmanın evrenini Mayıs-Kasım 2024 tarihleri arasında çalışmaya dahil edilme kriterlerine uyan, çocuk cerrahi servisine başvuran ve günübirlik cerrahi müdahale geçirecek olan 4-10 yaş arası çocuklar oluşturdu. Çalışmanın örnekleminde toplam 90 çocuk (kontrol grubu 30 çocuk, projektör kaleydoskop izletilen 30 çocuk, çizgi film izletilen 30 çocuk) yer aldı. Uygulama gruplarında yer alan çocuklara cerrahi işlemden hemen önce projektör kaleydoskop ve çizgi film izletimi yapıldı. Araştırmanın verilerinin toplanmasında; Tanıtıcı Bilgi Formu, Çocuk Anksiyete-Durumluluk Skalası, Çocuk Korku Skalası, Wong Baker Ağrı Ölçeği ve Vital Bulgu Takip Formu kullanıldı. Ameliyat öncesi dönemde çocukların gruplar arası anksiyete ve korku puanları arasında fark saptanmamıştır (p>0.05). Ameliyat sonrası dönemde çocukların anksiyete ve korku puanları arasında gruplar arası anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0.05). Çocuk ve gözlemci hemşirenin anksiyete puanlarının uyumunda ameliyat öncesi (r=0.815, p<0.05) ve ameliyat sonrası (r=0.911, p<0.05) uyumun istatistiksel olarak anlamlı olduğu görülmektedir. Çocuk ve gözlemci hemşirenin korku puanlarının uyumunda ise ameliyat öncesi (r=0.888, p<0.05) ve ameliyat sonrası (r=0.802, p<0.05) uyumun istatistiksel olarak anlamlı olduğu görülmektedir. Ayrıca ameliyat sonrası dönemde çocukların ağrı puanları arasında gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05). Araştırmanın sonucunda; ameliyat öncesi uygulanan projektör kaleydoskop gösterimi ve çizgi film izletme yönteminin çocukların ameliyat sürecinde yaşadıkları anksiyete ve korku düzeylerini azaltmada etkili olduğu görülmüştür. Ek olarak ameliyat öncesi uygulanan bu iki yöntemin çocukların ameliyat sonrası yaşadıkları ağrı düzeylerini azalttığı saptanmıştır. Ameliyat odalarında dikkati başka yöne çekmeyi sağlayan görsel ve işitsel uyaranların yaygınlaştırılması ve standart uygulama haline getirilmesi önerilmektedir.
İnhaler ilaç uygulanan 4-6 yaş grubu çocuklarda oyuncak nebülizatör ile oynatma ve çizgi film izletmenin çocukların korku ve anksiyetesine etkisi
Bu araştırma, inhaler ilaç uygulanan 4-6 yaş grubu çocuklarda oyuncak nebülizatör ile oynatma ve çizgi film izletmenin çocukların korku ve fizyolojik parametrelerine etkisini belirlemek amacıyla randomize kontrollü deneysel olarak yapılmıştır. Araştırma Mart-Aralık 2024 tarihleri arasında Tarsus Devlet Hastanesi çocuk acil servisine başvuran ve inhaler tedavi uygulanan 4-6 yaşında olan 114 çocuk (kontrol (n=38), oyuncak nebülizatör (n=38) ve çizgi film izletme (n=38) ) ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya ait veriler "Çocuk Bilgi Formu", "Korku Değerlendirme Ölçeği", "Çocuk Anksiyete Skalası-Durumluluk Ölçeği (ÇAS-D)" ile toplandı. Araştırma kapsamında elde edilen veriler, Statistical Package For Social Science (SPSS) 26.0 paket programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Çocuğun yaşı, cinsiyeti, ebeveyn öğrenim durumu, mevcut şikayetler, evde inhale tedavi alan başka bir çocuk varlığı, inhale ilaç uygulamasını bilme durumu gibi değişkenler açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p<0.05). Uygulama öncesi gruplar arasında çocukların korku ve anksiyete puan ortalamaları arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Uygulama sonrası korku düzeyleri, kontrol grubunda 2,816±0,982, çizgi film izletme grubunda 1,921±0,784 ve oyuncak nebülizatör ile oynatma grubunda 2,158±1,197 olarak ölçülmüştür. Gruplar arasında uygulama sonrası korku ve anksiyete düzeylerinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p=0,001). Bonferroni analizine göre, kontrol grubundaki korku ve anksiyete düzeyi, çizgi film izletme (1>2) ve oyuncak nebülizatör ile oynatma grubuna (1>3) göre anlamlı derecede daha yüksek bulunmuştur.Yapılan bu araştırmanın sonucunda çocuklara inhaler tedavi sırasında çizgi film izletme ve oyuncak nebülizatörle oynatmanın cihaz, cihazın sesi ya da maske kaynaklı korkuyu azaltmada ve kalp atım hızının stabil kalmasını sağlamada etkili olduğu bulunmuştur. Hemşireler, dikkati başka yöne çekme yöntemini kullanarak tedavinin etkinliğinin arttırılmasını ve çocukların konforunun yükseltilmesini sağlayabilirler. Anahtar kelimeler: İnhaler tedavi, korku, anksiyete, oyuncak nebülizatör, çizgi film
Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde banyo bakım paketi uygulamasının preterm bebeklerin konfor düzeyi ve cilt nemine etkisi
Banyo, preterm bebeklerde konforu etkileyen ve stres yanıt oluşturan bir uygulamadır. Banyonun daha az stresli ve konforlu hale getirilmesi önemlidir. Araştırma, Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesinde banyo bakım paketi uygulamasının preterm bebeklerin konfor düzeyi ve cilt nemine etkisini incelemek amacıyla yapıldı. Araştırma Kasım 2024-Nisan 2025 tarihleri arasında kontrol gruplu yarı deneysel tipte gerçekleştirildi. Araştırmann örneklemini, 64 preterm bebek oluşturdu. Çalışmadan elde edilen verilerin analizinde SPSS 25.0 istatistik paket programı kullanıldı. Verilerin toplanmasında Tanıtıcı Bilgi Formu, Yenidoğan Konfor Ölçeği, Takip Formu kullanıldı. Araştırmaya dahil olan preterm bebeklerin demografik özellikleri açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı. Banyo bakım paketi ve kontrol grubundaki bebeklerin banyo uygulaması sonrası 15. ve 30. dakikalardaki Yenidoğan Konfor Davranış Ölçeği ortalama puanları bakımından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmadı (p>0,05). Banyo bakım paketi grubunda uygulama öncesine göre 30. dakikada cilt neminde anlamlı azalma olduğu tespit edildi. Kontrol grubunda ise uygulama öncesine kıyasla 15. dakikada cilt neminde anlamlı azalma olduğu tespit edildi (p<0,05). Grup içi karşılaştırmalara göre kontrol grubunda, uygulama öncesine kıyasla 15. dakikada vücut sıcaklığında anlamlı bir azalma olduğu tespit edildi (p<0,05). Yapılan bu çalışmanın sonucunda, banyo bakım paketininin preterm yenidoğanların cilt nemini ve vücut sıcaklığını ve oksijen satürasyonunu korumada etkili olduğu görüldü.
Epilepsi hastalığı olan 10-18 yaş grubu çocukların okul deneyimleri
Araştırma, epilepsi tanısı almış 10-18 yaş grubu çocukların okul deneyimini nitel analiz yöntemiyle araştırmak amacıyla yapılmıştır. Araştırma Ağustos 2024-Mayıs 2025 tarihleri arasında Mersin Üniversitesi Hastanesinin çocuk nöroloji polikliniğine başvuran 10-18 yaş arası epilepsi tanısı almış çocuklarla yürütülmüştür. Araştırma kapsamına 20 epilepsi tanılı çocuk dahil edilmiştir. Çocuklarla görüşme Mersin Üniversitesi Hastanesi Çocuk Nöroloji Polikliniğinde gerçekleştirilmiştir. Görüşme sırasında yapılan konuşma kayıt altına alınmış olup, görüşme sonrasında alınan kayıtların deşifresi yapılmıştır. Deşifre sonrası araştırmanın verileri MAXQDA 22 analiz programı kullanılarak kodlama, temaların oluşturulması, kod ve alt kodların ilişkisi analiz edilmiştir. Çalışma kapsamında yer alan çocukların görüşmelerinden elde edilen veriler doğrultusunda 'sağlık durumu ile ilgili düşünceler' 'sağlık durumu ile ilgili duygular' 'günlük yaşamdaki zorluklar' 'nöbet belirtileri' 'okulda nöbet sonrasında yaşanan durumlar' 'arkadaş ilişkisi' 'akademik süreç' ve 'okulda sosyal destek' olmak üzere sekiz tema, 51 kod elde edilmiştir. Elde edilen bulgularla epilepsi tanılı çocukların okul deneyimleri incelenmiştir. Yapılan bu çalışma sonucunda epilepsi hastalığı olan çocukların günlük yaşamda 'uyku problemleri, fiziksel aktivitede zorlanma, yorgunluk, konuşma güçlüğü' yaşadıkları belirlenmiştir. Okul başarılarında nadiren düşüş olduğu görülmüştür. Okulda hastalıklarından kaynaklı genellikle arkadaşlık sorunu yaşamadıkları görülmüştür. Çocuklar epilepsi hastalığından kaynaklı üzgün, çaresiz, korku, kaygı hissettiklerini bildirmişlerdir. Yapılan bu çalışma sonucunda 10-18 yaş arası epilepsili çocukların okul deneyimlerinde; okulda nöbet geçirdikleri zaman korku, yorgunluk, telaşlanma, baş ağrısı ve nöbet anını hatırlamama durumlarını yaşadıkları görülmüştür. Hastalık kontrolleri için hastaneye gidilen günlerde ve nöbet geçirilen günlerde okula devamsızlık yapmak zorunda kaldıkları, ilaç saatlerinin ders saatlerine denk geldiğinde zorluk yaşadıkları belirlenmiştir. Bu doğrultuda; ilaç saatlerinin okul saatlerine göre ayarlanması konusunda ailelerin bilinçlendirilmesi, bununla birlikte çocukların okulda nöbet geçirme anında yapılması gerekenler konusunda ve çocuğun sosyal ilişkilerini desteklemek adına öğretmenlere eğitimler düzenlenmesi önerilebilir. Anahtar kelimeler: Epilepsi, okul, çocuk, deneyim.
Lise öğrencilerinde duygusal ve psikolojik iyi oluşun saldırganlık düzeyine etkisi
Araştırma, lise öğrencilerinde duygusal ve psikolojik iyi oluş ile saldırganlık düzeyi arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma, Temmuz 2024 - Mayıs 2025 tarihleri arasında Mersin iline bağlı bir lisede öğrenim gören, örneklem kriterlerine uyan 195 öğrenci ile yapılmıştır. Verilerin toplanmasında, "Tanıtıcı Bilgi Formu", "Stirling Çocuklar için Duygusal ve Psikolojik İyi Oluş Ölçeği(SCDPİOÖ)" ve "Buss-Perry Saldırganlık Ölçeği" kullanılmıştır.Verilerin analizinde uygun istatistiksel paket programı ile tanımlayıcı istatistikler, pearson korelasyon, lineer regresyon, t-testi, tek yönlü varyans analizi ve post hoc testleri kullanılmıştır. Elde edilen verilere göre; araştırmaya katılan öğrencilerin %79,5'inin kadın, %20,5'inin erkek olduğu, yaş dağılımı incelendiğinde, en fazla öğrencinin 14 yaşında (%33,0) olduğu saptanmıştır. Duygusal ve psikolojik iyi oluşun saldırganlık üzerinde anlamlı ve negatif bir etkisi olduğu belirlenmiştir. Araştırma bulguları, duygusal ve psikolojik iyi oluşun saldırganlığın alt boyutları olan fiziksel ve sözel saldırganlık, düşmanlık ve öfke üzerinde anlamlı ve negatif bir etkisi olduğunu ortaya koymaktadır. Araştırmada duygusal ve psikolojik iyi oluşun saldırganlık varyansının %14,8'ini açıklaması, iyi oluşun saldırganlığın önemli bir belirleyicisi olduğunu göstermektedir. Yapılan çalışmanın sonucunda, duygusal ve psikolojik iyi oluşu yüksek olan çocukların saldırganlık düzeylerinin düşük olduğu belirlenmiştir. Okul sağlığı hemşireleri tarafından çocukların psikolojik iyi oluşularının artırılması için eğitimlerin planlanması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Adölesan, Duygusal İyi Oluş, Hemşire, Psikolojik İyi Oluş, Saldırganlık
Periton diyalizi uygulanan çocukların yaşadığı deneyimler: Nitel araştırma örneği
Araştırma, periton diyalizi uygulanan çocukların yaşadığı deneyimleri belirlemek amacıyla nitel olarak yapılmıştır. Araştırma Ağustos 2024-Mart 2025 tarihleri arasında Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Nefroloji servisine yatışı yapılan ve örneklem kriterlerini sağlayan 7 yaş üstü 10 çocuk ile yapılmıştır. Veriler "Tanıtıcı Bilgi Formu" ve "Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu" kullanılarak toplanmıştır. Veri toplama sırasında çocuklar ile yüz yüze görüşülerek ses kaydı alınmıştır. Elde edilen sonuçlar tema ve alt temalar ile değerlendirilmiştir. Deşifre sonrası araştırmanın verileri MAXQDA 22 analiz programı kullanılarak kodlama, temaların oluşturulması, kod ve alt kodların ilişkisi analiz edilmiştir. Çalışma kapsamında yer alan çocukların görüşmelerinden elde edilen veriler doğrultusunda periton diyalizi sonrası duygu, diyaliz eğitim sürecinde yaşanan zorluklar, semptomlar, günlük yaşamda karşılaşılan zorluklar, aile ilişkisi, sosyal hayat, okul hayatı ve sosyal destek olmak üzere sekiz tema, 54 kod elde edilmiştir. Çocukların periton diyaliz sonrası duygusal olarak en sık "üzüntü, korku ve stres" yaşadıkları belirlenmiştir. Çocukların periton diyaliz eğitim sürecinde, ağrı, uyku problemi, hareket kısıtlılığı, okula devam zorluğu gibi zorluklar yaşadığı görülmüştür. Çocukların periton diyalizi uygulanırken karın ağrısı, mide bulantısı, baş ağrısı ve tansiyon yüksekliği yaşadığı, günlük yaşamda koşamama, gece tuvalete gidememe gibi zorluklar yaşadığı görülmüştür. Çocukların periton diyalize başladıktan sonra aile ilişkilerinde, aile ile daha az vakit geçirme ve daha sinirli oldukları belirlenmiştir. Periton diyaliz alan çocukların sosyal hayatta seyahat edememe, denize gidememe, gece farklı yerde kalamama gibi deneyimleri yaşadıkları, okul hayatında ise arkadaş ilişkilerinde korumacı tutum, hastalığı gizleme, çanta taşımada zorlanma, akran zorbalığı sebebiyle okula devam edememe, gibi durumlar ile karşılaştıkları görülmüştür. Çocukların periton diyaliz sürecinde sosyal destek olarak en çok anne desteği gördüğü belirlenmiştir. Yapılan bu çalışma sonucunda çocukların duygusal, fiziksel ve psikolojik olarak zorluklar yaşadığı belirlenmiştir. Bu süreçte, çocukların aile merkezli bakım ilkeleri doğrultusunda desteklenmesi ve uygun hemşirelik girişimlerinin uygulanabilmesi için eğitimler düzenlenmesi önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Kronik böbrek yetmezliği, periton diyalizi, pediatri, hemşire
Orak hücreli anemili çocukların yaşam deneyimleri: Nitel araştırma
Kalıtsal kan hastalıkları arasında yer alan Orak Hücreli Anemi (OHA), kronik ve krizlerin olması nedeniyle tanı, tedavi ve hemşirelik bakımı oldukça önemlidir. Orak hücreli anemi için taramaların yapılması, genetik danışmanlık eğitimlerinin verilmesi ve en önemlisi semptomların, kriz döneminin yönetimi oldukça önemlidir. Araştırma orak hücreli anemili çocukların yaşam deneyimlerini nitel analiz yöntemiyle incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Ağustos 2024-Mayıs 2025 tarihleri arasında Mersin Üniversitesi Onkoloji Hastanesinin Çocuk Hematoloji Servisinde tedavi alan çocuklarla yapılmıştır. Araştırma kapsamına 17 çocuk dahil edilmiştir. Çocuklarla görüşme Mersin Üniversitesi Onkoloji Hastanesi Çocuk Hematoloji Servisi Oyun Odasında yüz yüze ses kaydı alınarak gerçekleştirilmiştir. Görüşme sırasında yapılan konuşma kayıt altına alınmış olup, görüşme sonrasında alınan kayıtların deşifresi yapılmıştır. Çalışma kapsamına alınan çocukların görüşmelerinden elde edilen veriler ışığında 'OHA ile ilgili duygu', 'OHA ile ilgili düşünce', 'ağrılı kriz', 'tedavi ve bakım süreci', 'aile ilişkisi', 'sosyal hayat' ve 'okul hayatı' olmak üzere 7 tema, 57 kod elde edilmiştir. Yapılan bu çalışmada OHA'lı çocukların ağrılı kriz ve hastalık kaynaklı komplikasyonların yaşattığı fiziksel zorluktan daha fazla duygusal ve sosyal sorunlar tespit edilmiştir. Sosyal ağ güçlendirilerek bu kaybolmuş çocukların sesi duyurulmada öncülük sağlaması ve aile merkezli bakım ilkeleri doğrultusunda hemşirelik girişimleri düzenlenmesi önerilir.
