Tazminat
99 theses under this subject heading
Ceza Muhakemesi Hukukunda arama
Toplumdaki düzenin sağlanması, suç işlenmesinin önlenmesi ve suç işlendikten sonra toplum düzeninin yeniden düzenlenebilmesi için gerek duyulan en önemli koruma tedbirlerinden biri ?arama? tedbiridir. Arama geçici bir tedbirdir. Arama tedbiri ile elde edilmek istenen amaçlara ulaşıldığında veya bunlara ulaşılamayacağı anlaşılınca sona ermesi gerekir.Arama koruma tedbiri konut dokunulmazlığı ve özel hayatın gizliliği haklarına müdahale etmektedir. Gerek Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine gerekse Anayasamıza göre, herkes özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Ancak bu hak hiçbir şekilde dokunulmaz, sınırlandırılmaz bir nitelikte değildir. Arama saklanan bir kişinin veya gizlenen bir eşyanın bulunması için özel hayata müdahale etmeyi ifade eder. Devlete verilen arama yetkisi iki türlüdür. Önleme araması; genel emniyet ve asayişin korunması için, adli arama; suçun işlenmesinden sonra suç ve suçlunun ortaya çıkarılması için yapılır.Adli aramaya kural olarak hâkim karar vermekte, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde ise Cumhuriyet savcısı veya kolluk amirlerinin yazılı emriyle arama yapılabilmektedir. Önleme aramasına kural olarak hâkim karar vermekte, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde ise mahallin en büyük mülki amirinin yazılı emri ile arama yapılabilmektedir.Aranacak yerler yönünden adli arama ile idari arama arasında da bazı farklar bulunmaktadır. Adlî arama her yerde yapılabiliyor iken önleme aramaları konutta, yerleşim yerinde ve kamuya açık olmayan özel işyerlerinde ve eklentilerinde yapılamamaktadır.Yüksek Lisans Tezi olarak sunduğum çalışmanın birinci bölümünde, ?aramanın tanımı, amacı, konusu, hukuki niteliği ve aramaya hâkim olan ilkeler?, ikinci bölümünde, ?aramanın türleri ve şartları?, üçüncü bölümünde, ?arama kararının uygulanması?, dördüncü bölümünde, ?aramanın sona ermesi ve hukuka aykırı olarak yapılan aramanın sonuçları? konuları incelenmiştir.Anahtar Kelimeler: Arama, Önleme, Adli, Suç, Özel Hayat, Konut Dokunulmazlığı
İdare hukukunda fedakârlığın denkleştirilmesi ilkesi
İdarenin kusursuz sorumluluğu sanayi devriminin ve bunun birlikte gelişen makineleşme, kentleşme ve sosyal devlet anlayışının bir ürünüdür. Kusura dayanmayan bu sorumluluk türü fedakârlığın denkleştirilmesi ilkesi üzerine kuruludur. Ancak Türk idare hukukunda fedakârlığın denkleştirilmesi ilkesi, literatürde ve yargı kararlarında genellikle risk ilkesinin yanında tamamlayıcı bir ilke olarak ele alınmakta ve ayrıntılı bir şekilde açıklanan risk ilkesinin ardından fedakârlığın denkleştirilmesi ilkesinden kısaca bahsedilmektedir. Bu çalışma, idari sorumluluk hukukunda fedakârlığın denkleştirilmesi ilkesinin anlamı, kapsamı, uygulama alanı ve işlevine yönelik ayrıntılı bir çalışmaya duyulan ihtiyaçtan doğmuştur. Çalışmanın asıl amacı, fedakârlığın denkleştirilmesi ilkesinin, idarenin kusura dayanmayan sorumluluğu içindeki konumunun, anlamının ve işlevinin belirlenmesidir. Bununla bağlantılı bir diğer hedef ise, fedakârlığın denkleştirilmesi ilkesinin teorik ve pratik temellerini, kapsamını ve yargı mercilerinin bu ilkeye bakışını ortaya koymaktır. Söz konusu amaçlar doğrultusunda öncelikle, çeşitli hukuk sistemlerinde ve idari sorumluluk hukukundan çok daha eski bir geçmişe sahip olan medeni sorumluluk hukukunda fedakârlığın denkleştirilmesi ilkesinin varlığı araştırılmıştır. Ardından, idare hukukunda fedakârlığın denkleştirilmesi ilkesinin anlamı, kapsamı, unsurları belirlenmiş, kendine özgü nitelikleri ortaya konulmuştur. Risk ilkesi ile arasındaki ilişki üzerinde özellikle durulmuştur. Risk ilkesi karşısında fedakârlığın denkleştirilmesi ilkesinin konumu, risk ilkesine atfedilen belirleyicilik ve fedakârlığın denkleştirilmesi ilkesine atfedilen tamamlayıcılık nitelikleri değerlendirilmiştir. Literatürde fedakârlığın denkleştirilmesi ilkesinden daha fazla ilgi gösterilen risk ilkesinin, ayrı bir ilke olarak gerekliliği sorgulanmıştır. Son olarak fedakârlığın denkleştirilmesi ilkesinin uygulama alanı, idarenin faaliyetleri ve idarenin müdahalesinin birey üzerindeki etkisi üzerinden kategorilere ayrılmıştır. Çalışma konusu ilkenin ihlali sebebiyle idarece ödenen tazminatın anlamı ve kapsamından söz edilmiştir.
