
4,819
Archived Theses
13
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Türk edebiyatında İstanbul imgesinin teşekkülü (1930-1945)
Mütareke ve ilk Cumhuriyet yılları edebiyatında İstanbul'un olumsuz imajlarla anlatıldığı hatta arka plana itildiği görülür. Cumhuriyet döneminde Ankara'nın başkent olması ile dikkatler İstanbul'un üzerinden uzaklar ve böylece kuvvetli bir Anadolu edebiyatı başlar. Millî Mücadele döneminde işgal altında bulunan dışarıda kalan İstanbul ötelenirken, Ankara ve Anadolu ziyadesiyle ön plana çıkar. Fakat bu edebi algılama en fazla sekiz-on yıl devam eder. 1930'lardan sonra Bergson felsefesi ve Freud psikolojisinin devreye girmesi sonucunda İstanbul algılaması alt üst olur. Nitekim 1930 ortalarından itibaren İstanbul Türk edebiyatında tekrar merkeze oturmaya başlar. Dolayısıyla 1930'lardan itibaren şiir ve nesirler üzerinden İstanbul merkezli yeni bir edebiyat doğar. Başlangıçta Abdülhak Şinasi Hisar'ın hatıra metinleri ile harekete geçen bu duyarlık, Yahya Kemal'in 1930 ortalarında ve 1940 başlarında yazdığı şiirlerle döneme hâkim bir hava yaratır. Bunları A. Ş. Hisar'ın Boğaziçi Mehtapları ile Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Beş Şehir'i gibi eserler takip eder. Bu gelişmeler ayrıca dönem şiirini ziyadesiyle etkisi altına alır. Dolayısıyla dönem edebiyatında İstanbul'u merkez alan, onu yücelten yeni bir duyarlılığın harekete geçtiği ortaya çıkar. Şiir, müzik, tarih ve tabiat gibi çeşitli unsurların iç içe geçmesi ile izah edilebilecek bu yeni algılama biçimi, hem edebiyatın içine girdiği yeni bir dönemi bize haber vermekte, hem de bugün bir hayli yaygınlaşmış bulunan şehir tefekkürünün arka planının tanınmasına fırsat vermektedir. Kültür, düşünce ve sanat hayatı açısından önem arz eden bu yeni algılamanın doğuşu, oluşumu ve gelişmesi tezin temelini oluşturmaktadır. Anahtar Kelimeler: İstanbul İmgesi, Mütareke ve Cumhuriyet Döneminde İstanbul, 1930-1945, Bergson.
Anadolu sahası tezkirelerinde eğitim, öğretim ve yetiştiricilik
Şâir tezkireleri, şâirlerin hayatlarıyla ilgili biyografik bilgiler vermenin yanı sıra dönemin edebiyat ortamı, şiir anlayışı, toplumsal ipuçları hakkında da malumat veren biyografi kaynaklı eserlerdir ve edebiyat araştırmaları için başvurulacak kaynakların başında gelmektedir. Tezkireler, yazıldıkları dönem hakkında okurlara ipucu verme işlevi üstlenmekle beraber edebi eser niteliği taşıdığı için kültürel, siyasî ve sosyal etkilerin edebiyata yansımalarını takip etmek; türün ve dilin yüzyıllar içindeki dönüşümlerini gözlemleyebilmek için önemli başvuru kaynakları olarak Türk edebiyatında önemli bir yer tutmaktadır. Tezkireler, bütüncül bir yaklaşımla, neden-sonuç ilişkisi içerisinde, kronolojik bir biçimde incelendiğinde okura incelenen mevzu hakkında aydınlatıcı bilgiler sunmaktadır. Bu bakımdan bu çalışmada 16. yüzyıldan 20. yüzyıla Anadolu sahası tezkireleri incelenmiş ve ele alınan tezkirelerde eğitim-öğretim ve yetiştiricilik meselesi mercek altına alınarak kavram takibi yapılmış; şâiri kimler, ne şekilde yetiştirdi sorusuna yanıt aranmıştır. Bu bağlamda çalışmada; eğitim-öğretim meselelerine en fazla yer veren tezkirelere, bu meseleler için tezkirelerde hangi kavramların kullanıldığına, kavramların terimleşme sürecine, yetiştiricilik hususunda öne çıkan isimlere ulaşılmıştır. Dolayısıyla tezkire türü üzerinden yapılan bu inceleme, şâirlerin ve dönemin şartları altında oluşan şekillenmelerin görülebilmesi için olumlu bir işlev üstlenmektedir. Çalışmada elde edilen malzeme sayısal verilerle desteklenerek Osmanlı şâirlerinin eğitim-öğretim durumlarına dair bütüncül bir değerlendirmede bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Anadolu sahası şâir tezkireleri, tezkirelerde eğitim-öğretim kavramları, yetiştiricilik.
Ahmet Hamdi Tanpınar ve edebiyat tarihi
Edebiyat tarihçiliği, daha ziyade edebî eserleriyle tanınan bir sanatkâr olan Ahmet Hamdi Tanpınar'ın farklı bir yönünü ortaya koymaktadır. Tanpınar'ın XIX. Asır Türk Edebiyatı Tarihi, yayınlandığı 1949 yılından bu yana devamlı ilgi gören ve otuzuncu baskısı yapılmaya hazırlanılan bir eserdir. Mütefekkir bir sanatkârın kaleminden çıktığı hemen hissedilen bu eser zengin içeriği ve devamlılığı esas alan bakış açısı ile dikkatleri üzerine çekmektedir. Edebiyat tarihçiliği alanında önemi ve özgünlüğü hakkında hemen her çevrenin hemfikir olduğu bu eser, henüz tez seviyesinde müstakil bir çalışmaya konu edilmemiştir. Bazı bilimsel makalelerde farklı yönleriyle ele alınmış olan Tanpınar'ın edebiyat tarihi, ilk kez tez seviyesinde ve bir bütün olarak incelenecektir. Bu çalışma ile Tanpınar'ın edebiyat tarihçiliği topluca ele alınarak, ilgili eserin ön plana çıkan yanları ve özellikle de metodik tutumu değerlendirilmeye çalışılacaktır.
Abdülhak Şinasi Hisar'ın deneme ve tenkitleri üzerine bir inceleme
Türk edebiyatında romancılığı ve hatıra yazarlığı ile tanınan Abdülhak Şinasi Hisar'ın Mütareke döneminde deneme ve tenkitler yazmaya başladığı bilinmektedir. Bu çalışmada Abdülhak Şinasi'nin deneme ve tenkitleri üzerine bir inceleme gerçekleştirilmeden önce onun bir münekkit olarak yazı hayatına başladığı dönemde öne çıkan eleştirmenlerle arasında ilgiler kurulmaktadır. Böylelikle Abdülhak Şinasi'nin edebî eserin "ruhuna nüfuzu" esas alan tenkit anlayışının dönemi içindeki özgünlüğüne dikkat çekilir. Buna ek olarak Hisar'ın hem tenkitçiliği hem de sanat anlayışı hakkında edebiyat ve sanat çevrelerinin değerlendirmelerine de yer verilerek Abdülhak Şinasi'nin eleştirmenliği iki farklı noktadan ele alınmaktadır. Ayrıca çalışmada Hisar'ın düşünce dünyasını şekillendiren Bergson felsefesinin deneme ve tenkitlerine yansımaları tespit edilerek Abdülhak Şinasi'nin tenkit anlayışı, romanın teorik meselelerine bakışı üzerinde de durulur. Bu bağlamda Hisar'ın tenkide, romana, şiir, tiyatro gibi sanatın türlü kollarına bakışı bir eseri tenkit ederken hangi noktalara dikkat ettiği hakkında değerlendirmeler yapılmaktadır.
Bir deneme yazarı olarak Mehmet Kaplan ve düşünce dünyası
Edebi tahlil ve tenkitleri ile Türk edebiyatında önemli bir yere sahip olan ve kırk beş yıllık yazı hayatına pek çok eser sığdıran Prof. Dr. Mehmet Kaplan'ın vefatına kadar geçen zaman zarfında süreli yayınlarda çok sayıda deneme yayımlaması, onun denemecilik yönünün ve beslendiği kaynakların üzerinde durmayı gerekli kılmaktadır. Akademisyenliği ve araştırmacılığı yanında üretken bir deneme yazarı olan Mehmet Kaplan, Fuad Köprülü, Ali Nihad Tarlan, Hilmi Ziya Ülken, Suut Kemal Yetkin, Ahmet Hamdi Tanpınar gibi Türk düşünce ve sanat hayatında önemli bir yere sahip isimlerden edindikleri yanında, Alain başta olmak üzere Descartes, Valery, Hegel, Wellek gibi Batılı düşünürlerin tesiri ile de denemeciliğini şekillendirir. Ferdi ve toplumsal meselelerde kaleme alınan bu denemeler okuyucular üzerinde büyük bir tesir meydana getirirken, dil ve üslûp özellikleriyle de ayrıca dikkat çeker. Akademik sahada şimdiye kadar tahlil ve tenkitleri üzerinde durulan Mehmet Kaplan'ın genellikle tematik açıdan incelediği görülmektedir. Bununla birlikte onun denemeleri dönemiyle ilişkilendirilememiş; düşünürün etkilendiği isim ve eserler ışığında, yaşadığı değişim ve kırılmalar eşliğinde incelenmemiş, sanata bakışının bir edebî tür olan deneme ile ilişkisi tespit edilememiştir. Yaptığımız çalışmada Kaplan'ın tenkit ve tahlilleri yerine denemeciliği merkeze alınacak, temaları yanında metodik bir yol takip edilecektir. sonra doldurulacaktır
Cumhuriyet Dönemi edebiyat dergilerinde edebiyat eleştirisi (1928-1940)
Edebiyat eleştirisi, Tanzimat Dönemi'yle birlikte Türk edebiyatına giren bir tür olarak edebî faaliyetlerin değişim ve gelişimini besleyen bir alan olmuştur. 19 ve 20. yüzyılda çıkan edebiyat dergileri, edebiyat dünyasının canlılığını yansıtan panoramik bir görüntü sunmaktadır. Dolayısıyla edebî yönelişlerin en uygun şekilde takip edebileceği ortam edebiyat dergileridir ve edebiyat dünyasının gelişiminde eleştirinin etkisi çok önemlidir. 1928-1940 yılları arasında çıkarılan edebiyat dergileri üzerinden inceleme yapılmasının sebebi ise 1928 yılında Harf İnkılabı'nın gerçekleştirilmesi ve 1940 yılına kadar çok hareketli toplumsal ve edebî hayatın varlığının eleştiri türüne de yansımış olmasıdır. 1940 yılıyla incelemenin sonlandırılmasının sebebi ise İkinci Dünya Savaşı'nın toplumsal, ekonomik etkisinin yanında edebiyatta büyük kırılmaların başlangıcı oluşudur. Bu çalışma kapsamında 1928-1940 yılları arasında çıkarılan başlıca edebiyat dergileri üzerinden roman, şiir, tercüme ve eleştiri türleri üzerine yapılan tenkit içerikli yazılar incelenmektedir. Ayrıca bu çalışmada münekkitlerin üzerinde tartışmaya değer gördükleri bazı yazar ve şairler hakkındaki düşünceleri değerlendirildikten sonra münekkitlerin ve dönemin tenkit üslubu üzerinde durulmaktadır. Bu çalışmayla Cumhuriyet Dönemi'nin edebiyat sahasındaki yansımaları ve edebiyat eleştirisinin gelişimi ile özellikleri hakkında genel bir değerlendirme yapılmaya çalışılmaktadır.