9-18 yaş grubu çocuklarda cerrahi dren çekilmesi sırasında buz paketi ve ılık jel ped kullanımının çocuğun ağrı, anksiyete düzeyi ve fizyolojik parametrelerine etkisi
Bu araştırma, 9-18 yaş grubu çocuklarda, cerrahi dren çekilmesine bağlı oluşan ağrı ve anksiyetenin yönetiminde buz paketi ve ılık jel ped uygulamasının etkisini değerlendirmek amacıyla yapıldı. Araştırma, Temmuz 2024-Nisan 2025 tarihleri arasında Adana Şehir Hastanesi, çocuk cerrahi servisinde yatmakta olan, major abdominal cerrahi sonrası cerrahi drenaj sistemi ile takip edilen 9-18 yaş arası çocuklar ile yapıldı. Araştırmanın örnekleminde toplam 99 çocuk (buz paketi uygulanan 33 çocuk, ılık jel ped uygulanan 33 çocuk, kontrol grubu, 33 çocuk) yer aldı. Buz paketi grubunda yer alan çocukların dren giriş bölgesinin etrafı soğuk buz paketleri ile soğutuldu. Ilık jel ped grubunda yer alan çocukların ise dren etrafını komple sarabilecek formda bulunan oda sıcaklığında bekletilmiş jel pedler kullanıldı. Kontrol grubunda yer alan çocuklara ise herhangi bir müdahalede bulunulmadı. Araştırmanın verilerinin toplanması amacıyla, Tanıtıcı Bilgi Formu, Sayısal Ağrı Ölçeği, Vital Bulgu Takip Formu, Çocuklar İçin Durumluk Anksiyete Ölçeği kullanıldı. Verilerin analizinde uygun istatistiksel analizler kullanıldı. İşlem öncesi dönemde çocukların ağrı ve anksiyete puanları açısından gruplar arası fark saptanmadı (p>0,05). İşlem sırası ve sonrası ağrı; işlem sonrası anksiyete ölçümlerinde ise gruplar arası anlamlı fark olduğu görüldü (p<0,05). İşlem öncesi ve sonrası dönemde ölçülen kan basıncı ve saturasyon değerleri açısından gruplar arası anlamlı bir fark saptanmadı. Nabız ölçümü için işlem öncesi dönemde gruplar arası istatistiksel fark saptandı (p<0,05). İşlem sonrası dönemde ise gruplar arası fark saptanmadı (p>0,05). Solunum sayısı ölçümü açısından ise işlem öncesi gruplar arası anlamlı bir fark saptanmamış olmasına karşın işlem sonrası dönemde gruplar arası anlamlı bir fark olduğu görüldü (p<0,05). Araştırma sonucunda, buz paketi ile soğuk uygulamanın dren çekilmesine bağlı oluşan ağrı ve anksiyetenin azaltılmasında etkili bir yöntem olduğu sonucuna varıldı. Buz paketi ile soğuk uygulama gibi kanıt temelli fiziksel müdahalelerin, dren çekilmesine bağlı ağrı ve anksiyetenin azaltılması amacıyla kullanımının yaygınlaştırılması ve tıbbi bir prosedür olarak değerlendirilmesi önerilmektedir.
Çocuk acil ünitesinde sütür alma sırasında dijital oyun oynama ve çizgi film izlemenin çocukların ağrı, korku ve anksiyete düzeylerine etkisi
Araştırma, çocuk acil ünitesinde sütür alma sırasında dijital oyun oynama ve çizgi film izlemenin çocuklarda ağrı, korku ve anksiyete düzeylerine etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Temmuz 2024 – Nisan 2025 tarihleri arasında Tarsus Devlet Hastanesi Acil Servis Travma Birimine sütür alınması için gelen 5 – 10 yaş arasındaki 90 çocuk; 1. grup dijital oyun (30 çocuk), 2. grup çizgi film (30 çocuk), 3. grup kontrol (30 çocuk) grubu ile yapılmıştır. Girişim gruplarında yer alan çocuklara sütür alma işleminden hemen önce dijital oyun oynama ve çizgi film izletimi yapılmıştır. Verilerin toplanmasında; "Tanıtıcı Bilgi Formu", "Çocuk Korku Ölçeği", "Wong Baker Ağrı Ölçeği", "Çocuk Anksiyete Skalası-Durumluluk Ölçeği (ÇAS-D)" ve "Yaşam Bulguları Takip Formu" kullanılmıştır. Ağrı değişim puanları açısından incelendiğinde, çocuk, ebeveyn ve hemşire değerlendirmelerine göre gruplar arasında anlamlı farklar olduğu belirlenmiştir. Çocuk ağrı puanı değişiminde, kontrol grubundaki çocukların ağrı puanlarındaki değişim (0,717±1,381), dijital oyun oynayan (-0,833±1,464) ve çizgi film izleyen (-0,483±1,669) çocuklardan anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuştur (F=8,700, p=0,000; 3>1,2). Çocuk korku puanı değişiminde, kontrol grubundaki değişim puanları (-1,733±2,815), dijital oyun oynayan (-4,300±2,769) ve çizgi film izleyen (-2,000±3,129) çocuklardan anlamlı düzeyde farklı bulunmuştur (F=7,061, p=0,001; 3>1,2). Çocuk anksiyete değişiminde kontrol grubundaki değişim (-1,633±2,526), dijital oyun oynayan çocuklardan (-4,700±3,019) ve çizgi film izleyen çocuklardan (-1,833±3,435) anlamlı düzeyde farklıdır (F=9,708, p=0,000; 3>1,2). Araştırmanın sonucunda; dijital oyun oynama yöntemi, hem çocuklar hem de ebeveyn ve sağlık profesyonelleri tarafından sütür alma işlemi sırasında ağrı, korku ve anksiyetenin azaltılması açısından en etkili strateji olarak değerlendirilmiştir. Bu nedenle, çocuk acil servislerinde invaziv işlemler sırasında dijital oyun oynama gibi dikkat dağıtıcı yöntemlerin kullanımı teşvik edilmelidir. Anahtar Kelimeler: Acil servis, travma, acil servis hemşiresi, sütür alma
Kistik fibrozis tanılı çocuğu olan ebeveynlerin oluşturduğu sanal topluluklar üzerinden çevrimiçi paylaşımlarının netnografik yöntemle incelenmesi
Bu çalışma, Kistik Fibrozis tanılı çocuğu olan ebeveynlerin sanal topluluklar üzerinden çevrimiçi (online) platformlarda Kistik Fibrozis tanı, tedavi, yan etkileri, destek arayışları, duygu ve düşünce paylaşımları, deneyimleri, kendilerini nasıl ifade ettiklerini tanımlamak ve özgün verilerin pediatri hemşireliğinde bakım kalitesini yükseltmede kullanılmasını sağlamak amacıyla yapılmıştır. Araştırma, 01/06/2024-20/05/2025 tarihleri arasında nitel araştırma türlerinden biri olan netnografi yöntemi kullanılarak çevirim içi platformlar aracılığıyla paylaşım yapan ebeveynler ile gerçekleşmiştir. Araştırmanın örneklemini Kistik Fibrozis tanılı çocuğu olan anne ve babaların bulunduğu çevrimiçi sanal ortam olan "facebook" ve instagram" üzerindeki araştırma sorularına uygun içerik bulunabileceği, aktif paylaşım yapan ve üye sayısı fazla olan "kistikfibrozisicinsesimizol" alan isimli "Kistik Fibrozis Derneği" nin forum sayfası oluşturmuştur. Araştırma süresi boyunca ebeveynlerin duygusal, fiziksel ve sosyal paylaşımları birbirinden farklı ifadeler ile tekrar ettikleri fark edilmiş ve yapılan paylaşımlar kendi içerisinde sınıflandırılmıştır. Elde edilen verilerin sınıflandırılmasında aynı konu üzerindeki birbirinden farklı ifadeler kendi içerisinde alt kodlara bölünerek ortak bir noktada gösterilmeye çalışılmıştır. Bu alt sınıflandırma sistemleri oluşturulurken nitel veri analizi programı MAXQDA Analytic Pro 12 (release 12.3.1) kullanılmıştır. Çalışmada yapılan analizde "Anne ve Babaların Kistik Fibrozis Hastalığı ile İlgili Düşünceleri", "Anne ve Babaların Tedavi ile İlgili Düşünceleri", "Anne ve Babaların Bakım Süreci ile İlgili Düşünceleri" ve "Anne ve Babaların Destek Süreci ile İlgili Düşünceleri" olmak üzere 4 farklı tema elde edilmiştir. Pediatri hemşiresinin, Kistik Fibrozis tanılı çocukların ebeveynlerine bu alanlarda eğitim ve danışmanlık vererek destek vermesi önerilir.
Periton diyalizi uygulanan çocukların ebeveynlerinin deneyimleri
Araştırma, periton diyalizi uygulanan çocukların ebeveynlerinin yaşadığı deneyimleri belirlemek amacıyla nitel çalışma olarak yapılmıştır. Araştırma verileri Şubat-Temmuz 2025 tarihleri arasında Mersin Üniversitesi Hastanesi Çocuk Nefroloji servisine yatışı yapılan çocukların ebeveynleriyle bireysel görüşme yapılarak toplanmıştır. Verilerin toplanmasında "Tanıtıcı Bilgi Formu" ve "Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu" kullanılmıştır. Elde edilen nitel sonuçlar MAXQDA 22 analiz programı kullanılarak kodlama, temaların oluşturulması, kod ve alt kodların ilişkisi ile analizi edilmiştir. Çalışma kapsamında yer alan ebeveynlerin yaş ortalaması 40,62±6,52'dir. Nitel veriler doğrultusunda ebeveynlerin periton diyalizine yönelik düşünceleri, periton diyalizine yönelik duygular, fiziksel zorluk, tedavi ve bakım süreci, aile süreci ve çocuğun okul hayatı olmak üzere altı tema ve 45 kod elde edilmiştir. Periton diyalizi uygulanan çocukların bakım yüklerinin fazla olması nedeniyle ebeveynlerin fiziksel, psikolojik, ekonomik ve sosyal yönden zorluk yaşadığı ortaya çıkmıştır. Bu sonuçlar doğrultusunda, pediatri hemşireleri, periton diyalizi uygulanan çocukların ebeveynlerine bakım, eğitim ve psikososyal destek sunarak bakım sürecine uyumu artırmalı ve ebeveynleri güçlendirmelidir.
Pediatri hemşirelerinin çocukluk çağı aşılarına yönelik düşünceleri: Nitel araştırma örneği
Araştırma, pediatri hemşirelerinin çocukluk çağı aşılarına yönelik düşüncelerini belirlemek amacıyla nitel çalışma olarak yapılmıştır. Araştırma, Mart-Nisan 2025 tarihleri arasında Mersin Üniversitesi Hastanesinin çocuk servislerinde ve çocuk hastalıkları polikliniğinde çalışan 13 pediatri hemşiresi ile yürütülmüştür. Verilerin toplanmasında Tanıtıcı Bilgi Formu ve Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu kullanılmıştır. Görüşmeler kayıt altına alınmış olup, görüşme sonrasında alınan kayıtların deşifresi yapılmıştır. Deşifre sonrası araştırmanın verileri MAXQDA 22 analiz programı kullanılarak kodlama, temaların oluşturulması, kod ve alt kodların ilişkisi analiz edilmiştir. Çalışma kapsamında yer alan hemşirelerin görüşmelerinden elde edilen veriler doğrultusunda "Aşı kabulü, aşı tereddütü, aşı karşıtlığı ve öneriler" olmak üzere dört tema, 44 kod elde edilmiştir. Görüşme yapılan pediatri hemşirelerinin yaş ortalaması 34,38±4,46'dır. Elde edilen bulgular doğrultusunda, pediatri hemşireleri Sağlık Bakanlığı aşılarının güvenli ve gerekli olduğunu belirtmiştir. Aşı tereddütü, yurtdışı üretim, ilaç sektörü etkisi, pandemi kaynaklı medya haberleri, soğuk zincir sorunları ve yanlış uygulama tekniklerinden kaynaklanmaktadır. Aşı karşıtlığı ise geçmiş olumsuz deneyimler, güvensizlik, dini ve kişisel inançlar, aşı içeriğine ilişkin endişeler ve özel aşıların bilimsel verilerinin yetersiz olmasına bağlı olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak, hemşireler çocukluk çağı aşılarını güvenli ve gerekli bulmakta, ancak ailelerin bilgi eksikliği ve yanlış algılar nedeniyle karşıtlık ve tereddüt yaşayabileceği ortaya çıkmıştır. Pediatri hemşirelerinin aşı karşıtlığını azaltmak ve tereddütleri gidermek için tüm çocukluk çağı aşılarının zorunlu olması, sağlık politikalarının güçlendirilmesi, bilgilendirme ve eğitim çalışmalarının artırılması, gezici sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması ve özel aşıların ücretsiz sunulması önerilmektedir.
Spinal Musküler Atrofi tanılı çocuğu olan ebeveynlerin oluşturduğu sanal topluluklar üzerinden çevrimiçi paylaşımlarının netnografik yöntemle incelenmesi
Bu çalışma, Spinal Musküler Atrofi tanılı çocuğu olan ebeveynlerin sanal topluluklar üzerinden çevrimiçi (online) platformlarda Spinal Musküler Atrofi tanı, tedavi, yan etkileri, destek arayışları, duygu ve düşünce paylaşımları, deneyimleri, kendilerini nasıl ifade ettiklerini tanımlamak ve özgün verilerin pediatri hemşireliğinde bakım kalitesini yükseltmede kullanılmasını sağlamak amacıyla yapılmıştır. Araştırma, gerekli etik kurul ve sosyal platform izni alındıktan sonra nitel araştırma türlerinden biri olan netnografi yöntemi ile 01/01/2023-01/06/2025 tarihleri arasında ebeveynlerin çevrimiçi sanal ortamda paylaştıkları veriler kullanılarak geriye dönük olarak gerçekleşmiştir. Araştırmanın örneklemini Spinal Musküler Atrofi tanılı çocuğu olan anne ve babaların bulunduğu çevrim içi sanal ortam olan "instagram" üzerindeki aktif paylaşım yapan ve üye sayısı fazla olan "smabenimleyuru" alan isimli "SMA Benimle Yürü Derneği" nin forum sayfası oluşturmuştur. Araştırma süresi boyunca ebeveynlerin duygusal, fiziksel ve sosyal paylaşımları birbirinden farklı ifadeler ile tekrar ettikleri fark edilmiş ve yapılan paylaşımlar kendi içerisinde sınıflandırılmıştır. Elde edilen verilerin sınıflandırılmasında nitel veri analizi programı MAXQDA Analytic Pro 12 kullanılmıştır. Çalışmada yapılan analizde altı farklı tema elde edilmiştir. Yapılan bu çalışmanın sonucunda, pediatri hemşirelerinin, Spinal Musküler Atrofi tanılı çocukların ebeveynlerine bu alanlarda eğitim ve danışmanlık vererek destek vermesi gerektiği belirlenmiştir. Bu kapsamda pediatri hemşirelerinin, ebeveynlere ihtiyaç duydukları bu alanda gerekli eğitimleri planlaması ve uygulaması önerilir.
