Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi Fatih Bal
37 theses · İstanbul Gelişim University
Yetişkin bireylerde algılanan ebeveyn tutumu ile çocukluk çağı travmalarının duygusal yeme üzerine etkisinin incelemesi
Bu araştırmanın amacı yetişkin bireylerde çocukluk çağı travamaların ve algılanan anne baba tutumlarının duygusal yeme davranışı üzerine olan etkisinin incelenmesidir. Bununla beraber çalışmaya katılan yetişkin bireylerin sosyo-demografik özellikleri ile çalışma değişkenleri olan çocukluk çağı travmaları, algılanan anne baba tutumları ve duygusal yeme davranışı arasındaki ilişkin incelenmesi de amaçlanmaktadır. Bu amaç çerçevesinde çalışmaya İstanbul ilinde yaşamını sürdüren 219 kadın ve 100 erkek olmak üzere 319 yetişkin birey dahil edilmiştir. Yapılan çalışma ilişkisel tarama modeli olarak tasarlanmıştır. Çalışmada veri toplama araçları olarak yetişkin bireyleri kişisel özelliklerini belirlemek için araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu, algılanan anne baba tutumlarını belirlemek için Young Ebeveynlik Ölçeği, çocukluk çağı travmalarını belirlemek için Çocukluk Çağı Ruhsal Travma Ölçeği ve duygusal yemeyi belirlemek için Hollanda Yeme Davranışı Anketi kullanılmıştır. Araştırma amacı doğrultusunda çocukluk çağı travmaları ve algılanan anne baba tutumlarının duygusal yeme düzeyini etkilediği hipotezi test edilmiştir. Elde edilen verilerin analiz edilmesi için SPSS paket programı kullanılmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen bulgular şu şekilde özetlenebilir: Çocukluk çağı travmaları istismar ve ihmal alt boyutları duygusal yeme ile orta düzey pozitif ilişkili olarak belirlenmiştir. Benzer şekilde algılanan anne baba tutumlarında olumsuzluk arttıkça duygusal yeme düzeyinde de artış meydana gelmektedir. Bu sonuçlarla beraber kadınların duygusal yeme düzeyinin ve çocukluk çağı travma düzeylerinin daha yüksek olduğu, eğitim durumu ile duygusal yeme düzeyinin ilişkili olduğu, bekar bireylerin duygusal yeme düzeylerinin evli bireylere göre daha yüksek olduğu sonuçları elde edilmiştir. Ayrıca yapılan doğrusal regresyon analizleri neticesinde çocukluk çağı travmaları ve algılanan anne baba tutumlarının duygusal yeme düzeyi üzerinde yordayıcı etkisi olduğu ve duygusal yeme düzeyindeki varyansın bir kısmının bu değişkenler tarafından belirlendiği ortaya konulmuştur. Araştırma neticesinde elde edilen tüm sonuç tartışma bölümünde ayrıntılı olarak ele alınmıştır.
Sosyal medya kullanımının çift ilişkilerine etkisi
Bu çalışmada, sosyal medya kullanımının çiftlerin romantik ilişkilerine olan etkileri incelenmiştir. Çalışmaya İstanbul ilinin çeşitli ilçelerinde ikamet eden romantik ilişkisi olan on sekiz yaş üstü 90 kadın ve 90 erkek olmak üzere toplam 180 yetişkin katılmıştır. Çalışmada katılımcıların kişisel özelliklerini belirlemek amacıyla "Demografik Bilgi Formu", bireylerin sosyal medya kullanımına bağlı bağımlılık düzeylerini ölçmek için "Sosyal Medya Bağımlılığı" ölçeği; romantik ilişkilerini ölçmek için ise "Çift ilişkileri Ölçeği" kullanılmıştır. Çalışmada elde edilen veriler SPCC(Sosyal Bilimler İçin İstatistik Programı) kullanılarak test edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre bireylerin sosyal medya kullanımı ile çift ilişkileri arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur.
Ergenlerde nikotin ve internet bağımlılığının psikolojik belirtilerle olan ilişkisinin incelenmesi
Türkiye'de nikotin ve internet bağımlılığı ergenler için önemli bir risk teşkil etmektedir, bu konularda yapılmış olan araştırmalar yetersiz ve sınırlı olduğu dikkat çekmektedir. Ülkemizde giderek artmakta olan bu genç nüfusun fazlalığı, internetten kullanımının yaygınlaşma hızının fazlalığıyla birlikte patolojik sorunlar ortaya çıkmaya başlamıştır. Özellikle okul çağında sık görüldüğü için öğrencilerin ruhsal ve bedensel gelişimlerini, sosyal ilişkilerini kötü yönde etkileyerek akademik başarılarını da düşüren aşırı şekilde internet/bilgisayar kullanımı; bireyin hem akademik hem de kişisel gelişimini negatif yönde etkilemekte, kişiyi bağımlı hale getirmektedir. Ergenlik döneminin diğer bir risk unsuru olan nikotin kullanımı 7-12 yaşlara kadar düşmüştür. Bu araştırma 12-18 yaş aralığında olan ergen bireylerin nikotin ve internet bağımlılık düzeylerini araştırmak, yaygınlıklarını araştırmak ve psikolojik belirtilerle olan ilişkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu araştırmada ilişkisel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini 12-18 yaş aralığında olan nikotin ve internet kullanımı olan 300 bireye yapılmıştır. Veriler pandemi sürecinde olunduğu için internet üzerinden anket şeklinde uygulanıp toplanmıştır. Araştırmada veri toplama araçları olarak ebeveyn onam formu, aydınlatılmış onam formu, sosyodemografik bilgi formu, SCL-90-R (Psikolojik belirti tarama) Testi, Young İnternet Bağımlılığı Formu (Kısa Form), Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi kullanılmıştır. Araştırmada analizler arasındaki ilişkilerin saptanması adına Pearson Korelasyon, analizlerin ölçekler arasında oluşturmuş olduğu farkın anlamlı veya anlamsız olduğunu saptamak adına T Test ile Tek Yönlü olan Varyans Analizi (ANOVA) kullanılmıştır. İnternet bağımlılığı ölçeği, nikotin bağımlılık testi, SCL-90-R ölçeği ile cinsiyet, eğitim durumu, anne ve babanın durumu, kardeş sayısı, ailenin aylık gelir durumu, sigara kullanım süresi, sigaraya başlama nedeni, haftalık internet kullanım süresi ve akıllı telefonu en sık kullanma sebebi değişkenleri arasında anlamlı sonuçlar elde edilmiştir. İnternet Bağımlılık Ölçeği ve Nikotin Bağımlılık Testi ile SCL-90-R ve alt boyutlar arasında anlamlı bir ilişki olduğu analiz edilmiştir.
