İç göçler
77 theses under this subject heading
Sosyo-politik açıdan hemşehri dayanışması: İstanbul'daki Reşadiyeliler örneği
Türkiye'de sanayileşmenin artmasıyla birlikte kırsal alanlardan kentlere yoğun göçler yaşanmıştır. Bu da plansız ve yetersiz kentleşmeyi doğurmuştur. Yoğun göçler sonucunda kentler, artan nüfusun ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kalmışlardır. Kentleşmenin yetersizliği, göçmenler açısından iş bulma, barınma, sağlık, eğitim vb. durumlar açısından çeşitli sorunlar oluşturmuştur. Göçmenler karşılaştıkları bu sorunları çözmek ve kent kimliğine uyum sağlamak amacıyla çeşitli çözüm yolları aramaya başlamışlardır. Bu çözüm yolları formel ya da enformel ilişki ağları olarak ortaya çıkmaktadır. Çalışmanın konusunu oluşturan hemşerilik de tam da bu dönemlerde önem kazanmış formel olmayan ilişki biçimlerinden biridir. Göç sonrası bir araya gelen gruplar hemşehrilik vasıtasıyla birbirleri arasında sosyal yardımlaşma ve dayanışmayı canlı tutmaktadırlar. Bu ilişki kente uyum sağlamada oldukça yardımcı olduğu için güncelliğini korumaktadır. Hemşehrilik ilişkilerinin kurulmasıyla sağlanan yardımlaşma ve dayanışma örüntüleri, göçmenlerin kentlerde karşılaştıkları kente uyum sorunlarının giderilmesi hususunda etkili bir faktör olmuştur. Bu faktör ilk başlarda memleketlerinden göç eden bireylerin kente uyumlarını sağladıktan sonra etkisini yitirecek bir tampon mekanizma olarak görülmüştür. Fakat günümüze bakıldığında hemşehrilik olgusunun etkisini yitirmek bir yana, daha da gelişip güçlenerek kent siyasetinde dahi etkili bir güç haline geldiği görülmektedir. Bu tez; bir taraftan hemşehrilik ile ilgili ulusal ve yabancı çalışmaları ele almakta böylece hemşehrilik ile ilgili teorik tartışmalara girmekte ve kavramsal çerçeveyi ortaya çıkarmakta, diğer taraftan da derinlemesine görüşme tekniği ile bir alan araştırması yaparak teori ve alanın örtüşüp örtüşmediğini anlamaya çalışmaktadır. Yabancı literatürde "hemşehri" benzeri kavramların da irdelendiği teorik çerçevede kullanılan yöntemin kapsayıcılığı ile ilk defa Reşadiyeliler bağlamı ile konunun değerlendirilmesinden dolayı da alan araştırmasının özgünlüğü söz konusudur. Her iki açıdan da literatüre bir katkı sunulduğu düşünülmektedir. Anahtar Kavramlar: göç, kentleşme, kentlileşme, hemşehri, hemşehri dernekleri
Türkiye'de göç ve kentleşme: İzmir Egekent-2 toplu konut uygulaması örneği
Türkiye'de 1950'li yıllardan sonra kendisini hissettirmeye başlayan göç ve kentleşme sosyal bilimler açısından önemli bir araştırma konusudur. Sanayileşme ve gelişen teknolojiye bağlı olarak artan göç akımlarının yönü genellikle büyük kentler olmaktadır. Göçe bağlı olarak kentlerdeki nüfusun her geçen yıl artması, konut sorunu, gecekondulaşma ve plansız kentleşme gibi pek çok sorunu da beraberinde getirmektedir. Bu sorunların çözümüne ilişkin atılan en somut adımlardan başında toplu konut yöntemiyle konut üretilmesi gelmektedir. Ülkemizde, 1980'li yıllardan itibaren yerel yönetimler ve kooperatifler öncülüğünde yaygınlaşmaya başlayan toplu konut uygulamaları ile konut maliyetleri düşürülerek dar gelirlinin ev sahibi olması amaçlanmıştır. Böylece kentsel gelişimi olumsuz etkileyen gecekondulaşma ve kaçak yapılaşma önlenerek planlı ve bütüncül bir kentleşmenin sağlanacağı ön görülmüştür. Bu çalışmada, Türkiye'de yaşanan göç ve kentleşme toplu konut uygulamaları bağlamında ele alınarak konuya akademik katkı sağlanmaya çalışılmıştır. Akademik yazında gecekondulaşma, suçluluk, uyum vb. sorunlar çerçevesinde sıkça ele alınan göç ve kentleşme konusu İzmir Egekent-2 Toplu Konut Uygulaması örneğinde ele alınarak toplu konut uygulamalarının bu süreçteki rolü tartışılmıştır.
İç göçlerin vergi gelirleri üzerindeki etkisi: Türkiye örneği
Bu çalışmanın amacı Türkiye'de iç göç ile vergi gelirleri arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktır. Çalışmada 2008-2014 dönemi için 81 il düzeyinde panel regresyon analizi uygulanmıştır. Kurulan modelde bağımlı değişken olarak her ilde tahakkuk eden gelir vergisinin gayri safi yurtiçi hasılaya oranı, bağımsız değişken olarak da her ilin net göç hızı oranı kullanılmıştır. Ayrıca kontrol değişkeni olarak her ilin kişi başına düşen milli geliri modele dâhil edilmiştir. İç göçün temel olarak bir emek faktörü hareketliliği olması nedeniyle vergi türü olarak gelir vergisi seçilmiştir. Temel panel regresyon analizinin sonuçlarına göre net göç hızında meydana gelecek olan %1'lik bir değişim tahakkuk eden vergi/gayri safi yurtiçi hasıla oranında %0.026738'lik bir pozitif değişime neden olmaktadır. Kişi başına düşen milli gelirde meydana gelecek %1'lik bir değişim tahakkuk eden gelir vergisinin gayri safi yurtiçi hasılaya oranında %0.743096'lık bir pozitif değişime neden olmaktadır. Türkiye'de 2008-2014 dönemi için iç göç neticesinde oluşan net göç hızı tahakkuk eden gelir vergisinin gayri safi yurtiçi hasılaya oranı üzerinde pozitif bir etkiye sahip olduğunu sonucuna ulaşılmıştır.
