
388
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Van 2011 depremi sonrası yeniden yapılanma sürecinin mekânsal etkileri: Sosyo-mekânsal ayrışma İkinisan-Şabaniye bölgesi örneği
Kentlerin sosyal ve mekânsal yapıları, insanların yaşam kaliteleri üzerinde önemli etkilere sahiptir. Sosyo-mekânsal ayrışma, kentsel alanlardaki eşitsizliklerin mekânsal bir yansımasıdır ve bu durum, kullanıcı memnuniyeti üzerinde belirleyici bir rol oynamaktadır. Araştırmacılar mekânsal ayrışmanın kapitalist sistemin bir ürünü olduğunu ve kentlerdeki toplumsal yapı ile yakından ilişkili olduğunu belirtmişlerdir. Bu çalışmada, Van ili İkinisan ve Şabaniye bölgelerinde yapılan kullanıcı memnuniyeti anketlerinden elde edilen veriler ışığında, sosyo-mekânsal ayrışma ve kullanıcı memnuniyeti arasındaki ilişki incelenmiştir. Bu çalışma, Van ili İkinisan ve Şabaniye bölgelerinde yapılan kullanıcı konut memnuniyeti anketlerinden elde edilen veriler doğrultusunda sosyo-mekânsal ayrışma ile kullanıcı memnuniyeti arasındaki ilişkiyi incelemektedir. Toplam 202 haneden toplanan veriler, demografik özellikler, hane halkı yapısı, konut memnuniyeti ve sosyo-ekonomik durumu içermektedir. Bulgular, sosyo- mekânsal ayrışmanın, kullanıcı konut memnuniyetine olan etkilerini göstermekte ve iki bölge arasındaki farkları ortaya koymaktadır. İkinisan bölgesinde konut memnuniyeti daha yüksek olup, bu durum sosyo-ekonomik faktörler ve mekânsal farklılıklarla açıklanabilir. İkinisan bölgesinde daha yüksek olan konut memnuniyeti, bölgenin sosyo-ekonomik avantajları ve mekânsal düzenlemelerle ilişkilidir. Bulgular İkinisan bölgesinde konut memnuniyetinin daha yüksek olduğunu göstermektedir. Bu durum, İkinisan bölgesinin sosyo-ekonomik açıdan daha avantajlı bir konumda olmasından kaynaklanabilir. İkinisan bölgesindeki katılımcılar, konutlarının prestiji ve yaşından daha memnun olduklarını belirtmişlerdir. Şabaniye bölgesinde ise memnuniyet oranlarının daha düşük olduğu görülmüştür. Bu bulgular, sosyo-mekânsal ayrışmanın kullanıcı memnuniyeti üzerindeki etkisini doğrulamakta ve ekonomik eşitsizliklerin ve mekânsal farklılıkların kullanıcı memnuniyetini önemli ölçüde etkilediği sonucuna varılmıştır. İlaveten konut memnuniyetinin sadece fiziksel ve çevresel faktörlerle değil, aynı zamanda sosyo-ekonomik ve demografik değişkenlerle de ilişkili olup kent planlama ve konut politikalarının geliştirilmesinde bu çok boyutlu yaklaşımın göz önünde bulundurulması gerektiği sonucuna varılmıştır. Bulgular, konut projelerinin planlanması ve kentsel politikaların oluşturulmasında önemli geri bildirimler sunmakta ve kentsel gelişim süreçlerinde mekânsal planlama ve sosyal politikaların önemini vurgulamaktadır. Sosyo-mekânsal ayrışmanın azaltılması ve kullanıcı konut memnuniyetinin artırılması için daha dengeli ve kapsayıcı planlama yaklaşımlarının geliştirilmesi önemlidir. Anahtar kelimeler: Ayrışma, Kentsel mekân, Kentsel planlama ve konut piyasası, Konut hanehalkı, Konut memnuniyeti, Sosyo-Mekânsal ayrışma, Van
Bölgesel gelişmede bir politika aracı olarak cazibe merkezleri programı kapsamında TRB2 bölgesi Van ili tekstil sanayi sektörünün değerlendirilmesi
TRB2 Bölgesi Van, Muş, Bitlis, Hakkâri illerini kapsamaktadır. Bu bölge, ülke geneline oranla genç nüfus ve işsizlik oranlarının oldukça yüksek olduğu bir bölgedir. TRB2 Bölgesinin tek büyükşehiri olan Van iline: Büyüme kutupları teorisinin Türkiye Cumhuriyeti şartlarındaki uygulaması olan Cazibe Merkezlerini Destekleme Programı (CMDP) kapsamında tekstil sektöründe önemli yatırımlar yapılmıştır. Bunlar: 2012 yılında ''Tekstilkent'' projesi ve Doğu Anadolu Kalkınma Ajansı tarafından 2018 yılından itibaren yürütülen "Van Tekstil ve Hazır Giyim OSB Altyapı Projesi' ile 22 tekstil firması devlet destekli bölgesel teşvikler ile kurularak üretime başlamıştır. Bu tezin amacı 2012 tarihinden itibaren Cazibe merkezleri kapsamında Van kentinde planlı tekstil kümelerinin; ürün ve işgücü (nitelik ve nicelik), Ar-Ge ve inovasyon durumu, üretim organizasyonu, tedarik ve pazarlama, sürdürülebilir çevresel yaklaşımlar, yer secimi karaları ve firma stratejisi ve rekabet açısından mevcut durum değerlendirilmesi yapılarak bunların güncel mevcut durumunu ortaya koymak ve yapılan yarı yapılandırılmış görüşmelerden elde edilen verileri gerekli yöntem ve programlar ile analiz ederek öneriler sunmaktır. Yapılan literatür taraması ve yarı yapılandırılmış görüşme formu çalışmaları ile Van tekstil sektörü için güçlü yönler, zayıf yönler, fırsatlar ve tehditler belirlenmiştir. Sonuç olarak Van'da, Cazibe Merkezlerini Destekleme Programı (CMDP) kapsamındaki tekstil sektörünün gerekli parametreler dâhilinde güncel mevcut durumu ortaya koyulmaktadır. TRB2 Bölgesinde yapılan bu çalışma ilk olma özelliğinin yanında sonraki çalışmalara da referans gösterilebilecektir.
Assessment of urbanization history of Addis Ababa city, Ethiopia
ASSESSMENT OF URBANIZATION HISTORY OF ADDIS ABABA CITY,ETHIOPIA The general aim of this research was to examine the historical evolution and challenges of urbanization in Addis Ababa, Ethiopia, and to identify the driving factors behind this urbanization process. The study employed a comprehensive and multi-faceted approach, the study utilized both qualitative and quantitative methods to gather, analyze, and interpret data related to the urbanization history and challenges of the city. Addis Ababa urbanization process began in 1886, has resulted in significant physical, social, and economic changes, including fast expansion of built-up areas and high population growth. However, this urbanization has also brought about challenges such as housing shortages, informal settlements, environmental degradation, transportation issues, and high rates of unemployment in a city. These challenges have particularly affected residents in suburban and informal settlements, leading to poor living conditions, limited access to essential services, like piped water, electricity and other municipal services and increased vulnerability to environmental threats. Furthermore, the study identified influential factors driving urbanization, including rural-to-urban migration, economic opportunities, and the city's centrality as a political and cultural hub. Based on these findings, the study recommended comprehensive urban planning, sustainable development initiatives, and focused interventions to address the challenges faced by the city. These measures aim to improve living conditions, enhance access to opportunities, and mitigate environmental risks for the city's inhabitants. In conclusion, the research revealed a complex urbanization history and a multitude of challenges faced by Addis Ababa. The study's insights provide a basis for developing targeted interventions and evidence-based policies to promote sustainable urbanization and improve the quality of life for the city's residents. Key words: urbanization, urban population, migration, housing challenges, driving factors
Tarihi çevrelerin kentsel yenileme uygulamalarında mekân ve hafıza etkileşimi: Konya tarihi kent merkezi
Tarihi çevreler, içinde barındırdığı anlam ve anılarla geçmiş ile gelecek arasındaki bağlantının sağlandığı önemli kentsel mekân öğelerindendir. Küreselleşmenin getirmiş olduğu mutlak ekonomik büyüme hedefleri; toplumun ben merkezli, bireyselci yaklaşımlarıyla hem sosyo-kültürel hem de sosyo-mekânsal çevrede özgün değerlerin rant ve arazi spekülasyonuna odaklanarak, hızla tarihi çevre hafızasını da tüketmektedir. Tarihi çevre kentsel yenileme çalışmalarındaki tarihi hafızanın korunmasına yönelik olan plan, tasarım ve proje ilkelerinin, toplumun mekân ve hafıza etkileşimleriyle belirlenen; kimlik, aidiyet, yere bağlılık, algı, anlam, zaman, mekân ve kültür öğeleri ile ilişkilerini esas alması planlama ve toplumsal sorumluluktan doğan bir gerekliliktir. Mekân ve hafıza ilişkileri öncelikle bireylerin yaşadıkları çevreyi algılamasıyla başlar. Yaşadıkları çevreyi algılayan bireyler edindikleri deneyimlerle mekâna zihinlerinde anlam yüklerler. Mekânın anlam kazanmasıyla birlikte bireylerin yere bağlılık ve mekâna aidiyet hisleri oluşmaktadır. Kentsel mekânda yaşanan bu deneyimler kentlerin kimliklerinin oluşmasında önemli yer etmektedir. Konya Tarihi kent merkezi örnekleminde incelenecek olan tarihi mekân hafızasının yenileme projeleriyle değişimi; bedesten-çarşı-kale kapısı konumundaki Kapı Camii Mevkii I'inci Bölge, yeni Mevlâna Çarşısı II'nci Bölge, Bedesten Çarşısı güneyinde yer alan Buğday Pazarı III'üncü Bölge ve Üçler Mezarlığına bitişik Akçeşme Mahallesi'ndeki Mengüç Caddesi IV'üncü Bölgeden oluşmaktadır. Bu Bölgelerin tamamı tarihi Konya Kent Merkezindeki yenileme çalışmalarından etkilenmesi çalışma alanı olarak seçilme sebebimiz olup; Belediyesince yenileme alanı olarak ilan edilip kısmen sağlıklaştırma, yenileme ve yeniden geliştirme projeleri ile yeni mekanlar üretilmesi ile mekân hafıza etkileşimi göreli olarak ele alınmıştır. Çalışma alanına ilişkin kentsel yenileme ve mekân-hafıza etkileşimi konularının aydınlatılmasına yönelik; tarihi kent çözümlemesi tekniği ile Konya kenti tarihi belgeleri üzerinde literatür taraması yapılmış olup; seçilen inceleme alanda yürütülmüş olan kentsel yenileme faaliyetleri, mekân ve hafıza kavramlarının bileşenleri kapsamında, eski dönem imar planlarının yansıdığı hava görüntüleri ve yürürlükte olan imar planları ile eski-yeni Konya kenti Bedesten-Mevlana çarşısı-Mengüç bölgeleri fotoğrafları yardımıyla görsel ve morfolojik analiz değerlendirme tekniği ile karşılaştırılıp ortaya çıkan mekan hafıza etkileşimi bulguları, alanında uzman şehir plancısı, mimar ve harita mühendisi katılımcılarla yapılan sözlü mülakat çalışmasıyla içerik çözümlemesi tekniği ile karşılaştırılmıştır. Tezin sonuç kısmında Tarihi Bedesten Çarşısı, Mevlâna Çarşısı, Buğday Pazarı ile Mengüç Caddesi ve Çevresinde yapılan kentsel yenileme projelerinin kimlik, aidiyet ve yere bağlılık kavramları çerçevesinde Konya kent kimliğine etkisi mekân ve hafıza etkileşimi bağlamında değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Tarihi Çevre, Mekân Hafızası, Kimlik Kimliği, Tarihi Çevre Yenileme.
Akıllı turizm destinasyonu olgusunun Malatya örneğinde uygulanabilirliği
Kentleşme oranların yükselmesiyle birlikte kentler mekânsal ve sosyal birçok zorlukla karşı karşıya kalmıştır. Bunun sonucu olarak kentsel planlama kuramlarında yeni arayışlar ortaya çıkmıştır. Bilgi ve iletişim teknolojileri alanındaki gelişmeler kentlerin yönetimi ve hizmet sunumunda değişikliğe gidilmesine neden olmuştur. Teknolojinin sağlamış olduğu kaynak verimliliği ve sürdürülebilir kent hizmetleri akıllı kent olgusunun temelini oluşturmuştur. Akıllı kent uygulamaları sayesinde sorunlar çok yönlü analiz edilebilmekte, kentliler, her türlü hizmete doğrudan ve daha hızlı şekilde ulaşabilmektedir. Akıllı kentlerde oluşan bilgi ve iletişim teknolojisi altyapısı akıllı turizm uygulamalarının sunulmasına da imkân sağlamıştır. Akıllı turizm teknolojileri; bulut bilişim ağı, sanal gerçeklik, artırılmış gerçeklik, Qr kodlu uygulamalar vb. ile destinasyonların ve turistik odak noktalarının lokasyona gitmeden incelenmesini; seyahat planlarının yapılmasını, konaklama-eğlence vb. hizmetlerin rezervasyonu ile satın alımı vb. hizmetleri kolaylaştırmaktadır. Akıllı kent bileşenlerinin turizm sektörü bileşenleri ile entegrasyonu sonucunda ortaya çıkan akıllı turizm destinasyonları sayesinde; destinasyona yönelik her tür veriye seyahat öncesinde ve seyahat sırasında ulaşılabilirken, seyahat sonrasında elde edilen deneyimler anlık olarak paylaşılabilmektedir. Paylaşılan deneyimler doğrultusunda destinasyonun kendisini yenilemesi için bir fırsat ortamı oluşurken destinasyonu ziyaret eden turistin memnuniyet düzeyi ile birlikte yerel sakinlerin de yaşam kalitesi düzeyi artmaktadır. Akıllı turizm destinasyonlarına değer katan yenilikçi hizmetler ile birlikte olası kriz ve tehditler öncesinde önlem alabilme, kriz esnasında yönetebilme, kriz sonrasında ise toparlanabilme becerisi artmaktadır. Küresel bir salgın olarak ortaya çıkan Covid-19 pandemisi veya yerel/bölgesel ölçekli doğal afetler de akıllı kent ve akıllı turizm destinasyonu uygulamalarının; bireylerin, toplumların ve kentlerin krizlere karşı daha dayanıklı olması için kullanılabileceğini göstermiştir. Bu çalışmada Malatya ilinin akıllı turizm destinasyonu olarak değerlendirilebilmesi için gereklilikleri sorgulanmıştır. İlk olarak akıllı kent olgusu ve sahip olduğu 6 bileşen açıklanırken; dünya ve Türkiye kentlerinde sunulan akıllı hizmetler aktarılmıştır. Sonraki bölümde akıllı turizm, bileşenleriyle birlikte incelenmiş ve bu alanda kullanılan teknolojik uygulamalar açıklanmıştır. Dünyada önemli turizm destinasyonları olarak kabul edilen Venedik, Salzburg, Makao ve Dubai kentlerinde gerçekleştirilen akıllı turizm uygulamaları sunulmuştur. Turizm destinasyonlarına yönelik tehditler ve akıllı kent uygulamalarının yer aldığı bir sonraki bölümde ise; Covid-19 pandemisi ve doğal afetler kapsamında depremden bahsedilmiştir. Çalışma alanı olarak belirlenen Malatya ilinin turizm değerleri detaylıca sunulmuş ve ilin turizm istatistikleri değerlendirilmiştir. Akıllı turizm olgusunun Malatya destinasyonunda uygulanabilirliğini değerlendirebilmek için kentteki turizm paydaşlarıyla yarı yapılandırılmış görüşme gerçekleştirilmiştir. Kentin turizm altyapısı ile birlikte bu görüşmelerden elde edilen bulgulara bağlı olarak kentin akıllı turizm destinasyonu olma düzeyine dair mevcut durumu aktarılmıştır. Son bölümde ise kentin akıllı turizm destinasyonu olabilmesi hedefi doğrultusunda önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Akıllı Turizm, Akıllı Turizm Destinasyonu, Akıllı Kent, Turizm Teknolojisi, Malatya
Üniversite yerleşkelerinin kent gelişimine etkisi: Şırnak örneği
Tarihsel perspektifte, kentlerin planlı gelişimiyle beraber çeşitlenen planlama kararları evrimsel bir dönüşüm süreci yaşamıştır. Bu süreçte kentlerin gelişimini öngören kamu yatırımları, özellikle yeni arazi kullanım kararlarıyla merkezi bir role bürünmüştür. Kentlerin gelişim sistemi, fiziksel mekan boyutlarının yanı sıra toplumsal, ekonomik ve kapsamlı düzeyde sürdürülebilir planlama programları ile ele alınmış ve kontrollü gelişmesini sağlayan altyapı yatırımlarının yanında sosyal donatı alanlarıyla kent sakinlerinin aktif olarak katıldığı ve sosyal etkileşimin sağlandığı mekânların oluşturulmasına olanak sağlamıştır. Bu kapsamda ülkemizde bölgesel eşitsizliklerin giderilmesi için çeşitli planlama politikaları izlenmiş ve bazı yerleşmeler devlet eliyle, küçük kent ya da ilçe statüsündeki sınır yerleşmelerinden il statüsüne getirilmiştir. Böylece T. C. Devleti bu kentleri yatırımda öncelikli iller arasına alarak, eğitim, sağlık, sanayi, sosyo-kültürel, toplu konut, ulaşım gibi çeşitli sektörlerde yatırımlarla, bu yerleşmelerde hızlı ve kontrollü kentleşme politikasını izlemektedir. Üniversiteler, merkezi-yerel-özel-kamu kurum ve kuruluşlarla çok aktörlü ortaklıklarla yönetilebilen, kentsel gelişmenin toplumsal, ekonomik ve çevresel boyutlarıyla bütünleşik gelişimine katkı sağlayan, kamusal nitelikli hizmet sektörü donatılarındandır. Sınır kentlerde hızlı ve kontrollü kentleşmeye öncülük etme potansiyeli yüksek olan üniversite tesisleri, üstlendikleri misyon ve vizyonlarıyla sınır kentlerin yere özgü potansiyellerine dayalı olarak sektörler arası entegrasyonu sağlamaktadır. Tez çerçevesinde kavramsal temalarda üniversite kamusal donatısı sürdürülebilir toplumsal ve ekonomik gelişim ilişkisi çerçevesinde tartışılarak, sınır kent yerleşmesi özelliğinde olan kentlerde kurulu üniversitelerin çalışmaları incelenmektedir. Yapılan literatür incelemesinde bu kavramsal ilişkilere ilişkin yayına rastlanılmamıştır. Bu bakımdan araştırma konusu olarak özgün olan bu çalışmada alan çalışması araştırma yöntemi kullanılarak, Irak ülkesiyle sınırdaş olan Güneydoğu Doğu Anadolu Bölgesi Dicle Doğu Alt Havzası içinde yer alan Şırnak sınır yerleşmesinin; önceleri Siirt‟e bağlı ilçe statüsünden il statüsüne geçiş süreci ve Şırnak Üniversitesi'nin kurulmasıyla birlikte kentsel gelişme ve sosyo-ekonomik etkilerinin değerlendirilmesi hedeflenmiştir. Tez kapsamında sınır kent kavramı incelenerek, üniversitelerin önemli bir bölgesel donatı potansiyeli olması yanında, bu kentlerin üniversite odaklı kalkınmasının hızlı ve kontrollü kentleşme süreçlerini de desteklemesi nedenleriyle sınır kentlerde üniversitelerin önemli bir planlama kararı olduğu bulgulandırılmıştır.
