İnönü University
Discipline

Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Anabilim Dalı

İnönü University

1,132

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Genç yoksulluğu bağlamında üniversite öğrencilerinin istihdam eğilimleri ve gelecek beklentileri

Gençlik çalışmalarına yönelik artan bir ilginin varlığı söz konusudur. Ancak doğrudan genç yoksulluğunu temel alan çalışmaların sayısı oldukça azdır. Var olan çalışmalar ise genç yoksulluğunu genel olarak işsizlik, aile yoksulluğu ve sosyal dışlanma olgularıyla ele almıştır. Oysa ki gençlerin yoksulluğu, gençlik grubuna ait bir sorun olarak da değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu araştırmada, üniversiteli öğrenci işçilerin yoksulluk deneyimleri, genç yoksulluğu bağlamında incelenerek, gençlik çalışmalarına "üniversiteli öğrenci işçiler" örneklemi ile katkı sunulması amaçlanmaktadır. Araştırma kapsamında hem okuyan hem çalışan 26 üniversiteli gence sosyal medya aracılığı ve kartopu yöntemi ile ulaşılmış olup, yarı yapılandırılmış görüşme tekniği ile istenilen verilere ulaşılmıştır. Derinlemesine mülakatta yöneltilen yarı yapılandırılmış sorular literatür incelenerek araştırmacı tarafından hazırlanmıştır. Verilerin analiz aşaması, Maxqda 2020 programı aracılığıyla gerçekleştirilmiş, betimsel ve içerik analizi bir arada kullanılmıştır. Verilerin analizi sonucunda; yoksul gençler, istihdam eğilimleri ve gelecek beklentileri olmak üzere üç ana temaya ve bu temalara bağlı alt temalara ulaşılmış olup bulgular çalışmanın üçüncü ve son bölümünde verilmiştir. Araştırma süresince genç yoksulluğunun ortaya çıkış koşulları ve yoksulluk deneyimleri üzerinde durulmuş, gençlerin kişisel ve toplumsal sorunlara yaklaşımı ve gelecek beklentilerinin nasıl şekillendiği incelenmiştir. Araştırmaya katılan yoksul gençler, okurken ekonomik nedenlerden dolayı çalışmak zorunda kalmaktadır. Üniversite öğrencileri hem hayatlarını idam ettirebilmek hem de ailelerine yük olmamak için uzun saatler ve düşük ücretler karşılığında güvencesiz işlerde çalışmaktadırlar. Gençler çalışmasına rağmen temel ihtiyaçlarını tam olarak karşılayamamakta, istek ve ihtiyaçları için borçlanma yoluna gidebilmektedir. Diğer taraftan okurken aynı zamanda çalışıyor olmaları akademik ve sosyal hayatlarını olumsuz etkilemektedir. Gençler, kendilerini genç hissetmemekte ve yoksul olarak görmektedir. En çok ekonomi ve eğitim sisteminden şikayetçi olan gençlerin en sık tekrarladıkları olgu sosyalleşebilmektir. Gençler yeterince sosyalleşememekte, bunun için ne zamanları ne de paraları bulunmaktadır. Gençler, genel olarak yaşadıkları toplumun sosyal ve ekonomik yapısına dair olumsuz düşünce ve beklentilere sahiptir. Ayrıca gençlerin mutsuz oldukları görülmektedir. Yoksul ailelerin çocuklarının gençlik dönemlerinde de yoksulluklarının devam ettiği bir çıkış yolu olarak okurken çalışmayı tercih ettikleri söylenebilir. Ancak okurken kötü çalışma koşulları altında çalışıyor olmak onların yoksulluklarını daha da derinleştirmektedir. Bugünün gençlerinin yoksulluğu, yarın toplumunun yoksulluğuna neden olabilecektir.

Pınar Terlemez
Trakya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Dünya'da ve Türkiye'de çocuk emeği sorunu

Çocukların çalıştırılmasının sona erdirilmesine yönelik tüm uluslararası düzenlemelere, yasal ve kurumsal önlemlere rağmen bu sorun dünyada ve özellikle gelişmekte olan ülkelerde yaygın bir problem olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu durum çocukların çalıştırılmasının altında yatan sebeplerin derin ve çok boyutlu olduğunu göstermekte ve mevcut düzenlemelerin etkinliğinin sınırlı olduğuna işaret etmektedir. Çocukların çalıştırılmasının altında yatan sebepler her ne kadar çok boyutlu olsa da genellikle çocukların çalıştırılmasının ana kaynağının yoksulluk olduğu bilinmektedir. Yoksulluktan kurtulmak için çocukların çalıştırılmaya sürüklenmesi bir çözüm olarak görülmektedir. Ancak yoksulluk sebebiyle, eğitim almak yerine çalışmaya yönlendirilen çocuklar, eğitim sayesinde elde edebilecekleri bilgi ve birikim imkânlarından da mahrum kalmakta ve bu sebeple ileride yüksek gelir getiren işlerde çalışma şanslarını, gelecekleri için de kaybetmektedir. Bu durumun, yoksulluğun bir sonraki nesle miras kalmasına sebep olan bir kısır döngü haline gelmesine yol açtığı görülmektedir. Bu çalışmada çocukların çalıştırılması ile ilgili temel kavramlara yer verilerek, bazı kavramlara ilişkin farklı görüşler değerlendirilmektedir. Çocukların çalıştırılmasının tarihsel gelişimi üzerinde durularak çocuk emeği sorununun nedenlerin hakkında açıklamalarda bulunulmaktadır. Dünya'daki ve Türkiye'deki çocuk emeği istatistikleri, 2021 Çocuk Emeğinin Sona Erdirilmesi Uluslararası Yılı kapsamında gerçekleştirilen faaliyetler ışığında değerlendirilerek, ulusal ve uluslararası alanda çocuk emeğinin mevcut durumu ve çocuk emeği sorununda alınan yol hakkında bilgi verilmesi amaçlanmaktadır.

Erdem Karadağ
Trakya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Çalışma yaşamı ve toplumsal cinsiyet: Üniversite öğrencilerinin algı ve beklentileri üzerine bir alan araştırması

Toplumlar tarih boyunca sosyal, ekonomik ve siyasal açıdan sürekli bir değişim ve dönüşüm içerisinde olmuştur. Bu değişimler, cinsiyetlere yüklenen rolleri de doğrudan etkilemiştir. Sanayi devrimi öncesinden başlayarak bu cinsiyet rolleri, aile içi üretimin temelini oluşturmuştur. Sanayileşme, kadınların işgücü piyasasına katılımını da beraberinde getirmiştir. Geçmişte ücretsiz emek gücü olarak görülen kadın, artık fabrikalarda ve üretim tesislerinde çalışmaya başlamıştır. Bu süreçle beraber çalışma yaşamında toplumsal cinsiyet tartışmaları gündeme gelmiştir. Toplumsal cinsiyet ve çalışma yaşamı birbiriyle yakından ilişkili iki kavramdır. Toplumsal cinsiyet, çalışma yaşamında önemli bir eşitsizlik kaynağı olarak görülmektedir. Çalışma yaşamında cinsiyet eşitsizliği, tüm cinsiyetlerin işgücü piyasasında eşit fırsatlara sahip olmalarını engelleyen önemli bir sorundur. Bu ayrımcılık, işe alım süreçlerinden terfi olanaklarına, ücret eşitsizliklerinden işyeri tacizine kadar geniş bir yelpazede kendini gösterebilir. Bu çalışmanın amacı, üniversite öğrencilerinin çalışma yaşamına yönelik algı ve beklentilerini toplumsal cinsiyet perspektifinden ele almaktır. Tezde bu çerçevede Kocaeli ve Sakarya illerindeki üniversite öğrencileriyle görüşmeler yapılmıştır. Bu bağlamda, öğrencilerin toplumsal cinsiyet rollerine bakış açıları, toplumsal cinsiyet kavramı üzerinden çalışma yaşamına yönelik algı ve beklentileri ve çalışma yaşamında toplumsal cinsiyet temelli yaşamayı öngördükleri sorunlar ortaya koyulmuştur.

Rabiye Aslıtürk
Trakya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

İş-yaşam dengesi politikaları ve kadının iş gücüne katılımı: Güney Avrupa Refah Rejimi ve Türkiye değerlendirmesi

Bu çalışma, Türkiye'nin de içinde yer aldığı Güney Avrupa Refah Rejimindeki iş-yaşam dengesi politikalarını ve kadının iş gücüne katılımını incelemeyi amaçlamaktadır. Birinci bölümde, iş-yaşam dengesinin kavramsal çerçevesi detaylı şekilde ele alınmıştır. İkinci bölümde, refah rejimleri ile iş-yaşam dengesi arasındaki ilişki incelenmiş, bu bağlamda farklı rejimlerin temel özellikleri üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümde, kadının iş gücüne katılımının önündeki engeller tartışılmış ve Yunanistan, İtalya, Portekiz, İspanya, Türkiye ile OECD ortalamasına ilişkin karşılaştırmalı veriler sunulmuştur. Son bölümde ise Güney Avrupa Refah Rejimindeki ülkelerin kamusal bakım, bakım izni ve esnek çalışma politikaları kapsamındaki uygulamaları analiz edilmiştir. Çalışmanın temel amacı, kadının iş gücüne katılımını etkileyen iş-yaşam dengesi politikalarına dikkat çekmek ve bu politikaların rejim içindeki analizini yapmaktır. Aynı zamanda Türkiye'nin iş-yaşam dengesi politikalarını inceleyerek, Güney Avrupa Refah Rejiminde yer alan diğer ülkelerle olan benzerlik ve farklılıklarını ortaya koymak da çalışmanın amaçlarından biridir. Üçüncü bölümde ele alınan veriler, kadının iş gücüne katılım oranında en düşük seviyedeki ülkenin Türkiye olduğunu göstermektedir. Son bölümde ise, Güney Avrupa Refah Rejiminde iş-yaşam dengesini sağlamak adına oluşturulan politikaların genel olarak benzerlik gösterdiği tespit edilmiştir. Sonuç olarak, bu çalışma Türkiye'nin iş-yaşam dengesi politikalarına ilişkin bir değerlendirme sağlamayı amaçlamaktadır. İş-yaşam dengesi ve kadının iş gücüne katılımı arasındaki ilişki, çalışmanın temel problemi olarak ele alınmış ve Güney Avrupa Refah Rejiminde bu ilişkinin yeterince dikkate alınmadığı sonucuna varılmıştır.

Sibel Taşkın
Trakya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Kuyumculuk ve takı tasarımı sektörü: Emek yoğun iş gücü yerine alternatif üretim teknikleri ve teknolojilerin kullanılması

Bu çalışma, takı tasarımı ve kuyumculuk sektörünün tarihsel gelişimini, sanayi ve teknolojiyle yaşanan dönüşümleri ve modern üretim tekniklerinin emek yoğun iş gücü üzerindeki etkilerini incelemeyi amaçlamaktadır. Kuyumculuk sektörü, geçmişte usta-çırak ilişkisiyle aktarılan bilgi ve becerilerle ilerlerken, modern sanayi ve teknolojinin gelişmesiyle bu yapının yerini kısmen daha otomasyon odaklı üretim süreçleri almaya başlamıştır. Yeni teknolojiler, CNC makineleri, 3D yazıcılar ve CAD/CAM yazılımları gibi üretim teknikleri, emek yoğun iş gücüne duyulan ihtiyacı azaltmakta ancak tam anlamıyla ortadan kaldırmadığı, yeni iş alanları yarattığına ilişkin bulgular elde edilmiştir. Bu çalışma, takı tasarımı ve kuyumculuğun, binlerce yıllık birikime dayansa da, sektörün modern teknoloji ve sanayi devrimiyle teknolojik gelişmeler ışığında nasıl yeniden şekillendiğini ve bu süreçte emek yoğun iş gücünün nasıl etkilendiğini ortaya koyması bakımından önemlidir. Çalışma sonucunda, teknolojik yeniliklerin kuyumculuk sektöründe verimliliği artırdığı ancak iş gücü üzerindeki etkilerinin karmaşık olduğu gözlemlenmiştir. El işçiliği ve usta-çırak ilişkisinin yerini teknolojik cihazlar almaya başlasa da, geleneksel teknikler ve insan emeği hala önemli bir rol oynamaktadır. Gelecekte, teknolojinin entegrasyonunun daha da artacağı ve emek yoğun iş gücüne olan talebin daha da azalacağı öngörülmektedir. Sektörün, iş gücünü yeni teknolojilere uyumlu hale getirecek eğitim ve gelişim programlarına yatırım yapması önerilmektedir.

EmekKuyumculukTakı tasarımı+2
Koray Taş
Trakya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Kamu çalışanlarında örgütsel güven algısının iş yeri yalnızlığına etkisi

Güven, herkesin bildiğini iddia ettiği, özellikle de "ihlalini" veya "kaybını" algıladığında veya deneyimlediğinde daha iyi anlamlandırabildiği bir olgudur. Son yıllarda örgütlerin yapılarında, işlevlerinde ve süreçlerinde meydana gelen değişiklikler çalışanların davranışlarında da değişikliğe neden olmuştur. Örgütsel politikalar ve yapısal düzenlemeler nedeniyle çalışanlar arasında örgüte olan güvenin genel olarak azaldığı görülmüştür. Oysa çalışanların örgüte güveni, örgütün başarısı ve etkili bir kurumsal işleyiş için kritik öneme sahiptir. Küreselleşmenin etkisiyle birlikte dünya ülkeleri ve insanlar her zamankinden daha da yakınlaştı; ama yine de insanlar arasındaki mesafe dikkat çekici biçimde arttı. Dünyanın her yerinde insanlar yalnızlık içindeler ve "yalnızlık" denilen duyguya daha yatkın hale gelmektedirler. İşyerinde yalnız olmak da günümüzde yaygın bir olgudur. Bir çalışanın işyerindeki meslektaşlarıyla sağlıklı ilişkileri olmadığında ortaya çıkan ve yalnızca çalışanları değil işyerini de olumsuz etkileyen, çözümlenmediği takdirde işyeri performansını azaltan ve işe devamsızlığı arttıran bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmada kamu çalışanlarının örgütsel güven algısının işyeri yalnızlığına etkisi olup olmadığı araştırılmaya çalışılmıştır. Bu amaçla nicel araştırma yöntemiyle veriler toplanmış ve yapılan analizler sonucunda örgütsel güven algısıyla işyeri yalnızlığı arasında negatif yönde orta düzeyde anlamlı bir ilişkiye rastlanmıştır. Buna göre kamu çalışanlarının örgütsel güven algısı yükseldikçe işyeri yalnızlıkları da azalmaktadır.

