
857
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Batı Türkistan Bölgesinde Şâdi Töre Cihangiroğlu tarafından yazılan Manzum Siyer-i Şerif (İnceleme-metin)
Türklerin Gök- Tanrı inancı ile ilgili olarak, bize ulaşan kitabelerde "Tengri'nin inayeti" ifadesi, ve yardımı, iyilikleri gibi sebeplerle Tengri'ye şükür temalı anlatımlar geçer. Türkler, VIII. yy.da topluluklar hâlinde Müslüman olmaya başlamaları ile beraber düşünce, edebiyat, kültür ve dil gibi pek çok alanda değişiklikler yaşamış ve bu değişime de kısmen uyum sağlamışlardır. Çalışmamızda Doğu Türkçesi ile yazılmış olan manzum bir siyeri, dönemin şartları, coğrafyanın etkileri ve dili açısından incelemeyi hedefledik. Çalışmamızın giriş bölümünde dinî- edebî ürünlerin tasnîfi, siyer konulu türler ve meşhur siyerler ile Türk dünyasında siyerin gelişimi konu edilmiştir. Kendisi hakkında pek az bilgiye ulaşabildiğimiz müellifimiz Şâdi Töre Cihangiroğlu (1855- 1933), hayatı ve eserleri ile birinci bölümün konusudur. İki adet taş baskı ve bir adet matbu baskısına ulaşabildiğimiz manzum siyerin tanıtımı ikinci bölümde yapılmıştır. Metnin transkripsiyonlu hali de üçüncü bölümde yer alır.
İlk dönem İslâm tarihinde denizcilik ve deniz seferleri
Hz. Osman döneminde ivme kazanan denizcilik faaliyetlerinin ilk denemeleri, Hz. Peygamber döneminde başlamıştır. Kıbrıs Adası'nın fethi, bazı adalara düzenlenen askerî seferler ve Zâtüssavârî Muharebesi (Direkler Savaşı) bu faaliyetleri zirveye çıkarmakla kalmamış; aynı zamanda İstanbul seferlerinin zeminini hazırlamış, ancak bazı doğal nedenlerden dolayı İstanbul fethi gerçekleşmemiştir. Bu yoğun askerî hareketlilik esnasında ticarî aktivite hızlanmış, bölgede Bizans İmparatorluğu'nun tekelinde olan askerî ve ticarî hâkimiyet, Müslümanların eline geçmiştir. Arap Körfezi'ne yakın yerlere kurulan Basra ve kûfe ordugâh şehirleri, kısa zamanda büyük ticaret merkezlerine dönüşmüş, dünya ticaretinde önemli merkezler kabul edilen Hindistan ve Çin ile ekonomik bağ kurulmuştur. Böylece Uzak Doğu'nun kıymetli madenleri, köleleri, ipek kumaşları ve baharatları batıya; batının fildişi, inci, köle ve hurma gibi batıya has gıda maddeleri Uzak Doğu'ya ihraç edilmiştir. Müslümanlar bunu gerçekleştirirken teknolojisini transfer ettikleri Bizans ve Hint gemilerini geliştirerek bu gemileri kendi kültürel yapılarına uyarlamakla kalmamış, sonraki dönem denizciliğine büyük katkı sunmuştur. Buna rağmen Akdeniz Havzası'nda fethedilen adaların Müslümanlar tarafından iskân edilmemesi, zamanla gelişen denizcilik teknolojisine ayak uyduramama, tersanelerin zamanında uygun şekilde ıslah edilememesi ve denizciliğe duyulan ilginin azalması gibi sebeplerle Müslümanlar, denizlerdeki hâkimiyetlerini kaybetmiştir. Araştırmanın amacı, İslâm tarihinde ilk donanmanın ortaya çıkışı ve çıkış sebebi olurken; araştırmanın kapsamı ise, Hz. Peygamber, Râşit Halifeler ve Emevî Devleti'nin yıkılışıyla sınırlandırılmıştır. Araştırmada toplanan veriler; sentezlenerek rivayetçi, öğretici ve neden-nasılcı yöntemler kullanılarak sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: İslâm Tarihi, Hz. Peygamber, Hulefâ-yi Râşidîn, Emevîler, Donanma, Seyrüsefer, Denizcilik, Ticaret.
Hulefâ-yi Râşidîn döneminde görevden alınanlar ve görevden alınma sebepleri
Bu çalışmamızda Hulefâ-yi Râşidîn döneminde görevden alınanlar ve görevden alınma sebepleri ele alınmıştır. Hz. Peygamber dönemiyle beraber Arap yarımadasındaki kabilecilik esasına dayalı anlayıştan uzaklaşılarak İslam Devleti'nin temelleri atılmaya başlanmıştır. Bu dönemde mevcut şartlar itibariyle kapsamlı bir devlet teşkilatlanmasına ihtiyaç duyulmamıştır. Hz. Peygamber'in vefatıyla başlayan Hulefâ-yi Râşidîn döneminde devlet bünyesinde yaşanan olumsuzlukların giderilmesi için çeşitli düzenlemeler yapılmıştır. Çeşitli dönemlerde mevcut olumsuzluklar vali, komutan ve memurların görevden alınmasıyla giderilmeye çalışılmıştır. Hz.Ebû Bekir'in iki yıllık halifeliği Hz.Peygamber döneminin devamı niteliğinde olmuştur. Hilafetinde Suriye fetihlerine başlayan Ebû Bekir, bu süre zarfınca sadece Hâlid b. Said'i kendisinden daha ehil birini bulması sebebiyle ordu komutanlığından almıştır. Hz.Ömer, Hz.Osman ve Hz.Ali döneminde İslam Devleti'nin sınırları fetihler, biat ve yeni şehirlerin kurulmasıyla genişlemiş, bunun sonucunda devlet içerisinde birçok görevlendirme gerçekleşmiştir. Hz.Ömer, on yıllık hilafeti süresince İslam Devleti'nin büyüme ve kurumsallaşmasını hedeflemiştir. Bu büyümenin güçlü ve şartlara uygun bir biçimde şekillenmesi için zaman zaman valilerini teftiş etmiş ve teftiş sonucunda bazı valileri görevden almıştır. Hz.Ömer maslahat gereğince de bazı komutanları görevden almıştır. Hz.Osman, hilafetinin ilk dönemlerinde selefi Hz.Ömer'in yolundan giderek güçlü ve istikrarlı bir devlet yapısını devam etmiştir. Fakat kimi zaman Müslüman bir idareciye yakışmayacak davranışlar sergileyen kimi zaman da eyaletlerden gelen şikâyetler üzerine valilerini görevden almıştır. Hz.Ali halife olduktan sonra meşrutiyetini sağlamlaştırmak adına Hz.Osman dönemindeki valileri görevden alarak yeni atamalar yapmıştır. Anahtar Kelimeler: İslam Tarihi, Hulefâ-yi Râşidîn, Görevden Alma, Valilik, Komutanlık.
Türkiye ve Suriye Selçuklu sultanlarının hayatlarından hareketle ölüm sebepleri
Önemli devletlerin başında bulunan yöneticilerin ölümleri tarih açısından mühimdir. İktidar kavgası sonucunda yöneticinin ölmesi ve kavgayı kazanan kişinin başa geçmesi ile hayatın normal akışı içerisinde yöneticinin ölmesinden sonra başa başka birisinin geçmesinin ortaya çıkardığı sonuçlar farklılık arz etmektedir. Anadolu coğrafyası üzerinde kurulan ve birçok devlet ile komşuluk kuran Türkiye Selçuklu Devleti, bulunduğu konum itibariyle çeşitli mücadeleler içerisine girmiştir. Anadolu topraklarının jeopolitik konumundan kaynaklı olarak da geçiş güzergahı üzerinde bulunması, Kudüs üzerine düzenlenen Haçlı Seferleri gibi önemli olayların Türkiye Selçuklu Devletine etki etmesine yol açmıştır. Diğer taraftan Selçukluların Suriye bölgesinde kurulan diğer bir devleti Suriye Selçuklu Devleti'de hem bölgede var olmak hem de bölge için tehdit oluşturan gayrimüslim devlet ve milletler ile bölgedeki İslâm sancağının dalgalanmasını sağlamak için çeşitli mücadeleler vermiştir. Her iki devlet açısından da yapılan mücadelelerin, meydana gelen olayların getirdiği sonuçlar, devletin başında bulunan sultanları da etkilemiştir. Dolayısıyla Anadolu'nun Türkleşmesinde ve İslamlaşmasında önemli katkılar sunan Türkiye Selçuklu Devleti ile Türk hakimiyetini Suriye bölgesinde yaşatan Suriye Selçuklu Devleti'nin yöneticilerinin ölümlerinin ardından meydana gelen olayları daha iyi kavrayabilmemiz için devlet yöneticilerinin ölümüne sebep olan şeyin ne olduğunun bilinmesi olayları yorumlama ve anlamlandırma noktasında önemlidir. Bu açıdan çalışmamızda Türkiye ve Suriye Selçuklu Devleti sultanlarının hayat hikayelerinden hareketle ölüm sebepleri incelenerek dönem hakkında bilgi elde etme yoluna gidilmiştir.
İbn A'sem el-Kûfî'nin Kitâbü'l-Fütûh'unda Hz. Osman dönemi iç karışılıkları
İbn A'sem el-Kûfî'nin Kitâbü'l-Fütûh'unda Hz. Osman Dönemi İç Karışıklıkları" isimli bu tezde Hz. Osman'ın hilafet dönemi Kitâbü'l-Fütûh ana kaynağı ekseninde rivayetler gruplandırılarak aktarılmıştır. Diğer İslâm tarihi kaynaklarından aktarılan rivayet grupları ile Kitâbü'l-Fütûh'tan aktarılan rivayetler mukayese edilerek ortak ve farklı yönler tespit edilmiştir. Yer yer değerlendirmeler zikredilmiştir. Çalışma giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmında araştırmanın konu, kapsam, amaç, yöntem, kaynakları ve İbn A'sem el-Kûfî'nin hayatı ve eseri hakkında bilgiler zikredilmiştir. Birinci bölümde, Kitâbü'l-Fütûh'ta Hz. Ömer'in şûra üyeleri ile ilgili görüşleri ve Câselik ile diyaloğu, Hz. Ömer'in şûrayı tayini ve Hz. Osman'ın halife seçilmesi ele alınmıştır. İkinci bölümde Kitâbü'l-Fütûh'ta Hz. Osman dönemi iç karışıklıkları kaydedilmiştir. Üçüncü bölümde Kitâbü'l-Fütûh'ta Hz. Osman'ın muhasara edilmesi, öldürülmesi ve defnedilmesi zikredilmiştir. İbn A'sem'in Kitâbü'l-Fütûh'unda rivayet aktarımında bulunurken şiî düşünceye göre bir yol izlediği tespit edilmiştir. Hz. Osman döneminde olaylara ve şahıslara şiî algı ile motiflerde bulunduğu gözlemlenmiştir. Kitâbü'l-Fütûh'ta, şiî düşünceye hedef olan birey veya kitlelerin yerilmekten geri kalınmadığı açıkça müşahede edilmiştir. Özelde Hz. Osman'ın ve yönetim kadrolarının genelde Ümeyyeoğulları'nın ve yönetim ile arası iyi olanların haksız olduğunun vurgulanmaya çalışıldığı tespit edilmiştir. Hz. Osman ve akrabalarına karşı başta sahabenin önde gelenleri olmak üzere halkın muhalif olduğu algısı üzerinde durulduğu gözlemlenmiştir.
Nizâmeddin en-Nîsâbûrî'nin Şerhu Sî Fasl adlı eserinin tahkik ve değerlendirilmesi
Gezegenler, yıldızlar ve gök cisimleri yani genel bir ifadeyle astronomi her zaman insanlar için merak konusu olmuştur. İnsanlar ilk dönemlerden itibaren sürekli gökyüzünü incelemişler ve belirli hesaplamalar yaparak işlerini buna göre düzenlemişlerdir. Öyle ki yapılan gözlemler sonucunda zamanı, bulundukları konumu, yönleri ve daha pek çok şeyi hesaplamışlardır. Bu sayede tarımdan ticarete, ibadet vakitlerinden günlük yaşamlarına kadar pek çok konuda hayatlarını kolaylaştırmışlardır. Astronomi insan hayatında her zaman çok önemli bir yere sahip olmuş ve olmaya da devam etmektedir. Tezimizin konusu olan Nîsâbûrî'nin Şerhu Sî Fasl adlı eseri de astronomi alanında yazılan önemli eserlerden biridir. Biz bu eseri tahkik edip değerlendirmesini yaparak bilim dünyasına kazandırmak istedik. Bu eser otuz bölümden oluşmaktadır. Her bölüm astronomi, takvimler ve astroloji ile ilgili temel bilgiler içermektedir. Unutulmamalıdır ki özellikle bilim tarihinde yapılan tahkikler, hem eski dönemlerde yapılan bilimsel çalışmaları gün yüzüne çıkartmakta hem de bu bilgilerden yararlanarak çeşitli karşılaştırma ve incelemeler yapılmasına imkan sağlamaktadır.
Türk İslâm edebiyatında Hızırnâmeler ve Hızırla Kırk Saat
Kültürümüzün gizemli karakteri Hızır ve onunla irtibatlı kavramlar kaynaklarda geniĢ bir yer tutar. Hızır; halk hikâyeleri, masal, efsane, menkıbe ve Ģiirlerin vazgeçilmez bir unsurudur. Dinî tasavvufî edebiyatımızda telmih, istiare ve tevriyelere sıkça konu edinilen, bahis açılan bir mazmundur. Bundan baĢka Hz. Mûsâ ve Hızır kıssasını merkeze alan Hızırnâme türünde eserler telif edilmiĢtir. Son dönem Türk Ģiirinin en önemli Ģairlerinden biri olan Sezai Karakoç, klasik edebî ve tasavvufî kaynaklarda sıklıkla tekrar edilen Hızır karakterini tekrar Ģiirin gündemine taĢımıĢ ve edebiyatın konusu haline getirmiĢtir. ÇalıĢmamızda ilk olarak Ġslam kültüründe Hızır mefhumunun yeri ve ihtiva ettiği anlam, ikinci olarak Hızırnâme türünün özellikleri ve Türk edebiyatında Hızrnâmeler hakkında bilgi verilecektir. Son olarak da Sezai Karakoç`un Hızırla Kırk Saat adlı eseri ele alınacak, klasik edebiyatımızla olan irtibatı tespit edilmeye çalıĢılacak, edebiyatımızın temel tartıĢmalarından biri olan gelenek ve gelecek arasındaki münasebet hususunda mülahazalar yapılacaktır. Anahtar kelimeler: Hızırla Kırk Saat, Sezai Karakoç, Hızır, Hızırnâme, Gelenek, DiriliĢ.
