Judaism
101 theses under this subject heading
The representations of the archetypal Jew in Christopher Marlowe's Jew of Malta and William Shakespeare's Merchant of Venice
William Shakespeare is one of the most popular authors, not only in England but worldwide. He was greatly influenced by his contemporary Christopher Marlowe. The similarity is witnessed in their themes, motifs, devices, and plots. During my research, these two writers' works respectively The Merchant of Venice and The Jew of Malta, are first broadly compared in order to explore the various differences and specific embellishment that each author adds and later closely examining their main characters, namely Barabas and Shylock in order to deconstruct the Jewish archetype. The following paper aims to also elaborately examine the archetypes, treatment, status, rights and the connotations revolved around Jews starting from Medieval literature, tracing its metamorphic progress through Renaissance and Victorianism till Modernism. An elaboration on the metamorphoses of the Jewish archetypal characters, previously recognised as stubborn, malicious, villain and hatred by God to the modernist alienated Jew striving to find his authentic identity in a socially constructed environment facing ambiguous personality threat, will also be encountered. Specifically, this paper analyses both authors' artistic recreations and embellishments of the archetype Jew as a satire on anti-Semitism.
Günümüzde Orta Doğu ve Doğu dinlerinin dini ritüellerinde cinsiyet rolleri
İnsan hayatında dinin önemli bir yeri olduğu yadsınamayacak bir gerçektir. Dinî inanç ve ritüellerin özelde kişileri, genelde ise toplumu canlı tuttuğu, yaratıcı ile olan ilişkilerde süreklilik sağladığı bilinmektedir. Ayrıca din, insan hayatına çeşitli inanç ve ritüeller ile karışarak bireyin kendisi ve çevresiyle barışık anlamlı bir hayat yaşamasına imkân vermekte; ümitsizliğe ve manevî bir boşluğa düşmesini engellemektedir. Bu açıdan dinî ritüeller kişilerin duygu, düşünce ve davranışlarına da yön vermektedir. Tarih sahnesinde yerini almış toplumlar ve dinler incelendiği zaman birçok alanda olduğu gibi dinlere ait ritüellerde de kadın ve erkek arasında uygulama veya sorumluluk farklılıklarının olduğu gözlemlenmektedir. Bu çalışmada günümüzde Orta Doğu ve Doğu dinlerinde ritüeller açısından cinsiyet rolleri ele alınmıştır. Araştırmanın amacı bu dinlere ait ritüellerde kadın ve erkek ayrımı ile bunlara ait rolleri ortaya koymaktır. Çalışma, giriş, iki araştırma bölümü ve sonuç kısmından oluşmaktadır. Giriş bölümünde konunun önemi, amacı, metodu ve kaynaklarına ek olarak tez konusunu oluşturan cinsiyet açıklanarak kadın ve erkek konuları ele alınmış, ritüel ile ibadet hakkında bilgi verilmiştir. Birinci bölümde Orta Doğu dinleri olan Sâbiîlik, Mecûsîlik, Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet'e ait ritüellerde cinsiyet rollerine değinilmiştir. Araştırmanın İkinci bölümünde ise Doğu dinleri olan Hinduizm, Budizm, Caynizm, Sihizm, Konfüçyanizm, Şintoizm ve Taoizm'in dini ritüellerinde cinsiyet rolleri ele alınmış ve çalışmanın sonunda tespit edilen bulgu, yorum ve ulaşılan sonuçlara yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler; Din, Ritüel, Cinsiyet, Kadın, Erkek.
Oryantalist literatürde Kur'an'ın Yahudi kökenli olduğu iddiası: Abraham Geiger örneği
Kur'an'ın kökeni meselesi, oryantalist Kur'an çalışmalarının en önemli tartışma konularından biridir. Bu minvalde Kur'an'ın kökeni hakkında birçok iddia ortaya atılmıştır. Kur'an'ın Yahudi kökenli olduğu iddiası da bunlardan biridir. Bu tezde, söz konusu iddianın modern dönemdeki öncüsü Alman-Yahudi oryantalist Abraham Geiger (1810-1874) örneğinden hareketle Kur'an'ın Yahudi kökenli olduğu iddiası ele alınmaktadır. Kur'an'ın Yahudi kökenli olduğu iddiasının tarihi seyrinin incelendiği birinci bölümde genel bir çerçeve sunmak adına ilk olarak oryantalizmin kökeni ve tarihî gelişimi sunulmaktadır. Ardından Geiger öncesi Yahudi köken iddiasının tarihteki izleri Kur'an'ın nüzul döneminden itibaren tespit edilmeye çalışılmaktadır. İkinci bölümde ise ilk olarak Geiger'ın hayatı, eserleri ve yaşadığı dönem olan 19. yüzyılda Alman-Yahudi oryantalistlerin durumu ve İslâm araştırmalarına dahil olmaları ana hatlarıyla ele alınmaktadır. Sonra eserleri üzerinden Geiger'ın Kur'an'ın Yahudi kökeni hakkındaki iddiaları sunulmakta ve bunlar değerlendirmeye tabi tutulmaktadır. Çalışmada son olarak Geiger'ın kendisinden sonraki çalışmalara etkisi ortaya konulmakta ve son yüzyılda köken iddialarında yaşanan dönüşüme dikkat çekilmektedir.