2000'ler dönemi Türk hikâyesine panoramik bakışlar
Türk edebiyatında 1980 darbesiyle birlikte kendi kabuğuna çekilen hikâye türünün, doksanların ikinci yarısından itibaren bazı açılımlara sahne olduğu dikkati çekmektedir. Doksanlardan günümüze uzanan süreçte özellikle de 2000'lerde hikâye alanında büyük değişmelerin yaşandığı, alan üzerinde çalışan hemen her eleştirmenin ortak kanaatidir. Nitekim "hikâye patlaması" ile Türk hikâyeciliğinde yepyeni bir döneme girilir. 2000'lerde yaşanan hikâye bolluğunu ve hikâyelerdeki değişimi, tek bir etkenle izah etmek yeterli değildir. Dolayısıyla 2000'ler dönemi Türk hikâyesi üzerine, önceki çalışmalardan daha kapsamlı bir okuma yapılmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Yapılan çalışmada 2000'li yıllarda önemli hikâye ödüllerini kazanan, hikâye dergilerinde yetişen ve ilgili türün gelişimine eleştirel çalışmalarıyla da katkıda bulunan hikâyecilerin eserleri üzerinde durulması uygun görüldü. 2000'ler hikâyesinin ruhunu temsil ettiği düşünülen on iki hikâyecinin eserlerine, anlatıcı hikâye karakterlerinin bakış açısı merkeze alınarak bir değerlendirme gerçekleştirildi. Ayrıca dönem içinde yaygın olan postmodern hikâye yönelimlerinin bütünlükçü bir bakış ile tespiti hedeflendi. Böylelikle, 2000'li yıllardaki hikâye atmosferinin ve ortak hikâye yönelimlerinin toplu bir panoraması çizildi. Anahtar Kelimeler: 2000'ler, Postmodern, Hikâye, Anlatıcı Karakter, Bakış Açısı.
Ülkü dergisi (1941-1946) inceleme-indeks
Dergiler, yayımlandıkları dönemin sosyal, siyasi, ekonomik koşullarının anlaşılmasını sağlayan önemli kaynaklar olduğu gibi sanat ve edebiyat alanlarında yönlendirici konumdadır. Basın yayın faaliyetlerinin kısıtlandığı 1940'lar Türkiye'sinde siyasi otoritenin yayın organı görevini üstlenen Halkevleri dergileri bu noktada öne çıkar. Bu bağlamda Halkevi yayınlarına öncülük eden Ankara Halkevi dergisi Ülkü, 1940'lar edebiyat ortamlarının anlaşılması için başvurulması gereken birincil kaynaklar arasında yer alır. Akademik yayınlara bakıldığında Ülkü'nün sıkça farklı disiplinlerde çalışıldığı fark edilmiş olup ikinci serisinin bibliyografyasının hazırlanmadığı görülmektedir. Bu çalışmada derginin üç farklı döneminden Ahmet Kutsi Tecer yönetiminde 1941-1946 yılları arasında yayımlanan 126 sayı "Düşünce Dünyası"; sanat, edebiyat, resim ve müzik odağında "Deneme ve Eleştiri"; hikâye, roman, piyes, şiiri kapsayan türler açısından incelenmiştir. İlgili dönemin çalışılmasında siyasi ve toplumsal olaylar edebiyattan bağımsız tutulamayacağı için süreli yayın farklı yönleriyle ele alınmıştır. Bütüncül kavrayışı kolaylaştıracağı düşüncesiyle "Kronolojik İndeks", "Yazar İndeksi" ve "Tür İndeksi" çalışmaya dâhil edilmiştir. Bu araştırma ile Ülkü'nün kendi dönemine çeşitli açılardan etkilerinin ortaya konulması amaçlanmaktadır. Anahtar Kelimeler: Ülkü, Halkevleri, Dergi, Ahmet Kutsi Tecer, 1940
1980 dönemi Türk romanında yenilik arayışları
1980-1990 arası yıllar edebiyatımızda roman türünün gelişimi açısından önemli bir kırılma ve yenilenme dönemidir. İlgili dönemin romanlarına yönelik eleştirilerde, dönem romanlarının genellikle 12 Eylül 1980 askerî darbesi ile ilişkilendirildiği görülür. Bu tespit yanlış olmamakla birlikte, büyük eksiklikleri de barındırır. Dolayısıyla 1980'li yıllarda yaşanan kültürel ve toplumsal gelişmeler, yeni edebî anlayışlar üzerine daha derin bir okuma yapılmasını gerektirir. Yeni yeni görülmeye başlayan postmodernizm, büyülü gerçekçilik, varoluşçuluk, Erich Fromm okumaları, fantastik ve masalsı anlatımlar, çoklu bakış açılarının öne çıkması ve yeni bir eleştiri anlayışının devreye girmesi dönem romanını anlamak için oldukça önemlidir. Bütün bunların yanı sıra, yazma sürecinin romanın mevzusu hâline getirilmesi de dönem romanlarının öne çıkan göstergeleri arasında yer alır. Söz konusu felsefi ve edebî anlayışlar, dönem insanının gerçekliği farklı farklı algılamasına sebep olurken, gerçeğin bireye göre çeşitlenmesi sanatçıları yeni arayışlara sevk eder. Bu tür yenilikler romanlarda, anlatıcı ve bakış açısı tekniklerinde de kendini gösterir. Dolayısıyla dönem zihniyetinde ortaya çıkan bu dönüşümün romanlara yansıması, anlatıcı ve bakış açısı merkezli bir okuma ile ortaya konmaya çalışılmıştır. Çalışmada dönemin edebiyat ortamı, sanat ve edebiyat yıllıkları, öne çıkan ödüller, ayrıca yeni eleştiri tutumları bir arada incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: 1980 Romanı, Yenilik, Arayış, Anlatıcı, Bakış Açısı
Barlas Özarıkça'nın eserlerinde yapı, tema ve anlatım
Barlas Özarıkça; roman, öykü ve deneme türlerinde eserler veren, gerek ele aldığı temalar gerekse anlatım özellikleriyle çağdaş Türk edebiyatında farklı bir yerde duran bir yazardır. Cumhuriyet dönemindeki farklı edebî türleri görmek ve anlamak açısından Özarıkça'nın eserleri önem arz etmektedir. Yazar, Varlık dergisinde uzun yıllar yazarlık yapmıştır. Ters Adam adlı ilk romanını yazarken hayranı olarak tanıştığı Oğuz Atay ile sonraları yakın bir arkadaşlık kurmuştur. Bu yakınlığın Özarıkça'nın eserlerinin diline yansıması ayrıca dikkat çeken bir özelliktir. Yazar, 1986 yılında Ters Adam adlı romanını tamamlamış, kendi imkânlarıyla yayımlamıştır. Romanlarında Oğuz Atay etkisi ve postmodern çizgilerin devam ettiği fark edilmektedir. 27 Mayıs 1960'ı, 12 Mart 1971'i, 12 Eylül 1980'i yaşayan yazar eserlerinde dönemin siyasi, ekonomik atmosferini yansıtmakta, farklı zihniyetler arasındaki uçurumu, çeşitli temalarla kendi dünya görüşü üzerinden göstermektedir. Bu çalışmada Barlas Özarıkça'nın eserleri; roman, öykü ve denemeler üzerinden, yapıları, anlatım teknikleri, olay örgüsü, karakter gelişimi, zaman ve mekân kullanımıyla ele alınmıştır. Eserlerin temaları toplumsal ve siyasi olaylara verilen tepkileri, bireyin içsel dünyasını, kimlik arayışını göstermek amacıyla incelenmiştir. Yazarın dil kullanımı, anlatım tarzı, Türk edebiyatında ele aldığı tematik unsurlar değerlendirilerek Barlas Özarıkça'nın ve eserlerinin edebiyatta görünür kılınması amaçlanmıştır.
Türkçede olay sayımı okumalarının anlambilimsel analizi
Bu tezde, Türkçede nesne ve olay okuması içeren tümcelerin anlambilimsel analizi sunulmakta, bu iki yorumlama türü yapı-anlam ilişkileri açısından incelenmektedir. Anlam biliminde niceleyiciler genel olarak nesne kümeleri arasında ilişki kuran işlemler olarak ele alınıp, sayı niceleyicilerinin nesneler üzerinde işlem yaptığı düşünülmektedir. Ancak nesnelere ek olarak olayların da sayılabilir oldukları gözlemlenmiştir. Türkçede olay okumalarının anlambilimsel özelliklerine odaklanan bu tezde bu okumaların, niceleyici içeren ifadenin Eylem Öbeği (EÖ) içinde kalması ile mümkün olabildiği savunulmaktadır. Eylemlerin anlamsal değeri olay değişkeni içerecek şekilde gözden geçirilerek sayı niceleyicileri olayları da sayabilecek bir biçimde yeniden tanımlanmaktadır. Niceleyici içeren ifadenin taşıma yoluyla tümce başına geldiği durumlarda ise nesne okuması ön plana çıkmaktadır. Bu tezde niceleme öbeğinin taşınması ile nesne okuması arasındaki ilişki bu durumu netleştiren olumsuz tümceler üzerinden ele alınmaktadır.
Türkçede zayıf-güçlü niceleyiciler ve imkânsız niceleyici kavramı
Bu tezde Türkçede niceleyicilerin anlambilimsel özelliklerine odaklanılmakta ve Türkçede anlamsal gösterimi bulunan ve bulunmayan niceleyicilerden yola çıkılarak niceleyicilerin sahip olabileceği anlamsal değerleri kısıtlayan yeni bir özellik tanımlanmaktadır. Çeşitli mantık sistemleri tanıtıldıktan sonra mümkün ve imkânsız bağlaç kavramı ele alınmakta, buradan yola çıkılarak doğal dil niceleyicilerinin betimlenmesini mümkün kılan lambda gösterimi tanıtılmaktadır. Güçlü ve zayıf niceleyiciler arasında bir ayrım yapılmakta ve güçlü niceleyicilerin (ör: "her", "çoğu") tersi bir anlamsal değere sahip iyi tanımlı bazı niceleyicilerin, Türkçede bulunmadığı tespit edilmektedir. Güçlü niceleyicilerin bağlama duyarlı olduğu gözleminden yola çıkılarak bir niceleyicinin tersinin mümkün olmasını engelleyen etkenin bağlama duyarlılık olarak ele alınabileceği gösterilmektir. Zayıf niceleyicilerin tersini mümkün kılan özelliğin bu niceleyicilerin olumsuzluk işlemcisiyle etkileşime girmesi olduğu göz önüne alınarak güçlü niceleyicilerin terslerinin imkânsız olması, bağlama duyarlı niceleyicilerin olumsuzluk işlemcisiyle etkileşime girememesi şeklinde incelenmektedir. Özetle bu tez, mümkün niceleyici kavramını Türkçe üzerinden ele alarak doğal dil niceleyicilerinin anlamsal özelliklerinin zannedilenden daha kısıtlı olduğunu öne sürmektedir.
