
157
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Türk ve İslam Eserleri Müzesinde bulunan Abdullah el Sayrafi'ye atfedilen 487 nolu Mushaf'ın tezhiplerinin incelemesi
Tarih boyunca Türkler, ilgi gösterdikleri ilmi sanatla birleştirerek kitap sanatları alanında önemli eserler ortaya koymuşlardır. Farklı kültürlerde ve coğrafyalarda gelişen tezhip sanatının en çarpıcı örnekleri, yazma eserlerde gözlemlenebilir. Yazma eserlerin metinlerinin yanı sıra süslemeleri de büyük bir özen ve ustalıkla yapılmıştır. Bugün birçok müze, özel koleksiyon ve kütüphanede, özenle korunan birçok tezhipli yazma eser bulunmaktadır. Türk ve İslam Eserleri Müzesi'nde yer alan 487 envanter numaralı Abdullah el Sayrafi'ye atfedilen Mushaf-ı Şerif, bu eserlerden biridir. Söz konusu çalışmada zahriye, serlevha, Mushaf gülleri, duraklar ve sûre başları tezhiplidir. Bu tezhip bezemeleri, araştırmanın konusunu oluşturmuştur. Bu çalışmanın birinci bölümünde tezhip sanatının tanımı, tarihçesi, tezhip sanatının kullanıldığı alanlar, ve Mushaf bezeme geleneği hakkında araştırma yapılmış, ikinci bölümde ise Türk ve İslam Eserleri ve Yazma Eserler koleksiyonu ve Abdullah el-Sayrafi hakkında bilgi verilmiş ve Türk ve İslam Eserleri müzesinde bulunan XIV. Yüzyıla ait olduğu düşünülen Abdullah el-Sayrafi'ye atfedilen Kur'ân-ı Kerim'in tezhipli sayfaları çizimleri yapılarak motif, komposizyon, kullanılan renk, üslup ve dönem özellikleri açısından analiz edilmiştir. Tez araştırması, değerlendirme ve sonuç, kullanılan kaynaklar ve ekler bölümleriyle sonuçlanmıştır. Yapılan çalışmayla Tezhip sanatının XIV. yüzyıl örneğinin araştırılarak bilim ve sanat çevrelerine kazandırılması hedeflenmiştir. Elde edilen bulgularla Mushaf'ın tezhip özellikleri incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Tezhip Sanatı, Abdullah El-Sayrafi, Mushaf, Türk ve İslam Eserleri Müzesi.
İstanbul Türk ve İslam Eserleri Müzesi hat levha bölümüne kayıtlı Hilye-i Şeriflerin tezhiplerinin incelenmesi
Sanat eserleri, uygarlıkların medeniyet seviyelerini ve estetik arayışlarını en güzel şekilde ifade eden tasarım araçlarıdır. Bu araçlardan biri de Türk sanatlarında kullanılan hilye-i şerif formlarıdır. Süs, ziynet, cevher, güzel sıfatlar, güzel yüz anlamlarına gelen Hilye-i Şerif terimi; Hz. Muhammed'in fiziksel vasıflarının ve karakter özelliklerinin anlatabilmesi amacı ile tasarlanmış formlara verilen isimdir. Geçmişten dönemlerden günümüze kadar ulaşılabilen kültürel mirasımızın unsurları Hilye-i Şerifler, günümüzde özel koleksiyonlar, müzeler ve kütüphanelerde muhafaza edilmektedir. Müzeler, tarihî eserleri bilimsel metodolojilerle tespit eder, analiz eder, değerlendirir, korur, tanıtır ve sergiler. Eğitim programlarıyla halkı bilinçlendirir ve toplumun kültürel düzeyini yükseltmeyi hedeflerler. Bu kurumlar, önemli kültürel değere sahip yazma eserler de dahil olmak üzere geniş bir tarihi materyal koleksiyonuna sahiptirler. İstanbul Türk ve İslam Eserleri Müzesi, çeşitlilik ve zenginlik açısından önemli bir hazine değeri taşıyan eserleriyle öne çıkan bir müzedir. Yapılan bu araştırmada İstanbul Türk ve İslam Eserleri Müzesi hat levha bölümünde bulunan hilye-i şerif ismi verilen eserler incelenmiştir. Müze envanterlerine kayıtlı 78 adet hilye bulunmaktadır. Bu eserlerin bir kısmı şu an farklı müzelerde emanet olarak sergilenmektedir. Müzede bulunan hilyelerin 66 tanesinde tezhip süslemesi olduğu tespit edilmiştir; ancak bu hilyelerden 29 tanesinin çizimleri yapılarak detaylı bir şekilde değerlendirilmiştir. Çalışma kapsamında; tezhipleri bulunan 29 hilye üzerinde odaklanılmış, bu eserlerin detaylı eskizleri çizilmiş ve desen ile kompozisyon özellikleri analiz edilerek her biri için ayrıntılı raporlar hazırlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Hat Levha, Hilye-i Şerif, Kültürel Miras, Tezhip, Türk ve İslam Eserleri Müzesi.
İğneli dokuma tekstil takılarda yenilikçi yaklaşımlar
Takı insanın dini, korunma, beğenilme ve statü sembolü gibi toplumsal ve bireysel durumlarını anlatan bir olgu olarak, ilk çağlardan beri insan yaşamında etkisi olan bir unsurdur. İnsanoğlu doğada bulduğu kemik parçaları, deniz kabukları, değerli taş ve madenleri takılarında kullanmıştır. Madenin keşfedilmesi ve işlenebilmesi ile takıların biçim ve tekniklerinde önemli gelişmeler oluşturmuştur. Farklı sanat dallarının sanatçıları, takı tasarımları ve üretmeleri ile takı anlayışında yenilikler getirmişlerdir. Helen Banes bir lif sanatçısı ve mücevher tasarımcıdır. Atkı yüzlü dokuma ile boncukları bir arada kullanarak, takı tasarım anlayışına yeni bir teknik geliştirmiştir. 1993 yılında Helen Banes ve Diana Firtzgerald tarafından "Beads and Threads: A New Technique for Fiber Jewelery" isimli kitapta ayrıntılı olarak iğneli dokuma takı sanatı anlatılmıştır. Takının tasarımı kareli kâğıt üzerine çizilmekte ve yarı yumuşak bir pano üzerine iğne ile tutturulur ve tasarım üzerine toplu iğneler karşılıklı gelecek şekilde tasarım boyunca iğnelenerek devam eder. İğnelerin arasına çözgü denilen dokumanın ilk aşaması olan, çözgü bağlantısı oluşturulur ve desen iplikleri çözgü yüzeyinde bir alttan, bir üstten iplerin arasından geçirilerek atkı yüzlü bir dokuma yapılır. İğneli dokuma, meraklısı olan her kişinin, bulunabilirliği rahat olan malzemeler ile kolaylıkla yapabileceği bir tekniktir. Bu çalışmada, dünya' dan ve Türkiye'den iğneli dokuma takı uygulayıcılarından örnekler verilerek, bu uygulayıcıların yapmış olduğu örneklerin analizleri yapılmış, tasarımın ve imgelem gücünün önemi vurgulanmıştır. Çalışmada ayrıca temadan (Mavi) yola çıkarak altı adetlik bir iğneli dokuma koleksiyonu oluşturulmuş, koleksiyonda bu teknik ile ilgili yenilikçi yaklaşımlar aranmıştır. Anahtar Kelimeler: İğneli dokuma, yenilikçi yaklaşımlar, tekstil takı, dokuma takı.
VIII.-XIII. yüzyıl erken dönem Mushaf gülleri
Tarih boyunca yaşamış olan her medeniyet, kendinden sonra gelecek olan nesillere bırakmak için örf ve adetlerini, inançlarını, sosyal ve kültürel değerlerini en güzel şekilde ifade eden mimariden el san'atlarına kadar uzanan birçok alanda san'at eserleri ortaya koymuşlardır. Türk İslâm san'atları içinde önemli bir yere sahip olan tezhip san'atı, İslâmiyet'in kabulünden sonra giderek yaygınlaşmış ve zaman içerisinde gelişerek büyük bir ivme kazanmıştır. Türk tezhip san'atının en güzel örneklerini teşkil eden ve ayrıca Müslümanlar için paha biçilemeyecek kadar kıymetli olan eserler şüphesiz ki Kur'ân-ı Kerim'lerdir. Erken İslâm dönemine ait Mushaf nüshaları, tezhip san'atının başlangıç seviyesini yansıtan ilk tezyîni unsurların görüldüğü en erken örnekleridir. Mushaf'lar okuyana ya da ezberleyene kolaylık sağlaması maksadıyla bölümlere ayrılmıştır. Mushaf'larda yazı alanının dışında kalan ve işaret edilmek istenilen yerlere uygulanan rozet şeklindeki tezyîni süslemelere Mushaf gülü adı verilmiştir. Emeviler döneminden Anadolu Selçuklu dönemine kadar geçen tarihi seyir içinde Erken İslâm dönemine ait Mushaf'larda yer alan güllerin tezhip özelliklerini belirlemek, ait oldukları dönemin bezeme anlayışına göre üslûbunu ortaya koymak amacıyla yapılan bu çalışma; Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Fehmi Edhem Karatay Arapça Yazmalar Kataloğu VIII.-XIII. yüzyıl tarih aralığında kayıtlı olan 14 adet Mushaf-ı Şerîf üzerinde yapılan araştırma kapsamında gerçekleştirilmiştir. Mushaf'lar da yer alan güller; kompozisyon, renk, motif, desen kurgusu ve üslûp özellikleri bakımından değerlendirilmiştir. Tezhip san'atının ilk desen örneklerinin bugüne ulaşma serüveni ve gelişimine olan katkılarının bu Mushaf'lar üzerinden incelenmesi, hazırlandığı dönemlerin bezeme özelliklerinin eserler üzerindeki etkilerini tespit etmek ve ayrıca elde edilen bilimsel verilerle sonraki süreçte yapılacak olan araştırmalara da katkı sunabilmemiz açısından değerli olacaktır. Anahtar Kelimeler: Tezhip Sanatı, Mushaf, Mushaf Gülü, Bezeme, Altın.
El Cezeri'nin robotik minyatürlerinin, 20. yüzyıl sibernetik ve robotik sanatlar bağlamında incelenmesi
El Cezeri, bilimi ve sanatı 13. yüzyılda robotik ve otonom tasvirleriyle yansıtmaktadır. Antik Çağlardan bugüne otomatların birer esere dönüştüğü bilinmektedir. 20. yüzyılda hız kazanan bu sanat hareketleri makinelerin ve hareketin rol aldığı sanatlar ile sibernetik ve robotik temalı sanatlar olarak karşımıza çıkmaktadır. El Cezeri yaşadığı dönemde, seçtiği figürler ve minyatürlerinde oluşturduğu kurguyla sanatsal üslubunu eserlerine yansıtmıştır. Bu çalışmada; Kitab-ül Hiyel'deki robotik tasvirlerin, biçimsel özelliklerinin yanında 20. yüzyılın sibernetik ve robotik etkili sanatları açısından incelenmesi amaçlanmıştır. Ayrıca El Cezeri'nin sanata yön veren gelecekçi sanatsal üslubu da yaşadığı dönem göz önünde tutularak değerlendirilmiştir. Tarihsel ve betimsel araştırma yöntemleri ile El Cezeri'nin hayatı, yaşadığı dönemdeki minyatür sanatının gelişimi, otomatlar ve robotların tarihsel serüveni literatür taraması yapılarak incelenmiştir. Araştırma, 20. yüzyılda, robot ve sibernetiğin konu olduğu sanatsal uygulamalar ayrıca El Cezeri'nin Kitab-ül Hiyel adlı el yazması kitabından ses, ışık, hareket ve etkileşim özelliği olan eserler ile sınırlandırılmıştır. Çalışmanın son bölümünde El Cezeri'nin minyatürlerinden esinlenilerek yapılmış dokuz adet sulu boya çalışması gelenek ve geleceğin temalarıyla yeniden yorumlanmıştır. El Cezeri'nin yaşadığı yüzyılda zamanın ötesindeki insanı tasvir ederek, 20. yüzyılda başlayan gelecekçi ve teknoloji temalı sanat anlayışlarının izlerini taşıyan bir sanatçı olduğu görülmektedir. Mizansen şekilde gösteri yapan ve günümüz yeniliklerinden habersiz daha ilkel yollarla çalışan makine tasvirlerinin, sibernetik ve robotik sistemlerle yapılan etkileşimli sanat eserlerinin erken dönem eskizleri olduğu sonucuna varılmaktadır. Bu açıdan El Cezeri'nin ileri sanat görüşü ve çok yönlülüğü ile sanata önemli katkılar sağladığı anlaşılmaktadır.
Zigetvar Seferi konulu üç eser üzerinden Osmanlı ordusu askeri düzen ve teçhizatını betimleyen minyatürlerin kompozisyon analizi
Minyatürler, sadece sanat açısından değil, tarihî olayların belgelenmesi ve anlaşılması bakımından da önemli kaynaklar arasındadır. Bu tez'de 16.yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu'nun Avrupa'daki genişleme politikaları ve bu politikaların önemli bir sonucu olan Zigetvar Kuşatmasının, Osmanlı ordusunun savaş tasvirleri minyatürler üzerinden ele alınarak analizi yapılacaktır. Zigetvar Kuşatması, 1566 yılında Osmanlı İmparatorluğu ile Hırvatistan arasında gerçekleşen büyük bir askerî seferdir. Osmanlı İmparatorluğu'nun Orta Avrupa'daki hâkimiyetini pekiştirmek ve Habsburg Hanedanı'na karşı stratejik üstünlük sağlamak amacıyla düzenlenmiştir. Kanuni Sultan Süleyman, bu sefer sırasında 72 yaşında olmasına rağmen, ordusunun başında yer almış ve seferin başarıyla tamamlanmasına büyük katkı sağlamıştır. Ancak, sefer sırasında Kanuni Sultan Süleyman'ın hayatını kaybetmesi, bu seferi tarihsel açıdan daha da önemli kılmıştır. Türk minyatür sanatının dönemleri incelendiğinde, savaş tasvirli olan el yazmalarının ağırlıklı olarak klasik dönemde olduğu görülür. Bu bağlamda önemli bir askerî hareket olan Zigetvar Seferi, konu alınarak savaşın evreleri anlatan minyatürlü eserler konu bütünlüğünü sağlayacak şekilde seçilmiştir. Savaş tasvirlerinin işlendiği minyatürlerde, seferin üç evresi tarihi seyri içinde betimlenmiştir. Seferin ilk evresi olan Zafernâme eserinde, ordunun Drava köprüsünden geçişi ve sefer yapılacak yere ordunun intikali tasvir edilmiştir. İkinci evre Hünername esrinde bulunan kale kuşatmasının genel görünümü, üçüncü evre ise Nüzhet-i Esrarü'l-Ahyar Der-Ahbar-ı Sefer-i Sigetvar eserinde tasvir edilen iç kalenin zaptı konu alınmıştır. Bahsi geçen eserlerin minyatürünü Nakkaş Osman yapmıştır. Üç eser üzerinden analizi yapılacak minyatürler Osmanlı ordusunun askeri düzeni Fetih'i gerçekleştiren asker figürleri ve görevleri, kullanılan silahlar, askerî giyim kuşam açısından dan değerlendirilecektir. Geçmişte ecdadımızın kullandığı savaş envanterini belgelemek gelecek nesillere aktarmak bizi bu tezi hazırlamaya yöneltmiştir.
