Demir

110 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Bursa bölgesinde zeytin yetiştirilen toprakların alınabilir demir içeriklerinin belirlenmesinde kullanılabilecek yöntemler

Bu çalışma Bursa bölgesi zeytin yetiştirilen toprakların alınabilir demir (Fe) içeriklerinin belirlenmesinde kullanılabilecek en uygun yöntemin belirlenmesi için yürütülmüştür. Bu amaçla Bursa bölgesinde, araştırmadan önce geniş bir survey çalışması yapılarak Bursa'nın İznik, Orhangazi, Gemlik ve Mudanya ilçelerinde 50 adet zeytin bahçesi belirlenmiştir. Bu bahçelerden erken ilkbaharda 0 - 30 ve 30 - 60 cm derinliklerden alınan toplam 100 karma toprak örneği, ocak ayında alınan toplam 50 yaprak ve hasat olgunluğunda alınan 50 meyve örneği, araştırma materyalini oluşturmaktadır. Toprakların alınabilir Fe içeriklerinin belirlenmesinde; Toplam Fe, Kral Suyu (3 HCl + 1 HNO3) (Y1); 0,005 M DTPA + 0,01 M CaCl2 + 0,1 M TEA (Y2); "Aktif Fe" (COONH4)2.2H2O + (COOH)2.2H2O (Y3); 0,05 M HCl + 0,012 M H2SO4 (Y4); 0,05 M EDTA (pH 7,0) (Y5); 1 M NH4HCO3 + 0,005 M DTPA (pH 7,6) (Y6); 0,01 M Na2EDDHA (pH 7,0) (Y7); 0,43 M HNO3 (Y8) yöntemleri kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre, 0,05 M HCl + 0,012 M H2SO4 (Y4) yönteminin Bursa yöresi zeytin plantasyonlarının alınabilir Fe içeriklerinin belirlenmesinde kullanılabileceği düşünülmektedir.

DemirToprakYöntem geliştirme+1
Ece Keskin
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Demir ve vitamin d düzeylerinin febril konvülziyon ile ilişkisi

Şentürk, M. Demir ve Vitamin D Düzeylerinin febril konvülziyon ile İlişkisi. DPU Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı, Tıpta Uzmanlık Tezi, Kütahya, 2018. Febril konvülziyonlar (FK) benign karakterde, ateşle birlikte görülen çocuklardaki en yaygın nöbet tipidir ve tüm çocukların % 2-5'inde görülür. FK etyopatogenezinde ateş, yaş ve genetik eğilimin önemli rolleri vardır. Pediatrik hastalarda en sık rastlanan nutrisyonel eksiklik olan demir (Fe) eksikliğinin bir çok nörolojik problemde etkin rol oynadığı bilinmektedir. İnsanlarda D vitamini eksikliğinin erken beyin gelişimi üzerine olan etkisi konusunda yeterli çalışma olmamakla birlikte, in vitro olarak D vitamininin beyin hücreleri üzerine nöroprotektif etkisi olduğu gösterilmiştir. Çalışmamızın amacı FK nedeniyle başvuran hastaların demir ve vitamin D düzeylerini retrospektif olarak inceleyip, FK ile aralarındaki bağlantının varlığını, FK etyopatagenezindeki yerlerini göstermektir. Çalışmanın hasta grubunu DPÜ Tıp Fakültesi Evliya Çelebi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Kliniği'ne Ocak 2015 – Aralık 2016 tarihleri arasında basit ve komplike FK tanıları ile başvuran 6 ay - 5 yaş arasındaki afebril konvülziyon, serebral palsi, mental retardasyon gibi nörolojik bozukluğu, kan elektrolit dengesizliği olmayan, antiepileptik ilaç kullanmayan ve santral sinir sistemi (SSS) enfeksiyonu olmayan 78 hasta oluştururken, kontrol grubunu aynı tarihler arasında aynı yaş grubunda FK haricinde ateşli hastalıklar nedeniyle takip edilen 118 hasta oluşturdu. Hastaların retrospektif olarak klinik, sosyo-demografik özellikleri ve labaratuar sonuçları hasta dosyalarından ve hastane otomasyon sisteminden bulunarak kaydedildi. Vitamin D seviyelerinin FK grubunda farklılık göstermediği, diğer taraftan demir eksikliği ve demir eksikliği anemisinin FK grubunda daha sık izlendiği görüldü. Konvülziyon riskini arttırması nedeniyle demir eksikliği anemisinin özellikle 6 ay - 5 yaş arası çocuklarda tedavi edilmesinin, febril hastalıkların nöbetle birlikte seyretmesini engelleyeceği düşünüldü. Anahtar kelimeler: Febril konvülziyon, Vitamin D, Demir Eksikliği

Anemi-demir eksikliğiDemirNöbetler-febril+2
Merve Şentürk
Kütahya Dumlupınar University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gram negatif bakterilerde demir ve demir metabolizmasının antimikrobiyal duyarlılık üzerine etkilerinin araştırılması

Bakteriyel etkenler gerek toplum ve gerekse hastane kökenli enfeksiyonlarda en sık rastlanan mikroorganizmalardır. Özellikle hastane kökenli izolatlarda yaygın antibiyotik kullanım gerekliliği, bakterilerin de kullanılan antibiyotiklere direnç geliştirmesi ile sonuçlanan bilindik bir süreç yaşanmaktadır. Bunun sonucu yeni antibiyotiklerin kullanıma girmesi ve bir süre kullanılması şeklinde olmaktadır. Bu çalışma başka bir bakış açısı ile, gram negatif bakterilerin enerji üretimi, oksijen taşınması ve gen ekspresyonunun regülasyonu gibi birçok önemli fizyolojik fonksiyonu için esansiyel bir element olan demirin antibiyotikler ile kombinasyonunun bakteriler üzerindeki etkinliğinin araştırılması amacı ile yapılmıştır. Çalışmaya Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji AD. arşivindeki standart bakteri suşları ve 11'er adet E. coli, K. pneumoniae, P. aeruginosa, A. baumannii ve P. mirabilis klinik izolatı olmak üzere toplam 55 izolat dahil edilmiştir. İzolatların tümüne sefepim, amikasin, meropenem, tigesiklin, seftriakson, kolistin ve levofloksasin için EUCAST standartlarına uygun olarak disk diffüzyon ve mikrodilüsyon testleri çalışıldı. Bu antibiyotiklerin etkinliğinin demir şelatörleri deferasiroks (DFX) ve deforaksamin (DFO) ve ortam demir konsantrasyonu ile ilişkisi disk diffüzyon, dama tahtası sinerji testi ve sıvı mikrodilüsyon yöntemleri kullanırak ayrıca test edildi. Test edilen antibiyotiklerde E. coli, K. pneumoniae, P. aeruginosa ve A. baumannii izolatlarında antibiyotik duyarlılık sonuçları ile, antibiyotiklerin demir şelatörleri ve ortam demir konsantrasyonu ile kombinasyonlarında etkinlik değişmesi saptanmadı. P. mirabilis izolatlarında DFO ilavesiyle sefepim, amikasin, meropenem, tigesiklin ve levofloksasin antibiyotiklerinin zon çapları istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde artmış olduğu saptandı. Dama tahtası sinerji testi ile P. mirabilis izolatları için tigesiklin, sefepim, amikasin ve kolistin antibiyotikleri ile DFO arasında sinerjistik etki saptandı. Patojenlerle mücadelede yeni stratejilerin geliştirilmesi gerektiği, bu çalışmada saptanmış olduğu gibi bakterileri demirden mahrum bırakmanın bu yöntemlerden biri olabileceği sonucuna varılmıştır.