Zorunlu göçe maruz kalan ve çift ebeveyn rolünü üstlenen dul göçmen kadınlar: İç göç ve dış göç pratiği
Bu çalışmada Gaziantep ili özelinde dul göçmen kadınların karşılaştıkları ekonomik ve sosyal sorunların yanı sıra olumsuz fiziki çevre içerisinde vermiş oldukları yaşam mücadelelerinin göçten ne düzeyde etkilendiği değerlendirilmeye çalışılmıştır. Araştırma nitel araştırma türü şeklinde olup durum çalışması deseni kullanılmıştır. Amaçsal örneklem tekniği ile 20 kişilik çalışma grubu oluşturulmuştur. Yarı yapılandırılmış soru formları aracılığı ile katılımcılarla derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Görüşmeler sonrasında dul göçmen kadınların kesişen ve birbirinden ayrışan göç ve dul kadın pratikleri analiz edilmiştir. Analizden önce çalışma kapsamında ilgili yaklaşımlara ve kavramsal temalara yer verilmiştir. Çalışma neticesinde katılımcıların ifadelerinden kadınların göçe katılımının birden fazla nedeninin olduğu ve çoğunlukla gönüllü gibi görünen fakat gizil kalan zorunlu göçe maruz kaldıkları verisi elde edilmiştir. Yerli ve yabancı dul göçmen kadınların göç deneyimlerinde ve göçe dahil olma nedenlerinde birtakım farklılıklar tespit edilmiştir. Sosyal çevreyle ve resmi kurumlarla yabancı uyruklu dul göçmen kadınların iletişim kurmakta daha fazla sorun yaşadıkları görülmüştür. Özellikle devlet destekli sosyal yardımlardan yararlanma ve sosyal dışlanma konusunda farklılıklar ön plana çıktığı gözlemlenmiştir. Söz konusu bu farklılıkların ise birtakım sorunları beraber getirdiği tespit edilmiştir. Buradan hareketle yoksulluk, çocuk işçiliği, çocuk gelin, elverişsiz yaşam koşulları gibi sorunların temeline inilerek dul göçmen kadınların sosyal yaşama adapte olmaları noktasında bazı düzenlenmelerin yapılması gerekmektedir.
Göç ve cinsiyet bağlamında çocuk suçluluğu: Gaziantep örneği
Bu tez çalışmasında çocuk suçluluğunun göç ve cinsiyet açısından incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda çocukların suça karışma eğilimlerini etkileyen faktörler göç ve cinsiyet ekseninde sosyolojik açıdan detaylı bir şekilde incelenmiştir. Araştırma kapsamında Gaziantep Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü hizmet alanında olan ve kolluk kuvvetlerince suça sürüklendiği tespit edilen on beş çocukla ve üç sosyal çalışma görevlisi ile görüşme yapılmıştır. Elde edilen veriler fenomenolojik analiz yöntemiyle analiz edilerek konuya ilişkin kod ve temalar çıkarılmıştır. Bu araştırmanın sonucunda göç ve cinsiyetin çocuk suçluluğu ile ilişkili olduğu tespit edilmiştir. Araştırma sonuçları, erkek çocukların suça karışma oranının kız çocuklara göre daha yüksek olduğunu ortaya koymaktadır. Ayrıca cinsiyet rolleri, sosyal beklentiler ve toplumsal normlar, çocukların suça yönelme davranışlarını etkileyen faktörler olarak belirlenmiştir. Göçün de çocukların suça sürüklenmesi açısından ekonomik, eğitimsel ve kültürel boyutlarda etkili olduğu tespit edilmiştir. Bu doğrultuda çocukların suça karışmaması için belirlenen önleyici müdahale stratejileri, sosyal hizmetler, eğitim programları ve aile destek mekanizmaları gibi desteklerin geliştirilmesi önemlidir. Aynı zamanda, çocukların suça karıştıktan sonra rehabilite edilmesi ve yeniden topluma entegrasyonu için etkili adalet ve ceza sistemi yaklaşımlarının benimsenmesi önerilmektedir.
The migration policy of African Union: The case study of Somalia
The African Union has long grappled with the complexities of migration across the continent, a challenge that is both a reflection of and a response to diverse political, economic, and social factors. This thesis explores how the regional organisation is dealing with this phenomena by collaborating with other international organisations, regional economic communities as well as the governments of its member states to adopt appropriate strategies. Taking for case study Somalia, one of the East African countries whose population exodus has been going on for more than 25 years, the thesis examines how the AU addresses the factors driving migration in Somalia which are mainly political and environmental but also protects the refugees and advocates for their rights both within and outside Somalia. This thesis also sheds light on the challenges encountered in migration governance in the country and makes recommendations for improving the effectiveness of AU initiatives.
Kırdan kente göçte etkili olan sosyoekonomik faktörlerin etkisi 'Siirt ili örneği'
Bu çalışma; Siirt ilinde 1990-2007 yılları arasında kırdan kente yapılan göçlerde sosyoekonomik faktörlerin etkisinin araştırılması ve yapılan göçlerin temel sebeplerinin neler olduğunun saptanması amacı ile hazırlanmıştır. Araştırma kapsamında söz konusu tarihlerde yoğun göç aldığı tespit edilen Siirt ilinde bulunan 9 adet mahallede, 35 yaş ve üzeri bireyler ile 199 adet anket ve 30 adet mülakat görüşmesi gerçekleştirilmiştir. Yapılan anket ve mülakat çalışması kapsamında Siirt iline 1990-2007 yılları arasında kırdan yapılan göçlerin temel sebebinin terör eylemlerinden kaynaklı güvenlik problemi olduğu, güvenlik gerekçesi ile zorunlu olarak insanların göç etme durumunda kaldığı tespit edilmiş olup, göç sürecinde yaşanılan zorluklar ve geride bırakılanlar ile ilgili önemli veriler elde edilmiştir. Dolayısı ile söz konusu bu göç hareketinin diğer coğrafi bölgelerde yapılan göçlerin nedenleri bakımından farklılıklar gösterdiği, bu farklılıklar ifade edilmiş olup, yapılan göç hareketinin olumsuz etkileri ile ilgili çözüm önerileri sunulmuştur.
