Ortadoğu

74 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessFR

Moyen-orient entre Islamisme, democratie et nationalisme Arabe

Le Moyen-Orient est une région qui contient de la diversité ethnique, religieuse, culturelle et qui a une histoire importante. Il s'agit d'un conflit permanent entre le nationalisme Arabe, l'islam et la démocratie sur la région. Le Moyen-Orient est une région qui est formée par l'Islam. Les idéologies islamiques dans le Moyen-Orient sont les plus dominantes et les plus efficaces que le nationalisme Arabe et la démocratie ; d'où le fait d'avoir les relations entre ces facteurs au Moyen-Orient.

Seher Gözde Aşan
Yeditepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Demokrat Parti Dönemi Türkiye-İran ilişkileri (1950-1960)

Türkiye ile İran Orta Doğu'nun iki büyük devletlerindendir. Bu iki devlet geçmişten beri süre gelen dostluk ilişkilerine sahiptir. Bu dostluk Atatürk zamanında pekişmiş olsa da zaman zaman ilerlemiş ve gerilemiştir. Geliştiği süre zarfında karşılıklı anlaşmalar ve jestlerin arttığı ilişkiler gerildiği zaman bile tamamıyla kopmamıştır. Zira gerginken bile iki ülke ilişkisi sürmüştür. Belirtilen zaman aralığı olan 1950-1960 dönemi her iki ülke içinde sosyal ve siyasal şekilde değişimlerin yaşandığı bir dönemdir. Zira bahsi geçen zaman Orta Doğu'da yeni bir düzenin oluşturulmaya çalışıldığı bir dönemdi. Karşılıklı ilişki Demokrat Parti döneminde dış politikada benzer amaç ve hedefler belirlendiği zaman artmış ve yakınlaşmıştır. Bu yakınlaşmalardan biri her iki ülke içinde bir zaman Şah döneminde dış politika hedefi olan batılılaşma idi. Bu ortak amaç sayesinde iki ülke çıkarları doğrultusunda hareket etmiş ve ortak paktlar ve anlaşmalarda bir araya gelmiştir. Bunların yanı sıra ülke güvenliği amacıyla ekonomik, kültürel ve siyasal anlaşmalar yapmışlardır. Benzer bir diğer yaklaşım olan milliyetçi politika sayesinde iki ülke birbirleri ile işbirliğine yanaşmış ve yıllardan beri süre gelen bazı anlaşmaları sonuca bağlamıştır. Her ne kadar yabancıların da dâhil olduğu Demokrat Parti'nin iktidarda kaldığı bu on yıllık süreç içerisinde iki devlet ortak paydada ve dostluk ilişkileri yürütme tutumunda bulunup çatışmadan kaçınmışlardır. Ancak buna rağmen Sovyet tehdidi olan komünizm sebebiyle Türkiye, bir müddet İran ile olan ilişkisinde oldukça dikkatli olmuştur. Zira bir süre İran Başbakanlığı yapan Musaddık'ın Sovyet yanlısı olduğunu düşünmekteydi. Bu ve bunun gibi birçok iç ve dış sebepler dolayısıyla iki ülke ilişkilerinde dikkatli olmuş ve ortak çaba göstermişlerdir.

Demokrat PartiOrtadoğuTürk dış politikası+4
Halime Zehra Mangör
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
10
Master'sOpen AccessTR

Arap Baharı sonrası Ortadoğu'nun uluslararası ilişkileri ve Türk dış politikası

Ortadoğu bölgesi; siyasal, ekonomik ve kültürel yapısı sebebiyle uluslararası ilişkilerde çok önemli bir yere sahiptir. Enerji kaynakları açısından dünyanın en zengin bölgelerinden biridir. Bölge, Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle birlikte ciddi bir değişime sahne olmuştur. Soğuk Savaş sonrası Türkiye'nin bölge devletleriyle olan ilişkileri de değişime uğramıştır. 2010 yılı sonlarında Tunus'ta başlayan Arap Baharı, Ortadoğu'da yeni bir değişim dalgası yaratmıştır. Bölgede yaşanan gelişmeler ve akabinde Suriye'de ortaya çıkan iç savaş, Türkiye'nin ulusal güvenliğini tehdit eder hale gelmiştir. Ulusal çıkarlarını korumak isteyen Türkiye'nin Ortadoğu politikasına yeni boyutlar eklenmiştir. Bu çalışmada; Arap Baharı sonrası Ortadoğu'da yaşanan uluslararası gelişmeler bağlamında Türkiye'nin izlediği bölgesel politikalar analiz edilmektedir. Ortadoğu coğrafyasında Arap Baharı sürecinden etkilenen devletler incelenmiş, bölgede yaşanan gelişmelerin Türk Dış Politikası'na yansımaları değerlendirilmiştir.

Arap BaharıOrta Doğu politikasıOrta Doğu ülkeleri+4
Kübra Kadem
Bursa Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessEN

The Arab Spring: Tunisia, Egypt and the US foreign policy

The United states' foreign policy towards the middle east has always been a matter of discussion in the Arab countries. The basis on which the US built its Middle East policy was put to test when the Arab spring broke out. Stability was the US top priority in the region, but when the dictatorships collapsed in Tunisia and Egypt, the response from the American side to each country under investigation differed. The purpose of this thesis is to understand the reason behind such behavior of the US. Therefore, it becomes important to examine the basis on which the United States builds its Middle East policy, and the U.S. response to the Arab Awakening in these countries? Also, how the US deals with the emerging ruling elites in Tunisia and Egypt after the dramatic changes that took place is being examined within the scope of the aforementioned question. The method used in this thesis is the semi-structured interviews and secondary date to enhance the research. This research indicates that on one hand, the United States have chosen stability and interests over values of democracy and good governance in Egypt by supporting the military the military coup in 2013. On the other hand, the US provided financial support to the Tunisian government and non-governmental organizations, to help the new regime survive which would eventually prevent the rise of extremism in the country. While the concern for stability made the US support the military coup in Egypt, it made the US assist the democratically elected government in Tunisia. For the US stability meant the prevention of the rise of extreme movements and developments that would strengthen the radical movements and put the Israeli security at risk. Key words: Arab Awakening, Democracy and governance "referred to as DG", US Foreign policy.