Hat sanatında renk ve malzemenin yazı güzelliğine etkisi
Bu tez kapsamında yapılan araştırmalar, hat sanatında renk kullanımının yalnızca estetik bir unsur olmadığını aynı zamanda fonksiyonel ve kültürel anlamlar taşıdığını ortaya koymuştur. Hattatlar, tarih boyunca yazının okunaklılığını artırmak, estetik değerini güçlendirmek ve sanatsal ifadelere manevi bir boyut kazandırmak amacıyla renk ve farklı malzemelerden yararlanmışlardır. Çalışmada, basılı ve dijital kaynaklardan araştırmamıza destek verebilecek 50 eser görselinden faydalanılmıştır. Bu eserlerde kullanılan renkli mürekkep türlerinin (siyah is mürekkebi, altın mürekkep, kırmızı mürekkep vb.) yazıya etkisi değerlendirilmiş ve yazının estetiğini nasıl değiştirdiği yorumlanmış ve açıklanmıştır. Hattatların yazının görselliğini artırmak için renkli mürekkepler kullandıkları bu sayede metnin daha çarpıcı ve okunaklı hale geldiği tespit edilmiştir. Mushaflarda; satır arası mealler, tecvid kaideleri, âyet durakları ve sûre başlıklarında renkli mürekkep kullanımı, okuyucuya kolaylık sağlama, metne dışarıdan kelime eklenmesini önlenme gibi amaçlara hizmet ettiği gibi estetik bir değer de katmıştır. Kıt'a ve murakkaa çeşitlerinde renk kullanımı örnekler üzerinden incelenmiş ve özellikle meşk murakkaalarında renklerin öğrenme sürecini kolaylaştırdığı belirlenmiştir. Tuğralarda altın ve renk kullanımı yalnızca estetik bir unsur değil, aynı zamanda bürokratik düzenin ve hiyerarşik yapının bir göstergesi olmuştur. Ferman ve beratlarda altın ve renkli mürekkep çoğunlukla estetik olarak kullanılmış, kimi zaman da ayet, hadis ya da vurgulanmak istenen bölümler için tercih edilmiştir. Müsennâ ve girift yazılarda renk kullanımı, metnin okunabilirliğini artırmanın yanı sıra tasarımda görsel denge sağlamada önemli bir rol oynamıştır. Zıt renklerin bir arada kullanımı, görsel hiyerarşi oluşturmuş ve dikkati tasarımın ana unsurlarına yönlendirmiştir. Sonuç olarak, hat sanatında renk kullanımının hem estetik bütünlüğü sağlamak hem de yazının işlevselliğini artırmak açısından önemli olduğu anlaşılmıştır.
Antalya Elmalı yöresi Tekke Köyünde yaşayan Derviş-i Abdal Musa efsanelerinin günümüz anlatımlarının minyatüre aktarılması
Geleneksel sanatlar, yüzyıllardır toplumların kültürel hafızasını canlı tutan, kimlik aktarımında temel rol üstlenen değerli alanlardan biridir. Bu çalışmada, Anadolu'nun zengin kültürel dokusu içerisinde önemli bir yer tutan Alevi-Bektaşi geleneği ve bu geleneğin önde gelen isimlerinden Derviş-i Abdal Musa merkez alınmıştır. Araştırma, nitel yöntemler çerçevesinde gerçekleştirilmiş; alan araştırması, gözlem ve doküman analizi yoluyla veriler toplanmıştır. Elmalı Tekke Köyü ve çevresinde yapılan saha çalışmaları kapsamında yerel halkla birebir görüşmeler yapılmış, Derviş-i Abdal Musa'ya atfedilen efsanelerin günümüzdeki aktarımı, unutulan ya da değişime uğrayan anlatılar sistematik biçimde değerlendirilmiştir. Çalışmada ayrıca, Abdal Musa Dergâhı başta olmak üzere Kan Kuyusu, Zemzem Kuyusu, Dilek Ağacı ve Taş Yapıştırma gibi dergâh çevresinde konumlanan ve ritüel uygulamaların gerçekleştiği kutsal mekanlar incelenmiştir. Bu alanlarda yapılan ritüellerin kültürel süreklilikteki yeri ve halk belleğindeki canlılığı gözlemlenmiştir. Tespit edilen efsaneler minyatür sanatının özgün estetik anlayışı ve geleneksel teknikleri kullanılarak görselleştirilmiş, böylece sözlü kültür unsurlarının belgelenmesi ve yeni bir sanat diliyle aktarılması mirasının günümüze nasıl ulaştığını ve geleneksel kültür unsurlarının sanatsal yorumla nasıl yeniden hayat bulabileceğini ortaya koymaktadır.
Efsanevi Simurg Kuş'unun Osmanlı çini sanatında görülen Rumi motifi kullanılarak serbest pano tasarımının uygulanması
Bu tez bilgelik, yeniden doğuş ve ruhsal dönüşümün simgesi olan efsanevi Simurg kuşunun, Osmanlı çini sanatının temel öğelerinden biri olan Rumi motifi ile bütünleştirilmesini konu almaktadır. İran-Pers, İslam ve Türk mitolojilerine kök salmış olan Simurg, soyut hayvan formlarından türeyen kıvrımlı yapısıyla bilinen rumi motifin sembolik ve estetik nitelikleriyle kesişen zengin bir ikonografik mirası taşımaktadır. Bu çalışma, iki geleneksel öğeyi çağdaş bir bakış açısıyla yeniden yorumlamayı ve bu doğrultuda serbest biçimli bir çini pano tasarlayıp uygulamayı amaçlamaktadır. Araştırmada nitel bir yöntem benimsenmiştir. İkonografik çözümleme, literatür taraması ve görsel belgelemeye yer verilmiştir. Uygulamalı bölümde ise, 16. yüzyıl Osmanlı çinilerinin üslup özellikleri ve geleneksel sır altı teknikleri kullanılarak tek bir çini pano tasarımı gerçekleştirilmiştir. Kompozisyon yapısı, sembolik figüratif öğeler ile süsleme temelli soyutlamaları bir araya getirmiş; geleneksel sır ve renk paletleri ile desteklenmiştir. Ortaya çıkan pano tasarımı, geleneksel Türk sanatını çağdaş sanatsal ifade ile sentezlemektedir. Tarihsel motiflerin evrensel temaları yenilikçi bir görsel dil aracılığıyla yeniden anlamlandırabileceğini göstermektedir. Ayrıca bu araştırma, modern Türk Çini sanatları alanında mitolojik sembolizm ve süsleme mirasının yeniden canlandırılması söylemine katkıda bulunmaktadır.
Burdur merkez ve köyleri geleneksel düz dokumalarında bereket motiflerinin sembolik çözümlemeleri
Düz dokuma geleneği, kullanıldıkça biçimlenen ve toplumsal deneyimlerle zenginleşen bir kültür aktarımı biçimidir. Bu süreçte bireyler, gözlemlerini, yaşam deneyimlerini ve duygu dünyalarını motifler aracılığıyla yansıtarak, bu görsel ögeleri birer anlatım aracı haline getirmiştir. İnsan, bitki, hayvan, eşya ve yaşamla ilişkili pek çok unsur motiflerde sembolleştirilmiş; bu sayede dokumalar aynı zamanda birer kültürel metin işlevi görmüştür. Bereket temalı motifler, yalnızca dokuma yüzeyine uygulanış biçimiyle değil, aynı zamanda dokumanın kullanım alanlarına göre de değişkenlik göstermektedir. Örneğin, koçboynuzu motifi, zili veya kilim tekniğiyle evlilik dokumalarında yer alırken eril güç sembolü olarak kullanılır. Hayat ağacı motifi ise zili ya da sumak tekniğiyle dokunarak soyun devamlılığını, nesiller arası bağ ve bolluğu temsil eder. Motiflerin gelecekte yaşatılabilmesi için sadece biçimsel olarak değil, anlamsal bütünlük içinde korunması büyük önem taşır. Zira bir motifin yaşaması, yalnızca tekrar edilmesiyle değil; ne anlama geldiğinin bilinmesi, aktarılması ve çağdaş bağlamlarda yeniden yorumlanmasıyla mümkündür. Göstergebilim, özellikle kültürel nesnelerin ve görsel unsurların taşıdığı anlamları çözümlemeye yönelik yöntemsel bir bakış açısı sunar. Motiflerin yalnızca estetik figürler değil, aynı zamanda anlam üreten ve kültürel değerleri aktaran göstergeler olduğu kabul edilir. Tezin amacı, Burdur merkez ve köylerinde üretilmiş geleneksel düz dokuma örnekleri üzerinde yer alan bereket temalı motiflerin göstergebilimsel bir yaklaşımla çözümlemelerini yapmak ve bu dokumalar üzerinden bölgenin kültürel kimliğine dair veriler sunarak geleneksel sanatlar alanında akademik bir katkı sağlamaktır.
Burdur alaca dokuması ile kanaviçe işleme tekniği kullanılarak kadın ceket kolleksiyonu oluşturma
Geleneksel el sanatları yüz yıllardır dünyanın gündeminde var olan ve var olmaya devam edecek pek çok çeşitliliği içinde barındıran bir sanat dalı olmuştur. Toplumlar geride bıraktıkları el sanatı ürünler ile gelecek nesillere kimlik kazandırmış, ışık tutmuşlardır. Bu çalışmada nitel araştırma yöntemleri kullanılmıştır. Alan araştırması, gözlem ve doküman analizleri ile verilerin toplanması sağlanmıştır. Burdur alaca dokumalarının araştırılma amacı, sürdürülebilir geleneksel ve yöresel ürünlerin güncel ve tasarım ürünlerle hem yerel hem küresel pazarda fark yaratabilmesi, geleneksel kültürümüzün devamlılığını sağlamak, gelecek kuşaklara aktarmaktır. Geleneksel Burdur Alaca dokumasının zaman içerisinde yok olmayla karşı karşıya kalmak üzereyken yeniden gün yüzüne çıkarılmasıyla geleneksel kültür unsurlarının sürdürülebilirliği açısından umut olmuştur. Bu geleneksel kültür mirasının günümüz modern çizgileri ile tercih edilebilir, giyilebilir ürünlere dönüştürülmesi amaçlanmıştır. Bu giyilebilir ürün kadın ceketi olarak belirlenmiştir. Bu ceketler, yine geleneksel işleme tekniklerinden olan kanaviçe işleme tekniği ile süslenmiştir. Burdur alaca dokumaları geçmiş dönemlerdeki ününü, itibarını tam anlamıyla bulamasa da, bu çalışma ile Burdur alaca dokumalarının yeniden tasarlanabilir ve ürün çeşitliliği ile gelecek nesillere aktarılabilir olacağı düşünülmüştür. Burdur'un geleneksel dokuması Alaca yüzyıllar öncesinde göynek, kuşak, çevre gibi giysi unsuru olarak kullanılmış bir dokuma türü olmuştur. Dokuma, pamuk iplik kullanılarak oluşturulduğu için her mevsimde kullanışlı bir ürün olmuştur. Günümüzde yeni üretim alanları var olmuş ve çok çeşitli biçimlerde alaca dokumaları üretilmiş ve üretilmeye devam etmektedir.
Dijital ortamda dokuma kumaş tasarımı sürecinde sürdürülebilirlik
Bu tez konusu olarak Dijital Ortamda Dokuma Kumaş Tasarım Sürecinde Sürdürülebilirlik seçilmiştir. Çalışma da tekstil sektöründe giderek artan çevresel, ekonomik ve sosyal sürdürülebilirlik gerekliliklerine yanıt vermek amacıyla dijital tasarım ve simülasyon teknolojilerinin kullanımı üzerine incelemeler yapılmıştır. Araştırma kapsamında; EAT Design Scope Victor yazılımı, dijital dokuma tasarımında kullanılan temel araç olarak seçilmiş ve bu yazılım aracılığıyla yapılan tasarım süreçleri detaylı bir şekilde incelenmiştir. Çalışmada, özellikle simülasyon teknolojilerinin kumaş varyantlarının hazırlanmasındaki rolü ve 3DMapp programıyla modeller üzerine giydirilmesi sayesinde elde edilen görsel sunumların tasarım sürecine sağladığı katkılar değerlendirilmiştir. Bu süreç, tasarımların fiziksel üretime geçmeden önce değerlendirilmesini ve iyileştirilmesini sağlayarak malzeme ve enerji tasarrufunun mümkün olduğunu göstermiştir. Simülasyon teknolojileri, sonsuz sayıda varyant oluşturulmasına olanak tanıyarak tasarımcılara geniş bir yaratıcılık sunmaktadır. Bu yöntemle, tasarım süreçleri fiziksel prototip üretimine gerek kalmadan yürütülmekte, böylelikle çevresel etkiler en aza indirgenmektedir. Bu bağlamda ilgili çalışma dijital teknolojilerin yalnızca çevresel sürdürülebilirliği değil, aynı zamanda ekonomik verimliliği de desteklediğini ortaya koymaktadır. Sonuç olarak bu çalışma, dijital dokuma tasarımının sürdürülebilir üretim modelleri üzerindeki etkisini ortaya koyarak, tekstil sektörünün dijitalleşme sürecinde nasıl daha çevre dostu ve verimli hale gelebileceğini göstermektedir.