Neoliberal planlama ekseninde merkezi ve yerel yönetim yetki çatışmasının kanal İstanbul projesi üzerinden okunması
Türkiye'de ve dünyada, yaklaşık son kırk yıldır neoliberal ekonomi politikaları doğrultusunda kentler şekillenmektedir. Ülke ve kent yönetimlerinin neoliberalizme yaklaşımlarına göre yıllarca farklı şekillerde kentlere müdahale edilmiş ve bu süreçte planlama kurumları en önemli araç haline gelmiştir. 2001 ve 2008 krizlerine cevap olarak inşaat odaklı ekonomi modeli benimsenmiş olup bunu takiben İstanbul'da yoğun bir şekilde inşaat faaliyetleri yürütülmüştür. Bu dönemde merkezi yönetimin seçim beyannamesinde krize cevap olarak birçok mega proje ortaya atılmıştır. Neoliberalizmin dünyada yerelleşme eğilimine karşı Türkiye'de yaklaşık son kırk yıldır merkezi yönetime bağlı birçok farklı kurum bu projelerde söz sahibi olmuş, planlama parçacıl bir hale gelmiştir. 2019 yerel seçimleri öncesi İstanbul'da yerel yönetiminde merkezi yönetimle aynı siyasi parti tarafından yönetiliyor olması sebebiyle merkezi ve yerel yönetim bir arada kenti neoliberalizmin etkisinde inşaat odaklı olarak dönüştürmüştür. Kanal İstanbul ve Yenişehir Projesi de bu dönemde ortaya atılan ölçeği ve beklenen olumsuz etkileri sebebiyle en çok dikkat çeken projelerden biri olmuştur. Projenin planlama süreci 2019 yerel seçimleri öncesinde aynı siyasi partiye ait merkezi ve yerel yönetim işbirliği ile ilerlerken seçim sonrasında yerel yönetimin projeye karşıt düşüncedeki bir parti yönetimine geçmesi ile birlikte planlama süreci bir çatışma alanı haline gelmiştir. Süreçte yerel yönetim devre dışı kalarak İstanbul içerisinde çok büyük ölçekteki bir alanda yetkisiz hale gelmesiyle süreç merkezi yönetimin elinde devam etmiştir. Bu çalışmada ortaya çıkan bu yetki çatışmasını ortaya koymak adına neoliberal planlama etkisiyle inşaat odaklı gelişim modeli olarak ortaya atılan bu mega projenin ortaya atılmasındaki etkenlerin, sürecin aktörlerinin ve sonuçlarının anlaşılması adına neoliberal planlama kavramı üzerine araştırmalar yapılmıştır. Tez dahilinde Şehir Plancılar Odası, Mimarlar Odası ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde yer alan yetkililer ile yarı-yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Oluşan yetki çatışması, yapılan görüşmeler, proje üzerinden merkezi ve yerel yönetim tarafından hazırlanan imar planları, çed raporu, araştırma raporları ve yapılan açıklamalar üzerinden 2019 yerel seçimleri öncesi ve sonrası projenin planlama süreci üzerinden okunmaya çalışılacaktır. Anahtar kelimeler: Neoliberal Planlama, neoliberal otoriterleşme, inşaat odaklı gelişme, mega projeler, yetki çatışması
Arkeolojik alan yönetim planlarının kırsal yerleşimlere etkisi
Kültürel miras oldukça geniş bir tanıma sahip olup, insanlığın geçmişten günümüze ait her türlü bilgi birikimi ve somut eserleri olabileceği gibi günümüzde hala üretimin devam ettiği bir peyzaj ögesi de olabilmektedir. Kültürel miras kavramının yıllar içinde geçirdiği değişim ile kültürel mirasın içeriği de genişlemiş dolayısıyla kültürel mirasın korunmasına yönelik yeni yaklaşımlar geliştirilmeye başlanmıştır. 1972 yılında UNESCO tarafından hazırlanan "Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunması Sözleşmesi" kültürel miras tanımının yapılması ve kültürel miras alanlarında koruma standartlarının belirlenmesi için önemli bir adım olmuştur. Dünya Mirası kavramını literatüre dahil eden sözleşmeyle beraber yönetim planı kültürel mirasın korunmasında bir araç olarak tanımlanmıştır. Ancak yönetim planlarının işlerlik kazanması UNESCO'nun Dünya Mirası Listesi aday başvuru dosyasında yönetim planı bulundurma zorunluluğunun gelmesiyle olmuştur. Türkiye'de 2000'li yıllardan sonra kendine yer bulmaya başlayan alan yönetim planları, kültürel miras alanlarının korunmasına yönelik ilgili alandaki paydaşlar arasında eşgüdümün sağlanması ve alanın sürdürülebilir kullanımına yönelik kararlar içeren belgelerdir. Bu çalışma ile Türkiye'de oldukça zengin bir kültürel varlık olan ve çoğunlukla kırsal alanlara yayılmış arkeolojik alanlarda yapılan alan yönetim planları incelenecektir. Hem kırsala ilişkin politikalarda yerel bir kaynak olarak kültürel mirasın önem kazanması hem de kültürel mirasa ilişkin politikalarda mirasın ekonomik ve sosyal katkı sağlayan bir yaklaşıma dönüşmesi esas alınarak seçilen alan yönetim planı örneklerinin kırsal yerleşimlere ilişkin yaklaşımlarının değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Kırsal yerleşimler ise mevcut sorunları, arkeolojik alanlarla olan ilişkisi ve kırsal yerleşimlere yönelik planlama araçları çerçevesinde ele alınacaktır. Mevcut planlama sistemi içerisinde bir araç olarak alan yönetim planlarının kırsal yerleşimlere yönelik kararların sunacağı katkılar ve fırsatlar ortaya konulacaktır. Bu doğrultuda değerlendirme için seçilen alan yönetim planları yapılan arkeolojik alanlar ve kırsal yerleşimler şu şekildedir; Aphrodisias ve Geyre, Ani Harabeleri ve Ocaklı Köyü, Çatalhöyük ve Küçükköy, Göbeklitepe ve Örencik ile Yesemek Açık Hava Müzesi ve Yesemek. Değerlendirme, alan yönetim planlarının genel yaklaşımları ve en önemli ögesi olan eylem planı kurgusu üzerinden yapılacak, belirlenen kriterler üzerinden de bir karşılaştırma ortaya konulacaktır.
Kadıköy merkezli kentsel gelişmenin Prost planlaması ve Menderes imar hareketleri bağlamında karşılaştırılması
1930'lu ve 1940'lı yıllarda İstanbul'da bulunan Fransız şehir plancı ve mimar Henri Prost'un hazırladığı imar planlarında sunduğu yeniliklerin, ileriki dönemde kentsel kararlarda yetki sahibi aktörleri de etkilediği anlaşılmaktadır. Bu bağlamda, 1950'li yıllarda İstanbul'da imar operasyonlarını uygulamaya koyan, Başbakan Adnan Menderes'i örnek göstermek yanlış olmaz. Menderes'in liderliğindeki Demokrat Parti iktidarında İstanbul'da uygulanan imar hareketleriyle, bir önceki dönemin Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında, Prost planlamasıyla geliştirilen imar yaklaşımlarını karşılaştıran bu tez, iki dönem arasındaki öncüllük-ardıllık ilişkisini ortaya koymayı hedeflemiştir. Bu amaçla, çalışmada İstanbul'un Anadolu yakasının önemli yerleşim alanı Kadıköy ilçesindeki örnekler, detaylıca incelenecektir. Yazarın bu tercihinin temel nedeni, literatürde Avrupa yakası özelindeki Prost planları ve Menderes yıkımlarına dair çok sayıda değerlendirme içeren akademik yayın bulunmasına karşın, Anadolu yakasına ilişkin incelemelerin az sayıda olmasıdır. Tezin ilk bölümünde, söz konusu karşılaştırmaya yönelik gerekçelerin nasıl belirlendiği ortaya konulurken, daha önce benzer alanlarda yapılan çalışmalardan da farkı açıklanmaktadır. Literatürdeki farklı çalışmalardan da yararlanılarak iki dönem için bir tarihsel seyir çizilmektedir. Ardından her iki dönemin kararlarının arka planındaki sosyopolitik ve sosyoekonomik gerekçeler irdelenmektedir. Bu doğrultuda, imar kararlarıyla İstanbul'un kentsel gelişmesinde önemli rol alan, ilki iktidarın davetlisi mimar proje müellifi diğeri müellifi dışarıda bırakan siyasi bir kişilik olarak dönemin başbakanının kentsel kararlarının arkasında yatan temel motivasyonları anlamaya çalışılmaktadır. Böylelikle, İstanbul'un 1930'lar ve 1950'ler aralığında, Kadıköy ilçesindeki semtlerin büyüme dinamikleri ve bu semtlerin birbiriyle ilişkileri ve İstanbul'a kazandırılan hareketlilik hızı da ele alınmaktadır. Bu kapsamda, iç göç, sanayileşme, otomobil odaklı ulaşım planlamaları, Türkiye'nin Küçük Amerika olarak konumlanma çabası, azınlıkların İstanbul'u terki, gecekondulaşma, gelişen diğer yeni konut biçimleri gibi olgu ve süreçler inceleme kapsamına dahil edilmiştir. Tez metninin ilerleyişi, Erken Cumhuriyet Dönemi'nin ardından tek parti iktidarını eleştiren anlayışla çok partili döneme geçer geçmez, iktidarın ilk müdahale ettiği kentsel mekânda, eleştirdiği tek parti iktidarının imar hareketlerine nerede tutunduğu nerede ortadan kaldırmaya çalıştığı, nerede örtüştüğünü tartışmayı amaçlamaktadır. Bu doğrultuda, kentsel gelişim alanlarında kentsel ve sosyal dokuyu şekillendiren ögeler, bu yönüyle kurucu görevler üstleniyorlarsa, kent mekanını yeniden üretiyorlarsa, tez içinde buna dair de detaylı açıklamaya da yer verilmiştir. Tüm bu incelemelere, arşiv, gazete ve geniş bir literatür taraması ile ulaşılan veriler yol göstermiştir. Tezin sonuç kısmında, detaylıca ele alınan olayların ve olguların genel bir değerlendirmesi sunularak çeşitli önerilerde de bulunulmaktadır.
Measuring the publicness of urban environment by means of fuzzy logic modeling
This thesis draws upon a model of the publicness of publicly owned and managed spaces by means of fuzzy logic modeling. The value of this approach is that it is practical in simplifying and emphasizing both the interdependent nature of the concept of publicness and its complexity. The proposed model aims to effectively evaluate and compare the publicness of public space. The thesis highlights different methodologies in understanding the publicness by considering various conceptual approaches at the heart of the debate about public space. In doing so, the thesis is organized into nine main parts. The first part gives a brief introduction about the aim, and the scope of the research. The second part discusses the fundamental notions namely public, public space, public realm, public sphere and publicness. It also discusses the dimensios of publicness mostly mentioned in previous research body. The third part explains the complexity, complexity theories of cities and fuzzy logic in analysing complex issues. By deeply discussing the literature, the thesis aims to clarify and develop its unique approach to publicness. The following part explains the proposed model of publicness based on management, access and user dimensions, by analyzing the leading discourse and previous models of publicness. The fifth part draws upon the methodological approach, case study selection and naturalistic observations, land use analysis, space syntax analysis and the other tools for the research. The sixth part presents the case study findings from twenty public spaces in Istanbul. It also presents the results of observations and interviews with users. The following part tries to analyse the correlations among the variables including publicness, urban layout, management, access and users dimensions. It reveals the relationships between different layers of urban public space and how the variables affect the other. The last two parts draw upon research findings and conclusions.
Yerel ekonomik gelişme faktörlerinin algısal değerlendirmesi: TR41 ve TRC1 düzey 2 bölgeleri
Kökenleri 1960'lara kadar izlenebilen yerel ekonomik gelişme uygulamaları, başlangıçta belirli bölgelerde öne çıkarken, küreselleşmenin etkisiyle tüm dünyada hızla yaygınlaşmıştır. Küreselleşmenin sunduğu büyük ölçekli getirilerden tüm dünya ülkeleri aynı oranda fayda sağlayamamıştır. Uygulanan küresel politikalar sonucu farklı sosyal ve ekonomik yapıya sahip bölgeler arasında eşitsizlikler artmıştır. Artan eşitsizlikler ve büyümenin dengesiz dağılımı sonucu bölgeler merkeziyetçi, emredici politika yaklaşımları yerine daha küçük ölçekli, yerinden, yerel yaklaşımlara ihtiyaç duymaktadır. Diğer bir deyişle küreselleşmenin ortaya çıkardığı sorunlarla baş etme ihtiyacı yerel ekonomik gelişme yaklaşımı uygulamalarının yayılmasını hızlandırmıştır. Neredeyse tüm dünyaya yayılan yerel ekonomik gelişme yaklaşımı, yerel ve ulusal ölçeğe bağlı olarak birçok bileşenden meydana gelmektedir. Çok bileşenli bu yaklaşım ve politikalar, yerel düzeyin sahip olduğu sosyal ve ekonomik yapıya göre farklılık göstermektedir. Sosyal ve ekonomik yapının yanı sıra yerel düzeyin sahip olduğu farklı kurumsal yapılara bağlı aktörler de yerel ekonomik gelişme sürecinin önemli bir kısmını oluşturmaktadır. Bu çalışmanın amacı, farklı sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeylerine sahip TR41 ve TRC1 düzey 2 bölgelerinde yerel ekonomik gelişme faktörlerinin farklı kurumsal yapılara bağlı aktörler tarafından nasıl algılandığını ve önceliklendirildiğini değerlendirmektir. Söz konusu yerel ekonomik gelişme faktörleri geniş bir literatür taraması sonucu belirlenmiş olup, bilimsel çalışmalarda uzlaşılmış olan göstergelerdir. Bu çerçevede yerel ekonomik gelişme yaklaşımının kavramsal arka planı oluşturulmuştur. Tezin ilk bölümünde yerel ekonomik gelişme yaklaşımının tanımı yapılmış ve tarihsel gelişimi incelenmiştir. Daha sonra YEG yaklaşımının ortaya çıkışında etkisi büyük olan küreselleşme sürecinin yerel ekonomiler üzerindeki etkisine değinilmiştir. Kavramsal arka plan içeriğine küreselleşme sürecinin sonunda gelişen YEG stratejileriyle devam edilmiştir. Stratejilerden sonra, çalışmanın temel girdisi olan yerel ekonomik gelişme faktörleri, bu faktörlerin tanımı ve farklı çalışmalarda nasıl ele alındığı incelenmiştir. Çok katmanlı YEG yaklaşımının kavramsal çerçevesinin tamamlanması amacıyla ilgili kuramsal yaklaşımlar ve aktörlere de değinilmiştir. Tezin ikinci bölümünde dünyanın farklı şehirlerindeki ve bölgelerindeki yerel ekonomik gelişme inisiyatiflerine değinilmiş, bu inisiyatifler uluslararası örgüt deneyimleri bağlamında incelenmiştir. Özellikle 1980'lerden sonra uyguladıkları yerel ekonomik gelişme inisiyatifleriyle öne çıkan 3 önemli uluslararası örgüt; Dünya Bankası, Avrupa Birliği ve İktisadi İşbirliği ve Gelişme Teşkilatı (OECD)'nın YEG'ye yaklaşımları ve bu kapsamda geliştirdikleri ilgili programlar incelenmiş, bazı uygulamalara değinilmiştir. Üçüncü bölümde Türkiye'deki yerel yönetimler ve yerel ekonomik gelişme ana hatlarıyla ortaya konmuştur. Kalkınmanın en temel araçlarından biri olan kalkınma planları ve bölgesel gelişme araçlarından oluşan bölgesel yaklaşımlar yerel politikalar kapsamında değerlendirilmiştir. Bölgesel politikalarda yerel yaklaşımların rolünü ortaya koyan bu incelemelerden sonra, yerel yönetimlerle ilgili yasal düzenlemelere değinilmiş ve yerel yönetimlerin Türkiye'deki dağılımına bakılmıştır. Sayısal dağılımdan sonra yerel yönetimlerin mali kapasitesi, harcama, gelir kalemleri ve kamu yatırımları üzerinden incelenmiştir. Burada amaç, yerel yönetimlerin sahip oldukları bütçelerde merkezin payını ve yerel kaynaklardan üretilen payı ortaya koymaktır. Yerel ekonomik gelişme faktörlerinin önceliklendirilmesinin algısal olarak ölçüldüğü dördüncü bölüm saha araştırmasından oluşmaktadır. Çalışmanın uygulama alanları olan farklı sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeylerine sahip TR41 ve TRC1 düzey 2 bölgeleri tezde dikkate alınan YEG faktörlerine paralel olarak ikincil verilerle betimlenmiştir. Bu bölümün ilk aşamasında bölgelere ilişkin derlenen ikincil verilerle nesnel bir değerlendirme yapılmıştır. İkinci aşamada ise YEG faktörlerini yerel düzeydeki önemlerine göre sıralayan farklı kurumsal yapılara bağlı aktörlerin cevapladıkları anketler değerlendirilmiştir. İstatistik yöntemlerle ölçülen sıralama sonuçları ve YEG faktörleriyle ilgili kişisel yorumlar kullanılarak çalışmanın algısal değerlendirme kısmı ortaya konmuştur. Yapılan nesnel ve öznel değerlendirmeler sonucunda, farklı sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeyine sahip bölgelerde bilimsel çalışmalarda uzlaşılmış olan yerel ekonomik gelişme faktörlerinin önem sıralamasının farklılaştığı görülmektedir. Sosyo-ekonomik gelişmişlik sıralamasında daha geride olan TRC1 bölgesinde 'geleneksel faktörler' in yerel aktörler tarafından daha önemli olarak algılandığı görülürken, TR41 bölgesinde kurumsal kapasite, iş kültürü gibi soyut faktörlerin TRC1 bölgesine kıyasla yerel ekonomik gelişmede daha etkili olarak algılandığı görülmektedir. Bölgesel kıyaslamaların yanı sıra, düzey 2 bölgeleri içinde yer alan illerin sahip oldukları yerel kaynaklarla, dinamiklerle ilişkili olarak öne çıkması dikkat çekmektedir. Sonuç olarak, yerel ekonomik gelişme ve bağlı olduğu temel faktörler bölgelerin ve yerel düzeylerin sosyo-ekonomik gelişmişliklerine ve yerel yönetim yapılanmalarına bağlı olarak değişmektedir. Merkezi yönetimin gelişme eksenleri ve vizyonlarını dikkate almanın yanında, çok aktörlü, çok düzeyli ve yerinden yönetim anlayışını benimseyen yerel yönetimlerin, yerel potansiyelleri dikkate alan daha doğru politikalar üreterek, yerel ekonomik gelişmede daha başarılı olmaları beklenmektedir.
Online entrepreneurship as a strategy for rural development: Case of Turkey
Rural development is one of the most important topics in Turkey's regional development strategies. In spite of the fact that Turkey's urban population has an increasing trend, still a considerable amount of population is located in rural areas Even though according to 2015 address based population results the ratio of rural population is close to %8, before the legislation change in 2012 the rural population was close to %22. The rural population looks like decreased however the rural life continues. In accordance to this information, an important part of the population is employed in agriculture, which is one of the main rural economic activities. The problem is that economic value of agricultural activities is lower when the ratio of agricultural employment is compared to the ratio of agriculture's share in GDP. To promote rural development, agriculture is one of the main tools. The rural development strategies related with agriculture should be evaluated under the scope of the new economic environment where locality gains importance and the development starts from local/individual. As a result, individual may take responsibility by being an entrepreneur and contribute to economic development. If this scenario is considered for rural areas and agriculture, the producer or the supplier can play an important role as an entrepreneur. Rural entrepreneurs can deliver their agricultural products through one of alternative food networks. Alternative food networks, which became an important topic in literature highlight the importance of locality and sustainability in food network chain. They suggest direct relationship between producer and consumer which means shortening the distance from one to another. The thesis explores the potential of agricultural activities in rural development by researching online rural entrepreneurship as an alternative food network strategy. Moreover, the aim of the thesis is to analyze the effects of online entrepreneurship on rural development and to examine online entrepreneurship through its ecosystem as an alternative. There is a lack of research in this area for Turkey so this study will be a pioneering attempt to contribute to the existing literature. Using empirical case studies from rural Aegean region, a framework for analyzing online rural entrepreneurship is constructed and operationalized. The case study examples are selected from online entrepreneurs whose business is related with rural agricultural products. The important thing is that these selected entrepreneurs should be commercializing local products from their own farms or farms from a close area. Moreover, the sales should be online or directly from the farm. The date of establishment, the number of the workers (including their profile), the amount of sales are important criteria of this research. By using 'business model canvas', the relationships of the system is analyzed and mapped to answer questions as what are the key activities, key resources, revenue streams, cost structure, channels, value propositions, customer relationships& segments. In conclusion, this study assesses how online rural entrepreneurs can contribute to rural development in a wider scope by examining the potential of farmers-entrepreneurs to play a catalyst role in combining local assets to economy. As a result, it is found that online rural entrepreneurship has positive effect on rural development in local extent however in order to widen this effect to regional extent, online rural entrepreneurship should be promoted with public policies.
Doğal alanlara mekansal müdahalelerde yerel halkla yaşanan ihtilafların çevre etiği perspektifinden yorumlanması: Kaz Dağları örneği
Türkiye'de doğal alanlara yapılan ve yapılması planlanan çeşitli termik santral, HES ya da madencilik projeleri yerel halkın itirazlarına ve bunun sonucunda yerel halk ile bu projeleri destekleyen planlama erkini temsil eden profesyonel ya da yatırımcılar arasındaki ihtilaflara şahit olmaktayız. Çevre etiği literatürü, planlama disiplinin öznesi olduğu mekânsal müdahalelerin insanmerkezli bir tutum gösterdiğine vurgu yapmaktadır. Bu tez kapsamında, çevrecilerin davranışlarını biçimlendiren çevreye atfettikleri değerin ne olduğu ve doğal çevreleriyle kurdukları pratik ilişkinin nasıl gerçekleştiği araştırılmış bunun üzerinden projeleri destekleyenler ile yaşanan ihtilafın çevre etiği bağlamında yorumlanması hedeflenmiştir. Bu amaçla, 2016 yılı Şubat ayında Kaz Dağları'nda yöredeki termik santral, HES ve madencilik projelerine muhalefet eden 16 çevreci ile derinlemesine mülakatlar yapılmıştır. Mülakatlar neticesinde, yöredeki çevrecilerin söylemleri ve davranışları değerlendirilerek gündelik pratikleri, çevreye karşı tutumları ve çevreye atfettikleri değerler üzerinden yorumlanmıştır. Yerelden kaynaklanan itirazlar ile projeleri destekleyenler arasındaki ihtilafın, değer teorisi bağlamında içkin-araçsal değer ikiliğine denk düşüp düşmediği sorgulanmıştır. Ancak, bu tür bir kategorik ayrımı ifade etmenin mümkün olmadığı sonucuna varılmıştır. Bununla birlikte, çevre literatürü kapsamında insanmerkezli ve çevremerkezli yaklaşım ikiliği takip edilmekle birlikte bu ikisi arasındaki sınırı net bir şekilde çizmek her zaman mümkün olmamaktadır. Her iki yaklaşımın pratiği zaman zaman benzeşmekte, ancak felsefi argümanları farklılaşmaktadır. Kaz Dağları ve yöresinde yapılan arazi çalışması bu durum ile paralellik göstermektedir. Yöredeki çevrecilerin davranışları dar bir insanmerkezli yaklaşımı reddeder nitelikte ancak gündelik pratiklerinin doğa ile kurduğu araçsal ilişkiyi de reddetmeyerek insanmerkezli bir tutum sergilemektedir. Bu çalışmanın en önemli çıktıları, yöredeki çevrecilerin, kimlik ve kökenlerine göre farklılaşan tutumlarıdır. Yöredeki çevreciler arasında, sonradan yöreye yerleşenler ile doğma büyüme yerli olanlar arasında yaklaşım farkı dikkat çekicidir. Bu iki grubun çevremerkezlilik-insanmerkezlilik ikiliğinin esnekliği içinde aldıkları pozisyonlar farklılaşmaktadır.