Rizikonun gerçekleşmesinde kusurun sigorta tazminatı ve sigorta bedelinin ödenmesine etkisi
Sigorta, aynı veya benzer nitelikteki riskle karşı karşıya bulunan çok sayıda insanın tek başlarına karşılayamayacakları riskleri birlikte karşılamak amacıyla oluşturdukları bir kurumdur. Sigorta tazminatının ya da sigorta bedelinin ödenmesinde sigorta ettiren, sigortalı yahut lehtarın ya da bunların hukuken fiillerinden sorumlu oldukları kişilerin kusurlu bulunması durumunda ne yapılacağı hususunda Türk Ticaret Kanunu'nda 1429, 1477 ile 1503 ve 1504. madde düzenlemeleri mevcuttur. Bu açıdan 1429. madde hükmü sigorta sözleşmelerine uygulanacak genel hükümler arasında düzenlendiği için tüm sigorta türlerine uygulanması mümkündür. Sorumluluk sigortaları açısından ise kusurun sigorta tazminatının ödenmesine etkisi ayrıca 1477. madde hükmüyle düzenlenmiştir. Can sigortalarında kusurun sigorta bedelinin ödenmesine etkisi ise sigortalının intiharını düzenleyen 1503 ile lehtarın sigortalı öldürmesini düzenleyen 1504. maddeler ile ayrıca düzenlenmektedir. Söz konusu edilen hükümlere göre rizikonun gerçekleşmesinde kusurun, kusur derecesi ve kim tarafından işlendiğine göre sigorta tazminatı veya sigorta bedelinin ödenmesi borcunun tamamen ortadan kalkmasına veya tazminat veya bedelde indirime olanak sağlamaktadır.
İslâm aile hukukunda boşanmanın mali sonuçları
İslâm Aile Hukukunda "mîsâgan galîza" olarak tanımlanan evlilik akdi ve bu akdin sonlandırılması diğer hukuk alanlarına göre ayrı bir önem arz etmektedir. Nasslarda evlilik akdi ve bunun getirdiği mali sorumluluklar ile boşanma ve sonrasında tarafların yükümlülüklerine yer verilmiştir. İslâm aile hukukunda boşanmanın mali sonuçları kadına tanınan nafaka (iddet nafakası) hakkı, tazminat, süknâ (mesken) hakkı, tamamının veya bir bölümünün müeccel olması durumunda mehir hakkı, boşamanın maraz-ı mevt (ölüm hastalığı) halinde yapılması durumunda miras hakkı ve müt'a hakkından oluşmaktadır. Boşanmanın mali sonuçlarını oluşturan bu başlıklar içerisinde boşanma nafakası ve tazminatı günümüz hukuk sistemlerinin güncel sorunlarını da oluşturması açısından ayrı bir öneme sahiptir. İslâm hukuku boşanma sonrası nafaka sorumluluğunun süresi, kapsamı ve nafaka yükümlüsü kişiler hususunda getirdiği sistem ile günümüz hukuk sistemlerinde yer alan boşanma sonrası nafaka sorumluluğu ve süresi hususundaki güncel sorunlara önemli bir çözüm yolu sunmaktadır. Boşanma sonrası tazminat klasik fıkıh kaynaklarında müstakil bir başlık altında yer almasa da temel hukuk ilkeleri ve makasıd teorisi boşanma tazminatının İslâm hukukuna yabancı bir kavram olmadığını göstermektedir. Bu temel prensipler dikkate alındığında maddi ve manevi zarara uğrayan kusursuz eşin zararlarının tazmini İslâm hukuku açısından ehemmiyet arz etmektedir. Evliliğin sona ermesi durumunda nafaka ve boşanma tazminatı gibi mali sorumlulukların yanı sıra kadının belirli süre barınma ihtiyacını temin yükümlülüğü, müt'a ve mehir gibi ekonomik yükümlülükler boşanma sonrası kadının temel ihtiyaçlarının karşılanması ve hayatını idame ettirmesi için önemli bir kolaylık sağlamaktadır. Tezimizin temel konularını teşkil eden boşanma hukukunun (özellikle evliliğin sona ermesi sebebiyle karşılaşılan) mali konular analiz edilerek değerlendirilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: İslam Hukuku, Nafaka, Tazminat, Süknâ, Müt'a.
Türk Ceza Hukukunda koruma tedbirleri nedeniyle tazminat
Ceza Muhakemesi Hukukunun amacı maddi gerçeğe ulaşmaktır. Bu amaca ulaşabilmek, yargılamanın sağlıklı yürütebilmesini ve delillerin korunmasını sağlayabilmek için temel hak ve özgürlüklere müdahale gerekebilmektedir. Ancak bu müdahale yetkililere sınırsız bir hak sağlamamakta, hem uluslararası hukuktan hem de iç hukuktan kaynaklı bazı sınırlar içerisinde insan haysiyeti ve onuruna aykırı olmayacak şekilde yerine getirilmelidir. Çalışmamızda öncelikle kişi hak ve özgürlüklerinin neler olduğu uluslararası ve ulusal mevzuat kapsamında değerlendirilmiş ve hukuk devletinin hangi koşullar altında sorumluluk altında olduğu belirtilmiştir. Daha sonrasında ise ulusal mevzuattaki koruma tedbirlerinin kanuni şartları ve bunlara uyulmaması hâlinde oluşabilecek tazminat sebepleri belirtilerek ulusal ve uluslararası hukukta bu konuda verilmiş yargı kararları değerlendirilmiştir. Tüm bunlar ışığında çalışmamızın son kısmında temel hak ve özgürlüklerin asgari ihlali için devlet adına adli yetki kullanan kamu görevlilerinin gereken dikkat ve özeni göstermelerinin hayati önem taşıdığı, aksi takdirde cezai ve tazminat sorumluluklarının gündeme geleceği vurgulanmıştır.