Siyonizmin Yahudi radikalizmi üzerindeki etkisi
İsrail'de dini söylemler üzerinden meşruiyet devşiren radikal hareketlerin, kökenlerinin, ideolojilerinin ve eylemlerinin incelendiği bu çalışma, geçtiğimiz üç asırda büyük dönüşümler yaşayan Yahudi kimliğinin radikalleşmesine tesir eden ana faktörleri tarihsel akış içerisinde sunmayı hedeflemiştir. Bu bağlamda öncelikle, modernleşme kuramıyla birlikte Yahudiliğin sabit biçimde yüzyıllardır dönen çarkının kırılmasıyla başlayan Emansipasyon ve Haskala süreçleri incelenerek Avrupa'daki Yahudi probleminin zuhuru irdelenmiştir. Akabinde, antisemitizmin itici gücüyle nihai bir çözüm önerisi olarak sunulan Siyonizme, Yahudi cemaatlerinin verdikleri tepkiler tetkik edilmiş ve dini Siyonist söylem üzerinde durulmuştur. Nihayetinde, Siyonizmin birleştirici gücüyle kurulan İsrail Devleti'nin inşa yıllarından başlayarak günümüze varana dek benimsediği radikal tutum tahlil edilmiştir. Görülmüştür ki, devletin kuruluş safhasında Siyonizm çatısı altında bir araya gelen seküler ve dindar kesimin arasındaki eğreti bağ zaman içerisinde koparak yerini husumete bırakmıştır; dini söylemler laik değerlerden arındırılarak ayrı bir yol izlemiştir. Dine biçilen rol, devletin iç ve dış politikada attığı adımlardan toplumsal düzene varana dek birçok hususta tartışma konusu olmuştur. Bu durum zamanla isteklerini kabul ettirme noktasında terör eylemlerine başvuran uzlaşılmaz radikal dini grupların oluşmasına sebebiyet vermiştir. Şiddet eylemlerini meşru kılmak için dini kaynaktan beslenen bu grupların mazisinin bilinmesi, günümüzde hem İsrail'de artış gösteren sağın kökeninde bulunan şovenist Yahudi tutumun anlaşılmasına hem de Siyonizmin Yahudi kimliğinin üzerindeki etkisini kavramaya imkân sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: İsrail, Kimlik, Radikalleşme, Siyonizm, Yahudilik
Sebil Gazetesi'nde Yahudilik
Sebil, 1976-1982 ve 1988-1992 yılları arasında "Her Şey Hak İçin" şiarıyla yayımlanmıştır. 1980'e kadar haftalık yayımlanan gazete, sonrasında aylık olarak yayın hayatına devam etmiştir. "Haftalık Siyasi, Tarihî, İlmî Gazete" sloganıyla İslami basında büyük bir boşluğu doldurmayı amaçlamıştır. Toplam 269 sayı basılmıştır. Türkiye'de, ilk iki yüz elli sayısı, son on dokuzu Almanya'da yayımlanmıştır. 1980 Darbesi'nden sonra kapatılmıştır. Muhafazakâr içeriğe sahip olan Sebil'de sıklıkla ele alınan konuların başında Yahudilik gelmektedir. Zira dünyayı kontrol eden Yahudiler kimdir? Amaçları nedir? Neler yapmışlardır. Bilderberg toplantıları, Komünizm, Masonluk, Dönmelik gibi konular ele alınmıştır. Sebil, adeta her şeyin sebebi Yahudilerdir anlayışını yazılarına yansıtarak, neredeyse dünyadaki tüm felaket ve musibetlerin Yahudiler yüzünden olduğunu ima etmeye çalışmıştır. Dünyayı Yahudi ideallerine göre şekillendiren sömüren bu grup kendini üstün ırk olarak görmektedir. Sebil Dergisi yazarları Osmanlı Devleti'nin yıkılışında Yahudilerin etkili olduğuna inanmaktadır. Siyonistlerin bu işi planladıklarını bile iddia etmişlerdir. 19. yüzyılda ortaya çıkan ve tüm dünyayı etkilediğine inanılan Siyonizm nedir? Siyonist hareket Filistin'de bağımsız bir Yahudi devleti kurabilmek amacıyla; dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşayan Yahudilerin Filistin'e getirilmesi, gelmiş olan Yahudiler için yeterli toprak elde edilmesi, Filistin'de modern anlamda bir Yahudi toplumunun oluşmasını hedeflemiştir.
Mevdûdî'nin Tefhîmu'l-Kur'ân adlı tefsirinde Ehl-i Kitapla ilgili ayetlere yaklaşımı
Ehl-i Kitap kavramı, ilâhî bir kitap sahibi insanları ifade etmektedir. Kur'ân-ı Kerîm'de bu kavram genellikle Yahudi ve Hıristiyanlardan bahsedilen ayetlerde geçmektedir. Kur'ân-ı Kerîm bazı ayetlerde Ehl-i Kitab'ın olumlu yönlerinden bahsetmekte, bazı ayetlerde ise Yahudi ve Hıristiyanların yanlış tutumlarını sert bir dille eleştirmektedir. Dinler arası etkileşimin çok fazla olduğu günümüz dünyasında dinlerin bilinmesi daha da önem arzetmektedir. 20. yüzyıl müfessirlerinden olan Mevdûdî'nin Tefhîmu'l-Kur'ân adlı eserinde Yahudi ve Hıristiyanlar ile ilgili ayetlere getirmiş olduğu açıklamalar bu bağlamda çok önemlidir. Tefsirinde, yaşadığımız asrın sorunlarına çözüm bulmayı amaçlayan Mevdûdî, ayetlere günümüze yansımalarını önceleyerek açıklamalar getirmiştir. Bu çalışmamız Mevdûdî'nin Ehl-i Kitap'la ilgili görüşleriyle sınırlı tutulmuş, Mevdûdî'nin bu konuya dair yaklaşımı genel hatlarıyla aktarılmaya çalışılmıştır. Çalışmamız giriş, üç bölüm ve sonuç bölümünden oluşmaktadır. Giriş bölümü, tezimizin tanıtımı ve Mevdûdî hakkında genel bilgilendirmeden oluşmaktadır. Birinci bölümde, Yahudi ve Hıristiyanların tarihi ve kaynakları hakkındaki ayetlere Mevdûdî'nin yorumları incelenerek konu ile ilgili yorumları açıklanmaya çalışılmıştır. İkinci bölüm, Yahudi ve Hıristiyanların inanç ve ahlâki yönden durumlarından bahseden ayetlere Mevdûdî'nin yapmış olduğu açıklamalardır. Yahudi ve Hıristiyanların konu ile ilgili olumlu ve olumsuz yönleri açıklanmaya çalışılmıştır. Üçüncü bölümde ise, Müslümanlar ile Ehl-i Kitap arasındaki ilişkilere dair olan ayetlere Mevdûdî'nin getirdiği yorumlar ele alınmıştır. Sonuç bölümümüzde ise tezimiz hakkında genel bir değerlendirme yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Hıristiyanlık, Yahudilik, Ehl-i Kitap, Mevdûdî
Gürcistan Yahudileri
Kafkasya bölgesinin bir parçası olan Gürcistan‟da yaşayan Yahudilerin bu topraklardaki dini varlıkları, yaşamları, sosyo-kültürel etkileşimleri ve nüfuzları araştırılırken farklı dönemlerde yaşayanbir çok bilim insanlarınınzamana ve zemine göre farklı fikirlerine ve incelemelerinede değinilmiştir. Gürcistan Yahudilerinin Gürcistan topraklarına geldikleri ilk dönem hakkında araştırmacılar farklı fikirlere sahiptirler. Araştırmacılardan bazıları Yahudilerin atalarından bir kısmının, M.Ö. 722‟de yaşanan Asur sürgünü ile birlikte Gürcistan‟a göç ettiğini düşünmektedir. Birtakım araştırmacılar ise Gürcistan Yahudileri‟nin Babil Sürgünü ile bu topraklara göç ettiğinden bahsetmektedir. Gürcistan‟da yaşayan Yahudiler SSCB döneminde birçok sürgün ve politik yaptırımlar yaşamışlardır. Köle olarak alınıp satılmak da bunlara dâhildir. Gürcistan‟ın bağımsızlığından ve kendilerine sunulan yeni haklardan sonra sosyal hayata çok çabuk adapte olmuş, kendi işçi sendikaları ve benzeri yapılar kurmuş, kendi cemaatlerine iş imkânı sunacak iş sahaları geliştirmişlerdir. Bu zaman zarfında kendilerine yapılan dini baskılara karşı direnmiş ve dinlerini de değiştirmemişlerdir. Bu çalışmada Gürcistan Yahudileri hakkında yapılmış araştırmalar, arşiv belgelerindeki bilgiler, gazete haberleri, yapılan alan araştırmaları akademik yöntemlere göre değerlendirilmiştir. Günümüzde Gürcistan‟da yaşayan Yahudiler, Gürcü Yahudileri, Dağ Yahudileri, Sefaradlar, Aşkenazlar ve Habad Cemaati olmak üzere beş ayrı grup olarak varlıklarını sürdürmektedir. Anahtar Kelimeler: Gürcistan, G//ürcü Yahudileri, Dağ Yahudileri, Sefarad, Aşkenaz, Habad.