Bir eleştirmen olarak Yaşar Nabi Nayır'ın Varlık ve Ulus'taki yazıları (1933-1940)
1930'lar dönemi sanat ve kültür hayatında Varlık dergisi ile öncü bir rol üstlenen Yaşar Nabi Nayır (1908-1981); şiir, piyes, hikâye ve roman türlerinde eserler kaleme almış çok yönlü bir isimdir. Edebî üretiminin yanı sıra, sanatçının 1926-1933 yılları arasında dönemin çeşitli süreli yayınlarında makaleler kaleme alması da dikkat çeker. Kurucusu olduğu Varlık dergisi ve 1934-1940 tarihlerinde yazar ve çevirmen olarak görev aldığı Ulus gazetesi; sanatçının edebiyat hayatını sürdürdüğü iki önemli yayın organı olarak öne çıkmaktadır. Akademik çalışmalara bakıldığında Varlık'ın farklı disiplinler açısından çalışıldığı, Yaşar Nabi'nin de dergi bağlamında daha ziyade yayıncı tarafıyla öne çıkarıldığı görülür. Sanatçıyı müstakil olarak inceleyen tezlerde ise yayıncı, şair ve yazar yanlarının merkeze alındığı fark edilir. 30'lu yıllarda yavaş yavaş şiir, piyes, hikâye ve roman türünden uzaklaşarak edebî eleştiri ve düşünce yazılarına ağırlık verdiği görülen Nayır'ın sanatkâr bir düşünür ve münekkit tarafının yeterince iyi anlaşılmadığının saptanması, yaptığımız tezin itici gücünü oluşturmaktadır. Yaşar Nabi'nin düşünce grafiğinin çıkarılmasında önemli bir yer tutan Ulus makaleleri üzerinde ciddiyetle durulmadığı ve ilgili yazıların bibliyografyaları çıkarılmadığı tespit edilmiştir. Bu çalışmada Yaşar Nabi'nin 1933- 1940 yılları arasında Varlık ve Ulus'ta yayımlanan makaleleri, sanatçının en çok üzerinde durduğu türlerden yola çıkılarak incelemeye tâbi tutulmuştur. Yaşar Nabi'nin yayımlanmış eserlerini ve makalelerini kronolojik sıraya ve edebî türlerine göre sınıflandıran indeksler teze eklenmiştir. Bu çalışmada sanatçının akademik alanda ihmal edilen münekkit kimliğine özellikle dikkat çekilmek istenmiştir. Anahtar Kelimeler: Yaşar Nabi Nayır, 1930'lar Dönemi Türk Edebiyatı, Varlık Dergisi, Ulus Gazetesi, Eleştiri
Akbaba Gazetesi 400-500 sayılar arasında yer alan manzum parçaların kelime grubu tahlili
"Akbaba Gazetesi 400-500 Sayılar Arasında Yer Alan Manzum Parçaların Kelime Grubu Tahlili" adlı bu çalışmamızda amacımız, tespit edilen manzum parçaların muhtevasını, kelime gruplarının dil açısından önemini, gazete üzerinden fark ettirmektir. Çalışmamızı üç başlık altında toparladık. İlk bölümde Akbaba gazetesinin önemini yazıya dökerek gazetenin öne çıkmış yazar ve şairlerini tanıttık. Gazetede incelediğimiz (400-500) sayılar arasında manzum parçaların kalem sahiplerini tek tek belirttik. İkinci bölümde tespit ettiğimiz manzumları, başlıkları, sayfa ve numaralarıyla birlikte Latin harflerine aktardık. Üçüncü bölümde kelime gruplarını Türk dil bilimcilerinin ve araştırmacıların görüşleri doğrultusunda tanıtıp, tespit ettiğimiz kelime gruplarını gösterdik. Ekler kısmına incelediğimiz gazeteden örnekler sunduk. Anahtar Kelimeler: Akbaba Gazetesi, Yusuf Ziya Ortaç, Manzum, Kelime Grupları
Sabahattin Ali'nin "Beyaz Bir Gemi, Portakal, Katil Osman, Böbrek" adlı hikayelerinde kelime grupları
Bu çalışmada Sabahattin Ali'nin "Sırça Köşk" adlı eserindeki "Beyaz Bir Gemi, Portakal, Katil Osman, Böbrek" adlı hikâyelerde yer alan kelime grupları yapıları ve cümle içindeki görevleri bakımından tasnif edilerek incelenmiştir. Öncelikle hikâyelerin yazarının hayatı, edebi kişiliği ve eserleri hakkında bilgi verilmiştir. Daha sonra dilbilimcilerin görüşlerinden de faydalanarak "kelime grubu"nun tanımı ve özellikleri verilerek örneklendirilmiştir. Söz konusu hikâyelerde geçen belirtili isim tamlaması, belirtisiz isim tamlaması, takısız isim tamlaması, aitlik, bağlama, birleşik fiil, birleşik isim, edat, isim-fiil, sıfat-fiil, zarf-fiil, kısaltma grupları, sayı, sıfat tamlaması, tekrar, unvan ve ünlem grupları tanımlanarak yapıları ve cümle içinde kullanıldıkları görevleri bakımından tasnif edilerek örneklendirilmiştir. Böylece Sabahattin Ali'nin "Beyaz Bir Gemi, Portakal, Katil Osman, Böbrek" adlı hikâyelerinde geçen kelime grupları tahlil edilerek Türkiye Türkçesi söz diziminin ayrıntılarıyla anlaşılmasına katkıda bulunulması amaçlanmıştır.
Milli Kütüphane 06 Mil Yz A 2713 ve 06 Mil Yz A 2762 numaralı şiir mecmuaları (İnceleme, metin ve MESTAP'a göre tasnifi)
Arapça "cem" kökünden türemiş olan "mecmua" kelimesi, "toplama, yığma, toplanmış, birikmiş" anlamlarına gelmektedir. Edebiyat terimi olarak ise farklı şairlere ait olan çeşitli şiirlerin bir araya getirilmesiyle oluşan eserlerin genel adıdır. Şiir mecmuaları, Klasik Türk Edebiyatı çalışmalarına büyük oranda katkı sağlayan ve yazıldıkları dönemin zihniyetini içinde barındıran önemli kaynaklardır. Çalışmamızın konusu, Ankara Milli Kütüphane Yazmalar Koleksiyonu'nda "Mecmûa-i Eşâr" adıyla 06 Mil Yz A 2713 ve 06 Mil Yz A 2762 arşiv numaralarında kayıtlı olan iki şiir mecmuasının incelenmesi ve Şiir Mecmualarının Sistematik Tasnifi Projesi'ne (MESTAP) göre tasnifidir. Çalışmamızın "Giriş" bölümünde mecmuanın tanımına ve edebiyat tarihimizdeki önemine değinildikten sonra MESTAP hakkında bilgi verilmiş, "Birinci Bölümü"nde, bu iki şiir mecmuasının şekil ve muhteva bakımından tanıtımı yapılmıştır. "İkinci Bölümü"nde, bu iki şiir mecmuasının çevriyazılı metnine yer verilmiştir. "Üçüncü Bölümü"nde, her iki şiir mecmuası için ayrı ayrı "Mecmuaların Sistematik Tasnifi Projesi (MESTAP)" tablosu verilmiş, "Dördüncü Bölümü"nde, her iki şiir mecmuasında yer alan şairlerin biyografilerine yer verilmiştir.
Bitlis ili yerleşim birimi adları (İl ilçe belde merkezi yerleşim birimleri)
Konusu yer adlarını incelemek olan Yer Ad Bilimi, bir milletin kültürü ile coğrafyası arasındaki bağı ortaya koymaktadır. Aynı zamanda bir milletin tarih boyunca yaşadığı toprakları işaret etmesi açısından da yer ad biliminin önemi büyüktür. Belli bir coğrafyada yaşayan insanların sahip oldukları kültür yapısını anlamak için oradaki yer adlarının incelenmesi önemlidir. İnsanların değerleri, inançları, yaşayış tarzları gibi kullandıkları dil de yerleşim birimi adlandırmalarında kendini gösterir. Bu bakımdan boyutu ne olursa olsun bir yerleşim birimini her yönüyle tanımanın en önemli yollarından biri de burada kullanılan yer adlarının çeşitli yönleriyle incelenmesidir. Bu çalışmada tarih boyunca birçok topluluğa ev sahipliği yapmış Bitlis ilinin il, ilçe ve belde merkezi yerleşim birimlerinin adlarının köken, yapı, anlam ve veriliş sebebi yönlerinden incelenmiştir. Toplamda 136 yerleşim birimi adının incelendiği bu çalışmada öncelikle yerleşim birimlerinin coğrafi konumu, sosyo-ekonomik yapısı, yapılaşma durumları, sakinleri, tarihi özellikleri ve demografik yapısı hakkında bilgi verilmiştir. Daha sonra söz konusu yerleşim birimi adlarını oluşturan kelimelerin ses bilgisi, şekil bilgisi, kelime ve kelime grubu bilgisi, köken bilgisi ve anlam bilgisi incelenerek söz konusu adın ad olduğu yerleşim birimine veriliş sebebi üzerinde durulmuştur. Çalışma kapsamında Bitlis il, ilçe ve belde merkezi yerleşim birimleri adlandırılırken tercih edilen dil, kelime ve tamlamalar adların yerleşim biriminin özellikleriyle ilgili olup olmadığı, bu adlandırmalarda ön plana çıkarılan yönleri gibi hususlar irdelenmiştir. Böylece Bitlis yer adları ile ilgili bütünsel bir değerlendirme yapılması sağlanmıştır. Dilbilimin yanı sıra başta halk bilimi olmak üzere tarih, coğrafya, sosyoloji gibi birçok bilime ait unsurları bünyesinde bulunduran çalışma, çok yönlülüğü ile zengin ve yararlı bir kaynak olacaktır.
Şeyh Gâlib Divanı'ndaki ilk elli gazelin şerhi
Yapılan bu çalışmanın temelini, divan şiirinin son büyük temsilcisi olan Şeyh Gâlib'in divanında bulunan ilk elli gazelin şerhi oluşturmaktadır. Şeyh Gâlib divan şiirinin son büyük temsilcisidir. Nitekim edebiyat araştırmacıları bu konuda ağız birliği etmişçesine aynı fikri savunurlar. Bu çalışmada Gâlib'in divanında bulunan ilk elli gazel şerh edilmiş olup çalışma üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde şairin hayatı, sanatı ve eserleri üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde "şerh" kavramı üzerine açıklamalar yapılmış ve üçüncü bölümde ise divandaki ilk elli gazelin şerhine geçilmiştir. Gazeller incelenirken, ilk olarak gazelin bütünü verilmiştir. Daha sonrasında beyit beyit nesre çevirisi yapılmıştır. Beyitlerde geçen ve anlamının herkes tarafından bilinmediği düşünülen kelimelerin anlamları verilmiştir. Devamında ise her beyit günümüz Türkçesine çevrilmiş ve şerh edilmiştir. Beyitler şerh edilirken kullanılan mazmûnlar, kelimelerin şiirdeki kullanım alanları, anılan tarihi, mitolojik ve dini şahsiyetler elden geldiğince bulunup izah edilmeye çalışılmıştır. Daha sonra şairin bunları hangi çağrışımları kullanarak bir araya getirdiği göz önünde bulundurarak açıklamalar yapılmaya çalışılmıştır. Her beytin sonunda, elden geldiğince edebî sanatlar gösterilmeye çalışılmıştır.
Gagavuz Türkçesindeki tasarlama kiplerinin semantik düzlemde incelenmesi
Bu çalışmada, Gagavuz Türkçesindeki tasarlama kipleri ve işlevleri, Gagavuz Edebiyatı'na ait sınırlı sayıdaki metinlerden yola çıkılarak tespit edilmiştir. Sınıflandırılan örnekler metin bağlamında ele alınıp semantik düzlemde incelenmiştir. Bağlam ve koşullar dikkate alınarak metinlerin anlam dağarcığı belirlenmiş ve yorumlanmıştır. Ayrıca bu işlevlerin metin bağlamındaki semantik analizi Türkiye Türkçesi ile karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Bu çalışma, anlam ve işlev merkezli olup karşılaştırmalı bir incelemedir. Anlamın devamlı değişim ve gelişim potansiyeline sahip olması çokanlamlılık arz etmiştir. Bu durum ilk bakışta yalnızca istek olarak beliren bir kipin, cümlede çok farklı anlamlara gelebildiğini göstermiştir. Tespit edilen işlevler ile metinlerin anlam kapsamı kimi zaman cümle ve cümlelerüstü birimlerden oluşan paragrafı kimi zaman da metnin tamamını içine almıştır. Adlandırma ve yorumlama işlemi de buna bağlı olarak gerçekleştirilmiştir. Gagavuz Türkçesine ait metinlerden taranan tasarlama kiplerinin çeşitli faktörlerin etkisiyle çokanlamlılık kazandığı ve bu özelliğin anlam sınırlarını genişleterek yorum gücünü de arttırdığı ortaya konulmuştur.