Bedir esirleri ve Bedir Savaşı sonrası tutum ve tavırları
Bedir Savaşı, Müslümanların Hicaz bölgesinde bir güç olarak tanınmasını sağlarken Mekke'deki Kureyş kabilesinin itibarını sarsmıştır. Güç dengelerinin değişiminde bu savaş büyük rol oynamış ve âdeta kırılma noktası olmuştur. Bu savaşta müşrikler, eşrâf tabakası da dâhil pek çok kayıp vermiş, Kureyş ordusundan birçok kişi esir alınmıştır. Bedir Savaşı ile ilgili müstakil çalışmalar ve araştırma bölümleri olmakla birlikte, Bedir esirlerini konu edinen bir çalışmaya rastlanmamıştır. Bu araştırmada, öncelikle siyer, megâzî, tabakât kitaplarından istifade edilerek, esir isimleri tespit edilmiş ve belirlenen isimler ayrı ayrı araştırılarak haklarında yer alan bilgiler bir araya getirilmiştir. Derlenen bilgiler tasnife tabi tutulmuş, araştırma başlıkları çerçevesinde tahlillerde bulunulmuştur. Çalışma, giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmında araştırmanın konu, kapsam, amaç, yöntem ve kaynakları açıklanmış, Bedir Savaşı'nın önemine ve Hicaz bölgesindeki etkilerine değinilmiştir. Birinci bölümde; esir isimleri tespit edilerek, haklarında yer alan bilgiler derlenmiştir. İkinci bölümde; esirlerin Bedir Savaşı'ndan sonra sergiledikleri tutum, olaylar üzerinden değerlendirilmiş, esirlerin hadiseler üzerindeki etkilerine detaylarıyla birlikte yer verilmiştir. Esirlerin dağılımı savaşa katılan bütün kabileleri kapsamaktadır. Hem kabile ileri gelenlerinden hem kabilelerin anlaşmalılarından (halîf) olan kimseler esirler arasındadır. Bu kişiler; fidye ödemek, okuma yazma öğretmek, mübadele edilmek suretiyle veya karşılıksız serbest bırakılmıştır. Serbest kalan esirlerden, İslâm aleyhine faaliyetlerde bulunarak şirk üzere ölenler olduğu gibi, Müslüman olarak İslâm'a hizmet yolunda gayret sarf edenler de vardır. Esirlerin birçoğunun tutumunun ise Mekke'nin fethinden sonra müspet yönde değiştiği anlaşılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Siyer, Bedir Savaşı, Esir, Fidye, Kureyş.
Karaman cami hazirelerinde ve Karaman Müzesi'nde bulunan mezar taşları
Camii, Kethane Camii, Pir Ahmed Camii, Yunus Emre Camii hazirelerindeki ve Karaman Müzesi'nin teşhirindeki mezar taşları incelenmiştir. İnceleme neticesinde toplamda 198 mezar taşı tespit edilmiştir. Bunlardan 156'sı baş taşı, 34'ü ayak taşı, 4'ü şahidesi bulunmayan sembolik lahit ve 4'ü de sandukadır. Bu mezar taşlarının tarih aralığı ise 14-20. yüzyıllardır. İncelenen mezar taşlarından 54'ü erkek mezar taşı, 33'ü de kadın mezar taşıdır. Mezar taşları yapı malzemesi olarak çoğunluğunda taş kullanılırken, az bir kısmında ise mermer kullanılmıştır. İncelenen alanda toprak mezar, sembolik lahit, pehleli mezar ve çerçeveli mezar tipleri bulunmaktadır. Erkek mezar taşlarının bazılarında sarık, fes ve tarikat başlıkları bulunmaktadır. Başlığı olmayan mezar taşları ise üçgen tepelikli, sivri kemer tepelikli, yarım daire kemer tepelikli, dilimli kemer tepelikli, bitkisel tepelikli ve düze tepeliklidir. Kitabeli mezar taşlarının çoğu cel'i sülüs olup, cel'i talik ve rika yazıları da bulunmaktadır. Mezar taşlarında kullanılan teknikler ise kazıma ve zemin oyma teknikleridir. İncelenen alanda görülen süsleme çeşitlerinde bitkisel motifli, geometrik motifli, nesneli ve mimari elemanlardan süsleme elemanları vardır. Kitabeli mezar taşlarının metin analizleri ayrıntılı bir şekilde yapılmıştır. İncelenen alandaki mezar taşları farklı gölgelerdeki mezar taşı örnekleri ile karşılaştırılmıştır. Yapılan bu çalışma, mezar taşlarının yapıldıkları dönemlerin ortak özelliklerini ve yerel farklılıklarını göstermesi açısından önem arz etmektedir.
Mâhir Abdullah Divân'ında dinî ve tasavvufî muhtevâ
Mâhir Abdullah 17.yy'da yaşamış aslen Bosnalı olup çeşitli yerlerde kadılık görevlerinde bulunmuş Gaziantep'e büyük hizmetleri olmuş ve orada metfun bulunan Mevlevi bir şairdir. Bu tez ile Mâhir Abdullah Divanı'nın din ve tasavvuf açısından tahlili amaçlanmıştır. Çalışmamızın ilk hedefi, unutulmaya yüz tutmuş bir şair ve Gaziantep'te yaşayıp bu şehre büyük hizmetler yapmış bir devlet adamını tanıtmaktır. Ayrıca mezkûr şairin divanının içerdiği dinî ve tasavvufi muhtevayı tahlil etmektir. Hayatı, şairliği, dinî-tasavvufi ve sosyal hayata bakışı ve bu etkenlerin şiirlerine ne şekilde yansıdığı sistematik olarak ele alınmıştır. Bundan sonraki çalışmalar için basamak oluşturulmaya gayret edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Türk İslam Edebiyatı, Divan Edebiyatı, Gaziantep Şairleri, Mahir Abdullah, Din ve Tasavvuf.
Osmanlı Devleti'nin Doğu Afrika bölgesindeki hâkimiyeti (1559–1875)
XVI. yüzyılın ortalarında Kızıldeniz ve Basra Körfezi üzerinden baharat ticaret yolları yeniden kurulmuştur. Aynı zamanda Portekiz, stratejik noktaları ele geçirmek ve Hint Okyanusu'nu kontrol etmek için deniz gücünü kullanarak hızla bir doğu imparatorluğu kurmuştur. 1505'te Doğu Afrika'da Mozambik'ten başlayarak, ilk filo Güney Afrika kıyıları boyunca Kızıldeniz'e, bugünkü Tanzanya'nın Kilwi Sultanlığı'na, Kenya kıyılarındaki Agam Sultanlığı'na ve Somali'nin başkenti Mogadişu'ya yelken açmıştır. Doğu Afrika bölgesindeki İslâm padişahları, Portekiz tehdidine karşı Osmanlı Devleti'nden destek almaya başlamış ve Osmanlı Devleti, 1585-1586 yıllarında Sudan'dan Mozambik'e kadar olan toprakları kontrol etmesine rağmen, 1589'dan sonra Portekiz kontrolünü kaybetmiştir. Portekiz, Kızıldeniz ve Basra Körfezi'ne erişimi engelleyebilmiş ve Asya'dan gelen mal akışını Akdeniz yerine Ümit Burnu üzerinden tekelleştirebilmiştir. Bu strateji, Osmanlı İmparatorluğu'nun çıkarları için ciddi bir tehdit oluşturmuş ve başta biber ve baharatlar olmak üzere önemli ikmaller konusunda deniz çatışmalarına yol açmıştır. XVI. Yüzyılın ikinci yarısında Portekiz, donanma operasyonlarına devam edecek insan gücünden yoksun olduğu için kuvvetlerini terk etmiştir. Yüzyıl rekabetinin bir sonucu olarak Afrika ile çatışmalardan kaçınmak için Berlin'de toplanmışlardır. 1884-1885 Berlin Konferansı'nda Afrika geneli için bir sömürge politikası planlanmıştır. Osmanlı İmparatorluğu'nun Doğu Afrika bölgesi ile ilişkisi, 1517'de Memlük devletinin yıkılmasıyla başlayan dört asır sürmüştür. Osmanlı Devleti XIV. XIX. yüzyılda Doğu Afrika'nın o dönemde egemen olduğu bölgelerde Avrupalıların sömürgecilik mantığına karşı bir güç olarak kendini sağlamlaştırmış ve bu mücadele sırasında askeri gücüne dayalı bir yapılanma oluşturmuştur. Doğu Afrika, özellikle Sudan, Somali, Eritre ve Harar, Osmanlı İmparatorluğu'nun son döneminde devletin bir parçasıydı. Osmanlılar, özellikle Avrupalılar bölgeye gelmeye başladıktan sonra, Kızıldeniz'de bir varlık istemişlerdir. 1863'te Hidiv olan İsmail Paşa, Afrika kıtasında yeni topraklar elde etmek için büyük çaba sarf etmiştir. 1 Haziran 1875'te Sultan Abdülaziz'in emriyle Doğu Afrika bölgesi Mısır Hidiv'ne teslim edilmiştir. Mısır eskisi gibi olmadığı için Osmanlı Devleti 9 Ekim 1887'de Sudan, Eritre, Somali ve Harar üzerinden Hümayun'dan Kızıldeniz'e iki üç gemi göndermiştir. 19. yüzyılın sonlarında Doğu Afrika, Avrupalı sömürgecilerin kontrolüne girmiş ve böylece Osmanlı Devleti ile Doğu Afrika bölgesi arasındaki ilişki sona ermiştir. Anahtar Kelimeler: Osmanlı Devleti, Doğu Afrika, Sudan, Eritre, Somali, Avrupa Sömürgeciliği
İbn Haldûn'da Hz. Muhammed tasavvuru
İbn Haldûn (ö. 808/1406), çok yönlü bir âlim olarak İslam dünyasında ve özellikle günümüz sosyal bilimler araştırmalarında hatırı sayılır bir yere sahiptir. Bir bütün olarak ilm-i umrân düşüncesiyle isminden ve nazariyatından söz ettirmeye devam ederken yeni araştırmalara kaynaklık teşkil etmektedir. Bu doğrultuda çalışmada Hz. Muhammed (sav)'in hayatı, risâleti ve kişiliği ile ilgili hususlarda İbn Haldûn'un bakış açısı ve inşa ettiği düşünce sistemini ele alınmıştır. Sade bir ifadeyle, "İbn Haldûn bir siyer yazacak olsa, nasıl bir siyer yazardı?" sorusu bu çalışmanın hareket noktasını oluşturmaktadır. Yine "İbn Haldûn'un Hz. Peygamber anlayışı nasıldı? Hz. Peygamber'in sîretini, nübüvvetini ve insan-toplum ilişkisini nasıl algıladı? sorularıyla çalışma, özgün bir problematikle araştırma konusu haline getirilmiştir. "İbn Haldun'un siyer anlatımı nasıldır? Hz. Muhammed'in ismet sıfatına ilişkin yaklaşımı nasıldır? Kronolojik siyer mi; konulu siyer mi yoksa bunları da içine alan bir yöntemle mi siyer yazıcılığı yapmıştır? Mukaddime'deki Hz. Peygamber tasavvuru ile el-İber'deki peygamber tasavvuru bir bütünlük arz ediyor mu?" kabilinden sorular araştırmanın diyalektiğini oluşturmuştur. Çalışmanın diğer bir önemli yanı da İbn Haldûn'un iddia ve görüşlerini değerlendirmede onun ilmî ve bilimsel söylemlerinin epistemik kaynağını keşfetme imkânı sunmasıdır. Zira bu çalışmayla modern sosyal bilimler ya da sosyolojinin kavramları etrafında şekillenen bir İbn Haldûn'dan ziyade tarih, tefsir, hadis, fıkıh gibi İslamî ilimlerden beslenen, epistemolojisini ve görüşlerini çok yönlü bir anlayışla mayalayan bir İbn Haldûn portresi ortaya çıkarılmıştır. Fikirlerini "metafizik bir kabulle" ve "Müslüman bir âlim" olarak öne süren bir İbn Haldûn yaklaşımı öne sürülmüştür. Şahıs merkezli okumaya dayanan araştırma yöntemi benimsenmiş; karşılaştırmalı ya da mukayeseli bir yöntem benimsenmemiş; yer verdiği rivayetlerin diğer siyer yazarları nezdindeki kaynaklık ve sıhhat değerleri müzakereye açılmamıştır. Giriş ve üç bölümden oluşan tez çalışmasında Birinci Bölümde İbn Haldûn'un hayatı ve ilmî kişiliği; özellikle Müslüman bir âlim olarak değerlendirilmesi gerektiğine vurgu yapan hususlar; Hz. Peygamber anlayışına kaynaklık teşkil eden unsurlar ele alınmıştır. İkinci Bölümde İbn Haldûn'un nübüvvetin alametleri çerçevesinde yaptığı tasnife göre Hz. Peygamber'in gaybı bilmesi, ismet sıfatına sahip olması, sıdkı ile bilinmesi, nesebiyle bilinmesi ve mucizevî yönüne ilişkin hususlar ve hâdiselere yer verilmiştir. Üçüncü Bölümde ise Hz. Peygamber'in beşerî münasebetleri bağlamında tevhid ve adalete davet etmesi, toplumsal yapıyı inşa etmesi bağlamında İbn Haldûn'un peygamber tasavvuru işlenmiştir. Sonuç kısmında ise her iki bölümün hülasası sadedindeki çıkarımlar maddeler halinde zikredilmiştir. Çalışma, araştırma boyunca yararlanılan bilimsel metinleri ihtiva eden Kaynakça ile nihayetlendirilmiştir. Çalışma boyunca İbn Haldûn'un eserlerinin Arapça asıllarına müracaat edilmiştir. İlgili başlıklar çerçevesinde klasik İslam Tarihi kaynakları, Türkçe ve farklı dillerdeki çeşitli kaynaklardan istifade edilmiştir. Netice itibarıyla doktora tezinin gerek siyer araştırmaları açısından gerek şahıs merkezli okumaya dayanan araştırmalar açısından nitelikli ve kapsayıcı bir İbn Haldûn okumasına imkân vermesini umulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Hz. Muhammed, İbn Haldûn, Tasavvur.
