Theses supervised by Prof. Dr. Hüsamettin İnaç
33 theses · Kütahya Dumlupınar University
Doğu Akdeniz jeopolitiğine Mısır üzerinden bakış, Mısır-Türkiye normalleşmesi
Doğu Akdeniz, ticari, ekonomik ve jeopolitik konumu ile dikkat çekmiş, bölge ülkelerinin yanı sıra tüm dünya ülkeleri için önem arz eden bir odak noktası haline gelmiştir. Enerji kaynakları bakımından doğalgaz, fosil yakıt, hidrokarbon zenginliklerinden dolayı rekabet alanına dönüşerek kıyı ülkeler arasında ciddi mücadeleler verilmektedir. Yeraltı kaynaklarının yanı sıra deniz ticareti açısından da ciddi bir öneme sahiptir. Siyasi olarak Aralık 2010'dan itibaren başlayan Arap dünyasındaki gelişmelerde göz önünde bulundurulduğunda, bölgesel ve küresel alanda Doğu Akdeniz'e kıyısı olan ülkeler ile geri planda Avrupa ülkelerinin de içinde yer aldığı, stratejik hamlelere ve gerilimlere neden olmaktadır. Türkiye için bölgenin coğrafi konumu oldukça önem arz etmektedir. Türkiye bölge ülkeleri arasındaki siyasi, ekonomik, ticari konularda adımlar atmakta, bölgede sahip olduğu jeopolitik konumunu koruyarak, daha etkin rol üstlenme, bölgede payını arttırmaya çalışmaktadır. Özellikle son dönemde din, mezhep ve etnik çeşitliliği ile bölgede en çok benzeyen ülke Mısır ile yapılan anlaşmalarla bu stratejisini destekler niteliktedir. Doğu Akdeniz, Libya gibi jeopolitik noktalar ve deniz yolları gibi ortak noktalar ele alındığında geçmişte ortak medeniyet, kültür ve coğrafi yakınlığı bulunan Türkiye ve Mısır ilişkilerinin normalleşmesi iki tarafında ortak çıkarlarına hizmet edecektir.
Türkiye'nin Yunanistan ve Libya ile ilişkileri kapsamında Doğu Akdeniz'de hakimiyet mücadelesi
Doğu Akdeniz'de Türkiye'nin uluslararası hukuktan doğan haklarını koruyabilmesi için Libya üzerinden alınan tedbir ve bu tedbirin diğer ülkeler ile de uygulanabilmesi bu tezin ana argümanını oluşturmaktadır. Bu argümanın hayata geçirilebilmesi için bölge ülkeleri ile Türkiye'nin diplomatik ilişkilerinin stratejik açıdan önemli olması önemlidir. Bölgede keşfedilen hidrokarbon rezervleri nedeni ile bölgede kıyısı olan ülkeler ve kıyısı bulunmayan devletler bu enerjiden pay almak istemektedir. Başta Yunanistan olmak üzere, AB, ABD ve kıyıdaş ülkeler olan GKYR, Mısır ve İsrail gibi devletler de var olan bu enerjiden pay almak istemektedir. Özellikle Yunanistan'a ait bir revizyonist bir politika olan Megali İdea, Yunan tezi ve doktrini adı altında bu bölgede hayata geçirilmek istenmektedir. Yunanistan tarafından hayata geçirilmek istenen sözde Sevilla haritası, hem Türkiye hem de bölgede bulunan diğer kıyıdaş ülkeler için bir tehdit niteliği taşımaktadır. Bu durumun önüne geçilebilmesi için Türkiye'nin Libya ile yaptığı anlaşma önemlidir. Türkiye'nin Libya ile imzaladığı antlaşmanın diğer kıyıdaş ülkeler ile imzalanabilmesi coğrafya ve politika ilişkisi kapsamında değerlendirildiğinde mümkündür. Bölge ülkeleri ile yüksek düzeyli işbirliğinin olması durumunda Libya üzerinden alınan tedbirin Suriye, Lübnan, Filistin ve Mısır ile de uygulanması mümkündür. Bölgede var olan enerji Türkiye'nin 570 yıllık enerji ihtiyacını karşılarken Avrupa'nın 30 yıllık ihtiyacını karşılamaktadır.
Azerbaycan 2. Karabağ savaşı ve Zengezur koridoru
İkinci Karabağ Savaşı, 1988-1994 yılları arasında gerçekleşen Birinci Karabağ Savaşı'nın ardından Ermenistan'ın işgal ettiği bölgede Azerbaycan ve Ermenistan güçleri arasında tekrar başlayan bir savaştır. Bu savaş 27 Eylül 2020'de başladı ve 44 gün sürdü. Savaş Azerbaycan'ın zaferiyle sonuçlanmıştır. 27 yıllık ateşkesten bu yana bölgedeki en yoğun çatışmadır. Çatışmalar başladığında Ermenistan sıkıyönetim ilan etti ve tam seferberlik başlattı. Azerbaycan ise sıkıyönetim ilan etti, sokağa çıkma yasağı koydu ve 28 Eylül'den itibaren kısmi seferberlik ilan etmiştir. Ermenistan ateşkesleri birçok kez ihlal etmiştir ve bazı durumlarda ateşkes müzakereleri başlayamamıştır. Rusya başlangıçta çatışmaya müdahale etmekten kaçınsa da, daha sonra önemli kayıplarının ardından Ermenistan'a yardım sağladı. Ermeni tarafı üçüncü taraf ülkeleri dahil etmeye çalıştı ve belirlenen savaş bölgesinin dışındaki şehirleri, sivilleri ve sivil altyapıyı defalarca hedef almıştır. Sonuç olarak, bu savaş Ermeni ordusunu kritik bir duruma getirdi ve Rusya'nın aktif katılımıyla durdurulmuştur. 10 Kasım 2020'de taraflar arasında "Üçlü Beyanname" belgesinin imzalanmasıyla tam bir ateşkes ilan edildi ve tüm askeri operasyonlar durduruldu.