Ofis yer seçimi kriterlerinin belirlenmesi: Anadolu Yakası A Sınıfı ofis piyasası örneği
Dünyada 19. yüzyılın ortasından itibaren şekillenmeye başlayan hizmetler sektörü, hızla gelişen teknoloji ile birlikte yıllar içinde önemi artan bir sektör haline gelmiştir. Küreselleşme ile birlikte iletişim ve ticaret alanında daha da yakın ilişkiler kuran ve bütünleşen ekonomilerdeki firmalar aynı zamanda üretimin de uluslararası ölçeğe taşınmasıyla birlikte birbirleriyle her geçen gün artan bir rekabet içerisine girmişlerdir. Bu güçlü bütünleşik iletişim ortamında coğrafi sınırlar ortadan kalkmış ve şehirler kendilerine ait sınırların çok daha ötesine geçerek yeni işbölümü bağlamında bilişim teknolojilerinin yarattığı ağın birer parçası olmuşlardır. Sonuç olarak iletişim ve bilgi teknolojileriyle beraber pek çok servisi kapsayan hizmetler sektörü daha da önem kazanmıştır. Esneklikten uzak ve katı bir denetim biçimine sahip fordist üretim modelinin ardından 1900'lerin son çeyreğinde ortaya çıkan postfordist üretim yapısının sonucu olarak üretim modellerinde ve mekanlarında köklü değişiklikler yaşanmıştır. Üretimin uluslararası düzeyde daha da yaygınlaşmasını sağlayan bu köklü değişiklikler, teknolojik gelişmelere de bağlı olarak hız kazanmış, ulaşım ve iletişim maliyetleri üzerinde olumlu bir etki yaratmıştır. Bu değişim hizmet aktivitelerinin en yoğun gerçekleştiği mekanlar olarak şehirleri ve merkezlerini derinden etkilemiştir. Şehirsel merkezler 1980'lere kadar ana ulaşım aksları boyunca gelişme göstermiş olup, 1980'lerden sonra teknolojideki gelişmelerin de etkisiyle birbirleriyle kendi içinde bir ağ oluşturarak hem kendi şehirsel yapılarının hem de uluslararası platformdaki ilişkiler ağının birer birleşeni olmaya başlamışlardır. Makro ölçekte sektörel bazda yaşanan bu değişim hizmet faaliyetlerin gerçekleştiği daha alt ölçekteki birimler olarak ofis kavramını ve zaman içindeki mekansal yapısını derinden etkilemiştir. 16. yüzyılda devlet işlerinin idaresi amacıyla yapılan ve ilk ofisler olarak kabul edilen binalardan bu yana ofis kavramı yaşanan sektörel değişimlerin de etkisiyle zaman içinde başlı başına bir gayrimenkul ürünü haline gelmiş, özellikle teknolojiyle yakından ilgili olan hizmet faaliyetleri için ofisler en önemli birimler olarak gelişmiştir. İşletmelerin maliyetlerinde en önemli kalem haline gelen ofislere ait giderler zaman içinde daha da hayati bir önem taşır hale gelmiştir. Bu yüzden firmaların kendi faaliyetlerine en uygun çözümü sunan ofislere ait doğru yer seçimi ilk yatırım maliyetlerini düşürücü etkisi de göz önüne alındığında oldukça önemli bir hale gelmiştir. İstanbul Türkiye'de hizmetler sektöründeki istihdamın %30'una sahip olmakla beraber ülkedeki en büyük ofis stokuna da ev sahipliği yapmaktadır. Hizmet faaliyetlerinin bu denli yoğunlaştığı bir şehir olarak İstanbul'da gerçekleştirilen bu çalışma ile sektörün sahip olduğu potansiyeli sadece şehir ölçeğinde değil aynı zamanda ülke ölçeğinde de planlı bir şekilde desteklemek için stratejilerin belirlenmesi hedeflenmektedir. Bununla beraber İstanbul'un tek merkezli yapıdan çok merkezli yapıya geçişinde sadece yaşamayı tercih eden nüfus olarak değil ayrıca hizmet istihdamının da yoğunlaştığı bir nokta olarak Anadolu Yakası'nın, 1980'lerden başlayarak gösterdiği gelişimin dinamiklerini incelemek ve ofis kullanıcılarının davranış biçimlerini anlamak ve gerekçelerini değerlendirmek ileride gerçekleştirilecek yer seçimi ve planlama kararlarında önemli bir rol oynamaktadır. Bu bağlamda, İstanbul'da hizmet sektörüne yönelik niceliksel ve niteliksel veri analizi yaparak sektörün eğilimlerini ve yer seçim kriterlerini tespit etmek amacıyla Anadolu Yakası'ndaki kalite ofis stoku olan A sınıfı ofis kullanıcıları ile anket çalışması gerçekleştirilmiştir. Anket çalışması için 1/100.000 ölçekli ve 2009 tarihli İstanbul Çevre Düzeni Planı'nda da Anadolu Yakası'nın birinci derece iş merkezi olarak tanımlanan Kozyatağı ve yeni gelişmekte olan Ümraniye iki pilot bölge olarak seçilmiştir. Bu anket çalışması Anadolu Yakası anket katılımcısı firmaların büyüklük ve genel yapısını ölçmeye yönelik olduğu gibi aynı zamanda bulundukları ofisleri seçerken hangi faktörleri göz önünde bulundurduğu sorgulamıştır. Aynı zamanda iki ilçe arasındaki yer seçimi kriteleri ve önem derecelerinin farklılaşması incelenmiştir.
Küme oluşum ve gelişim sürecinde belirleyiciler: İstanbul mobilya sektörü örneği
Kümelenme yaklaşımı, temeli 1900'lu yıllara Marshall'ın yığılma ekonomilerine dayanan, 1990'lı yıllarda ise, M. Porter tarafından popülarize edilen, ulusal, bölgesel ve yerel rekabetçiliği arttıran bir kalkınma aracıdır. Değişen küresel örgütlenme, ekonomik kalkınma için kamu odaklı geleneksel yaklaşımlar yerine yerel avantajlar ve tüm aktörlerin katılımını ve işbirliğini ön plana çıkartan araçları gerekli kılmaktadır. Literatürde yöntemsel ve öncelikle rekabet avantajı yüksek kümelerin seçilmesine yönelik eleştirilere karşın, kümelerin başarı hikâyelerinin yaygınlaşması ve ulusal politikaların içine adapte edilebilir esnek yapısı, karar vericiler için kümelenmeyi tercih edilen bir araç haline getirmektedir. Sektörlerin bilişsel ve teknolojik altyapıları geliştirilerek yapısal dönüşümün sağlanması, bölgesel eşitsizliklerin dengelenmesi ve kent makroformunun reorganizasyonu, kümelenmenin yerel, bölgesel ve ulusal düzeyde kullanım amaçlarını oluşturmaktadır. Kümelenme, kamu politikaları tarafından stratejik olarak kullanılan bir araç olsa da kümeler mekân ve sektörün içsel dinamiklerini kullanarak kendiliğinden gelişen/oluşan yapılanmalardır. Bu nedenle mevcut sektörel yığılmalar kümelerin geliştirilmesi için önemli bir potansiyele sahiptir. Nitekim yığılmaları ve kümeleri ayrıştıran unsur tüm aktörler arası kuvvetli ilişkiler ve stratejik işbirlikleridir. Bu tezin amacı; yığılmaların kümelere dönüşüm sürecinde, mekânsal yakınlığın yanısıra, işbirliği ve yenilikçiliği öne çıkartan bir araç olan kümelenmenin gelişiminde mekân, aktör ve ilişkilerin belirleyiciliğinin araştırılmasıdır. Küme kavramının tanımından yola çıkılarak kümelerin içsel dinamikleri incelenmiştir. Özellikle ulusal literatürde sınırlı olan mikro düzeydeki kümelenme çalışmalarına ve geleneksel üretim sektörleri ağırlıklı İstanbul sanayinin dönüşüm sürecine katkı sağlaması amaçlanmıştır. Beş bölümden oluşan çalışmanın giriş bölümünde konu ve tez çalışma yöntemi genel hatları ile tanıtılmıştır. İkinci bölümde; kümelerin oluşumu ve gelişimi geniş bir perspektifle ele alınarak yığılma ekonomilerinden kümelenmeye geçiş ve bu süreçteki kuramsal yaklaşımlar, kümelenmenin belirleyicileri ve mekânsal düzeylere göre etkilerini kapsayan kuramsal arka plan aktarılmıştır. Üçüncü bölümde dünya örnekleri ve Türkiye'de kümelenme politikaları incelenmiştir. Dördüncü bölüm; örnek alan çalışmasının çerçevesi ve yönteminin ardından bulguların tartışıldığı bölümdür. Sonuç ve önerilerin anlatıldığı beşinci bölümde, örnek alan bulgularının kuramsal çerçeve ışığında yorumlanarak, Dudullu mobilya kümesinde mekân-aktör ve ilişkilere bağlı belirleyicileri ortaya konmaktadır. Dudullu mobilya kümesinin ilişkilerinin kuvvetlendirilmesi ve eksik aktörlerin tamamlanmasına yönelik öneriler, İstanbul'un gelişim öngörülerine paralel olarak geliştirilmiştir. Aktörlerle derinlemesine görüşmeler ve anket yöntemi ile bilgi toplanan tezde Dudullu mobilya kümesinde üretimi olan farklı ölçeklerdeki firmalar ve lider oyuncular ile görüşülmüştür. İstanbul Sanayi Odası, sektör temsilcisi ve meslek örgütü ile yapılan görüşmeler de yöntemin bir parçasıdır. Bu incelemelerin, metropoliten alanda yer seçen, yerel dinamikleri kullanarak kendiliğinden gelişen, geleneksel üretim kalıplarına sahip ve İstanbul sanayi yapısını temsil eden bir sektör üzerinde yapılması, araştırma sonuçlarının önemini arttırmakta ve küme gelişimi hakkında ipuçlarını oluşturmaktadır. Mekân, aktör ve ilişkilerin etkileşimlerinin farklı boyutlarının ele alındığı tez kapsamında oluşturulan hipotezleri kanıtlamaya yönelik tedarik, fason üretim ve bütünleyici aktör ilişkilerinin mekânsal örüntüsü ve kümenin eksik aktörleri belirlenmiştir. Araştırma bulgularına göre; mekânsal yakınlık ile kuvvetlenen ilişkiler, diğer yakınlık türlerinin oluşumunda tamamlayıcı bir rol üstlenmektedir. Yerel ilişkilerin, işbirliğine olanak sağlayan birleştirici yapısının yanısıra, teknoloji aktarımı ve tasarım yaratımında uluslararası ilişkilerin önemi ortaya çıkmaktadır. Farklı mekânsal düzeydeki ilişkiler kümeye sermaye ve bilgi aktarımını sağlamaktadır. Ayrıca mekânsal örüntünün yaygınlaşması ile ilişki kuran firmaların ölçekleri büyümektedir. Dudullu mobilya kümesinin eksik oyuncuları, yenilik yaratımını destekleyen aktörler, kamu ve meslek kuruluşlarıdır. Aktörler arası iletişimin kurulamamış olması gerek Ar-Ge, tasarım gerekse yetenekli işgücünün sektöre geçişini engellemektedir. Tasarım odaklı bir sektör olarak yenilik yaratımı için gerekli kültür ve girişimciliğe sahip bir bölgede yer almasına karşın, firmalar ve yenilik yaratımını destekleyen aktörler arası ilişkilerin zayıf olması kümenin rekabetçiliğini düşürmektedir. Literatürde de küme aktörleri arasında önemi vurgulanan kamu kuruluşları, aktör veya düzenleyici olarak yer almamakta, kümeye özgü yerel kurumsal yaklaşımlar bulunmamaktadır. Firmaların birlikte hareket edebilmesini sağlayan formel işbirliğinin aktörler arasında oluşmaması araştırmanın diğer önemli bulgusudur. Eksik aktör ve ilişkiler işbirliği oluşumunu engellemektedir. Bu sonuçlar kapsamında Dudullu mobilya kümesi için sonraki çalışmalara ışık tutacak öneriler geliştirilmiştir. Tez sonuçları, İstanbul'un KOBİ'lerden oluşan geleneksel imalat ağırlıklı sanayi yapısının dönüşümünde ise, kümelenmeye dayalı kolektif, yenilikçi ve çok aktörlü bir yapının ön plana çıkması gerekliliğini ortaya koymaktadır. Ulusal ve bölgesel kalkınmanın yanısıra, kent makroformunun reorganizasyonu için birleştirici kurumsal aktörler ve teşvik mekanizmalarının oluşturulması dönüşüm sürecini destekleyecektir.
Spatial decision support system for site selection of investments of prominent sectors: The case of East Marmara
Along with the factors effecting directly the competitiveness such as the level of capital accumulation, qualified and cheap labor force, market opportunities and the development level of the supporting sectors, the geospatial location and spatial distribution of the firms are another factors which effect competitiveness. Due to the developing economic structure and increasing urbanism, the land, also, has become a scarce source which must be used efficiently. Thus, the question of "for what purpose should the land be used?" is now a strategic decision and it has to be emphasized importantly for the maximum social, economic and environmental benefit at the regional scale. Furthermore, globally adopted "Smart Specialization" concept is used for defining sectoral roles to the regions. The NUTS 2 Region of East Marmara was chosen as the case study because of being the most specific region that encounters the land scarcity and the heterogeneity of capital and labor market. The purpose of the study is to find answer for such a hard question like "how a city and a region benefits the most in terms of sectoral site selection of a specific zone?" For that purpose, the zones which are defined as industrial zone will be examined by considering the requirements and site selection criteria of the 8 most competitive sectors of the region. Finally with the help of the Geographical Information System, spatial analyses will be applied for the optimization of investments for the competitive sectors at regional scale of East Marmara and all of these will be performed by the newly suggested "Smart Spatialization" approach within the context of "Smart Specialization".
Bölgesel kalkınma ajansları ve yönetişim: Doğu Marmara Kalkınma Ajansı uygulaması olarak Düzce turizm strateji ve eylem planı örneği
Dünyayı küçük bir köy haline getiren küreselleşme, geleneksel yönetim modelleri yerine yenilikçi yaklaşımların geliştirilmesi ihtiyacını doğurmuştur. Yönetişim kavramı, klasik yönetim biçimlerinin zaafları neticesinde doğmuş gibi görünmekle birlikte, genel olarak gücün kendisinden ziyade, nasıl kullanılacağıyla ilgilenmektedir. Bu bağlamda yönetişim; çeşitli işbirliği modellerini içinde barındıran, toplumun her kesiminden katılımı esas alan ve taraflar arasında etkileşimi yüksek tutan bir çoklu-karar verme sürecidir. İyi yönetişim kavramı ise, Dünya genelinde ekonomik kalkınmaya önem veren birçok uluslararası donör kurum tarafından kullanılan bir terim olup, hesap verebilirlik, hukukun üstünlüğü, katılım, şeffaflık ve uyum gibi çeşitli kriterlerle yönetişimin iyi yapılıp yapılmadığına yönelik bir değerlendirmedir. Bölgesel kalkınma ajansları, özellikle İkinci Dünya Savaşı'nın olumsuz etkileri sonrasında yaşanan yeniden yapılanma faaliyetleri sonucu ortaya çıkmış olup, giderek daha da belirginleşmeye başlayan bölgelerarası farklılıkları gidermeye yönelik politikalar üretme ve uygulama araçlarından biridir. 50 yılı aşkın bir süredir etkin bir biçimde birçok ülkede faaliyet gösteren bölgesel kalkınma ajansları; genellikle kamu yönetimi tarafından finanse edilen, bölgesel ekonomik gelişmeyi özendirmek üzere merkezi ve yerel hükümetin arasında bir düzeyde oluşturulan ve modern yönetişim unsurları çerçevesinde çalışan kurumsal yapılardır. Türkiye'de bölgesel kalkınma ajansı kurma çabaları, 2000'li yılların başında Avrupa Birliği'ne üyelik sürecinin hızlanmasına paralel olarak ivme kazanmıştır. 2002 yılında İstatistiki Bölge Birimi Sınıflandırmasının (İBBS) kabul edilmesiyle başlayan süreç, 2003 yılında Avrupa Birliği'ne Katılım Ortaklığı Belgesinde ve Ön Ulusal Kalkınma Planında kalkınma ajansların kurulmasına yönelik taahhütler verilmesiyle devam etmiştir. 2006 yılında 5449 sayılı Kalkınma Ajanslarının Kuruluşu, Koordinasyonu ve Görevleri Hakkında Kanun çıkarılmış ve bunu takip eden 3 yıl içerisinde İBBS-2 düzey bölgelerinde 26 adet bölgesel kalkınma ajansı kurulmuştur. Bu çalışma ile ülkemizde merkezi yönetim ile yerel yönetim arasındaki bir ölçekte örgütlenen, karar vericiler ile toplumun her kesiminden temsilciyi içinde barındıran bir yapıda kurgulanan, bölgesinin ekonomik kalkınmasına yönelik faaliyetlerde bulunan bölgesel kalkınma ajanslarının uygulamalarının; çeşitli iyi yönetişim unsurları bakımından hangi düzeyde olduğunun araştırılması amacıyla yapılmıştır. Bu çalışma, Düzce Turizm Strateji ve Eylem Planı örneği üzerinden kalkınma ajanslarının sunmuş olduğu destek faaliyetlerinin; iyi yönetişim kriterleri açısından uygulanabilirliğine yönelik detaylı bilgi edinilmesini sağlayacaktır.
Kentsel dönüşüm alanlarında yaşayan farklı hak sahiplerinin uzlaşma eğilimleri: Gaziosmanpaşa/Sarıgöl Mahallesi örneği
Kentsel mekânlarda zaman içinde meydana gelen fiziksel, sosyal, ekonomik ve çevresel şartların sebep olduğu köhneme sürecine giren bölgelerde kalıcı çözümler sağlamaya çalışan kentsel dönüşüm uygulamaları; temelde bir süreci ifade eder ve bu çok aktörlü süreçte kamu, özel sektör ve alanda yaşayan sakinler bu sürecin omurgasını oluşturmaktadır. Sosyal, fiziksel, ekonomik ve politik dinamiklerin iç içe geçtiği kent mekânı; zaman içerisinde politik ve sosyo-ekonomik dinamikler ile dönüşüme uğramaktadır. Kent mekânında gerçekleşen dönüşümlerin sonucunda köhneleşen bölgeler ortaya çıkmış ve müdahale edilmesi gereken alanlar haline gelmiştir. Türkiye'de 1950'ler sonrası başlayan hızlı kentleşme ve sanayileşme süreci beraberinde göç ve kentlerde gelişen yasadışı konut alanları ile sonuçlanmıştır. Dolayısıyla 1980'li yıllardan günümüze kadar kentlerde konut ihtiyacı karşılanamadığından, kaçak yapılaşma önemli derece de artmıştır. Bu alanlardaki yasadışı yapılaşma ve görüntü kirliliğinin önlenmesi ve bu alanların kentlere tekrardan kazandırılması için kentsel dönüşüm zorunlu hale gelmiştir. Özellikle 2000 sonrası planlama çalışmaları da bu sorunun çözümüne yönelik gündemi oluşturmaktadır. Yapılan yasal ve yönetsel düzenlemeler ile kentsel dönüşüm kavramı ele alınmış ancak uygulamada karşılaşılan güçlüklere yönelik çözüm yolları yeterince tanımlanmamıştır. Bu sürecin yansımalarının en iyi okunduğu ilçelerden biri de Gaziosmanpaşa ilçesi olmuştur. Ulusal politikaların ışığında ve İstanbul özelinde değerlendirildiğinde öncelikle merkez ilçelere yapılan yatırımlar sebebiyle uzun süre ihmal edilmiş ve katlanarak artan, uzun vadeye yayılmış bu sorunların yerleşmeye verdiği mekânsal zararlar kadar sosyal boyutu da içine alan karmaşık, sorunlu bir ilçe haline gelmiştir. Bu sebeple müdahale edilmesi gereken bir alan haline gelmiştir. Aslında temel problem olarak sağlıksız yapı stoku, suçla özdeşleşmiş, marjinalleşmiş, gelir seviyesi düşük bulunan mahallelerin kentsel dönüşüme konu olması mahallelerin sahip olduğu dinamikler gerekçe olarak gösterilerek meşruiyet kazandırılmaktadır. Bu faktörler aslında birçok gecekondu alanının kentsel dönüşüm kapsamında ele alınmasında nedensellik altyapısını oluşturmaktadır. Bu şekilde kentsel alanlardaki dönüşüm faaliyetlerinde kamusal güç kullanma ve yıkımı meşrulaştırıcı bir etken olarak sunulmaktadır. Bu sürecin devamı olarak da alanda gerçekleşen uzlaşma sürecinde yaşayanların mülkiyet hakkı üzerindeki yasal belirlilikleri ölçüsünce farklı modeller ve yaptırımlar uygulanmakta veya mülk sahiplerinin kendi hakları ölçüsünce eğilimlerine izin verilmektedir. Oldukça derin ve dinamik bir süreci ifade eden uzlaşma kavramı aktarılırken; kentsel dönüşümün uygulandığı alanda yaşayan farklı mülkiyet sahipliği olan kişiler ele alınmışlardır. Bu çalışmanın amacı, Türkiye'nin en büyük metropoliten kenti İstanbul'un Gaziosmanpaşa ilçesine bağlı, Sarıgöl Mahallesi'nde gerçekleştirilen ve Türkiye'nin en büyük yerinde dönüşüm projesi olduğu iddia edilen Sarıgöl kentsel dönüşüm projesi üzerinden alanda yaşayanların mülkiyet desenine bağlı sonuçların analiz edilmesi ve değerlendirilmesidir. Böylece uzlaşma aşamasındaki eğilimlerin anlamlı bir farklılığı olup olmadığı araştırılmıştır. Uzlaşma sürecindeki eğilimlerin test edilmesi için nitel ve nicel gözlemlerin yanı sıra anketler ve derinlemesine mülakatlar gerçekleştirilmiş ve araştırma sorusuna yönelik değerlerin ölçümlenmesi sağlanmıştır. Ülkemizde süregelen yukarıdan aşağıya planlama sisteminin neden olduğu sorunlar, belli ortak kriterlere göre seçilmiş örnek kentsel dönüşüm alanları üzerinde yapılan çalışmalarda hem planlama süreci ve hem de alanda yaşayan aktör davranışları ile incelenmiştir ve söz konusu bu alanlar ile Sarıgöl Mahallesi'nde gerçekleşen uzlaşma süreci karşılaştırılmıştır. Sonuç olarak, kentsel dönüşüm uygulamaları sonunda mülkiyet sahipliliğinden kaynaklanan durumundan ötürü bazı grupların kaybettiği gözlenmiştir. Mülkiyet üzerindeki yasallık düzeyi yani "hak sahipliği" olarak nitelendirilen kavram, kentsel dönüşüm projelerinde alanda yaşayanları kategorize ederek sürecin yönetiminden, projedeki hakediş oranlarına kadar birçok konuda belirleyici olmaktadır. Alanda yaşayanların sürece ne derece müdahil olacakları sahip oldukları belgeye göre değişkenlik göstermektedir. Bu doğrultuda gecekondu bölgelerinin diğer dinamikleri dışlanarak, kentsel dönüşüm sadece mülkiyetteki yasallık düzeyine dayalı bir kurgu üzerinden ilerlemektedir. Türkiye´de gerçekleşen kentsel dönüşüm uygulamalarında uzlaşma sürecinin alanda yaşayan aktörler üzerinden tartışıldığı bu çalışmada, Gaziosmanpaşa Sarıgöl Mahallesi'nde kentsel dönüşüm kapsamında boşaltılan bir kentsel alan ele alınmıştır. Seçilmiş olan bu alan üzerinde yapılan çalışmalarda hem uzlaşma süreci hem de süreç içinde aktörlerin eğilimleri incelenmiştir. Teorik olarak alanda gerçekleşen uzlaşma süreciyle alanda hak sahibi olan tüm paydaşların projeyi sahiplenmesi ve kamu ve yerel halk arasında güven ortamı oluşması; böylece kentsel dönüşüm projesinde katılımcı, şeffaf bir süreç izleyerek, sağlıklı bir tabana oturtmak amaçlanmıştır. Ancak uygulamada durum daha farklı ilerlemiştir. Mahalle sakinlerinin karar alma süreçlerine katıldığını söylemek mümkün değildir. Mevcut bir model vardır ve alanda yaşayanlar mülkiyet durumlarına göre bu modeldeki dağıtımdan paylarını almaktadır. Yani hak sahiplerinin sürece katılımı, onlara önerilen teklifleri kabul etmeleri ya da bu tekliflere itiraz etmeleri ile sınırlıdır. Alanda uzlaşmacı bir yaklaşım ile sürecin yürütüldüğü vurgulansa da aslında saha görüşmelerinde elde edilen sonuca göre uzlaşının olmadığı açıkça görülmektedir. İzlenen yöntem hak sahiplerini zorunlu kılma üzerine temellenmiştir. Kuralları kamu aktörü tarafından belirlenmiş bir modele göre yürütülen bir süreç olduğu ancak bunun tam anlamıyla uzlaşma ilkelerini sağlayan bir model olmadığı gözlenmiştir. Sonuç olarak bu çerçevenin ortaya koyduğu kentsel dönüşüm uygulamalarının, gecekondu yerleşimleri için ciddi bir tehdit kaynağı olduğudur. Kentsel dönüşüm ile mahallenin fiziksel ve sosyal sorunlarına çözüm olacağı inancı kalmamaktadır. Mülkiyet ilişkileri ile alanda yaşayan sakinleri baskı altına alan bir kentsel dönüşüm uygulaması gerçekleştirilmektedir. Sarıgöl gibi enformel yerleşmelerde yaşayanların dayanışma ağları içinde yaşadıkları alana ilişkin sorunları çözmeleri, mekana olan aidiyet hissini kuvvetlendirmiş ve yaşadıkları mekanla özdeşleşmelerini sağlamıştır. Tapulu, tapu tahsis belgeli ve tapusuz bireylere yönelik geliştirilen politikalarla mülkiyete yönelik yasal statülerin anlamı değişirken, dolaylı yoldan mahallelinin kentsel belleği de yok olmaya başlamaktadır.