Acinetobacter baumanniiBakterilerDeforaksamin+5
Mehmet Erinmez
Gaziantep University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut bronşiyolit vakalarında serum eser element (Çinko, Demir, Bakır) düzeyleri

Amaç. Akut bronşiyolit, özellikle 2 yaş altı çocuklarda, daha çok virüslerin, küçük hava yollarındaki epitel hücrelerini tutarak mukus üretiminde artışa, bronşiyollerde tıkanmaya, bronkospazma ve hava hapsine neden olarak ortaya çıkan alt solunum yolu enfeksiyonudur. Hastalığın görülme sıklığının fazla olması, tam etkili bir tedavisinin veya önleyici bir girişimin bulunmaması hastalığın önemini arttırmaktadır. Vücudumuzdaki çeşitli fizyolojik ve biyolojik olayların düzenlenmesi için glukoz, yağ asitleri, aminoasitlerin ve vitaminlerin yanı sıra minarellere ve eser elementlere de ihtiyaç olduğu bilinmektedir. Bu eser elementlerden özellikle vücudumuzda en yüksek miktarda bulunan, hem hücresel hemde hümoral immünitenin düzenlenmesinde rol oynayan çinko, demir ve bakırın eksikliğinde ASYE gibi çocukluk çağında sık görülen enfeksiyonlara karşı vücut direnci azalmaktadır. Bu çalışmada akut bronşiyolit tanısı alan hastalar ile sağlıklı çocuklardaki serum çinko, bakır ve demir düzeylerini karşılaştırarak bu elemntlerin eksikliğinin hastalığın etyolojisindeki rolünü araştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem. Çalışmaya Eylül 2019 – Mayıs 2020 tarihleri arasında Bezmialem Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Acil ve Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları polikliniklerine akut bronşiyolit kliniği ile başvuran 2 ay-5 yaş arası 40 hasta çocuk ile fizik muyenesinde herhangi bir patolojik bulgusu olmayan aynı yaş grubunda 40 sağlıklı çocuk çalışmaya alındı. Hasta grubun; fizik muayene bulguları kaydedildi. Akut bronşiyolit tanısı alan hastalar klinik skorlama sistemleri kullanılarak hafif, orta ve ağır şiddette olmak üzere gruplara ayrıldı. Hasta grubunda serum çinko, demir ve bakır düzeyleri ölçüldü ve kontrol grubu ile karşılaştırılması yapıldı. Bulgular. Hasta grubunun yaşları 2 ay- 5 yaş arasında değişmekte olup ortalama yaş 19,5±18,2 ay, kontrol grubunun yaşları ise olgu grubuna benzer sekilde 2 ay- 5 yaş arasında olup ortalama yaş 22,0 ± 12,3 olarak bulundu. Her iki grup arasında yaş dağılımı açısından fark bulunmadı (p>0,05). Çalışmamıza katılan hasta grubunun 12'si (%30) kız, 28'i (%70) erkek, kontrol grubunun 15'i (%37,5) kız, 25'i (%62,5) erkek idi. Her iki grup arasında cinsiyet dağılımı açısından fark bulunmadı (p>0,05). Serum çinko ve demir düzeyleri hasta grubunda kontrol grubuna göre belirgin şekilde düşük bulundu (p<0,05). Sonuç. Serum çinko ve demir eksikliği akut bronşiyolit için bir risk faktörü olabilir. Özellikle ülkemiz gibi gelişmekte olan ülkelerde; akut bronşiyolit gibi görülme sıklığı fazla olan, tam ve etkili bir tedavisi olmayan enfeksiyon hastalıklarından korunmak için mikronütrientlerin beslenmemizdeki önemi unutulmamalı, buna bağlı olarak akut bronşiyolitin sıklığının azalmasında bu elementlerin rolü olabileceği, akut bronşiyolitin mevcut tedavisine ek olarak çinko ve demirin tedaviye eklenmesinin faydalı olabileceğini düşünmekteyiz.

Akciğer hastalıklarıBakırBronşiyal hastalıklar+5
Öznur Gökçe Taylan
Bezmialem Vakıf University
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Tiyoürenin değişik korozif ortamlarda demirli malzemelere inhibitör etkisinin araştırılması

ÖZETKorozyonu önlemek yada kontrol etmek amacıyla kullanılan en yaygın yöntemlerden biri de inhibitor kullanımıdır. Kapalı devre çalışan sulu sistemlerde inhlbitörlerle koruma yapılabileceği gibi sulu olmayan ortamlarda da inhibitor kullanılabilir. Bir maddenin inhibitor etkinliği moleküllerin metalle olan etkileşmesine bağlıdır. Asitli çözeltilerde (1 M HCI, 1 M H2SO4) demirli malzemelerin korozyonu önlemede tiyoüre ve onun türevleri inhibitor olarak kullanılmaya çalışılmaktadır. Tiyourenin inhibitor olarak kullanılmasında karşılaşılan en önemli sorun tiyoüre derişimidir. pH'a bağımlılık ise belirsizdir. Asitli ortamlarda ve düşük derişmekle tiyourenin demirli malzemelerde korozyonu önlediği ileri sürülmektedir. Bu amaçla yapılan çalışmada, saf demirin başlangıç pH'ı 4 olan, Üyoüre içeren ve içermeyen 0,1 M Na25C>4, 0,1 M Na2SÛ4 + 0,01 M Ftalik asit 0,1 M Na2S04 + 0,01 M Ftalik asit + % 3,5 NaCI, 0,01 M Ftalik asit + % 3,5 NaCI, %3,5 NaCI çözeltilerinde korozyon davranışları; kütle kayıpları, korozyon potansiyelleri (H^ct), polarizasyon dirençleri (Rp-1) ve akım-potansiyel eğrileri yardımıyla araştırılmıştır. Başlangıç pH'ı 3 olan 0,1 M NagSC^ çözeltisinde değişik derişimlerde (5, 15, 50 mM) tiyourenin demirli malzemelerin korozyonunu azalttığı elde edilen sonuçlardan görülmektedir. Bu ortamlarda tiyoüre derişimi arttıkça korozyon hızının da arttığı saptanmıştır. Ortam pH'ı 3'e ftalik asitle tamponlandığı 04 M Nag504 + 0.01 M ftalik asit ortamında 5, 15 ve 50 mM derişimlerde tiyoüre çözeltisinde demirli m 1rgrn**lftHT* korozyon hıya oldukça dfopr^kt^İr- Burada ftalik asitteki aromatik halkanın, karboksil gruplarının ve tiyourenin II. bağlarının etkisi ile oluşan yüzeydeki koruyucu tabakası kuroayu hızını azaltmaktadır. Verilere göre tiyourenin yüksek derişimlerinde bu koruyucu5? 0,1 M Na2S04 + 0,01 M ftalik asit çözeltisine (pH - 3) % 3,5 NaCI eklendiğinde korozyon hızının yükseldiği saptanmıyor. CI" iyonlarının yüzeye saldırgan tavırları yüzeyde oluşan Üyoüre kritik bir derişimde (5 mMM - 15 mM) arasında korozyon hızının düşmesinde etkin olmaktadır. Ortamdan SO4"1 fonlarının uzaklaştırılması durumunda yani 0,01 M İtalik asit + % 3,5 NaCI çözeltisinde (pH - 3) demirin korozyon hızı yükselmektedir. SQ4T iyonları, Cr iyonlarının yüzeye saldırısını kısmen önlediği bu ortamda elde edilen sonuçlardan anlaşılmaktadır. 0,01 M ftalik asit + % 3,5 NaCI çözeltesinde (pH « 3) Üyoürenin yüksek derişimlerinde azalmaktadır. % 3,5 NaCI çözültesinde (başlangıç pH'ı 3 olan) üyoürenin yüksek derişimleri demirin korozyon hızını çok az azaltmaktadır.