Göç sosyolojisi bağlamında, Bulgaristan ve Yunanistan'daki Türk diasporalarının sosyo-politik analizi
Dünya tarihini şekillendiren ve onun bir tarih olmasına katkı sağlayan birçok etmen bulunmaktadır. Bunların içerisinde önem arz eden konulardan birisi de göç ve zorunlu göçe bağlı olarak gelişen diaspora kavramlarıdır. Temeli göç etmek olan bu kavramın kişilere yansıması sonucunda, bireyler 'Göçmen' ya da 'Diasporalar' olarak bir kimlik kazanmaktadırlar. Kişilerin kimlik kazanmasında etkili faktör olarak bilinen göç olgusu, öncelikle fiziksel mekândaki hareketlilik olarak değerlendirilse de bireyler ve toplumlar üzerinde; sosyal, kültürel ve ekonomik gibi etkileri beraberinde getirmiştir. Dönüşüm sonucunda, göç edenlerin yeni sosyal sürece uygunluğu ve uyum süreci sadece göç edenler için değil, göç edilen bölge içinde hayati önem taşımıştır. Tezimde de ele aldığım üzere, oluşan karşılıklı etkileşim ile beraber kimliksel dönüşümler gerçekleşmiştir. Nitekim bu etkiler sosyal hayatın dönüşümünü ifade eden önemli bir olgu olarak karşımıza çıkmış ve bu durum ise bireylerin kimliklerine hareketlilik katmıştır. Sonuç olarak göç dalgaları, şeytan üçgeni misali diaspora, kimlik ve kültür zincirinin doğmasına vesile olmuştur. Zorunlu göçe bağlı olarak yapılan göçler sonucunda; birçok ülkeler zamanla birbirlerine alışmış, bağlanmış, harmanlaşmış ve melezleşmişlerdir. Bu noktada konumuz olan 1923-1925 Türk- Yunan nüfus mübadelesi ve Bulgaristan'ın 1950 öncesi, 1950-1951, 1968-1979, 1985-1989 yıllarında gerçekleştirdiği zorunlu göç faaliyetleri en önemli örneği teşkil etmektedir. Bu çalışmanın amacı; birçok boyutuyla ele alınan ve zorunlu göçlerle oluşan göçmenlerin, kimlik karmaşası yaşaması ve Türkiye'nin bu göçmenlere kucak açarak kimliklerine katkıda bulunduklarını kanıtlamaktır. Aynı zamanda göçlerle oluşan göçmen kitlesinin kültür ve kimlik harmonisi geçirdiğini, öz kimliklerini kaybetmeseler de göçtükleri bölgelerden zamanla etkilendikleri, kimliksel şölenin yaşandığını göstermektir. Sonuç olarak göç veya zorunlu göç bağlamında diaspora olguları, her ne kadar kimliklerimizi değiştiriyor algısı yaratsa bile, bizlere uluslar arası arenada çeşitli zenginlikler sağlamıştır. Anahtar Kelimeler: Göç, Zorunlu göç, Diaspora, Göçmen, Kimlik, Kültür, Çok Kültürlülük, Holistik Yapı.
Markalaşma sürecinde Türkiye'nin marka değer analizi
Endüstrileşen hayatın günümüze en büyük getirilerinden birinin de gerek uluslararası gerek ulusal çapta markalar arası rekabet olduğu bir gerçektir. Bununla birlikte dünyanın giderek küreselleşen bir hal alması marka rekabetini, işletme boyutundan ülkeler arası boyuta kadar taşımıştır. Bu durum, ülkelerin kendilerinin de birer marka olduğu söylemine kadar gelen boyutlara ulaşmıştır. Markaların kökenleri ve piyasa değerleri incelendiğinde ülkenin marka değerinin, ürünün veya işletmenin marka değeri üzerinde de göz ardı edilemez bir etkiye sahip olduğu görülmektedir. Bu bağlamda ülkelerin marka değerlerinin belirlenmesi de küresel piyasalarda markaların başarısı için önemli bir paya sahip olduğu düşünülmektedir. Bu doğrultuda yapılan çalışmada Türkiye'nin literatür araştırması ve örnekler üzerinden marka değer analizinin yapılması amaçlanmaktadır. Elde edilen sonuçların, Türkiye'nin bir marka olarak performansının değerlendirilmesinde, bunun Türkiye kökenli markalar üzerindeki etkisinin belirlenmesinde ve gelecek dönemlere yönelik marka stratejilerinin oluşturulmasında katkı sağlaması beklenmektedir. Anahtar Kelimeler: Marka Değeri, Küreselleşme, Pazar, Türkiye
Yeni anayasa arayışları çerçevesinde, demokrasi kavramına analitik bir bakış
Bu çalışmada, Türkiye'de demokrasi ve cumhuriyet ilişkisinin hangi dinamikler eşliğinde hareket ettiği ele alınmakta ve yapılacak yeni bir anayasanın bu dinamiklerle ilişkisinin nasıl belirleneceği ortaya konmaya çalışılmaktadır. Belirlenen amaca uygun düşecek şekilde de demokrasi, yüzyıllar süren ve tartışmalı serüveni incelenmekte ve çalışmanın kuramsal altyapısı oluşturulmaktadır. Türkiye'nin anayasal gelişimi Osmanlı son döneminden itibaren incelenerek günümüzdeki tartışmalar üzerinde durulmaktadır. Türkiye'de yeni bir anayasanın, nasıl hazırlanması, paydaşları arasında uzlaşı zeminini ne şekilde inşa etmesi gerektiği çatışma ve gerginlik alanları ile birlikte tanımlanmaktadır. Anahtar Sözcükler: Anayasa, Cumhuriyet, Demokrasi, Türkiye
Mülteci sorunu bağlamında Türkiye ile Avrupa Birliği ilişkilerinin son elli yılda kazanmış olduğu ivmenin sosyo-politik analizi
Mülteci sorunu sadece günümüzde değil uzun yıllar boyunca birçok ülkenin ortak sorunu olmuştur. Milyonlarca insan her yıl yaşadığı ülkeleri terk edip bir başka ülkeye sığınmak mecburiyetinde kalmaktadır. Bu noktada coğrafi konumu gereği Türkiye, Afrika, Asya ve Avrupa arasında yaşanan mülteci göç hareketlerinin yanı sıra yasadışı göçlerin de önemli bir kavşak noktası haline gelmiştir. Bu çalışmanın temel amacı, özellikle 2011 yılından itibaren Suriye'de kendini gösteren iç savaş sonrasında ülkesinden kaçarak başka ülkelere sığınma ihtiyacı hisseden Suriyelilerin bir mülteci sorunu haline gelmesi ve bununla beraber Avrupa Birliği ile ilişkilerimizin bu bağlamda farklı bir boyut kazanmasının geçmişten günümüze nasıl değişimlere uğradığının incelenmesidir.
