6,625
Archived Theses
15
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Mehmet Nuri Parmaksız hayatı, sanatı ve eserleri
ÖZET FETİC, Edita, Mehmet Nuri Parmaksız Hayatı, Sanatı ve Eserleri, Yüksek Lisans Tezi (Danışman: Prof. Dr. Nurullah Çetin), Ankara, 2024, 155 s. Yeni edebiyatın önemli şairlerinden biri olan Mehmet Nuri Parmaksız, geleneğin temel simgelerini koruyarak onlara yenilikler katmasıyla diğerlerinden ayrışır. Bu değerli şairimizin hayatı boyunca, şiirleri ve makaleleriyle birlikte verdiği her türlü ürünü detaylı ve kapsamlı bir şekilde ele alan bir çalışmanın bugüne kadar yapılmadığını tespit ettik. Bu çalışma, Mehmet Nuri Parmaksız'ın yaşamı ve eserleri hakkında geniş bir inceleme sunmuş ve onun Türk edebiyatındaki önemini vurgulamıştır. Hem yazdığı eserlerle hem de edebi çalışmalarıyla, Mehmet Nuri Parmaksız Türk kültürüne büyük değer katmıştır. Bu tez, Parmaksız'ın hayatı, sanatı ve eserlerini bütünsel olarak ele almaktadır. Giriş bölümünde, yeni Türk edebiyatının ve daha spesifik olarak modern şiirin genel durumu belirlenmiş; bu dönemdeki düşünceler, toplumsal ortam ve yeni edebiyatçıların fikirleri incelenmiştir. I. Bölüm'de Parmaksız'ın hayatı, akademik kişiliği, sosyal ve psikolojik dünyası üzerinde durulmuştur. II. Bölüm'de ise şairin sanatı ve sanatçı kişiliği ile ilgili görüşler ortaya konmuştur. III. bölüm, edebiyat ve dil düşüncelerini kapsamaktadır. Son olarak, IV. bölüm, çalışmanın esasını oluşturmaktadır. Bu bölümde, şairin eserleri (özellikle şiirleri), içerik, biçim, dil ve üslup yönlerinden incelenmiştir. Sonuç bölümünde, önemli eklemeler yapılmıştır; Saygıdeğer Parmaksız ile gerçekleştirilen mülakat ve daha önce hiçbir yerde paylaşılmamış bir şiirden bir kesit eklenmiştir. Bu araştırmanın en büyük avantajı, "birinci el literatüre" erişebilme olanağımızın olmasıdır. Dolayısıyla, çalışma sürecinde Saygıdeğer Mehmet Nuri Parmaksız ile gerçekleştirilen doğrudan görüşmeler, tez yazımı sırasında temel kaynak olarak kullandık. Bu sayede, aradığımız bilgileri daha önce yapılmış çalışmalardan değil, doğrudan kendisinden alabilmiş olduk. Eğer bu tezin temel literatür kaynağı Mehmet Bey olmasaydı, böyle bir çalışmanın yazılması kesinlikle çok daha zahmetli olurdu. Anahtar Kelimeler: Yeni Türk Edebiyatı, Mehmet Nuri Parmaksız, Hayatı, Sanatı ve Eserleri, Yeni Şiir, Modernleşme ve Gelenek, Tasavvuf, Sevgili, Beşerî ve İlahî Aşk.
Anadolu, Çağatay ve Azerbaycan sahalarının Leylâ vü Mecnûn'u: Edirneli Şâhidî, Ali Şîr Nevâyî ve Fuzûlî'nin Leylâ vü Mecnûn mesnevilerinde olay örgüsü, şahıslar kadrosu, zaman ve mekân (Mukayeseli inceleme)
Leylâ vü Mecnûn mesnevileri Türk, Arap ve Fars edebiyatlarının önde gelen aşk mesnevilerindendir. Arap edebiyatının sözlü geleneğinde ortaya çıkan bu aşk hikâyesi oradan Fars edebiyatına geçmiş ve Nizâmî ile ilk kez mesnevi şekline büründürülmüştür. Türk edebiyatının Anadolu sahasında ilk kez XV. asırda Edirneli Şâhidî tarafından Gülşen-i Uşşâk ismiyle neşredilen Leylâ vü Mecnûn mesnevisi yine aynı asırda Orta Asya Türk edebiyatında Ali Şîr Nevâyî tarafından da kaleme alınmıştır. XVI. asırda ise Azerbaycan edebî sahasının önemli temsilcisi olan Fuzûlî yazdığı Leylâ vü Mecnûn mesnevisiyle mezkûr aşk hikâyesini edebî anlamda zirveye taşımıştır. İşbu çalışma, XV. ve XVI. asırlarda yaşamış olan Anadolu, Çağatay ve Azerbaycan edebî sahalarının önemli temsilcilerinden Edirneli Şâhidî, Ali Şir Nevâyî ve Fuzûlî'nin telif ettikleri Leylâ vü Mecnûn mesnevilerini modern ve klasik edebî metin inceleme yöntemlerini kullanmak suretiyle mukayese etmeyi amaçlamaktadır. Çalışma, birbirinin devamı iki farklı asır ve üç farklı Türk edebiyatı sahasına mensup müelliflerce kaleme alınmış olan aynı konulu ve adlı mesnevilerin olay örgüsü, şahıslar kadrosu, zaman ve mekân unsurları bakımından mukayesesini içermektedir. Bu sayede adı geçen mesnevilerin muhteva ve kurgulama yöntemlerinin benzerlik ve farklılıklarından hareketle eserlerin birbirleriyle olan etkileşimlerini ortaya koymak hedeflenmektedir.
Sermet Muhtar Alus'un "İstanbul Kazan Ben Kepçe" eseri üzerine söz varlığı incelemesi
Bir ulusun kültür birikiminin dile yansıması sonucunda söz varlığı oluşmaktadır. Dilin söz varlığında bulunan ögeler; bize insanların yaşamını, adet ve törelerini, dünyayla olan münasebetini vermektedir. Yani biz bir dilin söz varlığını incelediğimizde, o dilin konuşulduğu coğrafyada yaşayan ve iletişim kuran insanların giydiği giysiden başlayarak yediği yemeğe kadar çoğu alanda bilgi sahibi oluruz. Bunun dışında söz varlığı çalışmaları; diller ve toplumlar arası mukayese yapmaya, eserde yer alan yer adları ve doğa olayları adlarıyla coğrafyaya, halk inanışları ve halk kültürü motifleriyle folklora da katkı sağlamaktadır. Görüldüğü gibi söz varlığı incelemeleri disiplinler arası çalışmayı da beraberinde getiren bir inceleme alanıdır. Bu tezde Sermet Muhtar Alus'un İstanbul Kazan Ben Kepçe eserinin söz varlığı tespiti amaçlanmıştır. Eserin taranması sonucunda söz varlığı unsurları kendi içinde de bütün olacak biçimde tablolar yardımıyla tasnif edilmiştir. Bu tasnif sonucunda yazarın söz varlığı unsurlarını ne sıklıkla grafiklerle saptanmıştır.
Ependi Şorta Sözler, Yomaklar Nasreddin Hoca Fıkraları adlı eserde geçen fiillerde kılınış ve görünüş
Fiil, çeşitli ekler alarak iş, oluş ve durumları zamana, yere ve kişiye bağlı olarak bildiren sözcük türüdür. Fiillerde kılınış fiilin kendisinde var olan bir niteliktir ve nesneldir. Fiilin gerçekleşme tarzı itibarıyla zaman çizgisindeki belirli noktalara vurgu yapması veya yapmamasıdır. Görünüş ise özneldir, konuşurun ya da işitenin çekime girmiş bir fiile yüklediği farklı anlamlardır. Fiilin gerçek zamandaki yayılımının bitmişlik, bitmemişlik veya sürme özelliğini bildirir. Bu çalışmada da son yıllarda üzerinde daha çok durulmaya başlanmış kılınış ve görünüş konuları üzerinde durulacak ve bu konuların Türkmen Türkçesi üzerinden anlaşılması amaçlanacaktır. Çalışmanın temelini Ahmet Benzer'in Türkçede Zaman, Görünüş ve Kiplik, Ahmet Karadoğan'ın Türkiye Türkçesinde Kılınış adlı eserleri ve diğer kılınış ve görünüş ile ilgili çalışmalar oluşturmuştur. Görünüş ve kılınış konusu Nasreddin Hoca'nın Türkmen Türkçesiyle derlenmiş fıkralarının yer aldığı Ependi Şorta Sözler, Yomaklar Nasreddin Hoca Fıkraları adlı eserde işlenecektir. İki ana bölümden oluşacak çalışmamızın I. bölümünde Ependi Şorta Sözler, Yomaklar Nasreddin Hoca Fıkraları adlı eserdeki fiiller cümledeki bağlamları da dikkate alınarak kılınış konusu açısından incelenecektir. II. bölümde ise fiiller yine cümledeki bağlamları dikkate alınarak görünüş konusu açısından incelenecektir. Sonuç kısmında ise eserden elde edilen veriler işlenerek kılınış ve görünüş konuları hakkında değerlendirmelerde bulunulacaktır.
Atalar kültü bağlamında Yeşilçam sinemasındaki baba tipine ilişkin bir araştırma
Türk toplumunda önemli bir yere sahip olan soy, aile ve saygı kavramları, kültürel değerlerinin bir parçasıdır. Bu değerlere olan bağlılık bireyin toplum içindeki meşruiyetini kazanmasında, kimliğinin ve grup bilincinin oluşmasında ayırt edici bir özelliktir. Toplumun en küçük grubu olarak aile temelinde aile büyüklerine duyulan korkuyla karışık saygı, atalar kültünün bir göstergesidir. Bu husustaki korku ve saygı, ataerkil merkezli geleneksel Türk aile yapısındaki babanın ata statüsü kazanmasında rol oynamıştır. Bu çalışma kapsamında, atanın dönemin şartlarına uygun bir şekilde kendini değiştirip dönüştürmesi baba tipi özelinde ata tipolojisi ekseninde araştırılmıştır. Bu bağlamda baba tipolojisinin "yenilenen aile ataları" na dayandığı görülmüştür. Aile atası olarak babanın tipolojik özellikleri ve atalar kültüyle bağı sözlü kültürden beslenen sinemanın film sahnelerinde tespit edilebilir mahiyettedir. Bu araştırma, amaçlı örneklem yöntemiyle Münir Özkul ve Hulusi Kentmen'in ikisi ortak toplam on filmini kapsamaktadır. Araştırma sonunda, Münir Özkul'un "kam döneminin yol gösterici, rehber bilge atalarının" Hulusi Kentmen'in ise "destan devri alp-eren ataları"nın birer uzantısı olduğu tespit edilmiştir. Genel bir ifadeyle, aile atası olarak babaya ilişkin inanış ve uygulamaların kökeninde hayatta olan atalara ilişkin kültlerin izleri söz konusudur.
