Bursa Technical University
Discipline

Psychology

Bursa Technical University

3,210

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

İstismar mağduru çocuğun korunmasında bir uygulama: Çocuk İzlem Merkezi (ÇİM)

Çocuğun gelişiminde olumsuz etki yaratabilecek her türlü kasti ya da bilinçsiz tutum ve davranış istismar kavramı çerçevesinde ele alınabilir. İstismar türleri incelendiğinde cinsel istismar olgularında gerek çocuk ve gerekse aile açısından büyük travmalar ve belkide kapanmayacak derin izler bırakabildiği için acil müdahale gerektiren durumlardır. Tüm istismar türleri ve doğuracağı ağır travmatik durum gözönüne alındığında çocuklarımızın ikincil örselenmelerin ortadan kaldırılmasını sağlamak, çocuğa ve ailesine adli, tıbbi ve psikolojik destek vermek "Çocuk İzlem Merkezi" (ÇİM) çalışmamızın ana konusunu oluşturmaktadır. Araştırmamızın amacı, istsimar mağduru çocukların hukuk ve tıbbi (sağlık, sosyal, psikolojik) düzlemde örselenmeden Çocuk İzlem Merkezleri'nde alanında uzman kişilerce ve tek çatı altında gerekli işlemler yapıldıktan sonra hayata kazandırılması için neler yapılabileceği amaçlanmıştır. ÇİM' nde sağlıklı bir çalışma yürütülmesi için, mağdur ve yakınlarının yaşadıkları çirkin olay sonrası sığınabilecekleri bir kurum olduğunun, farkındalık kampanyaları başlatarak anlatılmalıdır. Kurumlar arasında koordinasyon ve işbirliği sağlanması, disiplinlerarası paylaşımlar, çocuğun haklarını ve yüksek çıkarlarını ön planda tutacak, sivil toplum kuruluşlarının hassasiyetinden ve tecrübelerinden de faydalanarak vakaların mağdur çocuk yararına sonuçlanmasında önemli bir katkı sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: Çocuk İstismarı, Çocuk Cinsel İstismarı, Çocuk İzlem Merkezleri.

Çocuk istismarıÇocuk istismarı-cinselÇocuk İzleme Merkezi
Canan Topdemir
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Lise öğrencilerinin kararsızlık durumları ile kendilerine saygıları arasındaki ilişkinin incelenmesi

Araştırmanın amacı lise öğrencilerinin kendilerine saygı düzeyleri ile kişisel kararsızlık düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Bu amaç doğrultusunda İstanbul Pendik ilçesinde bulunan Gülizar Zeki Obdan Anadolu Lisesi ve Fatih Anadolu Lisesi 12. Sınıfta öğrenim gören 139 u kız, 110 u erkek toplam 249 öğrenci ile çalışılmıştır. Söz konusu öğrencilere Kişisel Bilgi Formu, Kendine Saygı Ölçeği, Kişisel Karar Ölçeği uygulanmıştır. Form ve ölçeklerin uygulanışı 2015-2016 eğitim -öğretim yılı Nisan ayı içerisinde gerçekleşmiştir.Kişisel Bilgi Formunda; yaş, cinsiyet, anne baba mesleği ve eğitimi, oturduğu evin durumu, ailenin gelir düzeyi, ailedeki birey sayısı gibi değişkenler mevcuttur. Araştırma betimsel ve ilişkisel istatistiki işlemlere tabi tutulmuştur. Kişisel Bilgi Formu, Kendine Saygı Ölçeği, Kişisel Kararsızlık Ölçeğinden alınan puanlar belirlendikten sonra veriler SPSS (Statistical Pakage For Sacial Scientists for Windows Release 10.0) programında analiz edilmiş, manidarlığı p<0.05 düzeyinde sınanmış ve sonuçlar araştırmanın amaçlarına uygun olarak çizelgeler halinde sunulmuştur. Araştırma sonucuna göre Kendine Saygı ile Kişisel Kararsızlık arasında negatif yönlü, orta derecede istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki vardır. Kendine saygı düzeyi yüksek öğrencilerin kararsızlık düzeylerinin azaldığı tespit edilmiştir.

Benlik saygısıKararsızlıkLise öğrencileri
Didem Ertaş
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye ye gelen Suriyeli göçmen çocukların eğitim sorunları

2011 yılında Suriye'deki iç savaştan dolayı üç milyona yakın insan Türkiye'ye göç etmiştir. Suriyelilerin önemli bir bölümü güvenlik nedeniyle ülkelerinden ayrılmışlardır. Kamplarda kalan mültecilere çeşitli imkanlar sunulurken, kayıt dışı olanlar bu hizmetlerden yararlanamamaktadır. Bu açıdan mülteci statüsündeki bireyleri önce acil yardım ve daha sonra ise rehabilitasyon ile desteklemek gerekmektedir. Çünkü mülteci konumunda olan bireyler suiistimale açık şartlarda yaşamaktadırlar. Suriyeli nüfusunun yarısından çoğunu çocuklar oluşturmaktadır. Çocuklar için iltica sürecinin oldukça zor olduğu söylenebilir. Özellikle kendi ülkelerinden farklı bir çevrede bulunmaları uyum sorununu da beraberinde getirmektedir. Bu çalışmada Suriyeli çocukların uyum sorunları ve çözüm önerileri değerlendirilmiştir.

EğitimEğitim sorunlarıGöçler+7
Aylin Tanay Akalın
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Branş öğretmenlerinin demografik ve mesleki özelliklerine göre örgütsel bağlılık düzeylerinin incelenmesi (İstanbul ili Fatih ilçesi örneği )

Bir ülkenin geleceği, yetişmekte olan nesillerin eğitimine bağlıdır.Ancak eğitimle ülkemizin gelişmesine ve daha refah düzeye gelmesini sağlayabiliriz. Buradaki en büyük sorumluluk ise öğretmenlerimize aittir. Öğretmenlerimizin daha hevesli, azimli ve üretken olması örgütsel bağlılıklarına bağlıdır. Çalışmada branş öğretmenlerinin örgütsel bağlılıklarının eğitim kurumlarının amaçları doğrultusunda olup olmadığı incelenmekte ve bireylerin demografik ve mesleki özelliklerinin örgütsel bağlılıkları üzerinde etkisi olup olmadığı araştırılmıştır. Bu amaçla İstanbul Fatih ilçesindeki ilköğretim okullarında görev yapan branş öğretmenleri seçilmiş ve bunlara ilgili anket formundaki sorular sorulmuştur. Araştırma kapsamında branş öğretmenlerinin örgütsel bağlılık ölçeğine ilişkin önermelere katılım dereceleri incelenmiş ve branş öğretmenlerinin demografik özelliklerinin örgütsel bağlılıklarına ilişkin tutumlarında farklılaşma yaratıp yaratmadığı araştırılmıştır. Toplanan verilerin SPSS 22.0 istatistik paket programı ile çözümlenmesi yapılmıştır. Çalışmada branş öğretmenlerinin demografik özelliklerinin, örgütsel bağlılık tutumları arasında istatistiksel açıdan anlamlı farklılık bulunmadığı ancak öğretmenlerin ekonomik kaygı ve beklentilerinin örgütsel bağlılıklarını önemli derecede etkilediği görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Branş öğretmeni, örgütsel bağlılık, demografik özellik

Branş öğretmenleriDemografik özelliklerÖrgütsel bağlılık+1
Aysel Işık
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

22-30 yaş arası genç yetişkinlerde çocukluk çağı istismarının madde kullanımına etkisi

Çocuk istismarı geniş perspektifte değerlendirilmesi gereken çok disiplinli bir konudur. Çeşitli toplumlarda ve kültürlerde farklı şekillerde algılanmaktadır. Bu kavram toplumda insana verilen değer ile yakından ilişkilidir. Çocuk istismarı, belli zaman kesitinde, bir yetişkin tarafından çocuğun uygunsuz davranışa maruz bırakılmasıdır. Bunlar, çocuğun ruhsal ve bedensel bütünlüğüne zarar veren davranışlardır. Çocuk istismarı; fiziksel, duygusal, cinsel ve ekonomik istismarın yanı sıra çocuğun ihmalini de kapsar. Alkol ve madde bağımlılığı da çocuk istismarı ve kötü muamelenin önemli bir etmenidir. Yapılan birçok araştırmada, çocuk istismarının madde kullanımı ile ilişkili olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: İstismar, çocuk istismarı, madde bağımlılığı, madde kullanımı

GençlerMadde bağımlılığıNarkotik bağımlılığı+1
Gülden İrevül
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı sosyo-ekonomik düzeylerdeki anaokuluna başlayan çocukların okula uyum süreci ve nörobilişsel bağıntıların incelenmesi

Okul öncesi dönem, bireyin hayatının en belirleyici dönemidir. Bu sebeple, çocuğun bu süreç içerisinde yetiĢtiği koĢullar büyük önem taĢımaktadır. Çocuk doğduğu andan itibaren kendini bir aile ortamında bulmaktadır. Erken dönemde ise, günün önemli bir bölümünü geçireceği okula uyum sağlama iĢlevi ile karĢılaĢmaktadır. Ġlk kez okula baĢlayan çocuk, farklı eğitim ortamlarına girmiĢ olur. Sahip olduğu becerilerin tümü çocuğu ve onun kapasitesini uyum sağlama ve öğrenme açısından etkiler. Okul öncesi eğitime baĢlama, çocuk ve aileler açısından okula uyumluluğunusergilemektedir. Ġlk kez okula baĢlayan çocuk, farklı eğitim ortamlarına girmiĢ olur. Sahip olduğu becerilerin tümü çocuğu ve onun kapasitesini uyum sağlama ve öğrenme açısından etkiler. Bu süreçte; dikkat, bellek ve zeka gibi nörobiliĢsel iĢlevler önem kazanmaktadır. Bu bağlamda çalıĢmanın amacı, sosyoekonomik düzeyleri farklı olan anaokulu öğrencilerinin okula uyum süreciyle nörobiliĢsel iliĢkilerin değerlendirilmesidir. AraĢtırmada anket ile soru-cevap modeli kullanılmıĢtır. AraĢtırma sonuçlarına göre davranıĢsal boyutun biliĢsel ve duyuĢsal boyut ile doğrudan ve anlamlı olduğu ve bunun da okul olgunluğunu etkilediği belirlenmiĢtir.

AnaokullarıNeurobilişsel işlevlerOkul öncesi dönem+5
Okşan Kurt Esen
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

8. sınıf öğrencilerinin ders başarısında eğitim koçluğunun etkileri

Koçluk, bireyi ulaşmak istediği hedeflere yönlendiren, sürekli öğrenme ve kendini geliştirmeyi sağlayan etkili bir süreçtir. Koçluk, koç ile koçluk alan arasında birlikte kararlaştırılmış hedeflere ulaşmak amacıyla, karşılıklı deneyim ve kanaat paylaşımıdır. Eğitim koçluğunda, öğrencilerin hedeflerini gerçekleştirmesi ve akademik performansını yükseltmesi amaçlanmaktadır. Eğitim koçluğu, öğrencilerin güçlü ve zayıf yönlerini keşfetmesi ve sorunlarına çözümler üretmesini sağlamaya dayanan, yapılandırılmış bir gelişimsel etkileşim sürecidir. Araştırma nicel araştırma yöntemlerinden deneysel desende yürütülmüştür. Araştırmanın amacı, eğitim koçluğunun öğrencilerin ders başarısı ve sınav performansı üzerindeki etkisini ortaya koymaktır. Araştırmanın örneklemi, 2015-2016 eğitim-öğretim yılında Trabzon'daki devlet okullarında öğrenimlerini sürdüren ve TEOG sınavına hazırlanan 116 (yüzonaltı) sekizinci sınıf öğrencisinden oluşmaktadır. Öğrencilerden 58'i deney ve 58'i kontrol grubunu oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri, öğrencilerin devam ettiği okullarda Matematik, Fen Bilgisi, Türkçe derslerinden aldıkları notlar ve TEOG sınavlarından aldıkları puanlardan oluşmaktadır. Öğrenciler, derslerden ve deneme sınavlarından aldıkları puanları, Trabzon Faroz Danışmanlık bünyesinde yürütülen koçluk hizmeti sürecinde, kendilerine dağıtılan bilgi toplama aracına aktarmışlardır. Bu araştırma, uygulamaya dayalı deneysel bir araştırma olması nedeniyle farklılık göstermektedir. Araştırmadan elde edilen bulgular, eğitim koçluğunun öğrencilerin akademik başarısını artırdığını göstermektedir. Öğrencilerin ders başarısı ve sınav başarısına ilişkin ortalama puanlar cinsiyet değişkeni açısından istatistiksel olarak farklılaşmamakta, sadece Türkçe dersine ilişkin sınav başarısında kız öğrenciler lehine istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Koçluk, eğitim koçluğu, ders başarısı, sınav başarısı.

Akademik başarıDers başarısıKoçluk+4
Erkan Çatalbaş
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinde algılanan duygusal istismar düzeyleri ile atılganlık düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Araştırma, duygusal istismar ile atılganlık arasında anlamlı bir ilişki olup olmadığını inceleyerek, yaş, cinsiyet, ekonomik durum vb. değişkenlerin bu ilişkideki rolünü ortaya koymaya çalışacaktır. Anahtar Kelimeler: Duygusal istismar, atılganlık düzeyi

AtılganlıkDuygusal istismarÜniversite öğrencileri
Aslı Karanis
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Ebeveyn beklentilerinin sınav kaygısı üzerindeki etkisi: Lise son sınıf öğrencilerine yönelik bir değerlendirme

Araştırmanın amacı lise son sınıf öğrencilerinin anne baba beklenti ve tutumları ile sınav kaygısı arasındaki ilişkiyi incelemektir. Araştırma altı ana bölümden oluşmaktadır. Bunlar; giriş, kavramsal temeller, ebeveyn beklentilerine ilişkin kavramsal temeller, araştırma, bulgular, sonuç, tartışma ve öneriler şeklindedir. Araştırmanın evrenini; İstanbul ili Bahçelievler ilçesinde bulunan devlet ve özel okullarında eğitim almakta olan lise son sınıf öğrencileri oluşturmaktadır. Örneklem grubunu ise 2015 – 2016 eğitim – öğretim yılında Bahçelievler ilçesinde öğrenim gören toplam 182 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmada kullanılan ölçek ve envanterler; Kişisel Bilgi Formu, Anne Baba Tutum Envanteri ve Sınav Kaygısı Envanteridir. Anne baba beklentilerini ölçmek için Anne Baba Tutum Envanteri, sınav kaygı düzeylerini ölçmek için Sınav Kaygısı Envanteri, demografik özellikler için ise Kişisel Bilgi Formu bizzat araştırmacı tarafından öğrencilere uygulanmıştır. Araştırmanın sonucunda, anne baba tutumlarının büyük ölçüde öğrencilerin yaşadığı sınav kaygısı üzerinde etkili olduğu saptanmıştır. Ayrıca Kişisel Bilgi Formu'nda yer alan anne baba tutumlarına öğrencilerin verdiği cevaplar doğrultusunda anne baba tutumu açısından aile yapısı olarak; demokratik, otoriter, koruyucu, reddedici, ilgisiz ve duyarsız anne baba tutumlarının öğrencilerin kaygı düzeyini etkileme noktasında önemli bir değişken olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Buna ek olarak, anne baba tutumu açısından aile yapısı algılamasının anne ve babanın eğitim durumu değişkenine göre gruplar arasında farklılaşmadığı ve aynı şekilde anne baba tutumu açısından aile yapısı algılamasının ailenin gelir durumu değişkenine gruplar arasında farklılaşmadığı ve kız öğrencilerin erkek öğrencilere oranla daha fazla sınav kaygısı yaşadıkları da araştırmadan elde edilen bulgular doğrultusunda ulaşılan sonuçlar arasında yer almaktadır.