II. Abdülhamid döneminde Osmanlı hükümetinin müzik politikası
Kadim bir geleneğe sahip Osmanlı Devleti'nde kültürün önemli bir parçası olarak müziğe birçok dönemde olduğu gibi II. Abdülhamid döneminde de önem verilir. Dönemin müzik politikalarına bakıldığında her ne kadar Batı müziği eksenli bir anlayış hâkim olsa da Türk müziği de birçok alanda kendisine yer bulur. Düalist bir anlayışın benimsendiği II. Abdülhamid döneminde Türk müziği sarayın patronajından çıkar, içeriğinde meydana gelen değişimle beraber halk ile bütünleşip, halka hitap eden bir forma bürünür. Bu durum Türk müziği adına ileriki dönemlere ışık tutacak birtakım doneleri de içinde barındırır ve cumhuriyet dönemi müzik politikalarına temel oluşturur. Bu tez, II. Abdülhamid dönemi müziksel pratikler ve Osmanlı hükümetinin şiar edindiği müzik politikasını incelemeye; bunun yanı sıra II. Abdülhamid hakkında genel bilgileri, II. Abdülhamid dönemi Osmanlı Devleti'nin siyasî ve sosyal durumunu ortaya koymaya odaklanmaktadır. Bu tez çalışmasında, II. Abdülhamid döneminde gerçekleşen müziksel pratikler ve Osmanlı hükümetinin müzik politikası literatür çalışmasıyla tespit edilmiştir. Bu çerçevede konu ile alakalı belgeler incelenmiş, elde edilen veriler değerlendirilirken doküman analizden istifade edilmiş, son olarak da betimsel analiz yapılarak veriler özetlenmiş ve yorumlanmıştır.
16 ve 17 yy. tekke şiiri ve mutasavvıf tipler
XVI. ve XVII. yüzyıl tekke şiiri ilgili tespitler yapabilmek adına altı divan incelenmiştir. Bu divanlar, dönemlerinin karakteristik yapısını en rahat ortaya koyabilecek şekilde seçilmiş, dikkatle defalarca okunmuş kavram ve semboller seçilerek küçük açıklamalar yapılmaya çalışılmıştır. Tekke şiirinin özünü oluşturan tasavvufî kavramlar özenle seçilmiş ve gruplanmıştır. Aynı zamanda tasavvufî tipler ile ilgili beyitler toplanmış bu beyitlerden edinilen bilgilere göre tasavvufî tiplerin yaşam tarzı, dünya ve âhiret görüşü ile yaşam felsefesi hakkında bilgiler verilmeye çalışılmıştır. Yaratılış ve hayatın anlamına dair kullanılan semboller tekke şiirini felsefik bir zemine çeker. Bu zemin mutasavvıf tiplerin bilinçli tercihlerinden oluşan yaşantılarının edebî bir ifadesidir.
Genel tarih eserlerinde Emevî anlatısı -İslam tarih yazıcılığı bağlamında bir inceleme- (H. III-VI/M. IX-XII)
Bu çalışmada 3-6/9-12. yüzyıllar arasında telif edilen genel tarih eserlerindeki Emevî anlatımı ele alınmıştır. Emevîler dönemi, kendileriyle çağdaş kaynaklar elimizde olmadığı ve günümüze ulaşan tarih metinleri de Ümeyyeoğullarını deviren Abbâsîler döneminde telif edildiği için bir tarihyazıcılığı çalışmasına konu edilmeye son derece elverişlidir. Nitekim Emevî hanedanına ilişkin tarihî kayıtların ne gibi kusurlarla malul oldukları veya hangi perspektiflerin izlerini taşıdıklarına dair pek çok görüşün dile getirildiği bir literatür ortaya çıkmıştır. Bu değerlendirmeler, İslam tarihi kaynaklarının güvenilirliği, ideolojik tarihçilik gibi genel olarak İslam tarihçiliğini ilgilendiren tartışmalara da kapı aralamıştır. İslam tarihyazıcılığına ilişkin muhtelif sonuçlar doğuran bu iddiaların incelenmesi için Dîneverî, Ya'kûbî, Taberî, Mes'ûdî, İbn Miskeveyh ve İbnü'l-Cevzî'nin metinlerinden müteşekkil bir örneklem oluşturulmuştur. Daha sonra her bir tarihçinin eserlerindeki Emevîler dönemine tekabül eden kısımlarda yapılan anlatımlar kaynakları ve içerikleri merkeze alınarak karşılaştırmalı bir şekilde incelenmiştir. Birinci bölümde araştırmaya konu edilen kaynakların kaynaklarına odaklanılmış, Emevîler dönemiyle ilgili bilgilere kimler aracılığıyla ulaşıldığı incelenmiştir. Bu sırada hem örneklemde yer alan tarihçilerin kaynaklarını nasıl ve ne kadar gösterdiklerine işaret edilmiş hem de tespit edilebilen isimlerin Emevî karşıtlığıyla nitelendirilmelerinin imkânına, mezhebî-siyasî bağlılıkları hakkındaki iddialara temas edilmiştir. Ayrıca bir yandan da incelenen tarihçilerin kaynaklarını hangi motivasyonlarla seçmiş olabileceklerine dair fikir yürütülmüştür. Son olarak hem tarihçiler başvurdukları isimler açısından birbirleriyle karşılaştırılmış hem de atıf yapılan bütün kaynaklar genel tarih eserlerinin Emevîler dönemi kaynakçası şeklinde takdim edilerek ne gibi değişimlere uğradığıyla ilgilenilmiştir. İkinci bölümde ise örneklemde yer alan metinlerin Emevîler döneminde nasıl bir içeriğe yer verdiklerine odaklanılmıştır. Burada özellikle eserler ortak bir tarih yazım kategorisinden seçilmelerine ve aynı olaylara yer vermelerine rağmen her konunun farklı bir şekilde içeriklendirilebildiği ve muhtelif temalara odaklanılabildiği örneklerle gösterilmiştir. Buna ek olarak Emevîler döneminin bazı tartışmalı olayları ve hanedanın çok eleştirilen mensupları hakkındaki anlatımlar ele alınarak her biri farklı mezhebî-siyasî bağlılıklarla ilişkilendirilen ve muhtelif tarihî gündemleri olan tarihçilerin rivayet seçimlerinin bundan etkilenip etkilenilmediğine odaklanılmıştır. Bütün bu sorgulamaların neticesinde genel tarih eserlerindeki Emevî anlatımının bir taraftarlık sorununa indirgenerek değerlendirilemeyeceği, hanedana karşıt bir perspektiften izler taşıyan pek çok rivayet bulunmakla birlikte bunların aksi yönde bir eğilimi yansıtan başka anlatımlarla bir arada oldukları gözlemlenmiştir. Bu karmaşık içerik hem elimizdeki Emevî anlatımının Abbâsî gölgesi altında kaldığına yönelik iddiaları hem de Sünnî, Şiî-Mutezilî tarihyazımı gibi kategorilerin geçerliliğini tartışmalı hale getirmektedir. Buna mukabil, tarih kaynaklarında anlatımın düzenlenmesinden başvurulan isimlere ve seçilen rivayetlere kadar pek çok tercihin dönemin ilmî tartışmalarında durulan yere, ilmî çevrelerin farklı temayüllerine ve müellifin kitabıyla ilgili özel hedeflerine -farklı bir anlatım yapmak, ansiklopedik bir içerik derlemek vb.- ve tarih kavrayışıyla ilişkili olduğu görülmüştür.
Sırat-ı Müstakim ve Sebilürreşad dergilerinde 1912-1919 yılları arasında Kudsü Şerif'e ait yazıların incelenmesi
Bu çalışmada Sırat-ı Müstakim ve Sebilürreşad dergilerinde 1912-1919 yılları arasında Filistin ve Kudsü Şerif ile ilgili yayınlanan makaleleler incelenmiştir. Sırat-ı Müstakim ve Sebilürreşad dergileri, Osmanlı Devleti'nin II. Meşrutiyet döneminin başlangıcında yayın hayatına başlamış ve Cumhuriyet ilan edildikten 2 yıl sonraya kadar (1925) varlığını sürdümüştür. Hem Osmanlı hem de Türkiye Cumhuriyeti'ni görmüş olan bu dergi her iki dönemde de en önemli dergilerden biri olarak dikkat çekmektedir. Günümüzden bakıldığında tarihi bir vesika niteliği taşıyan bu dergilerde Filistin ve Kudsü Şerif'in toprak bütünlüğüne yönelik yazılmış olan makaleler dergilerin yayın sürecinde önemli bir yer teşkil etmektedir. Filistin ile ilgili bu yazılar dergilerin 1912-1919 yılları arasında 8-15-16. Ciltlerinde yer almaktadır. Bu çalışma, Siyonistler tarafından işgal edilen bu topraklar ile ilgili makaleleri tahlil edip akedemye sunmaktadır. Bu çalışmada 19. Ve 20. yüzyılda Yahudilerin bu topraklara yaptığı göçler, Siyonistlerin bu topraklara müdahelesi ve uluslarası kamuyounun bu topraklarda kurulması hedeflenen Siyonist devlet hakkındaki düşünceleri ele alınmıştır. Araştırma, giriş iki bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Giriş bölümünde araştırmanın konusu, kapsamı ve yöntemi hakkında bilgi verilmiştir. Daha sonra Filistin ve Kudsü Şerif hakkında tarihi ve coğrafi açıdan genel bilgi sunulmuştur. İlk bölümünde Sırat-ı Müstakim ve Sebilürreşad dergilerinin tarihçesi ve aynı zamanda makalelerinden faydalandığımız yazarların hayatları hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümünde ise Filistin topraklarında yer teşkil eden Yahudilerle ilgili konulara ağırlık verilmiştir. Sonuç kısmında araştırmada elde edilen veriler maddeler halinde sıralanmıştır
Caetani'nin İslâm tarihi adlı eserinin yedinci cildinin tahlili ve değerlendirmesi
Bu çalışmada, İtalyan oryantalist Leone Caetani'nin İslâm Tarihi eserinin yedinci cildinde yer alan Hz. Peygamber'in hayatına dair anlatımların tarih metodolojisi çerçevesinde tahlil etmek amaçlanmaktadır. İslâm tarihi yazıcılığında eleştirel yaklaşımı ve kronolojik metodu ile öne çıkan Caetani'nin Hz. Muhammed'in nübüvvetine dair değerlendirmeleri, kullandığı kaynaklar analiz edilmiştir. Araştırma kapsamında nitel araştırma yöntemi benimsenmiş; metin çözümlemesi ve karşılaştırmalı tarih analiz tekniklerinden yararlanılmıştır. Caetani'nin eserini oluştururken kaynak olarak kullandığı Vâkıdî, İbn Sa'd, Taberî gibi klasik İslâm tarihçilerinin eserlerine müracaat edilerek Veda Haccı, heyetler yılı denilen 10/632 yılında Hz. Muhammed'e bağlılıklarını bildirmek için Medine'ye gelen heyetler, kabile liderlerine yazılan mektuplar, çevre bölgelerde yaşayan Hıristiyanlarla ilişkiler gibi konulardaki bakış açısı anlaşılmaya çalışılmış ve bu konularla ilgili tespitleri değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Caetani, bu olaylara yaklaşımında çoğu zaman indirgemeci bir yöntem benimsemiştir. Hz. Muhammed'in Necranlı Hristiyanlarla gerçekleştirdiği görüşmeleri bir tebliğ faaliyeti olarak değil, siyasî bir manevra olarak değerlendirmiştir. Benzer şekilde Yemen'e gönderilen İslâm davetçilerinin faaliyetlerini, dinî yayılmadan çok Medine merkezli siyasî otoritenin hükümranlığı olarak yorumlamıştır. Hz. Muhammed'i yerel bir Arap lideri gibi tasvir etmekle evrensel mesajını daraltmaya çalıştığı görülmüştür. Caetani'nin 10/632 yılını kapsayan döneme yönelik tespitleri ele alınmakla beraber, Hz. Muhammed'in peygamberliğinin Medine evresinin son beş yılık dönemini (5/627 ile 10-632 yılları arası) özetlediği kısımla ilgili de değerlendirme ve çıkarımlarda bulunulmuştur. Bu bağlamda yaptığımız çalışmada, Caetani'nin Hz. Muhammed'in peygamberliğinin son yıllarına dair anlatımlarını çözümleyerek, onun İslâm tarihine yaklaşımındaki eleştirel tavrı ve bu tavrın sınırlarını ortaya koyma hedeflenmektedir.
Emevîlerde siyasal hâkimiyet anlayışı
Hâkimiyet, devletin hükmünü göstermesini ve sahip olduğu alandaki otoritesini sağlamasındaki en büyük kudreti temsil eder. Bundan dolayı iktidara sahip olmak isteyen her hareket, hâkimiyet niteliğini kendisinde toplamak ister. Emevîler, iktidarı siyasî ve silahlı güçle ele geçirmeleri ve hilâfeti saltanata dönüştürmeleriyle kendinden önceki uygulamalardan farklı olarak karşımıza çıkmaktadır. Bundan dolayı Emevî iktidarı kuruluşundan yıkılışına kadar dinî ve siyasî meşruiyet problemi yaşamıştır. Emevîler, yönetime meşruiyet kazandırmak için değerlere, sembollere ve dine oldukça pragmatik bir şekilde yaklaşmıştır. Geniş bir coğrafya ve farklı kültürler üzerinde hâkimiyet kurmak isteyen Emevîler birçok değişkeni kontrol altında tutabilmek amacıyla bulundurmuştur. toplumun dinamiklerini, algılarını yönlendirmek için birçok yöntem kullanmışlardır. Dinin devlet tekeline alınması, camilerde muhalif isimler hakkında olumsuz propagandalar yapılması, Kur'ân ayetlerini ve hadisleri iktidarın istek ve arzularına göre yorumlanması pragmatik tutumlardan bazıları olarak karşımıza çıkmaktadır.
Kâdî İyâz'ın Şifa-i Şerif adlı eseri ve tarihçiliği
Bu tez, Endülüs-Mağrib ilim havzasının önde gelen âlimlerinden biri olan Kâdî İyâz'ın hayatı, ilmî şahsiyeti ve özellikle Şifâ adlı eseri çerçevesinde tarihçiliğini incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışma, giriş ve sonuç bölümlerine ek olarak iki bölümden oluşmaktadır. Tezin birinci bölümünde, Endülüs-Mağrib coğrafyasının Kâdî İyâz'ın ilmî kimliğinin teşekkülündeki rolü ortaya konulmuş; Sebte ve Endülüs yılları başta olmak üzere ilim tahsili süreci ayrıntılı biçimde incelenmiştir. Çalışmada, Kâdî İyâz'ın yaşadığı dönemin sosyal, siyasi ve ilmî yapısı dikkate alınarak biyografisi bütüncül bir bakışla ele alınmış; müellifin ilim tahsili, ailesi, kadılık görevi ve telif faaliyetleri tarihsel bağlamı içerisinde değerlendirilmiştir. Ayrıca Kâdî İyâz'ın günümüze ulaşan ve ulaşmayan eserleri tasnif edilerek tanıtılmıştır. İkinci bölüm, çalışmanın merkezini teşkil eden Şifâ adlı eser ve bu eser bağlamında Kâdî İyâz'ın tarihçilik anlayışına ayrılmıştır. Bu çerçevede eserin telif sebebi, literatürdeki yeri, etrafında oluşan şerh, ihtisar, tercüme ve tahkik faaliyetleri ele alınmış; esere yöneltilen eleştiriler ve bu eleştirilerin mahiyeti değerlendirilmiştir. Bunun yanı sıra Şifâ'nın kaynakları ve muhtevası ayrıntılı biçimde analiz edilmiştir. Tezin temel odak noktalarından biri, Kâdî İyâz'ın tarihe yaklaşımıdır. Bu bağlamda, müellifin rivayetleri muhtasar biçimde ele alması, rivayetler arasında tercihte bulunması, meseleleri değerlendirirken yorumlayıcı bir tutum sergilemesi ve dilin imkânlarını etkin biçimde kullanması üzerinde durulmuştur. Ayrıca Kâdî İyâz'ın tenkit metodu, rivayetlerin güvenilirliği ve tarihî verilerin sunuluş biçimi bakımından incelenmiştir.