Tekirdağ ili Saray ilçesi geçiş dönemleri ve halk bilgisi
Bu çalışmada, araştırma alanı Tekirdağ ili Saray ilçesi köyleri olarak seçilmekle birlikte ilgili bölgeye ait geçiş dönemleri, törenler, halk giyimi ve mutfağı, oyunlar ve çeşitli halk inanışlarının incelenmesi amaçlanmıştır. İnceleme metodu olarak sahada görüşme ve gözlemleri içeren derleme metodu kullanılmıştır. Çalışma toplamda giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde araştırma alanı hakkında genel bilgi verilmiştir. Araştırmanın konusu, önemi, sınırlılıkları, amacı ve yöntemi hakkında temel bilgiler verilmiştir. Birinci bölümde araştırma alanın tanıtılması ana başlık altında Saray ilçesinin tarihçesi, Saray ilçesinin coğrafi ve ekonomik özellikleri, Saray ilçesinin demografik yapısı ve Saray ilçesinin köyleri alt başlık olarak verilmiştir. İkinci bölümde insan hayatının önemli geçiş dönemleri olan doğum, evlilik ve ölüm ana başlıkları verilmiştir. Bu bölümde ayrıca alt başlıklar incelenmiş ve alt başlıklara ait âdet, ritüel, uygulama ve inanışları hakkında gerekli bilgiler verilmiştir. Üçüncü bölümde halk bilgisi içeriği törenler, halk inanışları, halk giyimi, oyunlar ve halk mutfağı yer almaktadır. Bu bölümde ilgili ana başlık ve alt başlıklar oluşturularak kaynak kişilerle yapılmış olan derlemelerde yer alan halk kültürüne dair çeşitli uygulama ve inanışlar verilmiştir. Sonuç bölümünde tezin şimdiye kadar verilmiş olan bölümlerinde yer alan derlemelerle ilgili genel değerlendirme yapılarak öne çıkan bazı hususlara yer verilmiştir. Çalışma esnasında yazılı, sözlü, elektronik kaynaklar kaynakçada belirtilmiştir. Araştırma alanında bilgi aktarımını gerçekleştiren kaynak kişiler hakkında bilgilere ise kaynakçadan sonra yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Saray ilçesi, geçiş törenleri, halk bilgisi
Unutuluştan kanona Ahmet Hamdi Tanpınar
Bu çalışmanın amacı, 1901-1962 yılları arasında yaşayan şair, romancı, edebiyat tarihçisi ve akademisyen Ahmet Hamdi Tanpınar'ın kanonlaşma sürecini incelemektir. Ahmet Hamdi Tanpınar, yaşadığı dönemde ve ölümünden sonra görmezden gelinmesine rağmen 1980'lerden itibaren kanonik bir yazar hâline gelmiştir. Ahmet Hamdi Tanpınar yaşadığı dönemde gerek popüler dergilerde ve gerekse çok satan gazetelerde dönemin tartışmalarını yansıtan yazılar kaleme almış ama edebiyat alanında adı öne çıkan etkili bir yazar olamamıştır. 1962'deki ölümünün ardından da Ahmet Hamdi Tanpınar, dar bir çevre dışında anılmamış ve genelde "kültür milliyetçisi" bir şair olarak sunulmuştur. Benzer biçimde 1970'li yıllardaki bazı tartışmalara rağmen 1980'lere kadar Ahmet Hamdi Tanpınar çeperde kalan bir yazar olmaya devam etmiştir. Ancak 1980'lerden itibaren Ahmet Hamdi Tanpınar "modernist" bir yazar olarak öne çıkarılmış, romanlarına olan ilgi artmış ve kanonik bir yazar olma süreci başlamıştır. 2000'li yıllarda yayınevleri arasında "telif savaşları"na yol açan Ahmet Hamdi Tanpınar, Türk edebiyatının kanonik bir yazarı olarak kabul görmüştür. Ahmet Hamdi Tanpınar'ın ne yaşarken ne de ölümünden sonra ilgi görmemesi ama 1980'lerden itibaren kanonik bir yazar hâline gelmesi, bu süreci ayrıntılı biçimde analiz etmeyi gerektirir. Bu çalışmada Ahmet Hamdi Tanpınar'ın kanonlaşma süreci üç döneme ayrılarak ele alınmaktadır. Bunlardan ilki Tanpınar'ın bir "kültür milliyetçisi" olarak sunulması, ardından 1980'lerde kanonlaşma sürecinin başlaması ve nihayet 2000'li yıllarda kanonik bir figüre dönüşmesidir. Bu üç dönemde Ahmet Hamdi Tanpınar'ın eserlerinin nasıl dolaşıma girdiğine, nasıl dolaşımda kaldığına ve nasıl alımlandığına odaklanılmaktadır. Bunun yanı sıra belirtilen dönemlerde eserlerinin hangi yayınevleri tarafından yayımlandığına ve yayınevlerinin Ahmet Hamdi Tanpınar'ın hem alımlanmasındaki hem de kanonlaşmasıdaki etkisine yer verilmektedir. Ayrıca 1963'ten itibaren edebiyat alanında Ahmet Hamdi Tanpınar imgesini belirleyen eleştirmenlerin çalışmalarının kanonlaşma sürecini nasıl etkilediği ayrıntılı biçimde ele alınmaktadır.
Aşçı İbrahim Dede Rūhu'l-Beyān'daki Farsça Tanıklar ve çevirisi (III/1-100)
Çalışmamız, Aşçı İbrahim Dede'nin dört ciltlik Tercemetü'l-Fârisiyye fî Tefsîri'l-Hakkiyye adlı eserinin üçüncü cildinin 1-100. sayfa aralığının akademik yöntemlerle Latin harflerine aktarılmasıdır. Söz konusu eserde İsmail Hakkı Bursevî'nin Rūhu'l-Beyân adlı eserinde geçen Farsça nazım ve nesir bölümlerinin şerhi Türkçeye çevrilmiş ve açıklanmıştır. İlim dünyasına katkıda bulunmayı hedeflediğimiz çalışmamız; Birinci Bölüm'de eserin müellifi olan Aşçı İbrahim Dede'nin hayatı ve eserleri, nüsha tavsifi, muhtevası, Farsça tanıkların istatistiği, izlenen yöntem ile dil ve imla özellikleri; İkinci Bölüm'de transkripsiyonlu metin ve Sonuç'tan oluşmaktadır. Anahtar Kelimeler: Aşçı İbrahim Dede, Rûhu'l-Beyân, Farsça, İsmail Hakkı Bursevî, Şerh.
Sermet Muhtar Alus'un "İstanbul'un Geçmiş Günlerinde Yeme İçme" eseri üzerine söz varlığı incelemesi
Ahmet Rasim'den sonra Türk Edebiyatında 1952'ye kadar olan dönemde yerli renk gerçekliğini devam ettiren önemli isimlerden biri olan Sermet Muhtar Alus, eserlerinde İstanbul'un 19. yüzyılın sonu ile 20. yüzyılın başındaki yaşantısını her kesimden insana yer vererek renkli üslubu ve güçlü gözlem yeteneğiyle, ayrıntılarıyla anlatmış bir yazardır. Yüksek Lisans tezi olarak hazırladığımız bu çalışmada, İstanbul'un yeme içme kültürüne dair Sermet Muhtar Alus'un yazılarının bir araya getirildiği "İstanbul'un Geçmiş Günlerinde Yeme İçme" eserinin söz varlığının incelemesiyle yazarın dil özelliklerinden yola çıkarak devrin Türkçesini gün yüzüne çıkarmak, günümüz Türkçenin söz varlığına katkıda bulunmak ve tespit edilen söz varlığı unsurlarıyla dönemin sosyal hayatı maddi ve manevi kültürü hakkında ipuçları yakalamak amaçlanmıştır. Bu doğrultuda öncelikle Sermet Muhtar Alus'un hayatı, sanatı ve eserleri hakkında bilgi verilmiştir. Sonrasında ise söz varlığı tanımı ve kapsamı ele alınıp, söz varlığının içeriğinde bulunan unsurlar detaylı bir şekilde açıklanmaya çalışılmıştır. Ayrıca eserdeki söz varlığı unsurları (yabancı sözcükler, deyimler, atasözleri, yerel söyleyişler, ikilemeler, argo, kalıp sözler, terimler ve adlar) saptanmıştır. Deyimler, atasözleri, yerel söyleyişler, kalıp sözler, yabancı sözcükler, terimler ve adların bir kısmı sözlük çalışması ile değerlendirilmiştir. Sonuç olarak, bir devre ayna tutan Sermet Muhtar Alus'un yazılarından yola çıkarak dönemin söz varlığı gün yüzüne çıkarılmaya çalışılmıştır.
Atâullah Ağa'nın tezkire özelliği gösteren şiir mecmuası (II/141-234) (Metin–MESTAP)
Kerkük şairlerinden asıl adı Ata Reşit Bey olan Atâullah Ağa, döneminin tanınmış yazar ve şairlerindendir. Gençlik zamanlarından itibaren yazı ve edebiyatla iştigal etmiş yazıya aktarmış ve ölümünün ardından bizlere birçok alana ve araştırmaya kaynaklık ve tanıklık edecek devasa eseri bırakmıştır. Hayattayken bazı şairlerin şiirlerini el yazması şeklinde yazmıştır ve günümüze kadar ulaşmıştır. Bu çalışma, Atâullah Ağa'nın kızı şair Nesrin ERBİL'in kişisel kitaplığında bulunan Atâullah Ağa'ya ait tezkire özelliği gösteren şiir mecmuasının Latin harflerine aktarılmasını içermektedir. Sözlük anlamı olarak toplanıp biriktirilmiş, tertip ve tanzim edilmiş şeyler anlamında kullanılan mecmualar; şairlerin şiirlerinin hepsinin bir arada gösterilmesini ve gün yüzüne çıkarılmasını sağlar. Eski Türk Edebiyatına fazlasıyla yardımcı olacağını düşündüğümüz bu eseri bölümler halinde çevirdik. Çevirilerimizi yaparken titizlikle yürüttüğümüz çalışmamızda detaylara ve dipnotlara fazlasıyla yer verdik. 4 mecmuadan oluşan tezkire özelliği gösteren bu eserin 2. mecmuasının 141-234. sayfa aralığı bu çalışmamızın içeriğini oluşturmaktadır. Söz konusu çalışmamız MESTAP'a göre muhteva tablosu, Atâullah Ağa'nın hayatı, mecmuanın çeviriyazı bölümü ve bütün mecmuaların içindekiler kısmından oluşmaktadır. Bu içindekiler kısmı diğer 4 mecmuanın da içerisinde hangi şairlerin hangi şiirlerinin olduğunu göstermektedir. İçindekiler kısmında tüm şairlerinin adlarının ve şiirlerinin geçmesi de Türk edebiyatına önemli katkıda bulunacaktır.
Atâullah Ağa'nın tezkire özelliği gösteren şiir mecmuası(v/1-212) (metin-mestap)
Erbil'de dünyaya gelen şair, Atāullah Hacı Reşit Ağa, çok genç yaştan itibaren edebiyatla yakından ilgilenmiş geride el yazması olarak formalar halinde tuttuğu şiir mecmuaları bırakmıştır. Geride bıraktığı bu yazma mecmualardan Ataullah Ağa'nın edebiyat konusunda köklü bir eğitim aldığı anlaşılmaktadır. Bu yazma mecmualarda Türkmen ve Türkiyeli bazı şairlerinin şiirlerinin yanında bizzat kendi yazdığı şiirler de yer almaktadır. Genel anlam olarak toplanmış, düzenlenmiş, seçilmiş şeylerin tamamı anlamına gelen mecmualar; birçok şairi, şiiri, metni gün yüzüne çıkarmak, tanıtmak daha önce okunmamış, bulunmamış ürünleri edebiyatımıza kazandırma fırsatı sunar. Biz de klasik Türk edebiyatına büyük katkı sunacağını düşündüğümüz tezkire özelliği gösteren Ataullah Ağa'ya ait yazma şiir mecmuasını edebiyat alanımıza kazandırmanın önemli bir hizmet olacağı düşüncesiyle çalışmamızı bu alanda yaptık. Bu çalışma, Ataullah Ağa'nın kızı Irak Türkmen edebiyatının parlak simalarından şair Nesrin ERBİL'in şahsi kütüphanesinde bulunan babası Ataullah Ağa'ya ait tezkire özelliği gösteren şiir mecmuasının günümüz harflerine aktarılmasını ve incelenmesini içermektedir. Oldukça kapsamlı olan bu mecmuanın 5. bölümün ilk 212 sayfası çalışmamızın konusunu oluşturmaktadır. 5. bölüm şairler bazında tasnif edildiğinden tablomuzu daha anlaşılır kılmak adına her şaire bir numara vererek tabloya işledik. Üzerinde çalıştığımız mecmuada Erbil, Kerkük coğrafyasının şairlerinin şiirlerinin yanı sıra bazı şairlerin tercüme-i hal başlığında biyografileri de bulunmaktadır. Bu sebeple tez başlığımıza "tezkire özelliği gösteren" ibaresini koymayı uygun bulduk. Mecmuada bulunan bu biyografilerin de klasik edebiyatımıza önemli katkılarının olacağını düşünmekteyiz Söz konusu çalışmamız MESTAP'a göre muhteva tablosu, Ataullah Ağa'nın hayatı ve mecmuanın çeviri yazı bölümlerinden oluşmaktadır.
Atâullah Ağa'nın tezkire özelliği gösteren şiir mecmuası (ı/201-236, ıı/1-140) (metin-MESTAP)
Çalışmamız genel anlamda Atâullah Ağa'nın Şiir Mecmuasında, Irak Türkmen şairlerin şiirlerinin incelenmesiyle ilgilidir. Atâullah Ağa'nın hayatı ve edebî kişiliği de çalışmamızın konusudur. Yaptığımız bu çalışma; "Ön söz" , "Giriş", "Muhtevâ Bilgileri", "MESTAP'a göre Tasnif", "Transkripsiyonlu Metin Çevirisi", "Sonuç" ve "Kaynakça" kısımlarından oluşmaktadır. Atâullah Ağa'nın Şiir Mecmuasındaki şiirler Osmanlıcadan günümüz Türkçesine transkripsiyonlu aktarılmıştır. Metnin günümüz Türkçesine aktarımı yapıldıktan sonra çalışmanın başından sonuna kadar elde edilen bilgiler ışığında değerlendirme yapılarak bir sonuca varılmıştır. Kaynakça kısmında ise tez için yararlanılan eserlerin künyeleri verilmiştir.