Atasözlerindeki sıfatların yapı ve anlam incelemesi
"Atasözlerindeki Sıfatların Yapı ve Anlam İncelemesi" adlı bu çalışmada, Türkiye Türkçesi sahasına ait atasözlerindeki dil malzemesinden hareketle, bir gramer konusu olarak, sıfatların gramatikal ve anlamsal boyutu incelenmiştir. Çalışma: 1. Kökenlerine göre Sıfatlar, 2. Yapılarına göre Sıfatlar, 3. İşlevlerine göre Sıfatlar olmak üzere üç bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümündeki, "Sıfatlar Hakkında Genel Bir Değerlendirme" başlığı altındaki bölümde sıfat teriminin tanımı üzerine yapılan değerlendirmelere yer verilmiş ve sıfatlarla ilgili bir karşılaştırma yapılmıştır. "Atasözleri Hakkında Genel Bir Değerlendirme" adlı bölümde ise atasözlerinin tanımı ve atasözleri üzerine bir değerlendirme yapılmıştır. Yapılan incelemede Zeynep Korkmaz'ın "Türkiye Türkçesi Grameri (Şekil Bilgisi)" eseri esas alınsa da gerekli yerlerde bazı eklemeler ve çıkartmalar yapılmıştır. Birinci bölümde Türkiye Türkçesi atasözlerinden tespit edilen sıfatların kökenlerine göre tasnifi yapılmış ve bu bölümde yer alan sıfatlar ve eklerin bağlı oldukları diller ayrıntılı bir şekilde gösterilmiştir. İkinci bölümde Türkiye Türkçesi atasözlerinden tespit edilen sıfat görevli sözcüklerin yapılarına göre tasnifi yapılmış ve türetme şekilleri ayrıntılandırılmıştır. Üçüncü bölümde ise sıfatların işlevlerine göre tasnifi yapılmış ve anlamsal boyutu değerlendirilmiştir. Son olarak ele alınan malzeme köken, yapı ve işlev bakımından değerlendirilmiştir. Böylece atasözlerindeki sıfat kullanımları tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Atasözleri, Sıfat, Dil Bilgisi
Türkiye Türkçesinde yapım eklerinin işlevleri
"Türkiye Türkçesinde Yapım Eklerinin İşlevleri" adlı bu çalışmada Türkiye Türkçesi yapım eklerinin işlevleri incelenmiştir. Bunun için öncelikle başta Zeynep Korkmaz'ın "Türkiye Türkçesi Grameri Şekil Bilgisi", Muharrem Ergin'in "Türk Dil Bilgisi", Tahsin Banguoğlu'nun "Türkçenin Grameri", Vecihe Hatiboğlu'nun "Türkçenin Ekleri", Hamza Zülfikar'ın Terim Sorunları ve Terim Yapma Yolları" ve Yusuf Çotuksöken'in "Yapı ve İşlevlerine Göre Türkiye Türkçesi'nin Ekleri" adlı eserleri olmak üzere yapım eklerini konu alan kitap ve makaleler taranarak bu kaynaklarda yer alan Türkiye Türkçesi yapım ekleriyle ilgili bilgiler derlenip bir araya getirilmiştir. Söz konusu kaynaklardan edinilen bilgiler ışığında Türkiye Türkçesi yapım eklerinin ses ve anlam özellikleri, değişim ve gelişim süreçleriyle ilgili gerekli bilgiler verildikten sonra farklı bilimsel kaynaklarda yer alan ve varsa bugüne kadar değinilmeyen işlevleri edebi metinlerden alınan örnekler ışığında ayrıntılı bir şekilde açıklanmaya çalışılmıştır. Ayrıca verilen bütün bilgiler örnekler ve dipnotlarla desteklenmiş, yer yer yapım eklerinin Eski Türkçe ve Eski Anadolu Türkçesinde kullanımıyla ilgili örneklere yer verilmiştir. Böylece Türkiye Türkçesi yapım eklerinin ses ve şekil özellikleri, tarihi gelişim sürecinde geçirdikleri değişim ve gelişim süreci ile işlevlerinin en iyi şekilde belirlenmesine katkıda bulunmak amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Türkiye Türkçesi, şekil bilgisi, ekler, yapım ekleri, yapım eklerini işlevleri.
Milli Kütüphanede kayıtlı 06 Hk 3656 şiir mecmûasının MESTAP'a göre tasnifi (71-131)(İnceleme - metin)
Dîvân edebiyatının temelini oluşturan kaynaklar arasında dîvânlar, dinî metinler, siyerler, hadis tercümeleri, mesneviler, gazavatnâmeler, şehrengizler, şu'arâ tezkireleri, çeşitli biyografik eserler, tarihî metinler vb. yanında mecmûalar da önemli bir yer tutmaktadır. Köken olarak Arapça "cemʿ" sözcüğünden meydana gelen "mecmûʿa" sözcüğü, "toplanıp biriktirilmiş, tanzim ve tertip edilmiş şeyler bütünü" anlamına gelir. Bir edebî kavram olarak mecmûa, "farklı kişilere ait metinlerin/metin parçalarının bir araya getirildiği eserler bütünü" anlamına gelmektedir. Şiir mecmûaları, klasik Türk edebiyatı araştırmalarına geniş bir çalışma alanı sağlayan ve yazıldıkları dönemin zihniyetini, edebî zevkini içinde barındıran önemli kaynaklardır. Mecmûaların dîvânı bulunmayan şairlerin şiirlerini ortaya çıkarmak, dîvânlarda yer almayan şiirleri tespit etmek, şairin yaşadığı dönemin veya mecmûayı derleyen kişinin edebî anlayışını belirlemek vb. yönleri düşünüldüğünde neden ele alınıp incelenmeleri gerektiği açık bir şekilde anlaşılacaktır.
Yaşar Kemal'in romanlarında mitolojik ve fantastik unsurlar
Toplumcu-gerçekçi edebi akımın Türk edebiyatındaki en önemli isimlerinden biri olan Yaşar Kemal'in eserleri, birçok açıdan incelenmiştir. Ancak yapılan literatür araştırmasında yazarın romanlarını, mitolojik ve fantastik açıdan inceleyen müstakil bir çalışmanın yapılmadığı saptanmıştır. Bu bağlamda, araştırmada Yaşar Kemal'in romanlarındaki mitolojik ve fantastik unsurlar tespit edilmeye çalışılmış ve bunların romanlarda nasıl işlendiği ortaya konulmuştur. Yazarın tüm romanları incelenerek oluşan bu çalışma dört bölümden oluşmaktadır. Genel bir girişten sonra birinci bölüme geçilmiştir. Birinci bölümde mitolojinin ve fantastiğin genel çerçevesi çizilerek bu iki kavramın edebiyatla ilişkisi belirtilmiştir. İkinci bölümde yazarın hayatı ve edebî kişiliği, mitoloji ve fantastik bağlamında beslendiği kaynaklar aktarılmıştır. Üçüncü bölümde incelemeye tabi tutulan romanlardaki mitolojik unsurlar alt başlıklar halinde verilmiştir. Dördüncü bölümde ise romanlarda saptanan fantastik unsurlar detaylı olarak açıklanmıştır. Tezin bu kısmında, fantastikle yakından ilişkili olan büyülü gerçekçilik (İng. magical realism) kavramına da değinilmiştir. Çalışmanın sonunda Yaşar Kemal'in folklordan beslenen bir yazar olarak mitolojik ve fantastik unsurları romanlarında yeniden yorumlayarak kullandığı tespit edilmiştir.
Evliya Çelebi Seyahatnamesi üzerine eleştirel söylem çözümlemesi
Bu çalışmada eleştirel söylem analizi yöntemi başlıklar halinde ele alınmaktadır. Her bölümde tartışılan konu vurgulandı. Seyahatname daha sonra her bir başlık altında tartışılmış ve ayrı alt başlıklar altında ve yazarın üslup yorumuna dayalı olarak derecelendirilmiştir. Örnek seçimi, eserin bir bölümünde bu özelliği yansıtan cümlelerin seçilmesi şeklini almıştır. Anlattığı hikâyelerde önemli kişilerin kendi cümlelerini doğrudan yazan Evliyâ Çelebi, çağı ve şahsiyetleri okuyucunun hafızasında canlandırabilmektedir. Anlatıcının konuşmacının özgün söz dizimini ve söz yapısını içtenlikle koruduğu doğrudan konuşma aktarımları ile hem eserin okunabilirliği artar hem eser monotonluktan kurtulur hem de mevcut tarihi olaylar yorumsuz olarak okuyucuya sunulabilir. Ayrıca Evliya Çelebi'nin kullandığı kelime nakilleri, onun Bektaşiliğe bakışının müspet olduğunu göstermekte ve olayların asırlar boyunca yorumlanmadan aktarılmasına imkân vermektedir.
Ahmet Haşim'in şiirlerinde üslup
Türk şiirinin en önemli şairlerinden biri olan Ahmet Haşim, Türk şiirinin üç önemli döneminde kendine yer edinmiştir. Bu dönemler Servet-i Fünûn, Fecr-i Âtî ve Saf Şiir dönemleridir. Ahmet Haşim, Servet-i Fünûn döneminde Tevfik Fikret ve Cenap Şehabettin'i örnek alarak şiirinin temelini atmıştır. Bu bakımdan Servet-i Fünûn döneminin takipçisi sayılır. Bunun dışında Haşim, Fecr-i Âtî ve Saf Şiir cereyanlarının önde gelen temsilcisidir. Şairin asıl kimliğini bulduğu ve sanat hayatı boyunca sürdürdüğü şairlik durağı ise "Saf Şiir"dir. "Fecr-i Âtî Beyannamesi" ve "Şiir Hakkında Bazı Mülâhazalar", Haşim'in kurucuları arasında olduğu söz konusu akımların kanunları niteliğinde olup şairin şiir hakkındaki fikirlerini yansıtmaktadır. Haşim'in şiirleri Fecr-i Âtî ve Saf Şiir akımlarının tüm özelliklerini barındırır. Kendine özgü üslubu ve sanat anlayışıyla sıradışı anlamlar üreten şair, söz konusu dönemlerde sembolizm akımının en başarılı şiir örneklerini vermiştir. Ahmet Haşim'in şiirlerinin sanat, biçim ve içerik bakımından incelenmesi, Türk şirinin en önemli dönemleri olan Servet-i Fünûn, Fecr-i Âtî ve Saf Şiir akımlarının iyi ve doğru anlaşılması bakımından büyük bir önem arz eder. "Ahmet Haşim'in Şiirlerinde Üslup" adlı bu tez çalışmasında, Haşim'in ilk şiiri olan "Hayâl-i Aşkım" ve son şiiri olan "Bitmemiş Şiirler" de dâhil olmak üzere Haşim'in sanat hayatının değişik dönemlerinden seçilen 25 şiiri ele alınmıştır. Bu şiirlerin her biri; evvela dil, içerik ve sanat olmak üzere üç farklı başlık altında; daha sonra bu başlıklar da kendi içlerinde alt gruplara ayrılarak en ince ayrıntılarına kadar incelenmiştir. Dil ve anlatım bakımından; ses (ünlü-ünsüz kullanımı), kelime, kelime grupları, cümle, genel dil kullanımı(imla-atasözü ve deyimler-sapmalar-aforizmalar-bağdaştırmalar); sanat bakımından nazım şekli ve vezin, kafiye ve redif, ahenk unsurları, edebi sanatlar; muhteva bakımından konu, tema, imge, motif ve çağrışımlar yönüyle incelenmiştir. Bu çalışma ile Ahmet Haşim'in şiirlerinin anlaşılmasına ve bu şiirlere kaynaklık eden Servet-i Fünûn, Fecr-i Âtî ve Saf Şiir dönemlerinin yanı sıra sembolizm gibi önemli bir şiir akımının şaire etkisinin ortaya konmasına destek olmak ve bu konuda yapılacak yeni bilimsel çalışmalara kaynak oluşturmak amaçlanmıştır.