Ülkemizde 1950'li yıllar sonrası yaşanan iç göçlerin kent kimliğine mekansal etkileri üzerine bir araştırma
Tarihin başlangıcından günümüze kadar geçen süreçte, göçler, insan yaşamının bir parçası haline gelmiştir. Mağaradan, tarımsal arazilere doğru yaşanan ilk toplu göçler, zaman içinde değişim göstererek büyük yerleşim birimlerine doğru bir gelişme göstermektedir. Endüstrileşme hareketlerinin öncesinde, can güvenliği ve geçim sıkıntısı gibi nedenlerle, insanlar yaşadıkları yerlerden başka yerlere göç etmişlerdir. Kentleşme hareketleri sürecinde, göçler farklı boyutlar kazanmıştır. Kentleşmeyi sağlayan; ekonomik, sosyo kültürel ve siyasal tabanlı yerdeğiştirme hareketleri olarak göçler, kırsal kesimde yaşayan insanların, endüstrileşmekte olan büyükkentlere akın etmesine neden olan bir süreci anlatmaktadır. Türkiye'de, kentleşmenin başladığı 1950'li yıllar sonrasında yoğunlaşan ve doğudan batıya doğru gelişme gösteren göç hareketleri, günümüzde nüfus yoğunluğunun kentlere kaymasına neden olmuştur. Türkiye'nin hızlı ve çarpık kentleşmesine neden olan göçler sonrasında, bazı sorunlar görülmektedir. İç göçlerin yarattığı bu sorunları belirlemek, tartışmak ve çözüm üretmek büyük önem kazanmaktadır. Bu amaca yönelik olarak yapılan bu çalışmanın giriş bölümünde; çalışmanın amacı, kapsamı ve yöntemi açıklanmaktadır. İkinci bölümde; göçlerle ilgili tanımlamalar yapılmakta, göç türleri ve göçlerin nedenleri belirlenmeye çalışılmaktadır. Üçüncü bölümde; kentin tanımı ve evrimi ile, kent kimliği kavramı ve oluşumunu etkileyen faktörler ile kentleşmenin tanımı yapılmaktadır. Türkiye'de kentleşmenin nedenleri ve kentleşme sürecinde yaşanan iç göçler de, üçüncü bölüm kapsamında ele alınmaktadır. Dördüncü bölümde; kentleşme sürecinde yaşanan iç göçlerin neden olduğu sorunlar, maddeler halinde irdelenmekte, iç göçlerin, özellikle kentsel kimlik değişimine etkileri, tarihsel fiziksel ve kültürel çevre bağlamında ele alınmaktadır. Beşinci bölümde; İstanbul örneğinde iç göçlerin kent kimliğine etkileri tartışılmaktadır. Süleymaniye örneğinde; eski kent bölgesindeki değişimler ile Kartal Maltepe Gülsuyu örneğinde çarpık kentleşmenin ürünü gecekondulaşma bölgesinin sorunlarına değinilmektedir. Son bölümde genel sonuçlar derlenerek, çözüm önerileri sunulmaktadır.
Evlilik göçü: Niğde örneği
Bu çalışma, evlilik yoluyla Niğde şehrine göç etmiş olan kadınların göç deneyimlerini ve evlilik sonrası günlük hayatın ve ev içi çalışmanın değişimini anlamaya çalışmaktadır. Evli ve eşiyle ayrı kadınların tanıdıkları arasındaki dayanışma biçimleri açıklanmıştır. Çalışmada evlilik göçünün kırdan kente yahut kentten kente gerçekleşebildiği görülmektedir. Bunun için ise kentin itici ve çekici faktörleri tespit edilmiştir. Çalışma, nitel araştırma olarak belirlenmiştir ve nitel araştırmaların tekniklerinden olan anlatı yaklaşımından faydalanılmıştır. Elde edilen veriler ise tematik olarak analiz edilmiştir. Çalışmada 13 evli, 4 boşanmış, 2 eşi vefat etmiş ve 1 eşiyle ayrı yaşayan toplamda 20 kadınla derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Bu kadınların 13'ü kırdan kente 7'si de kentten kente evlilik yoluyla göç etmişlerdir. Katılımcılara göç süreciyle alakalı, göç sonrası değişen sosyal yaşam, ev içi çalışma ve dayanışma biçimlerine dair sorular sorulmuştur. Elde edilen bulgular sonucunda, kırdan Niğde şehrine gerçekleşen göçün çekici faktörlerinin ve kır yaşamının ise itici faktörlerinin olduğu anlaşılmıştır. Bunlardan en önemlisi ise kadınların kır yaşamında ev içi çalışmaya ek olarak çiftlik işlerinde de çalışmaları olarak anlaşılmıştır. Buna karşılık evlilik yoluyla göç edilecek yerin belirlenmesine ise çoğunlukla erkeklerin karar verdiği; kadınların ise halihazırda ekonomik gelir elde edebildikleri bir işte çalışmaları ile göç yerine karar vermede rol oynayabildiği görülmüştür. Boşanmış kadınların ise özellikle boşanma süreçlerinde ekonomik yoksullukla baş başa kaldıkları ancak buna rağmen kentin çekici faktörlerinden dolayı eski yaşadıkları yere dönemedikleri anlaşılmıştır.
Deprem sebebiyle iç göçe maruz kalan kadınların yeni yerleşim yerine uyum sürecinin incelenmesi (06 Şubat 2023 Depremi)
Bu çalışma, 6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremler sonrasında iç göçe maruz kalan kadınların yeni yerleşim yerlerine uyum süreçlerini incelemeyi amaçlamaktadır. Afet sonrası ortaya çıkan göç olgusu, sadece fiziksel bir yer değiştirme değil; aynı zamanda toplumsal, ekonomik ve psikolojik boyutlarıyla derin bir dönüşüm sürecini ifade etmektedir. Kadınların göç deneyimi, toplumsal cinsiyet rolleri çerçevesinde şekillenmekte ve bu roller, afet sonrası yeniden yapılanma süreçlerinde kadınların karşılaştığı güçlükleri daha da belirgin hale getirmektedir. Bu bağlamda, araştırmada toplumsal cinsiyet perspektifinden hareketle, kadınların yeni yaşam alanlarına entegrasyon süreçleri, karşılaştıkları sosyal, ekonomik, kültürel ve psikolojik zorluklar ve bu zorluklarla baş etme stratejileri ele alınmıştır. Nitel araştırma desenlerinden bütüncül tek durum deseniyle yapılandırılan bu çalışma, Osmaniye ilinde yer alan konteyner kentlerde yaşamlarını sürdüren 12 kadın katılımcı ile yarı yapılandırılmış görüşmeler aracılığıyla gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler, içerik analizi yöntemiyle çözümlenmiş; kadınların göç sonrası karşılaştığı başlıca problemler, barınma ve güvenlik endişeleri, sağlık hizmetlerine erişimde yaşanan zorluklar, sosyal dışlanma, ekonomik bağımsızlık eksikliği ve psikososyal travmalar olarak belirlenmiştir. Ayrıca kadınların; çoklu kırılganlıklara rağmen dayanışma ağlarını aktif biçimde kurdukları, çocuklarının eğitimi için özneleşme pratikleri sergiledikleri ve toplumsal cinsiyet rollerini yeniden müzakere etmeye yönelik bireysel başa çıkma stratejileri geliştirdikleri tespit edilmiştir. Araştırma bulguları, afet sonrası göç süreçlerinde kadınların özgün ihtiyaçlarının yeterince karşılanamadığını ve uyum süreçlerinin toplumsal cinsiyet eşitsizliklerinden bağımsız değerlendirilemeyeceğini göstermektedir. Bu bağlamda, afet sonrası planlamalarda toplumsal cinsiyet duyarlılığı gözetilerek psikososyal destek hizmetlerinin yaygınlaştırılması, kadınlara özel sosyal alanların güçlendirilmesi ve eğitim, sağlık gibi temel hizmetlere erişimin cinsiyet eşitliğine dayalı olarak düzenlenmesi önerilmektedir. Bu çalışma, afetlerin sosyal etkilerini kadın bakış açısıyla anlamaya yönelik literatüre katkı sunmakta ve afet sonrası yeniden yapılanma politikalarına yön verecek öneriler geliştirmeyi hedeflemektedir.
