Afyon Kocatepe University
Discipline

History

Afyon Kocatepe University

2,418

Archived Theses

9

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Eytâm idaresi ve 50 nolu Eskişehir-Sivrihisar idanat sandığı defterinin transkripsiyonu ve değerlendirmesi

Osmanlı Devleti'nde yetim malları ile ilgili başvurulabilecek en önemli kaynaklar merkezde Eytâm İdaresi'nin, taşralarda ise Eytâm (İdanat) Sandıkları'nın (1906'dan sonra İdanat Sandığı olarak değişmiştir.) tuttukları muhasebe kayıtlarıdır. Bu kayıtlardan anlaşılıyor ki Eytâm İdaresi ve ona bağlı olarak kurulan İdanat Sandıkları 1851-1926 yılları arasında küçük yaşta yetim, öksüz kalan çocukların ebeveynlerinden miras kalan malları detaylı bir şekilde kayıt altına almış ve bu malları yetim adına muhafaza edip nakit paraya ihtiyacı olan vatandaşa, yetimin akrabasına, vasîsine ve devlet hazinesine belli faiz oranlarıyla borç vermiştir. Bir banka kaydı özelliği taşıyan bu muhasebe defterleri bölgenin iktisadi, sosyolojik ve kültürel değerlendirilmesinin yapılması açısından ayrıca önemlidir. IV İncelediğimiz 50 Nolu Eskişehir-Sivrihisar İdanat Sandığı Defteri 1913-1915 yılları arasını kapsamaktadır. Çalışma bölgenin yetim çocuklarını, bunların vasîlerinin kimler olduğunu, bulundukları mahalle ve köy isimlerini analiz ederek Eytâm İdaresi konusunu daha iyi anlamak adına bölgesel bir örnek olmuştur. Borç alıp tahsil etmenin yanında yetim çocuğun şahsi davalarının da bulunduğu bu defterin transkripsiyon ve değerlendirmesi yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Eytâm, Sandık, İdâne

DefterlerEskişehir-SivrihisarEytam İdaresi ve Sandıkları+2
Necla Kızıldağ
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Osmanlı Kudüs'ünde devlet ve toplum (1798-1841)

Müslüman, Hıristiyan ve Yahudilerce kutsal kabul edilen Kudüs şehri, M.Ö. 4000'li yıllara kadar uzanan kadim bir tarihe sahiptir. Bu dinlere mensup devletlerin Kudüs'teki farklı dönemlere ait hâkimiyetleri şehirde üç dine ait kutsal mekânların oluşmasına zemin hazırlamıştır. 1517'de Osmanlı hâkimiyetine giren Kudüs'te devlet tarafından gerçekleştirilen çeşitli imar faaliyetleri şehrin yaşam kalitesini yükseltmiştir. 1917'ye kadar süren bu hâkimiyet süreci içerisinde Kudüs için kırılma noktalarından biri Fransızların 1798 Mısır işgaliyle başlayan ve 1841'de Kavalalı Mehmed Ali Paşa isyanının sonlandırılmasına dek devam eden süreçtir. Vehhabi ve Yunan isyanları gibi devletin farklı bölgelerindeki sıkıntıların bu zaman diliminde ortaya çıkması farklı milletleri bir arada barındırmasından dolayı Kudüs'ün bu olaylardan dolaylı yoldan etkilenmesine sebep olmuştur. Osmanlı Devleti'nin 1798-1841 yılları arasında Kudüs'te uyguladığı siyaseti konu edinen bu çalışmada; yaşanan siyasi olaylar ve idari değişiklikler, devletin Müslümanlara yaklaşımında öne çıkan faaliyetler, devletin gayrimüslimlere tanıdığı haklar ve halkın devletle olan irtibat yolları incelenmiştir.

DevletFilistinGayrimüslimler+7
Abdullah Çakmak
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

185 numaralı Denizli Şer'iyye sicil defterinin transkripsiyonu ve değerlendirilmesi (1875-1883)

Şer'iyye Sicilleri şer'i mahkemelerde kronolojik sıra ile tutulan defterlerdir ki içeriğinde; mahkemelerde kadı tarafından verilen hükümler (i'lâm), alım-satım, borç, senet, ferağ, adak, vasîyet, vakfiye, tereke, vekâlet gibi her hangi mevzuda resmiyete dökülmesi gereken belgelerin (hüccet, vakfiye) kaydı bulunur. Bunların yanında merkezden gönderilen ferman, berat, mektup gibi emirler yani günümüzde noterlik işlemleri işlevini görmektedir. Kadıların hem adli, hem idari hem de şer'i görevleri vardır. Dolayısıyla bir beldede cereyan eden işlemler ve taşra ile merkez arasındaki yazışmalar şer'iyye sicillerinde yer alır. Taşrada herhangi bir idari birim içerisindeki sosyal, ekonomik ve hukuki hadiseler, bürokrasi ile ilgili yazışmalar, merkez tarafından eyalet, sancak ve kazaya gönderilen emirler bu defterlere kaydedilmiştir. Çalışmada ele alınan 185 numaralı Denizli Şer'iyye Sicili bahsi geçen unsurlar bakımından kanaatimizce güzel bir örnek teşkil etmektedir ve sözü geçen bütün unsurlara neredeyse haizdir. Araştırmada transkripsiyon işlemi yapılmış bu işlem ile birlikte gerekli tahliller yapılarak değerlendirilmiştir.

DefterlerDenizliOsmanlı tarihi+2
Münevver Aydın
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Sırat-ı Müstakim dergisine göre Rusya müslümanları

Sırat-ı Müstakim Dergisi, 1908-1912 yılları arasında yayınlandı ve toplamda 182 sayıdan oluştu. Derginin kurucuları Ebu'l-Ula Mardin ve Eşref Edip'tir. 1912 yılından sonra Sebîlürreşad ismiyle yayın hayatına devam eden dergi, dönemin İslamcılık görüşünü savunan önemli bir yayın organıdır. Dergi, Rus hâkimiyeti altında yaşayan Müslüman Türklerin dini, siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik faaliyetleriyle yakından ilgilendi. Buna bağlı olarak derginin farklı sayılarında Çarlık Rusya rejiminin ve idarecilerinin Müslüman Türklere yönelik uyguladığı asimilasyon ve baskı politikaları, dergide makale ve haber olarak geniş bir şekilde ele alındı. Bu makale ve haberlerde Rusya'da yayınlanan Rusça ve Türkçe gazetelerden iktibaslar da yapıldı. Dergide, Rusya'daki Türk aydınları ve gazetecilerin makale ve mektuplarına da yer verilerek okuyucuların Müslüman Türk dünyasından haberdar olmaları sağlandı. XX. yüzyılın başlarında Tatar, Başkurt, Kırgız, Özbek gibi isimlerle anılan ve geniş bir coğrafyada yaşayan Müslüman Türk toplulukları, Rusya'nın hâkimiyeti altındaydı. Hâkimiyet altına girdiklerinden itibaren Rusya'nın baskısı altında yaşamlarını sürdüren Müslüman Türkler, Çar II. Nikola'nın 1905 İhtilali üzerine yayınladığı manifesto ile kısa süreli de olsa, birtakım haklar elde ettiler. Müslüman Türkler, sorunlarını görüşmek üzere kongreler düzenlediler ve Rus hükümetinden özellikle siyasi, dini ve eğitim konularında vatandaşlık temelinde eşit haklar talep ettiler. Bu taleplere olumlu yaklaşan Rus hükümeti; yaptığı yasal düzenlemelerle Müslüman Türklere birtakım haklar verdi. Ancak 1907 yılından itibaren Rus hükümeti, Müslüman Türklere tanımış olduğu hakları geri almaya başladı ve eskiden olduğu gibi baskılarına devam etti. Rus hükümetinin, Müslüman Türklerde yaygınlaşan "İttihad-ı İslam" düşüncesinden duyduğu kaygı ve bu kaygıya yönelik Rus gazetelerinin kışkırtıcı yayınlar yapmaları, Müslüman Türklere yönelik baskıların artmasına neden oldu. Bunun sonucunda Rus hükümeti, Müslüman Türklere ait ev, iş yeri, mektep/medrese ve benzeri yerlere baskınlar düzenledi ve suçlu bulduğu kişilere azil, sürgün ve hapis gibi cezalar verdi. Diğer taraftan Müslüman Türklerin, kendi aralarındaki mezhepçilik (Sünni-Şii) ve mektep/medrese (kadim-cedit) gibi ihtilafları, birlik ve bütünlüklerine zarar vermekle kalmadı, Rus hükümetinin baskısını arttırmasına da fırsat verdi. Bu dönemde yaşanan deprem, kuraklık ve yangın gibi afetler de Müslüman Türklerin yaşamlarını önemli ölçüde zorlaştırdı.

Buhara HanlığıDergilerMüslümanlar+6
Sinan Şahin
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İsmail Hızal'ın hayatı ve eserleri üzerine bir inceleme (1933-2009)

Biyografik çalışmalardaki amaç, söz konusu olan kişiyi tüm yönleriyle tanıtmaktır. Çalışmada ilgili kişinin yaşam öyküsü, görüşleri, karakteri ve eserleri incelenir. Çalışılan kişinin tetkik edilen bu nitelikleri bilgi, belge, tanık, kanıt ve örneklere dayandırılarak kronolojik sıra halinde yazıya dökülür. Kişi tüm yönleriyle tanıtılırken, tarafsız ve gerçekçi olunmalıdır. Afyonkarahisar basın hayatı, II. Meşrutiyet sonrasında başlamıştır. Basın hayatı Millî Mücadele Dönemi'nden itibaren günümüze kadar zenginleşerek devam etmiştir. Afyonkarahisar'da dünyaya gelen İsmail Hızal, Afyonkarahisar'ın tarihi, kültürel, ekonomik, sosyal, siyasal konularında araştırmalar yapmıştır. Araştırmalarını tuttuğu defterlere, günlüklere yazmıştır. Bu araştırmalarının bir kısmını mahalli basında yayımlamıştır. Bir kısmını eser olarak ortaya koymuştur. Hızal, mahalli bir gazeteci ve araştırmacı kimliğiyle şehrin kültürüne katkıda bulunmuştur. Bu çalışma yapılırken elde edilen veriler tasnif edilmiş, yalın, tarafsız, nesnel "bilimsel yöntem" takip edilmiştir. Bu çalışmanın ana konusu; İsmail Hızal'ın hayatı, fikir yapısı ve eserleri hakkında bilimsel teknikler kullanılarak bilgi vermektir. Anahtar Kelimeler: İsmail Hızal, Afyonkarahisar, Yerel Basın, Mevlevilik, Atatürk.

AfyonkarahisarBiyografiHızal, İsmail+3
Necati Başdağ
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

627 numaralı şer'iyye siciline göre Afyonkarahisar'ın sosyal ve ekonomik yapısı (1897-1898)

Bu çalışmada, 1897-1898 (H. 1314-1315) yıllarını içeren 627 Numaralı Karahisar-ı Sahib Şer'iyye Sicili incelenmiştir. Şer'iyye sicilleri doğrudan halk ile ilgili orijinal bilgiler verdikleri için sosyo-ekonomik tarih açısından birinci derecede önemli kaynaklardır. Defterde 314 adet sicil kayıt belgesi değerlendirilmiştir. Hüccet, ilam ve arzlardan oluşan defterimizdeki kayıtların temel konusunu miras, velayet, nikâh, boşanma, nafaka gibi aile hukuku oluşturmaktadır. Ayrıca satış muameleleri, at hırsızlığının ağırlıkta olduğu şikâyetler, vakıf mütevelli işlemleri ve bazı izin belgeleri de mevcuttur. Verasetle ilgili belgelerin 2/3'ünü tereke kayıtları oluşturmaktadır. Bu kayıtlardan istifade edilerek tarım ürünleri, geçim kaynakları ve ev eşyaları fiyatlarıyla birlikte ele alınmıştır. Sosyal hayat, aile hukuku ile ilgili belgeler ışığında ortaya koyulmaya çalışılmıştır.

AfyonkarahisarOsmanlı DevletiOsmanlı Dönemi+4
Nurcan Birdane
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

629 No'lu Afyonkarahisar Şer'iyye Sicili'nin transkripsiyon ve değerlendirilmesi (1898-1899)

Bu çalışmada, Muharrem 1316 (Mayıs-Haziran 1898) ile Zilhicce 1316 (Nisan-Mayıs 1899) tarihleri arasındaki kayıtları ihtiva eden 629 Numaralı Karahisar-ı Sahib (Afyonkarahisar) Şer'iyye Sicili'nin transkripsiyon ve özeti yapılarak belgelerden elde edilen bilgiler değerlendirilmiştir. Ağırlıklı olarak aile, miras ve borç hukukuna dair hüccet ve i'lâm türünden 169 belgeden oluşan sicil defteri, incelenen tarih aralığı itibarıyla Afyonkarahisar'ın bilhassa sosyo-ekonomik ve kültürel hayatı açısından kıymetli bilgiler içermektedir. Ayrıca bahis konusu belgelerden Afyonkarahisar'ın idari, fiziki ve demografik yapısı ile ilgili bilgiler de tespit edilebilmektedir. Belgelerin önemli bir kısmı, sosyal ve ekonomik sorunlardan kaynaklanan davaları konu edinmektedir. Bu sebepten çalışma XIX. yüzyıl sonlarında mühim hadiselerin cereyan ettiği bir dönemde Afyonkarahisar'ın sosyo-ekonomik vaziyetinin ortaya konulması hususunda bir nebze de olsa katkı sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: Karahisar-ı Sahib, Şer'iyye Sicili, Miras, Tereke, Borç.