Ana-baba beklentileriAna-baba tutumuBeklentiler+2
Dilara Boztepe
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Anne babası boşanmış ve tam aileye sahip 15-18 yaş dönemi ergenlerinin benlik saygısı düzeylerinin karşılaştırılması

Yapılan çalışmada araştırılması amaçlanan temel konu ''Ebeveyni ayrılmış ve tam aileye sahip 15-18 yaş arası ergenlik dönemi çocuklarının benlik saygısı düzeylerinin farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemek'' tir. Araştırmanın temel beklentisi anne ve babası ayrılmış olan 15-18 yaş dönemindeki ergenlerin tam aileye sahip yani aile bütünlüğü bozulmamış 15-18 yaş dönemindeki ergenlere kıyasla benlik saygısı düzeylerinin daha düşük olacağı yönündedir. Ayrıca alt amaçlar olarak, ergenlerin benlik saygısı düzeylerinin ailenin bazı demografik özelliklerine göre farklılaşabileceği beklenmektedir. Bu beklentilerden hareketle, seçilen 15 ve 18 yaş grubuna dahil toplam 185 lise öğrencisine öncelikle Kişisel Bilgiler Formu uygulanarak aile yapıları ve ailenin demografik özellikleri tespit edilmiştir. Sonrasında bu öğrencilere Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği uygulanarak, ölçeğin puanlarına göre, yüksek, orta ve düşük benlik saygısı gruplarına ayrılmıştır. Araştırma bulgularına göre, gencin anne babasının ayrılmış ya da ayrılmamış olması ile benlik saygısı düzeyi arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır. Araştırma sonuçları, ailesi ayrılmış ya da ayrılmamış ergenlerin benlik saygısını artırma yönündeki önermeler ışığında tartışılmıştır. Anahtar Sözcükler 1. Anne-Baba 2. Boşanma 3. Tam Aile 4. Ergenlik 5. Benlik Saygısı

Aile içi ilişkilerBenlikBenlik saygısı+4
Ebru Göker
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Cinsel istismar mağduru çocuğa meslek elemanı yaklaşımı: Süleymaniye Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Eğitim ve Araştırma hastanesi örneği

Çocuğun büyüme ve gelişmesini olumsuz yönde etkileyen her türlü davranış olarak tanımlanabilen çocuk istismarına, insanlık tarihi boyunca her kültürde rastlanmaktadır. Fiziksel istismar, cinsel istismar, duygusal istismar ve ihmal şeklinde görülür. Sık görülen ve önemli bir sağlık sorunu olmasına karşın, tanısında ve ilgili uzmanlık dallarıyla işbirliğinde çoğu kez yetersizliklerle karşılaşılmaktadır. Kanıtların eksikliği, yanlış bilgiler, kültürel ve geleneksel değerler istismarın göz ardı edilmesine yol açabilmektedir. Travma ancak çok ciddi boyutlarda olduğunda çocuk istismarı düşünülmektedir. İstismar göstergesi olan hafif bulgular atlandığında veya bildirimi yapılmadığında, yaşamsal önem taşıyan olumsuz sonuçlarla karşılaşılabilmektedir. Cinsel istismar bireylerde sadece fiziksel değil, psikolojik olarak da birçok soruna neden olmaktadır. Sağlık kuruluşlarında çalışan sosyal hizmet uzmanı, psikolog, çocuk gelişimcisi gibi meslek elemanlarının cinsel istismar olgusunun tanımını yapamadığı bu sebeple sosyal hizmet modellerini uygulayamadığı gözlemlenmiştir. Bu çalışmanın amacı topluma rehberlik, savunuculuk ve danışmanlık yapma görevi bulunan meslek elemanlarının sağlık kuruluşlarına başvuran cinsel istismar mağduru bireylere yaklaşımlarını, rol ve fonksiyonlarını ele almaktır.

Cinsel davranışCinsel tacizTedavi+3
Özgür Sağlam
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

İstanbul ilinde öğrenim gören 15-17 yaş aralığındaki bir grup lise öğrencisinin aleksitimi,ruhsal ve davranışsal sorunlar ile üst biliş özellikleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu araştırmanın amacı 15-17 yaş aralığındaki öğrencilerin aleksitimik karakter özelliğine sahip olma durumlarına göre üst biliş özellikleri ile ruhsal ve davranışsal sorunları arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırmanın örneklemi İstanbul ili Üsküdar ve Kadıköy ilçesinde bulunan toplam 5 ortaöğretim kurumunda öğrenim gören lise 1. 2. ve 3. Sınıf 592 kişiden oluşmaktadır. Katılımcıların 331'i (%58,1) kız, 239'su (%41,9) erkektir, 22 katılımcıdan ise sağlıklı veri toplanamamıştır. Araştırmanın verileri Demografik Soru Formu, 20 soruluk Toronto Aleksitimi Ölçeği (TAÖ-20), Üst Biliş Ölçeği Çocuk ve Ergen Formu (ÜBÖ-ÇE) ile Güçler ve Güçlükler Anketi (GGA) kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizi SPSS v22.0 programı kullanılarak yapılmıştır. Verilerin çözümlenmesinde frekans, aritmetik ortalama, standart sapma, minimum, maksimum, yüzde gibi betimsel istatistiklerden faydalanılmıştır Kategorik değişkenlerin karşılaştırılmasında ki-kare ilişki, bağımsız iki grubun karşılaştırılmasında ise bağımsız gruplar t testi kullanılmıştır. İlişki analizinde Pearson ilgileşim katsayısı hesaplanmıştır. Ölçekler arasındaki ilişki korelasyon analiziyle ve ilişki katsayısı pearson korelasyon katsayısı olarak gösterilmiştir. İstatistiksel anlamlılık değeri p<0.05 kabul edilmiştir. Araştırma bulgularına göre; kızlar ve erkekler arasında aleksitimi sıklığı açısından anlamlı bir fark olmadığı görülmüştür. Aleksitimik ergenler ile aleksitimik olmayan ergenler karşılaştırıldığında yaş ortalamaları arasında istatistiksel anlamlı bir fark bulunmamaktadır. Aleksitimik ergenlerin ailelerinin aylık gelir ortalamaları, aleksitimik olmayan ergenlere oranla istatistiksel anlamlı olarak düşüktür. Aleksitimik ergenlerin üst biliş puanları incelendiğinde olumsuz üst endişeleri, batıl inanç, ceza ve sorumluluk inançları ve üst biliş toplam sorunları yaşıtlarına göre anlamlı olarak daha yüksektir. GGA puanları incelendiğinde aleksitimik ergenlerin toplam sorun puanları, dikkat eksikliği ve aşırı hareketlilik puanları, akran, davranış ve duygusal sorun puanları yaşıtlarına oranla istatistiksel anlamlı oranda yüksek, olumlu özelliği ölçen sosyal davranış puanları ise istatistiksel anlamlı oranda düşüktür. Korelasyon analizi sonuçları incelendiğinde TAÖ-20 puanları ile ÜBÖ-ÇE puanları arasında pozitif yönde zayıf ve TAÖ-20 puanları ile GGA puanları arasında pozitif yönde orta düzey istatistiksel anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır.

AleksitimiDavranışDavranışsal tutum+5
Gizem Uzal Özğül
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Melankolik mizaç özelliği gösteren yaratıcı kişilerde intihar olasılığının incelenmesi

İntihar olayı dünyanın her yerinde insan hayatının en ciddi sorunlarındandır. Tarih boyu her meslekten milyonlarca insan kendi hayatına son vermiştir. Bu kişiler arasında edebiyata, sanata yatkın yaratıcı kişiler de vardır. Tezin amacı yaratıcı kişilerde melankolik mizaç özellikleri ile intihara teşebbüs arasındaki ilişkinin ortaya çıkarılmasıdır. Araştırma, Türkiye`nin İstanbul ilinde yaşayan yazar, ressam, müzisyen ve tiyatro oyuncularının melankolik mizaç özellikleri ile intihar olasılığının karşılaştırılması için yapılmış ilişkisel tarama modelinde bir çalışmadır. Analizler için Eysenck (1975) tarafından geliştirilen Kişilik Envanteri (EPQ) ve Gill ve Cull (1988) tarafından geliştirilen İntihar Olasılığı Ölçeği (İ.O.Ö) kullanılmıştır. Araştırma sonucunda melankoli ile intihar olasılığı arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur.

Kişilik özellikleriMelankoliMizaç+4
Ravana Bayova
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Otizm spektrum bozukluğu olan çocuklara iletişim kurarken ileri düzey teknolojileri kullanma becerisi kazandırma

Bu araştırmada, Uygulamalı Davranış Analizi (UDA) temelli bir öğretim programı aracılığıyla Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) olan çocuklara iletişim kurarken (İstek bildirme) ileri düzey teknolojileri kullanma becerisi kazandırma amaçlanmıştır. Araştırmada, tek denekli araştırma yöntemlerinden davranışlar arası çoklu yoklama modeli kullanılmıştır. Tohum Otizm Vakfı Özel Eğitim Okulu'nda eğitim almakta olan OSB tanılı 13 yaşındaki bir öğrenci araştırmaya denek olarak katılmıştır. Eğitim aracı olarak seçilen tablet teknolojisinde OSB'li çocuklara yönelik ilk Türkçe tablet uygulaması olma özelliği taşıyan Tohum-I yazılımı kullanılmıştır. Uygulamanın en önemli özelliklerinden biri çocuğun gereksinimlerine göre bireyselleştirilebilir olmasıdır. Uygulama, çocuğun ihtiyaçlarına göre ilgili bölümlere resim/fotoğraf eklenebilir, ses ve video görüntüsü yüklenebilir şekilde tasarlanmıştır. Araştırmaya konu olan iletişim becerisi OSB'li çocuklara öğretilecek en temel becerilerden biri olan istek bildirmedir. İstek bildirme olarak "içecek", "yiyecek" ve "tuvalet ihtiyacı" iletişim kurabilecekleri hedefler olarak seçilmişlerdir. Öğretim programı UDA'nın temel ilkeleri dikkate alınarak planlanmıştır. Araştırmada başlama düzeyi, yoklama, uygulama, genelleme ve izleme oturumlarında sistematik olarak etkililik verileri toplanmıştır. Elde edilen bulguların grafiksel analizi yapılmıştır. Grafik analizinde veriler, davranışlar arası çoklu yoklama modeline göre analiz edilip yorumlanmıştır. Sosyal geçerlilik verileri, alanda çalışan ve uygulamada görev alan özel eğitim öğretmenlerinin görüşlerinden elde edilen bilgilerle değerlendirilmiştir. Sosyal geçerlilik soru formundan elde edilen veriler için frekans hesaplaması yapılmış ve niteliksel olarak analiz edilmiştir. Gözlemciler arası güvenirlik verileri başlama düzeyi, yoklama, uygulama, genelleme ve izleme oturumlarında toplanırken; uygulama güvenirliğine ilişkin veriler sadece başlama düzeyi ve uygulama evrelerinde toplanarak analiz edilmiştir. Araştırmanın etkililik bulguları UDA temelli öğretim programının, iletişim kurarken ileri düzey teknolojileri kullanma becerisinin kazandırılmasında etkili olduğunu göstermektedir. Uygulama evrelerinin sonlandırılmasının ardından ortalama 2. ve 5. haftalarda düzenlenen izleme oturumlarında deneğin öğrendiği becerilerin kalıcılığını koruduğu ve farklı kişilere genelleyebildiği gözlemlenmiştir. Araştırmanın sosyal geçerlik bulguları, alanda çalışan özel eğitim öğretmenlerinin araştırma kapsamında sunulan öğretim sürecine ilişkin olumlu görüşler ifade ettiklerini göstermiştir. Bulgular ışığında konu tartışılmış ve önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Otizm Spektrum Bozukluğu, iletişim, ileri düzey teknoloji, istek bildirme

Beceri kazandırmaOtizm spektrum bozukluğuTeknoloji kullanımı+4
Fatma Bilgehan Karaman
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Prenatal dönemdeki anne adayının psikobiyolojik mizaç özellikleri ile yaşadığı distres düzeyleri arasındaki ilişki

Amaç: Bu çalışma bebek bekleyen anne adaylarının doğum öncesi süreç boyunca yaşadıkları distres düzeyleri ile mizaç özellikleri arasındaki ilişkiyi incelemeyi hedeflemektedir. Araştırma da öncelikle hipotezin asıl kaynağı olarak mizaç üzerinde durulmuştur. Anne adaylarının distres düzeyleri, psikobiyolojik mizaç özellikleri incelenmiş, distresin mizaç ile ilişkili olup olmadığı, araştırmanın esas amacını oluşturmuştur. Meteryal ve metod: Betimsel araştırma yöntemi ile nicel veri toplama teknikleri kullanılmıştır. Betimsel araştırmalar, var olan durumu olduğu şekliyle ortaya koymaya yönelik araştırmalardır. Araştırmanın örneklemi 233 gönüllü anne adayından oluşmaktadır. Verilerin toplanmasında demografik soru formu, Tilburg Gebelik Distres ölçeği, güvenilirlik ve geçerlilik çalışmasını Sayar ve Köse'nin yaptığı Karakter ve Mizaç Envanterinin (TCI) mizaca ait soruları kullanılmıştır. Verilerin analizi SPSS 20 programı ile yapılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde ortalama, yüzdelik, normallik testi sonucuna göre ise non-parametrik testler ve çoklu regresyon analiz yöntemleri kullanılmıştır. Bulgular: Araştırma da üniversite mezunu ve ilk hamileliğini yaşayan annelerin distres düzeyleri anlamlı bulunmuştur. Yapılan analiz sonucunda, yaş bakımından belirsizlik korkusu (HA2) alt ölçeği, meslek bakımından Tilburg Ölçeği ile Ödül Bağımlılığı, belirsizlik korkusu (HA2) ve duygusallık (RD1) alt ölçekleri, eğitim durumuna göre Tilburg Ölçeği, Olumsuz Duygulanım, Mizaç Envanteri, Zarardan Kaçınma, yabancılardan çekinme (HA3), çabuk yorulma (HA4) bakımından Üniversite mezunları diğer eğitim durumlarına göre farklılık göstermiştir, keşfetmekten heyecan duyma (NS1) alt ölçeği bakımından ise Üniversite-Lise farklılığı istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Anahtar kelimeler: Mizaç, Karakter, Prenatal Dönem, Prenatal Dönem Distresi

Biyolojik özelliklerKişilik özellikleriPsikobiyolojik kişilik kuramı+2
Çiğdem Özyurt
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Kamu personelinin bilişsel esneklik düzeylerinin psikolojik sözleşme rolleri açısından incelenmesi bir alan araştırması: Bakırköy adliyesi