DemirKorozyonTiyoüre+2
Hatice Özdemir
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
1993
00
Master'sOpen AccessTR

Gyttja'da bulunan humin asitlerine demir ve çinko'nun bağlanması ile oluşturulan organomineral komplekslerin bitki gelişimine etkileri üzerinde bir araştırma

Bu araştırmada, Afşin-Elbistan linyit tabakaları arasında katmanlar halinde olan gyttja materyalinde bulunan humin asitlerine bitki besin ellementlerinin bağlanmasıyla oluşturulan organo mineral kompleklerin bitki gelişimine etkisini saptamak amacıyla yapılmıştır. Bu amaçla yapılan çalışmada 6 uygulamalı 4 yinelemeli saksı denemesi kurulmuştur. Denemede humin asidi ile birlikte FeS04veZnS04 uygulanmıştır. Araştırmada kullanılan gyttja materyali %25 organik madde, %25 kil %0.11 tuz, %0.45 azot içermektedir. Araştırma sonuçlarına göre humin asidi, FeSÜ4 ve ZnSC>4 uygulamalarınınverim üzerinde istatistiksel bakımdan önemli bir etkisinin olmadığı, uygulanan ZnS04'ın hem toprağın hem de bitkinin Zn içeriğine arttırdığı bulunmuştur.

Bitki gelişimiDemirGidya+3
Safiye Şipal
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
1994
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Talassemi majorlü çocuklarda karaciğer ve demir metabolizması

ÖZET Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatrik Hematoloji Kliniğinde p- Talassemi major tanısıyla izlenen 19 hasta ve aynı yaş grubunda hemoglobin örneği Hb AA olan sağlıklı 15 çocuk çalışmaya alındı. Hastalar ve kontrollerde hematolojik parametreler, demir metabolizması ve karaciğer fonksiyon testleri incelendi Hastalarda ayrıca klinik bulgular,hepatit markerlar, batın ultrasonografisi, kemik iliği ve karaciğer biyopsi bulguları değerlendirildi Hasta grubunda serum demiri ve ferritini yaşa göre normalin üzerinde, transferin satürasyonu ise normalin üst sınırına yakın olarak bulundu. Hasta grubu ve kontrol grubunun karaciğer fonksiyon testleri karşılaştırıldığında iki grup arasında SGOT (p<0.0001), SGPT(p <0.001), total biluribin (p<0.0001), direkt biluribin (p<0.0001) ve albumin (p<0.001) ortalama değerleri açısından istatistiki olarak anlamlı bir farklılık saptanırken, total protein değerleri açısından (p>0.05) anlamlı bir farklılık saptanamadı. Kemik iliğinde eritroid hiperplazi ve demir birikimi bulguları mevcuttu. Hasta grubunda yapılan karaciğer biyopsisinde portal fibrozis, portal inflamasyon, periportal nekroz, lobül içi nekroz, safra kanalikülü harabiyeti, ekstra medullar hematopoez ve demir birikimi değerlendirildi Karaciğer fonksiyon testleri ile portal fibrozis ve portal inflamasyon arasında anlamlı bir ilişki saptanamadı(p>0.05). Kemik iliği demir birikimi ile mezankimal hemosiderozis (p<0.001) ve parankimal hemosiderozis (p<0.005) arasında anlamlı bir ilişki saptandı Bu nedenle doku demir birikiminin değerlendirilmesinde öncelikle kemik iliğinin incelenmesinin daha kolay, kullanışlı ve noninvazif bir yöntem olacağı düşünüldü. Karaciğer ekojenitesi ile demir birildrm,portal fibrozis ve inflamasyon arasında korelasyon saptanmadı (p>0.05). Bu nedenle karaciğer hasarının değerlendirilmesinde daha ileri görüntüleme yöntemlerine ihtiyaç olacağı anlaşıldı. Hasta grubunda şelasyon tedavisine başlama yaşı ve portal fibrozis arasında anlamlı bir ilişki bulunması (p<0.05) tedaviye erken dönemde, organ hasan gelişmeden başlanması gerektiğini gösterdi Hasta grubunda HbsAg %10, AntiHbs %52, AntiHCV %15 olarak bulunması transfuzyon rejimine başlamadan önce aşılama programına alınması gerektiğini gösterdi 64

DemirKaraciğer fonksiyon testleriTalasemi
H. İlgen Şaşmaz
Çukurova University
1996
00
Master'sOpen AccessTR

Betonarme demirinin korozyonuna karşı katodik yönetiminin geliştirilmesi

IX ÖZ Bu çalışmada, çevresel etkilerle veya beton karma suyu yoluyla beton yapısına giren CI- iyonlarının betonarme demirine etkileri araştırılmıştır. Değişik derişimlerde klorür iyonu içeren elektrolitlerin karma suyu ya/ya da temas suyu olarak kullanıldığı koşullarda hazırlanan betonarme örneklerinin akım- potansiyel değişimleri, katodik (-700 mV) ve anodik (+700 mV) potansiyel uygulandığında 5 saat içerisindeki [CI"], pH ve elektriksel iletkenlikleri belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre; klorür iyonlarının betonarme demirine korozif etki yaptığı, artan klorür iyonları derişimine bağlı olarak anodik alanda (+700 mV) betonarme demirinin daha hızlı çözünerek çözeltiye geçtiği belirlenmiştir. -700 mV ve +700 mV'da beton içerisine ve temas suyuna CI" iyonlarının difüzlenmesinde belirli bir düzenlilik saptanmamıştır. Anahtar Kelimeler: beton, korozyon, katodik koruma, difüzyon, klorür etkisi.