AfyonkarahisarOsmanlı DevletiOsmanlı Dönemi+2
Ahmet Aydın
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Hitit Krallığı'nda veba salgını ve etkileri (MÖ. II. binyılın ilk yarısı)

Salgın hastalıklar, Eskiçağ'dan günümüze kadar dünya coğrafyası üzerinde görülmüş olup çok sayıda ölümlere sebep olmuştur. Bu salgın hastalıklardan birisi de veba salgınıdır. Veba salgını, Hitit Devleti zamanında da ortaya çıkmıştır. Veba salgını o kadar etkiliydi ki Kral II. Muršili'nin Veba Duaları'na neden olmuştur. Hititler tanrılara karşı günah işlediklerinde ve onlara düzenli olarak görevlerini yerine getirmediklerinde tanrılar tarafından ülkeye salgın hastalığın ceza olarak verildiğine inanmışlardır. Hititler hastalıklardan korunmak için geliştirdikleri tıbbi tedavi yöntemlerini uygulamışlardır. Dini ritüeller sosyal yaşamın içinde önemli bir yer tutması sebebiyle hastalıklardan kurtulmak için genellikle din kaynaklı büyüye dayalı tedavi yöntemlerini kullanmışlardır. Ayrıca, salgın hastalıklardan korunmak ve ülkeyi kurtarmak için dini törenler düzenleyerek tanrıya dualar etmişlerdir. Bütün bu çabalarına rağmen hastalıklardan kurtulamayınca da tanrı tarafından kendilerinin ve mekânlarının cezalandırıldığını düşünerek yaşam alanlarını terk etmişlerdir. Anahtar Kelimeler: Hitit Devleti, Veba Salgını, Ritüeller, Tanrılar

Bulaşıcı hastalıklarEski ÇağEski Çağ tarihi+3
Aysel Kömürcü
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

597 Numaralı Karahisâr-ı Sâhib Şerՙiyye Sicili'nin transkripsiyonu ve değerlendirilmesi (H. 1284-1285 / M. 1867-1868)

Çalışmamızda şerՙiyye sicillerinin yerel tarihe olan katkısından bahsedilmiş ve Hicri 1284 – 1285(M. 1867-1868) tarihlerini kapsayan 597 Numaralı Karahisâr-ı Sâhib Şerՙiyye Sicili'nin transkripsiyonu yapılarak belge özetleri de çalışmaya eklenmiştir. Belirli başlıklar altında değerlendirmeye tabi tutulan sicil, genel ve yerel tarihe sağlayacağı katkı bakımından önemli bir kaynak niteliğindedir.

AfyonkarahisarKarahisar-ı SahibOsmanlı Devleti+3
Sıtkı Sara
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

506 numaralı Karahisâr-ı Sâhib Şerʻiyye Sicili: Transkripsiyon ve değerlendirme

Osmanlı Devleti'nin mahkeme kayıtları olan Şeriyye Sicilleri, yerel tarih çalışmaları bakımından en önemli kaynaklar arasında yer almaktadır. Şeriyye Sicilleri'nin zengin içeriği sayesinde, Osmanlı Devleti'nin tarihi hakkındaki çeşitli bilgilere ulaşmak mümkün olmaktadır. Şeriyye Sicilleri, ait oldukları bölgenin; sosyal yapıları, ticari yaşamları ve faaliyetleri, nüfusu ve kültürleri hakkında pek çok bilgiyi bizlere sunmaktadır. Bu çalışmada, H. 1067-1070 (M. 1657-1660) yıllarını kapsayan Karahisâr-ı Sâhib Kazâsı'na ait Şeriyye Sicil defterinin transkripsiyonu yapılmıştır. Aynı zamanda, deftere bağlı kalınarak Afyonkarahisar Bölgesi'nin idari yapısı ve idarecileri, sosyal hayatı, tabakalaşma, aile hayatı, çocukların durumu, ticari hayatı ile birlikte mevcut müesseseleri, esnaf ilişkileri ele alınmış ve değerlendirilmiştir. Şeriyye Sicilleri'nin önemine ve güvenilirliğine dayanarak yerel tarih çalışmalarına katkı sağlanması amacı ile bu çalışma meydana getirilmiştir.

Afyonkarahisar
Sedef Uysal
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Gedik Ahmed Paşa'nın hayatı ve eserleri (Ö.1482)

Gedik Ahmed Paşa, Osmanlı Devleti'nin XV. yüzyılda yetiştirdiği en önemli devlet adamlarından birisidir. II. Mehmed döneminde sırasıyla Rum beylerbeyliği, Anadolu beylerbeyliği, vezirlik ve veziriazamlık görevlerinde bulunmuştur. II. Mehmed'in Arnavutluk üzerine düzenlediği sefere ordu komutanı tayin ettiği Gedik Ahmed Paşa, bu sefere katılmak istememesi üzerine veziriazamlıktan azledilerek Rumeli Hisarına hapsedilmiştir. Geçmiş dönemler içerisinde gerçekleştirdiği hizmetlere istinaden affedilip Kapudan tayin edilerek, önce Gelibolu Sancakbeyliğine ardından Avlonya Sancakbeyliğine getirilmiştir. Gedik Ahmed Paşa, II. Bayezid ve Cem Sultan arasında yaşanan taht mücadelelerinde, olayların seyrini etkileyebilecek bir konumda bulunmuştur. II. Bayezid döneminde vezirlik görevini sürdüren Gedik Ahmed Paşa, M.18 Kasım 1482 (H.6 Şevval 887) tarihinde Edirne Sarayında idam edilmiştir. İstanbul, Kütahya, Afyonkarahisar, Denizli ve İvranya'da çeşitli vakıf eserleri inşa ettirmiştir. XV. yüzyıl, Osmanlı Devleti tarih yazıcılığında erken dönem olarak belirtilmektedir. Yaşadığı döneme ait yazılı kaynakların yetersizliği sebebiyle Gedik Ahmed Paşa'nın hayatına ait detaylar henüz aydınlatılamamıştır. Bu araştırmada, dönemi aktaran kronikler ve elde edilebilen sınırlı sayıdaki arşiv belgeleri kullanılarak Gedik Ahmed Paşa'nın hayatı, faaliyetleri ve vakıf eserleri hakkında kapsamlı bir çalışma ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır.

15. yüzyılAhmed PaşaBiyografi+5
Gökçen Günek Görgöz
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

507 Numaralı Karahisâr-ı Sâhib Şer'iyye sicili: Transkripsiyon ve değerlendirme

Şerʻiyye sicilleri Osmanlı tarihçiliği açısından büyük öneme sahiptir. Şerʻiyye sicilleri Osmanlı Devletinin sosyal ve iktisadi durumunu incelemek için ilk başvurulacak kaynaklardan biridir. Bu kaynaklar içerik bakımından oldukça zengindir. Osmanlı şehirlerinin idari yapılarını, müslim ve gayrimüslim halkın dilek ve şikâyetlerini, merkez ve taşra arasındaki yazışmaları, kişilerin medeni hallerini, mülkiyet haklarını ve diğer tüm idari ve adli durumlar hakkında bilgiler içermektedir. Bu araştırma Karahisâr-ı Sâhib Sancağı'nın H.1060-1072 /M.1650-1662 yıllarına ait507 numaralı şerʻiyye sicilinin transkripsiyon ve değerlendirmesinden oluşmaktadır. Defterde bulunan bilgilere göre Karahisâr-ı Sâhib Sancağının idari yapılanması, sosyal ve ekonomik durumu hakkındaki bilgilere yer verilmiştir.

Karahisar-ı SahibOsmanlı DevletiOsmanlı Dönemi+2
Büşra Kayar
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Tanzimat sonrası Eskişehir'de göç ve iskân (1839-1918)

XIX. yüzyılın ikinci çeyreğinden itibaren başta Kırım, Kafkas ve Rumeli olmak üzere birçok farklı bölgeden Osmanlı Devleti'nin iç kesimlerine yoğun bir şekilde göçler meydana gelmiştir. Eskişehir göçmenlerin iskân ettirildiği önemli yerlerden birisi olmuştur. 1839-1918 yılları arasında Eskişehir'e gelen göçmenler Kırım, Kafkasya, Rumeli, Almanya, Fransa, Batum, Suriye, Lübnan ve Kudüs gibi farklı coğrafyalardan gelmiştir. Bu göçler dış göçler, iç göçler ve mevsimlik göçler grubunda incelenerek Eskişehir'de değişen nüfus yapısını, sosyo-kültürel ve ekonomik açıdan yaşanan değişimleri göstermiştir. Böylelikle Osmanlı klasik dönemlerinde Eskişehir'e göç eden Yörük-Türkmen cemaatlerinin yerini Kırım, Kafkasya ve Rumeli gibi bölgelerden gelen göçmenlerin aldığı anlaşılmıştır. Özellikle 1839-1918 yılları arasında Eskişehir'de yoğun bir şekilde Kırım Tatarı, Nogay, Çerkez, Abhaz, Boşnak ve Pomak göçmenler nüfusunun varlığına rastlanmıştır. Üstelik bu göçmenler yaşadıkları yerlerde yeni yerleşim birimleri kurarak günümüze kadar ulaşan köy ve mahallelerin alt yapılarını oluşturmuştur. Diğer yandan Yahudi, Ermeni, Rum, Protestan vd. olarak tanımlanan gruplardan göçmen nüfusun varlığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Eskişehir, Göçmen, Kırım, Kafkas, Rumeli.

BalkanlarErmenilerEskişehir+7
Feride Yazıcı
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Eskişehir'in sosyal ve kültürel tarihi (1939-1945)

Türkiye her ne kadar savaşa fiili olarak girmese de savaşın getirdiği ekonomik sıkıntıları fazlasıyla hissetmişti. Ülke genelinde görülen gıda, elektrik, yakıt ve su sorunları Eskişehir'de de görülmüştü. Sorunların bir kısmı savaşın ilk yıllarında giderilmiş ancak bazı sorunlar da 1945 yılı sonlarına kadar devam etmişti. Bu çalışmadaki amaç İkinci Dünya Savaşı yıllarında Eskişehir'in sosyal ve kültürel tarihini incelemektir. 1939-1945 yılları arası Eskişehir'in nüfus verileri, eğitim faaliyetleri, sağlık alanında yaşadığı gelişmeler, kültürel unsurları, kara ve demiryolu ulaşımı ile birlikte savaşın getirdiği olumsuz etkiler araştırmanın ana konusunu oluşturmaktadır. Ayrıca bu çalışma ile Eskişehir'e ait birçok kurumun, kuruluşun ve resmi bilginin eksik ya da yanlış olduğu da ortaya çıkarılmıştır. 1939-1945 yılları arasını kapsayan bu çalışmada arşiv belgeleri, meclis tutanakları ve çeşitli kaynakların yanında ağırlıklı olarak Eskişehir basınından yararlanılmıştır.

EskişehirKent tarihiKültür+3
Onur Köse
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Harrison Gray Otis Dwight ve Osmanlı Devleti'nde Amerikan misyonerlik faaliyetleri (1830-1862)

Harrison Gray Otis Dwight American Board adına faaliyet göstermek üzere Osmanlı Devleti'ne ilk gelen Amerikalı misyonerlerindendir. Protestanların "Bible Land" (İncil Ülkesi) dedikleri Anadolu'da 1830-1832 yıllarında misyonerlik adına faaliyette bulunmuş en etkili isimlerden birisi oldu. Harrison Gray Otis Dwight özellikle Ermeniler üzerine yaptığı çalışmalarla kendinden söz ettirdi. Sadece masa başında değil, neredeyse tüm Anadolu'yu karış karış gezerek bölgenin topografik yapısı, nüfus özellikleri ve bölge insanlarının geleneklerine kadar birçok konuda inceleme yaptı. İncelemelerini rapor haline getirerek adeta misyonerlerin yol haritasını çizen kişi oldu. Tarihçilerin ona taktıkları "Ermenilerin Babası" lakabını sonuna kadar hak etmiştir.

