
484
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Amerika Birleşik Devletleri'nde II. Dünya Savaşı propaganda aracı olarak afiş
Grafik tasarım, tarih öncesinde insanın haberleşme içgüdüsünden evrimleşerek zamanımıza gelen, kültürün teknik ve sanatsal yapısı içinde harmanlanan bir tasarım koludur. Afiş tasarımı ise bilgiyi ya da mesajı çeşitli baskı teknikleri kullanılarak kâğıt veya benzeri materyaller üzerine aktarmanın en estetik ve ekonomik yoludur. Kuşkusuz, afiş tasarımının amacı da diğer sanat dallarında olduğu gibi görselliği estetikle birleştirerek iletişim etkinliğini en üst düzeye çıkarmaktır.Afiş, gerek iç gerek dış mekânlarda çok fazla kişiye ulaşabilmesi, üretim ve dağıtımının diğer görsel iletişim araçlarına oranla daha ucuz olması, kurumların, derneklerin, partilerin afiş aracılığıyla mesajlarını iletmeyi tercih etmelerine neden olmaktadır. Halkın belli konulara dikkatini çekmek, farkındalık yaratarak belli bir anlayış çerçevesinde tutum ve alışkanlıklarda değişiklik yaratmak için hazırlanan propaganda afişleri, kurumlar ve kişiler için vazgeçilmez iletişim araçları olmuş ve olmaktadır.Bu çalışmanın literatüre kazandıracağı, propaganda afişlerinin bireylerle ve büyük kitlelerle iletişim kurmadaki önemi, kitlelerin düşünce, davranış ve tutumlarını etkileme gücü ve diğer görsel iletişim araçlarına kıyasla afişin sahip olduğu üstün yanları ortaya koymak olacaktır. Çalışmanın amacı, propaganda maksadıyla yaygın olarak kullanılan afişlerin görsel içerik ve amaca hitap ediş şekillerini örneklerle incelemektir. Araştırmada örnek olarak incelenen ve incelemenin ana hattını oluşturan afişler, II. Dünya Savaşı dönemine ait propaganda maksatlı kullanılmış çalışmalardır. Araştırmanın ikinci bölümünün ilk ana başlığı altında, bir tasarım alanı olan grafik tasarım ve grafik kavramı üzerinde genel olarak durulmuştur. Afiş tasarımları ve türleri olan kültürel afişler, sosyal içerikli afişler ve reklam afişleri ele alınmıştır. Araştırmanın ikinci ana başlığı altında, iletişim ele alınmıştır. Bir süreç olan iletişim öğeleri ve iletişim çeşitleri bu bölümde incelenmiştir. İletişim başlığı altında afişlerin kavramsal olarak ilintili olduğu görsel iletişim ve kitle iletişimi konularına da değinilmiştir. Üçüncü başlık altında, propagandanın tarihi ve tanımı üzerinde durulmuştur. Propaganda afişleri üzerinde durulma sebebi, afişin ne kadar önemli bir görsel iletişim aracı olduğunu vurgulamak ve etki alanının genişliğini gözler önüne sermek içindir. Çalışmanın dördüncü başlığında Amerika Birleşik Devletleri?nin savaşa giriş sebebi ve savaş sürecinde Amerikan sivil cephesinin durumu incelenmiştir. Çalışmanın ana konusu olan ve tez başlığında adı geçen dönemdeki propaganda afişlerinde verilmek istenen mesajların hangi görsel öğelerle iletilmeye çalışıldığının çözümlemesi beşinci başlıkta ele alınmıştır. Bu bölümde incelenen afişlerin grafik tasarım açısından taşıdığı değerler ve afiş tasarımının görsel iletişim içerisindeki yerinin daha iyi anlaşılmasına yardımcı olacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler; Grafik Tasarım, Afiş, Propaganda, Propaganda Afişleri
Güncel sanat yapıtlarını okuma girişimi olarak güzel ve güzel yerine geçen kavramlar
Araştırmamızın konusu; geleneksel felsefenin sanat anlayışı açısından `güzel değeri? ve `sanat yapıtı? kavramlarının güncel sanat pratikleriyle ilişkisini incelemektir. İkinci dünya savaşı sonrasında ortaya çıkan Dadaist yorumların; sanatın hayattaki yerini kutsallaştıran modern sanat geleneğine meydan okuyan karşı sanat tavrı, geleneksel estetiğin değerlerini ve estetik derin düşünmeyi dışlamakta bu yolla sanatın bağımsızlaşacağını savunmaktadır. Peki özgürleştirilen üretim olanaklarının bugün geldiği noktada sanatın durumu nedir? Sanata yöneltilen bu muhalif tavır günümüzde artık her türden malzeme ve faaliyeti sanata dönüştüren bir çoğalmaya dönüşmüştür. Ancak özgürleşme söylemiyle vücut bulan bu çoğalış nitelik sorununu da gündeme getirmektedir. Jean Baudrillard?ın ifade ettiği biçimiyle; artık hiçbir şey sona ererek ya da ölümle yok olmamakta; herşey hızla çoğalarak, sirayet ederek yok olmaktadır. Şurası açık ki, sanat uygulamaları ve üzerine yürütülen tartışmalar her geçen gün hızla artmaktadır. Ancak sanatın ruhunun, estetik yaşantının gizli gücünün ve anlamın iptal edildiği; biçimin sonsuz şekilde yeniden sunulduğu güncel sanat pratikleri giderek birbirinin tekrarına dönüşmektedir. Sanatın özgürleşmesi adına çıkılan bu yolda, değişim değeri üzerine kurulu, popülerlik ömrü kısaldıkça ilginçlik şiddeti artan spekülatif sanat pratikleri yaşadığı bu değişimle `gerçek sanat? ve `sanatta değer? tartışmalarını gündeme getirmektedir. Sanatın kültürel değerini bugün artık estetik değeri değil ancak ticari, ekonomik değeri şekillendirmektedir.Estetik değer olarak güzel?den ne anladığımız ilk bölümde açıklanmaktadır. İkinci bölümde geleneksel ve modern felsefeden seçilen düşünürlerin sanat?ın özü ve güzel?in doğası hakkındaki sorgulamalarına yer verilmektedir. Modern dünyada sanatın neye dönüştüğünü ve mevcut durumunu; felsefe, sosyoloji, politika ve ekonomi ilişkileriyle irdeleyen düşünürlerin güncel kuramsal çalışmaları üçüncü bölümde açıklanmaktadır. Anahtar Sözcükler: Sanat, Estetik, Güze
Hareketli medya grafik tasarımı ve toplumsal beğeni düzeyi ile eğitimdeki rolü ve önemi
Teknolojik gelişmelerin bir sonucu olarak son yıllarda, medya ve iletişim her zaman olduğundan daha önemli bir noktaya gelmiştir. Dijital çağın getirdikleri ile işler daha hızlı ve kolay olmaya başlamış; bu da dijital medyanın ve hareketli görsel medyanın güçlenmesini, iletişim ağlarının en önemlileri arasına girmesini sağlamıştır. İnternet ve dijital medya çözümleri sayesinde çok kısa zamanda, çok daha fazla insana, çok daha az maliyetle ulaşmak, iletişim kurmak mümkün olmuştur. Araştırma, temel olarak, günümüz teknolojik gelişmeler çerçevesinde önemi hızla artan, kitle iletişim araçlarında kullanılan, hareketli medya tasarımları ile toplumsal beğeni düzeyi arasındaki ilişki ve hareketli medya tasarımlarının eğitimde kullanımını ele almaktadır. Araştırma kapsamında, içerik ile ilgili veriler; ?toplum?, ?kültür? , ?beğeni düzeyi?, ?medya?, ?hareketli medya grafik tasarımı? ve ?eğitim? ile ilişkilendirilmiştir. Araştırma bağlamında, kültürleri, toplumsal yapıları ve yaşam biçimleri açısından farklılık gösteren ülkeler belirlenmiştir. Bu ülkelerin medya iletişim araçlarında kullandıkları jenerikler, film giriş bölümleri gibi hareketli medya örnekleri toplanmış ve incelenmiştir. Örnekler arasında görsel kültürün ve sosyo-kültürel olguların etkilerinin varlığı, bu etkilerin çeşitli farklılaşmalara neden olup olmadığı araştırılmıştır. Hareketli