BetonarmeDemirKatodik koruma+1
Ayşe Özcan
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
1997
00
Master'sOpen AccessTR

Alüminyum ve demir iyonlarını içeren karışımların eriyokrom siyanın R kompleksleri halinde kısmi en küçük kareler yöntemi ile analizi

Bu çalışmada, Al(III) ve Fe(III)' ün Eriyokrom siyanin R belirteci ile kompleksleri oluşturularak spektrofotometrik yöntemle simultane analizi yapılmıştır. Uygun parametreler seçilmiş ve optimum koşullar sağlanmıştır. En stabil kompleks asetat tamponu ile pH=6' da oluşturulmuştur. CTAB ve CPC gibi yüzeyaktif maddelerin varlığında komplekslerin absorbans değerlerinde azalma gözlenmiştir.Fe(III) ve Al(III) içeren karışımların spektrofotometrik tayini için Çoklu Lineer Regresyonu(MLR), Ana Bileşen Regresyonu(PCR), Kısmi en Küçük Kareler(PLS) ve Tek Değişkenli Kalibrasyon(UC) yöntemleri kullanılmıştır. Kalibrasyon setinin oluşturulmasında alüminyum ve demir için derişim aralıkları sırası ile 0,20?0,38 ppm ve 0,20?0,80 ppm olmak üzere herbir bileşen için 10 adet standart çözeltiden oluşan kalibrasyon seti hazırlanmış ve 400-600 nm arasındaki absorbsiyon spektrumları kaydedilmiştir.Farklı kemometrik kalibrasyon yöntemleri ile elde edilen sonuçlar, Atomik Absorbsiyon Spektrofotometrisi(AAS) yöntemi sonuçları ile karşılaştırılmıştır. Demir(III) iyonu için PCR ve PLS yöntemlerinin UC ve MLR yöntemlerinden, AAS ile yapılana daha yakın sonuçlar verdiği gözlenmiştir. Alüminyum iyonu için ise UC, PCR ve PLS yöntemlerinin MLR' den, AAS ile yapılana daha yakın sonuçlar verdiği gözlenmiştir. Bu yöntem, Portland çimentosunda bulunan Al(III) ve Fe(III) metal iyonlarına uygulanmıştır.

AlüminyumDemir
Cevriye Tataroğlu
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Gebe kadınların demir eksikliği anemisi hakkında bilgi düzeylerinin ve uygulamalarının değerlendirilmesi

Bu çalışma gebe kadınların demir eksikliği anemisi hakkında bilgi düzeylerini ve ‎uygulamalarını değerlendirmek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini; ‎Irak'ta bulunan Bint Al Huda eğitim hastanesine başvuran gebe kadınlar oluşturmaktadır. Veriler ‎IBM, SPSS ile tanımlayıcı istatistiksel yöntemler, normallik testi, T-testi, anova testi, karşılaştırma ‎testleri, korelasyon testi kullanılarak değerlendirilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre; gebe ‎kadınların %83,7'sinin şehirde yaşadığı, %47,2'sinin çalışmadığı, %64,2'sinin mevcut gebeliği ‎sırasında sağlık sorunu yaşamadığı, %82,9'unun mevcut gebeliği sırasında sigara kullanmadığı, ‎‎%76,4'ünün önceki gebeliklerinde demir tableti aldığı, %53,7'sinin günde 2 kez demir tableti ‎kullandığı, %83,7'sinin gebelik ile bir sonraki gebelik arasında 1-3 yıl süre olması gerektiği ‎düşüncesinin olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Çalışmada yaş, eğitim yılı, aylık gelir, gebelik ‎sayısı, gebelikler arası ortalama aralık gibi değişkenler ile Hb ve ferritin ‎değerleri arasında bir ilişki bulunamamıştır. Vücuttaki demir seviyesine gelince yaş, eğitim ‎durumu, gelir seviyesinin Hb ve ferritin düzeyleri üzerine etkisinin olduğu sonucuna ulaşılmıştır. ‎Ayrıca mevcut gebelik sayısının ve gebelik arası ortalama aralığın da Hb ve ferritin düzeyleri ‎üzerine etkisi olmadığı görülmüştür. Sonuç olarak Hb ve ferritin değerlerinin anemi tanısı için ‎önemli olduğu, ancak gebelik değişkenleriyle ilişkili olmadığı görülmüştür. Elde edilen bu ‎sonuçlar doğrultusunda; anne ve bebek sağlığı açısından ciddi bir tehdit olan demir eksikliği ‎anemisine bağlı oluşabilecek komplikasyonları önleyebilmek amacıyla, demir ilacı kullanımı ‎konusunda gebeler ve aileleri prekonsepsiyonel dönem ve gebeliğin birinci trimesterinden ‎itibaren sağlık personeli (ebe, hemşire, doktor) tarafından bilgilendirilmelidirler.‎

AnemiDemirGebelik
Hadeel Nadhım Ghafıl Al-hasnawı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Yer fıstığı bitkisinde bakteriyel aşılama ile demir uygulamalarının nodülasyon, biyomas ve verime etkisi

Yerfıstığı bitkisinde bakteriyel asılama ile demir uygulamalarının nodülasyon, biyomas ve verime etkisini arastırmak amacıyla yapılan bu çalısma Çukurova Üniversitesi Arastırma ?stasyonunda 2 yıl süreyle yürütülmüstür. Arastırmada, I. ve II. ürün olarak Çukurova kosullarında en fazla ekimi yapılan NC-7 ve ÇOM çesitleri kullanılmıstır. Denemede iki farklı demir dozu (Fe0 : 0 ppm ve Fe1 : 5 ppm) ve 3 farklı Rhizobium bakteri susu (B0: asılama yapılmamıs-doğal bakteri; B1 : 378 nolu sus; B2 : 380 nolu sus) uygulaması kullanılmıstır. Birinci ve ikinci ürün olarak ekilen yerfıstığından çiçeklenme döneminde nodül, kök ve köküstü; hasat döneminde ise kök, köküstü ve dane örneklemesi yapılmıstır. Elde edilen sonuçlar bakteri uygulamalarının çiçeklenme döneminde bitkinin azot içeriğini ve nodülasyon durumlarını artırdığını, ancak hasat döneminde bu etkilerin önemli boyutlarda olmadığını göstermistir. Denemeye alınan suslar içerisinde B2 susu belirlenen bazı parametrelerde daha etkili bulunmustur. Bakteri uygulamasının, çiçeklenme döneminde nodül sayısı ve nodül ağırlığı değerlerini istatistiksel olarak artırdığı, hasat döneminde ise kök üstü N içeriğini artırdığı, ancak danenin azot içeriğini azalttığı belirlenmistir. Demir uygulaması biyomas ağırlığını, nodülasyonu ve bitkinin azot içeriğini önemli derecede artırmıstır. Denemede belirlenen parametreler yönünden ÇOM çesidi NC-7 çesidinden daha etkin bulunmustur. Anahtar Kelimeler : Bakteri, Demir gübrelemesi, Yerfıstığı, Simbiyotik azot fiksasyonu