Atâullah Ağa'nın tezkire özelliği gösteren şiir mecmuası (I/1-200) (Metin-MESTAP)
Erbil'de dünyaya gelen Atâullah Hacı Reşit Ağa, çok genç yaştan itibaren edebiyata ilgi duymuştur. Kendisi de şair ve edip olan Atâullah Ağa, el yazması olarak şiir mecmuaları oluşturmuştur. Kaleme aldığı bu yazma mecmualardan Atâullah Ağa'nın edebiyat konusunda iyi bir eğitim aldığı anlaşılmaktadır. Geride bıraktığı bu mecmualar, edebiyat ve kültür tarihimize önemli katkılar sunacaktır. Mecmualar; birçok şairi, şiiri, metni gün yüzüne çıkarmak, tanıtmak daha önce okunmamış, bulunmamış ürünleri edebiyatımıza kazandırmak fırsatı sunar. Böylece edebiyat dünyasında büyük bir boşluğu doldururlar. Biz de Klasik Türk edebiyatına büyük katkı sunacağını düşündüğümüz tezkire özelliği gösteren Atâullah Ağa'ya ait yazma şiir mecmuasını edebiyat alanımıza kazandırmanın önemli bir hizmet olacağı düşüncesiyle çalışmamızı bu alanda yaptık. Bu çalışma, Atâullah Ağa'nın kızı Irak Türkmen edebiyatının parlak simalarından şair Nesrin ERBİL'in şahsi kütüphanesinde bulunan babası Atâullah Ağa'ya ait şiir mecmuasının günümüz harflerine aktarılmasını ve incelenmesini içermektedir. Oldukça kapsamlı olan bu mecmuanın I. bölümün ilk 200 sayfası çalışmamızın konusunu oluşturmaktadır. Üzerinde çalıştığımız mecmuada Erbil, Kerkük coğrafyasının şairlerinin şiirlerinin yanı sıra bazı şairlerin tercüme-i hal başlığında biyografileri de bulunmaktadır. Bu sebeple tez başlığımıza "tezkire özelliği gösteren" ibaresini koymayı uygun bulduk. Mecmuada bulunan bu biyografilerin de klasik edebiyatımıza önemli katkılarının olacağını düşünmekteyiz. Söz konusu çalışmamız MESTAP'A göre muhteva tablosu, Atâullah Ağa'nın hayatı ve mecmuanın çeviriyazı bölümlerinden oluşmaktadır. Anahtar Kelimeler: Atâullah Ağa, mecmua, şiir, şair
Atāullah Ağa'nın tezkire özelliği gösteren şiir mecmuası (V/213-419) (Metin-MESTAP)
Irak Osmanlı İmparatorluğu'ndan uzak bir bölge olsa da orada ki Türklerin varlığı Osmanlı kültürü ile beslenmekteydi. Dolayısıyla bu kültür edebiyata da etki etmiş uzun yıllar boyunca kalemi güçlü divan edebiyatı yolunda giden şairlerin hafızalarda yer etmiş edebi eserleri ortaya çıkmıştır. Bu şairler arasında gösterilen Erbil'de dünyaya gözlerini açan Atāullah Hacı Reşit Ağa, bölgesinin şairlerinin eserlerini bir araya getirirken,kendi şiirlerine de eserinde yer vererek bir şiir mecmūası meydana getirmiştir. Tezimin konusunu seçip bu alanda çalışmam için hocalarım tarafından yönlendirilirken tezkire özelliği gösteren bu mecmua bana güçlü şairleri ve eserlerini tanıma imkanı vermiştir. Atāullah Ağa'nın derlediği ve kendinden kattığı şiirleri ihtiva eden bu eseri tanıtmayı amaç edindik. Eserimiz, küçük yaşlardan itibaren şiir yazmaya başlayan ve ana dilini babasından öğrenerek, Irak Türkmen sahası eserleri arasında güçlü şiirler yazarak çeşitli ödüller alan Nesrin Erbil'in şahsi kütüphanesinde bulunmuştur. Bu mecmuayı çalışarak klasik Türk edebiyatına büyük bir katkı sağlamayı amaç edindik. Mecmua sözlük anlamı ' dağınık şeyleri bir araya getirmek, toplamak ʼ demektir. Mecmualar genelde bir şairin farklı şiirlerini ve ya farklı şairlere ait şiirlerini, nesirlerini bir araya getirerek toplanan eserlerdir. Bizim çalıştığımız bu mecmua da farklı şairlerin yazdığı çeşitli şiirlerini bir araya getirmiş geniş hacimli bir eserdir. Bu çalışmada eserin V. Bölümünün 213-419 aralığındaki sayfalarını ihtiva etmektedir. Tezimizin isminde değinilen 'tezkire özelliği'.Atāullah Ağa'nın çeşitli şairlerin şiirlerini bir araya getirdiği eserinin mestapa uygulanması ve metinlerin çeviriyazısı bulunmaktadır.
Hanyalı Nûrî Osman, Mesnevî-i Şerif şerhi (Lüccetü'l mesnevî) (1-97) transkripsiyonlu metin
Çalışmamız Girit'te dünyaya gelen Hanyalı Nûrî Osman'ın yaptığı Mesnevî-i Şerif şerhine dâirdir. Çalışmamızda, tam adı Lüccetü'l Mesnevî olan yazma eserin 1-97 arasındaki varakları incelenmiştir. Atatürk Kitaplığı Kütüphanesi'nde 4188 demirbaş numarası ile kayıtlı olan eserin transkripsiyon sistemi ile çeviri yazısı yapılmıştır. Hanyalı Nûrî, şerhi yaparken eserin giriş kısmında Arapça, Farsça ve Türkçe kaidelerden bahsetmiştir. Şerh yapacağı beyitlerin üzerini kırmızı renkli mürekkep ile çizmiş ve kelimeler üzerinden açıklamalar yapmıştır. Çalışma; iki bölümden oluşturulmuştur. Giriş bölümünde metin tesisinde izlenen yöntem hakkında bilgiler verilmiştir. Birinci bölümde Hanyalı Nûrî'nin hayatı, edebî kişiliği ve eserleri ele alınmıştır. İkinci bölümde ise metin sayfa ve satır numaraları ile birlikte çeviri yazıya aktarılmıştır. Anahtar Sözcükler: Şerh, Mesnevî-i Şerif, Hanyalı Nûrî Osman, Türk Edebiyatı
ʽAbdullâh Ṣāfī, Dīvān (inceleme-metin)
Türkler İslamiyet'i kabul ettikten sonra bu medeniyetin etkisi altına girmişler ve bir süre sonra da bu medeniyetin güçlü bir savunucusu ve temsilcisi olmuşlardır. İslam medeniyetinin Türkler üzerinde siyasal, kültürel, sosyal, yaşayış biçimi ve bunun gibi daha birçok alanda önemli etkileri olmuştur. Bu etkilerin en önemlilerinden biri de edebi alanda gerçekleşmiştir. Böylelikle altı yy. boyunca varlığını sürdürüp, birçok önemli örneklerin verildiği, Osmanlı toplumunun duygu, düşünce, dünya görüşü, zevk ve hayallerinin yansıtıldığı bir edebiyat meydana getirilmiştir. Geleceğe daha bilinçli ve güvenle bakabilmek için geçmişimizin ve geçmişte oluşturulmuş edebiyatımızın layıkıyla bilinmesi gerekmektedir. Bunun doğal bir sonucu olarak da geçmişimize ait edebiyat eserlerinin günümüze kazandırılıp incelenmesi gerekmektedir. Biz bu çalışmamızda 1241/1809'da Kerkük'ün Kale-Meydan Mahallesi'nde doğmuş, babası devrin önde gelen âlimlerinden Molla Derviş diye bilinen Mehmed Efendi olan asıl adı Abdullah olup, Sâfî mahlasını kullanan 19. yy. divan şairlerimizden Sâfî'nin hayatını, kendi el yazısıyla kaleme aldığı şiirlerini transkripsiyonlu olarak Latin harflerine aktarıp, sonrasında şiirlerinin şekil ve muhteva özelliklerini tespit etmeye çalıştık. Çalışmamızın ilk bölümünde Sâfî'nin hayatı, edebî şahsiyeti ve eserleri hakkında bilgiler verilmiştir. İkinci bölümünde ise çalışmamıza esas olan şiirlerin şekil ve muhteva bakımından incelemesi yapılmıştır. Üçüncü bölümünde ise şiirlerin transkripsiyonlu tespitinden sonra sırasıyla – yapmış olduğumuz çalışmalardan edindiğimiz izlenimler ve çıkarımların yer aldığı – "Sonuç", çalışmamız esnasında yararlandığımız kaynakların alfabetik sıraya göre listelenmiş "Kaynakça" kısmı yer almaktadır.
Sesler derigisinin halk bilimsel açıdan incelenmesi
Yugoslavya Sosyalist Federatif Cumhuriyeti'nin kurulmasıyla, bu yapının bünyesinde bulunan tüm uluslar hak ve özgürlüklerine kavuşmuştur. Makedonya Sosyalist Cumhuriyeti'nde ve Kosova özerk bölgesinde yaşayan Türkler de bu durumdan payını almıştır. Kendi ana dillerinde eğitim görmeye, basın yayınıyla (radyo, televizyon, gazete) birlikte kendi dilini, kültürünü yaşamaya, yaşatmaya ve tanıtmaya hak kazanmışlardır. Yugoslavya devleti, ulusların basın-yayın etkinliklerini desteklemiştir. Devlet, bu yolla yeni kurulan cumhuriyetin çalışmalarını tanıtmayı, toplumu bilinçlendirmeyi ve her ulusun ihtiyacını belirleyerek gidermeyi amaçlamıştır. Makedonya Sosyalist Cumhuriyeti'nde 1965 yılında çıkan"Sesler" dergisi bu amaçla yayın hayatına başlamıştır. Makedonya'nın başkenti Üsküp'te yayımlanmaya başlanan "Sesler" dergisi 1965-2001 tarihleri arasında toplam 331 sayı çıkarılmıştır. Otuz altı yıl boyunca yayımlanan dergi, Yugoslavya dönemi ve sonrasında bağımsızlıklarını ilan eden Makedonya ve Kosova Türklerinin kültürel, edebi, siyasi varlıklarının korunmasında ve geliştirilmesinde önemli bir rol oynamıştır. Sesler dergisinde, siyaset, eğitim, kültür, sanat, tarih, edebiyat gibi farklı konulara yer verilmiştir. Bu konular ile ilgili, hikâyeler, tiyatrolar, folklor derlemeleri, makaleler, okuyucuyla buluşmuştur. İlgili dergide Folklor başlığı altında verilen Türk halk kültürü ve edebiyatına dair bilgi, ürün ve malzemelerin dikkat çekici bir hacimde olması bu tezin fikri anlamda oluşmasına zemin hazırlamıştır. Bu sebeple söz konusu tezin konusu Sesler dergisinde yayımlanmış Türk halk kültürü ve edebiyatına dair folklorik malzeme ve ürünlerin halk bilimsel açıdan incelenmesi olarak belirlenmiştir. Çalışma toplamda VI bölümden oluşmaktadır. Bu çalışmanın giriş bölümünde Makedonya ve Kosova Türklerinin tarihi ve Türkçe süreli yayınlar ele alınmıştır. Altı bölümden meydana gelen çalışmanın birinci bölümünde Sesler dergisinin kuruluşu, biçimi, içeriği ve folklor faaliyetleri incelenmiştir. İkinci bölümde Sesler dergisindeki halk edebiyatı türlerinin tasnifi yapılarak içeriği incelenmiştir. Üçüncü bölümde geçiş dönemleri ritüellerine dair yazılar incelenmiştir. Dördüncü bölümde maddi kültür unsurları barındıran yazılar ele alınarak ayrı alt başlıklar altında incelenmiştir. Beşinci bölümde Sesler dergisinde yer verilen kutlama, şenlik ve bayramlar halk bilimsel açıdan ele alınmıştır. Altıncı bölümünde ise halk bilimiyle ilgili yazıların bibliyografyasına yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sesler Dergisi, Makedonya, Kosova, Folklor, Halk Edebiyatı Türleri
Süheylâ Muhterem hayatı, sanatı ve eserleri