Milli Kütüphane yazmalar koleksiyonunda bulunan 06 MİL YZ B 535-1 demirbaş nolu Mushaf-ı Şerif'in tezhip bakımından incelenmesi
Sanat ve kültürün beşiği olan Türkiye, çoğu medeniyete ev sahipliği yaparak zengin bir kültür barındırmaktadır. Bu sayede pek çok sanatla hemhal olup gelişerek tüm dünyaya diğer alanlardaki gibi sanatıyla da kendini kanıtlamıştır. Yazma eserler, türbeler, camiler ören yerleri ve müzeleriyle her santiminde tarih ve medeniyet barındıran vatanımızda sanata çok önem verilmiştir. Çalışmamıza konu olan Mushaf-ı Şerîf Milli Kütüphane Yazmalar Koleksiyonunda bulunmaktadır. Araştırılan yazma eser tezhip bakımından incelenmiştir. Çalışma iki ana bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde tezhip sanatı, tezhip sanatının Mushaf-ı Şerîf'lerde kullanılan bölüm ve özellikleri hakkında bilgi verilmiştir. İlk bölümde tezhip sanatının özellikleri, dönemlere göre ve İran-Osmanlı tezhip özellikleri anlatılmaktadır. İkinci bölümde Mushaf-ı Şerîf'in belirli sayfalarının çizimleri yapılarak detaylı biçimde açıklamaları yapılmıştır. Bu çalışmada böyle şahane eserlerin sanatsever ve araştırmacıların ilgisine sunmak, detaylarına bakıldığında eserin ne kadar zarif bir şekilde yazıldığı ve bezendiğini, genel olarak incelendiğinde ise tabiattan esinlenerek dönem renk ve özelliklerine göre tasarım şekillerinin nasıl zenginleştirildiğini herkesle paylaşmak amaçlanmıştır.
Anadolu Selçuklu tezyinatında düğüm motifinin ikonografisi
Bu çalışmada, Anadolu Selçuklu dönemine ait mimari ve küçük sanat eserlerinde yer alan düğüm motifinin ikonografik açıdan analizi yapılmıştır. Bu dönemde sanat eserlerinde yer alan düğüm motiflerinin figüratif kaynaklarını inceleyerek, motiflerin özellikle ejder figürü ile olan sembolik ve ikonografik ilişkisini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Motifin kullanım amacı, sembolik anlamları ve çıkış kaynağı irdelenmiş; Gök Tanrı inancı, mitolojik unsurlar ve ejder figürünün düğümle birleşimi çerçevesinde yorumlanmıştır. Araştırmada, nitel ikonografik çözümleme yöntemi kullanılarak başta mimari bezemeler, mezar taşları ve el yazmaları olmak üzere çeşitli sanat eserleri üzerinden düğüm motiflerinin biçimsel ve anlam yönleri değerlendirilmiştir. Düğüm motifinin Selçuklu inanç sistemleriyle ilişkisi kurulmuş, mimari yapılardaki koruyucu işlevi ve günlük eşya üzerindeki şifa beklentisi değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgular, düğüm motiflerinin yalnızca geometrik bir süsleme öğesi değil, aynı zamanda tılsımsal ve kozmolojik anlamlar taşıyan figüratif unsurlar olabileceğini göstermektedir. Özellikle ejder figürünün gövdesinde oluşturduğu kıvrımlı yapının stilize edilmiş hali olarak yorumlanan düğüm motifleri, erken dönem Türk mitolojisi ve inanç sistemlerinde yer alan sembollerle paralellik göstermektedir. İslamiyet'e geçiş sonrası stilize biçimlerde sürdürülen motifin, Beylikler döneminde yaygınlaştığı, Osmanlı'da ise sınırlı ölçüde devam ettiği görülmüştür. Bu bağlamda, düğüm motifi evrensel sembollerden biri olarak, sanat tarihinde önemli bir yer tutmaktadır. Bu bağlamda, literatürde çoğunlukla zencirek ya da geçme motifleri olarak anılan desenlerin ejder figürüne dayalı sembolik anlamları ilk kez bu çalışma kapsamında sistematik olarak değerlendirilmiştir. Bu yönüyle tez, Anadolu Selçuklu sanatında figüratif ikonografinin yeniden okunmasına katkı sunmaktadır. Elde edilen veriler doğrultusunda, düğüm motifinin sadece süsleme amacıyla değil; koruma, şifa, bolluk ve süreklilik gibi anlamlarla yüklü bir sembol olarak sanat eserlerinde kullanıldığı sonucuna ulaşılmıştır.
Ödemiş Birgi Kasabası Çakırağa Konağı mimari ve süsleme özellikleri
Tarihi yapılar içinde bulundukları yerleşimlerin sembolleri olup, bunların mimari biçimlenmesinde konumlandıkları bölgenin coğrafi, sosyal, kültürel vb. özellikleri etkili olmuştur. Günümüzde, tarihi yapılar restore edilmekte ve genellikle restorasyon sırasında işlev değişikliği yapılarak yapılar özgün işlevlerinden farklı bir işlevle yenilenmektedir. Tarihi bir yapının restorasyonunun temel hedefi, orijinal mimari biçim ve yapısal özelliklerinin korunmasıdır. Birgi'de bulunan sivil mimarinin nadide örneklerinden olan Çakırağa konağı restorasyon çalışmaları süreci içinde korunması gereken değerlerinin yıpranması ve yok olması gibi tehditler altında kalmıştır. Öyle ki eserde yapılan yenileme çalışmalarında, kapıdan pencereye, merdivenden kapı pervazına kadar, aslına uygun olmayan, eserin kimliğine uzak düzenlemelere gidilmiştir. Eser sivil mimarimizin Ege bölgesindeki en önemli temsilcisidir. Bu araştırmanın amacı, Çakırağa Konağının Mimari ve Süsleme ögelerinin saptanması ve kayıt altına alınmasıdır.
Mardin taş oymacılığında hat sanatı
Mardin tarih boyunca birçok kültür ve inancın uğrak yeri olmuştur. Zengin bir kültüre sahip olan bölgede Müslüman, Hıristiyan, Yakûbi, Süryâni Nestûri, Yezîdi, Yahûdi, Keldâni gibi farklı din ve kültüre sahip toplumların bir arada yüzyıllarca barış içinde yaşadığı Mardin, bu özelliğini hâlâ sürdürmektedir. Tarihi ipek yolu üzerinde bulunan ve sırasıyla Emeviler, Artuklular, Akkoyunlular ve Osmanlılara ev sahipliği yapmış olan Mardin, bu dönemlerde yapılan anıtsal nitelikteki medrese, külliye ve camiler ile bir ilim kenti olmuş, birçok ilim adamı yetiştirmiştir. Bu yapıların ana yapı malzemesi yine Mardin bölgesinde çıkarılan sarı kalker taşıdır. Bölgede çok sayıda taş ocağının bulunması, çıkarılan taşın dayanıklı olması, yalıtım özelliği taşıması, işlenmesinin kolay olması gibi özelliklere sahip olan Mardin taşı, yapı ve bezemenin ana unsuru olmuştur. Mardin de yapıldıkları dönemlerin kültürel, mimari, dini özelliklerini barındıran birçok yapı bulunmaktadır. Bu yapılarda dikkati çeken özellikler, dönemin sanatının yansıdığı inşâ kitâbeleri, taş işçiliği ve zengin bezeme örnekleridir. Mardin taş oymacılığı ve kitâbe yazılarının hat sanatı bakımından değerlendirilmesini konu alan bu çalışmada taş oymacılığı ile Mardin ilinde bulunan tarihi Ulu Cami, Zinciriye (Sultan İsa) Medresesi, Zairi (Şeyh Mahmud Ezzerrar ) Cami, Latifiye (Abdullâtif) Cami, Melik Mahmud Cami ve Hatuniye Medresesi'nin günümüze kadar ulaşmış kitâberi incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Mardin, Hat Sanatı, Taş Oymacılığı, Bezeme, Kitâbe
According to the documents in the Ottoman Archives of the Prime ministry, the carpet of Usak
Uşak carpet is the most known and most important part of Turkish carpet art. Turkish carpet art, which started in the Middle Asia with Pazırık carpets and improved in Turkistan came to the Anatolia with The Seljuk Empire. The most magnificent artifacts were produced in the subsequent Anatolian Seljuk Empire and Ottoman Empire periods in the 16th century. Uşak Carpet's reputation spread throughout the world and even depicted by famous painters. Uşak Carpet became one of the most important export products of the state upon increasing demand together with fabric and cloth weaving during the Ottoman Empire period. Usak carpets are divided into groups according to their motif and composition characteristics. Uşak carpets woven in very large sizes were made for mosques and palaces. As a result of our research, we have seen that Usak carpentry has been applied barely to the Ottoman archive records and studies have been done too few on this subject. In our thesis, the documents in the Department of Ottoman Archives are examined and Carpet weawing in Uşak, establishment of spinning mills for increased demand of carpet traders coming from abroad,increased employment opportunities, carpet exports, the reaction of the people against the mechanization titles was evaluated as a result of reading the documents.
İstanbul Süleymaniye Kütüphânesi'nde bulunan kıt'a-hat levhaları ve tezhipleri
Bu araştırmada İstanbul Süleymaniye Kütüphânesi'nde bulanan 59 adet sülüs, nesih ve muhakkak hatla yazılan kıt'a-hat levhaları ve tezhipleri, Türk-İslam san'atları içerisinde mümtaz bir yere sahip olan hat ve tezhip san'atı yönünden incelenmektedir. Seçilen bu eserler, dönemlerinin tüm özelliklerini yansıtmalarından dolayı Türk kitap sanʻatları alanında büyük öneme sahiptirler. Üç bölümden oluşan bu araştırmanın birinci bölümünde, hat san'atının tarihi gelişimi, Türk-İslam Medeniyeti'nde hat san'atının önemi, ekol sahibi Türk-Hat üstadları, Aklâm-ı Sitte, hat san'atının kullanım alanlarıyla beraber, tezhib ve ebrû san'atı hakkında teferruatlı bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde, konuyla doğrudan ilişikli olarak Türk-Hat san'atında kıt'a ve levha geleneği, levha ve kıt'a çeşitleriyle levhalarda kullanılan tekniklerle alakalı bilgiler verilmiştir. Üçümcü bölümde ise, katalogta yer alan eserlerin tahlilleri ve incelemeleri yapılmıştır. İncelenen eserler envanterleriyle birlikte dönem özellikleri, ekolleri, kâğıt, yazı, dil özellikleri, motif ve desen özellikleri bütün yönleriyle ele alınmış eserlerin karşılaştırma ve değerlendirilmesi yapılarak çalışma sonlanlandırılmıştır.
İstanbul Süleymaniye Kütüphanesindeki sülüs levhaların tezhib özellikleri
Bu araştırmada Süleymaniye Kütüphanesinde bulunan sülüs levhaların tezhib özellikleri incelenmiştir. İncelenen levhalar XVIII. ve XIX. Yüzyıllara ait olup Türk levha tezyinatı bakımından araştırılmaya değer bulunmuştur. Üç bölümden oluşan tezin; 1. bölümde; Hat sanatının tanımı ve tarihçesi , Aklam-ı Sitte ve diğer yazı çeşitleri,sülüs ve celi sülüs yazının tarihi gelişimi, celi sülüs bir hat levhasının hazırlanış safhaları,tezhip sanatının tanımı ve tarihçesi,barok-rokoko sanatı,tezhip sanatında barok-rokoko üslubu,tezhip sanatında kullanılan motifler,tezhip sanatında kullanılan malzemeler,ebru sanatı. 2. bölümde; levha nedir? , levha tekniğinin gelişimi, levha çeşitleri, kıt'alar, celi levhalar, hilyeler, tuğra, tekke levhaları, levhalarda kullanılan teknikler, ahşap levhalar, camaltı laevhaları, zer-endud levhalar. 3.bölümde; İstanbul Süleymaniye Kütüphanesindeki Sülüs levhaların tezhip özellikleri. Yapılan tezin ana kaynağı İstanbul Süleymaniye Yazma Eserler Kütüphanesinde bulunan sülüs hatlı levhalardır.
Kubadabad Sarayı çinilerinde antropomorfik motifler ve özgün yorumları
Anadolu Selçuklu Dönemi'ne ait Kubad-Abad Sarayı, 1235-1236 yılları arasında Alaaddin Keykubad tarafından Konya'ya inşa edilmiştir. Saray çinileri, sekiz köşeli yıldız ve haç şeklindeki geçme düzenlemeler olarak karşımıza çıkmaktadır. Yüzey bezemelerinde insan ve hayvan figürleri, bitkisel ve geometrik motifler ve yazı kullanımının yanı sıra antropomorfik motifler de yer almaktadır. Figüratif motifler arasında ilk olarak ele alınan insan figürlü çiniler, Asya kökenli özellikler yansıtmaktadır. Farklı duruşları sergileyen bu çiniler, oturan ve ayakta insan figürleri, portreler ve diğer insan figürleri olarak dört kategoride incelenmiştir. Vahşi ve evcil hayvanlar, çeşitli kuşlar ve efsanevi yaratıklar, Kubad-Abad sarayında yerini alan bir diğer kategoridir. Bu doğrultuda saray bezemelerinde de görülen vahşi hayvanlar ve efsanevi yaratıklar birçok farklı anlam için kullanılmıştır. Çinilerde genellikle hayvan figürleri ile birlikte kullanılan bitkisel bezemeler arasında ise palmet, lotus, nar, haşhaş, rumi, hayat ağacı motifleri yer almaktadır. Sarayın çinilerinde gerek düzenlemelerde, gerekse bezeme olarak kendini gösteren geometrik motifler, rozetler ve madalyonların da anlamlarına dair teoriler bulunmaktadır. Bu bezelemelere ait örnekler genellikle, sonsuzluk ve astronomi ile ilişkilendirilmektedir. Selçuklu süsleme sanatında yer alan yazı öğesi de, saray çinilerinde ikincil bir motif olarak kullanılan bir bezeme öğesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Kubad-Abad Sarayı'nı süsleyen en ilginç grubu ise antropomorfik motifler oluşturmaktadır. Yunanca biçim ve insan kelimelerinden türetilmiş antropomorfizme dair saray çinilerinde yer alan örnekler, Hüma Kuşu, Güneş motifi ve Sfenks başlıkları altında incelenmiştir. Farklı duruşlarıyla saray çinilerinde yerini alan kadın başlı, kuş gövdeli Hüma kuşu (Harpi Siren) figürünün tek başına ve çeşitli bezemelerle kullanıldığı örnekler incelenmiştir. Diğer bir antropomorfik motif olan güneş motifi ise, sahip olduğu çok çeşitli coğrafya ve kültür etkileşimleriyle ele alınmıştır. Kanatlı aslan gövdeli, insan başlı Sfenks figürü de sahip olduğu farklı inanışlarına dair araştırmalarla bu insansı motifler grubu içerisinde yer almıştır. İkonografik araştırma sonucunda, bu gizemli, insansı motifler, efsanevi pek çok hikâyenin kahramanları olmalıdır.
