Bitlis Eren University
Discipline

Public Administration

Bitlis Eren University

843

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

AB uyum sürecinde Türkiye'de bölgesel gelişme politikaları

Avrupa Birliği 1 Mayıs 2004 tarihinde gerçekleştirmiş olduğu, tarihinin enbüyük genişlemesiyle 10 yeni ülkeyi bünyesine katmıştır. Söz konusu ülkeler her nekadar belirli bir gelişmişlik düzeyine sahip olan ülkeler ise de; kendi içlerindekibölgelerarası farklılıkları tam olarak giderememişlerdir. Ayrıca, 1 Ocak 2007 tarihiylebirliğe üye olan Bulgaristan ve Romanya neticesinde ülkemizin durumu daha dazorlaşmıştır. Bu yüzden Türkiye'nin bu hedef doğrultsunda bölgesel farklılıklarıngiderilmesinde başarılı olması için gerekli çalışmaların hızlı ve dikkatli yapmasışarttır.Çalışmada Türkiye'de mevcut olan bölgesel farklılıklar ele alınmış vehükümetlerin bu farklılıkların giderilmesi amacıyla uyguladıkları politikalar elealınmıştır. Ayrıca, bu bölgesel farklılıkların giderilmesi için ülkemizin AB fonlarındanne kadar ve hangi bölgelere yardım sağladığı ve AB Bölgesel Politikasına uyumsürecinde gerçekleştirdiği reformlar ele alınmıştır.Tez genel olarak üç bölümden oluşmaktadır. lk bölümde, çeşitli bölgetanımlamaları yapılmıştır. Ayrıca bölgesel dengesizlik çeşitleri ve sakıncalarındanbahsedilmiştir. Daha sonra ise; bölgesel kalkınma politikası ve stratejileri elealınmıştır. kinci bölümde ise; 1923'lü yıllardan (plansız dönemlerden) günümüzeyani planlı dönemlere kadar gerçekleştirilen reformlar ele alınmış (projeler,uygulanan reformlar, verilen teşvikler) ve son olarak ta, geçmişten günümüze kadarolan çeşitli sosyo-ekonomik farklılıklar tablolar yardımıyla anlatılmıştır. Üçüncü veson bölümde ise; AB'nin kendi iç bölgesel politikası açıklanarak üye ülkelere, adayülkelere ve diğer ülkere hangi kaynaklardan yardım edildiği açıklanmıştır. Aynızamanda Türkiye'nin AB fonlarından faydalanarak yürüttüğü projeler ve AB BölgeselPolitikasına uyum amacıyla uyguladığı reformlar (kalkınma ajansları, eğitimprogramları v.b.) ele alınmıştır. Son olarak, Türkiye'nin AB Bölgesel Politikasına nekadar uyum sağlayıp, sağlayamadığına değinilmiştir.

Abdullah Salahaddin Önen
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de yeniden yapılanma çalışmaları içerisinde denetim fonksiyonunun yeri ve önemi

Türkiye'de Yeniden Yapılanma Çalışmaları çerisinde DenetimFonksiyonunun Yeri ve Önemi- Seda GAZEZÖZET?Türkiye'de Yeniden Yapılanma Çalışmaları çerisinde DenetimFonksiyonunun Yeri ve Önemi? başlıklı bu tez, denetimin yönetimfonksiyonunun ayrılmaz bir parçası ve tamamlayıcısı olduğu ve değişenkamu yönetimi anlayışı doğrultusunda ülkemizde denetimin yenidenyapılandırılması gerekliliğinin önemi üzerine kurulmuştur. Gerekküreselleşme olgusu, gerekse de yönetilenlerin kamu hizmetlerindenbeklentilerinin artması yeni bir kamu yönetimi anlayışını ortaya çıkarmış veşeffaflık, hesap verebilirlik, etkililik, stratejik planlama gibi yeni kavram vetekniklerin ön plana çıkmasına neden olmuştur. Bu nedenle, iyi yönetişimilke, kavram ve tekniklerinin etkin bir biçimde uygulanabilmesi için denetimfonksiyonunun da yeniden yapılandırılması gerekmektedir.Kamu yönetim sistemini iyileştirme, kamu kaynaklarını adil ve verimlibir şekilde kullanarak etkili kamu hizmetleri sunma ve sonuç olarak toplumsalrefahı arttırma yönündeki çalışmalar ülkemizde uzun yıllardan berisürdürülmektedir. 1960'lı yıllarda yayımlanan Merkezi Hükümet TeşkilatıAraştırma Projesi Yönetim Kurulu Raporu(MEHTAP) ve 1991 yılındayayımlanan Kamu Yönetimi Araştırması(KAYA) Genel Raporu bunun enönemli göstergelerindendir. Fakat son yıllarda kamu yönetim sistemimizideğişmeye, yeniden yapılanmaya iten en önemli itici güç Avrupa Birliği süreciolmuştur. Bu nedenle, AB hukukuyla ve mevzuatıyla uyumlaştırmaçalışmaları sürdürülmektedir. Bu kapsamda kamu yönetim sistemine ilişkinolarak da önemli çalışmalar, yasal ve idari düzenlemeler yapılmaktadır.Kamu yönetim sistemimizi organizasyonel anlamda yeniden düzenlemeyiamaçlayan ve ombudsman gibi yeni kurum ve müesseseleri sistemimizekatmayı öngören ve fakat yasalaşma süreci tamamlanamayan KamuYönetimi Temel Kanun Tasarısı bu adımlardan ilki olarak nitelendirilebilir.Yönetim sistemimizin mali anlamda yeniden yapılanmasını öngören 5018sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ise yasalaşmış ve önemli birreform adımı olarak yeniden yapılandırma çalışmaları içindeki yerini almıştır.Bu yasayla birlikte yeni kamu yönetimi anlayışının anahtar kavramlarınınTürk kamu yönetim sistemine girmiş olduğu görülmektedir.

Seda Gazez
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Türk kamu yönetiminde etik değerlerden sapma ve yönetsel yozlaşma

Son yıllarda, önemli boyutlara ulaşan yönetsel yozlaşmaolgusu, ?etik? konusunu gündeme getirmiştir. Kamu yönetimi teorisinde,yönetimin hukuksal, örgütsel, ve mali boyutlarına ağırlık verilmesine karşın,etik boyutu oldukça ihmal edilmiştir.Türk toplumu, geleneksel bir toplum olma sürecindenuzaklaşarak modernleşmenin etkisine girmeye başlamış ve buna bağlıolarak yaşanılan ani değişimler sonucunda kamu yönetimi sistemi debirçok açıdan bu süreçten etkilenmiştir. Kendisini bu ani değişim sürecineadapte etmeye çalışan Kamu örgütü, nicel düzenlemelere ve biçime ağırlıkverirken, yapılan düzenlemelerin yöneten ve yönetilenlerce benimsenmesiise göz ardı edilmiştir. Bu etkenler sonucunda da, kamu yönetiminde etik,kurumsal bir kültür olmaktan uzak kalmıştır.Bu çalışmada, Türk Kamu Yönetimindeki etik değerlerdensapmalar ve yönetsel yozlaşmalar neden - sonuç ve çözüm önerileriboyutunda incelenmeye çalışılacaktır.Çalışma, dört temel bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde,?etik ve yozlaşma? kavramsal olarak incelenmektedir. kinci bölümde,yönetsel yozlaşmaların nedenleri değerlendirilecektir. Üçüncü bölümde,Türkiye'de görülen yönetsel yozlaşma şekilleri incelenecektir. Dördüncübölümde ise, Türkiye'de yönetsel etik ile ilgili normatif çerçeve, yapılançalışmalar ve düzenlemeler üzerinde durulacaktır.

Burcu Köprü
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de bağımsız idari otoriteler ve kamu ihale kurumu örneği

1970'li yıllarla birlikte değişen ekonomik, siyasal ve sosyal şartlar karşısındadünyanın pek çok ülkesinde devletin ve kamu yönetiminin yapısı, işlevleri, rolüsorgulanmaya başlanmış, Sosyal Devlet anlayışı tasfiye sürecine girerek neo liberalpolitikalara doğru bir geçiş yaşanmıştır. Bu doğrultuda gelişmiş ve gelişmekte olanülkelerde, piyasa ekonomisi model olarak yaygınlaşmış ve küreselleşmenin deetkisiyle kamu hizmetlerinin sunumunda değişimler meydana gelmiştir. Devletinekonomiye müdahalesini en aza indirme söylemi etrafında devletler, üretici olarakrol aldıkları ekonomiden çekilmişler ardından bu süreci yoğun özelleştirmehareketleri takip etmiştir. Gerçekleştirilen özelleştirmeler sonucunda devletinüretimden çekildiği birçok alanda özellikle ekonominin hassas sektörleri olarakadlandırılan bankacılık, sermaye piyasası, rekabet vb. alanlarda bu alanların doğaltekel niteliklerinden kaynaklanan piyasa aksaklıkları gerçekleşmiş ve bu aksaklıklarıortadan kaldırma, çözme işi de devlete düşmüştür. Devlet, bu nosyonu doğrultusundaartık ekonominin hassas sektörlerinde piyasa aksaklıklarının oluşmasını engellemekiçin düzenleme ve denetleme görevi üstlenmiştir. Bu görevini de bağımsız idariotoriteler adını verdiğimiz kuruluşlar vasıtasıyla sürdürmektedir.1800'lü yılların sonlarına doğru ABD'de kurulan bağımsız idari otoriteler,1970'li yıllarla birlikte gerçekleştirilen yoğun özelleştirmeler paralelinde KıtaAvrupası ülkelerinde de yaygınlık kazanmaya başlamışlardır. Türkiye'de bukuruluşlar, ülkemiz için bir dönüm noktasını işaret eden 24 Ocak 1980 kararlarınınardından başlatılan liberalizasyon ve özelleştirme hareketleri doğrultusundakurulmaya ve 1990'lı yıllarla birlikte yaygınlaşmaya başlamışlardır. BugünTürkiye'de dokuz adet örneği bulunan bağımsız idari otorite örgütlenmesi, yapısal veişlevsel özellikleri ile klasik kamu kurumlarından farklılaşmaktadır. Ülkemizdebağımsız idari otoriteler, parlamento tarafından çıkarılan yasalarla ihdas edilen, bellisektörlerde regülasyon işlevi yürüten, faaliyetlerini kendilerine tanınan bağımsızlıkiçinde yerine getiren, idari ve mali özerkliğe sahip kamu tüzel kişileridir. Türkiye,bağımsız idari otorite örgütlenmesinden beklediği faydayı, yanlış kurgulanmaları ve351birbirinden büyük ölçüde farklılıklar taşımaları dolayısıyla bugüne kadar eldeedememiştir. Bu doğrultuda, ülke ekonomisi ve kalkınmasında üzerlerine düşengörevi yerine getirebilmeleri için bu kurumları etkinliklerini sağlayacak biçimdeyeniden yapılandırmak gerekmektedir.Ülkemizde yer alan bağımsız idari otoritelerden biri de Kamu İhaleKurumu'dur. Kurum, kamu alım sisteminde gerçekleştirilen yeniden yapılandırmaçalışmaları ve AB, DB, IMF gibi uluslar arası kuruluşların yönlendirmelerineticesinde 2002 yılında kurulmuş ve çalışmalarına başlamıştır. Genel düzenleyicibir bağımsız idari otorite olarak KİK, kurucu yasasıyla güvence altına alınanbağımsızlığı doğrultusunda ihale ile ilgili bütün sektörlerde düzenleme ve denetlemeyapmakta olan, idari ve mali özerkliğe sahip kamu tüzel kişisidir. Ekonominin içindehatırı sayılır bir paya sahip olan Türk ihale sisteminde yürüttüğü faaliyetler veyaptığı çalışmalar ile Kurum, ülkemiz için vazgeçilmez niteliktedir.

Elvan Uygur
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Türk kamu yönetiminde performans değerlendirme ve performansa dayalı ücret sistemi

Performans değerlendirmesi, kişinin yeteneklerini, potansiyelini, işalışkanlıklarını, davranışlarını ve benzeri niteliklerini belirlemeye yöneliksistematik bir ölçmedir. Bir başka deyişle değerlendirme, personelin iştekiperformansı, başarılılığı veya başarısızlığı hakkında bir yargıya varmaişlemidir.Kamu kesiminde performans değerlendirmesi ise başarılı ve başarısızpersoneli birbirinden ayırmak, personelin eğitim ihtiyaçlarını tespit etmekve iş performansını artırmak amaçlarıyla kullanılan yönetsel bir araçtır.Ülkemizde yeni bir değerlendirme sistemi tasarlamadan önce yapılmasıgereken, değerleyici veya değerlenen tüm personelin, değerlendirmeişleminin sanılandan daha önemli bir idari faaliyet olduğuna inanmalarınınsağlanmasıdır. Özellikle değerlendirici durumundaki amirlerin, performansdeğerlendirmesinin personel faaliyetlerinin düzenlenmesi ve örgüt verimliliğiyönünden, oldukça etkili yönetsel bir araç olduğuna inanmaları gerekmektedir.Bu genel düşünceden hareketle, çalışma üç ana bölüm şeklindeplanlanmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde, Performans değerlendirmeninönemine, yararlarına ve başarısına; ikinci bölümde, performans ölçümü veölçüm göstergeleri ve performans değerlendirme yöntemlerine değinilmiştir.Üçüncü bölümde, kamu yönetiminde ücret sistemi ve ücret yöntemlerinedeğinildikten sonra, Türk Kamu Yönetiminde performansa dayalı ücretuygulamaları, değerlendirilmesi ve değerlendirme sistemine ilişkin eleştiri veönerilere yer verilmiştir.

Funda Kavuzlu
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Kentleşme sürecinde dini tutum ve davranışların değişimi:Ankara örneği

Bu çalışmada kentleşmenin dinû tutum ve davranışlar üzerindeki etkisiAnkara'nın kentleşme düzeyleri farklı iki bölgesinde karşılaştırmalı olarakampirik düzeyde incelenmiştir.Kentleşme sadece sosyal ve ekonomik kurumlarda meydana gelen birdeğişme sürecini değil aynı zamanda kültürel bir değişimi de ifadeetmektedir. Bu açıdan kent hayatı geleneksel düşünce sistemlerinde birtakım değişikliklere yol açmaktadır. Din de söz konusu kültürel değişimingörüldüğü alanlardan biridir.Yapılan araştırmada kentleşmenin dinû inanç, davranış ve pratiklerüzerinde bir takım değişiklikler meydana getirdiği tespit edilmiştir. Kentselmekanda din genel olarak toplumsal yaşamdan uzaklaşmasına rağmen,bireylerin özel alanlarında varlığını büyük ölçüde sürdürmektedir. Diğeryandan kentsel hayatta dinû ve modern-seküler düşünce bir aradayaşamaktadır.Araştırmanın örnekleminde kentleşme düzeyi daha düşük olanMamak'ta dinû hayatın Çankaya'ya göre daha yoğun bir şekilde yaşandığısaptanmıştır. Ancak kentleşme düzeyi yüksek bölge olarak belirlenenÇankaya'da da dinû inanç, davranış ve tutumların yerini tamamen sekülertutum ve davranışlara bırakmadığı, Mamak'a göre daha az olmakla beraberdinû düşüncenin bireylerin anlam dünyasındaki kapsayıcılığını devam ettirdiğigözlemlenmiştir.Kent sosyolojisi ve din sosyolojisinin temel kavramlarının kullanıldığıbu çalışmada; ?kent?, ?kentleşme?, ?kentlileşme?, ?din? ve ?dindarlık?kavramları anahtar sözcüklerdir.