Ceza Muhakemesi Hukukunda koruma tedbirleri nedeniyle tazminat davası
Ceza muhakemesi hukukunda asıl amaç, maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır. Bu amaca ulaşılabilmesi için ihtiyaç duyulduğunda koruma tedbirlerine başvurulmaktadır. Koruma tedbirlerinin haksız veya hukuka aykırı olarak uygulanması nedeniyle hak ve özgürlükleri ihlal edilen kimselerin bu mağduriyetlerinin giderilmesi, hukuk devletinin bir gereğidir. Bu bağlamda, bu tezin konusunu, ceza muhakemesi hukukunda koruma tedbirleri nedeniyle tazminat davası oluşturmaktadır. Bu tez içerisinde öncelikle, koruma tedbirlerinden tazminata konu olan yakalama ve gözaltına alma, tutuklama, arama ve el koyma koruma tedbirleri doktrin ve yasal mevzuat çerçevesinde açıklanmaya çalışılacaktır. Daha sonra, koruma tedbirlerine ne zaman başvurulabileceği, bu tedbirlerin uygulanma şekilleri ve bu tedbirlerin uygulanmasındaki hukuka aykırı durumlar tartışılacaktır. Nihayet tazminatın talep edilebilmesi için gerekli yasal şartlar açıklanacak, tazminat isteminin usulü, türleri, tazminatın hesaplanması ve Devletin rücu hakkı konuları ele alınacaktır.
Boşanma davalarında maddi ve manevi tazminat
Bu çalışmanın konusu, evliliğin boşanma ile sona ermesinin mali sonuçlarından olan maddi ve manevi tazminattır. Boşanmadan kaynaklı maddi ve manevi tazminat talebinin hukuki dayanağı, Türk Medeni Kanunu'nun 174. maddesidir. Çalışmada, maddi ve manevi tazminat kavramı, bu tazminatların koşulları, tazminat miktarının belirlenmesinde dikkate alınacak kriterler ve bu davalarda uygulanacak usul kuralları ele alınmıştır. Konular açıklanırken, öğreti ve Yargıtay uygulamasına sıklıkla yer verilmiştir. Çalışma, dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, boşanmanın genel çerçevesi, ikinci bölümde maddi tazminat, üçüncü bölümde manevi tazminat ve son olarak dördüncü bölümde bu davalardaki usul kuralları incelenmiştir. Anahtar Sözcükler: Boşanma, Boşanmanın Sonuçları, Maddi Tazminat, Manevi Tazminat.
Trafik kazası sonucu anabilim dalımıza başvuran maluliyet olgularının irdelenerek değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Klinik adli tıp uygulamalarının önemli bir alanını; kişilerdeki bedensel ve ruhsal kayıpların ve oranlarının ortaya konması oluşturmaktadır. Her geçen yıl trafiğe çıkan araç sayısındaki artış aynı zamanda kazaları, yaralanmaları ve maluliyetleri de artırmaktadır. Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren kişi, oluşan bu zararı gidermekle yükümlü olduğundan, oluşan kayıplar ve oranların bilinmesi gerekmektedir. Çalışmamızda, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı'mıza trafik kazası sonucu maluliyet raporu almak için başvuran olguların sosyodemografik ve tıbbi özellikleri, kazaya ait özelliklerin maluliyet üzerine etkisi, maluliyet raporları konusunda olguların farkındalık durumu ve rapor hazırlanırken dikkat edilmesi gereken unsurlara dikkat çekmek amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı'mıza Haziran 2019-Haziran 2020 tarihleri arasında maluliyet raporu almak için başvuran olgulara anket çalışması yapılmıştır. Anketten elde edilen cevaplar ve düzenlenen maluliyet raporları birlikte değerlendirilmiştir. Çalışmadan elde edilen bulgular değerlendirilirken istatistiksel analizler için SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 25.0 programı kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmamıza 641 olgu katılmıştır. Olguların 476'sı erkek(% 74,3), 165'i (% 25,7) kadındı. Yaş aralığı 2 ila 76 yaş arasında olup yaş grupları açısından 20-29 yaş grubunun en yüksek oranda olduğu saptandı. Kazaların dağılımı aylara göre en sık Eylül ayında, mevsimlere göre en sık sonbahar mevsiminde, gün ışığına göre en sık gündüz aralığında olduğu görüldü. Araç tipine göre en sık motosiklet kazalarının (% 45,2) olduğu saptandı. Araç içi trafik kazalarında üst ekstremite yaralanmalarının, motosiklet ve yaya kazalarında alt ekstremite yaralanmalarının daha yüksek olduğu görüldü. Kazadan sonra olguların % 93,1'inin (n:597) hastaneye yattığı, % 74,6'sı (n:478) ameliyat geçirdiği tespit edildi. Maluliyet oran ortalaması % 17,4 'dü. Maluliyet raporlarının en sık Kas-İskelet Sistemine ait arızalar (% 95,2) sebebiyle düzenlendiği izlendi. Sonuç: Trafik kazaları, önemli bir halk sağlığı sorundur. Bu nedenle, trafik kazalarını en aza indirmek ve ölümleri, yaralanmaları ve buna bağlı maluliyet durumlarını azaltmak için çaba gösterilmelidir. Düzenlenen maluliyet raporlarının adil ve tutarlı olabilmesi için uygulama birliğinin sağlanması gerekmektedir. Adli Tıp ve diğer uzmanlık alanlarında görev yapan hekimlerin birlikte çalışarak ortak bir yaklaşım geliştireceği, bilimsel ve uluslararası literatüre uygun bir yönetmelik hazırlanmalı, değişen güncel tedavi yaklaşımları göz önünde bulundurularak düzenli olarak revize edilmelidir. Anahtar Kelimeler: Adli Tıp, Maluliyet, Tazminat, Trafik Kazası, Yaralanma.