United States of AmericaThe Arab SpringEgypt+5
Mohammad Yahya Fares
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Toplumsal hareket çalışmaları ve siyasal şiddet analizi: Hamas örneği

Şiddet literatürü üzerine yapılan bir tarama, kolektif siyasal şiddet analizi için bütüncül bir paradigmatik yaklaşımın ve metodolojinin söz konusu olmadığını göstermektedir. Bu durum araştırmacıların, genellikle, siyasal şiddetin farklı türlerinden birine odaklanarak vakaya özgü yaklaşımlar geliştirmesinden kaynaklanmakta ve netice olarak da kolektif siyasal şiddet analizinde kullanılacak bütüncül bir çerçevenin geliştirilmesini engellemektedir. Bu çalışma, mevcut literatürün eksikliklerini ve sınırlılıklarını geride bırakmaya yardımcı olacak yeni bir yaklaşıma ihtiyaç olduğunu savunmaktadır. Kaynak Mobilizasyonu ve Yeni Toplumsal Hareketler yaklaşımlarının siyasal fırsat yapıları, çerçeveleme süreci, kaynak mobilizasyonu, örgütsel hareketlilik stratejileri, harekete katılım ve kimlik inşası süreçleri gibi kavramsal ve metodolojik araçlarıyla, kolektif siyasal şiddet analizi için gerekli olan bütüncül yaklaşıma katkı sunabileceği savunulmaktadır. Bu yaklaşım, farklı zamansal ve mekânsal koşullarda ortaya çıkan kolektif siyasal şiddetin daha iyi anlaşılabilmesi için gereklidir. Ayrıca çalışmanın vaka analizi olarak, varsayılandan daha karmaşık bir örgütlenme sunan ve mevcut literatürün analizde yetersiz kaldığı Hamas örneği seçilmiştir. Anahtar kelimeler: Kolektif siyasal şiddet, toplumsal hareket çalışmaları, eleştirel terörizm çalışmaları, radikalleşme, Hamas

Hamas örgütüHamas örgütüOrtadoğu+5
Kasım Timur
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Ortadoğu'da Nusayri ideolojisi (Suriye örneği)

Ortadoğu'nun kültürel, dini ve etnik çeşitliliği çok olan yapısında Nusayriler azımsanmayacak bir öneme sahiptirler. Suriye Devlet yönetimindeki Esad ailesi ve Suriye'de gerçekleşen iç savaş nedeniyle gerek medyada gerekse akademik makalelerde Nusayri ismi sık sık zikredilmektedir. Peki, kimdir Nusayriler? Suriye devlet yapılanmasında ilerlemelerinin inançlarıyla bağlantısı var mıdır? Nusayrilik inancı tarihsel süreç içerisinde bir ideolojiye dönüşmüş müdür ya da çıkışı itibariyle zaten ideolojik bir yapıda mıdır? Şüphesiz ki bu sorulara cevap verebilmek için gerek dinsel, gerekse kültürel olarak Nusayrilerin tarihi ve antropolojik gelişimini incelememiz gerekmektedir Bu çalışmada sırasıyla önce Nusayrilerin ilk oluşumlarını, yerleşim yerlerinin dağılımını, inanç sistemlerini ve tarih içinde nasıl değişim gösterdiklerini. Kapalı bir grup olan Nusayrilerin siyasi anlamda ilerlemelerinin dini inançlarıyla olan bağlantısını, inançlarının siyasal bir ideolojiye dönüşüp dönüşmediğini ve ideolojik karakterde olan bir inancın kendisini nasıl yansıttığı konularını anlamaya çalışacağız. Nusayriliği Ortadoğu'da Osmanlı Devleti'nin son dönemlerinden günümüze kadar olan zaman diliminde inceleyeceğiz.

Din anlayışıNusayrilerNusayrilik+4
Zühal Taşpınar
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

21. yüzyıl dış politikasının vazgeçilmez aktörü gizli servisler: Ortadoğu ölçeğinde ABD, Türkiye ve İsrail gizli servisleri örneği

Gizli Servisler, 1. Dünya Savaşı'nda İngiltere, Almanya ve Fransa gibi gelişmiş ülkelerin Ortadoğu coğrafyasını yeniden düzenleme sürecinde, en az ülkelerin silahlı kuvvetleri kadar etkin bir rol oynamışlardır. Gizli servisler, savaş dönemlerinin yanı sıra barış zamanlarında da hasım ülkenin silahlı kuvvetleri hakkında teknik bilgi elde etmenin yanı sıra psikolojik harekat kapsamında, mücadele içerisinde bulunulan ülkenin etnik, sosyal ve ekonomik yapısında var olan kırılganlıkları tespit ederek, ayrışmalar yaratmak üzere hamleler yapmaktadır. Bu sayede, gizli servisler bağlı bulunduğu ülkedeki karar alıcılar uluslararası arenada elinin güçlenmesini sağlayacak verilere ulaşması için gayret sarf etmektedirler. Günümüzde gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin hükümetleri izledikleri dış politikalarında, gizli servislerin geçmişten gelen deneyimleri, birikimleri ve elde ettikleri bilgilere büyük önem atfetmektedirler. Yapılan bu çalışma, dünyada birçok gelişmiş ve gelişmekte olan ülke olmakla birlikte, spesifik olarak Ortadoğu'da etkin, proaktif bir siyaset izleyen, hâlihazırda dünyada süper güç olma özelliğini koruyan ABD, bölgesel güç olma iddiasında olan ve bu yönde dış siyaset izleyen İsrail ve Türkiye ile sınırlandırılmıştır. Özellikle Soğuk Savaş sonrasında, iki kutuplu bir dünyadan çok kutuplu bir dünyaya geçiş döneminde, Ortadoğu merkezli olarak yeniden düzenleme hareketi gerçekleşmektedir. Realist yaklaşımın küreselleşmeye evrildiği dünya düzeninde, süper güç ABD, Ortadoğu'yu kendisine "vadedilmiş toprak" olarak gören İsrail, Ortadoğu'da Osmanlı'nın bakiyesine sırtını dönemeyeceğini anlayan Türkiye'nin, gizli servis yapılanmaları, gizli servisler aracılığıyla bölgede attıkları adımlar, bölgedeki sorunlara bakış açıları ve müdahale yöntemlerindeki farklılıklar detaylı şekilde incelenecektir. Anahtar kelimeler: Gizli servisler, Ortadoğu, ABD, dış politika

21. yüzyılAmerika Birleşik DevletleriGizli servisler+6
Mehmet Mert Öcal
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Yeni Dünya düzeni bağlamında terör, vekâlet savaşları ve Türkiye