Kübrahan Coşkun
Süleyman Demirel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Teknoloji bağımlılığı ve çalışma motivasyonu ilişkisi: Isparta ili muhasebe personelleri üzerine bir araştırma

Teknoloji bağımlılığının çalışma motivasyonu üzerindeki etkilerini anlamak, günümüz iş dünyasında önemli bir konudur. Bu araştırma, bireylerin dijital teknolojilere olan bağımlılığının ve motivasyonları üzerindeki potansiyel ilişkileri incelemeyi amaçlamaktadır. Teknoloji bağımlılığı, iş dünyasında giderek yaygınlaşan bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu bağımlılığın, çalışanların işlerine yönelik motivasyon düzeylerini nasıl etkilediğini ve bu etkilerin çalışma motivasyonuna olan olası ilişkilerini belirlemek, çalışanların iş tatmini ve memnuniyetini anlamak açısından önem taşımaktadır. Ayrıca, çalışanların teknoloji kullanımını dengeleyerek çalışma motivasyonlarını artırabilmeleri için organizasyonlara stratejiler sunmakda bu araştırmanın bir diğer amacıdır. Bu çalışma, iş dünyasındaki liderlere, yöneticilere ve çalışanlara, teknoloji bağımlılığının çalışma motivasyonu üzerindeki etkilerini anlamalarına ve bu konuda etkili stratejiler geliştirmelerine yardımcı olacak önemli bilgiler sağlamayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda yapılan araştırmaya 66 erkek 37 kadın olmak üzere 103 kişi katılmıştır. Araştırma verilerinin toplanmasında teknoloji bağımlılığı ve motivasyon ölçekleri kullanılmış elde edilen bulgular SPSS 28.0 paket programında analiz edilmiştir.

Bekir Furkan Karademir
Süleyman Demirel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Yerel yönetim çalışanlarının örgütsel güven algısının bilgi uçurma davranışı üzerine etkisi: Tokat/Erbaa Belediyesi örneği

İş yaşamında çalışan performansını etkileyen birçok unsur bulunmaktadır. Söz konusu unsurların başında örgütsel güven algısı gelmektedir. Çalışanlarda örgütsel güven algısı hem performansı hem de örgüte yönelik tutumları olumlu yönde etkilemektedir. Bu nedenle örgütte güven ortamı sağlanması önemli bir konudur. Çünkü çalışan performansı ve çalışanların örgüte karşı tutumları örgütsel verimliliği de etkilemektedir. Örgütsel başarıya ulaşmada önemli olan diğer bir konu ise "bilgi uçurma" şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Bilgi uçurma sayesinde örgütte görülen eksikliklerin giderilmesi mümkün hale gelmektedir. Özellikle örgüt menfaatine yönelik bilgi uçurma örgüt kültürünün daha sağlıklı olmasına katkı sağlamaktadır. Yapılan bu araştırmada da örgütsel güven algısının çalışanların bilgi uçurma davranışı üzerindeki etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın sonunda örgütsel güven algısı ile bilgi uçurma davranışı arasında anlamlı ilişki olduğu bulunmuştur. Bunun yanında örgütsel güven algısının bilgi uçurma davranışını anlamlı düzeyde etkilediği görülmüştür. Çalışanların örgütsel güven algılarının cinsiyet, yaş grubu, gelir durumu ve çalışma süresi değişkenlerine göre anlamlı farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. Bunun yanında çalışanların bilgi uçurma durumlarının cinsiyet, medeni durum, yaş grubu, eğitim durumu, gelir durumu, çalışma süresi ve mesleki statü değişkenlerine göre anlamlı farklılık gösterdiği belirlenmiştir. Sonuç olarak, çalışanların örgütsel güven algılarının bilgi uçurma davranışı üzerinde belirleyici olduğu söylenebilir.

Ali Naki Güngör
Süleyman Demirel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Sendikal tutumun iş motivasyonu üzerindeki rolü: Kamu çalışanları üzerine bir araştırma

Günümüz iş dünyasında, iş verimliliği ve çalışan memnuniyeti, kurumların başarısını belirleyen önemli faktörlerdir. İş motivasyonu, çalışanların işlerine olan ilgi, bağlılık ve performanslarını şekillendiren kritik bir unsurdur. Sendikal tutum ise çalışanların sendikal örgütlere karşı tutumlarını ve bu örgütlere katılım düzeylerini ifade eder. Sendikal örgütler, hakların savunulması, adaletin sağlanması ve iş yerindeki demokratik süreçlere katılımın teşvik edilmesi gibi amaçlar doğrultusunda faaliyet gösterirler. Dolayısıyla, sendikal tutumun iş motivasyonu üzerindeki etkisi önemli bir araştırma konusu olarak öne çıkmaktadır. Bununla birlikte, sendikal tutumun iş motivasyonu üzerindeki etkisi, çalışanların iş yerindeki güvenlik hissiyatı ile de yakından ilişkilidir. Sendikalar, iş yerinde çalışanların haklarını savunurken, iş güvenliği konusunda da aktif rol oynayabilirler. Çalışanlar, sendikalar aracılığıyla iş yerindeki güç dengesinin sağlanmasına katkıda bulunarak işlerine olan güvenlerini artırabilirler. Bu çalışmada, kamu çalışanlarının sendikal tutumlarının iş motivasyonu üzerindeki etkileri anket yöntemiyle analiz edilmiştir. Araştırmanın temel amacı, sendikal tutumların iş motivasyonunu nasıl şekillendirdiğini anlamak ve bu ilişkinin altında yatan dinamikleri ortaya koymaktır. Bu bağlamda, sendikaların çalışanların motivasyon düzeylerini nasıl etkilediği incelenmiş ve sendikal hareketin çalışma hayatındaki rolü ve önemi vurgulanmıştır. Sonuç olarak, sendikal tutumun iş motivasyonu üzerindeki etkisi karmaşık ve çok yönlüdür. Dolayısıyla iş yerlerinde sendikal tutumların güçlendirilmesi, çalışanların iş motivasyonunu artırabilir ve iş performansını olumlu yönde etkileyebilir. Araştırma, sendikal tutum ile iş motivasyonu arasındaki ilişkinin daha derinlemesine anlaşılmasını ve kurumların çalışanları için etkili motivasyon stratejileri geliştirmesine katkıda bulunabilecek önemli bilgiler sunmaktadır. Araştırma, sendikal tutumun iş motivasyonu üzerindeki etkilerini belirleyerek, kurum çalışanlarının memnuniyetini artırmak ve performanslarını optimize etmek için uygun stratejiler geliştirmesine yardımcı olabilir.

Bedianur Erduran
Süleyman Demirel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Kırık Camlar Teorisi kapsamında öğretmenlerin mesleki bağlılıklarının incelenmesi: (Isparta ili örneği)

Kırık Camlar Teorisi, küçük çaplı düzensizliklerin ya da ihlallerin zaman içerisinde daha büyük problemlere yol açabileceğini öne sürmektedir. Bu teori sosyal düzenin korunması gerektiğini vurgulamaktadır. Bu teori iş yerinde uygulandığında ise işyerinde meydana gelen kural ihlallerinin ya da düzensizliklerinin zamanla çalışanların tutum ve davranışlarında olumsuzluklar meydana getirebileceğini göstermektedir. Mesleki bağlılık, çalışanın işine, kariyerine ve işyerine duymuş olduğu duygusal normatif bağlılığını ifade eder. Çalışanların mesleki bağlılıkları iş yerindeki ortamdan ve yönetimden büyük ölçüde etkilenir. İş yerinde düzenin korunması ve küçük aksaklıklara karşı müdahalenin hızlı ve etkili olması çalışanların kuruma olan bağlılıklarının devam etmesi için önem arz etmektedir. Bu durumda yönetim çalışanların iş yerindeki küçük problemleri dahi ciddiye alarak iş yerindeki düzen ve disiplini korumalıdır. Böylece, çalışanların mesleklerine ve çalışmış oldukları kuruma olan güven ve bağlılıkları güç kazanır ve verimlilik artar.

Merve Özçelik
Süleyman Demirel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Yerel yönetim çalışanlarının örgütsel psikolojik sahiplenme düzeylerinin yeşil örgütsel davranışları üzerine etkisi: Isparta Belediyesi örneği

Psikolojik sahiplenme, hedefe yönelik sahiplenme duygularının geliştirilmesidir. Örgütsel psikolojik sahiplenme ise çalışanların bir bütün olarak örgüt ile olan psikolojik bağlarıyla ilgilidir. Yeşil örgütsel davranış, çalışanların bir örgüt içinde gerçekleştirdiği çevresel olarak faydalı davranışlardır. Araştırma çalışanların örgüt ile olan psikolojik bağlarının göstergesi olan örgütsel psikolojik sahiplenme ile çalışanların örgütte gerçekleştirdiği çevre ile ilgili faydalı davranışları ifade eden yeşil örgütsel davranışı ilişkilendirmektedir. Araştırmanın amacı, yerel yönetim çalışanlarının örgütsel psikolojik sahiplenme düzeylerinin yeşil örgütsel davranışları üzerine etkisini tespit etmektir. Çalışmanın evrenini Isparta Belediyesi çalışanları oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Aslan ve Ateşoğlu (2020) tarafından Türkçeye uyarlanan psikolojik sahiplenme anketi ve Erbaşı (2019a) tarafından geliştirilen yeşil örgütsel davranış anketi kullanılmaktadır. Araştırma üç bölümde incelenmektedir. Birinci bölümde psikolojik sahiplenme, ikinci bölümde yeşil örgütsel davranış ve son olarak üçüncü bölümde yerel yönetim çalışanlarının örgütsel psikolojik sahiplenme düzeylerinin yeşil örgütsel davranışları üzerine etkisi incelenmektedir. Araştırmanın sonucuna göre örgütsel psikolojik sahiplenme ile yeşil örgütsel davranış arasında yüksek düzeyde pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu görülmektedir. Buna göre katılımcıların örgütsel psikolojik sahiplenme düzeyleri arttıkça yeşil örgütsel davranışları da artmaktadır. Kısaca örgütsel psikolojik sahiplenme yeşil örgütsel davranışı pozitif yönde anlamlı etkilemektedir.

Fatih Yaman
Süleyman Demirel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Zincir market çalışanlarında örgütsel ikiyüzlülüğün işten ayrılma niyetine etkisi: Isparta ili örneği

İkiyüzlülük davranışları bireysel açıdan insanlar tarafından hoş karşılanmayan bir davranış şeklidir. İnsanların sözleriyle eylemlerinin tutarlı olması beklenilir. Bu beklenti karşılanmadığı takdirde bireyler arasında olumsuz davranışlar sergilenmeye ve bireyler arasındaki ilişkiler sona ermeye kadar gidebilir. Bu durum örgütler içinde geçerlidir. Örgütler de çalışanlarına müşterilerine ve diğer paydaşlarına verdikleri sözü, aldıkları kararları yerine getirmek durumundadırlar. Örgütlerin ikiyüzlü davranış sergilemeleri çalışan bağlılığını, motivasyonunu, iş doyumunu ve örgütsel güveni olumsuz yönde etkileyerek örgütsel açıdan olumsuz sonuçları doğurabilmektedir. Ayrıca dış paydaşlar açısında örgüt imajının ve prestijinin sarsılmasına ve örgütsel güvenin ortadan kalkmasına neden olabilmektedir. Literatürde örgütsel ikiyüzlülük ile örgütsel adalet, örgütsel mutluluk, sinizm, örgütsel dedikodu, örgütsel güven ilişkileri ile araştırmalara rastlanmakta bu araştırmalarında genellikle eğitim kurumları üzerinde yapıldığı görülmektedir. İşten ayrılma niyeti ise çalışanın işyeri ile ilişkisini sonlandırma isteğinin olması ve gerçekleşmesi ile ortaya çıkmaktadır. Gönüllü ve gönülsüz olarak iki grupta ele alınmaktadır. İşten ayrılma niyetinin hem örgüt açısından hem de bireysel olarak olumlu ve olumsuz sonuçları görülmektedir. Bu araştırma özel sektörde faaliyet gösteren zincir market çalışanları üzerine yapılmış ve çalışanların örgütsel ikiyüzlülük algısı nitel araştırma yöntemiyle ölçülmeye çalışılmıştır. Isparta ilinde faaliyet gösteren çeşitli zincir market çalışanlarından toplam 25 kişiye araştırmacı tarafından belirlenen sorular derinlemesine mülakat yöntemiyle sorulmuş ve sonuç olarak katılımcılar %56 oranında zincir marketlerin sözlerini tuttuğunu ifade etmişlerdir ve katılımcıların %60 oranında işi bırakmayı düşünmektedir.

Çiğdem Kaya
Süleyman Demirel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Yerel yönetimlerde örgütsel dedikodu: Kastamonu Belediyesi örneği

Kurumsal kimliğinin niteliği fark etmeksizin, kurumların işleyiş mekanizmasında resmi iletişim kanallarının yanı sıra, örgütsel dedikodu gibi gayri resmi iletişim biçimlerinin de önemli rol oynadığı bilinmektedir. Dedikodu faaliyeti, kurumsal mekanizmalar bünyesinde çalışanlar arasında gerçekleştirildiğinde etkinlik ve verimliliği farklı düzeylerde etkileyebilecek kapasitededir. Bu çalışmada, yönetime katılmanın ve böylelikle demokrasinin önemli bir unsurunu oluşturan yerel yönetimlerde örgütsel dedikodunun dinamikleri, etkileri ve sonuçları Kastamonu Belediyesi örneği üzerinden incelenmiştir. Araştırmanın temel amacı, örgütsel dedikodunun belediye içinde nasıl şekillendiğini, çalışanlar arasındaki ilişkileri nasıl etkilediğini ve belediye hizmetlerinin sunumuna olan yansımalarını ortaya koymaktır. Bir başka ifadeyle, bu çalışmayla örgütsel dedikoduların kurumsal faaliyetlerin etkinliği ve verimliliğini hangi ölçülerde etkilediğinin tespit edilmesi hedeflenmiştir. Çalışmada nicel araştırma yöntemleri kullanılmıştır. Öncelikle, odak grubunu oluşturan Kastamonu Belediyesi'nde çeşitli birimlerde görev yapan kamu çalışanları ile anketler yapılmıştır. Yapılan anketler, örgütsel dedikodunun yaygınlığını, içeriklerini ve bu süreçteki aktörlerin rollerini anlamaya yönelik önemli bulgular sunmuştur. Elde edilen veriler istatistik analiziyle değerlendirilmiş ve örgütsel dedikodunun, çalışanlar arasındaki güveni zedeleyebileceği, işbirliğini olumsuz etkileyebileceği ve genel çalışma ortamını karmaşıklaştırabileceği görülmüştür.