Hayata dair bir soruya cevap bulmak, tahminlerde bulunmak, karar vermek, sorun çözmek zihinsel faaliyetleri gerektirir. Psikoloji biliminin biliş olarak kavramsallaştırdığı; bireyin, düşünce, algı, idrak gibi zihinsel etkinlikleri ve bulunduğu ortamın değişen şartlarının farkına vararak ona uyum sağlaması anlık sorunların üstesinden gelmek için, şartları düzenlemesi ve yapılandırması bilişsel esneklik olarak adlandırılmıştır. Bireylerin zihinlerinde, yeni bir işe girmeden önce başlayan ve işe girdikten sonra da devam eden işyerine ve yapacakları işe yönelik beklentileri ve yükümlülükleriyle ilgili resmi bir sözleşmeyle teminat altına alınmamış bazı bilişsel süreçler oluştururlar. Çalışma hayatını etkileyen bu tür algısal sözleşmelere Psikolojik Sözleşme ismi verilmektedir. Alan yazınındaki araştırmalar çalışanların Bilişsel Esneklik Düzeyleri ile Psikolojik Sözleşme rolleri arasındaki ilişkisine yönelik bir çalışmanın henüz yapılmadığını göstermektedir. Bu araştırma kamu personelinin bilişsel esneklik düzeylerinin, psikolojik sözleşme rolleri açısından incelenmesini amaçlamaktadır. Araştırma, T.C Adalet Bakanlığına bağlı Bakırköy Adliyesinde 2016-2017 yıllarında mahkeme, savcılık ve icra dairelerinde çalışan yazı işleri müdürü, zabıt kâtibi, mübaşir, hizmetli ve icra memuru ünvanlı, 299 kamu personeli ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın bağımlı değişkeni Bilişsel Esneklik düzeylerini ölçmek amacıyla Volkan Gülüm ve İhsan Dağ (2012) tarafından Türkçeye Uyarlaması yapılan Dennis JP, Vander Wal JS (2010) tarafından geliştirilen "Bilişsel Esneklik Envanteri" (BEE, Cognitive Flexibility Inventory-CFI) kullanılmıştır. Araştırmanın bağımsız değişkeni olan Psikolojik Sözleşme rollerini ölçmek amacıyla N. Öykü İyigün ve Canan Çetin (2012) tarafından geçerlilik ve güvenirlik çalışması yapılan Millward, L.J. & Hopkins, L.J. (1998) tarafından geliştirilen "Psikolojik Sözleşme"( Psychological Contracts) kullanılmıştır. Kamu Personelin demografik bilgileri ise araştırmacı tarafından oluşturulan "Kişisel Bilgi Formu" ile toplanmıştır. Araştırmada regresyon tekniği kullanılmıştır. Analizlerde Mann Whitney, Kruskal Wallis testleri Spearman korelasyon testleri kullanılmıştır. Bulgular, kamu personelinin psikolojik sözleşme rollerinin, bilişsel esneklik düzeyleri üzerinde pozitif yönde etkisi olduğunu göstermiştir. Bulgular araştırmaya katılan kamu personelinin, kurumda çıkabilecek problemleri çözmek için olası alternatifleri algılama becerilerinin yüksek olduğunu göstermektedir. Ayrıca Psikolojik Sözleşme değişkeninin alt boyutlarından İlişkisel Sözleşmeye olan algı düzeylerinin, İşi Benimsememe ve İşlemsel Sözleşmeye olan algı düzeylerinden daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak, kamu çalışanlarının görev yaptıkları kurum ve çevresindekilerle ilişkilerini önemsedikleri söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Bilişsel esneklik, Psikolojik sözleşme, Kamu Personeli

Adliye teşkilatıBilişsel esneklikEsneklik+4
Sonay Güzeltepe
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Kanser hastası yakınlarının algıladığı sosyal destek ile umutsuzluk düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu araştırmanın temel amacı, kanser hastası yakını olan kişilerin algıladıkları sosyal destek ile umutsuzluk düzeyi arasındaki ilişkiyi incelemektir. Bu amaç doğrultusunda araştırmada; hasta yakınlarının algıladıkları sosyal destek (aile, arkadaş ve özel kişi desteği) ile umutsuzluk (geleceğe ilişkin duygu, motivasyon kaybı, beklenti) düzeyi arasındaki ilişki incelenmiştir. Araştırmanın örneklemini; İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi Ayaktan Kemoterapi Servisinde kemoterapi tedavisi alan 130 hastanın yakını oluşturmaktadır. Araştırmada kanser hastası yakınlarının sosyodemografik bilgilerini öğrenebilmek amacıyla araştırmacı tarafından geliştirilen " Sosyodemografik Bilgi Formu" kullanılmıştır. Hasta yakınlarının algıladıkları sosyal destek düzeyi Zimet ve arkadaşlarının geliştirdiği, Eker ve Arkar'ın 1995'te Türkçeye uyarladığı " Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (MSPSS)" ile ölçülmüştür. Hasta yakınlarının umutsuzluk düzeyi ise Seber'in 1991 yılında Türkçeye uyarladığı " Beck Umutsuzluk Ölçeği" ile değerlendirilmiştir. Araştırmada elde edilen sonuç; kanser hastası yakınlarının algıladıkları sosyal destek ile umutsuzluk düzeyleri arasında anlamlı ilişkiler bulunmasıdır. Hasta yakınlarının algıladıkları sosyal destek arttıkça umutsuzluk düzeylerinin azaldığı yapılan istatistiksel analizlerle bulunmuştur. Araştırma sonuçlarıyla elde edilen bulguların literatürle tutarlılığı ve sonuçlar üzerinde etkili olabilecek diğer değişkenler tartışılmış ve çeşitli öneriler sunulmuştur. Anahtar kelimeler; kanser, sosyal destek, umutsuzluk, sağlık-hastalık, hasta-hasta yakını, aile

AileAile desteğiAlgılanan sosyal destek+6
Elif Yıldırım
İstanbul Aydın University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Özel eğitime gereksinim duyan çocukların annelerinin evlilik uyumunun incelenmesi

Bu araştırma, özel gereksinimli çocukların annelerinin evlilik uyumlarının, çeşitli demografik değişkenler açısından incelenmesi amacı ile hazırlanmıştır. Araştırma, özel gereksinimli çocuğa sahip olan 108 anne (n=108) ile yapılmıştır. Araştırmada Çift Uyum Ölçeği (ÇUÖ-DAS) ve Demografik Bilgi Formu kullanılmıştır. Demografik bilgi formu, araştırmacı tarafından hazırlanmıştır ve 9 soru içermektedir. Çalışmada, Çift Uyum Ölçeği ve Kişisel Bilgi Formundan elde edilen veriler SPSS paket programı ile analiz edilmiştir. Yapılan varyans analizi ile özel gereksinimli çocuk annelerinin yaşının, eğitim durumunun, evlenme biçiminin, evlilik süresinin, sahip olduğu çocuk sayısının, çalışma durumunun, mesleğinin, özel gereksinimli çocuğunun tanısının ve gelir düzeyinin evlilik uyumuna etkisi incelenmiş ve araştırma sonucunda yalnızca annelerin çalışma durumu ile evlilik uyumları arasında anlamlılık bulgulanmıştır. Yapılan Scheffe Çoklu Karşılaştırma Testi ile anlamlılık bulgulanan çalışma grubunun, emekliler grubu olduğu görülmüştür.

AnnelerDemografiEvlilik uyumu+4
Derya Sarıyıldız
İstanbul Aydın University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite mezunu bireylerin evlilik doyumu ve cinsellik olgusuna bakışları

Bu araştırmanın temel amacı üniversite mezunu evli bireylerin evlilik doyumlarının çeşitli değişkenlere göre incelenmesi ve cinsellik olgusuna ilişkin algılarının metafor analizi yoluyla incelenmesidir. Araştırmada karma araştırma yöntemi kullanılmıştır. Öncelikle amaçsal örnekleme yöntemi ile ve nicel araştırma yöntemlerinden tarama modeli bağlamında nicel veriler toplanmış ardından amaçlı örnekleme yöntemi ile ve nitel araştırma yöntemlerinden metafor analizi yoluyla nitel veriler toplanmıştır. Bu karma yöntem araştırması literatürde "açıklayıcı ardışık desen" olarak adlandırılmaktadır. Araştırmanın nicel örneklemini 208 kadın 75 erkek olmak üzere toplam 283 evli birey oluşturmaktadır. Nitel örneklemi ise nicel veri toplama sürecine de katılmış ve nitel aşamaya da katılmaya gönüllü olan ayrıca araştırma amacına uygun 45'i kadın 30'u, erkek olmak üzere toplam 75 kişiden oluşmaktadır. Nicel veri toplama aracı olarak Çelik ve Yazgan İnanç (2009)'ın geliştirmiş oldukları "Evlilik Doyumu Ölçeği" kullanılmıştır. Nitel veri toplama aracı olarak ise katılımcıların cinsellik kavramına ilişkin sahip oldukları zihinsel imgeleri (metaforları) belirlemek için "cinsellik…… gibidir; çünkü ………" cümlesini tamamlamaları istenmiştir. Araştırmada elde edilen nicel bulgulara göre, üniversite mezunu evli bireylerin evlilik doyumlarının cinsiyet, yaş, evlilik yaşı, çocuk sahibi olup olmama ve gelir düzeyi değişkenlerine göre anlamlı düzeyde değiştiği görülmüştür. Cinsiyete göre bakıldığında, evlilik doyum ölçeği alt boyutlarından cinsel doyumun erkeklerde kadınlara göre daha yüksek olduğu saptanmıştır. Yaş değişkeni için ise, 35-39 yaş arasındaki bireylerin evlilik doyumu aile alt boyut puanlarının diğer yaşlarda olanlardan daha yüksek olduğu saptanmıştır. Evlilik yaşına dair sonuçlar ise, 25-29 yaş arasında evlenmiş olan kişilerin evlilik doyumu ölçeği cinsellik alt boyut puanlarının görece geç yaşlarda evlenmiş olanlardan daha yüksek olduğunu göstermektedir. Çocuk sahibi olmayan evli bireylerin evlilik doyumu cinsellik alt boyut puanlarının çocuk sahibi olanlardan daha yüksek düzeyde olduğu görülmüştür. Son olarak yüksek gelir düzeyine sahip bireylerin cinselliğe dair doyum puanlarının orta gelir düzeyinde olanlardan daha yüksek olduğu görülmüştür. Diğer yandan evlilik süresi ve eğitim düzeyi değişkenlerine göre herhangi anlamlı bir farklılığa ulaşılmamıştır. Nitel kısımda yürütülen metafor analizi sonuçlarına göre ise; katılımcıların cinsellik kavramına ilişkin toplam 75 adet ve 54 farklı geçerli metafor ürettikleri görülmüştür. Bu metaforlar ortak özellikleri bakımından 4 farklı kavramsal kategori (yiyecek-içecek olarak, bir eylem olarak, soyut bir kavram olarak, bir kavram/nesne olarak) altında toplanmıştır. Metaforların geliştiren katılımcı bağlamında yapılan incelemesinde; erkeklerin cinselliğe dair geliştirdikleri metaforların kadınların geliştirdikleri metaforlardan daha fazla olumlu içeriğe sahip oldukları, yine evlilik yaşı daha düşük olanların da diğer katılımcılardan farklı olarak metaforlarına çoğunlukla pozitif anlam yüklenmiş oldukları belirlenmiştir. Yine gelir düzeyi yüksek olan kişilerin cinselliğe dair geliştirdikleri metaforların orta gelirde olanlardan daha olumlu olduğu görülmektedir. Son olarak çocuk sahibi olmayan bireylerin cinselliğe ilişkin algılarının çocuk sahibi olanlardan daha olumlu olduğu görülmüştür. Elde edilen nicel ve nitel bulgular bir arada benzer çalışmalar bağlamında tartışılarak çeşitli öneriler getirilmiştir. Tüm nitel bulguların nicel bulgularla tutarlı ve onları açıklayıcı nitelikte olduğu ileri sürülebilir. Ayrıca buna benzer başka çalışmaların daha geniş ve farklı yapıları da yansıtan örneklemler ile yeniden yapılmasının alana katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

CinsellikEvlilikEvlilik doyumu+4
Özgür Yıldız
İstanbul Aydın University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Haset, imrenme ve kıskançlık duygu durumlarının ayrıştırılması

İnsan hayatını yönlendiren en temel öğelerin başında duygular gelmektedir. Kişiler açısından duygular belirleyici bir özelliğe sahip olduğu için, insanlar birçok hayati fonksiyonda duygular sayesinde hareket edebilmektedir. İnsan için böylesine önemli bir yapının, doğru anlaşılması ve ifade edilmesi de bir o kadar önemlidir. Duyguların temel alındığı bu araştırma da kıskançlık, haset ve imrenme duyguları incelenmeye çalışılacaktır. Bu duyguların ne anlam ifade ettiği, nasıl yorumlandığı ve duygusal açıdan ne gibi etkileri olduğu ortaya konulacaktır. Toplum tarafından bu duyguların ortaya konmasında ve kullanılmasında çeşitli farklılıklarla karşılaşılmaktadır. Özellikle insanların kıskançlık ve haset duygularını saklamaya ve baskılamaya çalıştıklarını, bu duygulara çok yakın olan imrenme duygusunu ise özgürce ifade ettiklerini görmekteyiz. Aynı zamanda bu duyguların bireyler tarafından sıklıkla yanlış ifade edildiği ve karıştırıldığı da göz önünde bulundurulmalıdır. Yapılan çalışmada temelde, bahsedilen bu varsayımları bilimsel verilerle ortaya koymak ve bu kavram karmaşasının önüne geçmek adına yapılmıştır. Yapılan çalışmadan elde edilen sonuçlara bakıldığında, bu çalışmanın yapılmasında ki gereklilik bir kez daha ortaya konmuştur. Çünkü toplumsal yapı içerisinde insanlar, birbirine yakın duyguları sıklıkla karıştırmakta ve ifade etmekte ciddi güçlükler yaşamaktadırlar. Araştırmada, literatür çalışması ve alan araştırması olmak üzere iki temel nokta üzerinde durulacaktır. Araştırmanın uygulama kısmı için mülakat uygulaması yapılmıştır. Alan araştırması, Rastgele seçilen eşit sayıda ki kadın ve erkek üniversite mezunu kişilerden oluşmaktadır. Verilen bilgiler yansız ve eklemesiz bir şekilde aktarılmıştır.

DuyguDuygudurumHaset+2
Yeliz Bedriye Polat
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Günümüz evliliklerinin sağlıklı aile kavramı bağlamında değerlendirilmesi: Yeni evli bireyler üzerine bir çalışma

Bu araştırmanın amacı, modern toplumlarda yaşayan ve yeni evli olarak nitelendirilecek 0-5 yıl arasında evli olan çiftlerin çeşitli değişkenler kapsamında sağlıklı aile olma kavramını hangi düzeyde gösterdiklerini incelemektir. Bu amaçla katılımcıların sağlıklı aile kavramlarının değerlendirilmesi için, Aile Değerlendirme Ölçeği uygulanmış ve çeşitli bağımsız değişkenler (cinsiyet, yaş, evlilik yaşı, evlilik süresi, eğitim durumu, çocuk sayısı, ekonomik durum, evlilik öncesi flört süresi, ailelerde doğum sırası, anne baba evlilik durumu) incelenmiştir. İlişkisel tarama modelindeki araştırmanın çalışma grubunu İstanbul'da yaşayan 0-5 yıl arasında evli 148'i kadın 52'si erkek olan 200 katılımcı oluşturmaktadır. Verilerin analizinde Bağımsız Grup t Testi, Kruskal Wallis-H testi, Mann Whitney U testi, Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) tekniklerinden yararlanılmıştır. Varyans analizi sonucunda farkın kaynağını belirlemek amacıyla Scheffe testi tekniği kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgular, katılımcıların ailelerinin foksiyonellikleri ile yaş, evlilik yaşı, evlilik süresi, eğitim durumu, çocuk sayısı, ekonomik durum, evlilik öncesi flört süresi, ailelerde doğum sırası, anne baba evlilik durumu değişkenlerinin arasında anlamlı bir fark olduğu sonucunu doğurmuştur. Ayrıca katılımcıların cinsiyetlerine göre ailelerinin fonksiyonelliklerini tanımlamaları bağlamında çıkan sonuçlar istatistiksel açıdan anlamlı bulunmamıştır. Son olarak araştırma bulguları ışığında elde edilen sonuçlar tartışılmış ve yine bu bulgular çerçevesinde çeşitli önerilerde bulunulmuştur.