Amerikan misyonerliğiAmerikan tarihiDwight, Harrison Gray Otis+4
Pınar Koçak
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türk ve Moğollarda şamanist inanç sisteminin mukayesesi

Şamanizm genellikle Sibirya ve Orta Asya'da görülmekle birlikte dünyanın farklı coğrafyalarında farklı şekillerde var olmuştur. Kuzey ve Güney Amerika'da, Avusturalya'nın yerli halkları arasında, Endonezya'da, Güneydoğu Asya, Çin, Tibet ve Japonya'da da yaşamıştır. Doğayla iç içe bir hayatın söz konusu olduğu bu topluluklarda Şamanizm hem inanç olarak hem de uygulamada çeşitlilik göstermektedir. Çünkü Şamanizm doğa ile insan arasındaki ilişkiyi düzenlemekte ve dengeyi korumaktadır. Tüm inançlarda olduğu gibi Şamanizm de tarihî süreçte, coğrafyadan coğrafyaya, toplumdan topluma değişiklik arz etmiştir. Aynı zamanda Şamanizm'in felsefesi doğa olaylarının metafizik varlıklarla açıklanmasından oluşmaktadır. Türk ve Moğol toplulukları arasında görülen Şamanizm benzer inanç ve uygulamalara nazaran daha çok farklılıklar ihtiva etmektedir. Çalışmada Türk ve Moğollar arasındaki Şamanizm'e dair benzer ve farklılıkarın mukayesesi ortaya konmaya çalışılmıştır. Çalışmanın giriş kısmında din ve inanç kavramları ele alınmıştır. İlk inançların ortaya çıkışına dair tezler üzerinde durulmuştur. Ayrıca insanlığın inanma ihtiyacı sonucunda ortaya çıkan inançların Şamanizm ile bağlantısına değinilmiştir. Moğol tarihiyle ilgili özet verilmiş ve tarih boyunca Türk Moğol ilişkisi açıklanmaya gerek duyulmuştur. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde, genel kabul özellikleriyle Şamanizm ortaya konmaya çalışılmıştır. Şamanizm'e ve şamana dair bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde, Türk ve Moğol halkları arasında Şamanizm'in inanç boyutu ortaya konmaya çalışılmıştır. Son bölümde ise Şamanizm'in Türk ve Moğol hakları arasındaki ibadet, ritüel ve motif bazında uygulamaları değerlendirilmiştir. Sonuç kısmında ise Türk ve Moğol toplulukları arasındaki Şamanizm inancı ve uygulamalarındaki farklı ve benzer noktalar örneklerle vurgulanarak ifade edilmiştir. Anahtar kelimeler: Şamanizm, Türk, Moğol, Sibirya, Orta Asya

MoğollarOrta AsyaSibirya+4
Yağmur Avşar
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

182 numaralı Ceraim Defterine göre Selanik Vilayeti'nde suç ve asayiş (1905-1909)

Selanik vilayetinde, Türklerle birlikte Bulgar, Rum, Ulah, Sırp, Arnavut, Yahudi ve Kıbtiler bir arada yaşamaktadır. Çok dinli, çok kültürlü, yapısının yanında bölgenin ekonomik gücü, ulaşım imkanları, şehrin; stratejik önemini ortaya koymaktadır. Bu çalışmada, Selanik vilayetinde meydana gelen suçların haritası ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda cinayet, yaralama, darb, hırsızlık, gasb, kaybolma, firar, bölgedeki silahlanma, eşkıyalık ve komitacılık gibi adi suçlar incelenmiştir. Selanik gündelik suçların yanı sıra siyasi olayların da beşiği olmuştur. Bu dönemde Hüseyin Hilmi Paşa Rumeli Umumi Müfettişliği (1902-1908) görevine atanmıştır. Mürzsteg kararları ve jandarma teşkilatındaki düzenlemeler ile bölgedeki asayiş sağlanmaya çalışılmıştır. Mürzsteg kararlarına göre Makedonya; Manastır, Selanik, Üsküp, Drama ve Serez olmak üzere beş bölgeye ayrılmış, her bölgeye birer tane olmak üzere jandarma taburu yerleştirilmiştir. Bu bölgelerin her biri bir Avrupa devletinin kontrolüne bırakılarak bölgenin güvenliği sağlanmaya çalışılmıştır. Selanik vilayetinde gündelik bir sorun olarak görülen suç adeta uluslararası bir boyut kazanmıştır. Çalışmanın temel kaynağını Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nde yer alan 182 Numaralı Ceraim Defterinde mevcut Selanik'e dair suç ve asayiş ile ilgili belgeler oluşturmuştur. Ek olarak araştırmayla ilgili diğer kaynaklara da müracaat edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Selanik, Rumeli Umȗmi Müfettişliği, asayiş, suç, II. Meşrutiyet.

DefterlerGüvenlikMeşrutiyet II+4
Gamze Ceylan
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Beyköy eskiçağ kültür envanter çalışması

Beyköy Afyonkarahisarın İhsaniye ilçesine bağlı bir köydür ve Afyonkarahisar merkezin kuzeyinde yer almaktadır. Köyün, kuzeybatısında Üçlerkayası Köyü, kuzeydoğusunda Bayramaliler ve Demirli köyü, güneyinde Akören Köyü, güneydoğusunda Kayıhan kasabası, güneybatısında İhsaniye ilçesi yer almaktadır. Dağlık Phrygia bölgesi sınırlarında yer alan Beyköy ve çevresi tarihi değerler bakımından oldukça zengindir. Dağlık Phrygia bölgesi genel anlamda kolay şekillenebilen kayalık bir arazi yapısına sahiptir. Bu özelliği sayesinde geçmişte bu alana gelip yerleşen toplumlar tarafından çeşitli tapınaklar, anıtsal yapılar ve kaya mezarları oluşturulmuştur. Beyköy de bu tarihi zenginlikten payına düşeni fazlasıyla almıştır. Anadolu'da tarih boyunca yaşamış uygarlıkların ortaya koyduğu kültür katmanlarının günümüze kadar ulaşmış izleri olan taşınır ve taşınmaz kültür varlıkları, sahip olduğumuz kültür mirasımızı oluşturur. Bu bağlamda yapılan arkeolojik yüzey araştırmaları sonucunda Köyde tespit edilen taşınmaz kültür varlıklarının ayrıntılı olarak incelenmesi sonucunda ve Afyonkarahisar arkeoloji müzesinde korunan taşınabilir eserlerinin de incelemesi ve tasnifi yapılarak kültür envanteri oluşturulmaya çalışılmıştır. Yapılan incelemeler sonucunda Beyköy'de sırasıyla ETÇ II, Hitit, Phryg, Roma ve Bizans dönemlerine ait buluntular tespit edilmiştir. Beyköy'de, önceki yıllarda başta W.M. Ramsay, C. H. Emilie Haspels, Hatice Gonnet, Eser Kortanoğlu gibi bazı bilim insanları araştırmalar yapmışlardır. Bu araştırmalarda Köydeki sadece Höyüğe ve Yumrukaya Nekropolisine değinilmiştir. Diğer Nekropolislerden, antik yollar ve taşınmaz eserlerden bahsedilmemiştir. Biz tüm bu eserlerin bir arada verildiği bir çalışma yapmayı planlayarak bu alandaki eksikliği biraz olsun gidermeye çalıştık. Anahtar Kelimeler: Beyköy, kaya mezarları, kültür envanteri, Afyonkarahisar, taşınmaz ve taşınır kalıntılar

Afyonkarahisar-İhsaniye-BeyköyArkeolojik kazılarEski Çağ+2
Dudu Çotak
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sCrossrefindexedOpen AccessTR

İkdam Gazetesi’ne göre II. Meşrutiyet’in ilanına Avrupa devletlerinin bakışı (1908-1909)

Bu çalışma, İkdam Gazetesi’nde yayımlanan haber ve yorumlar aracılığıyla Avrupa devletlerinin 1908 yılında ilan edilen II. Meşrutiyet’e bakış açılarını incelemektedir. 24 Temmuz 1908’de ilan edilen II. Meşrutiyet, yalnızca Osmanlı Devleti’nin iç siyasi dengelerini değil, aynı zamanda uluslararası ilişkilerini de derinden etkilemiştir. Avrupa devletleri bu gelişmeyi kendi diplomatik ve ekonomik çıkarları, Osmanlı Devleti ile ilişkileri ve bölgesel güç dengeleri çerçevesinde değerlendirmiştir. Araştırmada, İkdam Gazetesi’nin 1908–1909 yıllarına ait sayıları sistematik olarak incelenmiş; İngiltere, Fransa, Almanya, Avusturya-Macaristan, Rusya ve İtalya gibi dönemin önde gelen Avrupa devletleriyle ilgili haber ve makaleler nitel araştırma yöntemiyle analiz edilmiştir. Veriler, tarihsel analiz ve içerik analizi teknikleri kullanılarak değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgular, Avrupa devletlerinin II. Meşrutiyet’e ilişkin yaklaşımlarının büyük ölçüde kendi siyasi ve ekonomik çıkarlarına dayandığını göstermektedir. İkdam Gazetesi ise bu yaklaşımları hem haber dili hem de yorum köşeleri aracılığıyla Osmanlı kamuoyuna aktarmıştır. Dolayısıyla çalışma, II. Meşrutiyet dönemi Osmanlı basın tarihi ile uluslararası ilişkiler literatürüne özgün bir katkı sunmaktadır.

1908-1909Avrupa devletleriII. Meşrutiyet+2
Fatma Aydın
Gümüşhane University · Institute of Graduate Studies
2026
20
doi.org/10.71008/gumushane.thesis.2026.215
Master'sCrossrefindexedOpen AccessTR

Bâb-ı Âsafî Ruûs kalemi defterlerinden 1522 numaralı Ruûs defteri (1061-1062/1651-1652), s. 142-274, tahlil ve metin

Osmanlı Devleti’nin en yüksek yönetim merci olan Divan-ı Hümayun, bürokratik işlemlerini kendisine bağlı kalemler vasıtasıyla icra etmektedir. Ruûs kalemi Divan-ı Hümayunun görevli tevcihatına ilişkin muamelat ile meşgul olmakta, düzenlenen tezkireleri Ruûs defterlerine işleyerek muhafaza etmektedir. Ruûs defterleri yazıldıkları yıllarda, devletin merkez ve merkeze bağlı birimlerinde halihazırdaki görevlere ve görevi tasarrufta bulunan vazifelilere dair kayda değer malumata muhtevidir. Hükümlerdeki özet bilgilerden muayyen bir görev için tevcih gerekçesine, görevlide aranan niteliklere, tavassut eden kişi bilgisine ulaşmak mümkündür. Yerel tarih çalışmaları, önemli kişilerin biyografilerinin oluşturulması ve kurumların kronolojilerinin ortaya konulmasında yine Ruûs defterlerine müracaat edilebilir. Hüküm özetlerinde yer alan, görevi ifa edecek kişiye verilecek günlük ücret bilgisi, Osmanlı maliyesi araştırmalarında kullanılabilir. Osmanlı’nın geniş coğrafyası göz önüne alındığında, birçok ülkenin tarihinin yazılmasında Ruûs defterleri önemli bir arşiv kaynağıdır. İfade edilen hususlar bağlamında, çalışmamızda 1522 Numaralı Ruûs Defteri, mevcut literatüre katkı sağlaması maksadıyla ele alınmıştır. Çalışmamıza konu olan Ruûs defteri, 17. yüzyılın ortasında tutulmuş olup muhtevası muhtelif görevlere yapılan tevcihatla oldukça zengindir. İlmiye, seyfiye ve kalemiye sınıfının üst düzey amirlerinden en alt kademedeki memurlarına kadar birçok görevlinin atamasıyla ilgili kayıtlar defterde mevcuttur. Çalışmamızın giriş bölümünde Divan-ı Hümayun ve kalemleri hakkında bilgi verildikten sonra görevli atamasında yürütülen bürokratik süreç açıklanmıştır. İkinci kısımda defterden elde edilen bulgular analiz edilmiş, son kısımda ise metin transkripsiyonuna yer verilmiştir. İhtiva ettiği bilgilerle yazıldığı yıllarda Osmanlı Devleti’nin idari, iktisadi, askeri ve içtimai hayatının anlaşılmasında önemli bilgiler vermektedir.

Divan-ı HümayunOsmanlı DevletiRuûs Defteri+1
Onur Çakır
Gümüşhane University · Institute of Graduate Studies
2026
30
doi.org/10.71008/gumushane.thesis.2026.217
Master'sOpen AccessTR

18. yüzyılın ilk yarısında Trabzon ve Kastamonu`da fiyatlar

Bu tezde şer'ıyye sicillerindeki narh listelerine dayanarak XVIII. yüzyılın ilk yansında Trabzon ve Kastamonu'da fiyatlar ve fiyat hareketleri incelenmiştir. Üç bölümden oluşan bu çalışmanın ilk iki bölümünü, kadı tarafından ilan edilen resmi fiyatlar anlamına gelen ve çalışmamızın tamamına ışık tutan narh sistemine ayrılmıştır. Bu kısımda öncelikle İslâm iktisat düşüncesinde ve Osmanlı tatbikatında narh kavramı ve sistemin işleyişi ele alınmıştır. Burada görüldü ki, İslâm'da serbest piyasanın ve tam rekabetin olduğu ortamlarda narh sistemi uygulanmamaktadır. Osmanlı Devletinde ise narhın kamunun menfaatine olan önemli işlerden addedildiği için İstanbul'un fethinden itibaren 1 860'lı yıllara kadar titizlikle uygulandığı anlaşılmaktadır. Çalışmamızın esas kısmını oluşturan iki ve üçüncü bölümlerde, Trabzon ve Kastamonu şer'ıyye sicillerindeki fiyat listelerine dayanarak, 1700-1750 yıllan arasında bu iki kentte oluşan fiyatlan tahlil ve tasnif ettik. Bu kısımda özellikle temel ihtiyaç maddelerinde (hububat, gıda, eşya vb.) oluşan fiyat hareketlerinin analizleri yapıldı. Buna göre; Trabzon'da temel ihtiyaç maddelerinin fiyatlan söz konusu dönemin ortalarına doğru iniş-çıkışlar gösterdikten sonra, hızla yükselme eğilimine girmiştir. Kastamonu'da ise; yüzyılın başlannda yükselen fiyatlar, dönemin ortalanna doğru düşmeye başlamıştır. Ancak burada da fiyatlar XV11I. yüzyılın ilk yansının ortalanndan itibaren istikrarlı olmamakla birlikte yükselmeye başlamıştır. Tezin son bölümünü oluşturan değerlendirme ve sonuç kısmında ise, Kastamonu ve Trabzon kentlerinde oluşan fiyatlar arasında bir karşılaştırma yapıldıktan sonra bu iki ilde fiyatlann birbirinden farklı bir trend izlediği görüldü. İzlenen dönem içerisinde fiyat değişikliklerinin sebeplerini tespit etmek zor olmakla birlikte, zaman zaman fiyat değişikliklerinde kuraklık ve veba gibi doğal afetler ile İran savaşlarının rolü olduğu anlaşılmaktadır. Sonuçta, Trabzon ve Kastamonu'da fiyatlar bir kaç bakımdan kıyaslanarak tartışılmış ve fiyat farklılıklarının nedenleri ve halkın yaşam standartları üzerindeki etkileri değerlendirilmiştir. VI