Salih Oğul
Süleyman Demirel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Blockchain ve kripto paraların işten ayrılma niyeti üzerine etkisi, Antalya ili örneği

Bu çalışma, blockchain teknolojisi ve kripto paraların çalışanların işten ayrılma niyeti üzerindeki etkilerini araştırmayı amaçlamaktadır. Blok zinciri teknolojisinin merkeziyetsizlik, şeffaflık ve güvenlik gibi temel özellikleri; kripto paraların ise finansal motivasyon ve yenilikçi özellikleri ile bireylerin kariyer tercihleri üzerinde belirgin bir etkisi olduğu varsayılmaktadır. Bu kapsamda, çalışma çalışanların kripto para sektörüne yönelik algılarını, bu sektörün mevcut iş tatminine etkisini ve işten ayrılma kararlarına yönelik motivasyonel faktörleri incelemektedir. Araştırmada, nitel bir metodoloji benimsenmiş ve çalışma kapsamında yarı yapılandırılmış mülakat yöntemi kullanılmıştır. Katılımcılara yöneltilen 16 soru aracılığıyla, blockchain ve kripto paraların kariyer tercihleri üzerindeki etkisi çok boyutlu bir perspektifle analiz edilmiştir. Sorular, bireylerin finansal beklentileri, bilgi düzeyleri, çevresel etkiler ve mevcut iş tatminleri gibi konuları kapsamaktadır. Elde edilen bulgular, kripto para sektörünün bireyler için hem bir fırsat hem de risk unsuru olarak algılandığını göstermiştir. Finansal kazançların öne çıktığı durumlarda, katılımcılar sektörü daha çekici bulurken; dalgalanma, risk ve belirsizlik unsurları, bu sektöre olan tam zamanlı geçişi sınırlayan temel faktörler olarak dikkat çekmiştir. Ayrıca, katılımcıların bilgi düzeyleri ile piyasa algıları arasında belirgin bir ilişki gözlemlenmiş; daha bilinçli olan bireylerin sektörün potansiyelini daha rasyonel değerlendirdikleri saptanmıştır. Sosyal çevreden alınan destek veya eleştiriler, özellikle sektörü tercih etme kararında belirleyici olmuştur. Bu çalışmanın sonucunda, blockchain ve kripto para sektörünün geleceği ile bireylerin kariyer planları arasındaki ilişkinin önemli olduğu, sektörün yenilikçi yapısının bireyleri motive ederken, risk faktörlerinin çekinceler yarattığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu bulgular, özellikle kariyer danışmanlığı, eğitim programları ve regülasyon geliştirme gibi alanlarda hem bireysel hem de kurumsal düzeyde yol gösterici olabilecek öneriler sunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Blockchain Teknolojisi, Kripto Paralar, İşten Ayrılma Niyeti, İş Tatmini, Kariyer Tercihleri.

Buğra Çetin
Süleyman Demirel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Toksik liderlik anlayışının işyeri yalnızlığına etkisi: Öğretmenler üzerine bir araştırma

ÖZET Bu tezde, toksik liderlik anlayışının öğretmenlerin işyeri yalnızlığına etkisi incelenmektedir. Araştırmanın temel amacı, toksik liderlik sergileyen yöneticilerin, öğretmenlerin iş ortamındaki yalnızlık hissini nasıl etkilediğini ortaya koymaktır. Bu bağlamda, toksik liderliğin öğretmenlerin psikolojik ve sosyal deneyimleri üzerindeki etkileri değerlendirilecektir. Elde edilen bulgular, eğitim kurumlarındaki liderlik yapısının ve örgüt kültürünün iyileştirilmesine yönelik öneriler geliştirilmesine katkı sağlayacaktır. Araştırmada, nicel yöntem benimsenmiş olup, anket verileri SPSS programı kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma grubunu, Türkiye genelinde ortaokul ve lise düzeyinde görev yapan 400 öğretmen oluşturmuştur. Verilerin analizi sonucunda, toksik liderlik ile işyeri yalnızlığı arasındaki ilişkinin varlığı ve düzeyi belirlenerek, bu ilişkinin demografik faktörler (yaş, cinsiyet, mesleki deneyim) ile nasıl şekillendiği incelenmiştir. Bu tez, liderliğin öğretmenlerin iş tatmini ve kuruma bağlılığı üzerindeki etkilerini inceleyerek, toksik liderliğin yıkıcı boyutlarının eğitim kurumlarındaki yansımalarını detaylandırmaktadır. Mevcut literatürde toksik liderliğın işyeri yalnızlığı ile doğrudan ilişkisi yeterince incelenmediğinden, bu tez ilgili alan yazına önemli katkılar sağlamaktadır. Araştırmanın bulgularının, eğitim sektöründe liderlik uygulamalarını iyileştirmek ve işyeri yalnızlığını azaltmaya yönelik politikalar oluşturmak için eğitim yöneticileri ve politika yapıcılara rehberlik etmesi beklenmektedir.

Duygusal yalnızlıkSosyal yalnızlıkToksik liderlik+2
Gamze Gül Kurnaz
Süleyman Demirel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Öz yönetim deneyimleri ve kooperatifler: İspanya, Slovenya ve Türkiye üzerinden karşılaştırmalı bir değerlendirme

Birçok ülkede 1980'lerden bugüne genişleyerek uygulanan neoliberal politikalardan en çok etkilenenler işçi sınıfı ve kırsal küçük üreticiler olmuştur. Bir tarafta güçlenen sermaye diğer tarafta ise işveren karşısında pazarlık gücünü kaybederek ucuzlaşan emek bulunmaktadır. Tüm bu politikalar karşısında despotik emek rejimi altında çalışmaya zorlanan işçiler ve yoksullaşan kentsel/kırsal haneler için yeni toplumsal hareketler ve bu hareketler içinde ''yeni kooperatifçilik'' hareketleri genişlemeye başlamıştır. Bu çerçevede çalışmada, İspanya, Slovenya ve Türkiye'de yeni kooperatifçilik hareketleri ve öz yönetim deneyimleri karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiş ve elde edilen olgusal veriler ışığında Türkiye'ye uygun bir kooperatif modelinin değerlendirilmesi ve elde edilen olgusal veriler ışığında Türkiye'ye uygun bir kooperatif modeli tartışılmıştır.

Oya Ocak
Ordu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Estetik ve plastik cerrahların branş seçme nedenleri ve çalışma ilişkileri

Bu tez çalışması, estetik ve plastik cerrahların branş seçme nedenleri ile çalışma ilişkilerini açıklamayı hedeflemektedir. Modern tıbbın dönüşümü, sağlık sektöründe yaşanan neoliberal politikalar, tüketim kültürünün yaygınlaşması ve medyanın güzellik algısını yeniden üretmesi gibi toplumsal dinamikler, hekimlerin uzmanlık tercihlerini doğrudan etkilemektedir. Özellikle estetik ve plastik cerrahi, sadece medikal bilgiyle değil; aynı zamanda ekonomik kazanç, prestij, hasta profili ve özel çalışma olanakları gibi piyasa temelli etkenlerle şekillenen bir uzmanlık alanı olarak öne çıkmaktadır. Bu çalışmanın amacı, hekimlerin estetik ve plastik cerrahiyi seçme nedenlerini bireysel motivasyonlar kadar yapısal ve toplumsal faktörlerle birlikte değerlendirmek ve bu tercihin sağlık sistemindeki dönüşümle nasıl ilişkili olduğunu ortaya koymaktır. Araştırmada nitel yöntem kullanılmış, amaçlı örnekleme ile belirlenen estetik ve plastik cerrahlarla derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Araştırma bulguları, hekimlerin branş tercihinde sadece mesleki ilgi ve tatminin değil; yüksek gelir beklentisi, özel sektörde çalışma imkânı, hasta seçebilme özgürlüğü, esnek çalışma koşulları, özerklik ve prestij gibi unsurların belirleyici olduğunu göstermektedir. Bunun yanı sıra estetik cerrahinin sanatsal yönü, birebir hasta ilişkisi kurma imkânı ve sosyal görünürlük gibi faktörler de tercih sürecinde önemli rol oynamaktadır. Bulgular neticesinde, estetik ve plastik cerrahi uzmanlığı, günümüz sağlık sisteminde sadece tıbbi bir alan olarak değil; ekonomik, kültürel ve sembolik sermaye ile iç içe geçmiş bir mesleki pratik olarak konumlanmaktadır. Bu çalışma, neoliberal sağlık politikalarının hekim emeği üzerindeki etkisini ve güzellik ideallerinin mesleki tercihlere nasıl yansıdığını sosyolojik bir perspektifle ele alarak literatüre özgün katkılar sunmaktadır. Ayrıca, estetik cerrahideki hukuki boşlukların giderilmesi gerektiği, doktorların piyasa mantığıyla hareket etmelerinin yaratabileceği etik sorunlara karşı yapısal düzenlemelere ihtiyaç duyulduğu görülmektedir. Aynı zamanda, estetik müdahale kararı verecek bireylerin de bu yapısal koşulları göz önünde bulundurarak bilinçli tercihlerde bulunmaları önem arz etmektedir.

Beden algısıEstetikKapitalizm+2
Ayşenur Koç
Ordu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Küresel denizcilik sektöründe Türk iş gücünün konumu ve vasıflandırma sorunları: Ordu -Samsun bölgesi üzerine bir araştırma

Bu yüksek lisans tezi, küresel denizcilik sektöründe Türk iş gücünün konumunu ve vasıflandırma sorunlarını incelemektedir. Çalışma, Ordu ve Samsun illerindeki denizcilik sektöründeki farklı paydaşlar—tersaneler, tekne imal, bakım ve onarım atölyeleri, ilçe liman başkanlıkları, liman işletmeleri ve meslek yüksekokulları—üzerindeki vasıflandırma sorunlarını yerel düzeyde belirlemeyi ve çözüm önerileri sunmayı hedeflemektedir. Eğitimle ilgili teorik ve pratik karşılaştırmalar ile iş yaşamında karşılaşılan vasıflandırma sorunları çalışmanın ana konusunu oluşturur. Nitel ve nicel araştırma yöntemleri çerçevesinde, anket ve yüz yüze görüşme teknikleri kullanılarak Türk iş gücünün denizcilik sektöründeki vasıflandırma sorunları anlaşılmaya çalışılmıştır. Bu yöntemler aracılığıyla elde edilen veriler, sektördeki vasıflandırma sorunlarının anlaşılmasına ve çözüm önerilerinin geliştirilmesine katkı sağlamayı amaçlamaktadır. Elde edilen bulgular, küreselleşen dünyada denizcilik sektörünün büyük önem taşıdığını göstermektedir. Denizcilik sektörü, denizlerde ticari yük ve yolcu taşımacılığı, balıkçılık, kara tarafında ise tersaneler, limanlar ve sektöre iş gücü sağlayan eğitim kurumlarıyla geniş bir yelpazeye sahiptir. Dünya ticaretinin büyük bir kısmı deniz ulaşımı ile gerçekleşmektedir ve sektörde yüksek oranlarda iş gücü talebi bulunmaktadır. Bu iş gücü talebi, ülkelerin işsizlik sorunlarına çözüm sunarak ülke ekonomilerine olumlu yansımaktadır. Eğitimli ve vasıflı iş gücünün varlığı, denizcilik sektöründeki kazalar gibi olumsuz gelişmeleri önlemeye yardımcı olur ve sektörün sorunsuz bir şekilde işlemesini sağlar. Bu çalışma, Ordu ilindeki Fatsa Meslek Yüksekokulu'nda öğrenim gören 123 öğrenci ile anket çalışması yapmıştır. Ayrıca, Ordu ilindeki Ünye'de bulunan tersane yöneticisi, liman işletme yöneticileri, Fatsa'daki tekne imal ve çekek yeri işletme sahibi, ilçe liman müdürlüğü yetkilileri ile Samsun ilindeki liman işletme yöneticileri ile yüz yüze görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Görüşmeler sonucunda, küreselleşen denizcilik sektöründe vasıflandırma sorunlarının, teorik eğitimin yanı sıra pratik eğitimin gerekliliği ve mesleki İngilizce bilgisi gibi unsurları içerdiği vurgulanmıştır. Ayrıca, eğitim sonrası istihdama geçişte yaşanan problemler de belirtilmiştir.

Aysun Bulat Elkin
Ordu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de sosyal güvenlikte neoliberal dönüşüm ve emeklilik rejimleri: Ordu ili örneği

Bu yüksek lisans tezi, tüm dünyada ve Türkiye'de her alanda büyük etkisi yaratan 1980 sonrası uygulanan neoliberal politikalar ve bu politikaların yarattığı neoliberal dönüşümün emeklilik rejimlerine olan etkisini incelemektedir. Çalışma, Ordu ilinde yaşayan emekli kişilerle yapılan görüşmelerle bu sorunları tespit ederek çözüm önerileri sunmayı hedeflemektedir. Neoliberal dönüşüm sonrası emeklilerin yaşadıkları sorunlar bu çalışmanın ana konusunu oluşturmaktadır. Araştırmada, nitel yöntem çerçevesinde, yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Neoliberal politikaların emeklilik rejimlerine olan etkisi ve bu rejimlerin emeklilerin yaşamına yansımaları tespit edilerek, bu olumsuzluklara çözüm önerilerinin geliştirilmesine katkı sağlamak amaçlanmaktadır. Elde edilen bulgular, Türkiye giderek yaşlanan bir nüfus olma eğiliminde olması sebebiyle emekli nüfus oranı da sürekli bir artış göstermekte ve çalışan nüfusun emekli olan nüfusun devlete olan maddi yükünü karşılaması noktasında yetersiz kalmaya başlamıştır. Devlet karşılamakta zorlandığı bu maddi yükü neoliberal politikalarında desteğiyle emekliliğinde içine dâhil olduğu kişilerin sosyal güvenlikle ilgili alınacak önlemleri kendi sorumluluğundan kademeli olarak çıkartarak kişilerin bireysel sorumluluklarına bırakmayı amaçlamıştır. Bu çalışmada, Ordu ilinde yaşayan 23 emekli ile yüz yüze derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir.. Görüşmeler sonucunda emeklilerin sosyal hayatlarında birden fazla her görüşmecinin hem ortak hem de kendine özgü sorunları olduğu tespit edilmiş, fakat bu sorunların çoğunun temelinin aldıkları ücretin yetersizliğinden kaynaklandığı vurgulanmıştır.