Fosforesans yeteneğine sahip çeşitli çini sırlarında sır bünye ilişkilerinin araştırılması
Belirli bir reçeteye göre hazırlanarak bir araya getirilen hammaddelerin şekillendirilmesi ve pişirilmesi ile üretilen bisküvilerin dekorlanıp sırlanarak yeniden ısıl işleme tabi tutulması sonucunda çini adı verilen sanatsal ürünler elde edilir. Sır altı dekoru günümüzde üretilen çinilerin büyük çoğunluğunda kullanılmakta olup bu dekoru ön plana çıkarmak amacıyla şeffaf firit ile hazırlanmış sırlar kullanılmaktadır. Fosfor ışıldamalı pigmentler birçok alanda kullanıldığı gibi son zamanlarda geleneksel çini sırlarında değerlendirilmektedir. Bu çalışmanın amacı fosforesans yeteneğine sahip çeşitli çini sırlarında sır-bünye ilişkilerinin araştırılmasıdır. Çalışmada kullanılan firitlerin yumuşama sıcaklıkları ısı mikroskobu analizi ile belirlenmiş ve analiz sonuçları dikkate alınarak dört farklı sır sistemi geliştirilmiştir. Hazırlanan sırlar bisküvi çini bünyeler üzerine uygulanarak 850 oC'de pişirilmiştir. Pişirim sonrası olumlu sonuç gösteren sır bileşimlerine % 9 oranında fosforesans pigment ilave edilerek sırlar yeniden üretilmiştir. Sır-bünye özellikleri açısından incelenen sırların yüzeyleri fotoğraflanmış ve bu numunelere ait yayınım dalga boyu aralığı ölçümleri floresans spektrofotometre ile yapılmıştır. Çalışma sonuçları incelendiğinde fosforesans pigment katkılı çini sırının bünye ile uyum gösterdiği gözlenmiştir. Anahtar kelimeler: Fosforesans pigment, Çini sırı, Sır-bünye etkileşimi, Firit
Zeugma (Belkıs) antik kenti mozaiklerinde kullanılan bordür motiflerinin çini sanatına uyarlanması
İnsanoğlunun ilk buğday tohumunu toprakla buluşturduğu yerdir Mezopotamya. Tarihe adını "Bereketli Hilal" olarak yazdıran bu hilalin en önemli parçası Fırat ve Dicle nehirlerini doğuran Anadolu topraklarıdır. Dünyanın kadîm bilgelik ve tekniği ile bütün medeniyetleri emziren, besleyen, ismi ile müsemma Anadolu'dur. Bu Hilal'in en önemli medeniyetlerinden biri olan Zeugma'lılar, her alanda olduğu gibi sanat alanında da çok başarılı olmuşlardır. Bu başarıyı mozaiklerindeki estetik kaygısı, kullanılan teknikler ve hikâyeler zenginleştirmiştir. Zeugma mozaiklerini diğer medeniyetlerin mozaiklerinden ayıran en önemli fark kullanılmış olan on üç renk armonisidir ki bunu başka mozaiklerde göremeyiz. Bu farkı Fırat nehrinin getirdiklerine borçludur. Zeugma'lılar kentlerini eşsiz mimari eserlerle donatırken bu eserleri ustalık isteyen mozaiklerle süslemişlerdir. Tıpkı İslam tezyinatlarında olduğu gibi Zeugmalı sanatçılar da mimari süslemede motiflerin diline hâkim tasarımlar yapmışlardır. Bu tasarımlarının neredeyse tamamının etrafını bordür (kenar suyu) adı verdiğimiz çerçeveler ile süslemişlerdir. Bu iki medeniyetin süsleme sanatında kullandığı ortak bir motif vardır, bu tez bu motifin sentezi niteliğindedir. Konumuz doğrultusunda öncelikle Gaziantep ve Zeugma mozaikleri araştırılmıştır. Bu eserlerin Anadolu Mimarisindeki önemi ve çini sanatlarındaki yeri incelenmiştir. Bu doğrultuda bu iki sanatın motifleri kullanılarak yeni tasarımlar yapıldı ve bu tasarımlar çini sanatına uygulanarak çini pano ve tabaklara uygulanmıştır. Sonuç olarak yeryüzünde hiçbir şey geçmişten bağımsız değildir. Türkler fethettikleri toprakların üzerine inşa ettikleri medeniyetleri; o coğrafyanın kültür, sanat anlayışını kendi sanat, kültür, estetik ve dini anlayışını birleştirerek kültürel bir bağ kurulmuştur. Türkler eşsiz bir bilgi birikimi ile geçmişten aldığı mirası daha da geliştirerek sanata kendine münhasır imzalarını atmışlardır. İstisnasız bu imza batı sanatlarında gıpta ile bakılan ve taklitleri yapılan eserler haline gelmiştir. Anahtar Kelime: Belkıs, Zeugma, Mozaik, Çini, Mimari, Süsleme
Türk hamam kültürü, hamamlarda kullanılan eşyalar ve çini sanatına uyarlanması
İnsanlık tarihi, bir sosyal evrim ve gelişimin tarihidir. Yüzyıllar öncesinden bu yana insanlar, bir yandan temel gereksinimlerini karşılama ve doğa şartları ile mücadele içindeyken; bir yandan da yaratıcı güdülerini hayata geçirme, hayal dünyasının tahayyüllerini dışa vurma eğilimi içerisinde olmuştur. Sanat dediğimiz olgu, bu bağlamda tezahür etmiştir. Yaşam biçimi, coğrafi şartlar, inanç ritüelleri, arzu ve istekler, toplumların sanatsal üretiminde belirleyici olmuştur. Bu bağlamda sanatı, toplumların estetik ve karakteristik izdüşümü noktasında değerlendirmek mümkündür. Bir toplumun sanat eserleri, o toplumun ruhunu ve sosyolojik arka planını yansıtır. Anadolu toprakları, günümüze kadar bırakmış olduğu sanat eserleri ile kadim bir bilgeliğin ve zarafetin meyvelerini sunmaktadır. Farklı kültürleri ve kavimleri bağrına basan bu kutsal topraklar, tüm renkleri ve çeşitliliğiyle bir sanat panayırına dönüşmüştür. Memleketin her karış toprağında, kültür ve sanatın gücünü ve direncini kaybetmeyen bütün zengin imgeleriyle karşılaşmamız mümkündür. Çalışmamızın temelini, topraklarımızın eşsiz sanatsal imgelerinden olan ve neredeyse bizimle özdeşleşmiş "Çini" sanatı oluşturmaktadır. Bizlere miras kalan bu topraklar, çini sanatının muazzam örnekleri ile doludur. Buradan hareketle; tarihimizin en önemli kültürel miraslarından olan eski Türk hamamları, çini sanatının yansımaları noktasında ele alınmıştır. Çini sanatı, Türk hamam kültüründe kullanılan hamam eşyalarına uygulanarak tasarlanmıştır.
Günümüz Kütahya çiniciliğinde kullanılan çini formlarının araştırılması ve kişisel uygulamalar
Günümüz çini sanatına bakıldığında; Kütahya 'da başlaması 14. yüzyılda "Milet İşi" olarak adlandırılan kırmızı çamurla başlayarak; İznik ile aynı paralellikte sürmüştür. Beyaz çamur ile üretime geçiş İznik ile aynı dönemde, 16. yüzyılın ilk çeyreğinde başlamış olup; 17.yüzyılın sonuna kadar sürmüştür. Kütahya'daki çini ve seramik üretimlerinin gelişiminin hem sanatsal hem de zanaat olarak anlaşılmasına imkân tanıyan zenginlikte olan eserler aracılığıyla dönemin çini desen ve form çeşitliliği, hamur ve sır kalitesindeki değişim takip edilebiliyor. Yüzyıllardır ayakta kalmayı başarmış bu sanat dalı her dönem farklı yaratıcılık ve üslup tarzı ile günümüzde bile bizlere ışık tutmaktadır. Kütahya'da hala birçok atölye tarafından çini üretimi devam etmektedir. Yapılan araştırmada, günümüz Kütahya'sında çini ve seramik üretim aşamaları incelenmiştir. Osmanlı döneminde ve günümüz Kütahya'sında üretilmiş olan formaların özellikleri incelenmiştir. Kütahya'da çini üretimi süreci boyunca kullanılan formlar, üsluplar, desenler ve dekor teknikleri incelenmiş. Bunların yanında Kütahya'daki atölyelerin kullandıkları teknikler ve teknolojik makineler temin edilerek üretim kapasitesini artıracak yöntemlere çağa uyum sağladıkları görülmekte. Kütahya'da günümüzde üretimini sürdüren atölyelerin üretim tekniklerine bakıldığında, çağın teknik koşullarından (sır, çamur, dekor teknikleri v.b.) yararlanıldığı görülmüştür. Günümüzde popüler olan formları üreten kişi ve işletmelerle görüşülüp isimleri listelenmiştir. Formların birçoğu dekoratif amaçlı üretilirken günümüzde ise üretilen formların işlevselliklerini kullanıma yönelik üretimler yapılarak yeni bir soluk getirilmiştir. Kütahya'da üretimini aktif sürdüren çini ve seramik atölyeleriyle görüşülerek görüşmeler sonucunda değerlendirmelere popüler ürünlerinden örneklere yer verilmiştir. Araştırmamın son bölümde ise; günümüzde çini formlarını yorumlayarak uygulayan sanatçılar ve üretim yapan atölyeler örnekler doğrultusunda incelenmiş görüş ve değerlendirmeler yapılmıştır. Anahtar Kelime:Çini ,Seramik , Form , Dekor ,Kütahya
Osmanlı dönemi İznik çinilerinde (Yemek kapları) görülen bitkisel kompozisyonlar ve sıraltı fırça dekorlu porselen yemek takımı uygulamaları
Türk sanatında görülen motiflerin İslamiyet öncesi Asya'da yaşamış Türk kavimlerine kadar uzandığı bilinmektedir. Motiflerin İslamiyet sonrası çeşitlilik kazanarak farklı üsluplar ile birlikte geliştiği görülmektedir. Türk sanatı bu sayede dini, mimari yapılarda ve çeşitli kullanım eşyalarında, yemek sunum kaplarında kendine has üslubunu ortaya çıkartarak bir sanat çerçevesi oluşturmuştur. Çini sanatına Osmanlı imparatorluğu döneminde büyük önem verilerek saray atölyelerinde görkemli çalışmalar yapılmıştır. Bu sayede Türk çini sanatı en muazzam dönemine 16. yüzyılda ulaşmıştır. İznik bu dönemin en önemli üretim merkezi olmuştur. Yoğun olarak görülen bitkisel motiflerin yanında, yazı süsleme, geometrik motifler, sembolik motifler de Osmanlı imparatorluğunun bu sanatı icra ettiği her dönemde özellikle yemek sunum kaplarında görülmektedir. Motifler ve üsluplar ile ilgili bilgilere tez çalışmasının birinci bölümünde detaylı olarak yer verilmiştir. Tez çalışmasının ikinci bölümünde ise çini sanatında önemli bir yere sahip olan yemek sunum kaplarının işlevselliği, boyutları ve üzerine uygulanan kompozisyonlar ele alınmıştır. Bu bölümde yemek ve servis kapları sahanlar, tabaklar, tepsiler ve kâseler olarak incelenmiştir. Yemek ve servis kapları biçim ve motif açısından ele alınarak renk, desen ve kompozisyon özellikleri anlatılmaya çalışılmıştır. Yemek sunum kaplarının süsleme elemanları tasarım ilkelerine bağlı kalınarak ortaya çıkartılmıştır. Tüm bu biçim, motif ve renk gibi yardımcı elemanlar dönemin kültürel algısı ve sanat üslubuna göre oluşturulmuştur. Tez çalışmasının son bölümünde incelenen dönem örneklerinden yola çıkılarak yeni yorumlarla uygulamalar yapılmıştır. Yapılan araştırmalarda İznik dönemi yemek sunum kaplarının bulunduğu kitaplar, müze ve koleksiyonlardaki örnekler incelenerek bu kaynaklardan faydalanılmıştır.
