Medreseler
68 theses under this subject heading
Sahn-ı Semân Medreseleri ve eğitim sistemi
Sahn-ı Semân Medreseleri, Osmanlı eğitim-öğretim sistemi içerisinde önemli bir yere sahip olmuştur. Bu önem, İslâmiyet'in doğuşundan itibaren ortaya konulan eğitim-öğretim ve kültür faaliyetlerinin özümsenmesinden ve bunların üzerine bina edilmesinden kaynaklanmıştır. Çalışmamızda ilk medreselerin doğuşundan Fatih Sultan Mehmed dönemine kadar olan gelişim süreci ve uygulamalarından kısaca bahsedilmiştir. Bununla beraber hem Fatih Sultan Mehmed dönemine hem de sonraki dönemlere olan tesirleri üzerinde de durulmuştur. Ayrıca araştırmamız açısından büyük öneme sahip olan Fatih Sultan Mehmed'in hayatına, eğitim-öğretimine, hocalarına ve Fatih külliyesinin diğer birimlerine değinilmiştir. Daha sonra, asıl üzerinde durmak istediğimiz Sahn-ı Semân Medreseleri'nin kuruluşu, fiziki yapısı, sosyal yapısı, idari yapısı, işleyişi, müderrisleri, talebeleri, okutulan dersler, eğitim-öğretimin programları, metodu, dili, zihniyeti ve toplumsal hayata olan katkıları araştırılmıştır. Anahtar Sözcükler: Sahn-ı Semân, Medrese, Eğitim sistemi, Fatih, Külliye
Şanlıurfa merkez ilçelerdeki mimari eserlerde kullanılan hadislerin değerlendirilmesi
İslâm medeniyet ve geleneğini inşa eden iki aslî unsur Kur'ân ve hadislerdir. Bu nedenle, mimariden âdet ve geleneklere varıncaya kadar akla gelebilecek her şey bu iki aslî unsur göz önünde bulundurularak anlaşılmalıdır. İslam toplumları tarih boyunca Hz. Peygamber'e (s.a.v.) olan bağlılıklarından dolayı, hadislere ayrı bir önem vermişlerdir. Onun sünnetini ve hadislerini hayatın her alanına yansıtmayı kendileri için bir görev addetmişlerdir. Bazı hadisler toplum hayatındaki etkisini sürdürürken, bazıları da ya kitapların sayfalarında kalmış ya da gözler önünde olmasına rağmen dikkatlerden kaçmış olabilir. İşte bu sebeple hadislerin toplumsal hayatta nasıl yer aldığı, nasıl kullanıldığı, topluma ne gibi mesajlar verdiği konuları, gün yüzüne çıkarılması ve dikkatlere sunulması gereken önemli hususlardandır. Bu tezde, Şanlıurfa'nın merkez ilçeleri olan Eyyübiye, Haliliye ve Karaköprü ilçelerindeki camiler, mezarlıklar, medrese ve dini eğitim veren lise ve ortaokularında yer alan hadislerin kaynakları ve değerlendirmeleri yapılacaktır.
المدرسة المستنصرية ودورها في العلوم الإسلامية في القرن السادس للهجرة
The title of the research (Al- Mustansiriya School and its role in Islamic sciences in the sixteenth century AH). I chose this title to revive the heritage of the oldest historical school founded during the era of Caliph Al-Mustansirblallah in Baghdad 625 AH, which was considered a beacon for seeking knowledge as it included many different sciences and gathered many scholars, sheikhs, preachers and imams. In addition, many students flocked to it from all over the world because it was the only school that collected the four doctrines (Hanafi Doctrine, Shafi'i Doctrine, Hanbali Doctrine, and The Maliki Doctrine). Moreover, many scholars, writers and thinkers visited it because it was distinguished in its science and construction. It is also famous for the sciences of the Qur'an, the Sunnah, hadiths and other sciences. In addition, entertainment councils were held in it, attended by kings and princes, and contained a council for settling disputes. It also had a large library that contained many different books. This school was considered a scientific and cultural center and it still exists today.
Tevhid-i Tedrisat Kanunu ve Atatürk Dönemi uygulamaları
Bu çalışmada Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun çıkarılması ve Atatürk dönemi uygulamaları üzerinde durulmuştur. Osmanlı Devleti'nde bilinen en eski eğitim kurumları medreselerdir. Kuruluş ve yükselme dönemlerinde toplumun eğitim ihtiyacını karşılayan bu kurumlar, zamanla Avrupa'nın gerisinde kalmıştır. Osmanlı devlet adamları, eğitimde yaşanan bu geri kalmanın önüne geçmek için medreselere dokunmamış, ancak bu kurumların yanına batılı tarzda eğitim veren modern kurumlar açmıştır. Azınlık ve yabancı okulların da açılmasıyla, medrese ? mektep ikililiğinin yanına üçüncü bir zihniyet daha eklenmiştir.Atatürk, Osmanlı Devleti'ndeki eğitimin, kurumsal ve amaçsal açıdan parçalandığını, ulusallıktan uzak olduğunu görmüştü. Osmanlı eğitim sisteminde üç değişik insan tipi yetiştiriliyordu. Bu durum ulusal, laik ve bağımsız bir devlet olmanın en büyük engeliydi.Bu nedenle, 3 Mart 1924'te, Tevhid-i Tedrisat Kanunu Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde kabul edildi. Kanunun uygulanması sırasında en tartışmalı geçen konular, medreselerin kapatılarak yerine İmam-Hatip okullarının açılması ve yabancı okulların denetim altına alınması olmuştur. Bu araştırmada özellikle Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun neden çıkarıldığı, bu kanunun din eğitimi ile yabancı okullar üzerindeki etkisi üzerinde durulacaktır.Literatür taramasıyla, yapılan araştırmada; Osmanlı Devleti'nin eğitim sistemi, Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun çıkarılması, Atatürk'ün eğitim anlayışı, Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun yabancı ve azınlık okulları üzerine etkileri, Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun çıkarılmasından önceki eğitim sistemi ile kanun çıktıktan sonra yaşanan değişimler hakkında da bilgi verilmiştir.Anahtar Kelimeler: Tevhid-i Tedrisat Kanunu, Medrese, Azınlık ve Yabancı Okulları.
İlk kuruluş dönemlerinde medreselerde dinî ilimlerin öğretimi: Nizâmiye ve Müstansıriyye örnekleri
Dinî/İslâmî ilimlerin, İslâm'ın temel kaynakları olan Kur'an ve Hadis-Sünnet temelinde, bu iki kaynağın yorumlanmasından hareketle tarihsel süreçte ortaya çıkan ve kendilerine has belirli usûllerle teşekkül edip gelişen ilimler olduğu söylenebilir. Başka bir ifadeyle dinî ilimler derken kaynağını nasstan alan ve dolayısıyla nassa dayanan ilimler kasdedilmektedir. Nassa dayanan bu ilimler tefsir ve kıraat, hadis, fıkıh ve kelâm şeklinde sıralanabilir. Nizâmiye Medreseleri XI. asrın ikinci yarısında Nizâmülmülk tarafından Şâfiî-Eş'arî mezhebi mensupları için ilki Nîşâbur'da olmak üzere Bağdat merkezli kurulan medrese ağının genel adıdır. Müstansıriyye Medresesi ise 631-32/1233-34 yılında Müstansır-Billâh tarafından Bağdat'ta inşa ettirilmiştir. Bu medrese Nizâmiye Medreselerinden farklı olarak Ehl-i Sünnet'in dört fıkıh mezhebine birden tahsis edilmiştir. Ayrıca bünyesinde birer Dârü'l-Hadîs, Dârü'l-Kur'an ve Dârü't-Tıb bulundurması onu Nizâmiye Medreselerinden ayıran diğer bir özelliktir. Dinî ilimlerin Nizâmiye ve Müstansıriyye Medreselerinin öğretim programındaki ağırlıklarının ne olduğu ve bu ilimler dışında hangi ilimlerin öğretildiği araştırmamızın konusunu teşkil etmektedir.