Değişen koşullar neticesinde vekâlet savaşları kavramı yeni yüzyılın yeni savaş stratejisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Günümüzde terör örgütleri başta olmak üzere farklı devlet ve devlet dışı aktörlerle yürütülen Vekâlet Savaşları özellikle Ortadoğu coğrafyasında sıkça yaşanmaktadır. Yeni Dünya Düzeni bağlamında ve değişen koşullar çerçevesinde Vekâlet Savaşlarının bugün olduğu gibi gelecekte de en çok tercih edilen savaş stratejisi olacağı tahmin edilmektedir.Bu tez çalışması sonuç hariç üç bölüm olarak ele alınmıştır. İlk bölümde ABD ve Batılı müttefikleri tarafından oluşturulmaya çalışılan Yeni Dünya Düzeni ve bu düzenin bir yansıması olarak günümüzde tüm dünyayı saran Terör ve Terörizm kavramları ele alınmıştır. İkinci bölümde günümüzde devlet ve devlet dışı aktörlerin yeni savaş stratejisi haline gelen Vekâlet Savaşlarının ne olduğu, neden ortaya çıktığı, nasıl yürütüldüğü ve aktörlerinin kimler olduğu başlıklar halinde örneklerle açıklanmıştır. Üçüncü ve sonuç bölümünde Türkiye'nin zorlaşan konumuyla beraber vekâlet savaş stratejisini hayata geçirmesinin gerekliliği anlatılmıştır. Ayrıca Türkiye'nin Suriye iç savaşında doktrine etmeye çalıştığı vekâlet savaş stratejisi, bu stratejide yapılan hatalar ve çıkarılması gereken dersler ele alınmıştır.

OrtadoğuSuriyeTerör+7
Cemal Çoban
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye-Suriye ilişkilerinde kriz dönemlerinin değerlendirilmesi (1915-1998)

Bu çalışmada Türkiye-Suriye ilişkilerinde ortaya çıkan kriz dönemlerine ve iki ülke arasında savaş durumunun doğmasına neden olan hadiselerin değerlendirmesi yapılmıştır. İkinci Dünya Savaşı öncesinde Türkiye-Fransa ve Suriye arasında vukuu bulan Hatay krizine Türkiye'nin 1936 yılında müdahale etmesiyle kriz uluslararası bir hal almış ve 1939'da Türkiye'nin Hatay'ı ilhakıyla Türkiye-Suriye ilişkileri kökten sarsılmıştır. Sovyetler Birliği'nin Türkiye'den toprak talepleri ve Orta Doğu ülkelerine Komünist ideolojisini yayma girişimi Türkiye'nin Batı blokunu tercih etmesini sağlarken; ABD ve İngiltere'nin sömürgeci tutumları Mısır ve Suriye'yi Sovyetler Birliği'ne yakınlaştırmıştır. Ayrıca Suriye'nin Bağdat Paktına karşı çıkması ve Suriye Genelkurmay Başkanlığına Marksist bir generalin getirilmesi Türkiye'nin Komünist devletlerce sarılma algısı yaşamasına neden olmuştur. Bu durum üzerine Türkiye'nin Suriye sınırına asker yığmasıyla 1957 Suriye krizi olarak adlandırılan olay patlak vermiş ve kriz BM'ye taşınarak uluslararası bir hal almıştır. Türkiye'nin bölgesel kalkınma hamleleri kapsamında Fırat ve Dicle Nehirleri üzerine barajlar inşa etmeye başlaması üzerine Suriye'nin adı geçen nehir sularını ortak kaynak niteliği taşıdığı gerekçesiyle uluslararası sular olarak görmesi ve kazanılmış haklar olduğunu iddia etmesiyle yeni bir bölgesel sorunu doğurmuştur. Suriye yönetimi komşularıyla olan sorunlarında siyasi ve askeri üstünlük sağlayamaması üzerine o devletleri içten yıpratmak ve iç çalkantılara sürüklemek için terörizmi bir silah olarak kullanma yoluna başvurmuştur. Bu bağlamda Suriye yönetimi çeşitli terör örgütlerini alenen destekleyerek komşu ülkelerden siyasi ve iktisadi menfaat sağlamaya çalışmıştır. Bu durum Orta Doğu'da yeni uluslararası kriz ortamlarının doğmasına neden olmuştur. Anahtar Kelimeler: Suriye, Türkiye, Uluslararası İlişkiler, Ortadoğu, Kriz

HatayHatay sorunuKriz+5
Gökhan Arslan
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

"Arap Baharı" sonrası Orta Doğu'da su sorunu: Mısır ve Suriye örnekleri

Bu çalışmanın konusu, küresel iklim değişimi ile birlikte "Arap Baharı" sonrasında Orta Doğu Bölgesi'nde yaşanan su sorunlarını Mısır Arap Cumhuriyeti ve Suriye Arap Cumhuriyeti örneklemleri üzerinden incelemektir. Bu çalışmada su sorunu, Arap Baharı sonrasında çalışmanın konusu ülkeler ve halkları nezdinde su kıtlığı, su güvenliği, gıda kıtlığı ve gıda güvenliği çerçevesinde ele alınmıştır. "Arap Baharı"nın Orta Doğu coğrafyasında son derece önemli sosyal, ekonomik, siyasi ve demografik değişiklikler meydana getirdiğine sürekli değinilmektedir. Yalnız bu değişikliklerin neler olduğu, su sorunun bu değişikliklerden ne derece etkilendiği ile ilgili çalışmalar yetersizdir. Bu çalışma, literatürde böyle bir eksikliğin giderilmesine katkı sağlamayı hedeflemektedir. Çalışmada küresel iklim değişimine değinilmiştir. Yalnız bu konu, küresel iklim değişiminin su kaynakları üzerindeki etkisi ile sınırlı tutulmuştur. Aynı zamanda Orta Doğu bölgesi denildiğinde çok geniş bir coğrafya kastedilmektedir. Bu bakımından bölgenin iki önemli ve birbirinden farklı su sorunu yaşayan devletleri olan Mısır Arap Cumhuriyeti ve Suriye Arap Cumhuriyeti incelenmiştir. Bu çalışmanın sonucunda küresel iklim değişimi ve buna bağlı oluşan su sorununun bahsi geçen ülkelerde mevcut durumu daha da tırmandırdığı/kötüleştirdiği ortaya çıkmıştır. Anahtar Kelimeler: İklim Değişimi, Su Sorunu, Arap Baharı, Suriye, Mısır.