Türk edebiyatında deneysel şiir (2000-2020)
Bu tezde, Türk edebiyatında 2000 yılı sonrasında yazılan deneysel şiirler incelenmiştir. Türk şiirinin modernleşme ile birlikte yeni bir döneme girmesi, şiirde eski anlayışların terk edilmesine yol açmış ve yeni bir şiir anlayışı ortaya çıkmıştır. Modernleşme sonrası geleneksel şiir anlayışın önemi kaybetmesi ile serbest bir şiir anlayışı ortaya çıkmıştır. Şairler, geçmiş dönemlerdeki gibi belli bir kuralla uymak yerine, kendi belirledikleri yöntemlerle şiirde yeni denemelere yönelmişlerdir. Günümüz şairlerinin, şiirde anlamdan çok biçime önem verdiği görülür. Geçmiş dönemde yazılan deneysel şiirler ile günümüzde yazılan deneysel şiirler karşılaştırıldığında 2000'li yıllar ile birlikte özellikle dönemin koşullarının da etkisiyle şiirde büyük değişimlerin yaşandığı görülür. Şiirde görsellik oluşturmak şairlerin temel amacı olmuştur. Deneysel şiirde anlamın ise gittikçe zorlaştığı görülür. Şairlerin, bir konuyu doğrudan aktarmak yerine okuyucun şiir üzerinde daha fazla düşünmesini sağlayacak yöntemler denediği görülür. Anahtar Kelimeler: Deneysel Şiir, 2000'li Yıllarda Şiir, Türk Şiirinde Deneysellik, Görsel Şiir
Hārezmli Hāfız Divanı'nın kavram sözlüğü
Sözlükler dil zenginliğini ve kültürel bağları göstermesi açıcından önemli bir yere sahiptir. Sözlük sınıflandırmalarında klasik düzenden farklı şekilde hazırlanan ve ilişkilendirilen başlıkların esas alındığı kavramsal sözlükler de mevcuttur. Bunlar; dönemin dili, kültürü, yaşayışı ve toplumla alakalı birçok unsurunu barındırması bakımından özel bir yere sahiptir. Hārezmli Hāfız'ın bilinen tek eseri Divan'dır. Divan'ın kavramsal sözlük şeklinde hazırlanması döneme ışık tutabilmesi açısından faydalı görülmüştür. Hārezmli Hāfız Divan'ı, hacimli ve zengin kelime sayısıyla 15. yüzyıl Çağatay Türkçesiyle alakalı kaynaklık edebilecek bir eserdir. Hakkında sınırlı sayıda çalışma bulunan dönemin aydınlatılması ve alanyazına katkıda bulunulması amacıyla Recep Toparlı'nın Hārezmli Hāfız Divan'ı adlı çalışması baz alınmış ve bilgisayar ortamına aktarılmıştır. Hazırlanan dizin, isim ve isim soylu sözcükleri kapsayacak şekilde düzenlendikten sonra kelimelerin anlamları derlenerek tasnif edilmesi yoluna gidilmiştir. Yapılan ana başlık ve ilişkili alt başlık içeriklerine yerleştirilen kelimelerden kavramsal sözlük elde edilmiştir. Oluşturulan kavramsal sözlüğün otuz ana başlık ve gerekli görülen alt başlıklar ekseninde meydana getirilmesi eserin zenginliğini göstermiştir. En yoğun başlık insan ve insan ilişkilerine dayanan kısımları kapsayan bölümdür. Sevgiliye ve topluma dönük bir sanat anlayışı olan şairin kıyaslama ve ölçü belirten kelimeleri yoğun kullandığı anlaşılmıştır. Sevgili anlamına gelen çokça kelimenin kullanmış olması eserin belirgin özelliklerindendir. Ayrıca sözlükte dinî öğeler ve özel isimlerin sıklığı da göze çarpar. Yapılan çalışma Hārezmli Hāfız'ın Divan'ını ele alan ilk kavramsal sözlük olma özelliği taşımaktadır. Çalışmamızın dönemin edebiyat, siyaset, gastronomi, yargı, tıp, botanik gibi birçok alanı hakkında verilerin ortaya koyulmasına aracılık edeceği ve diğer çalışmalara yön vereceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Hārezmli Hāfız, divan, kavramsal sözlük, Çağatay Türkçesi
Nehcü'l Ferâdîs'in tematik sözlüğü (İsimler ve fiiller)
Yüksek lisans tezi olarak hazırlanan bu çalışmada Harezm Türkçesinin önemli eserlerinden olan Nehcü'l Ferâdîs'in tematik sözlüğü oluşturulmuştur. İsimler ve fiiller olarak iki kısma ayrılan sözlüğün isim kısmında yirmi sekiz başlık ve farklı sayılardaki alt başlıklar sözcüklerin tematik özelliklerine göre tasnif edilmiştir. Tasnif, ana temaların belirlenmesi ve belirlenen başlıklarda sözcüklerin tematik olarak verilmesiyle oluşturulmuştur. Başlıkların ve alt başlıkların oluşturulmasında Yılmaz Akdemir'in "Senglâh'ın Tematik Sözlüğü" adlı çalışmasında yer alan tasnif esas alınmıştır. Devamında sunulan fiiller iş, oluş ve durum fiili olmaları bakımından kategorilere ayrılmıştır. Yapılan değerlendirmelerle çalışma tamamlanmıştır. Sözlüğün en hacimli kısmı Nehcü'l Ferâdîs'in didaktik ve dini bir eser olmasından kaynaklı olarak insan ve insan ilişkilerini kapsayan başlıktır. Bunun yanında dinle alakalı kavramları kapsayan kısım dikkat çekmektedir. Dönemin kültür, ekonomi, yargı, yaşayış ve gastronomi gibi birçok yönden ipuçlarını barındıran sözcüklerine ulaşılmıştır. Çalışma, Nehcü'l Ferâdîs'le alakalı oluşturulan ilk tematik sözlük olması bakımından önemlidir. Anahtar Sözcükler: Nehcü'l Ferâdîs, Kerderli Mahmud, Harezm Türkçesi, Tematik Sözlük
Ütopyalardaki umut teması ile distopyalardaki korku temasının mukayeseli incelenmesi
İnsanoğlu çağlar boyunca mutlu olabileceği bir dünya hayali kurmuş. Bu özlem de bireyleri ütopya kavramına götürmüştür. Bu toplumsal kurgularda bireylerin hayatlarında yer alabilecek her türlü olumsuzlk yok edilmiş, sosyal hayat belli bir düzen üzerine inşa edilmiştir. Adalet, eşitlik, özgürlük gibi kavramların yer aldığı bu büyülü dünya 19. yüzyıl sonrasında yaşanan olumsuzluklar ile distopyalara doğru bir dönüşüm yaşamıştır. Ütopyalarda yer alan umut kavramı yerini zamanla distopyalardaki korku kavramına bırakmıştır. Ütopyalarda Umut Teması ile Distopyalarda Korku Temasının Mukayeseli İncelenmesi başlıklı bu çalışmada; öncelikle ütopya kavramı, tanımı ve çerçevesi incelemeye çalışılmış, Türk edebiyatında ve dünya edebiyatında ütopya türüne yer verilmiştir. Son olarak distopik bağlamda bazı söylemlere yer verilmişitir. İkinci bölümde ütopyalarda umut teması ele alınmıştır. Yakup Kadri Karaosmanoğlu Ankara, Hüseyin Cahit Yalçın "Hayatı Muhayyel", Ahmet Ağaoğlu Serbest İnsanlar Ülkesinde, Melih Cevdet Anday Raziye, Peyami Safa'nın Yalnızız adlı eserlerde ütopik söylemler ve umut teması incelenmiştir. Üçüncü bölümde distopya kavramı, tanımı ve çerçevesine yer verilmiştir. Çalışmanın dördüncü ve son bölümünde ise korku kavramı ele alınmış ve distopik bağlamda Cem Akaş'ın Y romanı, Zülfü Livaneli Son Ada, Oya Baydar Çöplüğün Generali, Bilge Karasu Gece, Tahsin Yücel'in Gökdelen romanlarında distopik unsurlar ve korku kavramı incelenmiştir. Bu tezin amacı, ütopya ve distopya kavramlarını incelemek, ütopyalarda yer alan umut teması ile distopyalardaki korku kavramının mukayeseli incelemesini yapmaktır.
1980 sonrası yazılan romanlarda feminist söylemin mukayeseli incelenmesi
Feminizm kadınların haklarını savunan ve kadın erkek eşitliği için mücadele eden bir harekettir. 1980 sonrası yazılan eserlerde feminizmin yansımaları kadınların yaşamından hareketle anlatılmıştır. Kadın yazarlar, kadınların yaşadıklarını bir kadın hassasiyeti ile ele almışlardır. Yazılan eserlerde kadınların hayatlarına farklı açılardan bakılmıştır. Feminizmin ilkeleri ve anlayışı doğrultusunda romanlarda yer alan kadınların hayatları analiz edilerek, çok yönlü bir inceleme yapılmıştır. Romanlarda yer alan kadın kahramanların doğumundan ölümüne kadarki süreçte yaşamış oldukları olaylar feminizmin görüşleri doğrultusunda incelenmiştir. Siyah Süt, Kadının Adı Yok, Yaseminler Tüter Mi Hala, İki Yeşil Su Samuru, Füreya, Sevgili Arsız Ölüm, Gör Beni, Tuhaf Kadın, Dağın Öteki Yüzü, Asılacak Kadın adlı eserler feminist açıdan incelenmiştir. Annelik, sevgi, evlilik, eğitim, çalışma hayatı, değişen dünyadaki yeri, kadının görünmeyen emeği, toplumsal normlar, kız çocuğunun yetişme şekli, anne-kız ve baba- kız ilişkisi, ataerkil sistem, üreten kadın olmak, sanatçı kişiliği kadın tipleri (güçlü, geleneksel, pasif, eğitimli, eğitimsiz, fedakâr, aykırı, idealleştirilmiş kadın) açısından incelenmiştir. Üzerinde çalışma yaptığım eserler, kadınların çocukluktan yetişkinliğe kadarki süreci, yetiştirilmesi, çevresinin ve ailesinin bakışı incelenmiştir. Feminizm akımının genel düşünce yapısı açısından incelenen bu eserlerde kadınların ev yaşantısında, çalışma hayatında, kamusal alanda ataerkil sistemin kadına bakış açısı değerlendirilmiştir. 1980 sonrasında yazılan eserlerde her sınıftan kadının hayatına ve yaşamına kadın yazar hassasiyeti ile yaklaşılarak anlatılmıştır. Toplumda kadının yaşadıkları bir boyutlu değil çok boyutlu bir şekilde ele alınmıştır. Roman yazarının kadın olması, olaylara bir kadın gözüyle bakması günlük hayatta üzerinde durulmayan olayların kadın açısından hassasiyetini gösterir.
Sabahattin Ali'nin seçme hikâyelerinin Greımas'ın eyleyenler modeline göre incelenmesi
Eleştiri kuramları içinde son derece detaycı bir nitelik taşıyan göstergebilimsel metot, metni çözümleme aşamasında muhtelif tetkik yöntemleri sunup kendine has bir terminolojiyi kullanarak bizleri bir metnin üst diline ulaştıran, anlama odaklı bir bilim alanıdır. Yüksek lisans tezi olan bu araştırmada, göstergebilimin ve Greimas'ın bu disiplininden yola çıkarak Sabahattin Ali'nin üç kitabından teşekkül hikâyelerinin her birinden seçme eserleri Greimas'ın Eyleyenler Modeli'ne göre çözümlenmiştir. Üç bölüme ayrılan tezin giriş kısmında asıl çalışmaya istinaden göstergebilim, göstergebilimin tarihsel süreci ve göstergebilime katkı sunan isimlerden genel olarak bahsedilmiştir. Birinci bölümde Greimas'ın hayatı ve etkilendiği isimler anlatılarak göstergebilimsel yöntem içinde Greimas'ın metne nasıl yaklaştığı aktarılmıştır. İkinci bölümde Sabahattin Ali'nin hayatı ve edebi şahsiyeti hakkında bilgilere yer verilmiştir. Metin çözümlemelerine yer verilen üçüncü bölümde ise Sabahattin Ali'nin hikâyeleri; söylemsel düzey, anlatısal düzey ve temel yapı olarak üç başlıkta incelenmiştir. Çözümleme esnasında anlatı izlencesi tespit edilerek eyleyenler modelinin tablosu hazırlanıp eyleyenler saptanmış sonra da bunların genel dönüşümleri gösterilmiştir. İncelenen metinlerin eyleyenlerinin; eyletim, edinç, edim, tanınma ve yaptırım basamakları gösterildikten sonra metnin temel yapısı göstergebilimsel dörtgen kurularak ortaya çıkarılmıştır. Tüm bu tetkiklerin sonucunda ise Sabahattin Ali'nin hikâye metinleri göstergebilimsel olarak çözümlenerek yazarın anlatıları eyleyen modeline göre analiz edilmiştir. Anlatıların derin ve yüzey yapıları incelenerek, metin tahlili noktasında literatürümüze katkı sunmak amacıyla klasik usullerden farklı bir çözümleme yöntemi denenmek istenmiştir. Anahtar Kelimeler: Göstergebilim, Greimas, Eyleyenler Modeli, Sabahattin Ali
Etimoloji bilimi ve Türkçenin etimolojisi
"Etimoloji Bilimi ve Türkçenin Etimolojisi" adlı bu çalışmanın ilk bölümünde Etimoloji bilimi, farklı etimologlarca yapılmış tanımlamaları, farklı dönemlerde Etimoloji biliminden yararlanma biçimleri ve Etimoloji biliminin bir bilim dalı olarak gelişimi temelinde incelenmiştir. Bilimsel etimolojinin tam olarak anlaşılıp değerlendirilebilmesi için Halk Etimolojisi ve Algısal Etimoloji kavramları üzerinde durularak Etimoloji biliminin ilkeleri, kapsamı, amacı, tarihî gelişimi, yöntem ve teknikleri ile tarih, kültür, folklor, coğrafya gibi diğer disiplinlerle ilişkisi çok yönlü bir bakış açısı ele alınmıştır. Ele alınan başlıklar yer yer örnekler ile anlaşılır kılınmaya çalışılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde bugüne kadar Türkçenin etimolojisi ile ilgili yazılan eserler belirlenmiş ve bu eserler kronolojik bir sıralama ile ele alınarak ayrıntılı bir şekilde incelenmiştir. Öncelikle eserlerin özgün adları verilmiş, yabancı dillerde yazılan eserlerin adlarının Türkçe karşılıkları parantez içerisinde verilmiştir. Söz konusu eserler önce genel olarak tanıtılmış, yazarları kısaca tanıtılmış, daha sonra eserlerin içerikleri ayrıntılı bir biçimde incelenmiştir. Eserlerin Türklük bilimi açısından önemleri değerlendirilirken eserler konusunda başka dilcilerce yapılmış olumlu olumsuz eleştirilere, görüşlere yer verilmiştir. Böylelikle Etimoloji biliminin ve Türkçenin Etimolojisi alanında yazılmış eserlerin öneminin ortaya konulması amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Dil, Kelime, Etimoloji, Halk Etimolojisi, Algısal Etimoloji Türkçenin Etimolojisi.