Yaratıcı endüstrilerde eğitim ve işgücü ilişkisi: İstanbul çalışması
Yaratıcı endüstriler, küreselleşen, sınırların ortadan kalktığı ve mobil iş gücünün giderek yaygınlaştığı ekonomilerde önemli bir role sahiptir. Yüksek katma değere sahip olması ve rekabet edebilirliğinin yüksek olması bu ekonomileri geçtiğimiz yüzyılın sonlarından itibaren ülkelerin politika gündemlerine taşımıştır. 21. yy yaratıcı kapitalizminde bilginin ve yaratıcılığın en önemli ürün olması bu olguların başlıca üretim ve aktarım mekanı olan üniversiteleri hiç olmadığı kadar önemli bir konuma taşımaktadır. Yeni ekonomik coğrafya, işgücü yapısındaki yeni düşünceleri ve gereklilikleri beraberinde getirmektedir. Çok hızlı hareket eden ve dönüşen ekonomik süreçlere üniversitelerin işgücünü yetiştiren kurumlar olarak bu hıza yetişebilir hatta önde gidebiliyor olması beklenmektedir. Yaratıcı endüstrilerde istihdam edilen kişilerin eğitimlerine ilişkin teorik yaklaşımların literatüre yansımaları; yaratıcı endüstri öğrenimi alanların üniversite eğitim içeriklerine dair yapılan araştırmalar şeklinde olmuştur. Yaratıcı endüstrilerde eğitim veren üniversitelerin mezunlarının istihdam edilmesine ilişkin kriterler ve üniversite eğitiminin buna yönelik yapması gerekenler hakkında son dönemde giderek artan bir literatür oluşmuştur. Çalışmanın temel amacı kentsel ekonomilerde yaratıcılığın önemi ve ilişkili olarak yaratıcı işgücünün varlığını sürdürebilmesi kapsamında, eğitim-endüstri ilişkileri açısından konuyu değerlendirmektir. Kentsel ekonomik gelişme içerisinde yaratıcı endüstrilerin önemi ve özellikle endüstri işgücünün durumunu tartışarak, yaratıcı işgücü eğitim ilişkisini, üniversiteler, endüstri beklentileri ve işbirlikleri çerçevesinde ortaya koymayı amaçlamaktadır. Türkiye' de yaratıcı endüstrilere ilişkin ulusal düzeyde veri analizi bulunmamak ile birlikte İstanbul' un yaratıcı endüstrilerin merkezi olduğunu söylemek mümkündür. Araştırmada seçilen endüstrilerde belirlenen üniversiteler ve meslek kuruluşları ile literatür araştırmalarına paralel derinlemesine mülakatlar yapılmıştır. Eğitimdeki genel tutumun öncelikli hedefi endüstri ihtiyacını karşılamaya yönelik olmadığı, bunun nedeninin de endüstrinin mevcut durumuna ilişkin sorunlar olduğu ortaya çıkmıştır. Bu noktada her iki görüşme grubu da öğretim üyelerinin eğitim ve endüstri ilişkileri arasındaki dengeyi çok iyi sağlaması konusunda önemli bir role sahip olduğunu belirtmiştir. Üniversite tarafından eğitim ve endüstri ilişkilerinin geliştirilmesine ilişkin en çok belirtilen sorun yönetimsel engellerin varlığı ve dolayısı ile maddi olanaksızlıklar, bunların getirdiği hızlı hareket edememe ve çağın standartlarına uygun altyapıya erişememe olarak belirlenmiştir. Endüstrilere ilişkin en önemli sorun yaratıcı endüstrilerin; ekonomik değerinin rakamlar ile ifade edilebileceği datalara ilişkin analizlerin olmaması bunun da endüstrinin hukuki ve politik zeminde kabul edilirliğini engellediği ve dolayısıyla endüstrileri geliştirmeye yönelik eğitim ve endüstri işbirliklerinde fonların sağlanamaması olmuştur.
Kamusal alanda aykırı sokak sanatları uygulamalarının fiziksel ve sosyal mekâna etkileri
Küreselleşme sürecinde kentlerin rekabetleri ve ihtiyaçları dolayısıyla organizasyonlar çerçevesinde, mekânlar sürekli dönüşmekte ve yeniden üretilmektedir. Bu anlamda kamusal alanlarda yer bulan sokak sanatının sürece dâhil edilmesi son zamanlarda gündemde olmaktadır. Kamusal sanatın özgürleştirici etkileri ve estetik niteliği ise bilimsel ve demokratik bir platformda oluşturulmuş ilkeler ve kriterler ile belirlenmelidir. Bugün, bir kamusal sanat türü olarak kabul gören aykırı sokak sanatlarının meşrulaştırılarak organizasyonların parçası haline getirilmeleri, kentsel planlama ve kentsel tasarımın önemli bir parçası olarak kullanılmaktadır. Aykırı sokak sanatları uygulayıcıları, sanatı kurumsal tarifinden kurtararak, kamusal alanı kitlesel iletişimin bir parçası haline getirebilmektedirler. Bundan dolayı kentsel alanlara çoğu zaman anonim ve denetimsiz şekilde giren grafiti-mural eserleri, diğer kamusal sanat türleri gibi, kent hayatı içine kendi söylemi ve tarzı ile katkıda bulunmaktadır. Günümüzde ise aykırı sokak sanatı eserleri, geçmişte ortaya çıkış serüveninden farklı bir oluşum süreci içinde üretilmekte ve "aykırı" olma özelliği zamanla kaybolmaktadır; ancak ileride ortaya çıkacak eserlerin aykırı bir şekilde üretilmeye devam etmeleri potansiyeli bulunmaktadır. Bir kamusal sanat türü olarak aykırı sokak sanatlarının kent ve bireyler ile ilişkisini fiziksel ve sosyal mekâna etkileri üzerinden ortaya koyan bu çalışmada kamusal alan, kamusal sanat ve aykırı sokak sanatları kavramları ele alınmış; bu kavramların dünya ve Türkiye'de ortaya çıkış ve gelişim süreçleri üzerinde durulmuştur. Güncel bir sokak sanatı organizasyonu olan Mural Istanbul festivali ve kentsel canlandırma projeleri kapsamında yenilenmekte olan Yeldeğirmeni semti tezin sınırları olarak belirlenmiştir. Tez çalışması içinde iki hipotez tanımlanmıştır. Birinci hipotezde; kamusal alanda, izinler dâhilinde üretilen aykırı sokak sanatı eserlerinin kent içindeki fiziksel mekâna etkilerinin, sosyal mekâna göre daha büyük oranda olumlu etkileri olduğu, yüksek eğitim seviyesindeki halk ile yapılan anket sorgulaması yöntemi ile kanıtlanmıştır. İkinci hipotezde ise, izinler dâhilinde üretilen bu eserlerin, kent içinde belli kriterler gözetilerek, stratejik alanlarda konumlandırılmalarının önemi ve günümüzde popüler kültürün bir parçası haline gelerek, fikirsel içeriklerinin zamanla birtakım kaygılar gerekçe gösterilerek başkalaşıp uysallaşmakta, esnetilmekte oldukları, teknik ve uzman kişilerle yapılan derinlemesine görüşme yöntemine ait soru ve cevaplar ile doğrulanmıştır.
Kentsel dönüşüm: Yerel yönetimlerin kentsel dönüşüm mevzuatına yönelik kurumsal yapılanma ve kapasiteleri
İlk olarak sanayi devrimi sonrası –İngiltere'de, ardından 2.Dünya Savaşı sonrası yıkılan şehirlerin yeniden inşa edilmesi sürecinde Avrupa'da gündeme gelen kentsel dönüşüm, ülkemizde 1999 Marmara Depremi sonrasında dile getirilmeye başlanmış, 2012 yılında ise mevzuata kavuşmuştur. Tam adı "Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun" olan; halk arasında ise "Kentsel Dönüşüm Yasası" olarak bilinen düzenleme, 31 Mayıs 2012 tarih ve 28309 sayılı Resmi Gazete yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Tez çalışması kapsamında kentsel dönüşüm yasası ve yasanın uygulama yönetmeliği ile imar mevzuatında kentsel dönüşüm ile bağlantılı çeşitli düzenlemelerin uygulama süreçlerini yürüten yerel yönetimler perspektifinden nasıl yorumlandığını ve uygulandığını incelenmektedir. Bu bağlamda, ülkemizdeki kentsel dönüşüm mevzuatı üzerine detaylı incelemelerde bulunulmuş, kentsel dönüşüm mevzuatı uygulama sürecinde yerel yönetimlerin oluşturdukları / oluşturmaya çalıştıkları idari yapılanmalar araştırılıp değerlendirilmiş ve yasanın materyal karşılığı doküman analizi ve mülakatlar yoluyla ortaya konmaya çalışılmıştır. Tez çalışmasında ilk olarak literatür araştırması yapılmış ve kentsel dönüşüm kavramının tanımı geniş bir çerçevede ortaya konmuştur. Kaynak araştırması, kentsel dönüşüm kavramının tanımında zaman içinde farklılaşmalar olduğunu ve kapsamının oldukça geniş bir yelpazeyi içerdiğini göstermiştir. Ardından, tanımda ve kapsamda meydana gelen farklılaşmalar kronolojik olarak ve uluslararası alanda gerçekleştirilmiş çeşitli kentsel dönüşüm uygulamaları araştırılarak ortaya konmuştur. Uluslararası alanda yürütülen kentsel dönüşümün dinamiklerinin, kendi içerisinde çeşitli ekonomik, sosyal, kültürel ve benzeri değişimlerden etkilendiği gözlemlenmiş, kentsel dönüşüm süreçlerinin nasıl yönetildiği ve kentsel dönüşümün içerisinde barındırdığı alt başlıkları ne şekilde ele aldığı yine çalışma kapsamında incelenmiştir. İzleyen bölümlerde, kaynak araştırması Türkiye'yi de içerecek şekilde genişletilmiştir. Ülkemizde kentsel dönüşüm kavramı ve süreçleri hem akademik çalışmalar hem de yasal düzenlemeler bağlamında irdelenmiştir. 6306 sayılı yasa başta olmak üzere kentsel dönüşüm bağlamında ilgi kurulabilecek tüm yasal düzenlemeler incelenmiş ve kentsel dönüşüm mevzuatı temel özellikleri ve olası materyal karşılıkları bakımından değerlendirilmiş ve tartışılmıştır. Son olarak, ülkemizdeki bazı yerel yönetimlerin kentsel dönüşüm ile ilgili birimleri ziyaret edilerek, bu birimlerde çalışmalarını sürdüren yetkililer ile mülakatlar yapılmıştır. Mülakatlarda, yerel yönetimlerin kentsel dönüşüm süreçlerini işletirken ilgili mevzuatı ne şekilde yorumlayıp değerlendirdikleri, uygulama süreçlerini yürütmek üzere ne tür bir kurumsal yapılanmaya gittikleri ve mevzuata esas gerçekleştirdikleri iş ve işlemlerin neler olduğu paydaşlar, uygulama ölçekleri temelinde derinlemesine analizler yapılmıştır. Tez araştırması kapsamında mülakatlara konu olan yerel yönetimler Kocaeli, Bursa ve Eskişehir Büyükşehir Belediyeleridir. Adı geçen belediyelerde ilgili birimlerdeki yetkililer ile mülakatlar analiz yöntemini oluşturmaktadır. Mülakatlarda temel olarak, kentsel dönüşüm mevzuatıyla birlikte yerel idarelerin yetki ve sorumlulukları, bunları yerine getirecek idari biirmlerin mevcut idare bünyesinde ne tür bir yeniden yapılandırmaya yol açtığı ve bu yeni yapının içindeki yetki ve sorumluluk dağılımları incelenmiştir. Ülkemizdeki yerel yönetimlerinin kentsel dönüşüm mevzuatı bağlamında kurumsal yapılanmaları ve gerçekleştirdikleri faaliyetler arasındaki benzerlikler ve farklılıklar ortaya konmuştur. Kentsel dönüşüme esas mevzuatlarda kentsel dönüşüm uygulama süreçlerinde ilgili idare içinde yetki ve sorumlulukların nasıl dağıtılacağı ve kentsel dönüşüme dair iş ve işlemlerin bu birimlerce ne şekilde yürütüleceği açık bir şekilde tanımlanmamıştır. Belediyelerle yapılan mülakatların hedefi, mevzuata dair uygulamaları yürüten yerel yönetimlerin bu belirsiz duruma nasıl karşılık verdikleri ve yürütme süreçlerinin işlerliği bakımından kendi idari yapılanmaları için nasıl bir yönetim ve organizasyon düzeni getirdiklerini ortaya koymaktır. Buna ilaveten, kentsel dönüşüm kapsamında yürütülen faaliyetlerin ölçek ve kapsamına ilişkin bilgiler edinilmiştir. Mevzuat uygulama sürecinde yerel idarelerin idari ve yapıları ötesinde insan kaynaklarının bu sürecin yönetilmesinde etkin ve yetkin olup olmadığı irdelenmiş ve mülakatlar bağlamında değerlendirme yapılmıştır. Yapılan mülakatlarda; kentsel dönüşüm mevzuatı ve ilgili diğer yasal düzenlemelerin, yerel yönetimler tarafından değişik şekillerde yorumlandığını, yerel yönetimlerin uygulama süreçlerini yönetmek amacıyla farklı idari ya da yönetim organizasyon şemaları geliştirdikleri ve uygulama süreçlerinde farklılaşan yöntemler kullandıklarını göstermektedir. Araştırmanın son bölümü, özellikle kentsel dönüşüm yürütme ve uygulamaları sürecinde karşılaşılan çeşitli sorunların yönelik önerilerin getirildiği bölümdür.
Reclaiming the city square; social production of public space- Sultanahmet–Beyazit–Taksim Republican squares
The relation between city squares and public space has been in an adventure since the rise of the term "public" during the Ancient Era and the existence of Agora in Greek city-states for the very first time. In this adventure, city squares have witnessed everyday life practices and all the transformations of the societies to which they belong. Each square set on the city scale has been the stamp and the shadow of the representation of the power. City squares appear as political; whatever constitutes the power (here church and palace or bourgeoisie and aristocracy, there a dictator or capital) they have been under the domination of the power. Besides, it is a timeless fact, which has not changed from the Athenian Agora to Place de la Concorde. Contemporary social movements from the M-15 in Puerta del Sol Square – Madrid to the Egyptian Revolution in Tahrir Square – Cairo and to Occupy Gezi in Taksim Republican Square – Istanbul have been the reflections of this fact representing the similarities regarding their demands and their site selections; democracy and city squares. Whereas "public" spaces are described as highly democratic in the spatial sciences literature; "all places publicly owned or of public use, accessible and enjoyable by all for free and without profit motive including streets, open spaces and public facilities" (UN-Habitat, 2016). The problem description of this study emphasises the contradiction between the idealised definitions of public spaces and the actual experiences of them; social and actual production of public space does not overlap with idealised definitions of them from the domain of the spatial sciences. It has been envisaged that the concepts of democracy and city square should be brought side by side and making an inter-disciplinary interpretation thereof inevitably requires establishing a common ground between social and spatial sciences. Hence, the main motivation of this study as to bridge the gap between social and spatial sciences and to facilitate an inter-disciplinary approach that will enable the ground to better decode, design and defend the city squares. In accordance, the main aim of this study is to reveal the relation between the structural transformation of publicness in the sense of political representation and the spatial, functional and semantical evolution of the city squares. The most important contribution of this study to the city planning and urban design literature is to bring historical evolution of city squares up for discussion from the insights of both social and spatial sciences. The research questions in the context of this aim and motivation are as follows: (1) What are the relations in the discussions of the concept of publicness within the domains of social and spatial sciences? (2) How does the social production of representational spaces of the dominant and counter publics occur? (3) How has the city squares evolved throughout the history in the existence of transforming dominant and counter publics? In this context, (in Section 2) the discussions on the concept of "publicness" within the domains of spatial and social sciences are revealed based on the concepts of "public space" and "public sphere". Indeed, there are important differences in conceptualising "public" from the perspectives of social and spatial sciences which Iveson (2007:2-3) frames also as "procedural and topographical approaches". Topographical approaches frame "public" spatially, as "a specific kind of place" in a city which can be coloured on a given map as "public space". On the other hand, procedural approaches use the term "public" in reference to "any place" used for "collective action and debate". The definitions of "public sphere" enable the complex and dynamic structure of "publicness" to be operated and the struggles between different publics to be understood. In such an understanding, the entire world has been considered as a potential setting for expression. The conditions of social inequality indicate a mass of competing interest groups, which express the existences of "dominant publics" and "counter publics" that are born out of the struggles among "multi-publics" (Fraser, 1990). Here, it appears that struggles between dominant and counter publics, produce and re-produce the public sphere itself. The most important point here appears as the ignorance of spatial sciences that representation of the dominant requires the presence (access) of the other publics. In this sense, high degree of physical accessibility of any place also does not necessarily makes it "public". The simultaneous need for the absence and presence of other publics for the continuity of the representation of the dominant is explained by the "paradox of political representation". The only solution to the continuity of the domination in some kind of balance is explained as "non-objection criterion", which means "silence" (Pitkin, 1967 & Runciman, 2007). This theoretical discussion offers an idea about why city squares are closed for counter publics or "occupied". Since the act of "occupation" refers a temporary use of space, "occupy movements" could be consider as the temporary appearance of counter publics in "public" spaces. In order to understand the social production of "representational space" Harvey (2012) reminds Lefebvre's (1970) definition of heterotopia; "anomic groups construct heterotopic spaces, which are eventually reclaimed by the dominant praxis". Since this definition overlaps with former discussions, Lefebvre's multi-triads of spatiality have been reinterpreted and the concepts of isotopia and heteropia have been operationalised in order to offer answers to second research question. This re-interpretation revealed that what is lived, conceived, perceived in and on space does not overlap with each other; yet, they rather exist in tension with each other. This triad tension ends up with a dialectic tension between dominated/abstract space and appropriated/differential space in the capitalist mode of production, which indicates the social production of isotopias (of dominant publics) and heterotopias (of counter publics) and the spatialisation of the struggles between them. In order to elaborate the theoretical discussion with reflections on real cases, an original historical periodisation has been introduced in six phases each characterized by changing relation between "publicness" and "city square" offering examples from European cities in the period between Hellenistic times and today. The results of this historical periodisation that based on literature research and mapping methods are as follows: (1) As the origin of city squares, agora became important enough to be shaped within the conditions of democracy during the Hellenistic period of Western history. (2) Athenian (Direct) Democracy that shaped agora was based on having citizen rights and limited with the publicness of only young free male Greek citizens excluding women, slaves, old, children and foreign people. In other words, city squares have been restricted by the publicness of a limited spectrum of societies since their existence. (3) The more authoritarian governments get, the more exclusive publicness become for a greater spectrum of societies and the more glorious city squares become getting greater in size. (Differences become crystallized in the shifts from Roman Republic to Roman Empire or from feudal oligarchy to absolute monarchy.) (4) Spatial organizational practices have responded to the pragmatic demands of the power and have played an instrumental role in limiting publicness throughout history. (5) City squares have always been the spaces of struggles for both domination and involvement. (6) In contemporary conditions, city squares are dominated by the carriers of neoliberal urbanism and the paradoxical nature of representative democracy. In order to confirm and elaborate the results and not to fall in hasty generalisation; it has been deemed necessary to investigate the transformation of publicness and city squares together in one specific city throughout its own development history. In accordance, Sultanahmet, Beyazıt and Taksim Republican Squares of Istanbul have been investigated based on 1) literature survey 2) newspaper archives 3) mapping 4) in-depth interviews with professionals from the domain of spatial sciences in the period between Hellenistic times and today (in Section 4). Integrating the knowledge from the former discussions, in this section, an original historical periodisation has been offered in four phases again each characterized by changing relation between evolution of the cases and transformation of multi-publics that Istanbul has sheltered. The results are as follows: (1) Dominant representation does not always show itself at the conventional city squares; Hippodrome of Constantinople operated as a city square. (2) Although Atmeydanı remained as a left-over space under Ottoman rule, socio-spatial memory of Hippodrome survived and Atmeydanı of Ottoman Istanbul operated also as a city square. (3) Examples of both Hippodrome and Atmeydanı provide a definition of the city square as a socio-political fact beyond the conventional ones offered by spatial science studies, in the sense of the space dominated by the power. (4) Despite their various spatial characteristics, functional relations of city squares with surrounding commercial and governmental units etc., which are part of everyday life and their central locations, have been the absolute conditions in their existence. (5) Transportation Planning, which is considered as a field of technical sciences, becomes a sociological issue to the extent it blocks the appearances of different publics at the city squares (like in the examples of Beyazıt and Taksim Republican Squares). (6) The use of Taksim Republican Square during Gezi Park Occupy Movement appears as an example for the production of heterotopic (differential) spaces by counter publics that reclaimed by the dominant. (7) The use of Taksim Republican Square during Democracy Watch Rallies after the Military Coup Attempt of 15 July 2016 appears as an example for the spatial reflection of paradoxical nature of representative democracy. (8) Consideration of Yenikapı Event Site as a "city square" appears as the perfect example of the production of abstract space by unsignified, unrepresented and troubled democracy of today. This study offers an inter-disciplinary model integrating the knowledge from both the domains of social and spatial sciences. In addition, this study aims to draw attention to the importance of the socio-political dimension of spatial organization of city squares for further research studies and implementations.