Bu çalışma Türk edebiyatının üretken bir kadın yazarı olan Süheylâ Muhterem'in hayatı, sanatı ve eserlerine odaklanmaktadır. Çalışma "Giriş", "Sonuç", "Kaynakça" ve "Ekler" dışında üç ana bölümden oluşur. "Birinci Bölüm" Süheylâ Muhterem'in sınırlı bilgiler ışığında oluşturulmaya çalışan biyografisini, edebî yaşamını ve eserlerini ele alır. Tespit edilen eserlerinin künye bilgilerinin aktarıldığı ve kısaca temas edildiği bu bölümde Süheylâ Muhterem'in Türk edebiyatındaki yerine dair bir çerçeve inşa edilmeye çalışılır. Sonraki bölümler adına işlevsel bir fayda sağlar. "İkinci Bölüm" Süheylâ Muhterem'in şiirlerinin yapı bakımından tahlilini içerir. Biçim özelliklerine değinilerek edebî sanatların, dil ve üslubun şiirler üzerinden çözümlemesi yapılır. "Üçüncü Bölüm" ise bu şiirlerin tema bakımından tahlilini içerir. Süheylâ Muhterem'in şiir izleğinde görülen tematik özellikleri "Aşk ve Sevgi", "Özlem", "Millî Duygular", "Istırap/Bunalım", "Mekânlar", "Felsefî Duygular", "Tabiat", "Kadın", "Çocuk" alt başlıkları özelinde tasnif edilir. Çalışmanın "Sonuç" kısmında, çalışma boyunca tespit edilen ve aktarılan bilgilerin, yapılan çözümlemelerin etrafında Süheylâ Muhterem'in Türk edebiyatındaki konumu saptanır. "Kaynakça" kısmında araştırmamızda incelenen süreli yayınlar, çalışma boyunca yararlanılan tez, makale, ansiklopedik bilgiler ve ağ adresleri yer alır. "Ekler" kısmında Süheylâ Muhterem'in süreli yayınlarda yer alan Osmanlıca-Latin harfli şiir, roman, hikâye vesikalarından örnekler, bazı şahsî eşyaları, el yazısıyla kaleme aldıkları, öğrencilik yıllarına dair kompozisyonlar ve çocukluğundan yaşlılığına mevcut olan fotoğraflar verilir. Anahtar Kelimeler: Türk Edebiyatı, şiir, Süheylâ Muhterem, süreli yayın, tefrika
Tahir ile Zühre hikâyesinin psikanalitik kuramsal incelemesi
Halk bilimsel açıdan insanların binlerce yıllık tecrübelerinden, kanaatlerinden veya gözlemlerinden oluşan kültürel verimleri, sözlü kültürünün yanı sıra maddi kültürünü ya da kendine has yaşam felsefelerini de şekillendirmiştir denebilir. Bu açıdan bakıldığında halk kültürünün ürünleri insanı, daha geniş anlamda halkı, onların inançlarını, gelenek ve göreneklerini, hayata karşı olan yaklaşımlarını da temsil etmektedir. Temelde kültür araştırmaları disiplinine dayalı olan folklor biliminin ortaya çıkışının kronolojisine bakıldığında insanlık tarihi açısından halk bilimine ve ürünlerine olan ilgi yenidir denebilir. Bununla birlikte kültür tarihi açısından kısa sayılabilecek bir sürede halk bilimi ile sosyoloji, antropoloji, etnoloji gibi farklı bilim dallarıyla disiplinler arası olarak değerlendirilen yakından ilgili çalışmaların da temelleri atılmıştır. Bu bağlamda halk bilimi ile psikoloji bilimi arasında kurulan çeşitli koşutluklar sayesinde insan ve toplum psikolojisini halk bilimsel düzlemde çeşitli açılardan irdeleyen çalışmalar da aynı eksende sürdürülegelmiştir. Bireyle, insanın kendisiyle ve ruhuyla bizzat ilgilenen bir disiplin olan psikoloji, tıpkı Halk Bilimi gibi insan ile en yakın teması kuran disiplinler arasında sayılabilir. Bu sebeple halk bilimi ürünlerini, psikanaliz ile halk bilimin çeşitli koşutlukları sayesinde psikanalitik kuramsal açıdan değerlendirdiğimizde insan ve toplumun ortaya çıkardığı psikolojik tahlilleri de halk bilimsel düzlemden yola çıkarak ele alabiliriz. Tahir ile Zühre'nin hikâyesi geçmişten günümüze birçok araştırmaya tabii tutulmuştur. Fakat hikâyenin psikanalitik kuramsal açıdan şu ana kadar herhangi bir değerlendirmeye alınmadığı görülmüştür. Bu nedenle yapısı itibarıyla psikanalitik bir incelemeye oldukça uygun olduğuna karar verdiğimiz Tahir ile Zühre hikâyesini bu açıdan bir inceleme denemesine tabii tutma fikrinin doğduğunu söyleyebiliriz. Psikanalitik kuramla bir inceleme denemesi olan bu çalışmada, kolektif bilinç, savunma mekanizmaları, sembolik ve biyolojik doğum, aşkın sembolizmi ve daha birçok faktörle Tahir'in bireyselleşme süreci ele alınmıştır. İki âşığın hikâyesiymiş gibi görülen yazma metinin ana ekseninde Tahir yer almıştır. Tahir ile Zühre hikâyesi psikanalizle incelemeye alındığında âşk mefhumunun ötesinde bir çıkarımla karşılaşılmıştır. Bilinç dışının yansımaları, Tahir'in korkusu, yeniden var olma ve ilk anına döneme isteği, bu istekle bağlantılı olarak ölümün gerçekleşmesi farklı olay, durum ve kişilere yansıtılarak açığa çıkmıştır. Duygusal bir âşk hikâyesini psikanalizle incelediğimizde aslında kişiliğin yapılarıyla ve bilinç dışıyla ne kadar yakından ilişkili olduğu, salt bir aşk hikâyesi olmadığı tespit edilmiştir.
Emine Işınsu'nun romanlarında kadın ve aile
Emine Işınsu'nun Romanlarında Kadın ve Aile adlı çalışmada; bir kadın yazarın, Emine Işınsu'nun kaleminden çıkan on yedi roman kronolojik olarak incelenmiş ve böylece yazarın 1966-2013 yılları arasında 'kadın' ve 'aile' kavramlarına bakışının nasıl farklılıklar gösterdiği irdelenmiştir Çalışma 'Giriş', 'Sonuç' ve 'Kaynakça' hariç üç ana bölümden oluşmaktadır. 'Giriş' te Emine Işınsu ve yazarı ele alan çalışmalar hakkında bilgi verilmiştir. Emine Işınsu Hayatı, Edebî Kişiliği ve Romanları başlıklı birinci bölümde yazar hakkında bilgi aktarılmıştır. Kadın ve Aile başlıklı ikinci bölümde 'kadın' ve 'aile' olguları, Dünyada ve Türkiye'de Kadın Hareketleri üzerinde durulmuştur. Emine Işınsu'nun Romanlarında Kadın ve Aile başlıklı üçüncü bölümde 'Aile Hayatındaki İlişkiler', 'Bireysel Olgular ve Kadın' ve 'Toplumsal Olgular ve Kadın' başlıkları altında incelenen on yedi roman değerlendirilmiştir. 'Sonuç'ta yazarın yaklaşık elli yıllık yazma sürecinde kadına ve aileye bakışındaki değişimler değerlendirilmiştir. 'Kaynakça'da yararlanılan kaynaklar gösterilmiştir. Yapılan incelemeler sonucunda elde edilen tespitler yazarın 1966-2013 yılları arasında kaleme aldığı romanlarındaki kadın ve aile imgesinin daha iyi anlaşılmasını sağlayacak ve bundan sonraki çalışmalara kaynaklık edecektir. Anahtar Kelimeler: Türk Edebiyatı, Emine Işınsu, roman, kadın, aile.
Cumhuriyet dönemi Türk tiyatrosunda nesil çatışmaları
Bu araştırmanın amacı Cumhuriyet Dönemi kapsamında Türk Tiyatro metinlerinde görülen nesil çatışmasını ele almaktır. Çalışmamız Giriş, Sonuç ve Kaynakça dışında iki bölümden oluşmaktadır. Araştırmamızda Birinci Bölüm'de kavramsal alt yapı oluşturulmuş, İkinci Bölüm'de kuşak çatışması olgusunun hangi boyutta ele alındığına dair eser incelemesine geçilmiştir. Araştırmamız nesil çatışmasını hem sosyolojik hem de psikolojik boyutuyla ele almıştır. Çalışmanın Sonuç kısmında; Cumhuriyet Dönemi Türk Tiyatrosunda nesil çatışması kavramının ne boyutlarda ele alındığı ortaya konulmuş, elde edilen bulgular, bulgulara bağlı olarak ortaya çıkan sonuçlar ve tartışmalara bağlı olarak geliştirilen öneriler yer almıştır. Kaynakça bölümünde incelememize esas tiyatro eserleri ve çalışma boyunca yararlanılan kaynaklar belirtilmiştir. Anahtar sözcükler: Tiyatro, Cumhuriyet Dönemi, Nesil Çatışması, Doğu- Batı, Eski-Yeni.
Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatında romandan tiyatroya uyarlamalar
Bu çalışma Türk edebiyatında romandan tiyatroya uyarlanan belirli eserleri incelemeyi esas almaktadır. Kaynak metinle uyarlanan metin birbiriyle mukayese edilerek kuramsal alt yapıya katkıda bulunması amaçlanmıştır. Bu çalışmanın asıl maksadı; Cumhuriyet Dönemi'nde romandan tiyatroya uyarlanan eserleri tespit edip iki edebî tür arasındaki farklılıklar gözetilerek yazarların uyarlama sürecinde romanın aslına ne derece bağlı kaldığını ne derece değişikliğe gittiğini ortaya koymaktır. Bu çalışma "Giriş", "Sonuç", "Kaynakça" haricinde üç bölümden oluşmaktadır. "Giriş" bölümünde Tanzimat Dönemi'nden itibaren çeviri faaliyetleriyle edebiyatımıza gelen roman ve tiyatro gibi edebî türlerin gelişimini, türler arası uyarlama yönteminin kullanılmasını, bu alanda önemli çalışmaları bulunan yazarları, yazarların uyarlama sürecinde karşılaştıkları türlü zorluklara değinerek konuya hazırlık yapılmıştır. Çalışmanın "Birinci Bölümü"nün ilk kısmında uyarlama yönteminin Türk edebiyatındaki gelişimi ve çeviri faaliyetleri içindeki konumu ortaya konularak kuramsal alt yapı oluşturulmaya çalışılmıştır. Aynı zamanda türsel farklılıktan dolayı romandan tiyatroya yapılan uyarlamalarda yazarların karşılaştığı zorluklar üzerinde durulmuştur. Bu bölümün ikinci kısmında ise Tanzimat Dönemi'nden Cumhuriyet Dönemi'ne kadar olan süreçte yapılan uyarlama çalışmaları verilerek bu türün edebiyatımızda yer alışı ortaya konulmuştur. "İkinci Bölüm"de romanlarıyla tiyatroya yön veren, çalışmalarıyla pek çok başarıya imza atan Reşat Nuri Güntekin ve Aziz Nesin'in tiyatroculuk yönlerine odaklanılmıştır. "Üçüncü Bölüm"de ise belirlenen romandan tiyatroya uyarlanan eserler mukayese edilerek derinlemesine irdelenmeye çalışılmıştır. Tezin "Sonuç" bölümünde çalışma sürecinde genel tespitlere ve bulgulara yer verilmiştir. "Kaynakça"da çalışma boyunca faydalanılan roman ve tiyatro çalışmalarıyla birlikte yararlanılan diğer kaynaklar da belirtilmiştir.
Edirne ili Meriç ilçesi ağzı (inceleme-metinler-sözler)
Edirne, geçmişten günümüze değin Osmanlı Devleti'nin ve Türkiye Cumhuriyeti'nin Avrupa bölgesindeki önemli stratejik konumlarından biri olma niteliğini koruyan bir şehirdir. Meriç nehri ile şekillenmiş şehir, Balkanlar ile sınırımızı oluşturmuştur. Edirne şehri aynı zamanda da Rumeli ağızlarının Doğu Trakya koluna mensuptur. Balkan Türkleri, geçmişte yaşadıkları birtakım baskı ve zulümler neticesinde bu topraklara yerleşmiştir. Araştırma bölgemizde yaşayan halkın büyük bir kısmını Balkan ülkelerinden gelen göçmenler oluşturmaktadır; bu durum yerli ve göçmen halkın ister istemez dil hususiyetine etkiler bırakmıştır. Geçiş bölgesi sayılan Edirne'de kendilerinden yerli olarak bahseden "Gacal" ağzının dışında Yunanistan, Bulgaristan, Kuzey Makedonya ve Romanya gibi ülkelerin izlerini taşıyan göçmen ağızlarına rastlanmıştır. İçinde birden fazla ağız özelliği bulunduran Edirne ilimizi "Meriç Merkez ve köyleri" ağızları ölçeğinde ele aldık. Bu çalışmamızda Meriç ağzını, fonetik ve morfolojik olarak inceledik. Bu incelemeler doğrultusunda Meriç ağzının Türkiye Türkçesi ağızları arasındaki yerini tespit etmeye çalıştık. Ağız çalışmalarının amaçlarından biri olan Türkiye Türkçesi ağız atlasına katkıda bulunacağı düşüncesi ve Balkan Türk ağızları kapsamında da ses ve biçim özelliklerini belirlemede etkili olacağı kanaatiyle sahaya inerek birçok insana temas etme fırsatı yakaladık, yaptığımız derlemeler ile sahip oldukları ağız özelliklerini kayıt altına aldık. Yaptığımız derlemelerin çeviri yazılı metinlerini oluşturduğumuz gibi, bunlar üzerinde ses ve şekil bilgisi incelemesi yaptık; çalışmamızın sonuna da bir sözlük ekledik. Ana hatlarıyla çalışmamız "Giriş", "İnceleme", "Sonuç", "Metinler" ve "Sözlük" bölümlerinden oluşmaktadır.