1980 sonrası Güneydoğu ve Doğu Anadolu'dan göç edenlerin kimliklerinin yeniden inşasında eğitim sürecinin rolü; Adana örneği
Bu araştırmada, 1980 sonrası Güneydoğu ve Doğu Anadolu'dan Adana'ya göç edenlerin sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasi uyarlamaları sonucu oluşan kimlik inşa sürecinde formel eğitimin rolü araştırılmıştır.Araştırma çerçevesinde, hem literatür çalışması hem de alan araştırması yapılmıştır. Veri kaynağını, araştırmacı tarafından hazırlanan 51 soruluk görüşme formunun uygulandığı, Adana'da yaşayan Doğu ve Güneydoğu Anadolu'dan göç etmiş, farklı yaş, cinsiyet, gelir ve eğitim gruplarından, toplam 170 hane üyesi oluşturmaktadır.Araştırma verilerini incelediğimizde, eğitim düzeyine bağlı olarak göçmenlerin siyasal, sosyal ve ekonomik uyarlanmalarında farklılıklar olduğu görülmüştür. Formel eğitimin göçmenlerin kimlik inşa sürecinde etkili olduğu saptanmıştır. Eğitim seviyesine paralel olarak, göçmenlerin kendilerini tanımlama unsurları, konuşulan dil, kendini ötekilerden farklı hissetme, geleneklere bağlılık, farklı gruplara hissedilen yakınlık gibi davranışlarda değişiklik olduğu görülmektedir.Anahtar Kelimeler: Göç, Eğitim, Kimlik, Sosyal Uyarlanma
Küreselleşme ile değişen göç kavramı: Yasadışı göç ve Türkiye'de Adana ili örneği
Küreselleşme, son yirmi yıldır hem akademik literatürde, hem de günlük hayatta sıklıkla tartışılan bir kavramdır. Bu çalışmada amaç, küreselleşme ile değişen göç kavramını, Adana'daki yasadışı göç araştırmasını örnek olarak ele alarak açıklamaktır. Küreselleşmenin ilerlemesiyle, göç de son 20 yıldır ilgi çekmeye başlamış ve bir yüksek politika konusu olmuştur. Bu çalışma göçü, özellikle de yasadışı göçü teorik ve uygulama dahil tüm boyutlarıyla ele alacak; akademik, politik ve bürokratik perspektifleri karşılaştıracak; ve göçü küreselleşme öncesi paradigmalarla yönetme sorunsalını tartışacaktır.Türkiye'nin küreselleşme dönemindeki göç deneyimi üç şekildedir: göç veren, göç alan ve transit ülke. Bu bağlamda, Türkiye ile AB arasındaki göç konusundaki dinamikler detaylı olarak incelenecektir. Adana ilinde Yabancılar Şube Müdürlüğü Misafirhanesi'nde yasadışı göçmenlerle araştırma yapılarak, göç nedenleri, göçmenlerin demografik ve aile yapıları ve hedef ülkeleri seçme nedenleri araştırılacaktır. Bu araştırmanın sonunda, göçün sebebinin belirlenmesinin, kısmen gönderen ülkelerdeki siyasi ve ekonomik sebeplerin birbiriyle etkileşmesinden dolayı içsel olarak güç olduğu, bunun da göçmen tipinin de belirlenmesini güçleştirdiği savunulacaktır.Ayrıca göçün ekonomiler üzerindeki ağır finansal ve insan kaynakları yükü nedeniyle, konunun ulus-devlet seviyesinde ele alınmaması gerektiği, uluslarüstü bir yönetimin uluslararası göç yönetimi yükünü üstlenmesi gerektiği savunulacaktır. Bu uluslarüstü yaklaşım göçün yalnızca güvenlik boyutu üzerine değil, insan hakları boyutu üzerine de odaklanmalıdır.
Doğurganlık ve göç arasındaki ilişkinin analizi: Türkiye örneği
Ülkelerin nüfusu; doğum, göç ve ölüm nedeniyle nitelik ve nicelik olarak değişen bir olgudur. Özellikle son yıllarda Türkiye'de göç eden nüfus içerisinde kadın sayısının artması ve göç ile birlikte doğurganlık davranışının değişmesi söz konusu olmuştur. Bu bağlamda Türkiye'de göç eden kadınların sosyo-ekonomik olarak uyum sağlama süreci ve göç alan yerlerdeki aile yapılarındaki değişimin anlaşılabilmesi için göç eden kadınların doğurganlık davranışının analiz edilmesi gerekmektedir. Doğurganlığın, ekonomik çerçeve içerisinde ele alınması ilk olarak Becker (1960) tarafından ortaya atılmış ve literatürde birçok çalışma yapılmıştır. Doğurganlık ve göç arasındaki ilişkiyi inceleyen çalışmalarda ise adaptasyon, bozucu etki, seçicilik ve sosyalleşme hipotezi olmak üzere dört hipotez ön plana çıkmıştır. Bu çalışmanın amacı, 2008 ve 2013 yılına ait Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması (TNSA) verileri kullanılarak Türkiye'de doğurganlığı etkileyen faktörlerin belirlenmesi ve iç göçlerin doğurganlık üzerine olan etkisinin sayma veri modelleri aracılığıyla Robust Poisson regresyon modeli kullanılarak adaptasyon, bozucu etki ve seçicilik hipotezleri açısından değerlendirilmesidir. Analizlerde doğurganlık göstergesi olarak sahip olunan çocuk sayısı alınmıştır. Ayrıca bu çalışmada, göç ile doğurganlık arasındaki mekansal ilişkinin varlığı da araştırılmıştır. Bu çalışmadan elde edilen bulgulara göre Türkiye'de kadınların göç ve doğurganlıkları arasındaki ilişkinin açıklanmasında mekânsal bir ilişkinin varlığı ile birlikte bozucu etki hipotezinin geçerli olduğu adaptasyon hipotezi ve seçicilik hipotezinin geçerli olmadığı görülmüştür. Ayrıca bozucu etkinin ortadan kalktıktan sonra adaptasyonun gerçekleşmesi için geçen sürenin beş yıldan fazla olması gerektiği tespit edilmiştir.