Tarihi yapılarda rekonstrüksiyon ve yeniden işlevlendirmenin incelenmesi: Bursa Hançerli Fatma Sultan Medresesi
Tarihi yapılar sosyal, kültürel, ekonomik veya teknolojik nedenlerle zaman içinde orijinal işlevlerini kaybedebilirler. Orijinal işlevini yitirmiş yapılar da zaman içinde toplumsal ve çevresel koşulların olumsuz etkilerine karşı ya bakımsız ya da uygun olmayan kullanımlara maruz kalabilirler. Bu şekilde varlığını devam ettirmeye çalışan tarihi yapılar zaman içinde harap, metruk hale gelebilir ve hatta tamamen yok olabilirler. Bu şekilde işlevini kaybetmiş yapılara yeni işlev verme ve yok olmuş yapıların ise yeniden inşası olan rekonstrüksiyon tarihi yapıları koruma yöntemlerindendir. Rekonstrüksiyon, yok olmuş yapının bulunduğu konum ve kent kimliği açısından taşıdığı öneme istinaden kullanılan ve özel durumlarda uygulanan bir koruma yöntemidir. Tarihi yapılara yeni işlev verilmesi ise yapının mekânsal, yapısal, çevresel özelliklerine ve bulunduğu kentin ihtiyaçlarına göre, uygun yeni kullanım olanakları sağlamaktadır. Esasında burada tarihi yapıların yeniden işlevlendirilmesi ile mimari koruma sağlanırken bir yandan da ekonomik, sosyal ve kültürel değerlerin sürdürülebilir korunması sağlanır. Bu tezin konusunu oluşturan Bursa Hançerli Fatma Sultan Medresesi de kullanım dışı kalarak harap olmuş ve sadece temel izleri kalabilmiş bir yapıydı. Günümüz işlevini kaybetmiş medrese yapısı temel izleri, eş zamanlı yapılar ve belgeler yardımı ile yeniden inşa edilmiş ve Hançerli Medresesi Kültür Merkezi işlevi verilerek günümüzde kullanılmaktadır. Rekonstrüksiyon ve yeniden işlevlendirmenin tartışıldığı bu çalışmada Hançerli Fatma Sultan Medresesi yapısının korunmasında izlenilen yöntemlerin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu amaca yönelik yapılan tez çalışmasında literatür ve alan çalışması yürütülmüştür. Literatür çalışmasında koruma yöntemleri ile ilgili bilgiler elde edilmiştir; rekonstrüksiyon ve yeniden işlevlendirme yöntemlerine odaklanılmış ve dünyadan ve Türkiye'den örnek uygulamalar incelenmiştir. Daha sonra Hançerli Fatma Sultan Medresesi'nin rölöve, restitüsyon ve rekonstrüksiyon projeleri D2 Mimarlık ve Analiz Restorasyon firmaları aracılığıyla yasal izinler kullanılarak elde edilmiştir. Alan çalışmasına inceleme, gözlem ve fotoğraflama yoluyla günümüz durum tespiti yapılmıştır. Elde edilen tüm veriler eşliğinde yapının rekonstrüksiyon ve yeniden işlevlendirmesi analiz edilmiş ve değerlendirilmiştir. Sonuç olarak rekonstrüksiyon ve yeniden işlevlendirmenin Hançerli Fatma Sultan Medresesi üzerinden değerlendirildiği bu tez çalışmasında bu yöntemlerin tarihi yapıların korunmasındaki önemi ortaya konulurken izlenilen yöntemler ortaya konulmuştur.
Bitlis-Mutki Ohin medresesinde Arapça eğitimi (Müderrisler - muidler - eğitim ilkeleri - okutulan kitaplar)
Çalışmada Bitlis İli Mutki ilçesi Ohin Medresesi'nde Arapça eğitimi, medrese hocaları, eğitim ilke ve metotları ile ilgili bilgiler ortaya konulmuştur. Medrese ile ilgili yazılı bir araştırma olmadığından dolayı çalışma; Medrese hocaları ve talebeleriyle mülâkat yöntemi ile yapılmıştır. Görüşme esnasında sorulan sorular ve verilen cevaplar kayıt altına alınmış daha sonra da bu kayıtlar yazılı metin haline getirilmiştir. Buradaki amaç; medresede uygulanan sistemi ve ulaşılan seviyeyi özellikle Arapça eğitimi açısından tespit etmektir. Osmanlı Devleti'nin son dönemlerinden itibaren bu medreseler birbirinden bağımsız ve denetimsiz faaliyet gösterdikleri için eğitim sistemlerinin gün yüzüne çıkarılması önem arz etmektedir. Sonuç olarak amacın gerçekleştiği düşünülmektedir. Zira çalışmada medresenin günlük faaliyetleri, okutulan kitaplar, ilke ve metotları yerinde tespit edilmiştir.