Hazal Öz Kızılkaya
Ordu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Birliği'nde işyerinde sosyal diyalog uygulamaları ve Türkiye

Çalışanların bilgilendirildiği ve karar süreçlerine belli ölçülerde katılımının sağlandığı bir iş ortamı hem verimlilik artışını desteklemekte hem de işgücü memnuniyetini yükseltmektedir. Bu nedenle işçi–işveren ilişkilerinin güçlendirilmesi ve sosyal ortaklığın tesis edilmesi bakımından işyeri düzeyindeki sosyal diyalog uygulamaları kritik bir rol üstlenmektedir. Bu araştırmanın temel amacı, Avrupa Birliği'nde işyeri ölçeğinde uygulanan sosyal diyalog mekanizmalarını inceleyerek Türkiye'deki uygulamalarla karşılaştırmak; mevcut yapıyı analiz ederek işleyişin etkinliğini değerlendirmek ve uyum sürecinde ortaya çıkan sorunları ortaya koymaktır. Çalışmada veriler doküman incelemesine dayalı yöntemlerle toplanmıştır. Literatür taraması çerçevesinde sosyal diyalog kavramı açıklanmış; küreselleşmenin endüstri ilişkileri sisteminde yarattığı dönüşüm bağlamında işyeri ölçeğinde önem kazanan sosyal diyalog uygulamaları ele alınarak Avrupa Birliği ve Türkiye'deki düzenlemeler karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgular, Avrupa Birliği'nde işyeri düzeyindeki sosyal diyaloğun güçlü yasal dayanaklara ve kurumsallaşmış mekanizmalara sahip olduğunu; genellikle sendikal yapılar ile sendika dışı temsil mekanizmalarıyla desteklenen çift kanallı bir yapı içerisinde yürütüldüğünü göstermektedir. Buna karşılık Türkiye'de işyeri ölçeğinde sosyal diyaloğa ilişkin uygulamaların, neredeyse tamamen tek kanallı temsil sistemi üzerine inşa edildiği ve oldukça sınırlı kaldığı görülmektedir. Özellikle işçi temsilciliği kurumunun ulusal mevzuatta açık ve bağımsız bir şekilde düzenlenmemiş olması hem yasal hem de kurumsal düzeyde önemli eksikliklere yol açmaktadır.

Serdar Han Kuzu
Ordu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyo-ekonomik haklar bağlamında yaşlılara yönelik sosyal koruma politikalarının seçili Avrupa Birliği ülkeleri ile Türkiye açısından incelenmesi

Yaşlı bireyler; yaşam sürecinde ekonomik, fizyolojik, psikolojik ve bakım gibi birçok sorunu bir arada yaşayan toplumun önemli bir kesimini oluşturmaktadır. İnsan olarak sahip olunan tüm haklar, yaşlılar için de geçerli olup kabul görmektedir. Ancak özel olarak korunması gereken diğer bireyler gibi yaşlıların da kendine özgü hakları ve doğrudan bunlara dayalı sözleşmenin olmaması, karşılaştıkları sorunları içinden çıkılmaz hale getirmektedir. Bu çalışmanın amacı, yaşlıların karşılaştıkları sorunlara çözüm olabilecek politikaları insan olarak sahip oldukları sosyo-ekonomik haklar çerçevesinde değerlendirilmesiyle farkındalık yaratmak, haklar konusunda bilinç oluşturmak ve politikaların uygulanabilirliğini sorgulamaktır. Çalışmada, yaşlılara yönelik oluşturulan ve geliştirilen sosyal koruma politikalarına ilişkin literatür tarama nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Çalışmanın amacına ulaşabilmek için refah modelleri bağlamında seçili Avrupa Birliği(AB) ülkeleri ile Türkiye'de yaşlılara yönelik sosyal koruma politikaları, evrensel sosyo-ekonomik haklar çerçevesinde değerlendirilmeye çalışılmıştır. Bu doğrultuda sosyo-ekonomik haklar, yaşlıların korunabilmesi noktasında ayrıca bakılması gereken hususlardan biridir. Seçili AB ülkeleri ile Türkiye'de yaşanan demografik dönüşümün oluşturduğu negatif algı, kaliteli ve uygulanabilir politikalar ile fırsata çevrilebilir. Bu çerçevede oluşturulan politikaların sosyal içerme temelli olması ve güçlendirilmiş sosyo-ekonomik haklar bağlamında sunulması yaşlıların aktif ve sağlıklı şekilde yaşamlarına devam edebilmesine ortam hazırlayacaktır. Politikaların, ülkelerin temsil ettiği refah modeline göre değişiklik gösterdiği ve bununla birlikte sosyo-ekonomik haklara ve yaşlılara verilen değer ve önem düzeyinde kaliteli niteliğe ve sayıca artırılmış niceliğe sahip olduğu anlaşılmaktadır.

Avrupa BirliğiEkonomik haklarSosyal haklar+3
Züleyha Eroğlu
Mersin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Toplum 5.0 açısından yaşanan gelişmelerin yeni mesleklere ve iş alanlarına etkisinin incelenmesi: Mersin Üniversitesi örneği

Toplum 5.0, dijitalleşmede yaşanan hızlı gelişmelerin etkileriyle akıllı teknolojilerin kullanımını önemseyen bir strateji olarak görülmektedir. Bu yönüyle Toplum 5.0, yapay zekâ ve akıllı robotların toplumda yer edindiği Süper Akıllı Toplum modeli olarak da bilinmektedir. Japonya tarafından ortaya konan Toplum 5.0'ın odağında toplumun teknolojik gelişmelere karşı olmadan teknolojinin insana fayda sağlaması yer almaktadır. Toplum 5.0 açısından yaşanan gelişmeler Dördüncü Endüstri Devrimi'nin teknolojileri üzerine inşa edilmektedir. Toplum 5.0 ile ilgili gelişmelerin yeni meslekler ve iş alanları üzerindeki etkisinde teknoloji önemli bir yere sahiptir. Bu bağlamda bireylerin yeni mesleklere ve iş alanlarına adapte olabilmesi için bireylerin yetkinliğini geliştirebilmesi değerli hale gelmiştir. Bu tez çalışması teorik ve uygulama olmak üzere iki ana bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın teorik bölümünde Toplum 5.0 kavramı detaylı olarak incelenmiş olup, Toplum 5.0 açısından yaşanan gelişmeler doğrultusunda yeni meslekler ve iş alanları ele alınmıştır. Çalışmanın uygulama bölümünde ise Mersin Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri bölümü lisans öğrencilerinin Toplum 5.0 kavramına farkındalıklarını sağlamak ve Toplum 5.0 açısından yaşanan gelişmelere yönelik bilgi ve bilinç düzeylerini ölçmek amacıyla yüz yüze anket tekniği uygulanmıştır. Ayrıca Toplum 5.0 açısından yaşanan gelişmelerin yeni mesleklere ve iş alanlarına olan etkisinin incelenmesinde öğrencilerin bakış açıları tespit edilmeye çalışılmıştır.Tez çalışmasında yapılan analizlerde SPSS 22 paket programı kullanılmıştır.

Akıllı toplumSayısallaştırmaTeknoloji+4
Gülşah Yılmaz
Mersin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Yoksulluk ölçümleri üzerine bir değerlendirme ve Türkiye ile seçilmiş OECD ülkelerinde gelir yoksulluğunun ölçülmesi

Bu tez çalışmasında seçilen OECD ülkeleri ve Türkiye arasındaki yoksulluk durumunu karşılaştırmalı bir perspektifle incelenmektedir. Yoksulluğun tanımı, ölçüm yöntemleri ve etkileyen faktörler gibi temel konulara odaklanarak farklı ülkelerdeki yoksulluk seviyeleri analiz edilmektedir. İlk olarak yoksulluk kavramına ilişkin tanımlar ve kapsam ele alınmaktadır. Geçmişten günümüze kadar olan süreçte devletlerin ve milletlerin ortak sorunu olan yoksulluk, sadece gelir eksikliğiyle sınırlı kalmayıp aynı zamanda eğitim, sağlık, konut, beslenme gibi birçok boyutu içeren olgu olarak ifade edilmektedir. Bu çalışmada yoksulluk ölçümünde kullanılan farklı metodolojiler detaylarıyla incelenerek mutlak yoksulluk, gelir eşiği ve yoksulluk çizgisine dayanan geleneksel yaklaşımların yanı sıra göreli yoksulluk ölçümü gibi tek boyutlu ve çok boyutlu yoksulluk ölçüm yöntemleri ele alınmaktadır. Dünyada sürekli olarak farklılık gösteren yoksulluk olgusuna göre ölçüm yapan Birleşmiş Milletler (BM), Dünya Bankası (WB), Amerika ve Afrika Kalkınma Bankaları ile Uluslararası çalışma örgütü, IMF, Eurostat, OECD ve TÜİK gibi kurumların yaklaşımlarına yer verilmektedir. Bu tez çalışmasında aralarında Polonya, Finlandiya, Yunanistan, İtalya ve İsveç'in yer aldığı beş farklı OECD ülkesi ile Türkiye arasındaki yoksulluğun karşılaştırmalı analizine yer verilmekte ve bu ülkeler arasındaki farklılıklar ve benzerlikler ortaya koymaya çalışılmaktadır. Ülkelerin seçiminde kişi başı düşen gelir, yaşam standartları ve coğrafi konum gibi kriterler dikkate alınmıştır. Bunun için OECD ve TÜİK tarafından uygulanan gelire dayalı göreli yoksulluk ölçüm yöntemi ile Dünya Bankası tarafından uygulanan çok boyutlu yoksulluk ölçüm verileri kullanılacak ve bu ülkelerdeki yoksulluk değerleri Türkiye ile kıyaslanacaktır. Bu analizler ile yoksulluğun karmaşık doğasını anlamak, farklı ölçüm yöntemlerinin yoksulluk sıralamalarındaki etkisi, politika yapıcılara bilgi sağlamak ve sürdürülebilir çözümler geliştirmek için temel karşılaştırılabilir verilerin sunulması hedeflenmektedir. Anahtar Kelimeler: Yoksulluk, Yoksulluk Ölçüm Yöntemleri, OECD, TÜİK, Dünya Bankası

Gizem Uysal
Mersin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Pandemi sürecinde Türkiye'de işsizlik sigortası uygulamalarının işçi ve işveren açısından değerlendirilmesi

Tüm dünyayı etkisi altına alan ve ilk olarak 2019 yılında Çin'in Wuhan şehrinde ortaya çıkan Covid-19 pandemisi ekonomik ve sosyal hayatta küresel olarak bir değişim yaşanmasına neden olmuştur. Covid-19 pandemisi hayatın tüm alanlarını etkilediği gibi çalışma hayatını da etkileyerek, Türkiye'deki var olan işsizlik sorununun derinleşme nedenleri arasında yerini almıştır. Refah devlet rejiminin sosyal devlet anlayışı ile ülkelerin sosyal güvenlik sistemlerinin bir parçası olan işsizlik sigortasının temel amacı, işçilerin işsiz kaldıklarında karşılaşacakları gelir kayıplarını kısmen de olsa tazmin etmektir. Fakat Covid-19 pandemi sürecinde uygulanan aktif ve pasif istihdam politikaları ile işsizlik sigortası fonu işçilerden çok işverenlere destek sağladığı görülmektedir. İşsizlik sigortası fonu ile işçilere yaşadıkları gelir kayıplarını tazmin etmek adına ödenen ödeneklerin tutarları işçilerin hayatlarını idame ettirmeleri için gerekli olan yeme içme barınma gibi en temel ihtiyaçlarını karşılamaya yetecek oranda değildir. Örneğin Covid-19 pandemi döneminde 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu'nun Geçici 24'üncü maddesi ile işçilere sağlanan bir aylık toplam Nakdi Ücret Desteği tutarı yapılan araştırmalara göre dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması tutarı olan açlık sınırının çok çok altında kalmaktadır. Aynı zamanda gıda harcaması ile giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutarının da çok çok altında olduğu yapılan araştırmaların bir diğer sonuçlarından biridir. Öte yandan işverenlere ödenen toplam teşvik tutarı ise nakdi ücret desteğinin iki katından fazla olduğu İŞKUR'un 2020 yılında için yayınladığı Fon Gelir ve Gider Bülteni incelendiğinde görülmektedir. Tüm bu bilgilerin ışında işsizlik sigortası daha çok işçinin işsiz kaldıklarında gelirlerindeki azalmaları tazmin etmektense amacının dışında işverenlere destek sağlayan bir fona dönüştüğü görülmektedir.

COVID 19Devlet yardımıFonlar+5
Emel Işık
Mersin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlama sürecinde uygun iş bağlamında kadın istihdamının artırılması: Avrupa Birliği ülkeleri ve Türkiye karşılaştırması

Kadın ve erkeğe öngörülen sosyal roller hak, fırsat ve kaynaklar dağılımında eşitsizlikler meydana getirmektedir. Eşitsizliğin yaratmış olduğu olumsuzlukların daha çok kadınları etkilediği bilinen bir gerçektir ve bu eşitsizlik yalnız kadınların değil ülkelerin sorunudur. Bu açıdan toplumsal cinsiyet eşitsizliği gelişmişlik seviyesi, gelir, statü, istihdam, refah seviyesi, rekabet gücü, kalkınma gibi temel konularda önemli bir belirleyicidir. Çalışma içerisinde eşitsizliği pekiştiren etmenlere, toplumsal cinsiyet eşitliği getirilerine ve Avrupa Birliği ülkeleri ile Türkiye'nin toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlama sürecindeki düzenlemelerine yer verilmektedir. Çalışmanın amacı olan kadın ve kadın istihdamının sağlanması belirtildiği üzere toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması ile ilgilidir. Toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlandığı koşullarda meydana gelen uygun iş kavramı kadınların çalışma hayatı içerisindeki temel hakları, sosyal güvenlik ve sosyal diyalog haklarının korunmasına imkân sağlamaktadır. Bu bağlamda kadın istihdamı; genel iş gücü katılım, genel istihdam, yarı zamanlı istihdam, kayıt dışı istihdam ve işsizlik oranları gibi temel veriler Avrupa Birliği ülkeleri ve Türkiye açısından karşılaştırılmıştır. Veriler ışığında Avrupa Birliği ülkelerinin büyük ölçüde toplumsal cinsiyet eşitliğini sağladığı ve uygun iş adına kadın istihdamında başarılı bir görünüm sergilediği tespit edilmiştir. Türkiye'de ise uygun iş bağlamında kadın istihdamının umulan seviyelerde gerçekleşmediği tespit edilmiştir. Bu açıdan Türkiye'de toplumsal cinsiyet eşitliği çalışmalarına etkin politikalarla ağırlık verilmesi gerektiği önerisinde bulunulmuştur.