Evanjelist teolog Jerry Falwell: Dünyanın geleceğine ilişkin görüşleri
Protestanlığın alt gruplarından biri olan Evanjelizm, bugün Amerika'nın halk dini statüsünü kazanmış dini bir yapılanmadır. Kutsal Kitap'ın yanılmazlığına ve Tanrı'nın sözü olduğuna inanan Evanjelistlerin öğretilerinin temelinde; Hıristiyanlığın özünü oluşturan İsa Mesih figürü yer almaktadır. İsa Mesih'te bireysel kurtuluşa inanan bu kesim, yeniden doğuş tecrübesi yaşayarak dini bir dönüşüm geçirilebileceği fikrine inanmaktadır. Amaçları İncil'i yayarak, tüm dünyanın Evanjelizasyonunu sağlamaktır. Tarihin seyrinin, Tanrı'nın planı dahilinde gerçekleştiğini savunan Evanjelistler, ahir zamanda Tanrı'nın kendileri için uhrevi bir planı olduğunu; kutsal metinlere dayandırarak, günümüz şartlarını ve sosyal yapıyı yeniden şekillendirme eğilimi içerisindedir. Bu bağlamda tezin amacını, Amerika Birleşik Devletleri'nde muhafazakâr kanadın temsilcilerinden olan teolog Jerry Falwell'ın, Evanjelist öğretideki yeri ve önemini kavramak oluşturmuştur. Dini lider ve politik aktivist olarak Jerry Falwell'ın, Evanjelizmin kamu politikalarında görünürlük kazanmasını sağlaması, beraberinde onun dini söylemlerini detaylandırma ihtiyacını doğurmuştur. Zira Evanjelizm üzerine yapılan çalışmalarda adının sıkça geçmesi bu gereksinimi tasdiklemiştir. Bu amaçla Amerika'da Evanjelist tutumun canlanmasında kilit role sahip olan bu ismin, gelecek dünya tasavvuru üzerine görüşleri ve faaliyetleri tetkik edilmiştir. Bilhassa İncil müjdesinin temasını oluşturan Tanrı Krallığı olgusunun Jerry Falwell'ın gelecek tasavvuru ve yaşamındaki yansımalarına yer verilmiştir. Elde edilen bulgular kutsal metinler ışığında değerlendirilerek, Evanjelist öğretiler çerçevesinde sunulmuştur. Tezin kapsamını bir inanç sistemi olarak Evanjelizmi tüm yönleri ile ortaya koymaktan ziyade Jerry Falwell'in, Evanjelist literatürde dünyanın geleceğine ilişkin teolojik ve teo-politik katkıları oluşturmuştur.
Elisha Ben Abuyah örneğinde Yahudilikte küfür
Bu tez çalışmasında, Elisha ben Abuyah örneği üzerinden Yahudilikte küfür konusu incelenmektedir. Elisha ben Abuyah örneği ile Yahudi toplumunda önemli bir tartışma ve konuşma noktalarından biri olarak kabul edilen küfür konusu; dinî, etik ve felsefî boyutları ile ele alınmaya çalışılmıştır. Tez, Elisha ben Abuyah'ın küfür eylemlerini ve bu eylemlerin dinî düşünceye etkisini incelemeyi hedeflemektedir. Tez çalışmasında Elisha ben Abuyah'ın hayatı ve öğretisi genel bir biçimde sunularak küfür kabul edilen fiilleri ele alınmış ve bunun neticesinde bahsedilen eylemlerin Yahudi toplumunda nasıl algılandığı incelenmiştir. Dinî toplum içinde önemli bir mesele olan Yahudilikte "küfür" algısı ciddi bir günah olarak kabul edilmiş ve Tanrı'ya yahut dinî değerlere karşı saygısızlık ya da hakaret etme anlamına karşılık gelmiştir. Genellikle ağır bir suç olarak kabul edilen küfür olgusunun, dinî inançların muhafaza edilmesini ve toplumsal normların sürdürülmesini tehdit eden bir eylem olarak algılanması neticesinde ciddi cezalarla önüne geçilmeye çalışılmıştır. Bu suçun karşılığı toplumun dinî otoriteleri veya mahkemeleri tarafından ele alınmış ve dinî yasaların uygulanması ile cezalandırılmıştır. Elisha ben Abuyah, Yahudilikte küfür algısı konusunda önemli bir örnek olarak kabul edilmiştir. Elisha ben Abuyah başlangıçta dindar bir bilge olarak tanınmış ancak zamanla Yahudi inançlarından sapmış olarak kabul edilmenin ardından toplumdan ihraç edilmiştir. Elisha'nın söylemleri ve eylemleri Yahudi toplumunda ciddi bir tepkiye sebebiyet vermiş ve dinî düşüncede tartışmalara yol açmıştır. Küfürün toplum üzerindeki olumsuz etkilerini vurgulayan Elisha ben Abuyah'ın eylemleri, Yahudi toplumunun temel inançlarına ve değerlerine bir tehdit olarak kabul edilmenin yanı sıra inanç sisteminde saygı, ahlak ve dinî değerlere bağlılığın önemini anlamaya katkı sağlamıştır.