The model of integrated 24-hour centers for Istanbul: The night time economy approach
Night Time Economy (NTE) emerged by lighting and railway technology development in the 19th century in Europe. By street lighting, inaccessible and dangerous places became accessible at night and made a beginning to new economy type named Night Time Economy. Additionally, railway developments and train arrival-departure schedules made some night facilities essential. NTE is important for planners and economists because of its consumption based economy nature. Nowadays, NTE is generally an alcohol based leisure activity time by ignoring possibility of other economic activities. However, activities which could reduce the difference of night and day activities are expected to improve the welfare and life quality of citizen, as well as, economic benefits of any urban area. The aim of the thesis is to suggest a model of connected centers which are active 24-hours. 24-hour centers are assumed to increase accessibility to different parts of city during the night by public transportation; as well as, decrease crime rates by providing mix use and diversity. Reducing day and night land use differences invites more people from different groups and this mixture of people brings vitality to urban spaces. By this way, any urban area might become a place that everyone can get advantages of facilities at anytime and anywhere. The shortage or lack of these 24-hour centers might bring some difficulties forward such as insufficiency of urban facilities for working people and inability of enjoying day time urban spaces, inaccessibility to most of public transportation systems of city after midnight, and unsafe and dangerous streets after 10 PM due to mainly drinking based night economy. For working people who have long journeys from work to home, providing facilities to meet the daily demands such as supermarkets is another advantage of 24-hour cities. More job opportunities and more income sources for investors are the economic benefits of 24-hour cities. The study is focused on Istanbul's potential urban centers for developing 24-hour model. Studies show that Istanbul, economically and socially, has a potential for night economy. Long working hours and early closing hours of supplemental function are the most highlighted problems through nigh economy. The method used for recognition of potential 24-hour centers in Istanbul is based on check-in numbers made by people at night through Twitter. Tweetmap is a database platform for accessing the check-in places for the last six hours. Data collecting is done by tracking check-in numbers based on different places in Istanbul during the nights of random week-nights in November 2016 by using the Tweetmap platform. These centers are mapped for each night of week for every one hour from 12 PM to 5AM. Total numbers of check-ins show the most popular districts at night according to frequency of check-ins. Each district has the different neighborhoods which has different features. These centers are sorted according to their accessibility by public transportation, function and affordability. Thereby, the current functions and economic structure of these centers are studied in order to develop 24-hour centers model. Night centers in Istanbul are compatible with old and contemporary business and historical centers of the city. New development areas of western side of the city have less potential rather than the central parts. Also, the Asian side of the city experiences a poor night life according to its resident and office texture. Accessibility and mix use are the main keys for planning process. The centers are classified according to their main functions. Three central area, new development area and transfer hub regions are defined. Each area has some sub centers. Central area is defined as entertainment, shopping and cultural activity center, second area consists of two new development areas for both residents and offices which are suggested to provide only day-time facilities and the last area has the Airport and Bus Terminal inside, which is suggested to give service only for passengers. All centers would be connected by public transportation network. Thereby, Metro and Metrobus lines would work once an hour after midnight until 6 AM.
Enerji verimliliğinin kent ölçeğinde planlanması ve mekan ile etkileşimi Milas örneği
Bu çalışmada giderek önemi artan enerji verimliliği konusunun şehir planlama disiplini içinde ele alınmasına yönelik bir yöntem geliştirilmiş ve uygulaması yapılmıştır. Enerji verimliliği konusunun genel çerçevesinin aktarılmış ve şehir ölçeğinde ele alınmasının önemine vurgu yapılmıştır. Yapı ve yerleşim ölçeğinde enerji modelleri, performansa dayalı tasarım ilkeleri ve çalışmada kullanılan enerji modeli hakkında bilgi verilmiştir. Yapı fiziği, ısı transferinin temel prensipleri ve yapılarda ısı transferinin nasıl enerji akımlarına dönüştüğü ve yapılarda ısıtma, soğutma, aydınlatma, ekipman yüklerinin nasıl oluştuğu açıklanmıştır. Yapıların, kullanıcıların ısıl ve görsel konforları istenen düzeyde karşılanırken enerji ve kaynak tüketimlerinin minimum seviyelere indirecek şekilde nasıl tasarlanabileceği, yapılarda yapı tasarımına farklı disiplinlerin entegrasyonu ile kaynak ve enerji tüketimlerinde verimliliğin nasıl sağlanabileceği anlatılmıştır. Kent formunun, kentin fiziksel yapısının, özelliklerinin kent iklimini nasıl etkilediği, tasarım ve kent politikalarıyla kent ikliminin nasıl değiştirilebileceği; bu değişiklikler ile nüfusun açık ve kapalı mekanlardaki konforunu geliştirmenin, yapılarda yazın soğutma ve kışın ısıtma için gereken enerji ihtiyacını düşürmenin mümkün olduğu anlatılmıştır. Kentte istenen ısıl koşulları gerçekleştirmek için, kent tasarımcısının kent morfolojisi ve kentin farklı iklim koşulları altındaki ısıl performansı arasındaki bilmesi gereken ilişkiler açıklanmıştır. Çalışmada planlama aşamasında kullanılması öngörülen enerji verimliliğini esas alan bir yöntem önerilmiş ve test edilmiştir. Yöntem iki aşamadan oluşmaktadır. Birinci aşama yapı ölçeğinde yapı parametrelerini ikinci aşama yerleşim ölçeğinde planlama parametrelerini esas almaktadır. Birinci aşamada yapı ölçeğinde bir yapının enerji performansına etki eden parametrelerden bir grup temel parametre seçilmiş ve bu parametreler için uygun değerler belirlenmiştir. Seçilen yapı parametreleri değerleri için Milas' ın özgün dokusunu esas alan gelişme planın enerji simulasyonları yapılmıştır. Simulasyon sonuçları değerlendirilerek yapı parametrelerinin enerji performansını ne kadar etkilediği irdelenmiştir. Değerlendirme sonucunda ikinci aşama simulasyonlarda kullanılmak üzere enerji verimliliğini açısından en iyi sonuçları veren yapı parametreleri değerleri tespit edilmiştir. Tespit edilen değerlerin plan notlarına eklenerek mimarlık, makine mühendisliği, inşaat mühendisliği gibi disiplinlerin analizlerinde dikkate alması öngörülmektedir. İkinci aşamada yerleşim ölçeğinde yerleşimin enerji performansına etki edebilecek planlama parametreleri seçilmiştir. Planlama parametrelerin belirlenen değerleri için Milas' ın özgün dokusunu esas alan plandan 1/1000 ölçekli yeni planlar türetilmiştir. Milas için tasarlanan gelişme planlarının, önerilen modele bağlı olarak enerji simulasyonu yapılmış, elde edilen sonuçlar yorumlanarak önceden belirlenen parametrelerin yerleşimin enerji performansına ne ölçüde etki ettiği belirlenmiştir. Plan notlarına eklenmek üzere sonuç performansı önemli oranda etkileyen parametreler saptanmıştır. Planların gün ışığı simulasyonları yapılarak planlama parametrelerinin, plandaki yapıların, yapıların katlarının günışığından faydalanma derecesi üzerindeki etkileri ortaya konulmuştur. Yapı katlarında iç hacimlerin yerleştirilmesinde günışığı simulasyonlarının sonuçlarının dikkate alınması önerilmektedir. Milas için tasarlanan üç ayrı dokuya sahip gelişme planlarının enerji simulasyonları yapılarak her bir dokuda oluşan oluşan toplam, ısıtma, soğutma enerjisi taleplerini incelenerek planların karşılaştırmaları yapılmıştır. Planların oluşturdukları enerji taleplerine göre değerlendirilmesi planların değerlendirilmesinde ve yeni planların geliştirilmesinde ek bir kriter olarak önerilmiştir.
Spor perakende sektörünün yer seçimi kriterleri: İstanbul örneği
Perakende sektörü, ortaya çıkışından bu yana sürekli bir gelişim halindedir. Yerel ölçekte kurulan bazı perakende firmaları, zamanla ölçek büyüterek ulusallaşmış, hatta bazı firmalar kendi ülkeleri dışında da mağazalar açmaya başlamıştır. Genel olarak insanların yoğun olarak kullandıkları akslar üzerinde, mümkün olan en çok sayıda müşteriye ulaşabilmek amacıyla yer seçimi yapan perakendecilerle birlikte, yer seçimi konusunun bilimselleşmesi adına bilim insanları tarafından da özellikle perakende sektörünün yer seçimi için çok sayıda çalışma yapılmıştır. Bu çalışmaların sonuçları farklı olabilmekle birlikte, yer seçimi konusunda ortak sonuçlar çıkarabilmek de mümkündür. Sektörde kendi kriterlerini belirlemiş perakende firmaları ile birlikte, özellikle perakende sektörüne yeni giren firmalar, yer seçimi için bazı bilimsel çalışmalardan faydalanmakta ya da profesyonel destek almaktadır. Ancak zamanla her firma, hitap ettiği müşteri profiline, sattığı ürüne, vb. verilere bağlı olarak kendi yer seçimi kriterlerini oluşturmaktadır. Son yıllarda özellikle yabancı yatırımcıların da sektöre girmesiyle birlikte, ülkemizdeki perakende sektöründe mağaza sayısında önemli artışlar gözlenmektedir. Perakende sektörünün diğer alt sektörlerinde olduğu gibi, mağaza sayısı artışı spor perakende sektöründe de gözlenmektedir. Bu çalışmanın amacı, mağaza yer seçiminde spor perakende sektörünün hangi yer seçimi kararları ve kriterlerini göz önünde bulundurduklarının tespit edilmesidir. Bu karar ve kriterlerin belirlenmesi amacıyla, öncelikle, perakendenin değişmez ve en önemli gerçeği olan müşteriler ile anket çalışmaları yapılmıştır. Müşterilerin spor alışkanlıklarının da belirlenip birlikte değerlendirilebilmesi amacıyla, spor salonlarını kullanan müşteriler ile de ayrı bir anket çalışması gerçekleştirilmiştir. Son olarak üçüncü bir anket çalışması da mağaza çalışanları ile gerçekleştirilerek ilk iki çalışmayı destekleyip desteklemediği incelenmiştir. Çalışma sonuçlarına göre spor perakende mağazalarından alışveriş yapanların büyük çoğunluğunun, sporu sıklıkla yapan veya bir yaşam biçimi haline getiren, genellikle yüksek okul mezunu ve yüksek gelir grubuna dahil kişiler oldukları belirlenmiştir. Ancak yalnızca moda ve görünüm amacıyla bu mağazalardan alışveriş yapan önemli bir kitle de bulunmaktadır. Diğer perakendeciler gibi spor perakende mağazaları da kolay ulaşılabilir olan ve yüksek sayıda müşteriye hitap edebileceği lokasyonları tercih etmektedir. Günümüzde sundukları imkanlar, ulaşım kolaylıkları ve ihtiyaç duyulan tüm ürünleri sağlayan mağazaları bünyelerinde barındırmaları gibi nedenler ile alışveriş merkezleri en uygun lokasyonlar olarak karşımıza çıkmaktadır.
The social space of relations: Local and nonlocal networks of migrants in Istanbul
Residential segregation in metropolitan cities is a long-standing phenomenon, and the research on residential segregation includes an extensive amount of works from different fields. It is still a popular subject because residential segregation is an aspect of the structural changes that the cities are facing under shifting global and local conditions. Residential segregation patterns are reproduced by both intra-urban mobility of residents and location choices of new migrants (both internal and international), which can be seen as responses to the changing conditions. Therefore, migrants' residential segregation in metropolitan cities is among the important subjects to be explored. Quite a number of studies on residential segregation of migrants do not consider the relationships of migrants at all. However, residential segregation of migrants could not be explained by only the intrinsic characteristics of the migrants. Social relations within and between groups play an important role on the formation and transformation of segregation patterns. The reverse effect is equally true; physical spaces operate as settings in which relations emerge (or do not emerge), strengthen or disappear. Thinking of the interplay between social networks and residential segregation, it is obvious that each influences the other to create a spiral structure. It is not a matter of which is the first to have an influence on the other, and which is the one that is influenced by the other. The important matter about the interplay between residential segregation and social networks of residents is to reveal people's networks by referring to their spatial and social aspects in order to explain how local and nonlocal ties operate for people with different characteristics in different contexts (i.e. local settings). Therefore, this thesis explains residential segregation of migrants by focusing on the relationships. This thesis aims to investigate the structure and composition of the social networks of migrants who are residentially segregated within the city of Istanbul, and to reveal the forms of local and nonlocal ties of the migrants. In order to do this, the thesis is built around the concept of social space. Social space from a network perspective is the space of social relations which enables us to take relations as the unit of analysis without making a priori definitions and categories of actors. Structure and composition of networks and patterns of relationships correspond to social space. Further, social space is a generated space which is defined during the process of analysis. The aim of this thesis is not to find causal relationships between variables, but to capture different contexts in the generated space of social relations. The attributes and behaviours of individuals will then be examined within different contexts. At the same time, the geographical units in which these relationships occur are evaluated. This kind of approach is not used in other studies which try to find linear associations between social networks and migrants' attributes. This thesis will introduce such an approach, which derives its starting point from the concept of social space, and explores the social space of relationships of the migrants in Istanbul. According to the results of the Correspondence Analysis (see Chapter 4) that reveal the districts in which internal and international migrant groups concentrate, by reason of the high over-representation of international migrants who came from Macedonia, Albania and old Yugoslavian countries in the district of Bayrampasa; high over-representation of internal migrants who came from big metropolitan cities of Turkey, and slight over-representation of international migrants who came from Macedonia, Albania and Sandzak region in the district of Besiktas, the study areas are designated as Bayrampasa and Besiktas districts. In this thesis, the focus is on the international migrants who came from Macedonia and Sandzak region and who live in Bayrampasa and Besiktas, and internal migrants who came from the second biggest metropolitan city Ankara and its border city of Eskisehir and who live in Besiktas. These two districts are different from each other in terms of their geographical locations in the city, land use and social structures. The empirical analysis of this thesis consists of the combined use of Social Network Analysis, Multiple Correspondence Analysis and Hierarchical Cluster Analysis of a dataset which is obtained by 126 face-to-face personal network surveys including information about the migrants' attributes, attributes of the persons (24 alters for each migrant) in their personal networks, and the relationships between migrants and the persons in their networks (3024 ties in total). The relationship between residential segregation and local and nonlocal composition and quality of the networks of migrants is explored by using the information on the locations of the alters in migrants' networks. The community-saved and community-liberated arguments are both in effect for different migrants groups. Further, the networks with a high share of local (i.e. neighbourhood) ties are relatively resource-poor, while the networks with a low share of local ties are relatively resource-rich. The homophily principle is in effect for almost all migrants in that the high-educated migrants' network members are also high educated, which renders their networks resource-rich, while the reverse is equally true. Although Bayrampasa is a district in which the migrants from Macedonia, Albania and Sandzak region highly concentrate, it is also demonstrated that the migrants from Ankara and Eskisehir (and to a lesser extent the migrants from Macedonia, Albania and Sandzak) are concentrated in Besiktas. However, the structure and composition of the networks of the migrants in these two districts are quite different from each other. Therefore, it is not a foregone conclusion to say that concentration of migrants in a neighbourhood or district hinders forming or maintaining ties with other groups, since there are many other factors in the complex world of relationships. Moreover, for all migrant groups, the metropolitan area bounds the field of interaction more than the neighbourhood does, in that almost all migrants have connections within the metropolitan city no matter whether their neighbourhood ties take more or less space within their networks. The combined use of Social Network Analysis, Multiple Correspondence Analysis and Hierarchical Cluster Analysis helped in recognizing the patterns hidden in the data and assigned positions to the networks and ties so that I did not lose any case which does not have similar characteristics with the general profile. Neither the relations nor the individuals were partitioned, and their entirety was not lost during the analyses. I had the chance to find the relations and individuals who are connected to them after I generated the social space of relations. Therefore, further qualitative research can be made by interviewing the migrants (or even alters in their networks) who conform with the general tendencies, and those who have unique features. The conceptualization of social space as the space of relations allowed me to bring physical space into the analysis by considering the residential locations of the migrants and alters in their networks. I was able to typify the networks and ties with a direct reference to place by examining how residentially segregated migrants relate to the outside world (their neighbourhoods, districts, metropolitan city, place of origin, or elsewhere in the world) over their personal networks which lead me to demonstrate both the community-saved and liberated arguments are to be in effect in the city.
Measuring and visualizing urban morphology through information entropy theory
Understanding the spatial structure and processes of the built environment is a challenging issue in urban planning. Despite extensive investigations on urban complexity, the area of "measuring the spatial formations mathematically" is still one of the topics with very few advances. According to Kempf, the only way to understand spatial complexity is questioning the interactions of the microparticles. "Although we will never fully comprehend the entire complexity of morphology in one moment, we can understand the urban construct through the interaction of its parts" (Kempf, 2009). The purpose of this research is to develop an alternative analytical method that can measure and explain the parts & whole-interactions-dependent relational nature of the urban built environment and their larger contexts in various pixel levels. Christopher Alexander's thoughts and claims on wholeness in this respect have been studied as reference thoughts. Alexander (2002-2005) searched for the standard features which recurrently appear in things and have life and articulated fifteen geometric patterns. "Levels of scale" is the first and most coherent one among them. Starting from there, the proposed method in this research attempts to develop an analysis tool to measure the parts & whole-interactions-dependent morphologic complexity in various pixel levels based on the theory of "Shannon's information entropy." Shannon's entropy originated from information theory is a measure of uncertainty of conveyed information over a noisy channel (Bailey, 2015), (Jat et al. 2007). As a mathematical approach to the wholeness, the method developed in this study allows us to read the urban built environments through the buildings as the fundamental informative entities. The larger the value of Shannon's entropy, the higher is the uncertainty of information conveyed. Morpho-information conveyed via building footprints vector data type, as the two-dimensional urban layout, is the source data used in the proposed method. Proposed analysis method and its tool measures and articulates, using Shannon's Entropy (H) as a measure, a degree of wholeness for a particular built context throughout a multi-scalar dynamic grid's units. The result is the translation of the built environment using two co-dependent attributes – G (pixel level based built probability) - and – H (maximum adjacency - 9 units - based entropy specific for that pixel level) - generated in the data-mining process and corresponds to the morpho-information of the analyzed area , in other words, translated from one language to another, at multiple pixel-levels. In brief, this method offers an alternative approach for measuring the wholeness of "multi-scalar relationality" of the built environment analytically. The concept of "wholeness and the life" for a spatial setting is a broad notion, and the connection between two concepts is controversial. Drawing solid analogies between wholeness and life is not always as clear and direct as Alexander claims in several ways in "Theory of Wholeness." The entire question of wholeness is a large, flexible and not so clear phenomenon and there is a loose relationship between wholeness and life (Ekinoglu & Kubat, 2017). In other words, beyond strict definitions of "dead" and "alive", the life can exist in various degrees in between those two in space. Nevertheless, it is hard to construct a direct and determinant relationship between two concepts since different levels of life can exist in space with various degrees of wholeness. The wholeness and life as qualitative spatial qualities require a profound and site-specific investigation considering its various cultural, social, ideological, symbolic ingredients and architectural attachments. Therefore, reducing the concept of wholeness merely to the relationships of the sub-constituents of a built system's layout might be theoretically correct yet phenomenologically highly limiting approach. To avoid this shortfall, in this study, the concept of wholeness that Alexander depicts is being referred as a quality of "completeness in its layout" that emerges through the relationships among the sub-constituents or the parts and whole relationships of the built system. Moreover, Alexander's overall idea of wholeness and life also stands on a firm basis of the idea of "completeness" (Ekinoglu & Kubat, 2017).