medya tasarımlarının oluşturulmasında, toplumların sahip oldukları, beğeni düzeylerine göre farklı yaklaşımlar olduğu görülmüştür. Araştırmaya dahil edilen bu ülkeler Türkiye, Japonya, Amerika, Fransa ve İran' dır. Seçilen ülkelerdeki konunun uzmanlarıyla, sektör çalışanları ve eğitimcilerle, bulundukları ülkelere giderek veya internet üzerinden röportajlar yaparak araştırma ile ilgili görüşleri alınmıştır. Görüşme, inceleme, araştırma ve taramalar neticesinde elde edilen veri ve bulgular, tasarım kriterleri çerçevesinde yorumlanmış, sosyo-kültürel ve toplumsal yapılar ışığında tekrar tartışılarak, çeşitli önerilerde bulunulmuştur. Araştırma sayesinde, toplumların kültürel alt yapılarının ve bunları dönüştüren kitlesel etki merkezlerinin tanımlanmasının önemi ortaya çıkmaktadır. Araştırma; din, dil, çevre ve ekonomik durum gibi toplumun içinde bulunduğu yapıyı çevreleyen bu etki merkezlerinin toplumların beğeni düzeylerini, tasarım kültürünü, estetik algılarını etkilediğini göstermektedir. Araştırma çerçevesinde, hareketli medya tasarımının, eğitimdeki rolüne ve önemine de vurgu yapılmaktadır. Eğitim süreci içinde, bilgisayar destekli eğitim açısından en etkin öğrenme, hareketli grafik tasarım ve animasyonları yerinde kullanmak ve görsel düzenlemeleri beğeni düzeylerine ve hedef kitleye göre ele almakla mümkün olabilmektedir. Eğitim aracı olarak kullanılan hareketli medya tasarımlarında, hareketli grafikler, ses, müzik, animasyon kullanımları sayesinde, öğrenme ve algılama veriminin, önemli ölçüde arttığı gözlenmektedir. Artık, görüntünün, sesin, hareketin sunumu sayesinde, eğitim konuları ve bilgiler, bireye daha kolay iletilmektedir. Araştırmada, hareketli medya tasarımları ile toplumsal beğeni düzeyi arasındaki ilişki; iletişim, kültür, toplum, toplumsal yapı gibi kavramlar çerçevesinde anlatılmaktadır. Aynı zamanda araştırmada, tüm dünyada önemi hızla artmakta olan, bilgisayar destekli eğitim-öğretim sistemleri açısından, hareketli medya tasarımlarının kullanılmasına dikkat çekilmektedir. Araştırma, kapsamı, sonuçları ve önerileri açısından çok önemlidir; hareketli medya tasarımının toplumsal beğeni düzeyi ile ilişkisini, iletişim, kültür, toplum ve eğitim kavramları açısından incelemesi sebebiyle bir ilktir.
Türk resminde çocuk algısı, analitik çözümlemesi ve Neşet Günal
Araştırmada Çağdaş Türk Resim Sanatı tarihsel süreç içerisinde incelenmekte ve çocuk figürünün Türk resim sanatındaki görünümlerine bakılarak, algı yaklaşımları üzerinde durulmaktadır. Çocuk figürü ve çocuk algılarının görünümleri; renk algısının psikolojik yönlerine ve resimlerin içerik ve analitik çözümlerine göre incelenmektedir. 1970 ve sonrasında figüratif ve toplumcu anlayışa yönelişe değinilen araştırmada, Türk resminde çocuk algısının, tarihsel süreç içerisinde toplumun durumunun ve sanatçının iç dünyasının bir göstergesi olduğu araştırılmakta ve genel bir yargıya varılmaktadır. Tezin diğer bölümünde, Neşet Günal'ın toplumsal gerçekçi anlayıştaki, özgün figür yorumuyla resmettiği çocuk figürlü resimleri analiz edilmektedir. Çocuk figürlü resimlere içerik ve analitik çözümlemeleri yapılarak, algı yaklaşımları ve çocuk algısı üzerinde durulmakta, renk algısının psikolojik yönleri ve renk derecelendirmeleriyle ayrıntılı bir şekilde değerlendirilmektedir. Neşet Günal'ın çocukluğunun, figüratif ve toplumcu gerçekçi resimlerinde yansıması, algı yaklaşımları, algıya etki eden faktörler, rengin algımızda etkisi ile birlikte araştırılmaktadır. Betimsel araştırma yoluyla elde edilen verilerde ilişkisel tarama modeli kullanılmaktadır. Araştırmada algı yaklaşımları algıya etki eden faktörler ve Neşet Günal'ın çocuk algısının sanat yapıtına etkileri çözümlenerek sonuca ulaşılmıştır. Bu tezde dört temel problem üzerinde durulmuştur. Bu dört temel problem; Türk resmi, algı yaklaşımları, Türk resminde çocuk algısı, renk algısının psikolojik yönleri, içerik ve analitik çözümlemeleri, Neşet Günal'ın resimlerinde çocuk algısı, renk algısının psikolojik yönleri, içerik ve analitik çözümlemeleri olmak üzere belirlenip irdelenmiştir.
Lisansüstü sanat eğitimi'nde epistemoloji ve analitik felsefe bağlamında kavramsal sanat uygulamaları üzerine bir inceleme
Bu çalışmada esas olarak amaç; Lisansüstü Sanat Eğitimi Programlarında, özellikle Resim Anasanat Atölye dersi kapsamında, temel felsefi alanlar; epistemoloji ve analitik felsefe bilgisi bağlamında kavramsal sanat uygulamalarının yanı sıra kavramsal sanat ilkelerinin çağdaş sanat eğitimindeki yeri ve önemini incelemektir. Araştırma, üç üniversitenin ( Dokuz Eylül Üniversitesi, Çukurova Üniversitesi, Anadolu Üniversitesi, ) Lisansüstü Sanat Eğitimi gören öğrencilerini kapsamaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak, Sosyal Bilimler ve Eğitim Bilimleri Enstitülerine bağlı Güzel Sanatlar Eğitimi Anabilim Dalı Resim-İş Eğitimi Bölümlerinde Kavramsal Sanat uygulamalarının varlığına ilişkin ve ilişkide bulunduğu alanlarla ilgili soruları içeren yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Bu araştırmada kullanılan veriler, konu ile ilgili literatürün incelenmesi sonucunda ve araştırmacı tarafından hazırlanan yarı yapılandırılmış görüşme formu ile gerek yüz yüze gerek çeşitli iletişim araçları yardımıyla yapılan görüşmelerle elde edilmiştir. Araştırmada sonuç olarak, lisansüstü sanat eğitiminde öğretmen merkezli eğitimin devam ettiği bunun yanı sıra atölyelerin kavramsal sanat uygulamaları için yetersiz olduğu özellikle vurgulanmıştır. Bulgular literatür açısından yorumlanmış ve önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Lisansüstü Sanat Eğitimi, Epistemoloji, Analitik Felsefe, Kavramsal Sanat.
Eğitim fakülteleri güzel sanatlar eğitimi müzik eğitimi bölümlerinde ve devlet konservatuarlarında lisans düzeyinde yaygın olarak kullanılan viyolonsel sol el ile ilgili metotların analizi
Bu araştırma, viyolonsel eğitiminde kullanılan J. F. Dotzauer 113 Etüt 1. Kitap (1-34), S. Lee Op.31 40 Melodik Etüt ve J. F. Dotzauer 113 Etüt 4. Kitap (86-113) metotlarındaki sol el ile ilgili olan etütlerinin etkili öğrenme açısından incelenmesiyle oluşmuştur.Araştırmada üç etüt kitabında yer alan ve belli teknik konuların dağılımına göre seçilmiş sol el teknikleri ile ilgili otuz üç etüdün, teknik ve entonasyon açısından betimleyici notasyon analizi yapılmış ve inceleme sonucunda; çeşitli zorlukların çözümü, çalıcıların entonasyonlarının gelişmesi ve etkili öğrenmenin gerçekleşmesi için sistemli çözüm önerileri oluşturulmaya çalışılmıştır.Çalışmanın viyolonsel eğitimcileri ve öğrencileri tarafından kullanılması durumunda, viyolonsel eğitimcileri ve öğrencileri bildiklerini tanımlayabilecek ve bilmedikleri konular hakkında bilgi sahibi olacaklardır.