Kur'an-ı Kerim ve Kitâb-ı Mukaddes'e göre ilk yaratılış (Karşılaştırmalı bir yaklaşım)
Yaratılış olayı insanlık tarihinin sorgulamış olduğu önemli problemler arasında yer almaktadır. Yaratılışın nasıllığı hususunda en ilkel inançlar başta olmak üzere ilahi dinler ve modern inançlar pek çok açıklama getirmişlerdir. İnsanoğlu dünya serüveninin başından bu yana pek çok sorgulamada bulunmuştur. İnsanın sormuş olduğu önemli sorulardan biri de üzerinde yaşadığı, kendisini çepeçevre saran dünya ve kendi varlığının nasıl meydana geldiğidir. Bu soruya dinlerin getirmiş olduğu cevaplar yadsınamaz bir gerçektir. Çalışmamızda İslam ve Yahudilik inançlarında yaratılışın ilk nasıl başladığı ve nasıl sürdürüldüğü hususunda yapılan açıklamalar ve Kur'an ve Tevrat'ın yaratılışı ele alış şekilleri mukayeseli olarak ele alınmaya çalışılmıştır. Çalışmamıza Kur'an'da oldukça zengin kelime ve kavram çeşitliliğiyle ele alınan yaratılış olayının izahı ve Tevrat'ın Tekvin bölümünde yer alan yaratılış tasvirini ele alarak başladık. Daha sonra Kur'an'ı Kerim ve Kitab-ı Mukaddes'in meseleye getirmiş olduğu izah ve tasvir detaylı olarak ele alınmıştır. Yaratılış olayıyla ilgili güncel mesele ve problemlere bu bölümde değinilerek konu geniş bir perspektifle ele alınmıştır. Konunun her iki tasvir şeklinin değerlendirmesi ayrı ayrı yapıldıktan sonra iki Kutsal kitabın yaratılışla ilgili ortaya koymuş olduğu bilgiler kıyaslama yoluna gidilmiştir. Bunun neticesinde Kur'an ve Tevrat'ın yaratılışı ele alış şekilleri ile ilgili benzerlikler bulunsa da önemli farkların bulunduğunu ortaya koymaya çalıştık. Çalışmamızda Kur'an'ın bağlamsal anlatımı ve Tevrat'ın kronolojik anlatım yöntemini göz önünde bulundurarak ilk yaratılış, evren ve canlıların yaratılışı olaylarını mukayeseli olarak ele almaya çalıştık. Anahtar Kelimeler: Kur'an, Kitab-ı Mukaddes, İlk Yaratılış, Yaratılış, Evren, İnsan
Yahudilik Hıristiyanlık ve İslam'da insan-tabiat ilişkisi bağlamında çevre anlayışı
Bu çalışmada Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam'da insan-tabiat ilişkisi bağlamında çevre anlayışı incelenmiştir. Son iki yüzyıllık dönemde artan çevre kirliliği, küresel bir boyut kazanmıştır. Bu krizi çözmek amacıyla çevre konusu farklı disiplinler tarafından ele alınmaya başlanmış, bu noktada din ve çevre ilişkisini inceleyen ekoteoloji alanı doğmuştur. Ekoteoloji alanına katkı sunmayı amaçlayan bu çalışma dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde çevre, çevre kirliliği, ekoteoloji kavramları tanımlanarak, çevre kirliliğinin tarihsel, düşünsel ve toplumsal arka planı ele alınmıştır. İkinci, üçüncü ve dördüncü bölümlerde Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet dinlerinin insan-tabiat ilişkisi çerçevesinde çevre anlayışı ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bu üç inanca yönelik önemli dini uygulamalar ve belirgin anlayışlar çeşitli yorumlar da değerlendirilerek tartışılmıştır. Bu üç din, bu dinlerin değerleri ve günlük yaşamın dokusuyla iç içe olan uygulamaları açıklanmıştır. Bu çerçevede dinin çevreyi etkileyen yaşam tarzındaki rolü ortaya konmuştur.
Karaî Âlim Ya'kûb el-Kirkisânî'nin (10. yüzyıl) Kitâbu'l-Envâr ve'l-Merâkıb isimli eserinde Yahudi mezhepleri
Karaî âlim Ya'kûb el-Kirkisânî'nin (10. yüzyıl) Kitâbu'l-Envâr ve'l-Merâkıb isimli eserindeki Yahudi mezhepleriyle ilgili anlatımı incelediğimiz bu tez çalışması, giriş, üç ana bölüm ve sonuç bölümlerinden oluşmaktadır. Giriş bölümünde tez çalışmasında benimsenen ilkeler ve başvurulan kaynaklar hakkında bilgi verilmiştir. Daha sonra, el-Kirkisânî'nin hayatı ve eserlerinden bahsedilmiş; Yahudi, Hıristiyan ve İslam eserlerinde Yahudi mezhepleri hakkındaki yazıların gelişimi konu edilmiştir. Birinci bölümde, el-Kirkisânî'nin ilk dönem Yahudi mezhepleri hakkında verdiği bilgiler ve mezheplere yönelttiği eleştiriler, Yahudi, Hıristiyan ve İslam eserleriyle karşılaştırmalı olarak ele alınmıştır. İkinci bölümde, Orta Çağ Yahudi mezhepleriyle ilgili el-Kirkisânî'nin kaleme aldığı bilgi ve eleştiriler, Yahudi ve İslam eserleriyle kıyaslanarak incelenmiştir. Üçüncü bölümde, el-Kirkisânî'nin Rabbanilik hakkındaki yazıları ve onlara reddiyesi Rabbani kaynaklarla karşılaştırılarak konu edilmiştir. Sonuç bölümünde, tezde bahsedilen konulara dayanılarak tespit ve değerlendirmeler yapılmıştır.