Koronavirüsün insanlar üzerinde yarattığı kaygı düzeyinin incelenmesi
Covid-19 pandemisi; insanların fiziksel sağlığı ve yaşamları için ciddi tehditlere neden olmaktadır. Koronavirüs fiziksel bir hastalık olmanın ötesinde sosyal, psikolojik ve ekonomik boyutlarda büyük etkiler ortaya koymuştur. İnsanı her yönü ile etkilemiştir. Kaygı; kişinin korku verici veya tehdit edici bir duruma karşı vermiş olduğu ruhsal ve bedensel bir tepkidir. Bu kapsamda koronavirüsün insanlar üzerinde yarattığı kaygı düzeylerinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Araştırmanın evrenini Isparta ilinde yaşayan 20-60 yaşındaki (275 kadın ve 120 erkek) bireyler oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini ise Isparta ilinde yaşayan 20-60 yaşında (275 kadın ve 120 erkek) bireyler oluşturmaktadır. Araştırmada 20-60 yaş arası bireyler üzerinde koronavirüsün yarattığı kaygı düzeyleri belirlenmesi amacıyla genel tarama modellerinden biri olan ilişkisel tarama modeline göre yapılmıştır. Çalışma doğrultusunda koronavirüsün bireyler üzerinde yarattığı kaygı düzeyleri ile demografik değişkenler arasında anlamlı bir fark gözlenmemiştir. Bunun yanı sıra koronavirüs nedeniyle oluşan kaygı ile SCL-90 ve boyutları arasında anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır. Ayrıca koronavirüs nedeniyle oluşan kaygı ile SCL-90 ve boyutlarının anlamlı yordayıcısı olduğu saptanmıştır.
Covid-19 pandemi sürecinde kadınlarda durumluk ve sürekli kaygı ile cinsel fonksiyonlar arasındaki ilişki
Bu araştırma Covid-19 Pandemi sürecinde kadınlarda durumluk ve sürekli kaygı ile cinsel fonksiyonlar arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmada ayrıca katılımcıların tanımlayıcı özelliklerine (yaş, medeni durum, vb.) göre pandemi sürecinde; durumluk, sürekli kaygı ve cinsel fonksiyon düzeylerinde farklılık olup olmadığı da incelenmiştir. Amaç doğrultusunda kişisel bilgi formu, cinsel fonksiyon indeksi, durumluk ve sürekli kaygı ölçeğinden oluşan veri toplama aracı; 2021 yılında İstanbul'da araştırmaya katılmayı gönüllü kabul eden 20-55 yaş arasında 426 kadına uygulanmıştır. Elde edilen veriler bilgisayar ortamında SPSS 22.0 istatistik programı aracılığı ile değerlendirilmiştir. Araştırma sonucunda sürekli kaygı ile lubrikasyon ve orgazm arasında zayıf ilişkiler saptanırken, diğer cinsel fonksiyonlar ile kaygı arasında ilişki bulunmadığı saptanmıştır. Araştırmada ayrıca katılımcıların; beden kitle indeksine, cinsel ilişki sıklığına, gelir düzeyine, yaşa, öğrenim durumuna, alkol kullanımına, kronik hastalık varlığına, kullanılan ilaç varlığına, medeni duruma, sigara kullanma durumuna çalışma durumuna adet döngüsüne, adet süresine göre farklılık gösterdiği belirlenmiştir Durumluk ve sürekli kaygı düzeylerinin ise; adet döngüsüne, cinsel ilişki sıklığına, gelir düzeyine, yaşa, öğrenim durumuna, adetin düzenli olma durumuna, medeni duruma göre farklılık gösterdiği, çalışma durumuna, sigara kullanma durumuna, kullanılan i̇laç varlığına, kronik hastalık varlığına, adet süresine, alkol kullanma durumuna göre ise farklılık göstermediği saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Cinsel fonksiyon, durumluk kaygı, sürekli kaygı
Pandemi sürecinde sigara bağımlılığı ve yeme bozukluğu ilişkisi
Bu araştırma pandemi sürecinde çalışanların sigara bağımlılığı ile yeme bozukluğu arasındaki ilişkilerin incelenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmada ayrıca katılımcıların tanımlayıcı özelliklerine (yaş, cinsiyet, vb.) göre pandemi sürecinde; sigara kullanım ve yeme bozukluk düzeylerinde farklılık olup olmadığı da incelenmiştir. Amaç doğrultusunda kişisel bilgi formu, Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi ve Yeme Bozukluğu Değerlendirme Ölçeğinden oluşan veri toplama aracı; 2021 yılında İstanbul'da çalışan ve araştırmaya katılmayı gönüllü kabul eden 444 kişiye uygulanmıştır. Elde edilen veriler bilgisayar ortamında SPSS 22.0 istatistik programı aracılığı ile değerlendirilmiştir. Araştırma sonucunda sigara bağımlılığı ile yeme bozukluğunun tüm boyutları arasında pozitif yönlü anlamlı ilişkiler saptanırken, sigara bağımlılığının yeme bozukluğunu artırdığı saptanmıştır. Araştırmada ayrıca katılımcıların; algılanan aylık gelir düzeyine, pandemi döneminde sigara kullanım değişimine, sigaraya başlama yaşına, cinsiyetlerine, medeni duruma, sigarayı bırakmayı deneme ve alkol kullanımına göre sigara bağımlılık düzeyleri farklılık göstermezken, aylık gelir durumuna, günlük tüketilen sigara miktarına, sigara kullanma süresine, yaşlarına ve öğrenim durumlarına ve aynı evde yaşayan çocuk varlığına, evde başka sigara içen kişi olma durumuna göre farklılık gösterdiği belirlenmiştir Yeme bozukluk düzeylerinin ise; algılanan gelir düzeyi, günlük tüketilen sigara miktarına, pandemi sürecindeki sigara kullanım düzeyine, sigara kullanım süresine, sigaraya başlama yaşına, yaşlarına, öğrenim düzeylerine, alkol kullanımlarına, evde yaşayan çocuk varlığına, cinsiyetlerine, evde sigara içen başka birinin varlığına, sigarayı bırakmayı deneme durumu, sürekli ilaç kullanma durumuna göre farklılık gösterdiği, medeni duruma göre ise farklılık göstermediği saptanmıştır.