Öykü Ege Algül
İstanbul Aydın University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Şanlıurfa ili Viranşehir ilçesinde lise öğrencilerinde depresyon, anksiyete, stres ve sigara kullanım ilişkisi

Bu çalışma sigara kullanımının lise çağındaki bireylerde depresyon, anksiyete ve stresle ilişkisini araştırmak amacıyla, 2016-2017 Eğitim döneminde Viranşehir Gazi Anadolu Lisesi, Viranşehir Yunus Emre Anadolu Lisesi, Viranşehir Karacadağ Anadolu Lisesi, Viranşehir Anadolu Lisesi, Viranşehir Pri reis Mesleki Teknik Anadolu Lisesindeki lise-1-2-3-4 sınıfta okuyan öğrencilere (n=243) depresyon, anksiyete ve stres ölçeği uygulanacaktır. Veri toplama araçları olarak Depresyon, Anksiyete, Stres Ölçeği ve kişisel bilgi formu kullanılmıştır. Depresyon, Anksiyete, Stres Ölçeği (DASÖ) Lovibond ve Lovibond tarafından 1995 yılında geliştirilen bu ölçek likert tipi bir ölçek olup 42 maddeden oluşmaktadır. Sonuçlara göre katılımcıların %46'nın sigara kullandığı ve %54'nün kullanmadığı görülmektedir. Sigara kullanan katılımcıların %41'in 1-5 adet, %22'nin 5-10 adet, %16'nın 10-20 adet ve %21'nin günde 20 adet üzerinde sigara tükettiği tespit edilmiştir. Katılımcıların depresyon düzeyleri incelendiğinde; %49'u normal, %18'i hafif, % 3'ü orta, % 14'ü ileri ve %16'sı ise çok ileri düzeyde, anksiyete düzeyleri; %46'nın normal, %9'u hafif, %18'i orta, %10'u ileri ve %17'si ise çok ileri düzeyde, stres düzeyleri; %56'nın normal, %14'ü hafif, % 19'u orta, % 7'si ileri ve %3'ü ise çok ileri düzeyde oldukları tespit edilmiştir. Ailesinin sadece tek bir ferdi sigara kullanan bireylerin anksiyete ve stres düzeylerinin, ailesinde birden çok ferdi sigara kullananlara göre daha düşük düzeyde olduğu, sigara kullanan katılımcıların depresyon-anksiyete, depresyon-stres, stres-anksiyete düzeyleri arasında oldukça güçlü düzeyde doğru orantılı ve anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir(p=0,01). Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler ortalama, standart sapma, frekans ve yüzde değerleri ile sunulmuştur. Sigara kullanma durumlarına göre depresyon, anksiyete, stres, yaş ve cinsiyetleri arasındaki ilişkilerinin tespit edilmesi amacı ile ki-kare testi, sigara kullanma durumlarına göre depresyon, anksiyete, stres düzeyleri arasındaki farkın analizinde t testi kullanılmıştır. Sigara tüketim sıklığı ve aile sigara içen fertlere göre depresyon, anksiyete, stres düzeylerinin incelenmesinde varyans analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Öğrencilerin depresyon, anksiyete, stres düzeyleri arasındaki ilişkilerin incelenmesi amacı ile korelasyon analizi uygulanmıştır. Çalışmada 0,05'den küçük p değerleri istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Analizler SPSS 22.0 paket programı ile yapılmıştır.

İbrahim Halil Oktay
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Suriyeli sığınmacı çocukların Türk eğitim kurumlarında karşılaştıkları sorunlar

Bu çalışma Türk eğitim kurumlarında eğitim gören Suriyeli sığınmacı çocukların akademik yaşantı sürecinde karşılaştıkları sorunları ortaya koymak, bunun için öğretmenlerinin görüşlerini ve yaşadığı sorunları değerlendirmek ve bu görüşler doğrultusunda birtakım önerilerde bulunmak amacıyla yapılmıştır. Nitel araştırma yöntemi kullanılarak gerçekleştirilen araştırmanın verileri 2016-2017 eğitim öğretim yılında İstanbul ili Avcılar, Beylikdüzü ve Küçükçekmece ilçelerinde bulunan görev yapan 10 öğretmen ile yapılan görüşmelerden elde edilmiştir. Bu çalışmada, nitel araştırma yöntemlerinden olan yarı-yapılandırılmış uzman görüşme modeli kullanılmıştır. Yarı yapılandırılmış görüşme formu hem sınıfında Suriyeli öğrencisi bulunan sınıf ve branş öğretmenlerinin hem öğrencilerin hem de velilerin yaşamış olduğu sorunların ve bu sorunların çözümü için öneri ve destekleri belirlemeye yönelik olarak oluşturulmuştur. Görüşme sorularına öğretmenlerin kişisel bilgilerini elde etmek amacıyla kişisel bilgi formu eklenmiştir. Veriler (görüşme metinleri) derinlemesine analiz edilmiştir. Araştırma sonuçları; Suriyeli sığınmacı çocukların Türk eğitim sistemine girişiyle birlikte öğretmenlerin yaşadığı sorunlar, öğretmenlerin görüşleri doğrultusunda öğrencilerin ve velilerin yaşadığı sorunlar ve öğrencilerin daha iyi eğitim alabilmesi için öğretmenlerin sunduğu öneriler ve ihtiyaç duyulan destekler alt başlıkları altında elde edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Göç, sığınmacı, Suriyeli çocuklar, öğretmen görüşleri

Yabancı uyruklu çocuklarZorunlu göç
Gamze Ertuş
İstanbul Aydın University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

İstanbul'da bir grup ergen üzerinde cep telefonundan ayrı kalma korkusu (Nomofobi), bağlanma özellikleri, ruhsal ve davranışsal sorunlar arasındaki ilişkinin incelenmesi

Nomofobi, bireylerin cep telefonlarıyla temaslarını kaybettiklerinde ortaya çıkan yoğun duygusal sıkıntı olarak tanımlanmaktadır. Bu çalışmanın amacı bağlanma özellikleri, ruhsal ve davranışsal sorunlar ve nomofobi arasındaki ilişkiyi araştırmaktır. Çalışma İstanbul'daki üç liseden gönüllü 819 ergen (%46 erkek, n = 379; % 54 kadın n = 440) ile yürütülmüştür. Katılımcılara uygulanan anketler, Nomofobi Anketi (NMP-Q), Güçler ve Güçlükler Anketi (GGA) ve Ebeveyn ve Arkadaşlara Bağlanma Envanteridir (EABE). Ergenler, NMP-Q puanlarına göre, nomofobinin hafif, orta ve ciddi derecesine göre gruplandırılmıştır. EABE ve GGA puanları tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ile karşılaştırılmıştır. Kategorik değişkenler ki-kare testi ile karşılaştırılmıştır. Ölçekler arası ilişkiyi belirlemek için Pearson Momentler Çarpımı Korelayon Analizi yapılmıştır. Bağlanma puanlarının ve ruhsal ve davranışsal sorunların NMP-Q düzeylerinde öngörülebilirliği çok değişkenli doğrusal regresyon analizi ile test edilmiştir. Katılımcıların % 34.3'ü (n = 281) hafif, % 55.4'ü (n = 453) orta, % 10.4'ü (n = 85) ciddi nomofobi derecesinde çıkmıştır. Anne ve babanın bağlanma puanları anlamlı derecede düşük, yabancılaşma puanları ciddi nomofobi grubunda orta ve hafif derecede nomofobi grubuna göre anlamlı derecede yüksektir (p <0.05). Ergenlerin GGA toplam sorun puanları, davranış sorunları, duygusal sorunları, dikkat eksikliği ve hiperaktivite alt ölçeği puanları ciddi nomofobi grubunda orta ve hafif derecedeki nomofobi gruplarına göre anlamlı derecede yüksek çıkmıştır (p <0.05). Korelasyon analizine göre, toplam NMP-Q skorlarının, ergenlerin GGA toplam sorun puanlarıyla (r = 225) pozitif korelasyon gösterdiği ve anne bağlanma toplam (r = -121) ve baba bağlanma toplam (r = -122) puanları ile negatif korelasyon gösterdiği ortaya çıkmıştır, EBAE (p <.0.01). Çoklu doğrusal regresyon analizinde ise, tüm alt ölçekler analiz edilmiş ve EABE'nin anne ve baba bağlanma toplam puanları, baba iletişim puanı (p <0.05) ve anne yabancılaşma puanı (p <0.05), nomofobi puanlarını önemli ölçüde etkilemektedir. GGA ergen toplam sorun puanı (p <0.05) ise nomofobi puanlarını önemli ölçüde etkilemede anlamlılığa yaklaşmıştır. Bu çalışmanın sonuçlarına göre, hem akademik hem de klinik alanda nomofobisi olan ergenleri değerlendirirken bağlanma özelliklerine, ruhsal ve davranışsal sorunlara odaklanmanın önemli olacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Bağlanma, Cep telefonundan ayrı kalma korkusu(Nomofobi), Ruhsal ve Davranışsal Sorunlar, Ergenlik.

Ayrılık kaygısıBağlanmaCep telefonu+6
Büşra Bayrak
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Alkol kullanım bozukluğunda duygusal istismar algısının incelenmesi

Bu araştırmanın amacı alkol kullanım bozukluğu tanısı almış olan yetişkinlerin, çocukluk ve ergenlik dönemi yaşanmışlıklarında anne babadan algıladıkları duygusal istismarı araştırmak; çocukluk ve ergenlikteki duygusal istismar algısı ile alkol kullanım bozukluğu arasındaki ilişkiyi değerlendirmektir. Bu araştırma İstanbul Balıklı Rum Hastanesi Vakfı Anatolia Klinikleri 3. Serviste alkol kullanım bozukluğu tanısıyla tedavi görmekte olan 24 ile 70 yaş arasında 12'si kadın, 50'si erkek olmak üzere 62 hasta ile çalışılmıştır. Araştırmacı tarafından geliştirilen Kişisel Bilgi Formu, Dr. Aaron T. Beck ve Ark., (1961), tarafından geliştirilen Beck Depresyon Ölçeği, Anne ve babadan algılanan duygusal istismarı ölçmek için, ilk olarak ölçeğin geliştiricilerinden olan F. Erkman'la iletişime geçilerek gerekli izin alınmıştır; ve diğer araştırmacılar M. Alantar, (1988, 1989); N. Bayraktar, (1990); B. Vardar, (1994); M. Çeşmeci ve H. Kılınç., (1999), tarafından geliştirilen Anne-Baba Genç İlişkileri Ölçeği uygulanmıştır. İstatistiksel çözümlemelerde Frekans ve Yüzde Dağılımları; Shapiro-Wilk; Spearman rho Korelasyon; Mann Whitney U ve Kruskal Wallis testleri ile analiz çalışması yapılmıştır. Bu araştırmada alkol kullanım bozukluğu tanısı almış olan hastaların aile içi alkol kullanım oranı %93,8 olduğu ve aile içi alkol kullanımı normalleştirilerek rol-model aktarımının sürdürüldüğü belirlenmiştir. Alkol etkisiyle aile içi tartışma ve çatışmaların oranı %22,6; yaşanması sonucunda boşanmış ve ayrı yaşayanların oranı %30,4 olduğu belirlemiştir. Çocukluk ve ergenlik çağında babadan algılanan duygusal istismar puanı 399,00±60,19; anneden algılanan duygusal istismar puanı 393,00±64,03 olduğu görülmüştür. Anne babadan algılanan duygusal istismarın olumsuz etkileri yetişkinlik dönemi yaşantılarında alkol kullanım süreci içinde gelişen depresyon belirtilerinin yüksek düzeyde yaşandığı belirlenmiştir. Eğitim düzeyi düşük olan anneden algılanan duygusal istismarın depresyon düzeyini etkileyen puanı 35,98; eğitim düzeyi yüksek olan anneden algılanan duygusal istismarın depresyon düzeyini etkileyen puanı 19,25 bulunmuştur. Eğitim düzeyi düşük olan babadan algılanan duygusal istismarın depresyon düzeyini etkileyen puanı 35,81; Eğitim düzeyi yüksek olan babadan algılanan duygusal istismarın depresyon düzeyini etkileyen puanı 24,45 bulunmuştur. Araştırma sonucunda alkol kullanım bozukluğu tanısı ile tedavi gören hastaların yoğun alkol kullanımı süreci içinde gelişen depresyon belirtilerinin yüksek düzeyde yaşandığı belirlenmiştir. Yatarak tedavi gören katılımcı hastaların çocukluk ve ergenlik dönemi yaşanmışlıklarında yüksek düzeyde duygusal istismara maruz kaldıkları ve ihmal edildikleri sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Çocuk ve ergen, duygusal istismar.

Alkol içmeAlkolle ilgili bozukluklarDuygusal istismar+5
Emine Bitiş
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Ağrı/Patnos ilçesi özelinde 12. sınıf ergenlerde ayrışma bireyleşme kapasitesi ile akran zorbalığı sistemi arasındaki ilişkinin incelenmesi

Dünyada ve ülkemizde bulunan okullarda akran zorbalığının yaygınlaşması üzerine çeşitli araştırmalar yapılmakta ve çözüm yolları aranmaktadır. Akran zorbalığı, eğitim-öğretim hayatını olumsuz etkileyeceği gibi, kişiliğin üzerinde de travmatik sonuçlar doğurur. Ergenlerin zorbalık sistemindeki statüsü, ayrışma-bireyleşme süreçlerinden hem etkilenir hem de sürecin ergenlikte tekrar sahneye gelen boyutuna olumsuz yansımalarda bulunur. Bu çalışmanın amacı 12. sınıfa devam eden 18 yaşındaki ergenlerin ayrışma-bireyleşme düzeylerini belirleyip, bu düzeyin okullarda yaygın bir sorun olan akran zorbalığı sisteminin zorba ve kurban boyutları ile ilişkisini saptamaktır. Çalışma Ağrı ili, Patnos İlçesinde bulunan 5 değişik tür lisede eğitim-öğretim gören 157'si (%60,4) kız, 103'ü (%39,6) erkek olmak üzere toplam 260, öğrenciyle yürütülmüştür. Katılımcılara, "Ergen Ayrışma-bireyleşme Ölçeği", "Akran Zorbalığı Belirleme Ölçeği Ergen Formu" ve "Kişisel Bilgi Formu" uygulanmıştır. EABÖ ve AZBÖ'nün SPSS16.0 paket programı ile analizi yapılmıştır. EABÖ formundan alınabilecek minumum puan 31, maksimum puan 155'tir. Katılımcı öğrencilerin ayrışma-bireyleşme bulgularına göre ortalamaları 81,02'dir. Bu sonuç ortalama alınabilecek minumum puanın anlamlı düzeyde üstündedir. Ayrışma-bireyleşme düzeyi bu puan arttıkça azalmaktadır. AZBÖ formuna göre öğrencilerin %62,3'ü zorba davranışlarda bulunarak zorba statüsünde, %89,2'si zorbalığa maruz kalarak kurban statüsünde, %60,4'ü hem zorba hem kurban statüsünde yer almaktadırlar. EABÖ ile AZBÖ arasında korelasyon analizine göre ayrışma-bireyleşme ile kurban olmak arasında güçlü bir ilişki vardır. Bu ilişki ayrışma-bireyleşmenin özellikle reddedilme beklentisi alt boyutuyla tüm kurban olma alt boyutları arasındadır. Ayrıca kurban ve zorba statüsünde yer alan öğrencilerin yer almayanlara göre ayrışma-bireyleşme ortalamaları, ayrışma-bireyleşme aleyhine farklılaşmaktadır. Bu çalışmanın sonuçları, okullarda yaygın bir sorun olan akran zorbalığı sistemi ile ayrışma-bireyleşme süreçlerinin ilişkisini göstermektedir. Bu ilişki, ayrışma-bireyleşme ile ilgili daha çok ve geniş çaplı araştırmalar yapılması gerekliliğini ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Ayrışma-bireyleşme, Akran Zorbalığı, Ergen.