Türkiye'de planlı dönem öncesi kırdan kente göç olgusu ve kentleşme
Tarihsel süreçte uzunca bir dönem insanlığın temel yaşam alanlarını oluşturan kırsal alanlar, geleneksel toplumdan sanayi toplumuna geçişle birlikte kentlerin sahip olmaya başladığı avantajlı konumlarının bir getirisi olarak kentlere göç vermeye başlamışlardır. Dünyada kır ve kent dengesinin değişmeye başladığı bu gelişmeyle birlikte sanayinin filizlenmeye başladığı kentler, her geçen gün kırlardan daha fazla işgücü talep etmeye başlamış ve böylece kırsal dünyadan kentsel dünyaya giden yolun kapıları aralanmıştır. Bununla birlikte, göçün kırlardan kentlere doğru olan şekilsel yapısı tüm ülkelerde benzer olarak gerçekleşmişse de içerik bakımından gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde kentleşmenin farklılaştığı kabul edilmiştir. Bu iki kategoride ortaya çıkan farklılaşma ise kırdan kente göç sürecine tarımsal üretim ilişkilerinde yaşanan dönüşümün mü, yoksa sanayinin gelişiminin mi yön verdiğinin belirlenmesiyle açığa kavuşmaktadır. Türkiye bağlamında bu soruya cevap aramak için yola çıkan çalışma, planlı dönem öncesinde kırdan kente göç hareketlerinin ve kentleşme olgusunun ortaya çıkmasında rolü olan temel dinamiklerin neler olduğunu ortaya koymaya çalışmaktadır. Bu yapılırken, Osmanlı'dan Cumhuriyet'in ilanına ve oradan da 1950'lere kadar olan süreçte ağırlıklı olarak kırda yaşayan nüfusun, hangi gelişmelerle birlikte kente göç etmeye başladığının anlaşılmasına odaklanılmıştır. Bu amaçla tarihsel süreklilik içerisinde dönemsel olarak kentsel gelişme dinamikleri ele alınmış, özellikle 1950 öncesi son on yılda yaşanan gelişmelerin kırsal alanlarda göçü hazırlayıcı yönleri ortaya koyulmaya çalışılmış ve hızlı kentleşmenin başladığı 1950'li yıllarda tarımsal yapı, ulaşım ve sanayi politikalarının kentleşme sürecine olan etkileri analiz edilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kırdan Kente Göç, Kentleşme, Planlı Dönem Öncesi, Sanayi Devrimi, Kentleşme ve Sanayileşme Sürekliliği.
Yerli göçmenlerin yemek kültürlerindeki değişimin incelenmesi: Gaziantep örneği
Bu çalışmanın temel amacı, iç göç ile Gaziantep'e gelen insanların yemek kültürlerindeki değişimin, etkileşimin ne boyutta olduğunun saptanabilmesi, Gaziantep'in Unesco Yaratıcı Şehirler Ağına girerek bir Gastronomi kenti olması nedeniyle mutfağının ne denli bir etkileşime sahip olduğu, etkinin tek taraflı olarak Gaziantep mutfağının mı baskın olduğu, yoksa bu etkileşimin karşılıklı mı olduğunun anlaşılmaya çalışılmasıdır. Çalışmada gastronominin, yemek kültürü ile ilişkisi üzerine yoğunlaşılmıştır. Tezin çalışma konusunun göç kavramıyla da bağlantılı olması nedeniyle göç teması da çalışmaya dahil edilmiştir. sonuç olarak, gastronomi; kültür, yemek sosyolojisi, göç kavramlarıyla birlikte ele alınarak Gaziantep özelinde göç ile gelen kişilerin yemek kültürlerindeki değişimin anlaşılmasına yönelik çalışma yapılmıştır.
İstanbul, Esenler'de Suriyeliler ve yerlilerin karşılaşmaları üzerine etnografik bir inceleme: Kent, gündelik hayat ve enformel oluşlar
Bu tez, Suriyeli mülteciler ve yerlilerin etkileşimleri, ilişkilenmeleri, mekanları ve enformel ekonomileri etrafında bir toplumsallaşma biçiminin nasıl üretildiğini gösteren bir çerçeve üretmeye çalışmaktadır. Bu araştırma problemi etrafında, bu çalışma, Suriyeliler ile yerlilerin gündelik hayattaki, kent mekanlarındaki ve enformel hazır giyim sektöründeki karşılaşmalarına İstanbul'un Esenler ilçesi ve Esenler'deki mervidenaltı konfeksiyon atölyeleri özelinde odaklanmaktadır. Bu çalışmada ortaya çıkan yanıtlar, İstanbul'un Esenler ilçesindeki bir merdivenaltı konfeksiyon atölyesinde yapılan katılımlı gözlem ile 30 Suriyeli, 30 yerli ile olmak üzere toplam 60 kişi ile yapılan derinlemesine görüşme dahil olmak üzere toplanan ampirik materyale dayanmaktadır. Bunun yanı sıra İsveç'in Stockholm şehrine bağlı Rinkeby ve Norrköping şehrine bağlı Hageby ilçelerinde olmak üzere 10 Suriyeli ve 12 Türk olmak üzere toplam 22 göçmen ile derinlemesine görüşme yapılmıştır. Bu çalışma, Suriyeliler ile yerlilerin toplumsallaşma süreçlerinin pazarlık, çatışma, mübadele ve dayanışma biçimlerini alan bir mücadele olduğunu ortaya koymaktadır.