Arap BaharıMısırOrtadoğu+3
Nurefşen Kamarı
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Arap Baharı ve Ortadoğu'da kadın hareketi: Tunus örneği

Bu tez, kadın hareketlerini mevcut değerler, normlar ve kimlik yapılarında değişim talep eden birer toplumsal hareket olarak değerlendirerek bu hareketlerin kadınların eşit yurttaşlık taleplerine ne şekilde etki ettiğini incelemiştir. Bu noktada toplumsal dinamiklerin değiştiği süreçler önemlidir ve bu çalışma Ortadoğu'daki üç önemli kırılmayı dönemsel olarak inceleyecektir: Kolonileşme sonrası dönem, 11 Eylül sonrası dönem ve Arap Baharı sonrası dönem. Çalışma, Ortadoğu'daki kadın hareketlerini, Tunus özelinde, incelemiş ve özellikle "Arap Baharı" gibi önemli, toplumsal ve siyasal dönüşüm yaratan olayın, Tunus Kadın Hareketi üzerindeki etkisini göstererek alana katkı sağlamıştır. Ayrıca çalışma, kadınların haklarına erişimleri ve kadın haklarının iyileştirilmesi noktasında, Tunus'da, kolonileşme sonrası milliyetçi hareketler ve Arap Baharı sonrası dönem arasında paralellikler kurarak öngörüde bulunmaya çalışmıştır. Kurulan paralellikler sonucunda ise mücadeleler boyunca ön saflarda olan kadınların, masaya oturulduktan sonra da haklarını elde etmek için mücadele etmek zorunda kaldıklarına, dünya standartlarında olmasa dahi büyük ölçüde kadın hakları noktasında iyileştirmelerin sağlandığına ve bu iyileştirmelerin toplum tarafindan kabullenilişinin zaman alacağı varsayımlarına/ sonucuna ulaşılmıştır.

Arap BaharıKadın hareketleriKadınlar+5
Selin Gürboğa Yazıcı
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İslam devriminden günümüze İran'da fıkıh ve dış politika ilişkisi

Bu çalışma, İran'ın iç ve dış politikasını dini kıstaslara göre şekillendirdiği gerçeği ile bu gerçeğin etkilerinin izdüşümlerini ortaya çıkarmayı ve elde edilen bulguların İran halkı için ne anlam ifade ettiğini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Çalışmanın temel hipotezine göre İran'ın Ortadoğu'da taraf olmaktan uzaklaşması ve içte refah ve özgürlüğü artırıcı önlemleri alması hem İran halkının özgürleşmesine fayda sağlayacak hem de İran devletinin uluslararası sisteme daha fazla uyum sağlamasına sebep olacaktır. Çalışmada içerik analizi ve literatür taraması nitel yöntemleri kullanılmıştır. Bu bağlamda çalışmada rejim taraftarı olan Rehber ve diğer önemli dini liderler ile rejime karşı veya reform isteyen dini-fikri liderlerin rejim ve dış politika ile ilgili dini-fıkhi söylemlerinin analizi yapılmıştır. Ardından bu söylemlerin Suriye Savaşı örneğindeki izdüşümleri incelenmiştir. Bununla birlikte genellikle dini yönetim tarafından şekillendirilen dış politika sonucu ortaya çıkan mevcut durum İran'ın ekonomik ve siyasi ilişkilerindeki kazanım ve tehditleri de etkilediği için çalışmada ayrıca İran'ın ticari, askeri, kültürel alanlardaki ekonomik resmi ortaya konmuştur. Sonuç olarak İran'ın genel olarak dış politikasında batıya yaklaşacak adımları atması, Suriye Savaşı'nda ki politikasını bırakarak Suriye'den askeri kuvvetlerini çekmesi gerektiği tavsiye edilmiştir. Böylelikle İran'ın Suriye politikası özelinde harcadığı imkân ve kabiliyetlerini halkının özgürlük ve refahı için kullanmalıdır. Ancak bu tedbirleri aldığı takdirde İran kendi "kutsal" rejimini koruyabilecektir. Anahtar kelimeler: İran, Orta Doğu, Dini Söylem, Dış Politika, Pragmatizm

OrtadoğuPragmatizmUluslararası politika+4
Kübra Yılmaz
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

İsrail'in bölgesel varlığının politik ve stratejik önemi: Bölgesel ve küresel aktörlerin çıkarları ve politikaları üzerinden bir inceleme

Filistin Bölgesi tarihten beri etnik ve dini olarak farklı birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Kudüs merkezli Filistin, M.Ö. 2000´de Arap, M.Ö. 1800´de Hitit, M.Ö. 1286´da Mısır hakimiyetine girmiştir. Bu dönemde Hz. Musa öncülüğündeki İsrailoğulları buraya yerleştiler. Hz. Davud ve Hz. Süleyman´ın yönetimlerine sahne olan bölgede M.Ö. 64´te Roma egemenliği başladı. Bu dönemde Hz. İsa'nın gelmesiyle 637 yılına kadar Hristiyan hâkimiyetinde kalmış sonrasında tümüyle İslam devletlerinin egemenliğine girmiş sırasıyla Emeviler, Abbasiler, Fatımiler, Selçuklu ve Osmanlı tarafından yönetilen bu bölge 20.yy a kadar barış içinde gelmiştir. Yahudilerin Filistin hayali tarihin hiçbir döneminde bitmedi. Kendilerine vaat edildiğine inandıkları topraklara kavuşma hayali kuran Yahudiler Osmanlı Devleti'nin dolayısıyla Müslümanların güç kaybetmesiyle bölgede tekrar şiddeti tırmandırmışlardır. Günümüzde bölge Müslüman Araplar, Hristiyan Araplar ve Yahudiler' in egemenlik mücadelesine şahit olmaktadır. Bölgede aktif politika izleyen Küresel ve Bölgesel Aktörler de bundan yararlanmak istemektedirler. Yahudiliğin temelini oluşturan Muharref Tevrat ve Yahudilerin kendilerine vaat edildiğine inandıkları Fırat nehrinin doğusundan Nil nehrine kadar bölgeye hâkim olma düşünceleri ve gayretleri nedeniyle Ortadoğu bölgesinde yıllardır akan kan hiç durmamıştır. Çalışma, İsrail tehdidi altında olan Ortadoğu'nun her alanda dengeye oturması ve barışın bölgeye hakim olması için gerekli adımların seyrine ilişkin bir araştırma niteliği taşımaktadır.