Anadolu Selçuklu Devleti merkezi şehirlerinden Konya ve Kayseri'de şehir hayatı
Türkler yüzyıllar boyunca birçok kültür ve uygarlığa beşik olmuş Orta Asya'da yaşamış ve kendilerine özgü kültürler meydana getirmişlerdir. Bilinen ilk Türk Orta Asya devletleri zamanla yerini başka Türk Boyları bırakmış ve bu süreç yüz yıllar boyu devam etmiştir. Bu süreç içerisinde Türkler birçok kültür meydana getirmişler ve birçok kültürden etkilenmişlerdir. Büyük Selçuklu Devleti'nin tarih sahnesinden ayrılması sonrasında Anadolu Selçuklu Devleti'nin tarih sahnesine çıkmasıyla beraber Anadolu'da birçok yerleşim yeri büyük bir önem kazanmıştır. Bu yerleşim yerlerinden özellikle Konya Anadolu Selçuklu Devleti'ne başkentlik yaparak tarihte önemli bir yer almıştır. Siyasi ve jeopolitik öneminin yanında bu şehir bilim, sanat, edebiyat ve tasavvuf konularında da neredeyse bütün dünyaya öncülük etmiştir. Keza Kayseri'nin de tarih çağlarından günümüze kadar bu coğrafyada var olan bütün medeniyetler için her zaman çekim noktası olduğunu ve en önemli tarihi belgelerin yine burada başlatılan kazı çalışmalarında elimize geçtiğini görmekteyiz. Anadolu Selçuklu Devleti'nin en önemli şehirlerinden olan Kayseri ve Konya bu eserimizde ayrı ayrı ele alınarak incelenmiştir.Araştırma konusu olarak ?Anadolu Selçuklu Devleti Merkezi Şehirlerinden Konya ve Kayseri'de Şehir Hayatı? seçmemin başlıca nedeni yaptığım geniş kaynak taramasında ve çalışılan tezlerde konunun kısır bir döngü içerisinde incelenmiş olması ve yüzeyde kalan sığ bilgilerin verilmiş olmasından kaynaklanmaktadır. Söz konusu bu iki şehir genellikle bir bütün olarak incelenmemiştir bu cümleden kasıt; Selçuklu tarihi hep siyasi tarih olarak ele alınmış ancak şehir hayatı ve tarihi açısından okuyanı doyuramamış ya da tam tersi şehir hayatı irdelenmemiş ancak siyasi tarih açısından olaylar ele alınmıştır. Tezimi hazırlarken konumu bütünsellik çerçevesi içerisinde ele alıp tüm yönleriyle yansıtmaya çalıştım. Bu anlamda şu ana kadar yapılmış çalışmalardan farklı olarak bu alandaki büyük bir boşluğu dolduracağını düşünmekteyim.Çalışmamız dört bölümden meydana gelmektedir. Giriş kısmında şehirlerin adları, coğrafik konumları ve durumları ve Anadolu Selçuklu hâkimiyetine girmeden önceki tarihsel süreçlerini inceledik. Bu kapsamda geniş bir kaynak taraması yaptık ve şu ana dek incelediğimiz kaynaklarda görmediğimiz bir bütünsellik çerçevesi içinde birinci bölümde; Kayseri ve Konya'da Siyasi ve İdari Durum ikinci bölümde; Konya ve Kayseri'nin Fiziki Dokuları başlığı altında nüfus ve yerleşim, üçüncü bölümde ise; İçtimai ve Ekonomik Hayat, Dördüncü bölümde ise Kayseri ve Konya'da Şehir Hayatı ve İlmi Hayatı inceleyip bilgi vermeye çalıştık.Bu bilgileri aktarırken de hassas davrandık çünkü Anadolu Selçuklu Devleti şehir hayatına dair kaynaklar sınırlı olup var olanlar da içerik açısından yetersizdir. Ancak detaylı yaptığımız detaylı araştırmalarımızla bu sıkıntıyı aşmaya çalıştık. Açılan başlıklardan da bunun anlaşılacağını düşünmekteyiz.
437 numaralı Nüfus ( Medrese yoklama ) Defterinin transkribi ve değerlendirmesi
Osmanlı'yı kısa bir zaman diliminde küçük bir beylikten üç kıtaya hükmeden bir cihan devletine dönüştüren unsurların başında, başarılı eğitim politikaları gelmektedir. Özellikle medreselerde yetişen ilim irfan âşığı, liyakat sahibi kişiler devlet yönetiminde önemli görevler almış ve bu görevlerini icra ederlerken engin hoşgörüleriyle farklı milletleri bir arada yaşatmayı başarabilmişlerdir. Bu ilim yuvalarında dini bilimlerle birlikte pozitif bilimler de okutulmaktaydı. Medreseler vakıflara bağlı olup eğitim parasızdı ve burada eğitim görenlerin barınma, gıda ve giysi ihtiyaçları vakıflar vasıtasıyla karşılanırdı. Modern eğitim sistemlerindeki orta ve yüksek eğitim kurumları ile eşdeğer olan medreseler genellikle külliye hâlinde idi ve uhdesinde kütüphane, imaret, cami gibi yapılar da bulunmaktaydı. Osmanlı Devleti, geçmiş kültür ve medeniyetlerden gerektiği gibi istifade etmiş ve kendisine kadar ulaşan tarihi ve kültürel mirası Türk-İslam potasında eriterek, kendi mayasıyla yoğurmuştur. Osmanlı bu sayede Türk-İslam kültür ve medeniyetini değişik coğrafyalara taşımış, farklı milletleri bir şemsiye altında toplamayı başarmış ve üç yüz yıl boyunca dünyanın tek süper gücü olmuştur. Osmanlı'nın tarihine ve eğitim sistemine ışık tutacağı inancıyla araştırmamızı Osmanlı medreselerinin kuruluşu, işleyişi, kurumsal yapısı, nasıl bir müfredat takip ettiği hususlarını incelemek amacıyla yapmaya başladık. Osmanlı eğitim kurumlarının hangi geleneğin temsilcisi olduğunu ve bu kurumsal yapıyı nasıl geliştirdiği sürecini kısaca açıkladık. Medreselerin mimari yapısı hakkında genel bilgiler verdik. Sonra Asitâne'de (İstanbul) 1.ciltteki mevcut 1-23 nolu medreselerde sakin talebelerin nüfus defterinin transkripsiyonunu yaptık. Asitâne'de (İstanbul) 1.ciltteki mevcut 1-23 nolu medreselerin yapılış süreçleri, kurumsal statüleri, tarih içerisindeki seyirlerini de açıklayarak genel bilgiler sunduk. Medreselerdeki nüfus kayıtları bilgilerinden talebelerin doğum yerlerinin hangi sancaklara bağlı olduğunu tespit ettik ve bu talebelerin hangi toplumsal statüden olduklarını belirlemeye çalıştık. Talebelerin var olan unvanlarını, doğum tarihlerinden yaş ortalamalarını belirledik. Elde ettiğimiz bilgileri tablolaştırarak istatistikî veriler ortaya çıkardık ve bunların değerlendirmesini yaptık. Hülasa, naçiz çalışmamızın şanlı ecdadımıza minnetlerimizi ifade eden bir katre olması, bizler için büyük bir saadet vesilesidir. Manevi hatıraları önünde saygıyla eğiliyoruz. Ruhları şad olsun!.. Anahtar Kelimeler: Osmanlı, medrese, nüfus defteri, İstanbul (Asitâne),talebe, nüfus istatistikleri
Konya ili İnce Minare Medresesi Müzesinde bulunan motiflerin çağdaş takı tekniklerinde uygulanması
Bu araştırmada; Geleneksel Türk El Sanatları öğelerinden olan medreselerde kullanılan; taş ve ahşap işlemelerinin, geometrik, bitkisel ve hayvansal unsurlar içeren motiflerinin, çağdaş takı tekniklerinde (ajur, mine, kabartma) kullanılmasını sağlayarak, geleneksel öğelerin yeniden kullanılmasına ve korunmasına katkı sağlamak ve mevcut teknikleri tanıtmak amaçlanmıştır. Çalışmanın evrenini Konya ili İnce Minare Medresesi oluşturmaktadır. Örneklemler ise medrese içerisinde bulunan eserlerde kullanılan motiflerden seçilmiştir.Çalışma kapsamında İnce Minare Medresesi Müzesi'nde bulunan eserlerin birkaçı ele alınarak eskiz çalışmaları yapılmış, bu çalışmalar içerisinden yine bir kaçı tasarıma dönüştürülmüştür. Ajur, mine, kabartma teknikleri kullanılarak tasarımlar geliştirilip hayata geçirilmiştir.Çalışma sonucunda geleneksel Türk el sanatlarında kullanılan motiflerin takı ile yorumlanarak günlük hayatta kullanımının sağlanması ve bu yolla gelecek nesillere aktarılması sağlanmaya çalışılmıştır.Anahtar Kelimeler: Geleneksel Türk El Sanatları, Konya İli İnce Minare Medresesi, Çağdaş Takı Teknikleri