Feridun Fazıl Tülbentçi'nin romanlarında tarih
Bu çalışma, Ahmet Refik'ten sonra M. Turhan Tan, Reşat Ekrem Koçu, Abdullah Kozanoğlu gibi geniş kesimlere tarih sevgisi aşılayan, edebî değeri yüksek olmasa da sürükleyici tarihî romanlar yazan, hayatı ve edebî kişiliği üzerinde doğru dürüst bir çalışmanın yapılmadığı, edebiyat tarihçilerinin ilgisiz davrandığı, Feridun Fazıl Tülbentçi'nin romanlarında tarih temini ortaya koymayı temel almaktadır. Yazar tarihe olan merakı yüzünden Ankara ve İstanbul radyolarında tarihle ilgili programlar yapmıştır. Babasının da bir asker ve şehit yüzbaşı olması sebebiyle ilgilendiği tarih, radyo programlarında etkili olmasını sağlamış, bu programlarda yaptığı konuşmalarla kendisini çok sevdirmiştir. 1947 yılından itibaren arka arkaya romanlarını yayımlamaya başlamıştır. Bu romanları ile genç kuşaklara tarih bilinci ve sevgisini aşılamıştır. Bu açıdan tezimizin konusu olan yazarı ele almada onu Türk edebiyatı içerisindeki haklı yerine koymak, şimdiye değin hakkında çok fazla çalışma olmaması nedeniyle edebiyat dünyasına tanıtmak, yazar hakkında yapılacak çalışmalara bir kaynak olabilmek amaçlanmıştır.
Güner Sümer'in tiyatroları ve tiyatroculuğu
Güner Sümer, ilerici toplumcu hareketin yanında olan bir sanatçı olması dolayısıyla tiyatro eserleri de bu doğrultuda şekillenmiştir. Sümer, oyunlarının dinamiğini orta tabakadan seçtiği, küçük insanının mücadelesi üzerine kurmuştur. Sümer'in yönetmenlik alanında daha çok ön plana çıkması diğer çalışmalarının gölgede kalmasına sebep olmuştur. Bu tezin yazılmasındaki amaç, Güner Sümer'in tiyatro eserlerinin yapı ve muhteva bakımından incelenmesi ve bu yolla onun tiyatro edebiyatımıza katkısını gözler önüne sermektir. Bu tez, sanatçıya ait tüm tiyatro eserlerini ihtiva eden ve oyunları her yönüyle inceleyen ilk çalışma olması bakımından özgün bir çalışmadır. Anahtar Kelimeler: tiyatro, edebî tahlil, oyun yazarlığı, Güner Sümer.
Fethali Kaçar'ın Luġat-ı Etrākiyye adlı Çağatay Türkçesi Sözlüğü'ndeki fiillerin tematik tasnifi
Sözlük bilimi, leksikografi veya sözlükçülük; modern anlayışla 19. yüzyıldan beri dil çalışmalarında ayrı bir alan olarak yer edinmiş bilim dalıdır. Sözlükler, bir dilin söz varlığına ulaşma noktasında en temel başvuru kaynaklarıdır. Sadece dil alanıyla uğraşanların ilgi ve ihtiyaçlarını karşılamanın yanı sıra insan ve toplum bilimleriyle ilgilenenler için de bir başvuru kaynağı olan bu eserler, ait olduğu toplumun kültürel değerlerini de kayıt altına alarak kuşaktan kuşağa aktarırlar. Ayrıca sözlükler kelimelerin zaman içindeki değişim ve gelişimlerini ve o dilin içindeki yayılma alanlarını takip etme noktasında çok yönlü çalışmalara kaynaklık edici ciddi bir işleve sahiptir. Türk dili, tarihsel dönemlerden bugüne farklı amaç ve yöntemlerle oluşturulmuş zengin bir sözlük külliyatına sahiptir. Son yıllarda sözlük üzerine yapılan çalışmalar ve incelemeler sayı ve nitelik bakımından artmıştır. Bu çalışma alanlarından birisi de temel amacı o dili kullanan toplum üzerinde, başta dil olmak üzere, sosyo-kültürel çıkarımlar sağlamak olan tematik sınıflandırmalardır. Konu üzerine yaptığım taramalarda tematik çalışmaların büyük çoğunluğunun isim ve isim soylu kelimeler üzerinde yoğunlaştığını gördüm. Türkçenin hafızası niteliğindeki sözlüklerin isimlerle birlikte fiillerinin de tematik çalışmalara tâbi tutulması elbette daha bütüncül sonuçlar doğuracaktır. Bu düşünce ile yola çıkarak Fethali Kaçar'ın Luġat-ı Etrākiyye adlı Çağatay Türkçesi Sözlüğü'nün fiilleri üzerinde tematik bir değerlendirme yapmaya karar verdim. Yapılan bu çalışmayla birlikte fiillerin tematik açıdan sınıflandırılmasına ve sözlük çalışmalarına katkı sağlanması amaçlanmıştır. Bu çalışmaya Farhad Rahimi'nin Fethali Kaçar'ın Çağatay Türkçesi Sözlüğü adlı eser kaynak olarak alınmıştır. Çalışma, üç temel bölümden oluşmaktadır. İlk bölüm, Çağatay Türkçesi ve Dönemleri üzerinedir. İkinci bölüm sözlük, sözlük bilimi ve Çağatay Türkçesi üzerine yapılmış tematik çalışmalara ayrılmıştır. Son bölümde ise sözlükteki fiillerin tematik tasnifi yer almaktadır. Sözlükteki fiil madde başları tarandıktan sonra fiiller, yer aldığı örnekler bağlamında incelenmiş ve çeşitli temalara ayrılmıştır.
Garib-nâme'de söz yapımı: Birleştirme
Değişen ve gelişen dünya, beraberinde yeni sözcüklerin ortaya çıkmasını gerekli hâle getirir. Dil; kendi içinde bu sözcükleri basit, türemiş veya birleşik yapıda üretir. Türk dilinde de birleştirme yoluyla yapılan sözcüklerin sayısı azımsanamaz. Yapılan çalışmalar gösteriyor ki Türk dili günümüzde olduğu gibi tarihî dönemlerde de birleştirme yoluyla birleşik sözcük yapımına başvurmuştur. Bu tezin konusu da Eski Oğuz Türkçesi dönemi eserlerinden birisi olan Garib-nâme'de birleştirme yoluyla kurulan birleşik yapıların tespiti ve tasnifidir. Şimdiye kadar yapılan çalışmaların daha çok yapım ekleriyle yapılan türemiş sözcüklere yönelik olduğu veya birleştirme yoluyla yapılan sözcüklerin sadece ya isim ya da fiil cinsinden tespit edilip verildiği görülür. Özellikle tarihî dönem metinlerinde bu yöndeki çalışmaların eksik veya yetersiz olduğu görülmektedir. Bu sebepledir ki, biz de Garib-nâme'de birleştirme yoluyla söz yapımı konusunu ele alıp incelemeyi uygun gördük. Bu tezin amacı hem birleştirme yönteminin de yapım ekleriyle türetme yöntemi kadar sıkça başvurulan bir yöntem olduğunu göstermek hem de Garib-nâme'de birleştirme yöntemiyle yapılan birleşik yapıları gün yüzüne çıkarmaktır. Bu çalışma da Türk dilinin söz varlığının zenginliklerini Garib-nâme ile ortaya koymaktadır. Tezde Kemal Yavuz'un Garib-nâme I/I, Garib-nâme I/II, Garib-nâme II/I ve Garib-nâme II/II adlı eseri, doküman analizi için kaynak eser veya veri tabanı olarak kullanılmıştır. Böylece Garib-nâme'deki birleşik sözcükler taranarak tespit edilmiş ve dil bilgisel kategoriler oluşturularak tasnif edilmiştir. Tespit edilen her sözcük Garib-nâme'de ilk geçtiği beyitle örneklendirilmiştir.
Dîvân-ı Hikmet'te (Mısır nüshası) mental fiiller
Mental fiiller insanın bilişsel kapasitelerini ve bilişsel hareketliliğini ifade eden fiillerdir. Semantik sınıflandırma ilk defa Vendler'in "Verbs and Times (1957)" isimli çalışmasıyla dil bilgisiyle ilgili çalışmaların alanına girmiş ve gittikçe önem kazanmıştır. Günümüz dil bilgisi çalışmalarında tematik/semantik tasnifler de yer almaktadır. Mental fiille ilgili çalışmalar incelendiğinde, Türkçenin tarihî dönemlerini esas alan çalışmalar da görülmektedir. Ancak Türk tasavvuf hayatının önemli şahsiyetlerinden ve Türkçe tasavvuf dilinin oluşmasını sağlayan Hoca Ahmet Yesevî'nin Dîvān-ı Hikmet isimli eseri hakkında kapsamlı bir çalışma yapılmamıştır. Yüksek Lisans tezimizde Dîvān-ı Hikmet'in 1650 tarihli Mısır nüshasında yer alan mental fiiller, bilişsel psikolojinin verileri dikkate alınarak Girdi Basamağı, İşlem Basamağı ve Çıktı Basamağı Fiilleri olarak üç temel kategoride ve buna bağlı olarak çeşitli alt kategorilerde incelenmiştir. Çalışmanın sonunda ekler bölümünde, mental fiillerin kullanım sıklığı ve dizine yer verilmiştir.
Bir Eski Anadolu Türkçesi metni olarak Şeyyad Hamza'nın Yusuf ve Zeliha mesnevisinde kılınış
Türkçe fiillerde tarihî süreç içerisinde meydana gelen -varsa- anlam değişmelerini takip edebilmek için tarihî dönem metinlerimizin kılınış açısından incelenmesi son derece önemlidir. Nitekim Eski Anadolu Türkçesi dönemi metinlerinden Şeyyad Hamza'nın Yusuf ve Zeliha mesnevisinde kılınış konusunun incelendiği bu çalışma ile, henüz üzerinde yeteri kadar uygulamalı çalışma yapılmamış olan Türkçe fiillerde kılınış konusu Türkçenin tarihî dönem metinlerinden biri üzerinden ele alınarak mezkûr konuda sahaya katkı sunmak amaçlanmıştır. Söz konusu çalışmamız "Giriş", "Sonuç" ve "Kaynakça" bölümleri hariç iki ana bölümden oluşmaktadır. "Giriş" bölümünde kılınış kategorisinin tarihçesi, kılınış türleri, Türkçe fiillerde kılınış ve Eski Anadolu Türkçesinde kılınış kategorisinde yapılan çalışmalar ele alınmıştır. "Şeyyad Hamza'nın Hayatı - Edebî Kişiliği ve Eserleri" başlıklı birinci bölümde şairin hayatı, edebî kişiliği ve eserleri hakkında bilgi verilmiştir. "Şeyyad Hamza'nın Yusuf ve Zeliha Mesnevisinde Kılınış" başlığını taşıyan ikinci bölümde Şeyyad Hamza'nın Yusuf ve Zeliha mesnevisindeki fiiller incelenerek kılınış türlerine göre sınıflandırılmıştır. "Sonuç" bölümünde, Yusuf ve Zeliha mesnevisinde kullanılan fiillerin (basit-türemiş, birleşik ve bitimsiz fiiller) tamamının kılınış bakımından incelenmesi sonucunda elde edilen veriler toplu olarak değerlendirilmiştir. Son olarak çalışma hazırlanırken kullanılan kaynakların künyeleri "Kaynakça" başlığı altında listelenerek çalışma tamamlanmıştır.