Sehî Bey'in Heşt-Bihişt ve Beyânî'nin Tezkiretü'ş-Şuʻarâ adlı tezkireleri üzerinde söz varlığı incelemesi
Bu çalışma, XVI. yüzyılda Anadolu sahasında yazılmış tezkirelerden Sehî Bey ve Beyânî Tezkireleri'nin söz varlığını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Dönemin ilk eseri olan Heşt-Bihişt ve son eseri olan Tezkiretü'ş-Şuʻarâ'daki tezkire dilinin gelişimini, değişimini göstermeye ve ortak özellikleri belirlemeye çalışılmıştır. Altı bölümden oluşan çalışmada öncelikle söz varlığı kavramı ve bu alanda yapılan çalışmalar tanıtılmış, XVI. yüzyıl tarihî açıdan ve dil açısından genel olarak değerlendirilmiş, dönemin tezkireleri ile nesir anlayışı hakkında bilgi verilmiştir. Sözcüklerin kavram alanlarına göre sınıflandırılması çalışmanın asıl bölümünü oluşturmaktadır. Eserlerde yer alan söz varlığı ögeleri sıralanmış ve bu bulgular doğrultusunda değerlendirme yapılmıştır. Son olarak genel sonuç ve kaynaklar kısmıyla tez tamamlanmıştır.
16. yüzyılda Muhammed bin Yusuf tarafından istinsah edilmiş satır altı Kur'an tercümesi (İnceleme-çeviri yazılı metin-dizin)
Satır altı Kur'an tercümeleri, Kur'an-ı Kerim'in Arapça satırlarının altına bire bir Türkçe kelimelerin yazılmasıyla oluşturulmuştur. Bu çalışmada da söz konusu yöntemle oluşturulmuş bir Satır Altı Kur'an tercümesi ele alınmıştır. Tam bir tercüme olan eser, 968 yılı Rebiyülahirinde (1561) Eğriboz'da Yusuf oğlu Muhammed tarafından kaleme alınmıştır. Üzerinde herhangi ilmî bir çalışma yapılmamıştır. Bu sebeple yazma üzerinde çalışılmaya karar verilmiştir. Eldeki çalışma; Giriş, İnceleme, Çeviri Yazılı Metin, Dizin ve Değerlendirme, Sonuç ve Teklifler bölümlerinden oluşmaktadır. Giriş bölümünde, Kur'an-ı Kerim'in tercüme tarihi ve ilk Türkçe Kur'an tercümeleri hakkında açıklamalar yapılmış, ardından Türkçenin tarihî devirleri esasında ele geçen Satır Altı Kur'an-ı Kerim tercümesi nüshaları sıralanmıştır. Bu bölümde özellikle Eski Oğuz Türkçesiyle kaleme alınmış Kur'an tercümeleri üzerinde durulmuş ve tespit edilen yazma eserler "Yayımlanmış Tercümeler" ve "Yayımlanmamış Tercümeler" başlıkları altında kısaca tanıtılmıştır. İnceleme bölümünde Satır Altı Kur'an Tercümelerinin tasnifi üzerine yapılan çalışmalar ve araştırıcıların görüşleri verilmiş, tarafımızdan da daha önce yapılmamış yeni bir tasnif denemesi ortaya konulmuştur. Yine bu bölümde çalışmaya konu olan eser ayrıntılı bir şekilde tanıtılmış, dikkati çeken ses, şekil ve kelime hazinesi özellikleri değerlendirilmiş ve nüshanın diğer tercümelerle ilgisi ortaya konulmuştur. Araştırmanın çeviri yazılı metin bölümünde Türkçe tercüme transkripsiyonlu olarak verilmiştir. Dizin bölümünde metinde geçen tüm kelimelerin anlamları, hangi satırda kaç kez geçtikleri gösterilmiştir. Değerlendirme, Sonuç ve Teklifler bölümünde ise eserin incelenmesi neticesinde elde edilen veriler ortaya konulmuştur. Bu çalışmayla hem Eski Oğuz Türkçesiyle yazılan Satır Altı Kur'an tercümelerinin tasnifi çalışmalarına katkı sağlamak hem de Kur'an'ın ihtiva ettiği çeşitli kelimeler üzerinden dilin yaşadığı gelişim ve değişimleri göstermek, böylece dönemin söz varlığını ortaya koymak amaçlanmıştır.
Orhan Kemal'in "Bereketli topraklar üzerinde" adlı romanının söz dizimi açısından incelenmesi
Bir dili oluşturan temel unsurlar, kelimeler, kelime grupları ve cümlelerdir. Bir dilde kelime sayıları sınırlıdır fakat kelimelerle oluşturulabilecek kelime grupları, cümleler sınırsızdır. Bu sebepten kelime gruplarının anlatıma katkısı oldukça büyüktür. Söz diziminde önemli bir yeri olan kelime grupları, tek kelimeyle anlatılamayan duygu ve düşüncelerin ifade edilebilmesi, anlatımın zenginleştirilebilmesi için önemli dil birimleridir. Söz dizimi üzerine yapılan çalışmalar hem Türkçenin ifade zenginliğini göstermesi hem de yazarın dil ve üslubunun bilinebilmesi yönünden önemlidir. Anlatmaya dayalı edebî metin türlerinden olan roman, dilin özelliklerini, yazarın dil ve üslubunu en etkili şekilde ortaya koyan edebî türlerden biridir. Bu doğrultuda, çalışmada yazar-eser-üslup bağlamında Orhan Kemal'in "Bereketli Topraklar Üzerinde" adlı romanı söz dizimi açısından incelenmiştir. Türk edebiyatında toplumsal gerçekçiliğin temsilcilerinden olan Orhan Kemal'in, dili kullanımındaki ustalığı sebebiyle çalışmamızda bu eserinin söz dizimi açısından incelenmesi uygun görülmüştür. İncelemede, eserdeki kelime gruplarının çeşitliliği, Türkçenin zengin ve özgün yapısı ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çalışmamız 3 bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Orhan Kemal'in hayatı, edebî kişiliği, eserleri, ilgili eser ve aldığı ödüller üzerine bilgilendirme yapılmıştır. İkinci bölümde araştırmacıların kelime gruplarının tanımı, isimlendirilmesi ve tasnifiyle ilgili görüşleri belirtilmiş, kelime grupları üzerine yapılan çalışmalardan bahsedilmiştir. Çalışmada Prof. Dr. Abdurrahman Özkan, Prof. Dr. Mustafa Toker ve Prof. Dr. Ufuk Deniz Aşcı'nın "Türkiye Türkçesi Söz Dizimi" isimli eserleri esas alınmıştır. Üçüncü bölümde eserde geçen cümleler ve cümlelerde yer alan kelime grupları incelenmiştir. Sonuç bölümde ise; eserde söz dizimine, yazarın dil ve üslubuna dair tespit ettiğimiz bulgular üzerine detaylı bir değerlendirme yapılmıştır. Türkçenin ifade zenginliğini ortaya koyan çalışmalara bir yenisini eklemek amacıyla hazırlanan bu çalışmanın, söz dizimiyle ilgili yapılacak çalışmalara katkıda bulunacağını temenni ediyoruz.
Hece Öykü dergisi ekseninde 2010-2020 arası Türk öykücülüğüne bir bakış
Türk edebiyatında edebî türlerin ilk hayat bulmaya başladığı yer hiç şüphesiz dergiler olmuştur. Zamanla bütün edebî türleri içeren dergilerin yanında bir türe özgü dergiler de yayımlanmış, ilki Resimli Hikâye (1927) olan öykü dergileri de ortaya çıkmıştır. Hece Öykü dergisi de 2004 yılında yayımlanmaya başlamıştır. Tezimiz, Hece Öykü dergisinin 2010-2020 yılları arasında çıkan 36-101. sayıları ekseninde Türk öykücülüğünün gelişim seyrini belirlemeyi amaçlamaktadır. Hece Öykü bugüne kadar yayımlanan öykü dergileri içinde en uzun soluklusu olma niteliği göstermekte, hâlen yayımlanan dört öykü dergisi arasında da kurumsal olması, yazar kadrosu gibi açılardan öne çıkmaktadır. Fakat bugüne kadar Hece Öykü'nün Türk öykücülüğündeki yerini değerlendiren, öykü eleştirisi dışında, kapsamlı bir bilimsel çalışma yapılmamıştır. Çalışmamız bu bakımdan özgün bir değer taşımaktadır. Çalışmamızda Hece Öykü dergisinin ilgili sayılarında yer alan tüm metinlerin dizini çıkarılmış, ardından en çok öykü yayımlayan beş öykücünün on öyküsünden hareketle, Türk öykücülüğünün görünümü verilmiştir. Öyküler tema ve yapı bakımından incelenmiştir. Hece Öykü dergisinde ele alınan öykülerde varoluş sorunsalı, yalnızlık, ölüm, hüzün, sevgisizlik, siyasi bakış, korku ve yabancılaşma gibi temalar tespit edilmiştir. Yazarlar kadın ve erkek kahramanlara öykülerinde yer vermiştir. Bunun yanı sıra nesneler de öykülerin konusu olmuştur. Bunlar ışığında 2004 yılından önce ve sonra yayımlanan öykü dergileri arasında Hece Öykü nitelik olarak zengin bir yapıya sahiptir. Edebiyat tarihimizde öykü dergiciliğinin kimliğini muhafaza eden seçkin bir yayın organıdır. Anahtar Kelimeler: Hece Öykü, öykü, öykü dergisi.