İslam boşanma hükümlerinin yahudilik, Hristiyanlık ve Hinduizm ile mukayesesi
Boşanma, evliliğin yasal sorumluluklarının iptali veya yeniden düzenlenmesi, ülke veya dinin hukuk sistemi çerçevesinde karı koca arasındaki evlilik bağlarının kesilmesidir. Kısaca boşanma, evlilik ilişkisini sona erdirme sürecidir. Dünyanın çoğu dininde boşanmayla ilgili yasalar vardır. İslam'da boşanmaya izin verilir ve çeşitli biçimler alabilmektedir; bazıları koca (Talak), bazıları karısı (Hul') ve bazıları da mahkeme (Tefrik) tarafından başlatılmaktadır. Yahudilikte, Tevrat'a göre, sadece kadının zina etmesi nedeniyle boşama caizdir. Ancak Halahah (modern Yahudi hukuku), zinanın yanı sıra zülm etmek, terk etmek gibi belirli koşullar altında boşanmaya izin vermektedir. Yahudilikte, kocanın karısına mahkeme tarafından hazırlanan bir boşanma belgesi (Get) vermesiyle boşanma gerçekleşmektedir. Hıristiyanlıkta boşanmaya farklı bir şekilde bakılmaktadır. Katolik kilisesi boşanma yerine evliliğin feshi (iptal) ve fiziksel ayrılığa izin verirken, Ortodoks ve Protestan kiliseleri zina, irtidat, yasadışı evlilik gibi belirli koşullar altında boşanmaya izin vermektedir. Hinduizm bu dinlerden farklıdır. Dini metinlere göre evlilik, Hinduizm'de kutsal bir ayin olduğundan, bu bağ bir kez kabul edildikten sonra her iki tarafça da hayatları boyunca sürdürülmelidir. Bu nedenle, Hindu kutsal metinlerinde diğer dinler gibi boşanma için özel bir hüküm bulunmamaktadır. Bununla birlikte, 1955'ten önce kastlar arasında bazı boşanma biçimleri bulunabilmektedir. Nitekim, 1955 yılında Hindu Evlilik Yasası'nın (Hindu Marriage Act, 1955) onaylanmasından sonra, Hinduizm'de belirli sebep ve koşullar altında boşanmaya izin verilmektedir. Bu araştırma, İslam'daki boşanma hukuku ile Yahudilik, Hristiyanlık ve Hinduizm'deki boşanma hukuklarını karşılaştırmalı bir çalışma ile ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda, çalışmamız üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde İslam'da boşamaya ilişkin hükümler ele alınmıştır. İkinci bölüm, Yahudilik, Hristiyanlık ve Hinduizmdeki boşanma hukuklarını incelemektedir. Üçüncü ve son bölüm, bu dört dinin boşanmayla ilgili hukuklarının karşılaştırmalı bir tartışmasını sunmaktadır.
Yahudilik'te aile ve kadın
Yahudilik, günümüzde yaklaşık 16 milyon mensubu olan bir dindir. Dünyanın dört bir yanında mensubu bulunması, onların farklı kültür ve medeniyetlerden etkilenmesine neden olmuştur. Asırlar boyunca sürgün hayatı yaşamaları onların pek çok toplum ile etkileşime geçtiğini göstermektedir. Dönemin insanları ile sürekli bir çatışma içerisinde olmuşlardır. Karakterleri, ideolojileri ve aile yaşantıları farklı olan milletlerle hayatlarını sürdürmek zorunda kalmışlar. Tevrat ve Talmud'da belirtildiği şekilde yaşamaya ne kadar çok gayret etseler de toplumların kültürlerinden etkilenmiş aynı zamanda da etkilemişlerdir. Neticede bu toplumsal beraberlik Halaka'da belirtilmiş olan bazı dini kuralları ve uygulamaları teorikte değiştirmese bile pratikte, mezhepler arasında bazı farklılıkların meydana gelmesine neden olmuştur. Bu farklılıklardan birisi de Yahudilikteki aile yaşantısıdır. Tanah'ta erkek ve kadının aile içi görev ve sorumlulukları belirtilmiştir. Neslin devamı Yahudilikte çok önemli bir yere sahip olduğu için her iki cinsiyetten bunun bilincinde olmaları beklenir. Nitekim kadın, ailenin yapı taşıdır. Bir bireyi çocukluğundan itibaren terbiye eden ve topluma yararlı hale getiren yine odur. Lakin bazı din ve toplumlarda kadının bu durumu farklılık göstermektedir. Yahudilikte de kadın, erkeğin egemenliği altında hayatını sürdürmektedir. Dolayısıyla kadın birçok yönden erkeğe göre daha alt sınıfta değerlendirilmiş ve yaptırımlara maruz kalmıştır. İbadet, neslin devamı, şahitlik, miras gibi birçok alanda erkeğin hakimiyeti söz konusudur. Kadının bu durumu yenilikçi hareketlerin de etkisiyle beraber modern hayatta bazı değişikliklere uğramıştır.
Dinlerin gizli öğretileri (Yahudilik, Hıristiyanlık, Hinduizm ve Budizm)
Tarihin seyrinde insanoğlu, gizli olanı ve görünenin arkasındakini araştırmıştır. Bu araştırmalar sonucunda; gizli öğretinin içeriğini oluşturan astroloji, fal, kehanet, ruhani kötücül varlıklar ve büyü gibi bilgi yelpazesi geniş konulara rastlamıştır. İnsanlık, bu konuların derinliklerine girmiş ve dinle mezcettikleri gizli gruplara ait saklı pratikleri uygulamaya koymuşlardır. Başlarda, herkese açık olmayan bu pratik ve bilgiler, zamanla toplumlar arası etkileşimler sonucu yayılma göstermiştir. Din adamları, bunu uygun görmeseler de gizli öğretinin toplumda yayılmasına engel olamamışlardır. Çalışmamızda ilk olarak gizli öğretiyle ilgili önemli kavramlar açıklanmış ve Semitik dinler olan Yahudilik ve Hıristiyanlık'taki veya toplumlarındaki gizli öğreti izlerine yer verilmiştir. Daha sonra Hint dinlerinden Hinduizm ve Budizm'deki gizli öğreti belirtilerinden bahsedilmiştir. İki bölümde de astroloji, fal, kehanet, büyü ve kötücül görünmez varlıklarla ilgili başlıklara değinilmiştir ve konuların alt başlıklarına da ayrıca değinilmiştir.
Modern dönem Yahudi mezheplerinin "Öteki" bağlamında Müslümanlara bakışı: Filistin örneği
Dinler, öğretileri ve kuralları aracılığıyla hitap ettiği topluluğu yönlendirmektedir. Dini öğretilerin ve kuralların doğru yorumlanması ve aktarılması bireysel ve toplumsal açıdan önem arz etmektedir. Zira yapılan yanlış bir aktarım kuşaklar boyu devam edecek bir karmaşaya sebep olacaktır. Bu çalışmada Modern dönem Yahudi mezheplerinin öteki bağlamında Müslümanlara bakışı Filistin örneği üzerinden ele alınmaktadır. Yahudilikte var olan "öteki" anlayışı, teolojik kökenlerinden başlayarak modern dönem mezhepsel yorum farklılıklarına kadar uzanan bir süreçte gelişim göstermiştir. İbrahim, İshak ve Yakup ile başlayan Yahudi kimliği; Musa sonrasında yaşanan gelişmelerle yeniden şekillenmiştir. Bu durum Tanrı-Yahudi ilişkisini etkilediği gibi Yahudi ve "öteki" ilişkisini de etkilemiştir. Aydınlanma çağı ile Yahudilik yeniden bir mezhepleşme sürecine girmiştir. Reform, Ortodoks, Muhakazakâr ve Yeniden Yapılanmacı Yahudi mezhepleri modern dönemin ahlaki, teolojik, toplumsal ve politik koşulları doğrultusunda "öteki"ne olan yaklaşımlarında farklı yönelimler geliştirmişlerdir. Bu nokta hem Filistinli Müslümanlara hem de İsrail-Filistin ilişkisine yönelik önemli bir gelişmedir. Zira 19.yüzyılın son dönemlerinde başlayan ve 1948'de İsrail'in kurulmasıyla bir krize dönüşen Yahudi-Müslüman ilişkileri henüz köklü bir çözüme kavuşturulamamıştır. Bu bağlamda modern dönem Yahudi mezheplerinin gerek teolojik söylemleri gerekse politik adımlara verdikleri tepkileri kritik öneme sahiptir. Tez giriş, üç bölüm ve sonuç kısımlarından oluşmaktadır. Giriş bölümünde tezin konusu ve amacı, önemi, yöntemi, kapsam ve sınırlılığına dair bilgilere yer verilmiştir. Birinci bölümde Yahudi/Yahudilik ve öteki kavramlarının tanımları verilmiştir. İkinci bölümde Yahudilikte öteki'ne bakış ortaya konulmuştur. Üçüncü bölümde ise modern dönem Yahudi mezhepleri hakkında genel bir bilgilendirme yapılarak mezheplerin teolojik farklılıklarına değinilmiştir. Ayrıca Filistinli Müslümanlara olan bakışları ahlaki, teolojik ve sosyo-politik açılardan ele alınmıştır. Sonuç kısmında ise mezheplerin Filistinli Müslümanlara bakışında yalnızca teolojik farklılıkların değil aynı zamanda modern ulus-devlet, politika ve Yahudi kimliği hakkındaki tartışmaların da etkili olduğu görülmüştür.