Yaşar Kemal'in "Kuşlar da Gitti" romanının metinsellik ölçütleri bağlamında çözümlenmesi
Dil biliminin alt dallarından biri olan metindilbilim, metinlerin bütüncül olarak incelenmesini sağlaması açısından önemli bir çalışma alanıdır. Metinlerin yazar ile ilişkisini anlamak, dilin anlam dünyasına yeni pencereler açmak, var olan sözcüklerin neden ve nasıl kullanıldığını anlamlandırmak metindilbiliminin amaçlarından birkaçıdır. Dil, sözlü ve yazılı biçimlerini ne amaçla kullanıldığı, okuyucuya hangi duyguları vermeye çalıştığı metindilbilim çalışmaları sayesinde cevaplanmaktadır. Metindilbilim, bu sorulara cevap ararken dilin insanlar açısından ne derece önemli olduğunu ortaya koyar. Bu çalışmada Yaşar Kemal'in "Kuşlar da Gitti" adlı romanın metinsellik ölçütleri bağlamında çözümlemesi yapılmıştır. Çalışmada beş bölüm yer almaktadır. İlk bölümde Yaşar Kemal'in hayatı ve eserlerinden bahsedilmiştir. İkinci bölümde metindilbilim hakkında bilgi verilmiştir. Üçüncü bölümde ise küçük yapı çözümlemesi olarak bağdaşıklık alt başlığı altında örneklerle açıklamalar yer almıştır. Dördüncü bölümde eserin büyük yapı çözümlemesi incelenmiştir. Bu başlık altında alt başlık olarak tutarlılık boyutuna yer verilmiştir. Son bölümde ise eserin üst yapı çözümlemesi olarak metin tonu tespiti yapılmıştır Bu çözümlemeler ile amaçlanan; metindilbilim yöntemleri ile metinlerin yorumlanabilmesini sağlamak ve tespit edilen sonuçlar vasıtasıyla metindilbilim alanına katkı sağlayabilmektir. Elde edilen sonuçların metin okuma ve inceleme hususunda katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Gülşen Dergisi (inceleme-metin)
Bu çalışma, Türk edebiyatında Tanzimat'ın ikinci nesli ile Servet-i Fünun dönemi arasında, 1885-1886 yıllarında yayımlanan Gülşen adlı derginin Osmanlı Türkçesinden günümüz Türkçesine aktarılmasını esas almaktadır. Çalışma; Giriş, Sonuç, Kaynakça ve Ekler bölümleri dışında iki ana bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmında, Türk edebî dergiciliğinin tarihi süreci hakkında kısa bir değerlendirme sunulmaktadır. Birinci Bölüm üç alt başlıktan oluşmaktadır: İlk kısımda Gülşen dergisi biçimsel özellikleri açısından incelenmiş; ikinci kısımda içerik bakımından değerlendirilmiş ve üçüncü kısımda dergiye ait dizin üzerinde durulmuştur. İkinci Bölümde ise Gülşen dergisinin Osmanlı Türkçesiyle yayımlanan metinlerinin tamamı, günümüz Türkçesine aktarılmış biçimiyle sunulmuştur. Dergiyle ilgili değerlendirmelere ve ulaşılan bulgulara "Sonuç" bölümünde yer verilmiş; "Kaynakça" kısmında ise çalışmada yararlanılan kaynaklar sıralanmıştır. Anahtar Kelimeler: Dergi, Basın, Gülşen, Edebiyat
İştip ve Radoviş Yörüklerinin halk bilimi açısından incelenmesi
Yazının henüz bilinmediği ilk uygarlıklarda bütün toplumlar heyecan ve kültür miraslarını sonraki kuşaklara sözlü olarak aktarmıştır. Kulaktan kulağa taşınan sözlü kültür ürünleri bir topluluğun belleği, bir halkın uyduğu kutsal mirastır. Halk kültürü günlük hayatı, sağduyusu, dini ve gelenek görenekleriyle önemli özellikleri içinde barındıran, üretilip yaşatılan sözlü veya yazılı olarak gelecek kuşaklara aktarılmasını amaçlayan yaşayış kalıplarının bütünüdür. Bir diğer deyişle halk kültürü bir bölgedeki kültür ürünlerinin tümüdür. Makedonya Yörüklüğü farklı din, kültür ve ırktan toplumlarla bir arada bulunmalarına rağmen özlerini unutmayıp dil, din, gelenek ve göreneklerine sahip çıkmışlar ve millî benliklerini muhafaza etmeye devam etmişlerdir. Fakat modernleşmenin yaygınlık kazanması neticesinde bu kültürün bazı önemli unsurlarının ne yazık ki kaybolmaya yüz tuttuğu da gözlemlenmiştir. Gelenek, görenek ve sözlü kültür ürünlerimizi elbette unutmayacağız, yaşamakta olduğumuz her olayın altında geleneğimizden izler olacağını unutmamalıyız. Saygı ve selamlamada, sofraya oturup kalkmada, kültür ürünlerinin canlılığında var olan bu izler zamanla zayıflayabilir, ancak biz onlara sahip çıktıkça, onları yazıya aktarmaya çalışarak onlar korunmuş olacaklardır. Kaynak araştırmalar incelendiğinde Makedonya Yörüklüğünün halk bilimi üzerine yapılmış geniş kapsamlı bilimsel bir çalışmaya rastlanmamaktadır. Hâliyle bu çalışmamız söz konusu unutulmaya yüz tutmuş kültürel değerleri yazıya aktararak gün yüzüne çıkarmak ve olanları yaşatarak nesiller boyu aktarılmasını sağlamaktır. Bir alan araştırması olan bu çalışma, saha araştırmaları sırasında gözlem, görüşme ve mülakat teknikleri kullanılarak derlemeler yapılmış ve daha sonra yazıya aktarılmıştır. Anahtar Kelimeler: Yörükler, Makedonya, halk edebiyatı, kültür, inanış.
Türk romanında kutsal mekânlar (1980-2000)
Bu çalışma, mekânın insan psikolojisi üzerindeki etkisinden hareketle Türk romanında kutsal mekânları inceleyerek bu mekânların roman karakterleri ve olaylara ilişkin etkisini tespit etmeyi esas alır. Çalışma "Giriş", "Sonuç" ve "Kaynakça" dışında iki ana bölümden oluşmaktadır. "Giriş"te Türk romanında mekân ve mekân teorisi üzerine gerçekleştirilmiş çalışmalar tanıtılmıştır. "Birinci Bölüm"de mekân, kutsal mekân ve Türk romanında mekân kavramları tartışılmıştır. "İkinci Bölüm"de teze malzeme oluşturan 1980-2000 aralığından seçilmiş romanlar kutsal mekân bağlamında incelenmiş ve mekânların türlerine göre bir tasnif uygulanmıştır. "Sonuç" kısmında incelenen romanlarda kutsal mekânların nasıl ele alındığı ve bu mekânların yazarlar arası kullanım farklılıkları üzerine bir değerlendirme yapılmıştır. "Kaynakça"da ise çalışmamıza esas oluşturan romanlar ve araştırma boyunca yararlanılan kaynaklar gösterilmiştir. Anahtar Kelimeler: Türk edebiyatı, roman, kutsal mekânlar, cami, mezarlık, kilise, manastır, tekke
Berdi Soltannıyazov 'Sumbar Akyar' Metin-inceleme-sözlük
Dil bir toplumun aynasıdır. İçerisinde barındırdığı nitelemelerle, tekrarlarla toplumun duygu ve düşüncelerini yansıtır. Gramer ise gerek sözcük türleriyle gerek ses bilgisiyle gerek cümle özellikleriyle bir bütündür. Sahip olduğu dilin, lehçenin sesler aracılığıyla gerek anlamsal gerekte kavramsal işleyişini yansıtır. Bu çalışmada Türkmen Türkçesi sahasına ait olan Berdi Soltannıyazov'un Sumbar Akyar adlı romanının transkripsiyonu yapılmış, eser ses özellikleri, şekil özellikleri, sözcük türleri, cümle özellikleri açısından incelenmiş; içerisinde geçen ikilemelerin ve eklerin üzerinde durulmuş ve kısaca bir sözlüğü oluşturulmaya çalışılmış sonuç kısmında Türkmen Türkçesi'nin tespit edilen ses ve şekil özellikleri üzerinde durulmuştur.
Bulgar edebiyatında Türk imgesi
Bulgar Edebiyatı'nda Türk İmgesi adlı çalışmamızda Bulgar Edebiyatı'nın farklı tür ve metinlerinde Türk imgesinin araştırması yapılmıştır. Şimdiye kadar Türk Edebiyatı'nda imge incelemeleri çoğunlukla şiir üzerinde olmuştur. Bizim çalışmamızda ise daha geniş kapsamlı ve bütünlükçü bir yaklaşımla Bulgar Edebiyatı'nın sözlü verimleri olan türküler, efsane ve atasözleri ile yazılı edebiyata ait roman, hikâye, şiir, anı ve biyografiler incelenmiştir. Bu inceleme esnasında söz konusu eserlerin baskı sayıları, millî bayramlarda yapılan özel baskıları, propaganda amacıyla kullanılıp kullanılmadıkları, günlük hayata ve görsel basına ne kadar yansıdıkları, eserlere ait metinlerin ders kitaplarında yer alıp almadığı gibi kriterler dikkate alınmıştır. Araştırmanın öncelikli hedefi, Türk imgesinin mevcut olduğu temel eserleri belirlemek olmuş, bu tespitten sonra eserler, olumlu Türk imgesi ve olumsuz Türk imgesi alt başlıkları altında incelenmiştir. Bu başlıklar belirlenirken eserlerde en çok tekrarlanan imgeler göz önünde bulundurulmuştur. Bulgar Edebiyatı'nda Türk İmgesi adlı çalışmamızda imgeler, ilgili metinlerde üretilen edebî imgeler ve nitelemeler bağlamında ele alındı. Böylelikle Bulgar Edebiyatı'nda Türklerin hangi sıfatlarla nitelendirildiğinin tespitine çalışıldı. Devletin siparişi üzerine yazılmış propaganda amaçlı roman, hikâye ve şiirlerin olumsuz ön yargılardan beslendiği ve olumsuz Türk imgesini doğurduğu, böylesi kitapların, olumsuz Türk imgesini oluşturmada başta gelen faktör olduğu anlaşıldı. Sonuçta Bulgar Edebiyatı'ndaki edebî eserlerde Türklere dair olumsuz nitelemelerin ağırlıkta olduğu, sayıca az olmakla beraber "iyi Türk"e dair söylemlerin de mevcut olduğu görüldü. Anahtar Kelimeler: edebiyat, imge, milliyetçilik, öteki, Türk, Bulgar.
Hüseyin Vassâf Dîvânı bağlamlı dizin ve işlevsel sözlüğü
Klasik Türk edebiyatında verilen eserlerin anlamlandırılması konusu hemen her dönemin bir meselesi olmuştur. Bu mesele hakkında çeşitli çalışmalar yapılmaya çalışılmış lakin belli oranda yetersiz kaldığı saptanmıştır. Bu çalışmalardan biri de 2015 yılında modern çağın elektronik membaından yararlanarak oluşturulmaya çalışılan TEBDİZ sistemidir. Bu proje sayesinde ele alınan eserlerde yer alan sözcüklerin hangi anlamlarda ve metinde hangi bağlamda kullanıldığı ortaya konulmaktadır. Edebî metinlerdeki sözcüklerin aslî ve yan manalarının bağlamları doğrultusunda irdelenmesi bağlamlı dizin ve işlevsel sözlük araştırmalarının başlıca hedefidir. Bu yöndeki çalışmalara, Furkan ÖZTÜRK ve Özer ŞENÖDEYİCİ' nin doktora tezleri öncülük etmiş; Prof. Dr. İsmail Hakkı AKSOYAK koordinatörlüğündeki TEBDİZ Projesi ise bu sürece önemli bir hız katmıştır (AYDIN, MART 2019). Bu çalışmada da XX. yüzyılda yaşamış olan Hüseyin VASSÂF'ın Mustafa TATCI, Mehmet AKKUŞ ve İsmail KASAP tarafından yayına hazırlanan Dîvânı'nın kelime kadrosu TEBDİZ bağlamında incelenmiş ve Dîvânda yer alan kelime türleri belirlenip metinde kazandığı manayla birlikte belirtilmeye çalışılmıştır. Arapça ve Farsça terkipler, yardımcı fiillerle kurulan söz grupları bütün olarak alınmıştır. Bu çalışmada dil bilgisinin yanı sıra müellifin hayatı, eserleri tanıtılmaya çalışılmış, tasavvufi hayatı, araştırmaları ve seyahatleri gibi mevzular hakkında da bilgiler verilmeye çalışılmıştır.
Edirne ili Lalapaşa ilçesi ağzı (İnceleme-metinler-sözlük)
Edirne, coğrafi konumu itibarıyla Anadolu ile Balkanları, tarihî ve kültürel değerler noktasında birbirine bağlayan önemli bir şehirdir. Bir geçiş bölgesi olması sebebiyle tarih boyunca çeşitli kavimlere ev sahipliği yapmıştır. Edirne ve çevresinde çeşitli Türk boyları iç içe yaşamaktadır. Bölge, yerli olarak nitelendirilen "Gacal" ağzı dışında Yunanistan, Bulgaristan, Romanya, Makedonya ve Yugoslavya göçmen ağızlarına da sahiptir. Etnik yapısı oldukça karışık olan Edirne, çeşitli Türk topluluklarına ait kültürel değerlerin ve ağız özelliklerinin taşıyıcısı konumundadır. Doğu Trakya ağızlarının bir parçası olan Edirne ağzı, dil bilimsel sınıflandırmada Anadolu ağızlarının bir uzantısı olan Rumeli ağızlarına dâhil edilmektedir. Bu çalışmada, çeşitli etnik unsurlara ait kültürel değerleri bağrında barındıran Edirne ilimizi "Lalapaşa merkez ve köyleri" kapsamında incelemeye çalıştık. Lalapaşa sınırları içinde yer alan söz konusu yerleşim birimlerinin ağız özelliklerini fonetik ve morfolojik yönden inceledik. Bu incelemeler neticesinde Lalapaşa ağzının Türkiye Türkçesi ağızları arasındaki yerini tespit etmeye çalıştık. Bununla birlikte ağız çalışmalarının nihai amacı olan ve hazırlık aşamasında bulunan ağız atlasına katkıda bulunmaya çalıştık. Lalapaşa merkez ilçe ve köyleri, şimdiye kadar üzerinde müstakil bir çalışma yapılmamış olması bakımından önem arz etmektedir. Bölge adını verdiğimiz bu çalışma, Edirne ili bünyesinde bulunan Lalapaşa ağız özelliklerinin ve dil verileri aracılığı ile korunmuş kültürel değerlerinin kısmen de olsa tespiti açısından önemlidir. Lalapaşa ağızları için yapılan saha incelemesiyle bu ağız bölgesinin Doğu Trakya içerisindeki konumunu belirlemeye çalıştık. Anadolu ağızlarının bir uzantısı olan Rumeli ağızlarının Edirne ili ağızları üzerindeki derleme ve inceleme çalışmaları, bildiğimiz kadarıyla, tamamlanmış olacaktır. Çalışmanın hazırlanmasında saha araştırmasına dayalı olarak görüşme yöntemini kullandık. Lalapaşa merkez ilçe ve köylerini tek tek dolaşarak kaynak kişilerle görüşme yaptık ve bu kaynak kişilerden derlenen metinleri ses kayıt cihazı ile kayıt altına aldık. Yerelden derlenen metinler üzerinde gramer incelemesi yaptık ve yine bu metinlerden yola çıkarak bir sözlük hazırladık. Kısaca ifade edecek olursak çalışmamız "Giriş", "İnceleme", "Sonuç" ve "Metinler" olmak üzere beş bölümden oluşmaktadır. Anahtar kelimeler: Doğu Trakya, Edirne, Lalapaşa, ağız, fonetik, morfoloji, sözlük, tarih, kültür.