Azot fiksasyonuDemirYer fıstığı
Kemal Doğan
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2007
00
Master'sOpen AccessEN

Study the association of the levels of hepcidin with the development of anemia in obese patients

The present study has been designed to explore the relationship between obesity and anemia. For this purpose, 100 obese people were collected for the study with 30 healthy lean people with matched ages as control for the study. The blood of all participants was examined for hemoglobin (Hb), ferritin, hepcidin, iron, catalase, white blood cells (WBC) count, mean corpuscular volume (MCV), mean corpuscular hemoglobin (MCH), and uric acid. The results have indicated significant reduction of Hb level, significant elevation in the levels of ferritin and hepcidin, significant reduction of iron level, significant reduction of catalase activity, significant elevation in the WBC count, non-significant differences in the MCV and MCH, and significant elevation in the level of uric acid in obese people compared to lean people. In conclusion, obesity can be considered as risk factor for anemia development and lose in the ability of antioxidant defense system.

AnemiaIronFerritin+3
Salah Hamad Abed Abed
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Study of the relationship between hepcidin levels, iron status and some biochemical parameters in Iraqi patients with anemia disease

To see whether pregnant women who are anemic for Hepcidin hormone and the research group's general characteristics correlate. The age of anemic pregnant patients (26.95.3) and controls (25.334.19) was similar. The levels of hepcidin hormone differed greatly between patients and controls. The TIBC of a patient is compared to a reference range to identify iron deficiency. These new findings help differentiate between iron deficiency anemia and other microcytic anemias. Statistically significant differences in ferrtin levels between patients and controls are P-values less than 0.001. A woman's anemia is unrelated to her pregnancy anemia. comparing anemic patients to a healthy control group on a hematological parameter This was shown to be different between patients and controls. There was a significant difference in HCT Hb MCV MCH and RDW between control, anemic, pregnant and non-pregnant women. In the current study, hepcidin correlated with iron, TIBC, and ferritin. A strong association was seen between hepcidin and TIBC (r=0.443, P=0.001) and iron (r=0.491, P=0.001). While there is a positive link between Hepcidin and Hb, RBC, MCV, and MCH, there is a negative correlation with RDW (r=0.567, P=0.001).

AnemiaIronFerritin+2
Rusul Abbas Fadhıl Al-emran
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

The correlation between severity of ferritin and HBA1C for diabetes type ii in Al-Anbar province

The main goal of present study is a studying the prevlance and effectiveness of DM with iron defeciencey anemia by assesment the level of ferritin, HbAIc, and iron with some risk factor as age and gender. This investigation revealed the following results: (50) Patient Diagnosis for Diabetes Patients with diabetes ranged in age from 13 (26 percent) to 23 (46 percent) and 14 (28 percent), with diabetes being present in all of them. Sixty-six percent of the patients were men, while just one-third of the patients were women. Total iron binding capacity (TIBC) decreased significantly (37.63 ±7.63 mmol/L compared to 51.32 ±19.18 mmol/L, respectively remission patients as compared to control subjects (P < 0.0001).The mean serum FBS level was considerably higher in patients who were in remission 139.31±40.78 mg/dL compared to controls' 89.13±26.63 mg/dL p=0.001 compared to controls. Also according to these finding, the mean serum ferritin concentrations of DM patients during remission are statistically significantly higher than those of healthy individuals [P=0.001]. here was a statistically significant rise in the mean HBAIC% in DM patients during remission, with values of (9.64 ±2.76 ,5.6 ±1.33, respectively P=0.003. In a serum insulin investigation, diabetic patients had significantly lower mean blood insulin levels than healthy individuals. Keywords: Type 2 diabetes mellitus, Ferritin, S. Iron, HbA1c, TIBC, Insulin, C-piptide

C peptideIronDiabetes mellitus-type 2+3
Mohammed Dhaffı Arıf Arıf
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Implciating of serum iron, ferritin, tibc on patients developed hypothyroidism

Recent research has focused on hypothyroidism, which is a prevalent medical disease caused by thyroid hormone insufficiency. If left untreated, it may cause major health problems and even death. Overt or clinical primary hypothyroidism is defined as thyroid-stimulating hormone (TSH) values above the standard range and free thyroxine concentrations below the reference range due to the wide variety of clinical presentation and overall lack of symptom specificity. TSH values that are above the reference range but free thyroxine concentrations that are within the normal range are what constitute mild or subclinical hypothyroidism. Mild or subclinical hypothyroidism is generally considered to be an early symptom of thyroid failure. The study was conducted in the Al-Kindi Teaching Hospital and in the period from February 2022 to April 2022. The clinical study included 100 patients divided two groups 50 patients primary hypothyroidism, and 50 patients with subclinical hypothyroidism. In addition to fifty volunteers from the control group. The three groups of the study were divided into two groups, 35 adults and 15 children The results indicated a significant increase in all levels of thyroid hormones, Anti- TPO, Iron, Ferritin, TIBC, Iodine, and Urea in both groups, adults and children. While FBS, creatinine showed a significant increase in the adult group, the children groups showed a significant decrease compared with control

IronFerritinHypothyroidism+2
Sazan Ferman Agha Kalwls
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Relationship of serum hepcidin level and iron over load with COVID19 Iraqi patients