İstanköy(KOS)'de arşiv belgelerine göre Türk devri yapıları
Tarihi eserler bakımından zenginliklerle dolu önemli bir yerleşim merkezi konumundaki İstanköy'de inşa edilmiş binaların çoğunluğu Osmanlı dönemine aittir ve bu mimarî varlıklardan büyük bir kısmının Sanat Tarihi açısından şimdiye kadar yeterince incelenip tanıtılmadığı görülmektedir. Böyle bir boşluğu gidermek amacıyla, İstanköy(Kos)'de Arşiv Belgelerine Göre Türk Devri Yapıları başlıklı bu araştırmaya yönelerek, öncelikle daha önceki sınırlı sayıdaki yayınlar ve arşiv belgelerinde kayıtlı bilgilerin derlenmesi ardından, şehir merkezindeki mevcut binaları bizzat inceleyip, fotoğraflarla belgelemek suretiyle tespit işlemlerini tamamladıktan sonra, sistematik katalog düzeni içinde her birinin ayrıntılı tanıtımını ve ayrı bir bölüm halinde bütün eserlerin karşılaştırma ve değerlendirmelerini yaparak, Türk Sanatı Tarihi gelişim çizgisindeki yerlerini belirlemeye çalıştık.Araştırmamızda, İstanköy'ün mimarî varlıkları ile zengin bir şehir dokusuna sahip bulunduğu, halen ayakta kaldığı tespit edilebilen cami/mescid, türbe, hamam, şadırvan ve çeşme olmak üzere toplam 39 adet eser ile açıkça anlaşılmaktadır ve bunların tamamı bu çalışmamız kapsamına alınmıştır.Mevcut yapılar, kronolojik bakımdan 16. yüzyıl sonlarından 20. yüzyıla kadar geniş bir zaman dilimine aittir. Çoğu müstakil inşa edilmekle birlikte,Lonca Cami ve Yenikapı Camileri etrafında, bir kısmı arşiv belgelerinde geçen, bir kısım da yapı kalıntılarına dayanarak bir külliyle bütünlüğünü içinde tespit edilmeye çalışılmıştır.İstanköy'deki Türk Devri Mimarî Eserleri'ne yönelik bu araştırmamızla, konumuz kapsamındaki binalardan bir kısmının deprem, gibi afetlerle tamamen ya da kısmen ortadan kalktığı, günümüze sağlam gelebilmiş bir kısmının da insan eliyle yapılan tahribat izleri taşımalarından dolayı asıl vasıflarını kaybettikleri ortaya çıkmaktadır. Çoğunlukla bakımsız vaziyette kendi hallerine bırakıldıkları anlaşılan bu eserler hakkında, arşiv bilgilerinin derlenmesi, günümüze ait durumlarının belgelenmesi, topluca kataloglanarak tanıtılması ve sanat tarihi değerlerinin belirlenmesi şeklinde ana hatlarını sıralayabileceğimiz çalışmamız, esasen bilimsel kriterlerle sürdürdüğümüz bir araştırma ve inceleme ürünü oluşturmak maksadıyla hazırlanmıştır. Ama aynı zamanda bir daha tekrar yerine konulamayacak çeşitli niteliklere sahip İstanköy'deki Türk Mimarîsi'nin mümkün mertebe en iyi şekilde korunması, onarılması ve gelecek kuşaklara aktarılarak sonsuza kadar yaşatılmasına da katkı sağlayacağına inanıyoruz.
Güneydoğu Anadolu bölgesinde faaliyet gösteren geleneksel eğitim kurumları(Medreseler) üzerine bir araştırma (Batman, Diyarbakır ve Siirt örneği)
Türk toplumunun eğitim tarihine bakıldığında farklı eğitim kurumlarının yer aldığı görülür. Bunlar arasında en önemlilerinden biri, tarihi İslamiyet'in ilk dönemlerine kadar uzanan medreselerdir. Selçuklu ve Osmanlı devletlerinin de geliştirdiği bu kurumlar, dönemlerinin temel eğitim kurumları olmuştur. Osmanlı devletinin farklı kurumlarında XVI. yüzyıldan itibaren başlayan aksaklıklar medreseleri de etkilemiştir. XIX. yüzyıla gelindiğinde medreseleri ıslah çalışmalarına girişilmiş fakat istenilen başarı yakalanamamıştır. Cumhuriyetin kuruluşu ile birlikte de medreseler bütünüyle kapatılmıştır.Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile kapatılan medreseler, sosyolojik bir gerçek olarak varlıklarını bir şekilde sürdürmüştür. Cumhuriyetin kuruluşundan sonra özellikle dini bilgi aktarımına mesafeli yaklaşım, halkın farklı şekillerde bu ihtiyacını karşılama yoluna gitmesine sebep olmuştur. Bu sebeple, kapatılan medreseler geleneksel dini bilgi aktarımına devam etmiştir. Bu uygulama özellikle merkeze uzak bölgelerde daha canlı şekilde varlık göstermiştir. Dolayısıyla Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'ndeki medreseler diğer bölgelere göre hayatlarını daha belirgin şekilde devam ettirmiştir. Bu devamlılıkta devletin görmezden gelmesinin etkisi olduğu kadar halkın ve medrese gönüllülerinin yoğun çabaları da etkilidir.Bu araştırma Batman, Diyarbakır ve Siirt'te bu güne kadar bir şekilde faaliyetini devam ettiren geleneksel eğitim kurumlarından medreseler üzerine yapılan bir çalışmadır. Yapılan kaynak taramalarından edinilenlere göre, söz konusu kurumlar üzerine derinlemesine bir araştırmanın yapılmadığı görülmüştür. Dolayısıyla bölgede varlık gösteren bu eğitim kurumları üzerine yapılacak bir, araştırma eğitim faaliyetleri açısından önem taşımaktadır. Bu amaçla örneklem bölgesinde 23 medrese, öncelikle fiziksel özellikleri bakımından incelenmiştir. Bu inceleme öncelikle kaynak tarama, doğal ve katılımcı gözlem ve medrese eğiticileri ile yapılan mülakatlarla yapılmıştır. Medrese eğiticileri ve öğrencilerle yapılan görüşmeler kayıt altına alınmış ve veriler birbiriyle karşılaştırılarak raporlaştırılmıştır.Medreseler, kuruldukları çevrede yaşayan insanların desteği sonucu kurulmuştur. Bu kurumların idaresini `seyda' denilen müderrisler yapmaktadır. Öğrenciler genellikle ilköğretimi bitirdikten sonra seydalara başvurup medrese eğitimine yatılı olarak alınmaktadır. Medreselerin yemek ve temizlik işleri çoğunlukla öğrenciler tarafından yapılmaktadır. Bu kurumlara halk tarafından yapılan yardımlar medresenin ihtiyaçlarını asgari düzeyde karşılayacak miktardadır. Özellikle köylerde bulunan bazı medreseler ekonomik sıkıntı yaşamaktadır.Medrese programlarında şer'i ilimler (fıkıh, hadis, kelam, tefsir, siyer) ve alet (dil öğretimi) ilimleri mevcuttur. Yapılan gözlem ve incelemelerden elde edilen sonuçlara göre bu eğitim kurumlarında, Osmanlı dönemi medreselerinde okutulan dersler büyük ölçüde okutulmaya devam edilmektedir. Bireysel öğretimi esas alan medreselerde ezber, müzakere ve kubaşık öğrenme en çok başvurulan öğrenme yöntemlerindendir. Üzerinde araştırma yapılan medreselerden iki tanesi yazılı eğitim programına sahiptir. Sınıf geçme sistemi yerine ders geçmenin ölçüt alındığı medreselerde öğrenciler ortalama yedi yıllık bir eğitimden sonra mezun olmaktadır. İcazet geleneği bu kurumlarda devam etmektedir. Düzenlenen icazet töreninden sonra öğrencilere diploma verilmektedir. Buralardan mezun olanlar aynı zamanda açık öğretim imkânlarından da faydalanıp farklı görevlere gelebilmektedir.Medreselerin bazıları resmi Kur'an kursu, yatılı Kur'an kursu ve dernek kimliği altında eğitim verilmektedir. Bazıları da ders veren hocanın ismiyle bilinmektedir. Toplumun yaşadığı sosyal sorunlara karşı ilgili olan medrese hocaları ve halk arasında sıkı bir ilişkinin ve iletişimin olduğu gözlenmiştir. Bunun sonucu olarak medreseler bu güne kadar faaliyetlerini sürdürmüştür.Anahtar Kelimeler: Geleneksel Eğitim Kurumları, Medreseler, Geleneğin Devamı, Eğitim, Modernleşme, Muhafazakârlık.