Mülteci sorunu bağlamında Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinin son 50 yılda kazanmış olduğu ivmenin sosyopolitik analizi
Mülteci sorunu sadece günümüzde değil uzun yıllar boyunca birçok ülkenin ortak sorunu olmuştur. Milyonlarca insan her yıl yaşadığı ülkeleri terk edip bir başka ülkeye sığınmak mecburiyetinde kalmaktadır. Bu noktada coğrafi konumu gereği Türkiye, Afrika, Asya ve Avrupa arasında yaşanan mülteci göç hareketlerinin yanı sıra yasadışı göçlerin de önemli bir kavşak noktası haline gelmiştir. Bu çalışmanın temel amacı, özellikle 2011 yılından itibaren Suriye'de kendini gösteren iç savaş sonrasında ülkesinden kaçarak başka ülkelere sığınma ihtiyacı hisseden Suriyelilerin bir mülteci sorunu haline gelmesi ve bununla beraber Avrupa Birliği ile ilişkilerimizin bu bağlamda farklı bir boyut kazanmasının geçmişten günümüze nasıl değişimlere uğradığının incelenmesidir.
The discussion of political Islam and democracy in Afghanistan within the context of post-WWII Era.
Afghanistan is located in the heart of Asia with over 99% of the population Muslims, most of whom are conservative and religious. Islam has an influence on politics in Afghanistan from the long past and religion is an integral part of politics. Democratic wave in Afghanistan has seen in the years of 1963-1973, but could not continue as a result of coups, interventions, and wars caused by Islamists and communists. Political Islam movements emerged in Egypt and India via the establishing social and political groups by some individuals as a reaction to the abolition of the caliphate, the new world order, and Muslim backwardness in various fields. Muslim Brotherhood of Egypt and Jamaat-e Islami of Mawdudi, who are known as predecessors of Islamist movements influenced politics in Afghanistan after the 1960s. Afghanistan is a country with a long history of instability, and political Islam is one of the major players in the situation. This study aims to fill the gap in the literature area about political Islam and democracy in Afghanistan and their relation and influence on each other within the context of post-WWII era. Democracy is defined and discussed widely in the first chapter. Political Islam and its characteristics are discussed with details in the second chapter and the aim is to find suitable answers about Islam and democracy and type of governance in Islam according to the ideas of different Muslim and non-Muslim movements and authors. The third and last chapter focuses on Afghanistan history before emerging of Islamist mevements, the formation of political Islamic movements in the 1960s, and the situation caused by these movements and others after the 1960s. Keywords: Islam, Political Islam, Democracy, Government, Politics, State, Afghanistan
Mağrib ve Cezayir'de İslami ve sosyal hareketler
Afrika ve Mağrip bölgesinin en büyük ülkesi olan Cezayir'in siyasi dokusunu etkileyen İslami hareketler, literatürde tarihsel gelişim seyri içerisinde hep bir siyasi mücadeleler tarihi olarak anlatılagelmiştir. Hâlbuki farklı isimler ve farklı hedeflerle şekillenen, zaman ve zemine göre farklı dönüşümlere maruz kalan bu hareketler, sadece siyasal motifler ve motivasyonlarla açıklanamaz. Söz konusu hareketlerin temelinde sosyal dinamikler mevcuttur. Bu perspektifin mantıksal bir uzanımı olarak bu çalışmada ana tezimiz, Cezayir'de 2019 tarihi itibarıyla halihazır devlet başkanı Buteflikanın beşinci kez aday gösterilmesine bir başkaldırı olarak ortaya çıkan Hirak hareketinin, -tarihsel süreçte ortaya çıkan İslami hareketler ve yakın zamanda şahit olduğumuz Arap Baharından farklı olarak- tamamen sosyal dinamikler üzerinden şekillenen, kendi içinde tutarlık ve istikrar içeren ve yeni bir toplum modeli inşa etmek amacıyla ortaya çıkan bir proje olduğudur. Gerek etnik çeşitliliği gerekse jeopolitik konumu gereği hem Cezayir hem Mağrip oldukça dinamik sosyal hareketlere sahne olmaktadır. Diğer ideoloji ve inanç grupları gibi İslami topluluk ve hareketler, bu söz konusu sosyal hareketler içinde önemli roller oynamaktadır. Çalışma sonucunda, İslami hareketlerin en göz önünde bulunan hareketler olmamasına rağmen, varlıklarını ve güçlerini, tutarlı ve aralıksız koruyabilen hareketler olduğu gözlemlenmiştir. Bu çalışmada Mağrip bölgesi hakkında etnik ve tarihi bilgiler verilerek Cezayir toplumsal hareketleri açıklanmaya çalışılmıştır. Diğer Mağrip ülkelerindeki sosyal hareketlere, Cezayir toplumsal dinamikleriyle ilişkili oldukları boyutta değinilmiştir. Libya, Batı Sahara gibi bölgesel sorunlar ve burada gerçekleşen sosyal hareketler, tezimizin kapsamı dışında tutulmuştur. Böyle bir tez çalışmasını ortaya koymaktaki amaç gerek Cezayir'in gerekse Mağrip bölgesinin Ortadoğu ve Kuzey Afrika analizlerinde göz ardı edilmiş olduğunun düşünülmemizin yanı sıra bu kabil hareketlerin –Arap Baharında- olduğu gibi birtakım güçler tarafından manipüle edilmeye açık karakterini ortaya koyarak toplumsal taleplerin kamusal alana yansıtılabilmesinin nasıl mümkün olabileceğini tartışmaktır. Anahtar Kelimeler: Cezayir, Cihadizm, Hirak, Mağrip, Sosyal Hareketler