Covid sickness 19 "(COVID-19)" is a severe and dangerous breathing disorder aimed at which the etiologic special is the clever beta Covid SARS-CoV-2portrayed in ultimate 2019 in China. Iron (Fe) is a fundamental part of hemoglobin and myoglobin and accordingly works with the vehicle, temporary tissue stockpiling, and cell utilization of oxygen. It additionally plays significant parts in cytochromes inside mitochondria, interceding the alternate regarding electrons in the electron put band. Hepcidin is one of the peptide chemicals found in the liver that switches iron balance. It was primitive disengaged in 2000 from humane blood filtering as liver-determined cysteinerich peptide by antimicrobieal movement; subsequently, it named liver-communicated antimcrobial peptide1 (LEAP-1). It regulates levels of iron flow from cells to the main bloodstream and is considered one of the very important things that balance iron in the human body. Hepcidin is involved in oligohydramnios by inhibit iron export from macrophage due to uptake and dispersal of ferroportin. It may cause activation of macrophages to mimic the hyperproteinemia-associated autophagy syndrome and is involved in greater proportions in the storms cytokine. Function iron deficeincy in turn, a main determine of inflammatory anemai, and may alter the oxygein-sensing function besides function of lymphocytes. Therefore, thos mechanism may be involved in the severity of the disease. Hypoviralemia has been reliably report in stark COVID-19, and can play important roles as a contributory component of clinical course catabolism. The upkeep of body iron homeostasis requires instruments for the control of iron take-up and activation from stores, to address erythropoietic issues, and for rummaging recently utilized iron. Hence, the correspondence between these cells that consume cells and iron that secure and store iron should be firmly controlled. Late examinations demonstrate that it is the liver delivered peptide chemical hepcidin that assumes this significant part in this guideline of foundational iron homeostases by coordinating these gastrointestinal retention and macrophages arrival iron by means of the exporter soles iron ferroportin. The aim of proposed resaerch is to investigate the relationship of serum hepciden level and iron over load with COVID19 Iraqi patients. For this purpose, 50 COVID19 patients with iron over load (Group 1), 50 COVID19 patients with no iron over load (Group 2), 25 non COVID19 patients with iron over load (Group 3) and 25 healthy controls (Group 4) were selected and the level of hepcidin and Fe were evaluated in these patients. The obtained results in this research show that: There is a differenc between the four group in terms of iron coefficients (P = 0.0001 **) so that patients with COVID19 with iron overload and with no iron overload, have significantly lower Fe levels compared to non COVID19 and healthy subjects. Also, there is a signifiecant differenc (analysis of variance) between the four group in terms of hepcidin parameter (P = 0.0001 **).

COVID 19IronHepcidin
Alı Atshan Raheel Al Abedı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Estimation of hexanoyl lysin, lactoferrin and some diagnostic markers in renal failure

The present study started out aiming to investigate the HEL and LF status in the serum of renal failure patients due to acute kidney injury (AKI) or chronic kidney disease (CKD). Hence, this study was concerned with 60 patients with renal failure and 60 healthy people as control from both genders with ages ranging from (15 - 25) years. The specimens were estimated in terms of Hexanoyl-lysin adduct (HEL) and Lactoferrin (LF) using enzyme-linked immune sorbent inspection kits (Elisa) and some biomarkers of renal failure using automated analyzer methods. The results revealed that the level of renal function, Electrolytes and sugar were significantly elevated (p-value = 0.0001) in the serum of CRF patients compared with their counterparts in the control group. Furthermore, the lipid profile parameters were non-significantly different between CRF patients and control, except for TGs and VLDL, which were significantly elevated in CRF patients. The level of Fe was significantly higher (p-value = 0.005) in the serum of CRF patients than that of the control group. In addition, the biochemical assessments indicated significant elevation (p-value = 0.0001) in HEL and LF levels in CRF patients when compared with those of the control group. Both HEL and LF are concluded to be good sensitive markers in the diagnosis of renal failure disease.

Acute kidney injuryBiochemistryKidney diseases+6
Dhuha Abdulhay Oleıwı Al-azraqı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Assessment of urine β2 micro globulin, serum atrial natriuretic peptide (ANP) and other biochemical parameters in patients with thalassemia in Iraqi peoples

This study was conducted on children and teenagers with β-thalassemia major disease to investigate the association of this disease with the systemic iron overload, the renal function, and liver function. In this regard, 65 thalassemic patients were controlled with 65 healthy controls for statistical comparison in the results. Atrial natriuretic peptide (ANP), urea, creatinine, iron, ferritin, hepcidin, alanine aminotransferase (ALT), aspartate aminotransferase (AST), and alkaline phosphatase were measured with β2 microglobulin (β2MG) in the urine (ALP). The findings have demonstrated considerable rise in the urine β2MG in thalassemic patients compared to control. Also, compared to healthy controls, thalassemic individuals had higher blood levels of urea, creatinine, iron, hepcidin, and ferritin. Also, the activities of ALT, AST, and ALP were considerably greater in thalassemic individuals compared to control. Additionally, hepcidin has gave excellent sensitivity in the prognosis of β-thalassemia major, while urine β2MG has gave fair sensitivity and ANP has gave poor sensitivity. In conclusion, β-thalassemia major can cause iron overload, renal and liver problems.

Atrial natriuretic factorBeta 2 microglobulinBeta-thalassemia+2
Husham Bahaa Kayuf Al-kweshee
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Triticum spelta buğdayında tane çinko konsantrasyonu yüksek ve çinko eksiliğine dayanıklı genotiplerin belirlenmesi ve karakterize edilmesi

Besinlerde Zn ve Fe konsantrasyonu arttırmak insanlarda bu elementlerin eksikliğinden kaynaklanan sağlık sorunlarını azaltmadaki temel stratejilerden bir tanesidir. Bu amaç için genetik olarak farklı düzeyde ve yüksek tane Zn ve Fe konsantrasyonuna sahip yabani buğday genotiplerinin kullanılması önerilmektedir. Bu hedefi gerçekleştirmek için 766 Triticum spelta genotipi farklı lokasyonlarda tane Zn, Fe ve N konsantrasyonu için test edilmişlerdir.Elde edilen sonuçlar, spelta buğday genotiplerinin yüksek Zn ve Fe konsantrasyonuna ve bu elementlerin tanedeki konsantrasyonları açısından büyük varyasyona sahip olduğunu göstermiştir. Toplam 766 adet genotip içinde en düşük Zn konsantrasyonu 29 mg kg-1 iken (SP 611) en yüksek Zn konsantrasyon değerinin 102 mg kg-1 (SP 217) ve ortalama tane Zn konsantrasyonunun 55 mg kg-1 olduğu saptanmıştır. Aynı değerler Fe için sırasıyla19, 72 ve 36 mg kg-1 ve N için sırasıyla % 2.41, % 5,11 ve % 3.43 olduğu bulunmuştur. Analizlerden elde edilen bir başka bulgu tanedeki Zn konsantrasyonu arttıkça N konsantrasyonunda arttığı, tanedeki Zn ve N konsantrasyonları arasında r= 6179***, tane Fe konsantrasyonu ile tane N konsantrasyonu arasında (r= 0.5541***) ve tane Zn ve Fe konsantrasyonu arasında önemli ve pozitif ilişkiler bulunmuştur. Serada koşullarında 72 genotiplerin Zn etkinliklerinin % 43- 95 arasında değişim gösterdiği ve ortalama % 79 olduğu belirlenmiştir. Genotiplerin etkinliğinde Zn uygulanmayan koşuldaki kuru madde verimlerinin önemli olduğu(r=4794***) buna karşılık ekim öncesi tohum Zn konsantrasyonunun ve yeşil aksam Zn konsantrasyon ve içeriğinin önemli olmadığı bulunmuştur. Bu bulgulara ilave olarak su kültüründe besin çözeltisiyle yapılan çalışmada, Zn etkin olan genotiplerin kuru madde verimleri ve yeşil aksam / kök oranlarının Zn etkin olmayan genotiplere göre daha yüksek çıktığı belirlenmiştir.Elde edilen tüm bulgular spelta buğdaylarının modern buğdayların tane Zn, Fe ve N konsantrasyonlarını iyileştirebilecek düzeyde konsantrasyona ve genetik varyasyona sahip olduğunu ortaya koymuştur.