Ahmet Yalçın Gülen
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Yerel yönetim yasalarında yapılan değişikliklerin Türkiye'nin demokratikleşmesi süreci açısından incelenmesi

Yerel yönetimler her ne kadar daha eskilerde izleri bulunsa da 19.yüzy l sonras n n bir kurumu olarak ortaya ç km 5 ve geli5mi5tir. Aynzamanda yerel hizmetleri veren bir kamu kurumu olmas n n yan nda bir siviltoplum kurulu5u olarak geli5mi5tir. Türkiye'de yerel yönetimler modernle5mesüreci ile birlikte biraz da zorunluluklar sonucunda giren bat l kurumlardanbiri olmakla birlikte yakla5 k 150 y l bulan sürecin sonunda demokratikya5am n vazgeçilmez kurumlar ndan biri olmu5tur.İngiltere, Fransa ve Almanya'da yerel yönetimlerinin geli5imi vebugünkü yap lar k smen birbirinden farkl olmu5tur. Ancak üç ülke hakk ndada ortak olarak söylenebilecek husus kentlerin geli5imi ve merkezi iktidarakar5 çe5itli haklar kazanmalar yerel yönetimlerin temelini te5kil eder.Türkiye'de özellikle kamu kurumlar nda Fransa'n n bir etkisi söz konusudur.Ayn etki yerel yönetimler için de söz konusudur. Hatta 2005 y l nda yenidendüzenlenen "l Özel "daresi Yasas nda yap lan düzenleme 1982 y l ndaFransa'da yap lan reformlar n etkilerini ta5 maktad r. Bu üç ülkede ortayaç kan yerel yönetimler bugün Avrupa ülkelerindeki yerel yönetim sistemininve Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik (art n n olu5turulmas nda çok önemli birgörev ta5 m 5lard r.Yerel yönetimler geli5im sürecine bak ld A nda sürekli olarakmerkezi bürokrasinin yapt A i5leri devralan bir mekanizma da olmu5tur. Bunoktadan bak ld A nda Yerel yönetimler bir yandan belli kamu hizmetlerininyerine getirildiAi bir resmi kurum hüviyetini ta5 rken, diAer yandan da devletingeni5lemesi kar5 s nda bir set görevi de görmü5tür. Bu özelliAi ile de bir siviltoplum kurulu5u olarak alg lanm 5t r.Türkiye'de ise yukar da sözü edilen süreç henüz yeni ya5anmayaba5lam 5t r. Çok uzun zamand r yerel yönetimlerle ilgili düzenlemeleryap lmas gereAi tart 5 lmakta ise de ancak 2005 y l nda geni5 bir düzenlemeyap labilmi5tir. Bunda en önemli sebep kanaatimce merkezi bürokrasinindirenci kadar Politik mekanizmalar n da merkezi bir yap s n n olmas d r.Ayr ca diAer bir önemli sebep de ülkemizde bat da ya5anan kentle5me vesanayile5me sürecinin ya5anmam 5 olmas d r. 2005 y l nda ülkemizde KöyKanunu hariç yerel yönetimlerle ilgili yasalarda köklü deAi5iklikler yap lm 5t r.Yap lan deAi5ikliklerle Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik (art n n istediAi veözellikle de politik hayat m zda sürekli talep edilen yerel yönetimler üzerindevesayetin azalt lmas , organlar n seçimlerinde ve görevlerde daha esnekhareket içinde bulunulmas gibi hususlar ele al narak düzenlenmi5tir.Yeni düzenlemelerde yerel yönetimler ile ilgili en önemli hususbelediyelerin kanunlarla ba5ka bir kuruma verilmeyen hususlarda yetkiliolmalar d r. Böylelikle yönetmelik genelge ya da emirlerle merkezi idarenin yada bir kurumun yerel yönetimin yerine geçmesi engellenmi5 olmaktad r. Yerelyönetimler yasalar nda ki önemli deAi5ikliklerden biri de il özel idaresindeya5anm 5t r. "l Özel "daresinde Genel Meclise Valinin ba5kanl k etmesi sonaerdirilerek yerel yönetimlerin tüm karar organlar nda anayasan n da emrettiAiseçilmi5 ki5ilerden olu5mas saAlanm 5t r. Ancak bu kurumda yeni ortayaç kan Genel Meclis Ba5kanl A Kurumu önümüzdeki süreçte Valinin il genelmeclisinin amiri olmas pozisyonu devam ettiAinden baz çat 5malardoAurabilecektir. Kanaatimce bu tart 5malar dahi demokratik ya5ay 5 olumluetkileyecektir. Yine Mahalli "dare Birlikleri yasas ile yetersiz düzeyde dahiolsa köylere Hizmet Götürme BirliAi kanuni bir temele oturtulmu5tur.Ancak gene de yap lan deAi5ikliklerin yerel yönetimleri daha dagüçlendireceAi ve bunun da demokratik hayata olumlu yans yacaA 5üphegötürmemektedir.

Numan Hatipoğlu
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Yahya Kemal Beyatlı'nın siyasi portresi

Birinci bölüm, üç kısımdan oluşmaktadır. Birinci kısımda, YahyaKemal'in hayatı anlatılmaktadır. kinci kısımda, Yahya Kemal'in edebiyatçıkişiliği ele alınmıştır. Üçüncü kısımda, Paris Yılları ve sonrası anlatılmaktadır.kinci bölüm, dört kısımdan ayrılmıştır. lk kısımda siyasal kişiliğindebelirleyici unsurlar; Yahya Kemal'in milliyetçilik anlayışı, siyasal kimliğindeMustafa Kemal'in yeri ve Milli Mücadele yazıları bağlamında ele alınmıştır.kinci kısımda Türk Modernleşmesi temelinde Yahya Kemal'in TürkModernleşmesine Bakışı tartışılmaktadır. Üçüncü kısımda Yahya Kemal'inCumhuriyet döneminde üstlendiği görevler; Yahya Kemal'e verilen görevlerve Yahya Kemal'in elçilik görevleri çerçevesinde incelenmeye çalışılmıştır.Dördüncü kısımda ise stanbul Fetih Cemiyeti ve Yahya Kemal Enstitüsü'nünkuruluşu anlatılmaktadır.Üçüncü bölüm iki kısımdan oluşmaktadır. Birinci kısımda adınıduyurmuş yazar ve şairlerin Beyatlı hakkındaki düşünceleri ve budüşüncelerin analizine yer verilmiştir. kinci kısımda Muhafazakarlık,Kemalizm, Milliyetçilik, Batıcılık, slamcılık bakış açılarıyla Yahya Kemal'insiyasal düşünceleri tahlil edilmeye çalışılmış, sonuç kısmı da eklenerek teztamamlanmıştır.Ekteki Yahya Kemal'in resimleri teze görsellik katması açısından ; şiirlerise edebi kişiliğinden ayrı düşünülemeyecek şairin lirik olarak anımsanmayaçalışılması açısından önemlidir.

Meral Tozluyurt
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Kültür endüstrisi olgusunun özel bir görünümü olarak günümüz Türk toplumunda eğlencenin ideolojik temellendirilmesi

Kitle toplumlarında eğlence, kültür endüstrisi üreticisi egemen güçlertarafından oluşturularak kitlelere sunulmaktadır. Kar mantığıyla çoğunluğa hitapetmeye çalışan kültür endüstrisi, standart olarak asgari anlayış düzeyinde seriimalat sonucunda oluşturduğu ürünleri kitlelere eğlence aracılığıyla aktarır.Profesyonellerce üretilen bu ürünler, kitlelere hayatın zorluklarından kaçışolarak sığınacakları dinlenceler olurken, aslında profesyoneller tarafındandüşünme, eleştirme yeteneklerinin zedelenmesi yönünde bir içerik taşırlar.Böylece kitleleri edilgenleştiren, verilenleri almakla yetinen bir müşteri halinegetiren kültür endüstrisinin eğlence şekilleri ve Türk toplumu üzerinde meydanagetirdiği etkileri, literatür araştırmamızın temelini oluşturmaktadır.Bu araştırmamızda kitlelerin içinden çıkan bir kültür sorunu yanılsamasınıdışarıda bırakmak amacıyla ?kitle kültürü? kavramı yerine ?kültür endüstrisi?kavramı kullanıldı. Halkın kendi birikimlerinden çıkan, emek harcayarak ve aletkullanarak bilinçli bir çaba sonucunda ortaya çıkardığı ?kültür?den farklı olarakkültür endüstrisinin, egemen güçlerce, kitlelerin egemen düşünceye bağlılığınayönelik üretiminin yol açtığı süreçler değerlendirildi. Çoğulcu kuramın kitlelerinerişemediği kültürel ürünlere artık ulaşma imkanını sağladığı ve onlarıbilgilendirdiği için demokratikleştirici olduğunu savundukları kültür endüstrisiniFrankfurt Okulu, kitleleri tahakküm altına almanın ve manipüle etmenin aracıolarak görmekte ve kitlelerin sorgulama yeteneklerini körelttiği içineleştirmektedirler. Frankfurt Okulu'nun eleştirel kuramından hareketleincelediğimiz kültür endüstrisinin görünümü olarak eğlence olgusu, siyaset,sosyoloji ve iletişim alanlarının mezcedildiği bir niteliktedir. Kültür endüstrisininve eğlencenin ayrı ayrı incelendiği, ardından ortak paydalarının değerlendirildiğive Türk toplumuna yansımalarının sunulduğu araştırmamızda, bu olgularınideolojik yönü tespit edilmeye çalışıldı. Bu amaçla içerikleri aynılaşan ve asgariseviyede hazırlanan eğlence içeriklerinin Türk toplumunun dünyayı algılayışıüzerindeki etkilerini aktarması, eğlenceyi sınıflandırması, bilgisayar ve oyunteknolojisindeki gelişmeler konusunda ayrıntılı tespitlerde bulunması açısındanliteratüre bir katkıda bulunuldu.

Ayşegül Bilsin
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de narkoterörizm ve Pkk/Kongra-gel terör örgütü'nün rolü

ÖZETTerör örgütleri için silahlanma ve örgüte gelir temin etme en önemliunsurların başında gelmektedir. Terör örgütlerinin varlığını devamettirebilmesi açısından başka suç türlerinden de gelir elde etmeyibenimsemiş olmalarına rağmen uyuşturucu kaçakçılığı faaliyetlerinin riskininve maliyetinin düşük olmasının yanında elde edilen gelirin diğer suçtürlerinden elde edilen gelire nazaran daha yüksek olması, uyuşturucukaçakçılığını tercih etmeleri sonucunu doğurmuştur.Organize suç örgütleri ile terör örgütleri arasında var olan bir takımbenzerlikler ( suç işleme, terör örgütü üyelerinin organize suç örgütleriiçerisinde faaliyet yürütmeleri, otoritenin zayıf olduğu ve rüşvetin yoğunolarak kullanıldığı yerlerin tercih edilmesi, iletişim teknolojisinde ileri seviyedeolmaları, kara para aklama faaliyetleri, hücre sisteminin kullanılması vs.)nedeniyle beraber hareket ettikleri görülmektedir. Bundan dolayı, narkoterörolgusu doğal olarak bu ilişki sayesinde ortaya çıkmaktadır. Diğer taraftan,terör organizasyonlarının amaçları ve ideolojileri bağlamında uyuşturucukaçakçılığı faaliyetlerini var olan kötü ününden dolayı mümkün olduğu sürecekamuoyundan saklamaya çalışmaktadırlarTerör örgütleri, uyuşturucu kaçakçılığı faaliyetleri yürütürken aynızamanda şiddet te uygulamaktadırlar. Dolayısıyla terör örgütleri, uyuşturucukaçakçılığı faaliyetini yürütecek bazı gruplar tesis etmekte ve grupları heryerde oluşturularak başka grupların müdahalesini önlemek ve bunun yanındagizli yapının deşifre edilmesinin önlenmesini teminen güçlü bir otoriteoluşturmaktadırlar. Bilindiği üzere Avrupa, önemli bir kısmı Türkiye üzerindengeçen Afgan kaynaklı eroin konusunda kritik bir noktadadır. Bundan dolayı185PKK/KONGRA-GEL terör örgütü uyuşturucu kaçakçılığı faaliyetlerinin yoğunolarak sürdürüldüğü bölgelerde faaliyetlerini sürdürmektedirler.Narkoterörizm, uyuşturucu tacirleri tarafından kendi yasadışıfaaliyetlerini korumak için kullanılan terör taktikleridir. Bu da uyuşturucukaçakçıları ile terör örgütleri arasındaki mutabakatın olduğu anlamınagelmektedir. Her iki taraf ta, ülkelerin zayıf olması ve var olan otoriteboşluğunun yanında, istikrarsızlığın ve sosyal yapının bozuk olmasındanavantaj sağlamaktadırlar. Narkoterörizm bir taraftan yasadışı uyuşturucuüretimi, kaçakçılığı ve pazarlanması yoluyla terör gruplarının faaliyetlerinefinansman sağlamakta, diğer taraftan uyuşturucu bağımlılarının artmasınedeniyle ulusal gücün temeli olan insan öğesinin tahrip edilmesine hizmetetmektedir.Bu bağlamda, Türkiye'de faaliyet gösteren uyuşturucuorganizasyonlarına baktığımızda ise, söz konusu organizasyonların artık katıyapılanmadan uzaklaştığını ve zaman ve şartlara bağlı olarak giderek dahaesnek bir yapıya büründüğünü söylemek mümkündür. Bu durum sayesinde,kanun uygulayıcı birimlerin organizasyonu liderine ulaşılamamasını vegerektiğinde organizasyon üyelerinin kolayca değiştirebilirliğinisağlamaktadır. Yine de, bu tür suç organizasyonları, Türkiye'de ve Avrupa'dadaha karmaşık hale gelmekte ve ayrıca etnik,kültür,din,aile temelli yapılarınısıkı bir şekilde korumaya devam etmektedirler.Bazı ülkeler tarafından doğrudan yada dolaylı olarak desteklenen terörfaaliyetleri son dönemde ve özellikle 11 Eylül saldırılarının sonrasında, sözkonusu teröre destek sağlayan ülkeler, diğer ülkelerin tepkisinden veuluslararası kamuoyu desteğini kaybetmekten korktukları için bu konudaoldukça gönülsüz ve çekingen bir duruma gelmişlerdir. Bu bağlamda,Türkiye'deki duruma bakıldığında, PKK/KONGRA-GEL terör örgütü uzun186zaman uyuşturucu kaçakçılığı faaliyetini yürüttüğüne dair hususu Türkdevletinden ve kamuoyundan saklamayı başarabilmiştir. ÇünküPKK/KONGRA-GEL terör örgütü terör kaydı bulunmayan üyelerden oluşanözel yapılar oluşturmak suretiyle ve örgüt liderlerinin yönetiminde uyuşturucukaçakçılığı faaliyetlerini yürütebilmiştir. Diğer taraftan PKK/KONGRA-GELterör örgütü, tüm Avrupa'da kurduğu sivil toplum kuruluşları sayesindeuyuşturucu kaçakçılığı faaliyetlerini kontrol altında tutmuş ve yönlendirmiştir.Ancak PKK/KONGRA-GEL terör örgütünün sözde lideri Abdullah ÖCALAN'ınyakalanmasının ardından yargılama ve soruşturma aşamasında, terörörgütünün bizzat uyuşturucu kaçakçılığı faaliyeti içerisinde olduğunu itirafetmiştir. Diğer taraftan PKK/KONGRA-GEL terör örgütüne karşı bizzatyapılan operasyonların yanında, uyuşturucu kaçakçılığı faaliyeti yürütenorganize suç gruplarına karşı gerçekleştirilen operasyonlarda,PKK/KONGRA-GEL terör örgütünün bizzat uyuşturucu kaçakçılığı faaliyetiniyürüttüğü açıklığa kavuşturulmuş ve ispatlanmıştır.Bu durumun sonucu olarak, bu tezde PKK/KONGRA-GEL terörörgütünün narkoterör bağlamında gelir temin etmek amacıyla uyuşturucukaçakçılığı faaliyeti yürüttüğü gerçekleştirilen ve örnekleri verilenoperasyonlar ve bilimsel verilerce de net bir şekilde açıkça ortaya konulmuşve teyit edilmiştir.

Taner Aydın
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de mevzuat yapım süreci ve iyileştirilme çabaları

Mevzuat yarışan çıkarların dengelenmesi, karmaşık ve değişen toplumlar ileekonomilerin yönetiminde hükümetlerin kullandığı önemli araçlardan biridir. Devletlerekonomik, sosyal ve idarû mevzuat yoluyla yönetimi sağlamaya çalışmışlardır. Ülkemizdede anayasa, kanun, kanun hükmünde kararname, uluslararası andlaşma, tüzük,yönetmelik ve diğer idarû düzenlemeler uygulamaya konulmuştur. Ancak, zamanlamevzuatın bizzat kendisi kamu yöneticileri için bir reform konusu haline gelmiştir.Ekonomik büyümedeki yavaşlama ve mali yapılardaki zayıflama, fayda-maliyet anlayışıiçerisinde geleneksel mevzuatı yeniden ele alma ve yeni mevzuat teknikleri aramaya yolaçmıştır. Bunun içinde öncelikle mevzuat yapım sürecinin tanınması gerekir. Bu çalışmadamevzuatımızın nasıl yapıldığı konusunda temel bilgiler verilmiştir. Mevzuat yapım süreciişlenirken, bu sürecin gerek OECD ülkeleri gerekse de AB ülkelerinde başlatılandüzenleme reformu programı ilkeleri ve iyi düzenleme (better regulation) ilkeleri dikkatealınarak yeniden dizayn edilmesi gereği ortaya konulmaya çalışılmıştır.Ülkemizde mevzuat hazırlama sürecinin düzenlenmesinde ilişkin kanuni birdüzenleme bulunmamaktadır. Ancak, önceleri esaslar şeklinde olan ve 17/2/2006 tarihindeyayımlanarak yürürlüğe giren Mevzuat Hazırlama Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeliklemevzuat hazırlama süreci düzenlenmektedir. Mezkur yönetmelik yürürlüğe konulmadanönceki uygulamalarda OECD ve AB tarafından belirlenen iyi düzenleme ilkelerininözellikle danışma ve şeffaflık bölümleriyle uygunluk göstermediği görülmektedir. Yürürlüğekonulan son Yönetmelikle, mevzuatın daha şeffaf bir ortamda ve danışma mekanizmalarıiçerisinde hazırlanmasına yönelik düzenlemeler içerdiği görülmektedir. Ayrıca, mevzuatınyapılmasında fayda ve maliyetinin de hesaplanmasına yönelik düzenleyici etki analizininTürk mevzuat yapım sürecine entegre edilmesi önemli bir adımdır. Mevzuatın daha iyi birşekilde hazırlanması ve yürürlüğe konulması idarenin işleyişini de etkileyecek ve vatandaşmemnuniyetini artıracaktır.