Fatih Döneminden Tanzimata kadar Osmanlı medreselerinde Arapça öğretimi
Bu araştırmanın amacı, Osmanlı medreselerinde, Fatih döneminden Tanzimat'a kadar Arap dilinin öğretiminde kullanılan yöntemler, okutulan kitaplar, Arapçanın ders programlarındaki yeri ve bu bağlamda Osmanlı medrese eğitiminde Arapçanın nasıl bir konuma sahip olduğunu araştırmaktır.Bu araştırma, yazılı kaynak (literatür) taramasına dayanmaktadır. Çalışmada kullanılan araştırma yöntemi, ?tarihsel model?dir. Tarihsel modelle, belli bir geçmiş olay ve bu olayın günümüze etkileri incelenmektedir. Tarihsel araştırmaların verilerini, yazılı kaynaklar (örneğin, kitaplar, dergiler, arşiv belgeleri, resmî yazışmalar, sözleşmeler vb.) oluşturmaktadır. Söz konusu çalışma da tarihî verilere dayanarak, çıkarımlar yapmaya yönelik olduğundan; bu yöntemin kullanılması uygun görülmüştür.Araştırma türü ise betimseldir; betimsel araştırmalar, geçmişte ya da hâlâ var olan bir durumu olduğu haliyle betimlemeyi amaçlayan araştırmalardır. Bu çalışmada da geçmişte var olan bir kurum olan medrese eğitimi olduğu gibi yansıtılmaya çalışılmıştır.Çalışmanın evrenini, Osmanlı Devleti'nin Fatih döneminden (1451) başlayarak Tanzimat'ın ilan edilişine kadarki dönemde (1839) yüksek öğrenim kurumu olan medreselerin eğitim sistemi oluşturmaktadır. Evrenin bir parçası niteliğindeki araştırmanın örneklemini ise, bu medrese eğitimi içerisindeki Arapçanın öğretimi oluşturmaktadır. Çalışmada örneklem türlerinden küme örnekleme yöntemi kullanılarak Arapça öğretimi, sarf ilmi, nahiv ilmi, belâgat ilmi olarak kümelenmiştir.Nitel bir çalışma olan araştırmamızda, nitel çalışmalarda kullanılan veri toplama yöntemlerinden belge toplanması ve analizi, yapılan eserlerin incelenmesi ve değerlendirilmesi gibi veri kaynaklarına başvurulmuştur. Çalışmanın verileri nitel olduğundan, veri toplama tekniği olarak ?belgesel tarama? kullanılmıştır. Bu çalışmada, konuyla ilgili arşiv belgeleri, vakfiyeler, kânûnnâmeler, otobiyografiler, icâzetnâmeler, ders programları ile Türkçe, Arapça, Osmanlıca, İngilizce ve Fransızca olmak üzere çeşitli dillerde yayımlanmış kitaplar, sözlükler, makaleler, bildiriler, medrese eğitimi üzerine yayımlanmamış yüksek lisans ve doktora tez çalışmaları taranarak söz konusu döneme ilişkin medreselerde Arapça sarf, nahiv, belâgat üzerine okutulan ders kitapları incelenmiştir. Verilerin analizi için ise, nitel analiz tekniklerinden betimsel analiz yöntemi kullanılmıştır.Bulgular, Arapçanın Osmanlı medreselerinde dinî ilimlere hazırlayıcı bir konuma sahip olduğunu ve dinî metinleri anlamaya yönelik olarak öğretildiğini göstermektedir. Bu amaç doğrultusunda gramer ve metin ağırlıklı bir dil öğretiminin gerçekleştirildiği saptanmıştır. Bu bulgular ışığında, günümüz modern öğretim yöntemleri uygulanırken Osmanlı âlimlerinin ortaya koyduğu Klasik Arapça gramer kitaplarına da başvurulmasına yönelik önerilerde bulunulmuştur.Anahtar Kelimeler: Osmanlı Eğitim Sistemi, Medreseler, Arap Dili Eğitimi, Öğretim Yöntemleri, Ders Programları, Arapça Gramer Kitapları.