BuğdayDemirTriticum spelta+1
Halil Erdem
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocukluk çağında demir metabolizması ve hepsidin

Amaç: Bu çalışmada demir eksikliği anemisi olmayan sağlıklı çocuklar ve demir eksikliği anemisi olan çocuklarda hemoglobin, hematokrit, ortalama eritrosit hacmi, demir bağlama kapasitesi, ferritin, transferin satürasyon indeksi ve hepsidin düzeylerini değerlendirip, bu iki grupta hepsidin değerleri arasındaki farkı veya ilişkiyi ortaya koymayı amaçladık.Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı, Çocuk Polikliniği'ne Aralık 2008 ve Eylül 2009 arasında başvuran yaşları bir ile onaltı arasında değişen, tam kan sayımında anemisi olan ve demir, demir bağlama kapasitesi ve serum ferritin değerleri demir eksikliği anemisi ile uyumlu, transferin satürasyonu < %16 ve C-Reaktif proteini (CRP) normal 94 demir eksikliği anemili olgu ve yine yaşları bir ile onaltı arasında değişen hemoglobin elektroforezi normal olan 91 sağlıklı çocuk çalışmaya alındı. Hasta grubunun ortalama yaşı 6,1 ±3,8 , kontrol grubunun ortalama yaşı 7,0 ±3,9 idi.İki grubun tam kan sayımı, serum demir, demir bağlama kapasitesi, ferritin, CRP ve hepsidin parametreleri için kan örnekleri alındı. Anne sütü alımı ve beslenmeleri ayrıntılı olarak sorgulandı. Geliş yakınmaları kaydedildi. Elde edilen veriler istatistiksel olarak karşılaştırıldı.Bulgular: Bir ile 3 yaş grubu arasındaki hastaların önde gelen başvuru şikayeti büyüme geriliği, kilo alamama, üç ile 7 yaş grubu arasındaki hastaların önde gelen başvuru şikayeti büyüme geriliği, iştahsızlık ve kilo alamama idi. Yedi ile 12 yaş grubu arasındaki hastaların önde gelen başvuru şikayeti kilo alamama ve büyüme geriliği, oniki ile 16 yaş grubu arasındaki hastaların önde gelen başvuru şikayeti ise kilo alamama ve büyüme geriliği idi.Sonuçlar değerlendirildiğinde serum hepsidin düzeyleri ortalaması kontrol grubunda 219,51± 70,72 ng/mL, hasta grubunun ise 141,44± 71,53 ng/mL olarak bulundu. İki grup ortalama değerleri arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı idi (p< 0,05).Serum hepsidin düzeyleri ile hem hasta hem de kontrol grubunda serum hemoglobin, demir ve ferritin düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı korelasyon saptanmadı. Hasta ve kontrol grubunda yeterli anne sütü alımı açısından fark yoktu. Hasta grubunun 94'ünün 70 (% 70,5)'inde dengesiz beslenme mevcuttu.Sonuç: Sonuç olarak hepsidinin gelecekte demir metabolizması bozuklukları sonucu gelişen hastalıkların ayırıcı tanı ve tedavisinde yer alacağı düşünüldü.Anahtar Kelimeler: Çocukluk yaş grubu, Demir eksikliği anemisi, Hepsidin.

Anemi-demir eksikliğiDemirHepsidin+2
Elif Almıla Semercioğlu
Çukurova University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Talasemi hastalarında demir yükü ile kardiyovasküler fonksiyonların ekokardiyografik indekslerle korelasyon çalışması

Amaç: Beta talasemi kronik hemolitik anemi ile karakterize hayat boyu transfüzyon bağımlılığının olduğu bir hastalıktır. Damarsal etkilenme sonucunda endotelyal disfonksiyon ve arteryel sertlik görülmektedir. Kronik hemoliz sonucu myokardiyumda demir birikimi kalp krizi dahil birçok kardiak komplikasyonlara neden olmaktadır. Çalışmamızda talasemi majör ve intermedia hastalarında arteryel sertlik parametrelerinin ekokardiyografik ve osilometrik (arteriograf) yöntemlerle incelenmesi planlandı.Gereç ve Yöntem: Çalışmaya her iki cinsiyetten 44 gönüllü katılımcı (24 talasemi hastası, 20 kontrol grubu) alındı. Hastaların hematolojik ve hemodinamik parametreleri kayıt edildi. Arteryel sertlik göstergesi olarak aortik arttırma göstergesi (aortic AG), nabız dalga hızı (NDH), aortic strain, distensibilite ve aortic sertlik indeksi bakıldı. Nabız dalga hızı ve aortic AG arteriyograf ile diğer parametreler ekokardiyografik olarak ölçüldü.Bulgular: Vasküler kompliyans belirleyicisi olarak bakılan parametrelerden aortik strain ve arteryel sertlik indeksi iki grup arasında anlamlı saptanmıştır (sırasıyla p=0,003, p=<0,001). Aort nabız dalga hızı talasemi hasta grubunda sınırda anlamlı saptandı. Ferritin düzeyi yüksek hasta grubunda nabız dalga hızı düşük ferritin düzeyli hastalara göre anlamlı yüksek saptandı (p=0,047). Doku doppler ölçümlerinden erken (E') ve geç (A') mitral anüler diyastolik doluş hızları beta talasemi hastalarında kontrol grubuna göre anlamlı düşük saptandı (sırasıyla; p = 0,06, p < 0,01)Sonuç: Ekokardiyografik doku doppler değerlendirmesi talasemi hastalarında diyastolik disfonksiyon gelişimini belirlemede yararlı bulunmuştur. Arteryel sertlik indeksleri, özellikle aortic strain, arteryel sertlik indeksi ve nabız dalga hızı, talasemi hastalarında demir birkimine bağlı vasküler yaşlanmayı belirlemede başvurulabilecek kolay ve güvenilir ölçümlerdir.Anahtar Kelimeler: Talasemi, demir yükü, arteryel sertlik, ekokardiyografik indeksler

ArterlerAterosklerozDemir+2
Gamze Akkuş
Çukurova University
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı doz ve zamanlarda uygulanan çinko ve azotun buğdayda tane çinko konsantrasyonu üzerine etkisi