Cevdet Karal'ın şairliği ve şiirleri üzerine bir inceleme
1980 sonrası Türk şiirinde toplumsal dönüşümün etkisiyle şiir anlayışları çeşitlenmiş, şairler de kendi iç dünyalarını ve dış gerçekliği daha derinlemesine işleme fırsatı yakalamışlardır. Bu bağlamda, modern Türk şiirinin önemli isimlerinden biri olan Cevdet Karal, kendine has şiir dili ve tematik yelpazesiyle dikkat çekmektedir. Bu çalışmada, Cevdet Karal'ın yayımlanmış sekiz şiir kitabında yer alan şiirleri incelenmiş ve bu incelemelerden hareketle şairin edebî görüşü ve şairliği üzerine tespitlerde bulunulmaya çalışılmıştır. Karal'ın şiirlerinin ana izleğini varoluş sancısının beraberinde getirdiği ontolojik/teolojik olgu ve sorgu, metafizik tedirginlik ve gerilim, inanç dizgesi (varlık, insan doğası, evren ölüm, Tanrı) benliğin odağında yer alan kendilik kaygısı, içe kapanma ve salt arayış ile bireyin çıkmazları ve kendisi ile yüzleşmesi, ölüm, aşk, gelenekle modernlik arasında sıkışan modern insanın anlam ve inanç krizi, duygu düşünce açmazında (çıkmazında) estetiğe dönüşen deneyim, sosyal ve politik eleştiri karşısında bireyin anlaşılmama ve duyarsızlaşmaya maruz kalması oluşturmaktadır. Gelenekle modernlik arasında kalan/sıkışan çağdaş insanın anlam ve inanç krizini diğer temlerle harmanlayarak şiirlerinde anlatan Karal, insanın kendi içinde ezilişinin bir çığlığı olmuş, bunu da şiir vasıtası ile vurgulamaya çalışmıştır. Cevdet Karal'ın şiirlerindeki biçim, dil ve üslûp, geleneksel kalıplardan bilinçli bir sapma göstererek şairin özgün poetikasını inşa eder. Şiirlerindeki biçim, dil ve üslûp tercihleri, Türk şiirinde yalınlık ve içtenliği temel alan, ancak sözdizimi aracılığıyla biçimsel farklılığı koruyan bir çizgiyi temsil eder. Şair, serbest yapı ve günlük dilin samimiyetini kullanarak okurla güçlü bir empati kurarken, devrik cümleler ve özgün imgeler aracılığıyla metinlerine derinlik ve sanatsal yoğunluk katar. Bu üç unsurun uyumlu etkileşimi, Karal'ın şiirini çağdaş ve ayırt edici bir sese dönüştürerek, onu kendi kuşağının önemli temsilcilerinden biri haline getirmiştir. Anahtar Kelimeler: Cevdet Karal, 1980 Kuşağı Türk Şiir, Kaşgar
Kaan Murat Yanık'ın romanlarında yeni tarihselcilik
Bu çalışma, Kaan Murat Yanık'ın romanlarını Yeni Tarihselcilik açısından incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmada yazarın eserlerinde tarihsel olay, mekân ve kişiliklerin nasıl temsil edildiği; kurgu ile gerçek arasındaki ilişkinin ne şekilde kurulduğu sorgulanmıştır. Ayrıca çalışmada metin çözümlemesi ve karşılaştırmalı okuma teknikleri kullanılmıştır. Bulgular, Yanık'ın romanlarında tarihsel unsurların yalnızca aktarım düzeyinde kalmadığını, aynı zamanda yeni bir estetik inşa aracı olarak kurgulandığını göstermektedir. Tarihsel gerçeklik, romanlarda hem bireysel hafızanın hem de toplumsal kimliğin şekillenmesinde işlevsel bir rol üstlenmiştir. Sonuç olarak, Kaan Murat Yanık'ın edebî üretiminde tarihsel gerçeklik, gerçeğin doğrudan temsili olmaktan ziyade yorumlayıcı ve dönüştürücü bir yapı olarak değerlendirilmektedir. Anahtar Kelimeler: Kaan Murat Yanık, Yeni Tarihselcilik, roman, edebiyat, kimlik
Doğu Türkçesi ile yazılmış "Mesiḥniŋ Cemāʿati" adlı eserin dil incelemesi
20. yüzyılın başında Doğu Türkistan'ın Kaşgar vilayetinde İsveçli misyonerler tarafından kurulan matbaada Doğu Türkçesiyle yazılmış birçok dinî metin basılmıştır. Bu metinler öğretici olmaları sebebiyle o dönem Doğu Türkistan bölgesinde yaşayan Türk halkının dili üzerine inceleme yapılmasına imkân sağlayacak niteliktedir. Bu çalışmada, Kaşgar'da İsveçli misyonerler tarafından basılan Mesīḥniŋ Cemāʿati (Mesih'in Topluluğu) adlı eser, Yeni Uygur Türkçesi ile karşılaştırılarak dil özellikleri tanıtılmıştır. Mesīḥniŋ Cemāʿati adlı eserde yer alan İncil'in Doğu Türkçesine çevrilen ayetleri özelinde, Latinceden Doğu Türkçesine yapılan çevirinin çeviri özellikleri değerlendirilmiştir. Bu çalışmadaki amacımız Çağatay Türkçesi ile 20. yüzyılın başlarında yazı dili hâline Yeni Uygur Türkçesi arasındaki geçiş dönemindeki özellikleri aydınlığa kavuşturmada ufak bir katkı sağlamaktır. Çalışma sırasında dönemin dil hususiyetleri göz önünde bulundurularak baştan sona transkribe edilmiştir. Transkripsiyondan sonra metin Türkiye Türkçesine aktarılmıştır. Latin harfli metin üzerinde Dizin oluşturulmuştur. İnceleme bölümünde metindeki bütün ses ve şekil bilgisi özellikleri incelenmiştir ve günümüz Uygur Türkçesi ile benzerlik ve farklılıkları ele alınmıştır. Bu farklılıklar değerlendirilerek Mesīḥniŋ Cemāʿati'nin bir geçiş dönemi eseri olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Doğu Türkçesi, İncil çevirisi, Kaşgar, Mesīḥniŋ Cemāʿati.
Sıdık Karac Uulu'nun Rusçadan Kırgızcaya çevirdiği "İlim cana Din" adlı eseri üzerine (Metin-çeviri-dizinler)
Bu çalışmaya temel teşkil eden eser, İ. Mişin'in Rusça Nauka i Religiya adlı eserinden Sıdık Karac Uulu'nun Kırgızcaya yaptığı çeviri olan İlim cana Din (Bilim ve Din) adlı bir çeviridir. Çalışma kapsamında, çevirinin yapıldığı dönemde kullanılan, Kırgızcanın ses yapısına uyarlanmış Arap alfabesi incelenmiş; Arap harfleriyle yazılmış eser, önce transkripsiyonlu bir şekilde Latin alfabesine aktarılmış, ardından Türkiye Türkçesine çevrilmiştir. Çeviri sürecinde, metindeki Kırgızca sözcüklere mümkün olduğunca sadık kalınmış; bazı durumlarda serbest çeviri tekniği kullanılmıştır. Ayrıca, eserdeki kelimelerin kök ya da gövdeleri eklerinden ayrılarak gramatik dizin oluşturulmuş ve kelimelerin metindeki anlamları verilmiştir. Eserdeki ekler ise alfabetik sıraya göre dizinlenmiştir. Bu yöntem, eserin dilbilgisel özelliklerini ayrıntılı biçimde analiz etmeyi mümkün kılmıştır. Çalışmada yararlanılan kaynaklar, kaynakça bölümünde sunulmuş ve eserin tıpkıbasımı, ek olarak verilmiştir. Çalışma, hem Kırgız dili ve edebiyatının kuruluş yıllarına ışık tutmakta hem de Arap harfli Kırgızca eserlerin incelenmesine örnek teşkil etmektedir. Anahtar Kelimeler: İlim cana Din, Sıdık Karac Uulu, Kırgızca, Gramatikal Dizin, Ekler Dizini
Ebû Bekir Nusret Şerh-i Ba'z-ı Gazeliyat-ı Sâ'ib-i Tebrizî (Te Harfi) İnceleme-karşılaştırmalı metin-sözlük
Sâib-i Tebrizî‚ Fars dilinin İran coğrafî sınırlarının ötesine yayılmasına önemli katkıları olan oldukça üretken bir şairdir. Eserlerinde dinî‚ tasavvufî‚ sosyal ve ahlaki konuları şiir yoluyla dile getiren Sâib‚ Sebk-i Hindî'nin en ünlü şairlerindendir. Bîdil ile birlikte Fars şiirinin en zor anlaşılan sanatçılarından biri olarak kabul edilen Sâib'in şiirlerinde çok az şairde bulunan bir sanat zevki vardır‚ bu yüzden onun şiirinin anlaşılması için şerhe ihtiyaç duyulur. Ebû Bekir Nusret‚ İranlı şairlerin divanlarına defalarca şerh yazılmasına rağmen hiç kimsenin Sâib'in Dîvân'ını şerh etmeye girişmediğini söyler ve bu boşluğu doldurmak için Sâib'in gazelleri üzerine üç eser yazar. Önce elif harfli gazelleri‚ daha sonra ise te harfli gazelleri şerh eden Nusret Efendi her kafiyesinden birkaç gazel seçerek başka bir şerh de yazmıştır. Çalışmamızın konusu Ebû Bekir Nusret Şerh-i Ba'z-ı Gazeliyat-ı Sâ'ib-i Tebrizî adlı eserdir. Eserde Sâib-i Tebrizî'nin 194 gazeli şerh edilmiştir. Bu çalışmanın amacı‚ şerh edilen şiirlerin incelenmesi ve metninin hazırlanması sonucunda Sâib-i Tebrizî'nin şiirlerinin dolayısıyla Sebk-i Hindî metinlerinin daha iyi anlaşılmasına olanak sağlamak ve klasik Türk edebiyatı metin şerhi çalışmalarına katkıda bulunmaktır. Bununla birlikte çalışmamızda‚ Farsça beyitleri günümüz Türkçesine çevirerek bu konuda çalışacak günümüz edebiyat araştırmacılarına kolaylık sağlamak hedeflenmiştir. Çalışmada öncelikle Ebû Bekir Nusret'in hayatı‚ edebî kişiliği ve eserleri hakkında bilgi verilmiş ve Sâib-i Tebrizî'nin hayatı‚ edebî kişiliği ve eserleri ele alınmıştır. Daha sonra Ebû Bekir Nusret'in Sâib-i Tebrizî'den şerh ettiği eser çeşitli yönleriyle tetkik edilmiş ve eserin tenkitli metnine yer verilmiştir. Çalışmanın sonunda şârihin metin içinde anlamlandırdığı kelimelerden oluşan bir sözlüğe yer verilmiştir. Tasavvufî yönü ağır basan ve öğretici bir eser olan Sâib-i Tebrizî'nin gazellerini Ebû Bekir Nusret‚ kelime anlamlarını vererek edebî sanatları dil incelikleri ile birlikte ele almış ve eser hem Farsça bilenlere hem Farsça öğrenenlere rehberlik niteliği kazanmıştır.
Bursalı Mehmed Tâhir ve biyografik çalışmaları
Bu çalışmada biyografi ve bibliyografi âlimi olarak tanınan Bursalı Mehmed Tâhir'in hayatı, eylemleri ve günümüzde edebiyat, tarih, siyaset, ilahiyat gibi alanlarda onun sıklıkla kullanılan biyografi eserleri incelenmiştir. Çalışmanın Giriş bölümünde biyografi terimi açıklanmış ve Batı, Doğu ve Türk biyografi geleneği tanıtılmıştır. Daha sonra Birinci bölümde Bursalı Mehmed Tâhir'in hayatı, ailesi, eğitimi, mesleği ve son yılları incelenmiş ve kapsamlı bir monografisi hazırlanmıştır. Çalışmanın İkinci bölümünde onun farklı yönlerine odaklanılarak Türk Derneği, Türk Bilgi Derneği gibi derneklerdeki eylemleri açıklanmış ve onun biyograflığını ve bibliyograflığını besleyen noktalar aydınlatılmıştır. Ayrıca bu bölümde süreli yayınlarda çıkan yazıları dâhil yirmi beş eserinin genel incelemesi yapılmıştır. Üçüncü bölümde Bursalı Mehmed Tâhir'in biyografi türüne giren eserleri şekil, özne ve kaynak açılarından incelenerek biyograf tarafı sergilenmiştir. Bu sayede onun biyografi eserlerinin yapısal özellikleriyle beraber kapsayıcılıkları da ortaya çıkarılmıştır. Ayrıca Bursalı Mehmed Tâhir'in biyografi eserlerini oluştururken öznelere dair doğru bilgi aktarmak için kullandığı kaynaklar açıklanmıştır. Böylece onun araştırmacı kimliği ortaya konulmuştur. Ek olarak Bursalı Mehmed Tâhir'in Latin harflerine aktarılmayan iki eserinin aktarımı gerçekleştirilmiş ve ona dair çeşitli görsellere yer verilmiştir.