18. yüzyılFiyatFiyat hareketi+4
Temel Öztürk
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1998
00
Master'sOpen AccessTR

Türk, İspanyol ilişkileri çerçevesinde Ahmed Vasıf Efendi`nin İspanya elçiliği (1787-1788)

Devletlerarası ilişkilerin düzenlenmesinde, milli çıkarların korunması ve gösterilmesinde ve dış dünyadaki gelişmelerin takip edilmesinde diplomasi çok önemli bir faktördür. Osmanlı Devleti, dış diplomasi teşkilatını yani daimi elçilikleri oluşturuncaya kadar bu özellikleri zaman zaman değişik ülkelere göndermiş olduğu elçilerle sağlamaya çalışmıştır. Ahmed Vasıf Efendi'nin İspanya Elçiliği de bunlardan birisidir. 1768-1774 Osmanlı-Rus Savaşı'nda yaşanmış olan Çeşme Faciası ve Küçük Kaynarca Andlaşması'nın Osmanlı Devleti'nin hükümranlık haklarına ve toprak bütünlüğüne yönelik tahripkar sonuçları Osmanlı Devlcti'ni 18. asrın son çeyreğinde uluslararası ilişkilerde denge politikası izlemeye zorlamıştır. Ahmed Vasıf Efendi'nin 1787'deki îspanya Elçiliği hem 1782 tarihli Ticaret ve Tarafsızlık Andlaşması'nın teyidini sağlamak hem de Rusya ile tutuşacağı savaşın arefesinde İspanya'nın dostluğuna doymuş olduğu ihtiyaçtan kaynaklanıyordu. Ahmed Vasıf Efendi'nin yaklaşık onbuçuk ay süren elçiliğinin sonunda ortaya çıkan sefaretname, genel sefaretname türünden olup o tarihe kadar İspanya'ya yönelik ilk ve tek sefaretname olma özelliğine de sahiptir. Bu tez Ahmed Vasıf Efendi'nin seyahati, İspanya'ya dair görüş ve izlenimleri; özellikle İspanya'daki askeri, mali, politik, idari kurum ve teşkilatlar ile İspanya'nın sosyo-kültürel hayatına dair görüşlerini aktardığı İspanya Sefaretnamesi'ni detaylı bir şekilde incelemektedir. VII

Ahmed Vasıf EfendiOsmanlı DevletiSefaretname+2
Melek Öksüz
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1998
00
Master'sOpen AccessTR

1281-1296/1864-1879 tarihli 19 numaralı Erzurum Vilâyet Ahkâm Defterinin transkripsiyonu ve değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı 19 Numaralı Erzurum Vilâyet Ahkâm Defterindeki bütün hükümlerin Latin harflerine çevirisi ve değerlendirilmesinin yapılmasıdır.Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümünde, Tanzimat dönemi Osmanlı idari teşkilatı hakkında bilgi verildikten sonra Erzurum vilâyetinin tarihçesi ve vilâyetin Osmanlı idari teşkilatındaki yeri ele alınmıştır. İkinci bölümde, Osmanlı arşiv ve defter sistemi hakkında bilgi verilerek, ahkâm defterlerinin tanımı, gelişim seyri, biçimsel özellikleri, muhtevası ve ahkâm defteri tutulmuş olan bölgelere değinilmiştir. Devamında ise 19 Numaralı Erzurum Vilâyet Ahkâm Defteri'ndeki kayıtların şekli, diplomatiği ve dili açısından değerlendirilmesi yapılmıştır. Üçüncü bölümde, defterde yer alan kayıtların özetleri ve tam metin olarak Latin harflerine çevirisi bulunmaktadır.Bu çalışmanın sonunda çevirisi yapılan metinlerin sağladığı veriler ışığında XIX. yüzyılda Erzurum vilâyeti ve sınırları dâhilinde bulunan sancak, kaza, nahiye ve köylerdeki idari, iktisadi ve içtimai meselelere ait önemli tasarruflar tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Ahkâm Defterleri, Divan-ı Hümayun, Erzurum Vilâyeti, Merkez ve Taşra İdaresi, Osmanlı Devleti.

AhkamAhkam DefterleriDefterler+4
Meryem Aydın
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

On birinci dönem Ağrı milletvekillerinin faaliyetleri ve 1957-1961 Ağrı'da siyasal yaşam

Bu çalışmanın amacı 1957 ve 1960 yılları arasında Ağrı milletvekillerinin faaliyetleri ve askeri ihtilal sonucu kurulan koalisyon hükümetinin çalışmalarını kapsamaktadır. Çalışma beş bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, Demokrat Parti öncesi siyasal yaşam ve Demokrat Parti iktidarının ilk dört yılı ele alınmıştır. İkinci bölümde, XI. Dönem TBMM için 1957 seçimlerinin yapılması ele alınmıştır. Üçüncü bölümde, XI. Dönem Ağrı milletvekillerinin biyografisi XI. Dönem Ağrı milletvekillerinin mecliste katıldıkları oylamamlar ve ele alınmıştır. Dördüncü bölümde, XI. dönem Ağrı milletvekillerinin yasama çalışmaları ve meclis konuşmaları ele alınmıştır. Beşinci bölümde ise 1957- 1961 Ağrı'da Siyasal yaşam ve XI. Dönem Ağrı milletvekillerinin 27 Mayıs Askeri darbesinden sonra yargılanma süreçleri ve 1961 seçimleri ele alınmıştır.Bu çalışmanın sonunda Türk siyasi hayatında önemli bir yere sahip olan On birinci Dönem Ağrı Milletvekillerinin, 27 Mayıs 1960 Askeri İhtilali kadar olan çalışmaları ele alınarak 1961 seçiminin Türk demokrasi tarihi açısından önem ve değerlendirilmesi yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Ağrı, Hükümet, Meclis, DP, CHP, İhtilal, Seçim

AğrıMilletvekiliSiyasi faaliyetler+3
Harun Aydın
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Cumhuriyet'in kuruluşundan İkinci Dünya Savaşı'nın bitimine kadar Türk-Sovyet ilişkileri

Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan itibaren, yeni devletin dış politikasında Sovyetler Birliği son derece önemli bir yer teşkil etmiştir. Bu durum bir ölçüde, her iki devletin hem eski yönetimlerine, hem de aynı işgalci devletlere karşı bir mücadele vermeye başlayarak, milletlerarası sahneye çıkmış olmaları ile ilgilidir. Bu özellik ve benzerlik iki ülkeyi bir bakıma müttefik haline sokmuştur. Türkiye Cumhuriyeti'nin dış politikasının dayandığı temel prensip, Türkiye'nin toprak bütünlüğünü ve mutlak bağımsızlığını hiç bir taviz vermeden korumak, bütün ülkelerle ve özellikle komşularıyla iyi dostluk kurmak ve Türk milletinin huzur ve refahını temin etmek olmuştur. Bu çalışmamızda Türkiye Cumhuriyeti'nin, askeri ve ekonomik yönden birçok probleminin olduğu bir dönemde, büyük devletler arasında bir denge unsuru ve kilit bir ülke olma özelliğini ne derece başarılı bir şekilde kullandığı ele alınacak, özellikle Sovyetler Birliği ile ilişkileri ayrıntılı olarak değerlendirilecektir. Anahtar Kelimeler: Türkiye, Sovyet Rusya, Ġkinci Dünya SavaĢı, Fransa, Ġngiltere.

Sovyetler BirliğiTürk dış politikasıTürk-Rus ilişkileri+2
Döne Nihal Karaboran
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'nin NATO'ya giriş süreci ve etkileri

Dünya siyasi tarihinde önemli kırılmalara yol açan II. Dünya Savaşı, Türk dış politikasında da etkisi uzun yıllar devam edecek olan ittifak ve politik yönelimlere zemin hazırlamıştır. Savaş sonrası dönemde ortaya çıkan bölgesel ve küresel belirsizlik ortamında Türk devlet adamlarının güvenlik arayışlarının bir sonucu olan NATO üyeliği, dönemin iktidar ve muhalefet kesimlerinin ittifakla benimsedikleri bir gelişme olmuştur. Soğuk Savaş'ın başlarından itibaren Türkiye'nin dış politikada yöneleceği temel eksen ve tercihlerin belirlenmesinde en önemli faktör olan NATO üyeliği, çalışmamızın odak noktasını oluşturmuştur. Bunun yanında, Demokrat Parti döneminde temel dış politik konularda yürütülen siyaset, Türkiye ve NATO arasındaki ittifak ilişkisi bağlamında ele alınmıştır. Türkiye'de liberal-rekabetçi demokrasinin kuruluş yıllarına denk gelen ve 1990'lı yıllara uzanan Türk dış politikasının esas parametrelerinin oluşmasına zemin hazırlayan bu dönemin daha iyi anlaşılabilmesi için geniş bir kaynakça ile çeşitli bulgulara ulaşılmıştır. Sırasıyla İnönü ve Menderes hükümetlerinin NATO'ya üyelik ekseninde yürüttükleri dış politikanın Atatürk dönemi Türk dış politikasının temel ilkelerinden aşamalı olarak uzaklaştığı ve uluslararası antlaşmalar yoluyla da zaman zaman milli egemenlik ilkesinden tavizler verildiği görülmüştür. Bu koşullarda, dünyada sıcak savaşların yerini diplomasinin almaya başladığı 1950'li yıllar, Türkiye açısından da yeni dış politikanın taşlarının döşendiği bir dönem olmuştur.

Askeri ilişkilerAskeri teşkilatNATO+5
Abbas Balcı
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Kirman Selçukluları'nın Büyük Selçuklular, Meliklikler ve Atabeyliklerle olan münasebetleri

1040 Dandanakan Zaferi, Türkler'in Horasan merkez olmak üzere yeni bir medeniyet kurmaları için dönüm noktası olmuştur. Bölgeye hâkim konumda olan devletlerden biri olan Gazneliler ile yaptıkları ve kazandıkları zaferler sonucunda yeni bir imparatorluk kurulmaya başlamış ve geniş topraklara yayılmıştır. Daha Gazneliler ile savaşırken bir devlete bile sahip olmayan Selçuklular bu zaferden sonra devletlerini kurmuş ve fetihlerle genişlemeye devam ederek Bizans sınırlarına kadar ulaşmış ve onlarla mücadele etmişlerdir. Böylece Büyük Selçuklu İmparatorluğu, Ortaçağ ve İslâm Tarihine adını yazdırmıştır. Dandanakan Zaferinden sonra Selçuklu hanedanı Merv'de bir kurultay ile bir araya gelerek Türk ananesi gereği toprak paylaşımında bulunmuşlardır. Bu paylaşımda tezimizin ana konusu teşkil eden Kirman Selçuklularının kuruluşuna zemin hazırlanmıştır. Paylaşımda Çağrı Bey'in büyük oğlu Kara Kavurd Bey'e Tabes Vilayeti ve Kirman Bölgesi verilmiştir. Bölgeye 1041'deki ilk Selçuklu akınlarından sonra gelen Kavurd, Büveyhiler'in hâkim olduğu Kirman'ı alarak Büyük Selçuklu Devletine bağlı Kirman Selçukluları'nı kurmuştur. Kirman Selçuklularını kuran Kavurd, bölgede faaliyetlerde bulunarak sınırlarını genişletmiştir. Sultan Alp Arslan'a karşı birkaç kez isyan eden Kavurd, Alp Arslan'ın affetmesi ile Kirman'da kalmıştır. Fakat Kavurd'un, Melikşah Sultan olduktan sonra Selçuklu tahtı için isyan etmesi sonucunda öldürülmüştür. Kavurd'dan sonra Kirman melikleri Sultan Sencer'in Oğuzlara esir düşüp ölümüne kadar Büyük Selçuklulara tabi olmuşlardır. Kirman Selçukluları, Suriye, Irak, Horasan, Halep ve Dımaşk Selçukluları ve Atabeglikler ile siyasi veya evlilik yolu ile münasebetlerde bulunmuşlardır. Büyük Selçuklu Devletinin otoritesinin zayıflaması üzerine atabeglikler kurulmuştur. Kirman Selçukluları bu atabeglikler ile siyasi ve askeri yardım almak için ilişkilerde bulunmuşlardır. Ortaçağ Tarihinde İslâm dünyasına yönelik yapılan Haçlı Seferlerine karşı Atabeglikler bir araya gelerek ittifak kurmuş ve İslâm bölgesinden Haçlıları atmaya çalışmışlardır.

AtabegAtabegBüyük Selçuklular+6
Hümeyra Özyurt
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

II. Meşrutiyet Dönemi Bayezid Sancağı (1908–1918)

II. Meşrutiyet Döneminde bayezid sancağında yaşanan ermeni olayları, İran ile sınır problemleri, Aşiret Alayları kapsamında ele alınacak sancağın sosyal, siyasi ve ekonomik tarihi incelenecektir.