Sosyo-ekonomik yönleriyle Hayber ve Huneyn Gazveleri
Savaşlar tarih boyunca çeşitli sebeplerle her zaman var olmuştur. Bu mücadeleler sonucunda galip gelen taraf, mağlup tarafın savaş alanında bıraktığı eşyaları ve kişileri ganimet olarak almıştır. Elde edilen bu ganimetler kimi savaşlarda zafer kazanan komutan tarafından şahsi tasarrufunda değerlendirilmiş, kimi savaşlarda ise bu ganimet çeşitli sebeplerle askerlere stratejik bir şekilde dağıtılmıştır. Hz. Peygamber hayatı boyunca farklı sebeplerden dolayı savaşlara katılmıştır. Özellikle Medine döneminde önce müşriklerle daha sonra da Yahudi ve Hristiyanlarla mücadele etmiştir. O'nun gerek düşman üzerine gönderdiği seriyyeler gerekse gazvelerinde birçok ganimet elde edilmiştir. Müslümanların ganimet ve esir elde ettiği savaşlardan ikisi de Hayber ve Huneyn gazveleridir. Bu gazveler risâlet döneminin akışı içerisinde ganimet ve esirin en fazla elde edildiği iki önemli hadisedir. Bu ganimetlerin dağıtımı Müslümanlar arasında bir tartışmaya sebebiyet vermiştir. İslâm'a yeni girmiş kimselere verilen hediyeler bu kişiler üzerinde olumlu etkiler yaratmıştır. Bu paylaşımdan sonra Müslüman toplumda sosyal refah seviyesi artmıştır. Bu süreçte dağıtılan ganimetlerin Müslümanlar üzerindeki etkilerinin incelenmesi, ganimetlerin sosyal ve ekonomik etkisini anlamak açısından önemlidir. Câhiliye dönemine ait bazı ganimet uygulamaları İslâm'ın gelişiyle ilgâ edilmiş; bazıları ise ya olduğu gibi uygulanmış veya farklı düzenlemeler yapılarak yenilikler getirilmiştir. Bu bağlamda ganimetin sosyal, ekonomik ve siyasi etkilerine ilişkin bilgiler Vâkıdî, İbn Hişâm ve İbn Sa'd gibi siyer kaynaklarından tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu çalışmada Hayber ve Huneyn gazvelerinden elde edilen ganimetler ve sarf yerleri incelenmektedir. Hayber ve Huneyn gazveleri özelinde Hz. Peygamber dönemindeki ganimet anlayışına ışık tutulmaya çalışılmıştır. Araştırmada, Hayber ve Huneyn gazvelerine kısaca yer verilmiş, ele geçirilen ganimet ve esirlerin neler olduğu incelenmiştir. Ayrıca elde edilen ganimetlerin paylaşımı değerlendirilerek bu paylaşımda sosyo-ekonomik ve siyasi hususlar incelenmeye çalışılmıştır.
Timurlular Döneminde Semerkant'ta ilmi faaliyetler (Uluğ Bey örneği)
Bu çalışmada 15. yüzyılda kurulan Timurlular Devleti'nde yapılan ilmî faaliyetler çerçevesinde Uluğ Bey'in özellikle astronomi alnında yaptığı çalışmalar ele alınmıştır. Orta Asya'da bilimsel faaliyet geleneğini devam ettiren Timurluların, bunu yaparken nasıl bir zemine sahip oldukları, Moğollar'ın tahrip ettiği Semerkant'ı nasıl Doğu'nun incisi haline getirdikleri incelenmiştir. Bu araştırmada öncelikle Timurlular ve Semerkant şehri ile ilgili çeşitli yönlerden genel bilgiler verilmiş, daha sonra da Uluğ Bey'in ilmî çalışmaları üzerine yoğunlaşılmıştır. Timurlu tarihi içerisinde ilmî faaliyetlerin zirveye ulaştığı bu dönemde bilime katkı sağlayacak medreseler ve rasathâne inşa edilmiştir. Neticede burada yetişen âlimler ve yapılan ilmî faaliyetler hem o dönemi aydınlatmış hem de haleflerine ışık tutmuştur. Anahtar Kelimeler: Timurlular, İlim, Semerkant, Uluğ Bey, Medrese, Zîc, Rasathâne
Muhammed Hamidullah'ın İslam Peygamberi eserinde siyeri çağımıza aktarırken kullandığı metot ve üslub
Muhammed Hamidullah Hz. Peygamber'in hayatını kendi döneminde benzeri olmayan bir bakış açısıyla yüzyıllardan beri mevcut olan malzemelerden, bilimsel metotlar kullanarak eşsiz bir biyografi ortaya koymuştur. Hz. Peygamber'in mücadelesini modern entelektüellerin görüş ve sorularına cevap verir nitelikte kaleme almıştır. Bu çalışmada Hamidullah'ın özelde İslam Peygamberi eseri ele alınarak diğer eserlerinde de Hz. Peygamber'in hayat mücadelesini modern çağın getirdiği yöntem ve tekniklerle günümüze nasıl taşıdığı ayrıntılarıyla ele alınmıştır. Hz. Peygamber'in hayatını günümüz insanına aktarma ve anlatma çabası, siyere bakış açısı, tarihi aktarmada kullanmış olduğu yöntemler, siyer anlatımında yer verdiği modern kavram ve analizler, Hz. Peygamber'in hayatını anlatmada karanlık kalan birtakım kısımların nasıl gün yüzüne çıkarıldığına yer verilmiştir. Bunlara ek olarak Hz. Peygamber'in hayatını sosyolojik olarak inceleyerek o dönemdeki askerî, kültürel, siyasî, toplumsal vb. pek çok alanlar hakkında bilgiler verilmiştir. Hamidullah'ın klasik siyer âlimlerinden farklı olarak siyeri sunuş şekli çok farklıdır. Menkıbelerle dolu bir siyer anlatımını hoş görmeyerek Hz. Peygamber'in insanî yönü ve getirdiği evrensel mesaj ışığında bir siyer anlatımı sunmaktadır. Bu yönüyle İslam Peygamberi eseri, çağındaki ve öncesinde kaleme alınan siyer eserlerinden tamamen farklı bir yer tutmaktadır.
Suriye'den Elazığ'a göç eden Şâzeliyye dervişlerinin dinî mûsikî uygulamaları
Dinî mûsikî, cami ve tekkelerde ibadetlerin mânevî etkisinin güçlendirilmesinde önemli bir işleve sahiptir. Tasavvuf geleneğinde mûsikî, zikir ve tesbihat gibi uygulamalarla birlikte kullanılmış, tekkelerde düzenli olarak icra edilmiştir. Kuzey Afrika'da ortaya çıkan ve Ebü'l-Hasan eş-Şâzelî'ye nispet edilen Şâzeliyye Tarikatı, zamanla İslâm dünyasının farklı bölgelerine yayılmış olup mûsikîye önem veren tarikatlar arasında yer almaktadır. Bu çalışmada, Şâzeliyye Tarikatı geleneği içerisinde faaliyet gösteren Elâzığ'daki Şâzeliyye Tekkesi'nin dinî mûsikî uygulamaları incelenmiştir. Araştırmanın konusu, Suriye'de yaşanan iç savaş sonrasında Türkiye'ye göç ederek Elazığ'a yerleşen Şâzeliyye mensuplarının oluşturduğu tekkede sürdürülen zikir ve mûsikî faaliyetleridir. Söz konusu tekkede icra edilen eserleri literatüre kazandırmak amacıyla gerçekleştirilen çalışma kapsamında, dervişlerin zikir ve diğer tasavvufî uygulamalarda kullandıkları mûsikî formları tespit edilmiştir. Şeyh Şehîr İsmail Seyyid Ramazan Efendi önderliğinde faaliyet gösteren tekkede, haftanın belirli günlerinde zikir meclisleri düzenlenmektedir. Bu meclislerde büyük istiğfar duası, salât-ı meşîşiyye, esma-i hüsnâ, kelime-i tevhid, salâvatlar ve lafza-i celâl zikri gibi uygulamalar gerçekleştirilmektedir. Ayrıca zikir sırasında çeşitli ilâhiler okunmakta, bazı güfteler ise kaside formunda doğaçlama (irticâlî) şekilde icra edilmektedir. Araştırma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde tasavvuf, dinî mûsikî ve tasavvuf-mûsikî ilişkisi ele alınmıştır. İkinci bölümde Şâzeliyye Tarikatı'nın kuruluşu, Ebü'l-Hasan eş-Şâzelî'nin hayatı, konumuzu yakından ilgilendiren tarikat kolları ve Elâzığ'daki tekkenin oluşum süreci incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise tekkede uygulanan zikir usûlleri, ilâhiler ve mûsikî icraları değerlendirilmiştir. Çalışmada nitel araştırma kapsamında katılımcı gözlem ve görüşme yöntemleri kullanılmış, elde edilen eserler notaya alınmıştır. Diğer birçok tarikatta olduğu gibi Şâzeliyye'de de mûsikînin önemli bir yeri olduğu bu çalışmada yapılan incelemeler neticesinde gözlemlenmiştir.
Akkoyunlu-Osmanlı diplomasi sürecinde siyasi, dini, sosyal ve kültürel ilişkiler
Osmanlılar ve Akkoyunlular, biri Anadolu'da diğeri İran ve Yakın Doğu coğrafyasında hüküm süren iki Sünnî devlettir. Sünnîlerin hamisi olarak mücadele veren bu iki devlet, soylarını kutlu sayılan Oğuz Han'a dayandırmıştır. İlk başlarda koruyucu tavırlarıyla Osmanlı, Akkoyunluların taht mücadelesinde şehzadelerin sığınağı olmuştur. Bu bağlılık ilişkisi, Akkoyunluların Uzun Hasan Bey döneminde, Karakoyunluları yenip onların geniş topraklarına sahip olmasıyla kendisine rakip olarak Osmanlı'yı görmesi ve Osmanlı topraklarına yapılan saldırılarla, yerini gergin bir ortama bırakmıştır. II. Mehmed (Fatih Sultan Mehmed) ile Uzun Hasan Bey arasında yapılan Otlukbeli Savaşı, Akkoyunlular için hezimetle sonuçlanınca, devletin yıkılma süreci başlamıştır. Bazen ılımlı bazen de sıkıntılı süreçler geçiren iki devlet arasında sığınma, evlilik, elçi teatisi, rehin alma, tehdit, ticaret gibi birçok konuda diplomasi kaidesine göre ilişkiler kurulmuştur. Bu ilişkilerin en önemli tanıkları olan mektuplaşmalar ve diğer diplomatik belgeler esas alınarak dönemin kaynak eserleri ışığında iki devletin diplomatik ilişkileri incelenmiştir.
Sâlih en-Nakşbendî-i İslambolî'nin risāle-i perìşān-nāme-i yetìm-i èallāme adlı eseri (Transkripsiyon – inceleme)
Bu çalışma araştırmacılara ve ilgili kişilere kaynak teşkil etmesi amacıyla Osmanlı sahasında dinî metinlerin önemli türlerinden biri sayılan ilmihâl örneklerinden Risāle-i Perìşān-nāme-i Yetìm-i èAllāme adlı eserin gün yüzüne çıkarılması için yapılmıştır. Çalışmanın esasını oluşturan Risāle-i Perìşān-nāme-i Yetìm-i èAllāme adlı el yazması metin 56 varaktan müteşekkil olup yazarı Sâlih en-Nakşbendî-i İslambolî'dir. Bu el yazması metin 1220 (1804) yılında Abdullah el-Meknî tarafından istinsah edilmiştir. İncelemeler sonucunda eserin iman ve İslam konularını içerdiği tespit edilmiş ve bu eserin bir ilmihâl olduğu anlaşılmıştır. Ağırlıklı olarak ilmihâl konularını barındıran eserde, aynı zamanda öğüt niteliğindeki bölümler de mevcuttur. Eserin içinde anlatılan konular müstensih tarafından bölümlere ayrılmamış, birbirine bağlı bir şekilde verilmiştir. Eser, dinî metinlerin yazı formatı olan "nesih" hattı ile kaleme alınmıştır. Yazımda daha çok siyah mürekkep kullanılmış olsa da yazmanın bazı yerlerinde kırmızı mürekkeple yazılmış yazıların da mevcut olduğu görülmüştür. Çalışma, toplamda dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde ilmihâl kavramının tanımı ve tarihî seyri ile ilgili bilgiler yer almaktadır. İkinci bölümde müellifin hayatı, eserin dil özellikleri, eserin içeriği hakkında bilgiler bulunmaktadır. Üçüncü bölümde transkripsiyonda izlenen yol ile ilgili bilgiler, yazmanın transkripsiyonlu metni ve sonuç ile kaynakça yer almaktadır. Dördüncü bölümde ise eserde geçen Türkçe olmayan kelimelerin sözlüğü ile eserin tıpkıbasımı yer almaktadır. Anahtar Kelimeler Sâlih en-Nakş-bendî, İlmihâl, İslam, edebiyat
Mecmua-i Saz ü Söz'de yer alan dini eserlerin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, Mecmua-i Saz ü Söz'de yer alan dini musiki eserlerini hem müzikal hem edebi açıdan inceleyerek XVII. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğundaki din musikisi anlayışını ortaya koymaktır. Bu amaç doğrultusunda, dört temel bölümde ele alınan bu çalışmada, ana konuyu teşkil eden dördüncü bölüme geçmeden önce konu üzerindeki muhakemenin güçlenmesi için birinci bölümde, Ali Ufki Bey'in yaşamış olduğu XVII. yüzyılın musiki iklimi hakkında genel bir çalışma yapılmış olup; ikinci bölümde Ali Ufki Bey'in hayatı hakkında bilgiler verilmiştir. Devam eden üçüncü bölümde dini musiki eserlerinin de yer aldığı Mecmua-i Saz ü Söz isimli eser tanımlandıktan sonra, eser fasıl-makam, usul ve tür bağlamında değerlendirilmiş olup; tezin ana bölümünü oluşturan dördüncü bölümde dini musiki eserleri müzik ve güfte analizine tabi tutulmuştur. Söz konusu dini musiki eserleri analiz edilirken İlahi, Tesbih, Tevhid ve Ayin-i Şerif türleri çatısı altında tasnif edilmiş, her bir eser bağlı olduğu tür başlığı altında değerlendirilmiştir. Değerlendirme yapılırken her bir eser yukarıda belirtilen türler içerisinde ayrı alt başlıklar altında ele alınmış olup; öncelikle eserlerin notaları verilmiş ve eserlerin Mecmua-i Saz ü Söz'de yer alan konumları belirlenmiştir. Akabinde eserler müzikal analize tabi tutulmuş ve her bir eserin ayrı ayrı makamı, usulü ve formu tespit edilmiştir. Bu bölümün devamında ise söz konusu dini eserlerin güfteleri orijinal metinden transkripsiyon yapılmış, eserlerin aruz ve hece vezinleri tespit edilmiştir. Daha sonra bu eserlerin hece yapıları çözümlenmiş ve aruz takt'i yapılmıştır. Ayrıca güftelerin anlaşılabilmesi amacı ile eserlerdeki bilinmeyen kelimeler tanımlanmıştır. Son olarak güftelerin anlamsal açıklamaları yapılarak çalışma sonuca bağlanmıştır. Tüm bu analizler neticesinde Mecmua-i Saz ü Söz'de saklı kalan dini musiki eserleri ayrıntıları ile gün yüzüne çıkarılmıştır. Anahtar Kavramlar: Mecmua-i Saz ü Söz, Ali Ufki Bey, XVII. Yüzyıl Osmanlı/Türk Müziği, Türk Din Musikisi.