Mehmet Bıçkıcı
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa güvenlik ve savunma politikası

Avrupa bütünleşme sürecinde, ilk somut adımlar Birinci Dünya Savaşıertesinde atılmıştır. Avrupalılar o dönemde ?Birleşik Avrupa?, ?Avrupa BirleşikDevletleri? gibi fikirler ortaya atsalar da aralarındaki husumetler tam olarakortadan kalkmadığı için yeni bir Dünya Savaşı'nı engelleyememişlerdir.Avrupa'da asıl bütünleşme girişimleri kinci Dünya Savaşı sonrasındabaşlamıştır. Altı Batı Avrupa ülkesinin kurduğu Avrupa Ekonomik Topluluğu,günümüzde Avrupa Birliği adını almış organizasyonun ilk adımıdır. Ne var kiAvrupalılar ekonomik alanda elde ettikleri başarıyı siyasal alanda tam olaraksağlayamamışlardır. Avrupa'da siyasi alanda ve güvenlik alanındabütünleşmeye yönelik Avrupa Siyasi şbirliği ve Avrupa Savunma Topluluğugibi çabalar hep sonuçsuz kalmıştır. Ayrıca bu dönemde kurulmuş olan BatıAvrupa Birliği (BAB-WEU) de, NATO'nun Avrupa savunmasında temel örgütolmasından dolayı işlevsiz kalmıştır.Soğuk Savaş yılları boyunca güvenliklerini NATO ve dolayısıyla ABDaracılığıyla sağlayan Avrupalılar, Demir Perde'nin çöküşüyle birlikteNATO'nun rolünü de sorgulamaya başlamışlardır. Bazı Avrupalı ülkelerNATO'nun artık bir işlevinin kalmadığını, Avrupa savunmasının Avrupalılartarafından yapılması gerektiğini savunurken, bazıları da NATO'nun temelsavunma örgütü olduğunu ve değişen koşullara ayak uydurması halinde,Avrupa savunmasının yine bu örgüt tarafından sağlanmaya devam etmesinisavunmuşlardır.Avrupa'da siyasal alanda birlik çabalarının belki de en önemli adımı 7Şubat 1992 tarihinde imzalanan Maastricht Antlaşması olmuştur. BuAntlaşmaya göre Ortak Dış Politika ve Güvenlik Politikası, (ODGP-CFSP) bir?Topluluk Politikası? haline getirilmiştir. Ayrıca BAB da AB sistemine dahiledilmiştir. 17 Haziran 1997'de imzalanan Amsterdam Antlaşması ile deODGP ayrıntılı olarak şekillendirilmiştir. Ancak, gösterilen bunca çabayarağmen, Avrupalı ülkeler siyasal alanda ve güvenlik alanında yeterliilerlemeyi sağlayamamışlardır. Bu başarısızlığın ardında üye ülkelerarasındaki görüş ve tutum farklılıkları yatmaktaydı. Fransa'nın başını çektiğiülkeler Avrupa güvenliğini sağlamak için ABD'den bağımsız bir AvrupaGüvenlik ve Savunma Politikası önerirken, ngiltere'nin başını çektiği ülkeler,Avrupa'nın kendi savunmasında daha fazla söz sahibi olmasınıdesteklemekte ancak bunun NATO, dolayısıyla ABD ile işbirliği içerisindeolmasını önermekteydiler.Avrupa'ya özgü güvenlik politikasının oluşumu açısından asıl dönümnoktası, 4 Aralık 1998 tarihinde Fransa ile ngiltere arasında imzalanan SaintMalo Deklarasyonu olmuştur. Saint Malo Zirvesi'nde ngiltere, uzun süredirtakip ettiği, AB'nin Atlantik ittifakından bağımsız bir savunma ve güvenlikpolitikası geliştirmesine karşı olan politikasını değiştirmiştir. Saint Malo'nungetirdiği en önemli değişiklik AB'nin uluslararası bunalımlara müdahaleedebilmesi için askeri güçle desteklenen, özerk hareket edebilen birkapasiteye sahip olmasının kararlaştırılmasıdır. Bu açıdan, Saint MaloDeklarasyonu, AB'nin ortak savunma ve güvenlik politikasının gelişiminde birdönüm noktası olarak kabul edilmektedir. Daha sonra imzalananantlaşmalarla Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası'nın (AGSP-ESDP)ODGP'nin bir uzantısı olduğu deklare edilmiştir.Günümüze kadar gelinen aşamada AGSP'nin başarılı bir şekildeişletildiğini söylemek güçtür. AB, NATO'nun imkan ve kabiliyetleri olmadanbüyük çaplı bir operasyona girişememektedir. Üye ülkeler arasında fikirayrılıklarının olması, bütçe sorunları, askeri yetersizlikler ve siyasi iradeeksikliği AGSP'nin önündeki en büyük engelleri oluşturmaktadır.Avrupa ülkeleri her ne kadar savunma ve güvenliklerini NATO'dan ayrıolarak sağlama yoluna gitmek isteseler de sahip oldukları olanaklaraçısından bunun sadece daha küçük çaptaki sorunlara müdahale şeklindeolabileceğini de anlamışlardır. Bu bağlamda kısa ve orta vadede Avrupa'nın,NATO'dan bağımsız olarak kendi güvenliğini sağlayabileceğini söylemekzordur. Ancak şunu da vurgulamak gerekir ki, Avrupa ülkeleri, süreç her nekadar ağır işlese de, bu konuda bir irade ortaya koymuşlardır. Diğerproblemlerini aştıktan sonra savunma ve güvenlik konusuna daeğileceklerdir.

Şükrü Gürkan Şalcı
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessEN

Ombudsmanship and its application in Turkey

In today's context, state sattribute great importance to the over sight of administration to ensure the principles of a democratic rule of law, emphasize the fundamental rights and freedoms of citizens and simultaneously secure the supremacy of the law. This emphasisarises as a response to changes in the modern state concept, increased duties and responsibilities, and the complexities in state structures. In order to achieve these objectives, state sendeavor to develop various over sight mechanisms to show greater respect for citizens' rights, up hold justice, and embrace agovernance approachaligned with democratic values. One out come of this evolution is the establishment of the ombudsman institution, which originated in Sweden and has become a model adopted world wide. This institution plays a significant role in promoting transparent, ethical, and accountable actions by citizen stowards the state. In line with a similar need in our country, the Public Ombudsman Institution was established in 2012. The aim is for this institution to considercitizens' complaints, scrutinize the actions and procedures of the administration, and contribute to the establish ment of justice. However, assessing the performance of this institution and understanding its positive and potential short comings is a crucial step for continuous improvement. This new oversight mechanism has the potential to enhance trust between citizens and the state, strengthen legal compliance, and contribute to achieving social justice. Nevertheless, the effectiveness of the system and the extent to which citizens embrace this mechanism are para mount. Within the scope of this thesis, the concept of oversight was initially discussed, emphasizing why the oversight of administration is essential. Various types of oversight were examined, and their impacts on the activities of the administration were explored. Subsequently, the emergence, evolution, features and global application examples of the ombudsman institution were examined. The ombudsman institution emerged as a significan to versight mechanism aimed at protecting citizens' rights and promoting transparent and ethical governance. Furthermore, the focusshifted to the establishment period of the Public Ombudsman Institution in Turkey. The functioning, duties, and powers of the institution were comprehensively addressed. In this context, attention was given to how the institution evaluatescitizens' complaints and how effectively it oversees the activities of the administration. Lastly, the positive and negative aspects of the Public Ombudsman Institution were evaluated, discussing it's contributions to oversight mechanisms in our country and areas for potential improvement. This study aims to establish a foundation for understanding and assessing the role of the Public Ombudsman Institution, a crucial step towards more transparent, accountable, and citizen centric administration. Keywords: Ombudsman, ombudsman institution, good go vernance, justice, protection of human rights, public administration, over sight

Çağlayan Kaya
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Osmanlı-Türkiye modernleşmesinde ordunun rolü: Tarihsel kurumsal ve mesleki etkenler

Bu tezde, ordunun ve askerliğin tarihsel süreci, kurumsal gelişimi ve değişimi ile Türk modernleşmesinde oynadığı belirleyici rolün nedenleri ve sonuçları arasındaki muhtemel bağıntıları bulgulaması amaçlanmıştır. Bu çerçevede, Türkiye tarih yazıcılığına ve özelde Osmanlı-Türkiye modernleşmesine dair yerleşik literatürün ve kuramsal yaklaşımların eleştirel tahlili yapılarak, Türkiye'de ordu ve askerlik mesleği ile modernleşme arasındaki bağlantılar çağdaş disiplinler arası yöntem ışığında sorgulanacak, yeni bir senteze varılmaya çalışılacaktır. Analizlerini devlet ve toplum ilişkileri ve hiyerarşisi temelinde oluşturan gelenekçi; ganimet, iktâ ve tımar gibi geleneksel; ticaret ile sanayi gibi modern ekonomik olgular üstünde kuran Marksist; Batı uygarlığıyla kültürel ilişkilere ve farklılıklara dayandıran modernleşmeci ekollerin tümüne hâkim olan, orduyu ve askerlik mesleğini siyasetle ve toplumla ilişkileri etrafında modernleşmenin ancak bir tarafı ve öğesi sınırlılığında ele alan anlayıştan farklı olarak başlı başına ordunun ve askerlik mesleğinin iç yapısını ve dinamiklerini merkeze alan spesifik-kurumsalcı bir metot önerisi geliştirilmeye çalışılacaktır. Bu amaçla, Türk askerî tarihinin Asyatik temellerinden günümüzdeki neoliberal-girişimci savunma sanayi evresine kadar olan tarihsel gelişim sürecinde dönemsel ve evrimsel bir güzergâh takip edilecektir. Sonuçta, ordu ve askerlik mesleği ile sivil toplum ve siyaset arasında ayrım ve ikilem, yer yer çatışma gözeten yerleşik anlayışlara yönelik sorgulayıcı bir paradigma çerçevesinde, toplumsal ve Türkiye'de siyasal bilincin arkaik temellere dayalı etno-kültürel kodları doğrultusunda askerî kişilik ve değerlerle bütünleşmiş olup olmadığı ve Osmanlı-Türkiye modernleşmesi sürecinde ordunun yerini belirleyen temel etkenin bundan kaynaklanıp kaynaklanmadığı sorusunu yanıtlamanın imkânları aranacaktır.

Damla Baştuğ
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Avrupa'da İslam etkisi: Fransa örneği

Örnek ülke olarak Fransa'nın seçildiği çalışmada, 1970'li yıllarda Müslümangöçmenlerin Avrupa ülkelerine kalıcı olarak yerleşmesi sonucunda ortaya çıkandeğişim süreci konu edilmiştir. Müslümanların varlığı; Avrupa ülkelerinde vatandaşlık,azınlık, hak ve özgürlükler, laiklik, yabancı düşmanlığı, kültürel ırkçılık, siyasi partisöylemleri, çokkültürlülük, entegrasyon ve asimilasyon gibi kavram ve konulardadeğişime, veya en azından yeni tartışmalara sebep olmuştur. Tezin amacı, önceliklebu değişimi gösterirken, aynı zamanda Fransa'nın değişime direncini veMüslümanların bu süreç içindeki tepkilerini ortaya koymak olmuştur.Müslümanların/ slam'ın Avrupa'nın artık ayrılmaz bir parçası haline geldiğindenhareketle, bugünkü sorunların çözümsüz kalmasının imkansız olduğu vurgulanmayaçalışılmış ve çeşitli öneriler getirilmiştir. Avrupa slamı, Fransa'nın 1905 tarihli kiliseile devleti ayıran yasasında yenilemeye gitmesi, kültürel algılamalarda değişikliğeaçık olunması öneriler arasındadır. Her ne kadar başta Fransa olmak üzere,Müslümanların varlığının baskısıyla oluşan değişim sürecine direnç gösteren ülkelermevcut olsa da, varılan sonuç bu sürecin aslında başlamış olduğu ve Avrupayönetimlerinin yeni vatandaşlarını düşünerek çeşitli düzenlemeler yaptığı ve yapmayıplanladığı olmuştur. Ancak eğitim, ibadet, cami düzenlemeleri ve temsilcikomitelerinin kurulması gibi bazı alanlardaki olumlu adımların yanında, güvenlikendişeleri nedeniyle entegrasyon yerine asimilasyona, çokkültürlülük yerinetekkültürlülüğe yönelmek gibi olumsuz gelişmelerin olduğu da tespit edilmiştir.Sonuçta, zor ve uzun bir sürecin sonunda da olsa Avrupa toplumlarının Müslümanvatandaşlarının varlığını kabul etmesi beklenmektedir.Anahtar Sözcükler1. slam2. Fransa3. Laiklik4. Entegrasyon5. Çokkültürlülük

Deniz Altınbaş
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye ve Avrupa Birliği'nde yönetsel denetim (karşılaştırmalı bir analiz)

Yönetsel denetim, kamu yönetimi anlayışındaki değişim sonucunda günden güne önem arz etmektedir. Özellikle kamuda hesap verilebilirlik, şeffaflık ve özel sektörde hakim olan müşteri odaklı hizmet sunumunun kamu hizmetlerinin sunumunda da öne çıkmasının sonucu olarak, yönetsel denetim daha hassas ve özen isteyen bir konu olmuştur.Ülkemizde, kamu yönetiminde varolan eksikliklerin giderilmesi ve çağdaş uygulamalarla uyumlu bir yapının oluşturularak Avrupa Birliği'ne tam üyelik kapsamında yapılan değişiklikleri algılamak ve de literatürde varolan boşluğun doldurulması için oldukça güncel olan bu konu araştırılmıştır.Yönetsel denetim konusu ele alınırken çalışmanın birinci bölümünde, denetim nedir sorusuna cevap aranmıştır. Bu bölümde ayrıca, denetim ve yönetim anlayışı arasındaki ilişki, farklı yönetim anlayışları ile denetime ilişkin yaklaşımları açıklanarak irdelenmiştir.İkinci bölümde, yönetsel denetim konusunda genel olarak Avrupa Birliği'nde ve örnek olarak alınan üye devletlerden Fransa ve İngiltere´deki durum ile Türkiye'deki yapı ele alınarak açıklanmaktadır.Üçüncü ve son bölümde karşılaştırmalı analiz yöntemi kullanılarak Avrupa Birliği üye ülkeler ile Türkiye arasındaki farklılıklar ortaya konmaya çalışılmıştır. Bununla birlikte, Türkiye'de son dönemde yapılan değişim çalışmaları sonucunda yapılmış olan yasal düzenlemelerden olan Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun ve Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu yönetsel denetim açısından değerlendirilmiştir. Son olarak, konuya ilişkin sonuç ve değerlendirmelere yer verilmiştir.