Şiddete maruz kalan kadınlarda kendilik algısı ile problem çözme becerileri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın genel amacı, şiddete maruz kalan kadınlarda kendilik algısı ile problem çözme becerileri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırma grubu İstanbul ilinde Beyoğlu ilçesinde olan Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfına başvuran kadınlar dahil edilmiştir. İstanbul ilinde Beyoğlu ilçesinde olan Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfına başvuran 18-65 yaş arası bireyleri seçerken olasılıksız örnekleme yöntemlerinden biri olan uygun örnekleme kullanılmıştır. Araştırmada Kişisel Bilgi Formu, Problem Çözme Envanteri (PÇE), Sosyal Karşılaştırma Ölçeği, Kadına Yönelik Şiddeti Derecelendirme Ölçeği kullanılarak veri elde edilmiştir. Araştırmadaki değişkenlerin düzeyi betimsel istatistikler kullanılarak analiz edilmiştir. Karşılaştırma testleri, bağımsız değişkenlere göre farklılaşma durumlarını incelemek için kullanılmıştır. Buna göre, normal dağılımı gösteren verilerde iki bağımsız grubun ortalamalarının birbirinden farklı olup olmadığını test etmek için t-test analizi kullanılmıştır. Araştırmada değişkenler arasında olan ilişkiler Pearson Momentler Çarpımı Korelasyonu analizi kullanılarak incelenmiştir. Araştırıma sonucunda elde edilen bulgular şiddete maruz kalanlar kadınların problem çözme ve kendilik algısı puanları, şiddete maruz kalmayan kadınlara göre daha düşük bulunmuştur ve problem çözme ve kendilik algısı arasında anlamlı ilişki bulunmuştur.
Üniversite öğrencilerinde sosyal anksiyete bozukluğu ile psikolojik belirtiler arasındaki ilişki
Bu araştırmanın amacı üniversite öğrencilerinde sosyal anksiyete bozukluğu ile psikolojik belirtiler arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Aynı zamanda araştırmanın bağımlı değişkenleri ile sosyo demografik değişkenler arasındaki ilişkinin ortaya konulması da amaçlanmıştır. Araştırma ilişkisel tipte olup ilgili verilen toplanmasında anket yönteminden yararlanılmıştır. Araştırma verileri 150'si kadın, 150'si erkek toplamda 300 üniversite öğrencisinden elde edilmiştir. Verilerin toplanmasında araştırmacı tarafından geliştirilen 'Sosyo Demografik Bilgi Formu' kullanılırken, katılımcıların sosyal anksiyete düzeylerinin tespiti için 'Libowitz Sosyal Kaygı Ölçeği' ve katılımcıların psikolojik belirti durumlarının tespit edilmesi için de 'SCL-90-R (Psikolojik Belirti Tarama) Testi' kullanılmıştır. Elde edilen verilerin analizinde ve çözümlenmesinde sosyal bilimler için istatistik programından yararlanılmıştır (SPSS). Araştırmada yer alan ölçeklerin güvenilir sonuçlar verip vermediğini belirlemede iç tutarlılık analizinden yararlanılırken, ölçeklerin normal dağılıma sahip olup olmadığını belirlemede ise çarpıklık ve basıklık değerleri incelenmiştir. Araştırma değişkenlerinin birbirlerini yordama düzeylerini belirlemede ise korelasyon ve regresyon çözümleme bulgularından yararlanılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgular göre sosyal anksiyete bozukluğu ile SCL-90 genel ve alt boyutları arasında (somatizasyon, obsesif kompulsif belirti, depresyon, anksiyete, öfke vb.) düşük, orta ve yüksek güçte doğrusal ilişki bulunmuştur. Sonuç olarak üniversite öğrencisi katılımcılarda sosyal anksiyete bozukluğu yükseldikçe SCL-90 genel ve alt boyutları puanlarının da yükseldiği bulunmuştur. Üniversite öğrencilerinde sosyal anksiyete bozukluğu ve psikolojik belirtiler kavramları ile ilgili olarak genel bilinçlendirme adı altında farkındalık eğitimlerinin verilmesi önerilmektedir.
Sigara kullanan bireylerin strese yatkınlıkları ile öfke durumları arasındaki ilişkinin incelenmesi: Tunceli Çemişgezek ilçesi örneği
Araştırmanın amacı Tunceli Çemişgezek İlçesinde yaşayan bireylerin sigara bağımlılıklarının strese yatkınlık seviyeleri ile hissettikleri öfke düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemektir.