Avrupa BirliğiKadın-erkek eşitliğiKadınlar+3
Nihal Aydın
Mersin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

X ve Y kuşağı kadınların kariyer beklentileri üzerine bir araştırma: Gaziantep ili örneği

İnsanlık tarihinde yaşanan ekonomik, kültürel, sosyal, siyasi ve teknolojik alanda yaşanan pek çok gelişme bireyleri, bireylerin hayatını, kişilik özelliklerini, olaylara bakış açılarını, değer yargılarını, algı, tutum ve beklentilerini de yakından etkilemiş ve etkilemeye devam etmektedir. Farklı zaman dilimlerinde farklı olaylarla karşılaşmış ve bu olaylardan etkilenmiş bireylerin olaylara verdikleri tepkiler, inanç, tutum ve beklentileri de yaşadıkları dönemin şartlarına göre farklılık göstermektedir. Bu durumun doğal bir sonucu olarak da kuşaklar ve kuşaklar arası farklılıklar meydana gelmektedir. Kuşak kavramını en genel anlamıyla aynı tarih aralığında doğup büyümüş, bu aralıktaki olumlu ve olumsuz olaylardan etkilenmiş, benzer tepkiler vermiş, benzer tecrübeler edinmiş insan topluluğu olarak tanımlamak mümkündür. Dünya genelinde farklı zamanlarda farklı yazarlar tarafından gerçekleştirilen kuşak sınıflandırmaları incelendiği takdirde en temelde 5 farklı kuşakla karşılaşılmaktadır. Bunlar; Sessiz Kuşak, Baby Boomers Kuşağı, X Kuşağı, Y Kuşağı ve Z Kuşağı olarak adlandırılmaktadır. Kariyer kavramı kişilerin yaşamı boyunca edindiği işle ilgili tecrübeleri ve mesleğindeki başarısını ifade etmekte iken kariyer beklentisi kavramı kişilerin elde etmek istediği ulaşılabilir hedefleri ifade etmektedir. Yaşanan değişim ve dönüşümlerle birlikte farklı kuşaktan bireylerin çalışma anlayışlarında da kariyer beklentilerinde de önemli farklılıklara rastlanmaktadır. Literatürde kuşaklar arası farklılıkları, kuşakların değişen kariyer anlayışını inceleyen çok sayıda çalışmaya rastlanmakta iken kuşaklar arası farklılıkları cinsiyet özelinde inceleyen bir çalışmaya rastlanamamıştır. Bu sebeple bu tez çalışmasında X ve Y kuşağı kadınların kariyer beklentilerini inceleyerek alana katkı sağlamak amaçlanmıştır. Araştırmada yöntem olarak çalışmanın amacına uygun anket yöntemi seçilmiştir. Aynı zamanda evren büyüklüğü göz önünde bulundurularak örneklem üzerinde çalışılmıştır. Araştırma X ve Y kuşağından toplam 417 kadın katılımcıyı içermektedir. Araştırmada araştırmacı tarafından geliştirilmiş ve alandaki uzman öğretim üyeleri tarafından gözden geçirilmiş olan "Kariyer Beklentileri" ölçeği kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen verilerin analizinde SPSS 26 paket prograı kullanılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kuşak, Kariyer, Kariyer Beklentisi, X Kuşağı, Y Kuşağı

GaziantepKadınlarKariyer+6
Pınar Aslan
Mersin University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyal diyaloğun ekonomik büyümeye ve çalışanların örgütlenmesine etkileri

Sosyal diyalog çalışma hayatımızın her alanındaki önemi tartışılmaz bir gerçektir. Sosyal diyaloğun oluşmasında ve sağlanmasında hiç kuşkusuz örgütlenmenin önemi vardır. Örgütlenme ister işveren düzeyinde yahut işçi düzeyinde olsun temsil gücünün ve demokrasinin en önemli göstergesi arasındadır. Burada sosyal diyaloğun ülkelerde nasıl kullanıldığı, hangi ülkede hangi aşamada kullanıldığından bahsedilmektedir. Sosyal diyaloğun uygulamalarında ne gibi avantajlar sağladığı ya da uygulanamayan ülkelerde çıkan aksaklıkların neler olduğu ve ülkelerin refah seviyesinde oluşturduğu tahribat incelenmektedir. Günümüzde sosyal diyalog mekanizmalarının neler olduğu, sınır ötesi, yönetişim, pandemi sürecinde sosyal diyaloğun nelere katkı sağladığı konuları anlatılmaktadır. Sosyal diyalog, ekonomik büyüme ile OECD İncelemelerinde sağlanan istikrarın önemi ve gelir dağılımında ki hedeflere ulaşmada hangi amaç ile kullanıldığı konuları anlatılmaya çalışılmıştır.

Fehmi Tosun
Mersin University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de 1980 sonrası ekonomik krizler ve sosyal politika uygulamaları üzerindeki etkileri: Eğitim alanındaki sosyal politika uygulamaları üzerine bir inceleme

Ekonomik kriz, kısa ve uzun dönemde toplum nezdinde ciddi sorunlar yaratan ve toplum refahını olumsuz yönde etkileyen bir olgudur. Ekonomik krizlerin ortaya çıkardığı bu olumsuzluklar toplumu birçok açıdan etkilemekte ve dikkate değer sonuçlar doğurmaktadır. Dolayısıyla ekonomik krizlerin yarattığı sorunların incelenmesi ve bu doğrultuda politika önerilerinin geliştirilmesi büyük önem taşımaktadır. Cumhuriyetin ilk yıllarından günümüze Türkiye ekonomisinde çeşitli krizler yaşanmış ve her kriz sonrasında istikrar tedbirlerine başvurulmuştur. Bu çalışmada Türkiye ekonomisinde 1980 sonrası dönemde yaşanan ekonomik krizlerin sosyal politika uygulamalarındaki etkileri incelenmektedir. Çalışmada 1980 sonrası krizler üzerinde durulmasının temel nedeni 24 Ocak 1980 kararları sonrasında Türkiye ekonomisinde yaşanan dönüşüm sürecinin ortaya çıkardığı kırılgan yapıdır. Yapısal uyum politikalarının hayata geçirildiği, dışa açık ve serbest piyasa ekonomisi temelli uygulamaların başlatıldığı bu dönemle ile birlikte ekonomi bir yandan küresel ekonomiyle bütünleşme yönünde dönüşmeye başlamış diğer taraftan giderek dış şoklara karşı daha dayanıksız hale gelmiştir. Bu durum doğal olarak krizlerin ekonomik ve sosyal boyutlarını arttırmıştır. Bu çalışmanın temel amacı ekonomik krizlerin sosyal politika uygulamaları açısından değerlendirilmesidir. Sosyal politika uygulamaları refahın arttırılmasını ve/veya yeniden dağılımını hedefleyen tedbirleri ve müdahaleleri kapsamaktadır. Genel olarak bu uygulamalar eğitim, sağlık, sosyal güvenlik, sosyal hizmetler ve istihdam gibi alanlarda gerçekleşmektedir. Ancak çalışma bu konu başlıkları arasından eğitim konusuna yoğunlaşmakta ve 1980 sonrası ekonomik kriz dönemlerinde eğitim üzerinde yapılan harcamalarda ve yatırımlarda nasıl bir gelişme yaşandığını tespit etmeye gayret etmektedir. Genel olarak elde edilen sonuçlar Türkiye'de OECD ülkelerine kıyasla eğitime yapılan harcamaların çok yüksek olmadığını, devlet bütçesinden ayrılan kaynakların krizlerden doğrudan etkilenmeden belirli bir seviyede tutulduğunu göstermektedir. Buna göre öncelikli olarak eğitime ayrılan kaynakların arttırılması, diğer taraftan Türkiye ekonomisinin yapısal sorunlarının çözümüne yönelik çalışmaların hızlandırılması ve ekonominin daha dayanıklı hale getirilmesi, eğitim ve istihdam arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesi gerekliliği ön plana çıkmaktadır.

Ekonomik krizEğitim politikalarıSosyal politika
Cumali Horuz
Mersin University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Yerel yönetimlerde sosyal politika bağlamında sosyal belediyecilik uygulamaları: Mersin Büyükşehir Belediyesi örneği

Bu tez çalışmasının amacı; yerel yönetimlerde sosyal politika bağlamında sosyal belediyecilik anlayışını ele almak ve incelemektir. Sosyal belediyecilik yerel yönetimlerin sosyal politikalarının planlaması ve düzenlenmesi gibi düşünülebilir. Özellikle Büyükşehir Belediyeleri sosyal politikalar alanında önemli işlevlerden sorumlu olmaktadır. Bu tez çalışması teorik ve uygulama olmak üzere iki bölümden oluşmaktadır. Uygulama kısmında Mersin Büyükşehir Belediyesinin sosyal belediyecilik faaliyetlerinden biri olan ve sınavlara hazırlık için kurulan kurs merkezlerinden faydalanan öğrencilerin memnuniyet düzeylerinin ortaya konabilmesi amaçlanmaktadır. Ayrıca söz konusu merkezlerle ilgili farkındalık yaratmaya çalışmak çalışmanın diğer amaçları arasında bulunmaktadır. Tez çalışmasının uygulama kısmında söz konusu merkezlerde anket yöntemi ile veri elde edilmeye çalışılmıştır. Çalışmanın hedef kitlesi Mersin merkez ilçelerde bulunan ve sınavlara hazırlık için kurulan kurs merkezlerinden faydalanan öğrencilerden oluşmaktadır. Verilerin analizinde SPSS 22 paket programı kullanılmıştır. Çalışmadan elde edilen bulgular ışığında kurs merkezinden faydalanan öğrencilerin kurs merkezinin işleyişi ile ilgili olumlu ve olumsuz görüşleri ortaya konmuş ve kurs merkezlerinin işleyişi ile ilgili mevcut durum tespiti yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Sosyal politika, sosyal belediyecilik, yerel yönetim.

Yelda Yıldız Döndaş
Mersin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

İşle bütünleşmenin çalışanların sosyal yaşamı üzerindeki etkisi: Avukatlar üzerine bir inceleme

İlk kez Kahn tarafından bireyin rol performansı sırasında fiziksel, bilişsel ve duygusal olarak işe katılımı olarak tanımlanan işle bütünleşme, Kahn'a göre bulaşıcı yani örgüt üyeleri arasında yayılabilen ve bireyin iş yaşamından aile veya sosyal yaşamına ya da aile veya sosyal yaşamından iş yaşamına yansıyarak olumlu ya da olumsuz şekillerde etki edebilen bir kavramdır. Buna göre bireyin iş ve aile yaşamı sosyal yaşam ile sürekli etkileşim içerisindedir ve sosyal sistem içerisinde her bireyin bir diğeriyle bağlantılı olması nedeniyle birinde yaşanan değişikliğin diğerini de etkileyeceği düşünülmektedir. Bu nedenle, bireyin sosyal yaşamı ile bütünleşmesi her iki alanda da denge sağlayabilmesi ile gerçekleşecektir, çünkü bir alanda yaşanan dengesizlik diğer bir alana etki ettiğinde bireyin dengeyi sağlamak ya da talepleri karşılamak adına ilk feragat edeceği alan sosyal yaşamı olacaktır. Bu tez çalışması ile Avukatların işle bütünleşme kavramına yönelik bilgi ve farkındalık düzeylerinin ölçülmesi ve işle bütünleşmenin avukatların sosyal yaşamı üzerindeki etkisinin ortaya konması amaçlanmıştır. Çalışmanın teorik kısmında işle bütünleşme kavramı detaylı biçimde incelenmiş olup, uygulama kısmında ise Adana, Antalya, Mersin ve Hatay Barosuna kayıtlı Avukatlıklar ile anket çalışması yapılmıştır. Bu anketler Avukatlara bağlı oldukları Barolar ve araştırmacı tarafından ulaştırılmıştır. Anketlere 312 Avukat gönüllü olarak katılmış olup 15 Avukat anketi eksik doldurulduğu için bu anketler değerlendirme dışında tutulmuştur. Bu bağlamda 297 anket analiz edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda avukatların birçoğunun işinden ve işine karşı gösterdikleri çabadan memnun oldukları tespit edilmiştir. Ayrıca Avukatlar işlerine fazla odaklandıklarının farkında olduklarından iş dışındaki zamanlarda aile ve sosyal yaşamlarına zaman ayırmaya özen gösterdiklerini ifade etmişlerdir.

Sosyal hayatİş-aile çatışmasıİş-yaşam dengesi+1
Meltem Nilüfer Önen
Mersin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Küresel düzeyde önleyici iş sağlığı ve güvenliği kültürü oluşturmada uluslararası çalışma örgütünün önemi

Üretim süreci ve üretimde güvenlik ve sağlık faaliyetleri, iktisadi politikalara bağlıdır. Günümüzde ise iktisadi politikalar, küreselleşme nedeniyle artan rekabet şartlarına dayanmaktadır. Bu durumda güvenlik ve sağlığa yönelik önlemler, maliyeti artırdığı düşüncesiyle ihmal edilmektedir. Toplumsal algı ve davranış kalıplarında güvenlikten sapan çalışma faaliyetleri iş kazaları ve meslek hastalıklarına yol açar. Yaşam hakkının varlığı için önem taşıyan iş sağlığı ve güvenliği, günümüzde küresel rekabet şartlarına yetersiz kalması nedeniyle önleyici kültürle proaktif yaklaşıma ihtiyaç duymaktadır. Kurulduğu günden itibaren işgücü piyasasına sosyal adalet ve insana yakışır iş anlayışıyla müdahale eden Uluslararası Çalışma Örgütü, esasında iş sağlığı ve güvenliği kültürünün oluşmasını sağlayan düşünceyle hareket etmektedir. Tezin amacı yaşam hakkının çalışma faaliyetine karşı korunmasına çözüm olan iş sağlığı ve güvenliği kültürünün oluşması için yapılması gereken ulusal hukuk düzenlemelerini ortaya koymak ve akabinde işyerlerinde herkesin sağlık ve refahını amaçlayan anlayışın hakimiyetinde çalışmanın sürdürülmesinin önemini Uluslararası Çalışma Örgütünün faaliyetleriyle açıklamaktır. Sağlık ve güvenliği önceleyen her çalışma faaliyeti, üretimde verimliliğin artmasını, ülke ekonomisinin gelişmesini ve refahı sağlar. Evrensel insan hakları bağlamında bireyin çalışma faaliyetinden kaynaklı risk ve tehlikelere karşı korunması amacıyla temel kural ve standart oluşturan ILO, bunların ülkelerde uygulanabilmesi için teknik ve mali yardımlar sunar. Yönetişim anlayışı ve sosyal diyalogla sözleşme ve tavsiye kararlarının onaylanıp uygulanması için sosyal ortaklarla işbirliği yürütür. İş sağlığı ve güvenliğine sistemsel yaklaşım sunarak proaktif anlayışı başlatan örgüt, yaşam boyu koruma ve öğrenme faaliyetlerinin geliştirilmesi için ülkelerde bilfiil çalışmalar sürdürmektedir. Bu tezde küresel düzeyde etkin olan Uluslararası Çalışma Örgütünün uluslara rehberliği sonucu meydana gelen değişimler bölgesel ayrımla incelenmiştir. Sonucunda ise örgütün faaliyet yürüttüğü ülkelerde temel normlara aşinalık ve uyum çabasının arttığı görülmüştür.