Destekten yoksun kalma tazminatında işletenin kusurunun karayolları motorlu araçlar zorunlu mali mesuliyet sigortasında sigortacının sorumluluğuna etkisi
Ölümle sonuçlanan trafik kazalarında işletenin destek olduğu veya ileride destek olacağı kişilerin ölüm nedeniyle uğradıkları zararın tazmin edilmesi gerekir. Bu zarara destek yoksunluğundan doğan zarar denir. Söz konusu zararın tazmininde işletenin kusurunun sigortacı tarafından ödenecek tazminata ne şekilde etki edeceği hususu önem arz etmektedir. Zira işletenin sorumluluk riski kapsamında olmakla beraber kusuruna denk gelen destek tazminatı talepleri sigorta teminatı kapsamı dışında bırakılmıştır. Diğer bir deyişle işletenin tam kusurlu olduğu yani kastının ya da ağır ihmalinin bulunduğu trafik kazalarında destek görenler destekten yoksun kalma tazminatı talep edemez. Buna karşılık kusurun kazazedeler arasında paylaşıldığı durumlarda destekten yoksun kalma tazminatı açısından ölenin kusuru tazminattan indirim sebebi olarak karşımıza çıkar.
İş kazası ve meslek hastalığında maddi manevi tazminat
Bu çalışmada, iş kazalarının hukuki sonuçları, maddi-manevi tazminat yönü, iş sağlığı ve güvenliği perspektifinden, hukuki açıdan incelenmiş; iş kazalarındaki işverenlerin ve işveren vekillerinin sorumlulukları ve yükümlülükleri ele alınmıştır. İş sağlığı ve güvenlik hizmetlerinin, OSGB'ler tarafından yürütülmesi konusu da kapsama alınarak incelenmiştir. İş kazası sonucu, kaza geçiren çalışan ve hak sahiplerinin hakları ve yükümlülükleri, çeşitli örneklerle değerlendirilmiş; iş kazalarında, SGK ödemeleri ve yardımları örneklenerek, SGK'nın, işverenlere kusurları oranında rücu etmesi uygulamaları açıklanmıştır.
İcra ve iflâs hukukunda itirazın iptali davası
İcra ve iflâs hukukunda yer alan genel haciz yoluyla ilâmsız icra takibi ile alacaklı alacağın niteliğiyle veya herhangi bir senede bağlı kalmadan para ve teminat alacakları hakkında bu yola başvurabilir. İcra ve iflâs hukuku taraflar arasındaki dengeyi sağlamak için menfaat ilişkisini gözetir. Borçlu aleyhine başlatılan icra takibine herhangi bir sebep göstermeden itiraz ederek takibi durdurabilir. Takibin durması üzerine kanun itirazı hükümden düşürebilmesi için alacaklıya birtakım hukukî çareler tanımıştır. İtirazı mahkemede hükümden düşürmek isteyen alacaklının başvurabileceği yegâne yol itirazın iptali davasıdır. Tezimizin incelediği konu da İİK. m. 67 hükmünde yer alan itirazın iptali davasıdır. Doktrinde ve uygulamada itirazın iptali davasının hukukî niteliği tartışmalara konu olmuştur. Çalışmamızın ilk bölümünde tartışmalara sebebiyet veren hukukî nitelik meselesine ve itirazın iptali davasının benzer hukukî müesseselerde mukayesesine yer verilmiştir. İkinci bölümde ise itirazın iptali davasının şartları, yargılama usûlü ve özellik arz eden durumlara detaylıca değinilmiştir. Son olarak üçüncü bölümde itirazın iptali davasının en önemli sonuçlarından biri olan icra tazminatlarına ve hüküm meselesine değinilmiştir.
Trafik sigortası kapsamında sigortacının tazminat ödeme yükümlülüğü
Hukuka aykırı fiiller sonucunda kişilerin şahısvarlığı yahut malvarlığı unsurlarında meydana gelen eksilmeler şeklinde ifade edilen "zarar" kavramı, hayatın olağan akışın içerisinde pek çok çeşidiyle karşımıza çıkabilmektedir. Zarar, özellikle Borçlar Hukuku'nda haksız fiil sorumluluğunun bir unsurunu oluşturması sebebiyle birçok kriter dikkate alınarak çeşitli ayrımlara tabii tutulmuştur. Maddi zarar, manevi zarar, doğrudan zarar, dolaylı zarar gibi pek çok türü olan zararın hangi türünün meydana geldiği veya meydana gelmiş olması halinde tazmin edilip edilemeyeceği, somut duruma ve hukuki düzenlemelere göre değişebilmektedir. Zorunlu trafik sigortası ve ihtiyari mali mesuliyet sigortalarında; rizikonun gerçekleşmesi halinde, meydana gelen hangi zarar türlerinin tazmininin sigortacıdan talep edilebileceği de bu bağlamda önem arz eden bir husustur. Çalışmamızın ilk bölümünde, "zarar" kavramına açıklık getirilerek sigorta tazminatı açısından zararın ne ifade ettiğine değinilmiştir. Ardından zarar türleri ve Karayolları Trafik Kanunu'nda sigortacının sorumlu tutulduğu teminat türleri ele alınmıştır. İkinci bölümünde, zorunlu trafik sigortası ile ihtiyari mali mesuliyet sigortalarının kapsamı dahilinde olan ve olmayan zararlar incelenmiştir. Ardından sigorta genel şartlarının hukuki mahiyetine yönelik kısa bir değerlendirme yapılmıştır. Son olarak çalışmamızın üçüncü bölümünde, zorunlu ve ihtiyari trafik sigortaları kapsamındaki zararların tazmini için sigortacıya hangi belgelerle başvurulması gerektiği ve usulüne uygun başvuru sonucunda tazminat hesabının hangi yöntemler esas alınarak yapılacağı hususları ele alınmıştır.