Seramikte serigrafi tekniği, günümüzde Kütahya çinilerinde kullanımı ve özgün uygulamalar
Serigrafi baskı tekniği, sanat ve endüstri alanında oldukça önemli bir yere sahip olan bir teknik niteliğindedir. Bu tekniğin, birçok alanda ve çok yönlü kullanılması nedeniyle, var olan diğer baskı sistemleri arasında öne çıkmıştır. Tez çalışması üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde; Seramikte serigrafi tekniğinin tanımı, genel olarak dünya tarihçesi ve günümüz serigrafi tekniği anlatılmıştır. Serigrafi tekniğinde kullanılan malzemeler saptanarak, bu malzemeler açıklanmaya çalışılmıştır İkinci bölümde ise; Kütahya çini tarihi hakkında bilgiler verilmiştir. Serigrafi tekniğinin; Kütahya çini ve seramik sanatındaki yeri, önemi, kullanımı ve gerekliliği hakkında araştırmalar yapılmıştır. Günümüz Kütahya çini ve seramiklerinin üzerinde önemli bir potansiyele sahip olan serigrafi tekniğinin üretimini ve uygulamasını yapan atölyeler belirlenerek açıklanmaya çalışılmıştır. Üçüncü ve son bölümde; Kütahya çini desen ve motiflerinin yorumlanarak, serigrafi tekniği ile birlikte özgün uygulamalar yapılmıştır.
Ankara Milli Kütüphanede bulunan Nevşehirli Damad İbrahim Paşa koleksiyonuna ait Kur'an-ı Kerimlerin tezyinat bakımından incelenmesi
Bu çalışmada, Ankara Milli Kütüphanede bulunan Damad İbrahim Paşa koleksiyonundaki el yazması eserlerin arasından Kur'ân-ı Kerîm'ler seçilerek tezyînât bakımından incelemesi yapılmıştır. Tezin birinci bölümünde el yazması ve Kur'ân-ı Kerîm bezemeciliği hakkında bilgi verilmiş olup, ikinci bölümde tezhip sanatının tanımı ve tarihi hakkında bilgiler verilmiştir. Üçüncü bölümde ise Ankara Millî Kütüphanede bulunan Nevşehirli Damad İbrahim Paşa koleksiyonundaki 50_Damad_1, 50_Damad_2, 50_Damad_3, 50_Damad_5, 50_Damad_7, 50_Damad_754, 50_Damad_815 envanter numaralı Kur'ân-ı Kerîm'ler tezyînât bakımından incelenmiştir. Bu Kur'ân-ı Kerîm'lerin tezyînâtındaki renk anlayışı, motif özellikleri ve desen anlayışı hakkında değerlendirmeler yapılmıştır.
İzmir Beydağ'daki Osmanlı dönemi mezar taşları
Beydağ, İzmir iline bağlı, Ödemiş'in güney doğusunda, Ödemiş'e 30 km, İzmir'e 130 km. uzaklıkta, Aydın Dağlarının eteklerinde ve yukarı Küçük Menderes havzasında kurulu, eski bir yerleşim merkezidir. Türk tarihinin başlangıcından günümüze dek ölü ve mezar geleneğinin varlığı tarihsel süreç içinde bir takım değişim ve gelişimlerle devam etmiştir. Osmanlılarda özellikle 18. ve 19. Yüzyıllarda sanat eseri kimliği kazanmaya başlayan kitabe ve mezar taşları sonraki dönemlerde de diğer sanat dallarıyla birlikte inkişaf etmiştir. Tez çalışmamız kapsamında Beydağ ilçesinin 19 mahallesinde 228 adet Osmanlı devri mezar taşı tesbit edilmiştir. Bunlardan 157 tanesi erkek, 69 tanesi kadındır. 2 tanesinin de başı ve sonu konu kırık olduğundan cinsiyetleri bilinememiştir. 18. yy'ait 42, 19.yy'a ait 122, 20.yy'a ait 63 mezar taşı vardır. Başlık ve serlevhadan sonra mevtanın bazen kısa hayat öyküsü, bazen ölüm sebebi, kimlik ve kişiliği hakkında manzum veya mensur ifadeler yer alır. 228 mezar taşından 148'i celi sülüs, 64'ü rik'a ve 16'sı da ta'lik hatla yazılmıştır. Beydağ ve mahallelerinde bulunan mezar taşlarının tamamı dikey dikdörtgen formundadır.Silindirik tarzda mezar taşı yoktur. Erkek mezar taşlarının çoğu baş şahideleri başlıklı, ayak şahideleri ise baş şâhideleri gibi dikey dikdörtgen uç tarafı üçgen formundadır. Kadın mezarları da genel olarak dikey dikdörtgen uç tarafı üçgen formundadır.Bir kısmı bitkisel süslemeye göre şekil almış tepeliklere sahiptirler. Anahtar Kelimeler: Mezar taşı, Osmanlı Dönemi,İzmir, Beydağ, Kitabe, Hat
Ankara Altındağ ilçesindeki 12-19.yy arası cami ve mescidlerdeki yazılar
Ankara, tarihte çok sayıda medeniyete ev sahipliği yapmış kadim bir şehirdir. 1071 Malazgirt Zaferi'nden iki yıl sonra 1073'te Selçukluların hâkimiyetine geçen şehir, mescit ve camilerle İslam şehrine dönüşmüştür. Eski dönemlerin izlerini taşıyan yapıların Ankara'da, özellikle Altındağ bölgesinde, kale ve çevresinde yoğun olduğu görülmektedir. Buralarda Roma dönemi yapıları, Anadolu Selçuklu Devleti ve Osmanlı Dönemi yapılarına sıkça rastlanmaktadır. Bu çalışmada, Türkiye'nin başkenti olan ve ilkçağlardan bugüne farklı uygarlıkların yaşadığı Ankara kentinin Altındağ ilçesinde 12-19. yüzyıllarda inşa edilmiş cami ve mescitler ele alınmıştır. Dinî yapıların tezyinatında Hat Sanatı önemli bir yere sahiptir, bu durum göz önüne alınarak bu çalışmamızdaki cami ve mescitlerin hat sanatı açısından incelemesi yapılmıştır. Bu çalışmamızla söz konusu cami ve mescitlerin günümüzdeki durumları tespit edilerek, özellikle bu yapılarda yer alan mihrap, minber, kitabelerdeki yazıların detaylı olarak ele alınması amaçlanmıştır. Bu cami ve mescitlerin tezyinatında farklı alanlarda kullanılmış olan yazılar da inceleme kapsamındadır. Bu yazıların genel özelliklerinden bahsedilerek, fotoğraf ve çizimlerle desteklenerek yazıların içeriğine dair malumat verilmiştir. Bu çalışmada arşiv belgeleri, güncel kaynaklar, fotoğraf ve çizimler kullanılmıştır.
Hattat Çırçırlı Ali Efendi'nin eserleri ve hat sanatına katkıları
Yaşadığı dönemin en seçkin hattatlarından biri olan Şefik Bey'in talebesi olan Hattat Çırçırlı (Haydarlı) Ali Efendi XIX. yüzyılda yaşamış ve bilhassa istifleriyle bu mecrada kilometre taşı olarak addedebileceğimiz mühim bir sanatçıdır. İsmi çokça zikredilmesine rağmen, hakkında müstakil bir eser yazılmamış ve eserleri bir araya getirilerek incelenmemiş olması sebebiyle bu konuyu ele almak istedik. Sanat eserinin kıymetini bilmek için sanatçıyı tanımak lazım gelir. Biyografi çalışmaları bu bakımdan önemli bir yer teşkil etmektedir. Bu çalışmanın konusu Kazasker Mustafa İzzet Efendi ve Sâmi Efendi gibi üstâd-ı kâmil hattatların kendisinden övgüyle bahsettiği Çırçırlı Ali Efendi'nin hayatı ve sanatıdır. Ali Efendi'nin yazılarını çeşitli kaynaklardan toplayıp bir araya getirerek katolog biçiminde sunmaya çalıştık. Anahatar Kelimeler: Çırçırlı Ali Efendi, Hat Sanatı, Hattat, İstif.
Türk ve İslam Eserleri Müzesindeki 16. ve 17.yüzyıla ait seçme eserlerdeki tığ kompozisyonları ve analizleri
Kur'an-ı Kerimlerin sanatsal değerini arttıran tezhip uygulamalarında önemli bir yere sahip olan tığlar; esere zenginlik ve ihtişam katan, zemin boyanarak veya boyanmadan kullanılmak suretiyle belirli sınırlar içerisinde eserin bütünlüğünü koruyarak bitişini gösteren bezeme unsurlarıdır. Tığların asıl görevi "desen ve zemin arasındaki boşluğu dengelemek" olup, tasarım aşamasında öncelikle tığlar çizilerek asıl motif çıkarılmakta, ardından boşlukları doldurmak amacı ile daha küçük tığlar eklenmektedir. Yapıldıkları yerlere göre tasarlanan tığların çeşitliliği de fazladır. Bu meyanda, zahriyeler ve serlevhalardaki tığlar birbirine paralel olarak uzanan oklar şeklindedir. Tuğralarda yer alan yuvarlak ve beyzi madalyonların etrafında kullanılan tığlar ise adeta bir noktadan etrafa yayılan güneş ışınlarına benzemektedir. Ayrıca sayfa kenarında bulunan güllerin uç kısımlarında da tığlar kullanılmaktadır. Bazen tek olarak kullanılırken bazen tığ aralarında selvili tığlar da görülür. Sure ve hizip güllerinde düz zemin üzerine çekilen tığlar olduğu gibi, tığ aralarını doldurmak amacı ile zerefşan, iğne perdahı ve negatif çiçekler de kullanılmıştır. Tığların devirlerine göre de değişen yüzlerce çeşidi vardır. Ama hemen hepsinde motif genişten dara geçerek incelerek son bulmaktadır. Tığ bezemelerinde çoğunlukla çizgi, nokta ve küçük kıvrımlardan yararlanılmıştır. Zamanla rumi geometrik şekiller, bulut ve çiçek motifleri, hayvan figürlerine benzeyen şekiller de görülmüştür.
Osmanlı Dönemi kâğıt paralarının tezyini açıdan incelenmesi ve yorumlanması
Geç dönem Osmanlı sanatı son asırlarda Batı sanatı etkisiyle büyük değişimler geçirmiştir. Bu değişimin miladı, 1720-1721 yıllarında Paris'te büyükelçilik yapan Yirmisekiz Mehmed Çelebi'nin yurda dönmesi olarak kabul edilmektedir. Osmanlı saray çevresi ve zenginleri, Batı'dan gelen bu farklı sanat ve tasarım anlayışıyla yapılmış eşyalara git gide daha fazla rağbet etmiştir. Sanatçılara Batı tarzında siparişler verilmeye başlanmıştır. 18. yüzyılın ortalarından itibaren etkisi net bir şekilde görülen Batı sanatı, Osmanlı sanat anlayışı içinde yorumlanmış ve uyarlanmıştır. Batı sanatında kronolojik olarak düzgün bir şekilde takip edebildiğimiz barok, rokoko ve neoklasik üsluplarının Osmanlı sanatına geç tarihlerde girmesi, Osmanlı sanatında bu kronolojinin sınırlarını şeffaflaştırmış ve takibini zorlaştırmıştır. Osmanlı sanatında barok daha çok mimariyi temsil ederken, rokoko kitap sanatlarını temsil etmiştir. Batı sanatında net bir şekilde birbirinden ayrılan barok ve rokoko üsluplarının Osmanlı sanatında bu şekilde kullanılması, geç dönem sanatındaki karmaşayı göstermektedir. Sultan 3. Selim dönemi(1789-1807) ile görmeye başladığımız neoklasik-ampir üslubuyla eklektik bir anlayış da başlamış, geç dönem üslupları birlikte kullanılmıştır. Mali sorunları ile birlikte farklı çözümlere başvuran Osmanlı Devleti ilk kâğıt parasını 19. yüzyılın ilk yarısında basmıştır. Sanatta yaşananın aksine kâğıt para sistemine zorunluluklardan ötürü geçilmiştir. Halka borçlanma mantığıyla çıkarılan kaimelerin hazinedeki açığı kapatacağı düşünülmüş ancak kısa sürede bu uygulama çok daha fazla soruna yol açmıştır. Borçlar artmış, halk mağdur olmuştur. Sanatta kültürel altyapısızlıktan kaynaklanan karmaşa, kağıt paralarda sistem altyapısızlığından yaşanmıştır. Derinleşen krize çözüm olarak bankalar kurulmuş, çıkarılan ilk kaimeler büyük çabalarla kaldırılabilmiştir. Kaimelerin kaldırılmasıyla 1863'te ilk banknot basılabilmiştir ancak, Devlet her sıkıştığında kaimelere geri dönmek zorunda kalmıştır. Bu süreçte çıkarılan kaime, banknot ve tahvillerin üzerlerinde rokoko ve neoklasik üsluplarda tezyinat bulunmaktadır. SALT Araştırma arşivindeki kağıt paralar ve Alpay Tarhan koleksiyonundaki tahvillerden seçilen örneklerin tezyinatı incelenmiş, dönemin tezyini üslupları ile karşılaştırılmıştır. Anahtar Kelimeler: Rokoko, Neoklasik, Banknot, Kaime, Motif, Tasarım, Osmanlı
Topkapı Sarayı Müzesi Koleksiyonu'nda bulunan on adet aynanın motif, desen ve dönem açısından incelenmesi