Funda Çelebi
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de 1980 sonrası kırsal kalkınma uygulamaları ve Çorum ili örneği

Kırsal kalkınma, kalkınmakta olan ülkeler için son derece önemli bir kavramdır. Günümüzde Türkiye'de nüfusun yaklaşık % 35'inin hala kırsal alanda yaşaması nedeniyle kırsal kalkınma konusu Türkiye'yi çok yakından ilgilendirmektedir. Kırsal alanda yaşayan nüfusun dengeli bir şekilde azaltılması ve bu alanların kalkındırılması hem kentler için hem de kırsal alanlar için gereklidir. Cumhuriyetin ilk yıllarından günümüze kadar köylüye yönelik ekonomik, sosyal ve kültürel birçok girişimde bulunulmuştur. Türkiye Cumhuriyet'inin çağdaşlaşma sürecini tamamlayabilmesi için, köylerin kalkındırılması, bir anlamda kentleşmesi zorunludur. Bunu başarmanın yolu kırsal kalkınmadır. Nitekim kırsal alanları kalkındırmaya yönelik olarak 1980 yılından günümüze kadar çeşitli çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışmalar da, kırsal kalkınma projeleri ve kırsal kalkınma modelleri olarak iki başlık altında incelenmiştir.Bu çalışmada Türkiye'de 1980 sonrası yapılan kırsal kalkınma uygulamalarının etkileri Çorum ilinin 3 köyü üzerinde ampirik düzeyde incelenmiştir. Yapılan anket araştırması sonucu, Türkiye'de 1980 sonrası uygulamaya konulmuş olan kırsal kalkınma uygulamaları sonucu yapılan yatırımlarla her üç köyde de sosyo ? ekonomik ve kültürel düzeyde gözle görülebilen değişiklikler olsa da yeterince kalkınmış birimler olarak kabul edilmeyecekleri sonucu ortaya çıkmıştır. Bu nedenle yakın gelecekte her üç köyden kentlere göçlerin devam edeceği ortaya çıkmıştır. Köylülerin eğitim düzeylerinin çok düşük olması; kentlere göç edilmesi halinde, büyük geçim sıkıntısı çekeceklerinin en büyük göstergelerinden biridir.Anahtar Kelimeler1- Kırsal Alan2- Kırsal Kalkınma3- Kırsal Kalkınma Uygulamaları4- Kırsal Kalkınma Projeleri5- Çorum

Kırsal kalkınmaKırsal kalkınma projesiKırsal planlama+2
Yusuf Mahir Çakar
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Attila İlhan'da doğu batı sorunu ve "ulusal kültür bileşimi" "Gazi" ve "Milli şef" dönemlerine karşılaştırmalı yaklaşım

Bu çalışmanın amacı, sanatçı ve düşünür kimliğiyle Attila İlhan'ın Türk çağdaşlaşma sürecine bakışı, bu sürecin sorunlarına ilişkin saptamaları ve sorunların çözümü olarak sunduğu ?ulusal kültür bileşimi? yaklaşımını incelemektir. Çalışmada öne sürülen tez, Türkiye'de çağdaşlaşmanın örnek alınan Batı ile aynı seyirde yürümediği, yanlış bir yönelimle batılılaşma olarak algılandığı ve bu yanlış algının bütün bu süreci olumsuz etkilediği; bu noktada Attila İlhan'ın önerdiği ?ulusal bileşim? çözümünün bir çıkış noktası olarak değerlendirilebileceğidir. Bunun uygulamadaki yansımaları olarak, Mustafa Kemal ve İsmet İnönü dönemi çağdaşlaşma anlayışlarının ortaya konması, kavramın ya da yaklaşımın uygulanabilirliğini tartışmaya açma niyetinin ürünüdür.Çalışma, Osmanlı'nın son döneminde başlayan çağdaşlaşma hareketlerini, genel hatlarıyla, Cumhuriyet'e uzanan bir çizgide ve daha çok düşünsel düzeyde ele almıştır. İlk olarak çağdaşlaşmanın gerek toplum ve devlet yapısı, gerek anlayış ve uygulama yanlışlarından kaynaklanan birtakım nedenlerle ?batılılaşma? sınırlarında kalan, çarpık, taklit ve toplumdan kopuk niteliği ortaya konmuştur. İkinci aşamada, Attila İlhan'ın ?ulusal kültür bileşimi? yaklaşımı, sürecin ortaya çıkardığı sorunlara bir çözüm önerisi olarak ele alınmıştır. Kavram, ?kendi kültürümüzden, çağdaş koşullarda, bilimsel yöntemlerle ulusal ve özgün bir bileşimi? çağdaşlaşma açısından zorunlu görmektedir. Bunu, üstyapı kurumlarını aktararak değil, ekonomik ve toplumsal altyapıyı çağdaşlaşmanın zeminini oluşturacak noktaya getirerek gerçekleştirme anlayışındadır. Kavramın gelişim seyri, daha önceki ?bileşim? anlayışlarından ayrılan yanları ve temel özellikleri ortaya konduktan sonra, üçüncü bölümde uygulama örnekleri olarak ?ulusal çağdaşlaşmacı? Mustafa Kemal dönemi ile ?Batıcı çağdaş? İsmet İnönü dönemleri karşılaştırılmıştır. Son olarak, bütün bölümlerde çağdaşlaşma sürecinin önemli aktörleri olarak ?aydın?lara, süreç içindeki konumlarını ve sürece etkilerini kısaca yansıtacak özel birer başlık altında değinilmiştir.Anahtar Sözcükler1.Çağdaşlaşma2.Batılılaşma3.Kültür4.Ulusal Bileşim5.Aydın

BatılılaşmaKültürModernleşme
Cemal Salman
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
DoctorateOpen AccessTR

MEB okullarında kalite yönetimi ve uygulamanın değerlendirilmesi üzerine bir alan araştırması

Eğitim Kurumlarında Toplam Kalite Yönetimi Uygulaması ve Uygulamanın Mükemmellik Modeli ile Değerlendirilmesi Üzerine Bir Alan Araştırması konulu bu çalışmada; 21. yüzyılın şafağında değişik ülkelerde, kamu ve özel sektörde, farklı iş kollarında uygulanan ve yönetim sistemi adına çok önemli kazanımlar sağlanan Toplam Kalite Yönetimi (TKY) ve onun ölçüm aracı olan Mükemmellik Modelinin eğitim yönetiminde uygulaması ele alınmıştır.Çalışmada öncelikle kalite kavramına açıklık getirilmiş, kalitenin öncüleri ve öğretileri konusunda teorik bilgilere yer verilmiştir. Kalite göstergeleri imalat ve hizmet sektöründe ayrı ayrı ele alınmıştır. 90 `lı yıllarda kristalleşen Çağdaş Yönetim Yaklaşımlarından Toplam Kalite Yönetiminin gelişimi, tanımı, felsefesi ve kalite organizasyonu, özdeğerlendirme konusu I. Bölüm'de ele alınan diğer konular olmuştur.Çalışmanın II. Bölüm'ünde TKY'nin başta Üniversite olmak üzere Milli Eğitim Bakanlığına bağlı okulöncesi, ilk ve orta öğretim kurumlarında uygulama adımları ve uygulama örneklerine yer verilmiştir. Ayrıca, bir kurumun kurumsal performansının değerlendirilmesinde dünyada kullanılan başlıca modeller hakkında bilgi verilerek, eğitim kurumlarında TKY uygulamasının kurumsal performansının bu modellerden Mükemmellik Modeli ile ölçülmesi konularına açıklık getirilmiştir.Milli Eğitime Bakanlığına bağlı eğitim kurumlarında TKY uygulamasının Mükemmellik Modeli ile değerlendirilmesi üzerine alan araştırması başlığını taşıyan III. Bölüm'de alan araştırmasının amacı, önemi, evreni, örneklemi ve yöntemi açıklanmıştır. Yine bu bölümde araştırmanın bulguları ve araştırma sonuçlarının değerlendirilmesi yapılmıştır.Sonuçta yapılan alan araştırmasında eğitim kurumlarının kurumsal performansının ölçümünde kullanılan Mükemmellik Modeli kriterlerinin, okul müdürleri ve yılın kaliteli okulu yarışmasında değerlendirici olarak görev yapan TKY İl formatörleri okulun/kurumun genel olarak işleyişi, kaynaklarının kullanımı ve sonuçta okul paydaşlarının memnuniyeti bağlamında yöneltilen soruları değerlendirerek modelin eğitim kurumlarının kurumsal performansını ölçme kabiliyeti hakkında görüşlerini belirtmişlerdir.Çalışmanın eğitim camiasına faydalı olmasını diliyorum.

Eğitim kalitesiEğitim yönetim sistemleriKalitatif yönetim+4
Kadir Çetin
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de E-devlet uygulamaları ve bu uygulamarın karar verme süreçlerine etkisi

Kamu yönetiminin yeniden yapılandırılması derken, bir yandan, çağdaşyapısal değişimleri gerçekleştiren, diğer yandan bilgi ve iletişim teknolojilerinietkin ve verimli bir şekilde kullanabilen bir yönetim modeli kastedilmektedir.Bunun günümüzdeki ifadesi iyi yönetişimdir. Dünya, ?bilgi?nin gücünü ve bilgiüretmenin ekonomik kalkınmaya katkısını çok iyi kavramış durumdadır.Bilişim büyük bir ekonomik kalkınma ve zenginlik oluşturma sektörü olarakkarşımıza çıkmaktadır. ?e-Dönüşüm Türkiye Projesi?nin temel hedefi bilgitoplumuna ve bilgi ekonomisine geçişin sağlanması için bilgi ve iletişimteknolojilerini herkesin erişimine açacak teknik ve hukuksal altyapınınoluşturulmasıdır. Ancak bu yeterli değildir: Etkin bir inovasyon (yenilikyaratma gücü) sistemi ile donatılmış bir iş yapma ortamı kurulması dagereklidir.e-Türkiye, bilgi toplumu ve ekonomisi çağını yakalama yolunda ülkemizinen öncelikli projelerinden biridir. Bu uygulama içinde, en önde gelen boyutolan e-Devlet sayesinde Türkiye'de kamu tarafından sağlanan hizmetlerdeetkinlik verimlilik, hizmet kalitesi, hız ve şeffaflık sağlanacak, daha daönemlisi, vatandaş memnuniyeti artırılarak Devlet arasında güven daha güçlübir biçimde tesis edilecektir. Çünkü e-Devlet Bilgi Toplumunun demokratikyapısını daha güçlü kılan, vatandaşları, işletmeleri ve kamu yönetiminibirbirine daha yaklaştıran bir yönetim ve hizmet anlayışını ifade etmektedir.Bu tezle, bu temel amaca uygun olarak e-Devlet uygulamalarının, Devlet-Devlet, Devlet-Vatandaş, Devlet-İş Dünyası üçlemesi içinde siyasi ve idarikararların oluşturulmasında ne kadar etkili olabildiği araştırılmaktadır.Çalışma, yönetimin, siyasi irade olarak e-Devlet uygulamalarına siyasi destek308sağladığını, bürokrasinin ise kamu hizmetlerinin yürütülmesinde bilgi veiletişim teknolojilerini kullanmak hususunda istekli olduğunu, hattâ dünyadaörnek gösterilebilecek bazı uygulamaların halen yürürlükte olduğunu ortayakoymaktadır. Ancak, e-Devlet uygulamalarının tasarlanması ve yürürlüğekonmasında, yani bu hizmetlerin elektronik ortama aktarılarak sunulmasındavatandaşın ihtiyaçlarından ziyade, İdarenin ihtiyaç duyduğu alanlarındüzenlemeye tabi tutulduğu da tespit edilmektedir.

Fikret Nesip Üçcan
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Kamu kesiminde güdülenme ve yönetici: Bir kamu kuruluşu örneği

Bu tez çalışmasının amacı, güdülenme konusu ile yönetici arasındaki ilişkiyi ve etkileşimi kavramsal olarak ortaya koyarak, kamu kesimine hakim olan ilkeler ve mevzuat kapsamında sözkonusu ilişkinin Türk kamu kesimindeki durumunun, yani kamu yöneticilerinin işgörenlerini yeterince güdüleyip güdüleyemediklerini hem teorik hem de gerçekleştirilecek bir alan araştırması ile ortaya koymaktır. Bu anlamda ortaya çıkan sonuçlar ile Türk bürokratik kültürüne hakim öğeler arasındaki ilişki de saptanmaya çalışılmıştır.Çalışmada yöntem olarak; araştırma, tarama ve anket tekniklerinden faydalanılmıştır. Çalışmanın kavramsal çerçevesinin oluşturulmasında yerli ve yabancı literatürden, konu ile ilgili uzman görüşlerden olabildiğince geniş ölçüde yararlanılmaya çaba gösterilmiştir. Diğer taraftan, tümevarımcı bir yaklaşım benimsenerek, ortaya konulan kavramsal çerçeve, uygulamadaki durumu betimleyen anket çalışmasıyla bütünleştirilmiştir. Tezde araştırma evreni olarak Türk Kamu kesimi örgütleri, çalışma evreni olarak ise T.C.Ulaştırma Bakanlığı belirlenmiştir.Literatürden derlenen bilgiler ile yapılan alan araştırmasının sonucunda Türk kamu yöneticilerinin işgörenlerini yeterince güdüleyemedikleri ortaya çıkmıştır. Aslında, kamu yöneticileri güdülemeye ilişkin olumlu tutumlara sahiptirler ancak, bu tutumlarını davranışa dönüştürerek işgörenlerine yansıtamamaktadırlar. Bu durumun nedeni ise, sözkonusu yöneticilerin daha çok geleneksel liderlik tarzını benimsemeleri ve Türk bürokratik kültürüne hakim yönetsel değerler ışığında davranışlar sergilemeleridir. Sonuç olarak çağdaş liderlik tarzlarından transformasyonel liderlik tarzı ile güdüleme araçlarından faydalanma tekniklerine yönelik kapsamlı hizmet içi programlarının uygulanmasıyla bahsekonu yöneticilerin sahip oldukları olumlu tutumların davranışa dönüştürülebileceği değerlendirilmektedir.

Kamu kuruluşlarıLiderlikMotivasyon+2
Okan Erol
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Kamu yönetiminde etik çalışmalar ve Türkiye'deki son gelişmeler

Günümüzde küreselleşme ve değişen dünya düzeni kamu yönetimi sistemlerinin de değişmesini ve yeni düzene uyum sağlamasını gerektirmiştir. Dünyada ve Türkiye'de yapılan çalışmalar bu yönde gelişme sağlamak amacı ile yapılmaktadır.21. yüzyıla girerken eki ve geleneksel yönetim anlayışlarından vazgeçilmiştir. kamu yönetiminde de esnek, şeffaf ve katılımcı anlayış benimsenmiştir. Ana konulardan biri de vatandaşların devlete olan güvenlerinin artırılması olarak benimsenmiştir. Bu amaçla, yönetim biçiminde ve çalışanlar açısından etik ilkelerin benimsenmesi gerekli görülmüştür. İyi yönetişim anlayışı da etik dışı faaliyetlerin önelnemesi açısından gereklidir.Bu çalışmada, iki ana başlık altında, etik ve iyi yönetişim kavramları ile bu sistem için gereken yasal düzenlemeler konu edilmiştir. Türkiye'de yapılan yasal düzenlemelerle birlikte çıkarılan kanunlar incelenmiş ve yeni bir kurum olan Kamu Görevlileri Etik Kurulunun çalışmalarından bahsedilmiştir.

EtikKamu yönetimiKüreselleşme+2
Görkem Saylam
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Küreselleşmenin Türkiye'de kamu yönetimine ve hukuka etkileri

Bilimsel, teknolojik ve ekonomik gelişmeye bağlı olarak, iletişim, enformasyon ve bilişim alanında gerçekleşen hızlı değişim uluslar arasındaki sınırların önemini ortadan kaldırmıştır. Küreselleşme hayatın her alanında etkili olmakta, sosyal yaşamın vazgeçilmez unsurları olan örgütleri değişmeye zorlamaktadır. Devlet ve kamu yönetimi anlayışı da bu değişim olgusunun dışında kalmamaktadır. Modernleşmenin yeni bir görünümü sayılabilecek küreselleşme olgusu, bir yönden ulusal ve ulusaltı düzeylerde yeni yönetişim modellerini zorunlu kılarken, diğer yönden ülkelerin ulusüstü düzeyde ortak çıkarlarını gözeten ve koruyan örgütlenmelere katılımlarını ön plana çıkarmıştır. Etkin devlet anlayışı ve e-devlet uygulamaları yönetim sistemini değiştirdiği gibi, demokrasi ve insan hakları için yeni açılımlar sunmaktadır. Küreselleşmeden en fazla etkilenen alanlardan biri olan hukuk, ekonomi ve teknoloji ile birlikte, küreselleşme sürecinin lokomotiflerinden birini teşkil etmektedir. Evrensel norm veya standartların dünya yüzeyinde etkili hale gelmeye başlaması hukukun üstünlüğü ilkesine küresel bir boyut kazandırmaktadır. Küreselleşmeyle birlikte uluslararası alanda yeni bir hukuk türü olarak uluslarüstü hukuk belirmeye başlamış, insan hakları hukuku da devletlerin iç meselesi olmaktan çıkmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni, insan haklarına genişlik ve derinlik kazandıracak bir şekilde yorumlamak suretiyle, Avrupa Mahkemesi insan hakları hukukunun sadece Avrupa'da değil, bütün dünyada ana referansı haline gelmeyi başarmıştır. Böylece küreselleşme süreci, uluslararası kamu hukuku yanında ulusal ve uluslar arası özel hukuku da yeniden biçimlendirmektedir. Bu çalışmada kamu yönetimi ve hukukun değişim karşısındaki duruşu küreselleşme kavramı açısından değerlendirilmekte, özellikle son yıllarda sıkça gündeme gelen yapısal değişim ve yapısal uyum kavramlarının uygulamadaki yeri küreselleşme kavramı ile sorgulanmaktadır.