Sağlık çalışanlarında mesleki tükenmişlik düzeyi ile stres ilişkisi(Osmaniye Devlet Hastanesi ve İl Halk Sağlığı laboratuvarı örneklemi)
Bu araştırmanın temel amacı, sağlık sektörünün temel yapı taşlarından biri olan sağlık çalışanların mesleki tükenmişlik düzeyi ve stres ilişkileri belirlenip, arasındaki ilişki incelenmiştir. Buna ek olarak çalışmaya katılan sağlık çalışanların demografik özellikleri de mesleki tükenme ve stres kavramının incelenmesi ikincil amaç olarak belirlenmiştir.
Ergenlerde ebeveyn tutumları ile sosyal anksiyete arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı ergenlerde ebeveyn tutumları ile sosyal anksiyete arasındaki ilişkiyi incelemektir. Bu araştırma tanımlayıcı bir çalışmadır ve araştırmada genel tarama modellerinden biri olan ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırma grubu İstanbul ilinde Beylikdüzü ilçesinde ikamet eden ve 5.6.7.8.9.10.11.ve 12 sınıfa giden kamu (Beylikdüzü Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi, Cemalettin Tınaztepe Ortaokulu) ve özel okulda (Beylikdüzü Özel Bilim Yaşam Okulları) eğitim gören 13-18 yaş aralığında bulunan ergen ve ebeveynleri dahil edilecektir. İstanbul ilinde Beylikdüzü ilçesinde ikamet eden 13-18 yaş arası bireyler seçilirken, olasılıksız örnekleme yöntemlerinden olan uygun örneklemeden yararlanılmıştır. Araştırmada Sosyademografik Veri Formu, Ergenler için Sosyal Kaygı Ölçeği ve Anne Baba Tutum Ölçeği kullanılarak veri elde edilmiştir. Araştırmada kişisel bilgi formu ve ölçeklerden elde edilen puanlar SPSS programı aracılığıyla kodlanmıştır. Bazı veriler hata içerdiği için kodlamadan çıkarılmıştır. Kalan veriler araştırma hipotezlerine uygun olarak kontrol edilmiştir. Yapılan kontrollerden sonra araştırmanın değişkenleri çeşitlerine göre ilişkisel olarak belirlenmiştir. Belirlenen kategorik değişkenler karşılaştırmalı analizler ve değişkenler arasındaki ilişkisel analizler kullanılmıştır. Araştırmamızda elde edilen sonuçlara göre Anne Baba Tutum Ölçeği alt boyutlarından alt boyutlarından Kontrol/denetleme, olumsuz değerlendirme korkusu, yeni durumlardan sosyal kaçınma huzursuzluk duyma arttıkça Ergenler Sosyal Anksiyete puanlarının arttığı tespit edilmiştir.
Okul öncesi öğretmenlerin öğrenilmiş çaresizlik düzeylerinin yaşam doyumu ve iş doyumu üzerine etkisi
Bu araştırmada öğrenilmiş çaresizlik, yaşam doyumu, iş doyumu arasındaki ilişki incelenmiştir.Araştırmada 104 okul öncesi öğretmenine ulaşılmış öğrenilmiş çaresizlik, yaşam doyumu, iş doyumu arasındaki hipotezler test edilmiştir.Araştırma betimsel ilişkisel tarama modeli olarak belirlenmiştir.Araştırmada elde edilen veriler istatistik paket programı ile analiz edilmiştir.Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatiksel yöntemleri olarak sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, korelasyon ve lineer regresyon analizleri kullanılmıştır. Öğrenilmiş çaresizlik ile yaşam doyumu arasındaki ilişki bulunmadığı saptanmış ve alt boyutlar incelendiğinde dışsal kontrol edilemezliğin yaşam doyumu düzeyini etkilemediği, içsel kontrol edilemezliğin yaşam doyumunu azalttığı sonucuna ulaşılmıştır. Öğrenilmiş çaresizliğin iş doyumunu azalttığı sonucuna ulaşılmıştır. Dışsal kontrol edilemezlik iş doyumu etkilemediği fakat içsel kontrol edilemezliğin iş doyumunu azalttığı belirlenmiştir.
Ergenlerde bağlanma stilleri ile sosyal kaygı arasındaki ilişkinin incelenmesi
Ergenlik dönemi bireyin yaşamında önemli değişikliklerin yaşandığı çocukluktan yetişkinlik sürecine geçiş aşamasıdır. Bu süreçte gelişimin çok yönlü ve hızlı gerçekleşmesi sonucunda bireylerde fizyolojik, biyolojik, sosyal, duygusal ve cinsel değişimler ortaya çıkar. Ergenlik dönemindeki bireyin karşılaşacağı bu değişimler sağlıklı yönetilmediğinde, bireyin kendini sosyal olarak dışlamasına neden olabilir. Ergenlik döneminin başarılı bir şekilde geçirilmesinde, bireyin anne-baba ile olan ilişkileri ve bağlanma özelliklerinin önemli olduğu düşünülmektedir. Bu nedenle, araştırmada ergenlik dönemindeki bireylerin sosyal kaygıları ile bağlanma arasındaki ilişkilerin ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Bu amaçla betimsel araştırma modellerinden ilişkisel tarama yönteminin kullanıldığı araştırma verileri, İstanbul İli Beylikdüzü İlçesindeki ortaöğretim kurumlarında (liselerde) öğrenim gören 15-18 yaş grubundaki 542 öğrenciden elde edilmiştir. Araştırmada veri toplama aracı olarak demografik bilgi formu, bağlanma stilleri ölçeği ve ergenler için sosyal kaygı ölçeği kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen verilerin analizinde nicel veri analiz yöntemleri kullanılmıştır. Bu kapsamda SPSS26 veri analiz programı ile veriler analiz edilmiştir. Analizlerde değişkenlerin yüzde ve frekans dağılımlarının yanında, verilerin dağılımı da dikkate alınarak bağımsız örneklem t testi, anova testi ve regresyon analizleri yapılmıştır. Araştırma sonucunda kız öğrencilerin sosyal kaygı düzeylerinin daha yüksek olduğu, sınıf düzeyi arttıkça sosyal kaygının azaldığı belirlenmiştir. Ayrıca 10. sınıf düzeyindeki öğrencilerimi güvenli bağlanma puanları daha yüksek, kaçınan bağlanma puanları ise daha düşük gerçekleşmiştir. Anne babası ayrı yaşayan ergenlerin sosyal kaygılarının daha yüksek ve kaygılı-kaçınan bağlanma stiline sahip oldukları görülmüştür. Benzer şekilde aile gelir düzeyi düşük olan ergenlerin sosyal kaygılarının daha yüksek ve kaygılı-kaçınan bağlanma stiline sahip oldukları görülmüştür. Ilgisiz anne-baba tutumuna sahip olan öğrencilerin güvenli bağlanma düzeyi daha düşük, sosyal kaygı düzeyleri daha yüksektir. Güvenli bağlanma ve kaçınan bağlanma sosyal kaygıyı azaltmakta iken, kaygılı-kararsız bağlanma sosyal kaygı düzeyleri ne artırıcı etkiye sahiptir.