Topkapı Sarayı, içindeki hazinelerin ve arşivlerin zenginliğiyle, mimari yapısı ve dokusuyla, duruşundaki ihtişamıyla, İstanbul'un en güzel köşelerinden birine inşa edilmiş abidevi bir yapıttır. Yapımına Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'u fethinden sonra 1460 yılında başlanmış ve bazı eklemelerle genişletilmesi XIX. yüzyıl ortalarına kadar devam etmiştir. Topkapı Sarayı, padişahların ve saray halkının ikamet ettiği ve aynı zamanda dönemin siyasi ve sosyal gereklerinin yerine getirildiği bir idare merkezi olmasıyla beraber atölye ve nakkaşhânelerde çeşitli sanatların usta-çırak ilişkisi içerisinde öğretilip uygulandığı bir akademi olma özelliğini de taşımaktadır.*1* Bu çalışmamızın konusu olan, günlük yaşantımızda çok da farkında olamadığımız ve sıradan bir eşya gözüyle baktığımız aynaların da o dönemde bu ihtişamdan payını aldığını görüyoruz. İncelemesi yapılan aynaların her birindeki tasarım ve süslemelerin, yapıldığı dönemin kültür, sanat ve edebiyatını yansıtmasıyla birlikte bizlere o devirde yaşananları âdeta anlatıyor olması, geçmişte her bir eşyaya verilen ehemmiyeti göstermesi bakımından önemlidir. Tezimizde öncelikle aynalar hakkında genel bir bilgi verilip tarihçesi anlatılacaktır. Saray koleksiyonunda bulunan on adet ayna üzerindeki motif ve desenler tezyini açıdan incelenerek, kullanılan malzeme ve teknikler, yapıldıkları dönemler, medeniyet ve sanatla olan bağlantıları aktarılacaktır. Bu çalışma kapsamında yapmış olduğum iki adet tasarımdan 'Üslupların Dili' isimli çalışmamda on adet aynanın yapılmış olduğu dönemlerdeki tezhib üsluplarının yansımalarını aktarmaya çalıştım. 'Aynanın iki Yüzü' isimli diğer çalışmamda, aynayı kendi haliyle yalın ve içerdiği çeşitli sembollerden biri olan tasavvufla ilgili boyutuyla değerlendirip bir çalışma yapmaya çalıştım. ANAHTAR KELİMELER: Ayna, Topkapı Sarayı, Osmanlı, medeniyet, tezhip, tasarım, maden, eşya, değer, farkındalık. *1* Dr. Hilal KAZAN, XVI. Asırda Sarayın Sanatı Himayesi, Sf.21. İstanbul 2010
Selçuklu çini ve seramiklerindeki fantastik figürlerden günümüze çağdaş uyarlamalar
Fantastik figürler, insanların doğaya karşı verdikleri mücadelelerden, düşmanlardan veya felaketlerden korunmak için hayal güçlerinin etkileriyle oluşturdukları doğaüstü tılsımlı yaratıklardır. Bu figürler, insanların hayal güçlerinin etkilerini taşıdığı gibi aynı zamanda doğada var olan vahşi hayvanların güçlü özelliklerini de barındırmaktadır. Fantastik figürlerin fiziksel özellikleri incelendiğinde ise insan başlı ve hayvan gövdeli veya farklı vahşi hayvanların uzuvlarından bir araya gelen melez bedenleri vardır. Farklı türlerin birleşiminden oluşan hibrit veya bileşik karakterli fantastik figürler, geçmişten günümüze pek çok kültüre ait sanat eserlerinde ve ikonografik sahnelerde karşımıza çıkmaktadır. Fantastik figürlerin gelişim süreci, Selçuklu coğrafyasındaki sanat eserlerinde de sıkça görülmektedir. Özellikle 11- 13.Yüzyıl Büyük Selçuklu ve Anadolu Selçuklu Dönemi çini ve seramik eserlerde sfenks, grifon, siren (harpi) ve ejder figürlerinin tasvir edildiği bilinmektedir. Fantastik figürler taşıdıkları uğurlu anlamları bulundukları kompozisyonlar içerisine yansıtmıştır. Kompozisyonlar içerisinde fantastik figürler, eserlerde tek başına tasvir edildikleri gibi çeşitli ikonografilerde de yer alarak farklı sahnelerin oluşmasına katkıda bulunmuş ve bunun yanı sıra üç boyutlu figürinler olarak da karşımıza çıkmıştır. Tek başına fantastik yaratıkların tasvir edildiği kompozisyonlarda bu tılsımlı figürler, çoğunlukla formların merkezinde resmedilmiştir. Bunun yanı sıra fantastik figürler, ikonografik sahnelerdeki farklı kompozisyonlara da dâhil olup tılsımlı özelliklerini esere yansıtmıştır. İkonografik sahneler arasında hükümdar ve taht, avcı ve süvari, orman temalı av, müzisyen ve eğlence tasvirli kompozisyonlarda fantastik figürler boy göstermiştir. Ayrıca fantastik figürler, bazı kompozisyonlarda astroloji ve burçlar kuşağı gibi birçok temaya göndermeler yaparak çeşitli sembolik anlatımların oluşumunu sağlamıştır. Bugün dünya çapındaki önemli müzelerin ve özel koleksiyonların içerisinde yer alan eserlerde, fantastik figürlerin bulunduğu örneklere rastlanmaktadır. İncelenen çini ve seramik eserler ışığında oluşturulan katalog çalışmasında, fantastik figürlerin tasvir edildiği örnekler üzerinde birçok farklı teknikte ve formda üretim olduğu görülmektedir. Çeşitli çini ve seramik eserler üzerinde gözlemlenen fantastik figürlerin, stilizasyon, tema, kompozisyon ve sahneleme çalışmaları incelenip değerlendirmeler yapılmıştır. Yapılan incelemeler sonucunda fantastik figürler, özgün bir desen tasarımına dâhil edilip eser çalışması gerçekleştirilmiştir. Çini panoya ve seramik forma uygun bir şekilde hazırlanmış fantastik figürlü desenler, sır altı tekniğinde uygulanıp fırınlanmıştır. Böylece fantastik figürler üzerine odaklanan eser metni çalışması, katalog çalışması ve özgün bir eser tasarımı süreciyle beraber tamamlanmıştır.
11-13. yüzyıl Selçuklu sanatındaki gezegen-burç tasvirlerinden çini panoya uyarlama
Antik çağlardan beri gökyüzünün gizemini çözmeye çalışan insanoğlu, gökte gördüğü cisimlere çeşitli anlamlar yüklemiştir. Özellikle geceyi ve gündüzü meydana getiren Güneş ve onun yokluğunda ortaya çıkan Ay ilahlaştırılmıştır. Dünya üzerindeki etkisini gözlemledikleri bu ilahi varlıkların yaşadıkları alem zamanla merak konusu olmuş ve gök, bilinçli olarak gözlenmeye başlanmıştır. İnançları gereği zamanı net bir şekilde hesaplaması gereken Müslümanlar, bunun için göğü bir takvim ve saat gibi kullanmışlardır. Hareket halinde olan gezegenleri ve sabit duran yıldızları dikkatle izlemiş ve gök biliminde kendilerini geliştirmişlerdir. Kendilerinden önce eski Yunanlılarca ortaya konmuş bilgi mirasına kendi bilgilerini gözlemlerini ekleyen İslam âlimleri, ilahlaştırdıkları göksel cisimler için fantastik bir evren tasarlamışlardır. Tasarlanan bu evrende gezegenlere insan vasıfları yüklenmiş ve yıldızlar çeşitli hayvan ve nesnelerle benzetilmiştir. Burçlar kuşağı da denilen hayali bir çember üzerinde sabit durduğuna inanılan on iki takım yıldızın ve yörüngeleri üzerinde hareket ederken bu yıldızlara uğrayan gezegenlerin insanoğluna mesaj verdiği düşünülmüştür. Gökten gelen bu mesajları okumak için astrolojiye ihtiyaç duyulmuştur. İslam coğrafyasında geniş topraklara yayılmış Selçuklu kültüründe astroloji, oldukça önemsenmiştir. Göğü gözleyip kehanetlerde bulunan müneccimler Selçuklu saray yaşamında ve savaşlarda danışman gibi görülmüştür. Kültürde bu kadar önemli bir yere sahip ilahi gezegenlerle, çeşitli şekillere benzetilmiş burç takımyıldızları, 11-13. yüzyıl Selçuklu sanatında da sıklıkla işlenen bir konu olmuştur. Selçuklu Devleti hâkim olduğu geniş coğrafyadaki sanatçıları tek bir otorite altında toplamıştır. Bu yetenekli sanatçılar da Selçuklu sanatı çatısı altında muhteşem eserler üretmişlerdir. Bu çalışmada Selçuklu sanatının maden, taş kabartma, minyatür, seramik, çini gibi sanat dallarında görülen gezegen-burç tasvirleri incelenmiştir. Yapılan araştırmalar sonucunda eserlerde tekrar eden motif, figür ve sahneler tespit edilmiştir. Eser metninde her gezegen ve burca ait tasvir detaylarına değinilmiş ve karakteristik özellikleri vurgulanmıştır. Özellikle maden sanatında sıklıkla görülen astrolojik tasvirler, incelenen eserlerin büyük çoğunluğunu oluşturmuştur. Asıl odak noktamız olan çini ve seramik eserler ise ayrı bir alt başlıkta ele alınmıştır. Selçuklu dönemi gezegen-burç tasvirleri üzerine yapılan incelemeden yola çıkarak çağdaş bir çini pano tasarımı yapılmıştır. Panoda kullanılan figür ve motiflerde, dönemin eserlerinde tekrarlanmış tasvir özellikleri ve kompozisyon biçimleri dikkate alınmıştır. Çıkış noktası bu karakteristik özellikler olan tasarımlar oluşturulmuş ve panoda uygulanmıştır. Çeşitli ebatlarda dairevi çinilerden meydana gelen panoda sır altı tekniği ile kazıma-kabartma teknikleri kullanılmıştır. Anahtar Kelimeler: Selçuklu sanatı, gezegen-burç tasviri, çini.
Hacı Selim Ağa Yazma Eser Kütüphanesi koleksiyonlarındaki katı' ciltlerin teknik ve desen analizi
Tarih boyunca toplumların ortaya koydukları geleneksel bezeme sanatları, o toplumun öz kültürünü oluşturan değerli belgelerdir. Geleneksel sanatlar dahilinde yer alan kitap sanatları kültürün tanıtılması ve yaşatılmasında büyük önem taşımaktadır. Bir yazma eser, cilt, katı', minyatür, tezhip, hat ve ebru, vb. sanatların bir bütünün parçaları olarak kullanılması sonucunda oluşturulur. Araştırma konusu Hacı Selim Ağa Yazma Eserler Kütüphanesinde bulunan yazma eserlerin ciltleri arasında dış ve iç kaplarında Katı' tekniği uygulanmış olan çeşitli/ farklı örneklerin desenlerinin belgelenmesini kapsamaktadır. Araştırmada Hacı Selim Ağa Yazma Eserler Kütüphanesi'nin Hacı Selim Ağa, Nurbanu Sultan, Yakup Ağa, Kemankeş Abdülkadir Emir Hoca ve Aziz Mahmut Hüdayi koleksiyonlarındaki bulunan ciltler incelenmiştir. Koleksiyonlar içinde, Hacı Selim Ağa yazmalarında on üç adet, Nurbanu Sultan yazmalarında iki adet olmak üzere toplam on beş adet katı'(müşebbek) cilt tespit edilmiş; eserlerin teknik ve desen analizi yapılmıştır. Hacı Selim Ağa Kütüphanesi'ndeki katı' ciltleri XV. ve XVI. yüzyıllara tarihlenmişlerdir. Dış kab tasarımında rûmi, bulut ve bitkisel motiflerin kullanıldığı, kab içinde ise, rûmi ve bitkisel motiflerin yer aldığı desenlerin dönemlerinin tezyinî üslup/karakteristiğine uygun şekilde tasarlandıkları görülmektedir. Tez kapsamında incelenmiş olan yazma eserler daha önce herhangi bir yayında yer almadığından, bu araştırma sonucunda sanat dünyasına kazandırılmaları mümkün olmuştur.
Süleymaniye Yazma Eser Kütüphanesi'ndeki Turhan Valide Sultan Koleksiyonu'na ait saz üslûbundaki ciltlerin teknik ve desen analizleri
Türk toplumunun sosyo-kültürel ve günlük yaşamında belirleyici bir öge olan sanat, toplumu bir arada tutan örf, âdet, gelenek, görenek ve kültürel yapı ile bir bütündür. Matbaanın icadından önce el yazması eserler hat, tezhip, ebru, minyatür, cilt, katı' sanat dallarının bir araya gelmesiyle ortaya çıkmıştır. Cilt Sanatı, Geleneksel Türk Sanatları içinde hem kapsayıcı hem de tamamlayıcılığı açısından önem arz etmektedir. Kâğıdın icadından önce papirüs ve parşömen gibi malzemeler üzerine yazılmış ve korunması için de muhtelif çözümler üretilmiştir. Fakat kâğıdın icadıyla birlikte ciltçilik önemli bir ivme kazanmıştır. Klasik sanatların birçok dalında olduğu gibi cilt sanatında da en güzel örneklere XVI. yüzyılda rastlanmıştır. Tez kapsamında incelenen koleksiyondaki eserlerin ciltlerinin XVII. yüzyıl sonu ile XVIII. yüzyıl başına ait olduğu düşünülmektedir. Bu yüzyıl eserlerinde motif zenginliğinde ve işçilikte XVI. yüzyıldaki klasik anlayışın devam ettirildiği görülür. Motiflerdeki çeşitlilik dönemin sonlarına doğru azalmıştır. Klasik devirdeki işçilikle bu dönemdeki işçilik arasında farklılıklar gözlemlenmiştir. XVII. yüzyılın sonlarından XVIII. yüzyıl başlarına doğru bir taraftan klasik devrin geleneği devam ettirilirken diğer yandan batı sanatının etkileri kendini göstermeye başlamıştır. Bu tez kapsamında kütüphanede yer alan Turhan Valide Sultan Koleksiyonu'nda mevcut olan 352 cilt incelenmiş ve 15 adet saz üslûbu tezyînatlı ciltler araştırma tezine dahil edilip, analiz edilmiştir. İncelenen ciltlerin 14'ü Arapça, 1'i ise Türkçedir. Arapça olan ciltlerin içeriği Kur'an-ı Kerim, İslam Tarihi ve Hadis, Tefsir, Fıkıh gibi dini kitaplardır. Türkçe olan cilt ise İran edebiyatına aittir. Zahriye ve serlevha sayfalarında tezyinî unsur ihtiva eden bölümlerin görselleri de değerlendirme bölümünde sunulmuştur. Koleksiyondaki 15 adet saz üslûbu cildin çizimleri yapılmıştır. Süleymaniye Yazma Eser Kütüphanesi, Turhan Valide Sultan Koleksiyonu'ndaki saz üslûbu ciltler, bezeme özellikleri açısından XVII. ve XVII. yüzyıla ait örnekler içermektedir. Tamamlanmış olan tez çalışması ile koleksiyondaki saz üslubu ciltler gün yüzüne çıkarılmış ve Türk Cilt Sanatı araştırmalarına katkı sunulmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Türk İslam Sanatı, Türk Cilt Sanatı, Saz Üslubu, Süleymaniye Yazma Eser Kütüphanesi, Turhan Valide Sultan Koleksiyonu.