Resim sanatında stilizasyon ve deformasyon
Bu çalışma, resim sanatında stilizasyon ve deformasyonun, biçimsel anlatımın güçlenmesi ve sanatçının kişiliğine uygun bir anlatım dili geliştirmesi açısından öneminin araştırılmasından oluşmaktadır.Bilinç ve bilinçdışı arasında ortaya çıktığı söylenebilen biçim bozma anlayışı, bir noktadan sonra her sanatçıda kendine özgü bir ifade biçimi olup çıkar. Bunu, sanatın tarihsel süreci içersinde incelediğimizde, her yeni akımda ve her yeni oluşumda görmemiz mümkündür.?Resim Sanatında Stilizasyon ve Deformasyon? adlı bu araştırmanın birinci bölümünde; yaratıcılık ve sanatçının yaratma süreci üzerinde durulmuş, süreç sonunda gerçekleşen biçimlendirme aşaması araştırılmıştır. Sanatçının yaratma süreci ve biçimsel anlamda gelişimi, evrim kuramıyla temellendirilmiş, bu yüzden evrim ve mutasyonla ilgili araştırmalara yer verilmiştir. Öz ve biçim ilişkisi incelenmiş, stilizasyon ve deformasyonun sanatçının bireysel üslup oluşturması açısından önemi üzerinde durulmuştur. Sanatta stilizasyon ve deformasyonun gerekçeleri ve ifade açısından önemine değinilmiştir.İkinci bölümde, tarihsel bir inceleme yapılmıştır. 19. yüzyıla kadar biçimin ön planda olmaması ve sanatın daha çok bir amaca hizmet etmesine rağmen, bu süreçte dahi stilizasyon ve deformasyonun var olduğu tespit edilmiş, akımlar ve sanatçılar üzerinde incelemelerde bulunulmuştur. Stilizasyon ve deformasyonun 19. yüzyıldan sonra daha bilinçli bir hal aldığı, özellikle de 20. yüzyılda biçimin ön planda olduğu tespit edilmiştir. Yine bu yüzyıllardaki, konu açısından önemli olduğu düşünülen akımlar ve sanatçılar üzerinde durularak, sanat yapıtları incelenmiştir. Aynı şekilde Çağdaş Türk Sanatını 1950 öncesi ve 1950 sonrası olmak üzere iki bölüme ayırarak, konuyla ilgili araştırmalar ve incelemeler yapılmıştır. Son olarak da, resim sanatının diğer sanat dallarıyla etkileşim halinde olduğu düşünülerek, Batı sanatında ve Çağdaş Türk Sanatında, özgün baskı resim, heykel ve grafik sanatında üretilen sanat yapıtları üzerinden konuyla ilgili değerlendirmeler yapılmıştır.
Resim-iş eğitimi anabilim dallarında görsel belleğin gelişimine yönelik öğretim etkinlikleri ile görsel algı ilişkileri
Bu araştırmada, Resim-iş eğitimi anabilim dallarında görsel belleğin gelişimine yönelik öğretim etkinlikleri ve görsel algı ilişkilerinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, Resim sanatı ile görsel algı, görsel bellek ilişkisi, resim-iş eğitimi anabilim dallarında uygulanan öğretim etkinlikleri ile uygulanan ders programının niteliğini ortaya koyan alt problemler incelenmiştir.Betimsel nitelikteki bu araştırmada, tarama modeli kullanılmıştır. Araştırma evreni, Türkiye'de Resim-iş öğretmeni yetiştiren kurumlarda uygulanan ders programları ve bu programları yürüten üniversitelerdir. Örneklem grubu; Gazi Üniversitesi, Dokuz Eylül Üniversitesi, Marmara Üniversitesi Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Eğitimi Resim-iş Öğretmenliği Bölümleri ders programından oluşmaktadır. YÖK'ün Güzel Sanatlar Eğitimi Resim-iş öğretmenliği programı referans olarak alınmıştır.Araştırmada, kavramların tanımlanmasında, konunun irdelenmesinde ve ders programlarının ortaya konulmasında Türkçe ve yabancı dillerde yayınlanmış kaynaklardan, kütüphanelerden, YÖK kaynaklarından ve internet taramasından yararlanılmıştır.Çalışma beş bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın ikinci bölümünde kuramsal çerçeve belirlenmiştir. Kuramsal çerçeve de üç bölümden oluşmaktadır.Birinci bölümde: Algı ve görsel algı kavramı, algı ve öğrenme ilişkisi,İkinci bölümde: Bellek ve görsel bellek kavramı, bellek ve öğretim ilişkisi,Üçüncü bölümde: Sanat ve görsel sanat kavramı, görsel sanat ve eğitim ilişkisi incelenmiştir.Araştırmanın sonucunda, görsel algı ve görsel bellek gibi özel yetenekleri ifade eden davranışların kazanılabilmesi için, Resim-iş öğretmeni yetiştiren kurumlarda, derslerin amacına uygun, estetik olarak düzenlenmiş atölye, materyal olarak zengin, ideal eğitim ortamları hazırlanmasının, ders programları ve içeriklerinin yeniden belirlenmesinin uygun olacağı sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca, mevcut sistemde var olan mesleğe yönelik alan derslerinde uygulanan görsel algı ve belleği geliştirmeye yönelik etkinliklere ek olarak, öğrencilere duyu eğitimi ile görmenin önemini ve yöntemini gösteren ders planlaması yapılması ile öğretim etkinlikleri uygulamasının yerinde olacağı değerlendirilmiştir.
Çocuk kitaplarını resimlemede dijital teknolojinin kullanılması üzerine bir araştırma
Bu araştırma, resimli çocuk kitaplarının nasıl başladığı ve günümüze kadar olan yolculuğunu kapsamaktadır. Bu araştırmada çocuk kitapları resimlemede dijital teknolojinin sağladığı olanaklar ve kolaylıklar üzerinde durulmuştur.Birinci bölümde, araştırmaya ait kavramsal çevre ve temel bilgiler yer almaktadır. Ayrıca birinci bölümde, araştırmanın amacı, önemi, problem cümlesi, sayıtlıları ve sınırlılıkları ilgili bilgileri kapsamaktadır ve araştırmaya ilişkin problem durumu açıklanmıştır.İkinci bölümde araştırmanın yöntemi ile ilgili bilgilere yer verilmiştir. Araştırmanın modeli, evren ve örneklemi, veri toplama araçları ve veri çözümleme teknikleri açıklanmıştır. Nitel araştırma kapsamında ele alınan konu, verilerinin toplanmasında nitel araştırma yöntemlerinden ?temel araştırma? yöntemi kullanılmıştır ve verilerin çözümlenmesinde betimsel analiz yaklaşımı kullanılmıştır. Gerek internetten gerekse tez ve konuyla ilişkili yerli yabancı kaynaklardan çok sayıda faydalanılmıştır.Üçüncü bölümde, alt problemlere ilişkin bulgu ve yorumlar açıklanmıştır. Dijital teknolojinin kullanımı, dijital illüstrasyon kavramı ve bilgisayar ortamında resimleme konusu hakkında bilgi verilmiştir. Ayrıca, teknolojik araçların illüstrasyona olan faydaları, bilgisayar programları hakkında özet bilgiler ve bilgisayarda resimleme tekniği hakkında temel bilgiler yer almaktadır.Dördüncü bölümde, araştırmaya ilişkin sonuç ve öneriler açıklanmıştır.Anahtar Kelimeler: İllüstrasyon, Çocuk Edebiyatı, Çocuk Kitapları, Dijital İllüstrasyon
Günümüz özgün baskı sanatında ifade biçimleri
Sanatta ifade biçimleri kişinin yorumuna göre farklılıklar gösterir. Farklı anlatımlar özgün bir ifade için önemlidir. Kişi kendini belli bir akıma, yaklaşıma ait hissedebilir ve onun ışığında belli yapıtlar üretmeye başlar. Zamanla değişen fikirlerle başka bir anlatım şekli de kendini gösterebilir.İzleyici olarak kişinin anlatımını sadece biçimsel yönden ele almak, yorumlamak ne kadar kolay olsa da içerik açısından biçimle nasıl örtüştüğü de önemsenmelidir. Sadece biçime yönelik inceleme sanatçıyı anlamak için yetersiz, eseri hakkında ise eksik bilgilenmemize neden olacaktır.Türkiye'de özgün baskı resim, kişisel üslup sağlaması açısından, bir anlatım dili olarak tercih edilir. Özgün baskı resmin sunduğu teknik farklılıklar, kişinin anlatım diline katkıda bulunmaktadır. Özgün baskı resim, kişinin işlediği konuya, takındığı tavra uygun, farklı görsel anlatımlar sağlamaktadır.Bugün sanat kavramsal ağırlıklıdır ve hiçbir sanatsal yaklaşım düşünsel olmaksızın etkili olamaz. Günümüzde, uygulanan işlerde özellikle baskı resim sanatının ne durumda olduğu ve bu gelişmeler bağlamında ne kadar düşünce ile iç içe olduğu incelenecektir.20. yüzyılın ilk yarısından itibaren Türkiye'de özgün baskı, bir anlatım biçimi olarak, teknik farklılıkları nedeniyle özgünlük açısından tercih edilmiş ve günümüze kadar oldukça gelişim göstermiştir. Bunun yanında bu tezde üzerinde durulması istenen günümüze kadar ki, son on yıllık süre zarfında ?Türkiye'de Özgün Baskı Resim Sanatı? ne durumdadır? Özgün Baskı Resim Sanatçıları hangi anlatımları tercih etmektedirler? Farklı yaklaşımlar ifade biçimlerini nasıl etkilemektedir? Günümüze kadar bakış açıları özgün baskı sanatı üzerinde nasıl biçimlenmektedir? Sanatçılar sadece biçimsel olarak mı kendilerini ifade etmektedirler?Bu tezin amacı, Türkiye'de, günümüzde, Özgün Baskı Resim sanatçılarının, tercih ettikleri anlatım biçimlerinin içerikle nasıl örtüştüğünü incelemek olacaktır.