Konkordato mühleti verilmesinin sürekli borç ilişkilerine etkisi
Konkordatonun sürekli borç ilişkilerine etkisinin alacaklı ve borçlu perspektifinden farklı sonuçları bulunmaktadır. Kanun koyucu, bir yandan konkordatonun başarıya ulaşmasındaki üstün kamu menfaatini korumaya çalışırken diğer yandan taraflar arasındaki menfaat dengesini muhafaza etmeye çalışmıştır. Bu bağlamda borç ilişkisinin karşı tarafının konkordatodan etkilenip etkilenmediğine bakılmaksızın borçlunun işletmesinin faaliyetlerinin devamı için önem arz eden sözleşmelerin sırf konkordato başvurusu nedeniyle sona erdirilemeyeceği düzenlenmiştir. Borçlunun konkordato başvurusunda bulunmasının, haklı nedenle fesih sebebi, sözleşmeye aykırılık ya da borcu muaccel kılan bir neden olarak kabul edildiği önceden yapılmış anlaşmalar ve sözleşmelerde bu yönde yer alan kayıtlar geçersiz kılınmıştır. Bununla birlikte borçlunun konkordato başvurusu dışında temerrüt nedeniyle veya borç ilişkisini çekilmez kılan başka bir sebeple sözleşmenin sona erdirilmesinin önünde bir engel bulunmamaktadır. Sözleşmenin karşı tarafı, koşulların oluşması halinde ödemezlik defini veya ifa güçsüzlüğü sebebiyle ödemezlik defini ileri sürebilir. Öte yandan konkordatonun başarıya ulaşmasını engelleyen sürekli borç ilişkilerinin konkordato komiserinin uygun görüşü ve mahkemenin izniyle feshedilebileceği ve fesih nedeniyle ortaya çıkan tazminatın konkordatoya tâbi olacağı düzenlemeye kavuşturulmuştur. Hizmet sözleşmeleri ise bu kuraldan istisna tutulmuştur. Böylelikle işletmenin ekonomik varlığının devamlılığı, istihdamın sürekliliği, vergisel yükümlülüklerin kesintisiz bir şekilde ifası ve iflâs haline nazaran alacaklıların daha fazla bir alacağa kavuşması amaçlanmaktadır. Karşılaştırmalı hukuk bağlamında çoğu ülke hukukunda benzer düzenlemeler bulunmakla birlikte sözleşmelerin feshine ilişkin birtakım farklılıklar söz konusudur. Bazı hukuk sistemlerinde belirli bir miktarın altındaki yapılandırmalar bakımından borçlunun kendisi sözleşmeyi feshedebilirken bazı hukuk sistemlerinde sözleşmeler, yeniden yapılandırma yöneticisi ya da komiserin onayıyla ve diğer bazı hukuk sistemlerinde ise mahkemenin onayı ile feshedilebilmektedir. Konkordatonun sözleşmelere etkisi bağlamında İcra ve İflâs Kanunu'nun 296'ncı maddesinde düzenlenen hususlar esasen maddi hukuka ciddi bir müdahaledir. Kanun koyucu, bir taraftan sözleşme özgürlüğünü sınırlandırırken diğer taraftan ahde vefa ilkesinden ayrılmayı tercih etmiştir. Konkordatonun başarıya ulaşmasındaki üstün yarar, maddi hukuka bu şekilde bir müdahaleyi kabul edilebilir hale getirmektedir. Bu çalışmada konkordatonun sürekli borç ilişkilerine etkisi, hem borçlu hem de alacaklı penceresinden ele alınmış ve karşılaştırmalı hukuktaki benzer düzenleme ve uygulamalarla birlikte incelenmiştir.
Karayolları motorlu araçlar zorunlu mali sorumluluk sigortalarında tazminat hakkından vazgeçilmesi
İcat edildiği tarihten bu yana hayatımızın vazgeçilmez birer parçası haline gelen motorlu taşıtlar, karayolunda işletilirken bir kişinin ya da bir şeyin zarara uğramasına neden olabilmektedir. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu uyarınca işletenlerin Karayolları motorlu araçlar zorunlu mali sorumluluk sigortası yaptırması zorunlu tutulmuştur. Gerçekleşen trafik kazası nedeniyle zarar görenin, sigorta ettiren ile sigortacı arasında akdedilen zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinde belirlenen sigorta tutarıyla sınırlı olmak üzere sigortacıya doğrudan doğruya talep ve dava hakkı bulunmakta olup zararının giderilmesi amacıyla tazminat talep edebilmesi mümkündür. Ancak zarar gören çeşitli sebeplerle tazminat talep etme hakkından vazgeçebilmekte, zararına karşılık gelen tutardan daha azına razı olmak suretiyle sorumluları ibra edebilmekte yahut bazı hukuki kurumların doğurduğu sonuçlarla tazminat hakkından vazgeçmiş sayılabilmektedir. Hukuki açıdan çeşitli yansımaları bulunan bu gibi durumlar kimi zaman haksız sonuçlar doğurabilmekte ve bazı tartışmaları gündeme getirmektedir. Bu çalışmada öncelikle sigorta türleri içerisinde karayolları motorlu araçlar zorunlu mali sorumluluk sigortasının yeri ve hukuki niteliği ele alınacak, ardından karayolları motorlu araçlar zorunlu mali sorumluluk sigortasında sorumluluğa ve tazminat hakkına ilişkin esaslar incelenecektir. Son olarak karayolları motorlu araçlar zorunlu mali sorumluluk sigortasının kapsamıyla sınırlı olmak üzere tazminat hakkından vazgeçilmesi yahut vazgeçilmiş sayılması sonucu doğuran haller ele alınacaktır. Bu hallerden özellikle uzlaştırma kurumu üzerinde durulacak; trafik kazası sonucunda üçüncü kişinin yaralanmasının 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu uyarınca taksirle yaralama suçuna vücut vermesi sebebiyle, tarafların uzlaşmaları halinde bir daha tazminat davası açılmasının mümkün olup olmadığı, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 253/19 ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu m. 111 hükümleri de göz önüne alınmak ve çeşitli yargı kararlarına da yer verilmek suretiyle tartışılmaya çalışılacaktır.