Akran zorbalığıAyrışmaAğrı-Patnos+4
Gülşah Uçar
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Okul öncesi dönemde agresyonun çocuk resimlerine yansıması

Resim birçok uzman tarafından çocuğun kişiliğini değerlendirmede kullanılan araçlardan biri olarak nitelendirilmektedir. Çocuklar resim aracılığı ile duygu ve düşüncelerini dışa yansıtabilmektedir. Bu düşünceden hareketle mevcut çalışma, agresyonun çocuk resimlerine yansımasını araştırma amacıyla planlanmıştır. Çalışmaya; devlet ve özel okul öncesi eğitim kurumlarına devam eden, 5-6 yaş grubu, 42 kız 43 erkek çocuk olmak üzere toplam 85 çocuk katılmıştır. Tüm çocuklara sosyal davranış ölçeği uygulanmış ve çocukların fiziksel- ilişkisel saldırganlık düzeyleri belirlenmiştir. Çocuklardan bütün bir insan figürü, "Evimde Bir Akşam Yemeği" konulu bir resim ve "Okuldaki Oyun Saatim" konulu bir resim çizmeleri istenmiştir. Çocuklara her çizim için 12 farklı renkte boya kalemi verilmiştir ve çocuklar çizimlerini tercih ettikleri renklerde yapmıştır. İnsan figürü çizimleri, Koppitz'in 9 duygusal göstergenin varlığına göre belirlemiş olduğu Bir Adam Çiz Test'i kullanılarak analiz edilmiştir. "Evimde Bir Akşam Yemeği" ve "Okuldaki Oyun Saatim" konulu resimler ise çalışmacı tarafından hazırlanan "Şema", "İfade", "İçerik", "Oran", "Çizgi" ve "Alan" boyutlarını içeren Resim Değerlendirme Ölçeği kullanılarak analiz edilmiştir. Çocuklar Resim Değerlendirme Ölçeği'nden aldıkları puanlara göre riskli, şüpheli ve normal olmak üzere üç gruba ayrılmıştır. İnsan figürü analizleri sonucunda saldırganlığa sahip olan çocukların çizimlerinde asimetri olduğu görülmüştür. Ayrıca, "Evimde Bir Akşam Yemeği" konulu resmin "Şema", "İfade", "İçerik", "Oran" ve "Çizgi" boyutları ile saldırganlık düzeyi arasında anlamlı fark olduğu bulunmuştur. Bununla birlikte "Okuldaki Oyun Saatim" konulu resmin de "Şema", "İfade", "İçerik", "Oran", "Çizgi" ve "Alan" boyutları ile saldırganlık düzeyi arasında anlamlı fark olduğu görülmüştür. Diğer taraftan, saldırganlık düzeyi ile renk tercihi arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır.

Okul öncesi dönemOkul öncesi çocuklarResimler+2
Ezgi Yıldırım
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Ebeveyn reddi algısı yüksek olan ergenlerin şiddet eğilimine yönelmesinde bağlanma biçiminin etkisinin incelenmesi

Bu araştırmanın amacı lise öğrencilerinde şiddet gerekçeli disiplin cezası alıp almama durumunun ebeveyn reddi ve bağlanma stilleri çerçevesinde değerlendirilmesidir. Ebeveyn reddi ve bağlanmanın yanı sıra şiddet eğilimine yönelimle ilişkili koruyucu ve risk faktörlerinin de incelenmesi hedeflenmektedir. Araştırmanın çalışma grubunu İstanbul ili Şişli ve Kağıthane ilçelerinde 2016-2017 eğitim öğretim yılında liselerde disiplin kurulundan şiddet gerekçeli ceza almış 43 öğrenci ve seçkisiz seçilen hiç ceza almamış 102 öğrenci olmak üzere toplam 145 gönüllü öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri Ebeveyn Kabul Red Ölçeği (Anne-Baba formu) (EKRÖ/Anne-Baba), Şiddet Eğilimi Ölçeği (ŞEÖ) ve Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri-1 (YİYE-I) oluşturmaktadır. Araştırmada; betimsel analizler, Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis H testi, Spearman Korelasyon analizi, Shapiro-Wilk ve çoklu regresyon analizleri ile gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler bilgisayarda "SPSS for Windows 18.0" programında çözümlenmiş, manidarlık düzeyleri ayrıca belirtilmiş ve bulgular araştırmanın amaçlarına uygun olarak tablolar halinde sunulmuştur. Araştırma sonucunda öğrencilerin ebeveyn reddi ve bağlanma değişkenlerinin şiddet gerekçeli disiplin cezası alıp almamaları açısından anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir. Erkek öğrencilerde şiddet duygusu ve başkalarına şiddet uygulama davranışı kız öğrencilere göre daha yüksek düzeydedir. Yakın ilişkide yaşantılar envanterine göre kız öğrencilerde kaçınma daha yüksek düzeyde olduğu tespit edilmiştir. Şiddet gerekçeli ceza alan ve almayan çocuklarda Ebeveyn reddi ölçeği anne formuna göre sıcaklık/şefkat ile kaygılı bağlanma arasında zayıf ve ters yönde ilişki varken, düşmanlık/saldırganlık ile kaygılı bağlanma arasında pozitif yönde ve doğrudan bir ilişki tespit edilmiştir. Şiddet gerekçeli ceza alan ve almayan çocuklarda Ebeveyn reddi ölçeği baba formuna göre kayıtsızlık/ihmal ile kaygılı bağlanma arasında çok zayıf ve pozitif yönde anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir.

BağlanmaBağlanma stilleriEbeveyn kabul veya reddi+4
Fatih Karaboğa
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

3-6 yaş çocuklarda müzik ve dans derslerinin psikolojik etkileri

Dans ve müzik eski zamanlardan beri insanları etkilemiş; şifa, terapi, hipnoz olarak kullanılmış ve bir çok hastalığa dans ve müzik çeşitleriyle tedavi aranmıştır. Bu çalışmada 3-6 yaş çocuklarda dans eğitiminin motivasyon, fiziksel ve psikolojik etkilerinin araştırılması hedeflenmiş, bu doğrultuda çocukların motivasyon, fiziksel ve psikolojik gelişiminin ölçülmesi amaçlanmıştır. Günümüzde milli eğitim programında okul öncesi dönemde ve ilkokul döneminde müzik ve dans dersleri zorunlu görülmemektedir. Ancak 3-6 yaş çocukların psikolojik gelişimlerini tamamlarken müzik ve dans derslerinin onların gelişimlerini desteklediği görülmektedir. Bir çok özel anaokulda 3-6 yaş çocukların temel müzik derslerini aldıkları; bedenlerini tanımak, vücut dilini kullanma becerilerini kavramak ve duygularını yansıtabilmek için de dans derslerini branş dersi olarak aldıkları görülmektedir. Bu konunun seçilme nedeni ise, okul öncesi dönemden itibaren dans dersleriyle çocukların gelişimine destek olunmasının onların motivasyon, fiziksel ve psikolojik gelişimlerine önemli katkılarda bulunacağı fikridir. Araştırmaya 40 erkek, 47 kız olmak üzere 87 öğrenci katılmıştır. 27 sorudan oluşan kontrol listesi hazırlanarak, ilk 4 maddesi sadece Birinci Dönem sonunda, diğer 23 maddesi ise hem Birinci Dönem sonunda (ilk dersten dört ay sonra) hem de İkinci Dönem sonunda (ilk dersten yedi ay sonra) olmak üzere iki kez uygulanmıştır. Soruların dördünün yanıtları veli gözlemi yardımıyla, diğerleri ise araştırmacının gözlemiyle toplanmıştır. Araştırmada elde edilen bulgulara göre; 3-6 yaş arası çocuklarda dans terapi yöntemlerinin yaş gruplarına göre uyarlanarak işlendiği dans dersleri, çocukların toplam motivasyon, fiziksel ve psikolojik gelişimlerini arttırmaktadır. Çocukların toplam motivasyon, fiziksel ve psikolojik gelişimleri, cinsiyete göre farklılık göstermemekte (p>0,05) ancak erkek çocuklar kız çocuklara göre ders öncesi girişte sohbete anlamlı düzeyde daha fazla katılmaktadırlar (p<0,05). Çocukların toplam motivasyon, fiziksel ve psikolojik gelişimleri, yaş gruplarına göre ise farklılık göstermektedir (p<0,05).

DansMüzikMüzik eğitimi+4
Merve Sezince Erenler
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinde mizah eğiliminin saldırganlık üzerindeki etkilerinin incelenmesi

Türk Dil Kurumu tarafından gülmece olarak tanımlanan mizah, gündelik hayatta toplumun her kesimi tarafından aktif olarak üretilmekte ve tüketilmektedir. Toplumdaki her bireyin bir mizah temsiline sahip olması, onu önemli bir iletişim aracı kılmaktadır. Batı dünyasında mizah, sıklıkla psikoloji biliminin araştırmalarına konu olmasına karşın ülkemizde genellikle güzel sanatlar, iletişim ve edebiyat alanları çerçevesinde ele alınmaktadır. Bu nedenle ülkemiz literatüründe mizahın psikolojik yönüyle ilişkili araştırmaların azlığı dikkat çekmektedir. Bu araştırmanın amacı ise üniversite öğrencilerinin mizaha olan genel eğilimleri ile saldırganlık eğilimleri arasındaki ilişkinin psikolojik açıdan incelenmesidir. Mizahın saldırganlıkla olan ilişkisi Platon ve Aristoteles'in metinlerinde kadar uzanmaktadır. Bu dönemde mizahın bir tür aşağılama aracı olduğu ve bu nedenle insanı saldırganlığa yönelteceği görüşü hakimdir. Freud ise mizahı, insanı gerginlikten kurtaran bir savunma mekanizması olarak ele almaktadır. Dolayısıyla bu iki teorik bakış açısı, mizahın saldırganlıkla ilişkilendirilmesi bağlamında uyuşmakta fakat sonuçları bakımından farklılık göstermektedir. Araştırmanın hipotezi ise psikanalitik görüşü referans almakta ve mizah eğiliminin saldırganlığı azaltacağı görüşünü benimsemektedir. Çalışmanın örneklemi 2016-2017 Eğitim-Öğretim Yılı'nda İstanbul Aydın Üniversitesi'nin çeşitli bölümlerinde eğitim gören 18-25 yaş arası 205 ön lisans ve lisans öğrencisinden oluşmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Formu (KBF), Ergenlerde Mizah Ölçeği (EMÖ) ve Buss-Perry Saldırganlık Ölçeği (BPSÖ) kullanılmıştır. Elde edilen verilerin analizi için ise NCSS 2007 programı kullanılmıştır. Gerçekleştirilen istatistiki analiz sonuçlarına göre korelasyon analizinde mizah eğilimi ve saldırganlık arasında düşük düzeyde pozitif yönlü bir ilişki olduğu saptanmıştır. Bu ilişkideki etkiyi belirlemek amacıyla gerçekleştirilen regresyon analizinde ise mizah eğiliminin saldırganlık üzerindeki toplam etkisinin %2.9 olduğu belirlenmiştir. Saldırganlığın alt boyutlarına etki eden en önemli faktörün bilişsel süreçlerde mizah kullanımı olduğu gözlemlenmiştir. Bu bağlamda bilişsel süreçlerde mizah kullanımın düşmanlığı, öfkeyi ve sözel saldırganlığı arttırdığı sonucuna ulaşılmıştır.

MizahSaldırganlıkÖlçekler+1
Atakan Mustafa Akıl
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Üstün zekalı çocukların normal gelişim gösteren çocuklara göre sosyal zeka düzeylerinin incelenmesi

Bu araştırmanın amacı üstün zekalı çocukların sosyal zeka düzeylerinin normal gelişim gösteren çocuklara göre karşılaştırılmasıdır. Kalıtım yolu ile geçmeyen sosyal zeka düzeyini küçük yaşlardan itibaren ana-baba tutumları, sosyal çevre ve okul hayatı etkilemektedir. Bu çalışma üstün zekalı eğitim merkezinde eğitim gören çocuklarla, normal okullarda okuyan çocukların sosyal zeka düzeylerinin karşılaştırılması üzerine yapılmıştır. Bu çocukların sosyal zeka düzeyleri, onların demografik bilgi özellikleri ile de karşılaştırılmıştır. Araştırma Türkiye'nin İstanbul ilinde eğitim almakta olan 12-14 yaş aralığında çocuklarla (önergenlerle) yapılmıştır. Analizler için tarafımdan tertiplenmiş olan Demografik Bilgi Formu ve 2001 senesinde Silvera ve arkadaşları tarafından tertiplenmiş olan Tromso Sosyal Zeka Ölçeği kullanılmıştır. Çalışma sonucunda üstün zekalı çocukların sosyal zeka düzeylerinin normal gelişim gösteren çocuklara göre anlamlı şekilde yüksek olduğu saptanmıştır.

ErgenlerSosyal zekaÜstün yetenek+1
Leyla Abdullayeva
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Çatalca'da yaşayan evli bireylerin bağlanma stilleri, romantik kıskançlık düzeyi ve evlilik doyumu arasındaki ilişki

Bu araştırmada Çatalca'da yaşayan evli bireylerin bağlanma biçimleri, kıskançlık düzeyleri, evlilik doyumları arasında anlamlı düzeyde bir ilişki olup olmadığı ve bu değişkenlerin cinsiyet, yaş, eğitim düzeyi, evlilik süresi, evlenme biçimi ve çocuk sayısı açısından farklılaşıp farklılaşmadığının incelenmesi amaçlanmaktadır. Araştırmanın örneklemi 200 kişiden oluşmaktadır (104 kadın- 96 erkek). Araştırma betimsel bir çalışma olup; örneklemi ise kolay ulaşılabilir örnekleme yöntemine göre seçilmiştir. Katılımcılara araştırmacı tarafından hazırlanmış olan Kişisel Bilgi Formu (KBF) verilmiştir. Katılımcıların bağlanma biçimini ölçebilmek için 1998'de Brennan, Clark ve Shaver tarafından geliştirilen 'Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri II (YİYE II)' kullanılmıştır. Romantik kıskançlık düzeyini ölçmek için de Pines ve Arenson tarafından 1983'te geliştirilmiş olan 'Romantik Kıskançlık Ölçeği' kullanılmıştır. Araştırmada evlilik doyumu ise 2006 yılında Çelik tarafından geliştirilmiş olan 'Evlilik Doyumu Ölçeği (EDÖ)' ölçülmüştür. Verilerin analiz edilmesinde betimleyici istatistikler, Spearman Korelasyon Analizi, Mann-Whitney U analizi, Kruskal-Wallis H testi ve çoklu regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırmadan sonuçları bağlanma stiline göre evlilik doyumu ve kıskançlık düzeyinin değiştiğini göstermektedir. Demografik değişkenlerden, maddi durum ve eşin eğitim durumunun evlilik doyumu ve bağlanma stili üzende etkisinden söz edilebilmektedir. Regresyon analizleri sonuçları ise evlilikten alınan doyumun yordayıcılarının kaçıngan bağlanma ve maddi durum olduğunu söyler iken; kıskançlık tetikleyicilerinin yordayıcıları ise kaçıngan bağlanma ve evlilik doyumu olduğu sonucu elde edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Bağlanma Stilleri, Romantik Kıskançlık, Evlilik Doyumu.