Türkiye'de süreli yayınların (görsel sanat ve müzik dergileri) kapak tasarımlarında biçim ve içeriği yansıtması yönünden tipografinin kullanımı
Dergi kapakları, derginin içeriğindeki bilgilerin hazırlanmasından sonraki aşamada oluşturulan grafik tasarım ürünleridir. Dergi kapaklarının okuyucu ile kurulan iletişimini sağlayan tipografi, biçimsel olarak derginin görsel kimliğini oluşturmaktadır. İçerik olarak ise derginin o sayısında yer alan bilgileri özetlemektedir.Dünyada ve Türkiye'de yayınlanan görsel sanat ve müzik dergi kapaklarının ele alınmasıyla, görsel ve tipografik unsurların bütünlük oluşturularak tasarlanmasının önemine değinilmiştir. Dergi kapaklarında bazen dikkat çekiciliği pekiştirmek adına tasarımda ve tipografide karmaşa; bazen de tipografik anlatım gücünde eksiklik yaşanmaktadır. Bu araştırmanın içerdiği örnekler üzerinden karşılaştırma, anlatım ve çözümlemeler ile konunun açıklık kazanacağı öngörülmektedir.
İlköğretim düzeyinde eşlikli çalmaya dayalı keman eğitiminin entonasyon, özgüven ve tutum üzerindeki etkisi
Bu araştırma ilköğretim düzeyinde eşlikli çalmaya dayalı keman eğitiminin eşliksiz çalmaya dayalı keman eğitimine göre entonasyon, özgüven ve tutum üzerindeki etkisinin belirlenmesini hedeflemektedir.Araştırmanın deneklerini, 2008-2009 eğitim - öğretim yılında, Balıkesir Hatice Fahriye Eğinlioğlu İlköğretim Okulunun 3, 4 ve 5. sınıflarında öğrenim gören 30 öğrencisi oluşturmuştur.Araştırmada öntest-sontest kontrol gruplu deney deseni kullanılmıştır. Deney grubunda (n=15) eşlikli çalmaya dayalı keman eğitimi , kontrol grubunda ise (n=15) eşliksiz çalmaya dayalı keman eğitimi uygulanmıştır.Araştırmada veri toplama aracı olarak, ?Müziksel İşitme Yeteneği Değerlendirme Formu?, ?Keman Çalmaya Yönelik Fiziksel Yeterlilik Gözlem Formu?, ?Kişisel Bilgi Formu?, ?Entonasyon Değerlendirme Formu?, ?Piers -Harris Öz-Kavramı Ölçeği? ve ?Keman Dersine Yönelik Tutum Ölçeği? kullanılmıştır.Araştırmanın bulguları ilköğretim düzeyinde eşlikli çalmaya dayalı keman eğitiminin eşliksiz çalmaya dayalı keman eğitimine göre entonasyon, özgüven ve tutum üzerindeki etkisinin anlamlı derecede fark yarattığı yönündedir.
Viyolonsel çalışma sürecinde eşlikli parmak açma çalışmalarının viyolonsel öğrencilerinin entonasyon, özdüzenleme ve derse ilişkin görüşleri üzerindeki etkileri
Bu araştırmanın amacı, orta düzey viyolonsel öğrencilerinin çalgı çalışma sürecinde karşılaştıkları entonasyon sorunlarını, kullanmakta oldukları özdüzenlemeli öğrenme stratejilerini saptamak, Eşlikli Parmak Açma Çalışmaları Metodunun ve çalışılan eserlerin eşliklendirilmesinin, viyolonsel öğrencilerinin entonasyon sorunlarına, kullanmakta oldukları özdüzenlemeli öğrenme stratejilerine ve derse ilişkin görüşlerine olan etkilerini belirleyerek eşlikli çalışmanın, çalgı çalışma sürecindeki yerini ortaya koymaktır.Araştırma, 2009-2010 Öğretim yılında Adnan Menderes Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, Müzik Öğretmenliği Ana Bilim Dalı' nda öğrenim görmekte olan beş viyolonsel öğrencisi ile gerçekleştirilmiştir. Öğrenciler dönem boyunca seviyelerine uygun kendi seçtikleri bir eseri ve yine teknik düzeylerine uygun dört ya da altı adet etüdü iki saatlik günlük çalışma süreçlerinde çalışmışlardır. Araştırmada eşlikli çalışmaların etkilerini belirleyebilmek amacıyla dönemin ilk altı haftasında öğrenciler Feuilliard Günlük Çalışmalar Metodundan çalışmalar, etütler ve eserlerini çalışmışlardır. Sonraki altı hafta boyunca öğrenciler, ses sitemi ile donatılmış çalışma odalarında Eşlikli Parmak Açma Çalışmaları Metodunu, etütlerini ve parçalarını eşlikli çalışmışlardır.Eşlikli parmak açma çalışmalarının ve eşlikli çalışmaların öğrencilerin gerçekleştirdiği entonasyon hatalarına olan etkisi dönem boyunca iki haftada bir yapılan altı kayıt sonuçları ile zaman serileri deney deseni kullanılarak, kullandıkları özdüzenleme stratejilerine etkisi dönemin başında ortasında ve sonunda gerçekleştirilen gözlem ve görüşmeler ile ve derse ilişkin görüşlerine olan etkisi dönem sonunda yapılan görüşmelerle saptanmıştır.Gözlem ve görüşmelerden elde edilen veriler nitel analiz tekniklerine uygun olarak çözümlenmiştir. Araştırmanın nitel kısmına ilişkin verilerin toplanmasında araştırmacı tarafından geliştirilmiş yapılandırılmış gözlem formu ve yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır.Araştırmanın başlıca sonuçları şunlardır:1.Eşlikli parmak açma çalışmaları, viyolonsel öğrencilerinin çalıştıkları eserleri çalarken gerçekleştirdikleri entonasyon hatalarında azalmaya yol açmıştır.2.Eşlikli parmak açma çalışmaları, viyolonsel öğrencilerinin özdüzenlemeli öğrenme süreçlerinden özgözlem, özyargı ve öztepki basamaklarının gelişmesine yol açmıştır.3.Eşlikli parmak açma çalışmalarının, viyolonsel öğrencilerinin çalgı çalışma süreçlerini daha zevkli, daha verimli hale getirdiği ve viyolonsel ile geçirilen zamanı arttırdığı ortaya çıkmıştır.