Yetişkinlerde çevrimiçi alışveriş bağımlılığı ile psikolojik belirtiler arasındaki ilişkinin incelenmesi
Araştırmanın amacı yetişkinlerde çevrimiçi alışveriş bağımlılığı ile psikolojik belirtiler arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Çevrimiçi alışveriş bağımlılığı ile ilişkili olması beklenen ruh hali, psikolojik belirtiler ve psikopatoloji arasındaki ilişki incelenmiştir. Araştırmada 435 yetişkine ulaşılmış psikolojik belirtiler ve çevrimiçi alışveriş bağımlılığına ilişkin bulgular verilmiştir. Araştırma betimsel ilişkisel tarama modeli olarak belirlenmiştir. Araştırmada elde dilen veriler istatistik paket programı ile analiz edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemleri olarak sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, t-testi, anova, pearson korelasyon ve lineer regresyon analizleri kullanılmıştır. Araştırma sonucunda depresyon ve olumsuz benliğin çevrimiçi alışveriş bağımlılığı arttırdığı sonucuna ulaşılmıştır. Çevrimiçi alışveriş bağımlılığının anksiyete, somatizasyon ve hostilite ile ilişkili olmadığı saptanmıştır.
Çocuklarda dikkat düzeyi ile okuma hızı arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın genel amacı, çocuklarda dikkat ile okuma hızı arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Bu araştırma betimsel bir çalışma olup, araştırmada genel tarama modellerinden biri olan ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma evrenini, 2020–2021 öğretim yılında İstanbul İli Bakırköy ilçesine bağlı 3 ve 4. sınıfta öğrenim gören 9-12 yaş arası 350 öğrenci oluşturmaktadır. Bu amaçla, İstanbul ilinde Bakırköy ilçesindeki okullar örneklem seçimi çalışmasına dâhil edilmiştir. Araştırmada Kişisel Bilgi Formu, Okuma Hızının Ölçümü ve D2 Dikkat Testi Ölçeği kullanılarak veri elde edilmiştir. Çalışmadan elde edilen veriler daha önce SPSS 25.00 programına kontrollü bir şekilde kaydedilmiştir. Daha sonra kayıp veriler incelenecektir. Kullanılan analiz türleri araştırma problemlerine göre belirlenecek ve değişkenler arasındaki ilişkilerin varlığı için Pearson korelasyon analizi kullanılacaktır. Araştırmadaki değişkenlerin düzeyi betimsel istatistikler ile ortaya konacak olup ele alınan bağımsız değişkenlere göre farklılaşma durumlarını incelemek amacıyla karşılaştırma (t-testi ve ANOVA) testlerinden yararlanmıştır. Araştırmaya katılan çocuklarda dikkat ölçeği ile okuma hızı puanları arasında doğru yönlü bir incelenmesi neticesinde elde edilen sonuçlara göre dakikada Okuma Hızı ile d2 dikkat testinin toplam sayı puanı arasında zayıf düzeyde pozitif yönlü ilişki ve dakikada okuma hızı puanları katılımcıların sosyodemografik özellikler arasında anlamlı fark bulunmuştur.
COVID-19 pandemi döneminde hastane personelinin depresyon düzeyleri ile yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın temel amacı, Covid-19 pandemisi döneminde hastane personelinin depresyon düzeyleri ile yaşam kaliteleri arasındaki ilişkiyi tespit etmektir. Bu doğrultuda, araştırmaya tarama modelinde yön verilmiştir. Araştırmanın evrenini Türkiye'deki il ve ilçelerde bulunan özel veya devlet hastanelerinin personelidir. Örneklem grubu ise amaçlı örnekleme yöntemlerinden olan ölçüt örnekleme yöntemiyle seçilen 224 kadın ve 212 erkek olmak üzere 436 sağlık çalışanından oluşmaktadır. Araştırmanın verilerinin toplanmasında, Kişisel Bilgi Formu, Beck Depresyon Envanteri ve DSÖ Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanılmıştır. Toplanan verilerin analizinde ise mann whitney u testi, kruskal wallis testi ve spearman korelasyon analizi kullanılmıştır. Araştırma sonunda;Covid-19 pandemisinde hastane personelinin depresyon düzeyinin hafif-ortta olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca, depresyonun cinsiyet, ikamet yeri ve gelir düzeyi bağlamında anlamlı düzeyde farklılaştığı belirlenmiştir. Genel yaşam kalitesi ile fiziksel, ruhsal