Öğrenci, öğretmen ve idarecilerin görüşlerine göre iç göçün yaşandığı bölgelerdeki ilköğretim okullarında eğitim öğretim sürecinde karşılaşılan sorunlar: Esenyurt örneği
Bu araştırmanın genel amacı; idareci, öğretmen ve öğrencilerin görüşlerine göre iç göçün yaşandığı bölgelerdeki ilköğretim okullarında eğitim-öğretim sürecinde karşılaşılan sorunları belirlemektir (Esenyurt Örneği). Ülkemizde yoğun göç alan şehirlerin başınsa İstanbul gelmektedir. İstanbul'un geçtiğimiz yıl en çok göç alan ilçelerinden olan Esenyurt'ta yapılan bu araştırmanın gerçekçi sonuçlar çıkaracağı düşünülmüştür.Araştırmaya veri toplamak amacıyla; beşli likert tipinde anket geliştirilmiştir. Anket soruları idareci, öğretmen ve öğrencilerin eğitim sorunlarına ilişkin görüşlerini belirlemek amacıyla eş değer formda hazırlanmıştır. Hazırlanan anketler için uzman görüşleri alınmıştır. Araştırma ön uygulama ve asıl uygulama olmak üzere iki basamakta gerçekleştirilmiştir. Anketin ön uygulaması İstanbul ilinin göç alan bölgelerindeki ilköğretim okullarında yapılmıştır. Asıl uygulama İstanbul ili Esenyurt ilçesinde tesadüfi örnekleme yöntemi ile seçilen 5 ilköğretim okulunda yapılmıştır. Öğrenci, öğretmen ve idarecilere uygulanan anketler ile elde edilen veriler uygun istatistiksel yöntemler kullanılarak tablolar haline getirilmiş ve yorumlanmıştır.Araştırmanın sonuçlarına göre göç alan bölgelerdeki ilköğretim okullarının sınıf mevcutları hızla artmaktadır. Bu durum derslerin işlenişini de aksatmaktadır. Göç eden ailelerin maddi sıkıntılar yaşamasından dolayı öğrenciler çalışmak zorunda kalmaktadır. Çalışan çocukların okula devamsızlıkları artmakta ve okul başarıları düşmektedir. Göç alan bölgelerdeki en önemli sorunlardan biriside iletişim sorunlarıdır. Ayrıca okul içi çeteleşme ve öğrenciler arasındaki madde bağımlılığı önemli disiplin sorunları olarak ortaya çıkmaktadır. Öğrencilerin okul içinde ve dışında sosyal aktivitelere katılmakta istekli oluşları ise iyi bir sonuçtur.Araştırma sonuçlarında öğrenci, öğretmen ve idarecilerin görüşleri arasında farklılıklar olduğu, bu farklılığın öğrencilerde anlamlı derecede yüksek olduğu görülmektedir. Araştırmaya katılanların cinsiyetlerine göre ve öğretmen ile idarecilerin branşlarına göre görüşlerinde anlamlı bir fark olup olmadığı da incelenmiştir. Öğretmenlerin görüşleri arasında branşlara göre anlamlı farklar bulunmuştur. Bu sonuçlar doğrultusunda Esenyurt ilçesindeki ilköğretim okullarında eğitim öğretim sürecinde karşılaşılan sorunların çözümüne yönelik önerilerde bulunulmuştur.Anahtar Kelimeler: Göç, Eğitim
Terör kaynaklı iç göç: Nusaybin'den Mardin'e göç edenler üzerine bir araştırma
PKK terör örgütünün çatışma ortamını kırsaldan kentlere taşıması hem toplum hem de kamu güvenliği açısından tehlike arz etmiştir. Bu dönemde can ve mal güvenliği kalmayan, yaşam imkânları kısıtlanan insanlar göç etmek mecburiyetinde kalmışlardır. Hendek/barikat eylemleri nedeniyle yaşanan göç her ne kadar can güvenliği tehlikesini ortadan kaldırmış olsa da, aslında farklı birçok probleminde ortaya çıkmasına neden olmuştur. Çalışma, hendek/barikat eylemleri nedeniyle göç etmek zorunda kalan insanların yaşadıklarını ve hissettiklerini sosyolojik açıdan anlamayı ve açıklamayı amaçlamaktadır. Hendek/barikat eylemleri nedeniyle göç etmek zorunda kalan insanların yaşadıklarına ışık tutmayı amaçlayan bu çalışma, olaylar nedeniyle Nusaybin'den Mardin'e göç edenler arasından 380 kişi ile gerçekleştirilmiştir. Bu 380 kişiye 67 sorudan oluşan bir anket formu uygulanmıştır. Çalışma neticesinde elde edilen görüşme verileri de ayrıca değerlendirmeye alınmıştır. Çalışma sonucunda, göç etmek zorunda kalan insanların maddi-manevi yönden, konut bulma açısından ve psikolojik bakımdan ciddi anlamda çok büyük sorunlar yaşadıkları bulgularına ulaşılmıştır. Göç edenlerin, genel anlamda yaşananların sorumlusu olarak PKK terör örgütünü gördükleri saptanmıştır. Yaşanan olayların kişilerin gerek siyasi görüşlerinde, gerek hayata bakış açılarında, gerek yaşam standartlarında kısacası hayatlarının birçok alanında büyük değişikliklerin yaşanmasına neden olduğu gözlemlenmiştir. Ayrıca göç edenlerin büyük çoğunluğunun, çatışmalar sona erdiğinde ve yaşam koşulları normale döndüğünde eski yerleşim yerlerine geri dönmek istediği anlaşılmıştır.
Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde Köye Dönüş ve Rehabilitasyon Projesinin hayata geçirilmesi
Dünyada olduğu gibi Türkiye'de de bazı nüfuslar çeşitli nedenlerle yaşam alanlarını terk etmek zorunda kalmaktadırlar. Türkiye'nin Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde özellikle 1980'lerden sonra güvenlik kaygılarından dolayı bu anlamda yoğun bir göç yaşanmıştır. Hem göç edenlerin yaşam koşullarını iyileştirmek hem de göçün şehirler üzerindeki baskısını azaltmak için İçişleri Bakanlığı 1994 yılında köylerine gönüllü olarak dönmek isteyenlerin, köyleri civarına ya da uygun başka yerlere yerleştirilmelerine yönelik Köye Dönüş ve Rehabilitasyon Projesi (KDRP) adıyla bir çözüm geliştirmiştir.Elinizdeki tez, güvenlik nedeniyle yerinden olmuş nüfusun büyüklüğünü, sorunlarını ve bu göçün toplumsal etkilerini irdelemektedir. Türkiye'de ve özellikle Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde göçün etkileri, Köye Dönüş ve Rehabilitasyon Projesi'nin (KDRP) oluşum süreci, amacı, kapsamı ve ilkeleri açıklanmıştır.Anahtar Kelimeler:1-Göç2- Zorunlu Göç3- Yerinden Olmuş Nüfus4-Geri Dönüş5- Köye Dönüş ve Rehabilitasyon Projesi
Türkiye'de 1960-2006 döneminde iç göç ve demografik yapıdaki değişimin bölgelerarası yakınsamaya etkisi