Tahıl tanelerinin çinko içeriğini yükseltmek, insanlarda beslenme yoluyla ortaya çıkan çinko (Zn) eksikliğine bağlı sağlık problemlerini azaltmada önemli bir global (küresel) stratejidir. Bitkilerin hem Zn hem de demir (Fe) alımı, taşıması ve biriktirmesinde azot (N) beslenme statüsünün önemli bir rol oynadığına ilişkin literatür bilgisi artmaktadır.Bu çalışmada, N beslenmesinin, Zn ve Fe'in alımında, bitkideki hareketinde ve tanede birikiminde rol alan taşıyıcı proteinleri ve diğer azotlu bileşikleri etkileyebileceği düşüncesinden hareketle, buğday tohumunun zenginleştirilmesine yönelik potansiyeli araştırılmıştır. Bu amaçla, buğday bitkileri, farklı N ve Zn uygulamaları ile tarla ve sera koşullarında yetiştirilmiştir.Tarla ve sera koşullarında yürütülen denemelerden elde edilen sonuçlara göre; topraktan Zn ve N uygulamaları ile yapraktan Zn uygulamalarının, tane Zn konsantrasyonunu arttırdığı bulunmuştur. Uygulamalar, tane N ve Fe konsantrasyonu üzerinde de etkili olmuştur. Bitki için ortama yeterince Zn sağlandığı zaman, hem topraktan hem de yapraktan N uygulaması ile tanenin Zn konsantrasyonu artmıştır. Sera koşullarında yürütülen denemelerde, yeterli çinko uygulaması ile yüksek dozda N uygulamasının, Zn ve Fe'in vejetatif dokudan alınımı ve remobilize olmasına katkısı olmuştur. Tarla koşullarında, yeterli miktarda N uygulamasının, mikro elementlerin remobilizasyonu üzerine olan pozitif etkisi, kuraklık veya her hangi bir stres koşulu nedeniyle tane gelişim döneminde Zn alınımın sınırlanması durumunda daha önemli hale gelebilir.

AzotBuğdayDemir+2
Hatun Barut
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Güldüren (Emet-Kütahya) bölgesindeki demir cevherleşmesinin jeolojik, mineralojik ve jenetik açıdan incelenmesi

İnceleme alanı Kütahya ili Emet ilçesi Güldüren Köyü sınırları içinde olup, il merkezine uzaklığı ortalama 93km, Emet'e ise 25km'dir. Jeokimyasal yorumlamalar için çalışma alanındaki cevher örneklerinin ana oksit, eser element ve NTE içerikleri değerlendirilmiştir. Örneklerin Co/Ni değerleri cevherleşmenin hidrotermal bir kaynaktan geldiğini işaret ederken, V/(V+Ni) oranı ise bölgede gerçekleşen cevherleşmede oksik şartların da hakim olduğunu ifade etmektedir. Bunların yanında ∑NTE içerikleri ve HNTE/ANTE oranı değerlendirildiğinde de inceleme alanındaki cevher oluşumlarında hidrotermal çözeltilerin önemli rol aldığı sonucuna varılabilir. Cevher parajenezi temel olarak manyetit ve hematitten oluşurken daha az oranda da götit ve pirit gözlenmiştir. Gang ise kuvarstan oluşmaktadır. Çalışma alanındaki cevherleşmenin Eğrigöz granitoidi ile rekristalize kireçtaşı arasında gelişen kontakt metasomatik bir oluşum olduğu sonucuna varılabilir. Ancak arazide damar şeklinde gözlenen cevherleşmelerin varlığı, jeokimyasal veriler, çizilen grafiklerdeki sonuçlar ve mineral parajenezi çalışma alanındaki demir oluşumlarının hem skarn hem de hidrotermal olmak üzere iki farklı kökende oluştuğunu düşündürmektedir.

DemirGranitoidlerHidrotermal+3
Özge Kabcuk
Yozgat Bozok University
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Biyolojik uygulamalarda demir şelasyonu amacıyla kullanılabilir ligandların değerlendirilmesi

Vücutta aşırı biriken demiri uzaklaştırmak amacıyla Fe(III) iyonu ile bileşik oluşturabilecek ligantların sentezi\kompleksleşme derecesini ve insan plazmasından demirin uzaklaştırılmasında etkinliğinin belirlenmesi tedavi sürecinde klinikte kullanılabilme potansiyeli olan uygulamaların ilk basamağı niteliğindedir. Bu çalışma da ilk olarak asetilaseton üzerinde bulunan iki karbonil bileşiği arasındaki karbon atomu üzerindeki aktif hidrojen ile alkil gruplarının yer değiştirmesi ile farklı uzunluktaki zincir sayısına sahip asetilaseton türevleri olan 3-metil-2,4-pentandion ve 3-butil-2,4-pentandion başarılı bir şekilde sentezlendi ve ligand olarak kullanıldı. Kloralhidrat, hidroksilamin hidroklorür çıkış bileşiği olarak kullanılarak oksim gurubuna dahil olan anti-monokloroglioksim ve dimetilglioksim ligandları başarılı bir şekilde sentezlendi. 8-Hidroksikinolin-5-sülfonik asit, 4,5-Dihidroksibenzen-1,3-disülfonik asit, Piridin 2,6-Dikarboksilik, Nitrilotriasetik asit, Sitrik asit, Oksalat, Glisin, Salisilik asit' te ligand olarak kullanıldı. Demir ile kompleksleri safsu ve plazmada sentezlendi. Sentezlenen bileşiklerin yapıları FT-IR, manyetik suseptibilite, elementel analiz analiz ve UV-Vis gibi spektroskopik metodlar ile aydınlatılmıştır. Kompleksleşme derecesi ICP-MS ve UV-Vis yöntemleriyle belirlenmiştir. Komplekslerin, ligandların elektrokimyasal davranışları Siklik Voltametri ile incelendi. Daha sonra hücre kültürü yöntemi ile sentezlenen komplekslerin in vitro sitotoksik etkisi belirlenmiştir. MTT testi kullanılarak 12,5, 25, 50, 100 ve 200 μM'lık 5 farklı derişim aralığında kompleksler HUVEC hücre dizisi üzerine uygulanarak sitotoksik etkiye sahip olup olmadığı ve hücre proliferasyonuna etkisi incelenmiştir. Araştırmada kullanılan komplekslerin hemen hemen hepsinde artan dozlarda yüzde sitotoksisite cevapları arasında negatif bir ilişki gözlendi. Ayrıca komplekslerin birçoğunun HUVEC üzerine sitotoksik etkiye sahip olmadığı ve hücre proliferasyonunu etkilemediği hatta iyileştirici etkisi olduğunun tespit edilmesi ilaç geliştirme aşamasında deneysel hayvan modeli araştırması için ümit verici olarak görülmektedir. Bu çalışmada kullanılan ligandların şelasyona etkisinin araştırılması in vivo denemelerin gerçekleştirilebilmesinde ilk basamak çalışması olmuştur. İn vitro yapılan bu çalışmada bulunan sonuçlar ileriki dönemlerde in vivo çalışmalar ile de desteklenirse demir şelasyonuna uyumun optimum olacağı etkin demir şelatörlerin geliştirilmesini öngörmekteyiz.

DemirHücre kültürüToksisite+2
Gülüzar Özbolat
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2017
00

Related subjects