2000-2017 yılları arasında Türkiye'de kentsel dönüşüm siyaseti; Kartal sanayi alanı dönüşümü vakası
Bu tez, 2000'li yılların başında Türkiye'de deneyimlenen kentsel dönüşüm siyasetinin dinamiklerini açıklamak amacıyla, Kartal sanayi alanı için geliştirilen kentsel dönüşüm projesini incelemektedir. Araştırma, proje süreçlerinin katılımcı gözlem yoluyla izlendiği niteliksel vaka analizi yöntemiyle gerçekleştirilmiştir. Proje, kentsel dönüşüm politikalarının henüz kurumsallaşmamış olduğu bir dönemde bir mega- proje olarak, kamu-özel işbirliği ile geliştirilen tipik bir neoliberal kentsel dönüşüm projesi örneğidir. Zaman içinde, kentsel dönüşüm uygulamalarının yaygınlaşmasına, bölgedeki mülk sahiplerinin isteğine ve çevredeki hızlı dönüşüm ve gelişime rağmen 2017 yılı itibari ile halen gerçekleşmemiştir ve belirsizlik içindedir. Bu süreç, kentsel dönüşümle ilgili siyasi çatışmaların niteliğine ilişkin zengin bir bilgi kaynağı oluşturmaktadır. Araştırmada, neoliberal kent siyasetinin yerel ölçekte nasıl gerçekleştiğine ilişkin nedensel mekanizmalar, aktörlerin genel ekonomik ve siyasal davranışlarını belirleyen ilişkiler çerçevesinde tarif edilmiştir. Proje henüz gerçekleşmediğinden, genellenebilir sonuçlara ulaşmak amacıyla kısmen de olsa benzer vakalar ve politika uygulamaları ile kıyaslamalar ve ilişkilendirilmeler yapılmıştır. Türkiye'de kentsel dönüşüm politikalarının yaklaşık 15 yıllık yoğun deneme ve yanılma süreçleri ile kurumsallaşma içinde olduğu düşünülmektedir. Söz konusu kurumsallaşmanın temelinde, ekonomik liberalleşme ve küreselleşme programlarına uyum ile kent mekânının yatırım alanı olarak değerinin artması ve bu değerin paylaşımına ilişkin çatışmalar bulunmaktadır. Bu süreç, beraberinde yoksul kesimlerin borçlanması ve mülksüzleşmesi, altyapı sorunları, mekânsal ayrışma ve doğal alanların kaybı gibi sorunları da kapsamını değiştirerek yeniden üretmeye devam etmiştir. Merkezi yönetimin yetkilerinin arttığı bu dönemde, kent siyaseti dinamikleri, kentsel dönüşüm politikalarına ilişkin mutabakatın oluşumu ile ilişkili olarak incelenmiştir. Kartal vakasında ve İstanbul genelinde izlenen dinamikler, bu mutabakat sürecinde aktörler arasında yaşanan çatışmaların ölçekleri ve çeşitliliği ile işbirliklerinin kırılgan yapısı ve çelişkilerine ilişkin bilgileri açığa çıkarmaktadır. Sonuç olarak, tez kapsamında Türkiye'deki kentsel dönüşüm politikaları ile ekonomik yapının dönüşümü arasındaki ilişkinin değişiminin, dönüşüm sürecinde yer alan yerel aktörlerin davranışları ile karşılıklı etkileşimine dair çıkarımlarda bulunulmuştur. Kent siyaseti ile ilgili aktörler arasındaki ilişkileri düzenleyen farklı yerel yönetişim modelleri gelişmiştir. Bu yerel yönetişim modellerinin karakterinin oluşumunda, devletin girdiği mali krizlere çözüm arayışları, hükümetin siyasal desteğini sağlamak ve sürdürmek üzere şekillendirdiği yeniden dağıtım politikaları ve mekânın üretimine ilişkin resmi ve gayri resmi kurumsal yapıların geçmişten gelen özellikleri etkili olmuştur. Son olarak, deneme yanılma süreçleri sonucu hâkim olan kentsel dönüşüm siyasetinin kısıtlarına ve olanaklarına ilişkin bir değerlendirme yapılmıştır. Bu tez çalışması ile kentsel dönüşüm siyasetinin desteğiyle küresel kapitalizmin yerelde nasıl yeniden üretildiğine ilişkin tartışmalara katkıda bulunmak amaçlanmıştır.
Çevresel tahribat ve kentsel büyüme ilişkisi: Van Gölü Havzası örneği
Bu araştırma, Van Gölü Havzası'ndaki çevresel tahribat ve kentsel büyüme arasındaki ilişkiyi incelemektedir. Van Gölü'nün su kirliliği her geçen gün artmaktadır, evsel ve endüstriyel atık sular bu kirlilikte önemli bir etkiye sahiptir. Yerleşmeler ve ilçelerden geçerek havzaya akan nehirler aracılığıyla göle taşınan kirlilik, ekolojik tahribatı tehlikeli boyutlara ulaştırmaktadır. Bu nedenle Van Gölü su kirliliği havzanın bütünsel bir perspektifle değerlendirilmesini zorunlu kılar. Araştırma, Van Gölü Havzası'nın sınırlarını temel almakta ve öncelikle havza ilçelerinin nüfus büyüklükleri ve buradan yola çıkarak nüfus yoğunlukları hesaplanmıştır. Ardından, ilçe bazında havzanın nüfus ve nüfus yoğunluk haritaları oluşturulmuş ve havzanın nüfus hızlarındaki artış hesaplanarak havzanın 1990 ve 2018 yılları arasındaki durumu ortaya konmuştur. Daha sonra Corine uygulamasıyla oluşturulan veritabanı kullanılarak arazi değişim haritaları oluşturulmuştur. Doğal alanların azalarak yerleşim yerlerine dönmesi ve kirlilik üretmesi, Van Gölü Havzası'nın ekosistemik kapasitesini zorlamaktadır. Yine aynı yıllar arasındaki kentsel büyümeyi görmek amacıyla yerleşmelerin yayılımını gösteren Van Gölü Havzası yerleşim analizi yapılarak, yerleşme izleri haritaları üretilmiştir. Araştırmanın temel sorunsalı, kentsel büyümenin çevresel tahribat üzerindeki etkisini ortaya koymaktır. Bu amaçla, kentsel yerleşimlerden geçen akarsu ve su kanallarında ve Van Gölü'nde oluşan kirlilik parametreleri ve bu parametrelerin analiz sonuç değerleri kirlilik haritaları oluşturmak planlanmıştır. Analiz sonuçları düzenli olarak bulunamamış, ancak seçilen "gösterge" parametrelerin değişimini gözlemlemek amacıyla havza genelinde kirlilik haritaları oluşturulmuştur. Parametre seçimleri yapılırken Avrupa Birliği'nin Su Çerçeve Direktifi (SÇD) ve Türkiye'nin yüzeysel suların izlenmesine dair yönetmelik (YSKYY) doğrultusunda ve kentleşme sonucunda "atık" olarak çıktı olan "gösterge" olmasına dikkat edilerek yapılmıştır. Bu çalışmada, çinko, mangan, kadmiyum, kurşun, nikel, koliform (e.coli), sodyum, klorür ve sülfat evsel ve endüstriyel kaynaklı kirlilik parametreleri ele alınarak kirlilik haritaları oluşturularak mekansallaştırılmıştır. Bütün bu kirlilik parametreleri antropojenik (insan faaliyetleri sonucu) kaynaklıdır. Elde edilen verilereden ve araştırma bulgularından yola çıkarak Van Gölü Havzasında çevresel tahribat ile kentsel büyüme arasında bir korelasyon kurulmaktadır.
Kamusal mekânın popülist inşası: Yenikapı dolgu alanı
Çalışmada, halkın temsillerini oluşturan siyasal iktidarların kamusal mekân siyaseti tartışılmaktadır. Bu nedenle çalışma, Yenikapı Dolgu Alanı'nın fiziksel inşasına dahil olan planlar ve tasarımlarla birlikte, yapılı çevrenin kamusal görselliğini de sürece katmış ve kamusal mekânın söylem ve eylemelerle kimliklendirmesini kapsamıştır. Bu bağlamda kamusal alan tartışmaları eşliğinde AK Parti ve CHP yerel siyasal iktidarlarının İstanbul'da kamusal mekânı nasıl etkilediği aktarılmıştır. Bu kertede nitel araştırma yöntemine başvurularak araştırmada aracı söylem analizi kullanılmıştır. Dolgu alanla ilgili birçok basılı kaynak, video ve görünürlüğü sağlayan medya organları mekânı merkeze alarak taranmış, bunun yanında ilgili kuruşlardan dolgu alanın inşasına dair dokumanlara ulaşılmış, meclis tutanaklarına erişilmiş, saha gözlemleri ve sözlü görüşmeler yapılmıştır. Çalışmada, kamusal mekâna dair kültürel ve kimliksel açıdan birçok söylem ve eyleme alanı tespit edilmiştir. Yenikapı Dolgu Alanı'nın AK Parti ve CHP döneminde; kent halkının politik eylemelerine ve söylemlerine dönük bir görünürlük alanı yaratması beklenirken alanın buna cevap veremediği görülmüştür. Bu nedenle dolgu alanın suni ve atıl bir kamusal mekânla, iktidara dayalı bir kamusal mekân olarak ortaya çıktığı ve halkın da bu kamusal mekânı siyasal iktidarla birlikte eylediği ileri sürülmüştür. Aynı zamanda bu iki dönemde de kamusal mekânın siyasal açıdan benzerlikleri ve birbirinden farklılıkları da ortaya konmuştur. Bunların sonucunda sağ ve sol popülist siyasetin kamusal mekâna etkileri değerlendirilmiş, sol popülist kamusal mekân olanaklarını geliştirmeye dair olumlu ve olumsuz eleştirilere yer verilmiştir.
Otopark yönetimi stratejilerinin belirlenmesinde bir yöntem arayışı: Trabzon örneği
Bu çalışmada otopark planlamasında strateji seçim aşamasında seçimlerde bilimsel verilerin yanı sıra kullanıcı birlikteliğinden yararlanılarak sahada gerçek zamanlı gelişen parklanma davranışlarının incelenmesi ve Trabzon Ortahisar ilçesi için seçilen otopark stratejilerine karşı kullanıcıların görüşleri ile kent için optimal seçimlerin yapılması amaçlanmıştır. Geleneksel yaklaşım ile elde edilen sonuçların kullanıcı profili ve alışkanlıkları ile birlikte değerlendirilmesi, otopark stratejisi seçimlerinde kent için optimal seçim yapılmasında yardımcı olacaktır. Bu aşamada otopark kapasiteleri, kullanım oranları, projeksiyon çalışmaları gibi geleneksel hesap yöntemleri ile "Otopark Anketi"nde elde edilen sonuçlara göre stratejiler belirlenmiştir. Belirlenen stratejiler "Kullanıcı Anketleri" aracılığı ile kullanıcılara yöneltilmiştir. Ankette elde edilen bu veriler neticesinde stratejiler güncellenmiştir. Bu noktada seçim ölçütü olarak AHP (Analitik Hiyerarşi Prosesi) yönteminden yararlanılarak kent için optimal strateji önerilerinde bulunulmuştur. Çalışmada ilk olarak otopark stratejilerinin planlanmasında kullanılan yöntemlere ilişkin literatürde yer alan çalışmalar incelenmiştir. İncelemeler sonucunda strateji seçim ölçütlerinde geleneksel hesap yöntemi olan talep ve projeksiyon hesabı ile kentlerin ihtiyacı olan otopark kapasitesinin belirlenmesine yönelik yaklaşımlar sergilendiği ve bu yaklaşımlar genellikle nüfus ve arazi kullanım değişkenleri ile ilişkilendirildiği ancak kullanıcı faktörünün göz ardı edildiği gözlemlenmiştir. Kullanıcı faktörü, strateji seçimlerinde ve planlama yaklaşımında süreç içerisinde yeteri kadar üzerinde durulmayan, birebir kullanıcıların çalışmalara dâhil edilmediği ve görüş-taleplerinin alınmadığı tespit edilmiştir. Mevcut geleneksel otopark planlama yaklaşımı, son yıllarda zaman zaman yetersiz kalmaktadır. Değişen ve gelişen yaşam şartları ve standartları göz önünde bulundurularak yeniden düşünülen stratejiler, kısa-orta ve uzun vade için seçilmiştir.
Pazar yerlerinin sayı ve büyüklüklerinin belirlenmesi için model önerisi: İzmir-Denizli karşılaştırması
Üretici ve tüketicinin ticaret amacı ile doğrudan buluştuğu pazaryerleri tarih boyunca ticaretin geliştiği ve kent merkezlerinin hareketlendiği alanlar olmuştur. Her türlü alt sektörlere ait ürünlerin satıldığı pazaryerleri özellikle Türkiye'de kültürel açıdan köklü bir geçmişe sahiptir. Pazar yerleri, ekonomik, sosyal ve kültürel yapıdaki değişiklikler, ulaşım tercihlerinin farklılaşması, AVM ve süpermarket kullanımının zaman içerisinde yaygınlaşması, ilçelerde yer alan pazaryerleri ile ilgili bilgilerin tam olarak belirlenememesi gibi etkenler sebebiyle gün geçtikçe azalmaktadır. Pazar yerlerinin mekân, sayı ve büyüklüklerinin doğru bir şekilde belirlenememesi bu alanların yetersiz kalmasına sebep olmaktadır. Pazar yerlerinin yer seçimi, planlama standartları ve planlama ilkeleri doğrultusunda yapılmaktadır. Devamla, ilçelerde kaç tane pazar yeri kurulacağı ve bu alanların büyüklüklerinin ne olacağı konusunda analitik yöntemler ve niceliksel modeller konusunda literatürde boşluklar bulunmaktadır. Nüfusla doğru orantılı olarak kent merkezine yakın ilçelerde pazar yerleri sayı ve büyüklükleri artmakta ve çeperlerdeki ilçelere doğru azalmaktadır. Pazar yerlerinin sayıları ve alansal büyüklükleri arasında ilişki bulunmaktadır. Pazar yerleri alansal olarak büyükse ilçedeki pazar yeri sayısı az olmakta, eğer ki sayısı çoksa alansal büyüklükleri küçük olmaktadır. Bu çalışmada İzmir ve Denizli illerindeki pazar yeri sayıları ve alansal büyüklükleri arasındaki ilişki çoklu doğrusal regresyon modeli yardımıyla bulunmuştur. Bu doğrultuda İzmir ve Denizli iline ait ilçelerdeki pazar yeri sayıları ve alansal büyüklükleri ölçümlenmiştir. İlçelerdeki nüfus verileri de kullanılarak kişi başına düşen pazar yeri alanı ve pazar yeri başına düşen kişi sayıları hesaplanmıştır. Daha sonra anılan değerler açısından ilçe bazında ortalama altında ve üstünde kalan yerleşmeler tespit edilerek bu bölgelerde pazaryerlerinin geliştirilmesi önerilmiştir. Çalışma kapsamında elde edilen model ile pazaryerleri sayıları büyüklüklerinin ve nüfus büyüklüklerinin gelecekte farklılaşması sonucunda ya da başka şehirlerde önerilen modelden yararlanılarak hangi ilçelerde sayı ve alan büyüklüğü gerektiğinin tespit edilebileceği değerlendirilmektedir. ANAHTAR KELİMELER: Pazar yeri, çoklu doğrusal regresyon analizi, İzmir, Denizli
Akıllı kentler ve bölgesel kalkınma: TR32 bölgesi kalkınma stratejilerini yeniden düşünmek
Bölgesel kalkınma süreci, Türkiye'de ve dünyada yeni gelişmeler ile şekillenmektedir. Türkiye'nin bölgesel kalkınma deneyiminin başarımı, sınırlı bir çerçevede kalmıştır. Avrupa Birliği sürecinde bu konu hakkında çok önemli gelişmeler yaşansa da bölgesel kalkınma farklılıklarının azaltılmasında hem stratejik hem de uygulama açısından önemli sorunlar mevcuttur. Dünya nüfusunun artması ile beraber kalkınma kavramı özellikle gelişmekte olan ülkeler için önemini giderek artırmıştır. Yaşanan nüfus artışı kapsamında kırsal kesimden kentlere göçlerin başlaması kent yaşamında kısa vade için bireysel faydalar ortaya çıkmasına sebep olsa da kıt kaynakların kullanımı ve eğitim, sağlık, çevre, kirlilik ve trafik gibi alanlarda çeşitli sorunların ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Kentsel yaşamın artmasından kaynaklanan problemlerin en aza indirilmesi için devlet ve yerel yönetimler tarafından kent planlaması anlamında yaşamı kolaylaştırıcı alternatifler ortaya atılmaya başlanmıştır. Söz konusu alternatiflerin başını yoğun teknolojiye ihtiyaç duyan akıllı kentler yaklaşımı çekmiştir. Yaşamı zorlaştıran şartların ortaya çıkması ve kişi başına düşen enerji tüketiminin giderek artması verimli sistemlerin hayata geçirilmesini zorunlu hale getirmiştir. Akıllı kentler temel amaç olarak sonraki nesillere yaşanabilir bir dünya bırakmayı misyon edinmektedir. Bölgelerin kaynaklarının tüketilmemesi yahut geri dönüştürülmesi amacını güden akıllı kentler, insanların refah bir şekilde hayatını sürdürmesine ve yaşamı zorlaştıran etkenlerden kurtularak gelecek nesillere yaşanabilir şehirler bırakmak amacını gütmektedir. Bu çalışmanın amacı, akıllı kentler ve bölgesel kalkınma ilişkisini değerlendirerek TR32 bölgesi için kalkınma stratejilerini yeniden değerlendirmektir. Akıllı kentlerin sürdürülebilir kalkınma açısından öneminin vurgulandığı bu çalışmada ilk etapta literatür taraması yapılmıştır. Ardından da bölgesel kalkınma ajansları incelenmiş ve akıllı kentler üzerine karşılaştırmalı stratejiler ele alınmıştır. Elde edilen sonuçlar, akıllı kent stratejilerinin yeniden oluşturularak sürdürülebilirliğin sağlanması açısından önem arz etmektedir. Bunun yanı sıra çalışmanın bilimsel yazına ışık tutması ve bundan sonra oluşturulacak olan çalışmalara kaynak oluşturması düşünülmektedir. ANAHTAR KELİMELER: Akıllı Kentler, Bölgesel Kalkınma, TR 32 Bölgesi, Bölge Kalkınma Ajansları
Güneş enerji santrali yatırımları için yer seçimi analizi: Denizli ili örneği
Günümüzde enerji talebi hızla artarken, enerji üretimi ve tüketimi süreçlerindeki çevresel etkiler ve fosil yakıtların sınırlı kaynaklar olması konuları giderek daha önemli hale gelmektedir. Bu durum, yenilenebilir enerji ve sürdürülebilirlik kavramlarının önemini vurgulamaktadır. Güneş, rüzgâr, hidroelektrik, biyokütle ve jeotermal gibi yenilenebilir enerji kaynakları, enerji talebini karşılamada büyük bir potansiyele sahiptir. Bu kaynakların kullanımı, enerji güvenliğini artırırken aynı zamanda çevresel etkileri azaltma potansiyeline sahiptir. Yenilenebilir enerji kaynaklarına olan talebin artmasıyla birlikte, doğru yer seçimi kararları büyük önem taşımaktadır. Doğru yer seçimi, yenilenebilir enerji projelerinin başarısını etkileyen önemli bir faktördür. Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) ve Çok Kriterli Karar Verme (ÇKKV) yöntemlerinden olan Analitik Hiyerarşi Süreci (AHS) bu süreçte yaygın olarak tercih edilen araçlardır. Bu çalışmada, güneş enerji santrallerinin (GES) uygun yer seçiminin yapılması için kriterlerin ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu kapsamda, Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) ve Analitik Hiyerarşi Süreci (AHS) yöntemleri kullanılarak Denizli iline ilişkin uygunluk analizi yapılmıştır. Uzman görüşleri ve ilgili literatür araştırmasından yola çıkılarak, güneş enerji santralleri için uygun yer seçimi kriterleri belirlenmiştir. Ayrıca, çalışma alanına ait mekânsal ve mekânsal olmayan veriler CBS ortamına aktarılarak alana ilişkin analiz çalışmaları yapılmıştır. Elde edilen bulgular ışığında, Denizli kentinde toplam 44.579 hektar alanın GES kurulumu için çok uygun, toplam 619.595 hektar alanın orta uygun ve toplam 530.922 hektar alanın ise uygun olmadığı sonucuna varılmıştır.
Kır-kent çeperinin iklim değişikliği perspektifinden incelenmesi: Denizli örneği
Günümüzün en önemli çevre sorunlarından biri olan iklim değişikliği, kırsal ve kentsel alanlar ile bu alanlarda yaşayan nüfus gruplarını büyük ölçüde olumsuz etkilemektedir. Doğal ve yapılı çevre ile ekonomik ve toplumsal yapıda kritik etkileri bulunan iklim krizinin planlama disiplini ile ilişkisinin kurulması iklim değişikliği ile mücadele kapsamında oldukça önemlidir. Bu sebeple yerel düzeyde gerçekleştirilen eylemlere yön verecek, iklim değişikliği ile mücadelede kentsel ve kırsal alanları bütüncül olarak ele alacak yöntem ve stratejilere ihtiyaç duyulmaktadır. Bu ihtiyaçtan yola çıkarak bu tez çalışması iklim değişikliği ile mücadelede kentsel ve kırsal alanları bütüncül bir yaklaşımla ele almayı ve kır-kent çeperinin iklim değişikliği ile mücadeledeki rolünü ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu doğrultuda kentsel alan ile kırsal alan arasında önemli bir geçiş bölgesi olarak kabul edilen kır-kent çeperine odaklanılmakta, sahip olduğu sorun ve potansiyeller Denizli kır-kent çeperi örneği üzerinden araştırılmaktadır. ''Kırı ve kenti bütüncül ele almak amacıyla odaklanılan geçiş bölgelerinin/kır-kent çeperinin iklim değişikliği karşısındaki kırılganlıkları ve potansiyelleri nelerdir?'' ve ''Kır-kent çeperi iklime uyumlu nasıl planlanabilir?'' sorularına yanıt aranmaktadır. Yapılan çalışma ile öncelikle kır-kent çeperinin iklim değişikliğine uyum sağlama potansiyelini değerlendirmek amacıyla bir gösterge seti hazırlanmış ve Denizli'nin kır-kent çeperi tanımlanmıştır. Ardından kır-kent çeperi üzerinden seçilen bir alt bölgeye odaklanılarak saha çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Mekânsal gözlem, yerinde tespit ve derinlemesine görüşmeler yoluyla kır-kent çeperinin mekânsal ve mevcut durumu tespit edilmiş, sorun ve potansiyelleri ortaya konmuş ve sonuçta iklime uyumlu planlama stratejileri tartışılmıştır. Çalışmanın sonucunda kır-kent çeperinde en büyük riskin doğal ve kırsal alanların yapılı/kentsel alanlara dönüşmesi ile mekânsal, sosyal, ekolojik sorunlar ve iklimsel risklerin daha belirgin hale geldiği, öne çıkan potansiyelinin ise doğa odaklı planlama çözümleri ve yeşil altyapı planlaması gibi ekolojik yaklaşımlar doğrultusunda, doğa ve iklim odaklı bir gelişme modeli için stratejik öneme sahip bir alan olduğu ortaya çıkmıştır. Çalışmanın bulguları sonucunda, Denizli kır-kent çeperi üzerinden iklime dayanıklı, doğayla uyumlu, sürdürülebilir, yaşam kalitesi yüksek ve sağlıklı kırsal-kentsel çevreler oluşturulmasına ilişkin örnek bir planlama yaklaşımı ortaya konmaktadır. Bu çalışma ile kır-kent çeperine iklim değişikliği perspektifinden yeni bir bakış kazandırılmış ve stratejik-mekânsal planlama yaklaşımlarına iklim değişikliği konusunun nasıl dahil edilebileceğine yönelik genel bir çerçeve tanımlanmıştır.