Buse Kara
Mersin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Küreselleşme sürecinde çalışan yoksulluğunun önlenmesi bağlamında temel gelirin sağlanması: Türkiye ve seçili OECD ülkeleri

Küreselleşme ve teknolojik gelişmelerle birlikte modern refah devletleri sistemlerinin günümüz sorunlarının çözümünde yetersiz kalması, gelir güvencesinden yoksun bireylerin artması, istihdam yaratmayan büyüme politikaları sosyal politikada yeni politika arayışı sürecini başlatmıştır. Sosyal politikanın bu arayış sürecinde en geniş tartışma alanını temel gelir uygulaması oluşturmaktadır. Temel gelir kavramı, çalışan yoksulluğunun önlenmesi bağlamında gelir eşitsizliğinin giderilmesi ve sosyal korumanın geliştirilmesi için potansiyel bir çözüm sunmaktadır. Yoksulluğun refah sorunlarını, sosyal dışlanmayı ve yoksunluğu kapsayan çok yönlü doğası, çalışan yoksulluğunu önlemek için kapsamlı müdahalelere olan ihtiyacın önemini ortaya çıkarmaktadır. Temel gelir uygulamaları çalışan yoksulluğunun önlenmesine ve insan onurunu artırmaya yönelik dönüştürücü bir politika olarak görülmektedir. Covid-19 pandemisinin getirdiği ekonomik etkilerin işgücü piyasasında bir dönüşüm sürecini başlatmış olması ile beraber daha çok gündeme gelen temel gelir uygulaması kriz dönemlerinde gerçekten düşük gelir gruplarına yönelik yapılacak nakdi gelir transferi ile insanlara bir tür finansal güvence ve özgürlük sağlama potansiyeline sahiptir. Tez çalışmamızın önemli bir bölümü çalışan yoksulluğu ve gelir eşitsizliği sorununa yeni dünya düzeninde çözüm olabilecek temel gelir uygulamasının alternatif olduğunun üzerinde durulmaktadır. Bu çalışma küresel ölçekte çalışan yoksulluğunun mevcut durumunu ortaya koyabilmesi ve çözüm önerisi olarak temel gelir uygulamasını sunması bağlamında özgün bir araştırmadır. Çalışan yoksulluğu bağlamında temel geliri ele alan çalışmamızda veri kısıtı olduğunu da belirtmek gerekmektedir. Tam olarak temel gelir modeli olarak ifade edebileceğimiz bir model hiçbir ülkede uygulanmamaktadır.

Serkan Değer
Mersin University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye ve seçili Avrupa Birliği ülkeleri işgücü piyasalarında enformel istihdam ve sosyal koruma ilişkisinin değerlendirilmesi

1970'lerin sonlarına doğru ortaya çıkan neoliberal politikalar, 1980'li yıllardan sonra dünya genelinde sosyal, ekonomik ve hukuki alanda etkisi görülmektedir. Neoliberal politikaların getirisi olan uluslararası ticaretin serbestleşmesi ve esneklik ile rekabet baskısı artan firmalar maliyetleri düşürme yoluna yönelmektedirler. Artan rekabet, esneklik uygulaması ve teknolojik gelişmelere bağlı olarak üretim biçimlerinde değişme ve üretim faktörlerinin uluslararası alanda rahatlıkla yer değiştirmesi gibi birçok faktör işgücünün yapısını da etkilemektedir. İşgücü içerisinde vasıfsız ve üretim biimindeki değişikliklerden olumsuz etkilenen çalışanlarda formel istihdamın dışına itilmektedir. Çalışmamızda enformel istihdam ve sosyal koruma kavramları anlamaya çalışılarak, işgücü içerisinde aralarındaki ilişki sorgulanmaktadır. Seçili Avrupa Birliği ülkeleri ile Türkiye'de enformel istihdamın ve bu ülkelerdeki sosyal korumanın boyutları da incelenmektedir.

Nagihan Gümüş
Mersin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Yüksek teknoloji ihracatı ve inovasyonun istihdam üzerindeki etkisi: Türkiye üzerine bir uygulama

Teknolojideki gelişmeler son yıllarda Endüstri 4.0 çağında ekonomik büyüme ve istihdam açısından en çok tartışılan konulardan bir tanesi olmuştur. Rekabetin boyutu değişmiş, rekabet yüksek teknolojinin üretimi ve ihracatı, inovasyonun geliştirilmesi kapsamında olmaktadır. Bu araştırmada Türkiye'de 2007-2021 dönemi için yüksek teknoloji ihracatı ve inovasyonun istihdam üzerindeki etkisini ortaya çıkarmak amaçlanmıştır. Türkiye esas alınarak zaman serisi analizleri ile bu ilişkiler incelenmiştir. Bu amaç doğrultusunda ARDL modeli ile kısa ve uzun dönemli ilişkilerin yanı sıra değişkenler arasındaki nedensellik ilişkileri de araştırılmıştır. ARDL kısa dönem tahmin sonuçlarına göre araştırma ve geliştirme, ileri teknoloji ihracatı ve ekonomik büyüme ile istihdam arasında kısa dönemli istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir. Araştırma ve geliştirme ve İleri teknoloji ihracatı ile istihdam arasında kısa dönemde negatif ve anlamlı ilişkilerin varlığı ortaya çıkarılırken, Eğitim ve Ekonomik büyüme değişkenleri ile istihdam arasında ise pozitif ve anlamlı ilişkilerin varlığı ortaya çıkarılmıştır. Diğer taraftan hata düzeltme mekanizmasının modelde geçerli olduğu ve incelenen dönemde Araştırma ve geliştirme, İleri teknoloji ihracatı, eğitim ve Ekonomik büyümenin istihdam üzerinde yarattığı şokların dengeye geleceği de tespit edilmiştir.

Anıl Bereket
Mersin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Küresel çerçeve anlaşmaların üretim ve bölüşüm ilişkileri üzerindeki etkileri

Bu çalışmanın konusunu; geleneksel çalışma ilişkilerinin krizine koşut olarak ortaya çıkan belirli tip ücret sendikacılığının krizine karşı, uluslararası sendikal hareketin son çeyrek yüzyılda geliştirdiği bir uluslararası sosyal politika aracı olan küresel çerçeve anlaşmalar oluşturmaktadır. Küresel çerçeve anlaşmalar, küresel sendika federasyonları ile çok uluslu şirketler arasında bağıtlanan; çok uluslu şirketlerin tedarik zincirleri boyunca çalışma ilişkilerini düzenleme ve çalışma standartlarını uluslararası hale getirme amacı taşıyan belgelerdir. Çalışmada küresel çerçeve anlaşmaların üretim ve bölüşüm ilişkilerine etki edebilme potansiyelinin tartışılması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, çalışmanın üzerine inşa edildiği sosyal politika perspektifi; sosyal politikanın bir yandan emeğin mücadele alanını geliştirme diğer yandan ise toplumsal tabakalaşmayı yeniden üretme niteliğine vurgu yapmaktadır. Küresel çerçeve anlaşmaların taraflarını oluşturan sermaye ve emek cephesi temsilcilerinin tarihsel süreçte sosyal politika üzerindeki etkilerinin anlaşılması bu perspektif ile mümkün hale gelmiştir. Bu andan itibaren refah devletinden neoliberalizme uzanan tarihsel süreçte sermaye ve emek cephesinin eğilimleri izlenmiş; küresel çerçeve anlaşmaların ortaya çıkışı bu çerçevede tartışılmıştır. Çalışmada, küresel çerçeve anlaşmaların etkinliğini, içerik, kapsam ve uygulama boyutlarıyla analiz edilmiş; küresel çerçeve anlaşmaların üretim ve bölüşüm ilişkilerine; emek lehine, sınırlı bir katkıda bulunabileceği sonucuna varılmıştır. Küresel çerçeve anlaşmalar, neoliberal politikaların "karşısından" değil fakat "içinden" üretildiğinden, anlaşmalara yüklenebilecek tarihsel görevler de neoliberalizmin çizdiği çerçeve ile sınırlı kalacaktır. Ancak küresel sendika federasyonlarının; küresel çerçeve anlaşmaları başlı başına bir amaç değil fakat örgütlenme ve mücadele kapasitelerini geliştirme faaliyetlerinin bir çıktısı olarak ele alması, anlaşmalara üretim ve bölüşüm ilişkilerine müdahale edebilecek bir araç olma niteliği kazandırabilir.

Berfin Diren Demirkaya
Ankara University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Değişen toplu iş sözleşmesi düzeni ve Türkiye

Toplu pazarlık ve ürünü toplu iş sözleşmeleri, işçilerin istihdam ve çalışma koşullarının korunması ve geliştirilmesi amacıyla bir kural koyma yöntemi olarak kurumsallaşmıştır. Kapitalizmin neoliberal yeniden yapılanma döneminde, tıpkı sendikalar gibi toplu iş sözleşmeleri de ekonomik büyümeyi engelleyen, rekabet gücünü sınırlandıran işgücü piyasası "katılıkları" arasında değerlendirilmektedir. İşverenlerin esneklik talep ve stratejileri çerçevesinde toplu iş sözleşmelerinin yapısı, içeriği, işlevleri de değişmekte ve dönüşüme zorlanmaktadır. Çalışmada, 1980'li yıllardan itibaren farklı ülkelerin ve Türkiye'nin toplu iş sözleşmesi düzenlerinde gözlemlenen gelişmeler ve eğilimler, toplu iş sözleşmelerinin güvencesi, toplu pazarlığın düzeyi ve toplu iş sözleşmelerinden yararlanma derecesi olmak üzere üzere üç boyutta incelenmiştir.

Toplu iş sözleşmeleriToplu pazarlıkİş sözleşmesi
Ebru Yeşim Sarğıcı
Ankara University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Hizmet sektöründe bir çalışma biçimi olarak spor

Spor, doğrudan ya da dolaylı olarak hayatımızın önemli bir parçasıdır. İster sağlıklı bir yaşam amacıyla sportif etkinliklerde bulunun, ister desteklediğiniz spor kulübünün müsabakalarını izleyin veya gazetelerin spor sayfalarının takipçisi olun, spor yaşamınıza bir şekilde girmiş demektir. Tarihi, insanlık tarihiyle eş tutulabilecek spor olgusu, yirminci yüzyılın son çeyreğinde önemli bir dönüşüm geçirmiştir. Bir zamanlar gündelik kaygılarımızdan uzaklaşmak için alternatif bir uğraşken, artık bir endüstri halini almıştır. Diğer tüm endüstriyel alanlarda olduğu gibi, spor endüstrisinin de emekçileri bulunmaktadır ve bu emekçileri sarmalayan çalışma ilişkileri dünyasının, kavramları ve kurumlarıyla tanınma ve açıklanma sürecinin başlangıcı henüz yenidir. Türkiye'deki durum göz önünde tutulduğunda ise "yeni" yerine "çok yeni" ya da "olgunlaşmamış" sözcüklerini kullanmak daha doğru olacaktır. Bu çalışma, küresel kapitalist ekonominin bir hizmet sektörü olan spor endüstrisindeki çalışma ilişkilerini kavramaya yönelik bir başlangıç çabasıdır.

Onur Hoşnut
Ankara University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Mevsimlik tarım işlerinde üreticilerin ve işçilerin karşılaştığı sorunlar: Çay tarımı örneği

Dünya'da sudan sonra en çok tüketilen ve en eski içecek olan çay yalnızca belirli tarımsal-ekolojik koşullara sahip bölgelerde ve sınırlı sayıda ülkede üretilmektedir. Türkiye, Dünya'da en çok çay üretimi yapan beşinci ülke olup, aynı zamanda Dünya'da en fazla kişi başına çayın tüketildiği ülkedir. Bu tez çalışmasında çay tarımının iki temel unsurunu oluşturan çay üreticileri ve çay hasadında çalışan mevsimlik işçilerin karşılaştıkları sosyo-ekonomik sorunların ortaya konulması amaçlanmıştır. Böylece 2020 ve 2021 yıllarında Türkiye'de çay üretiminin %90'dan fazlasını tedarik eden Rize, Trabzon ve Artvin illerinde 302 çay üreticisi ve 176 çay işçisi olmak üzere toplam 478 kişi ile anket çalışması yapılmıştır. Buna göre, Türkiye'de oligopson yapıya sahip çay piyasası çok sayıda küçük ölçekli üreticiden oluşmaktadır. Üreticilerin en önemli sorunları sırasıyla ÇAYKUR'un kota ve kontenjan uygulaması, yaş çayın satışı, özel sektörün yaş çay alım fiyatı, engebeli arazi yapısı ve işin zorluğudur. Çay tarımındaki en önemli maliyet faktörleri sırasıyla gübre, işçilik ve taşımadır. Artan girdi maliyetlerine karşılık yaş çay fiyat artışlarının daha az olması üreticinin çaydan elde ettiği gelirle geçimini zorlaştırmaktadır. Emek yoğun çay hasadında istihdam edilen işgücünün çoğunlukla yevmiyeli erkek işçilerden ve ücretsiz aile işçisi kadınlar oluşmaktadır. Gerek üretici gerekse işçilerin çay işi dışında farklı mesleklere sahip olduğu, sosyal güvencelerini ve esas gelirlerini tarım dışı işlerden sağladığı ve çay tarımının ikincil bir gelir teşkil ettiği tespit edilmiştir. İşçilerin karşılaştığı temel sorunlar ücretlerin düşük olması, kayıt dışılık ve arazi koşullarından kaynaklı zorluklardır. İşçilerin (özellikle kadınların) büyük çoğunluğu bağımlı sigortalı ve sosyal güvencesi olmayanlardan (tamamı erkek) oluşmaktadır.

Mevsimlik işlerMevsimlik işçilerTarım işçileri+6
Deniz Aksoylu
Pamukkale University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de tarım sektöründe ücretsiz aile çalışanları: Nicel ve nitel verilerle bir analiz

Araştırmanın amacı, Türkiye, TR32 ve Denizli ili örneği ile 'Ücretsiz Aile İşçisi/Çalışanı' olmayı belirleyen sosyo-demografik özellikleri ve çalışma koşullarını tespit etmektir. Amaca uygun biçimde: Birincisi, "Türkiye ve TR32 Bölgesi'nde tarım sektöründe ücretsiz aile çalışanı olmayı belirleyen sosyo-demografik özellikler ve çalışma koşulları nelerdir?"; ikincisi "Denizli İlinde tarım sektöründe ücretsiz aile çalışanı olmayı belirleyen sosyo-demografik özellikler ve çalışma koşulları nelerdir?" olmak üzere iki temel araştırma sorusu belirlenmiştir. Kuramsal çerçeve, nicel ve nitel yönteme dayalı araştırma, üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde ücretsiz aile çalışanı, kuramsal boyutuyla yazın taraması yöntemi ile incelenmiştir. İkinci bölümde araştırmanın soruları nicel yöntemle; 'TÜİK 2019-2021 Hanehalkı İşgücü Anketi Mikro Veri Seti ve 2021 Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması Mikro Veri Seti' aracılığı ile genel ve tarım sektörü özelinde 'Karşılaştırmalı Tablolar, Çoklu ve İkili Lojistik Regresyon' analizleri ile incelenmiştir. Fenomonolojik temelli üçüncü bölüm, Denizli ilinde otuz katılımcı ile yüz yüze yapılan görüşmelerden elde edilen bulguların içerik analizi yöntemi ile yorumlanmasından oluşmaktadır. Tarım sektöründe ücretsiz aile olarak çalışanlarının Türkiye'deki payı, %81,6; TR32 Bölgesi'nde ise %73,7'dir. Regresyon bulgularına göre kadın, evli ve 5 yıllık ilkokul eğitim düzeyine sahip olmak, 4 kişiden fazla kişinin olduğu hanede yaşamak, tarım sektöründe ve 10'dan az kişinin çalıştığı işyerlerinde çalışmak, Anadolu Bölgesi'nde yaşamak ücretsiz aile çalışanı olma durumunu artıran değişkenlerdir. Nicel ve nitel bulgular, haftalık çalışma süresi ve yaş değişkenleri dışında Türkiye, TR32 ve Denizli için büyük oranda örtüşmektedir. Nitel araştırma bulgularına göre ücretsiz aile çalışanı olma nedenleri; yoksulluk, toplumsal cinsiyetçi bakış açısı ve uygulanan tarımsal destekleme politikaları ile açıklanabilir. Anahtar Kelimeler: Ücretsiz Aile Çalışanı, Ücretsiz Aile İşçisi, Tarım, Denizli, TÜİK.