Türk İş Hukukunda iş güvencesi çerçevesinde tazminatlar
İş güvencesi kavramı dar anlamıyla işçilerin feshe karşı korunmasını ifade etmektedir. İş güvencesi kurumu 22.05.2003 tarihinde kabul edilen 4857 sayılı İş Kanunu'nun 18-21. maddeleri çerçevesinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Çalışma konumuzu oluşturan iş güvencesi düzenlemeleri işçinin iş sözleşmesinin feshine karşı koruma sağlamak amacıyla yapılmış düzenlemelerdir. Bu düzenlemeler feshe karşı tam bir koruma sağlamasa da iş sözleşmesinin mümkün olduğunca sürekliliğini sağlama yönünde önemli bir güvencedir. İş sözleşmesinin geçersiz feshedildiğini düşünen işçi iş mahkemesinde feshe itiraz ve işe iade davası açarak dava sonunda feshin geçersizliğini sağlayarak eski işine dönebilme hakkına sahip olabilmektedir. İşveren işçiyi işe başlatmazsa 4 aydan 8 aya kadar ücret tutarında iş güvencesi tazminatı ve en fazla 4 aylık ücret tutarında boşta geçen süre tazminatı ödemek zorunda kalmaktadır.Yine çalışmamız konuları arasında bulunan ve İş Hukuku alanında uygulanan tüm tazminatlar incelenmiştir. İş Hukukundan veya Borçlar Hukukundan kaynaklanıp İş Hukuku alanında uygulanan tazminatlar da işverenin iş sözleşmesini feshetmeyi düşündüğü sırada caydırıcı rol oynayabilmektedir. Her tazminatın kendine özgü caydırıcılığı bulunmaktadır. İş sözleşmesinin feshine karşı koruma sağlayacak olan tazminatların bir arada bulunmaları halinde daha etkili bir koruma sağlamaları da mümkündür. Tazminatlar hem işverenin fesih yapma kararı üzerinde caydırıcı bir etkide bulunmakta hem de fesihten sonra işçi tarafında meydana gelen zararın karşılanması yönünde onarıcı bir etki sağlamaktadır.Anahtar Kelimeler1. İş Güvencesi2. Geçersiz Fesih3. İşe İade4. İş Güvencesi Tazminatı5. Boşta Geçen Süre Tazminatı
Türk Hukukunda destekten yoksun kalma tazminatı
Destekten yoksun kalma tazminatı ölen kişinin desteğinden yoksun kalanların talep ettiği bir tazminat türüdür. Bu tazminatta, kişini ölenle arasındaki desteklik ilişkisini, desteğin ölümünden dolayı zarar gördüğünü, desteğin bakımına muhtaç olduğunu kanıtlaması gerekir.
Tazminat davalarının Kamu Hukuku (tam yargı davaları) Özel Hukuk karşılaştırmalı olarak incelenmesi
Tazminat davaları özel hukuk ?kamu hukuku karşılaştırmalı olarak incelenmeye çalışılmıştır. Tezin kapsamı Bedensel zararlar sonucu açılan Tam Yargı Davalarıdır. Bu davalar maddi tazminat, Destekten Yoksun Kalma Tazminatı, Manevi Tazminat olarak görülmektedir. İki ayrı usul yasasının olması gerek özel hukuk açısından gerekse idare hukuku açısından davaların açılmasında takip edilmesi gereken yöntemleri, süreye, görev ve yetkiye ilişkin konuları ayrıntılı incelemeyi zorunlu kılmıştır.Tazminat davalarında sorumluluk konusu ve de zarar önemine binaen ayrıntılı incelenmiştir.Bu davaları kimler açacaktır? Açılan davalar sonucu mahkemeler ne tür kararlar vermekte, olayın çözümüne nasıl yaklaşmaktadırlar. Bu hususlar mümkün olduğunca karşılaştırmalı olarak incelenmeye çalışılmıştır.Anahtar Kelimeler:1.Tazminat2.Sorumluluk3.Zarar4.Süre5.Destek
Sağlık hizmetlerinden kaynaklanan zararlardan dolayı idarenin sorumluluğu
İdarenin sağlık hizmetinden kaynaklanan tazminat sorumluluğunu irdeleyen bu çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, sağlık hizmetleri kavramı ve türleri açıklanarak, bu hizmetin sunulduğu yerler ile sunan personel hakkında kısaca bilgi verilmiştir.İkinci bölümde de, sağlık hizmetlerindeki hizmet kusurunun özellikleri, hizmet kusuru teşkil eden durumlar ve bu konuda idarenin sorumluluğunu gerektiren şartlar ile bu sorumluluğu ortadan kaldıran ve azaltan sebepler detaylı olarak incelenmiş, konu hakkındaki Fransız ve Türk Danıştayı'nın görüşü yargı kararları doğrultusunda ortaya konulmaya çalışılmıştır.Çalışmanın son kısmını oluşturan üçüncü bölümde ise, sağlık hizmetlerinden kaynaklanan tazminat davalarında, tazminatın kapsamı açıklanmış ve yargı kararları çerçevesinde idari yargıdaki tazminat davasının usulü ile bu davalarda kusurun tespiti işleminde bilirkişilik konusu incelenmiştir.