Atilla Atar'ın taşbaskı (litografi) uygulamaları ve Türk baskıresim sanatına katkısı
Tarihsel süreç içerisinde yaşanan sosyal ve kültürel değişim ve etkileşimlerle, postmodernizm çağında giderek globalleşmekte olan sanat anlayışının gereklerini karşılamak için, Türk Resim Sanatı içerisinde yer alan sanatçılarımız da farklı denemelere, akımlara ve arayışlara dahil olarak kendi biçemlerini yaratmaktadırlar. Baskıresim de bu noktada sunduğu çeşitliliklerle ülkemizdeki sanatçıların anlatım yelpazesini genişleterek, dünyanın değişik ülkelerindeki sanatçılarla ortak bir paydada buluşabilmelerini sağlamaktadır.Resim sanatının içerisinde çok özel bir yere sahip olan baskıresmi alışılagelen resim anlayışından ayıran belirleyici özelliği, yaratım sürecinin öncesi ve sonrasında yürütülmesi gereken teknik sürecin karmaşıklığıdır. Bu yönüyle, kullanılacak malzemeye hakimiyetin diğer bütün resim tekniklerinden daha fazla önem taşıdığı baskıresim tekniğinin en cazip yanı, sanatsal değerinin boyaresimden daha aşağıda olmamasına rağmen, genel anlamda bir kalıp üzerinden kağıda geçirilerek çoğaltılma mantığına dayandığı için, çok daha ucuza mal edilebilmesindendir. Bu sayede alımlayıcıya dolaysız bir şekilde ulaşabilen baskıresim, teknik yöntemin detayları ve baskıda kullanılan malzemelerin çeşitliliği açısından birçok alt türe ayrılmış ve bu durum, baskıresmin sanatseverler üzerindeki etkisini de çeşitlendirmiştir.Çok eski zamanlardan beri çeşitli kültürlerde, farklı amaçlarla uygulanmış olan baskıresmin bir sanat dalı olarak kullanılmaya başlanması, çok daha yakın zamana dayanmaktadır. Bu nedenle Resim Sanatına daha birkaç yüzyıl önce eklenen baskıresmin olanakları, çağdaş sanatın gereksinimi olan yenilik ve farklı olana gösterilen ilgi nedeniyle, tüm dünyada açlıkla kucaklanmaktadır.Avrupa ülkelerinde uzun yıllardır üzerinde durulmuş olan bu teknik, ülkemizde ise son zamanlarda ismini duyurmaya başlamıştır. Tekniğin zahmetli süreci nedeniyle bazı sanatçılar çalışmalarını yaparken, baskıresimin uzağında durmayı seçmelerine rağmen, bazı sanatçılar da aksine boyaresimden bütünüyle vazgeçerek, kendilerini bu yeni sanat alanına adamışlardır. İşte bu sanatçılardan biri, belki de en önemlisi olan Atilla Atar, Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'ndeki çalışmalarıyla, bu sanat dalının, özellikle de onun bir alt başlığı olan taşbaskının gelişiminde büyük bir etki sağlamakla kalmamış, ayrıca, baskıresmin ülkemizde yerleşmesi ve yaygınlaşması adına yürüttüğü birçok faaliyet nedeniyle bütün Türkiye'de adı taşbaskı tekniği ile anılan bir sanatçı haline gelmiştir.Bu araştırmada Atilla Atar'ın yaşam öyküsü, almış olduğu eğitimin basamakları, çalıştığı kurumlar, eserleri, sanatçı ve sanat eğitimcisi kimliği irdelenmiş ve söz konusu sanat alanına katkıları bulgulanmaya çalışılmıştır. Sanatçının birey olarak içinde bulunduğu toplumdan, çevresinden ve olaylardan etkilenişi irdelenmiştir. Küçük yaşlarda başlayan doğa ve resim ilgisinin, aldığı eğitim ve gösterdiği gelişimle sanatçının kendi sanat evrenini oluşturmasına etkileri incelenmiştir.Atilla Atar'ın yapıtlarında sağladığı teknik, biçim ve içerik bütünlüğünün, çevre ve toplumsal olaylara duyarlı yaklaşımının, sanatsal etkinliğin gerektirdiği çok yönlülüğün, sanatçının kendi tarzına ve Türk Baskıresim Sanatı içerisindeki yerine ulaşmada etkili olduğu gözlenmektedir.Bu tez çalışmasının amacı, özel bir baskıresim türü olan taşbaskı tekniğinin anlatımından yola çıkıp, bu tekniğin ülkemizdeki en belirgin temsilcisi olan Atilla Atar'ın yaşamına, yapıtlarına ve sanatsal kariyerine temas ederek, sanatçının baskıresim alanına, dolayısıyla sanata sağladığı katkıları vurgulamaktır.
II. Dünya Savaşı`ndan sonra İzmir'in kentleşme sürecine sanat galerilerinin etkisi
Araştırmada kent kavramının ifade edilmesi ve bu kavramın içinde barındırdığı çeşitli temel kavramların (kentlileşme, kentleşme ve göç vb.) kendisini oluşturan toplum yapısıyla ilişkisi özellikle kültür gibi devingen bir olguyla ilişkisinin anlatımı amaçlanmıştır.Bu noktadan, itibaren İzmir özelinde bakılarak sanat galerilerinin kent kavramı içerisinde yer alıp almadığı, yerel yönetimlerin planlamalarının içerisinde görsel sanat mekânlarının, ister devlet ister özel sanat galerileri olsun, ne derecede kentsel mekân yaratılmasına katkıda bulunduğunun araştırılmasını amaçlanmıştır.Anahtar Kelimeler: Kent, Kentlileşme, Kentleşme, Göç, Sanat Galerileri, Kentsel Mekân
Kamusal alanda heykelin çevreyle ilişkisi ve İzmir
Tarihsel gelişimi boyunca sürekli toplumla yakın temas kurmuş, bazen propaganda, bazense bir olayı anma ilkesiyle oluşturulmuş kamusal alan heykelleri, sanat tarihi içerisinde önemli bir yer edinmiştir. Rönesans'tan günümüze sosyal ve kültürel değişimlerle evrilmiş olan kamusal alan heykelleri, Heykel Sanatı'nın ayrılmaz parçalarıdır.İnsanlık, medeniyet tarihi boyunca kalıcı izler bırakmayı önemseyen bir tutumla hareket etmiştir, Stonehenge'den, Sfenks'e, Giza piramitlerinden, Eiffel kulesine toplumlar anıt, heykel, anıtsal yapı üzerine sürekli eserler üretmişlerdir. Bunların gelecek nesillere aktarılacak birer ?kültürel iz? olduğu düşünüldüğünde, kamusal alan heykelini ne denli önemli olduğu sonucuna varılır.Kamusal alanın toplum üzerindeki önemli etkileriyle birlikte, kamusal alanda yer alan heykeller kentlerin vazgeçilmez ögeleri olmuşlardır. 20.yy'a kadar belli bir konu veya nesneyi betimlemiş olan kamusal alan heykelleri, 20.yy'ın ilk yarısında, modern sanatın etkisiyle soyut yapıtlara yönelmiş, bunun sonucunda kamusal alanlardaki heykeller çeşitli form, ifade ve materyallerle zenginlik kazanmıştır. Kent kavramının gelişimiyle kamusal alanlar önem kazanmış ve bu alanlardaki heykeller kentlerin kimliklerine, silüetlerine şekil vermişlerdir.Modern bir kent olan İzmir'de birçok kamusal alan heykellerine sahiptir. Daha çok belirli konuları işleyen bu heykeller ne yazık ki bu alışkanlığından Cumhuriyet döneminden günümüze kurtulmuş değildir. Bunda, heykeli istençsiz izleyiciye kabul ettirme ve konu anlaşılabilirliği kaygısı büyük rol oynamaktadır. Oysa konu, sosyo-kültürel kabul edilebilirlik, yerleştirme gibi, toplumsal ve fiziksel açıdan çevre ile ilişkileri iyi kurulmuş açık alan heykelleri istenilen başarıya ulaşabilirler.
Viyolonsel öğretiminde ilk bir yılda uygulanacak program taslak önerisi
Bu araştırma, Talim Terbiye Kurulu'nun 27 Ocak 1997 tarih ve 2470 sayılı MEB Tebliğler Dergisi'nde yayınlanan ?Temel Sanat Eğitimi (Çalgı-Viyolonsel) Dersi Öğretim Programı?nın konularını, hedef ve hedef davranışlarını, öğrenme-öğretme durumlarını ve değerlendirme ölçütlerini temel almıştır. Konuyla ilgili ihtiyaç analizi doğrultusunda yapılan görüşmeler sonucu ortaya çıkan farklı yaklaşımlar yeni bir program taslağına yansıtılmış ve program yeniden yapılandırılmaya çalışılmıştır.Tarama modeli ve nitel araştırma yönteminin kullanıldığı bu araştırmada veriler;?Literatür taraması?İhtiyaç analizine yönelik 20 viyolonsel öğretim elemanı ve öğretmenlerine yönelik görüşme formları ile toplanmıştır.Araştırmanın çalışma grubunu, Ege Bölgesi'nde yer alan bütün Güzel Sanatlar ve Spor Liseleri, Eğitim Fakülteleri Müzik Eğitimi Anabilim Dalları ve Devlet Konservatuvarları oluşturmuştur. Araştırmanın bulgularına dayanarak, Güzel Sanatlar ve Spor Liseleri'nin birinci yılının (9. sınıf) viyolonsel eğitimi dersine yönelik konular, hedef ve hedef davranışlar, öğrenme-öğretme durumları ve değerlendirme ölçütleri yeniden düzenlenmiştir. Araştırmanın viyolonsel eğitimine ışık tutması umulmaktadır.Ayrıca bu araştırmanın raporlaştırma aşaması sürecinde Milli Eğitim Bakanlığı'nca yürürlüğe konan viyolonsel programıyla paralellik gösteren bu taslak program yürürlükteki yeni programı da elde edilen bilimsel bulgularla desteklemiş olmaktadır.