Yenidoğanlarda topuk kanı alınması sırasında Buzzy® ve Shotblocker® uygulamasının yenidoğanın ağrı ve konfor düzeyine etkisi
Bu çalışma yenidoğanlarda topuk kanı alınması sırasında Buzzy® ve Shotblocker® uygulamalarının yenidoğanın ağrı ve konfor düzeyine etkisini incelemek amacıyla yapıldı. Randomize kontrollü deneysel tasarımda gerçekleştirilen çalışma Nisan-Eylül-2025 tarihleri arasında Samandağ Devlet Hastanesi Yenidoğan servisinde yürütüldü. Araştırmada miadında doğan ve postnatal 0-28 günde olan 174 yenidoğan randomize olarak Buzzy® (n=58), Shotblocker® (n=58) ve kontrol (n=58) gruplarına atandı. Girişim öncesinde Buzzy® grubuna buz paketi ile titreşimli soğuk uygulama, Shotblocker® grubuna Shotblocker® uygulaması ve kontrol grubuna rutin uygulama yapıldı. Veriler "Bebek Bilgi ve Takip Formu", "Yenidoğan Bebek Ağrı Ölçeği (NIPSS)", "Yenidoğan Konfor Davranış Ölçeği" ve ses kayıtları kullanılarak elde edildi. Ölçümler işlem öncesi ve sonrası kayıt altına alındı. İşleme başlamadan önce ve işlem süresince bebeklerin ağlama süreleri ses kaydı alınarak değerlendirildi. Veriler istatistik programı kullanılarak uygun yöntemlerle analiz edildi. Yapılan analizler sonucunda, gruplara göre doğum şekli, gestasyonel yaşı, cinsiyet, doğum ağırlığı ve doğum boyu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı belirlendi (p>0,05). Buzzy® ve ShotBlocker® grubundaki bebeklerin işlem sonrası nabız değerleri (p<0.05), ağrı puanları (p<0.05) ve konfor düzeylerinin (p<0.05) kontrol grubuna göre daha düşük olduğu saptandı. SpO2 değeri ve ağlama süreleri açısından gruplararasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmadı. Sonuç olarak, topuk kanı alınması sürecinde Buzzy® ve ShotBlocker® uygulamalarının yenidoğanların ağrı ve konfor düzeylerine olumlu katkı sağladığı ortaya konmuş olup, bu yöntemlerin kullanılması önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Ağrı, Konfor, Buzzy®, ShotBlocker®, Topuk Kanı.
Pediatrik Kemoterapiye Bağlı Nöropati Ölçeği'nin Türkçe geçerlilik ve güvenirlik Çalışması
Sarı, D., Pediatrik Kemoterapiye Bağlı Nöropati Ölçeği'nin Türkçe Geçerlilik ve Güvenirlik Çalışması, Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Hemşireliği Programı, Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2024. Bu çalışmanın amacı, nörotoksik kemoterapi almış ya da halen almakta olan çocuklarda kemoterapi ilişkili periferik nöropatiyi hasta merkezli olarak değerlendirmek üzere geliştirilen "Pediatric Chemoterapy Induced Neuropaty Scale(P-CIN)/ Pediatrik Kemoterapiye Bağlı Nöropati Ölçeği"nin geçerlilik ve güvenirliğinin yapılması ve Türk toplumuna uyarlanmasını gerçekleştirmektir. Metadolojik olarak planlanmış olan çalışma, kurum izni doğrultusunda Haziran 2023- Nisan 2024 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatrik Onkoloji Bilim Dalı ile Pediatrik Hematoloji Ünitesi yatan hasta ve ayaktan tedavi kliniklerine başvuran 8-18 yaşları arasında, nörotoksik kemoterapi almış ya da almakta olan 90 hastanın katılımı ile tamamlanmıştır. Veri toplama araçları olarak "Birey Tanıtım Formu" , "Pediatrik Kemoterapiye Bağlı Nöropati Ölçeği" ve "Çocuğa Uyarlanan Total Nöropati Ölçeği" kullanılmıştır. Ölçeğin geçerliliğinin test edilmesinde dil, kapsam ve yapı geçerliliği yöntemleri kullanılmıştır. Ölçeğin güvenilirliği ise iç tutarlılık analizi, paralel testler yöntemi ve test-tekrar test yöntemi ile değerlendirilmiştir. Kapsam geçerliliğine yönelik tüm maddeler için kapsam geçerlilik oranı hesaplanmış ve değerlerin kabul edilebilir aralıkta olduğu görülmüştür. Yapı geçerliliği için doğrulayıcı faktör analizi yapılmıştır. Doğrulayıcı faktör analiziyle hesaplanan uyum değerleri kabul edilebilir sınırlar içerisinde bulunmuştur. İç tutarlılık analizi sonucuna göre ölçeğin Cronbach alfa değeri 0,69 bulunmuştur. Paralel test ile korelasyonu kuvvetli (r=0,824) bulunmuş, test-tekrar test ile zamansal değişmezliği ortaya konmuştur ( p<0,05). Türkçe'ye uyarlanan Pediatrik Kemoterapiye Bağlı Nöropati Ölçeği'nin, 8-18 yaş arası kanser tanısı olan çocuk hastalarda periferik nöropatiyi değerlendirmek için geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Kanser, çocuk, kemoterapi, nöropati, hemşirelik
Anaokulu düzeyindeki çocuklara öz bakım ve sosyal yetkinlik kazandırmada sosyal öğrenme teorisine dayalı öğretim etkinliklerinin etkisi
Bu araştırma, sosyal öğrenme teorisine dayalı hazırlanan çizgi filmler aracılığı ile verilen eğitimin, okul öncesi dönemdeki çocuklara öz bakım ve sosyal yetkinlik davranışlarını kazandırmada etkililiğini incelemek amacıyla, randomize kontrollü olarak yapılmıştır. Araştırma, Ankara ili Çankaya ilçesi Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı iki anaokulunda, 20 Ocak-16 Haziran 2023 tarihleri arasında uygulanmıştır. Araştırmanın örneklemini 41 müdahale ve 41 kontrol grubu olmak üzere 82 çocuk oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında Demografik Veri Formu, 3-6 Yaş Çocukları İçin Öz Bakım Becerileri Değerlendirme Testi ve Sosyal Yetkinlik ve Davranış Değerlendirme Ölçeği -30 kullanılmıştır. Müdahale grubundaki çocuklara öz bakım ve sosyal yetkinlik davranışları kazandırmak amacıyla sosyal öğrenme kuramına dayandırılarak hazırlanan beş adet çizgi film ile dört ay boyunca eğitim verilmiştir. Her ayın sonunda çocuklar için ölçekler uygulanmıştır. Sonuçta, çocuklar toplam beş kez değerlendirilmiştir. Kontrol grubundaki çocuklar için herhangi bir müdahale gerçekleştirilmemiş, anaokulunda aldıkları standart eğitime devam etmişlerdir. Sosyal öğrenme kuramına dayandırılarak verilen eğitimler sonucunda, müdahale grubundaki çocukların öz bakım ölçeğinin üç alt boyutuna ait puanları (temizlik ve kişisel bakım, yemek yeme, dinlenme) ve ölçeğin toplam puanı, kontrol grubuna göre anlamlı ölçüde daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Müdahale grubundaki çocukların sosyal yetkinlik ve davranış ölçeğinin sosyal yetkinlik alt boyutuna ait puanları ve ölçeğin toplam puanları, kontrol grubuna göre anlamlı ölçüde daha yüksektir (p<0.05). Müdahale grubunda bulunan çocukların sosyal yetkinlik ve davranış ölçeğinin iki alt boyutuna (kızgınlık-saldırganlık ve anksiyete-içe dönüklük) ait son test puanları, kontrol grubuna göre anlamlı ölçüde düşüktür (p<0.05). Bu bulgular doğrultusunda, okul öncesi dönemdeki çocukların öğrenme sürecinde, Sosyal Öğrenme Kuramının olumlu sağlık davranışları kazandırmada kullanılması önerilmiştir. Anahtar Kelimeler: sosyal öğrenme kuramı, öz bakım, sosyal yetkinlik, okul öncesi dönem
Periferik intravenöz kateterizasyon sırasında uygulanan terapötik oyunun çocukların ağrı ve anksiyete düzeyleri ile ebeveynlerin anksiyete düzeyleri üzerine etkisi
Randomize kontrollü deneysel tasarım tipindeki araştırma, hastaneye yatış sürecindeki 3-6 yaş arasındaki çocuklara Periferik İntravenöz Kateterizasyon (PİK) sırasında uygulanan terapötik oyun yönteminin çocukların ağrı ve anksiyete düzeyleri ile ebeveynlerin anksiyete düzeyleri üzerine etkilerini belirlemek amacıyla Şubat 2020- Haziran 2020 tarihleri arasında bir eğitim ve araştırma hastanesinin çocuk kliniğine yatışı yapılan terapötik oyun grubu=60 ve kontrol grubu=60 olmak üzere toplam 120 çocuk ve ebeveyni ile gerçekleştirildi. Verilerin toplanmasında; Veri Toplama Formu, çocuklar için FLACC ağrı ölçeği, CEMS anksiyete ölçeği, ebeveynler için ise STAI-I anksiyete ölçeği kullanıldı. Deney ve kontrol grubundaki çocukların girişim öncesi ağrı ve anksiyete puan ortalamaları benzerdi (p>0,05). PİK sırasında çocukların ağrı puan ortalamalarının deney grubunda 4,45±3,18, kontrol grubunda 7,25±2,81 puan, anksiyete puan ortalamalarının ise deney grubunda 6,08±5,91, kontrol grubunda 18,8±6,34 puan olduğu ve aralarında istatistiksel olarak ileri derecede anlamlı bir fark olduğu saptandı (p=0,000). Ebeveynlerin anksiyete puan ortalamalarının PİK öncesinde benzer olduğu (p=0,812), PİK sırasında ise deney grubunda 38,06±18,9 iken kontrol grubunda 64,68±18,56 olduğu ve aralarında istatistiksel olarak ileri derecede anlamlı bir fark olduğu saptandı (p=0,000). Ebeveynlerin anksiyete puanı ile çocukların ağrı ve anksiyete puanları arasında güçlü düzeyde ve pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptandı (p<0,05). Sonuç olarak; PİK sırasında 3-6 yaş arasındaki çocuklara uygulanan terapötik oyun yönteminin çocukların ağrı ve anksiyete düzeyleri ile ebeveynlerin anksiyete düzeylerini azaltmada etkili olduğu belirlendi. Anahtar Kelimeler: Ağrı, Anksiyete, Çocuk Hemşireliği, Hastaneye Yatma, Oyun, Oyun Çocuğu, Terapötik Oyun
Anne adaylarına verilen çocukluk çağı aşılarına yönelik eğitimin aşı tereddüdü ve aşı okuryazarlığına etkisi: randomize kontrollü deneysel çalışma
Bu araştırma anne adaylarına gebelik sürecinde araştırmacı tarafından verilen "Çocukluk Çağı Aşılarında Tereddütlere Yönelik Eğitim Kılavuzu" destekli yüz yüze eğitim girişiminin aşı tereddüdü ve aşı okuryazarlığına etkisinin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma, Türkiye' nin doğusunda bulunan bir ilin Aile Sağlığı Merkezi (ASM)' de 12.06.2024-19.12.2024 tarihleri arasında ön test/son test randomize kontrol gruplu deneysel olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, Ağustos 2024-Ekim 2024 tarihleri arasında il merkezinde bulunan en geniş gebe popülasyonuna sahip ASM' ye bağlı gebelerden evren özelliklerine uyan gebeler oluşturmaktadır. Yapılan G*Power analizinde 80 gebenin yeterli olacağı belirlenmiş olup çalışma 85 gebenin katılımı ile tamamlanmıştır. Katılımcılar raslantısal örneklem yöntemiyle iki gruba ayrılmıştır. Deney grubu (S=42) ve kontrol grubu (S=43) gebeden oluşmaktadır. Deney grubunda bulunan gebelere hazırlanan eğitim materyali ile girişim uygulanmıştır. Gebe tanıtıcı bilgi formu, Aşı Tereddüdü 5'li Likert Ölçeği (ATÖ) ve Çocukluk Çağı Aşıları İçin Aşı Okuryazarlığı Ölçeği (AOÖ) veri toplama aracı olarak kullanılmıştır. Veriler SPSS V26 programı ile analiz edilmiştir. Çalışmanın bütün aşamalarında bilimsel etik ilkelere bağlı kalınmıştır. Deney ve kontrol grubunun tanımlayıcı özellikler açısından benzer olduğu belirlenmiştir. Girişim öncesi deney ve kontrol grubunun ATÖ puanlarının benzer olduğu, girişim sonrası kontrol test ve son testte ise deney grubu lehine artışın olduğu ve bu durumun istatistiksel fark oluşturduğu bulunmuştur (p<0,001). Girişim öncesi deney ve kontrol grubunun AOÖ puanlarının benzer olduğu, girişim sonrası kontrol test ve son testte ise deney grubunda artışın olduğu ve bu durumun istatistiksel fark oluşturduğu saptanmıştır (p<0,001). Girişimin anne adaylarında aşı okuryazarlığı düzeyini artırarak aşı tereddüdü düzeyini azaldığı belirlenmiştir. Geleceğin birer annesi olan gebelerin çocukluk çağı aşılarına yönelik tereddütlerini gidermek için eğitimlerin yaygınlaştırılmasının hem annelerde tereddüdü gidererek gönül rahatlığının sağlanması hem de çocuğun en temel hakkı olan sağlığının korunması kapsamındaki aşılarından mahrum edilmesinin önüne geçilmesi sağlanabilir.