Malezya siyasi deneyiminin ekonomik kalkınma üzerindeki etikisi (1981_2020)
Malezya son dönemde sergilediği ekonomik performansla dikkatleri üzerine çekmektedir. Ne var ki söz konusu ekonomik başarının nedenleri konusunda çok fazla çalışma yapılmamıştır. Bu çalışma 1981-2020 döneminde Malezya siyasi dinamikleriyle ekonomik kalkınma arasındaki ilişkiyi açıklamayı hedeflemektedir. Çalışmada siyasi tecrübe ve birikimin ekonomik kalkınmaya sağladığı katkı somut örnek ve analizlerle çarpıcı bir biçimde oryaya konulmaktadır. Bu hedefe yönelik olarak tanımlayıcı ve analitik yöntem kullanılmıştır. Buna ilaveten Malezya'da gelişen ekonomik kalkınmayla birlikte bu olguyu etkileyen siyasi sistemin yapısı, özellikleri ve ekonomik kalkınma araçları ana başlıklar halinde ele alınmıştır. Malezya'da siyasi olarak lider olanların Malezya ekonomisine katkıları ve yapmış oldukları köklü değişiklik önem arz etmektedir. Bu yüzden Malezya'da değişen siyasi liderlerin ekonomik gelişmeler üzerindeki etkileri çalışmada yer bulmuştur. Siyasi liderliğin Malezya ekonomisi üzerindeki etkileri ile ilgili yapılan çalışmaların azlığı çalışmanın önemli olduğunu göstermektedir. Çünkü üzerinde yeteri kadar çalışılmamış bu kabil bir konuda ortaya konulan bir araştırmanın literatüre katkı sağlayacağı ve konu hakkında çalışmak isteyenlere fayda sağlayacağı bir gerçektir. Özellikle Türkiye' de Malezya ekonomik deneyimi üzerine araştırma yapacak olanlara ışık tutacaktır. Belirlenen hedeflerden aşağıdaki sonuçlara ulaşılmıştır: Dr. Mahathir Muhammed, uzun vadeli ekonomik kalkınma planları hazırlayarak ekonomik kalkınmada başarı göstermiştir. Malezya Hükümeti, Mahathir Muhammed'in başkanlık yaptığı süre boyunca eğitim ve teknoloji programlarına büyük önem vererek söz konusu alanda ilerleme kaydetmiştir. Mahathir Muhammed'in liderliği başarılı bir liderlik olarak görüldüğünden gelişmekte olan bazı ülkeler tarafından ilgi odağı olmuş ve dikkatle incelenmiştir.
Almanya'daki NSU cinayetlerinin kurumsal ırkçılık bağlamında değerlendirilmesi
Irkçılık ve ırkçılığın getirdiği birçok olumsuzluğu tarihi süreçte tecrübe etmek suretiyle milyonlarca insanın hayatını kaybetmesine neden olan Almanya, 2000-2007 yılları arasında dokuz etnik göçmenin öldürülmesine ve üç bombalama olayına tanık olmuştur. Hedefler rastgele seçilmiş gibi görünse de Türk kökenli olduğu düşünülen Yunan kurban dışında tüm kurbanlar Türk kökenliydi. Ayrıca, kurbanların ortak özellikleri Türk kökenli ve küçük işletme sahibi olmalarıydı. Alman ve dünya kamuoyunda NSU davası olarak bilinen hukuki süreçte, yüzlerce duruşma, 11 parlamento soruşturma komitesi ve önemli sayıda yayın ve kamuya açık tartışmalarla Alman tarihinin en önemli vakalarından biri olarak gösterilmiştir. NSU cinayetleri ise, kamuoyu ve basının da etkisiyle sulandırılmış ve kurumsal ırkçılık hiçbir şekilde aşırı sağcı, Alman örgütleri soruşturmaya dâhil etmemiştir. Sekiz yıl boyunca, polis soruşturmaları ağırlıklı olarak göçmenlerin ailelerine, onların Türk mafya gruplarıyla ve uyuşturucu kaçakçılarıyla iddia edilen bağlantılarına odaklanmıştır. Söz konusu süreç aşırı sağ ve ırkçılığın Alman devlet sisteminde kurumsal bir şekilde yer aldığı iddialarını desteklemiştir. NSU cinayetleri, saldırıları ve soygunlarının 10 yıldan fazla süre Alman polis ve istihbarat teşkilatları tarafından ortaya çıkarılamamasında kurumsal ırkçılığın payı olduğu değerlendirilmektedir. Başta Türk toplumu olmak üzere Almanya dâhilinde yaşayan ve sosyalleşen her topluluğu sessiz ama derinden takip eden bir sistemin istihbarat kuruluşlarının da kabul ettiği gibi neo-Nazi örgütlerini takip etmemeleri düşünülemeyecektir. Başta NSU evraklarının imha edilmesi olmak üzere gerek soruşturma aşamasında gerek mahkeme sürecinde yaşanan çok sayıda husus NSU cinayetleri ve saldırılarının uzun süre çözülememesi ve aksine göçmenlerin üzerine yıkılmaya çalışılması kurumsal ırkçılığın Alman devlet sistemindeki gücünü ortaya koyması bakımından oldukça önemlidir. Anahtar Kelimeler: Irkçılık, Almanya Türk Toplumu, Neo-Naziler, Kurumsal Irkçılık
Avrupa monarşilerinin sosyo-politik ve tarihsel analizi