Günümüz Bitlis medreselerinde mantık eğitimi (Norşin Medreseleri örneği)
İslâm düşünce kültüründe köklü bir geleneğe sahip olan medreselerin, Selçuklu veziri Nizâmülmülk'e dayandığı bu dönemden sonra da düzenli ve sistemli bir yapıya kavuştukları görülmektedir. Osmanlı döneminde en üst seviyede eğitim ve öğretimin verildiği kurumlar haline gelen medreselerin Cumhuriyetin ilanından sonraki dönemde ise Doğu'da gayr-ı resmi bir şekilde varlığı sürdürülmeye çalışılmaktadır. Bitlis coğrafyasında bulunan medreseler de bu durumun en önemli bir örneğini teşkil etmektedir. Çalışmamızın konusu, medreselerin teşekkülünden bu yana Osmanlı dönemi medreselerinde ve bilhassa Bitlis bölgesinde bulunan Norşin medreselerinde okutulan mantık eserlerinin incelenmesi oluşturmaktadır. Ayrıca Norşin medreselerinde bulunan hocaların ve öğrencilerin mantık ilmi hakkındaki görüşleri ve mantık öğretiminin niteliği de çalışmamızın sınırları dahilindedir. Çalışmamız üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, mantığın İslâm dünyasına giriş süreci, medrese kavramı ve medreselerin tarihsel gelişimi üzerinde durulmakta olup Osmanlı medreselerinde mantık eğitimi ve okutulan mantık eserleri tespit edilmeye çalışılmaktadır. İkinci bölümde, Bitlis medreselerinin genel yapısı ve eğitim-öğretim müfredatı hakkında bilgiler verilmekte, Bitlis yöresinde kurulmuş olan ve günümüzde varlığını sürdüren medreselere değinilmektedir. Ayrıca Bitlis medreselerinde okutulan mantık eserleri tespit edilmeye çalışılmaktadır. Üçüncü bölümde ise ilk olarak Norşin medreselerinin genel bir tanıtımı yapılmaktadır. İkinci olarak bu medresedeki eğitim-öğretim faaliyetleri, mantık eğitimi, mantık ilmine karşı hocaların ve öğrencilerin ilgileri ve burada okutulan mantık eserleri hakkında açıklamalar yapılmaktadır. Anahtar Sözcükler Medrese, Eğitim, Öğretim, Mantık, Doğu, Anadolu, Bitlis, Norşin
Şark medreselerinde nahiv istişhadı olarak zikredilen hadislerin sıhhat açısından değerlendirilmesi
Şark Medreselerinde okutulan nahiv kitaplarında istişhad olarak zikredilen hadislerin sıhhat derecelerinin araştırıldığı bu çalışma, bir giriş, iki bölüm ve bir sonuçtan oluşmaktadır. Giriş bölümünde çalışmanın amacı, önemi, metodu ve kaynaklarına yer verilmiştir. Birinci bölümde medreselerin tarihine değinilmiş, Suffe ve Nizamiye medreselerinin eğitim ve öğretimleri ele alınmıştır. Şark medreselerine ise daha geniş yer verilmiş ve hadislerle istişhad konusu tartışılmıştır. İkinci bölümde Şark Medreselerinde okutulan beş temel nahiv eseri olan Şerhu'l-Muğnî, Şerhu Katru'n-Neda, Hallu'l-Meâkîd, Behcetü'l-Mardiyye ve Fevaidu'd-Diyaiyye eserlerinde istişhad olarak zikredilen hadisler tahric edilerek istişhad mahallerine değinilmiş ve sıhhat dereceleri ele alınmıştır. Ayrıca her bir hadis konusu itibariyle değerlendirilmiştir. Sonuç kısmında da bu araştırma ile elde edilen neticelere yer verilmiştir. Anahtar Sözcükler: Medrese, Şark Medreseleri, nahiv, Hadislerle istişhad, sıhhat derecesi
Şeyhülislamlığa ait üç numaralı Telhis Defterinin transkripsiyon ve değerlendirmesi (VR.1-95)
Osmanlı Devleti, kuruluşundan itibaren siyasi, kültürel, ekonomik ve askeri alanlarda önemli başarılar elde etmiştir. Devletin kurumsallaşmasında bir önceki dönemlerden örnek alınarak hareket edilmiştir. Kendinden önceki Türk devletleri zamanında oluşturulan kurumsal ve diğer yapılar sentezlenerek kendine has bir yapı oluşturmuştur. Bu yapılardan biriside İlmiye Merkez Teşkilatında yapılan yenileşme hareketleridir. İlmiye Merkez Teşkilatında hemen her dönemde oluşturulan kurumlar bir sonraki döneme yansıtılarak yeni bir teşkilatlanma haline dönüştürülmüştür. Şeyhülislamlık, medrese müderris, kadı ve müftülük İlmiye Teşkilatının içerisinde yer alan en önemli birimlerden birisidir. Medrese teşkilatının yapısal özellikleri ve tayinleri belli bir sisteme göre yapılmıştır. "Üç Numaralı Telhis Defteri" incelendiğinde müderris, kadı, müftü atamalarının yanı sıra paye ve kazalara yapılan atamalar görülmektedir.
Diyarbakır ve Mardin'deki İslam Dönemi dini mimarisinde geometrik süsleme
11. yüzyılda ortaya çıkan Türk hakimiyetiyle beraber yeni bir medeniyetin içerisine giren Diyarbakır ve Mardin'de, bu değişimle beraber fiziksel çevrede de farklılıklar görülmüştür. Bu farklılılar şehirlerin siyasi, ekonomik, dini ve sosyal özelliklerini etkileyecek önemli detaylara sahiptir. Süsleme bu detaylar içinde başta gelmektedir. Türk İslam sanatını temsil eden Diyarbakır mimari eserlerindeki süsleme anlayışı Akkoyunlu ve Osmanlı döneminde yoğunlaşarak değişik yapı tipleri üzerinde karşımıza çıkmaktadır. Cami, mimari eserler içinde odak noktası olduğundan en çok süslemeyi barındıran yapı konumundadır. Bölgenin geleneksel yapı malzemesi olarak en başta bazalt sayılabilir. Daha sonra kalker ve mermer gelmektedir. Taşa kıyasla daha az kullanılan çini ve ahşap iç mekanda tercih edilmiştir. Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde Artuklu Beyliği 12. ve 15. yüzyıllar arasında hüküm sürmüş ve özellikle Mardin'de pek çok eser bırakmıştır. Mardin'de Artuklular medreseleri ile ön plana çıkmaktadırlar. Bu ayrıntı, Artuklu hükümdarlarının ilim adamlarına daha çok değer verdiğini göstermektedir. Bölgenin geleneksel yapı malzemesi sarı kalker taşı, kolay şekil verilen, tarih boyunca süregelen bir taş olarak Mardin'in kimliğini oluşturur. Her iki bölgede de ortaya konan eserlerde geometrik süslemeler, İslam sanatının sonsuzluk anlayışı ile simetri ve uyum içinde taşa işlenmiştir.
Molla Halil es-Siirdî ve el-Kâfiyetu'l-Kubrâ Adlı Eseri
Osmanlı İmparatorluğunun merkezi olan İstanbul'dan çok uzak bir memlekette; Bitlis'te ilim tahsiline başlayan ve bu bölgelerde medreselerde okuyan Molla Halil, hem de medrese geleneğinin gerileme dönemine girdiği bir zamanda kendisini yetiştirerek döneminin iyi bir âlimi ve müellifi olmuştur.Medrese âlimlerinin çokça eser bırakmadığı/yazmadığı bir ortamda Molla Halil hemen hemen her ilim dalında yetkin eserler yazmıştır. Bu eserlerden birisi de el-Kâfiyetu'l-Kubrâ'dır.Her ne kadar İbnu'l-Hâcib'in el-Kâfiye'sini esas alsa da kapsayıcılığı, tanımları ve ta'lilleri ile fark oluşturmaktadır. Nahiv ilmi ile ilgili yazılan kimi şerh kitaplarında bile bulunmayan konuları içermektedir. Bir şerh kadar konuların detayını vermekle birlikte metin olma gerçekliğinden kopmamıştır.el-Kâfiyetu'l-Kubrâ'nın değerlendirilmesi yapılırken bölge medreselerinde okutulan eserlere göre değerlendirme yapılmıştır. Konu ile bağlantısından dolayı medresenin kısa tarihçesi ve o döneme kadarki gelişim süreci anlatılmıştır. Keza nahvin ortaya çıkışı, tanımı ve gelişimi fazla detaya girmeden aktarılmıştır.