Tophane kasrı bezemelerinin analizi ve dönemsel özellikleri
Yüzyıllardır süregelen klasik dönem bezeme anlayışına bakıldığında rumi, hatai ve benzeri motiflerin oluşturduğu ve uygulama kurallarına sıkı sıkıya bağlı bir yapının ardından Batılılaşma dönemi denilen bir sürecin getirisi olarak sanat alanlarımızda geç dönem bezeme unsurlarının kullanıldığı ve motif-desen kültürünün batı menşeili olduğu görülen bir dönemin yaşandığı anlaşılır. Barok, Rokoko, Ampir gibi sanat akımlarının Anadolu coğrafyasına gelerek yerleşmesi ile kullanılan bezeme tarzına "eklektik" de denilmektedir. Bu bağlamda ele aldığımız Tophane Kasrı yapısı tarihi ve kültürel alt yapısıyla birlikte Tophane semtinin sosyolojik, ekonomik yapısına da katkı sağlamış mimari bir yapıdır. Yapının mimari özellikleri, yapım ve uygulama teknikleri, çalışılan mimarı ve en önemlisi de içinde dışında barındırdığı mimari bezeme programlarıyla bir döneme damgasını vurmuş olan "Barok" tarza, konumu, mimarisi ve fonksiyonlarıyla, damgasını vurmuş bir yapıdır. Yapımından günümüze kadar süre gelen Tophane kasrı bezeme özelliklerinin iç mekân süslemelerinin kalemişi konusundaki süreci tezin konusunu oluşturmaktadır.
Oryantalist resimlerde yer alan Anadolu halılarının incelenmesi ve geleneksel tekstil teknikleriyle yeni uygulama yorumları
Oryantalizm, Napolyon'un 1798 Mısır Seferi ile başladığı kabul edilen ve Doğu Bilimi (Şarkiyatçılık) anlamı taşıyan bir kavramdır. Batı dünyasının Doğu'yu algılayış şekli olarak da tanımlanabilen Oryantalizm, 18. yüzyılın sonlarında başlayıp 20. yüzyılın başlarına değin bilim ve sanat alanlarında Batı coğrafyasını etkisi altına almıştır. Batılı ressam, tüccar ve gezginler ülkelerinden siyasi nitelikler taşıyan görevler alarak Doğu'ya seyahat etmişler, bu seyahatler sonucunda ise görsel belge niteliği taşıyan Oryantalist resimlerin yer aldığı kitap ve kataloglar ortaya çıkmıştır. Bu resimlerin etkisiyle Batı'dan Doğu'ya ticaret, turizm gibi alanlarda gelişmeler meydana gelmiştir. Oryantalist resim bir akım değil, konular bütünüdür. Oryantalist ressam olarak nitelendirilen sanatçılar, yaşadıkları dönem içerisinde ilgi gören Doğu topraklarını ve oradaki yaşantıyı benimsedikleri akımlar ile resmederek, her biri Doğu'yu kendi bakış açılarıyla yansıtmıştır. Doğu topraklarını ziyaret ederek resmeden ressamlar olduğu gibi, ziyaret etmeden, sadece hayal gücünü kullanarak resim yapan sanatçılar da ortaya çıkmıştır. Bu ressamlar tablolarında, edebi yapıtlar ve seyyahların notlarından ilham almışlar, kendi hayal dünyaları ile dönemin popüler kültürünü sentezleyerek resimlerini meydana getirmişlerdir. Doğu mimarisinin tüm detaylarıyla resmedilmeye çalışıldığı Oryantalist resimlerde kullanılan halılar, en çok dikkat çeken eşyalardan olduğu için çoğu ressam tarafından önemli bir detay olarak kullanılmıştır. Oryantalizm ve Oryantalist resim; ülkemiz için önem taşıyan bir konudur. Batının Anadolu'ya ve Türk kültürüne ilgisi nedeniyle oluşan oryantalist resimler ve bu resimlerde yer alan Anadolu halıları, kültürümüz hakkında belge niteliği taşımakta ve büyük önem arz etmektedir. Bu çalışma ile öncelikle Oryantalist resmin estetiği incelenmiş, Oryantalist estetik anlayışıyla yapılan bu resimlerdeki Anadolu halılarının öne çıkarılması hedeflenmiş ve resmedilen halılardan yararlanılarak yeni tasarım ve uygulamalar oluşturulmuştur. Anahtar kelimeler: Anadolu, Geleneksel, Halı, Oryantalizm, Oryantalist, Resim, Tekstil.
Trabzon Keşan bezinin sürdürülebilirliği üzerine güncel uygulama önerileri
Birçok uygarlık Anadolu'nun stratejik konumu sebebiyle Anadolu topraklarında yaşamıştır. Tüm bu uygarlıklardan gelen inanış, anlayış, estetik yargılar birleşerek kültürümüzü oluşturmaktadır. Türk kültürünü oluşturan sanat değerlerimizin arasında dokumalarımız da yer almaktadır. Dokuma sanatı, Türk toplumları arasında önemli bir yer edinmiştir. Göçebe hayat süren Oğuzların Türkmen ve Yörük boyları, göç ettikleri yerlerde yaşan diğer toplumlarla iletişim kurmuşlardır. Kendi karakteristik özelliklerini koruyarak karşılaştıkları toplumların kültür sanat anlayışından etkilenmişlerdir. Bu sayede Türkler kendilerini sürekli geliştiren toplum olmuştur. Anadolu topraklarına göç eden Türkler dokuma sanatlarını Anadolu'nun zengin kültür ve sanat anlayışla birleştirerek geliştirmişlerdir. Dokuma sanatımız kültürlerarası etkileşimi sağlayan belge niteliğini taşıyan sanat eserlerimiz arasında yer almaktadır. Dokumalar, Türklerin zengin kültür anlayışını, inanış biçimlerini, ince sanat anlayışını gözler önüne seren sanat eserlerimizdir. Bu bağlamda dokuma sanatımız Türklerin ne kadar köklü bir geçmişe sahip olduğunu göstermektedir. Dokumacılık, Anadolu'nun neredeyse tüm bölgelerinde yapılmaktadır. Her bölge kendi coğrafi özelliklerine, kültür anlayışına ve inanışına göre dokumalar yaparak sayısız dokumalar ortaya çıkmıştır. Doğu Karadeniz bölgesinde dokunan dokumalar yöre insanın ve bölgenin özelliklerini yansıtmaktadır. Bölgenin çeşitli illerinde mekikli dokumalar ön plana çıkmaktadır. Trabzon ilinde de Trabzon Keşan bezi mekikli dokumalar arasında yer almaktadır. Doğu topraklarından Anadolu topraklarına ticaret yolları üzerinden gelen ikat dokuma sanatı Anadolu'nun mekikli dokumalarında yerini bulmuştur. İkat dokuma sanatı Anadolu kumaşlarında Gaziantep'te dokunan Kutnu bezinde ve Trabzon'da dokunan Trabzon Keşan bezinde görülmektedir. İkat dokuması, Anadolu dokumalarının karakteristik özellikleriyle birleşerek kendine yeni geleneksel dokumalar üzerinde yer bulmuştur. "Trabzon Keşan Bezinin Sürdürülebilirliği Üzerine Güncel Uygulama Önerileri" başlıklı Sanatta Yeterlilik Eser Metni dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm giriş kısmından meydana gelmektedir. Burada konunun amaç, kapsam ve yöntemi belirtilmiştir. İkinci bölümde Trabzon ilinin tarihçesi, kültürel, toplumsal ve sosyolojik yapısı ele alınmıştır. Aynı bölümde bezin dokuma özellikleri tek tek incelenmiştir. Bezin desen yapısı, renk olgusu, dokumada kullanılan malzemeler, dokuma aşamaları anlatılmıştır. Üçüncü bölüm tezin ana kısmını oluşturmaktadır. Araştırılan geleneksel Trabzon Keşan Bezi dokumasından yararlanarak yeni deneysel dokumalar yapılması planlanmıştır. Planlanan dokumaların ilk önce siyah-beyaz eskizleri daha sonra renkli eskizleri yapılmıştır. Bu eskizler doğrultusunda armürlü mekikli tezgâhta deneysel dokumalar dokunmuştur. Dördüncü bölüm sonuç kısmından meydana gelmiştir. Trabzon Keşan Bezi üzerinden yola çıkılarak yapılan tüm araştırmalar sonucu Anadolu dokuma sanatının önemi, bu sanat değerlerimizin ulusal ve yerel yönetimlerce koruma altına alınması ve geleneksel dokumalarımızın ulusal kimlik özelliklerini koruyarak günümüz çağdaş sanatına ulaşılması gerekliği vurgulanmıştır.
Topkapı Sarayı'ndaki su mimarisiyle ilgili yapıların taş tezyinatının desen ve sembolizm yönünden incelenmesi
Topkapı Sarayı; kapladığı yedi yüz bin metre kare alanda dört asır boyunca her padişah döneminde, ihtiyaca göre ilave edilen yeni yapılarla birlikte Osmanlı Devleti'nin yönetim merkezi ve Osmanlı padişahları ve saray mensuplarının ikametgâhı olmuştur. Bu alanda yer alan çeşme, şadırvan, selsebil, fıskiyeli havuz ve hamamlar saray için inşa edildiklerinden, bu eserler farklı form ve özenli tezyinatı ile öne çıkan gösterişli, Türk mimarisine has yapılardır. Bu eserlerin taş bezemeleri ise motif ve kompozisyon bakımından,inşa edildikleri, XV. yüzyılın ikinci yarısından XIX. yüzyıla kadar hakim olan beğeni ve üslup özelliklerini bir arada ortaya koyan bir belge niteliğindedir. Hazırlanan tezde; Topkapı Sarayı'nın birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü avluları ile bu avlularda yer alan binaların içindeki ve Harem Dairesi'ndeki su mimarisine ait yapıların; ayrıca Topkapı Sarayı'nın avluları dışında beşinci yer olarak tanımlanan Fatih Sultan Mehmed'in yaptırdığı ve Topkapı Sarayı'nın ilk yapısı Çinili Köşk'teki oda çeşmesi, Osmanlı padişahlarının hasbahçesi Gülhane Parkı'nın çeşmeleri, Darphane/Koz Bekçileri Kapısı önündeki çeşme aynalarının da fotoğrafları çekilerek, bu eserlerin çizimleri yapılmış, bezemeleri yapıldıkları dönemin beğeni ve üslup özellikleriyle birlikte değerlendirilerek, bu motiflerin su sembolizmiyle ilişkisi ortaya konulmuştur.
TSMK A. 5 VE TSMK E. H. 58 numaralı Mushaf-ı Şerîf'lerin tezhip sanatı açısından mukayeseli analizi
Osmanlı Devleti, XV. yüzyıl sonunda hem sanat eserlerinde hem de kültürel hareketlerde klâsik öncesi değişimin yoğunlaştığı dönem olmuş, XVI. yüzyılda ise altın çağını yaşamıştır. Padişahların sanata verdiği ehemmiyet ve sanatçı himâyesi neticesinde, kitap sanatlarında yüzyıllar boyunca varlıklarını sürdürecek nâdide eserler ortaya konulmuştur. Sultan II. Bayezid Dönemi'nde, Şeyh Hamdullah'ın hat sanatına getirdiği yenilik, kitap sanatlarında tezhipli sayfalara da yansımıştır. Padişahlara hediye edilen tezyînatlı Mushaf'lar, tezhip sanatı açısından en güzel örnekleri teşkil etmektedir. Bu eserlerden biri, Şeyh Hamdullah'ın Sultan Bayezid'in tilâveti için istinsah ettiği ve tezhibini Hasan b. Abdullah'ın yaptığı, TSMK A. 5 envanter numaralı Kur'ân-ı Kerîm'dir. Bir diğeri ise, Abdullah b. İlyas'ın Kânunî Sultan Süleyman'ın tilâveti için istinsah ettiği ve Bayram b. Derviş Şîr'in tezhibini yaptığı TSMK E. H. 58 envanter numaralı Kur'ân-ı Kerîm'dir. Bu Mushaf'lar ihtişamlı görünümleriyle, döneminin doruk noktasındaki sanat zevkini ortaya koymaktadır. Sanatkârlar ile alakalı bilgilerin yer aldığı kaynaklarda, Mushaf'ların hattat ve müzehhiplerinin, birbirlerinin çağdaşı ve geleneklerinin taşıyıcısı olduğu bildirilmektedir. Çalışmamızda erken klâsik dönem ve klâsik dönemde, Osmanlı Devleti'nin siyasî, ilmî, kültürel ve sanatsal açıdan görünümü hakkında genel bilgi verilmiş, Mushaf'lar, hattat ve müzehhipler kısaca tanıtılmıştır. Mushaf'ların zahriye, serlevha, sûrebaşı, mushaf gülleri, duraklar ve ketebe sayfası tezhiplerinin mukayeseli analizi yapılmıştır. Bu araştırmalar ışığında hazırlanan tezde, Mushaf'ların bezemelerinin yapıldığı yıllarla ilgili olarak, sanat özelliklerinin farklılığı ve sanatkârların tasarımları üzerindeki etkileri, gelenek olarak birbirini takip eden iki müzehhibin tasarımlarında desen, kompozisyon, renk gibi üslûp benzerlik ya da farklılıklarının eserler üzerinden tespit edilmesi amaçlanmıştır.