Bayezid SancağıErmeni olaylarıErmeni sorunu+7
Makul Yıldırım
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

1938-1960 yılları arasında Türkiye'de din eğitim politikaları

Din öğretimi toplumların olmasa olmazı olarak varlığını her dönem muhafaza etmiş, toplumsal yapıda önemli bir gereklilik olarak görülmüştür. Türkiye Cumhuriyeti'nde de bu gereklilik her döneminde tartışılan meseleler arasında yer almıştır. Din öğretiminin uzun bir geçmişi olmasına karşın bu tez çalışmasında Osmanlı Devleti'nin son dönemlerinden başlayarak Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulması ve din öğretimi konusunun bu yeni düzende sahip olduğu konum ve sonrasında siyasal yapıda meydana gelen değişikliklerden hareketle 'Tek Partili' ve 'Çok Partili' süreçlerde din öğretimi alanında meydana gelen değişiklikler incelenmiştir. Değişik dönemlerde açılan veya kapanan bu kurumların işlevleri, ders içerikleri, öğrenci sayıları, toplumda bu kurumlarla ilgili tepkiler, siyaset hayatında bu konuyla ilgili tartışmalar, tablo ve istatistik verileriyle incelenmiştir. Osmanlı Devletinde Medreselerde, Rüştiye Mekteplerinde okutulan Din Dersleri, Osmanlı Devleti'nin dağılmasından sonra yeni bir boyut kazanmıştır. Özellikle 3 Mart 1924'de çıkarılan Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile din öğretiminin Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde yürütülmesine karar verildi. Zaten İlahiyat Fakültesi'nin kurulması ve İmam Hatip Okulları'nın açılması Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nda belirtilmiştir. Bu kanundan sonra söz konusu okullar açılmışsa da uzun ömürlü olamamışlardır. Demokrat Parti'nin kurulmasına kadar, uzun bir süre din öğretimi okullarda yapılmamış, çok partili sürecin başlamasıyla din öğretiminde tekrar canlanmalar olmuştur. CHP'de, özellikle Yedinci Kurultay'da başlayan din öğretimi talepleri sonuç vermiş ve okullarda din dersleri verilmeye başlanmıştır. DP'nin iktidar olmasıyla din öğretimi, Ortaöğretim ve Yükseköğretim kurumlarında da verilmeye başlanmıştır. Bu tez çalışmasında din öğretiminin geçirdiği aşamaları, siyasi yapıda meydana gelen değişimler, partilerin kuruluş aşamaları, dönemin ülke gündemi, meclis tartışmaları ve dönemin basın haberlerinden hareketle incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Cumhuriyet Halk Partisi, Demokrat Parti, Din Eğitimi, Tek Parti Dönemi.

Cumhuriyet Halk PartisiDemokrat PartiDin eğitimi+5
Nihat Duru
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

II. Meşrutiyet Dönemi'nde Bayezid Sancağı (1908-1918)

Osmanlı Devleti çok geniş bir coğrafyada yaklaşık altı yüzyıl hüküm sürmüş bir imparatorluk olmakla birlikte günümüzde mevcut büyük devletlerin birçoğunun gerçekleştiremediği bir istimalet ve müsamaha politikasıyla farklı unsurları bünyesinde barındırmıştır. Bu uzun ömürlü imparatorluk, fethedilen topraklarda çok katı idare politikaları uygulanmamış bilakis Osmanlı yönetim anlayışını yansıtacak şekilde küçük değişiklikler ile birlikte mevcut idare tarzları korunmuştur. Osmanlı taşra idaresi ile ilgili yapılan her çalışma bu konudaki bir eksiği gidermekte ve idare tarzının daha iyi anlaşılmasına hizmet etmektedir. Bu noktadan hareketle Bayezid Sancağı'nın Meşrutiyet dönemindeki sosyal, siyasi, ekonomik, durumunun yanı sıra aşiret alayları ve Ermeni Meselesinin Sancağa yansımaları çok yönlü bir şekilde araştırılarak incelenmiştir. Çalışma dört bölümü ihtiva etmektedir. Birinci Bölümde II. Meşrutiyet Dönemi olarak bilinen 1908-1918 yılları arasında öne çıkan temel hususlara yer verilmiştir. İkinci Bölümde Bayezid Sancağı'nın tarihçesi verildikten sonra 1908-1918 yılları arasında yaşanan idareci değişiklikleri, Osmanlı Devleti ile İran arasında yaşanan sınır anlaşmazlıkları, sosyo-ekonomik durum, nüfus yapısı, eğitim durumu gibi konular üzerinde durulmuştur. Üçüncü Bölümde Müslüman tebaanın asırlarca beraber yaşadığı ve son dönemlere kadar problem yaşamadığı Ermeniler ile ilgili genel bilgiler verildikten sonra bir kısmının dış mihrakların etkisinde kalarak devletin huzur ve asayişini tehdit eden faaliyetlerine değinilmiştir. Dördüncü Bölümde Sultan II. Abdülhamid devrinin projesi olan ve Meşrutiyet döneminden sonra da kimi yapısal değişikliklerle varlığı sürdürülen Aşiret Alayları ve bu teşkilatın Bayezid Sancağı'na yansımaları incelenmiştir.

Bayezid SancağıHamidiye AlaylarıMeşrutiyet II+1
Makul Yıldırım
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Osmanlı Devleti'nde savcılık kurumunun kuruluşu ve Erzurum vilayetinde uygulanması

Osmanlı Devleti, uzun yıllar dünya siyasetinde önemli bir güç olarak yaşamış ve kendisi ile ilişki içerisinde olan devletler üzerinde önemli bir etkiye sahip olmuştur. Ancak zamanla devletin malî ve askerî güç kaybetmesine paralel olarak sosyal alanda bozulmalar başlamış ve yargı sistemi de bundan nasibini almıştır. Tanzimat'tan önce Osmanlı yargı sisteminde idari, adlî, cezaî, hukukî ve ticarî davalara bakan kadıların yetiştiği medreselerin bozulması, kadıların niteliksiz olmaları gibi olumsuzluklar getirmiştir. Hukukun, toplumun içinde yaşayan insanların birbirleri ve devletle olan ilişkilerini düzenleyen kurallar bütünü olması nedeniyle Adlî sistem, Osmanlı Devleti kanunlaştırma hareketlerini uyguladığı alanlardan biri olarak karşımıza çıkmıştır. Bu çalışmada Osmanlı hukukunun dayandığı kaynaklar tek tek ele alınarak adlî teşkilatın Tanzimat öncesi ve sonrasındaki durumuna bakılmıştır. Kanunlaştırma faaliyetleri ile yaşanan yenilikler ceza ve hukuk alanında yapılan reformlar, Kadılığın yanında Osmanlı adlî teşkilatında 1879 yılından itibaren yer alan müddei-i umumilik kurumuna değinilmiştir. Müddei-i umumiliğin son dönemlere kadar geçirdiği süreç ele alınmıştır. Osmanlı hukukunda davaların çözüme kavuşturulması için kadıların, vi inceleme ve soruşturma yapmak gibi görevlerinin yerini zamanla müddei-i umumilik kurumuna nasıl bıraktığı, müddei-i umumiliğin adlî süreçteki yeri Osmanlı toplumuna nasıl faydalı olduğu, gibi sorulara cevap bulmak için merkeze bağlı bir vilayet olan Erzurum Vilayeti örnek alınarak detaylandırılmıştır. Anahtar Sözcükler: Osmanlı Devleti, XIX. Yüzyıl, Erzurum Vilayeti, Müddei-i Umumilik, Ceza Hukuku,

Adliye teşkilatıErzurumKadı+5
Hilal Budak
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Sultan I. Alâeddin Keykubad Döneminde Türkiye Selçuklu Devleti'nin komşu devletlerle olan siyasi ilişkileri

Sultan Alâeddin Keykubad, yaklaşık on sekiz sene süren saltanatı boyunca her alanda istikrarlı bir politika takip etmiştir. Dış politikada da akılcı, uzlaşmacı ve ileri görüşlü bir siyaset izleyen Alâeddin Keykubad, bu sayede Türkiye Selçuklu Devleti'ni siyasi, ticari ve kültürel bir güç haline getirmeyi başarmıştır. Alâeddin Keykubad, ülkesinin bağımsız bir şekilde mevcudiyetini devam ettirebilmesi için Anadolu'dan geçen uluslararası ticaret yollarının gelirinden maksimum seviyede pay almak istemiş, dış siyasetini de bu temel üzerine oturtmuştur. Nitekim, tahta çıktıktan hemen sonra Avrupa ülkelerine karşı Venedik Dukalığına bazı ticari ayrıcalıklar veren bir anlaşma imzalamış; bu anlaşmadan kısa bir süre sonra da ilk seferini önemli bir liman şehri olan Alâiye üzerine düzenlemiştir. Alâeddin Keykubad, komşu devletlerle olan münasebetlerinde gereksiz risklerden kaçınmış ve otoritesini sarsacak düzeyde olmadıkça anlaşmazlıkları barış yolu ile çözmüştür. Zira, Moğollara, Eyyubilere ve Celâleddin Harezmşah'a karşı izlediği bu siyaset sayesinde, hem ülkesini olası bir yıkımdan korumuş, hem de herhangi bir istila hareketine karşı zaman kazanıp, önlemlerini almıştır. Ancak, son bağımsız Türkiye Selçuklu Devleti hükümdarı Alâeddin Keykubad'ın ölümünden sonra, onun izlediği başarılı siyaset halefleri tarafından devam ettirilemeyince, Türkiye Selçuklu Devleti Moğolların hâkimiyetine girmiştir. Anahtar Sözcükler: Türkiye Selçuklu Devleti, Alâeddin Keykubad, Dış Politika

Alaeddin Keykubat IAnadolu SelçuklularıKomşuluk+6
Emre Erdem
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Ortaçağ Iğdır tarihi ve taşınmaz kültür varlıkları

Iğdır ve çevresinin tarih öncesi dönemlerden beri yerleşim yeri olarak kullanıldığı ve farklı kültürlere ev sahipliği yaptığı bilinmektedir. Bölgede yapılan arkeolojik araştırmalara göre ilk yerleşimin Paleolitik ve Mezolitik devirlerden kaldığı tespit edilmiştir. Arkeolojik veriler doğrultusunda, Iğdır Ovası'nda bulunan çakmak taşından yapılmış küçük taş araç ve gereçler Paleolitik döneme ait veriler olarak literatüre geçmiştir. Uygun iklim koşulları ve verimli toprakları sayesinde İlkçağlardan itibaren Iğdır ve çevresinin yoğun bir iskân faaliyetine sahne olduğu anlaşılmaktadır.Iğdır Korganı ve önündeki Sürmeli Çukuru, İlkçağ'da Doğu Anadolu'nun büyük bir kısmına hâkim olan Urartu Devleti'nin elinde bulunmaktaydı. Daha sonra zaman zaman Sakaların akınlarına uğradığı bilinen yöre Roma ve Bizans egemenliği altına girmiştir. Bizans dönemi içinde Sasanilerin hâkimiyetine girmiş olan bölge, Hz. Osman devrinde (644-656) Aras havzasına yönelen akınlar sırasında Müslüman Arapların eline geçmiş, ardından da Müslümanlar ve Bizans yönetimi arasında birkaç kez el değiştirmiştir. VIII. yy. sonlarında Abbasilerin bölgedeki hâkimiyet mücadelesi görülmektedir. Bu dönemden sonra, bölgeye başlayan yoğun Türk akınlarıyla buradaki hâkim siyasi unsurlar da zamanla değişim göstermiştir. Bu zengin tarihsel süreçte bölgede farklı dönemlerden kalma tarihi ve kültürel varlıklar göze çarpmaktadır. Bu çalışmada Ortaçağ boyunca pek çok devletin ve yerel beyliklerin hâkimiyet bölgesi olan Iğdır ve çevresinin Ortaçağ tarihi ve bu döneme ait günümüze ulaşabilen kervansaray, köprü, kaleler, kilise, mezar taşları gibi kültür varlıkları incelenmiş, Ortaçağ Anadolu tarihi ve sanatı içindeki yerleri ve önemleri ortaya konmaya çalışılmıştır. Günümüze ulaşmayan eserler ise arkeolojik belgeler ışığında değerlendirilmiştir.

IğdırKalelerKervansaraylar+3
Rabia Karta
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Osmanlı Devleti'nin sefer organizasyonlarında kullandığı hayvanlar (XVI.-XVIII. yüzyıllar)

Asırlarca birçok devlete askeri bakımdan üstünlük sağlayan Osmanlı Devleti, yaptığı kapsamlı sefer organizasyonlarıyla pek çok fetih gerçekleştirmiştir. Osmanlı Devleti'nin yaptığı seferlerde başarılı olmasının altında yatan önemli sebeplerden birisi, sefer örgütlenmesinin büyük bir titizlikle planlanması ve askeri lojistiğinin (mühimmat, iaşe ve ikmal) eksiksiz bir şekilde tedarik edilmesidir. Üç kıta ve yedi iklime yayılan Osmanlı Devleti, sefer zamanlarında uzun mesafeler arasında hızlı hareket etmek zorundaydı. Bu nedenle, askeri mühimmat ve iaşe gibi ihtiyaçlarını cepheye; deniz ve kara yoluyla sevk etmekteydi. Kara yoluyla gerçekleştirilen nakliyatta, dönemin en önemli ulaşım araçları olan hayvanların gücünden faydalanılmaktaydı. Bu bakımdan askeri mühimmat, iaşe ve ikmal türündeki her türlü lojistik ve ihtiyaç maddelerinin sevki; at, deve, öküz, manda, katır ve bu hayvanların koşulduğu arabalarla sağlanmaktaydı. Sefer organizasyonları kapsamında farklı birçok hayvan türünden istifade eden Osmanlı Devleti, askerlerin et ihtiyacını karşılamak amacıyla da koyun, keçi, kuzu, sığır, tavuk gibi hayvanları satın almaktaydı. Bu çalışmada Osmanlı Devleti'nin sefer örgütlenmesinde ulaşımın ve nakliyenin sağlanmasındaki en önemli etken olan yük ve binek hayvanlarının temini, idaresi ve hangi amaçlarla kullanıldığı araştırılmıştır. Ayrıca askeri iaşe amacıyla kullanılan hayvanların sefer organizasyonu kapsamında satın alınması ve diğer askeri iaşe içindeki önemi üzerinde durulmuştur. Yine bu çalışmada sefer süresi boyunca kullanılan bu hayvanların beslenmesi için hayvansal gıdaların alınması; hayvanların tedarik edilmesi için ekonomik kaynak sağlama ve bu amaçla yapılan havale usulü ve hayvanların en fazla mubayaa edildiği veya kiralandığı yerler hakkında da bilgiler sunulmuştur. Bunlardan başka sefer hazırlıkları arasında sayılabilecek farklı türdeki diğer hayvanlar hakkında da bilgi verilmiştir.