Topluluk halinde yaşayan insanların bir arada kalabilmesi ve yaşamlarına devam edebilmesi için birtakım kararların verilmesi, adaletin sağlanması gerekir ve bu nedenle bir lidere ihtiyaç vardır. İlkçağda lider o topluluktaki en bilgili kişi olabilirken, orta çağda topluluktaki nüfusun artışıyla birlikte sistem monarşiye dönüşmüş ve hâkimiyet bir aileye ait hale bürünmüş ve soydan geçer hal almıştır. Yönetimden beklentilerini gerçeğe dönüştürmesini isteyen halk, siyasi alanda karar verme haklarını monarşilere devretmiştir. Hanedan ailesinin temel işleri diplomasi, askeriye ve içişleridir. Yönetimden tek bir kişinin sorumlu olması ve kendine ait olan toprakları halkının ve kendisinin menfaatine göre koruması halen bazı ülkelerde devam etmekte, bazı ülkelerde ise temsili olarak devam etmektedir. Tarihte birçok defa halk yönetimden memnun olmadığında ise yöneticilerini alaşağı etmiştir. Bunların en bilineni Fransız Devrimi'dir. Roma ve Osmanlı İmparatorluklarında olduğu gibi merkezi yönetimin ulaşmakta güçlük çektiği yerlerde monarşinin yetkilerinin nüfuzlu ailelere devredilmesinin temel sebebi ise bölgesel olarak huzurun, refahın ve adaletin merkezi otoriteden uzakta vekâlet usulü ile daha kolay sağlanmasıdır. Bu çalışmada günümüzde aktif olan monarşi sistemleri ve aktif olarak bulunan fakat monarkın sembolik olduğu monarşiler incelenecektir. İçinde bulunduğumuz çağda halkın parlamentoya, parlamentonun ise sembolik de olsa, nihai olarak monarka biat ettiği İngiltere, İspanya ve İsveç örnekleri ve bu durumun günümüz Avrupa'sına etkisi incelenecektir. Anahtar Kelimeler: Avrupa, Fransız Devrimi, Monarşi, Osmanlı, Roma
Irak'ta merkez – çevre etkileşimi ve dış ilişkilerdeki yansımaları
Irak'ta hayatın hemen hemen her aşamasında olduğu gibi, devlet yapısında, dış işlerinde ve karar alma süreçlerinde de 2003 yılından sonra çok büyük değişiklikler meydana gelmiştir. 2003 yılından sonra Irak dış politikasında meydana gelen bu büyük değişiklikler, bu bağlamda yapılan çalışmaları da etkilemiştir. Öyle ki, 2003 yılı Irak'ın uluslararası ilişkileri için diğer tüm alanlarda olduğu gibi bir kırılma noktası olmuş ve bu dönem öncesinde yapılan çalışmaların her biri günümüzde birer siyasi tarih çalışması olarak yer bulmuştur. Bu çalışmada Wallerstein'in Modern Dünya Sistemi yaklaşımı bağlamında merkez – çevre ilişkileri analiz edilmiş ve Irak'ın bu bağlamdaki konumu üzerinde durulmuştur. Irak, günümüzde bir çevre devlet konumundadır. Bilhassa 2003 yılındaki Amerikan İşgalinden ve 2014 – 2017 yılları arasında patlak veren iç savaştan sonra ülke hayli yıpranmıştır. Irak ekonomisi petrol endüstrisi çerçevesinde gelişmektedir. Ülke ekonomisinde tek bir sektörün ağırlığının hissedilmesi, ülkenin hammadde ihraççısı pozisyonu, gelir eşitsizliği gibi kavramlar, merkez – çevre ilişkisinde gelişmelerin Irak'ın aleyhinde olmasına yol açmaktadır. Anahtar Kelimeler: Irak, Merkez – Çevre, Modern Dünya Sistemi, Wallerstein
Afganistan'da ordu ve siyaset ilişkisi
AAfganistan, Ordunun siyasette etkili olduğu ve aktif rol oynadığı bir ülke olarak bilinmektedir. Ordunun siyasi güce sahip olması tarihsel olarak, 1747'de Ahmed Şah Abdali tarafından Afganistan'ın kurulmasına kadar uzanmaktadır. Nadir Afşar'ın Ordusunda "Saray muhafızı" olarak görev yapan Ahmed Şah Abdali, Haziran 1747'de Nadir Şah'ın öldürülmesinden sonra, askeri bir kişilik olarak bazı saray soyluları tarafından Afganistan'ın ilk kralı olarak seçilmektedir. O zamandan beri Ordu, ülke siyasetiyle her zaman yakın bir ilişki içinde olmuştur. Afganistan'da 1960'dan 1990'a kadar Ordu doğrudan siyasete karışmış ve 1973'te Muhammed Davud Han'ın liderliğinde, Muhammed Zahir Şah'ın kraliyet sistemini kansız bir darbeyle devirmiş ve bu sayede ülke tarihinde ilk kez cumhuriyet rejimini kurulmuştur. Daha sonra, Muhammed Davud Han'ın öldürülmesine yol açan 1978 kanlı darbesi sırasında Ordu, Davud rejimini devirdi ve Demokratik Halk Partisi'ni iktidara getirdi. Aynı şekilde silahlı kuvvetler, özellikle Sovyet birliklerinin Afganistan'dan çekilmesinden sonra 1991 yılının başlarına kadar isyanları bastırmak ve dış tehditlerle başa çıkmak için siyasi gücü güçlendirmek için aktif bir rol oynamıştır. Ancak Mücahitlerin zaferi ile birlikte, modern Ordunsun dağılmasına neden olmuştur. Bu çalışmada tarihsel olarak Afgan Ordusunu anlatmakla birlikte Afganistan siyasetinde en önemli ve ilgi çekici konulardan biri olan Ordunun ülke siyasetine dâhil olmasına yol açan faktörleri, motivasyonları ve müdahale düzeyini üzerinde yoğunlaşmıştır. Anahtar Kelimeler: Afgan Ordusu, Askeri Darbe, Aşiretler, Cumhuriyet Rejimi, Siyaset
Karabağ Savaşı'nda Azerbaycan'ın Türkiye ile ilişkileri