Bölgesel stratejiFilistinOrta Doğu politikası+4
Serkan Özkan
Düzce University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessEN

Religious geopolitics in the middle east: The importance of jerusalem for Abrahamic religions

In 20th century the importance of religion was disregarded because the main focus of the people was on daily realities or ideologies like liberalism and modernism. This situation, accordingly, culminated in an underestimation of the importance of religious geopolitics. Nevertheless, religion has still been an important determinant to understand ongoing conflicts or peace processes in the world. This study, therefore, focuses on the religion upon international relations and study the religious geopolitics which affects reactions of the societies and policies of states in general in the Middle East and in particular in Jerusalem. In fact, many Western people were not aware of the effect of religion on international relations or even ruled it out until the September 11. They regarded religion and even ethnicity was not related to international relations and because of this underestimation, they couldn't understand the importance of religion in world politics as well. However, religion and religious geopolitics has been a great determinant especially in the Middle East, the birth place of three Abrahamic religions. Moreover, it is possible to connect many past and current events to religion and religious geopolitics. The most explicit example of religious centered conflict is certainly that of Crusades but today it is possible to realize another great conflict which is between Arabs and Jews. This ongoing conflict is certainly the result of a religious struggle upon the holy city of Jerusalem which is regarded as holy for all three Abrahamic religions.

Ahl al-KitabPalestine-JerusalemGeopolitic+6
Yusuf Alçiçek
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Rusya'nın Ortadoğu Politikası ve onun Türkiye-Rusya ilişkilerine etkisi

Arap Baharı'ndan sonra Rusya Ortadoğu'ya dair politikalarında daha da agresif tutum sergilemeye başlamıştır. Arap Baharı rüzgarı Suriye'ye etki etmesinden sonra Rusya burada tutumunu açıkça ifade etmiştir. Suriye iktidarını destekleyen Rusya, Amerika ve diğer Batılı devletlere karşı İran ve Çin'le beraber işbirliği yapmıştır. Putin'in 2007 Münih konuşması Rusya'nın yeni dünya düzeni istemesinin habercisi olmuştur. Rusya Amerika'nın öncülük ettiği tek kutuplu dünya düzenine karşı Suriye Krizi'nden sonra daha da agresif tutum sergilemiştir. Bu tezde Rusya'nın Ortadoğu, Akdeniz ve diğer bölgelerde izlediği politikalarının bölge ülkelerini ve özellikle Türkiye'yi nasıl etkilediğine dair sorularına cevap aranmıştır. Anahtar kelimeler: Rusya, Ortadoğu, Türkiye, Arap Baharı, Akdeniz

AkdenizArap BaharıOrtadoğu+6
Rovshan Murshudlu
Kastamonu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

İç savaş sonrası Lübnan'ın Orta Doğu'daki konumu

Lübnan İç Savaşı, sonrasında yaşanan İsrail İşgali ve Lübnan Cumhurbaşkanı Refik Hariri'nin 2005'te uğradığı suikast, Lübnan ve Suriye açısında önemli sonuçlar doğurmaktadır. Suriye'nin maruz kaldığı ABD yaptırımlarından en önemli noktayı Mehlis Raporu oluşturmaktadır. Hariri suikastından sorumlu tutulan Suriye, Lübnan topraklarından tamamen çekilmek zorunda kalmıştır. 2006'da Lübnan'daki Hizbullah örgütünün, İsrailli askerleri kaçırması dolayısıyla başlattığı savaşta ise Orta Doğu devletleri Lübnan'a destek vermemişlerdir ve savaş sürecinde uluslararası temel hukuk kuralları ihlal edilmiştir.Son dönem ülkenin bölgedeki yapılanmasına bakıldığında; Lübnan Arap ülkeleri ile özellikle iktisadi alanda anlaşma içerisindedir. Tarihi boyunca savaşlara sahne olan Lübnan'ın yeniden yapılanma sürecinde Türkiye'nin verdiği destekler yadsınamaz. 2009 seçimlerinde Lübnan'da başlayan gerginlik, ülkenin 2011-2012 Suriye krizinden de yüksek oranda etkilenmesiyle artmaktadır.Anahtar Sözcükler:1. Hizbullah2. Mehlis Raporu3. Mezhepçilik4. Hariri Suikastı5. Lübnan İç Savaşı

HizbullahLübnanOrtadoğu+3
Gülsün Handan Atmaca
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

ABD ve Irak Şiileri arasındaki ilişkiler: 2003-2010 dönemi

11 Eylül 2001 tarihinde ABD'de gerçekleşen saldırıların ardından, hedef ülkelerden biri de Irak olmuştur. Kitle imha silahları bulundurduğu iddia edilen Irak, ABD tarafından 2003 yılında saldırı ihtimaline saldırıyla karşılık verme stratejisi doğrultusunda işgal edilmiştir. ABD'nin Irak Savaşı'yla birlikte bölgede yeni aktörler de ortaya çıkmıştır. İşte bu aktörlerden biri Irak Şiileri olmuştur.Irak devletinin kurulduğu ilk yıllardan Amerikan işgaline kadar geçen sürede Şiiler, Irak yönetimleri tarafından bir tehlike unsuru olarak görülmüşlerdir. Bu nedenle ciddi baskılara maruz kalmışlar ve yönetimden dışlanmışlardır. Ancak ABD'nin Irak'ı işgaliyle birlikte Irak'ın Şii çoğunluğu, seksen yılı bulan baskı döneminden kurtulmuştur. 2003'ten sonra büyük bir güç elde eden Şiiler, ABD ile ilişkilerini de ilerleterek, Irak yönetiminde etkili olmuşlardır. Irak'ta bir Şii gücü ortaya çıkmıştır.Şiilerin ABD ile ilişkilerini sıkı tutmalarının nedenlerinden biri, 1920'li yıllarda İngiltere işgalinde almış oldukları tavır olmuştur. O yıllarda Irak'ta bağımsız ve İslami bir devletin kurulması noktasında Şiilerin İngiltere ile ters düşmesi, yönetimden pay alamamalarına neden olmuştur. Şiiler, Irak'ta çoğunluk olmalarına rağmen, Sünni bir Arap azınlık tarafından senelerce yönetilmişlerdir. Bu olay, 2003'teki Amerikan işgaline karşı Şiilerin tavırlarını etkilemiş ve yönetimden dışlanma korkusuyla Şiiler, ABD'ye karşı güçlü bir direnişten kaçınmışlardır.Her ne kadar ABD ve Iraklı Şiiler arasındaki ilişkiler, geçmişte bazı olumsuz olayları barındırsa da, Saddam Hüseyin ve Baas iktidarının devrilmesi noktasında bir işbirliği yapıldığı görülebilmektedir. Irak işgali sırasında Şiiler ciddi çekincelere sahip olmuştur. 1991 yılındaki ayaklanma sırasında ABD'nin Iraklı muhaliflere verdiği desteği çekmesi sonucu yaşadıkları acı tecrübeden dolayı, savaş sırasında verdikleri demeçlerde daha dikkatli davranmışlardır. Ancak Baas iktidarının devrilmesi ve kısa sürede Amerikan ve Koalisyon güçlerinin Irak'ın kontrolünü ele geçirmesi üzerine Şiiler daha rahat hareket alanı bulmuşlardır. Sonrasında Şiiler, geçici Irak yönetimde ciddi oranda bir temsil gücüne sahip olmuşlardır. Nüfus gücünü iyi kullanabilen ve aralarında birliktelik sağlayabilen Şiiler, Irak seçimlerinden de iyi sonuçlar elde etmişlerdir.