İmar planı değişikliklerinde yargısal denetim ölçütleri üzerine bir analiz: İzmir deneyimleri(2018–2023)
İmar planı değişiklikleri "idari bir tasarruf" olup yetki, şekil, konu, sebep ve maksat yönlerinden hukuka uygun olması zorunluluğu vardır. Bu açıdan bakıldığında imar planı değişikliklerinin hukuksal bağlamda kanun ve yönetmeliklere uygun olması beklenmektedir. Dolayısıyla, imar planı değişiklikleri için temel gereklilik Mevzuata uygun olmasıdır. Diğer gereklilikler ise Planlama Esasları–Şehircilik İlkeleri ile Kamu Yararı olarak görülmelidir. Bu araştırmanın amacı; idari yargı kararlarına ilişkin arşiv taraması/veri tabanı araştırması ve sözlü görüşmeler, kavramsal–kurumsal bilgi birikimi ile mevzuat gereklilikleri kapsamında İzmir Büyükşehir Belediyesi merkez ilçeler bütünündeki imar planı değişiklerinin konu–kapsam ve içerik açısından analiz edilerek, imar planı değişiklilerine ilişkin "yargısal denetim ölçütlerinin" sorgulanmasıdır. Daha açık bir ifadeyle, bu çalışmada yapılacak iş: İzmir Büyükşehir Belediyesi merkez ilçeleri bağlamında idari yargı sürecine konu edilmiş nazım ve uygulama imar planı düzeyindeki plan değişiklikleri için kavramsal–kurumsal ve hukuksal arka plana yargısal denetim ölçüt rehberi oluşturulmasıdır. Devamında, bu rehber esas alınarak imar plan değişikliklerinin konu–kapsam–içerik/işlev ile yetki–sorumluluk farklılığı ile ilçeler düzeyindeki mekânsal dağılımı bakımından değerlendirilmesidir. Bu değerlendirmelerin, İzmir Büyükşehir Belediyesi merkez ilçelerinin metropoliten kentleşme dinamiklerinin tespiti, kentsel gelişmenin mekânsal–işlevsel niteliği ile gelişme eğilimlerinin kestirilmesi–öngörülmesi bakımından şehir planlama çalışmalarına katkı sunabileceği düşünülmektedir.
Genişleyen Denizli'nin çeperde büyüme eğilimleri: Batı bölgesinde kentsel büyüme süreçlerinin analizi
Denizli'nin batı bölgesindeki (Merkezefendi) kentsel büyüme süreçlerini geniş bir perspektiften ele alan bu tez; geleneksel ve güncel kuramsal yaklaşımları bir araya getirerek kentin büyüme dinamiklerini anlamak için bir çerçeve sunmaktadır. Tez, nicel veri analizi ve mekansal analiz yöntemlerini kullanarak nüfus artışı, imar planı çalışmaları, kamu-özel sektör yatırımları, ulaşım-altyapı faaliyetleri, arazi kullanımı değişimi ve kentsel makroform değişimi gibi faktörleri değerlendirmektedir. Bu süreçte, araştırmanın odak noktası, Denizli'nin kentsel büyüme süreçlerini derinlemesine anlamak ve gelecekteki planlama süreçlerine yön vermek adına ampirik bir temel oluşturmaktır. Tezin amacı, mevcut kentsel büyüme dinamiklerini tanımlamak, analiz etmek ve gelecekteki politika önerilerine dayanak oluşturacak veri sağlamaktır. Bu kapsamda, araştırmanın sonuçları, Denizli'nin kentsel büyüme süreçlerinin karmaşıklığını ve bu süreçlerin kent merkezi-çeper ilişkileri üzerindeki etkilerini ortaya koymaktadır. Tez, metodolojik bir yaklaşım sunarak, kentin büyüme ve gelişim süreçlerini daha iyi anlamak ve bu süreçlere etkili müdahalelerde bulunmak için temel bir çerçeve sağlamaktadır. Tezin geleceğe dönük önerileri arasında, alt kentleşme ve sosyal-mekansal ayrışma üzerine yapılacak araştırmalar, önemli bir yer tutmaktadır. Özellikle, batı bölgesindeki alt kentleşme sürecinin sosyal yapıya etkileri üzerinde durulmuş ve gelir grupları arasındaki eşitsizlikler ile kentsel hizmetlere erişim konuları vurgulanmıştır. Bununla birlikte, kentteki farklı merkezlerin ilişkilerinin ve gayrimenkul rantı olgusunun kentsel büyüme üzerindeki etkilerinin detaylıca incelenmesi önerilmiştir.
Afet sonrası toplanma alanlarının kapasite yeterlilikleri ve erişilebilirliklerinin değerlendirilmesi: Merkezefendi ilçesi (Denizli) örneği
Son yıllarda meydana gelen doğal, insan kaynaklı ve teknolojik kökenli afetlerin hem sıklığında hem de şiddetinde kayda değer bir artış gözlemlenmektedir. Zamanlaması öngörülemeyen bu afetlerin günümüzde ve gelecekte varlığını sürdüreceği akademik çevrelerce kabul görmektedir. Türkiye'nin jeopolitik konumu dikkate alındığında, ülkenin çeşitli coğrafi bölgelerinde geçmişten bu yana afet olaylarıyla karşılaştığı ve bu durumun gelecekte de devam edeceği değerlendirilmektedir. Denizli ili, 1. derece deprem kuşağında yer alması nedeniyle yüksek afet riski taşıyan illerimiz arasında bulunmaktadır. Bu araştırma kapsamında, Denizli ilinin merkez ilçelerinden biri olan Merkezefendi İlçesi'ndeki afet sonrası ilk toplanma alanlarının kapasite yeterlilikleri ve erişilebilirlik düzeylerinin incelenmesi hedeflenmiştir. Çalışma metodolojisinde, öncelikle Denizli il merkezindeki tüm ilçelerin toplanma alanları genel olarak ele alınmış, ardından odak noktası tek bir merkez ilçeye indirgenmiş ve örneklem olarak seçilen üç mahalle (Karahasanlı, Karaman ve Muratdede) özelinde detaylı analizler gerçekleştirilmiştir. Araştırma sürecinde, ilgili kurum ve kuruluşlardan temin edilen veriler, Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) teknolojisi kapsamında ArcGIS yazılımı aracılığıyla analiz edilmiştir. Yapılan analizler neticesinde, ilk toplanma alanlarının kapasite yeterlilikleri ve erişilebilirlik parametreleri değerlendirilmiştir. Çalışmada, ilk toplanma alanları için kişi başına düşen brüt alan gereksinimi 2.5m² olarak kabul edilmiş; erişilebilirlik kriterleri ise 250-500 metre mesafe ve 5-10-15 dakikalık yürüme süreleri şeklinde belirlenmiştir. Bulgulara göre, inceleme kapsamındaki mahallelerden Karahasanlı'da bulunan ilk toplanma alanlarının kapasite açısından yeterli olduğu, ancak yaya erişimi bakımından kısmen yetersiz kaldığı tespit edilmiştir. Diğer taraftan, Karaman ve Muratdede mahallelerindeki toplanma alanlarının hem kapasite hem de yaya erişimi açısından yetersiz olduğu saptanmıştır. Bununla birlikte, erişim mesafeleri dikkate alındığında, ilk toplanma alanlarının idari sınırları aşarak komşu mahallelerdeki nüfusa da hizmet verebildiği ortaya konmuştur. Öte yandan, yaya erişiminin sağlanamadığı bazı bölgelerin varlığı da tespit edilmiştir. Bu sonuçlar, ilk toplanma alanlarının kapasite hesaplamalarının idari sınırlara göre değil, hizmet verdikleri alandaki nüfus yoğunluğuna göre yapılması gerekliliğini açıkça ortaya koymaktadır. Şehir planlama disiplini açısından değerlendirildiğinde, ilk toplanma alanlarının hem mahalle ölçeğinde hem de ilçe genelinde, erişilebilirlik ve nüfus dağılımı kriterleri dikkate alınarak bütüncül bir yaklaşımla planlanmasının zorunluluğu anlaşılmaktadır. Çalışmanın genel bulguları, ilk toplanma alanlarının kent planlama disiplini ile afet ve risk yönetimi arasındaki kritik bağlantı noktasını oluşturduğunu ve afet öncesi yapılan planlamaların, afet sonrası süreçte ilk toplanma alanlarının işlevselliğine doğrudan etki ettiğini göstermektedir.
Tarihi termal kentler nasıl planlanmalıdır? Denizli–Karahayıt için planlama stratejileri
Tarihi termal kentlere yönelik özel ve özgün planlama stratejileri geliştirilebilmesi için kavramsal ve kurumsal arka plan oluşturulması, uluslararası kurumsal mekanizmalara katılım ile farkındalık ve tanınırlık sağlanması önemlidir. Bu önem, uluslararası düzeyde termal kentler rekabetinden alınacak payın arttırılması ve yerel ekonomik kalkınma sağlanması için fırsat olarak değerlendirilmelidir. Bu tez çalışmasının amacı; termalizm ve termal kentler ilişkisi bağlamında kavramsal ve kurumsal analizler eşliğinde tarihi termal kentlerin jeolojik miras kaynağı olarak öneminin vurgulanarak, termal kentlerin gerek mekânsal ve işlevsel nitelik gerekse kurumsal örgütlenme açısından daha etkin ve verimli kullanılmasına–yönetilmesine yönelik termal kent planlama stratejilerinin geliştirilmesidir. Bu çerçevede, literatür taraması ve mevzuat bilgisi eşliğinde kavramsal analizler ve kurumsal analizler yapılarak, elde edilen sonuçlar Karahayıt termal kentine yönelik durum analizi bulguları ile birlikte değerlendirilmiştir. Yapılan değerlendirmeler sonucunda, Karahayıt termal kenti için planlama stratejiler üretilebilmesi mümkün olabilmiştir. Bu stratejiler, üç başlıkta ele alınmıştır. Birincisi, termal kent sınır ve statü tespiti, planlama–tasarım rehberi ve öncelikli müdahale konu ve alanlarına yönelik mekânsal ve işlevsel stratejilerdir. İkincisi, dış ve iç paydaşların işbirliğine yönelik paydaş planını tanımlayan katılım stratejileridir. Üçüncüsü ise ile alan yönetimi, ziyaretçi planı, jeotermal su yönetim planı, termal turizm eğitim planı, risk yönetim planı, enerji planı ve atık yönetim planı olmak üzere yönetim stratejileridir. Bu çalışma ile Karahayıt örneğinde küçük termal kentlerde yaşanan planlama–tasarım ve uygulama sorunlarına geniş kapsamlı ve bütüncül bakış açısı ile akademik–bilimsel temelli katkı konulabileceği düşünülmektedir.
Yerleşme sistemi ve kademelenme araştırması: Denizli ili örneği
Bu tez çalışmasının amacı; Denizi ili idari sınırları içinde kırsal ve kentsel yerleşmelerin sistematik bir kurgu içinde ele alınarak, demografik göstergeler, sosyo–ekonomik göstergeler, sosyo–kültürel hizmet göstergeleri, ulaşım–erişilebilirlik göstergelerine ilişkin sayısal ve istatistiki veriler yardımıyla analiz edilerek, Denizli ilindeki "kentler ağı" ve "ulaşım ağı" olmak üzere "yerleşme sistemi" ve "kademelenme varlığının" modellenmesidir. Bu çerçevede; tez çalışması 4 (dört) temel varsayım üzerine odaklanmıştır. Birincisi, Denizli ilçelerinin demografik büyüklüklerinin yerleşmeler sistemi kapsamında kademelenme düzeyinde/sırlamasında belirleyici olduğudur. İkincisi, Denizli ilçelerinin yerleşme sistemi içindeki kademelenmesinde sosyo–ekonomik gelişmişlik potansiyellerinin etkili olduğudur. Başka bir ifadeyle, yerleşmelerin sektörel kimlikleri ile kademelenme düzeyi arasında bağıntı olduğudur. Üçüncüsü Denizli ilçelerinin sosyal–teknik hizmet kapasitesinin yerleşme sistemi ve kademelenme düzeyinde belirleyici olduğudur. Dördüncüsü ise Denizli ilçelerinin jeomorfolojik koşulları ve diğer iller/ilçeler ile erişilebilirlik–ulaşılabilirlik düzeylerinin yerleşme sistemi ve kademelenme düzeyinde etkili olduğudur. Tez çalışmasının yöntemi; 3 (üç) aşamalı bir araştırma sürecine dayandırılmıştır. Birinci aşama; yerleşme sistemi ve kademelenmesine ilişkin bilimsel temelli akademik ve kurumsal araştırmaların derlenerek, yerleşme sistemi ve kademelenmesini açıklamaya yönelik kavramsal içerikler ve kuramsal arka planın sorgulanmasıdır. İkinci aşama; gerek Avrupa İstatistik Ofisi (EUROSTAT)–OECD gerekse Türkiye'deki yerleşme sistemi ve kademelenme çalışmalarının incelenmesidir. Üçüncü aşama ise yerleşme sistemi ve kademelenmesine ilişkin göstergeler veri setinin oluşturularak, elde edilen veriler yardımıyla yerleşme sistemi ve kademelenmesinin modellenmesidir. Tez çalışmasının, kamu kurum ve kuruluşların "yerleşme sistemi ve kademelenme" konusunda yapacakları "il–iller düzeyindeki" stratejik mekânsal planlama çalışmalarına gerek bakış açısı–ele açış biçimi ve yöntemi, gerekse planlama yaklaşımı ve göstergeler setine dayalı veri tabanı oluşturması açısından katkı sunacağı düşünülmektedir. Bir başka katkı ise sosyal ve teknik altyapı hizmetlerinin yer seçimi kararlarında ve mekânsal dağılımında verimli ve dengeli dağılımı sağlanması olarak görülmelidir.
Bölge kalkınma ajanslarının bölgesel içsel büyümede rolü: Güney Ege Kalkınma Ajansı örneği
Bölge Kalkınma Ajanslarının Bölgesel İçsel Büyümedeki Rolü: Güney Ege Kalkınma Ajansı Örneği" başlıklı bu tez, Türkiye'deki bölge kalkınma ajanslarının bölgesel içsel büyüme süreçlerindeki rolünü ve katkılarını analiz etmeyi ve Güney Ege Kalkınma Ajansı'nın bölge kalkınmasında oynadığı rolü incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmada, bölgesel içsel büyüme konusundaki mevcut literatür derinlemesine incelenmiştir. Ulusal ve uluslararası kaynaklar, akademik makaleler, raporlar ve ajans yayınları dahil olmak üzere çeşitli kaynaklar taranarak tezin teorik temeli oluşturulmuş ve kavramsal çerçeve geliştirilmiştir. Ajansın projelerinin yerel ekonomiye olan katkısını ölçmek amacıyla ekonomik göstergeler incelenmiştir. Bölge kalkınma ajanslarının bölge planlama yoluyla içsel büyümeyi teşvik etmedeki rolünü araştırmak için vaka çalışması yaklaşımı benimsenmiştir. Veriler, belge analizi ve planlama süreçlerinin gözlemlenmesi yoluyla toplanmıştır. Toplanan veriler, içerik analizi yöntemiyle incelenerek temalar ve örüntüler belirlenmiştir. Elde edilen veriler ve analiz sonuçları doğrultusunda, Güney Ege Kalkınma Ajansı'nın bölgesel içsel büyüme üzerindeki rolü değerlendirilmiştir. Tez, ajansın bölgesel kalkınma stratejileri, projeleri ve iş birlikleri üzerinde durarak, bölgesel içsel büyümeyi destekleme ve teşvik etme konusundaki etkisini ortaya koymayı hedeflemiştir. Ayrıca, ajansın hedefleri, yöntemleri ve başarı öyküleri incelenerek, bölgesel içsel büyümenin sağlanmasında ajansın rolünün önemi vurgulanmıştır. Çalışmada, ajansın başarıları, karşılaştığı zorluklar ve gelecekteki potansiyel projeleri hakkında sonuçlar ve öneriler sunulmuştur.
Doğal ve kültürel peyzajın korunmasına yönelik ekoturizm odaklı bir peyzaj planlama yaklaşımı: Van örneği
Çeşitli ihtiyaçlar sonucunda ortaya çıkan şehirleşme olgusuyla beraber Doğal Peyzaj öğelerinin hakim olduğu alanlarda insan etkisi ile Kültürel Peyzaj alanları ortaya çıkmıştır. Peyzaja olan bu kültürel etki bütünsel olarak kentsel ve kırsal peyzaj alanlarını da etkilemiştir. Tarihsel süreçte, birçok medeniyete ev sahipliği yapmış olan Van kentinin, Doğal ve Kültürel Peyzaj yapısını oluşturan ve değiştiren birçok farklı dinamik söz konusudur. " Doğal ve Kültürel Peyzajın Korunmasına Yönelik Ekoturizm Odaklı Bir Peyzaj Planlama Yaklaşımı - Van Örneği" isimli yüksek lisans tez çalışması ile, Van kentinin Doğal ve Kültürel Peyzaj yapısı, literatür çalışması ve Arccis data ile haritalandırılarak kent ile ilgili bir başvuru kaynağı oluşturulmaktadır. Doğal ve Kültürel Peyzaj alanlarına olan tahribatları azaltmak ve bu alanları koruyarak kullanmak için ekoturizm odaklı Peyzaj Planlama yaklaşımı ile gezi ve koruma rotaları oluşturulmaktadır. Bu kapsamda çalışmanın içeriği altı bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde; literatür özeti, yapılan çalışmanın amacı ve hipotezden bahsedilmektedir. Çalışmanın ikinci bölümünde; tezin kuramsal temelleri belirtilmektedir. Çalışmanın üçüncü bölümünde Van kenti peyzaj özellikleri ele alınmaktadır. Çalışmanın dördüncü bölümünde Doğal ve Kültürel Peyzaj alanlarının korunması kapsamında, koruma yaklaşımları koruma amaçlı imar planları ile desteklenerek belirtilmektedir. Çalışmanın beşinci bölümünde, çalışma alanına yönelik koruma stratejileri belirtilmektedir. Peyzaj Planlama ile ekoturizm değerlendirmesi ele alınmaktadır. Çalışmanın sonuç kısmında, önerilen ekoturizm rotalarının çalışma alanı alanında uygulanabilecek en uygun turizm çeşidi olduğu değerlendirilmesi sunulmaktadır.
Gayrimenkul geliştirme ve kentsel dönüşüm süreçlerinin geliştirici aktörler gözünden irdelenmesi; İstanbul örneği
Gayrimenkul geliştirme ve kentsel dönüşüm çalışmaları sonucunda kentlerde yaratılan muhtelif boyutardaki yaşam, iş ve eğlence alanları sadece fiziki yapılar olarak görülmemekte, aynı zamanda sosyal ve çevresel boyutları ile bir bütün olarak kabul edilmektedir. Dolayısıyla, planlanan gayrimenkul geliştirme ve kentsel dönüşüm projeleri, kısa vadeli ya da salt kar odaklı değil, uzun vadeli, şehir ve şehir halkı yararına hizmet eden sürdürülebilir bir yol haritası ile geliştirilmelidir. İstanbul'da 2000'den buyana gerçekleşen gayrimenkul geliştirme ve kentsel dönüşüm projelerine bakıldığında bu projelerin belirli kriterlere öncelik verilen lokasyonlarda yoğunlaştığı ve bu durumun bazı çevresel, sosyal ve ekonomik sorunlara neden olduğu tespit edilmiştir. Gayrimenkul geliştirme ve kentsel dönüşüm konulu Doktora tezlerindeki literatür taramalarında, genellikle yaşama geçmiş projelerin mevcut sorunları tespit edilip bu sorunlara yönelik çözüm önerileri sunulmuştur. Tez kapsamında araştırma sorusu "İstanbul'da kentsel dönüşüm ve gayrimenkul geliştirme sektöründe geliştirici aktörlerin bakış açısı ve karar verme kriterleri nelerdir?" olarak belirlenmiştir. Yapılan araştırma ve literatür incelemeleri sonucunda literatürde eksik olan kısmın bu sürecin ana aktörleri arasında yer alan gayrimenkul yatırımcıları, geliştiricileri, müteahhitler, mimarlık ofisleri, danışmanlık firmaları gibi kurumların yatırım kararı verme kriterleri hakkında yeterli akademik çalışma olmadığı gözlemlenmiştir. İstanbul'da gerçekleşen gayrimenkul geliştirme ve kentsel dönüşüm projeleri, ilçe ve mahalle bazında incelendiğinde, gerçekleşen ya da uygulama sürecinde olan bu projelerde geliştirici aktörler için karar verme aşamasındaki en önemli kriterin, yatırım yapılacak lokasyonun yüksek piyasa değeri olduğu görülmektedir. Hipotezin ispat edilmesine ilişkin tamamlanan bu çalışma, İstanbul ölçeğinde çeşitli gayrimenkul geliştirme ve kentsel dönüşüm projeleri hakkında hipotezi destekleyen örnekler ve geliştirici aktörlere yönelik yapılan anket çalışmasını içermektedir. Anahtar Kelimeler: Gayrimenkul geliştirme, kentsel dönüşüm, kentsel yenileme, arsa geliştirme ve uygulamaları, gayrimenkul geliştirici aktörler.