Karabağ savaşı konusunda Türk-Azerbaycan ilişkileri Azerbaycan'ın bağımsızlığını kazanmasından bu yana giderek gelişmekte ve yıllar içinde bu yakınlaşma dünya uluslararası sisteminin dikkatini çekecek bir düzeye ulaşmıştır. Son Karabağ savaşı sırasında ve sonrasında, bu ilişkilerin siyasi değerleri tüm dünya halkları tarafından bilinmeye başlandı ve bazı devletler böyle bir yakınlaşmadan öğrenme eğiliminde oldu. Şu anda Azerbaycan ordusunun İkinci Karabağ Savaşı'nda kazandığı zaferlerde Türkiye Cumhuriyeti'nin tam desteği siyasi çevrelerde tartışılıyor. Bu bakımdan Türkiye-Azerbaycan ilişkileri konusunda bilimsel araştırmalara ihtiyaç vardır. Türkiye'nin savaş boyunca Azerbaycan'a verdiği desteğe gerçek bir örnek olarak Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu'nun Bakü ziyaretleri ve bu ziyaretlerde Türk Bakanı, Azerbaycan'ın her zaman dost bir ülkeye güvenebileceğini yineledi. Azerbaycan'ın Türkiye ile yakın işbirliği, savaşın sonunda ve bölgedeki barış güçlerinin konuşlandırılması sırasında geçerli olmaya devam etti. Bu hem siyasi hem de diplomatik olarak devam etti. Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev 10 Kasım'da Bakü'de Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı M. Çavuşoğlu, Milli Savunma Bakanı H. Akari ve Milli İstihbarat Dairesi Başkanı H. Fidan'ı kabul etti. Bu resepsiyonlarda İlham Aliyev'in "Bu bizim ortak zaferimiz, Türkiye-Azerbaycan birliğinin teyidi" demesi tesadüf değil. İkinci Karabağ Savaşı sırasında ve sonrasında Azerbaycan-Türkiye ilişkileri uluslararası arenada, sosyo-politik çevrelerde ve yabancı medyada en çok tartışılan konulardan biriydi. Azerbaycan ve Ermenistan için savaşın sonuçlarını yorumlarken, siyasi ve uluslararası yorumcular bölgedeki güç dengesindeki değişime, özellikle Türkiye'nin güçlenmesine çok dikkat ediyorlar. Anahtar Kelimeler: Azerbaycanın Dış İşleri Politikası, Dağlık Karabağ Savaşı, Türkiye
Azerbaycan-Türkiye ilişkileri kapsamında Kafkasya'nın sosyo-politik analizi
Bağımsızlığına 1991 yılında kavuşan Azerbaycan'ın en büyük destekçisi ve bağımsızlığını tanıyan ilk devlet Türkiye olmuştur. Ermenistan'ın işgalci siyasetinden dolayı Azerbaycan bağımsızlığını kazandığı günden itibaren Dağlık Karabağ'ı ve yedi rayonu kaybetmiştir. Alınan birçok BM Güvenlik Konseyi kararına göre işgal ettiği topraklardan Ermenistan'ın çekilmesi kararı çıkmış fakat Ermenistan işgalini sürdürmeye devam etmiştir. Azerbaycan 27 Eylül 2020'de başlattığı karşı saldırı neticesinde topraklarını Ermeni işgalinden kurtarmayı başarmıştır. Ermenistan 10 Kasım 2020`de imzalanan bildiri ile savaşı kaybeden taraf olarak Azerbaycan'ın koşullarını kabul etmek zorunda kalmış ve işgal ettiği topraklarından askeri gücünü çekmeyi kabul etmiştir. Bu savaşta Türkiye, Azerbaycan'ı siyasi, askeri ve diplomatik bakımdan destekleyen en önemli devlet olmuştur. İki devlet arasında savaş öncesinde ilişkiler hem siyasi hem de askeri bakımdan stratejik ortaklık düzeyine çıkmıştır. İki devletin girişimi ile birçok ortak ekonomik proje hayata geçirilmiştir. Özellikle askeri alanda taraflar arasında imzalanan anlaşmalar Azerbaycan'ın savaşta zafere ulaşmasında önemli faktör olmuştur. Güney Kafkasya açısından İkinci Karabağ savaşından Azerbaycan'ın zaferle ayrılması kalıcı barışın tesis edilmesi adına oldukça önemlidir. Aynı zamanda bu durum Türkiye açısından da yeni fırsatlar doğuracaktır. Güney Kafkasya`da Türkiye'nin konumunu güçlendirecektir. Özellikle Azerbaycan ile Nahçivan arasında koridorun açılması Türkiye'yi doğrudan Azerbaycan ve Hazar Denizi üzerinden Orta Asya`ya bağlayacaktır. Dolayısıyla Türkiye ekonomik, siyasi ve askerî açıdan daha etkin bir aktöre dönüşecektir. Anahtar Kelimeler: Azerbaycan, Dağlık Karabağ, Kafkasya, Türkiye
Bağımsızlık sonrası Azerbayan-Türkiye ilişkileri
Dış politika, bağımsızlık yolunda emin adımlarla ilerleyen Azerbaycan Cumhuriyeti de dahil olmak üzere her devletin siyasi iradesinin yanı sıra uluslararası ilişkiler sistemindeki konumlarının belirlenmesi ve güçlendirilmesi, karşılıklı yarar sağlayan ilişkilerin kurulması ve geliştirilmesinin bir göstergesidir. Azerbaycan, eski ve onurlu bir devlet geçmişine, zengin bir devlet mirasına ve veraset geleneklerine sahiptir. Azerbaycan'ın zor ve trajik anlarında bu gelenekler birçok kez kırılsa da kesintiler olsa da halkımız zorlu sınavlardan kurtulup tarihi adaleti yeniden tesis etmiş, eski devlet geleneğine bağlılık göstermiş ve bağımsızlığını koruyabilmiştir. Dünyanın karmaşık ve hassas bir bölgesinde- coğrafi olarak Batı ve Doğu'nun kesiştiği noktada yer alan Azerbaycan için hem geçmişte hem de günümüzde dış politikanın doğru tanımlanması ve uygulanması istisnai bir öneme sahiptir. Medeniyetler ve jeopolitik ve jeoekonomik çıkarların kesiştiği stratejik yaklaşımlarda. Böylece ülkemiz, ulusal çıkarlarını ve bölgede lider devlet statüsünü korumanın yanı sıra, Batı, İslam ülkeleri, Türk dünyası ve Bağımsız Devletler Topluluğu'nun siyasi, ekonomik ve kültürel alanlarıyla karşılıklı çıkar ilişkileri kurmakta ve uluslararası iş birliğini ve eşit ortaklık ilişkilerini genişletir. Bugün Azerbaycan Cumhuriyeti'nin siyasi ve ekonomik potansiyeli artmış, bölgede söz sahibi bir devlet haline gelmiş, uluslararası "siyasi sahnede" itibarı ve konumu daha da güçlenmiştir.