Küreselleşme
Alper Taşkıran
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

1965-1969 yılları arasında cumhuriyetçi köylü millet partisi ve milliyetçi hareket partisi

Siyasi partilerin, çağdaş demokratik siyasal sistemlerin vazgeçilmez unsurları olduğu konusunda genel bir uzlaşma oluşmuştur. Siyasi partiler bir yandan siyasi sistemi belirleyen temel aktörler olarak, diğer yandan onu var eden siyasi kültürün aynası olarak işlevlerini yerine getirmektedir. Bu işlevler günümüz demokrasilerinde kurumsallaşmış ve belli kurallar ile sınırlandırılmıştır. Günümüzde, demokratik sistemin işleyişi bakımından önemli olan sadece siyasi partilerin varlığı değildir. En küçük yerel birimin yapılanışından, liderin seçimine kadar her aşamada ortaya koydukları siyaset yapma biçimi de en az varlıkları kadar siyasi sistemi belirlemekte, onu tanımlamamızı kolaylaştırmaktadır. Demokratik sistemlerde partinin lideri ve yönetici kadroları demokratik pratiğe paralel bir şekilde seçimle iş başına gelmektedir. Seçim sırasında kullanılan argümanlar ve seçimlerin seyri, hem demokratik kültürün gelişmişlik düzeyi, hem partinin bağlı olduğu iddia edilen ideolojinin etkisi altındadır. Bu durum Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi (CKMP) özelinde de ayırt edilebilmektedir. 1965 Kongresi öncesinde milliyetçi ideoloji ile ilgisi diğer partilerden farklı olmayan CKMP'de, Türkeş'in liderlik koltuğuna oturması ile milliyetçi ideoloji partinin temel belirleyici özelliği haline gelmiştir. 1965 sonrasında partinin oturmaya çalıştığı fikri zemini sağlamlaştırmak üzere ?Dokuz Işık Doktrini? kamuoyuna çeşitli vesilelerle açıklanmış, özellikle genç insanlar üzerinde yoğunlaşılarak bu doktrin tanıtılmıştır. CKMP'nin milliyetçi bir parti olma yolunda ilerlediği bu süreç aynı zamanda Türkiye'de hızlı büyümenin yarattığı sosyal dengesizliklerin ve buna bağlı olarak sınıfsal bilincin, ideolojik saflaşmanın belirginleşmeye başladığı bir dönemdir. Bu değişim sürecinde toplumun yaşadığı gerilimler siyasi mücadeleye yansıdığı ölçüde partilerin ideolojik anlayışına da etki etmiştir. Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi, 1965'den 1969 yılına kadar geçen sürede eski yönetici kadrolarından bir kısmı istifa ederek partiden uzaklaşmıştır. Dikkati çeken ise Türkeş'in, birlikte siyaset yaptığı 14'lerin bir kısmı ile yollarının ayrılmasıdır. Ayrılanlardan bazıları Türkeş'in parti yönetim anlayışını tasvip etmedikleri için, diğer bir kısmı ise kişisel beklentilerinin gerçekleşmemiş olması, yol ayrımınıda beraberinde getimiştir. 1969 Kongresi hem CKMP hem de Türk siyasi tarihi açısından çok önemlidir. Bu kongre fikri tutarlılığını nispeten sağlamış, bir partinin sembolik olarak kendini yeniden biçimlendirme arayışına damgasını vurduğu bir kongredir. 1965 Kongresinde yapılan program değişikliğinin parti adı ve amblemi ile uyum sağlamadığına dair düşünce, parti adının ve ambleminin değiştirilmesi beklentisini beslemiştir. Bu beklenti ise 1969'da yapılan Kongrede gündeme getirilmiştir. Kongre sonunda partinin adı Milliyetçi Hareket Partisi (MHP), amblemi ise üç hilal olarak değiştirilmiştir. CKMP'nin devamı olan MHP, 1969'dan bugüne kadar Türk siyasi hayatında milliyetçi duyarlılığı temsil eden bir parti olarak siyasi hayatını sürdürmektedir. Her siyasi oluşum kendini var eden sosyal ve siyasal koşulların özelliklerini yansıtmakta ve tarihsel bir arka plana oturmaktadır. Bu nedenle CKMP değerlendirilirken kendine özgü tarihsel koşullar dikkate alınmalı ve MHP'ye geçiş süreci bir süreklilik olarak okunmalıdır. Anahtar Sözcükler 1. Millet Partisi 2. Cumhuriyetçi Millet Partisi 3. Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi 4. Milliyetçi Hareket Partisi

Zeki Özdemir
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Ankara liselerinde sosyoloji dersi veren sosyoloji öğretmenlerinin sosyoloji dersleri ile ilgili yaklaşımları:Ankara liselerinde sosyoloji öğretiminde karşılaşılan çok boyutlu sorunlar

Eğitim, toplumun örgütlenmesinde ve işleyişinde yetiştirdiği insan kaynağı ile yönlendirici olan bir kurumdur. Eğitim, hem toplumun benimsediği ve ihtiyaç duyduğu insan gücünü yetiştirilmesiyle toplumun devamlılığını sağlamakta hem de ferdin bedeni, zihni ve duygusal bakımdan gelişiminin temin edilmesi, toplumun yenileştirilmesi ve değerlerin geliştirilmesi yoluyla çağdaş insan yetiştirmeyi amaçlamaktadır. Eğitim aracılığıyla ideal toplum ve ideal insan oluşturulmaya çalışılmaktadır. Eğitimin başarısı büyük ölçüde o topluma özgü olması ile sağlanacaktır. Bunun içinde eğitim, sosyolojinin araştırma ve incelmelerinden yararlanmak durumundadır. Eğitim amacını gerçekleştirebilmek için öğretim programlarından yararlanılmaktadır. Programın hazırlanmasında; öğrenci, toplum, bilim ve teknik alanındaki gelişmeler, devletin ideal ve istekleri gibi konular etkili olmaktadır. Bu çalışma ortaöğretimde uygulanan Sosyoloji Dersi Öğretim Programı üzerinedir. Öğretmenlerin, sosyoloji dersi öğretim programının amaçları, bu alanla ilgili öğrencilerin ihtiyaçlarını karşılaması, içeriği, öğretmenlerin sosyoloji dersi öğretiminin gerekliliği, problemleri gibi konularda görüşleri alınmıştır. Bu görüşlere dayalı olarak Sosyoloji Dersi Öğretim Programının değerlendirmesi yapılmaya çalışılmıştır.

Nalan Alican
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Kent ölçeğinde çocuk suçluluğu Çankaya örnek araştırması

Çocuk suçluluğu sorunu dünyada ve ülkemizde giderek artan önemli bir sorundur. Çocuk suçluluğu olgusunun kentlerde daha fazla işlendiği bilinmektedir. Bu çalışmamızda kent çevresinde çocuk suçluluğun nedenlerini ortaya konulmaya çalışılmıştır Bununla birlikte çocuk suçluluğunun sorununa yönelik çözüm önerileri ortaya konulmak hedeflenmiştir Çalışmamız da, araştırmanın evreni olarak Ankara ili Çankaya ilçesinde oturan vatandaşlarımız seçilmiştir. İlçe nüfusunun Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2006 yılında verilerine göre 1 milyon civarında olduğu anlaşılmaktadır (www.tüik.org.tr; 2006). Onbinde bir örnek seçilerek alınan örneklemin yığını yeterli düzeyde temsil edileceği düşünülmüştür. Araştırma da kullandığımız ana yöntem anket-survey yöntemi olmuştur. Vatandaşlarımıza iki bölümden oluşan anket soruları sorulmuştur. Ayrıca, Çocuk şubesinden alınan 2003-2004 ve 2005 yılına yönelik elde ettiğimiz veriler ile çocuk suçluluğunun yıllara göre artışı ve gelinen boyut gösterilmek istenmiştir. Anket ve verilerden aşağıdaki sonuçlar ortaya çıktığı görülmüştür; Taşradan kente göçün, çocuk suçluluğuna etkili olduğu ortaya çıkmıştır. Kent ölçeğinde çocuk suçluluğunun en önemli artış nedeni ekonomik koşullar olduğu ortaya çıkmıştır. Kent ölçeğinde çocuk suçluluğu sorunun çözümünde bütün meslek gruplarına biribirine yakın oranda ihtiyaç duyulduğu görülmüştür. Çocuk suçluluğunun ortaya çıkmasında ailelerin özelliklerine bakıldığında, aile içi şiddetin olması ve ailenin ekonomik durumunun kötü olmasının etkili olduğu görülmüştür. Çocuk suçluluğunun azaltılması ve çocukların topluma kazandırılmasında, gençlik merkezlerinin faydalı olacağı ortaya çıkmıştır. Çocuk suçluluğu sorununun çözümünde yasal düzenlemelerin, yeterli olmadığı ortaya çıkmıştır. Çalışmamızda sonuç olarak, çocuk suçluluğa ile mücadele de toplum, aile ve çevre odaklı hizmet veren kurumların işbirliğinin kesintisiz bir şekilde sürdürülmesinin sağlanması, suç mağduru olarak sosyal-psikolojik boyutta zarar gören çocuğa, uzman personel desteğinin verilmesi ve ailenin ekonomik yapısından kaynaklanan sorunların çözümünde de, çocukların eğitimi, gelişimi ve topluma kazandırma açısından devletin sosyal devlet ilkesinin bir gereği olarak gerekli yardımı yapması gerekliliği vurgulanmıştır.

Ali Kemal Terzi
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Ak parti'nin kamuoyu üretiminde kullandığı siyasal iletişim dili

Bu Tez, Adalet ve Kalkınma Partisi'nin kamuoyu üretiminde kullandığı siyasal iletişim dili faaliyetlerini ve bu kapsamda siyasal iletişim araçlarını kullanma biçimlerini, siyasal düşüncesi ve politikaları bakımından bir kamuoyu üretim aracı olarak kullanımına dair bir incelemeyi içermektedir. Tez'in amacı, Adalet ve Kalkınma Partisi'nin seçmenleriyle ve hedef kitlesi ile iletişim kurmada yürüttüğü siyasal iletişim faaliyetlerinin ve kullandığı siyasal iletişim araçlarının, Parti'nin hem siyasal parti hem de hükümet olarak politikalarına ilişkin kamuoyu üretmedeki rolünü incelemek ve tartışmaktır. Tez'de, içerik analizi yöntemi kullanılmış, bu kapsamda, Adalet ve Kalkınma Partisi'nin siyasal iletişim faaliyetleri kapsamında kullandığı, logo, slogan, propaganda, siyasal reklam, görsel medya, internet ve sosyal medya gibi iletişim araçları ile afiş, grafik tasarım ve müzik gibi görsel ve işitsel malzemeler, Parti'nin hedef kitleye ulaşmada kullandığı mesajlar ve söylem biçimlerini gösteren veriler olarak analiz edilmiştir. Siyasal İletişim, kamuoyu, propaganda, siyasal reklam gibi temel Siyasal İletişim kavramları ile, Adalet ve Kalkınma Partisi, Tez'in kavramsal çerçevesi olarak sunulmuştur. Adalet ve Kalkınma Partisi'nin siyasal iletişim faaliyetlerini yürütme sürecinde iletişim araçlarını kullanma biçimleri ile Parti'nin siyasal iletişim faaliyetlerinin kurucu öğelerini oluşturan dinsel inanç, kültürel değerler ve gelenekler, lider karizması gibi etkenlerin, kamuoyu üretimindeki işlevi ve etkileri incelenmiştir. Adalet ve Kalkınma Partisi'nin kamuoyu üretiminde kullandığı siyasal iletişim dili ve siyasal iletişim araçlarını kullanma biçimlerinin, kamuoyu üretimindeki rolü ve etkileri tartışılmıştır. Anahtar Sözcükler: AK Parti, Siyasal İletişim, Kamuoyu, Propaganda, Slogan, Siyasal Reklam, Liderlik, Afiş, Müzik, Medya

Ömer Sezer
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Frederic Bastiat'nın siyaset felsefesi ve devlet anlayışı

Bu tezin temel amacı, bir 19. yüzyıl filozofu olan Frederic Bastiat'nın siyaset felsefesini ve devlet fikrini liberal siyaset geleneği içinde tartışarak, onu Türk siyaset ve sosyal bilimler literatürüne tanıtmaktır. Çalışma beş bölüme ayrılmıştır. İlk bölümde Frederic Bastiat'nın hayatını ve fikirlerini şekillendiren tarihi ve siyasi olaylar incelenmiş ve Bastiat'nın hayatı anlatılmıştır. İkinci bölümde, Bastiat'nın yazılarının felsefi arka planı incelenerek, onun etkilendiği felsefî gelenek tespit edilmeye çalışılmıştır. Üçüncü bölüm, bir serbets ticaret savunucusu olan Bastiat'nın serbest ticaret üzerine düşüncelerine ayrılmıştır. Dördüncü bölümde Bastiat'nın yazıları sistematik bir şekilde konulara ayrılarak siyaset felsefesi üzerine düşünceleri tahlil edilemez. Son bölümde, Bastiat'nın ideal devlet anlayışı ve Bastiat'nın devlet üzerine düşüncelerinin modern liberteryen devlet anlayışıla olan ilişkisi açıklanmıştır. Anahtar Kelimeler: Politik iktisat, siyasî felsefe, devlet, serbest ticaret, Fransız Devrimi.

Buğra Kalkan
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de serbest bölge uygulamaları sorunları ve Avrupa Birliği uygulamalarıyla karşılaştırma

Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana Türkiye'de serbest bölgeler konusunda yaşanan gelişmeler; Türkiye ile Avrupa Birliği arasında sağlanan Gümrük Birliği sonrasında ve günümüzde ülkemizdeki serbest bölgelerin statülerinde bir değişikliğe gerek olup olmadığı, bu çalışmanın konusunu oluşturmaktadır. Dünyada ve Türkiye'de serbest bölgelerin gelişimi, Avrupa Birliği ve Türkiye'de serbest bölge uygulamaları, Türkiye Serbest Bölgelerinin ticaret istatistikleri ve Avrupa Birliği'ne giriş sürecinde Türk Serbest Bölgeler Mevzuatının Avrupa Birliği Serbest Bölgeler Mevzuatı ile karşılaştırılması konuları tartışılmıştır. Bu çerçevede, Türkiye'de serbest bölgeler konusunda yaşanılan gelişmeler, serbest bölge kurulması fikrini gündeme getiren olaylar, serbest bölge kurulması için yapılan yasal düzenlemeler, bu konudaki başarısızlıklar ve nedenleri ve hâlihazırda uygulanan ve temelleri 1980'lerde atılan mevzuatımızın nasıl oluştuğu anlatılmıştır. Ülkemizde 2006 yılı itibarıyla faaliyet gösteren serbesAvrupa Birliği mevzuatında serbest bölgeler ile ilgili kurum olarak Gümrük İdaresi yetkili kılınmışken, Türkiye'de serbest bölgeler ile ilgili yasal düzenlemeler Dış Ticaret Müsteşarlığı ve Gümrük Müsteşarlığı tarafından yapılmakta, 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanunu ve 4458 sayılı Gümrük Kanunu ile bunlara bağlı yönetmelikler serbest bölge uygulamalarını düzenlemektedir. 4 Şubat 2000 tarihinde yürürlüğe giren Gümrük Kanunu ile serbest bölgeler konusunda Avrupa Birliği mevzuatına paralellik sağlanmışsa da, tam uyum için, Ulusal Programda da belirtildiği gibi, özellikle 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanununda bir takım değişiklikler yapılması gerekmektedir. Yukarıda belirtilen bilgiler sonucunda, Topluluk ve Türkiye'de serbest bölgelerin temel farklılıkları ortaya konmuş ve sonuç bölümünde de elde edilen veriler değerlendirilerek önerilerde bulunulmuştur. ANAHTAR KELİMELER 1. Serbest Bölgeler 2. Avrupa Birliği Serbest Bölgeler Mevzuatı 3. Türkiye Serebest Bölgelerinin Sorunları 4. Serbest Bölgeler Ve Gümrük İdarelerit bölgelerimiz istatistiki açıdan değerlendirilmiştir. Ayrıca, Türkiye'de ve Toplulukta serbest bölgelerin işleyişi incelenmiş, sırasıyla Almanya, Belçika, Danimarka, Fransa, Hollanda, İngiltere, İrlanda, Polonya, İspanya ve İtalya serbest bölge rejimleri hakkında detaylı bilgi verilmiştir.