Bir eğitim kurumu olarak Şark Medreseleri: Mardin yöresi örneği
Araştırmada, Doğu-Güneydoğu Medreseleri'nin bir eğitim kurumu olarak niteliği tespit edilmeye çalışılmıştır. Buna göre araştırmada, söz konusu medreselerin terminolojik tanımları, kurumsal yapıları, idari organizasyonları, fiziki/bina yapıları, ekonomik kaynakları, günlük işleri, tatil günleri, sosyal aktiviteleri, eğitim-öğretim amaçları, eğitim-öğretimin temel unsurları olan eğitimcileri, öğrencileri, müfredatı ve okutulan eserleri, ders öğretim/öğrenim yöntem ve teknikleri, eğitim-öğretim dilleri, eğitim-öğretim süresi, mezuniyet törenleri ve medreselerin toplum ile ilişkileri gibi konular üzerinde durulmuştur.2010-2011 yılları arasında, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde faaliyet gösteren medreselerin evreni oluşturduğu araştırmada, örneklem alanı olarak Mardin il, ilçe merkez ve kırsalında aktif olarak faaliyet gösteren medreselerden, `maksimum çeşitlilik örneklemesi' yöntemine göre tespit edilen ve kendileriyle görüşme talebine olumlu yanıt veren 8 medrese ele alınmıştır.Araştırma sürecinde, araştırmanın inandırıcılık, aktarılabilirlik, tutarlık ve teyit edilebilirlik gibi özelliklerinin sağlanması için; örneklem çeşitlemesi, uzun süreli etkileşim, görüşme, gözlem, derinlik odaklı veri toplama, betimsel analiz ve katılımcı teyidi gibi yöntemler kullanılmıştır. Ayrıca görüşmelerin yapıldığı medreselerdeki 162 öğrenciye, kendilerine ve medrese kurumuna dair sorular içeren bir anket uygulanmış; anket verilerinin çözümlenmesinde SPSS programı ile deskriptif-frekans analizi, çoklu karşılaştırma testi ve ilişki testi kullanılmıştır.Anahtar Kelimeler: Din, Sosyoloji, Eğitim, Medrese, Osmanlı, Şark, Doğu, Güneydoğu.
Hadım Hasan Paşa medresesi'nin yeniden işlevlendirilmesi süreci ve iç mekan açısından değerlendirilmesi
?Hadım Hasan Paşa Medresesi'nin Yeniden İşlevlendirilmesi Süreci ve İç Mekan Açısından Değerlendirilmesi? isimli bu tez çalışmasında, öncelikle genel olarak medrese kavramı, medresenin tarihi ve işleyiş sistemi araştırılmıştır. Daha sonra 16. yy dönemi (medresenin yapıldığı dönem) içinde İstanbul şehrinde inşa edilmiş olan medreseler incelenmiştir.Hadım Hasan Paşa Medresesi' nin ayrıntılı rölöveleri hazırlanmıştır. Hadım Hasan Paşa Medresesi restitüsyon projesi aşamasında; rölöve çizimleri ışığında yapı üzerindeki izler ve yapının günümüzdeki durumunun tespitiyle, yazılı ve görsel belgeler ve aynı dönemde inşa edilmiş olan medrese örnekleri incelenerek yapının özgün durumu tespit edilmeye çalışılmıştır. Restitüsyon aşamasında yapının sonradan değiştirilmiş ve yok olmuş olan bölümleriyle ilgili olarak aynı dönem içerisinde, Hadım Hasan Paşa Medresesi' nden daha erken tarihte inşa edilmiş olan medreseler incelenmiştir. Bu yapılar yazılı, görsel kaynaklardan yararlanarak incelenmiş ve değerlendirme tabloları hazırlanmıştır. Hazırlanan tablolarda yapıların mimari özellikleri ve günümüzdeki durumları detaylı olarak tanımlanmıştır.Hadım Hasan Paşa Medresesi'nin restorasyon projesinde restitüsyon projesine ve yapıya verilen yeni işleve uygun olarak yapının onarımı için gerekli görülen müdahaleler saptanmış ve plan, cephe, kesit ve üçboyutlu çizimleri hazırlanmıştır. Hadım Hasan Paşa Medresesi' ne yeni bir işlev kazandırılarak yeniden hayata geçirilmesi amaçlanmıştır.Zamanın sürekliliği içerisinde, toplumlarda görülen değişim, insanların ihtiyaçlarını değiştirirken, ait oldukları zamana ve bağlama göre şekillenen mekanları, dolayısıyla yapıları da değiştirmektedir. Özgün işlevini kaybeden yapılar, işlevlerini kaybetseler de yapısal özelliklerini korumakta, dolayısıyla yeniden işlevlendirmeye uygun olmaktadırlar.Yeni yapıların yapılması ile birlikte, işlevsel olarak eskimiş yapıların yeni işlevler yüklenerek kullanılması ise alternatif bir yapı üretim tekniği olarak karşımıza çıkmaktadır.Bu üretim tekniği, yeni ihtiyaçlara göre şekillenen mekansal program ile mevcut yapının mekansal ve yapısal özelliklerinin örtüşmesine bağlı olarak şekillenmelidir.Yeniden işlevlendirme ile Hadım Hasan Paşa Medresesi'nin günümüzde de kullanılabilmesine imkan verilmiş, bunun sonucu olarak ta, yapının zaman içinde dondurulmadan yaşamasını, çevresiyle etkileşim halinde olmasını sağlamıştır. Bu yeni işlev ile gerekli olan iç mimari tefriş ve yerleşim öneri projesi hazırlanmıştır.Anahtar Kelimeler: Medreseler, Hadım Hasan Paşa, Restorasyon, Yeniden Kullanım.
İzmit kazası vakıfları ve vakıf eserleri: Tespit ve değerlendirme (1750-1850)
Vakıflar, Osmanlı Devleti'nde her türlü alanda hizmet vermiş, zengin ve köklü bir kültürün ürünüdür. Şehirlerin oluşumunda ve gelişiminde katkısı yadsınamaz. Türk-İslam şehirleri ibadethane merkezli bir oluşuma sahip olup, farklı türden birçok vakıf eserinin tesis edilmesi, şehir gelişimine olumlu katkı sağlamaktadır. Bununla birlikte şehir tarihi araştırmalarında vakıf eserleri hayati bir öneme sahiptir. Bu çalışmanın ana unsurunu İzmit Kazâsı Vakıfları oluşturmaktadır. Temel olarak 1750-1850 yılları arasında İzmit'te bulunan vakıflar ve vakıf eserlerinin tespiti yapılmıştır. Toplam olarak altmış sekiz adet vakfa ulaşılmıştır. Bu vakıflar içinde çok sayıda cami vakfı bulunmaktadır. Bunun yanında mescit, mektep, medrese, çeşme, tekke, zaviye vakıfları da bulunmaktadır. Vakıf eseri olarak da 68 adet eser tespit edilmiştir. Bu eserlerin çoğunluğu cami ve mescitlerdir. Bunlar haricinde çok sayıda tekke, zaviye, mektep, medrese, hamam, çeşme, köprü gibi eserlerin varlığı ortaya çıkarılmıştır. Anahtar Kelimeler: Vakıf, İzmit, İzmit Kazâsı, Cami, Çeşme, Medrese.