Askeri teşkilatBüyük seferlerHayvanlar+5
Ersin Yıldız
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

77 numaralı Mühimme Defterinin transkripsiyonu ve hükümlerin özeti (1-370)

Osmanlı Devleti'nin birinci derecede önemli yargı ve karar organı olan Dîvân-ı Hümâyûn'nda yapılan toplantılarda siyasî idarî, askerî, örfî, şer'î, adlî ve malî işler, şikâyet ve davalar görüşülüp karara bağlanmaktaydı. Görüşülen sorunlar ve alınan kararlar çeşitli defterlere kaydedilirdi. Bu defterlerden biri, "Mühimme Defterleri"dir. Dîvân'da görüşülen siyasî, idarî, askerî, sosyal açıdan önemli kararların kaydedildiği defterlere Mühimme Defterleri denir. Ayrıca, Dîvân-ı Hümâyûn'da kararlaştırılan hususlar üzerine padişahın onayı alındıktan sonra düzenlenen fermanların suretlerinin kaydedildiği defterler olarak da tanımlanmaktadır. Mühimme Defterleri, daima birinci derecede kaynak olarak kullanılmış olup bu defterlere dayanan birçok araştırma ve çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışmada ana hatlarıyla Mühimme Defterlerinin tanıtımını yapıldıktan sonra Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nden temin edilen 77 Numaralı Mühimme Defterinin transkripi ve değerlendirilmesi yapılmıştır. Ayrıca defterin düzenlendiği dönemde yaşanan siyasi ve sosyal gelişmeler ele alınıp hükümlerin özeti yapılmıştır.

DefterlerMühimme DefterleriOsmanlı Devleti+3
Serpil Gökçe
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Suç cetvellerine göre II. meşrutiyet döneminde Diyarbekir vilayetinde cinayet suçları ve failleri 1912-1917 (R.1328-1333)

Suç cetvellerinden olan "vukuat-ı cinaiye ve ceraim-i umumiye cetvelleri" olarak iki tip cetvel bulunmaktadır. Ceraim-i umumiye cetvelleri, faillerin niteliklerine ilişkin bilgiler verirken, vukuat-i cinaiye cetvelleri ise, vakalara dair bilgiler vermektedir. Bu çalışma adı geçen iki cetvel üzerinden ilerlemiştir. Bu cetveller ilk olarak 1878 yılından sonra alınan bir karar çerçevesinde tutulması gerekirken, devletin içinde bulunduğu savaşlar ve ülke içerisindeki ayaklanmalar sebebi ile alınan kararların sağlıklı bir şekilde uygulanmadığı görülmektedir. Normal şartlarda her ay düzenli tutulması gereken vukuat-ı cinaiye cetvelleri eksik ve düzensiz tutulmuştur. Bu çalışmada, 1912-1917 yılları arasında Diyarbekir vilayetinde meydana gelen cinayet suçları ele alınmıştır. Birden fazla dini grubun bir arada yaşayan vilayette meydana gelen suçlar, Cumhurbaşkanlığı Osmanlı Arşivinden çıkarılan, 24 aylık vukuat-ı cinaiye cetvelleri ile 12 aylık cerim-i umumiye cetvelleri kullanılarak, vilayet genelinde kişinin can ve vücut bütünlüğüne, mal varlığına, kadına ve son olarak devlete karşı işlenen cinayet suçları ele alınmıştır. Ayrıca bu çalışmada ortaya çıkan istatistik veriler ile toplumun genel yapısına suç ve suçluların oranları üzerinden veriler sosyolojik olarak değerlendirilmiştir.

CinayetDiyarbakırMeşrutiyet II+7
Faruk Kurtuluş
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Demokrat Parti döneminde Denizli'de siyasal hayat (1950-1960)

Coğrafi alan bakımından Denizli, Ege Bölgesinin en büyük şehirlerinden ikincisidir. Denizli, tarihte çok önemli bir mevkide bulunmuş, çeşitli uygarlıklara ev sahipliği ettiği için zengin bir tarih birikimine sahip olmuştur. Bu kapsamda Denizli bölgesinin kapladığı alanın tarihi ile ilgili eserler çoğunlukla İlkçağ, Ortaçağ, Osmanlı devri ve Cumhuriyet'in ilk yılları ile ilgilidir. Söz konusu evrelerde meydana gelen doğal afetler, yangınlar ve savaşlar sebebiyle kalıntılar az bulunmuştur. Bundan dolayı Denizli'nin sadece yakın tarihini araştırabilmekteyiz. Bu bakımdan Denizli'nin 1950 ile 1960 arasındaki süreçte tarihini hazırladığımız yüksek lisans tezimiz ile Denizli'nin eksik kalan yanlarını tamamlamayı amaçladık. Tezimiz, DP (1950-1960) döneminde Denizli ilinin idari biçimi, belediye faaliyetleri, nüfusu, ekonomisi, siyasi, askeri ve sosyokültürel yapısı gibi ana konuları içermektedir. DP'nin 1950 milletvekili genel seçimleriyle başlayan ve 27 Mayıs 1960 askeri darbesi ile son bulan on yıllık iktidarı boyunca Denizli'deki gelişmeleri detaylı bir şekilde ele almaya çalıştık. Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, Türkiye Büyük Millet Meclisi Zabıt Cerideleri, Resmi Gazeteler, Denizli yerel basını, konuyla ilgili araştırma ve inceleme eserleri, yüksek lisans ve doktora tezleri tezimizin ana kaynaklarını oluşturmaktadır. Üç bölümden oluşan çalışmanın giriş bölümünde siyasi partiler milletvekilleri genel seçimleri üzerinde durulmuş, partilerin kuruluş süreci hakkında bilgi verilmiş ve partilerin Denizli teşkilatı anlatılmıştır. İkinci bölümde, 1950-1960 arası dönemde Denizli milletvekillerinin meclis içindeki faaliyetleri, konuşmaları aktarılmıştır. Üçüncü bölümde ise, Denizli milletvekillerinin TBMM'deki çalışmaları üzerinde durulmuştur. Çalışmamız birçok yönüyle diğer eserlerden ve il yıllıklarından farklı özellikler taşımaktadır. 1950 ile 1960 yılları arasında Denizli'de yaşanan gelişmeler neden sonuç ilişkisi bağlamında ve tarihi bir şema doğrultusunda incelenmiştir. Ele alınan her konu DP politikaları açısından ele alınmış ve Denizli'deki değişimler ülke genelindeki olaylarla kıyaslanmıştır. Bu yönüyle ilin ne derece gelişme gösterdiği daha açık bir biçimde anlatılmaya çalışılmıştır.

Cumhuriyet tarihiDemokrat PartiDenizli+2
Canan Şen
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Anadolu Selçuklu Devleti'nin Kars ve çevresindeki faaliyetleri ve Kars Müzesi'nde bulunan Anadolu Selçuklu dönemi sikkeleri

ÖKars yöresinde ilk yerleşim, Paleotik Dönem'de başlamış olup bu dönemi sırayla Neolotik Dönem, Kalkolotik Dönem ve Tunç Çağı takip etmiştir. Günümüzde Erzurum - Kars Platosu üzerinde yer alan Kars, denizden yaklaşık 2000 m. yüksekte ve etrafı derin ve sarp arazilerden oluşmaktadır. Kars ve çevresi tarih boyunca önemli bir konuma sahip olduğundan birçok medeniyete beşiklik etmiştir. Bölge II. Süleyman Şah, I. Alâeddin Keykubad ve II. Gıyaseddin Keyhüsrev döneminde kısmen Anadolu Selçuklu Devleti egemenliği altında kalmıştır. Ancak Gürcü ve Moğolların saldırıları Kars ve çevresinin Selçuklu egemenliğinden çıkmasına sebebiyet vermiştir. Kısıtlı zaman içerisinde Anadolu Selçuklu Devleti Kars ve çevresinde ticari amaçlı Ejder, Musun, Karakale ve Alacahan Kervansaraylarını inşa etmiştir. Bu kervansaraylar İpek Yolu'nun Anadolu, İran ve Gürcistan ticari güzergahı üzerinde kalmaktadır. Kars ve çevresinde inşa ettirdiği kervansaraylarla ticari güzergahlara hakim olan Anadolu Selçuklu Devleti, bu ticari güzergahlar üzerinde kendi darp ettiği sikkeleri kullanmıştır. I. Keyhüsrev, Aleaddin Keykubad, II. Gıyaseddin Keyhüsrev, Üç Kardeşler Müşterek Sikkesi, II. İzzeddin Keykavus, IV. Rükneddin Kılıçarslan'a ait sikkeler Kars Müze'si deposunda muhafaza edilerek günümüze ulaşmıştır. Bu sikkeler üzerinde yazının yanı sıra bitkisel, geometrik, figürlü süslemeler ile çeşitli astrolojik semboller bulunmaktadır.

Anadolu SelçuklularıKarsKars Müzesi+3
Mesut Özaydın
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Siyasetnâmelere göre hükümdarda bulunması ve bulunmaması gereken nitelikler

Siyasetnameler, ideal devlet yönetimini sağlayabilmek;devlet adamlarına ve yöneticilere öğüt vermek amacıyla yazılan eserlerdir. Siyasetnâmeler, muhtelif ilimleri ve siyaset geleneklerini kapsayan bir alandır. Siyasetnâmelerde genel olarak adaletin önemi, zulmün vahameti, hükümdara itaat, merhamet, liyakat, ehliyet ve benzeri konular ele alınmaktadır. Eserlerde gerek birbirlerinin gerekse İran, Hint ve Yunan eserlerinin tesirini görmek mümkündür. Doğu ile batı siyasi geleneklerini sentezleyen filozoflar, bu sentezi İslam kanunlarına uygun bir şekilde uyarlamışlardır. Çalışmamız sonucunda yöneticilerin sahip olması gereken nitelikler, belirtilmiş ve açıklanmıştır. Yöneticilerin sahip olması gereken başlıca özellikler "adil, akıllı, yumuşak huylu, cömert, zulmü önleyen" şeklindedir. Bu özellikleri esas alan yönetici siyasetnamelerde çizilen ideal devleti kurup yönetmeyi başarabilir. Araştırmamız, bu alanda yazılan makale ve yazılardan farklı olarak devlet başkanlarının sahip olması gereken ve onlar için uygun görülmeyen hasletleri ele almıştır. Anahtar Kelimeler: Adalet, Siyasetnâme, Devlet Başkanı, Nasihatnâme

Devlet başkanıDevlet idaresiHükümdar+3
Celal Demir
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Osmanlı Devleti'nde Müddei-i Umumlik kurumu ve Erzurum vilayeti Müddei-i Umumiliği

Osmanlı Devleti, uzun yıllar dünya siyasetinde önemli bir güç olarak yaşamış ve kendisi ile ilişki içerisinde olan devletler üzerinde önemli bir etkiye sahip olmuştur. Ancak zamanla devletin malî ve askerî güç kaybetmesine paralel olarak sosyal alanda bozulmalar başlamış ve yargı sistemi de bundan nasibini almıştır. Tanzimat'tan önce Osmanlı yargı sisteminde idari, adlî, cezaî, hukukî ve ticarî davalara bakan kadıların yetiştiği medreselerin bozulması, kadıların niteliksiz olmaları gibi olumsuzluklar getirmiştir. Hukukun, toplumun içinde yaşayan insanların birbirleri ve devletle olan ilişkilerini düzenleyen kurallar bütünü olması nedeniyle Adlî sistem, Osmanlı Devleti kanunlaştırma hareketlerini uyguladığı alanlardan biri olarak karşımıza çıkmıştır. Bu çalışmada Osmanlı hukukunun dayandığı kaynaklar tek tek ele alınarak adlî teşkilatın Tanzimat öncesi ve sonrasındaki durumuna bakılmıştır. Kanunlaştırma faaliyetleri ile yaşanan yenilikler ceza ve hukuk alanında yapılan reformlar, Kadılığın yanında Osmanlı adlî teşkilatında 1879 yılından itibaren yer alan müddei-i umumilik kurumuna değinilmiştir. Müddei-i umumiliğin son dönemlere kadar geçirdiği süreç ele alınmıştır. Osmanlı hukukunda davaların çözüme kavuşturulması için kadıların, inceleme ve soruşturma yapmak gibi görevlerinin yerini zamanla müddei-i umumilik kurumuna nasıl bıraktığı, müddei-i umumiliğin adlî süreçteki yeri Osmanlı toplumuna nasıl faydalı olduğu, gibi sorulara cevap bulmak için merkeze bağlı bir vilayet olan Erzurum Vilayeti örnek alınarak detaylandırılmıştır. Anahtar Sözcükler: Osmanlı Devleti, XIX. Yüzyıl, Erzurum Vilayeti, Müddei-i Umumilik, Ceza Hukuku

19. yüzyılAdliye teşkilatıCeza hukuku+5
Hilal Budak
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

XIX. yüzyıl batı seyahatnamelerinde Van Sancağı

Van şehri, Osmanlı İmparatorluğu'nun taşradaki önemli merkezlerinden biriydi. XIX. yüzyılda Van şehrini birçok Batılı seyyah ziyaret etmiştir. Bu çalışma Van'ın şehir tarihine katkı sağlamak amacıyla XIX. yüzyıl Batı seyahatnamelerinden yararlanılarak hazırlanmıştır. Çalışmada seyahatnamelerin yanı sıra XIX. yüzyıl Van tarihi üzerine yapılmış araştırmalardan istifade edilmiştir. Bu çalışma beş bölümden meydana gelmektedir. Birinci bölümde Van'ın coğrafi yapısı anlatılmaktadır. İkinci bölümde Van'ın idari yapısı ele alınmıştır. Üçüncü bölümde Van'da sosyal ve kültürel yaşam anlatılmaktadır. Dördüncü bölümde Van'ın ekonomik yapısı yer almaktadır. Beşinci bölümde ise Van'ın tarihi yapılarından bahsedilmektedir. Neticede seyahatnamelerde yer alan bilgiler diğer araştırmalarla karşılaştırılarak çoğunlukla tutarlı sonuçlar elde edilmiştir.