BağlanmaBağlanma stilleriEvli çiftler+6
Büşra Girgin
İstanbul Aydın University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

7.-8. sınıf özel okul öğrencilerinin sınav kaygısı ile ana-baba tutumları ve mükemmeliyetçi kişilik özellikleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu araştırmada ortaokul öğrencilerinin anne-baba tutumlarının mükemmeliyetçi kişilik özelliklerini ve sınav kaygısını yordayıp yordamadığını belirlemek amaçlanmıştır. Anne ve baba tutumları, bireyin sağlıklı bir kişilik yapılandırması, akademik gelişimi ve aynı zamanda bireyin sosyal ve uyum becerilerini geliştirebilmesi için Aile Danışmanlığı alanının önemli konuları arasında yer alır. Yurtdışında ve ülkemizde anne-baba tutumu ile ilgili önemli sayıda araştırma göze çarpmaktadır. Son yıllarda uygulanan eğitim sisteminde sınavların hayatımızdaki yerinin ve öneminin artması ile sağlıksız anne ve baba tutumlarının öğrenci üzerinde baskı oluşturması öğrencide mükemmeliyetçi kişilik özelliklerini ve sınav kaygısının yaygınlığı arttırmıştır. Bu araştırmadan yola çıkarak anne-baba tutumlarının, mükemmeliyetçi kişilik ve sınav kaygısını, ne kadar etkilediği, öğrencinin sınıf düzeyine, cinsiyetine, algılanan akademik başarı düzeyine, anne-babanın birliktelik durumuna ve sosyo-ekonomik düzeye göre farklılık göstereceği düşünülmektedir. Araştırma 7. ve 8. sınıfa devam eden 150 ortaokul öğrencisi ile gerçekleştirilmiştir. Öğrencilerin sınav kaygısına ilişkin verilerini saptamak amacıyla Sınav Kaygısı Envanteri (Öner, 1990), Ana-Baba Tutum Ölçeği (Kuzgun ve Eldeleklioğlu, 2005) ve Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği (Özbay ve Taşdemir 2003) kullanılmıştır. Demografik değişkenlere ilişkin veriler araştırmacı tarafından hazırlanan "Kişisel Bilgi Formu" kullanılarak elde edilmiştir. Araştırmada anne-baba tutumlarının ve mükemmeliyetçiliğin öğrenci üzerinde sınav kaygısını yordayıp yordamadığı çoklu doğrusal regresyon analizi tekniği ile belirlenmiştir ve bunun sonucunda, anne-baba tutumlarının sınav kaygısı ve mükemmeliyetçi kişilik özellikleri arasında önemli sonuçlar saptanmıştır Anahtar Kelimeler: Sınav kaygısı, mükemmeliyetçilik, anne-baba tutumları

Ana-baba tutumuAnksiyeteErgenler+5
Bilge Küçüker
İstanbul Aydın University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinin mutluluk, psikolojik sağlamlık ve öz yeterlik düzeylerinin incelenmesi

Psikoloji başta olmak üzere insanı ve toplumu anlamayı kendine amaç edinmiş farklı disiplinler mutluluğu insanlığın ulaşmak istediği en büyük amaç olarak belirlemiştir. Mutluluğa atfedilen bu önem ise mutluluğu yordayan etmenleri araştırmayı önemli kılmaktadır. Bu araştırmanın amacı da üniversite öğrencilerinin mutluluk, psikolojik sağlamlık ve öz yeterlik düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırmanın örneklemi, farklı fakültelerde öğrenimine devam eden, 208 kadın ve 105 erkek olmak üzere toplam 323 üniversite öğrencisinden oluşmaktadır. Araştırmada veri toplamak amacıyla; Oxford Mutluluk Ölçeği Kısa Formu (OMÖ-KF), Genel Öz Yeterlik Ölçeği (GÖYÖ), Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği (KPSÖ) ve Kişisel Bilgi Formu (KBF) kullanılmıştır. Ölçekler yardımıyla toplanan veriler bilgisayara aktarılmış ve SPSS 21.00 paket programıyla analiz edilmiştir. Araştırma verilerinin analizinde frekans, yüzde, aritmetik ortalama, korelasyon analizi tekniklerinin yanı sıra üniversite öğrencilerinin mutluluk, psikolojik sağlamlık ve öz yeterlik düzeylerinin, öğrenim görülen fakülte, sınıf düzeyi ve yaşanılan yere göre farklılaşıp farklılaşmadığı tek yönlü ANOVA analiz edilmiştir. Ayrıca öğrencilerin mutluluk, psikolojik sağlamlık ve öz yeterlik düzeylerinin cinsiyete göre farklılaşıp farklılaşmadığını analiz etmek için t testinden yararlanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda üniversite öğrencilerinin mutluluk, öz yeterlik ve psikolojik sağlamlık düzeyleri arasında orta düzeyde anlamlı ilişkiler olduğu görülmüştür. Öğrencilerin cinsiyetleri, sınıf düzeyleri ve yaşanılan yere göre mutluluk düzeyleri karşılaştırıldığında manidar bir farkın görülmediği sonucuna ulaşılmıştır. Bu bağlamda öz yeterlik, psikolojik sağlamlık ve mutluluğu artırmaya yönelik ayrı ayrı çalışmalar yapılıp etkililiği araştırılabilir. Ayrıca psikolojik sağlamlık ve öz yeterlik düzeyleri dördüncü sınıflara nazaran 1-2 ve 3. Sınıf öğrencilerinde daha düşük bulunmuştur. Bu açıdan bakıldığında, üniversitelerin Psikolojik Danışma Birimlerinin özellikle üniversiteye yeni başlayacak öğrencilere yönelik psiko-eğitim programları düzenlemesi faydalı olacaktır.

MutlulukPsikolojik sağlamlıkÖlçekler+2
Muharrem Can
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Evli bireylerin çocukluk çağı travmaları ile evlilik uyumları arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu araştırmanın amacı, çocukluk çağı travmaları ile evlilik uyumu arasındaki ilişkiyi incelemek ve çocukluk çağı travmatik yaşam olaylarının evlilik uyumu ve yaşam kalitesi üzerinde etkisi olup olmadığını araştırmaktır. Çalışmaya 2017-2018 yıllarında Eylül-Nisan aylarında İstanbul ilinin Anadolu yakasında farklı ilçelerinde rastgele seçilmiş 97 kadın, 68 erkek toplamda 165 evli birey katılmıştır. Katılımcılar araştırmaya, gönülülük esasına göre, çalışma hakkında bilgilendirilip, kabul ettikleri takdirde katılmıştır. Verilerin toplanmasında, Bilgilendirilmiş Gönüllü Olur Formu (BGOF), Sosyodemografik Veri Formu, Çocukluk Çağı Ruhsal Travmaları (ÇÇTÖ), Evlilikte Uyum Ölçeği (EUÖ kullanılmıştır. Çalışmada elde edilen verilerin istatistiksel analiz işlemleri Statistical Package for Social Siences (SPSS) 22.0 programı kullanılarak yapılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel metotları (sayı, yüzde, ortalama, standart sapma) kullanılmıştır. Araştırmada örneklem sayısı 50'nin üzerinden olduğundan, Çocukluk Çağı Ruhsal Travmaları (ÇÇTÖ), Evlilikte Uyum Ölçeği (EUÖ) edilen puanların normal dağılım gösterip göstermediğini belirlemek amacıyla tek örneklem Kolmogorov – Smirnov testi yapılmıştır ve ölçeklerin normal dağılım gösterdiği tespit edilmiştir. Niteliksel verilerin karşılaştırılmasında iki grup arasındaki farkı t-testi testi ve ikiden fazla grup durumunda parametrelerin gruplar arası karşılaştırmalarında ANOVA testi kullanılmıştır. ANOVA testinde anlamlı çıkan bulgular arasında farkı belirleyebilmek için Mann Whitney U testi yapılmıştır. Katılımcıların Evlilik Uyum ve Çocukluk Çağı Travma Ölçeği ve Ölçeklerin Alt Boyut Puanlarının Evlilik Türüne (Görücü Usülü, Flört) Göre T-Testi Sonuçlarına cinsiyet değişkenine göre anlamlı ilişki olmadığı, uyum ölçeği puanı ortalamalarının evlilik uyum ve çocukluk çağı travma ölçeği ve ölçeklerin alt boyut puanlarının çocuk olma durumuna göre grup ortalamaları cinsiyete göre istatistiksel açıdan ise anlamlı bulunmuştur. Buna göre çocuğu olmayan ailelede travma daha fazladır, ancak çocuğu olan ailelede duygusal ihmal daha fazladır. Öte yandan, katılımcıların Uyum Ölçeği ve Travma Ölçeği Puanlarının Eğitim Düzeylerine lise mezunlarının uyum ölçeği puanları en yüksek ilkokul mezunlarının ise travma ölçeği puanları en yüksektir. Gelir Düzeylerine ise kötü ekonomik düzeye sahip aileler uyum ölçeği puanı en yüksek ancak kötü ekonomik düzeye sahip aileler travma ölçeği puanı en yüksektir. Katılımcıların çocukluk çağı travma ölçeği puanları arttıkça evlilik uyumu azaldığı söylenebilir. Determinasyon katsayısı dikkate alındığında, evlilik uyumundaki toplam varyansın (değişkenliğin) %12'sinin çocukluk çağı travmalardan kaynaklandığı söylenebilir. Araştırma sonucuna göre evli çiftlerin evlilik anlaşmaları ile ilişki tarzı ölçeği puanları arasında orta düzeyde, pozitif ve anlamlı ilişki olduğu bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Travma, Evlilik, Çocukluk Çağı Travma, Uyum

Evli çiftlerEvlilikEvlilik uyumu+1
Filiz Gülgör
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de kısa süreli dinamik psikoterapi eğitim programının incelenmesi: Bir durum çalışması

Klinik psikoloji ve psikoterapi, psikoloji biliminin önemli bir uygulama alanıdır. Ruh sağlığı sorunu yaşayan bireyler; psikoterapi tedavisini, hastalığın nüks ihtimalinin düşük olması ve yan etkisinin olmaması nedeniyle talep edebilmektedirler. Son elli yıl içinde psikoterapi ekollerinde hızlı bir artış söz konusu olmuştur. Yapılan önemli meta-analizlerde Kısa Süreli Dinamik Psikoterapinin (KSDP) tedavide önemli başarılar sağladığı kanıtlanmıştır. Dinamik ve farklı psikoterapi uygulamalarını içeren KSDP'nin ülkemizde yaygınlaşmasının önemli olduğu söylenebilir. Bu araştırmada, Türkiye'de KSDP Eğitim Programı kursiyer ve psikoterapist görüşleri çerçevesinde incelenmiştir. Araştırma nitel araştırma metodolojisinde durum çalışmasına göre dizayn edilmiş olup, kursiyer ve psikoterapistlerin görüşleri yarı-yapılandırılmış görüşme formu ile alınmıştır. Elde edilen veriler içerik analizine tabi tutularak kodlar, alt tema ve temalar oluşturulmuştur. Doğrudan alıntılar ile tablolaştırılarak sunulmuştur. Araştırma sonucunda, KSDP eğitim programı ile ilgili olarak; hedeflerin gerçekleştirme düzeyi, eğitim programının içeriği, ortam, dokümantasyon ve materyal, süpervizyon ve öğretim stratejileri ana temalarında görüşler ortaya çıkmıştır. Psikoterapist görüşleri bağlamında ise tedavide etkili olması, uygulama protokolü/çerçevesi, klinik müdahale tercihleri/biçimleri, yetkinlik ve yeterlik, hastanın iyi olma süreci, sonlandırma temalarına ulaşılmıştır. Katılımcılar eğitim programının vaka örneklerini, psikoterapi uygulamalarını, psikoterapist eylemleri ve deneyimlerini içerecek şekilde organize edilmesi gerektiğini, eğitim ortamı, eğitim dokümantasyonu ile kullanılan eğitim araç ve teknolojilerinin buna uygun hazırlanması gerektiğini, KSDP'nin oldukça etkili olduğunu, etkili olmasında dinamik psikoterapi ağırlıklı ve danışanın ihtiyacına göre integratif uygulamaları içermesinin, terapötik ittifaka, transferansa ve yeni deneyime odaklanılmasının etken olduğunu, psikoterapide kalma oranının yüksek olduğunu belirtmişlerdir. Anahtar Kelimeler: Kısa Süreli Dinamik Psikoterapi, Eğitim Programı, Psikoterapi, Etklilik, Durum Çalışması

EtkililikEğitim programlarıPsikoterapi
Abdullah Seki
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

İstanbul 112 acil sağlık hizmetleri çalışanlarının mesleki tükenmişlik düzeyleri, algılanan stres düzeyi ve stresle başa çıkma stillerinin evlilik doyumunu yordama gücü

Bu araştırmanın amacı, İstanbul 112 acil sağlık hizmetleri çalışanlarının mesleki tükenmişlik düzeyleri, algılanan stres ve stresle başa çıkma stratejilerinin evlilik doyumunu yordama gücünü incelemektir. Ayrıca çalışmada cinsiyet, yaş, evlilik süresi, çocuk sayısı, evde eş ve çocuklarla birlikte yaşayan aile büyüğünün varlığı, mesleki unvan, eş çalışma durumu, 112 acil sağlık hizmetlerinde çalışma süresi, çalışılan birim, haftalık çalışma saati ve aylık gelir gibi değişkenlerin 112 acil sağlık hizmetleri çalışanlarının evlilik doyumunu nasıl etkilediğini ortaya koymak amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemi İstanbul 112 acil sağlık hizmetleri komuta kontrol merkezi, acil sağlık hizmetleri istasyonları ve ulusal medikal kurtarma ekibinde çalışan ve randomize olarak seçilen 410 acil sağlık hizmetleri çalışanından oluşmaktadır. Araştırmanın uygulama aşamasında bilgilendirme onam formu ve demografik bilgi formu ile birlikte çalışanlara uygulanan ölçekler bir paket halinde verilmiştir. İstanbul 112 acil sağlık hizmetleri çalışanlarına "mesleki tükenmişlik ölçeği kısa formu" "algılanan stres ölçeği" "başa çıkma stratejileri ölçeği kısa formu" ve çalışanların evlilik ilişkisinden sağlanan genel doyum düzeylerini ölçmek amacıyla da "evlilik yaşamı ölçeği" uygulanmıştır. Veriler; benferroni testi, t testi, games-howel testi, kruskal wallis testi, spearman korelasyon testi ve ANOVA ile analiz edilmiştir. Çalışmadan elde edilen bulgular sonucunda; İstanbul 112 acil sağlık hizmetleri çalışanlarının mesleki tükenmişlik düzeylerinin, algılanan stres ve stresle başa çıkma stratejilerinin evlilik doyumu ve evlilik yaşamı üzerindeki etkileri anlamlı bulunmuştur. Çalışmaya katılan acil sağlık hizmetleri çalışanlarının mesleki tükenmişlikleri ve evlilik doyumları arasında negatif yönde bir ilişkinin olduğu bulunmuştur. Yine algılan stres düzeyi ile evlilik doyumu arasında da ters yönde bir ilişkinin olduğu bulunmuş olup, stresle başa çıkma stratejileri ve evlilik doyumu arasında ise pozitif yönde bir ilişki tespit edilmiştir. İstanbul 112 acil sağlık hizmetleri çalışanlarının evlilik doyumu düzeylerinin cinsiyet, çocuk sayısı, evde eş ve çocuklarla birlikte yaşayan aile büyüğünün varlığı ve aylık gelir düzeyi açısından anlamlı farklılıklar göstermediği ancak; yaş, evlilik süresi, mesleki unvan, eş çalışma durumu, 112 acil sağlık hizmetlerinde çalışma süresi, çalışılan birim ve haftalık çalışma saati açısından anlamlı farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: 112 Acil Sağlık Hizmetleri, Acil Sağlık Çalışanları, Mesleki Tükenmişlik, Algılanan Stres, Stresle Başa Çıkma, Evlilik Doyumu.