Eğitim fakültelerinde piyano eğitiminde kullanılan bazı parçaların armonik karmaşıklık düzeyi üzerinde bir çalışma
Piyano eğitimi alan öğrencilerin teknik ilerlemelerinin yanında piyano eserlerindeki armonik yapıların algılanması; eserlerin deşifresi, icrası ve yorumu açısından ayrı bir önem taşımaktadır. Armonik yapının algılanması; eseri icra ederken, icranın daha dolgun, mükemmel olmasını sağlayacak olan içsel duyuşun da gelişmesini, eserin bilinçli olarak çalınmasını sağlamaktadır. Bu noktada piyano tekniği geliştirilirken, bireyin armoni altyapısının daha yüksek ve daha karmaşık estetik düzeye taşınmış olması, çalışılan parçaya daha çok motive olunması ve müziğin daha iyi ifade edilebilmesi açısından önem taşımaktadır. Bu amaçla, armonik karmaşıklığı nesnel olarak ölçmeye yönelik, sezgisel (heuristic) olarak tonalite, akor ve ses düzeylerinde belirlenen çeşitli parametrelerin hesaplanmasına dayalı bir model oluşturulmuştur. Piyano parçalarının armonik yapıları çözümlenerek elde edilen veriler, tasarlanan model kullanılarak karmaşıklığa ilişkin bulgular elde edilmiş, sonuçlar tartışılarak modelin geliştirilmesine yönelik önerilerde bulunulmuştur.
9-11 yaş grubu çocuklarda Orff Schulwerk destekli keman eğitiminin keman dersine ilişkin tutum,öz yeterlik, öz güven ve keman çalma becerisi üzerindeki etkileri
Bu araştırma, 9-11 yaş grubu çocuklarda Orff-Schulwerk destekli keman eğitiminin keman dersine ilişkin tutum, keman çalmaya yönelik öz yeterlik algısı, öz güven ve keman çalma becerisi üzerindeki etkisini araştırmak amacıyla yapılmıştır.Araştırmada ön test - son test kontrol gruplu deney deseni kullanılmıştır. Araştırma 2009 ? 2010 eğitim öğretim yılı bahar yarılında Aydın Merkez Gazi Paşa İlköğretim Okul'unda daha önceden keman eğitimi almamış toplam 36 denek üzerinde uygulanmıştır. 14 hafta süren deney sürecinde deney ve kontrol gruplarına haftada bir saat bireysel keman eğitimi verilmiştir. Deney grubuna ek olarak haftada iki saat Orff-Schulwerk destekli keman eğitimi uygulanmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Keman Çalmaya Yönelik Öz Yeterlik Algısı Ölçeği, Keman Dersine İlişkin Tutum Ölçeği, Keman Çalma Becerisi Gözlem Formu ve Piers-Harris Çocuklar İçin Öz Kavramı Ölçeği kullanılmıştır.Araştırmanın başlıca sonuçları şunlardır:Orff-Schulwerk destekli keman eğitimi, geleneksel keman öğretimine göre;?Öğrencilerin keman dersine ilişkin tutumları üzerinde,?Keman çalma becerisi üzerinde,?Öz Güvenin; mutluluk-doyum, kaygı, popülarite, sosyal beğeni ya da gözde olma, davranış ve uyma-konformite, fiziksel görünüm, zihin ve okul durumu alt faktörleri üzerinde anlamlı fark oluşturmuştur.?Keman Çalmaya Yönelik Öz Yeterlik Algısının; yatkınlık, inanç, kararlık, alt faktörleri üzerinde anlamlı fark oluştururken, güven alt faktöründe anlamlı fark oluşturmamıştır.Anahtar Kelimeler: Orff-Schulwerk, Geleneksel Keman Öğretimi, Tutum, Öz Yeterlik, Öz Güven, Keman Çalma Becerisi
Ambalaj-reklam ilişkisi ve tasarım eğitimindeki yeri
Grafik tasarımda ambalajın tasarımı ile ürünün reklamı arasında ilişki olup olmadığını saptayabilmek bu araştırmanın temel amacını oluşturmaktadır. Alt amaçlar ise ambalajın grafik tasarım öğeleri ve ilkeleri doğrultusunda tasarlanması, tüketici satın alma davranışında reklamın rolünü ve tasarım eğitimindeki önemini değerlendirmektir.Araştırma literatür tarama modelli betimsel niteliktedir. Çalışma evreni Ülker ve Eti firmalarının kare çikolata ambalajlarıdır. Örneklem 2010 firma satış raporlarından elde edilen veriler ışığında, evrenin içinden seçilen 14 türde kare çikolata ambalajıdır. Araştırmanın I. bölümünde ambalaj kavramı ve türleri, gıda sanayinde ambalajın fonksiyonları ve tüketiciyi satın alma davranışına yönlendiren etkiler ele alınmıştır. Ambalajın tarihsel bir gelişim değerledirmesi yapılmış grafik tasarım içindeki yerine ve önemine değinilmiştir. Ayrıca grafik tasarım öğeleri ve ilkeleri doğrultusunda renk, illüstrasyon, tipografi ve markanın sağladığı imaj, simge, sembol, işaret, uyarılar ve malzeme seçiminin ambalajın başarısını etkilediği üzerinde durulmuştur. Ambalajın tanıtma, bilgilendirme ve satın aldırmaya özendirme işlevlerini yerine getirerek ürünün reklamını yaptığı sonucuna varılmış, günümüz şartlarına cevap verecek başarılı bir ambalaj tasarım eğitiminin gerekliliği vurgulanmıştır.Araştırmanın II. bölümünde ilgili yayın ve araştırmalara, III. bölümünde araştırmanın evreni, örneklemi, gereç ve yöntemine, IV. bölümünde araştırma sonucunda elde edilen bulgu ve yorumlara yer verilmiş, V. Bölümde ise elde edilen sonuçlar açıklanarak tartışma ve öneriler sunulmuştur.