Sezaryen doğum sonrası spinal anesteziye bağlı baş ağrısı görülen annelere uygulanan refleksolojinin ağrı, konfor ve emzirme öz yeterlilik düzeyine etkisi
Bu çalışma, sezaryen doğum sonrası spinal anesteziye bağlı baş ağrısı yaşayan annelere uygulanan refleksolojinin ağrı, konfor ve emzirme öz yeterlilik düzeyine etkisini belirlemek amacıyla yapıldı. Randomize kontrollü deneysel tasarımda gerçekleştirilen çalışma, Ocak 2024- Ağustos 2024 tarihleri arasında Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Bölümü'nde spinal anestezi ile sezaryen doğum yapan ve doğum sonrası baş ağrısı yaşayan annelerle yürütüldü (Müdahale grubu=30, Kontrol grubu=30). Müdahale grubundaki annelere, her bir ayağa 15 dakika olmak üzere toplamda 30 dakika ayak refleksolojisi uygulandı. Kontrol grubuna ise rutin hemşirelik uygulamaları dışında herhangi bir müdahalede bulunulmadı. Veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Formu, Görsel Analog Skala (GAS), Doğum Sonu Konfor Ölçeği (DSKÖ) ve Emzirme Öz-Yeterlilik Ölçeği (EÖYÖ) kullanıldı. Veriler, SPSS 26.0 paket programı ile analiz edildi. Araştırma sürecinde etik ilkelere bağlı kalındı. Çalışmaya katılan ebeveynlerin demografik özellikleri bakımından müdahale ve kontrol grupları arasında fark bulunmadı (p>0.05). Girişim öncesinde müdahale ve kontrol gruplarının VAS, DSKÖ ve EÖYÖ ortalamaları arasında anlamlı bir fark olmadığı belirlenirken (p>0.05), girişim sonrasında bu değerlerde istatistiksel olarak müdahale grubu lehine anlamlı fark saptandı (p<0.05). Sonuç olarak, refleksolojinin müdahale grubundaki annelerin ağrı düzeyini anlamlı şekilde azalttığı, doğum sonrası konfor ve emzirme öz yeterliliğini artırdığı belirlendi. Refleksolojinin sağladığı bu faydaların hem annelerin hem de bebeklerin iyilik halleri açısından olumlu katkılar sağlayacağı düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Sezaryen doğum, Spinal anestezi, Refleksoloji, Baş ağrısı, Konfor, Emzirme öz yeterlilik
Sanal gerçeklik uygulaması ile verilen mahremiyet eğitiminin çocukların mahremiyet bilinci ve hayır diyebilme becerilerine etkisi
Bu araştırma, sanal gerçeklik (SG) temelli mahremiyet eğitiminin 4. sınıf öğrencilerinin mahremiyet bilinci ve hayır diyebilme becerisi düzeylerine etkisini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Araştırma, Doğu Anadolu Bölgesi'nde bulunan bir ilde ve Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı bir ilkokulda, Kasım 2024-Mayıs 2025 tarihleri arasında ön test/son test kontrol gruplu deneysel olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evrenini, ildeki ilkokullarda öğrenim gören 4. sınıf öğrencileri oluşturmaktadır. Verilerin toplandığı okul, örneklem sayısını karşılayan okullar arasından kura yöntemi ile belirlenmiştir. Yapılan G*Power analizinde 88 öğrencinin yeterli olacağı hesaplanmış, ancak araştırma deney (S=46) ve kontrol grubu (S=51) toplam 97 öğrenci dahil edilerek tamamlanmıştır. Deney grubundaki öğrencilere sanal SG gözlüğü kullanılarak mahremiyet eğitimi verildi. Çocuk Tanıtıcı Bilgi Formu, İlkokul Öğrencileri İçin Mahremiyet Bilinci Ölçeği (MBÖ) ve Çocuklar İçin Hayır Diyebilme Becerisi Ölçeği (HÖ) veri toplama aracı olarak kullanıldı. Veriler SPSS V26 programı ile analiz edildi. Araştırma sürecinde etik ilkelere bağlı kalındı. Deney ve kontrol grubunun tanımlayıcı özellikler açısından benzer olduğu saptandı. Eğitim öncesi deney ve kontrol grubunun MBÖ puanlarının benzer olduğu, eğitim sonrasında ise deney grubu lehine artışın olduğu ve bu durumun istatistiksel fark oluşturduğu bulundu (p<0.001). Eğitim öncesi deney ve kontrol grubunun HÖ puanlarının benzer olduğu, eğitim sonrasında ise deney grubunda artışın olduğu ve bu durumun istatistiksel fark oluşturduğu saptanmıştır (p<0.001). SG temelli mahremiyet eğitiminin, öğrencilerin mahremiyet bilinci ve hayır diyebilme becerisi düzeylerini artırdığı tespit edildi. Çocukların erken yaşta mahremiyet eğitimi alması, SG gibi yenilikçi yöntemlerle bilinç düzeyinin geliştirilmesi ve ebeveynlerin bu sürece dahil edilmesi, çocukların cinsel istismar riskine karşı güvenliğini artırmada önemli bir rol oynayacağı düşünülmektedir.
Kistik fibrozisli adölesanlarda öz bakım eksikliği kuramına dayalı hemşirelik bakımının etkinliğinin değerlendirilmesi
Bu araştırma Dorothea Orem'in Öz Bakım Eksikliği Hemşirelik Kuramı temel alınarak uygulanan hemşirelik bakımının Kistik Fibrozisli adölesanlarda öz bakım bilgi ve becerileri üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi amacıyla, randomize kontrollü olarak yapılmıştır. Araştırma, Hacettepe Üniversitesi İhsan Doğramacı Çocuk Hastanesi Göğüs Hastalıkları Polikliniği'nde Şubat-Eylül 2019 tarihleri arasında uygulanmıştır. Araştırmanın örneklemini 15 müdahale ve 15 kontrol grubu olmak üzere 30 kistik fibrozisli adölesan oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında Sosyo Demografik Veri Formu ve Kistik Fibrozisli Adölesanlarda Öz Bakım Gereksinimlerini Değerlendirme Formu kullanılmıştır. Müdahale grubundaki adölesanlara yedi, kontrol grubundaki adölesanlara ise iki ev ziyareti yapılmıştır. Müdahale grubundaki adölesanlara ilk ev ziyaretinde veri toplama formları uygulanmış ve hazırlanan eğitim kitapçığı verilmiştir. Sonraki ziyaretlerde adölesanlara öz bakım bilgi ve beceri gereksinimleri doğrultusunda bireyselleştirilmiş hemşirelik bakım planı uygulanmıştır. Yedinci ev ziyaretinde ise öz bakım değerlendirme formu tekrar uygulanmıştır. Kontrol grubundaki adölesanlar ise izlendikleri poliklinikten standart bakım almış ve bu adölesanlara 4,5 ay arayla uygulanan iki ev ziyaretinde veri toplama formları uygulanmıştır. Müdahale sonrasında müdahale grubundaki adölesanların toplam öz bakım bilgi puanları kontrol grubundaki adölesanlara göre anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. (z=-4,451; p=0,000). Müdahale grubunda ev ziyaretleri sonrasında öz bakım becerilerini (nebulizatör kullanımı ve temizliği ile hava yolu temizleme aleti kullanımı ve temizliği) bağımsız olarak gerçekleştiren adölesanların sayısı artmıştır. Müdahale grubundaki hastaların tüm hemşirelik girişimlerine olan gereksinimleri zaman içinde anlamlı düzeyde azalmıştır. Bu bulgular doğrultusunda Kistik Fibrozisli adölesanların düzenli olarak ev ziyaretleri ile izlenmesi, eğitilmesi ve adölesanların öz bakım becerilerinin geliştirilmesinde Orem'ın Öz Bakım Eksikliği Hemşirelik Kuramı doğrultusunda planlanan bakımın uygulanması önerilmiştir.
Çocuk acil servisinde kullanılan güvenlik donanımlı periferik intravenöz kataterlerin damaryolu erişim başarısı üzerine etkisi
Araştırma, çocuk acil servisinde, 3-6 yaş arasındaki çocuklarda kullanılan güvenlik donanımlı periferik intravenöz kateterlerin damaryolu erişim başarısı (ilk girişte başarı oranı, girişim sayısı, girişim süresi), ağrı düzeyi ve ağlama süresi üzerindeki etkisini değerlendirmek amacıyla "randomize kontrollü deneysel tasarım" tipinde gerçekleştirildi. Araştırmanın örneklem grubunu, Ocak- Mayıs 2022 tarihleri arasında, İstanbul'daki bir üniversite hastanesinin çocuk acil servisine başvuran, 3-6 yaş arasındaki damaryolu gereksinimi olan 180 çocuk (Güvenlik donanımlı PİK grubu=90; Klasik PİK grubu=90) oluşturdu. Verilerin toplanmasında "Hasta Takip Formu", "Zorlu İntravenöz Girişim Skoru (ZIVG)" ve "FLACC Ağrı Skalası" kullanıldı. Çocukların tanıtıcı özellikleri gruplar arasında benzerdi (p>0,05). Güvenlik donanımlı PİK'lerin ilk girişte başarı oranını yükselttiği, PİK girişim sayısını azalttığı, ağrı puanını düşürdüğü, girişim süresini ve ağlama süresini kısalttığı belirlendi (p>0,001). Sonuç olarak; güvenlik donanımlı periferik intravenöz kateterlerin kullanımının damaryolu erişim başarısı üzerinde etkili olduğu belirlendi.
Pediatrik onkoloji hastalarında hindistan cevizi yağı ile yapılan ağız bakımının oral mukozit derecesine etkisinin incelenmesi
Amaç: Araştırma, 7-18 yaş arası pediatrik onkoloji hastalarında hindistan cevizi yağı ile yapılan ağız bakımının oral mukozit derecesine etkisini belirlemek amacıyla randomize kontrollü deneysel olarak yapıldı. Yöntem: Araştırmada Mart - Ekim 2023 tarihlerinde İstanbul'da bir şehir hastanesinin çocuk hematoloji-onkoloji servislerinde yatan hastalar evreni, örneklem seçim kriterlerine uyan 42 çocuk (21 deney grubu, 21 kontrol grubu) ise örneklemi oluşturdu. Kontrol grubuna kliniğin rutininde uygulanan temel ağız bakımı, deney grubuna ise temel ağız bakımına ilave olarak hindistan cevizi yağı ile ağız bakımı yapıldı. Ağız bakımı sıklığı Dünya Sağlık Örgütü Oral Mukozit Değerlendirme Ölçeği puanına göre belirlendi. Her iki grupta oral mukozit derecesi 0., 7., 14. ve 21. günlerde ''Dünya Sağlık Örgütü Oral Mukozit Değerlendirme Ölçeği ve Uluslararası Çocuk Mukozit Değerlendirme Ölçeği'' ile değerlendirildi. Bulgular: Araştırma gruplarındaki çocuk ve ebeveynlerin tanımlayıcı özellikleri benzerdi (p>0,05). Çocukların mukozit dereceleri değerlendirildiğinde; 0. günde gruplar arasında mukozit değerleri açısından fark yokken, 7. ve 14. günde deney grubunun hem DSÖ Oral Mukozit Değerlendirme Ölçeği hem de ChIMES puanları kontrol grubundan anlamlı düzeyde daha düşüktü (p<0,001). 21. gün değerlendirmesinde ise ChIMES puanları deney grubunda anlamlı düzeyde daha düşüktü (p=0,038). Araştırma da kullanılan iki mukozit ölçeğinin puanları arasında güçlü düzeyde pozitif ve anlamlı bir ilişki bulunmaktaydı. Sonuçlar: Sonuç olarak pediatrik onkoloji hastalarında temel ağız bakımına ilave olarak hindistan cevizi yağı ile ağız bakımı yapmak oral mukozit derecesini azaltmada sadece temel ağız bakımına göre daha etkilidir. Kemoterapi sürecinde oral mukozit gelişmesini önlemek ve iyileşmesini desteklemek amacıyla ilk günden itibaren temel ağız bakımına ilave olarak hindistan cevizi yağı ile ağız bakımı yapılması önerilir.
Çocuk yoğun bakım ünitesindeki plansız ekstübasyonları önlemeye yönelik geliştirilen bakım paketinin etkisi
Araştırma, çocuk yoğun bakım ünitesindeki plansız ekstübasyonları önlemeye yönelik geliştirilen bakım paketinin etkisini belirlemek amacıyla "ön test-son test kontrol gruplu yarı deneysel tasarım" tipinde gerçekleştirildi. Araştırmanın örneklemini Mayıs 2021- Mayıs 2022 tarihlerinde bir eğitim araştırma hastanesinin çocuk yoğun bakım ünitesinde yatmakta olan 0-18 yaş arası oral yolla entübe olarak invaziv mekanik ventilatör desteği alan toplam 80 çocuk (Ön test grubu = 40; Son Test grubu=40) oluşturdu. Verilerin toplanma aşamasında Entübe Hasta Takip Formu ve Konfor Skalası kullanıldı. Çalışma kapsamındaki çocukların tanıtıcı özellikleri benzerdi (p>0,05). Ön test grubunda %30 (n=12); son test grubunda %10 (n=4) oranında plansız ekstübasyon gerçekleşti. Plansız ekstübasyon sıklığı= Gerçekleşen Plansız Ekstübasyon Sayısı/Ventilatör Gün Sayısı x 100 formülü ile hesaplandı. Son test grubunda gerçekleşen plansız ekstübasyon sıklığı (0,87) ön test grubundan (2,65) anlamlı düzeyde daha düşüktü (p=0,021). Sonuç olarak; plansız ekstübasyonları önlemeye yönelik geliştirilen bakım paketinin plansız ekstübasyon sıklığını azaltmada etkili olduğu belirlendi.
Kan alma sırasında 3-6 yaş çocuklara akvaryum balıkları izletmenin fizyolojik parametreler, ağrı ve anksiyeteye etkisi
Amaç: Kan alma birimine başvuran 3-6 yaş çocuklarda kan alma işlemi sırasında küçük akvaryum balıklarının izlenmesinin, işlem sırasında oluşan ağrı, anksiyete, kalp tepe atımı, oksijen saturasyonu değerlerine, ağlama ve işlem süresine etkisini belirlemekti. Materyal ve Metod: Araştırma İstanbul ilinde bir Eğitim ve Araştırma hastanesi Çocuk Kan alma biriminde 2021- 2022 Eylül tarihleri arasında deneysel tasarım tipinde gerçekleştirildi. Örneklemi çocuk kan alma birimine başvuran, örneklem kriterlerine uygun ve yaş aralığı 3-6 olan, 70 (Hayvan destekli tedavi grubu:35, Kontrol grubu=35) çocuk oluşturdu. Deney grubuna kan alma işlemi sırasında akvaryum balıkları izletildi. Her iki grubun işlem öncesi, sırası ve sonrasındaki ağrı skorları Wong Baker's ve Yüz, Bacak hareketliliği, Aktivite, Ağlama, Teselli edilirlik Skalası (FLACC) ile ağrıları, pulse oksimetre cihazı ile oksijen saturasyonları (SpO2), kalp tepe atımları (KTA), ağlama ve işlem süreleri, Çocukların Duygusal Dışa Vurumunu Değerlendirme Ölçeği (ÇDDVDÖ) ile anksiyeteleri değerlendirildi. Verilerin değerlendirilmesi SPSS 26 (IBM SPSS,TÜRKİYE) programında yapıldı. Bulgular: Gruplar KTA dışında benzer olup (p >0,05), işlem sırası ve sonrası FLACC ve Wong Baker ağrı puanı, KTA ve SpO2 değerleri, ÇDDVDÖ puanları, ağlama ve işlem süreleri açısından HDT grubu çocukların lehine istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulundu (p=0,001). Sonuç: Akvaryum balıkları kan alma sırasında 3-6 yaş çocuklarda ağrıyı azaltmak ve yaşam bulgularını düzenlemek için nonfarmakolojik dikkati başka yöne çekme yöntemlerinden biri olarak kullanılması önerilebilir. Mart 2024 , 96 sayfa. Araştırma için Clinical Trial Number alındı (NCT05252494). Anahtar kelimeler: Kan alma, akvaryum balıkları, hayvan destekli terapi, ağrı, anksiyete, pediatri hemşireliği
Bebeklerde bağışıklama sırasında kullanılan çoklu-duyusal uyaran yönteminin ağrı ve fizyolojik parametrelere etkisi: Randomize kontrollü çalışma
Amaç Araştırma 2-6 aylık bebeklerde bağışıklama sırasında annenin ve hemşirenin uyguladığı çoklu duyusal uyaran yönteminin bebeğin ağrısı ve fizyolojik parametreleri üzerine etkisini incelemek amacıyla gerçekleştirildi. Yöntem Araştırma İstanbul ilinde İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi hastanesinde Mart- Aralık 2023 tarihleri arasında randomize kontrollü deneysel tasarım olarak gerçekleştirildi. Örneklemi; annenin çoklu duyusal uyaran yöntemi uyguladığı 1. Deney grubu (AUG) (n=24), hemşirenin çoklu duyusal uyaran yöntemi uyguladığı 2. Deney grubu (HUG) (n=24), annenin sadece emzirme işlemi yaptığı 3. Deney grubu (EG) (n=24) ve kontrol grubundan (KG) (n=24) olmak üzere 96 bebek oluşturdu. Veriler Bebek ve Anne Tanıtıcı Bilgi Formu, Bebek İzlem Formu, FLACC Ağrı Ölçeği, Çoklu Duyusal Uyaran Uygulama Formu, Nabız Oksimetre Cihazı, Tartı Aleti, Boy uzunluğu ve Baş Çevresi Ölçüm Bandı, Kamera-Tripot ve kronometre kullanılarak toplandı. Bebeklerin kalp tepe atım hızı (KTA), oksijen saturasyonu (SpO2), aşı işleminden 5 dk. önce, 2 dk. önce, hemen önce, aşı uygulamasından hemen sonra, 2 dk. sonra ve 5 dk sonra olacak şekilde toplanarak kaydedildi. FLACC Ağrı Ölçeği ve işlem sonrası ağlama süresinin değerlendirilmesi için video kaydı alındı. Bulgular Grupların demografik ve tanımlayıcı özellikler açısından benzer olduğu (p>0.05), gruplara göre tüm işlem süresince ölçülen FLACC Ağrı Ölçeği toplam puan değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu görüldü (p<0.05). AUG ve HUG'un FLACC Ağrı Ölçeği toplam puan değerleri EG ve KG'ye göre daha düşük bulundu. Gruplara göre tüm işlem süresince ölçülen SpO2 değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu görüldü (p<0.05). HUG'un işlem öncesi 2. dk ve işlemin hemen öncesi; AUG'un işlemin hemen sonrası ve işlem sonrası 2. dk; AUG ve HUG'un işlem sonrası 5. dk SpO2 değerlerinin KG'den daha yüksek olduğu görüldü. Gruplara göre tüm işlem süresince ölçülen KTA değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı görüldü (p<0.05). KG'nin ağlama süresi AUG ve HUG'dan daha uzun sürdüğü gözlendi. Sonuç Anne ve hemşire tarafından uygulanan Çoklu Duyusal Uyaran Yöntemi (ÇDUY)'nin ağrıyı azalttığı belirlendi. Uygulama alanlarında kullanımının yaygınlaştırılması önerilir.