Acil servisEvlilikEvlilik doyumu+6
Çiğdem Urgancı
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Öfke duygusunun saldırgan davranışa dönüşmesinde kişilerarası ilişki boyutlarının rolünün incelenmesi

Bu araştırmanın amacı, üniversite öğrencilerinin öfke ve saldırganlık tepkileri ile kişilerarası ilişki boyutları arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırmanın çalışma evrenini, 2016-2017 eğitim öğretim yılında İstanbul Aydın Üniversitesi'ne bağlı Fen Edebiyat, Sağlık Bilimleri, Eğitim ve Mühendislik Fakültesi'nin farklı bölümlerinden tabakalı örnekleme yöntemi ile seçilen 257'si kız, 223'ü erkek olmak üzere toplam 480 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmaya katılan öğrencilerin bazı kişisel bilgileri için "Kişisel Bilgi Formu", öfke ve saldırganlık puanlarının belirlenmesi amacıyla "Öfkeye İlişkin Derin Düşünme Ölçeği" ve "Saldırganlık Envanteri" ile kişilerarası ilişki boyutları arasındaki ilişkinin belirlenebilmesi amacıyla "Kişilerarası İlişki Boyutları Ölçeği", kullanılmıştır. Verilerin analizinde Bağımsız Örneklem, T-testi, ANOVA, Çoklu Regresyon Analizi ve Aracı Değişken Analizi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda üniversite öğrencilerinin öfke, saldırganlık ve kişilerarası ilişki boyutları ile cinsiyet, bölüm, sorun paylaşımı, çocukken aile içi şiddete maruz kalıp kalmama ve bazı sosyo-demografik değişkenler arasında anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Araştırmanın regresyon analizi sonucuna göre; öğrencilerin öfke duyguları ile fiziksel, sözel saldırganlık alt boyutları ve başkalarına güven alt boyutu arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu; onay bağımlılık alt boyutunda ise negatif yönde anlamlıbir ilişki olduğu görülmüştür. Çocukken anne ve/veya babaları tarafından aile içi şiddete maruz kalan öğrencilerin, şiddete maruz kalmayan öğrencilere göre öfke duygusunu daha yoğun yaşadıkları tespit edilmiştir. Araştırmanın aracı değişken analizi sonucuna göre ise, fiziksel saldırganlık davranışının ortaya çıkmasında intikam düşünceleri ile duygu farkındalığının birlikte güçlü bir etki yarattığı ve öğrencilerde görülen fiziksel saldırganlık davranışını açıkladığı görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Öfke, Saldırganlık, Aile İçi Şiddet, Kişilerarası İlişki Boyutları

Aile içi şiddetKişiler arası ilişkilerSaldırganlık+3
Muhsine Toptaş
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Ortaöğretim kurumlarındaki öğretmenlerin çocukluk çağı travmatik yaşantı düzeyi ile çocuk istismarına yönelik farkındalıkları arasındaki ilişkinin incelenmesi

İstismar olgusu, çocukluk çağında yaşanan en ciddi travma biçimidir. Okul ise çocukların ev dışındaki zamanın geçirildiği mekânlardandır. Dolayısıyla öğretmenler, çocukların davranışlarındaki değişikliklerin farkına varma avantajlarına sahiptir. Zira çocuklarla sürekli bir iletişim içindedirler. Bu nedenle öğretmenler, çocuk istismarı olgusunu tanımlayabilecek bir konuma sahiptirler. Bazı araştırmalarda öğretmenlerin çoğunun, standart çocuk bildirim süreçlerinin farkında olmadıkları görülür. Bununla birlikte, ahlaki yönden bildirim zorunluluğu olduğu inancındadırlar. Bu araştırma ile, ortaöğretim kurumlarındaki öğretmenlerin çocukluk çağı travmatik yaşantı düzeyi ile çocuk istismarına yönelik farkındalıkları ilişkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Travma, Çocukluk Çağı Travmaları, Çocuk İstismarı, Öğretmenler

Lise öğretmenleriÇocuk istismarıÇocukluk çağı travmaları+1
Arzu Açar
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Evli bireylerde bağlanma stilleri ve bilişsel esnekliğin ilişki doyumuna etkisi

Bu çalışmanın amacı, evli bireylerde bağlanma stilleriyle bilişsel esnekliğin ilişki doyumuna etkisinin incelenmesidir. Bu bağlamda öncelikli olarak evlilik kurumundan hareketle, bağlanma stilleri, daha sonraki bölümlerde ise bilişsel esneklik ve evlilikte ilişki doyumu konuları değerlendirilmiştir. Araştırmanın örneklemini ise, İstanbul ilinde yer alan 140 evli birey meydana getirmektedir. Araştırmada ölçme aracı olarak "Yakın İlişkilerde Yaşantılar II Envanteri", "Bilişsel Esneklik Envanteri", "Evlilik Yaşam Ölçeği" ve araştırıcının oluşturduğu "Demografik Bilgi Formu" kullanılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak da anket kullanılmıştır. Araştırmanın veri analizinde SPSS 23 programı kullanılmıştır. Ölçeklerin güvenilirliğini test etmek için Cronbach's Alpha katsayısı kullanılmıştır. Ayrıca, ölçeklerin ilişkisini incelemek amacıyla Pearson Korelasyon Katsayısı kullanılmıştır. Gerekli görülen geçerlik ve güvenirlik analizlerine tabi tutulmuştur. Geçerlilik için yapı geçerliliği olan açımlayıcı faktör analizleri yapılmıştır. Yanılma düzeyi (alfa değeri) % 95 olarak alınmıştır. Dolayısıyla olasılık (p) değerinin 0,05 ve daha küçük olduğu durumlar istatistiki olarak kabul edilmiştir. Elde edilen bulgulara göre, bireylerin olumlu bilişsel değerlendirmeleri, ilişki doyumunda önemli rol oynamaktadır. Güvenli bağlanma stiline sahip bireylerin, ilişki doyumunda beklenildiği gibi olumlu yönde ilişki bulunmuştur. Ayrıca, evlilik doyum düzeylerinin cinsiyet ve evlenme durumu açısından da anlamlı farklılık gösterdiği görülmüştür. Bulgulara göre, erkeklerin bilişsel yönden daha esnek oldukları ve olayları olumlu değerlendirebildikleri görülmüştür. Aile ortamında yetişkinlerin iyi olma durumları üzerinde olumlu etkisi olan bilişsel esneklik, bireylerin sağlıklı yaşam stilleri geliştirmelerinde önemli rol oynamaktadır. Araştırmadan elde edilen bulgular ışığında araştırmada bulunan sonuçlar tartışılmış ve gelecek araştırmalar için önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Evlilik, Bağlanma, Bilişsel esneklik, Evlilik doyumu,

BağlanmaBağlanma stilleriBilişsel esneklik+4
İpek Toksöz
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Kardeşi otizmli olan ve olmayan ergenlerin kardeş ilişkileri ve sosyal kaygı düzeylerinin karşılaştırılması

Bu araştırmada otizmli kardeşe sahip olan ve otizmli kardeşe sahip olmayan toplamda 200 ergenin kardeşlik ilişkileri ile sosyal kaygı düzeylerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Bu çalışmada İstanbul Şişli de ikamet eden ergenler katılımcıları oluşturmaktadır. İlk önce iki ayrı gruba da yani otizmli kardeşi olan ve ve otizmli kardeşi olmayan gruba iki farklı kişisel bilgi formları hazırlanmıştır ve buna uygun ergenlere bu bilgi formu dağıtılmıştır ve ardından kardeşlik ilişkileri ölçeği ile sosyal kaygı ölçeği uygulanmıştır. Bu verilerin kullanılmasında SPSS uygulanmıştır ve iki bağımsız grup arasında niceliksel sürekli verilerin karşılaştırılmasında t-testi, ikiden fazla bağımsız grup arasında niceliksel sürekli verilerin karşılaştırılmasında Tek yönlü (One way) Anova testi kullanılmıştır. Anova testi sonrasında farklılıkları belirlemek üzere tamamlayıcı post-hoc analizi olarak Scheffe testi kullanılmıştır. Çıkan analizler sonucunda ise otizmli kardeşe sahip olan ergenlerin daha fazla sosyal kaygı yaşadıkları görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Otizm, Sosyal kaygı, Kardeşlik ilişkileri

ErgenlerKardeş ilişkileriKardeşler+3
Nazan Sınanmış
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Otizmli çocuğa sahip anneler ile normal gelişimli çocuk annelerinin depresyon düzeyleri ve depresyonla başa çıkma stratejilerinin incelenmesi

Bu araştırmada otizmli çocuğa sahip olan anneler ile otizmli çocuğa sahip olmayan annelerin depresyon düzeyleri ile depresyonla başa çıkma özyeterliliklerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Bu araştırmaya 200 anne katılmıştır. Bu çalışmanın katılımcılarını İstanbul ilinde yaşayanlar oluşturmaktadır. Önce annelere Kişisel Bilgi Formu uygulanmıştır. Bu formda depresyon tedavisi alıp almadığı, otizmli çocuğunun yüzdeliği, eğitim yaşadığı bölge gibi sorular sorulmuştur. Otizmli çocuğa sahip olan 100 ve otizmli çocuğa sahip olmayan 100 anneye de Beck Depresyon ve Depresyonla Başa Çıkmada Öz Yeterlilik Ölçeği uygulanmıştır. Otizmli çocuğa sahip olan 100 anneye ilaveten Otizm Davranış Kontrol Ölçeği uygulanmıştır. Çıkan sonuçları analiz etmek için Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemleri olarak sayı, yüzde, ortalama, standart sapma kullanılmıştır. Gruplu değişkenler arasındaki ilişki ki-kare analizi ile, ikiden fazla bağımsız grup arasındaki niceliksel sürekli verilerin karşılaştırılmasında Tek yönlü (One way) Anova testi kullanılmıştır. Çıkan analizler sonucunda depresyon düzeylerinin otizmli çocuğa sahip olan annelerin, otizmli çocuğa sahip olmayan annelerin yaşadıkları depresyon düzeylerine göre daha fazla olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler : Otizm, Depresyon, Anne

Sultan Atılgan
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinde bağlanma stillerinin damgalama davranışıyla ilişkisinin öfke ifade tarzı açısından incelenmesi

Araştırmada, üniversite öğrencilerinde bağlanma stillerinin damgalama davranışıyla ilişkisinin öfke ifade tarzı açısından incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemi İstanbul Aydın Üniversitesi' nin Fen-Edebiyat Fakültesi, Eğitim Fakültesi, Mühendislik Fakültesi ve İktisadi ve İdari bilimler Fakültesi' ne bağlı 6 farklı bölümde (Sosyoloji, Türkçe Öğretmenliği, Sınıf Öğretmenliği, Endüstri Mühendisliği, Yazılım Mühendisliği, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler) okumakta olan 360 gönüllü öğrencilerden oluşmaktadır. Çalışmanın evreni oluşturulurken Tabakalı Örnekleme Tekniği kullanılmıştır. Veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Formu, Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri II, Damgalama Ölçeği, Sürekli Öfke ve Öfke İfade Tarz Ölçeği kullanılmıştır. Veriler SPSS programıyla bilgisayarda bağımsız örneklem t-testi, ANOVA, regresyon analizi kullanılarak değerlendirilmiştir. Verilerin istatiksel analiz sonuçları şöyle özetlenebilir: Kadınların erkeklere oranla daha fazla kaçınmacı bağlanma skoruna sahip oldukları tespit edilmiştir. Öfke İçte alt ölçeğinde cinsiyetin, anlamlı bir fark yarattığı bulunmuştur. Beklenilenin aksine erkeklerin kadınlara oranla daha fazla öfke içte skoruna sahip oldukları tespit edilmiştir. Etiketleme, Ayrımcılık ve Dışlama alt ölçeğinde cinsiyetin anlamlı bir fark yarattığı bulunmuştur. Erkeklerin kadınlara oranla daha fazla etiketleme, ayrımcı ve dışlayıcı skora sahip oldukları tespit edilmiştir. Katılımcıların yaşlarının kaygılı bağlanma alt ölçeğinde anlamlı şekilde ayrıştıkları tespit edilmiştir. 18 yaş grubunda bulunanların 20 yaş grubuna oranla daha fazla kaygılı bağlanma skoruna sahip oldukları tespit edilmiştir. Katılımcıların ebeveynlerinin birliktelik durumları kaçınmacı bağlanma alt ölçeğinde anlamlı şekilde ayrıştıkları tespit edilmiştir. Yine beklenenin aksi olarak anne ve babası sağ olup birlikte olanların, anne ve babası sağ olup ayrı olanlardan daha fazla kaçınmacı bağlanma skoruna sahip oldukları tespit edilmiştir. Erken yaşta zorunlu olarak sorumluluk üstlenen kişilerin, sorumluluk üstlenmek zorunda kalmayan kişilere göre; daha yüksek SL-Öfke ve Öfke İçte puanlarına sahip olduğu ve bu farkın anlamlı şekilde her iki grubu da ayrıştırdığı tespit edilmiştir. Geçmiş yaşantısında herhangi bir türde şiddete maruz kalanların, şiddet mağduru olmayanlara göre daha yüksek Kaygılı Bağlanma ve SL-Öfkeye sahip olduğu ve bu farkın anlamlı şekilde iki grubu ayrıştırdığı tespit edilmiştir. Şaşılacak başka bir tespit ise cinsel kimliği nedeniyle tepki gören kişilerin, tepki görmeyenlere göre daha yüksek Ayrımcılık Dışlamaya sahip olduğu ve bu farkın anlamlı şekilde iki grubu ayrıştırmasıdır. Ayrıca yapılan çalışmada SL Öfke' yi yordayan dört değişken bulunmaktadır. En güçlü yordayıcı değişkenler sırasıyla öfke dışa, anne eğitim seviyesi, öfke içte ve öfke kontroldür. Öfke İçte' yi yordayan en önemli değişkenler sırasıyla kaygılı bağlanma, sürekli öfke, cinsel kimliğe gösterilen tepki, ani kayıp ve öfkenin dışa yansıtılmasıdır. Öfke Dışa' yı yordayan en önemli değişkenler aile gelirinin düşüklüğü, sürekli öfke, öfke içte ve düşük öfke kontroldür. Öfke Kontrol' ünü yordayan en önemli değişkenler ise sürekli öfke ve öfke dışa değerlerinin düşük olmasıdır. Anahtar Kelimeler: Bağlanma, Damgalama, Öfke

BağlanmaBağlanma stilleriDamgalama+3
Merve Aydin
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Görme engelli bireylerin erişilebilir teknolojik araç kullanım düzeylerinin yaşam doyumlarına katkısı hakkında görüşlerinin incelenmesi