ve sosyal yaşam kalitesi boyutlarının medeni durum, ikamet yeri ve gelir düzeyine göre anlamlı düzeyde fark gösterdiği sonucuna varılmıştır. Ek olarak, çevresel yaşam kalitesi boyutunun medeni duruma göre anlamlı fark göstermediği; ikamet yeri ve gelir düzeyine göre anlamlı sonuçlar verdiği belirlenmiştir. Son olarak, Covid-19 pandemisi döneminde hastane personelinin depresyon düzeyleri ile genel yaşam kalitesi ve fiziksel, ruhsal, sosyal ve çevresel yaşam kalitesi boyutları arasında negatif yönlü anlamlı ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Özgül öğrenme güçlüğü olan 9-12 yaş çocuklarda hızlı okuma eğitiminin benlik algısı üzerine etkisi
Bu araştırmanın genel amacı, özel öğrenme güçlüğü olan 9-12 yaş çocuklarda hızlı okuma eğitiminin benlik algısı üzerine etkisinin incelenmesidir. Bu amaç dahilinde araştırma grubu 2021-2022 yılında İstanbul ilinde Avrupa Yakasında bulunan Büyükçekmece ve Beylikdüzü İlçesine bağlı Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezlerinde eğitim alan bireylerden oluşmuştur. Çalışmaya 9-12 yaşları arasında 30 çocuk katılmıştır. Deney grubunda 15, kontrol grubunda 15 olmak üzere toplam 30 özel öğrenme güçlüğü tanısı olanlar araştırmaya dahil edilmiştir. Yapılan çalışma deneysel araştırma olarak tasarlanmıştır. Deney grubundaki 15 öğrenciye 8 hafta boyunca toplam 32 saat hızlı okuma eğitimi verilmiştir. Çalışmada veri toplama araçları olarak araştırmacı tarafından hazırlanan kişisel bilgi formu, çocukların algıladıkları özgüven ve kendilik algısı düzeyini belirlemek amacıyla çocuklar için benlik algısı profili kullanılmıştır. Araştırmanın amacı doğrultusunda hızlı okuma eğitiminin özgül öğrenme güçlüğüne sahip 9-12 yaş arası çocuklarda benlik algısını olumlu yönde etkilediği hipotezi sınanmıştır. Özel öğrenme güçlüğü olan çocukların annelerinin eğitim durumuna göre hızlı okuma etkinliği öncesi ve sonrası benlik algılarında anlamlı bir fark olmadığı görülmüştür. Özel öğrenme güçlüğü olan çocukların babalarının eğitim durumuna göre hızlı okuma etkinliği öncesi ve sonrası benlik algılarında anlamlı bir fark olmadığı görülmüştür. Çalışmadan elde edilen sonuçlar dikkate alındığında hızlı okuma eğitiminin özel öğrenme güçlüğü bulunan çocuklarda benlik algısının geliştirilmesinde etkili bir yöntem olduğu söylenebilir.
Üniversite öğrencilerinde gelecek algısı ve depresyon düzeyleri ile ilişkisinin incelenmesi
Bu çalışmada üniversite öğrencilerinde gelecek algısının depresyon üzerindeki etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bunun yanında, gelecek algısı ve depresyon düzeyinin üniversite öğrencilerinin demografik özelliklerine göre anlamlı farklılık gösterip göstermediğinin incelenmesi de hedeflenmiştir. Araştırma ilişkisel tarama modelinde yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini İstanbul'da ön lisans, lisans ve lisansüstü eğitimlerine devam eden ve kolayda örnekleme yöntemi ile seçilen 385 öğrenci oluşturmuştur. Araştırmada demografik soruların yanı sıra Gelecek Zaman Algısı Ölçeği ve Beck Depresyon Envanterini içeren bir anket formu kullanılarak birincil veri toplanmıştır. Elde edilen veriler SPPS 25 programıyla analiz edilmiştir. Analizler kapsamında, frekans analizi, güvenilirlik analizi, normal dağılım analizi, tanımlayıcı istatistiksel analiz, korelasyon analizi, regresyon analizi, t-testi ve ANOVA analizleri gerçekleştirilmiştir. Analizler sonucunda gelecek algısının depresyon üzerinde negatif yönde ve anlamlı bir etkisinin olduğu tespit edilmiştir. Bunun yanında kadın katılımcıların depresyon düzeylerinin erkek katılımcılardan anlamlı olarak daha yüksek seviyede olduğu belirlenmiştir. Diğer taraftan, gelecek algısı ve depresyon düzeylerinin katılımcıların yaşlarına, eğitim durumlarına, ailelerinin gelir durumlarına, kardeş sayılarına ve aile ile yaşama durumlarına göre anlamlı farklılık göstermediği görülmüştür.