Osmanlı hâkimiyetinde Sivrihisar kazası
Eskişehir'in en büyük ilçesi olan Sivrihisar, tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. MÖ 1200 yılından günümüze kadar varlığını sürdüren Sivrihisar Frigyalılar, Romalılar, Bizans, Selçuklular ve Osmanlı Devletinden almış olduğu birçok mirası günümüze kadar ulaştırmıştır. Bulunduğu coğrafi konum itibariyle merkez olma özelliğini hiçbir zaman kaybetmemiş ve gelişme göstermeye devam etmiştir. Günümüzde tarihi mekânları, özgün mimarisi, önemli şahsiyetleri ve kendine özgü kültürel dokusuyla dikkatleri üzerine çeken bir ilçe konumundadır. Çalışmada Sivrihisar'ın tarihi, coğrafyası, tarihi şahsiyetleri ve mimari eserleri ele alınmıştır. Tez, giriş ve dört bölümden oluşmaktadır. İlk çağlardan günümüze kadar varlığını sürdüren Sivrihisar kazasının hangi medeniyetlere ev sahipliği yaptığı, hangi coğrafyada bulunduğu özellikle Osmanlı Devleti dönemi temel alınarak, ayrıntılı bir şekilde anlatılmaya çalışılmıştır. Ankara Vilayeti Salnamelerinin çevirisi yapılarak o dönemlerdeki Sivrihisar hakkında genel bilgi verilmiştir. Kazanın yetiştirdiği tarihi şahsiyetler ve bu kişilerin Osmanlı Devleti'nde hangi konumlarda bulundukları incelenmiştir. Tarihi eser bakımından zengin olan ilçenin mimari eser ve tarihi yerleri hakkında bilgiler verilmiştir. Anahtar Sözcükler: Osmanlı Devleti, Eskişehir, Sivrihisar, Kaza, Salnâme.
Mecmûa-i İlâhiyât (Hasanpaşa ktp. No: 19 hk 2271) adlı eserin transkripsiyonu ve incelenmesi
Mecmûa-i İlâhiyât, Tekke-Tasavvuf edebiyatı alanında değerlendirilebilecek ilahi tarzında kaleme alınmış şiirlerden oluşmaktadır. Bu şiirlerin dışında eserde nesir olarak kaleme alınmış varaklar da yer almaktadır. Eserin başlangıç kısmında doksan adet hadis ve bunların ikişer beyitlik tercümeleri bulunmaktadır. Mecmûa-i İlâhiyât, müellifi olan Seyyid Hasan'ın şiirlerinin dışında baş ve son kısmına eklenmiş varaklardan oluşmuş bir şiir kitapçığı şeklinde günümüze ulaşmış el yazması bir eserdir. Eserin müellifi Seyyid Hasan hakkında edebiyat tarihlerinde ve şiir antolojilerin-de herhangi bir bilgi bulunamamıştır. Eserde toplam 175 şiir tespit edilmiştir. Bu şiirlerin 127'si eserin müellifi Seyyid Hasan'a aittir. Seyyid Hasan'ın şiirleri dışında, eserin baş kısmında Hüdâî'ye ait yirmi iki şiir ve nesir Fatiha Suresi tefsiri yer almaktadır, manzum kısımlar da tefsirin arasına yerleştirilmiştir. Eserin son kısmında Zâkirî'ye ait sekiz, Der-viş'e ait bir, Hâletî'ye ait bir, Meylî'ye ait bir, Şeyhoğlu Mustafa'ya ait bir, Câhidî Ah-med Efendi'ye ait iki şiir bulunmaktadır. Ayrıca eserde cenaze defni ile ilgili nesir şek-linde yazılmış bilgi, Molla Fenârî'nin Şürûŧu'ś-Śalât adlı eserinden "namaz, abdest, gu-sül" ile ilgili nazım tercüme, İmam Gazâlî'nin Kimyâ-yı Saǿâdet adlı eserinden bir alıntı ve Hz. Muhammed (s.a.v.), dört halife, din ve devlet büyüklerine edilmiş dualar bulun-maktadır. Eserdeki şiirlerin çoğunda Dîvan şiiri geleneği sürdürülmüş, şiirlerde başlık kulla-nılmamıştır. Başlık kullanılan şiirlerde de "İlahi" başlığı yer almaktadır. Bazı şiirlerin şairi, kopan varaklardan dolayı belirlenememiştir. Ayrıca kimi şiirlerin başlıklarında yer alan nevâ, bûselik, mâhûr gibi makam adlarından şiirlerin bestelenmiş oldukları anlaşıl-maktadır.
Hz. Ömer'in farklı icraatları
"Hz. Ömer'in Farklı İcraatları" konulu tez çalışmasında Hz. Ömer'in halifeliği döneminde gerçekleştirdiği faaliyetler ilk kaynaklar ışığında ele alınmıştır. Kronolojik sıralama dikkate alınarak hazırlanan bu çalışmada İslam tarihi açısından o zamana kadar farklı ve ilk olan uygulamaların aktarılması amaçlanmıştır. Bu doğrultuda dört bölümden oluşan çalışmamızın ilk bölümünde, Hz. Ömer'in Cahiliye'den halifeliğine kadarki farklı tavırları hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde, Hz. Ömer'in halifeliğinde yapmış olduğu idari uygulamalar ele alınmış olup; şehirlerin kurulması, kuvvetler ayrılığı ilkesi doğrultusunda çeşitli alanlara tayin edilen görevliler ve bu görevlilerin uygulama alanları, birbiri ile bağlantısı incelenmiştir. Daha sonraki bölümde ekonomik uygulamaları olan; divan teşkilatı ve beytülmal gelirlerinin nasıl sınıflandığı ve son bölümde diğer uygulamalar başlığı altında dönemin ilkleri diyebileceğimiz çalışmaları hakkında kısaca bilgi verilmiştir. Genişleyen İslam topraklarında faklı kültürden insanlar ile Müslümanlar arasındaki sorunlara dair Hz. Ömer'in nasıl çözümler getirdiği ve bu çözümler ile Hz. Peygamber'in uygulamaları arasındaki benzerlikleri veya farklılıkları tespit edilmiştir. Ayrıca kaynaklarda bir konuyla ilgili faklı bilgiler varsa onlara da yer verilerek birbiriyle kıyaslamaları yapılmıştır. Böylelikle net bir bilgiye ulaşmak hedeflenmiştir. Anahtar Kavramlar: Hz. Ömer, Halife, Divan, Ordu, Gayr-ı Müslim
Julius Reiner'in "Muhammed und der İslam" eserinin siyer açısından değerlendirilmesi
Bu çalışma, 1871-1930 tarihleri arasında yaşayan Dr. Julius Reiner'in 1907 yılında kaleme aldığı "Muhammed und der İslam" isimli eserini, onun Hz. Peygamber'e ve İslam'a yaklaşımını Siyer bağlamında ele almaktadır. Akademisyen olmasına rağmen Reiner, bu eseri Alman toplumuna yönelik popüler tarzda kaleme aldığı için bilimsel ilkelerden yer yer ödün vermiştir. Bu bağlamda o, İslâm dini ve Hz. Peygamber hakkında sahip olduğu önyargılar hasebiyle yanlış bilgiler ve ideolojik yaklaşımlar sergilediği görülmektedir. Bu sebeple eserde özellikle problemli gördüğümüz kısımlar, İslam Tarihi kaynakları ölçüsünde tahlil edilmeye çalışılmıştır. Tezimizin ilk bölümünde, Oryantalizm ve Alman oryantalizmi kavramlarının hem anlam alanı, hem de tarihsel serencamına konumuz ölçüsünde değinilmiştir. Ayrıca Reiner'in Hayatı, eserleri ve yaşadığı dönemde köşe taşı mesabesinde olan oryantalistlerin Siyer ve İslam tarihine yönelik çalışmaları ele alınarak, bu bağlamda Reiner'in kendisinin ve eserinin konumu tespit edilmeye çalışılmıştır. İkinci bölümde, Reiner'in eseri içerisinde İslam, Kur'an, Sünnet ve Ehl-i Kitab konularında yaptığı yorumlar ve bu yorumlar bağlamında bizim değerlendirmelerimiz bulunmaktadır. Üçüncü bölümde ise, Reiner'in eseri çerçevesinde Cahiliyye, Mekke, Medine ve Hz. Peygamber'in şahsiyeti ile ilgili görüş ve değerlendirmelerine ve Siyer kaynakları açısından tenkit ve tahlillerine yer verilmiş, Reiner'in Hz. Peygamber ve İslam algısı tespit edilmeye çalışılmıştır. Son olarak, Ek-1'de Reiner'in "Muhammed und der islam" isimli eserinin ve Ek-2'de "Muhammeds Sendung" adlı makalesinin tercümeleri sunulmuştur. Bununla beraber, Ek-3'te ise çalışmamıza katkı sunması amacıyla Hz. Peygamber'in hayatını konu edinen Almanca Siyer çalışmalarının bir bibliyografyasına yer verilmiştir. Anahtar Kavramlar: Oryantalizm, Alman Oryantalizmi, İslam Tarihi, Siyer, Julius Reiner
İsmail Hâmi Danişmend, eserleri ve tarihçiliği
Bu çalışmada Türk tarihine önemli katkılar sunan tarihçi İsmail Hâmi Danişmend'in hayatı, eserleri ve tarihçiliği konuları işlenmiştir. 1889 yılında Merzifon'da doğan İsmail Hâmi Bey, Türk tarihi ve kültürü üzerine oluşturduğu eserlerle birlikte şiirler yazmış, dil çalışmaları ve çeviriler yapmıştır. Eserlerinin büyük kısmını 1955 yılında "vatana ihanet" suçlaması ile yargılandığı Ankara İstiklal Mahkemesi'nden beraat ettikten sonra oluşturmuştur. Eserlerini oluştururken Ayasofya ve Nuru Osmaniye Kütüphanelerinde; Başbakanlık, Osmanlı ve Fetih Cemiyeti arşivlerinde araştırmalar yapmıştır. Eserleri akademik çalışmalar şeklinde olmayıp geleneksel tarihçiliğin özelliğini taşımakta, bu yönüyle de geniş bir okuyucu kitlesine ulaşmıştır. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci Bölüm'de: İsmail Hâmi Danişmend'in çocukluğu, gençliği, tahsil hayatı, çalışma hayatı, evlilikleri, şahsiyeti, siyasi hayatı ve vefatı çalışmalarına yer verilmiştir. İkinci Bölüm'de: İsmail Hâmi Bey'in eserleri yayın tarihine göre verilip daha sonra eserlerinin tanıtımları yapılmıştır. Eserlerinden bağımsız olarak makale ve konferansları konularıyla birlikte tarih sırasına göre verilmiştir. Üçüncü Bölüm'de: İsmail Hâmi Bey'in tarihçiliğinden, eserlerinde işlediği konulardan yola çıkarak görüşlerinden ve oluşturduğu eserlerle Türk tarihine olan katkısından bahsedilmiştir. Anahtar Kavramlar: İsmail Hâmi Danişmend, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, Milliyetçilik, Türklük, Türk Kültürü.
Ortaöğretim öğrencilerinin divan edebiyatına bakışı: Çorum il merkezi örneği
Divan edebiyatı devri eserleri, uygun inceleme yöntemlerinden yararlanılması kaydıyla, öğrencilerin bilişsel-duyuşsal yeteneklerini geliştirir ve onlara nitelikli bir güzellik algısı edinmeleri noktasında katkı sağlar. Ne var ki Tanzimat'la birlikte divan edebiyatı ve bu edebî dönemin özellikleri farklı nedenlerden ötürü etkisini kaybetmiştir. Öğrenciler bu dönemin lisanına, güzellik anlayışına, biçim hususiyetlerine ve anlatım şekillerine iyice yabancılaşmışlardır. "Ortaöğretim Öğrencilerinin Divan Edebiyatına Bakışı: Çorum İl Merkezi Örneği" baş-lıklı bu incelemede divan edebiyatı hususunda öğrencilerin belleğine yerleşen düşünceler tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu çalışmada sorunların fark edilmesi için divan edebiyatının idrakiyle alakalı öngörüler üstünden likert ölçeğine bağlı anket oluşturulmuştur. Divan edebiyatıyla ilgili ders almış, ortaöğretim onuncu sınıfta olan öğrencilere divan edebiyatıyla alakalı sorular yöneltilerek bulgular derlenmiştir. Toplanan bulgular, SPSS yazılımında çözümlenerek bu verilerin frekans ayrımları ile yüzdelik dilimleri belirlenmiştir. Üç bölümden oluşan tezin ilk bölümünde araştırma ile ilgili hususlar hakkında bilgiler verilirken ikinci bölümünde araştırma ile ilgili çalışmalar ve nihâyet üçüncü bölümünde ise araştırma ile elde edilen bulgular açıklanmıştır. İnceleme bitiminde ortaya çıkan veriler ışığında da divan edebiyatının öğrencilerin gö-zünde olumsuz bir şekilde algılanmasında en önemli hususun döneme ait dilin anlaşıl-masındaki zorluklar olduğu ortaya çıkmıştır. Anahtar Kavramlar: Divan edebiyatı, öğrenci algısı, inceleme, likert ölçeği.