Bu araştırmanın amacı, erişilebilir teknolojik araç kullanım düzeylerinin görme engelli bireylerin yaşam doyumlarına katkısının incelenmesidir. Araştırmanın çalışma grubunu, İstanbul ilindeki kartopu örnekleme çeşitlerinden amaçlı örnekleme yöntemiyle seçilmiş 7'si erkek, 6'sı kız olmak üzere 13 yetişkin dönemindeki görme engelli birey oluşturmaktadır. Bu araştırmada katılımcıların konuya ilişkin görüşlerinin tespit edilmesi için yarı yapılandırılmış sorulardan oluşan görüşme yöntemi ve yaşam doyum ölçeği uygulanmıştır. Çalışmamızda uyguladığımız; araştırma yöntemi, karma model yöntemine göre tasarlanmış durum çalışmasıdır. Bu modelde nitel ve nicel araştırma yöntemleri bir arada kullanılır. Nitel araştırma yönteminde, görüşme, gözlem ve döküman analizi gibi nitel veri toplama yöntemleri kullanılarak olaylar doğal ortamda gerçekçi ve bütüncül bir şekilde ortaya konulmaktadır. Yapılan görüşmelerin sonucu elde edilen görüşme metinlerinin analizinde içerik analizi kullanılarak, içerik analizi çeşitlerinden de "kategorisel analiz" gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın nicel veri analizinde kategorizasyondan yararlanılarak iki verinin bulguları birbiri ile karşılaştırılmıştır. Engel durumlarından dolayı bireyler, özel ve kamusal alanda; eğitim eksikliği, destek ve ekipman eksikliği, önyargılar gibi fiziksel, çevresel ve toplumsal birçok sorunla karşılaşmaktadır. Bu durumların görme engelli bireylerde yetersizlik, korku ve bunalıma sebep olmaması, içe kapanık bir kişiliğe dönüşmemesi için eğitim ve destek büyük önem arz etmektedir. Ayrıca bir insana bağlı yaşamak, ayrımcılık ve toplumsal önyargılar görme engelli bireylerin yaşam doyumu düzeylerini olumsuz etkilemektedir. Bu olumsuzlukları azaltmak ve görme engelli bireylerin hayata kolay uyum sağlayabilmesi ve bir insana bağlı olarak yaşama durumunun onlara verdiği psikolojik yükten kurtulması adına, teknoloji ve onun insana sağladığı kolaylaştırıcı aletler devreye girmektedir. Bu sıkıntılar erişilebilir teknolojik araçlar sayesinde bir bakıma aşılmıştır. Araştırmanın sonucunda; görme engelli bireylerin yaşam doyum düzeyleri ve yaşam doyum düzeylerine katkı sağlayan erişilebilir teknolojik araçlar ve bu araçlara duyulan ihtiyaçlar, yeterlilikleri, ulaşılabilirlikleri ve yaşanan sorunların belirlendiği söylenebilir. Toplum, özel kurumlar ve devlet olarak yapılabilecekler hakkında önerilerde bulunulmuş ve bu alanda literatüre katkı sunması açısından önemli bir çalışma olması umulmuştur. Anahtar Kelimeler: Engellilik, Görme Engelli, Erişilebilirlik, Teknolojik araçlar, Yaşam Doyumu

ErişilebilirlikGörme engellilerTeknoloji kullanımı+1
Serap Çifcibaşı
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Beklenmedik başarısızlık gösteren üstün yetenekli öğrencilerin okul başarı tutumları ile akademik öz- yeterlik inançları, algıladıkları aile otorite stilleri ve benlik saygıları arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışmada, beklenmedik başarısızlık kategorisine alınabilecek olan üstün yetenekli öğrencilerin okul başarı tutumları ile akademik öz-yeterlik inançları, algıladıkları aile otorite stilleri ve benlik saygıları arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu araştırmada, İstanbul ilinde öğrenim gören beklenmedik başarısızlık kategorisine alınabilecek olan 122 üstün yetenekli öğrenciye Okul Başarı Tutum Ölçeği-Revize Formu (OBTÖ-R), Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği, Aile Otorite Stil Ölçeği ve Akademik Öz-yeterlik Ölçeği veri toplama aracı olarak kullanılmıştır. Elde edilen verilen istatistiksel analizinde yüzde, frekans, t-Testi, ANOVA, pearson momentler çarpımı gibi istatistiksel hesaplamalar kullanılmıştır. Sonuç olarak beklenmedik başarısızlık kategorisine alınabilecek öğrencilerin okul başarı tutumlarında ve bu ölçeğin öğretmene yönelik tutum ve hedef değeri boyularında cinsiyete göre anlamlı bir farklılaşma olduğu görülmüştür (p<.05). Akademik öz-yeterlik ölçeği puanında cinsiyete göre anlamlı farklılaşma olduğu görülmektedir (p>.05). Okul değişkenine (Devlet ve Özel) göre akademik özyeterliği algısı özyeterlik ölçeği puanlarında ve ölçeğin öğretmene ve okula yönelik tutum ve hedef değeri alt boyutlarında devlet okulu lehine anlamlı farklılaşma olduğu görülmektedir (p<.05). Üstün yetenekli öğrencilerin okul başarı tutumları ile benlik algısı (r=308), akademik öz-yeterlik (r=.531), ihmalkâr aile stili (r=.271), özerk aile stili (r=.342) anlamlı ilişkiler belirlenmiştir. İlerideki araştırmalar üstün yetenekli öğrencilerin beklenmedik düşük başarısızlık olgusuna etki eden faktörlerin nitel olarak araştırılması önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Üstün Yetenekliler, Beklenmedik Başarısızlık, Benlik Saygısı, Okul Başarı Tutumu, Aile Otorite Stilleri, Akademik Öz-yeterlik

Aile otorite stilleriAkademik başarıBeklenmedik başarısızlık+7
Saadet Yılmaz
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite okuyan genç yetişkinlerin mobil telefon yoksunluğu korkusu (nomofobi) ile kişilik tipleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Günümüzde gelişen teknoloji, bazı bağımlılıkların hayatımıza girmesini sağlamıştır. Bu çalışmada üniversite öğrencilerinin nomofobi düzeyleri ile kişilik tipleri arasındaki ilişki araştırılmıştır. Araştırma modeli, ilişkisel tarama modelidir. Araştırmanın örneklemi İstanbul Aydın Üniversitesi öğrencileri olarak belirlenmiştir. Araştırma 2017-2018 öğretim yılı bahar döneminde yapılmış olup, 3. ve 4. sınıf okuyan 300 üniversite öğrencisine ölçekler uygulanmıştır. Veri toplama aracı olarak, Yıldırım vd. (2015) tarafından uyarlanmış Mobil Telefon Bağımlılığı Ölçeği ve Tomrukçu (2008) tarafında uyarlanmış olan Beş Faktörlü Kişi Envanteri kullanılmıştır. Verilerin analizinde t-test, varyans analizi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda; Üniversite öğrencilerin nomofobik durumları ile dışa dönük kişilik puanları arasında pozitif zayıf bir ilişki bulunmuştur (r=.232, p<.001). Üniversite öğrencilerin nomofobik durumları ile uyumluluk kişilik puanları arasında pozitif orta bir ilişki bulunmuştur (r=.461, p<.001). Üniversite öğrencilerin nomofobik durumları ile sorumluluk kişilik puanları arasında pozitif zayıf bir ilişki bulunmuştur (r=.230, p<.001). Üniversite öğrencilerin nomofobik durumları ile duygusal denge kişilik puanları arasında negatif zayıf bir ilişki bulunmuştur (r=-.2184, p<.001). Üniversite öğrencilerin nomofobik durumları ile gelişime açıklı kişilik puanları arasında pozitif zayıf bir ilişki bulunmuştur (r=.255, p<.001). İlerideki araştırmalarda, nomofobinin ortaya çıkmasında kişilik özelliklerinin nasıl etkilediğine yönelik nitel araştırma yapılabilir. Anahtar Kelimeler: Nomofobi, Akıllı Telefon Bağımlılığı, Kişilik, Bağımlılık

Cep telefonuKişilikKişilik tiplemeleri+2
Hatice Öz
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinin ego kimlik statüleri ile ebeveyn otorite stilleri ve sosyal değerleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu araştırmanın amacı üniversite öğrencilerinin kimlik statüleri ile ebeveyn otorite stilleri ve sosyal değerleri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Bu araştırmanın örneklemi yaş ortalamaları X ̅= 20.33 olan, yaşları 18-25 yaş aralığında değişen ileri ergenlikteki üniversite 1. ve 2. sınıflarda öğrenim gören 211 öğrenciden oluşmaktadır. Araştırmanın örneklemi tabakalı amaçlı örnekleme yöntemine göre seçilip, veri toplama araçlarını dolduracak bireyler random olarak seçilen üniversite öğrencilerine doldurulmuştur. Verilerin elde edilmesinde Ego Kimlik Süreci Ölçeği, Ebeveyn Otorite Ölçeği ve Sosyal Değerler Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde Pearson Momentler Çarpımı korelasyon analizi ile parametrik bir test olan tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve anlamlılık ilişkisi ile ilgili veriler ve ilişkinin yönünü belirlemek içinde Post Hoc testlerinden Tukey testi kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre, ego kimlik oluşum süreçleri ile yetkeci ebeveyn otorite stili arasında düşük düzeyde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Ego kimlik oluşum süreçleri ile sosyal değerler arasında düşük düzeyde anlamlı ilişki bulunmuştur. Ego kimlik oluşum süreçleri ile yaşa ve cinsiyete göre anlamlı bir farklılaşma olmadığı bulunmuştur. Kimlik statülerinden başarılı kimlik ile yetkeci ebeveyn otorite stili arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Kimlik statüleri ile sosyal değerler asında anlamlı ilişki bulunmuştur. Fakülte ve bölümler ile sosyal değerler arasında sadece aile değerleri için Özel Eğitim Bölümü ve Hukuk Fakültesi arasında negatif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur. Araştırma bulguları literatür taraması ve çalışma bulguları çerçevesinde tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Ergenlik dönemi, Ego kimliği, Ebeveyn otorite stilleri, Anne-baba tutumları, Sosyal değerler

Aile otorite stilleriBenlikErgenlik+3
Bayram Yılmaz
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Üstün zekâlı çocuklarda zekâ bölümüne (IQ) olası etkili faktörlerin incelenmesi

Üstün zekânın zamanında fark edilememesi, uygun eğitim sağlanamaması gibi sebepler yüzünden böylesine önemli nitelikte olan yeteneklerin yitirilmesi toplumlar için büyük bir kayıp olacaktır. Kaynak çalışmalarında da belirtildiği gibi yüksek işlevli zihinsel becerilere sahip olan çocuklar ülkemizin kalkınması açısından önemli birer hazinedir. Bu farkındalıkla gerçekleştirmiş olduğumuz çalışmamızda geleceğimizin teminatı olan çocukların zeka bölümlerinde hangi değişkenlerin etkili olduğu incelenmiştir. Buradan hareketle bu çocukların zekâ bölümü (IQ) gelişimi üzerinde; okul türü(özel, devlet), anne-baba eğitim durumu, sınıf düzeyi, kardeş sayısı, kardeş sırası, yaşanılan ilçe ve bölge, anne babanın ilişki durumu (birlikte ya da ayrı yaşıyor) değişkenlerinin incelendiği nicel bir çalışmadır. Araştırmanın örneklem grubunda; TÜZDER'e başvuran 4-14 yaş arasındaki 672 katılımcıdan 4-6 yaş arasındaki öğrencilere Stanford Binet Zekâ Testi, 6-14 yaş arasındaki öğrencilere ise Wisc-R zekâ testi uygulanmıştır. Bu katılımcıların 226'sı kız (%33.6), 446'sı erkektir (%66.4). Veriler SPSS 21.0 programında analize uygun hale getirilmiş, bağımsız t test ve tek yönlü varyans analizi ile değerlendirilmiştir. Araştırma sonucunda zekâ bölümü (IQ) ile okul türü (devlet-özel), anne-baba eğitim durumu, sınıf düzeyi, kardeş sırası değişkenleri arasında bir ilişki bulunurken; yaşanılan ilçe ve bölge, anne babanın ilişki durumu (birlikte ya da ayrı yaşıyor) ve kardeş sayısı değişkenleri arasında bir ilişki bulunmamıştır.

Ana-çocuk etkileşimiBaba-çocuk etkileşimiEbeveyn-çocuk ilişkisi+3
Tunahan Coşkun
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Çalışan genç yetişkinlerin depresyon düzeyleri ile otomatik düşünceleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışma çeşitli sektörlerde çalışan genç yetişkinlerin depresyon düzeyleri ile otomatik düşünceleri arasındaki ilişkinin farklı değişkenlerle incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın evrenini 2017 yılında İstanbul ilinde yaşayan çeşitli sektörlerde çalışan genç yetişkin bireyler oluşturmaktadır. Katılımcılar, 75'i (%51,7) kadın, 70'i (%48,3) erkek olmak üzere toplam 145 kişiyi kapsamaktadır. Araştırmada verileri toplamak için "Beck Depresyon Envanteri" ve "Otomatik Düşünceler Ölçeği" kullanılmıştır. Bu araştırma, otomatik düşünceler ile depresyon düzeyi arasındaki ilişkiye bakılacağından korelasyonel desen kullanılarak hazırlanmıştır. Verilerin analizi için öncelikle katılımcıların demografik özelliklerinin betimleyici istatistikleri verilmiştir. Beck Depresyon Envanteri toplam puanları ile bireylerin sosyodemografik özellikleri arasında bağlantısız gruplar t-Tesi ve tek yönlü anova testleri yapılmıştır. Aynı işlem Otomatik Düşünceler Ölçeği toplam puanları ile bağımsız değişkenler arasında da uygulanmıştır. Otomatik Düşünceler Ölçeği alt boyutları ile yapılan analizler Mann Whitney U ve Kruskall Wallis H testleri ile yapılmıştır. Araştırmanın temel amacını oluşturan depresyon ve olumsuz otomatik düşünceler arasında korelasyona bakılmıştır. Yapılan araştırmanın sonucunda elde edilen bulgular, otomatik düşünceler ile depresyonun arasında anlamlı bir ilişki olduğu yönündedir. Bireylerin depresyon düzeyleri ile cinsiyet, medeni durum, eğitim düzeyi değişkenleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık olduğu görülmüştür. Otomatik düşünce sıklığı düzeyi ile cinsiyet ve medeni durum değişkenleri arasındaki farklılığında anlamlı düzeyde olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Depresyon, Otomatik Düşünceler, Genç Yetişkin

DepresyonOtomatik düşünceYetişkinler+1
Büşra Baki
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Ön ergenlik döneminde üstün zekâlı öğrencilerin empati eğlimlerinin normal gelişim sergileyen öğrencilere göre incelenmesi

Bireyin kendini karşısındaki kişinin yerine koyarak onun duygu ve psikolojik durumunu hissetme ve anlama becerisi olarak belirtilen empati yeteneği, sadece karşısındaki kişinin duygularını anlama yeteneği değil aynı zamanda bu duyguları ifade edebilme becerisi olduğu da söylenmektedir. Sosyal varlık olan insanın sağlıklı iletişim ve etkileşim kurması için gerekli olan empati becerisi son zamanlarda sık sık araştırılan ve tartışılan bir konu halindedir. Bu çalışmanın ana amacı da ön ergenlik döneminde üstün zekâlı öğrencilerin empati eğilimlerinin normal gelişim sergileyen öğrencilere göre karşılaştırılmasıdır. Empati duygusu, kişilerarası iletişim ve olumlu ilişkilerde önemli rol oynamaktadır. Birdenbire gelişemeyen empati duygusunun bu gelişim sürecinde aile, okul ve yakın çevrenin etkisi büyüktür. Bu çalışmada da öğrencilerin empati düzeyleri onların bazı demografik özellikleri ile de karşılaştırılmıştır. Araştırma Türkiye'nin İstanbul ilinde eğitim almakta olan 12-14 yaş aralığında öğrencilerle yapılmıştır. Bu araştırmada tarafımdan tertiplenen Demografik Soru Formu ve 2010 senesinde Kaya ve Siyez tarafından geliştirilmiş olan Ka-Si Ergenlerde Empatik Eğilim Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma sonucunda üstün zekâlı öğrencilerin empati eğilimlerinin normal gelişim gösteren öğrencilere göre anlamlı şekilde yüksek olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Üstün Zekâlı Öğrenciler, Empati, Ergenlik.

EmpatiEmpatik eğilimErgenler+3
Saıda Huseynova
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00