İlk oral beslenmede preterm bebeği emzirmenin fizyolojik belirtiler, test tartısı ve beslenme performansına etkisi: Randomize kontrollü çalışma
Giriş: Preterm bebeklerde ilk oral beslenmeye geçişte emzirme ve biberonla besleme sık kullanılan yöntemlerdir. Bu iki besleme yönteminden hangisinin otonomik, fizyolojik ve beslenme performansına ilişkin belirtileri daha olumlu etkilediği bilinmemektedir. Amaç: İlk oral beslenmede preterm bebeği annesinin emzirmesinin fizyolojik belirtiler, test tartısı ve beslenme performansına etkisini belirlemektir. Yöntem: Randomize kontrollü deneysel tasarım olarak gerçekleştirilen çalışmanın örneklemini 90 preterm bebek oluşturmuştur. Bulgular: Emzirilen bebeklerde oksijen satürasyonunun beslenme sırasında arttığı, kalp tepe atımının ise azaldığı belirlenmiştir (p<.05). Biberonla beslenen bebeklerde oksijen satürasyonunun beslenme sırasında düştüğü, kalp tepe atımının ise yükseldiği belirlenmiştir (p<.05). Emzirilen bebeklerin beslenme sırasında ve sonrasında oksijen satürasyonunun daha yüksek bir farkla arttığı, kalp tepe atımının ise daha anlamlı bir farkla azaldığı görülmüştür (p<.05). Emzirilen bebeklerin test tartısının (38,67±8,15 g) biberonla beslenenlere (32,82±7,21 g) göre daha yüksek olduğu görülmüştür (p<.05). Emzirilen bebeklerde (91,64±6,53 mL) alınan besin yüzdesi biberonla beslenenlere (85,14±5,76) göre daha yüksek olduğu bulunmuştur (p<.05). Emzirilen bebeklerin (2,79±0,79 ml/dk) beslenme verim oranın biberonla beslenen (2,32±0,79 ml/dk) bebeklere göre anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu bulunmuştur (p<.05). Sonuç: İlk oral beslenmeye geçişte annesinin emzirdiği preterm bebeklerin biberon ile beslenenlere göre fizyolojik değerlerinin daha olumlu etkilendiği, test tartılarının daha fazla arttığı ve beslenme performanslarının daha iyi olduğu belirlenmiştir.
Adölesanlarda sağlığı geliştirme modeli temelli sosyal medya kullanımı ve uyku hijyeni eğitiminin uyku kalitesine etkisi
Giriş: Uyku gereksinimini yeterince karşılayamayan adölesanların uykusunu etkileyen faktörlerden biri sosyal medya kullanımıdır. Uyku sağlığının iyileştirilmesinde uyku hijyeni eğitimleri önemli yer tutmaktadır. Amaç: Araştırmada, Sağlığı Geliştirme Modeline temellendirilen sosyal medyanın sağlıklı kullanımı ve uyku hijyeni eğitiminin adölesanların uyku kalitesi üzerine etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Randomize olmayan ön test-son test kontrol gruplu yarı deneysel tasarımda yürütülen araştırmanın örneklemini 9-10-11.sınıfta eğitim gören 105 (deney=51, kontrol=54) adölesan oluşturmaktadır. Ön test aşamasında veriler Adölesan Bilgi Formu, Uyku Kalitesi Ölçeği ve Uyku Değişkenleri Anketi, Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği, Sosyal Medya Bozukluğu Ölçeğiyle toplanmıştır. Deney grubuna Sağlığı Geliştirme Modeline temellendirilen üç haftalık Sosyal Medya Kullanımı ve Uyku Hijyeni Eğitimi uygulanmıştır. Kontrol grubuna herhangi bir girişim yapılmamıştır. Deney grubuna verilen eğitimden bir hafta sonra ölçek formları tekrar uygulanarak son test aşaması tamamlanmıştır. Eğitim uygulamasından üç ay sonra gruplara aynı ölçek formları ile tekrar test ölçümleri yapılmıştır. Ayrıca adölesanlara uyku günlükleri dağıtılmış ve bir hafta boyunca doldurmalarını hatırlatan mesajlar gönderilmiştir. Bulgular: Deney ve kontrol grupları tanımlayıcı özellikleri bakımından benzerdir (p˃0,05). Deney grubunun uyku kalitesi ölçek puanı eğitimden sonraki son test (p=0,001) ve tekrar test (p=0,019) ölçümlerinde kontrol grubundan anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Eğitimden sonra son test aşamasında deney grubunun hafta içi uyku süresi kontrol grubuna göre anlamlı biçimde artmıştır (p=0,044). Deney grubunun eğitim öncesi ve sonrası ölçek puanları arasında anlamlı fark vardır (p=0,000). Deney grubunun SMBÖ genel puanı son test aşamasında kontrol grubundan anlamlı derecede yüksek olup bağımlılık seviyesinde azalma gözlenmiştir (p=0,044). SMBÖ'nin meşguliyet, duygu durum düzenleme, tekrarlama ve çatışma alt boyutlarında deney grubunun eğitim sonrası puanları kontrol grubundan anlamlı olarak farklı bulunmuştur. (p˂0,05). Deney grubunun Sosyal Medya Bozukluğu Ölçeği puanı tekrar test ölçümlerinde kontrol grubuna göre anlamlı derecede düşük bulunmuştur (p=0,001). Sonuç: Adölesanların uyku kalitesini etkileyen faktörlerden olan sosyal medyanın sağlıklı kullanımı ve uyku hijyeni konusunda verilen SGM temelli eğitimin uyku kalitesini ve uyku süresini arttırdığı görülmüştür.
Noninvaziv mekanik ventilasyondan ayırma sonrası çocuğa verilen pozisyonun fizyolojik belirtilere etkisi
Giriş: Solunum yolu hastalıkları, çocuk acil servislerine yapılan başvuruların yaygın nedenlerinden biridir ve bu durum, bazı çocukların pediatrik yoğun bakım ünitelerine yatışını gerektirmektedir. Noninvaziv mekanik ventilasyon, invaziv yöntemler kullanılmadan solunum eforunu azaltmak ve oksijenizasyonu iyileştirmek için etkili bir tedavi yöntemidir. Noninvaziv mekanik ventilasyon sırasında ve sonrasında hastaya verilen pozisyon, doku oksijenizasyonunu olumlu etkilemek, bası yaralarını önlemek ve atelektaziye bağlı enfeksiyonları önlemek amacıyla uygulanır. Literatürde, prone ve supine pozisyonların doku oksijenizasyonu ve yaşam bulguları üzerine etkilerini inceleyen sınırlı çalışmalar bulunmaktadır. Solunum sıkıntısı ile noninvaziv mekanik ventilasyon tedavisi ve takibi yapılan çocuklarda ayırma sonrasında standart bir pozisyon verme uygulaması yapılmamaktadır. Amaç: Noninvaziv mekanik ventilasyondan ayırma sonrası çocuklara verilecek pozisyonunun çocukların fizyolojik belirtilerine etkisini incelemek amacıyla planlanmıştır. Yöntem: Randomize kontrollü karşılaştırmalı olarak gerçekleştirilen çalışmanın örneklemini 6 ay-6 yaş arası 40 çocuk oluşturmuştur. Çocuklar bir grup prone (n=20) bir grup supine xiii pozisyonda (n=20) olacak şekilde noninvaziv mekanik ventilasyondan ayrıldıktan sonra 120 dakika süre ile izlenerek fizyolojik belirtileri değerlendirildi. Bulgular: Prone ve supine pozisyon grupları arasında ayırmadan önce ve sonrasında kalp tepe atımı hızları arasında fark bulunmamıştır. Gruplar arasında oksijen saturasyonu incelendiğinde supine pozisyon grubunun 20. ve 40. dk'larda anlamlı olarak daha yüksek olduğu görülmüştür (p<0,05). Prone pozisyon grubu çocuklarının 80. dk'da yapılan değerlendirmede solunum sayılarının supine pozisyon grubu çocuklarına göre daha fazla olduğu görülmüştür (p<0,05). Noninvaziv mekanik entilasyondan ayırma sonrasında sistolik kan basıncı değerlerinde 0-40.dk arasındaki fark incelendiğinde prone pozisyon grubunun supine pozisyon grubuna göre daha fazla arttığı görülmüştür (p<0,05). Ayrılma öncesi supine pozisyon grubu çocuklarının diastolik kan basıncı değerinin prone pozisyon grubu çocuklarınınkine göre anlamlı olarak arttığı görülmüştür. Fakat ayrıldıktan sonra 120.dk ile ayrılmadan önceki diastolik kan basıncı değerleri incelendiğinde prone pozisyon grubu çocuklarının supine pozisyon grubu çocuklarına göre daha fazla bulundu (p<0,05). Sonuç: Araştırma sonucunda noninvaziv mekanik ventilasyondan ayırma sonrası prone pozisyonda izlenen çocukların 20 ve 40. Dakikalarda oksijen saturasyonunun daha düşük, sistolik basıncının 40. Dakikaya kadar yükselişinin daha fazla ve solunum sayısının 80. dakikada daha fazla olduğu sistolik basıncının supine pozisyonda izlenen çocuklardan daha düşük olduğu belirlendi. Pozisyonlara göre fizyolojik belirtilerdeki değişimin klinik açıdan önemli olmadığı görüldü. Ağustos 2024 , 83 sayfa. Anahtar kelimeler: Noninvaziv Mekanik Ventilasyon, Çocuk, Prone Pozisyon, Supine Pozisyon, Fizyolojik Belirtiler
Ailevi akdeniz ateşi tanılı çocuklar için geliştirilen mobil oyunun hastalık yönetimi ve yaşam kalitesine etkisi
Amaç: Bu araştırma Ailevi Akdeniz Ateşi (AAA) tanılı çocukların mobil oyun veya eğitim kitapçığı aracılığı ile eğitilmesinin hastalık bilgisi, hastalık öz-yeterliği, semptom yönetimi ve yaşam kalitesi üzerine etkisini belirlemek amacıyla gerçekleştirildi. Yöntem: Randomize gruplarda ön test-son test kontrol gruplu deneysel tasarım şeklinde gerçekleştirilen araştırmanın örneklemini 8-14 yaş arası AAA tanısı almış 45 çocuk oluşturdu (Kontrol Grubu=15, Kitapçık Grubu=15, Mobil Oyun Grubu=15). Deney gruplarındaki çocuklara bulunduğu gruba göre eğitim kitapçığı veya mobil oyun ile bir ay boyunca eğitim verildi. Veriler ön test, son test 1 (1. ayın sonu) ve son test 2 (2. ayın sonu) olmak üzere üç aşamada toplandı. Verilerin toplanmasında "Hasta Tanıtım Formu", "Hastalık Bilgi Testi", "Pediatrik Kronik Hastalık İçin Öz-yeterlik Ölçeği (PRCISE-Tr)" ve "Juvenil Otoinflamatuar Hastalık Çok Boyutlu Değerlendirme Ölçeği (JAIMAR)" kullanıldı. Veriler SPSS 25 paket programı ile analiz edildi. Bulgular: Mobil oyun grubu bilgi düzeyinin kontrol ve kitapçık grubundan daha fazla arttığı saptandı. Mobil oyun grubunun son test 1 ve son test 2'de PRCISE-Tr puan ortalamasının arttığı (p=0,000; p=0,000) ve yaşam kalitesi toplam puan ortalamasının azaldığı (p=0,001; p=0,001) belirlendi. Kitapçık grubunun PRCISE-Tr puan ortalamasının yalnız son test 1'de arttığı (p=0,008), son test ölçümlerinde yaşam kalitesi toplam puan ortalamalarının anlamlı düzeyde değişmediği saptandı (p>0,05). Semptom yönetimi açısından mobil oyun grubunun ilaç uyum puan ortalamaları arttı (p=0,002; p=0,004) ve ağrı puan ortalamaları azaldı (p=0,044; p=0,010). Mobil oyun grubunun belirti sayısı son test 1 ve son test 2'de azaldı (p=0,000; p=0,000) ve zaman içinde azalmaya devam etti (p=0,000). Kontrol ve kitapçık gruplarının semptom yönetimi göstergelerinin tüm ölçümlerde benzer olduğu saptandı (p>0,05). Sonuç: Mobil oyunun AAA tanılı çocuklarda bilgi düzeyi, hastalık öz-yeterliği, semptom yönetimi ve yaşam kalitesini daha fazla artırdığı ve etkisinin kitapçıkla eğitim yöntemine göre daha uzun süre devam ettiği belirlendi. Çocuklarda kronik hastalıkların yönetiminde mobil oyun gibi teknoloji tabanlı ve interaktif eğitim metodlarının kullanılması ve yaygınlaştırılması önerilir.
Çocuklarda apendektomi pansumanı sırasında sanal gerçeklik uygulamasının ağrı ve anksiyete üzerine etkisi
Araştırma, apendektomi ameliyatı geçirmiş olan 7-10 yaş aralığındaki çocukların ameliyat yeri yara pansumanı sırasında kullanılan sanal gerçeklik gözlüğü ile video izletme uygulamasının ağrı ve anksiyete üzerine etkisini belirlemek amacı ile randomize kontrollü deneysel tasarım tipinde gerçekleştirildi. Araştırmanın örneklem grubunu İstanbul Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi Çocuk Cerrahi servisinde Mart 2024-Haziran 2024 tarihleri arasında apendektomi operasyonu olan 72 çocuk (Sanal gerçeklik grubu= 36; Kontrol grubu=36) oluşturdu. Verilerin toplanmasında "Tanıtıcı Bilgi Formu", "Wong Baker Yüzler Ağrı Ölçeği-Wong-Baker FACES® Pain Rating Scale" ve "Çocuk Anksiyete Skalası-Durumluluk Ölçeği-Children's Anxiety Meter-State (CAM-S)" kullanıldı. Araştırmaya dahil edilen çocukların ve ebeveynlerinin tanıtıcı özellikleri gruplar arasında benzerdi (p>0.05). Çocukların pansuman öncesi ağrı ve anksiyete puan ortalamaları gruplar arasında benzerdi (p>0.05). Pansuman sırasında ve sonrasında sanal gerçeklik gözlüğü ile video izletilen çocukların ağrı ve anksiyete puan ortalamaları kontrol grubundaki çocuklardan daha düşüktü (p<0,01). Sonuç olarak; apendektomi pansumanı sırasında sanal gerçeklik gözlüğü uygulamasının çocukların yaşadığı ağrı ve anksiyetenin azaltılmasında etkili olduğu belirlendi
Pediatri hemşirelerinin etkili iletişim becerilerinin çocuğun hastaneye uyumuna ve ebeveyn kaygısı üzerine etkisi
Amaç: Pediatri hemşirelerinin etkili iletişim becerilerinin, çocuğun hastaneye uyumuna ve ebeveyn kaygısı üzerine etkisini incelemek amacıyla tanımlayıcı ve ilişki arayıcı olarak yapıldı. Yöntem: Araştırma Temmuz-Ağustos 2024 tarihinde İstanbul Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi'nin A Blok Çocuk Hastanesi'nde çalışan 115 pediatri hemşireleri ile 1-3 yaş arası çocuğu olan 115 ebeveyn ile yapıldı. Veri toplamada Bilgi Formu, Etkili İletişim Becerileri Ölçeği (EİBÖ), Durumluk Kaygı Ölçeği (DKÖ) ve Çocukların Hastane Uyumunu Değerlendirme Ölçeği (ÇOCUK-HUDÖ) kullanıldı. Veriler yüz-yüze görüşme yöntemi ile toplandı. Bulgular: Pediatri hemşirelerinin çoğunlukla kadın, evli ve lisans mezunu olduğu, mesleğini isteyerek seçtiği ve çocuklarla iletişim kurmada zorlanmadığı, ebeveynlerin ise çoğunlukla kadın, lise mezunu, çocuklarının erkek olduğu ve daha önce hastanede yatmadığı belirlendi. Pediatri hemşirelerinin, EİBÖ toplam ölçek puan ortalamasının 132,37±12,38 puan olduğu, alt boyutlardan Egoyu Geliştirici Dil'den 23,34±3,36 puan, Etkin Dinleme'den 33,10±4,44 puan, Kendini Tanıma-Kendini Açma'dan 18,56±3,10 puan ve Empati'den ise 26,49±3,30 puan aldıkları bulundu. Ebeveynlerin DKÖ'den 44,84±9,68 puan aldıkları yine ebeveynlerin değerlendirmesine göre ÇOCUK-HUDÖ'dan alınan puan ortalamasının 58,09±17,81 puan olduğu görüldü. Hemşirelerin cinsiyeti, mesleğini isteyerek seçme, çalışma saatleri değişkenleri ile EİBÖ arasında, çocuğun cinsiyeti ile DKÖ ve ÇOCUK-HUDÖ arasında anlamlı farklılık olduğu görüldü (p<0,05). Sonuç: Pediatri hemşirelerinin; etkili iletişim becerilerinin, çocuğun hastaneye uyumunun ve ebeveyn kaygısının orta düzeyde olduğu ve iletişim becerileri ile ebeveynlerin kaygı durumu ve çocukların hastaneye uyumu arasında bir ilişki olmadığı görüldü.