Kentsel kıyıların tasarımında güvenlik kavramının etkileri
Günümüzde birçok kamusal alanda kullanıcılar kendilerini güvensiz hissetmekte, gündelik hayatlarını bu mekânlardan kaçınarak planlamaktadırlar. Suça maruz kalma endişesinden ortaya çıkan bu durum literatürde "suç korkusu" (fear of crime) olarak tanımlanmaktadır. Kentsel mekânın fiziksel özelliklerinden veya sosyal yapısından kaynaklı problemlerden dolayı oluşan bu korku ve kullanıcıdaki etkileri kriminoloji, sosyoloji ve kentsel tasarım gibi birçok disiplin tarafından incelenmektedir. Güvensizlik hissi yaratan mekânlara müdahalelerde kentsel tasarım alanında yapılan çalışmalar, mekânın fiziksel ve sosyal yapısının iyileştirilmesine odaklanan "Çevresel Tasarım Yoluyla Suçu Önleme" (Crime Prevention Through Environmental Design – kısaca CPTED) yaklaşımı ile açıklanmaktadır. Tez kapsamında CPTED yaklaşımı ve güvenli mekânlar yaratmak konusu kıyı mekânları özelinde incelenmektedir. Kentsel kıyı mekânları kent yaşamında sıkça kullanılan, kentin farklı kullanıcı gruplarının kullanımına açık ve rekreasyonel aktivitelere olanak sağlayan kamusal alanlardır. Ancak, kıyı alanlarının kentsel tasarım kaynaklı hatalar sebebiyle kent merkezi ile iletişiminin zayıf olduğu ve doğal gözlemden yoksun kaldığı durumlarda güvenlik problemleri ortaya çıkmakta ve bu kıyı alanları kullanıcıyı tedirgin eden mekânlara dönüşmektedir. Buradan yola çıkarak tez çalışmasının amacı; "suç korkusu" ve "CPTED" kavramlarının "kentsel kıyı mekânları" ile ilişkisinin kurularak güvenli kıyı mekânı ölçütlerinin belirlenmesi ve CPTED yaklaşımı doğrultusunda problemli kentsel kıyı mekânlarına kentsel tasarım yolu ile iyileştirme önerileri geliştirilmesi olarak belirlenmiştir. Kavramsal çalışma sonucunda geliştirilen teorik bilgiler, dolgu yoluyla oluşturulmuş ve güvenlik problemlerinin yaşandığı gözlemlenen "Kadıköy kıyı rekreasyon alanı"nda incelenmiştir. Yapılan gözlem ve anket çalışmalarıyla bu rekreasyon alanı değerlendirilmiş ve kıyı mekânının iyileştirilmesine yönelik öneriler sunulmuştur.
Kentsel kıyı alanlarında kıyıya kamu erişimini sağlama ölçütleri "Bakırköy, Yeşilköy-Yeşilyurt Kentsel Kıyı Bölgesi Örneğinde"
Günümüzde kıyı alanları konut, turizm, ticaret ve sanayi yatırımlarının odak noktası haline gelmiştir. Kıyıda yasal ve yönetsel yapıdaki değişikliklerin yanı sıra imar planlarında tanınan ayrıcalıklar, kamusal kullanımı kısıtlayan birçok uygulamanın önünü açarken, toplum kıyıdan giderek uzaklaşmıştır. Oysa farklı kullanımlara kaynaklık oluşturması bakımından mekânsal özelliklerinin yanı sıra toplumsal açıdan da büyük bir öneme sahip olan kıyılar, toplum yararına kullanılması gereken alanlar olup, kamusal alan olma özelliği taşımaktadır. Ancak kıyılar, gerçekleştirilen uygulamalarla birlikte özel mülkiyete konu olmaktadır. Kıyıda yer alan kamusal kullanımı engelleyen fonksiyon alanları ve otel, AVM, liman, rezidans tipi konutlar gibi büyük yapı blokları içeren yapılaşmalar kent ve kıyı ilişkisini zedelemektedir. Bu bağlamda kıyının kamusal karakteristiğini yeniden kazanmasında, kopan kent-kıyı mekansal ilişkisinin kurulmasında ve toplumun kıyıyla bütünleştirilmesinde kamusal kullanımın öncelikli olması ve kamunun suya/kıyıya erişiminin sağlanması kıyı kenti planlanmasının ve kıyının dönüşümü/canlandırılması ve yenilenmesi süreçlerinin en önemli koşulu olarak görülmeye başlanmıştır. Bu çalışmada kentsel kıyı, kamusal alan ve kıyının kamusal alan olma özelliği yasal, yönetsel ve fiziksel anlamda sorgulanarak, kıyı alanlarına kamu erişimini sağlayacak evrensel ölçütler ortaya konmaya çalışılmıştır. Dünya kıyı kentlerinde yürütülen politikalar, kıyı alanlarının planlanmasına ve tasarımına ilişkin oluşturulan rehberler ve gerçekleştirilen uygulamalardan yola çıkarak kıyıya kamu erişiminin sağlanmasına ilişkin oluşturulan kıyıya kamu erişimini sağlama ölçütlerinin, kıyı alanlarının planlaması ve kıyı dönüşümü süreçlerinde yol gösterici olması amaçlanmaktadır. İstanbul Metropoliten alanı içinde bir çok mekansal ve işlevsel değişikliğe sahne olan Bakırköy kıyısı kamusal kullanım ve kamu erişiminin kesintiye uğradığı bölgelerdendir. Kıyı kenti olma özelliğini yitirmeye başlayan Bakırköy İlçesi'nde kıyının geçmişten gelen kentle ve kent halkıyla bütünleşen yapısının devamlılığını koruyamamasında kıyının kamusal anlamını ve erişilebilirliğini kaybetmesi en önemli etkenlerden biri olmaktadır. Kentsel gelişim sürecinde farklı kullanışlara sahne olan Bakırköy kıyı bütününde çalışma alanı olarak belirlenen Yeşilköy-Yeşilyurt Kentsel Kıyı Bölgesi, günümüzde kısmen kıyı kültürünü devam ettirmekte ve kentle olan bütünlüğünü korumaktadır. Bu çalışmada amaç kıyıya kamu erişimini sağlama ölçütlerini belirlemek ve Yeşilköy-Yeşilyurt Kentsel Kıyı Bölgesi'nin belirlenen ölçütlere uygunluğunu fiziksel ölçülebilirlik düzeyinde değerlendirilmektir.
Anadolu kentlerinde öğrenci odaklı soylulaşma: Konya İli Bosna Hersek Mahallesi'nde öğrencileştirme sürecinin analizi
Literatüre Darren Smith'in 2002 yılında kazandırdığı öğrencileştirme (studentification) kavramı, üniversite öğrencilerinin dönemsel olarak göç ettikleri üniversite kentlerinde meydana gelen belirgin sosyal, kültürel, ekonomik ve fiziksel dönüşümleri tasvir etmek için kullanılmaktadır. Tez, öğrencileştirme süreçlerinin mahalleleri ve mahalle içerisindeki farklı gruplar arasındaki ilişkilerin yapısını nasıl dönüştürdüğünü ve mahalleler üzerindeki olumlu ve olumsuz etkilerini açığa çıkarmayı amaçlamaktadır. Tezin alan çalışması için Türkiye'de en fazla üniversite öğrencisine sahip ikinci üniversite olan Selçuk Üniversitesinin hemen yanı başında konumlanan Bosna Hersek Mahallesi (Konya) seçilmiştir. Araştırma öğrencileştirmeyi, sürecin gerçekleştiği yerde yaşayan ya da buraları kullanan farklı grupların (öğrenci sakinler, yerel sakinler, akademisyenler ve emlakçılar) bakış açısıyla ele almaktadır. Tez ağırlıklı olarak nitel araştırma yöntemleri (derinlemesine mülakat, katılımcı gözlem) kullanılarak hazırlanmış, aynı zamanda nicel verilerden (TÜİK, YÖK ve ÖSYM verileri) de yararlanılmıştır. Bosna Hersek Mahallesi'nde, öğrencileştirme sonrası ortaya çıkan mahalle örüntüsü, birçok soylulaşmış alanla benzer özellikler taşımaktadır: gayrimenkul değerleri yükselmiş, mahallenin konut ve ticari yapısı sonradan gelenlerin ihtiyaçları merkeze alınarak yeniden şekillenmiş, mahalle tek bir sosyal grubun (öğrenciler) egemenliği altına girmiş ve ilk sakinler fiziksel olarak (doğrudan) olmasa da, sosyo-kültürel olarak (dolaylı) yerinden edilmiştir. Bosna Hersek, öğrenciler ve öğrenci olmayanlar arasındaki ayrışmanın ve öğrencilerin sayısal ve kültürel egemenliğinin kolayca okunabildiği bir 'öğrenci gettosuna' dönüşmüştür.
Üretim ve yeniden üretim sürecinde toplumsal mekânın yeniden örgütlenmesi: Beykoz Paşabahçe örneği
Mekânın tarihi, insanın doğayı şekillendirmeye başladığı zaman dilimi ile ortaya çıktığı söylenebilir. Bu cümlede bahsedilen mekân tarihi, toplumsal ilişkileri kapsayan mekân tarihidir. Tam da bu noktada mekân ve toplum arasında tarihsel ve etkileşimli bir ilişki bulunduğunu ve aynı zamanda bu ilişkinin karmaşık bir yapıda olduğunu belirtmek gerekir. Marx'ın tanımladığı üretim biçimlerinin her biri (komünizm, kölecilik, feodalizm, kapitalizm ve sosyalizm) farklı toplum ve mekânsal örüntülere sahiptir. Kuramcıların, mekânın toplum ile olan ilişkisini tanımlaması ise kapitalist üretim biçimin ortaya çıktığı döneme denk gelmektedir. Mekân ve toplum konusu, kapitalist üretim biçimde merkezi nokta da yer almaktadır. Başka bir deyişle Marx'ın tarihsel süreç tanımlamalarından olan kapitalizm, kendinden önce gelen feodalizmin toplum ve mekânından keskin bir şekilde ayrılan sosyo-mekânsal örüntüsünü üretmiştir. Kapitalist sosyo- mekânsal örüntünün temelinde yer alan mekân kentsel mekân olup, toplumsal yapılanma ise sermaye-emek ilişkisi üzerine kuruludur. Kapitalist sermaye, önce kırsal (feodal) mekânı çözerek, kentsel mekânın ihtiyacı olan emek gücünün kente gelmesini sağlamıştır. Kırsalda feodal beylere hizmet eden köylüler, artık kentsel mekânda belli bir ücret karşılığında emeğini satan işçi sınıfı olarak tanımlanmaktadır. İşçinin üretim ve yeniden üretim alanı kentsel mekândır. Bu çalışmanın amacı, kapitalist üretim biçiminin toplumsal yapılarının oluşum süreci ile kapitalist kentleşme arasındaki ilişki ortaya koymak ve Beykoz Paşabahçe Şişe-Cam Fabrikası ve çevresinde bu ilişkileri gözlemlemektir. Ayrıca Kapitalist üretim biçimin tarihsel süreç içerisinde değişen veya farklılaşan politikaları ile toplumsal sınıfların yeniden üretim alanlarına ilişkin yer seçimlerin nasıl değiştiğini incelemektir Çalışma kapsamında, Marx ve Neo-Marksist olarak tanımlanan Lefebvre, Castells ve Harvey'in kapitalist kentleşme ve toplumsal sınıflara ilişkin yaklaşımları ele alınacaktır. Marx çalışmalarında, sınıf oluşum sürecini, sınıf ilişkileri ele alınırken, toplumsal sınıfların kentsel mekân ile olan ilişkileri sistematik olarak ele almamıştır. Lefebvre, Castells ve Harvey ise, kentsel mekâna duyarlı Marksistler oldukları için, tez konusu kapsamında ele alınmıştır. Çalışma kapsamında İstanbul İli, Beykoz İlçesi, Paşabahçe Şişe-Cam Fabrikası ve çevresinin seçilmesinin nedeni ise, Beykoz'un Türkiye işçi sınıfı tarihindeki önemidir. Beykoz Paşabahçe Şişe-Cam Fabrikası ve çevresinin işçi sınıfının üretim ve yeniden üretim alanındaki hareketlerini ve yer değiştirme örüntülerini incelemeye, kapitalist sınıf ile olan ilişkilerini kuramsal yaklaşımlar ile karşılaştırarak değerlendirmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kapitalist Üretim Biçimi, Kapitalist Kentleşme, Toplumsal Sınıflar.
Yerel halkın dönüşüm projelerine katılımı: Sakarya İli Erenler İlçesi Kentsel Dönüşüm Projesi örneği
Katılım kavramı, yurttaş ve yöneticilerin olduğu pek çok konuyla bağlantılı bir kavramdır. Bu tez çalışmasında katılım kavramı, yurttaşların kentsel planlama süreçlerine katılımlarının sağlanması açısından incelenmiştir. Planlamaya halk katılımının sağlanması, yerel yönetimlerin ve kent plancılarının uzun yıllardır üzerinde durduğu ve öğrenmeye çalıştıkları bir alandır. Arnstein'in 1969 yılında yayınlanan 'Halk Katılımı Merdiveni' (A Ladder of Citizen Participation) başlıklı makalesi, kavramın temelini oluşturan kaynaktır. Türkiye'de, 2012 yılında, 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun'un yürürlüğe girmesiyle, birçok şehirde riskli alan ilan edilen bölgeler kentsel dönüşüm sürecine girmiştir. Çok aktörlü bir süreç olan kentsel dönüşümün başarıyla sonuçlanabilmesi için ilgili tüm aktörlerin sürece katılımı sağlanmalıdır. Şüphesiz, kentsel dönüşümden en çok etkilenenler, dönüştürülen bölgede yaşayan mahalle sakinleridir. Bu tez çalışmasının amacı, kentsel dönüşüm sürecinden direkt olarak etkilenecek olan aktörlerin, özellikle yerel halkın, karar alma süreçlerine aktif olarak dahil olma imkanı bulup bulamadıklarını araştırmaktır. Çalışma alanı olarak, Sakarya ili Erenler ilçesinde, 48.2 ha büyüklüğünde, iki bölge ve pek çok etaptan oluşan kentsel dönüşüm projesi seçilmiştir. 6306 sayılı kanun kapsamında Çevre ve Şehircilik Bakanlığıyla imzaladığı protokol neticesinde, projenin yürütücüsü olan Erenler belediyesi, ilgili kanun kapsamında kentsel dönüşüm projesinin yürütücülüğünü yapan Türkiye'deki ilk ilçe belediyesidir. Araştırmanın verileri, Erenler Kentsel Dönüşüm Projesinin aktörleri olan ilçe belediyesi, mahalle muhtarları, müşavir firma ve yerel halk ile yapılan yarı yapılandırılmış mülakatlar yoluyla elde edilmiştir. Verilerin analizi ise betimsel analiz tekniğiyle yapılmıştır.
Konut alanı yapılanmasında doğal iklimlendirme
Varlığın bütünlüğünü oluşturan doğa ve çevre insan ile her zaman karşılıklı bir etkileşim içinde olmuştur. Bu etkileşim geçen zamanla birlikte değişim ve gelişim göstermek durumunda kalmıştır. Günümüzde doğaya verilen zararın farkedilmesi ile mimarlık ve kentsel tasarım yeniden tanımlanır hale gelmiştir. Çözüm arayışları içinde sağlıklı kentsel çevre için bina ve yakın çevresi ölçeğinde yaşanabilir mekânlar oluşturulması ana hedefler arasında bulunmaktadır. Ancak, son günlerdeki kentsel tasarım projelerinde iki çeşit problem ile karşılaşılmaktadır. Bunlardan biri, sürdürülebilirlik kavramının, ölçülebilir standartları kullanmak yerine, yaşam alanları yokoluyor gibi soyut kavramlar ile ele alınarak, mekâna uyarlanabilecek somut çözümler ile konuya yaklaşılmaması, diğeri farklı coğrafi bölgelerde standart çözüm ve uygulamaların ele alınmasıdır. Bu yüzden, gerek akademik ortamda gerek uygulama ortamında yeni analiz yöntemleri ve ölçülebilir metotlar düşünülmektedir. Yeşil bina değerlendirme sistemlerinin amaçları içerisindeki daha düşük karbon salınımına neden olan ekolojik yapı malzemelerinin seçilmesi konunun somuta indirgenmesinde yapı ölçeğinde geliştirilen metotlar arasında en önemlilerindendir. Soyut kavramlar ise içerik ve sınırlar belirlenerek, çevresel planlama hukuku başlığı altında kentsel gelişme politikaları olarak benimsenmektedir. Çalışmada, türlü analiz ve değerlendirme yöntemlerinin en yaygınlarından olan LEED ve BREEAM* yöntemlerinin kentsel tasarım ölçeğinde ele alınması hedeflenmiştir. Çalışma ile sözkonusu sistemlerin fayda ve uygulanabilirliğinin sürdürülebilirlik kavramı üzerinden değerlendirilmesi, mevcut yerleşim alanlarının çevre üzerindeki olumsuz etkilerinin azaltılıp tasarımlarda çevresel faydaların öne çıkarılması ve yaşamın sürdürülebilir yapı ve yerleşim alanlarında teşvik edilmesi amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında, mevcut imar planları gözönünde bulundurularak, Kadıköy Yarımadası'ndan seçilen örnek alanda enerji sakınımı kentsel tasarım ölçeğinde (doğal yapı verileri, yöneliş, yapı adası ve sokak ölçeğinde yapılararası ilişkiler …) incelenmektedir. Örnek alanın enerji sakınımı bağlamında değerlendirilmesinin ardından, doğal enerji kaynaklarının kullanımı konusunda konut alanlarında yapı adaları ölçeğinde öneriler geliştirilmesi hedeflenmektedir. Bu çalışma ile ülkemizde henüz kentsel tasarım ölçeğinde sınırlı çalışılmakta olan enerji sakınımı bağlamında farkındalık geliştirilmesi ve imar yönetmeliklerine katkıda bulunulması amaçlanmaktadır.
Kentlerin küresel iklim değişikliğine uyum politika ve eylem stratejlerinin incelenmesi Londra örneği
İklim değişikliğinin kendini gitgide daha fazla hissettirmeye başlaması, küresel boyutta incelenmesi çalışmalarını başlatmış, kanıtlanarak, uluslararası müzakerelerde yerini almış ve çözüm noktasında her ülkeye sorumluluklar yüklemiştir. Ulusal boyutta yapılan çalışmaların daha verimli olabilmesi için, bireysel davranış değişikliklerinden, kent ölçeğinde çalışmaların gerekliliği fikri zamanla olgunlaşan iklim değişikliği mücadele çalışmalarının daha da olgunlaşmasını sağlamıştır. İklim değişikliği ile ilgili, kentsel alanlara odaklanan çalışmalar, kentlerin hafifletme çalışmaları yanı sıra yaşam kalitesinin ve sürdürülebilir kalkınmanın sağlanabilmesi için devam eden iklimsel değişikliklere uyum eylemlerinin de gerekliliğini vurgulamaya başlamıştır. Kentsel sistemlerin devamlılığı ve yaşam kalitesinin sağlanması, yapılı ve doğal çevrenin, kaynakların ve yaşamsal ve sektörel işleyişin devam etmesine, oluşabilecek iklim kaynaklı doğal afetlere karşı önceden tedbir alınarak yapılan acil durum planlamalarının yapılmasına, mekânsal planlama bileşenlerine, onarma, koruma ve geliştirme çalışmalarına bağlıdır. Tüm bu çalışmalara stratejik bir yaklaşım sergilenmeli, yasal mekanizmalar ile desteklenmelidir. Bu çalışmada, kentlerin uyum stratejisi hazırlarken nasıl bir yol izlemeleri gerektiğini ortaya koymak amaçlanmıştır. Örnek alan olarak, iklim değişikliği ile mücadele konusunda pek çok konuda öncü olan, dünyanın ilk uzun dönemi kapsayan iklim değişikliği yasasını yapan, Kyoto protokolünü imzalayan ve karbon hedeflerine ulaşan ülkelerden biri olan İngiltere genelinden, planlamanın ötesinde, örnek çalışmaları ile dünyanın pek çok metropol kentini bir araya getiren ve başarılı çalışmaların paylaşıldığı, standartların geliştirildiği, iklim değişikliğine uyum çalışmaların bilgi paylaşımının yapıldığı platform olan "Büyük Kentler İklim Liderlik Grubu" olarak adlandırılan C40 kentleri oluşumuna önderlik eden Londra kentinin iklim değişikliği etkileri ve uyum stratejileri incelenmiştir. 1.Bölüm konuya giriş bölümü olup, iklim değişikliği ile ilgili yapılan tezler, makaleler özetlenmiş, tezin amacı belirtilmiş ve tez konusu belirlenirken çıkış noktası olan konular hipotez olarak yer almıştır. 2.Bölüm'de, iklim değişikliğinin bilimsel tanımı yapılmış, kentlerin iklim değişikliği ile karşılıklı etkileşimleri incelenmiş, iklim değişikliği hafifletme ve iklim değişikliği etkilerine uyum kavramlarına değinilmiştir. 3. Bölüm, iklim değişikliği ile mücadele konusunda kentler için uyum ihtiyacı, uyum stratejisi süreçleri, planlama ve tasarım yaklaşımları anlatılmıştır. 4.Bölüm, İngiltere ve Londra üzerinden, ulusal uyum eylemlerinin ve yasal düzenlemelerin, kent ölçeğine nasıl yansıdığını gösteren ve Londra'nın uyum politika(yaklaşım), strateji ve çalışmalarının incelendiği ve örneklendiği bölümdür. Sonuç ve değerlendirme kısmında, İngiltere ve Londra için yapılan çalışmalar değerlendirilmiş ve bu strateji ve eylemlerin yeterliliği de göz önünde bulundurularak örnek bir strateji yaklaşımı için hangi aşamaların yer alması gerektiği, risklerin nasıl değerlendirilmesi gerektiği ortaya konmuştur.