Minyatürde mekân algısı ve Erol Akyavaş
Araştırmada geleneğe dair verilerin, kendimize has bir sanatsal anlatı oluşturmak için önemli olduğu vurgulanmıştır. Geleneğe ait olan minyatürün ifade edilmesi ve bu resimsel ifadenin uzama yönelik bilincin çözümlenmesi, Doğu'ya özgü ideolojik algılamayı açıklar. 20. yüzyıldan itibaren Batı resim anlatısının birçok sanatsal algılamayı etkilemesi, kendimize has algılamaların değişmesine veya önemsenmemesine sebep olmuştur. Bu durumla özgün bir anlatı oluşturmaktan ziyade, Batı kompleksine dayanan resimsel anlatımlar ortaya çıktığı görülür.Bu noktadan hareketle, geleneğe dair önemli kültürel bir veri oluşturan minyatür ve minyatürdeki mekân algısı incelenmiştir. Böylece Modern resim mantığı, kendi koşullarımıza göre yeniden ele alınmış olacaktır. Bu mantığı yapıtlarında özellikle kullanan Erol Akyavaş araştırmamız için önemli bir örnektir. Akyavaş Batı'da eğitim almasına rağmen, çalışmaları geleneğe dayanır.Araştırmamızda, minyatürün tarihsel süreci ve bu süreçte oluşan farklı mekân algılamalarına değinilecektir. Aynı zamanda Batı ve Doğu'nun doğa algılamaları tartışılacak, Batı sanat anlatısını Doğu ile karşılaştırarak açıklamaya çalışan Worringer'in, özdeşleyim ve soyutlama kavramları incelenecektir. Örnek aldığımız sanatçının daha çok Osmanlı Minyatürü ile ilgilenmesi, Osmanlı minyatür resmini ve mekân çözümlemelerini araştırmayı gerekli kılmıştır. Erol Akyavaş incelendiğinde aynı anda bulunduğu sanat ortamındaki sosyal-felsefi algılamalara değinilecek ve minyatür mekân çözümlemelerinin Erol Akyavaş resmindeki yeri tartışılacaktır. Böylece geleneğe ait verilerin, `özgün olma' adına bir anlamı olup olmadığına dair kuramsal bilgilerin tekrar incelenmesi amaçlanmaktadır.Anahtar Kelimeler: Minyatür, Uzam, Algılama, Erol Akyavaş, Osmanlı Minyatürü
İlköğretimde müzikli dramatizasyon destekli viyolonsel eğitimine yönelik bir model önerisi
Bu araştırmada, ilköğretimde müzikli dramatizasyon destekli viyolonsel eğitimine yönelik bir model önerisi oluşturulmuştur. Bu model önerisi ile ilköğretim çağındaki çocuklara viyolonsel çalmaya ilişkin bilgi ve becerilerin kazandırılmasının yanı sıra öğrencilerin viyolonsel çalmaya ilişkin motivasyonlarının arttırılabileceği, müzikli dramatizasyon aracılığı ile kendilerini müzikal olarak ifade edebilecekleri düşünülmüştür.Viyolonsel eğitiminde kullanılmak üzere modelin hedefleri doğrultusunda oluşturulan 10 etkinlik, bir yıllık viyolonsel eğitimi almış ve birinci pozisyonu kavramış ilköğretim öğrencilerine yöneliktir. Müzikli dramatizasyon etkinlikleri 10 hafta süreli grup çalışması için planlanmıştır. Her bir müzikli dramatizasyon etkinliği için haftada 2 ders saati, geleneksel yöntemle gerçekleştirilecek bireysel viyolonsel eğitimi için ise haftada 1 ders saati önerilmektedir. Bireysel viyolonsel eğitimiyle paralel yürütülecek olan müzikli dramatizasyon destekli viyolonsel eğitimi viyolonsel konçertolarının ana temalarından oluşturulmuş etütlere dayandırılmıştır.Anahtar Kelimeler: Müzikli Dramatizasyon, Viyolonsel Eğitimi
Günümüz Türk baskı resim sanatındaki gelişmelerin sanatsal anlatıma etkileri
Bir düşünceyi bir duyguyu söz ve hareketle anlatma anlamını taşıyan ifade, sadece insana özgü bir özellik olan düşünme yetisinin bir gereği olarak belirmiştir. Düşündüklerini ifade etme arayışındaki insan, bu ihtiyacı karşılayabilmek için, hareket, ses, yazı, resim v.b. gibi iletişim araçlarını geliştirmiş ve kullanmıştır. Öyle ki, belirli bir konuşma dilinin hatta yazının olmadığı devirlerde insan, kendini ifade etmede resmi kullanmış ve sanatsal ifade denilen kavram oluşmaya başlamıştır.Sanatsal ifadenin ilk örnekleri olarak bilinen ve mağara duvarlarına uygulanan ilk resimlerse, elin duvara yaslanması ve etrafına boya püskürtülerek formunun duvara aktarılması şeklinde oluşturulmuş ve günümüzde şablon baskı olarak bilinen baskıresim tekniklerinin ilk örnekleri olarak kabul edilmiştir.Zamanla insan yaşamındaki değişim ve gelişmelere paralel olarak baskı teknikleri de geliştirilmiş, duvar yüzeyinden, kağıt sayfalarına, kilin pişirilmesiyle oluşturulan mühürlerden, ağaç kalıpların oyulmasına, ağaçtan metale, metalden taşa, ipeğe v.b. pekçok çalışma alanı bulmuştur.Baskı resmin zamanla çeşitlenen bu zengin çalışma alanına birde geliştirilen fotoğrafik yöntemler, bilgisayar teknolojisi ve fotokopi makinası, yazıcı v.b. gibi yeni baskı teknolojilerinindahil olmasıyla, alan daha da genişlemiş ve sanatçıya uygulaması kaçınılmaz bir çalışma ortamı sunmuştur.Baskı resmin estetik değeri, çoğaltılabilir özelliği ve beraberinde getirdiği satın alma kolaylığı düşünüldüğünde, resim sanatına getireceği katkılar azımsanamayacak bir öneme sahiptir. Bunlara ek olarak tasarı ve kompozisyonda kullanılacak teknik imkan çeşitliliğinin, bir sanatçının olmazsa olmaz özelliği öznel üslubunu oluşturmada sunduğu zengin uygulama alanıyla, bu önem daha da iyi anlaşılmaktadır. Bu nedenle tezimizde baskı resim alanındaki gelişmelerin, günümüzde uygulanan güncel tekniklerde dahil olacak şekilde incelenmesiyle, bu gelişmelerin sanatçılarımızın sanatsal anlatım dillerine etkileri, görünür kılınmaya çalışılmıştır.
1940- 1970 dönemi Türk resminde soyut eğilimler, içerik çözümlemesi ve Fikret Mualla
Araştırmada ilk olarak soyut sanatın ortaya çıkışı ve gelişimi incelenmekte, 1940-1970 dönemi Türk resim sanatında soyuta yönelim süreci, soyut eğilimli sanatçılar etkisinde analiz edilmektedir. Analiz sürecinde betimsel içerik analizi yöntemi kullanılmıştır. 1940-1970 dönemi soyutlama eğilimleri incelenirken, Batılı soyutlama yöntemleri ve biçim anlayışlarının Türk resim sanatındaki etkileri değerlendirilmekte ve 1950'lerde görülmeye başlanan özgünleşme ve ulusal bir kimliğe ulaşma çabalarının etkileri sürece dahil edilmektedir. Tezin diğer bölümünde; Fikret Mualla'nın yaşamı ve eserleri üzerine bir çözümleme yapılmaktadır. Son olarak biçimsel ve içeriksel olarak analiz edilen Fikret Mualla resimleri, Feldman eleştiri basamakları göz önünde bulundurularak değerlendirilmekte ve ayrıntılı incelenmektedir. Ağırlık noktası birden fazla olan yapıtların incelenmesinde birden fazla yöntemin kullanılmasının gerekliliği nedeniyle Fikret Mualla resimlerinde yer alan doğa, nesne ve figürlerin inceleme süreçleri; Kandinsky'nin renk temelli oluşumları olan geometrik formlar, Gestalt kuramının temelini oluşturan şekil-zemin ilişkisi, Itten'ın renk kontrastlık kuramı, fenomenoloji felsefesinin yönelimsellik kavramı, algısal farklılıklar ve aktarım süreçleri ile birlikte değerlendirilmekte, genel bir yargıya varılmaktadır. Elde edilen bu veriler kapsamında, betimleme modelinde ilişkisel çözümleme yöntemi kullanılarak sonuca ulaşılmıştır. Bu çalışma ile Türk resim sanatında, Fikret Mualla'nın kendi içinde genişletilmesi ve incelenmesi gereken bir değer barındırdığı görülmekle birlikte, eserlerinin oluşum aşamalarının ardında yatan psikolojik yaklaşımlar ve öznel algı süreçleri çözümlenmeye çalışılmaktadır. Bu anlamda araştırmanın sınırlandırıldığı ve Türk resim sanatında nesnel dünyanın algı ve aktarım farklılıkları ile soyutlama eğilimlerinin sanatsal yaratımlarda Batı ile ortak düşünsel süreçleri yakaladığı 1940-1970 döneminin analiz edilmesinin, yeni araştırmalara katkı sağlaması açısından önem taşıdığı görülmektedir.