Balkan Antantı ve Türk Edebiyatı: Cumhuriyet devrinde Balkanlara dönük edebiyatın doğuşu ve gelişmesi
1930'ların kültür ve sanat hayatı gözden geçirildiğinde, Türk edebiyatında Balkanlara yönelik yeni bir ilginin oluşmaya başladığı görülmektedir. 1930 başlarında imzalanan Balkan Antantı ve çeşitli ikili anlaşmaların ardından başlayan büyük Balkan göçlerinin de tesiriyle, Türkiye kamuoyunda Balkanlara yönelik ilginin had safhalara ulaştığını söylemek mümkündür. Dönem boyunca ortaya çıkan gelişmeler gerek yönetici sınıflar, gerekse halk üzerinde Balkanlara yönelik ilgiyi beslerken, Osmanlı dönemine ait yaşanmışlıkları gün yüzüne çıkarmaya ve ortak hafızayı harekete geçirmeye başladığı görülmektedir. Bu gelişmeler aradan fazla bir zaman geçmeden edebiyata da yansımış, Balkanlara yönelik sayısız inceleme ve araştırmaya, makale yazımına, seyahatnamelere vücut vermiştir. Bunun yanı sıra doğrudan edebî verimler olarak şiir, hikâye ve roman alanında da dikkate değer gelişmeler kaydedilmiştir. İlgili dönem şimdiye kadar uluslararası ilişkiler ve Cumhuriyet tarihi bağlamında ele alınmış olmakla beraber, dönem içi gelişmelerin edebiyata yansıması bakımından müstakil bir değerlendirmeye tabi tutulmadığı görülmektedir. Bu bakımdan, 1930'larla İkinci Dünya Savaşı sonrası dönem arasında gerek önemli edebiyat-sanat dergilerinde ve gerek kitap olarak yayımlanan edebî verimlerin tespiti üzerinden Balkanlara yönelik edebiyatın boyutlarının ele alındığı bu tezde, dönem boyunca ortaya çıkan inceleme, makale, seyahatname, şiir, hikâye ve roman türündeki eserler topluca değerlendirilmeye çalışılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Balkan Antantı, Balkan Göçleri, Balkanlara yönelik edebiyat, Balkan dillerinden tercümeler.
İstanbul Halkevi Kültür Dergisi (1943 – 1946) inceleme dizin metin
1940'lı yılların Türkiye'sinde Cumhuriyet Halk Partisi'nin kendine bağlı kuruluşlar vasıtası ile çeşitli dergiler yayınladığı görülmektedir. Bunların en dikkate değer olanı Halkevleri Genel Merkezi tarafından yayınlanan Ülkü dergisidir. Çeşitli illerde yayınlanan bu tür dergiler arasında, Ülkü kadar önemli bir başka dergi daha bulunmaktadır. O da İstanbul Eminönü Halkevi tarafından çıkarılan İstanbul Kültür'dür. Kültür ve sanat hayatının canlı olduğu bir ilde ve İkinci Dünya Savaşı gibi engebeli bir konjonktürde yayınlanan İstanbul Kültür dergisi, dönem ruhunun kavranması bakımından önemli bazı imkânlar sunmaktadır. İlgili derginin bir başka özelliği de, sanat ve edebiyat bölümlerinin Mehmet Kaplan tarafından yürütülüyor olmasıdır. Dolayısıyla Türkiye'nin çok partili siyasi hayata geçişi kadar, edebiyat ve sanat hayatındaki türlü evrilmeleri rahatlıkla izleyebildiğimiz İstanbul Kültür dergisinin, yüksek lisans tezi seviyesinde ele alınıp incelenebileceğini düşündük. Dergi üzerinde gerçekleştirdiğimiz detaylı inceleme dışında, orada yer alan her türlü yazılarla şiir ve hikâye gibi edebi metinlerin de indeksini hazırladık. Kronoloji, yazar adı ve edebi türe dayalı bu indekslerin ardından da, dergide yayınlanan Yeni Türk Edebiyatı ile ilgili metinler arasından seçtiğimiz örnekleri ayrı bir cilt haline getirmeyi uygun bulduk. Anahtar Kelimeler: Halkevi Dergileri, İstanbul, deneme, eleştiri, tahlil.
Yakup Kadri Karaosmanoğlu ve hikayeciliği
Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Türk edebiyatında romanlarıyla ün kazanmış biri olsa bile hikâye türünde de çok sayıda eserler vermiş bir sanatçıdır. İlk eserlerini İkinci Meşrutiyet'in ilanının ardından veren sanatçı, seksen beş yıllık ömründe Türk edebiyatının çeşitli dönemlerine şahit olmuş ve güçlü kalemi ile her türlü toplumsal gelişmeyi eserlerinde yansıtmaya çalışmıştır. Hikayecilik dönemi, İkinci Meşrutiyet'ten Cumhuriyet'in ilanına kadar süren yazarın aynı zamanda Fecr-i Ati topluluğuna mensup olduğu da bilinmektedir. Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı gibi gelişmeler sebebiyle Yakup Kadri'nin hem düşünceleri hem de edebi zihniyeti, buna paralel olarak da hikayeleri yavaş yavaş değişime uğrar. Hikayeciliğinin ilk yıllarında daha bireysel temaları işleyen Karaosmanoğlu, bilahâre Mütareke ve Milli Mücadele Dönemlerinde savaşın toplum üzerindeki tahribatına dair daha yeni hikayeler kaleme alır. Karaosmanoğlu'nun hem kendisinde hem de Türk edebiyatındaki değişimlerin izinin en rahat sürülebildiği metinler olan hikayeleri, bugüne kadar romanlarının gölgesinde kalmış ve bütüncül bir bakış açısıyla üzerinde tez seviyesinde herhangi bir çalışma yapılmamıştır. Bu çalışmada, Yakup Kadri'nin hikayeciliği dönem atmosferine bağlı olarak değerlendirilmiş ve hikayeleri toplu bir biçimde ele alınmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: İkinci Meşrutiyet Dönemi, Fecr-i Ati, Hikaye, Türk tarihi, Milli Mücadele Dönemi.
Şeyhülislam ailelerinin kültür ve sanat alanına katkıları
Osmanlı Devleti'nin kuruluşundan son dönemine kadar birçok farklı aile devletin önemli makamlarını uhdesinde bulundurmuştur. Bu alanlardan biri de ilmiye sınıfıdır. Yüzyıldan yüzyıla değişiklik göstermekle birlikte belli başlı aileler, ilmiye sınıfındaki makamlara çok sayıda devlet adamı yetiştirmiş, aynı aileye mensup birçok kişi şeyhülislamlık, kazaskerlik, kadılık ve müderrislik makamlarına erişerek görev yapmıştır. Bu ailelerden yetişen hemen herkesin ilmiye sınıfındaki mesleklere yöneldiği, faklı alanlara yönelimin yok denecek kadar az olduğu anlaşılmaktadır. Yine bu ailelere mensup kişiler gerek sosyal çevreleri gerekse bulundukları makamın etkisi ile yalnızca mesleklerini ifa etmekle kalmamış aynı zamanda kültürel ve sanatsal faaliyetlerde bulunmuşlardır. Bu alanlardan biri de şiir ve edebiyattır. Bu meşguliyet kimi zaman bilfiil sanat icra etmek şeklinde, kimi zaman sanatçıları himâye etmek şeklinde kendini gösterir. Şeyhülislam aileleri ele alındığında, bizzat şiir yazıp mürettep divanlar kaleme alan çok sayıda şeyhülislam, kazasker, kadı ve müderrislerin bulunduğu görülür. Diğer yandan bu kimseler İstanbul'da yahut görev yaptıkları diğer şehirlerde şiirin ve şairin destekçisi ve koruyucusu olmuş, hâmîlik rolünü üstlenmişlerdir. Bazı şeyhülislam ailelerindeki şiir ve edebiyata olan bu ilgi ve merakın tıpkı meslekler gibi, kuşaktan kuşağa aktarılarak devam ettiği görülmüştür. Şeyhülislam aileleri ve onların edebiyata katkılarını bütün olarak görmek maksadı ile hazırlanan bu çalışmada şeyhülislam aileleri soyağaçları çıkarılmak suretiyle incelenmiş ve bu ailelere mensup kişilerin hem şairlikleri hem de kendilerine takdim edilen şiirler üzerinden hamilikleri hakkında değelendirmeler yapılmıştır.
Boris Çındıkov'un seçme hikâyeleri esasında Çuvaşçada kelime grupları
Modern Türk lehçeleri içinde, İlk Türkçe döneminden itibaren ayrılmış olmasının yanı sıra dinleri ve kültürleri açısından da Türk dünyasına en uzak mesafede bulunan Çuvaşlar, dillerinde İlk Türkçenin arkaik özelliklerini bir hayli koruması ve kültürel anlamda farklı özellikler barındırması dolayısıyla birçok bilim insanının dikkatini çekmiştir. Çuvaşça üzerine fonetik, morfolojik ve söz varlığı açısından muhtelif bilimsel çalışmalar yapılmış olmasına rağmen söz dizimi üzerine yapılan çalışmalar yok denilecek kadar azdır. Bu boşluğu kısmen de olsa doldurabilmek amacıyla bu çalışmada, Çuvaşçanın kelime grupları eş zamanlı olarak incelenmiş ve Türkiye Türkçesinin kelime gruplarıyla karşılaştırılarak benzer ve farklı yönleri ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Bu tez, "Ön söz" den sonra 5 ana bölümden oluşmaktadır. Tezin Giriş kısmında, Çuvaşlar hakkında genel bilgi verilmiş ve Çuvaşçanın Türklük bilimi ve Türkoloji dünyası için ne denli önemli olduğu vurgulanmaya çalışılmış, ardından Çuvaşçanın söz dizimi üzerine Türkiye'de ve Türkiye dışında yapılmış literatür çalışmaları taranıp zikredilmiştir. İkinci bölümde, Boris Çındıkov'un Tuhsa Kayiççen "Ayrılmadan Önce" adlı hikâye kitabından seçtiğimiz hikâyelerin transkripsiyonu yapılmış, üçüncü bölümde metnin Türkiye Türkçesine aktarımı sağlanmıştır. Dördüncü bölümde ise seçtiğimiz metinler üzerinden Çuvaşçanın kelime grupları incelenmiş ve Türkiye Türkçesiyle karşılaştırılarak benzer ve muhtelif özellikleri gösterilmeye çalışılmıştır. Beşinci bölüm olan "sonuç" kısmında da diller arasında ne kadar mesafe olursa olsun, ne kadar farklı milletlerle kültürel alışverişlerde bulunulursa bulunsun söz dizimi genetiğinin değişmediği, morfoloji, fonetik gibi diğer inceleme alanlarına oranla daha dayanıklı olduğu ve söz diziminin dilin iskeleti olduğu açıklanmıştır.