Azerbaycan'da sivil toplum kuruluşları
Birinci bölümde Uluslararası yasal belgelerde "uluslararası sivil toplum kuruluşları" kavramı, türleri, uluslararası sivil kuruluşların modern dünyada rolü araştırırlması hakkında bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde Sivil Toplum Kuruluşlarının mevcut durumu, ikinci dünya savaşı'ndan sonra sivil toplum kuruluşlarının faaliyetleri, sivil toplum kuruluşlarının uluslararası ilişkiler sistemi üzerindeki etkisi, devletlerarası ve sivil toplum kuruluşları arasındaki ilişki, uluslararası sivil toplum kuruluşları ve ağlarla iş birliği araştırılmıştır. Sonuncü üçüncü bölümde ise esasen Azerbaycanda olan Sivil toplum kuruluşları, onların oluşumu, gelişimi, özellikleri, devlet politikasının oluşumunda sivil toplum kuruluşlarının faaliyetleri geniş bir şekilde verilmiştir. Bu çalışmanın temel amacı, STK`ların özellikleri, Uluslararası Sivil Toplum Kuruluşları (INGO'lar), siyasi, ekonomik, kültürel, bilimsel, teknik ve diğer insan faaliyeti alanlarında uluslararası iş birliğini teşvik etmek için oluşturulmuş, çeşitli devletlerden ulusal kamu kuruluşları, birlikler, gruplar ve bireylerin dernekleridir; bu kuruluşlar hükümetler arası bir anlaşma temelinde kurulmamaktadır ve ticari kar elde etmeyi amaçlamamaktadır.
ABD'nin 2003 yılında Irak'ı işgali ve sosyopolitik sonuçları
Bu çalışma, Amerika Birleşik Devletleri'ni Irak'a savaş açmaya sevk eden savaşın gerçek nedenlerini ele almakta ve bunun toplumsal ve siyasi yansımalarına açıklık getirmektedir. Irak-Amerika ilişkilerinin aynı hızda olmadığı, siyasi ve ekonomik çıkarlar doğrultusunda çeşitli değişikliklere tabi olduğu da açıkça ortaya konmuştur. ABD, bölgesel arenada büyüyen Irak gücünün tehlikesini hissettiği için Ortadoğu'daki çıkarlarını korumak istediği için bu adımı atmış ve Irak'a savaş ilan ederek onu yıkıp zayıflatmanın yollarını aramıştır. Çalışma, ABD-Irak savaşının birçok Arap ve Arap olmayan ülkeye Irak'ta birçok siyasi ve ekonomik kazanım elde etme fırsatı sağladığı sonucuna varmıştır.ABD'nin Irak kaynaklarını kontrol etmesi ve Çin, İran, Türkiye, İsrail ve Arap Körfezi devletlerinin müdahalesiyle Irak, Irak'taki rekabet ve iç istikrarsızlıkta birçok ülkenin siyasi rol oynadığı bir bölgeye dönüşmüştür. Ayrıca Irak toplumunun bölünmesine ve siyasi sistemin ulusal kimlik yerine alt kimliğe bağlanmasına katkıda bulundu ve bu da Irak devletinde bir iç istikrarsızlık hali yarattı. Anahtar Kelimeler: 11 Eylül Saldırılması, ABD Emperyalizmi, Arap Baharı, Irak İşgali, Kürsel Terörle Mücadele
Avrupa göçmenlik politikaları: Avrupa'da Ukraynalı ve Suriyeli göçmenlere yönelik algıların mukayesesi
Dünya, özellikle Soğuk Savaş sonrasında birçok siyasi, kültürel ve toplumsal dönüşüme tanık olmuştur. İltica başta olmak üzere göç olgusunu da içine alan, analizlerde ve önceliklerde yerini almaya başlayan olgular ve olaylar ortaya çıkmıştır. Buna, dolaşıma giren kavramlarda ve uluslararası sahnede gündeme getirilen konularda eşlik etmiştir. Uluslararası ilişkilerde yeni bir boyut kazanan ve özellikle Batı ülkeleri kavramındaki toplumsal değişimlerdir. Ayrıca, göç, güvenlik, ekonomik, sosyal, yasal ve siyasi yansımaları da olan yeni ortaya çıkan sorunlardan biri olarak uluslararası kamuoyunun endişelerini işgal etmiştir. Bu kavramlar, araştırmacılar ve siyasi toplulukta çalışanlar için bir çalışma odağı haline gelmiştir. Bu konular uluslararası tartışmalarda ana konu olmaktadır. Özellikle, son yıllarda, halklar iç savaşlar veya askeri müdahalelerle parçalanan yoksul bölgeleri bırakıp istikrar ve güvenliği sağlamak için istikrarlı ülkelere göç etmektedir. Son zamanlarda Suriye'deki savaşta, ardından Rusya ve Ukrayna arasındaki savaşta olan durum bahsedilen konunun en yakın örnekleridir. Bu çalışmada, öncelikle göç kavramsal analize ele alınacaktır. Sonra, Türkiye'nin göç bağlamda önemli rolü, ardından Avrupa birliği çeşitli bakış açıları, ondan sonra Suriyeli ve Ukraynalı arasında göç durumları mukayesesini konuşulacaktır. Anahtar Kelimeler: Avrupa Birliği, Ayrımcılık, Göç, İnsan Hakları, Savaş, Siyaset, Suriye, Ukrayna