Yasama sorumsuzluğunun tazminat sorumluluğu bakımından sınırları
Bu tezin amacı, 1982 Anayasası'nın 83.maddesinin ilk fıkrasında düzenlenen ?yasama sorumsuzluğu? müessesesinin tazminat hukuku yönünden incelenmesi ve parlamenterlerin sorumluluklarının sınırlarının belirlenmesidir.Bu nedenle tezin ilk bölümünde yasama sorumsuzluğunun parlamento üyelerine ve milletvekili olmasa bile parlamento çalışmalarına katılan hükümet üyelerine tanınan bağışıklar içindeki yerinin ve hukuksal niteliğinin belirlenmesi, parlamenter bağışıklarının dünya ve Türk Hukuk tarihindeki gelişimi; anayasa, ceza ve idare hukuku bakımından yasama sorumsuzluğunun sınırları gibi konular incelenmiştir.Tezin ikinci bölümünde ise, yasama sorumsuzluğunun tazminat hukuku bakımından sınırlarının belirlenmesi, hangi şartlara bağlı olarak milletvekili ile milletvekili olmasa dahi parlamento çalışmalarına katılan bakanların sorumsuzluğunun korunabileceği veya ortadan kalkabileceği incelenmiştir.Bu çalışma ile ulaşılan sonuç, Anayasa'nın 83. maddesinin ilk fıkrasında düzenlenen yasama sorumsuzluğunun mutlak olmadığıdır. Çünkü Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü hükümlerine göre milletvekili hakkında disiplin cezası uygulanabileceği, yani İdare Hukuku yönünden sorumlu tutulduğu; 1982 Anayasası'nın çeşitli maddeleri gereğince Türkiye Büyük Millet Meclisi çalışmalarındaki sözlerinin üyesi olduğu siyasi partisinin Anayasa Mahkemesi'nce kapatılmasına neden olabildiği ve buna bağlı olarak milletvekilliğinin düşüp beş yıl boyunca siyasi partilerle ilgili hiçbir siyasi hakkını kullanamayacağı, yani Anayasa Hukuku bakımından da sorumsuz olmadığı çok kesindir.Çalışmada parlamento çalışmalarına katılan milletvekili veya hükümet üyesinin bu çalışmaları sırasında kullandığı sözler ile hakaret, sövme ve iftira suçlarından ceza verilememesine rağmen, bir haksız fiil sorumluluğunun doğması ve bu nedenle vermiş olduğu maddi veya manevi zararın telafi edilmesi bakımından tazminat sorumluluğunun unsurları yönünden incelenerek sorumlu tutulması gerekliliği bu tezde kanıtlanmaya çalışılmıştır. Bu sonuca ulaşılırken, hem çeşitli Yargıtay içtihatlarından hem de çeşitli doktriner görüşlerden yararlanılmıştır.Anahtar Sözcükler:1.Yasama Sorumsuzluğu2.Tazminat Hukuku Sorumluluğu3.Türkiye Büyük Millet Meclisi4.Hukuka Aykırılık Durumları5.Kusurluluk
Koruma tedbirleri nedeniyle tazminat
"Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat" başlığını taşıyan tezimiz dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde; genel olarak Kişi Özgürlüğü ve Güvenliği Hakkı kavramı iç hukuk ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında incelenecektir. Özgürlük ve güvenlik hakkının AİHS ve iç hukukumuzda nasıl düzenlendiği ve korunması için ne tür tedbir ve mekanizmaların öngörüldüğünden bahsedilecektir. Koruma tedbirlerinin genel özellikleri ve uygulanma koşulları anlatılacaktır. İkinci bölümde; Koruma tedbirlerinden tazminata konu olan yakalama ve gözaltına alma, tutuklama, arama ve el koyma koruma tedbirleri doktrin ve yasal mevzuat çerçevesinde açıklanmaya çalışılacaktır. Koruma tedbirlerine ne zaman başvurulabileceği, uygulanma şekilleri ve hukuka aykırı durumlar tartışılacaktır. Bu bölümde özellikle en fazla tazminata konu olan "Tutuklama" ele alınacaktır. Üçüncü bölümde; Tezimizin esas konusunu teşkil eden tazminat kavramı açıklanarak tazminata konu hak ihlalleri yargı ve AİHM kararları ışığında tek tek ele alınacaktır. Tazminatın talep edilebilmesi için gerekli yasal şartlar açıklanacak tazminat isteminin usulü, türleri, tazminatın hesaplanması ve devletin rücu hakkı konuları ele alınacaktır. Dördüncü bölümde; Hukukumuzda 2012 yılında yerini alan Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru hakkının hukuksal niteliğine değinilerek başvurunun koşulları, uygulamada verilen kararlar ve insan hakkı ihlallerinin önüne geçme kabiliyeti tartışılacaktır. Sonuç ve değerlendirme; Uygulamada yaşanan sorunlar ve çözüm önerileri sunulacaktır. Ayrıca ülkelerin rejiminin demokratik olma ölçütünün haklara riayet etmesi ile ölçüldüğü vurgulanacaktır. Devletin hukuka olan saygısı ve yasalarda hakların düzenlenmesinden çok içselleştirilmesi gerektiği savunulacaktır. Bireysel Başvuru hakkının ihlallerinin kısa sürede telafi edilmesi açısından önemli olduğu ve benzer güvencelerin hukukumuza kazandırılması gerektiği vurgulanacaktır.