Tanzimat sonrası Kütahya Medreseleri (1839-1924)
Medreseler, son bin yıllık süreçte, eğitim tarihimizdeki en önemli ve sistemli İslami Eğitim Kurumları olarak karşımıza çıkmaktadırlar. Bu kurumlar, en parlak, görkemli ve verimli dönemlerini Selçuklu ve Anadolu Selçuklu Devleti'ni müteakiben Osmanlı Devleti'nde yaşamışlardır. Bu çalışmada, Osmanlı Devleti'nin yaklaşık son yüzyılını ifade eden Tanzimat Sonrası süreçte klasik bir osmanlı şehri olup, uzun yıllar Anadolu Eyaleti'ne merkezlik eden Kütahya'da faal halde bulunan medreseler, hem fiziki-mimari özellikler, hem de eğitim-öğretim faaliyetleri bağlamında çok yönlü olarak tespit edilip değerlendirilmiştir. Çalışmamızda, 4 tanesi Germiyanoğuları Dönemi, 16 tanesi Klasik Dönem ve 15 tanesi de Tanzimat Dönemi itibariyle hizmete başlayan toplam 35 medrese tespit edilmiş olup bu medreselerin neredeyse hepsi 1924 yılına kadar faaliyetlerini sürdürmüşlerdir. Bu medreseler genel itibariyle bânilerinin ismiyle anılmakta olup, çoğunlukla bina şeklinde inşa edilmişlerdir. Bütünüyle vakıf eseri olan medreselerin birçoğunun vakfiyesine ulaşılamamıştır. Vacidiye Medresesi, müze olarak varlığını sürdürmekte, İshak Fakih ve Rüstem Paşa Medreseleri ise iyileştirme çalışmaları yapılmış durumdadır. Diğer medreseler ise neredeyse tümüyle yok olmuş durumdadır. Anahtar Kelimeler: Kütahya, Eğitim, Medrese, Müderris.
Menteşe Beyliği mimarisi 1. (metin)
ÖZET XIII. yüzyılın sonlarında Selçuklu Devleti'nin uçlarda merkezi otoritesinin zayıflaması ve bilahare tamamen ortadan kalkması sonucunda, Anadolu'da her biri müstakil birer devlet karakterinde yirmiden fazla Türk beyliği kurulmuştur. Bu beyliklerden biri olan Menteşeoğulları, 1261-1424 yılları arasında Muğla ilinin tamamı, Aydın ve Denizli illerinin de bir kısmını içine alan coğrafyada, güney batı Anadolu'da yer almaktaydı. Beylik, Anadolu Selçuklu Devleti'nin bir uç beyi olan Menteşe Bey tarafından kurulmuştur. Menteşe Beyliği, dönemine göre sağlam bir gümrük mevzuatı, hukuk ve eğitim sistemi gibi kuvvetli müesseselerin yanı sıra, askerî bakımdan da büyük kara ve deniz gücüne sahipti. Yaklaşık yüz elli yıllık ömrü süresince, özellikle çeşitli zamanlarda beyliğe başkent olmuş olan Peçin ve Balat'da pek çok imar faaliyetlerinde bulunmuştur. Beyliğin varlığının son bulması ve bu bölgelerin eski ehemmiyetini kaybederek iskan dışı kalmaları sebebiyle, meydana getirilen mimarî eserlerin pek çoğu hem tabiat şartları hem de insan eliyle, ya tamamen ortadan kaldırılmış, ya da çok fazla tahribata uğramıştır. Yaklaşık dörtbuçuk yıllık uzun bir araştırma ve inceleme sonunda Menteşeoğullanndan günümüze ulaşan on cami, yedi türbe, bir zaviye, dört medrese, beş han ve yedi hamam yapısı tesbit edebildik. Bunlardan özellikle cami ve türbelerin büyük bir kısmı halen kullanımda olmakla birlikte, geri kalanların çoğunluğu hizmet dışıdır. Menteşeoğullanndan günümüze ulaşan bu eserler de, beyliğin mimarî gelişimine ışık tutmaktadır. Mimarîde genel olarak Beylikler devrinden itibaren görülmeye başlanan; iç ve dış ahengin sağlanması, açıklık ve kapalılık dengesinin kurulması, taçkapılann sadeleştirilmesi, camilerde toplu mekan arayışı, son cemaat mahallerinin ortaya çıkması, revaklı avluların ortaya çıkması, üst örtüde kubbeli şemanın ağırlık kazanması, örtülerin kurşunla kaplanması, çatı seviyesinden yükselen minareler, mermer malzemenin cephe ve mihrablarda kaplama olarak kullanılması, ocak ve baca mimarisinin ortaya çıkması, medreselerde ana eyvanın yapı kitlesinden hem çıkma hem de yükselti6 yapması, gibi pek çok özelliği, Menteşeoğullannın mimarî eserlerinde de görmek mümkündür. Yapılan araştırmalar, Menteşeoğulları mimarîsinin kısmen Anadolu Selçuklu geleneğinin etkisinde kaldığını göstermekle birlikte, kendine has bir mimarî tarzı gerçekleştirdiği de kabul edilebilir. Menteşeoğulları, XIV. yüzyılın ikinci yansından sonra, eski Türk devlet geleneğinden kaynaklanan bir uygulama olan, toprakların oğullar arasında taksimi sebebiyle, kardeşlerin iktidar mücadelelerine girmeleri neticesinde zayıflamış ve varlığını ancak yüz elli yıl kadar sürdürebilmiştir. Bu şartlara rağmen, onlardan günümüze kalan mimarî eserlerde gözlemlenebilen gelişmeler, bu dönemin çok iyi değerlendirildiğini ortaya koymaktadır.
İslamda yüksek öğretimin öğrenci kişilik hizmetleri bakımından değerlendirilmesi
Bu araştırmada genellikle İslam yüksek öğretiminde öğretim ve yönetim fa aliyetleri dışındaki öğrenci kişilik hizmetleri denilen destek hizmetleri üzerinde du rulmaya çalışılmıştır. Araştırmada daha çok vakfiyelerden, İslam tarihi, İslam medeniyeti tarihi, sanat tarihi ilgili kaynaklardan ve genel eğitim kitaplarından faydalanılmıştır. Araştırma bir giriş ve beş bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde konu nun önemi, araştırmanın amacı, sınırlan, kaynaklar, bir eğitim terimi olarak öğ renci kişilik hizmetleri üzerinde durulmuştur. Birinci bölümde öğrenci kişilik hizmetleri bakımından medrese binasının yapı-unsurlan incelenmiştir. İkinci bölümde barınma ve yurt hizmetleri; üçüncü bölümde kredi-burs, beslenme ve diğer hizmetler; dördüncü bölümde sağlık, spor ve kültür hizmetleri; beşinci bölümde rehberlik ve psikolojik danışma hizmetleri ele alınmıştır.