Akut apandisit tanılı çocuklarda cerrahi sonrası hızlandırılmış iyileşme protokolüne dayalı bakımın hasta sonuçlarına etkisi
Amaç: Bu araştırma akut apandisit tanısı konan ve apendektomi planlanan çocuklara ve ebeveynlerine ameliyat sonrası hızlandırılmış iyileşme protokolüne (mERAS) dayalı uygulanan bakımın güvenliğini, uygulanabilirliğini ve hasta sonuçlarına etkisini değerlendirmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Yöntem: Araştırma apandisit tanısı alan 6-18 yaş arası çocuklar ile Ekim 2023-Mayıs 2024 tarihleri arasında prospektif, randomize kontrollü deneysel tasarımda yapıldı. Araştırmanın evrenini 82, örneklemini ise 69 çocuk (mERAS grubu:33, standart bakım grubu 36) oluşturdu. Birincil sonlanım noktası ameliyat sonrası hastanede kalış süresi olmakla birlikte mobilizasyona başlama süresi, gastrointestinal sistemin iyileşme süresi, oral alıma başlama süresi, postoperatif komplikasyon gelişme durumu ve tekrar hastaneye başvurma durumu uygun istatistiksel analizler ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Müdahale grubundaki 33 hasta ve kontrol grubundaki 36 hastanın verileri analiz edilmiştir. Ameliyat sonrası hastanede kalış süresi müdahale grubunda (28,17±11,47 sa), standart bakım grubuna göre (38,01±12,13 sa) önemli ölçüde kısalmıştır (p=0,001). Yeniden hastane başvurusu gruplar arasında benzer (p=0,559) olup ameliyat sonrası ilk mobilizasyona başlama, ilk gaz çıkarma, ilk defekasyon yapma, Rejim 1 ve Rejim 2'ye geçiş süreleri müdahale grubunda kontrol grubuna göre daha kısadır (p<0,05). Komplike apandisit türünün hastanede kalış süresinde uzama riskini artırdığı (p=0,006), mERAS protokolüne dayalı bakım uygulamalarının ise azalttığı belirlenmiştir (p=0,004). Sonuç: Pediatrik apendektomide ERAS protokolüne dayalı bakım uygulaması taburculuk sonrası tekrar hastane başvurularını artırmadan hastanede kalış süresini kısaltabilir. ERAS protokollerinin pediatrik apendektomide kullanımının güvenli ve uygulanabilir olduğunu göstermektedir.
Çocuklarda santral venöz kateter tespitine bağlı tıbbi yapışkan ilişkili cilt yaralanmasını önlemede bakım paketinin etkinliği
Amaç: Bu araştırma, çocuklarda santral venöz kateter (SVK) tespitine bağlı tıbbi yapışkan ilişkili cilt yaralanmalarının (TYİCY) önlenmesine yönelik geliştirilen bakım paketinin etkinliğini değerlendirmek amacıyla gerçekleştirildi. Yöntem: Yarı deneysel tasarım tipinde gerçekleştirilen araştırmanın örneklemini pediatrik kardiyovasküler cerrahi yoğun bakım ünitesinde yatarak tedavi alan 91 çocuk oluşturdu (Standart bakım grubu=45, Secure bakım paketi grubu=46). Araştırma verileri, Hasta Tanılama Formu, Braden QD Ölçeği, Cilt Gözlem Formu ve SECURE Bakım Paketi Değerlendirme Listesi aracılığıyla toplandı. Standart bakım grubundaki çocukların SVK bakımı kliniğin rutininde hiçbir değişiklik yapılmadan uygulanmaya devam edildi. Secure bakım paketi grubundaki çocuklara, cilt değerlendirmesi, uygun yapışkan seçimi, yapışkanın doğru teknikle uygulanması, silikon bazlı çözücü kullanımı ve TYİCY' nin kaydedilmesi basamaklarını içeren SECURE Bakım Paketi uygulandı. Bulgular: Standart bakım ve secure bakım paketi grubundaki çocukların tanıtıcı, klinik ve kateter ilişkili özellikleri benzerdi (p>0,05). Secure bakım paketi grubunda TYİCY insidansının (n=7, %15,2), standart bakım grubuna (28, %62,2) kıyasla anlamlı düzeyde daha düşük olduğu belirlendi (p<0,01). Secure bakım paketi grubunda TYİCY gelişme süresinin daha uzun olduğu saptandı (p<0,01) (Secure bakım paketi=9,71±5,31gün; Standart bakım=1,89±1,23 gün). Çok değişkenli analiz sonuçlarına göre bakım paketi uygulanmayan Sonuç: Çocuklarda SVK tespitine bağlı TYİCY önlemeye yönelik geliştirilen SECURE Bakım Paketinin TYİCY insidansını azalttığı ve gelişme süresini uzattığı belirlenmiştir. SECURE Bakım Paketi'nin pediatrik yoğun bakım ünitelerinde standart hemşirelik bakımına entegre edilmesi, TYİCY'nin önlenmesine yönelik etkili bir strateji olarak önerilmektedir.
Ebeveynlerin çocukluk çağı aşılarına yönelik tutumu ile dijital ortamda sağlık bilgisi edinme durumu arasındaki ilişki
Amaç: Araştırmanın amacı ebeveynlerin çocukluk çağı aşılarına yönelik tutumu ile dijital ortamda sağlık bilgisi edinme durumu arasındaki ilişkiyi incelemektir. Yöntem: Araştırmanın tipi tanımlayıcı ve ilişki arayıcıdır. Araştırmanın evrenini Türkiye'de yaşayan 0-4 yaş çocuğa sahip ebeveynler, örneklemini 106 anne oluşturdu. Araştırma verileri, araştırmacılar tarafından oluşturulan Katılımcı Bilgi Formu, Çocukluk Çağı Aşıları Hakkında Ebeveynlerin Tutumları Ölçeği (PACV) ve Dijital Ortamda Sağlık Bilgisi Edinme ve Teyit Davranışları Ölçeği aracılığı ile çevrimiçi olarak Google Form ile toplandı. Verilerin analizinde parametrik testler kullanıldı. Bulgular: Ebeveynlerin PACV puan ortalamasının 40,65±20,22 (min-maks.: 3-93) olduğu, %65,1'inin aşı tereddütsüz ve %34,9'unun aşı tereddütlü olduğu belirlenmiştir. Dijital Ortamda Sağlık Bilgisi Edinme ve Teyit Davranışları Ölçeği alt boyut puan ortalamalarının; web 1.0 ve sağlık bilgisi edinme için 2,53±0,96, web 2.0 ve sağlık bilgisi edinme için 1,95±0,73 olduğu ve dijital teyit için 3,03±1,05 puan olduğu bulundu. Ebeveynlerin web 1.0 ve sağlık bilgisi edinme ve web 2.0 ve sağlık bilgisi edinme düzeyleri ile PACV ölçeği arasında anlamlı bir ilişki olmadığı (p>0,05), dijital teyit düzeyleri ile PACV toplam ile orta düzeyde negatif yönde, alt boyutları ile düşük düzeyde negatif yönde ilişki olduğu saptanmıştır (p<0,05). Dijital teyit düzeyinin regresyon modeline negatif yönde, anlamlı bir katkı sağladığı belirlenmiştir (t=-3,38; p<0,01). Sonuç: Araştırmaya katılan ebeveynlerin çoğunluğunun aşı tereddütsüz ebeveynler olduğu, web 1.0 ile dijital ortamlardan sağlık bilgisi edinme tercihlerinin orta düzeyde, web 2.0 ile dijital ortamlardan sağlık bilgisi edinme tercihlerinin düşük düzeyde, dijital ortamlardan elde ettikleri sağlık bilgisini teyit ettirme alışkanlıklarının ise orta-yüksek düzeyde olduğu ve aşı tutumu ile teyit düzeyi arasında orta düzeyde negatif yönde anlamlı bir ilişki olduğu sonucuna varıldı. Çocukluk çağı aşıları hakkında tereddütsüz olan ebeveynlerin tereddütlü olan ebeveynlere kıyasla, dijital ortamlardan elde ettikleri sağlık bilgisini teyit ettirme alışkanlıkları daha yüksek düzeydedir. Ebeveynlerin aşı tutumlarının olumsuz etkilenmesinin önüne geçmek amacıyla dijital ortamlarda aşıya yönelik doğruluğu olmayan bilgilerin kısıtlanması önerilir. Kasım 2025 , 94 sayfa. Anahtar kelimeler: aşı, çocuk, ebeveyn tutumu, dijital ortam, sağlık bilgisi edinme
Tip 1 diyabetli çocukların ve ebeveynlerinin yaşadıkları sorunlar, çözüm önerileri: Niteliksel çalışma
Çalışmada, Tip 1 diyabetli çocukların ve ebeveynlerinin yaşadıkları sorunlar ve bu sorunlara yönelik çözüm önerilerini belirlemek amaçlanmıştır. Veriler; nitel araştırma yöntemlerinden fenomenolojik yaklaşım ile ebeveynler ve çocuklar için oluşturulan yarı yapılandırılmış görüşme formları kullanılarak toplanmıştır. Çalışmaya 15 anne, 15 de çocuk olacak şekilde toplam 30 katılımcı dahil olmuş, görüşmeler sırasında babalar ile denk gelinmemiştir. Çalışmanın bulguları; diyabetin belirtileri, tanı alma süreci ve diyabetle yaşama hazırlık teması, diyabet kaynaklı sorunlar teması ve diyabet kaynaklı sorunlara yönelik geliştirilen çözüm önerileri teması olmak üzere üç temada incelenmiş, çocuklar ve ebeveynler için ayrı ayrı olacak şekilde tartışılmıştır. Çalışmada çocukların en çok bahsettikleri sorunların genellikle arkadaş çevresi ile sağlık ve hastane süreçleri ile ilgili olduğu görülmüştür. Yine çocukların en çok bahsettikleri çözüm önerileri de okul ortamına yönelik olmuştur. Ebeveynlere bakıldığında ise en çok bahsettikleri sorunların sosyal hayata, sağlık ve hastane süreçlerine ve ev yaşamına yönelik olduğu görülmüştür. Ebeveynlerin çözüm önerileri ise genellikle okul ortamına ve ekonomik sorunlara yönelik olmuştur. Çalışmada ebeveynler, çocuklara göre daha fazla sorundan ve çözüm önerilerinden bahsetmiştir. Bu durum ebeveynlerin çocuklara göre Tip 1 diyabetin etkisini daha fazla hissettiklerini göstermektedir. Bu çalışma, Tip 1 diyabeti olan çocukların ve ebeveynlerinin hastalık nedeniyle yaşadıkları sorunları anlamak, geliştirdikleri veya önerdikleri çözüm önerilerini belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Bu sonuçlar Tip 1 diyabetli çocuk ve ebeveynlerine, sağlık profesyonellerine yol gösterici olabilir ve toplumda farkındalık oluşturması açısından katkı sağlayabilir.
2-6 yaş arası koklear implantasyon geçiren çocuklarda dil gelişimi ve ailenin implanta bakış açısının değerlendirilmesi
Amaç: Bu tez, 2-6 yaş aralığında koklear implant (Kİ) kullanan çocukların dil gelişimini değerlendirmek ve ailelerin koklear implant sürecine yönelik görüşlerini incelemeyi amaçlamaktadır. Özellikle Kİ sonrası işitsel-sözel eğitim süresinin dil gelişimine etkileri ve ailelerin süreçteki rolü üzerinde durulmuştur. Materyal ve Metod: Araştırma tanımlayıcı bir araştırma olup, İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde 70 çocuk ve ebeveynleri üzerinde gerçekleştirilmiştir. Veriler, hasta tanılama formu, "Ailesel Bakış Perspektifi Anketi" (ABPA) ve DENVER II dil gelişimi testi aracılığıyla toplanmıştır. Çocukların dil gelişim düzeyleri Kİ yaşı ve işitsel-sözel eğitim süreleri dikkate alınarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Kİ'nin dil gelişimini olumlu etkilediği, çocukların işitme kaybı tanısını 6,74±5,36 ayda aldıkları, genellikle Kİ uygulanmasının 21,59±8,69 ayda yapıldığı, 49±10,63 ay süre Kİ kullandıkları görüldü. İşitsel-sözel eğitimin dil yaşı ile pozitif yönde ilişkili olduğu (p <0,001) ve 12-24 ayda dil yaşı ortalaması ile günlük cihaz kullanım süresi arasında anlamlı ilişki bulundu (p<0,001). ABPA toplamından elde edilen puan ortalaması ise 37,6±10,72 idi. Sonuç: Koklear implantasyonun erken yaşta uygulanması ve ardından işitsel-sözel eğitimin sürdürülmesi, dil gelişimi açısından kritik öneme sahiptir. Ailelerin süreçte aktif rol alması ve implant merkezleriyle iş birliği, tedavi başarısını artıran önemli unsurlardır. Çalışma Kİ sürecinde ailelerin desteklenmesi ve bilgilendirilmesinin önemine dikkat çekmektedir. Ocak 2025 , 101 sayfa. Anahtar kelimeler: Koklear implant, Dil eğitimi, Dil gelişimi, Çocuk
Derin solunum egzersizinin 8. sınıf öğrencilerinin sınavkaygısı üzerinde etkisi
Amaç: Araştırma derin solunum egzersizi yaptırmanın 8. Sınıf öğrencilerinin sınav kaygısı üzerine etkisini incelemek amacıyla randomize kontrollü deneysel olarak yapılmıştır. Yöntem: Araştırmanın evrenini Mart-Haziran 2024 tarihleri arasında İstanbul ili Sarıyer ilçesinde sosyodemografik olarak benzer iki ortaokulda okuyan 8. Sınıf öğrencileri, örneklemini ise seçim kurallarına uyan 37 öğrenci (21 deney grubu, 16 kontrol grubu) oluşturdu. Sınav kaygısı puanı Westside Sınav Kaygı Ölçeği (WSKÖ) ile belirlendi. Deney grubundaki öğrencilere 6 hafta boyunca haftanın 2 günü her seansı 20 dakika sürecek şekilde derin solunum egzersizi yaptırıldı, kontrol grubundaki öğrencilere haftanın 2 günü istediği saatlerde sevdiği müziği dinlemesi tavsiye edildi. Başlangıçta, uygulamanın 3. haftasında ve 6. haftada WSKÖ puanları ölçüldü. Uygulama öncesi öğrenciler Ana Baba Tutum Ölçeği, anneleri de Durumluk ve Sürekli Kaygı Ölçeği doldurdu. Bulgular: Araştırmada deney ve kontrol grubundaki öğrenciler ve aileleri tanımlayıcı özellikler bakımından benzerdi (p>0,05). Hem deney hem de kontrol grubundaki öğrencilerin girişim öncesi ölçülen WSKÖ puanları, 3. hafta ve 6. haftada ölçülen WSKÖ puanına göre anlamlı düzeyde daha yüksek bulundu (Deney grubu=F=12,738; p<0.001 Kontrol grubu=F=11,417; p<0,001). Grupların WSKÖ puanları arasında fark saptanmadı (p>0,05). Her iki gruptaki annelerin Durumluk-Sürekli kaygı puanları ve öğrencilerin değerlendirdiği anne-baba tutumları arasında fark yoktu (p>0,05). Öğrencileri algıladığı Ana-Baba tutumu ve öğrencinin LGS puanları ile WSKÖ puanları arasında anlamlı ilişki bulunmadı (p>0,05). Deney grubundaki öğrencilerin LGS sınav puanlarının kontrol grubundan anlamlı düzeyde yüksek olduğu saptandı (p<0,001). Sonuçlar: Lise giriş sınavına girecek olan 8. Sınıf öğrencilerinin sınav kaygısının azaltılmasında derin solunum egzersizleri ve öğrencinin sevdiği müziği dinlenmesi etkilidir. Öğrencilerin sınav kaygısı ile baş etmede bu iki tekniği uygulaması, bu konuda öğretmenleri ve aileleri tarafından cesaretlendirilmesi önerilir.