Irak'taki Yahudi toplumu (1839-1952)
Irak Yahudileri, tarihi süreç içerisinde Irak'ta varlık göstermiş yaklaşık 2.500 yıllık tarihi bir mirasa sahip bir topluluktur. Irak Yahudileri ağırlıklı olarak Bağdat şehrinde inanç özgürlüğü ve refah içerisinde yaşayarak klasik İslam ve kültür medeniyetinin temellerinde yer almıştır. Irak'ın Osmanlı Devleti hakimiyetine girmesinden sonra da Irak Yahudilerinin ekonomik, kültürel ve toplumsal alanlarda gelişimi ve değişimi devam etmiş, özellikle ticari anlamda uluslararasılaşmaya dönük faaliyetlerde bulunmuşlardır. Irak'taki Yahudi toplumun evrilmesinin en önemli dönemlerinden birini I. Dünya Savaşı yılları ve sonrasında ortaya çıkan gelişmeler oluşturmaktadır. Irak Yahudileri, Irak'ın İngiltere tarafından işgal edilmesi sonrasında Irak'ta manda idaresinin kurulduğu dönemden, Irak'ın bağımsız bir devlet olarak varlık göstermeye başladığı 1932'ye kadar, Osmanlı Devleti döneminde olduğu gibi, ekonomik, sosyal ve kültürel alanlarda önemli görevlerde bulunarak Irak devletinin kurumsal hayatında da etkili olmuşlardır. II. Dünya Savaşı'nın yaklaşmasıyla, (1936-1939), artan Nazi propagandası ve Siyonist faaliyetlerin neticesinde durumlarında birtakım değişikler meydana gelmiş, Yahudilere yönelik kısıtlayıcı yasalar ve kamu görevlerinden ihraç ile başlayan Yahudi karşıtı tavırların fiziksel saldırılara dönüştüğü bir süreç yaşanmıştır. 1941'de Farhud olarak nitelendirilen olaylar neticesinde çok sayıda Yahudi hayatını kaybetmiş; ancak bu olaylar kitlesel bir göç hareketine neden olmamıştır. 1948'de İsrail Devleti'nin kurulması Irak Yahudilerinin Irak'tan göç etmesinde bir dönüm noktasını teşkil etmiş, 1950'de çıkarılan yasa kapsamında Yahudilerin belli şartlara uyması halinde Irak'tan ayrılmalarına izin verilmiştir. Söz konusu yasa, Irak Yahudilerinin Irak'tan toplu göçüne neden olurken 1952'ye gelindiğinde Irak'taki Yahudilerin varlığı fiili olarak sona ermişti. Anahtar Kelimeler: Irak Yahudileri, Farhud, Göç, İsrail Devleti, Siyonizm.
Patristik Dönemde Adversus Judaeos geleneği: Tertullian'ın Adversus Judaeos'u örneği
Bu çalışmada, Patristik Dönem Adversus Judaeos geleneğinden hareketle Yahudilik ve Yahudilere dair çeşitli eserler ve konular, Yahudi-karşıtlığının kökenini bulmak amacıyla ele alınmıştır. Ayrıca Adversus Judaeos geleneği de müstakil bir şekilde tetkik edilmiştir ve Tertullian'ın Adversus Judaeos'u da Yahudilik ve Yahudilere dair meseleler açısından incelenmiştir. Tezin birinci bölümünde, miladi ilk dört asırdaki Yahudi-Hristiyan ilişkileri tarihinden bahsedilmiştir. Yine bu bölümde siyasi, iktisadi ve hukuki alanda Hristiyanlar açısından yaşanan müspet gelişmeler, Patristik Dönem Adversus Judaeos geleneğinin gelişimine paralel olan vakıalar açısından tarihsel bir metotla aktarılmıştır. İkinci bölümde, Patristik Dönem'de Adversus Judaeos geleneği, özellikleri, bu dönemle ilgili birtakım kavramlar ve bazı Kilise Babaları'nın eserlerinde Yahudilik ve Yahudilere dair konular ele alınmıştır. Bahsi geçen konular ele alınırken deskriptif metot kullanılmıştır. Üçüncü bölümde, Tertullian'ın Adversus Judaeos'u, Yasa ile ilgili konular, Mesiyanik konular ve Teolojik konular şeklinde üç başlık altında incelenmiştir. İkinci bölümde olduğu gibi bu bölümde de konuları ele alma açısından deskriptif metot kullanılmıştır.
Ultra-Ortodoks Yahudiler: Harediler örneği
Dindarlık algısı geçmişten günümüze sabit kalmamış, değişim ve dönüşüm içerisinde sürekli revize olmuş, yeniden yorumlanmış ve tartışılmıştır. Bu çalışmadaki amaç da ultra-Ortodoks Yahudilerin, dini tutumları yanı sıra gerek ailevi gerekse toplumsal yaşantılarında hızla sekürlerleşen Yahudi toplumuna vermiş oldukları tepkinin yerini ve önemini ortaya koymaktır. Ultra-Ortodoks Yahudiler: Harediler Örneği başlıklı bu çalışmada, Haredi Yahudiliğinin geleneksel Yahudilik içerisindeki yeri ve Yahudi olmayanlara yönelik bakış açısı incelenmeye çalışılmıştır. Bu cihetten Harediler, ilk dönemde Ferisiliğin, Orta Çağ'da da Rabbani Yahudiliğin devamı niteliğindedir. Bu sebeple çalışmanın ilk bölümünde ilk dönemden itibaren Haredi Yahudiliğinin ortaya çıkış zeminini daha net anlayabilmek adına Yahudi mezhepleri hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde, özelinde ultra-Ortodoks Yahudiliğin ortaya çıkışına zemin hazırlayan dönem ele alınarak dar çerçevede de olsa konu izah edilmeye gayret edilmiştir. Üçüncü bölümde ise, Haredi Yahudiliğinin özellikle Öğrenenler Cemaati olarak İsrail'de ön plana çıkan eğitim yönü ve dini-kültürel uygulamalarına değinilmiştir.