Canan Kani
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Türk romanında tek parti dönemi (1931-1946)

Modern anlatım türleri arasında yer alan roman, Avrupa'da burjuvazinin gelişmesiyle birlikte 19. yüzyılda ortaya çıkmıştır. İlk zamanlarda bir karakterin maceralarının anlatıldığı olaylardan oluşan roman, daha sonraları toplumları etkileyen siyasal, sosyal ve ekonomik meseleler de ilgilenmeye başlamıştır. Osmanlı'ya ise ilk romanlar 19. yüzyılın sonlarına doğru Batılı romanların tercüme edilmesi ile girmiştir. Osmanlı'da ilk özgün roman denemesi ise, Ahmet Mithat Efendi'nin 1872 yılında yazdığı Yeniçeriler adlı eseri ile yapılmıştır. Modern anlamdaki romanın birçok özelliklerine sahip olmayan bu eser daha ziyade uzun bir hikâye olarak kabul edilmektedir. Osmanlı toplumun bu dönemde yaşamaya başladığı sosyal değişim kısa zaman içerisinde Osmanlı romanının da ilgi alanına girmiştir. Bu dönemde yazılan romanlar ile devlet yapısındaki, insan ilişkilerindeki ve ekonomik düzendeki değişim ele alınmıştır. Cumhuriyet'in ilan edilmesinden sonra Batılılaşmanın devlet eliyle yapılmasından dolayı roman, bu değişimleri halka duyurmak için sıklıkla kullanılan bir araç olmuştur. Cumhuriyet'in ilk yıllarında yazılan bu romanlar siyasal devrimlerin halka benimsetilmesi, toplumsal ilişkilerin Batılı tarzda oluşturulması ve eski düzenin tam anlamıyla tasfiye edilmesi amacına hizmet etmişlerdir. Romanların bu fonksiyonu yerine getirmelerinin yanı sıra yazılan birtakım romanlar da yapılan devrimlere ve değişime muhalefet etmişlerdir. Bu romanlar ülkedeki tek-parti iktidarının varlığına rağmen, sisteme yönelik eleştiri yapmaktan kaçınmamışlardır. Tek-parti iktidarı dönemini anlatan romanlar arasında yapılan devrimleri destekleyenler olduğu gibi, yapılan siyasî ve toplumsal değişmelere tepki olarak yazılan romanlar da bulunmuştur. Bununla birlikte iktidarın devrimci özelliğini kaybetmemesi için geleceğe ilişkin tavsiyelerde bulunan ve bürokrasinin tutum ve davranışlarını eleştiren romanlar da yazılmıştır. Romanların bu denli çeşitlilik içermesinden dolayı Türk romanı Osmanlı ile başlayan ve Cumhuriyet'le devam eden değişim sürecini anlamak için oldukça faydalı bir kaynaktır. Tek-parti dönemini anlatan romanlarda devrimler ve siyasal değişimin boyutları, iktidardaki Atatürk kültü, eğitimin laikleştirilmesi, bürokrasinin genişlemesiyle başlayan yozlaşma, artan milliyetçiliğin boyutları, demokrasi denemeleri gibi siyasal konular işlenmiştir. İktisadi hayatı etkileyen değişimi inceleyen romanlar ise köydeki ve kentteki halkın ekonomik durumunu, iktisadi düzene yön veren siyasal ilkeleri ve kanunları incelemişlerdir. Toplumsal sorunları inceleyen romanlar ise, Batılılaşma hareketini ve toplumda hızla yayılan baloları, yeni iktidarın kent ve mekân anlayışını ve de köyün sosyal yapısını ele almışlardır. Türk romanı zengin bir listeyi kendisine konu edinmesi ve bu konulara farklı açılardan yaklaşması sayesinde, tek-parti döneminin politikalarının Türk toplumunu nasıl etkilediğine dair önemli bilgiler sağlamaktadır.

ModernleşmeRoman
Salih Zeki Haklı
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Post-fordist üretim yapılanmasının işçiler/çalışanlar/emek üzerindeki sosyo-kültürel yansımaları

?Post? olan tüm biçimlerin ayrılığı üzerinden işleyen yeni dünya düzeni, farklılık üzerinden küresel ve anonim olanı yeniden üretiyor. ?Meta? anlatıları kırmaya dönük tüm ?post? girişimler, yeni bir ?meta? anlatı inşa ediyor. Dolayısıyla modern dönemde olduğu gibi, postmodern dönemin özgürlük algısı da, özgürlük karşıtlığı üzerinden işliyor. Bilincin toplumsal alandan koparılması ve kişiliğe bütünlük atfedilmesi, bir yandan egemen özgürlük algısının işlerliğini diğer yandan bireylerin yönlendirilebilirliğini arttırıyor. Bireysel vaatler, bireysel düzlemdeki çıkar ilişkileri ve bireysel iyi niyet gösterileri üzerinden işleyen toplumsal alan, bireysel sözleşmeler, ödüllenmeler ve motivasyon yapıları üzerinden işleyen ekonomik alanla paralel ilerliyor. [Post]modern olanın, [Post]fordist olanın meşrulaştırılmasında yüklendiği rol, kültürel alanı ekonomik alanın istemleri doğrultusunda şekillendiriyor; deneyimin değer yitimi ya da geleceğe dönük kaygılar, `şimdi'ye yüklenen iktidar vasıtasıyla eritiliyor. ?Post? dönemde tüm ?parça?lara anlam veren modern standart bilinç yapısı, modernizmin motiflerini yeni bir kültür inşası marifetiyle yeniden üretiyor. Rekabet halindeki üretim faktörlerinin ve esnek emek piyasasının üzerinde yükselen küresel-yerel ya da ulusüstü-ulusaltı birlikteliği, bir yandan ulusal çerçeveleri aşındırırken diğer yandan yeni çerçeveler inşa ediyor. Yerel aidiyetler üzerinden işleyen bu yeni küresel çerçeve, bir yandan etnik ya da mezhepsel birliktelikleri rekabetin ana aktörleri haline getirirken diğer yandan tüm aidiyetleri iktisadi yasaların belirlenimine bağımlı kılıyor, eşitliyor; parçalayarak bütünleştiriyor. Bu bütünlük içerisinde Postfordist ekonomi, tüketime ya da yeni üretim ilişkilerine yüklediği özgürlük nosyonu marifetiyle, insan yaşamının her ayrıntısına nüfuz ediyor. Üretimin ve dolayısıyla tüketimin, ihtiyaçlarla ilişkisinin koptuğu bu yeni dönemde, eylem kendisini amaç ediniyor, kendisine dönüyor. Üretim sadece üretim için, tüketim de sadece tüketim için yapılır hale geliyor. ?Meta?nın bu dönüşümü, bu dönüşüme eşlik edecek sosyo-kültürel yapıyı ve dolayısıyla bilinç yapısını gerektirdiğinden, yeni, Postfordist ekonomi, üretimini çoğunlukla toplumsal ve kültürel alanda gerçekleştiriyor. Anahtar Sözcükler 1. Fordizm 2. Postfordizm 3. Küreselleşme 4. Yerelleşme 5. Emek

KüreselleşmePostmodernizm
Gökhan Gökgöz
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Vergi uyuşmazlıklarının çözüm yolları, uyuşmazlıkların yargısal çözümünün diyarbakır vergi mahkemesi örneğinde incelenmesi

Vergilendirme işlemi tesis edilirken kamu yararını gözeten idare ile menfaatleri zarara uğrayan mükellef arasında uyuşmazlıklar meydana gelebilmektedir. Çıkan uyuşmazlıklara ilişkin mükelleflerin önünde iki çözüm yolu bulunmaktadır. Bunlardan birincisi barışçıl çözüm yolu olarak nitelendirilen idari çözüm yollarıdır. İkinci yol ise yargı olarak karşımıza çıkmaktadır. Tarafların karşılıklı olarak anlaşmasından doğan idari çözüm yolu zaman, maliyet ve emek açısından taraflara tasarruf sağlamakla birlikte etkin olarak kullanılmadığı takdirde uyuşmazlıklar yargıya intikal edebilmektedir. Yargı önüne gelen uyuşmazlıklar mükellef ve idare açısından zaman, maliyet ve emek açısından olumsuzluklar doğurabilmektedir. Yapılan bu çalışmada Diyarbakır Vergi Mahkemesi'nde 2018 – 2023 yılları arasında açılan dava sayısı, türü ve verilmiş karar türü açısından bir tasnif yapılmıştır. Elde edilen veriler ışığında da vergilendirme sürecine ilişkin kapsamlı sorunların varlığı görülmüş olup çalışmanın sonunda tesis merci idare ile mükellef kaynaklı hatalar ve bu hataların çözümüne ilişkin çözüm önerinde bulunulmaya çalışılmıştır.

Türk vergi hukukuTürk vergi sistemiVergi uyuşmazlıkları
Mehmet Emin Çetinkaya
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de merkezi yönetim ile yerel yönetimler arasındaki mali ilişkiler: Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi örneği

Bu tez, Türkiye'de merkezi yönetim ile yerel yönetimler arasındaki mali ilişkilerin yapısını, işleyişini ve etkilerini kapsamlı bir şekilde incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırmanın temel amacı, merkezi ve yerel yönetimlerin mali kaynaklarının dağılımı, bu kaynakların kullanımı ve bu süreçlerin yerel yönetimlerin mali özerkliği üzerindeki etkilerini analiz etmektir. Ayrıca, merkezi yönetim ile yerel yönetimler arasındaki mali ilişkilere dair mevcut uygulamaların etkinliğini değerlendirmek ve bu alanda karşılaşılan sorunlara yönelik çözüm önerileri sunmaktır.

Sevgi Yıldız
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Kamu arsa ve arazilerinin işgal edilme sebepleri ve alınacak önlemler

Kamu arsa ve arazilerin isgal edilmesinin nedenlerinin basında konut yetersizligi ve insanların barınma ihtiyacı gelir. Sanayinin gelismesi ile birlikte köylerde issizlik oranının artması ve is olanaklarının kentlere ve onların çevrelerine yogunlasması ile birlikte Köylerden kentlere göç baslamıstır. Kentlere gelen insanlar barınma ihtiyaçlarını karsılayabilmek için kentlerin çevrelerinde yada kentsel arsa dedigimiz alanlara gecekondu yapmaya baslamıslardır. Bu çalısmada kamu arsa ve arazilerinin isgal edilmesi ve bu isgallerin önlenmesi için yapılabilecekler açıklanmaya çalısılmıstır. Birinci bölümde kentsel arsa kavramına deginilmis, kentsel arsanın tarihçesi özellikleri ve önemi anlatılmıstır. Çalısmanın ikinci bölümünde arsaların isgal edilmesini etkileyen, ülkemizdeki kentlesme, gecekondu, göç, konut sorununa deginilmistir. Üçüncü bölüm ülkemizde kamu arsalarıyla ilgili olan kurumların çıkarmıs oldukları kanunlarla uygulanısı hakkında açıklamalarda bulunulmus, orman, kıyı, vakıf arazilerinin durumu hakkında bilgi verilmistir. Çalısmanın son olan dördüncü bölümünde ise arsaların isgal edilme sebepleri ele alınarak bu konuda yapılması gerekenler için önerilerde bulunulmustur.

İsmail Tamer Bulman
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Kamu hizmetlerinde dijital dönüşümün Ticaret Bakanlığına yansıması: Dijitalleşmenin gümrük ihracat rejiminde rolü ve önemi

Kamu hizmetlerinde dijital dönüşüm, gümrük ihracat işlemlerinin daha hızlı, güvenli hale getirmekte; gümrük hizmetlerinde dijital dönüşüme geçiş, ticarette verimlilik ve şeffaflığı artırmakta, kırtasiyeciliği azaltmakta ve ihracatçılara zaman ve maliyet tasarrufu sağlamaktadır. Gümrüklerde ihracat rejiminde dijital dönüşümü; elektronik belge yönetimi, otomatik veri girişi, işin kolay takibi ve erişilebilirlik gibi avantajlar sağlar. İhracat rejimin de dijitalleşmeye geçilerek firmalara uluslararası ticari alanda rekabet etme konusunda katkı sağlanmış olur. İhracatta fiziki belge alınarak yapılan işlemler, yerini kağıtsız gümrük işlemlerine bırakarak daha hızlı ve verimli bir işleyişe dönüşmüş olur. Bu dönüşüm ile gümrükçe yapılan denetimler kolaylaştırılarak, hatalı yapılan işlem sayısını azaltılarak ve vakit kaybının önüne geçilerek ticaretin daha hızlı yapılmasına olanak sağlanmış olur. Belgelerin dijital ortama aktarılmasıyla fiziksel çıktılara gerek duyulmadan dijital ortamda işlenmesini sağlanarak, gümrük idarelerinin de yükleri azaltılmış, işlemlerde hız ve verimlilik artırılmıştır. Dijital ortamda evrak gönderimi, arşivleme ve belgeye ulaşma açısından da ciddi kolaylıklar sağlamaktadır. Gelişmekte olan ülkelerin ekonomik alanda varlıklarını sürdürebilmeleri için sahip olmaları gereken temel özelliklerden biri, gelişmiş ülkelerdeki gibi sağlam bir ekonomik yapıya ulaşmaktır. Ülkelerin ekonomik yapılarını ileriye taşıyabilmeleri için sürdürülebilir bir ekonomik modele sahip olmaları gerekmektedir. Bu doğrultuda, ekonomik büyümenin temel dinamiklerine hakim olmak ve bu dinamikleri etkin bir şekilde kullanarak geliştirmek önemlidir. Günümüz de uluslararası ticaretin, özellikle de İhracat artışının, üretimin büyümesini olumlu yönde etkilediği fikri, literatürde "İhracata Dayalı Büyüme Hipotezi" olarak adlandırılmaktadır. Gelişme yolundaki ülkeler uluslararası ticaret hacminden daha fazla pay almak istemeleri ihracattı ön plana çıkarmıştır. İhracat işlemlerinde hız ve verimlilik için de dijitalleşme önem arz etmektedir.

Serdar Nadiroğlu
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'nin Ab'ye üyeliği sürecinde Türk ulusal ajansı

AB egitim ve gençlik programlarıyla insanların refah ve mutlulugunun en üst düzeye çıkarılması amaçlanmaktadır. Bu programlardan bugüne kadar en büyük payı ngiltere, Almanya, Fransa ve talya almıstır. AB aday ülkeleri de proje hazırlama kapasiteleri ve Ulusal Ajanslarını kurma kabiliyetleri ölçüsünde programlardan 1997 yılından beri yararlanmaktadırlar. Türkiye'nin Topluluk Programları'na katılımını öngören Çerçeve Anlasma, 21 Haziran 2002 tarihinde TBMM tarafından onaylanmıstır. Topluluk programlarından Socrates (Genel Egitim), Leonardo da Vinci (Mesleki Egitim) ve Youth (Gençlik) Programlarına katılma çalısmalarına, öncelikle Ocak 2002'de Devlet Planlama Teskilatı (DPT) bünyesinde kurulan, Agustos 2003'te yürürlüge giren bir Kanunla bagımsız bir Merkez haline gelen, Avrupa Birligi Egitim ve Gençlik Programları Merkezi Baskanlıgı (Ulusal Ajans) tarafından baslanmıstır. Ulusal Ajans, AB egitim ve gençlik programlarının ülke içinde tanıtılması, koordinasyonu ve yürütülmesi görevini yerine getiren bir kurulustur. Ulusal Ajans, aynı zamanda; bu programlardan faydalanacak projelerin yurtiçinde degerlendirilerek seçilmesi, AB Komisyonu tarafından yapılacak projelerin müracaatlarının derlenmesi ve ön degerlendirmelerinin yapılması görevini de yürütmektedir. Ulusal Ajans, gerek personeli, gerek çalısma sekli ve gerekse kurumsal yapısı bakımından Türk Kamu Yönetiminde yeni bir kurumsal anlayısı da berberinde getirmektedir. Kurumun, Türk bürokrasi yapısına göre en uygun organizasyon seklinin nasıl olması gerektiginin tartısılması, AB kaynaklı yeni kurumların Türk dare yapısı içerisinde nasıl örgütlenmesi gerektigi, hangi grup kamu kurumları arasında yer alacagı konusunda bir fikir vermektedir. Diger bazı AB üyesi ülkelerdeki benzer yapıların incelenmesi de kıyaslama yapılması açısından fayda saglamaktadır. Türkiye'nin, programların ikinci asaması olan 2000-2006 döneminden azami yararlanması için çalısmalarının etkinligini artırması gerekmektedir. Bu da Ulusal Ajans'ın idari ve personel yapısının gözden geçirilmesi ve Türk Kamu Yönetimine uyumunda karsılasılan problemlerin çözümlenmesine yönelik tedbirler alınmasıyla gerçeklestirilecektir. Böylece Türkiye, programlardan yararlanma nispetinde toplumunu kalkındıracak ve Avrupa ailesinin bir üyesi olabilecektir. Bu çalısmada, Ulusal Ajansların kurulusu, gelisimi ve görevleri incelendikten sonra, AB üyesi ülkelerden Macaristan, Portekiz ve ngiltere Ulusal Ajansları ile 2006 yılı itibarıyla aday ülke konumundaki Romanya Ulusal Ajansı hakkında bilgiler verilmistir. Ülkemizde 2002 yılında kurulan Türk Ulusal Ajansı çesitli yönlerden irdelendikten sonra, Türk Kamu Yönetimi içerisindeki yeri degerlendirilmis ve karsılastıgı sorunlar analiz edilmistir. Sonuç bölümünde de karsılasılan problemlere çözüm önerileri gelistirilmistir.