Türkiye ekonomisi 1950 yılı itibariyle değiştirmiş olduğu sanayileşme stratejisinin etkilerini, ilk etapta içgöç olgusunun yaygınlaşmasıyla yaşamıştır. Daha içe dönük, kendi kendine yetmeyi amaç edinmiş ithal ikameci sanayileşme stratejisinin 1950 yılı sonrasında, kısmi liberalizasyon ve ihracata yönelik bir sanayileşme stratejisine dönüştürmesi sonucunda, öncelikle sanayi kesiminin ihtiyaç duyduğu istihdam bir süre sonra tarım kesiminden sağlanmaya başlamıştır. Bu durum yalnızca sanayiye işgücü akımını sağlamakla kalmayıp, diğer tüm kalkınma göstergelerindeki doğu-batı farklılığını da gözler önüne seren bir unsur olarak değerlendirme altına alınmıştır. Bu çerçevede 1962 de DPT'nin kurulmasıyla, planlı dönem olarak adlandırılan ve ciddi kalkınma planlarının yapılmaya başlandığı 1960'li yıllar sonrasında içgöç yine önemli sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çerçevede ilk olarak incelenecek olan nokta, sanayileşme stratejisinde meydana gelen bu yönlü bir değişimin tarım kesiminden kentsel kesime işgücü akımını sağlarken, acaba göç teorileri o günün Türkiye koşullarını açıklamada yeterli olmuş mudur sorusu olacaktır. Daha sonrasında ise kentsel büyüme, içgöçün etkisiyle nasıl bir yapılanmaya sahne olmuştur şeklindeki bir inceleme ile içgöçün nedeni yalnızca sanayileşme stratejisi kapsamında değerlendirilmesi gereken bir sorun mudur diye bir açılım tartışılacaktır.Dünya konjonktüründe 1974 -1978 yıllarında yaşanan petrol krizleri Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeleri de ciddi bir dış ödemeler sorunuyla karşı karşıya bırakmıştır. Bu durumdan kurtulabilmek için Bretoon-Woods Kuruluşları tarafından önerilen Yapısal Uyum Programları (YUP) çerçevesinde Gelişmekte Olan Ülkelerin uygulamaları gereken birtakım yapılanmalar 1980 sonrası Türkiye ekonomisinde de dışarıya açılma politikalarının gelir dağılımı üzerinde yarattığı etkiler dâhilinde içgöçün boyutları değiştirdiğini görmekteyiz. 1980 sonrasında meydana gelen bu değişme ve dinamiklere ek olarak özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yaşanan terör ve şiddet gibi olayların da iç göç üzerindeki etkisi yadsınamayacak durumdadır. Bu bölgelerin demografik yapıları da Batı bölgelerin demografik yapılarından çok farklılık göstermektedir. Kaba doğum oranının, bebek ölüm oranının, işsizlik oranının daha yüksek, hizmetler sektöründe çalışanların oranının daha düşük olduğu bu bölgelerde içgöç çoğu zaman yeni bir yol olarak görülmektedir. Bu bölgeler içinde kırsaldan kente olan göçün yanı sıra, bölge dışına göçün de yaygın olduğunu görmekteyiz. Göç, beraberinde yeni iş ve istihdam alanlarının oluşturulmasını da gerektirmektedir. Bu çerçevede kentsel formel sektörde istihdam edilemeyen yeni göç etmiş ve çoğu zamanda niteliksiz olan işgücü sonrasında kentsel enformel sektörün daha da büyümesine yol açmaktadır. Bunun yanında barınma, ulaşım gibi birtakım ihtiyaçların da karşılanmasını zorunlu kılmaktadır. Kentsel sektördeki iş alanlarının büyümesinin etkisi iç göçün artırılmasında bir faktör mü oluşturmaktadır yoksa bu işgücünün kayması sonucunda mı kentsel iş alanları büyümüştür şeklindeki bir ikilem analiz edilecektir.1960 -1980 ve 1980 -2006 dönemi iki ayrı durum olarak değerlendirilmeyi gerekli kılmaktadır. Çünkü Türkiye ekonomisi 1980 sonrasında yaşamış olduğu küçük ve orta büyüklükteki krizlerin sonucunda IMF ve DB gibi kuruluşlarla olan ilişkilerinde daha aktif olarak rol üstlenmeye başlamıştır ve bu bağlamda uygulanan Yapısal Uyum Programları bu kuruluşların desteği sonucunda geliştirilmiştir. Özellikle ?2001 Şubat krizi sonrasında uygulamaya konan Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı (GEGP)'nın içinde barındırdığı tarım sektörüne yönelik olan maddeler, tarım sektöründe istihdam edilenler ile diğer sektörlerde istihdam edilenler arasında gelir farkını daha da belirgin olarak bozmuştur.? şeklindeki bir ön sav ile içgöçte bu dönem sonrasında yapısal olarak değişimin bulunup bulunmadığına bakılmalıdır.Tarımsal işgücünün daha yoğun bir biçimde istihdam edildiği Doğu ve Güneydoğu Anadolu illerinde, doğu-batı farklılığının birçok yönüyle ortaya çıkarıldığı bu bölgelerdeki illerin hem gelir dağılımı sıralamalarında hem de ülke ekonomisine yapmış oldukları katkı, yerli ve yabancı yatırım olanaklarının sayısı bakımından, genel kalkınma göstergeleri olarak bilinen eğitim ve sağlık hizmetlerinden faydalanmadaki geri kalmışlık belirgin bir biçimde görülmektedir. Bu kapsamda yapılan bölgesel gelişme uygulamalarının bile gerekli oranda bu bölgelerden yapılan göçü engellemeye yetmediğini göstermektedir.Gerek 1980 sonrası uygulanan YUP'lar gerekse de sanayileşme stratejileri ve bölgesel kalkınma uygulamaları içgöç ve demografik yapı üzerinde gereken ya da beklenen iyileşmeyi sağlamış mıdır sorusunu gündeme getirmekte, hem de bölgelerarası gelir farklılığını ortadan kaldırmaya yönelik olarak uygulandığı söylenen bu politikaların bölgelerarası yakınsamaya etkisi ne şekildedir ve YUP'lar bölgelerarası yakınsamayı Türkiye için sağlamada ne ölçüde başarılıdır şeklinde bir analiz yapılacaktır.Anahtar Sözcükler1.Türkiye2.İçgöç3.Yakınsama4.Demografik Yapı ve İstihdam
Yeni kentlilerin kente uyum sürecinde karşılaştıkları sosyo-ekonomik problemler ve tüketim alışkanlıklarında meydana gelen değişmeler
vnı ÖZET Yüksek Lisans Tezi YENİ KENTLİLERİN KENTE UYUM SÜRECİNDE KARŞILAŞTIKLARI SOSYO EKONOMİK PROBLEMLER VE TÜKETİM ALIŞKANLIKLARINDA MEYDANA GELEN DEĞİŞMELER. Ebru ÖZGÜR Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyoloji Anabilim Dalı 2003, Sayfa 70 Türkçe Özet ; Kırsal bölgelerimizden kentlerimize olan göç ve göç edenlerin, kentsel çevrenin gerektirdiği bazı koşullan hazırlayarak veya uygulayarak, kentte oturan birer birey haline gelmeleri, yani kentlileşmeleri, yalnız büyük kentlerimizi değil, bütün toplumumuzu ilgilendiren sorunlardan biri olarak görülmektedir. Kırsal bölgelerimizden kentlerimize olan içgöçün, 1950 yılından beri hızla arttığı kentlerimizde, nüfus artışı ile birlikte iş, konut, yol, su, elektrik gibi temel ihtiyaçlar arasında, dengesiz bir gelişme olduğu anlaşılmaktadır. Görünür baza ekonomik faktörleri, içgöç nedeni olarak ileri süren kaynaklar, kente göç edenlerin, geldikleri kırsal bölgelerin, sosyo-ekonomik yönlerden, en düşük seviyedeki bireyleri oldukları ve tarımda makineleşme sonucu işsiz kalarak, kente göç etmekten başka çare bulamadıkları izlenimini vermektedir. Köy ve şehrin hayat tarzları, gelenek ve görenekleri, kültürleri, iş alanları, işbölümü bakımından birbirinden farklıdır. Köyden şehre göç eden insanların, eski davranış ve alışkanlıklarım, örf ve adetlerini, geldikleri yerde bırakmadıkları aşikardır. Göç sırasında, kültürleri de beraberlerinde şehre gelmektedir. Şehre göçle birlikte, göç edenlerin şehirdeki gelirleri, çalıştıkları işler, yerleşim şekilleri ve barınakları bakımından, değişmeler olduğu gözlenmektedir.IX Tüm bu değişikliklerin yanında, şehre göçle birlikte, yeni tüketim kalıplan benimsenmiş ve kentlilerin alışverişlerinde gösterdikleri davranışlar, örnek alınmaya başlanmıştır. Burada, aslında verilmek istenen mesaj; "biz de artık kentliyiz" 'dir. Acaba bu gerçekleşmiş midir? Biz de bu araştırmamızda, kırsal alanlardan göç etmiş bulunan kimselerin, tüketim alışkanlıklarındaki değişmelerin, derecesini ve yönünü tespit etmeye çalıştık. Anahtar sözcükler : Göç, içgöç, kentlileşme, uyum, kültür, sosyal ve kültürel değişme, tüketim alışkanlıkları.