AileDenizliTarım+3
Fatma Özge Özgen Öney
Pamukkale University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Hazır giyim endüstrisinde sosyal uygunluk denetimlerinin işçi haklarına etkisi

Küreselleşme süreciyle birlikte ulus devletlerin gücünün zayıflatılması ve neoliberal ekonomi politikalarının yaygınlaştırılması, işgücü piyasalarının üzerinde çokuluslu işletmelerin hakimiyetini arttırmıştır. Çokuluslu işletmelerin işgücü piyasaları üzerindeki hakimiyetinin artmasıyla tekstil emek süreci de bazı dönüşümler yaşamıştır. Çokuluslu işletmelerin güçlenmesinin ardından tedarik zincirinde yer alan üretim tesislerinde sosyal standartların düşürülmesi, hazır giyim endüstrisinde enformel çalışma biçimlerinin artmasına ve insan onuruna yakışmayan istihdam biçimlerinin yaygınlaşmasına neden olmuştur. Küreselleşme süreciyle ulus devletlerinin gücünün zayıflatılması doğrultusunda sosyal uygunluk denetimleri devlet denetimlerinin yerini almaya başlamıştır. Bu araştırmada, sosyal uygunluk denetimlerinin işgücü piyasasına yönelik etkileri analiz edilmiştir. Hazır giyim sektöründeki emek sürecinin oluşumunda etik davranış kodlarının rolü ve etik davranış kodları çerçevesinde gerçekleştirilen denetimlerin işçi haklarına etkisi araştırılmıştır. Araştırma bulguları sosyal uygunluk denetimlerinin nesnel ve etkin bir şekilde gerçekleştirilmesinin önündeki engeller ve sosyal uygunluk denetimlerinin çalışma koşullarına yönelik etkileri olmak üzere iki başlık altında incelenmiştir. Sosyal uygunluk denetimleri, mevcut durumun tespit edilmesi ve iyileştirilmesi açısından etkili bir kontrol aracıdır. Ancak işgücü piyasasının denetiminin kamudan ziyade ticari amaçlarla faaliyet gösteren çokuluslu işletmelere ya da bağımsız denetim kuruluşlarına bırakılması, nesnel ve etkin bir denetim mekanizması önünde engel teşkil etmektedir. Aynı zamanda etik davranış kodları çalışma yaşamındaki enformel yapılanmaların ortadan kaldırılmasından ziyade üretimin devamlılığının sağlanmasına ve çokuluslu işletmelerin kurumsal sosyal sorumluluk imajının iyileştirilmesine hizmet etmektedir.

Bensu Bergamalı
Pamukkale University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Covid-19 pandemisinin yükünü taşıyanlar: Kargo şirketi çalışanları üzerine nitel bir araştırma

Uzun zamandır var olan kargo sektörü, pandemi döneminde çok daha önemli hale gelmiş, piyasaya yeni kargo firmaları da eklenmiştir. Hem kargo firması sayılarında hem de kargo şirketi çalışanlarının sayısında önemli artışlar gerçekleşmiştir. Covid-19 pandemisinin etkilerini hala hissettiğimiz bu süreçte kargo firmaları ve kargo şirketi çalışanları hakkında yeterli literatürün bulunmaması, kargo şirketi çalışanlarına duyulan ihtiyacın her alanda artıyor olması ve pandeminin sona ermesine rağmen kargo çalışanlarının her geçen gün artarak çalışmaya devam ediyor olmaları bu çalışmanın yapılmasını gerekli kılmıştır. Bu çalışmanın amacı, pandemi döneminde kargo çalışanlarının çalışma koşullarının araştırılmasıdır. Bu çalışmada, kargo sektörü çalışanlarına yönelik sağlık ve güvenlik önlemleri, sosyal mesafe uygulamaları ile kargo çalışanlarının iş yükü, iş tatmini ve motivasyon düzeyleri olmak üzere karşılaştıkları zorlukların araştırılması amaçlanmıştır. Ayrıca, kargo çalışanlarının çalışma koşullarının iyileştirilecek ve genel refahını artıracak önlemlerin uygulanması için öneriler sunmak amaçlanmaktadır. Bu doğrultuda çalışma kapsamında, Muğla'nın Dalaman ilçesinde, farklı kargo şirketlerinde çalışan 16 kargo sektörü çalışanı ile yarı yapılandırılmış soru formuna dayanan görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Çalışma kapsamında, Covid-19 sürecinde kargo şirketi çalışanlarının iş yüklerinin ve iş yürütüm sırasında yaşadıkları sorunların arttığı, birçok kişiyle temas halinde olmaları sebebiyle virüse yakalanma risklerinin yüksek olduğu ve kargo sektöründe kendi hesabına çalışma şekillerinin yaygın olması nedeniyle pek çoğunun sosyal koruma haklarından yararlanamadığı bulgulanmıştır.

Esra Çelik
Pamukkale University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Dijitalleşmenin kadın istihdamına etkileri: Bankacılık sektörü örneği

Teknolojik dönüşümün üretim ve işgücü piyasasına etkileri oldukça geniş kapsamlıdır. Dijitalleşmeyle birlikte bilgi teknolojilerinin kullanımı çalışma yaşamında büyük bir dönüşüm yaşanmasına ve yeni iş kollarının, mesleklerin, becerilerin ve çalışma şekillerinin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Teknolojiye ayak uydurmak toplumun farklı kesimleri için farklı zorluklar içermektedir. Yaşanılan coğrafya, eğitim düzeyi, meslek, sektör, yaş ve cinsiyet gibi faktörler teknolojiye uyum sağlama ve onu kullanma becerilerini etkilemektedir. Teknolojik değişim, tarihsel süreçte zaman zaman kadının işgücüne katılımına katkı sağlarken zaman zaman toplumsal cinsiyet normlarının bir sonucu olarak kadın istihdamının belirli mesleklerde ve sektörlerde yoğunlaşmasında ya da kadınların çalışma yaşamında geri planda kalmasında etkili olmuştur. Günümüzde; özellikle nitelikli kadın emeğinin istihdam edildiği sektörlerin başında yer alan bankacılık sektörü, dijitalleşmenin yoğun kullanıldığı ve teknolojik değişimden en fazla etkilenen sektörler arasında yer almaktadır. Dijitalleşme, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de bankacılık sektörünün işleyişinde ve istihdam yapısında değişikliklerin yaşanmasına neden olmuştur. Bu çalışmada, Türkiye'de bankacılık sektöründe dijitalleşmenin kadın istihdamına etkileri karma yöntem uygulanarak incelenmiştir. Nicel araştırma kapsamında 412 bankacıya anket uygulanmış ve ayrıca nitel araştırma kapsamında 26 kişi ile derinlemesine mülakat gerçekleştirilmiştir. Elde edilen bulgular, bankacılık sektöründe dijitalleşmeyle birlikte istihdamın azalacağını; ancak dijitalleşmenin kadın istihdamına olumlu etkileri bulunduğunu göstermektedir. Bu bağlamda; kadınların teknolojiye uyum sağlamada başarılı olduğu, dijitalleşme ve uzaktan çalışmanın kadınların iş-yaşam dengesine erkeklere göre daha olumlu etki ettiği tespit edilmiştir. Ayrıca, dijitalleşme bankacılıkta cinsiyetin önemini azaltmakta ve dolayısıyla cinsiyete dayalı iş bölümünün azalmasına, estetik emeğin daha az önemli hale gelmesine neden olmaktadır. Dijital sistemler sayesinde, yapılan işlerin ve çalışanların performanslarının daha objektif bir biçimde değerlendirilmesiyle kadınlar cinsiyet ayrımcılığından daha arınmış bir atmosferde kariyer basamaklarına tırmanabilmektedir. Anahtar Kelimeler: Dijitalleşme, toplumsal cinsiyet, kadın istihdamı, iş-yaşam dengesi, bankacılık sektörü, Türkiye.

Çalışma ekonomisi
Nil Höke
Pamukkale University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de popülizm ve emeklilik sistemi

Günümüzde tüm dünyada gözlemlenen demografik değişimler sonucu ortaya çıkan küresel yaşlanma eğilimi Türkiye'yi de etkilemektedir. Dünya Bankası (DB)'nin 2023 yılı verilerine göre dünyanın %10'u, Türkiye'nin ise %10,2'si yaşlı nüfustan oluşmaktadır. Bu oranın 2050 yılında dünyada %16,5'e, Türkiye'de ise %21,1'e yükseleceği tahmin edilmektedir. Yaşlanan demografik yapıya karşı sosyoekonomik parametreleri dikkate alarak iyi planlanmış ve organize edilmiş, sürdürebilirliğe sahip emeklilik sistemlerinin kurgulaması kaçınılmaz bir gerekliliktir. Ancak hayata geçirilen emeklilik politikalarında çeşitli sosyoekonomik göstergelerin göz ardı edilmesiyle politik kazanım hedefiyle çeşitli popülist girişimlerin varlığı gözlemlenebilmektedir. Durumun bu yönü emeklilik sistemlerinin sürdürülebilirliğini olumsuz etkileyerek karmaşıklaşan ve kronikleşen sorunların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bu tez çalışmasının amacı, Türkiye'de uygulanan emeklilik düzenleme ve uygulamalarındaki popülist yaklaşımların olup olmadığını tespit etmektedir. Bunun için 1946-2023 yılları arasında politika aktörleri (iktidar ve muhalefet partileri ve koalisyon ortakları) tarafından oluşturulmuş 90 siyasi parti seçim beyannamesi, 53 hükümet programı ve 12 kalkınma planı kapsama alınarak incelenmiştir. İncelenen dokümanlar nicel içerik analizine tabi tutulmuştur. Politik aktörlerin seçim beyannamelerinde sundukları emeklilik vaatlerinde ideolojik farklılıklara rağmen benzer emeklilik vaatleri sunduğu, çeşitli sosyoekonomik parametreleri değerlendirmekten kaçındığı, emekliliğe ilişkin vaatlerini plan ve projelerle detaylandırmadığı, emeklilerin sosyoekonomik sorunlarına ilişkin benzer vaatlere her seçim döneminde yer verildiği, seçim sonrası oluşturulan hükümet programlarının seçim beyannameleriyle benzerlik gösterdiği, kalkınma planlarında ise sosyal güvenlik ve emeklilik sistemlerinde ortaya çıkan ekonomik tahribatın ortadan kaldırılmasına ilişkin çözümlere değinmeleri ile emeklilik sistemi ve emeklilerin sosyoekonomik durumlarına dair sorunların popülist yaklaşımlar nedeniyle kronik bir hal aldığı tez çalışması kapsamında tespit edilen önemli bulguları ifade etmektedir.

EmeklilikPopülizmYaşlılık
Furkan Erdoğmuş
Pamukkale University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye Büyük Millet Meclisi 27. Yasama Dönemi Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bütçe görüşmelerinde sosyal yardımlar

Türkiye'de 2017 referandumuyla parlamenter sistemin yerini alan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi (CHS), sosyal politikalar açısından kritik bir dönemeçtir. Yeni rejim, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin (TBMM) işlevinin değişimini, yürütmenin yasama karşısında güçlenmesini beraberinde getirmiştir. Merkezi yönetim bütçesinin hazırlanması, sunulması, onaylanması süreçlerindeki değişikliklerin sosyal yardım rejimine etkisi, incelenmeye değer bir araştırma alanıdır. Araştırmada, neoliberal düzende değişen sosyal yardım paradigması ve yürütme adına ilgili bakanların ve yasama faaliyeti sürdüren milletvekillerinin sosyal yardım söylemleri eleştirel söylem analizi yöntemiyle değerlendirilmektedir. Rejim değişikliğinin ilk bütçesinin hazırlanmasıyla 2018 yılında başlayıp seçim öncesi dönemin son Merkezi Yönetim Bütçesinin onaylanmasının ardından 2023'te sonlanan 27. Yasama Döneminde TBMM'de Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bütçe görüşmelerinde sosyal yardım söyleminin tutanaklar taranarak ele alınması, bu çalışmanın ana eksenini oluşturmaktadır. Bu tezin ana sorunsalı, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu ile Genel Kurul'da sosyal yardım kavramının, sosyal yardım yararlanıcısı grupların, sosyal yardım ve yoksulluk ilişkisi ile sosyal yardımların devletin sosyal niteliğindeki işlevinin nasıl tartışıldığıdır. Araştırma bulgularında; CHS'ye geçişin ardından gerçekleştirilen sosyal yardım tartışmalarında ikiliklerin (düalizmin) öne çıktığı, belli kavram ve söylemlerin sürekli tekrarlandığı gözlemlenmiştir. Her bireyin insan onuruna uygun yaşam koşullarına erişimini içeren sosyal hak ve evrensel temel gelir temelli alternatif yaklaşımlar ile toplumsal cinsiyete duyarlı bütçeleme ise ilgi görmekle birlikte bütçe görüşmelerinde yeterince gündeme gelmemiştir. Anahtar Kelimeler: Sosyal Yardımlar, Sosyal Yardım Bütçesi, Yoksulluk, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Meclis Tutanakları, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, Toplumsal Cinsiyete Duyarlı Bütçeleme

Aile merkezli bakımEv kadınlarıEvde bakım hizmetleri+7
Özlem Özmen
Pamukkale University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Paternalizm ve popülizm ekseninde Türkiye demiryolu endüstrisinde emek süreci (1960-1980): Eskişehir Demiryolu Fabrikası örneği

Bu çalışmada, Türkiye'de 1960-1980 dönemindeki emek süreci, Eskişehir Demiryolu Fabrikası örneği üzerinden açıklanmaya çalışılmaktadır. Araştırmada, işçi sınıfı oluşumu "uluslararası yeni işçi sınıfı araştırmaları" yaklaşımından yararlanılmıştır. Bu yaklaşıma göre ülkelerin ekonomi-politik yapısı, işletmelerin üretim stratejisine doğrudan etki edebilmektedir. Ancak işçi sınıfının oluşumu ve sınıflar arasındaki mücadeleler açısından bir ülkedeki ekonomi-politik yapı tek başına açıklayıcı olamamaktadır. Örneğin, Osmanlı İmparatorluğu'nun geç sanayileşmesine ve çevreleşme süreecine bağlı olarak, yarı-sömürge bir ülke statüsünde yer alan Türkiye'deki sınıf oluşumunu, uluslararası yeni işçi sınıfı araştırmaları ekseninde ele almak mümkündür. Sanayileşme evresine tam anlamıyla geçememesi nedeniyle sermaye birikiminin oluşmadığı Osmanlı İmparatorluğu, Türkiye Cumhuriyeti'ne iktisadi miras olarak tarıma dayalı bir ekonomik yapı devretmiştir. Bu durum Türkiye işçi sınıfı oluşumundaki gecikmenin temel sebebidir. Diğer taraftan sınırlı düzeydeki sanayi işletmelerinde işçileşmenin başladığını ileri sürmek de mümkündür. Bu noktada Eskişehir Cer Atölyesi'nin, Türkiye işçi sınıfı tarihindeki öncül örnekler arasında yer aldığı belirtilebilir. Eskişehir Cer Atölyesi, erken Cumhuriyet döneminden itibaren hükümetlerin sanayileşme ve kalkınma stratrejileri açısından önemli bir yer tutmuştur. Anadolu-Bağdat Demiryolu Hattının inşası sırasında lokomotif bakım ve onarım atölyesi olarak kurulan işletme, 1950'li yıllardan itibaren demiryollarında çeken ve çekilen araçların üretiminde kritik bir role sahip olmuştur. İşletme, iktisadi faaliyetlerinin yanında, işçi sınıfı oluşumu ve çalışma ilişkileri açısından da büyük bir öneme sahip olmuştur. Planlı kalkınma ilkelerinin uygulandığı 1960-1980 dönemindeyse işletmede çalışanların iktisadi ve sosyal çıkarları azami noktaya ulaşmıştır. Arşiv araştırması ve sözlü tarih görüşmelerine dayanan bu çalışmada, bir kamu iktisadi teşebbüsü olan Eskişehir Demiryolu Fabrikası'yla, işletmede çalışan işçiler arasında paternalizme ve popülizme dayanan bir bağ bulunduğu ileri sürülmektedir.