Türkçe ve Macarcanın yapım eklerinin karşılaştırılması
Türkçe ve Macarca arasındaki köken ilişkisi, yüz yılı aşkın bir süredir tartışılmakta olan bir meseledir. Türkçeden Macarcaya geçmiş birçok kelimenin varlığı bilinmekle beraber, iki dil arasındaki ilişkinin sırf kelime alışverişi düzeyinde mi kaldığı, yoksa yapısal ortaklık ve etkileşimlerden mi ileri geldiği meselesi henüz yeterince aydınlatılabilmiş değildir. Tarihin farklı dönemlerinde Macarların çeşitli Türk topluluklarıyla -Hazarlar, Avrupa Hunları, Peçenekler ve Osmanlılar- çok sıkı ilişkileri olmuş ve bu ilişkiler tabii olarak dile de yansımıştır. Ural-Altay dil ailesi teorisi ortaya atıldığında her iki dilin aynı dil ailesine mensubiyeti ileri sürülmüşse de zamanla bu görüş bırakılarak Ural ve Altay'ın iki farklı dil ailesi teşkil ettiği görüşü kabul edilmiş, böylece Türkçe ve Macarca farklı dil aileleri içinde değerlendirilmeye başlanmıştır. Türkçe ile Macarca arasındaki benzerlikler tarihsel yakınlıklardan dolayı meydana gelen bir ödünçleme mi, yoksa bu iki dil gerçekten aynı kökenden mi geliyor? Bu hususla ilgili yapılacak her yorum, kanıt gerektirir. Bunun için de karşılaştırmalı çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Her iki dilin eklemeli bir yapıya sahip olması, öncelikle iki dil arasındaki ek karşılaştırmalarının ne kadar önemli olduğu gerçeğini ortaya koymaktadır. Bu amaçla tezde, Türkçedeki yapım ekleri ile Macarcadaki yapım ekleri arasındaki benzerlik ve farklılıklar, tanıklar eşliğinde yapı ve işlev boyutuyla tartışılmaya çalışılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Türkçe, Macarca, yapım ekleri, dil aileleri, Ural-Altay
Türk edebiyatında İstanbul imgesinin teşekkülü (1930-1945)
Mütareke ve ilk Cumhuriyet yılları edebiyatında İstanbul'un olumsuz imajlarla anlatıldığı hatta arka plana itildiği görülür. Cumhuriyet döneminde Ankara'nın başkent olması ile dikkatler İstanbul'un üzerinden uzaklar ve böylece kuvvetli bir Anadolu edebiyatı başlar. Millî Mücadele döneminde işgal altında bulunan dışarıda kalan İstanbul ötelenirken, Ankara ve Anadolu ziyadesiyle ön plana çıkar. Fakat bu edebi algılama en fazla sekiz-on yıl devam eder. 1930'lardan sonra Bergson felsefesi ve Freud psikolojisinin devreye girmesi sonucunda İstanbul algılaması alt üst olur. Nitekim 1930 ortalarından itibaren İstanbul Türk edebiyatında tekrar merkeze oturmaya başlar. Dolayısıyla 1930'lardan itibaren şiir ve nesirler üzerinden İstanbul merkezli yeni bir edebiyat doğar. Başlangıçta Abdülhak Şinasi Hisar'ın hatıra metinleri ile harekete geçen bu duyarlık, Yahya Kemal'in 1930 ortalarında ve 1940 başlarında yazdığı şiirlerle döneme hâkim bir hava yaratır. Bunları A. Ş. Hisar'ın Boğaziçi Mehtapları ile Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Beş Şehir'i gibi eserler takip eder. Bu gelişmeler ayrıca dönem şiirini ziyadesiyle etkisi altına alır. Dolayısıyla dönem edebiyatında İstanbul'u merkez alan, onu yücelten yeni bir duyarlılığın harekete geçtiği ortaya çıkar. Şiir, müzik, tarih ve tabiat gibi çeşitli unsurların iç içe geçmesi ile izah edilebilecek bu yeni algılama biçimi, hem edebiyatın içine girdiği yeni bir dönemi bize haber vermekte, hem de bugün bir hayli yaygınlaşmış bulunan şehir tefekkürünün arka planının tanınmasına fırsat vermektedir. Kültür, düşünce ve sanat hayatı açısından önem arz eden bu yeni algılamanın doğuşu, oluşumu ve gelişmesi tezin temelini oluşturmaktadır. Anahtar Kelimeler: İstanbul İmgesi, Mütareke ve Cumhuriyet Döneminde İstanbul, 1930-1945, Bergson.
Anadolu sahası tezkirelerinde eğitim, öğretim ve yetiştiricilik
Şâir tezkireleri, şâirlerin hayatlarıyla ilgili biyografik bilgiler vermenin yanı sıra dönemin edebiyat ortamı, şiir anlayışı, toplumsal ipuçları hakkında da malumat veren biyografi kaynaklı eserlerdir ve edebiyat araştırmaları için başvurulacak kaynakların başında gelmektedir. Tezkireler, yazıldıkları dönem hakkında okurlara ipucu verme işlevi üstlenmekle beraber edebi eser niteliği taşıdığı için kültürel, siyasî ve sosyal etkilerin edebiyata yansımalarını takip etmek; türün ve dilin yüzyıllar içindeki dönüşümlerini gözlemleyebilmek için önemli başvuru kaynakları olarak Türk edebiyatında önemli bir yer tutmaktadır. Tezkireler, bütüncül bir yaklaşımla, neden-sonuç ilişkisi içerisinde, kronolojik bir biçimde incelendiğinde okura incelenen mevzu hakkında aydınlatıcı bilgiler sunmaktadır. Bu bakımdan bu çalışmada 16. yüzyıldan 20. yüzyıla Anadolu sahası tezkireleri incelenmiş ve ele alınan tezkirelerde eğitim-öğretim ve yetiştiricilik meselesi mercek altına alınarak kavram takibi yapılmış; şâiri kimler, ne şekilde yetiştirdi sorusuna yanıt aranmıştır. Bu bağlamda çalışmada; eğitim-öğretim meselelerine en fazla yer veren tezkirelere, bu meseleler için tezkirelerde hangi kavramların kullanıldığına, kavramların terimleşme sürecine, yetiştiricilik hususunda öne çıkan isimlere ulaşılmıştır. Dolayısıyla tezkire türü üzerinden yapılan bu inceleme, şâirlerin ve dönemin şartları altında oluşan şekillenmelerin görülebilmesi için olumlu bir işlev üstlenmektedir. Çalışmada elde edilen malzeme sayısal verilerle desteklenerek Osmanlı şâirlerinin eğitim-öğretim durumlarına dair bütüncül bir değerlendirmede bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Anadolu sahası şâir tezkireleri, tezkirelerde eğitim-öğretim kavramları, yetiştiricilik.
Ahmet Hamdi Tanpınar ve edebiyat tarihi
Edebiyat tarihçiliği, daha ziyade edebî eserleriyle tanınan bir sanatkâr olan Ahmet Hamdi Tanpınar'ın farklı bir yönünü ortaya koymaktadır. Tanpınar'ın XIX. Asır Türk Edebiyatı Tarihi, yayınlandığı 1949 yılından bu yana devamlı ilgi gören ve otuzuncu baskısı yapılmaya hazırlanılan bir eserdir. Mütefekkir bir sanatkârın kaleminden çıktığı hemen hissedilen bu eser zengin içeriği ve devamlılığı esas alan bakış açısı ile dikkatleri üzerine çekmektedir. Edebiyat tarihçiliği alanında önemi ve özgünlüğü hakkında hemen her çevrenin hemfikir olduğu bu eser, henüz tez seviyesinde müstakil bir çalışmaya konu edilmemiştir. Bazı bilimsel makalelerde farklı yönleriyle ele alınmış olan Tanpınar'ın edebiyat tarihi, ilk kez tez seviyesinde ve bir bütün olarak incelenecektir. Bu çalışma ile Tanpınar'ın edebiyat tarihçiliği topluca ele alınarak, ilgili eserin ön plana çıkan yanları ve özellikle de metodik tutumu değerlendirilmeye çalışılacaktır.
Abdülhak Şinasi Hisar'ın deneme ve tenkitleri üzerine bir inceleme
Türk edebiyatında romancılığı ve hatıra yazarlığı ile tanınan Abdülhak Şinasi Hisar'ın Mütareke döneminde deneme ve tenkitler yazmaya başladığı bilinmektedir. Bu çalışmada Abdülhak Şinasi'nin deneme ve tenkitleri üzerine bir inceleme gerçekleştirilmeden önce onun bir münekkit olarak yazı hayatına başladığı dönemde öne çıkan eleştirmenlerle arasında ilgiler kurulmaktadır. Böylelikle Abdülhak Şinasi'nin edebî eserin "ruhuna nüfuzu" esas alan tenkit anlayışının dönemi içindeki özgünlüğüne dikkat çekilir. Buna ek olarak Hisar'ın hem tenkitçiliği hem de sanat anlayışı hakkında edebiyat ve sanat çevrelerinin değerlendirmelerine de yer verilerek Abdülhak Şinasi'nin eleştirmenliği iki farklı noktadan ele alınmaktadır. Ayrıca çalışmada Hisar'ın düşünce dünyasını şekillendiren Bergson felsefesinin deneme ve tenkitlerine yansımaları tespit edilerek Abdülhak Şinasi'nin tenkit anlayışı, romanın teorik meselelerine bakışı üzerinde de durulur. Bu bağlamda Hisar'ın tenkide, romana, şiir, tiyatro gibi sanatın türlü kollarına bakışı bir eseri tenkit ederken hangi noktalara dikkat ettiği hakkında değerlendirmeler yapılmaktadır.
Bir deneme yazarı olarak Mehmet Kaplan ve düşünce dünyası
Edebi tahlil ve tenkitleri ile Türk edebiyatında önemli bir yere sahip olan ve kırk beş yıllık yazı hayatına pek çok eser sığdıran Prof. Dr. Mehmet Kaplan'ın vefatına kadar geçen zaman zarfında süreli yayınlarda çok sayıda deneme yayımlaması, onun denemecilik yönünün ve beslendiği kaynakların üzerinde durmayı gerekli kılmaktadır. Akademisyenliği ve araştırmacılığı yanında üretken bir deneme yazarı olan Mehmet Kaplan, Fuad Köprülü, Ali Nihad Tarlan, Hilmi Ziya Ülken, Suut Kemal Yetkin, Ahmet Hamdi Tanpınar gibi Türk düşünce ve sanat hayatında önemli bir yere sahip isimlerden edindikleri yanında, Alain başta olmak üzere Descartes, Valery, Hegel, Wellek gibi Batılı düşünürlerin tesiri ile de denemeciliğini şekillendirir. Ferdi ve toplumsal meselelerde kaleme alınan bu denemeler okuyucular üzerinde büyük bir tesir meydana getirirken, dil ve üslûp özellikleriyle de ayrıca dikkat çeker. Akademik sahada şimdiye kadar tahlil ve tenkitleri üzerinde durulan Mehmet Kaplan'ın genellikle tematik açıdan incelediği görülmektedir. Bununla birlikte onun denemeleri dönemiyle ilişkilendirilememiş; düşünürün etkilendiği isim ve eserler ışığında, yaşadığı değişim ve kırılmalar eşliğinde incelenmemiş, sanata bakışının bir edebî tür olan deneme ile ilişkisi tespit edilememiştir. Yaptığımız çalışmada Kaplan'ın tenkit ve tahlilleri yerine denemeciliği merkeze alınacak, temaları yanında metodik bir yol takip edilecektir. sonra doldurulacaktır
Türkiye Türkçesinde zayıfça nicelenmiş öznelerin dizimsel (Sentaktik) konumu
Bu tezde, Türkiye Türkçesinde niceleyicili öznelerin dizimsel (sentaktik) özellikleri incelenmektedir. Öznelerin dizimsel konumlarının içerdikleri niceleyicinin türüne göre değiştiği iddia edilmektedir. Türkçede niceleyici içeren özneler, Belirleyici Öbeği (BÖ) etiketi taşıyıp taşımama yönünden iki gruba ayrılmakta ve bu ayrım niceleyicili özneler arasında dizimsel bir farklılığın oluşmasına neden olmaktadır. Güçlü niceleyicili özneler BÖ olarak etiketlenir ve bulundukları her tümcede Eylem Öbeği (EÖ) içerisindeki konumlarından EÖ üstündeki ilgili işlevsel başın (ana tümcelerde zaman (Z) başı, gömülü tümcelerde belirleyici (B) başı) ikinci tümleç konumuna Genişletilmiş Yansıtma İlkesi (GYİ) özelliğini silmek üzere taşınır. Zayıf niceleyicili özneler ise BÖ olarak etiketlenmek zorunda olmadıkları için de işlevsel başların GYİ özelliğini silmek üzere EÖ üstüne taşınmaz. Bu tipteki zayıf niceleyicili özneler EÖ içerisinde, tümce yapısındaki ilk konumlarında kalır. Ana tümcelerde BÖ etiketi taşıyan öznelere atanan durum eki sessiz olduğu için bu tip tümcelerde bir öznenin BÖ etiketi taşıyıp taşımadığını tespit etmek güçtür. Bu nedenle bu tezde, niceleyicili özneler arasında dizimsel bir ayrımın bulunduğu iddiasını desteklemek için öznelerin görülebilir bir durum eki aldığı adlaşmış gömülü tümce yapıları incelenmektedir.
Orhan Okay ve eserleri
Orhan Okay edebiyat tarihçiliği ve tenkitçiliğinin yanında önemli bir akademisyen ve düşünce adamıdır. Vefatına kadar geçen süre zarfında Yeni Türk edebiyatı alanına önemli bilimsel çalışmaların yanı sıra yüzlerce makale, tenkit ve denemeler, hatıra metinleri kazandırmıştır. Akademisyenliğinin dışında üretken bir yazar olan Orhan Okay, Nurettin Topçu, Ahmet Hamdi Tanpınar, Mehmet Kaplan gibi önemli isimlerden etkilenmiştir. Hocası Mehmet Kaplan'dan edindiği metodik tutuma bağlı kalarak bilimsel çalışmalarını şekillendirmiştir. Kaleme aldığı bilimsel metinler ve sanat verimleri okuyucular üzerinde tesir meydana getirirken, dil ve üslûp özellikleriyle de ayrıca dikkat çekerler. Akademik sahada şimdiye kadar yapılan çalışmalarda Orhan Okay'ın genellikle biyografisinin ve eğitim anlayışının incelendiği görülmektedir. Buna karşılık onun bilim ve sanata dair eserleri ve makaleleri özel olarak incelenmemiş; etkilendiği düşünür ve hocalar, yaşadığı değişim ve kırılmalar detaylı bir şekilde ele alınmamıştır. Yaptığımız çalışmada Orhan Okay'ın biyografisinin yanı sıra bilim ve sanat çalışmaları esas alınmış, onlar üzerinde yoğunlaşılmıştır.