Eser sözleşmelerinde yüklenicinin özen borcuna aykırı davranması ve hukuki sonuçları
Türk Borçlar Kanunu'nun 470- 486. Maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesi, uygulaması en fazla olan sözleşmelerin başında yer aldığı için, doktrinde bir çok yazar tarafından inceleme konusu yapılmış ve sayısız esere konu olmuştur. Eser sözleşmesinin tarafı olan yüklenicinin borçları uygulamada çokça ihtilaflara yol açtığı için çalışmamızda yüklenicinin özen borcu ve aykırı davranışın hukuki sonuçları ayrıntılı bir şekilde ele alınmıştır. Yüklenicinin özen borcuna aykırı davranışı nedeniyle iş sahibinin hakları; Tazminat talebi, eserin yüklenicinin kendisine düzelttirilmesi veya üçüncü kişiye yaptırılması ve sözleşmeyi feshetme hakları Türk Borçlar Kanunu, ilgili diğer kanunlar ve Yargıtay kararları ışığında incelenmiştir. Bunun yanında eser sözleşmesinde yüklenicinin özen yükümlülüğüne aykırı davranışın hukuki sonuçları ile ilgi kitaplar, makale ve her türlü yazılı ve internet kaynakları ve doktrinde hakim görüşlerden de yararlanılmıştır. Çalışmamızın temel hedefi, eser sözleşmelerinde yüklenicinin özen yükümlülüğü ve aykırı davranışın hukuki sonuçları ile ilgili faydalı bir tez ortaya çıkarmak olup bu yönde çaba harcanmıştır.
Türk İş Hukukunda destekten yoksun kalma tazminatı
Çalışma hayatı, işveren ve çalışan gibi birçok unsurun mal veya hizmet üretimi gerçekleştirmek üzere faaliyette bulunduğu bir alandır. Çalışma hayatının sağlıklı bir şekilde işlevini devam ettirebilmesi öncelikle iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanmasına bağlıdır. İş sağlığı ve güvenliği çerçevesinde alınan tedbirler sayesinde, işçilerin sağlık ve güvenlikleri koruma altına alınmaktadır. Söz konusu tedbirlerin alınmaması işçilerin iş kazalarına veya meslek hastalıklarına maruz kalmasına neden olmaktadır. İş kazası veya meslek hastalığı sonucu ölüm halinde, ilgili mevzuat uyarınca hak sahiplerine iş kazası ve meslek hastalığı sigortasından gelir bağlanmaktadır. Meydana gelen iş kazaları neticesinde Sosyal Güvenlik Kurumu'nun yaptığı yardımların yanında hak sahiplerinin yararlanabildiği başka bir imkân "destekten yoksun kalma tazminatı"dır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 53. maddesi kapsamında belirtilen bu tazminatı isteyebilmek için ölen işçi ile davacı arasında herhangi bir sözleşmesel veya yasal bakım yükümlülüğünün bulunması gerekmemektedir. İş kazası neticesinde hayatını kaybeden işçinin desteğinden mahrum kalan kişiler, ölüm nedeniyle meydana gelen zararlarını iş kazasından sorumlu olan işverenden talep edebilmektedir. Bununla birlikte; iş kazası neticesinde ölen işçinin desteğinden mahrum kalan kişilerin, işverenden destekten yoksun kalma tazminatı talep edebilmeleri belli şartların bir araya gelmesine bağlıdır.
İcra iflâs hukukunda icra inkâr tazminatı
Çalışma konumuzu, İcra ve İflâs Kanunu'nda düzenlenmiş olan "icra inkâr tazminatı" oluşturmaktadır. Çalışmamız beş ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde ilk olarak, icra inkâr tazminatı kavramının; tanımı, amacı ve hukuki niteliği hakkında bilgi verilmiştir. Daha sonra ise icra inkâr tazminatının tarihsel gelişimi ve dünden bugüne, İcra ve İflâs Kanunu'nda hüküm altına alınış şekilleri incelenmiştir. Çalışmamızın ikinci ve üçüncü bölümlerinde, icra inkâr tazminatına hükmedilebilmesinin şartları; itirazın iptali davası ve itirazın kaldırılması yargılaması bakımından ele alınmıştır. Çalışmamızın dördüncü bölümünde, İcra ve İflâs Kanunu'ndaki diğer tazminat düzenlemeleri incelenmiştir. Bu tazminatların özellikleri ve hükmedilme şartları ele alınarak, icra inkâr tazminatı olup olmadıkları değerlendirilmiştir. Çalışmamızın son bölümünde ise; davaya son veren taraf işlemlerinin tazminata etkisi, tazminatın miktarının tespiti ve tazminatın icrası konuları üzerinde durulmuştur. Anahtar Kelimeler: İcra İnkâr Tazminatı, İtirazın İptali Davası, İtirazın Kaldırılması Yargılaması
Boşanmada manevi tazminat
Aile, modern hayat tarzının ve gelişen teknolojinin en çok etkilediği toplumsal kurumlardan biridir. Günümüzde ailenin kurulması, devamının sağlanması ve sonlandırılmasına ilişkin görüşler geçmişe göre oldukça farklı hale gelmiştir. Bu durumu ülkemizdeki ve dünyadaki boşanma istatistikleri de kanıtlamaktadır. Boşanma, tarafların statülerini değiştirmekte ve birçok mali sonuca yol açmaktadır. Bu mali sonuçlarından biri de manevi tazminattır. Bu nedenle bu çalışmada boşanmada manevi tazminat konusu ele alınmıştır. Çalışmada manevi tazminat kavramı, boşanmada manevi tazminatın hukuki niteliği ve genel şartları, kişilik hakkı kavramı, kişilik hakkına saldırı, saldırı sonucunda zarar meydana gelmiş olması ve davalı eşin kusurlu olması konuları incelenmiştir. Daha sonra özel ve genel boşanma sebeplerine göre manevi tazminat kavramı ve bu tazminata hükmedilmesinin şartları incelenmiştir. Ayrıca çalışmada manevi tazminat miktarının tespiti, bu tazminatın ödenmesi, manevi tazminat davasının türü, tarafları, görevli mahkeme gibi esas ve usule ilişkin konular irdelenmiştir. Bununla birlikte, manevi tazminatın mirasçılara geçmesi, haczi ve zamanaşımı konularına da yer verilmiş, tüm bu konular doktrin görüşleri ve güncel Yargıtay kararları çerçevesinde ayrıntılı şekilde ele alınmıştır.