Haçlı Seferlerinde Muînüddin Üner ve Şam
Dünya Tarihinin ve İslam Tarihinin başat konularından olan Haçlı Seferleri'nde, açıkça bir "Hıristiyan – İslam", diğer bir ifadeyle "Haç - Hilal" mücadelesi görülür. Bu seferlerden, on ikinci yüzyılın ilk yarısındaki İkinci Haçlı Seferi, İslam Tarihi açısından ayrı bir önem arzeder. Suriye Selçuklu Devleti'nin devamı durumundaki Dımaşk Tuğteginli / Böri Atabegliği, henüz yarım yüzyılını doldurmamışken, Atabegliğin merkezi Dımaşk İkinci Haçlı Seferi'yle kuşatılmıştır. Bu sırada Dımaşk Atabegliği'nde kudretli vezir, Atabeg Muînüddin Üner bulunmaktaydı. Dımaşk, Kudüslü Haçlılarla gerektiğinde ittifak yaparken, bu defa daha techizatlı ve kalabalık Haçlı ordusu tarafından İkinci Haçlı Seferi kapsamında kuşatılmıştı. Muînüddin Üner askerî ve diplomatik becerileriyle kuşatmayı dördüncü gününde yarmış ve Dımaşk'ı işgalden kurtararak İkinci Haçlı Seferi'nin tartışmasız galibi olmuştur. Bu çalışma, XII. yüzyılın ilk yarısında vaki olan ve doğrudan Dımaşk'ı kuşatan İkinci Haçlı Seferine karşı, zekice bir savunma yaparak, Birleşik Haçlı Ordusunu dört günde geldikleri yere geri göndermeyi başaran bir kahramanın, Dımaşk Atabegi Muînüddin Üner'in biyografisini konu edinmektedir. Çalışma, Muînüddin Üner'in İkinci Haçlı Seferi tarihçileri tarafından ihmal edildiğini ve onun, asker, devlet adamı ve siyasetçi olarak çağdaşlarından farklı bir kişilik olduğunu tespit etmektedir. Dımaşk Atabegliği'nin elli yıllık siyasî tarihinin yirmi yıllık bir döneminde etkin söz sahibi olan Atabeg Muînüddin Üner'in kahramanlığını ve başarılı yönetimini ortaya koymaktadır. Anahtar Kavramlar: Atabeg, Dımaşk, Haçlı, Muînüddin Üner, Zengî
Kays Aylân Tribe from pre-İslamic age of ignorance to umayyads age
"Câhiliye Döneminden Emeviler Dönemine Kadar Kays Aylân Kabilesi" adlı bu çalışmada, Kays Aylân kabilesinin belirlenen dönem kapsamında öncelikle soyu, alt kolları ve yaşadığı coğrafya üzerinde durulmuştur. Ayrıca kabilenin sosyal, dinî ve kültürel hayatı hakkında bilgi verilmiş, Kays Aylân kabilesinin yaşadığı coğrafyada diğer kabilelerle kurmuş olduğu siyasî ve ekonomik ilişkiler ile kabilenin faaliyetleri incelenmiştir. İslâm dininin Mekke'de ortaya çıkmasıyla birlikte Kays Aylân kabilesinin gerek Mekke ve gerekse Medine dönemindeki genel durumu hakkında bilgi verilmiş ve kabilenin bu süreçlerde Hz. Peygamber'le olan ilişkileri ve İslâmlaşma süreci ele alınmıştır. Ayrıca kabilenin zikredilen süre içerisinde Dört Halife ile ilişkileri üzerinde durulmuştur. Anahtar Kavramlar: Adnânîler, Kays Aylân, Bedevî, Kabile, Câhiliye
Şarkı mecmuası (Çorum Hasanpaşa KTP. 19 HK 2253) adlı eserin transkripsiyonu ve incelenmesi
"Mecmua" kelimesi Arapça kökenli bir kelime olup "toplanmış, biriktirilmiş, tanzîm edilmiş şeylerin hepsi" anlamına gelmektedir. Mecmualar edebiyat tarihimize kaynaklık etmesi bakımından son derece önemlidir. Nazire mecmuaları, antoloji niteliğinde mecmualar, çeşitli risalelerin bir araya getirilmesiyle oluşan mecmualar gibi çeşitli şekillerde sınıflandırılabilir. Şekil ve içerik özelliklerini incelediğimiz Şarkı Mecmuası'nın yer aldığı Mecmuatü'r-resâil, farklı konulardaki risalelerin bir araya getirilmesiyle oluşturulmuş bir mecmuadır. Mecmuatü'r-resâil'de 4 farklı risale yer almıştır ve bu çalışmada 19 Hk 2253 numarada kayıtlı (Çorum Hasanpaşa Ktp.) bu eserin 33a-75b arasındaki Şarkı Mecmuası'nın transkripsiyonu ve incelemesi yapılmıştır. Şarkı Mecmuası'nda 80 şaire ait 160 adet şiir tespit edilmiştir. Ağırlıklı olarak 16. yüzyıl şairlerinden şiirlerin yer aldığı bu Mecmua'da, 109 gazel, 17 ilâhi, 14 kıt'a, 12 matla, 4 rubâi, 2 müfret, 1 terkib-i bent ve 1 kıt'a-ı kebîre yer almaktadır. Ayrıca bu gazel ve ilâhilerden 25 tanesi Uşşâk, Nevâ, Nevrûz-ı Acem, Acem, Rast, Hüseynî, Hisâr, Sünbüle, Sabâ, Gülizâr, Muhalif Irâk, Muhayyer, Bayâtî ve Rehâvî makâmlarında bestelenmiştir. İstinsah tarihi ve müstensih hakkında bilgi sahibi olamadığımız Şarkı Mecmuası'nda, öncelikle Mecmua'nın şekil ve içerik özellikleri hakkında incelemeler yapıldı. Mecmua'da yer alan şairler ve makâmlarla ilgili yapılan çalışmalar tablo şeklinde ortaya konuldu. Sonrasında ise metnin transkripsiyonuna yer verildi. Bu çalışmalar neticesinde, gün yüzüne çıkarılan bu Mecmua'nın dönemin şiir zevki, şairlerin eğilimleri ve birbirlerine olan bakış açıları hakkında fikir vereceği düşünülmektedir. Ayrıca bestelenen şiirlerde kullanılan makâmlar, devrin müzik anlayışına ışık tutacaktır. Anahtar Kavramlar: Şarkı Mecmuası, makâm, mecmua, Klasik Türk şiiri.
Çorum camilerinde Selçuklu, Beylikler ve Osmanlı Dönemine ait ahşap minberler, vaaz kürsüleri ve kapılar
"Çorum Camilerinde Selçuklu, Beylikler Ve Osmanlı Dönemine Ait Ahşap Minberler, Vaaz Kürsüleri Ve Kapılar" başlıklı bu tezin amacı; Çorum'daki, Selçuklu, Beylikler ve Osmanlı dönemine ait, sanat değeri olan eserleri gün yüzüne çıkarıp, günümüze örnek teşkil edecek şekilde, bilim dünyasına kazandırmaktır. İncelemeler Çorum merkezdeki camileri kapsamaktadır. Bu kapsamda 1075-1920 yılları arasında yapılmış, bu tarihler arasında yapılıp yıkılmış, yerine yenisi yapılmış camilerdeki ahşap minberler, kürsüler ve kapılar da incelenmiştir. Günümüzde kullanılmayan ve müzede koruma altına alınan Muzaffer Paşa Camii minberi de çalışmaya dâhil edilmiştir. Çorum ve tarihiyle ilgili yapılan çalışmalarda daha ziyade, Çorum, siyasal ve ekonomik yönleri ile ele alınmış, incelenmiştir. Mimari açıdan hamam ve konaklarla ilgili çalışmalar yapılmış, ancak cami ve mescitlerle ilgili yeterli sayıda olmayan, yüzeysel bir iki çalışma yapılmıştır. Sanatsal açıdan ise sadece el sanatlarıyla ilgili yine az sayıda çalışma yapılmıştır. Hazırlanan bu çalışmayla, Çorum'daki Selçuklu ve Osmanlı dönemine ait ahşap sanatı ile ilgili eserlerin değerlerini ortaya çıkarıp, Çorumla ilgili yapılan çalışmalardaki eksikliği gidermek hedeflenmektedir. Yerel ve ulusal kaynaklar taranarak elde edilen bilgiler ışığında çalışma sınırları içindeki bütün camiler incelendi ve eserler tespit edildi. Tespit edilen eserlerin fotoğraf ve ölçüleri alındıktan sonra, bütün eserlerin teknik çizimleri yapıldı. Çizimler genelden özele doğru yapıldı. Ahşap eserlerin plan, ön ve yan görünüşleri ve süslemede kullanılan desenleri ayrıntılı bir şekilde çizildi. Çizimleri yapılan eserler tanıtıldıktan sonra, süsleme ve yapım özellikleri açısından karşılaştırmalı olarak ele alındı. Bu çerçevede on iki camiden on minber, dokuz kapı ve iki kürsü olmak üzere toplamda yirmi bir ahşap eser incelenmiştir. Sonuç olarak Çorum'da tahmin edilenden daha fazla eser olduğu tespit edilmiş ve bu eserler belgelenmiştir. Daha önce sanat tarihi açısından çok değerli olduğu uzmanlarca kabul edilen iki eserle ilgili yapılmamış olan teknik ve ayrıntı çizimleri yapılmıştır. Anahtar Kavramlar: Çorum, Camii, Ahşap, Minber, Kürsü, Kapı Kanatları
XVI. yüzyıl Osmanlı Dönemi yapıştırma kündekâri kalem işi bezemeli mahfil tavanları
XVI. yüzyıl Osmanlı Mimarisinde kündekâri (yapıştırma tekniği) mahfil tavanlarını konu edinen çalışmada, bu teknikle yapılmış nadir tavanlar olmaları hasebiyle ele alındı ve gün yüzüne çıkarılması amaçlandı. İncelenen mahfil tavanları kündekâri tekniğinin "Taklit Kündekâri" başlığı altındaki "Yapıştırma Kündekâri" özelliğini taşımaları nedeniyle kündekâri tekniğine geniş yer verildi ve bu sanat tanıtıldı. Danışman hocam Prof. Dr. Candan Nemlioğlu'nun çalışma ve bulgularından yararlanılarak konu ele alındı. Tez içinde mevcut bilgilerin kapsamı genişletilerek araştırma derinleştirildi. Yapıştırma kündekâri tekniği ile yapılmış mahfil tavanları bu çalışmada tespit edilebildiği kadarıyla; İstanbul Eminönü Rüstem Paşa Câmi, İstanbul Kadırga Sokullu Mehmed Paşa Câmi, İstanbul Üsküdar Atik Valide Sultan Câmi ve Manisa Muradiye Câmiinde yer almaktadır. Rüstem Paşa ve Atik Valide Sultan Câmiinde ikişer olmak üzere toplam altı mahfil tavanı bulunmaktadır. Bu çalışmada sözü edilen mahfil tavanlarının Türk-İslam sanatı içerisindeki ahşap sanatı bağlamında karşılaştırmalı değerlendirilmesi yapıldı. Araştırma sonucunda çıkan bulgular ve öneriler ele alındı. Bu çalışma ileride yapılacak çalışmalar için de bir kaynak veri olma özelliği taşımaktadır. Anahtar Sözcükler: XVI. Yüzyıl, Mahfil Tavanları, Kündekâri,
Tarihi İnebolu evleri
İnsanoğlu yeryüzünde korunma içgüdüsünden hareketle doğumundan ölümüne kadar ihtiyaçlarını karşılayacağı, yaşamını sürdürebileceği evler inşa etmiştir. Yerleşik hayata geçen Türk toplulukları yaşam tarzlarına uygun mekânlar oluşturmuştur. Bu mekânlar geçmişten günümüze insanların değer yargıları, mahremiyet bilinçleri, aileye verilen önem ve değer, birlik beraberlik, bir arada yaşayabilme becerisi vb. gibi konular hakkında bizlere ipuçları vermekte ve yaşadığımız dönemde örnek olarak karşımıza çıkmaktadır. Anadolu'da Türklerin yaşadığı coğrafyalarda görülen bu yapılar Türk evi olarak adlandırılmış, zamanla bulundukları coğrafi konum, yapı malzemesi, yaşayanların adet, gelenek ve görenekleri doğrultusunda gelişim ve değişim göstermiştir. Çalışmamızda Kastamonu İli İnebolu ilçesinde bulunan doğa ile iç içe bütünleşmiş, Türkiye'de tek örneği mevcut olan, yöreye ait karakteristik kimlik kazanan, kırmızı renkli (FeO-demiroksit) aşı boyalı, tarihi Türk evleri incelenmiştir. Öncelikle çalışmamızın amacı, kapsamı, kaynak araştırması, literatür taraması hakkında bilgi verildi Birinci bölümde; İnebolu ilçesinin coğrafi, sosyal kültürel tarihi yapısı; İkinci bölümde; Türk evi özellikleri, Türk evinin tarihsel gelişimi, tanımı, plan tipi, cephe ve malzeme özellikleri; Üçüncü bölümde; Tarihi İnebolu Evleri katalog şeklinde sunuldu. Dördüncü bölümde ise; İnebolu ev mimarisi hakkında değerlendirme yapılarak sonuca yer verildi. Anahtar Kavramlar: Kastamonu, İnebolu, Aşı Boyalı Türk Evi
I. Haçlı Seferi
Tez konumuz olan I. Haçlı Seferi 1096-1099 yılları arasında gerçekleşmiştir. I. Haçlı Seferi, Avrupa'nın ve Bizans'ın içinde bulunduğu siyasi, sosyal ve ekonomik sorunlar nedeniyle düzenlenmiştir. Kudüs'ü Müslümanların elinden kurtarmak sloganlarıyla hareket eden ordu, doğuda kendilerine ait devletçikler kurmuşlardır. Gerek Bizans'a karşı tutumları gerekse doğuda toprak kazanma hevesleri, onların sadece dini bir amaç uğruna gelmediklerini gözler önüne sermiştir. Papa II. Urbanus'un Clermont'taki konsilinden sonra, keşiş Pierre ve etrafına birikenlerin oluşturduğu haçlı grubu yola çıkış tarihini beklemeden yola koyulmuş ve daha Avrupa topraklarında yağmacı ruhlarını belli etmişlerdir. Ana orduyu teşkil eden Kontların da çoğunun doğuda bir krallık kurma hayalinde oluşu en azından Kontların niyetini belli etmiştir. I. Aleksios, kendisine yardıma gelecek askerler yerine, başında ünlü kontların bulunduğu büyük orduların gelmesinden dolayı endişeye kapılmıştı. Bu yüzden Haçlıların hemen Anadoluya geçmelerini sağlamıştı. Öncü birlik olarak tabir edebileceğimiz Pierre L'Hermit'in ana orduyu beklemeden İznik'e saldırması, yenilgi ile sonuçlanmıştı. Bu durum I. Kılıç Arslan'ın haçlı birliklerini hafife almasına neden olmuştu. Ana ordu Anadolu'ya geldiğinde, İznik ve Eskişehir'de I. Kılıç Arslan'ı yenerek Antakya'ya doğru yürüyüşlerini sürdürmüştü. Yolda ana ordudan ayrılan Baudouin, Urfa'da ilk Haçlı Kontluğunu kurdu. Antakya'nın kuşatılmasının ardından Haçlılara karşı gönderilen Musul Emiri Kürboğa, buraya vaktinde müdahale edemedi ve Antakya Princepsliği kuruldu. Esas hedef olan Kudüs'e ilerleyen ordu çeşitli şehirlerde katliamlar yaptı. Fatımi yönetimindeki Kudüs, Haçlılara karşı direnemedi. Haçlılar Kudüs'te de vahşet sergilemekten çekinmediler. Böylelikle Kudüs Krallığı kurulmuştur. Birinci Haçlı Seferi sonucunda, 1096-1099 yılları arasında üç devletçik kurulmuştur. Bunlar Antakya Princepsliği, Urfa Kontluğu ve Kudüs Krallığıdır. Anahtar Kavramlar: Haçlılar, Kudüs, I. Aleksios, Papa II. Urbanus, Pierre L'Hermit.