Tuhfe-i Şerîfî (İnceleme-metin-bağlamlı dizin)
Dini ve Tasavvufi düşüncenin Türk Edebiyatı'nda oldukça önemli bir yeri vardır. Bu nedenle ahlaki ve eğitici yanı ön planda olan birçok eser kaleme alınmıştır. Bu eserlerden bazıları manzum bazıları ise mensur bir şekilde yazılmıştır. Dini eserler içerisinde oldukça önemli bir yere sahip olan tecvid kitapları da yoğun ilgi görmüş ve bu alanla ilgili birçok eser kaleme alınmıştır. Çalışmamıza konu olan ve Mehmed Şerîfî tarafından manzum olarak yazılmış Tuhfe-i Şerîfî'de bu eserlerden bir tanesidir. Yazar eserinde tecvid kurallarını örneklendirerek açıklamıştır. Çalışmamız giriş ve onu takip eden dört bölümden oluşmuştur. Çalışmamızın giriş bölümünde tecvid ilmi ve tarihsel gelişimi hakkında bilgi verilmiştir. Birinci bölümde müellifin hayatı, edebi şahsiyeti ve eserlerine değinilmiştir. İkinci bölümde metnin incelenmesine geçilmiştir. Üçüncü bölümde ise metnin çevirisi verilerek, 2014 yılında Sadettin Eğri tarafından çalışılan, şairin aynı eserinin daha küçük bir versiyonu ile çalışmamamıza konu olan metin arasındaki benzerlikler ile farklılıklara değinilerek, eserin genel bir değerlendirmesi yapılmıştır. Dördüncü bölümde eserin bağlamlı dizinine geçilmiş ve bağlamlı dizin hakkında kısaca bilgi verilmiştir. Kaynakçadan sonra ise tıpkıbasım başlığı atılarak orijinal metin verilmiştir
Millî edebiyat dönemini besleyen Türkçülüğün kaynakları
"Millî Edebiyat Dönemini Besleyen Türkçülüğün Kaynakları" adını taşıyan tezimizde, içerik olarak Millî Edebiyat dönemini hazırlayan sürecin bilimsel, siyasi ve sosyal yapı taşları ortaya konulmaya çalışıldı. Osmanlı'nın son dönemlerine denk gelen süreçte, Millî Edebiyat dönemini hazırlayan birçok etken olduğunu görüldü. Toplumsal değişim/dönüşüm neticesinde başta dil olmak üzere, toplumun da geçirmiş olduğu sosyal bir buhran ve siyasi evrilmeler kaynaklar ışığında ifade edilmeye çalışıldı. Bizi böyle bir çalışmaya götüren sebebin arkasında son dönemlerde yayımlanan bazı kaynakların iddiaları olmuştur. Kimi eserlerin iddiaları doğrultusunda Türkçülük, Yahudiler tarafından mı siyasi bir propagandaya dönüştürüldü yoksa Osmanlı'nın millet olarak son bakiyesi Türkler tarafından mı ideolojik bir düşünceye dönüştürüldü? İşte buradan hareketle Fransız İhtilali'nden tutun da 20. yüzyılın başlarına kadar olan süreçte, Türkçülüğe tutunan bir milletin edebiyat ve yazın ürünlerini ortaya koyma aşamasında, Türk dilini de nasıl bir sadeleşme sürecine soktuğunu ve bugün Millî Edebiyat Dönemi olarak nitelenen dönemin kısmî boyutuyla nasıl hazırlandığı bu tezle ifade edilmeye çalışıldı. Türkçülüğü, yolun başında Batılı bilim adamlarının ortaya koyduğu bilimsel kaynaklar üzerinden inceleyerek Osmanlı coğrafyasındaki Türklere millî kimliklerini hatırlatan, devletin asıl unsuru olduklarını idrak ettiren süreç, tarihî, sosyal, bilimsel ve edebî boyutuyla ortaya konulmaya çalışıldı. Rejim konusunda rahatsızlıkları olan Yeni Osmanlılar, Jön Türkler ve İttihat ve Terakki üzerinden şekillenen Türkçülüğün edebî ayağını oluşturan unsurlar da bu tezle ortaya konulmaya çalışıldı. Söz konusu unsurları bilimsel faaliyetler, siyasi ve sosyal olaylar ışığında, bir zincir hâlinde ortaya konularak Millî Edebiyat'ın hazırlayıcısı ve besleyicisi Türkçülüğü, nüve hâlinden su yüzüne çıkma aşamasına kadar geçirdiği safhalar incelenerek Millî Edebiyat'ın kaynakları bilimsel, siyasi, toplumsal ve edebî boyutuyla gösterilmeye çalışıldı. Tabii bunları ortaya koyarken de Türkçülüğün sistem babası olarak da bilinen Ziya Gökalp'in eserleri tekrar gözden geçirildi.
Şehriyar-Heyder Babaya Selam şiirinin dil bilgisel çözümlemesi
Bu çalışmada Çağdaş Azeri Edebiyatı'nın ve aynı zamanda İran'ın en büyük şairlerinden biri olan Seyyid Mehemmed Hüséyin Behcet Tebrizi Şehriyâr'ın -yaygın olan ismiyle Şehriyâr'ın- Türkçenin bütün dil zenginliklerini kullanarak yazdığı şiirlerinden biri ve en ünlüsü olan Heyderbaba'ya Selam adlı eserin dilbilgisel çözümlemesi yapılarak Şehriyâr'ın ve Türkçenin dil zenginliği gözler önüne serilmeye çalışılmıştır. Şehriyâr ve Heyderbaba'ya Selam şiiri üzerine yapılan araştırmalardan yararlanılan bu çalışma ile Heyderbaba'ya Selam'ın zengin anlatım ustalığı ile ortaya çıktığı gözler önüne serilmeye çalışılmıştır. Öncesinde Şehriyâr ve mensubu olduğu Azeri Edebiyatı hakkında bilgi verilen bu çalışmada Heyderbaba'ya Selam'ın dilbilgisel çözümlemesi iki aşamada gerçekleşmiştir. İlk aşamada morfolojik bağlam ikinci aşamada ise söz diziminin yapısı incelenmiştir. İnceleme sonucunda elde edilen veriler değerlendirilerek şairin üslubu ile ilgili bazı tespitlerde bulunulmuştur. Anahtar kelimeler: Şehriyâr, Heyderbaba'ya Selam, Dil Bilgisi
Türk edebiyatında konusunu Türk tarihinden alan romanlar (2004)
Bu çalışmada 2004 yılında yayımlanan ve konusunu Türk tarihinden alan tarihî romanları inceledik. Çalışmamıza konu olan dokuz romanın "zaman", "mekân", "kahramanlar" ve "bakış açısı" unsurlarını tahlil ettik. Zaman bölümünde, vak'a zamanını tespit edip sosyal ve kozmik zaman unsurlarının vak'a seyrine etkisini ortaya çıkarmaya çalıştık. Mekân bölümünde, romanlarda bahsi geçen mekânları sınıflandırdık. Bu mekânların romanlardaki önemini tespit etmeye çalıştık. Kahramanlar bölümünde karakterleri, yaratma şahsiyetler, tarihî şahsiyetler diye ayırıp cinsiyetlerine, eğitim durumlarına, mesleklerine, milliyetlerine ve sosyal durumlarına göre sınıflandırdık. Bakış açısı bölümünde romancının hangi bakış açısı ile romanı kaleme aldığını belirlemeye çalıştık. Anahtar Kelimeler: Tarihi roman, Türk tarihi, Roman.
Ataol Behramoğlu hayatı ve şiiri
1960'tan itibaren şiirlerini yayınlamaya başlayan A. Behramoğlu, son dönem edebiyat hayatımızın önde gelen şairlerindendir. İlk şiir kitabı 1965 yılında basılan Bir Ermeni General'dir. Son şiir kitabı ise ellinci sanat yılı adına yayınladığı Yarım Yüzyıldan Şiirler'dir. Bu çalışmada Ataol Behramoğlu'nun, şiirini merkez alarak hayatını inceledik. Bu yapılırken, hayat ile birlikte şiirinin de gelişme evrelerini göstermeye çalıştık. Açıklayıcı ve tamamlayıcı özelliği varsa şiir dışındaki eserlerine de temas ettik. Eseri Giriş'ten sonra altı bölüm üzerine kurduk. Önsöz'de ne yapmak istediğimizi, sonuç bölümünde de yaptıklarımızı anlattık. Eserin amacı Ataol Behramoğlu 'nun mümkün olduğunca tam bir biyografisini ortaya koymak olmuştur. Anahtar Kelimeler: Ataol Behramoğlu, Avrupa, Şiir, Fikir, Eylem
Ahmet Nedim Tör ve şiirleri
Medeniyetlerin var olma çizgisini belirleyen savaşlar, insanın dil vasıtasıyla meydana getirdiği -yani insana ait olan- edebiyatın da malzemesi olmuştur. İlk yazılı ürünlerin verildiği dönemlerden itibaren kazanılan zaferler, kaybedilen topraklar, yaşanılan acılar eserlere yansımıştır. Yakın tarihimize baktığımızda da 20. yüzyılın şekillenmesinde etkili olan Balkan, Birinci Dünya savaşları Türk savaş edebiyatının önemli malzemeleri arasındadır. Bu savaşlar üzerine makale, roman, tiyatro, şiir türünde pek çok eser kaleme alınmıştır. BU dönemde verilen eserlere baktığımızda pek çoğunun hakkında bilgiye ulaşabiliyoruz. Özellikle Çanakkale Savaşının şiire akisleri üzerine araştırmalar mevcuttur. Ancak bu çalışmaların içinde, döneminde verdiği eserlerle sesini duyurabilmeyi başarmış, halkın üzerinde büyük tesirleri olmuş bir şair/yazarımız var ki, çok az araştırmacı onun şiirlerinin sadece bir dizesine ya da dörtlüğüne yer verip geçmiştir. Bu şair ve yazarımız Ahmet Nedim Servet Tör'dür. Biz bu çalışmamızda Ahmet Nedim'in şiirlerinin konusuyla da bağlantısı olması hasebiyle kısaca Türk savaş edebiyatına da değineceğiz. Ancak çalışmamızın merkez konusu Ahmet Nedim'in Birinci Dünya Savaşı sırasında kaleme almış olduğu şiirleridir.
Hasan Ali Toptaş'ın hikâye ve romanlarında mekân algısı
1990 sonrasında eserler vermeye başlayan Hasan Ali Toptaş, günümüzde edebiyat çevrelerince kendisinden en çok söz ettiren yazarların başında gelmektedir. Dilinin akıcılığı, Türkçeyi son derece doğru kullanışı, üslubunun dikkat çekici olması onu başarılı kılan unsurlardan sadece birkaçıdır. Pek çok araştırmacı tarafından Hasan Ali Toptaş'ın eserleri hakkında çokça inceleme yapılmıştır. Sn. Semih Topsakal'ın "Hasan Ali Toptaş Romanlarında Postmodern Ögeler" başlıklı tezinde romanlar incelenirken kısaca mekâna da yer verilmiştir. Bunun dışında postmodern bir yazar olan Hasan Ali Toptaş'ın eserlerinin incelemesi müstakil olarak yapılmamıştır. Biz bu çalışmamızda Hasan Ali Toptaş'ın roman ve hikâyelerini mekân açısından incelemeye, yazarın mekâna bakış açısını ve mekân algısını tespit etmeye çalıştık. Çalışmamızda yazarın hikâye ve romanlarında yer alan tüm mekânları ayrı ayrı sınıflandırdıktan sonra detaylı olarak tahlil ettik. Çalışmamızın amacı, Toptaş'ın hikâye ve romanlarını mekânsal açıdan inceleyerek onun mekân algısıyla ilgili ortak bir payda yakalamak ve bir çıkarımda bulunmaktır.
Mustafa Fevzi bin Numan'ın mirac-namesi
Türklerin İslâmiyet'i kabul etmesinin akabinde sosyal, siyasal ve kültürel alanda pek çok değişim yaşanmış, bu değişim edebî alana da yansımıştır. İslâmiyet'in önemli bir yerini teşkil eden Hz. Muhammed'in hayatı ve mucizeleri de manzum ve mensur olarak ele alınmıştır. Mucizeler arasında mièrâc da önemli bir yerde durmaktadır. Çalışmamıza konu olan eser, Risâle-i Mir'âtü'ş-Şühûd fî Mes'eleti Vahdeti'l-Vücûd, 19. yy'da yaşamış, Osmanlı'nın son dönem mutasavvıf şairlerinden Mustafa Fevzî bin Numan tarafından kaleme alınmıştır. Bu eserinin bir bölümü tezimizin konusu olan mièrâc-nâme türünün bir örneğidir. Çalışmamızda öncelikle müellifimizin hayatından, edebî şahsiyetinden ve eserlerinden bahsettik. Akabinde tezimin konusunu da içinde barındıran eseri dil, üslup, tür ve şekil özelliklerini de kapsayacak şekilde ele aldık. Müellifimizin hikâyeleştirerek anlattığı seyr u sülûktan söz ettik. Mevcut metni transkripsiyonlu bir şekilde Latin alfabesine aktardık. Mièrâc-nâme içinde yer alan motifleri ve bu motiflerin hangi beyitler arasında yer aldığını belirledik. Son olarak da tezin okunması esnasında kolaylık sağlayacağını umduğumuz için metnin aslını ekledik. Bu çalışmamızın amacı, incelediğimiz eserin edebiyat tarihimizdeki yerini tespit etmek, edebiyat tarihinde adı ve eserleri hiç zikredilmeyen Mustafa Fevzî bin Numan'ın adını ve eserlerinden birini gün ışığına çıkarmaktır.