Amerika Birleşik DevletleriIrakOrtadoğu+2
İnci Muratlı Bezirgan
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Rusya'nın Ortadoğu'ya yönelik dini politikalarında misyoner kurumları (1840-1917)

Sanayi İnkılabı Batılı devletlerin hammadde ve pazar ihtiyacını da beraberinde getirmiştir. Bu durum sanayileşmeye başlayan devletlerin sömürge arayışı içerisine girmesine neden olmuştur. 1699 Karlofça Antlaşması'nın imzalanmasının ardından Avrupa kıtasından yavaş yavaş çekilmeye başlayan Osmanlı Devleti batıdaki teknolojik ve bilimsel yenilikleri takip edememesi, kapitülasyonların Avrupalı devletlerce sömürü aracı olarak kullanılması nedeniyle 19.yüzyılda çöküş sürecine girmiştir. Osmanlı İmparatorluğu'nun üç kıtaya hakim stratejik coğrafi konumu, teknolojik yetersizlik nedeni ile işletilmemiş yer altı ve yer üstü zenginlikleri sömürgeci devletler için bulunmaz fırsatlar sunmaktaydı. Kapitülasyonlarla sağladıkları imtiyazların yanı sıra merkezi otoritenin zayıfladığı Osmanlı ülkesinde arzularını daha kolay gerçekleştirecekleri ve nüfuzlarını daha fazla arttırabilecekleri başka bir vasıtaya ihtiyaçları vardı. Sonuçta kapitülasyonlar Osmanlı Devletinin iradesine bağlı hukuki bir işlemdi. Bu noktada, dinin devlet çıkarlarını gerçekleştirmenin bir vasıtası olarak dış politikaya girmesi ve Fransız Devrimi'nin ürünü olan milliyetçilik fikriyle birleşmesi Osmanlı içerisindeki azınlıkların kaderini değiştirmişti. Avrupalı Devletler İmparatorluk içerisinde kendi nüfuz alanlarını oluşturmak için Hıristiyan azınlıklar üzerinde dinsel politikalarını alabildiğine uygulamışlardır. Bunu kimi zaman 19.yüzyılda Osmanlı ülkesini istila eden dini misyonları aracılığıyla, misyonların yetersiz kaldığı durumlarda ise diplomatik temsilcilikleri ile Hıristiyanların azınlıkların uhrevi ve dünyevi reislikleri olan Patrikhaneler vasıtasıyla gerçekleştirmeye çalışmışlardır. Batılı devletlerin her biri kendi mezhebini etkin kılmak ve yaymak için başta "Kutsal Topraklar" olarak tabir edilen Suriye ve Filistin olmak üzere İmparatorluk genelinde kıyasıya bir mücadeleye girmişlerdir. Bu dinsel mücadele siyasi, diplomatik, ideolojik ve askeri yönlerden de desteklenmiş Osmanlı Devletinin yıkılmasının en büyük sebeplerinden biri olmuştur. Bu bağlamda Batılı Devletlerin yayılmacı ve sömürgeci siyasetleri karşısında Osmanlı İmparatorluğunun kuzeyinde gittikçe güçlenen, ticaret yolu ile ekonomisini güçlendirmek isteyen bu nedenle de sıcak denizlere açılmayı milli politikası haline getiren Rusya'nın din, etnik köken ve kültür olgularını dış politika aracı olarak kullanmaması düşünülemezdi. Üstelik Osmanlı'ya olan coğrafi yakınlığı, nüfuz edebileceği Ortodoks nüfusun fazlalığı, Doğu Kiliselerinin Rusya'ya olan sempatisi nedeni ile diğer ülkelere göre daha avantajlı durumdaydı. Rusya için önemli olan bu avantajı çıkarlarını en yüksek düzeyde maksimize edecek şekilde diğer devletlere karşı kullanmaktı. Bu nedenle Rusya başta aynı mezhebe mensup oldukları Ortodokslar olmak üzere Ermeniler, Süryaniler ve diğer azınlık Hıristiyanları kullanarak Osmanlı İmparatorluğu içerisinde nüfuz alanları oluşturmaya çalışmıştır. Bu Hıristiyan azınlıklar da Rusya'ya kurtarıcı gözüyle bakmışlar, ileride kendi bağımsız devletlerini kurmak ümidiyle himayesini talep etmekten çekinmemişlerdir. Rusya'nın misyoner faaliyetleri Suriye, Filistin ve Urmiye'de yoğunlaşmış din, eğitim, iletişim ve bilimsel alanda çalışmalar yapmışlardır. Ancak 1905 Rus-Japon Savaşı ve I.Dünya Savaşı Rusya'nın kaderini de etkilemiştir. Savaşın başlamasıyla birlikte İtilaf Devletleri tarafında yer alması nedeniyle bütün diplomatik ve dini temsilcilikleri kapanmış 1917 Bolşevik İhtilali ile de bir daha açılmamıştır. Diplomatik temsilcilikler ancak Rus Çarlığı yerine kurulan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği adına yeni kurulacak Türkiye Cumhuriyeti'nde açılmıştır. Savaş sonrası ayakta kalabilen dini temsilcilikler ise Sovyet rejimi tarafından değil Amerika'da Kurulan Rus Ortodoks Kilisesi tarafından desteklenmiştir.