Kur'an'da Yahudi imajı
İslam ve Yahudilik, birbirleri ile olumlu olumsuz yakın tarihsel, sosyolojik ve kültürel ilişkileri olan iki etkin dindir. Sayısal anlamda dünya genelinde Müslüman nüfusa oranla Yahudi sayısı orantılanamayacak kadar az olsa da, tarihsel köken ve özgül ağırlıklarıyla iki büyük dünya dini olarak karşımıza çıkan İslam ve Yahudilik aynı coğrafyada ortaya çıkmıştırlar. Tipolojik olarak da birtakım benzerlikler taşımaktadır. Ancak zaman zaman birbirlerine pejoratif bir yaklaşım sergilemeleri ile tüm dikkatleri üzerlerine çekmektedir. İslam'ın ortaya koyduğu Yahudi portresinin sınırlarını belirlemek için çalışmada Kur'an'ın Yahudileri ele alış şekli detaylıca ortaya konmaya çalışılmıştır. Kur'an'ın bu yaklaşımının olumsuz; hatta çok sert olduğu görülmektedir. Hakikati gizlemeleri, Müslümanlarla alay etmeleri, Allah'a oğul isnat etmeleri, ahde vefa göstermemeleri, nankör oluşları, fırsatçılıkları yalancılıkları ve benzeri vasıflarıyla Yahudiler Kur'an tarafından sert bir şekilde eleştirilmektedir. Bu çalışma, giriş ve sonuç bölümleri ile iki ana bölümden oluşmaktadır. Tez konusuna bir hazırlık mahiyetinde Yahudilerin tarihsel sürecine kısaca değinilen giriş kısmında bu tezin konusu, amacı, önemi ve kullanılan yöntem hakkında bilgi verilmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde Yahudilerin tarihsel süreçte ilk olarak Arap yarımadasına gelişleri ve buraya yerleşmeleri, Hz. Peygamber'in ortaya çıkmasıyla ona karşı olan tavırları, savaş ve barış dönemlerinde Mekke ve Medine dönemleri Yahudi-Müslüman ilişkileri ele alınmıştır. Burada ayrıca Yahudilerin bir peygamber olarak ortaya çıkan Hz. Peygamber'e ve bu dinin temel kutsal kitabı Kur'an'a karşı yaklaşımlarına yer verilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde ise Mekkî ve Medenî ayetlerde Yahudilerin ele alınış şekli ve buralarda karşımıza çıkan hitap farklılıklarına yer verilerek ortaya konan temel Yahudi karakteristikleri belirlenmeye çalışılmıştır. Tezin sonuç kısmında ise araştırma konusuna ilişkin ulaşılan bulgu ve değerlendirmelere yer verilmiştir. Çalışma, kaynakça ile son bulmaktadır. Anahtar Kavramlar: Kur'an'da Yahudi, Yahudilik İmajı, Yahudi Karakteri
Bir ideoloji olarak siyasi Siyonizm
Bu çalışmada Siyonizm'le ideoloji arasındaki ilişki incelenerek ideolojiler dünyasında Siyasi Siyonizm'in konumu tartışılacaktır. İdeoloji, bir Aydınlanma ürünü olarak sosyal bilimlerin en önemli kavramlarından olmakla birlikte oldukça geniş tanımlama alanı bulunan bir kavramdır. Bireyin katılımcılığı ve etkinliğinin her alanda söz konusu olmasıyla kitleleri ve devletleri yönetme noktasında ideoloji önemli bir sorumluluğu üstlenmektedir. Asırlardır sürgün edildikleri topraklardan uzakta yaşayan Yahudiler, bir gün mutlaka vaat edilmiş topraklara dönecekleri inancı ve hayaliyle yaşamışlardır. Nitekim Yahudilerin kutsal kaynaklarına göre bu ancak Mesih'in gelmesiyle mümkün olacaktır. Bu inanca gönülden bağlı kalarak yaşayan Yahudiler, diasporada maruz kaldıkları kötü muamelenin artması üzerine ortaya atılan Siyon'a dönüş (Siyonizm) fikirlerini sorgulamaya başlamışlardır. Özellikle milliyetçilik ideolojisinin kendisini hissettirdiği 19. yüzyılda ulus devlet fikri etrafında gelişen sosyo-politik hareketlilikten etkilenmişlerdir. Nitekim bu dönemde Theodor Herzl'in, Yahudilerin artık buhrandan kurtuluşunun bir Yahudi devletinin kurulmasıyla mümkün olacağı iddiası çerçevesinde savunduğu Siyonizm, onunla hiç olmadığı kadar ilgi çekmeye başlamış ve ideoloji anlamı kazanmıştır. Onun başlattığı bu hareket Siyasi Siyonizm olarak kabul edilmiştir. Ortadoğu'daki varlığı sürekli tartışılan, gayri insani politikalarıyla gündemden düşmeyen İsrail Devleti'nin kurucu ideolojisi olan Siyasi Siyonizm'in tanımlanması oldukça önemlidir. Bu noktada "Siyon'da Yahudi Devleti" hareketinin ilkeleri, söylemleri ve programlarıyla ideoloji kavramının özellikleri, tanımları ve kuramları karşılaştırıldığında Siyonizm'in bir ideoloji olduğu, siyasal ideolojilerden milliyetçilik ve faşizm ideolojileriyle iç içe olduğu değerlendirmelerinin yapılması mümkün olmaktadır.