Göçün kentler üzerindeki etkisi: Diyarbakır örneği
Bu çalışmanın amacı Diyarbakır kentine yapılan göçlerin kent üzerindeki etkilerini ortaya koymaktır. Çalışmada göç ve kent kavramlarının yer aldığı ilk bölüm ile göçün kentler üzerindeki etkisi ile Türkiye'de kentlere yönelik göçlerin incelendiği ikinci bölüm literatür taramasına dayanılarak ele alınmıştır. Son bölümde Diyarbakır kentine yaşanan göçlerin kent üzerine etkileri yapılandırılmış mülakat tekniği ile elde edilen veriler üzerinden analiz edilmeye çalışılmıştır. Bu kapsamda, araştırmada 13 katılımcıyla (11 erkek, 2 kadın) yapılan görüşmelerde her bir katılımcıya 6'sı demografik ve 18'i göçün Diyarbakır'da ekonomik, politik, sosyo-kültürel ve yerel kamu hizmetlerine etkilerini ölçme amaçlı toplam 24 soru yöneltilmiştir. Gerçekleştirilen 13 görüşme önce kodlanmış, ardından MAXQDA Analytics Pro 2022 nitel veri analizi programı kullanılarak çözümlenmiştir. Analiz sonucunda göçün özellikle ekonomik boyut açısından kentte olumsuz bir algıya neden olduğu ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte politik, sosyo-kültürel, yerel kamusal hizmetler, kentsel güvenlik açısından da olumsuzlukların söz konusu olduğu belirtilmiştir. Göçün olumlu yönlerine ilişkin vurgulamaların ise çok az olduğu anlaşılmıştır.
İstanbul'a göç eden ailelerde gençlerin adaptasyon sorunları ve istihdam etkileri
İstanbul'a göç eden ailelerin büyük şehirde yaşama ile ilgili sorunları, yerleşke olarak İstanbul'daki bölgesel tercihleri onları bu tercihe iten sebepler; sanayi, işsizlik nedenleri, kırsal, bölgesel kalkınmaya olan inançları özellikle ailelerde ki gençlerin adaptasyon süreçleri, süreçlerde yaşadıkları sorunlar, asimilasyon, eğitim, örf adet ve geleneklerdeki değişim. Adaptasyonu üzerindeki etkileri, İstanbul'daki istihdam oranları, iş tercihleri ve etnik yapılarının iş sürecindeki etkileri araştırılmıştır. Bölgesel kimliklerinin istihdam sahalarında ne derece önem arz ettiğini ve tercih ettikleri bu iş kollarında ölçeksel şirket tutumlarının kimlikleri açısından derece değerlendirmesi, istihdam açısından toplumsal etkilerinin yankılarının yerleşke boyutlarının önem derecesinin büyüklüğü dikkate alınarak değerlendirilmiştir. Araştırma literatür çalışması ve saha çalışması Kapsamında anket yolu ile veriler toplanarak gerekli analizler yapılmıştır. Bu araştırma sonucunda sosyal yapıdaki değişiklikler dile getirilerek göçün İstanbul şehrindeki etkileri araştırılmış, sosyal devlet ilkesi doğrultusunda öneri ve görüşler sunulmuştur. Araştırma analizleri için SPSS 15 programı kullanılmış ve program testleri doğrultusunda bağımlı ve bağımsız testler yapılmıştır. Anlamlılık düzeyi alfa değeri 0.05 olarak yorumlanmıştır.
Türkiye'de iç göçün bireylerde somatizasyon, bilişsel duygu düzenleme ve başa çıkma tutumları üzerine etkisinin incelenmesi
Türkiye'de iç göçün bireylerde somatizasyon, bilişsel duygu duygu düzenleme ve başa çıkma tutumları üzerine etkisini incelemek amacıyla bu araştırmaya, 95 göç etmiş ve 99 göç etmemiş olmak üzere 194 kişi alınmıştır. Araştırmanın verileri Kişisel Bilgi Formu, Bilişsel Duygu Düzenleme Ölçeği, Başa Çıkma Tutumları Ölçeği ve Somatizasyon Ölçeği ile toplanmıştır. Araştırmada elde edilen sonuçlara göre bireylerin somatizasyon düzeyleri, bilişsel duygu düzenleme stratejileri ve başa çıkma tutumları göç durumuna göre bir farklılık göstermemektedir. Diğer sebeplerle göç etmiş bireylerde kabul ve kendini suçlama düzeyleri, ekonomik sebeplerle göç edenlere göre daha yüksektir. Göç etmiş kadınlar erkeklere kıyasla daha fazla zihinsel boş verme, inkâr ve madde kullanımı göstermektedir. Göç etmiş kişilerde orta okul ve altı eğitim düzeyinde olanların yararlı sosyal destek kullanımı, geri durma, madde kullanımı, kabullenme tutumları lise ve üzeri eğitim durumuna sahip olanlara göre daha yüksektir. Göç etmiş evli bireylerde zihinsel boş verme, geri durma, madde kullanımı, kabullenme, plan yapma ve olumlu yeniden değerlendirme bekâr bireylere kıyasla daha yüksektir. Elli ve üzeri yaş grubuna dâhil göç etmiş bireyler inkâr, davranışsal olarak boş verme, kabullenme, plan yapma tutumlarını daha genç bireylere göre daha fazla kullanmaktadır.Bilişsel duygu düzenlemenin alt boyutlarından diğerlerini suçlama, olumlu yeniden değerlendirme ve olayın değerini azaltma ile başa çıkma tutumlarının alt boyutu olan soruna odaklanma ve duyguları açığa vurmanın somatizasyonu yordadığı saptanmıştır.