Hasan Ünsal
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Türk kamu yönetiminde orta kademe yöneticilerin sorunları;hıfzıssıhha örnek olayı

Değişimin getirdiği bilim ve teknolojinin hızı, rekabette yönetici faktörünü ön plana çıkarmaktadır. Yönetici kademelerinden biri olarak karşımıza çıkan orta kademe yöneticilerin en önemli özelliği ara kademe olmasıdır. Üst kademe ile alt kademe arasında yer alan bu yönetim kademesi, örgütün yapısına göre en değişken özelliğe sahiptir. Örgüt yapısına göre, dikey ve yatay bir veya birkaç basamaktan oluşabilmektedir. Orta kademe yöneticiler, üst yönetim kademesine yakın oldukları konumda örgüt için stratejik kararlara katılırken, alt yönetim kademesine yakın oldukları konumda sadece teknik kararlardan sorumlu olabilirler. Konumları gereği insan ilişkileri, iletişim konularında örgüt açısından kilit noktadadır. Türk kamu yönetiminde yönetici kademesi olarak yer alan orta kademe yöneticiler, Türk kamu yönetiminde mevcut olan bütün sorunları yaşamaktadırlar. Ancak bu sorunlar görev, sorumluluk, yetki çıkmazı ve denetleme sistemindeki yanlışlarla birleştiğinde orta kademe yöneticiliği artık nitelikli personel tarafından istenilmeyen konum haline gelmiştir. Son bölümde orta kademe yöneticilere yönelik yapılan anket sonuçlarına göre, orta kademe yöneticileri bilimsel gelişmeleri takip eden ve çalışma hayatlarında uygulayan kişilerdir. Ancak yaşanan sorunlar önlerinde büyük engel olmuştur. Ankete katılan orta kademe yöneticilerin tamamı, yönetici eğitimini zorunlu bulmaktadır. Büyük çoğunluğu ise yönetici olmadan öncede, sonrada eğitim verilmesini doğru bulmaktadır. 238 Orta kademe yöneticiler, Türk kamu yönetiminin bir parçasıdır. Sorunların çözümünde bu kademeye yönelik çalışmaların yapılmaması, çözümün yetersiz kalmasına neden olmaktadır. Bundan dolayı var olan bütün insan kaynakları gibi orta kademe yöneticileri de doğru düzenlemelerle çok daha verimli bir kademe haline getirilebilecektir.

Bilge Erdem Kalemoğlu
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Yerel özerklik açısından belediyelerin mali yeterliliği

Türkiye'de belediyeler yerel yönetimler içerisinde oldukça ayrı bir yere sahiptirler. Her şeyden önce belediyeler kısmen de olsa özerk bir yapıdadırlar ve diğer yerel yönetim birimleri olan İl Özel İdareleri ve Köylerden bu yönü ile ayrılırlar. Belediyelerin yerel yönetim birimleri içinde ayrı bir yere sahip olmasında, yerel halkın günlük ihtiyaçlarıyla ilgili pek çok hizmeti belediyeden alması, halka en yakın kamu yönetimi birimlerinden biri olması ve halkın doğrudan doğruya bu birimleri denetleme olanağına sahip olması, ayrıca halkın yönetime doğrudan katılmasına imkan vermesi önemli etkenlerdir. Yerel halka en yakın yönetim birimi olan belediyelerin etkili, verimli ve kaliteli bir hizmet sunabilmeleri için kendi başlarına ve merkezi yönetimden bağımsız bir biçimde karar alabilmeleri ve bunları da yine bağımsız olarak uygulayabilmeleri gerekmektedir. Bunu da sağlayacak olan şey belediyelerin yerel özerkliğe sahip olmasıdır. Belediyelerin gerçek anlamda bir yerel özerkliğe sahip olmasının da yolu bu kurumlara mali özerkliğin tanınmasıyla mümkün olabilecektir. Bu tespitler ve değerlendirmeler doğrultusunda çalışmamızın konusu ?Yerel Özerklik Açısından Belediyelerin Mali yeterliliği? olarak belirlenmiştir. Belediyelerin yeterli gelir kaynaklarına sahip olamayışı, bu yerel yönetim birimlerinin merkezi yönetime bağımlı hale getirmiştir. Bunun sonucunda belediyeler istenilen düzeyde yerel özerkliğe ve mali özerkliğe sahip olamamaktadırlar. Bunu aşmanın yolu belediyelere görevleri ile orantılı ve bu görevleri ifa etmeye yeterli mali kaynakların sağlanmasından geçmektedir. Gerçek anlamda bir mali yeterlilik ve mali özerklik, belediyelerin hizmet ve faaliyetleri ile orantılı, yeterli mali kaynaklara sahip olmasının yanında bunları merkezi yönetimden bağımsız bir biçimde harcayabilme yetkisine sahip olmalarını ifade eder. Belediyelerin sunduğu hizmetlerin etkili ve verimli olabilmesi bu hizmetleri sunabilecek gelir kaynaklarının var olmasına bağlıdır. Bu kaynaklara belediyelerin sahip olabilmesi ise merkezi yönetim ile belediyeler arasında tam bir görev ve gelir bölüşümünün yapılmasını ve bunun anayasal 260 bir güvence altına alınmasını gerektirmektedir. Belediyelerin gerçek anlamda mali özerkliğe kavuşabilmeleri bu birimlerin gelirlerinin önemli bir bölümünü öz gelirlerinden sağlamalarına bağlıdır. Buradan hareketle belediyelere öz gelirlerini düzenleyebilmek ve tahsil edebilmek için yasal sınırlar içerisinde bir hareket serbestisi tanınmalıdır. Belediyelerle ilgili olarak yapılacak olan bu düzenlemeler, bütün yetkilerin merkezde toplandığı ve kararların tek merkezden alınması sonucu meydana gelen hizmet aksamaları ve kaynak israfını önleyerek, belediyelerin gelişimine katkıda bulunacağı gibi, beldenin de gelişimine katkı sağlayacaktır. Bunu daha geniş ölçekte ele aldığımızda ise ülkenin gelişimine katkı yapılmış olacaktır. Bununla bağlantılı olarak bu gelişmeler demokratikleşmeyi de beraberinde getirecektir. Böylece yerel halk yönetime daha fazla katılacak ve belediyeyi doğrudan denetleme imkanı bulacaktır. Bunun sonucunda da böylece yerindelik denetimi gerçekleştirilmiş olacaktır. Bu belediyeler üzerinde uygulanan idari vesayet denetimine olan gerekliliği ortadan kaldıracaktır. Bütün bunların gerçekleşmesi ise yerel özerkliğin sağlanması anlamına gelmektedir. Küreselleşmenin bütün dünyayı etkilediği bu dönemde Merkezi yönetimlerin yerel hizmetlerle ilgili yetkilerinin büyük bir kısmını yerel yönetimlere devrettiğini görüyoruz. Bu gelişmeler doğrultusunda Türkiye'de de artık merkeziyetçi yapıdan adem-i merkeziyetçi bir yapıya doğru geçmenin gerekliliği kabul edilmektedir. Bu doğrultuda özellikle Avrupa Birliği ile uyum çalışmaları çerçevesinde bazı yasal düzenlemelere gidildiği görülmekle birlikte bunların henüz yeterli düzeyde olduğunu söylemek zordur. Ancak bu yönde güçlü bir eğilimin olması belediyelerimizde yerel özerkliğinin sağlanması ve Türkiye'nin geleceği açısından ümit vericidir.

Mehmet Güdük
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Türk milli eğitim idari teşkilatının yeniden yapılandırılması

Araştırmanın temel amacı, Milli Eğitim Bakanlığı merkez örgütünün 1923 ? 2006 yılları arasında geçirdiği yapısal değişimi; örgütteki yetki ve sorumluluk dağılımını gösteren örgüt basamaklarını incelemekti. Bu amacı gerçekleştirebilmek için araştırma problemi ile ilgili yasal belgeler incelenmiş ve literatür taranmıştır. Araştırmada merkez örgütünde meydana gelen değişim tarihsel bir süreç halinde ortaya konulmaya çalışılmıştır. Kaynak taraması yoluyla veri toplama işlemi tamamlandıktan sonra, Bakanlık örgütünde olagelen değişimlere ilişkin bilgiler birbirleriyle karşılaştırılmış ve analiz edilmiştir. Elde edilen bilgilere göre, eğitim sisteminin Tanzimatın ilk yıllarından bu yana örgütlenme deneyimine sahip olduğu görülmüştür. Ancak, bugün gelinen noktada eğitim sisteminin yönetsel üst yapısını oluşturan Milli Eğitim Bakanlığı merkez örgütü biçimsel örgütlenme modeline göre yapılandırılmış olup, aynı görevleri yapan bir çok birim mevcuttur. Bu durum ise görevlerin tekrarı, karışması ve aynı görevleri yapan birimlerin çoğalması gibi sorunlar ortaya çıkarmıştır. Milli Eğitim Bakanlığı merkez örgütünü meydana getiren birimler arasında gerekli uzmanlaşmaya gidilmemiş, eş güdüm ve işbirliği sağlanamamıştır. Merkez örgütünde hiyerarşik basamak sayısı bağımsız daire başkanlıklarında beş ve genel müdürlüklerde altıdır. Basamak sayısı fazla olan Bakanlık örgütü dik bir yapıya sahiptir. Karar sürecinin ağırlaşmış olduğu, karar kademelerinin gereksiz yere çoğaldığı görülmüştür.

ModellerYönetim teşkilatıÖrgütler
Saniye Yurtsever
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Bölgesel kalkınma ajansları ve Türkiye uygulaması

Bu çalışmanın amacı bölgesel kalkınma ve bölgesel gelişme kavramlarını ele alarak bölgeler arasındaki dengesizliği açıklamak; ve bu dengesizliği gidermede bir yol olarak düşünülen Kalkınma Ajanslarının Türkiye'deki yapısını ve uygulanabilirliğini incelemektir. Bölgesel Kalkınma Ajansları kavramı ilk kez 1999 Helsinki Zirvesi sonrasında ele alınmıştır. Daha sonra 2003 yılı Katılım Ortaklığı belgesinde Kalkınma Ajanslarının kurulması öngörülmüştür. 19 Ocak 2005 tarihinde TBMM Başkanlığı'na sunulan ?Bölgesel Kalkınma Ajanslarının Kuruluşu, Koordinasyonu ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı? 25 Ocak 2006 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilmiş, 08 Şubat 2006 tarihinde de Resmi Gazete' de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Kalkınma Ajansları Türkiye'de dışa vurumları tam olarak kestirilemeyecek kadar yeni bir oluşumdur. Ancak mevcut yapılarına bakıldığında bölgesel dengesizliği gidermek ve bölgesel gelişmenin sağlanması için kullanılan önemli araçlardan birisi olsa bile TBMM tarafından kabul edilen kanunda, merkeziyetçi devlet anlayışı ile bağdaşmayan yönetim anlayışı benimsenmiştir.

Meltem Güner
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Suriyeli sığınmacıların TRC2 bölgesinde vergi uyumlarının incelenmesi

Türkiye, kültürel mirası ve coğrafi konumu sebebiyle her zaman bir göç ülkesi olmuştur. Bu noktada Suriye'de ortaya çıkan iç savaşta Türkiye coğrafi konumundan dolayı bu bölgeden yoğun göç almıştır. Bu göç bölge için gerek göç alanlar gerekse göç edenler için önemli sosyo-ekonomik etkiler ortaya çıkarmıştır. Çalışmanın konusu, geçici koruma kapsamındaki Suriyeli girişimcilerin vergi yapısına etkilerinin Şanlıurfa ve Diyarbakır örneğinde incelenmesidir. Bu etkilerin ortaya koyulabilmesi için Şanlıurfa ve Diyarbakır'daki geçici koruma kapsamındaki Suriyeli sığınmacılarla veri toplama aracı uygulaması yapılmıştır. Veri toplama aracı iki bölümden oluşmuştur. İlk bölümde araştırmaya katılan Suriyeli iş insanlarının demografik özelliklerini tespit etmek için genel sorular yer almıştır. Veri toplama aracının ikinci bölümünde Ciğerci ve Eğmir (2020) tarafından geliştirilen "Geçici Koruma Altında Bulunan Suriye Uyruklu Kişilerin Türk Vergi Sistemine Uyumu" ölçeği yer almıştır. Veri toplama aracı uygulaması Diyarbakır ve Şanlıurfa'da ikamet etmekte olan 190 Suriyeli iş insanına uygulanmıştır. Çalışmanın katılımcıları basit tesadüfi örnekleme yöntemine göre seçilmiştir. Çalışmanın verileri için faktör analizi, normallik testi ve güvenirlik analizi yapılmıştır. Çalışmanın ölçek geneli ve alt boyutları için yapılan normallik testi sonucu verilerin normal dağılım gösterdiği tespit edilmiştir. Bunun için ikili değişkenler için bağımsız örneklemler T-testi ve ikiden fazla değişkenler için ise ANOVA Benferonni çoklu karşılaştırma testi yapılmıştır. Çalışma sonucunda sığınmacı statüsünde yer alanların ölçek ifadelerine en fazla katılım gösterdikleri ifade "Türkiye'de vergi oranlarının çok yüksek olduğunu düşünüyorum" ve "Türkiye'de yaşayan bizlerin vergi mükellefi olabilmesi için konulan şartlar oldukça ağırdır" ifadelerine katılım gösterdikleri tespit edilmiştir. Bu bulgular ışığında Suriyeli iş insanını Türkiye'nin yüksek vergi ve vergi toplama politikası oldukça zorlamakta olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca bu çalışma kapsamında yapılan T-testi ve ANOVA çoklu karşılaştırma testleri sonucunda Suriyeli iş insanlarının cinsiyeti, yaşadığı şehir ve yaş değişkenlerinin mültecilerin ekonomik değerlere katkısında etkili bir değişken olduğu tespit edilmiştir.

Pınar Melik Çelik
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

E-devlet hizmet kalitesi: Diyarbakır ı̇li örneği̇

Bilgi ve iletişim teknolojilerindeki hızlı gelişmeler, kamu hizmetlerinin sunum biçiminde köklü değişikliklere neden olmuş, bu durum e-Devlet uygulamalarını ön plana çıkarmıştır. Günümüzde birçok kamu hizmeti dijital ortamda sunulmakta; vatandaşlar bu hizmetlere zaman ve mekân kısıtlaması olmadan kolayca erişebilmektedir. e-Devlet sistemlerinin yaygınlaşmasıyla birlikte, bu hizmetlerin kalitesi ve vatandaş memnuniyeti üzerindeki etkileri önemli bir araştırma alanı haline gelmiştir. Hizmet kalitesi yalnızca teknik yeterlilikle değil, aynı zamanda kullanıcıların algı ve deneyimleriyle de şekillenmektedir. Bu çerçevede, e-Devlet hizmetlerinin vatandaşlar tarafından nasıl algılandığı ve bu algının memnuniyet düzeyine etkisi kamu yönetimi literatüründe sıkça ele alınmaktadır. Bu çalışma, e-Devlet hizmet kalitesinin vatandaş memnuniyeti üzerindeki etkisini Diyarbakır ili örneğinde incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırmada, hizmet kalitesi belirli boyutlar çerçevesinde değerlendirilmiştir. Nicel araştırma yöntemi benimsenmiş, SPSS 25.0 programı kullanılarak 693 katılımcıdan elde edilen anket verileri analiz edilmiştir. Çalışma, hem kullanıcı deneyimlerine dayalı değerlendirmelere katkı sunmayı hem de bölgesel düzeyde dijital kamu hizmetlerinin etkinliğini ortaya koymayı hedeflemektedir.