İslâm sanatlarında kullanılan tezyîni rûmînin analizi
İslâm sanatlarında birçok motif bulunmaktadır. Bu motiflerden en çok kullanılanları bitkisel ve hayvansal kökenli olanlardır. Rûmî motifi eski Türklerden bu yana bezemelerde yer alan figürler arasındadır. Rûmîlerin bir çeşidi olan tezyini rûmîler İslâm sanatlarının vazgeçilmez tezyinat öğesi olmuştur. Tezyini rûmînin en eski örnekleri Anadolu Selçukluları döneminden günümüze ulaşan taş eserlerde görülmüştür. Bu mimarî parçalar ve mezar taşlarının üzerindeki rûmî bezemelerinin iç bünyelerinde geometrik formlarda desenlere rastlanmıştır. Tezyini rûmî motifinin yolculuğu XVI. yüzyıl Osmanlı sanatında iç bünyelerinde bitkisel ve bulutlu desenlerin de eklenmesiyle en güzel şeklini almıştır. Araştırmamızda İslâm sanatlarının, tezhip, minyatür, çini, dokuma sanatları ile taş ve maden işçiliklerinde tezyini rûmîlerin seçili örnekleriyle beraber analizleri yapılmaya çalışılmıştır. Anahtar kelimeler: İslâm Sanatları, Tezhip, Motif, Rûmî, Tezyini
İbrahim Hakkı Konyalı Kütüphanesi'ndeki ebrulu ciltler
XIII. yy.'de Uygur Türkleri'yle başlayan Türk ciltçiliği tarih boyunca farklı üslûp özellikleri benimseyerek gelişim göstermiştir. Türklerin İslâmiyet'i benimsemeleriyle birlikte sanat anlayışı da büyük bir ivme kazanmıştır. Kitaba verilen değer onun muhafaza ve tezyîn edilmesinde de kendisini göstermiş ve nihâyetinde bunu bir sanat dalı haline getirmiştir. XV. yy.'de sağlanan siyasî istikrarla birlikte Selçuklu sanat anlayışının temelleri üzerinde gelişen diğer sanat dalları gibi cilt sanatı da büyük bir gelişim göstermiş ve Osmanlı klasik üslûbunu meydana getirmiştir. XIX. yüzyıla gelindiğinde matbaanın yaygınlaşması ile birlikte el yazması kitaplar eskiye nazarân azalmış ve buna bağlı olarak tezyinî sanatlarda da bir gerileme görülmüştür. Bu dönemde el yazmaları devlet kütüphaneleri ve müzelerinde bulunmakla birlikte şahsî kütüphanelerde de yerini almıştır. Bu şahsî kütüphanelerden birisi de İbrahim Hakkı Konyalı Kütüphanesi'dir. Bu çalışmada mezkûr kütüphanedeki cilt örnekleri incelenerek ciltlerin teknikleri, kullanılan malzeme, kitabın kabında, kap içinde ve yan kağıdında kullanılan ebrular detaylıca çalışılmıştır. Türkiye kütüphane ve müzelerinde bulunan, tezyinât açısından çok zengin olan el yazmaları Türk-İslâm sanatları açısından incelenmeye muhtaç bir alandır. Bu çalışmayla yazma eserlerin kataloglanmasında bibliyografik özelliklerin yanında fiziksel tavsifin de önemine dikkat çekilmek istenmiştir. Anahtar kelimeler: Cilt, Ebru, Ebrulu Cilt, İbrahim Hakkı Konyalı
Topkapı Sarayı Müzesi Harem Dairesi III. Murad Has Odası çini tezyinatının incelenmesi
İstanbul'un fethinden sonra inşâ edilen Topkapı Sarayı, padişahların hem evi hem de devlet işlerini yürüttüğü yer olmuştur. Topkapı Sarayı Harem Dairesi'ne ilk defa kendine ait yatak odası yaptıran III. Murad'tır. III. Murad Has Odası mimarî planıyla beraber süslemeleri de dönemin sanat bakımından önemli örnekler arasında yer almaktadır. 16. yüzyılda Harem Dairesi'ne yeni bir soluk getiren III. Murad Has Odası'nın, tezyinât detayları, desen kurgusu, renk kullanımı, motif çeşitliliği, kullanılan tekniklerle hem yazlık hem de kışlık odası incelenmiştir. Çalışma, üç bölümden oluşmaktadır: Birinci bölümde III. Murad Has Odası'nın içinde bulunduğu Topkapı Sarayı hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde III. Murad'ın hayatı, saltanat yılları ve döneminin sanat ortamı ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise III. Murad Has Odası'nın süslemeleri, kullanılan teknikler, motifler ve desen kurgusu bakımından ayrıntılı yapılmış çizimler aracılığıyla analiz edilmiştir.
İstanbul Kılıç Ali Paşa Camii çinilerindeki hatlar
Klasik Osmanlı mimarîsinin mühim eserleri camilerimiz, iç mimarînin vazgeçilmez bir tezyînî unsuru durumundaki hat sanatının gelişim seyrinin takibi açısından önemli bir uygulama alanı olarak karşımıza çıkmaktadır. Osmanlı Cihan Devletinin siyasi olduğu kadar, kültürel anlamda da başkenti olarak bilinen İstanbul, fetih sonrası asırlarında birbirinden güzel mimarî eserlerin beşiği olmuştur. Bir medeniyeti yansıtan kültür hazineleri camilerimiz, en parlak dönemini Sinan yapılarıyla gerçektirmiştir. Bu çerçevede "İstanbul Kılıç Ali Paşa Camii Çinilerindeki Hatlar" tezimizin araştırma konusudur. İznik ürünü, sır altı tekniği çini panolardaki hatlar pencere alınlıklarında ve mihrap üstünde yer almaktadır. Kaptan-ı Derya Kılıç Ali Paşa tarafından Mimar Sinan'a yaptırılan (M.1580) söz konusu cami, Karahisâri üslûbunu benimseyen Hattat Yusuf Demircikulu'nun taşa ve çiniye aktarılan celî hatlarıyla bezenmiştir. Özellikle cami ana giriş kapısının üzerinde yer alan müsennâ kitâbe hat sanatının önemli istifleri arasına girmeyi başarmıştır. Araştırmada, özellikle çinilerdeki yazılar üzerinde durulmuştur. Mimarîde mekân ile metin ilişkisinin önemi ve yazıdaki motifler incelenmiştir. Caminin bânisi, mimarı ve hattatı hakkında ayrıca bilgiler verilmiş ve yazının mimarîdeki önemine ışık tutulması amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Mimar Sinan, cami, hat, çini, mimarî
Kuveyt Tareq Rajab Müzesinde bulunan Osmanlı hat eserleri
Bu çalışma Kuveyt'te bulunan Osmanlı hat koleksiyonu için bir kültür envanteri çıkarmayı ve mevcut eserlerin belgelenerek Türkçe literatüre kazandırılması yoluyla hat sanatı tarih yazımına katkı sunmayı amaçlamaktadır. Araştırmanın konusu ve yöntemi, müzenin içeriği ve tarihsel arka planı hakkında literatürden ve tez kapsamında gerçekleştirilen yarı yapılandırılmış görüşmelerden elde edilen bulgulara giriş kısmında yer verilmiştir. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde müze kurucuları ve tarihçesine ayrılmıştır. İkinci bölümde müze koleksiyonu, üçüncü bölümde hat sanatının Osmanlı seyri kullanılan yazı çeşitleri ekseninde ele alınmış, ekoller ve öne çıkan isimler üzerinden anlatılmıştır. Osmanlı hat ekollerinin öncü isimlerinin çok sayıda eserlerinin de bulunduğu müzenin hat koleksiyonu henüz yeterince belgelenmemiş ve çalışılmamış durumdadır. Bu çalışma ile müzedeki Osmanlı dönemi hat eserlerinin künyeleri oluşturulmuş ve bu incelenen eserler üçüncü bölümde katalog halinde sunulmuştur. Araştırma, sadece Osmanlı dönemine odaklanmış olup, bu sınırların ötesinde yazılmış eserler çalışmaya dahil edilmemiştir. Katalog bölümünde müzede bulunan el yazmaları, fermanlar ve hat sanatının kakma ve nakış gibi diğer zanaatlardaki uygulamaları hariç olmak üzere 147 adet hat eseri (kıt 'a, Hilye-i Şerif, levha ve murakkaa) yer almaktadır. Son bölümünde elde edilen sonuçların yanı sıra koleksiyonun geliştirilmesi ve ileride yapılabilecek araştırmalar için önerilere yer verilmiştir.
Batı etkisindeki Osmanlı camilerinde hat -İstanbul'daki 8 cami bağlamında-
Nuruosmaniye, Ayazma, Lâleli, Beylerbeyi, Nusretiye, Hırka-i Şerif, Ortaköy ve Yıldız Camileri geç dönem Osmanlı Batı etkisinde inşâ edilmiş mimarî eserlerdendir. Mimarî ve tezyînî açıdan oldukça ihtişamlı görünen bu camiler döneminin önde gelen mimarları tarafından yapılmışlardır. Ele alınan camilerin her biri dış ve iç mekân tezyînatıyla ve özellikle de hatlarıyla ayrı bir çalışma konusu olabilecek özellikte olup, seçilmiş sekiz cami bağlamında bu camilerdeki celî sülüs, celî ta'lik ve celî kûfî yazı örnekleri tezimizin konusunu oluşturmuştur. Mumcuzâde Mehmed b. Ahmed, Mustafa Râkım ve Kazasker Mustafa İzzet başta olmak üzere dönemin meşhur pek çok hattatının yazıları bu camileri süslemektedir. Çalışmada esas olarak camilerin iç ve dış mekânlarında bulunan yazıların hat sanatı bakımından tanıtılması amaçlanmıştır. Öncelikle Osmanlı mimarlık teşkilatı ve batı etkisinde eser veren Osmanlı mimarları ele alınmış, akabinde Osmanlı cami mimarîsinde mimarî ve hat ilişkisi üzerinde durularak batı etkisinde gelişen mimarînin cami mimarîsine olan etkileri mevzu edilmiş ve esas konuya geçiş yapılmıştır. Burada camiler kronolojik sırayla ele alınarak dış ve iç mekânlarında bulunan hatların görselleri sunulmuş, metin ve mekân alâkasına dikkat çekilerek yazıların teknik ve estetik özellikleri incelenmiştir. Son bölümde ise söz konusu camilerdeki hatlar birbirleriyle karşılaştırılarak değerlendirmeye tabi tutulmuş, bu arada restorasyonlarda karşılaşılan problemlere de değinilmiştir. Hat sanatı tarihi araştırmalarına katkı sağlayacağını umduğum bu çalışmanın sonunda vardığım bir sonuçtur ki, batı etkisinde inşâ edilmiş bu Osmanlı yapılarında, Türk geleneklerini yaşatan tek unsur celî hatlardır. Anahtar Kelimeler: Batı Etkisindeki İstanbul Camileri, Hat Sanatı, Mimarî, Celî Sülüs, Celî Ta'Lik, Kûfî.
Topkapı Sarayı Müzesi'ndeki XV. ve XVI. yüzyıllara ait padişah kaftan desenlerinin tezyinat yönünden değerlendirilmesi
Osmanlı Devleti'nin fetihlerle kazandığı toprakları hızla artıp askeri ve idari alanda da güçlendiği XV. ve XVI. yüzyıl, ilmi ve iktisadi alanda da kıymetli gelişmelerin yaşadığı bir dönem olmuştur. Bu gelişmeler sanata da olumlu olarak yansımış ve birçok alanda kıymetli eserlerin verildiği bir dönem olmuştur. Hat, tezhip, minyatür, çini, cilt, halı ve dokuma gibi birçok alanda sayısız eserler ortaya konmuştur. Çalışmanın esas araştırma konusu olan Topkapı Sarayı Müzesi'ndeki XV. ve XVI. yy.'lara ait padişah kaftanları dönem sanatının yansıtıldığı en somut örneklerdendir. Kaftanlar bir statü unsuru olarak kullanılmalarının yanı sıra ihtişam ve zarafeti bir arada barındıran sanat eserleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Bezeme sanatının her dönem kendini yenileyerek zenginleştiği ve birçok alanda uygulandığı görülmektedir. Dönemin eserlerinde rastlanan motifler dokuma sanatında da özel olarak üretilen padişah kaftan kumaşlarında uygunlanmıştır. Bu çalışma dönemin tezhip sanatı ve sanatkârları, padişah kaftanlarının özellikleri ve tezyini açıdan incelendiği üç ana bölümden oluşmaktadır. Değerlendirme bölümünde 7 farklı padişaha ait 18 kaftan incelenmiş, motif ve kompozisyon bakımından o dönem eserleriyle olan benzerlikleri araştırılmıştır. Araştırmalar sonucu kaftanlarda kullanılan desenlerin dönem sanatlarından çini, tezhip, kalem işi, minyatür ve halı-kilim sanatında kullanılan motifler ile oluşturulduğu sonucuna varılmıştır.
Freer Art Gallery 1946.12'ye kayıtlı Heft Evreng minyatürlerinin incelenmesi
Bu çalışmada incelenen yazma eser, Washington D.C.'deki Freer Sanat Galerisi'nde 1946.12 numaraya kayıtlıdır. XVI. yüzyılda Meşhed, Kazvin ve Herat'ta, Sultan İbrahim Mirza için hazırlandığı bilinen eser, ketebe kaydına göre h. 963 / m. 1556-65 yılları arasında terkip edilmiştir. İncelemesini yaptığımız Heft Evreng isimli yazma, toplamda 28 minyatürü içeren Silsiletü'z Zeheb, Yusuf ile Züleyha, Subhetu'l Ebrâr, Salâmân ve Absâl, Tuhfetü'l Ahrâr, Leyla ile Mecnun ve Hiradnâme-i İskenderî adlı yedi mesneviden oluşmaktadır. Tezimizin birinci bölümü, belirtilen yazma eserin ortaya çıktığı XVI. yüzyıl Safevî devrine ayrılarak, kültürel ve sanatsal ortamın yanı sıra Safevî sanatını etkileyen ekoller hakkında genel bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde Molla Câmî'nin hayatı, şahsiyeti ve eserlerine kısaca değinerek, Heft Evreng ve içeriğindeki mesneviler hakkında bilgi verilmiştir. Çalışmamızın üçüncü bölümünde, incelemesini yaptığımız yazma eserin tanıtımı yapılmıştır. Akabinde katalog olarak adlandırdığımız kısımda, yazmanın içeriğindeki 28 minyatürün önce hikayeleri verilmiş, sonrasında ise tasvirde görülen kompozisyon kurguları ve renk kullanımları açısından incelenmiştir. Dördüncü bölümde ise, yapılan analizler yorumlanmıştır. Yapılan bu çalışmada Safevî Döneminin ihtişamlı yazma eserlerinden sayılan bu eserin tasarım ilkeleri hakkında bilgi sahibi olmak amaçlanmıştır.