Din politikasıMisyonerlikMisyonerlik faaliyetleri+6
Arzu Çetinkaya
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Selçuklular Döneminde Ortadoğu`da ticaret (XI-XIII. yüzyıllar)

Ortadoğu bölgesi sahip olduğu doğal zenginlik ve coğrafi konumundan dolayı, çok eski dönemlerden itibaren yoğun bir iktisadi ve ticari canlılık yaşamaktaydı. Zira Ortadoğu dönemin önemli ticari emtialarının bulunmasından, yine Avrupa ile Uzakdoğu arasında bir köprü vazifesi görmesinden dolayı, tarihin her döneminde büyük bir öneme mazhar olmuştur. İslamiyetin yayılışı döneminde özellikle Avrupalı tüccarlara kapanan bölge, Haçlı Seferleri ile yeniden eski canlılığına kavuşmuştur. Böylece Haçlı Seferleri dini boyutu yanında iktisadi ve ticari boyutuyla ön plana çıkmıştır. Selçuklu Devleti, bu dönemde ticareti teşvik amacıyla tüccar milletlerle antlaşmalar yaparak, bir takım imtiyazlar dahi vermiştir. Yine Selçuklu devleti, ticari hayatın daha rahat ve iyi işleyebilmesi için buna yönelik alt yapı hizmetlerini de ihmal etmemiştir. XI. - XIII. yüzyıllarda Ortadoğu ve Avrupa'da ticari işlemlerin daha hızlı ve daha güvenli yapılmasını sağlayacak, bankacılık, çek, havele ve senet gibi işlemler daha yaygın bir halde kullanılmıştır. Yine bu dönemde tüccarlar sermaye ve emeklerini birleştirerek şirketler kurarken, aralarında dayanışmayı sağlayan hak ve hukuklarını koruyan tüccar birlikleri kurulmuştur. Selçuklular döneminde Ortadoğu ticaretini etkileyen siyasi ve beşeri olaylar da meydana gelmiştir.Anahtar Kelimeler : Ticaret, Ortadoğu, Selçuklular, Yollar, Haçlı Seferleri

Haçlı seferleriOrtadoğuSelçuklular Dönemi+1
Sezgin Güçlüay
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1999
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye ve Suriye ilişkilerinde süreklilik ve dönüşüm üzerine bir dış politika incelemesi

Ortadoğu bölgesi ve bölgede gerçekleşen olaylar uluslararası ilişkiler açısından büyük önem arz etmektedir. Ortadoğu zaman içerisinde birçok çatışma, savaş ve rekabete sahne olmuştur. Bölge ülkeleri içerisinde yer alan Türkiye ve Suriye Devleti'nin ikili ilişkileri için de çatışma ve gerilim dış politika yaklaşımlarının belirleyici unsurları olarak öne çıkmaktadır. İki ülke ilişkileri arasında kalıcı bir dostluk ya da düşmanlık durumu oluşturulamamış ve ilişkiler dış politika yaklaşımlarına göre şekillendirilmiştir. Bu amaçla çalışmada Türkiye ve Suriye ilişkilerindeki süreklilik ve dönüşüm nedenleri üzerine bir inceleme yapılmış ve ilişkilerdeki süreklilik süreci Realizmin ana kavramları olan "Güç ve Güvenlik" yaklaşımları üzerinden anlatılırken, ilişkilerdeki dönüşüm süreci ise İnşacı teorinin "Kimlik" yaklaşımı üzerinden anlatılmıştır. Araştırılan konunun sona ermemiş olması ve zaman içerisinde değişkenlik gösterebilmesi kullanılan kaynakların çeşitliliğini kısıtlayan bir etken olmuştur. Çalışmada çeşitli kaynaklardan yararlanılmış ve sonuçlar analiz edilerek değerlendirme yapılmıştır. Bu çalışmanın oluşmasında baştan sonuna kadar değerlendirmelerde bulunan ve görüşlerini esirgemeyen danışman hocam Prof. Dr. Mohammad ARAFAT'a, bana manevi desteğini veren ve her zaman yanımda olan güzel aileme ve değerli dostum Çiğdem ARSLAN'a teşekkürlerimi sunuyorum.

OrtadoğuSuriyeSüreklilik+5
Melike Gülser
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

İkinci Dünya Savaşı sonrası Ortadoğu'da darbeler

20. yüzyıl ile birlikte Ortadoğu bölgesine yönelik emperyalist politikalara karşı, milliyetçilik fikri giderek güçlenmeye başlamıştır. Bu ideoloji karşısında sömürgeci devletler menfaatlerini korumak ve petrol yataklarını kontrol edebilmek için iyi ilişkiler kurma yoluna giderek, bölge devletlerine bağımsızlıklarını vermiştir. Ancak bağımsızlık kisvesi altında yönetime getirdikleri kişiler vasıtasıyla ülkeyi idareye devam etmeleri bölge halkı tarafından tepki ile karşılanmıştır. Bu tepki durumu İkinci Dünya Savaşı sonrası oluşan yeni dünya düzeni ile birlikte şiddetli mücadeleleri de beraberinde getirmiştir. Yeni dünya düzeninde ABD ve SSCB'nin süper güç olarak ortaya çıkması Ortadoğu siyasetinde önemli değişimlere neden olmuş ve her iki güç de Ortadoğu'ya hâkim olabilmek için büyük bir rekabete girişmiştir. Bu rekabet ortamında bölge devletlerini kendi yanlarına çekebilmek için uyguladıkları politikalar, komşu devletler arasında ikiliğin ortaya çıkmasını ve birbirleri ile olan münasebetlerin bozulmasını sağlamıştır. Dolayısıyla bu güçlerin kendi politikasını uygulamaya yönelik girişimleri Ortadoğu'da gruplaşmalara, istikrarsız yönetimlere, ayaklanmalara ve askeri darbelere neden olmuştur. Hazırlanan bu çalışmada 1945-1958 yılları arası Ortadoğu'da meydana gelen siyasi olaylar, istikrarsız yönetimler, oluşturulan ittifaklar ve vuku bulan askeri darbeler Suriye, Mısır, İran ve Irak devletleri temel alınarak incelenmiştir. Bu incelemede özellikle askeri darbeler ön planda tutulup, darbenin arka planında yer alan aktörlerin ortaya çıkarılmasına çalışılmıştır.