Bağlanma stilleri ve sigara kullanımı arasındaki ilişki
Bu tezin amacı, bağlanma stilleri ile sigara kullanımı arasındaki ilişkiyi incelemektir. Bağlanma stilleri, bireylerin sosyal ilişkilerindeki deneyimlerini etkileyen ve kişisel gelişimlerinde önemli bir rol oynayan psikolojik süreçlerdir. Sigara kullanımı ise dünya genelinde önemli bir halk sağlığı sorunu olarak kabul edilmektedir. Sigara kullanımının bireylerin fiziksel ve psikolojik sağlığını olumsuz etkilediği, aynı zamanda toplumda da ekonomik ve sosyal sorunlara neden olduğu bilinmektedir. Bu çalışma, bağlanma stilleri ile sigara kullanımı arasındaki ilişkiyi anlamak ve bu ilişkiyi daha iyi açıklamak için yapılan araştırmalardan yola çıkmaktadır. Bağlanma stilleri, genellikle "güvenli bağlanma, kaygılı-kaçınan bağlanma ve kaygılı-dirençli" bağlanma olmak üzere üç ana kategori altında incelenmektedir. "Güvenli bağlanma" stilinde bireyler, başkalarına güven duyar, sağlıklı ilişkiler kurma becerilerine sahiptir ve bağımlılık ihtiyaçlarını etkili bir şekilde ifade edebilirler. Kaygılı-kaçınan bağlanma stilinde ise bireyler, yakınlık ilişkilerinden kaçınma eğilimi gösterirler, bağlanma ihtiyaçlarını bastırırlar ve başkalarına güvenmekten kaçınırlar. Kaygılı-dirençli bağlanma stilinde ise bireyler, ilişkilerde sürekli bir endişe yaşarlar, başkalarına güvenmek ve yakınlık kurmak konusunda güçlükler yaşarlar. Çeşitli araştırmalar, bağlanma stilleri ile sigara kullanımı arasında bir ilişki olduğunu göstermektedir. Özellikle, "kaygılı-kaçınan ve kaygılı-dirençli bağlanma stillerine" sahip bireylerin sigara kullanımının daha yaygın olduğu görülmektedir. Bu bireyler, stresle başa çıkmak ve duygusal boşluklarını doldurmak amacıyla sigaraya yönelebilirler. Sigara, onlara geçici bir rahatlama sağlamak ve duygusal düzenlemeye katkıda bulunmak gibi yanılsama bir etki yaratabilir. Bu çalışmanın sonucunda sigara kullanımının bağlanma stilleri ile arasında pozitif ilişki bulunmuştur ve buna etki eden faktörlerin, kişilerin sosyo-demografik özelliklerden kaynaklandığı tespit edilmiştir
Salgın döneminde ergenlerde internet bağımlılığı ve depresyon arasındaki ilişkinin incelenmesi
Ergenlik dönemi, kişilik gelişimi açısından önemli bir dönemdir. Bu dönemde, ergenlerin öz kimliklerini oluşturmaya çalıştıkları bir süreç yaşanır. Ergenler bağımsızlıklarını ve özerkliklerini kazanmak isterler. Kendilerine özgü düşünce ve değerler geliştirirler ve kendi kimliklerini bulmaya çalışırlar. Depresyon, kaygı, öfke, mutluluk ve heyecan gibi birçok duyguyu deneyimleyebilirler. Sosyal açıdan, ergenler arkadaş çevresi, akran baskısı, cinsiyet rolleri, aile yapısı ve toplumun değerleri gibi birçok faktörle karşı karşıya kalırlar. Covid 19 salgını bireylerde olduğu gibi ergenleri de etkileyen unsurlar arasındadır. Tıbbi sağlık sorunları yanında bireylerde psikolojik sorunlara neden olmuştur. Salgın önlemlerine bağlı sosyal mesafe ve kapalı alanlarda geçirilen zamanın artması ergenlerin de internette daha fazla zaman geçirmesine neden olmuştur. Bu araştırmada pandemi sürecinde ergenlerde internet bağımlılığının depresyonla ilişkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın evrenini, İstanbul ili Büyükçekmece ilçesinde kurulu bir özel lisede 2022-2023 yılı eğitim öğretim döneminde okuyan ve araştırmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden 249 öğrenci oluşturmaktadır. Verilerin toplanmasında kişisel Bilgi Formu, Beck Depresyon Ölçeği ve İnternet Bağımlılığı Ölçeği kullanılmıştır. Sosyal medya bağımlılığı, internet bağımlılığı ve depresyon dağılımının cinsiyet, yaş, gelir düzeyi, sınıf değişkenleri arası çeşitli sonuçlar elde edilmiştir. Sosyal medya bağımlılığı dağılımının sosyal medyada geçirilen zamana göre istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık gösterdiği, depresyon dağılımının sosyal medyada geçirilen zamana göre istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık göstermediği belirlenmiştir. Ayrıca sosyal medya bağımlılığı ile internet bağımlılığı arasında pozitif, orta düzeyde ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Depresyon, Ergenler, Salgın, İnternet Bağımlığı
Adaptasyonun tinnitus üzerindeki etkinliği
Bu çalışmanın amacı tinnitus problemi çeken hastalar için oluşturulan adaptasyon programının tinnitus üzerindeki etkinliğini incelemektir. Bu çalışma en az 6 ay tinnitus şikayeti ile gelen 18-65 yaşları arasında kalan 30 hasta dahil olmuştur. Deney gurubunda 15 birey, kontrol gurubunda 15 birey olacak şekilde toplamda 30 tinnituslu hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışma grubu seçilip amaçlı örnekleme yöntemlerinden biri olan ölçüt örnekleme yönteminden yararlanılmıştır. Çalışmada deney ve kontrol grupları için öntest ve sontest ölçümlü 2 x 2'lik yarı deneysel desen ile çalışma sürdürülmüştür. Çalışma sekiz hafta boyunca 3 görüşme yapılmış ve katılımcıların geri dönütleri işlenmiştir. Çalışmada veri toplamak için, Tinnitus Engellilik Anketi uygulanmıştır. Çınlama yakınması olan bireylerin demografik bilgileri araştırmacının oluşturduğu "Kişisel Bilgi Formu" kullanılarak işlenmiştir. Çalışmaya dahil edilen tinnitus yakınması olan bireylere Kulak Burun Boğaz muayenesinin ardından odyolojik muayene yapılmıştır. Program kapsamında çalışma grubundan bulunan veriler Sosyal Bilimler İçin İstatistik Programı 27 programı kullanılarak analizleri dahil edilmiştir. Analiz sonucunda deney ve kontrol gruplarının verileri ölçümlerden aldıkları puanlamaların öntest ve sontestlerde istatistiksel bir şekilde alamlı bir farklılık gösterme durumları incelenmiştir. Değişkenlerede hesaplanan sonuçlar Mann-Whitney U ve Wilcoxon İşaretli Sıralar Testleri kullanılarak birbirleri ile karşılaştırılmıştır. Çalışmada elde edilen sonuçlara göre, deney ve kontrol gruplarında yer alan tinnitus yakınması olan hastaların Tinnitus Adaptasyon Programı uygulanan deney grubunun Tinnitus Engellilik Anketi öntest ve sontest toplam puanlamaları arasında istatistiksel bir şekilde deney grubunda anlamlı bir farklılık saptanmıştır. Çalışma sonuçlarına göre Tinnitus Adaptasyon yöntemi tinnitusun sosyal ve bireysel hayatta yarattığı problemlerin azalmasında faydalı bir role sahip olduğu saptanmıştır.