المسيح بن يوسف في التراث الديني اليهودي
Man has been preoccupied with the end of time since the dawn of history. Many various heavenly and earthly answers have been proposed. Many people have been deeply absorbed in thought with the apocalypse, in terms of events, figures, narrations, and both sacred and diligent texts. Religious interpretations have attempted to predict what would happen based on revelations and creativity. The Jews, like other nations, believed in the events of the End of Times and warned about them. Commentators on Jewish religious scriptures have attempted to present apocalyptic events and what they have sanctified. Few of them have been accessible because of the gap between what they wrote and what we now know due to our turning away from the Hebrew language and culture as Muslim and Arab peoples. In this thesis, which consists of an introduction, three main parts, and a conclusion, the researcher attempts to paint a picture of the Jewish narrative of not only the apocalyptic events but also of one of the most significant figures associated with the End of Times, namely "Messiah son of Juseph", who plays an essential part in the events. The researcher will attempt to develop and present this character's structure in the thesis before connecting it to the events of the End of Times. The researcher explores the existence of saviors in various civilizations and explains the idea of the Messiah in the first section. He then provides evidence of the Messiah's existence in the Revealed religions. The researcher explored the personality, the primary objective of the study, in the second section, he discussed how the Messiah was announced, how he appears, where he arouses how it relates to Jewish religious symbols, the way it's connected to spiritual life and religion in Jewish prayers and rituals like the obstetric tree of life. The researcher attempts to investigate the Jewish story, how they portrayed this character, and how they believe in it. In the third section, he correlates the Messiah with the events of the end times in terms of the individuals and events that develop from his emergence. The researcher looks for something novel that was not previously written about at the time of this research, especially in light of his knowledge of Hebrew sources, in the hope of adding this new research to the Islamic library in comparative studies.
Bir Yahudilik yorumu olarak Hasidizm
Hasidizm, 18. yüzyıl sonlarında Doğu Avrupa'da Polonya Yahudileri arasında gelişen bir dini harekettir. İsrael ben Eliezer (Baal Shem Tov= Besht)'in öğretileri ışığında oluşan bu yeni akım, geleneksel Yahudi mistik düşüncesi Kabala'nın katı ve zor ilkelerini reforma tabi tutmuştur. Hasidizm ile birlikte Kabala-eksenli düşünce ve pratikler halkın anlayabileceği ve uygulayabileceği bir şekle dönüştürülmüştür.İsrael ben Eliezer'in ölümünden sonra Hasidizm yeni liderler aracılığıyla tüm Doğu Avrupa'ya yayılmıştır. Hasidizm'in geliştirdiği Yahudilik yorumu rabbinik otoritelerin şiddetli muhalefeti ile karşılaşmıştır.Hasidizm düşüncesi erken dönemden itibaren zaddik (?doğru insan?) olarak tanınan karizmatik liderler öncülüğünde farklı merkezlerde yaygınlaşmıştır. Tanrı'ya sevgi duymayı ve bunu neşe ile dışa vurmayı prensip edinen Hasidizm, halk arasında geniş kabul görmüştür.19. ve 20. yüzyıllarda yaşanan Avrupa'dan Amerika'ya yoğun göç dalgası Hasidizm'in yeni dünyada yaygınlaşmasına yol açmıştır. I. Dünya Savaşı sonrası İngiliz hâkimiyetine geçen Filistin, Hasidizm için önemli mistik bir anlama sahipti. Bunun yanı sıra Avrupa'da yükselen antisemitizm pek çok Hasidizm mensubunun Filistin'e göç etmesinde etkin olmuştur.Hasidizm'in ortaya çıktığı dönemde Yahudiler Avrupa'da çoğunlukla sadece Yahudilerden oluşan gettolarda yaşıyordu. Günümüzde Hasidizm sadece erken dönemde geliştirilen öğreti ve din yorumunu değil, aynı zamanda o dönemin kılık kıyafet stilini de korumaktadır. Dolayısıyla Hasidizm 18. yüzyıl Avrupa'sını günümüze taşıyan orijinal bir gelenek olarak varlığını sürdürmektedir.Bu araştırmada ilk önce Yahudi mistisizmi genel hatlarıyla incelenecektir. Daha sonra Hasidizm'in doğuşunu hazırlayan nedenler irdelenecektir. Hasidizm'in tarihsel gelişimi ve günümüzdeki durumu incelendikten sonra teolojik görüşleri ele alınacaktır.
IV. Lateran Konsilinde Yahudilere yönelik alınan kararlar
Dinler tarihinde farklı din mensuplarına muamele biçimi kültür ve medeniyet tarihi tartışmalarının önemli bir konusu olmuştur. Bu bağlamda örneğin Yahudi-Hristiyan ilişkileri tarihinde, Yahudilerin Hristiyanlar tarafından nasıl ötekileştirildiklerinin Hristiyan teolojik ve politik tarihinde pek çok örneği vardır. Kilise babalarının eserlerindeki Yahudi imajından konsillerde Yahudilerle ilgili alınan kararlara kadar pek çok örnekte Yahudilerin Hristiyanlar tarafından nasıl baskı, zulüm, işkence ve katliamlara maruz kaldıkları meselesi Yahudi-Hristiyan tarihinin önemli konularından birisi olmuştur. Bu bağlamda bu tezde söz konusu konsillerden özellikle IV. Lateran Konsil'inde Yahudiler hakkında alınan kararların Avrupa tarihinin daha sonraki safhalarında hatta modern çağdaki gelişmelere kadar uzanan bir etkisi olduğu fikriyle hareket edilmiştir. Orta çağdan günümüze uzanan tarihsel süreçte Hristiyan-Yahudi ilişkilerini anlamada önemli bir yeri olan ve kilise reformasyonu, heretikler, dini azınlıklar meselesi açısından kilise tarihinde önemli bir yere sahip olan bu konsil, Yahudilerin Avrupa'daki varlığını etkileyen sonuçlar doğurmuştur. "IV. Lateran Konsil'inde Yahudilere Yönelik Alınan Kararlar ve Yansımaları" adlı bu çalışmada, 1215 yılında gerçekleştirilen IV. Lateran Konsili'nin Yahudilere yönelik dört kararı ile bu kararların sonuçları ele alınmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde 13. yüzyılda Avrupa'nın dini durumu; Papalık, haçlı seferleri ve Avrupa'nın kültürel ve siyasi şartları göz önünde bulundurularak değerlendirilmiş, bahsi geçen olayların konsil sürecine katkısı genel bir perspektifle sunulmuştur. İkinci bölümde konsil öncesi yaşanan gelişmeler ile konsilin toplanma nedenleri ve Yahudilere yönelik hangi kararların alındığı incelenmiştir. Son bölümde ise alınan kararların Papalık mektupları çerçevesinde dini, toplumsal ve sosyal yansımaları değerlendirilmiştir. Yahudilere yönelik resmi bir tavır olan konsil kararlarının Yahudi-Hristiyan ilişkilerinin boyutlarını anlamak açısından önemi incelenmiştir. Kilisenin "öteki" olarak Yahudilere yönelik tutumunun konsil sonrası süreci ne ölçüde etkilediği tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: IV. Lateran Konsili, Orta Çağ, Yahudiler, Hristiyanlık, III. Innocent, Antisemitizm, Haçlı Seferleri