Tübüler bandaj uygulamanın çocuklarda periferik intravenöz katater kullanım süresi ve infiltrasyon üzerine etkisi
Giriş: Periferik venöz kateter pansumanlarının %20'sinin temiz sağlam ve kuru olmadığı bildirilmiştir. Özellikle çocuk hastalarda periferik venöz kateterin yerinden çıkmasını engellemek için pansuman ve ek sabitleme ürünlerine ihtiyacın önemi vurgulamaktadır. Pediatrik hastalarda ek sabitleme ürünlerinin kullanımının kateter başarısızlığını ve komplikasyonları azaltmada etkili olduğu düşünülmekle birlikte kanıt değeri yüksek çalışmalar sınırlı kalmıştır. Amaç: Araştırma, tübüler bandaj uygulamasının periferik venöz kateter kullanım süresi ve infiltrasyon görülme sıklığı üzerine etkisini belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Yöntem: Randomize kontrollü deneysel tasarım olarak gerçekleştirilen çalışmanın örneklemini 100 çocuk ve ebeveynleri oluşturmuştur. İnfiltrasyon derecesi her gün araştırmacı ve araştırmaya dahil olmayan gözlemci bir hemşire tarafından pediatrik periferal İntravenöz infiltrasyon ölçeği kullanılarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Tübüler bandaj uygulanan ve rutin bakım alan gruptaki çocuk ve ebeveynler tanımlayıcı özellikleri bakımından benzerdir (p˃0,05). Tübüler bandaj uygulanan ve rutin bakım alan gruplar periferik venöz katetere ilişkin özellikler açısından benzerdir (p˃0,05). Tübüler bandaj uygulanan grupta kateter kullanım süresinin rutin bakım alan gruptan daha uzun olduğu bulunmuştur (p˂0,05). Tübüler bandaj uygulanan gruptaki çocuklarda, rutin bakım alan gruba göre daha geç infiltrasyon görüldüğü belirlenmiştir (p˂0,05). Periferik venöz kateterin yerleştirildiği bölgeye göre (sağ ya da sol ön kol) kateter kullanım süresi ve infiltrasyon görülme zamanı arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p˃0,05) Sonuç: Tübüler bandaj uygulanan periferik venöz kateterlerin kullanım süresinin daha uzun olduğu ve bölgede infiltrasyonun daha geç görüldüğü belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: Periferik venöz kateter, infiltrasyon, ek sabitleme, Periferik venöz kateter ömrü, Tübüler bandaj
Pretermlere beslenme sonrası verilen pozisyonun gastrik rezidüel hacim, abdominal oksijenasyon ve fraksiyonel oksijen ekstraksiyonuna etkisi
Amaç: Araştırma klinik olarak stabil anne sütü ile beslenen preterm yenidoğanlarda, farklı üç pozisyonun gastrik rezidüel hacim, fraksiyonel oksijen ekstraksiyonu ve abdominal oksijenizasyona etkisini değerlendirmek amacıyla gerçekleştirildi. Yöntem: Araştırma İstanbul ilinde Kartal Dr. Lütfi Kırdar Şehir Hastanesi'nde Eylül 2023- Haziran 2024 tarihleri arasında, randomize crossover tasarım deseninde gerçekleştirildi. Örneklemi kura ile belirlenen pozisyon sıralamasına göre üç girişim grubuna (Grup 1=16- yüzüstü, sağ lateral ve yarı yükseltilmiş sırtüstü), (Grup 2=16-yarı yükseltilmiş sırtüstü, yüzüstü ve sağ lateral), (Grup 3=16-sağ lateral, yarı yükseltilmiş sırtüstü ve yüzüstü) ayrılan, 30+0-33+6 gestasyon haftasına sahip 48 preterm yenidoğan oluşturdu. Pretermler beslenme sonrası iki saat boyunca grubuna göre belirlenen üç pozisyonda takip edildi. Her üç girişim grubunda beslenmeden hemen önce gastrik rezidü kontrolü yapılırken, beslenmeden hemen önce, beslenme sırası ve sonrasında SPO2, abdominal NIRS ve FOE değerleri kaydedildi. Veriler SPSS 27 programı kullanılarak yüzdelik, aritmetik ortalama, Repeated Measures, Bonferroni, Friedman, Dunn Benferroni, Cochran's Q ve Pearson's Ki-Kare testleri ile analiz edildi. Sonuçlar % 95'lik güven aralığında, anlamlılık p<0.05 düzeyinde değerlendirildi. Bulgular: Preterm yenidoğanlarda beslenme öncesi gastrik rezidüel hacim varlığının yarı yükseltilmiş sırtüstü pozisyonda, yüzüstü ve sağ lateral pozisyona göre daha fazla olduğu bulunurken (p=0,001), yüzüstü ve sağ lateral pozisyondaki preterm yenidoğanların beslenme sonrası 2. saat NIRS ölçümleri, yarı yükseltilmiş sırtüstü pozisyondaki preterm yenidoğanlardan yüksek olduğu bulundu (p=0,028; p=0,023). Pozisyonlara göre beslenme öncesi, beslenme sırası ve sonrası 1. saat, 2. saat SPO2 ve FOE ölçümleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık olmadığı saptandı (p>0,05). Sonuç: Yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde tedavi gören preterm yenidoğanlar için daha az gastrik rezidü ve daha yüksek abdominal oksijenizasyonun sağlanmasında yüzüstü ve sağ lateral pozisyonların etkili olduğu belirlendi. Pretermlerde nonfarmakolojik yöntemlerin etkinliğinin, NIRS aracılığıyla değerlendirildiği araştırmaların arttırılması önerilir. Anahtar Kelimeler: Preterm, Pozisyon, Gastrik rezidüel hacim, Abdominal oksijenizasyon, Fraksiyonel oksijen ekstraksiyonu, Oksijen düzeyi
Adölesanlara uygulanan motivasyonel destek programının uyku kalitesi ve akademik başarıya etkisi: Randomize kontrollü çalışma
Amaç: Araştırma adölesanlara uygulanan motivasyonel destek programının uyku kalitesine ve akademik başarıya etkisini belirlemek amacıyla gerçekleştirildi. Yöntem: Eylül 2023-Ocak 2024 tarihleri arasında İstanbul'da bir Anadolu Lisesi'nde ön test-son test kontrol gruplu tekrarlayan ölçümlü deneysel tasarım şeklinde gerçekleştirildi. Örneklemi randomize atanan 93 11. sınıf öğrencisi oluşturdu (Deney Grubu=Motivasyonel Destek Programı=47 öğrenci; Kontrol Grubu=Eğitim Grubu=46 öğrenci). Motivasyonel destek programındaki çocuklara 1 ay boyunca bireysel motivasyonel görüşmeler yapıldı, eğitim verildi ve 1 okul dönemi boyunca haftanın 2 günü motivasyon mesajları atıldı. Yapılan eğitimin kitapçığı 1. Oturumun sonunda verildi. Kontrol grubuna 1 ay boyunca eğitim yapıldı ve eğitim kitapçığı verildi. Veriler ön test, son test, son tekrar test (1.ayın sonu), son tekrar test (3.ayın sonu) olmak üzere 4 aşamada toplandı. Verilerin toplanmasında "Tanıtıcı Bilgi Formu", "Uyku Bilgi Formu", "Pittsburg Uyku Kalitesi İndeksi" kullanıldı. Veriler IBM SPSS 30 ile analiz edildi. Anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak değerlendirildi. Bulgular: Gruplar tanımlayıcı özellikleri açısından homojendi (p˃0,05). Grupların uygulama öncesi PUKİ puanları ve Uyku bilgi puanları benzerdi (p>0,05), gruplar arası ve grup içi karşılaştırmada uygulamadan sonraki ölçümlerde her iki grubun uyku kaliteleri ve uyku bilgi puanlarında iyileşmeler görüldü (p<0,05) ve deney grubundakilerde kontrol grubundakilerden daha fazla iyileşme vardı. Uygulama öncesi ve sonrası akademik başarıların gruplar arası ve grup içi karşılaştırmalarında aralarında farklılık görülmedi (p>0,05). Grupların Uyku Bilgi puanının PUKİ ve akademik başarı açısından aralarında anlamlı ilişki olmadığı saptandı (p>0,05). Grupların PUKİ puanı ile Uyku Bilgi puanı arasında anlamlı bir ilişki yok iken (p>0,05), başarı puanları arasında uygulamadan 3 ay sonra kontrol grubunda negatif yönlü düşük bir ilişkinin bulundu (p=0,013). Sonuç: Adölesanlara uygulanan motivasyonel destek programının uyku kalitelerini iyileştirdiği ancak akademik başarılarında etkili olmadığı belirlendi. Motivasyonel görüşme tekniğinin farkındalık kazandırma ve davranış değişikliği yaratması amacıyla kullanımı önerilir. Anahtar kelimeler: Adölesan, motivasyonel görüşme, uyku, eğitim programı, akademik başarı
Çocuklarda periferik intravenöz kataterizasyon sırasında oyuncak ve çizgi film karakterli maske kullanımının ağrı ve anksiyete üzerine etkisi
Araştırma, 4-6 yaş arası çocuklarda periferik intravenöz kateterizasyon sırasında hemşirenin çizgi film karakterli maske takmasının ve çocuğun sesli, ışıklı bir oyuncak ile oynamasının, çocuğun ağrısı ve ebeveynin anksiyetesi üzerine etkisinin araştırılması amacıyla randomize kontrollü deneysel olarak gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini, Mart 2022 – Mart 2023 tarihlerinde İstanbul'da bir üniversite hastanesinin çocuk acil servisine başvuran 4-6 yaş arası çocuklar, örneklemini ise seçim kriterlerine uyan 120 çocuk (40 oyuncak grubu, 40 çizgi film karakterli maske grubu ve 40 kontrol grubu) oluşturdu. İlgili kurumdan kurum izni, etik kurul izni ve katılımcılardan onam alındı. Verilerin toplanmasında sesli ışıklı oyuncak, çizgi film karakterli maske, Tanıtıcı Bilgi Formu, Wong Baker Yüzler Ağrı Ölçeği (WBYAÖ), Visual Analog Skala (VAS) ve Durumluk Kaygı Envanteri (DKE) kullanıldı. Oyuncak grubu işlemden 1 dk önce oyuncak ile oynamaya başladı, çizgi film karakterli maske grubunda işlemi yapacak hemşire 1 dk önce çizgi film karakterli maske takılı olarak çocukla tanıştı. Kontrol grubunda girişimi yapan hemşire beyaz cerrahi maske taktı. Tüm gruplarda işlem sırasında anne çocuğun yanında yer aldı. Gruplar tanımlayıcı özellikler açısından benzerdi. İşlem sırasında deney gruplarındaki çocukların WBYAÖ puanları anlamlı düzeyde daha düşüktü (p<0,001). Annelerin değerlendirmesine göre işlem sırasında çizgi film karakterli maske grubunun VAS puanı kontrol grubundan düşüktü (p<0,001). Çocukların işlem öncesinde ve işlem sırasındaki WBYAÖ puanları ile ebeveynin çocuk için verdiği VAS puanları arasında istatistiksel olarak orta düzeyde pozitif anlamlı bir ilişki vardı (p <0,001). Annelerin DKE puanları açısından gruplar arasında anlamlı fark yoktu (p>0,05). Periferik kateterizasyon sırasında sesli ışıklı oyuncak ile oynamanın ve hemşirenin çizgi film karakterli maske takmasının 4-6 yaş arası çocukların ağrısının azaltılmasında etkili olduğu sonucuna varıldı. Çocuk acil servislerinde ağrılı girişimler sırasında 4-6 yaş arası çocukların ağrısını azaltmak amacıyla çocukların ilgisini çeken ve dikkatini başka yöne çekebilecek materyallerin kullanılması önerilir. Temmuz 2025, 75 Sayfa Anahtar kelimeler: Ağrı, Oyuncak, Çocuk, Figürlü Maske, Periferik İntravenöz Kataterizasyon
Çocuk acil serviste periferik intravenöz kateter ile ilişkili infiltrasyon ve flebit sıklığını önlemede bakım paketinin etkisi
Amaç: Bu araştırma çocuklarda periferik intravenöz kateter ile ilişkili infiltrasyon ve flebitin önlenmesine yönelik geliştirilen bir bakım paketinin etkinliğini değerlendirmek amacıyla gerçekleştirildi. Yöntem: Yarı deneysel tasarım tipinde gerçekleştirilen araştırmanın örneklemini çocuk acil servisinde yatarak tedavi alan 200 çocuk oluşturdu (Standart Bakım Grubu=100, Bakım Paketi Grubu=100). Araştırma verileri Hasta Tanıtıcı Bilgi Formu", "Hemşire Tanıtıcı Bilgi Formu" ve ''Görsel İnfüzyon Flebit Tanılama Skalası-GİFTS (Visual Infusion Phlebitis Assessment Scale, Staging Key – Peripheral IV'sVIPAS)" ve "Pediatrik Periferal İnfiltrasyon Ölçeği-PPİÖ (Pediatric Peripheral Intravenous Infiltration Scale -PPIIS)" aracılığıyla toplandı. Standart Bakım grubundaki çocukların PİK bakımı kliniğin rutin prosedürü doğrultusunda gerçekleştirildi. Daha sonra "PİK Safe Bakım Paketi" uygulandı. Bakım paketi adımları; "Periferik İntravenöz Kateter Yönetimi Eğitimi'ni, el hijyeni ve aseptik tekniklere dikkat edilmesini, her uygulayıcının ikiden fazla deneme yapmamasını, asepsi için %2 klorheksidin, %70 alkol içerikli cilt antiseptiği kullanılmasını, sabitleme işleminde hidrokolloid şeffaf yapışkanlı bant kullanılmasını, hemşire gözlemini ve aile bilgilendirmesini içermekteydi. Bulgular: Standart bakım grubu ve bakım paketi grubundaki çocukların tanıtıcı ve kateter ile ilişkili özellikleri benzerdi (p>0,05). Araştırma kapsamındaki çocuk hemşirelerinin cinsiyet, eğitim durumu, mesleki deneyim ve çocuk acil deneyimi özellikleri benzerdi (p>0,05). Standart bakım grubunda infiltrasyon gelişme oranı daha yüksekti (Standart bakım grubu= %46, Bakım paketi grubu= %25) (p<0,05). Flebit görülme oranı açısından gruplar arasında anlamlı fark yoktu (p>0,05). Flebit skoru ortalaması standart bakım grubunda daha yüksekti (Standart bakım grubu= 0,09 ± 0,29; Bakım paketi grubu= 0,02 ± 0,14) (p<0,05). PİK girişim sayısı açısından gruplar arasında anlamlı fark yoktu (p<0,05). PİK ilk girişte başarı oranı bakım paketi grubunda daha yüksekti (Standart Bakım Grubu= %41; Bakım Paketi Grubu %70) (p<0,05). Kateter girişim sayısı ortalaması bakım paketi grubunda daha düşüktü (Standart Bakım Grubu = 1,73 ± 0,72; Bakım Paketi Grubu= 1,43 ± 0,76) (p<0,05). Sonuç: Çocuk acil serviste tedavi gören çocuklara PİK girişimi sırasında uygulanan PİK Safe Bakım Paketi'nin infiltrasyon oranlarını düşürdüğü, PİK girişim başarı oranlarını artırdığı ve bakım paketinin uygulandığı grupta flebit skorunun istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük olduğu belirlendi. İnfiltrasyon ve flebitin önlenmesine yönelik geliştirilen PİK Safe bakım paketinin çocuk acil servislerinde PİK bakımına entegre edilerek kullanılması önerilmektedir. Temmuz 2025 , 114. sayfa. Anahtar kelimeler: Çocuk, periferik intravenöz kateter, infiltrasyon, flebit, başarı oranı, bakım paketi
9-12 yaş grubu çocuklara uygulanan aromaterapinin sınav kaygısı, dikkat eksikliği ve akademik başarıya etkisi
Amaç: Araştırma, 9-12 yaş grubu çocuklara uygulanan aromaterapinin sınav kaygısı, dikkat eksikliği ve akademik başarılarına etkisini incelemek amacıyla gerçekleştirildi. Yöntem: Araştırma İstanbul ilinde Eyüpsultan İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı bir Ortaokulda 5 Şubat–14 Haziran 2024 tarihleri arasında deneysel tasarım olarak gerçekleştirildi. Örneklemi, 5. sınıfların tümünün aromaterapiden etkilenmemesi için aralarındaki uzaklık ölçümleri yapılarak birbirlerinden mesafe aralığı en uzun olan 2 sınıf arasında kura sistemi ile belirlenen deney grupları; (limon, n=26), (lavanta, n=23) ve bu sınıflara hemen hemen eşit uzaklıkta olan bir sınıf ise kontrol grubu (plasebo, n=26) olmak üzere toplam 75 öğrenci oluşturdu. Aromaterapi ve plasebo bir dönem boyunca sınıflara difüzör aracılığı ile uygulandı. Veriler tanımlayıcı bilgi formu, Westside Sınav Kaygısı Ölçeği ve Burdon Dikkat Testi kullanılarak uygulama öncesi, 1.yazılı sınav öncesi ve dönem sonunda 3 kez toplandı. Veriler SPSS 27 programı kullanılarak yüzdelik, aritmetik ortalama, Pearson's Ki-Kare, One Way Anova, Tekrarlı Ölçümlerde Varyans Analizi, Karma Desenli Anova, Bonferroni, Parial Eta Squared ve Pearson Korelasyon testleri ile analiz edildi. Sonuçlar % 95 güven aralığında p<0.05 için anlamlı olarak değerlendirildi. Bulgular: Gruplar tanımlayıcı özellikleri açısından benzer olup aralarında anlamlı farkın olmadığı görüldü (p>0.05). Gruplar arası karşılaştırmalarda uygulama öncesi ve 1.yazılı sınav öncesi gruplar arasında fark görülmezken, yalnızca dönem sonu WSKÖ toplam puan ortalamaları arasında anlamlı farkın olduğu (t=4,012; p=0,022), bu farkın kontrol grubu ile limon grubu arasındaki puan farklılıklarından kaynaklandığı, limon grubunun WSKÖ puan ortalamalarının kontrol grubundan anlamlı bir şekilde düşük olduğu görüldü (p<0.05). Burdon Dikkat Testi toplam puan ortalamaları gruplar arası karşılaştırmalarda anlamlı farklılık yokken, grup içi karşılaştırmalarında tüm gruplarda dikkat düzeylerinde giderek artışlar gözlemlendiği, farkın anlamlı olduğu (F=213,008, p=0,000; F=58,862, p=0,000; F=54,155, p=0,000), ancak aromaterapiler arasında dikkat artırıcı etkinin birbirine üstünlüğü olmadığı görüldü (p>0.05). Sonuç: Uygulanan aromaterapi sonrası limon aromasının sınav kaygıları üzerine etkili olduğu ve tüm gruplarda akademik başarının arttığı belirlendi. Aromaterapinin okul ortamında kullanımının yaygınlaştırılması önerilir.