Ammâr B. Yâsir'in hayatı ve siyasi hadiselerdeki rolü
"Ammâr b. Yâsir'in Hayatı ve Siyasi Hadiselerdeki Rolü" konulu tez çalışmasında Ammâr b. Yâsir'in hayatı ve mücadelesi ilk kaynaklar ışığında ele alınmıştır. Kronolojik sıralama dikkate alınarak hazırlanan bu çalışmada, Ammâr b. Yâsir'in özellikle Fitne Dönemi'ndeki tavırlarının sebepleri ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Tezimiz dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm olan Risalet Dönemi'nde; Ammâr b. Yâsir'in soyu, Müslüman olduktan sonraki hayatının Mekke- Medine'deki yılları ve Hz. Peygamber ile olan yakın ilişkisi incelenmiştir. İkinci bölümde; Ammâr b. Yâsir'in ilk üç halife dönemindeki hayatı ele alınmış, Hz. Ali taraftarlığının belirginleşmesinin seyri aktarılmıştır. Üçüncü bölümde; Hz. Ali'nin halifeliğinde Ammâr'ın aktif görev alışı ve Hz. Ali'ye olan desteği ortaya konulmaya çalışılmıştır. Son bölümde ise; Ammâr b. Yâsir'in kişiliği, hakkında söylenenler ve siyasi fikirleri tahlil edilmeye çalışılmıştır. Hz. Peygamber'in vefatından kısa bir süre sonra Müslümanlar siyasi anlaşmazlığa düşerek birbirleri ile mücadele etmek durumunda kalmışlardı. Bu siyasi anlaşmazlık sonraki yıllarda siyasi ayrılıklara ve itikadi kamplaşmalara dönüşerek günümüze kadar Müslümanları etkilemeye devam etmiştir. Bu çalışmada, siyasi mücadelenin aktörlerinden biri olan Ammâr b. Yâsir'in hayatı incelenerek bu ayrışmanın nedenleri bulunmak hedeflenmiştir. Anahtar Kavramlar: Ammâr b. Yâsir, sahabi, Hz. Ali, siyaset, hilafet
Haçlı seferlerinde Halep (1097-1124
Halep şehri, IX. X. ve XI. yüzyıllarda stratejik konumu nedeniyle hem İslâm devletleri hem de Bizans için önemli bir konumda bulunuyordu. Haçlıların bölgeye gelmesiyle önemi daha da artan Halep, istila hareketlerine sahne olmuştur. Çevresinde bulunan pek çok yer Haçlıların eline geçmiştir. Ancak Halep, güçlü bir kaleye sahip olması ve siyasi anlaşmalar nedeniyle Haçlılar tarafından ele geçirilememiştir. Bu çalışmada Haçlı Seferlerinde Halep'in 1097-1124 yılları arasındaki siyasi ve sosyal tarihi hakkında bilgi verilmektedir. İlkçağlardaki Halep ve İslâmî dönem ile birlikte Türklerin bölgedeki mücadelelerine değinilmiştir. Bunun yanında, Haçlıların Halep Selçuklu Meliki Rıdvân döneminde Suriye bölgesine geldikleri için bu dönem geniş bir şekilde anlatılmaktadır. Bâtınîler ile olan ilişkisinden bahsedilmektedir. Bu çalışmanın amaçlarında biri de Bâtınîlerin Halep'teki gücünü tespit etmektir. Melik Rıdvân'ın Bâtınîler adına Halep'te bir dârü'd-da've (propaganda merkezi) kurması onlara verdiği değeri ve onlardan ne denli etkilendiğini göstermektedir. 18 yıllık hâkimiyeti boyunca Rıdvân, Halep'in başta Haçlılar olmak üzere başka ellere geçmemesi için çabalamıştır. Rıdvân'ın ölümü üzerine melikliğin başına geçen oğlu Alparslan el-Ahras, bir yıl kadar kısa bir süre tahtta kalabilmiş, Bâtınîler ile mücadele etmiştir. Onun ölümünden sonra yerine kardeşi Sultanşah geçmiştir. Ancak Sultanşah'ın küçük yaşta olmasından dolayı Halep'in yönetimi Atabeg Lü'lü'nün eline bırakılmıştır. Ancak, onun yanlış politikaları Halep halkı şehrin yönetimi için, Artukoğlu İlgazi'ye haber göndermiştir. İlgazi'nin, yönetimi ele almasıyla Halep sıkıntılı günlerinden kurtulmaya başlamış ve ölümüne kadar geçen sürede Haçlılar ile sürekli mücadele içinde olmuştur. İlgazi'nin ölümünden kısa bir süre sonra ise bölgeye Belek b. Behram hâkim olmuş o da amcası İlgazi gibi Haçlılar'a karşı başarılı mücadeler vermiştir. Anahtar Kavramlar: Artukoğlu İlgazi, Bâtınîler, Haçlılar, Halep, Melik Rıdvân.
V. Haçlı Seferi (1217-1221)
Hristiyanların sözde Doğulu dindaşlarını kurtarmak için giriştiği 1095-1291 yılları arasında gerçekleşen Haçlı Seferleri, Avrupa ile İslâm Dünyası üzerinde derin etkiler bırakmış tarihi olaylar zinciridir. Tezimize Konu olan V. Haçlı Seferi, Selâhaddîn Eyyûbî'nin Mısır'da hâkimiyetini sağlamlaştırmasının ardından, Haçlıların bölgeye yaptıkları en geniş kapsamlı askerî hareket olmuştur. Bundan sonra yapılan Haçlı Seferlerine bir de Moğol sorunu eklenince, İslam Dünyası oldukça çetin bir mücadele ile karşı karşıya kalmıştır. Müslümanlar, mevcut her iki tehlike karşısında hâkimiyetlerini korumayı başardıkları gibi, bölgedeki Latin Krallıklarına da son verebilmişlerdir. V. Haçlı Seferi 1221 yılında Haçlıların yenilgisi ile son bulmuştur. Anahtar Kavramlar: Haçlılar, V. Haçlı Seferi, Eyyûbîler
Yedinci haçlı seferi
Tez konumuzu teşkil eden VII. Haçlı Seferi 1248-1254 yılları arasında gerçekleşmiştir. VII. Haçlı Seferi; doğuda bulunan Haçlıların, Eyyubiler ve Harezmli askerler tarafından La Forbie (El-Harbiya) savaşında (1244), Hittin savaşından (1187) daha ağır bir yenilgiye uğratılmalarının bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Bu sırada Avrupa; Almanya ve İtalya, II. Friedrich ve Papa arasındaki sorunlarla boğuşuyordu. Aynı zamanda Orta Avrupa'ya kadar ilerlemiş olan Moğolların etkileri de bu dönemde hala hissediliyor ve Moğol istilacılarının geri dönme ihtimalinin tedirginliğini yaşıyorlardı. 1245 yılında Fransa'nın Lyon kentinde bir konsil düzenlendi. Bu konsilde; Kilisenin sorunları, Kudüs'ün Müslümanlar tarafından alınması ve Moğol tehlikesi hakkında bazı kararlar alındı. Alınan kararlardan biri de Fransa kralı IX. Louis'nin önderliğinde İslam dünyasının en önemli merkezlerinden birisi olan Mısır'a düzenlenecek bir Haçlı Seferi olmuştur. Yedinci Haçlı Seferi, İslam dünyasına etkileri bakımından oldukça önemli bir konuma sahiptir. Haçlılar, Dimyat şehrini ele geçirdiklerinde Eyyubi sultanı Salih Necmeddin Eyyub ağır hastaydı ve Dimyat'ın ele geçirildiğini öğrendikten bir süre sonra vefat etmişti. Salih Necmeddin'in hayatta olan tek oğlu Tûrânşâh ise bu sırada Hısn-ı Keyfa'da bulunuyordu. Sultanın eşi Şecerüddür, ordudan ve halktan sultanın ölümünü gizleyerek Tûrânşâh'ı devletin başına geçmesi için haber gönderdi. Haçlıların Dimyat'ı alarak Mansura'ye ilerledikleri kritik bir dönemde bir felaketin önüne geçilmiş oldu. Tûrânşâh'ın Mısır'a geldiğini duyan ordu moral buldu ve Haçlılar'ın ilerleyişi durdurularak yenilgiye uğratıldı. Bu yenilgi sonucunda Haçlılar, 800,000 dinar fidye ödemek ve Dimyat'ı Müslümanlara teslim etmek zorunda kaldı. Savaşın kazanılmasından bir süre sonra Tûrânşâh'ın tavırlarından rahatsız olan Memlük grubu Tûrânşâh'ı öldürerek yerine üvey annesi Şecerüddür'ü sultan ilan etti. Böylece Mısır'da Eyyubi hakimiyetine son verilerek Memlük devri başlamış oldu. Eyyubi devletinin savaşı kazanmasının ardından son sultanları olan Tûrânşâh'ın öldürülmesi ile yerine üvey annesi Şecerüddür geçmiş ve Mısır'da Eyyubi ailesinin hakimiyeti son bularak Türk Memlüklerin hakimiyetinde Memlük Devleti kurulmuştur. Anahtar Kavramlar: Dimyat, IX. Louis, Salih Necmeddin Eyyub, Memlük.
Sergüzeşt-i Âşık Yazıcı Murtazâ (inceleme-metin)
İncelenen bu eser Ankara Millî Kütüphanede, 06 Mil Yz A 2428 katalog numarası ile kayıtlıdır. Eser katoloğa "Eş'ar" ismiyle, müellifinin ismi ise Yazıcıoğlu Murtaza olarak kaydedilmiştir. Eserden edinilen bilgiler neticesinde müellifin isminin "Yazıcıoğlu Murtaza" değil "Yazıcı Murtaza" olduğu anlaşılmıştır. Yazıcı Murtaza 17. yüzyılın sonlarından 18. yüzyıl ortalarına kadar yaşadığı tahmin edilen bir saz şairidir. Hayatı hakkında kaynaklarda bir bilgiye rastlanılmayan Yazıcı, H.1084/M.1674 yılında Gesi'de doğmuştur. Şairin anne ve babası hakkında bir bilgiye ulaşılamamıştır. Yazıcı'nın ölüm tarihi de bilinmemektedir. Eserden, şairin H.1148/ M.1735 yılına kadar yaşadığı anlaşılmaktadır. Şairin bundan sonra ne kadar yaşadığı ise bilinememektedir. Yaptığımız inceleme, âşık edebiyatının ele alındığı bir giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Yazıcı'nın hayatı ve edebi şahsiyeti ile ilgili edinilen bilgiler üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde Yazıcı'nın eseri; dil ve üslup, şekil, edebi sanatlar ve muhteva yönünden incelenmiştir. Üçüncü ve son bölümde ise Yazıcı'nın eserinin transkripsiyonlu metni verilmiştir. Yazıcı, âşık edebiyatı geleneğini takip etmesine rağmen divan edebiyatı geleneğine ait şekil ve kalıpları da eserinde kullanmıştır. Şair, eserinde âşık edebiyatına ait türlerden destana daha çok yer vermiştir. Divan edebiyatından ise mersiye, muamma, lugaz, tarih gibi türleri kullanmıştır. Yazıcı Murtaza hece ölçüsünü kullanmakta başarılıdır. Fakat aruz ölçüsünü kullanmakta başarılı olamamıştır. Yazıcı, eserini on üç cüz olarak meydana getirmiştir. Bu cüzlerde muhteva bakımından farklı konuları işlemiştir. Eserde bulunan manzum seyahatname, eserdeki en dikkat çekici metindir. Bu manzumede zikredilen yer isimleri ve bunlar hakkındaki bilgiler önem arz etmektedir. Bunun yanında şair, eserinde toplumsal eleştiriye yer vermiş ve toplumun içinde bulunduğu durumun vehâmetini dile getirmiştir. Şair; Kayserili olması nedeniyle eserinde, Kayseri'nin sosyal hayatını eleştiren bir manzume ile bu bölge esnafını eleştirdiği başka bir manzumeye de yer vermiştir. Yazıcı'nın eserinde diğer dikkat çekici manzume ise İstanbul'un sosyal ve siyasal yapısını anlatan manzumedir. Bu manzume özellikle 18. yüzyıl İstanbul'undaki siyasi ve sosyal yaşantı konusunda bilgiler içermektedir. Anahtar Kavramlar: Âşık Yazıcı Murtazâ, Âşık Edebiyatı, 18.Yüzyılda Osmanlı Şehirleri ve Toplumu.