DiyarbakırHizmetKalite
Muhammed Aydın
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Kamu yönetiminde performans değerleme süreci ve sosyal hizmetler ve çocuk esirgeme kurumu örneği

Kamu yönetiminde personel degerlemesinde kullanılan sicil sistemi günümüz rekabet ortamının gereklerine cevap verememektedir. Sistemin gerek personelin basarısını ölçme, gerekse ölçümleri degerleme konusunda yetersizligi tartısma götürmez bir gerçektir. Sicil sistemi objektif bir degerleme sistemi degildir. Verilecek sicil notu büyük ölçüde yöneticinin inisiyatifindedir ve suiistimale açıktır. Sicil degerlemesi sonucu, personelin basarısına iliskin bir geribildirim söz konusu olmadıgı için, yapılan degerleme personelin basarısına katkı saglamamaktadır. Bu sistem basarılı ile basarısızı birbirinden ayırma konusunda yetersizdir, hemen hemen herkes benzer notları almaktadır. Bu da personelin motivasyonunu düsürmektedir. Dolayısıyla kamu yönetimi için yeni bir personel degerleme sisteminin gelistirilmesi zamanı gelmistir. Sicil sistemine alternatif sistem 360 derece (çoklu) performans degerleme sistemi olabilir. Bu sistemde personeli yalnızca yöneticileri degil, aynı zamanda is iliski içerisinde bulundugu farklı kisiler de degerlemektedir. Böylece farklı kaynaklardan alınan bilgiler dogrultusunda yapılan degerleme daha objektif olmakla birlikte, personelin motivasyonu da bu süreçten olumlu etkilenmektedir. Bu sistemde tek yönlü olarak yönetici personeli degerlememekte, aynı zamanda personel de yöneticiyi degerlemektedir. Degerleme sürecine bu sekilde dogrudan katılan personelin örgüte olan aidiyet duygusu artmakta, personel kendisini daha degerli hissetmekte ve böylece motivasyonu artmaktadır. Geribildirimle performansına iliskin bilgilendirilen personel, eksiklerini görebilmekte ve eksiklerini tamamlama konusunda çaba sarf etmektedir. Bu sistemde aynı zamanda personelin 189 egitim gereksinmesi de daha kolay tespit edilebilmektedir. Bu gerek örgütsel, gerekse bireysel gelisime önemli katkılar saglamaktadır. 360 derece performans degerleme sistemine geçis sürecinde öncelikle gerekli altyapı olusturulmalı, yöneticiler ve personel bu konuda bilgilendirilmelidir. Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu için önerilen bu sistem, diger kamu kurumlarında da uygulanabilir. Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Ankara l Müdürlügü ve Ankara l Müdürlügü'ne baglı kurumlarda istihdam edilen 135 personel ile yapılan anket çalısması sonucunda elde edilen verilere göre, kurum personeli sicil sistemine elestirel yaklasmakta ve yeni bir sisteme sıcak bakmaktadır.

Duygu Altay
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Kent yoksulluğunu önlemede kent yönetimlerinin rolü: Ankara Büyükşehir Belediyesi örneği

Yoksulluk ve yarattığı sorunlar giderek ağırlaşmaktadır. B aşta büyük kentler olmak üzere, günümüzde kentler yoksulluğun giderek arttığı ve çeşitlendiği alanlar olarak karşımıza çıkmaktadır . Yaşanan gelişmelerle birlikte yoksulluk sorunu, hem akademik çevrelerin hem de kent yönetimlerinin önemli gündem konularında birisi haline getirmiştir. Çalışmanın ilk bölümünde, ?yoksul? ve ?yoksulluk? kavramları tanımlanarak sınırın nasıl çizileceği konusuna açıklık getirilmeye çalışılmıştır. Kavramsal bir bakışla yoksulluğa ilişkin tanımlamalar hakkında bilgi verilmiştir. Ayrıca çalışmanın odak noktalarından biri olan kent yoksulluğu ele alınmıştır. İkinci bölümde kentleşme ve beraberinde getirdiği sorunlardan yola çıkılarak Türkiye kentleri için değerlendirmeler yapıldıktan sonra mevcut istatistikler çerçevesinde Türkiye'deki yoksulluğun analizi yapılmıştır. Aynı bölümde, yoksullukla mücadelede, sosyal hizmetin ve sivil toplum kuruluşlarının (STK) önemine de değinilmiştir. İlk iki bölümde literatür taramasına dayalı verilen bilgilerden sonra, üçüncü ve son bölümde Ankara Büyükşehir Belediyesinin Ankara'daki kent yoksulluğunu önlemeye yönelik temel faaliyetleri ifade edilmeye çalışılmıştır. Bu konuda Ankara Büyükşehir Belediyesinin yetkili birimleri ile irtibat sağlanıp gerekli veriler elde edilmiştir. Elde edilen verilere istatistiki bilgiler de eklenerek konuya belirginlik kazandırılmıştır.

Yoksulluk
Özlem Altun
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Gençlerin siyasal ve kültürel tutumları -Ankara örneği-

?Gençlerin Siyasal ve Kültürel Tutumları? araştırması, 15-30 yaş grubu gençliğin siyasal ve kültürel tutumlarını betimlemeyi amaçlamaktadır. Çalışmada, bütünsel bir kültürel kuramsal perspektiften hareketle, kendi içinde herhangi bir kategorizasyona gidilmeksizin gençlerin siyasal ve kültürel tutumlarını ölçecek bir tutum ölçeği hazırlanmış, ölçeğin hazırlanma aşamasında nitel tekniklerden yararlanılmış, daha sonra nicel ölçüm teknikleri kullanılarak veri toplanmış ve istatistiki analizler yapılmıştır. Bu bakımdan araştırma, pozitivist bir metodoloji çerçevesinde yürütülmüştür. Araştırma, tutum ölçeği geliştirilirken kullanılabilecek bir kuramsal çerçeve oluşturma denemesini de içermektedir. Araştırmada, temelde, siyasal ve kültürel tutumların demografik özellikler, kültürel değişkenler, farklı kimlik tanımlamaları ve siyasal tercihlerle olan ilişkisi analiz edilmiştir. Sonuç olarak, bu çalışma Ankara'da yaşayan 15-30 yaş arası genç nüfusun, kültürel ve siyasal özellikleri başta olmak üzere, siyasal ve kültürel tutumları hakkında geniş ve betimleyici bir analiz içermektedir.

GençlikTutum ölçekleriTutumlar
Aslıhan Küçüker
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de yerel yönetimlerin demokratikleşmesi ve kadın temsiliyetinin buna etkisi

Bu çalışma, Türkiye'de yerel yönetimlerin demokratikleşme süreci ile kadın temsili arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlamaktadır. Yerel yönetimler, demokrasinin en temel unsurlarından biri olarak, halkın karar alma süreçlerine katılımını teşvik etmekte ve yerinden yönetimi güçlendirmektedir. Bununla birlikte, demokratikleşme süreci, toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadın temsili ile doğrudan ilişkilidir. Kadınların yerel yönetimlerde daha fazla temsil edilmesi, sadece toplumsal cinsiyet eşitliği açısından değil, aynı zamanda daha şeffaf, hesap verebilir ve katılımcı bir yönetim anlayışının inşası için de büyük önem taşımaktadır. Bu tezde, Türkiye'deki yerel yönetimlerin tarihsel gelişimi ve kadın temsili üzerine yapılan araştırmalar ele alınmış, kadınların yerel yönetimlerdeki temsili ile demokratikleşme arasındaki bağlantı incelenmiştir. Türkiye'deki kadın temsili oranları, yerel seçimlerdeki kadın aday sayıları, kadın kotası uygulamaları gibi konular analiz edilmiştir. Ayrıca, kadınların yerel yönetimlerdeki temsilini engelleyen toplumsal ve yapısal engeller ile yasal düzenlemeler de tartışılmıştır. Araştırmanın bulguları, kadın temsili oranlarının artırılmasının, demokratikleşme süreçlerini güçlendirdiğini, yerel yönetimlerin şeffaflık, hesap verebilirlik ve katılım açısından daha olumlu bir noktaya ulaşmasına yardımcı olduğunu ortaya koymaktadır. Bu bağlamda, yerel yönetimlerde kadınların daha fazla yer almasının, sadece toplumsal cinsiyet eşitliği değil, genel anlamda demokratikleşme sürecinin de güçlenmesine katkı sağlayacağı sonucuna varılmıştır. Çalışma, bu hedefe ulaşabilmek için yerel yönetimlerde kadın temsili oranlarını artırmaya yönelik önerilerde bulunmaktadır. Yöntem olarak bu çalışmada Türkiye'de yerel yönetimlerin demokratikleşme süreci ile kadın temsilinin bu sürece katkısını nitel araştırma yöntemiyle incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırmada, yerel yönetimlerde aktif görev yapmış ya da yapmakta olan kadınların deneyimlerine ve görüşlerine başvurulmuştur. Veriler, açık uçlu sorulardan oluşan bir görüşme formu aracılığıyla toplanmıştır. Araştırmanın saha çalışması kısmı, 2024 yılı Mayıs ve Haziran aylarında gerçekleştirilmiştir. Görüşmeler çevrim içi ortamda yazılı olarak yapılmış, her bir görüşme ortalama 30–40 dakika sürmüştür. Katılımcılar amaçlı örnekleme yöntemiyle belirlenmiş olup, çeşitliliği sağlamak amacıyla farklı görevlerde bulunan sekiz kadın yerel yöneticiyle görüşülmüştür.

Eylem Saruca
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Gelişmekte olan ülke kentlerinde küreselleşme sürecinin kent kimliğine etkisi-Ankara örneği

Günümüz dünyasını adlandıran küresellesme olgusu, her alanda oldugu gibi kentlerde de köklü bir dönüsümü beraberinde getirmis, kentler küresellesme dinamiklerinin yayılmasında önemli bir aktör ve merkez haline gelmistir. Çalısmada genel olarak, küresellesmenin etkisiyle birlikte fonksiyonları, anlamı ve mahiyeti degisen kentler üzerinde durulacaktır. Küresellesmenin siyasal, ekonomik, kültürel etkilerinin kentleri hangi boyutlarıyla etkiledigi/dönüstürdügü saptanmaya çalısılarak, bu boyutlar gelismekte olan ülke kentleri ile gelismis ülke kentlerinden farklılıkları çerçevesinde ele alınacaktır. Bu dogrultuda, gelismekte olan bir ülke kenti olan Ankara'da küresellesmenin kent kimligine etkisi, Ankara'nın farklı gelismislik özellikleri gösteren üç bölgesinde karsılastırmalı olarak yapılan uygulamalı arastırma düzeyinde incelenmistir. Bu amaçla ayrıca, konuyla ilgili çesitli yerli/yabancı literatürde yer alan görüslere yer verilecek ve küresellesme ve kent kapsamında konu tarihsel süreç içinde tartısılacaktır. Bu tartısma; küresellesmenin yasanan bir olgu oldugundan hareketle, kentler özelinde yasanan toplumsal, sosyo-kültürel, siyasi dönüsümlerinin kent kimligini dönüstürdügü varsayımına dayandırılacaktır.

Kent kimliğiKentsel kültürKüreselleşme
Demet Cavcav
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Bütünleşik afet yönetimi sistemi bağlamında 6 Şubat Depremlerinin değerlendirilmesi

Bu çalışma, 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş depremlerini bütünleşik afet yönetimi perspektifinden değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Araştırma, bütünleşik afet yönetiminin kavramsal çerçevesini, Türkiye'deki gelişimini ve 6 Şubat depremlerinin etkilerini incelemektedir. Bulgular, Türkiye'nin afet yönetim sisteminin bütünleşik yaklaşımı benimsemesine rağmen, uygulamada sorunlar yaşadığını göstermektedir. Risk azaltma ve hazırlık çalışmalarındaki yetersizlikler, koordinasyon sorunları ve iyileştirme çalışmalarındaki planlama eksiklikleri öne çıkmaktadır. Depremlerden çıkarılan dersler doğrultusunda, yasal ve kurumsal çerçevenin güçlendirilmesi, risk azaltma çalışmalarının etkinleştirilmesi, hazırlık faaliyetlerinin geliştirilmesi, müdahale kapasitesinin artırılması ve toplum tabanlı afet yönetiminin desteklenmesi önerilmektedir.

Doğal afetler
Muhittin Tekdemir
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Bölgelerarası dengesizliği gidermede organize sanayi bölgeleri ve Elazığ örneği

Bu çalışmanın amacı bölgeler arası dengesizlik olgusunu ve bölgeler arası dengesizliği gidermede kullanılan yöntemlerden birisi olan organize sanayi bölgelerinin Türkiye'deki mevcut durumunu incelemektir. Organize sanayi bölgeleri uygulaması Türkiye'de ilk kez 1962 yılında Bursa'da uygulamaya konmuştur. Bölgeler arası dengesizliğin giderilmesinde, bölgesel gelişmenin düzenlenmesinde, düzensiz ve çarpık kentleşmenin yol açtığı sorunların çözümünde birer araç olarak benimsenmiştir. Organize sanayi bölgeleri, sanayiler arası ilişkilerin geliştirildiği birer merkez konumundadır. Türkiye'de Organize Sanayi Bölgelerinin kurulması, denetlenmesi, kredilendirilmesi ve çeşitli kuruluşlar ile koordinasyonunun sağlanması aşamalarında Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'nın önemli bir rolü bulunmaktadır. Organize sanayi bölgeleri tamamlanmış alt yapı ve hizmet tesisleri ile düzenli ve planlı sanayileşme açısından önemli katkılarda bulunmuştur. Bu çalışmada bir örnek olarak Elazığ Organize Sanayi Bölgesi incelenmiştir.

Hakkı Hakan Hozikligil
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

1946'dan 1950'ye geçişte CHP'nin ideolojik pozisyonunda değişiklikler

1946'dan 1950'ye geçis süreci Türkiye'de köklü dönüsümlere sebep olmustur. Tek partili rejimin terk edilip çok partili rejime geçilmesi, tek partili rejimde sistemin tek sahibi olan CHP için birçok sıkıntıyı da beraberinde getirmistir. CHP hiç de alısık olmadıgı rekabet sartlarına uyabilmek için çok büyük bir dönüsümün içine girmek zorunda kalmıstır. CHP'nin geçirdigi dönüsümün en iyi göstergesi, hiç süphesiz, CHP'nin Altı lke'sidir. Aynı zamanda CHP'nin ideolojik temelini olusturan bu ilkeler, muhalefetin yogun baskısı, demokratik rekabet ortamının zorlamaları sonucunda, tek parti dönemindeki tariflerinden oldukça farklı bir yapıya bürünmüslerdir. Halkçılık ilkesi dogrultusunda, sınıfsız topluma vurgu yapan ve var olan sınıfları da görmezden gelen CHP, 1950'ye gelindiginde parti programında sınıfları tanımlamak zorunda kalmıs, sınıfın mesrulugunu kabul ettigini açıkça kabul eder nitelikte yasalar çıkarmıstır. Halkın yukarıdan yönetilmesi anlamına gelen cumhuriyetçilik, yerini halkın ayagına gitmeye bırakmıs ve yeni ilke demokratik esaslara daha uygun bir üslupla belirlenmis, bu dogrultuda yasalar çıkarılmıstır. Milliyetçilik ilkesi ırkçılıktan sıyrılmıs; daha subjektif bir çerçevede tanımlanmıstır. Kemalist elitlerin üzerinde hassasiyetle durdukları laiklik ilkesinden büyük tavizler verilmis, bu sayede din özgürlügü alanı olumlu yönde gelismistir. nkılâpçılık ise tüm ilkelere bagımlı olarak, radikal devrimci karakterinden sıyrılmıs ve ılımlı evrimci bir muhtevaya bürünmüstür. CHP'nin ekonomi politikasını olusturan Devletçilik ilkesinde ise özel sektör lehine büyük degisiklikler olmustur. Bazı çevreler tarafından 1946-1950 dönemine rast gelen degisikliklerin bas mimarı olarak CHP gösterilmektedir. CHP'nin elinde bulundurdugu gücü kendi istegi ile bıraktıgı fikrini makul görmemekteyiz. Bu yüzden degisim sürecinde CHP'nin bagımlı bir degisken oldugunu düsünmekteyiz. Bu degisim sürecinin baslatılmasında en önemli payı dıs etkenlere atfetmekte, degisim dinamigini saglayan unsuru ise, demokratik rekabet ortamına ve dolayısıyla muhalefete baglamaktayız.

Oğuzhan Altuğ Kılıç
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00