Çocuklarda inhaler tedavi sırasında oyuncak kullanımının anksiyete ve duygusal durum üzerine etkisi
Araştırma inhaler tedavi sırasında oyuncak kullanımının çocuğun anksiyetesi ve emosyonel durumuna etkisini belirlemek amacıyla randomize kontrollü deneysel tasarımda yapıldı. Araştırma evrenini Kasım 2024–Mart 2025 tarihleri arasında İstanbul'da bir eğitim ve araştırma hastanesi çocuk acil ünitesine başvuran ve inhaler tedavi alması gereken 4-6 yaş arası çocuklar oluşturdu. Örneklem seçim kriterlerine uyan 72 çocuk ise örneklemi oluşturdu. Deney grubundaki çocuklar inhaler tedavi alırken oyuncağa da inhaler tedavi uygulandı. Veri toplama öncesinde gerekli kurum, etik kurul izinleri ve katılımcıların onamı alındı. Verilerin toplanmasında "Tanıtıcı Bilgi Formu", "Çocuklarda Duygusal Dışa Vurumu Değerlendirme Ölçeği (ÇDDVDÖ)", "Çocuk Anksiyete Skalası-Durumluluk (ÇAS-D)" ve "Hasta Takip Formu" kullanıldı. Çocukların ve ebeveynlerinin tanıtıcı özellikleri ve inhaler tedavi deneyimleri benzerdi (p>0,05). Araştırma gruplarının inhaler tedaviden 5 dk. öncesindeki "ÇDDVDÖ" ve "ÇAS-D" puan ortancaları benzerken (p>0,05), inhaler tedavi sırasında ve inhaler tedaviden 5 dk sonraki puan ortancaları deney grubunda anlamlı düzeyde daha düşüktü (p<0,001). Deney grubundaki çocukların tamamı (%100) inhaler tedavi sırasında nebül maskesini yüzlerinden çıkartmak istemezken, kontrol grubundaki çocukların %80,60'ı maskeyi çıkartmak istedi. Sonuç olarak, inhaler tedavi sırasında oyuncak kullanımının çocuğun anksiyetesini azalttığı, duygusal durumunu olumlu yönde etkilediği ve tedavi sırasında maske reddini engellediği belirlendi. 4-6 yaş grubu çocuklarda inhaler tedavi sırasında çocuğun dikkatini başka yöne çeken ve kendini iyi hissetmesini sağlayan yaşına uygun girişimlerin uygulanması ve gelecek araştırmalarda aktif-pasif dikkati başka yöne çekme yöntemlerinin karşılaştırılması önerilir.
Endoskopi uygulanacak çocuklarda müzik ve beyaz gürültünün korku, anksiyete ve ağrı düzeyine etkisinin karşılaştırılması
Amaç: Endoskopi uygulanan okul yaş dönemi çocuklarında işlem öncesi, sırası ve sonrasında müzik ve beyaz gürültünün korku, anksiyete ve ağrı düzeyine etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Randomize kontrollü deneysel tasarım olarak gerçekleştirilen araştırmanın örneklemini 6-12 yaş endoskopi yapılacak 105 çocuk oluşturmuştur (müzik grubu:35, beyaz gürültü grubu:35, kontrol grubu:35). Deney gruplarındaki çocuklara bulunduğu gruba göre Acemaşiran makamındaki müzik veya beyaz gürültü olarak okyanus sesi dinletilmiştir. Veriler işlem öncesi, işlem sırası ve işlem sonrası olmak üzere üç aşamada toplanmıştır. Verilerin toplanmasında çocuklar için veri toplama formu, Çocuk Korku Ölçeği (ÇKÖ), Çocuk Anksiyete Skalası Durumluluk (ÇAS-D), The Faces Pain Scale–Revised (FPS-R), nabız, solunum ve oksijen satürasyonu değeri; ebeveynler için de veri toplama formu ve Beck Anksiyete Ölçeği kullanılmıştır. Veriler SPSS 27.0 paket programı ile analiz edildi. Bulgular: Tüm gruplarda işlem sonrası ebeveyn anksiyete düzeyleri işlem öncesine göre anlamlı şekilde azalmıştır (p<0,05). Endoskopi işlemi sonrası beyaz gürültü grubundaki çocukların korku, anksiyete ve ağrı puanları, sırasıyla müzik ve kontrol grubundaki çocuklardan anlamlı derecede düşük olduğu saptanmıştır (p<0,05). Endoskopi öncesi, sırası ve sonrası gruplar nabız hızı, solunum sayısı ve oksijen satürasyonu açısından karşılaştırıldığında aralarında anlamlı fark bulunmamıştır (p>0,05). Tüm gruplarda endoskopi sırasında nabız hızı, solunum sayısı ve oksijen satürasyonu artış, endoskopi sonrasında ise azalma göstermiştir. Sonuç: Beyaz gürültünün okul yaş dönemi çocuklarında endoskopi işlemi sırasında korku, anksiyete ve ağrı üzerinde daha etkili olduğu belirlendi. Çocuklarda diğer invaziv tıbbi prosedürler sırasında beyaz gürültü uygulanması önerilir. Anahtar kelimeler: Çocuk Endoskopisi, Korku, Anksiyete, Ağrı, Müzik, Beyaz Gürültü
Hiperbilirubinemisi olan yenidoğanlarda fototerapi sırasında emzik kullanımının stres ve bilirubin düzeyine etkisi
Giriş: Hiperbilirubinemi nedeniyle fototerapi alan yenidoğanların; hastanede yatmak zorunda olmaları, tedavi sürecinde invaziv işlemlere maruz kalmaları ve bu süreçte fototerapi tedavisine ara vermemek için beslenme haricinde anneden ayrı fototerapi yataklarında kalmaları bebeklerde strese neden olabilmektedir. Emziğin yenidoğanlar üzerinde stresi azaltma, sakinleştirme, oro-motor hareketi uyararak sindirimden sorumlu emzim ve hormonların salgılanmasını sağlama, böylece sindirimi kolaylaştırma gibi birçok yararı bulunmaktadır. Amaç: Emziğin yenidoğanların stresini azalttığı, bebekleri sakinleştirdiği, bu süreçte bilirubinin dışkı ile atıldığı ve emziğin dışkılamayı kolaylaştıran sindirimden sorumlu enzim ve hormonların salgılanmasında etkili olduğu düşünüldüğünde bu çalışma ile hiperbilirubinemisi olan yenidoğanlarda fototerapi sırasında emzik kullanımının stres, fizyolojik belirtiler (KTA, SpO2, bağırsak sesleri, dışkılama sayısı) ve bilirubin düzeyine etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Yöntem: Randomize-kontrollü tasarımda gerçekleştirilen çalışmanın örneklemi hiperbilirubinemi tanısı olan 60 term yenidoğandan (deney grubu= 30 bebek; kontrol grubu=30 bebek) oluşmaktadır. Araştırma verileri Haziran 2023-Eylül 2024 tarihleri arasında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesinde toplanmıştır. 18 saat fototerapi alan bebeklere 3 saatte bir 5 dk. süre ile emzik verilerek bebeklerin stres seviyesi, KTA ve SpO2 düzeyi bağırsak sesleri, dışkılama sayısı ve bilirubin düzeyi değerlendirilmiştir. Bebeklerin stres seviyesi Yenidoğan Stres Ölçeği (YSÖ), KTA ve SpO2 düzeyi pulse oksimetre cihazı, bağırsak sesleri steteskop ile gözlemci bir hemşire tarafından değerlendirilmiştir. Dışkılama sayısı anne bebeğin bezini her değiştirdiğinde araştırmacı tarafından gözlemlenip kayıt edilmiştir. Bebeklerin bilirubin düzeyleri rutin klinik hekim istemine göre klinik rutini doğrultusunda bebekler fototerapi almadan önce ve bebekler fototerapi süreçlerini tamamladıktan sonra intravenöz yolla kan alınarak ölçülmüş ve kaydedilmiştir. Bulgular: Araştırma da emzik verilen bebeklerin stres ve KTA seviyelerinin verilmeyen bebeklerden daha düşük olduğu, bağırsak seslerinin ve dışkılama sayılarının daha fazla olduğu bulunmuştur (p<0,05). Emzik verilen yenidoğanlar ile verilmeyen yenidoğanların SpO2 düzeyleri ve bilirubin düzeylerindeki düşüşün benzer olduğu saptanmıştır (p>0,05). Sonuç: Emziğin fototerapi sırasında bebeklerin stresini azalttığı, bağırsak seslerini ve dışkılama sayısını artırdığı, SpO2 düzeyi ve bilirubin seviyesi üzerinde etkili olmadığı belirlenmiştir.
Hemşire – ebeveyn desteğinin pediatrik yoğun bakımda yatan çocukların ebeveynlerinin stres düzeylerine etkisi
Amaç: Çalışma, hemşire-ebeveyn desteğinin çocuk yoğun bakım ünitesinde yatan çocukların ebeveynlerinin stresine etkisinin belirlenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Yöntem: Araştırma tanımlayıcı ve analitik tasarımda yapılmıştır. Örneklemi, bir üniversite hastanesinin çocuk yoğun bakım ünitesinde Ocak – Haziran 2025 tarihleri arasında, çocukları 2 günden uzun süredir akut veya kronik hastalık nedeniyle yatarak izlenen, bilgilendirilmiş yazılı onam alınan ebeveynler oluşturmuştur (n=210). Verilerin toplanmasında, tanıtıcı bilgi formu, Ebeveyn Stres Ölçeği (ESÖ) ve Hemşire-Ebeveyn Destek Ölçeği (HEDÖ) kullanılmıştır. Veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences) (Version 22 for Windows, SPSS Inc, Chicago, IL, USA) paket programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Değerlendirmede p<0,05 değeri anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Ebeveynlerin HEDÖ alt ölçekleri ve toplam skorları, yatışın ilk gününe kıyasla taburculukta anlamlı artış gösterirken (tüm p<0,05), ESÖ alt ölçekleri ve toplam skorları anlamlı düzeyde azalmıştır (tüm p<0,05). Annelerin eğitim düzeyi ve çalışma durumu HEDÖ Amaç: Çalışma, hemşire-ebeveyn desteğinin çocuk yoğun bakım ünitesinde yatan çocukların ebeveynlerinin stresine etkisinin belirlenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Yöntem: Araştırma tanımlayıcı ve analitik tasarımda yapılmıştır. Örneklemi, bir üniversite hastanesinin çocuk yoğun bakım ünitesinde Ocak – Haziran 2025 tarihleri arasında, çocukları 2 günden uzun süredir akut veya kronik hastalık nedeniyle yatarak izlenen, bilgilendirilmiş yazılı onam alınan ebeveynler oluşturmuştur (n=210). Verilerin toplanmasında, tanıtıcı bilgi formu, Ebeveyn Stres Ölçeği (ESÖ) ve Hemşire-Ebeveyn Destek Ölçeği (HEDÖ) kullanılmıştır. Veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences) (Version 22 for Windows, SPSS Inc, Chicago, IL, USA) paket programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Değerlendirmede p<0,05 değeri anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Ebeveynlerin HEDÖ alt ölçekleri ve toplam skorları, yatışın ilk gününe kıyasla taburculukta anlamlı artış gösterirken (tüm p<0,05), ESÖ alt ölçekleri ve toplam skorları anlamlı düzeyde azalmıştır (tüm p<0,05). Annelerin eğitim düzeyi ve çalışma durumu HEDÖ alt ölçeklerinde anlamlı farklılıklar göstermiştir (tüm p<0,05). Çocuğun ileri yaşı, önceden tanısı olması, sürekli ilaç kullanması ve daha önce yoğun bakım (YB) deneyimi olması ebeveynlerinde stres düzeyini arttırmıştır. Ayrıca HEDÖ ile ESÖ alt boyutları arasında genellikle negatif yönde anlamlı korelasyonlar tespit edilmiştir. Sonuç: Bu çalışmada hemşirelik uygulamalarıyla ebeveynlere verilen desteğin, ebeveyn stresini azaltmada önemli rol oynadığı görülmüş, pediatrik yoğun bakım ünitelerinde aile entegre bakım uygulamasının kullanılmasının önemini ortaya koymuştur.