İran İslam Cumhuriyeti ve Afganistan'da anayasayı koruma yöntemlerinin karşılaştırmalı bir analizi
"İran İslam Cumhuriyeti ve Afganistan'da Anayasayı Koruma Yöntemlerinin Karşılaştırmalı Bir Analizi" adı altında ele alına bu çalışma genel anlamda anayasal ilkeleri ve İran ile Afganistan'da anayasal gelişmelerin tarihi seyrini ve son olarak da yürürlükte olan anayasaları çerçevesinde anayasayı koruma yöntemleri irdelenmeye çalışılmıştır. İran İslam Cumhuriyeti, 19. yüzyıldan sonra yaşanan fikri gelişmeler çerçevesinde 1907'deki meşrutiyet devrimi ile ilk anayasasın yaparken, 1979'deki İran İslam Devriminden sonra değiştirmiş ve hala aynı anayasa yürürlüktedir. Afganistan ise en fazla rejim değiştiren ve bu doğrultuda en fazla anayasa değiştiren bir ülke olarak karşımıza çıkmaktadır. İlk anayasasını 1923'te yapan Afganistan 2004'e kadar toplam sekiz anayasa değiştirmiştir. 15 Ağustos 2021'de Taliban örgütü yeniden siyasal iktidarı ele geçirdikten sonra bu ülkede yürürlükte olan anayasayı feshetmiştir. Dolayısı ile bu ülke hala anayasasız bir ülke konumundadır. Anahtar Kelimeler: İran Anayasası, İran'da Anayasal Gelişme, Afganistan Anayasası, Afganistan'da Anayasayı Koruma Yöntemleri
AK Parti'nin kimlik inşası, günümüze yansımaları ve İbn Haldun'un Mukaddime'sindeki kimlik inşasıyla mukayesesi
İçinde yaşadığımız dünyada bizleri belirli noktalarda yönlendirme çabasında olan bir takım kimliklerimiz mevcuttur. Kendine has karakteristik vasıflarla toplumda kabul görmüş kimlik kavramları vardır. AK Parti'nin önderliğinde "Muhafazakâr Demokrasi" söylemi ve bu yeni kavrama atfedilen kimlik tasviri Türkiye arenasında kabul görmüş bir nitelik olarak karşımıza çıkmaktadır. Türk siyasal yaşamında demokratik yapıya uygun yeni oluşumlar şarttır. Partilerin politik kimliklerini tanımlamaları ve geliştirmeleri gerekmektedir. Bugüne kadar farklı muhafazakârlık türleri gün yüzüne çıksa da AK Parti'nin muhafazakâr demokrasi tasviri birtakım noktalarda bunlardan ayrılmaktadır. Zamansal boyutu olmayan her çağa uygun kabul edilmiş İbn-i Haldun'un Mukaddime eserinde devletin yapısı, bu devlette oluşması gereken toplumun kimlik yapılanması ve bunların tamamına atfedilen anlam büyük ölçüde önemlidir. Çalışmamızda günümüz Türkiye'sine uyarlanmış bu eserin temel parametreleri kimlik eşliğinde incelenmiştir. Son 20 yılına damgasını vuran AK Parti, "Muhafazakâr Demokrasi" kavramındaki kimlik tasviri ile her çağa ve topluma uygun olan İbn Haldun'un Mukaddime eserinde oluşturulmaya çalışılan kimlik tasvirleri mukayeseli olarak incelenmiştir. Sonuç olarak tezimiz AK Parti'nin mukaddimeden esinlenerek politik faaliyetlerine yön verdiği kanısında olmakla birlikte bu noktada bir takım öneriler sunmayı amaç edinmiştir.
Afganistan ve Pakistan arasındaki Durand Sınır Hattına ilişkin uluslararası hukukun pozisyonu
İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra dünya çapında sömürgecilikten kurtulma süreci başlamıştır. Hindistan'la birlikte Pakistan da İngilizlerden bağımsızlığını kazanmıştır. Böylece Afganistan'ın güneydoğusunda yeni bir ülke doğmuştur. Bu yeni devlet, doğuşundan günümüze kadar bölgesel istikrarda önemli bir rol oynamıştır. İki kutuplu dönemde Doğu ve Batı bloklarının sınırlarını oluşturan Afganistan ve Pakistan, Soğuk Savaş sonrası dönemde Asya kıtasının ve tüm dünyanın güvenliği ve istikrarı açısından kilit öneme sahip iki ülke haline geldi. Çalışmada uluslararası gelişmelerden de etkilenen Afganistan-Pakistan ilişkilerinin temelini Peştunistan ve Durand Sınır Hattı meselesi oluşturmaktadır. Ancak ilerleyen yıllarda eski sorunlar devam etmiş ve yeni sorunlar eklenmiştir. Çalışmada kaynak açısından zorluklarla karşılaşılsa da iki ülke arasındaki ilişkiler Afganistan'daki gelişmeler esas alınarak değerlendirilmiştir. Afganistan-Pakistan ilişkileri gergin olsa da iki ülke birbiriyle kültürel ve tarihi bağları olan halklara ev sahipliği yapmaktadır. Anahtar Kelimeler: Durand Hattı, Afganistan, Pakistan, Hindistan