Erkan Kıdak
Pamukkale University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de yaşlı yoksulluğunun görünümü ve yaşlılık aylıklarının yaşlı yoksulluğunu önlemedeki rolü

Yaşlılık aylıkları yaşlı yoksulluğuyla mücadelenin en önemli araçlarındandır. Türkiye'de de yaşlıların gelir güvenliği için primli ve primsiz mekanizmalarla yaşlılık aylıkları bağlanmaktadır. Öte yandan 1980'lerden bu yana yaşanan neoliberal dönüşüm, refah devletinin yaşlılar için sosyal koruma mekanizmalarını Türkiye'de de etkilemiştir. Reformlar ile primli rejimde daha geç yaşlarda daha düşük yaşlılık aylıkları vermeye yönelik politikalar izlenmiştir. Primsiz rejimdeyse, primli rejimden fayda sağlayamayan 65 yaş ve üstü muhtaç yaşlılara düşük düzeyde gelir koruması sağlanmaktadır. Nicel tasarımın kullanıldığı bu çalışmada TÜİK'ten temin edilen GYKA mikro veri setleriyle Türkiye'de 2005-2022 yılları arasında yaşlıların gelir yoksulluğu düzeyleri ve yoksulluklarının görünümü ile yaşlılık aylıklarının yaşlı yoksulluğunu azaltıcı rolünü tespit etmek amaçlanmıştır. Çalışmada yaşlı yoksulluk oranları, tüm yıllarda genel yoksulluk oranlarından düşük olarak bulgulanmıştır. Ancak yaşlı yoksulluğu son 3 yılda %11,4'ten %17,6'ya ulaşarak genel yoksulluk oranına (%21,3) yaklaşmıştır. Genel olarak yaş grubu büyük olanların küçük olanlara, kadınların erkeklere, kırsalda yaşayanların kentlerde yaşayanlara, eğitim düzeyi yüksek olanların düşük olanlara, kayıtdışı çalışanların kayıtlı çalışanlara göre yoksulluk oranları daha yüksektir. Öte yandan yaşlılık aylıklarının yaşlıların bulunduğu hanelerin gelirleri içindeki payı her geçen yıl artmaktadır. Primli ve primsiz sistemden yaşlılık aylığı transferi yapılmadan önceki yoksulluk oranlarıyla yapıldıktan sonra ölçülen yoksulluk oranları arasında önemli farklılıklar (transferler ile %13,2-%35 arasında azalış) bulunmuştur. Yaşlılık aylıkları yaşlı yoksulluğunu azaltmada oldukça etkili olsa da 2021-2022 yıllarında yaşlı yoksulluğunda önemli artışlar ve aylıklarda diğer ekonomik göstergelere göre ciddi düşüşler tespit edilmiştir. Türkiye refah rejiminden ve toplumsal cinsiyet rollerinden kaynaklanan nedenlerle yaşlılık aylıkları özellikle erkekler açısından yoksulluğu azaltıcı rol üstlenmektedir. Öte yandan reformlar dolayısıyla genç kohortlarda emekli aylıkları düşmektedir. Hızla yaşlanan Türkiye'de sosyal güvenlik politikalarının çağdaş modellerle gözden geçirilmesine ve tazmin edici değil, önleyici politikaların üretilmesine ihtiyaç bulunmaktadır.

Hasan Aslan
Pamukkale University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Bir esnek çalışma modeli olarak uzaktan çalışmanın kritik olaylar tekniği ile analizi

Bu çalışma, uzaktan çalışma deneyimi elde etmiş kişilerin deneyimlerine odaklanarak, uzaktan çalışma modellerinin tarihsel gelişimi, günümüzdeki yeri ve gelecekteki potansiyel etkilerini ele alarak çalışma hayatındaki dönüşümü analiz etmektedir. Geleneksel çalışma biçimlerinin yerini giderek daha esnek ve dijital temelli çalışma modellerine bırakması, bireyler, kurumlar ve toplum üzerinde çeşitli etkiler yaratmaktadır. Özellikle son yıllarda teknolojik ilerlemeler ve küresel krizler (örneğin COVID-19 pandemisi), uzaktan çalışmayı kaçınılmaz bir uygulama haline getirmiştir. Bu bağlamda, araştırmada uzaktan çalışmanın olumlu ve olumsuz yönleri detaylı bir şekilde incelenmiş; bu çalışma modelinin sürdürülebilirliği üzerine öneriler sunulmuştur. Araştırmada, nitel araştırmalarda kullanılan amaçlı örnekleme yöntemlerinden kartopu örnekleme tekniği kullanılmıştır. Kritik olaylar tekniği ile katılımcıların konu ile ilgili deneyimleri derinlemesine irdelemek amaçlanmıştır. Aynı zamanda bu teknik ile yenilik getirmek istenmektedir. Araştırma kapsamında toplam 30 katılımcı ile Denizli ilinde yüz yüze görüşme gerçekleştirilmiştir. Görüşmelerden elde edilen verilerden toplam 26 adet kod oluşturulmuştur. Belirlenen kodlardan, kategori ve temalar oluşturularak tekniğe uygun olarak çalışma verileri açıklanmıştır. Araştırma sonucunda uzaktan çalışmanın sürdürülebilir bir şekilde uygulanabilmesi, bireylerin ve kurumların bu dönüşüme adapte olmalarını sağlayacak yapısal düzenlemeler ve çözümler geliştirilmesiyle mümkün olduğunu ortaya çıkarmıştır. Uzaktan çalışmanın en önemli avantajları arasında zaman ve mekân esnekliği, çalışanların verimliliğinde artış, iş-yaşam dengesinin sağlanması ve işletmeler açısından maliyet tasarrufu yer almaktadır. Bununla birlikte, uzaktan çalışma modelinde ortaya çıkan iletişim eksiklikleri, sosyal izolasyon, teknolojik altyapı yetersizlikleri ve çalışanların iş yükü ile özel yaşam sınırlarının bulanıklaşması önemli sorunlar olarak tespit edilmiştir.

Alternatif çalışma modelleriEsnek çalışmaEsnek çalışma saatleri+4
Bekirhan Halaçlı
Pamukkale University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Bireylerin emeklilik kararlarının belirleyicileri ve emeklilik zamanlaması

Bu çalışmanın amacı, Türkiye'de bireylerin emeklilik kararı almalarında etkili olan faktörlerin belirlenerek, bu faktörlerin emeklilik zamanlamasını (zamanında veya geç) ne yönde ve nasıl etkilediğini ortaya koymaktır. Bu bağlamda çalışmada, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 4/1-a (SSK) , 4/1-b (Bağ-Kur) ve 4/1-c (Emekli Sandığı) kapsamında emekli olan bireylerin almış oldukları emeklilik kararları arkasındaki temel belirleyiciler ve emeklilik zamanlaması analiz edilmiş, statüler arasındaki farklılıklar irdelenmiştir. Araştırma yöntemi olarak nicel araştırma yöntemi benimsenmiş ve değişkenler arasındaki ilişkileri temel alan ilişkisel tarama modeli seçilmiştir. Araştırma kapsamında Türkiye İstatiktik Kurumu (TÜİK) 2023 Hanehalkı Bütçe Anketi (HHBA) mikro veri seti yardımı ile Türkiye'deki emeklilerin genel profilleri ortaya konduktan sonra 792 emekli bireyden toplanan veriler, ikili lojistik regresyon yöntemi ile analiz edilmiştir. Alan araştırmasının bulguları neticesinde, tüm emeklilik statülerinin dahil olduğu modelde emeklilik kararlarının belirleyicileri; cinsiyet, emeklilik statüsü, çalışma süresi, bireyin eğitim, medeni, sağlık, ekonomik durumu, ikamet edilen evin sahiplik durumu, eşin çalışma durumu ve işin koşulları temel belirleyiciler olduğu ve emeklilik zamanlamasını farklı yönlerden etkilediği analiz sonucunda ortaya konmuştur.

Ahmet Adalı
Pamukkale University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Mühendislik mesleğinde toplumsal cinsiyet rejimi ve kadın mühendisler

Bu çalışma, profesyonel meslek alanlarındaki toplumsal cinsiyet temelli eşitsizliklerin en belirgin görünümlerinden biri olan mesleki ayrışmayı, mühendislik özelinde incelemektedir. Yatay ve dikey boyutlarda gerçekleşen bu ayrışmanın önemli bir örneğini oluşturan mühendislik mesleğindeki toplumsal cinsiyet rejiminin işleyişi ve yeniden üretim mekanizmaları araştırmanın odağını oluşturmaktadır. Araştırma, Walby'nin toplumsal cinsiyet rejimi teorisini temel teorik çerçeve olarak benimsemekte ve bu doğrultuda mühendislik alanındaki eşitsizlik örüntülerini, kurumsal yapılar ve toplumsal pratikler arasındaki karmaşık ilişkiler ağı içinde bütüncül bir perspektifle ele almaktadır. Nitel araştırma yöntemiyle tasarlanan ve fenomenolojik yaklaşımı benimseyen bu çalışmada, Denizli ilinde on iki farklı mühendislik dalından 68 katılımcıyla (37 kadın, 31 erkek) yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Veriler, katılımcıların mühendislik alanındaki yaşanmış deneyimlerinin özüne ulaşmayı hedefleyen fenomenolojik analiz yöntemiyle çözümlenmiştir. Araştırma bulguları, mühendislik mesleğindeki toplumsal cinsiyet eşitsizliklerinin çocukluk döneminden başlayarak, eğitim süreçleri ve profesyonel yaşamda sistematik olarak yeniden üretildiğini göstermektedir. Kadın mühendislerin deneyimleri hem açık hem örtük biçimlerde gerçekleşen dışlama pratiklerini, kurumsal kültürün eril yapısını ve yapısal engelleri ortaya koymaktadır. Araştıma, mesleki ayrışmanın yalnızca bireysel tercihlerden değil, toplumsal cinsiyet rejiminin kurumsal ve yapısal karakterinden kaynaklandığını belgelemektedir. Anahtar Kelimeler: Ataerki, Toplumsal cinsiyet rejimleri, Mühendislik, Mesleki Ayrışma

Şafak Özkan Mıhçıoğlu
Pamukkale University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de kadın eş ve kız çocukları için ölüm aylığı uygulaması ve istihdam ilişkisi: Nitel ve nicel analiz

Bu çalışma ölüm aylığı uygulamasının kadın eş ve kız çocuklarının çalışma kararları üzerindeki etkisini analiz etmeyi amaçlamaktadır. Bu doğrultuda çalışmada, derinlemesine mülakat ve doküman analizi teknikleri birlikte kullanılmıştır. Çalışmada öncelikle Denizli Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü'nde hizmet akdiyle çalışan sigortalıların vefatı sonrasında hak sahiplerine bağlanan 1000 adet ölüm aylığı dosyası incelenmiştir. Bu inceleme kapsamında, aylık alan hak sahiplerinin demografik özellikleri, sigortalılık bilgileri, eğitim seviyeleri ve aylık kesilme nedenleri analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular, kadın eşlerin ölüm aylığı alıyor olmalarının sigortalı olarak çalışma kararlarını etkilemediğini göstermektedir. Öte yandan, hak sahibi kız çocuklarında eğitim düzeyi yükseldikçe ölüm aylığı alma oranının azaldığı tespit edilmiştir. Kız çocuklar için en yaygın ölüm aylığı kesilme sebebinin sigortalı çalışma olduğu (%48,1) belirlenmiş; ayrıca aylığı bu nedenle kesilen kız çocukların %59,3'ünün yükseköğrenim mezunu olduğu tespit edilmiştir. Dolayısıyla eğitim durumunun hem çalışma kararı almada sürecinde hem de ölüm aylığı alma eğiliminde belirleyici bir faktör olduğu görülmüştür. Ayrıca yükseköğrenim mezunu kız çocuklarının %81,6' sının eğitim aldığı alanla uyumlu işlerde çalıştığı belirlenmiştir. Çalışmada ayrıca, eşlerinden ölüm aylığı alan 16 kadın ve ebeveynlerinden ölüm aylığı alan 7 kız çocuğu ile derinlemesine mülakatlar gerçekleştirilmiştir. Katılımcıların büyük kısmının maddi zorluklarla karşı karşıya olduğu ve kayıt dışı çalışmanın yaygın olduğu tespit edilmiştir. Çalışmada, ülke bazında ölüm sigortalarından kadın eş ve kız çocuklarına sağlanan yardımların cömertliğini ölçmek amacıyla iki ayrı cömertlik endeksi oluşturulmuştur. Endeks sonuçlarının incelenmesi ve gerçekleştirilen çoklu regresyon analizi neticesinde, ölüm sigortasının cömertliği ile kadın istihdam oranları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmadığı tespit edilmiştir.

Ölüm aylığı
Emir Ömer Yılmaz
Pamukkale University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00