19. yüzyılOsmanlı DevletiOsmanlı Dönemi+5
Serdar Bozkurt
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

1276 – 1281 / 1859-1864 tarihli 18 numaralı Erzurum Vilâyet Ahkâm Defterinin transkripsiyonu ve değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı 18 Numaralı Erzurum Vilâyet Ahkâm Defteri'ndeki bütün Hükümlerin Latin harflerine çevirisinin ve değerlendirmesinin yapılmasıdır. Çalışmamız üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Tanzimat Döneminde Merkez ve Taşra teşkilatı hakkında bilgi verildikten sonra Erzurum Vilâyeti'nin tarihçesi ve vilâyetin Osmanlı taşra teşkilatındaki yeri ele alınmıştır. İkinci bölümde Osmanlı arşivi ve defter sistemi hakkında bilgi verilerek, ahkâm defterlerinin tanımı, gelişim seyri, biçimsel özellikleri, muhtevası ve ahkâm defteri tutulmuş olan bölgelere değinilmiştir. Devamında ise 18 Numaralı Erzurum Vilâyet Ahkâm Defteri'ndeki Hükümlerin şekli, diplomatiği ve dili açısından değerlendirilmesi yapılmıştır. Üçüncü bölümde, defterde yer alan Hükümlerin özetleri ve tam metin olarak Latin harflerine çevirisi yer almaktadır. Bu çalışma neticesinde çevirisi yapılan kayıtlar ışığında XIX. yüzyılda Erzurum Vilâyeti ve sınırları içinde bulunan sancak, kaza, nahiye ve köylere ait içtimai, idari ve iktisadi meselelere ait önemli bilgiler tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Ahkâm Defterleri, Erzurum Vilâyeti, Tanzimat, Osmanlı Devleti, Hüküm

Ahkam DefterleriDefterlerErzurum+3
Gülden Subay
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Osmanlı Devleti'nde İran'dan gelen âlimler ve zanaatkârlar (1500-1750)

Osmanlı Devleti ile İran asırlar boyunca birbirleriyle mücadele hâlinde olmuşlardır. İran'da 1501 yılında Safevi hanedanlığının kurulmasıyla birlikte bu mücadele doruk noktasına ulaşmıştır. Bu mücadelenin sebepleri arasında Safevi Şahı Şah İsmail'in Anadolu'daki Türkmenler arasında propaganda faaliyetleri yürütmesi, Şiîliği yayma düşüncesi ve Sünnî düşmanlığı yapması etkili olmuştur. Yavuz Sultan Selim döneminde Çaldıran Muharebesi'yle başlayan savaşlar, Safevi Devleti'nin 1736 yılında sona ermesine kadar devam etmiştir. Safevi hanedanından sonra İran topraklarına hâkim olan Afşar hanedanlığı döneminde de birçok çatışma yaşanmıştır. İki devlet arasındaki siyasî ilişkilerin yoğun olarak yaşandığı bu dönemde ilmî ilişkilerde oldukça hareketli bir seyir takip etmiştir. Safevi Devleti'nin kurulmasıyla Şah İsmail'in baskılarına maruz kalan Sünnîlerin Osmanlı Devleti'ne göç etmek zorunda kalması ve Yavuz Sultan Selim'in Çaldıran Muharebesi'nden sonra ilim erbabından oluşan bir kafileyi Anadolu'ya sürgün etmesi XVI. yüzyıl boyunca devam eden ilmî hareketliliğin başlangıç noktalarıdır. Bu çalışmada, Osmanlı Devleti'ne gelen İranlı âlimlerin ve zanaatkârların geliş sebepleri, kaleme aldıkları eserleri ve Osmanlı Devleti'ndeki vazifeleri ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Osmanlı Devleti, Safevi, Afşar, göç, sürgün, âlim, zanaatkâr

Bilim insanıGöçlerOsmanlı Devleti+5
Sevda Çetin
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

İran İslam Devrimi'ne giden süreç ve devrimin Türk basınına yansımaları

Yaklaşık beş bin yıllık bir tarihi geçmişe sahip olduğu kadar önemli geçiş yolları üzerinde de bulunan İran, bu konumundan dolayı pek çok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Bu nedenle oldukça eski bir devlet geleneği birikimine sahip olmasından dolayı belli dönemlerde güçlü bir ülke pozisyonunda olmuştur. Tarih içerisinde İran bu pozisyonunu korumaya çalışırken çeşitli hadiselerle karşılaşmıştır. XX. yüzyıla gelindiğinde ise dünyada tarihi ve siyasi pek çok olay yaşanmıştır. Yaşanan bu olaylar dünyanın dört bir yanında olduğu gibi Ortadoğu'da da görülmüştür. Bu olayların Ortadoğu'daki en önemli halkası ise 1979 yılındaki İran İslam Devrimidir. İran İslam Devrimi, 2500 yıllık İran monarşisinin son hanedanlığı olan Pehlevi Hanedanlığına karşı Humeyni ve taraftarları tarafından verilen mücadele sonunda gerçekleşmiştir. Bu mücadele sürecinin başlangıcı ise babasının İngiltere ve SSCB tarafından tahttan indirilmesi ile başa gelen son Şah Muhammed Rıza Pehlevi'nin Şahlık dönemidir. İki defa tahta geçen Şah Muhammed, ilk döneminde muhaliflere karşı yumuşak bir politika gerçekleştirmiştir. Fakat İran petrollerinin İngilizler tarafından işletilmesine göz yumduğu gerekçesi ile Musaddık'ın başlattığı İran petrollerini millileştirme politikası sonucu halk arasında bir itibar kaybına uğramıştır. Böylece bu politikasından dolayı kamuoyunda büyük destek bulan Musaddık'ı başbakanlığa getirmek zorunda kalan Şah, İran siyasetinde ikinci plana düşmüştür. Ancak Musaddık'ın İran petrollerini millileştirme hamlesinin İngiltere tarafından hoş karşılanmaması üzerine, İngiltere ve ABD istihbarat teşkilatları 16 Ağustos 1953 tarihinde Musaddık'a karşı bir darbe girişimine kalkışmışlardır. İlk darbe girişiminin başarısızlığı üzerine Şah, İran'ı terk etmiş fakat 19 Ağustos 1953 tarihindeki ikinci girişimde Musaddık devrilmiş ve 23 Ağustos 1953 tarihinde İran yönetimi tekrar Şah'ın eline geçmiştir. İkinci döneminde daha katı bir politika sergileyen Şah Muhammed Rıza Pehlevi, 20 Mart 1957 tarihinde kurmuş olduğu Milli İstihbarat ve Devlet Güvenlik Örgütü ya da kısa adı ile SAVAK adlı istihbarat örgütü ve 1963 yılının Ocak ayında uygulamaya koymaya çalıştığı "Ak Devrim" adlı reform paketi ile muhalefetin tepkisini çekmeye başlamıştır. Bu süreçte ise İran siyaset sahnesine ilk defa çıkan ve daha sonra Şah'a karşı en büyük muhalefeti yapan kişi Ayetullah Humeyni olmuştur. Humeyni bu muhalefetinden dolayı pek çok kez tutuklanmış, ancak muhalif olmaktan ve Şah'ı eleştirmekten vazgeçmediği için kısa süre sonra İran'dan sürgün edilmiştir. Fakat sürgünde olmasına rağmen hala İran'da fikirlerini yayıp faaliyetlerini sürdürmüştür. Humeyni sürgündeyken İran'da sosyal ve politik gerekçeler ile olaylar baş göstermiş ve bunu fırsat bilen Humeyni ise taraftarlarının daha da örgütlü hareket etmeleri için büyük çabalar sarf etmiştir. Böylece İran'da baş gösteren bu gösteriler bir türlü son bulmamış, muhalifler ise Humeyni'nin etrafında birleşmişlerdir. Muhalefetin birleşmesinden sonra olaylar bütün İran'a yayılmış ve bunun üzerine Şah ülkeyi bir daha geri dönmemek üzere tekrar terk etmiştir. Şah'ın ülkeyi terk etmesinden kısa bir süre sonra ise Humeyni İran'a dönmüş ve İran Devrimi'ni gerçekleştirmiştir. Devrimin gerçekleşmesinden sonra Humeyni, devrim sürecinde daha önceden fikri hazırlığını yaptığı İran modelini muhalefeti saf dışı bıraktıktan sonra 30 Mart 1979'da gerçekleştirdiği İslam Cumhuriyeti referandumu sonunda elde etmiştir. Yapılan bu referandum sonunda ise halkın büyük çoğunluğu İslam Cumhuriyeti'ni kabul etmiş ve 1 Nisan 1979 tarihinde İran İslam Cumhuriyeti resmi olarak ilan edilmiştir. Çalışmada bahsi geçen İran İslam Devrimi'nin, sınır komşusu ve uzunca yıllar siyasi faaliyetleri olan Türk Basınına yansımaları, nitel araştırma yöntemlerinden doküman ve belge analizi yöntemi kullanılarak ele alınmıştır. Böylece arşiv belgeleri, dönemin gazeteleri ve İran İslam Devrimi ile ilgili yazılan temel eserler incelenerek net bir çalışma ortaya konmaya çalışılmıştır.

BasınGazetelerHumeyni, Ayetullah+4
Uğur Yılmaz
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Demokrat Parti döneminde Bitlis'te siyasal hayat

Coğrafi alan bakımından Bitlis, Doğu Anadolu Bölgesi'nin küçük vilayetlerinden birisidir. Bitlis, tarih boyunca çeşitli uygarlıklara ev sahipliği ettiği için zengin bir tarih birikimine sahip olmuştur. Ancak böylesine zengin bir tarihe sahip olan Bitlis'in tarihi ile ilgili çok az çalışma yapılmıştır. Gerçi son yıllarda yerel tarih alanında yapılan çalışmalar artmaktadır. Bu bağlamda Bitlis tarihi için de birtakım çalışmalar vardır, ancak bunlar halen yeterli düzeye ulaşmamıştır. Bu nedenle bahsi geçen çalışmanın en önemli amaçlarından birisi, Bitlis tarihin önemli bir evresi olan, ancak çok az araştırma yapılmış olan 1950 ile 1960 arasındaki dönemi belgeler ışığında ortaya çıkarmaktadır. Demokrat Parti Döneminde Bitlis'te Siyasal Hayat adlı çalışmada, DP döneminde Bitlis ilinin idari biçimi, belediye faaliyetleri, nüfusu, ekonomisi, siyasi, askeri ve sosyokültürel yapısı gibi ana konuları içermektedir. DP'nin 1950 milletvekili genel seçimleriyle başlayan ve 27 Mayıs 1960 askeri darbesi ile son bulan on yıllık iktidarı boyunca Bitlis'teki gelişmeleri detaylı bir şekilde ele alınmıştır. Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, Türkiye Büyük Millet Meclisi Zabıt Cerideleri, Resmi Gazeteler, Bitlis yerel basını, konuyla ilgili araştırma ve inceleme eserleri, yüksek lisans ve doktora tezleri, bu çalışmanın ana kaynaklarını oluşturmaktadır. Üç bölümden oluşan çalışmanın giriş bölümünde siyasi partiler milletvekilleri genel seçimleri üzerinde durulmuş, partilerin kuruluş süreci hakkında bilgi verilmiş ve partilerin Bitlis teşkilatı irdelenmiştir. İkinci bölümde, 1950-1960 arası dönemde Bitlis milletvekillerinin meclis içindeki faaliyetleri, konuşmaları aktarılmıştır. Üçüncü bölümde ise, Bitlis milletvekillerinin TBMM'deki çalışmaları ve Vatan Cephesi üzerinde durulmuştu Bu çalışma, birçok yönüyle diğer eserlerden ve il yıllıklarından farklı özellikler taşımaktadır. 1950 ile 1960 yılları arasında Bitlis'te yaşanan gelişmeler neden sonuç ilişkisi bağlamında ve tarihi bir şema doğrultusunda incelenmiştir. Ele alınan her konu DP politikaları açısından ele alınmış ve Bitlis'teki değişimler ülke genelindeki olaylarla kıyaslanmıştır. Bu yönüyle ilin ne derece gelişme gösterdiği daha açık bir biçimde anlatılmaya çalışılmıştır.