Çocukluk çağı travması ile suç eğilimi arasında yalnızlığın aracı etkisi
Araştırmanın amacı çocukluk çağı travmaları ile suç eğilimleri arasındaki ilişkiyi ve bu ilişkide yalnızlığın aracılık etkisini belirlemektir. Araştırmada 410 yetişkine ulaşılmış çocukluk çağı travmaları, yalnızlık ve suça yönelik tutumlara ilişkin bulgular verilmiştir. Araştırma betimsel ilişkisel tarama modeli olarak belirlenmiştir. Araştırmada elde edilen veriler istatistik paket programı ile analiz edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemleri olarak sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, t-testi, anova, pearson korelasyon ve lineer regresyon analizleri kullanılmıştır. Araştırma sonucunda çocukluk çağı travmasının suça yönelik tutumlar üzerine pozitif etkisinin bulunduğu belirlenmiştir. Yalnızlığın çocukluk çağı travması ile suça yönelik tutumlar arasında aracı değişken olduğu saptanmıştır. Anahtar kelimeler: Çocukluk çağı travması, yalnızlık, suç, suça yönelik eğilim
Sigara içen ve içmeyen yetişkinlerin psikolojik dayanıklılık ile kaygı ve depresyon düzeylerinin incelenmesi
Yapılan bu çalışmada sigara içme alışkanlıgı olan bireyler ile sigara içme alışkanlıgı olmayan kişilerin psikolojik dayanıklılık, kaygı ve depresyon duzeylerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Araştırmaya 278 kadın ve 109 erkek olmak uzere toplam 387 yetişkin birey katılmıştır. Araştırmaya katılan bireylerde demografik ozelliklerin belirlenmesinde sekiz sorudan oluşan kişisel bilgi formu kullanılmıştır. Psikolojik dayanıklılık, depresyon ve kaygı duzeylerinin belirlenmesinde ise "Yetişkinler İçin Psikolojik Dayanıklılık Ölçegi", "Beck Depresyon Ölçegi" ve "Beck Anksiyete Ölçegi" kullanılmıştır. Veri analiz surecinde ise SPSS 25.0 programında Samples T test ile İki Yonlu ANÖVA analizinden yararlanılmıştır. Araştırmanın sonunda katılımcıların psikolojik dayanıklılık duzeylerinin orta seviyenin uzerinde, depresyon ve kaygı duzeylerinin ise duşuk seviyede oldugu bulunmuştur. Katılımcıların psikolojik dayanıklılık duzeyinin sigara kullanma durumu, yaş grubu, egitim duzeyi, meslek dalı, gelir duzeyi, medeni durum ve kronik hastalıga sahip olma durumuna gore anlamlı farklılık gosterdigi tespit edilmiştir (p<0.05). Araştırmaya katılan bireylerde depresyon duzeyinin sigara kullanma durumu, cinsiyet, egitim durumu, meslek dalı, gelir durumu, medeni durum ve kronik hastalıga sahip olma durumu degişkenlerine gore farklılık gosterdigi belirlenmiştir (p<0.05). Bunun yanında katılımcıların kaygı duzeylerinin sigara kullanma durumu, cinsiyet, meslek dalı ve kronik rahatsızlıga sahip olma durumu degişkenlerine gore farklılık gosterdigi bulunmuştur (p<0.05). Sonuç olarak, sigara kullanımının depresyon ve kaygı duzeyini yukselttigi, bunun yanında demografik faktorlerin depresyon, kaygı ve psikolojik dayanıklılık duzeyini etkiledigi soylenebilir. Anahtar Kelimeler: Sigara Kullanımı, Psikolojik Dayanıklılık, Kaygı, Depresyon.
Genç yetişkinlerde öz şefkatin stres ve anksiyete düzeylerine etkisinde bilişsel esnekliğin aracı rolü
Bu araştırmanın amacı genç yetişkin bireylerde öz şefkatin stres ve anksiyete düzeylerine etkisinde bilişsel esnekliğin aracı rolünün incelenmesidir. Bu amaç çerçevesinde araştırmaya 273 kadın ve 107 erkek olmak üzere 380 birey dahil edilmiştir. Yapılan çalışma Yapısal Eşitlik Modeli (YEM) olarak tasarlanmıştır. Çalışmada veri toplama araçları olarak araştırmacı tarafından hazırlanan Demografik Bilgi Formu, Öz Şefkat Ölçeği, Algılanan Stres Ölçeği, Beck Anksiyete Ölçeği ve Bilişsel Esneklik Envanteri (BEE) kullanılmıştır. Elde edilen verilerin analizi SPSS 27 ve AMOS 24 yazılımı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Ölçeklerin güvenilirlik düzeyi Cronbach Alfa katsayıları ile değerlendirilmiştir. Ölçekler arasındaki ilişki düzeyi ve yönü, Pearson Korelasyon yöntemi kullanılarak incelenmiştir. Aracılık rolünün değerlendirilmesi için iki aşamalı bir yapısal eşitlik modeli kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre Öz Şefkat ile Anksiyete, Öz Şefkat ile Stres, Bilişsel Esneklik ile Anksiyete, Bilişsel Esneklik ile Stres değişkenleri arasında negatif yönlü ilişkiler tespit edilmiştir. Ayrıca Öz Şefkat ile Anksiyete arasındaki ilişkide Bilişsel Esnekliğin tam aracılık ettiği saptanmıştır. Öz Şefkat ile Stres arasındaki ilişkide ise Bilişsel Esnekliğin kısmi aracılık ettiği saptanmıştır. Sonuç olarak genç yetişkin katılımcılarda öz şefkat düzeyi yükseldikçe stres ve anksiyete düzeyleri azalmaktadır. Araştırma neticesinde elde edilen tüm bulgular, literatürde yapılan çalışmalar çerçevesinde tartışma bölümünde ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Sonuçlar doğrultusunda önerilerde bulunulmuştur.