Askeri müdahaleDünya Savaşı IIIrak+4
Onur Akdoğan
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Ortadoğu'da petrol: Uluslararası rekabet, imtiyazlar ve antlaşmalar (1890-1928)

Ortadoğu petrol imtiyazları ve antlaşmaları üzerine yoğunlaşan bu çalışma, aynı zamanda bölgede oluşan uluslararası rekabeti tarih perspektifinden ve bilimsel bir metot-la incelenmektedir. 19. yüzyılın sonlarından itibaren bugünkü Ortadoğu coğrafyasında keşfedilmeye başlanan petrol, zamanla dünya petrol şirketlerinin rekabetine konu olmuş-tur. Hatta denilebilir ki ülkelerin uluslararası politikaları bu rekabetin birer uzantısı haline gelmiştir. Ortadoğu'da bulunan zengin petrol yatakları ve çıkartılacak petrolün denizler aracılığı ile taşımaya müsait olması bölgenin önemini daha da arttırmıştır. Ortadoğu'nun bu stratejik konumundan dolayı dünyanın önemli petrol şirketleri, erken tarihlerden itiba-ren bölgeye yönelmiştir. Osmanlı Devleti'nin sınırları içerisinde bulunan Musul ve Bağdat'taki petrol böl-gelerini II. Abdülhamid, hükümdar hazinesi konumundaki Hazine-i Hassa'ya devrederek bu coğ-rafyayı rekabetin dışına çıkarmak istemişti. Aynı zamanda petrol imtiyazı talep edecek olan şahıs ve şirketleri kontrolü altında tutmak istemişti. Ancak Berlin–Bağdat Demiryo-lu imtiyazı ile Almanlar bölgeye sokulmuş, böylelikle zaten mevcut olan uluslararası re-kabet yeni bir boyuta taşınmıştır. Bu araştırmada, II. Abdülhamid devrinde petrol imtiyazları ve bu çerçevede im-zalanan antlaşmalar detaylı bir şekilde incelenmiştir. Ayrıca I. Dünya Savaşı'ndan sonra Avrupa devletleri ve Amerika'nın dış politikalarında önemli bir yer eden Ortadoğu petro-lü ve bunun için verilen mücadele ile sonuçları da ele alınmıştır. Öte yandan Birinci Dünya Savaşı sona erdikten sonra diplomasi masalarında ve barış antlaşmalarında sık sık gündeme gelen petrol imtiyazları meselesine yer verilmiştir. Bu bağlamda bir taraftan San Remo ve Lozan gibi siyasi antlaşmalar incelenmiş diğer taraftan da 1925 tarihli pet-rol antlaşması ile Red Line antlaşmaları üzerinde durulmuştur. Anahtar Kelimeler: Petrol İmtiyazları, Petrol, Antlaşmalar, Hazine-i Hassa, Neftçizadeler, Nemlizade Hasan Tahsin, Lozan Antlaşması, Red Line Antlaşması

AntlaşmalarHazine-i HassaOrtadoğu+4
Ali Okumuş
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Ortadoğu'da siyasal İslam'ın gelişimi ve Türkiye'nin siyasal hayatına yansımaları(1979-2018)

Bu çalışmanın amacı; 1979 yılında Ortadoğu'da gerçekleşen olaylar ışığında Ortadoğu'da Siyasal İslam'ın günümüze kadar gelişimini ve Türkiye'nin siyasal hayatına etkilerini açığa çıkarmaya çalışmaktır. Bu çalışma hazırlanırken; nitel araştırma yöntemlerinden, literatür taramasından, konu ile ilgili yurt içinde ve yurt dışında yayınlanmış kitaplar ve makaleler ile gazete haberlerinden faydalanılmış, çalışma ile ilgili birincil kaynaklara ulaşılmaya çalışılmıştır. Tez, 4 bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde; kavramsal çerçeve, ikinci bölümde; Ortadoğu'da İslam'ın doğuşu, İslam devleti deneyimleri ve siyaset ilişkisi, üçüncü bölümde; 1979-2018 yılları arasında Ortadoğu'da Siyasal İslam ile ilgili gelişmeler ve dördüncü bölümde; Siyasal İslam'ın Türkiye siyasal hayatına yansımaları ele alınmıştır. Anahtar Sözcükler: Siyasal İslam, Ortadoğu, Siyasal Partiler, İslami Hareketler, Türkiye Siyasal Hayatı, İslamcılık.

Din-siyaset ilişkileriOrtadoğuSiyasi hayat+4
Zerin Türk
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Ortadoğu ülkelerinin ekonomik açıdan benzerliklerinin kümeleme analizi ile değerlendirilmesi

Bu araştırma, 1980-2017 yılları arasında Ortadoğu ülkelerinin sosyo-ekonomik açıdan birbirine benzerlikleri ve tarihsel süreçlerde bu benzerliklerin değişip değişmedi tespit edilmesi amacıyla yapılmıştır. Bölge ülkeleri arasındaki benzerliklerin belirlenmesi için kümeleme analizi tercih edilmiştir. Bahsi geçen tarih aralığını beş döneme ayırarak analiz edilmiştir. Bu tarih aralıkları; 1980, 1990, 2003, 2008, 2010 ve 2017 olarak belirlenmiştir. Geleneksel Ortadoğu ülkeleri olarak tabir edilen ve araştırma kapsamında olan bölge ülkeleri; Irak, Bahreyn, İran, Kuveyt, İsrail, Libya, Mısır, Lübnan, Suriye, Türkiye, Suudi Arabistan, Umman, Yemen ve Ürdün olarak belirlenmiştir. Kümeleme analizinde dokuz sosyo-ekonomik gösterge zaman serisi olarak kullanılmıştır. Kümeleme analizi sonucunda tüm dönemler için Suudi Arabistan ve Türkiye'nin sosyo-ekonomik değişkenler açısından kümelenmede benzerlik göstermediği ancak diğer bölge ülkelerinin dönemlere göre farklı ülkelerle benzer özellik gösterdiği tespit edilmiştir.

BenzerlikEkonomiEkonomik durum+6
Şerife Şenay Eyiler
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00

Related subjects