BitlisDemokrat PartiSeçimler+3
Harun Yegen
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Hakkâri'de siyasi hayat (1946-1960)

Bu çalışmada Hakkâri'nin 1946-1960 yılları arasındaki siyasi yapısını ortaya çıkarılması hedeflenmiştir. Musul sorunu Nasturî nüfus yoğunluğundan dolayı Hakkâri'yi de yakından etkilemiş, 24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan Barış Antlaşması'nda karara bağlanamayıp, dokuz ay içerisinde taraflar arasında yapılacak karşılıklı görüşmelere bırakılmıştır. 5 Haziran 1926 tarihli Ankara Antlaşması ile Musul, İngiliz mandaterliği altındaki Irak'a bırakılırken Hakkâri Misak-ı Milli'ye uygun olarak Türkiye sınırları içerisinde kalmıştır. Bu tarihten sonra Hakkâri'nin il olma süreci başlamıştır. Zorlu coğrafi yapısı il olmasına rağmen bu bölgenin birçok faaliyetten mahrum kalmasına neden olmuştur. Bu dönemde dünyada yaşanan siyasi ve ekonomik krizler doğal olarak Türkiye'yi de yakından etkilemiş, ülke siyaseti ve ekonomisi ona göre şekillenmiştir. Bu süreçte 1923-1950 yılları arasında tek parti konumundaki Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) içinde yaşanan tartışmalar, yeni bir parti oluşumuna zemin hazırlamıştır. Bu dönemde Türkiye'nin çok partili siyasi hayata geçmesi ülkenin demokratik bir tarafa doğru gittiğinin göstergesi olmuştur. Demokrat Parti (DP)'nin doğması, yaptığı mitinglerde yapılan konuşmalarda Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu üzerinde durulmuş ve halkın güvenini kazanmış olmasına rağmen Hakkâri, 1950 yılına kadar CHP'den milletvekili çıkarmaya devam etmiştir. DP'nin 1950-1954-1957 seçimlerini kazanması yaşanan siyasi ve ekonomik buhranlar Hakkâri'yi de yansımış, siyaset bu bölgede de ülke ile doğru orantılı şekilde ilerlemiştir. Çalışmanın ana kaynağını Cumhurbaşkanlığı Cumhuriyet Arşivi belgeleri ve TBMM Zabıt Cerideleri oluştururken konuya ilişkin başvuru eserleri, makaleler ve tezlerden de istifade edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Hakkâri, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), 1946 Genel Seçimleri, Demokrat Parti (DP), Hakkâri Milletvekilleri

Cumhuriyet Halk PartisiDemokrat PartiGenel seçimler+5
Sevda Ertuş
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

H. 1248-1253/M . 1832-1837 tarihli Rum Atik Berat ve Ahkâm Defterinin transkripsiyon ve değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı Osmanlı Devleti'nde gayrimüslim cemaatler için tutulan defterler içerisinde olan H. 1248-1253/M. 1832-1837 tarihli Rum Atik Berat ve Ahkâm Defteri'nin tüm hükümlerini transkripte etmek ve elde edilen bilgiler ışığında XIX. yüzyılda Osmanlı Devleti'nin hâkimiyetinde olan Rum Milleti'nin statüsünü değerlendirmektir. Çalışma giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde Osmanlı Devleti'nde adalet mekanizmasının nasıl çalıştığına dair bilgiler verilip; adaletin tesisi bağlamında önemli bir organ olan Divan-ı Hümayun'un işleyişi ve statüsüne değinilmiştir. Daha sonra Osmanlı Devleti'nin arşiv ve defter tutma geleneği üzerinde durulmuş, bu çalışmaya konu olan H. 1248-1253/M. 1832-1837 tarihli Rum Atik Berat ve Ahkâm Defteri'nin yapısı ve içeriğinden bahsedilmiştir. Birinci bölümde klasik dönemde Osmanlı Devleti'nin gayrimüslim tebaasının yönetimi kapsamında Rum Milleti'nin durumu detaylandırılmış, Osmanlı Devleti'nin XIX. yüzyılda (Sultan II. Mahmut dönemi) gayrimüslim tebaanın idaresi kapsamında Rum Milleti'nin ve millet reislerinin statüsü hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde ise söz konusu olan defterdeki hükümlerin tam metin olarak Latin harflerine çevirisi yapılmıştır. Sonuç bölümünde ise defterde yer alan hükümlerin genel bir değerlendirmesi yapılmış ve bu çalışmaya konu olan dönemde Osmanlı Deveti'nin Rum tebaaya dönük politikları irdelenmiştir. Bu bölümde hükümlerden çıkarılan sonuçlar yine hükümlerin muhtevasından hareketle yorumlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Osmanlı Devleti, Sultan II. Mahmud, Divan-ı Hümayun, Ahkâm Defteri, Rum Milleti

19. yüzyılAhkam DefterleriDivan-ı Hümayun+4
Faysal Uzkan
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Türk siyasi hayatında Mustafa Necati Bey

Bu tez çalışmasında, Mustafa Necati Bey'in siyasi hayatının yanı sıra görev yapmış olduğu çeşitli vekâletler de ele alınmıştır. Mustafa Necati Bey, Osmanlı Devleti'nin Mondros Mütarekesinin imzalanmasından sonra ülkenin İtilaf Devletlerince işgal edildiği bir dönemde özellikle İzmir'in işgali sırasında her vatansever aydın gibi işgal kuvvetleri ile mücadele etmiş, yazmış olduğu yazılarla halkı işgale karşı bilinçlendirmeye çalışmıştır. İzmir'de Yahudi Maşatlık denen yerde bir miting yaparak ülkenin kurtuluşu için halkı birlik ve beraberliğe çağırmıştır. Mustafa Necati Bey, düşman kuvvetlerinin yıkımlarının başlaması üzere İzmir'den İstanbul'a oradan da Balıkesir'e geçmiştir. Balıkesir'de olduğu dönemde Balıkesir Kuva-yı Millîyesine katılarak ülke savunmasını buradan devam ettirmiştir. Sonraki süreçte Milli Mücadele döneminde çeşitli bölgelerde İstiklal Mahkemelerine başkanlık etmiştir. Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan sonra Türkiye ve Yunanistan arasında nüfus mübadelesi sorunu ortaya çıkmıştır. Bu sorunun çözümü için Mustafa Necati Bey başkanlığında Mübadele, İmar ve İskân Vekâleti kurulmuştur. Halkın, adalet sistemine duyduğu güvenin azalması ve hâkimlerin görevlerini kötüye kullanmaları sonucunda Adliye Vekâletinde düzenlemeler yapılmıştır. Bu vekâletin yönetimine Mustafa Necati Bey atanmıştır. Mustafa Necati Bey, hayatının son yıllarında Maarif Vekâletinde de görev yapmıştır. Var olan eğitim sistemiyle çağın ihtiyaçlarına cevap verilemeyeceğini anlayan Mustafa Necati Bey, daha modern bir eğitim sistemi oluşturmaya çalışmıştır. Döneme ilişkin konuların araştırılıp incelenmesinde; Meclis Zabıt Cerideleri, Resmi Gazete Arşivi, Cumhuriyet Arşiv; dönemin yerel ve ulusal basını, hatıratlar, kitaplar ile konuyla ilgili dergiler ve makalelerden yararlanılmıştır. Anahtar Kelimeler: Mustafa Necati Bey, Mütareke Dönemi, Maarif Vekâleti, Nüfus Mübadele

BiyografiMaarif VekaletiMustafa Necati Bey+3
Ceylan Türk
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Erciş Karakoyunlu Dönemi tarihi ve kültür varlıkları

Türkistan'da boylar halinde yaşayan ve Moğol istilaları sonucunda Anadolu'ya göç eden Barani ve Baranlu gibi aşiretler, XIV. yy.'ın ikinci yarısında Bayram Hoca önderliğinde bir araya gelerek Karakoyunlu Devleti'ni kurmuşlardır. Devlet yıllarının ilk zamanlarında Erciş başta olmak üzere Van Gölü çevresinde kurdukları hâkimiyetin ardından zamanla bütün Doğu Anadolu, Irak, Azerbaycan ve İran'a hâkim olmuşlardır. Karakoyunlular, tarihte Moğollar ile verdikleri kıyasıya mücadeleler, Osmanlı ile Timur Devleti arasında cereyan eden 1402 Ankara Savaşı'nın müsebbibi, akraba devlet Akkoyunlular ile aralarındaki anlaşmazlıklar gibi tarihi olaylarla tanınmaktadırlar. Bir asırdan fazla bir süre tarih sahnesinde kalan ve bağımsızlık kurdukları coğrafyanın Türk yurdu olarak kalması hususunda cihat ve fütuhat anlayışını benimseyen Karakoyunlular için Erciş büyük önem arz etmektedir. Hâkim oldukları coğrafyada önemli faaliyetler gerçekleştirdikleri gibi ilk başkentleri Erciş olması münasebetiyle siyasi faaliyetlerini burada yoğunlaştıran Karakoyunlular, şehrin imarına da önem vermişlerdir. Bugün ilçenin birçok noktasında bulunan ve yok olmaya yüz tutmuş eserler, bir yandan dönemin tarihine ışık tutarken diğer yandan Karakoyunluların sanatsal olarak geldiği nokta, bölgenin kültürel mirasına sağladıkları katkı ve sonraki dönemlere etkileri hakkında da önemli bilgiler sunmaktadır. Erciş ve çevresindeki kültür varlıkları içinde Karakoyunlu dönemine ait mimari eserler önemli bir yer tutmaktadır. Bu çalışmada, Karakoyunluların Erciş'teki faaliyetleri ile bu döneme ait kültür varlıklar incelenmiş, eserlerin Türk-İslam sanatı içindeki yerleri ve önemleri ortaya konmaya çalışılmıştır. Günümüze ulaşmayan eserler ise tarihi kayıtlar ışığında değerlendirilmiştir.

KarakoyunlularKültür varlıklarıMimari eserler+5
Evren Bingöl
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Sovyetler dönemi Karabağ meselesi (1920-1991)

Çalışmada, 1920-1991 yılları arası Karabağ ve çevresinde gerçekleşen siyasi olaylar ele alınmıştır. XI. Kızıl Ordunun 1920 yılında Güney Kafkasya'yı işgalinden sonra Dağlık Karabağ'da yaşanan çatışmalar ve bölge ile ilgili Ermeni iddialarına yer verilmiştir. Azerbaycan Türkleri'nin eski yaşam bölgelerinden olan Zengezur'un Ermenistan'a birleştirilmesi ve 1923 yılında Dağlık Karabağ'a özerklik verilmesi ile günümüzde de yaşanan sorunların temeli atılmıştır. Nahcivan ve Karabağ ile ilgili Ermeni iddiaları, Sovyetlerin son dönemlerine kadar sürmüştür. Tez çalışmasında, Sovyet yönetiminde bulunan Ermeni asıllı yöneticilerin ve Ermeni diasporasının bu konuda Ermenistan ve Karabağ Ermenilerine yardımları da araştırılmıştır. Sovyet lider Josef Stalin döneminde Ermenistan'dan Müslümanların zorunlu göçü de ele alınmıştır. 1960'lı yıllardan sonra Ermeniler Karabağ'da hızlı bir şekilde örgütlenerek terör faaliyetlerini gerçekleştiren birçok örgüt kurmuştur. Ermenistan Sovyet hükumetinin desteği ile bölgeye gelen Ermeni asıllı yöneticiler, Karabağ Ermenileri arasında milliyetçi propagandalar yapmışlardır. Bölgedeki bütün Ermeni faaliyetlerine Sovyet yönetimin ile birlikte Azerbaycan yönetimi de sessiz kalmıştır. Ayrıca Azerbaycan yönetiminde bulunan şahıslar, Ermeni faaliyetlerini durdurmak yerine, Karabağ'ı ekonomik yönden kalkındırmak için kararlar almışlardır. 1970'li yıllarda Ermeni milliyetçileri, kurdukları örgütler ile bölgeye silah ve mühimmat toplamakla birlikte bölge Ermenileri arasında milliyetçi propagandalar da yapmışlardır. 1985 yılından itibaren Ermeniler bölgede açık faaliyete geçmişlerdir. Ermenilerin son dönemlerde bölgede yaptıkları bütün siyasi ve askeri faaliyetlere çalışmada yer verilmeye çalışılmıştır. Azerbaycan ve Ermenistan'ın 1991 yılında bağımsızlık kazanmasından sonra Dağlık Karabağ sorunu iki devlet arasında farklı bir boyut kazanmıştır. Karabağ Savaşı'nın temelini atan olaylara da çalışmada yer verilmiştir. Döneme ilişkin konuların araştırılıp incelenmesi noktasında; Sovyetler döneminin ilk yıllarından Sovyetler Birliği'nin yıkılışına kadar olaylar araştırılırken Azerbaycan, Rus ve Türk arşiv belgeleri, dönemin gazeteleri, hatıratlar ile dönemi anlatan araştırma inceleme eserleri ve konuyla ilgili makalelerden yararlanarak çalışma tamamlanmaya çalışılmıştır.

AzerbaycanDağlık KarabağErmeniler+5
Amrah Bayramov
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00