Derviş Ahmed Gurbî"nin Risâle-i Münâcâtı (inceleme-metin)
Üzerinde çalışılan bu eser, Derviş Ahmed Gurbî'ye ait şiirlerin olduğu müstakil bir münâcât örneğidir. Çalışmada, bu eserinde hayatıyla ilgili pek fazla bilgi bulunmayan müellif hakkında kaynaklarda bulunan bilgiler ortaya konmuş, eserdeki bilgilerden de hareketle şairin kimliğiyle ilgili kanaat oluşturulmaya çalışılmıştır. Müellifin, kaynaklarda adı geçen, 1698-99 yılında Bosna'nın Yenipazar şehrinde doğmuş olan Ahmed Gurbî olduğu düşünülmektedir. Risâle-i Münâcât dördü mesnevi, altısı kaside ve biri murabba nazım biçimiyle yazılmış toplam on bir şiirden oluşan bir eserdir. Bu şiirlerden dokuzu münâcât olup diğer ikisinden biri Kur'an diğeri Hz. Peygamber ve Hz. Ali övgüsündedir. İlk dokuz şiir başlıklar altında son iki şiir başlıksız yazılmıştır. Manzum bir eser olmasına rağmen eserdeki birçok şiirde mısralar birbirinin devamına yazılmıştır. Bu karışıklıklar çalışmalar sırasında giderilmeye çalışılarak beyitler veya dörtlükler haline getirilmiştir. Eser üzerinde yapılan incelemeler neticesinde, şairin Allah'ın isim ve sıfatlarını anlamlarına uygun olarak zikrettiği, peygamberlerin mucizelerine telmihlerde bulunduğu, ayet ve hadislerden iktibaslar yaptığı, Kur'an-ı Kerim'in mucizelerinden bahsettiği, birçok tasavvufî terimi kullandığı görülmüştür. Bu durum şairin din ve tasavvuf bilgisine sahip olduğunu göstermektedir. Hz. Ali'yi, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'i zikrederken, Hz. Ali dışındaki üç büyük halifeyi hiç anmaması ise onun Alevî-Bektaşîliğe intisap etmiş bir kişi olduğuna işaret etmektedir. Bahsedilen dinî bilgileri, Arapça ve Farsça kelimeleri, kafiye ve rediflerle gayet akıcı bir üslupla şiirlerine aktarabilmiş olması da vezin hataları olsa bile onun iyi bir şair olduğunu göstermektedir. Anahtar Kavramlar: Derviş Ahmed Gurbî, Münâcât, Türk İslam Edebiyatı
TSMK murakkalarındaki "Kalem-i Siyahî" desenlerinde yaprak ve çiçek tasnifleri -H. 2152, H. 2153, H. 2154, H. 2160-
Bu tezin konusunu oluşturan Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Hazine 2152, H. 2153, H. 2154 ve H. 2160 numaralarda kayıtlı murakkalar farklı sanat dallarında hazırlanmış, farklı dönem ve üslup özellikleri gösteren pek çok eser ihtiva eder. Eserlerin Osmanlı Sarayına ne zaman ve nasıl ulaştığı, murakkaların ne zaman düzenlendiği hala belirsizliğini korusa da bu dört murakkaın birlikte değerlendirilmesini gerekli kılan ortak özellikler mevcuttur. Bunlardan biri, üslup birliği gösteren kalem-i siyahî teknikte çizilmiş desenlerdir. Gerek kitap sanatları gerekse kumaş, ahşap, maden gibi yüzeylere uygulanabilirliğe sahip bu desenler üzerine pek çok araştırma yapılmıştır. Tarihî arkaplan, teknik özellikler ve bir grup eserde imzası bulunan Muhammed Siyah Kalem üzerinde araştırmalar yoğunlaştırılmış, ancak nebatî motifler incelemeye tabi tutulmamıştır. Bu çalışmada, bazı desenlerde önemli bir yer tutan parçalı geniş yaprak çeşitleri ile birlikte kullanıldığı hatayi, penç, goncagül gibi motifler incelenerek tasnifi yapılmış, buradan hareketle üslup özellikleri belirlenmeye çalışılmıştır. Hayvan üslubunun desende meydana getirdiği hareketliliğin özellikle yapraklar üzerinde gösterdiği etkiye dikkat çekilmiştir. Orta Asya inanç dünyasının sanata yansıması ve sembolik manalar yüklenen motif ve figürler ayrıca incelenmiştir. Berlin Devlet Kütüphanesi'nde muhafaza edilen Diez murakkaları ile TSMK murakkaları arasındaki benzerliklerden hareketle ortak kullanılan motif ve desenler tablo halinde verilmiştir. Yapılan çalışma ile XIV.-XV. yy. Orta Asya Türk sanatının özgün, eşine az rastlanır örnekleri üzerinden bu kıymetli mirası tanıtmak ve üslup özellikleri hakkında araştırmacılara ışık tutmak amaçlanmıştır. İncelenen 50 adet eserdeki motifler itina ile çizilmiş, tezyinî sanatlar alanında uygulama yapan sanatkârlar için de kaynak sağlanmıştır. Anahtar Kavramlar: Kalem-i Siyahî, Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Murakkaları, Diez Murakkaları (Albümleri), Tasvir Sanatı, Tezyinât
Hâkim-Biemrillâh ve saltanat dönemi
Şiî-İsmâili dailerce Rakkade'de kurulan Fâtımî devleti, adını Hz. Fâtıma'dan alır. Kurucuları Hz. Fâtıma ve Hz. Ali yoluyla Hz. Peygamber'in soyundan geldiklerini iddia etmişlerdir. Kuruluşundan kısa bir süre sonra İhşidiler devletini yıkarak Mısır'ı almış, Hicaz dâhil Suriye bölgesinde kendi adına hutbe okutmuş, dönemin en büyük sünni devleti olan Abbâsîlerin hem dini hem siyasi rakibi olmuştur. Fâtımîlerin altıncı halifesi Hâkim-Biemrillâh İsmâilî düşünceyi yayma konusunda önceki Fâtımî halifelerinden daha fazla gayret göstermiştir. Mezhebin düşüncesini yaymak için Dârülhikme başta olmak üzere eğitim müesseseleri kurmuş, mezhep tassubu ile Sünni Müslümanlara ve Gayrimüslimlere baskılar kurmuştur. Ayrıca Hâkim-Biemrillâh dönemi sürekli değişen sosyal, dini ve siyasi yasaklar ve bu yasaklara uymayanlara verilen aşırı cezalalarla da öne çıkmıştır. Özellikle yiyecek, içecekle ilgili yeni yasaklar getirmiş, kadınların sokağa çıkmasını yasaklamış, ezan ve ibadetleri kapsayan yeni kurallar koymuştur. Bunun yanında Hâkim, Mısır ve Kahire'nin imarında etkili olmuş başta Hâkim Cami olmak üzere günümüze kadar ulaşan eserler bırakmıştır. Hâkim'in saltanatının son dönemlerinde onun ilah olduğunu söyleyen Dürzi adında bir grup ortaya çıkmıştır. Bu yapı Hâkim-Biemrillâh sonrası yeni bir din haline gelmiştir. Hâkim-Biemrillâh'ın yasaklarına daha fazla dayanamayan kız kardeşi Sittülmülük iktidar muhalifleriyle iş birliği yaparak Hâkim'i öldürtmüş ve onun dönemine son vermiştir. Anahtar Kelimeler: Fatımîler, İsmâilîler, Hâkim-Biemrillâh, Dürzîler
Merzifon'un ahşap tavanlı camilerindeki kalem işi tezyinat
Tezyinat tarih öncesi çağlardan (Taş Devri, Bakır Devri) itibaren insanların temel eğilimlerinden birisi olmuştur. Tezyinatta kullanılan malzemelerde ise yaşanılan bölgenin şartları önemlidir. Türklerin ahşap malzemeyi tezyinatta kullanmaya başlamaları Orta Asya'da Taştık kültüründe (M.Ö.300-400) yaşadıkları tarihlere kadar uzanmaktadır. Boyalı ve nakışlı ahşap tavanların temeli Türk kağanlarının boyalı, altın işlemeli ve ahşap direkli çadırlarından gelmektedir. Ahşap direkli ve ahşap tavanlı cami geleneği Selçuklular tarafından Orta Asya'dan Anadolu'ya taşınmıştır. Anadolu'nun ağaç bakımından zengin bir bölge olduğu bilinir. Türklerin ahşap malzemeyi Anadolu'da daha yaygın olarak kullanmaya başladıkları bilinir. Türk sanatında dini ve sivil mimaride geniş bir kullanım alanı olan boyalı nakışlı (kalem işi) tezyinatın ahşap malzeme üzerine uygulandığı eşsiz eserler çeşitli bölgelerimizde bulunmaktadır. Ahşap direkli ve ahşap tavanlı camilerin boyalı nakış (kalem işi) ile tezyin edilmiş nadide örneklerinin kimi kentlerde, kimi kasabalarda ve köylerde (Erbaa Akça Köy, Merzifon Kara Mustafa Paşa Köyü vd.) yer alır. Anadolu'da boyalı nakış ile tezyin edilmiş, görebildiğimiz en eski ahşap cami örneği (1206) Çarşamba Göçeli Camii'dir. Osmanlı döneminde artış gösteren kalem işi (boyalı nakış) ile tezyin edilmiş ahşap camilerin ilk dönem eserlerinde Selçuklu dönemi üslup özellikleri görülür. Klasik dönem kalem işlerinde daha zarif ve ahenkli bir üslup kullanılmıştır. Ahşap direkli ve ahşap tavanlı camiler 20.yüzyılın başlarına kadar inşa edilmiştir. Türk-İslam sanatının diğer sanat dallarında kullanılan örge ve desenlerin birçoğu ahşap üzeri kalem işi tezyinatta başarılı bir şekilde uygulanmıştır. Sonsuzluğun simgesi olarak değerlendirilen geometrik şekiller, yazı, hayvani örgelerin üsluplaştırılmasıyla oluşan rûmi şekli ve bitkisel örgelerin üsluplaştırılmasıyla oluşan örgelerle (hatayi, karanfil, lale, nar çiçeği, haşhaş, vd.) ahşap tavanlar, tezyin edilmiştir. Anadolu'nun çeşitli bölgelerinde yer alan ahşap tavanlı camilerin Merzifon'da da örneklerinin bulunduğu incelemeler sonucunda tespit edilmiştir. Bu çalışmada Merzifon'da bulunan kalem işi ile tezyin edilmiş ahşap tavanlar incelenmiştir. Amasya'nın Merzifon İlçesinde tespit edilen ahşap tavanlı camilerden Âbide Hâtun Camii (1091/1680), Eyüp Çelebi Camii(17.yy.) , Büyük Hacı Hasan Camii (1126/1714), Aşçı Hüseyin Ağa Camii (1182/1768) ve Hanife Hatun Camii (1242/1826) kalem işi tezyinatlı eserlerdir. Anahtar Kavramlar: Merzifon, Camii, Ahşap Tavan, Kalem İşi, Tezyinat
Tarihi süreç içinde Çorum Çarşısı'nın gelişimi
Yüksek lisans tezi kapsamında "Tarihi Süreç İçinde Çorum Çarşısı'nın Gelişimi'' incelenmiştir. Bu çalışmanın amacı geçmişten günümüze Çorum Çarşısı'nın gelişimini ortaya çıkartmak ve belgeleme yaparak gelecek kuşaklara çarşının aktarımını sağlamaktır. Kentin ana odak noktasını oluşturan çarşı üç ayrı bölümden oluşmaktadır. Bu üç grubu oluşturan dükkânlar plan, mimari ve tarihlendirme özelikleri bakımından ele alınmıştır. Ayrıca dükkânların fotoğrafları çekilerek ve katalog yapılarak sistematik bir şekilde değerlendirmeleri yapılmıştır. Ortaya çıkan bu bilgiler ışığı altında karşılaştırma ve benzer örneklerin yardımıyla Çorum Çarşısı'nın İslam Sanat Tarihi içindeki yeri belirlenmeye çalışılmıştır. Çorum Çarşısı ızgara plana sahip Çöplük Çarşısı, arasta planı şeklinde düzenlenmiş olan Dikiciler Arastası ve Ulu Cami'ye akarat olarak yapılan dükkânlar olmak üzere üç ana başlık altında incelenmiştir. Çöplük Çarşısı ızgara planı bakımından İslam ve Osmanlı Dönemi çarşı planında yaygın değildir. Türkiye'de tek ve en yakın örnek benzeri Muğla Arastası'nda görülmektedir. Çöplük Çarşısı dükkânlarında barok üslubu ile yapılan saçak altı korniş düzenlemesiyle 18. yüzyılın mimarisini yansıtmakla beraber 1913 yılında geçirmiş olduğu büyük yangın sonrasında büyük bir bölümü yanmış ve 1925-1926 yıllarında tekrar inşa edilmiştir. 1950 yılı sonrasında ise C ve S şeklindeki kıvrımlı olan saçak altı düzenlemelerinin çoğu yok edilmiştir. Özgün halini koruyabilen bu mimari öğeler tez içerisine incelenmiştir. Ulu cami dükkânları ile Dikiciler Arasta'sı ise diğer İslam Sanatı'ndaki arasta planları ile benzerdir. Ulu cami dükkânları diğer İslam şehirlerinde görülen planlara uygun olmakla beraber en son 19. yüzyılın üçüncü çeyreğinde yeniden yapılmıştır. Dikiciler Arasta'sı ise 1960 yılında inşa edilmiş olup Türkiye'de ki en son inşa edilen arastadır. Arnavut kaldırımı şeklinde döşeli çok dar olan sokağı ile şehrin ve Türkiye genelinde bir ilgi odağı haline dönüşmüştür. Ancak tescil kaydının olmasına rağmen tapu kaydının bulunmaması büyük bir sorundur. Günümüzde Arasta'nın bulunduğu sokak tapu plan paftasında yol olarak görülmektedir. Ortaya çıkan tüm verilerin ışığı altında Çorum Çarşısı bütüncül bir bakış açısıyla değerlendirilerek bir sonuca ulaşılmış ve Çorum Çarşının varlığına katkı sağlayacak önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Çorum, Dükkân, Çarşı, Arasta, Barok
Analysis of Kitap-al Mawalid miniatures
The aim of this dissertation study was to introduce Abu Ma'sher, one of the most important astrologist of the Islamic world, and to reveal one of his important works. Ebû Ma'ser is a scientist who had a great influence on the astrologists of the Renaissance. One of the objectives of the study is to preserve this legacy that Ebû Ma'ser left to the world of science, which was also addressed by Prof. Dr. Fuat Sezgin. Manuscripts are among the most significant resources that shed light on history. The Islamic world has a rather rich literary heritage in terms of manuscripts. Miniatures in manuscripts consist of illustrations explaining and supporting the text. The manuscript called "Kitap-al Mawalid" (Kitap al-Mawalid), the subject of this thesis, is also a miniature manuscript and its subject is astrology. The miniatures of work written by the famous Islamic astrologist Abu Ma'sher, who lived in the 8th and 9th century were analyzed in this study. "Kitap-al Mawalid" comprises two parts. There are thirty-six miniatures in total. The artist of the miniatures is Kanber Ali Shirazî. This copy, whose miniatures we analyzed in the present study, is located at BNF (French National Library). According to the library catalog record, this work was copied in Cairo in 1300. However, considering the clothing on the figures in miniatures, it is obvious that there is a problem with dating. The dissertation consists of an introduction and six chapters. The introductory part covers resource search and the purpose, scope, method and justifications of the dissertation. In the first chapter miniature art was addressed within the scope of a general evaluation. In the second chapter, manuscripts with miniatures from the beginning to the 15th century were analyzed to determine the artistic surrounding of the artist's period. In the third chapter, information was given in the field of astrology, being the subject of the manuscript. In the fourth chapter, after the introduction of the work "Kitap-al Mawalid", the life of Ebû Mâ'sher was addressed and miniaturist was examined. The fifth chapter is for the catalog study and the thirty-six miniatures were examined from the perspective of history of art. The sixth section is for the discussion of the study.