İlköğretim müzik eğitimi dersinde 2007-2008 eğitim-öğretim yılında okutulan öğrenci çalışma kitaplarındaki şarkıların müziksel amaçları bakımından analizi
Bu araştırma, 2006 yılı Müzik Öğretim Programına uygun olarak hazırlanan ve okullarda okutulmasına 2007-2008 eğitim öğretim yılında başlanan müzik ders kitaplarındaki okul şarkılarını inceleme amacı taşımaktadır.Araştırmada 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7 ve 8. sınıf kitaplarında bulunan 218 adet okul şarkısı Windows Excel programına yüklenerek bir veri bankası oluşturulmuş ve şarkılar ?=eğersay? eleme yöntemiyle müziksel amaçları bakımından analiz edilmiştir.Elde edilen veriler ışığında tablo ve grafikler hazırlanmış, yorumlar yapılmıştır.Araştırma ayrıca, 2006 Müzik dersi kitaplarının genel bir değerlendirmesidir. Araştırmada, ders kitaplarının içeriklerinin geliştirilmesi ve daha etkili uygulanabilmesi anlamında önerilerde de bulunulmuştur
Resim- iş eğitimi anabilim dalı öğrencilerinin anasanat atölye tercihleri ile temel tasarım dersine yönelik tutum, algı ve beklentileri arasındaki ilişki
Bu çalışmada esas olarak amaç; Resim-İş Eğitimi A.B.D `da, öğrencilerin Anasanat Atölye dersi tercihleri ile onların Temel Tasarım Dersine Yönelik geliştirmiş oldukları tutumları ve bu dersteki iletişim-etkileşime, dersin amaçlarına, içeriğine, psikolojik danışmanlık ve rehberlik hizmetlerine, sosyal kültürel etkinliklere, sınıf ortamına, öğretim yöntemlerine, Temel Tasarım Atölyesi ve öğretim materyallerine ilişkin görüşleri (algı) ve beklentileri arasındaki ilişkiyi araştırmaktır.Araştırma, 6 üniversitede ( Dokuz Eylül Üniversitesi, Marmara Üniversitesi, Gazi Üniversitesi, Çukurova Üniversitesi, Atatürk Üniversitesi, 19 Mayıs Üniversitesi) öğrenim gören toplam 475 adet Temel Tasarım dersi 1. sınıf öğrencisini kapsamaktadır.Araştırmada, eğitim alanında kullanmak üzere standart koşullarda yapılan, psikolojik test - Temel Tasarım Dersine Yönelik Öğrenci Tutum Ölçeği ve Temel Tasarım Dersine İlişkin Öğrenci Algı ve Beklenti Düzeyi Ölçeği ile veriler toplanmıştır. Ayrıca bağımsız değişkenlerle ilgili bilgiler Öğrenci Kişisel Bilgi Formu adıyla geliştirilen bir anket ile elde edilmiştir.Araştırmada elde edilen bulgulara göre, öğrencilerin çoğunluğunun Resim Anasanat Atölyesini 1. tercih olarak seçtikleri ve öğrenim gördükleri kurumlara göre Anasanat Atölye Tercih sıralamaları ( 1., 2., 3., 4.tercih) arasında farklılıklar olduğu ,Anasanat Atölye Tercihlerinde belirleyici faktörlerden `ilgi' ye göre seçim yaptıkları ve de öğrencilerin çoğunluğunun Temel Tasarım Dersini Yürüten Öğretim Elemanının Mezun Olduğu Anabilim/Anasanat Dalı'nın `Resim Anasanat Dalı' olduğu bulgulanmıştır.Temel Tasarım dersine yönelik tutum puanı ortalamaları ile Anasanat atölye tercihi arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır( p<0.05). Ancak, Temel Tasarım dersine ilişkin Algı düzeyleri ortalamaları ve Temel Tasarım dersine ilişkin Beklenti düzeyleri ortalamaları ile Anasanat atölye tercihi arasında anlamlı bir ilişki bulunmamaktadır ( p>0.05).Araştırmada, öğrencilerin Temel Tasarım dersine ilişkin Algı düzeyi ortalamaları arasında öğrenim gördükleri Kurum'a ve Temel Tasarım dersini yürüten öğretim elemanının mezun olduğu Anabilim veya Anasanat Dalı'na göre anlamlı bir farklılık olduğu bulgulanmıştır ( p<0.05).Öğrenci Algı Düzey ve Beklenti Düzey Puanları arttıkça, Tutum puanları da artmaktadır.Anahtar Kelimeler: Temel Tasarım Eğitimi, Anasanat Atölye Tercihi, Sosyal Etkileşim, Tutum, Algı ve Beklentiler .THE RELATIONSHIP BETWEEN MAIN ART WORKSHOP PREFERENCE AND ATTITUDES, PERCEPTIONS AND EXPECTATIONS TOWARDS BASIC DESIGN LESSON Of THE STUDENTS Of ART EDUCATION DEPARTMENTABSTRACTThe main objective in this study is to carry out research on the relation between their preferences about the Main Art Workshop course and their attitudes they have developed towards the Basic Design Course and the opinions (perception) and expectations concerning communication-interaction in this course, the objectives and content of the course, psychological consultancy and guidance services, social and cultural activities, the classroom atmosphere, instruction methods, Basic Design Workshop and instruction materials of the students of The Art Education Department..The research covers a total of 475 freshmen in the Basic Design course instructed at 6 universities (Dokuz Eylül University, Marmara University, Gazi University, Çukurova University, Atatürk University and 19 Mayıs University).In the research, data have been collected by a psychological test carried out under standard conditions ? Students' Attitude Scale on Basic Design Course and Students' Perception and Expectation Level Scale Concerning Basic Design Course so as to be used in the field of education. Moreover, information concerning independent variables has been obtained through a questionnaire developed under the name `Student's Personal Information Form'.According to the findings obtained during the research, it is discovered that the majority of the students choose the Main Art Workshop of Painting as the 1st preference and there exist differences among their arrangements (1st, 2nd, 3rd, 4th preferences) of the Main Art Workshop Preferences according to the institutions they are being instructed in; also, they select their choice with respect to `interest', which is one of the determining factors in the preferences of the Main Art Workshop and the Department/Main Art Discipline from which the Instructors of the majority of the students carrying out the Basic Design Course were graduated is the `Main Art Discipline of Painting'.A significant relation has been detected between the averages of the grades of attitude towards the Basic Design course and the preference of the Main Art workshop (p<0.05). However, no significant relations exist between the averages of the Perception levels concerning the Basic Design course and the averages of the Expectation levels concerning the Basic Design course and the preference of the Main art workshop (p>0.05).In the research, it has been discovered that there is a significant difference among the averages of Perception levels of students concerning the Basic Design course according to the Institution where they are instructed and the Department or Main Art Discipline from which the instructor carrying out the Basic Design course was graduated (p<0.05). As the Grades of Perception Levels and Expectation Levels of students increase, so do their Attitude grades.Keywords: Basic Design Education, Preference of Main Art Workshop, Social Interaction, Attitude, Perception and Expectations.
Drama öğretim yönteminin resim-iş bölümü öğrencilerinin mesleki tutum ve başarılarına etkisi
Bu araştırmada bir öğretim yöntemi olarak önerilen dramanın, sanat eğitimi alan öğrencilerin mesleki tutum ve başarılarına olan etkisi araştırılmıştır.Yarı deneysel olarak desenlenen bu araştırmanın örneklemini İzmir Dokuz Eylül ve Aydın Adnan Menderes Üniversiteleri'nin Resim-iş Eğitimi Anabilim Dalı 1. sınıflarında 2006- 2007 yıllarında öğrenim gören öğrenciler oluşturmaktadır. Örneklemde 2 deney ve 2 kontrol grubunda toplam 52 öğrenci ile çalışılmıştır. Çalışmalar Temel Tasarım dersi kapsamında, haftada 1 oturum olan 14 haftalık bir süreçte tamamlanmıştır.Verilerin toplanmasında araştırmacı tarafından geliştirilen 4 ölçek kullanılmıştır;1-Kişisel Bilgi Formu ? Ölçek A2-Öğretmenlik Mesleğine İlişkin Tutum Ölçeği ? Ölçek B3-Drama Başarı Testi ? Ölçek C4-Temel Tasarım Dersi Dereceli Puanlama Anahtarı ? Ölçek DVerilerin analizinde SPSS 11.0 programında Tanımlayıcı İstatistik Analizi (Ortalama ( X ), Standart Sapma (SS), Korelasyon testi, Frekans ve Yüzde Dağılımı, Kay-kare (Chi-Square) bağımsızlık testi ve t testi kullanılmıştır.Bulgular; drama öğretim yönteminin, öğrencilerin öğretmenlik mesleğine ilişkin tutumlarını geliştirdiğini, drama öğretim yöntemi temelli Temel Tasarım dersinin kazanımlarını ve öğrenci başarılarını olumlu yönde arttırdığını göstermektedir. Sanat eğitimi alan öğrencilerin öğretmenlik mesleğine ilişkin tutumlarının geliştirilmesi ile drama öğretim yönteminin kullanılması arasında paralellik olduğu ortaya konulmuştur. Aynı zamanda bulgular, sunulan tablo ve grafiklerle de paralellik göstermektedir. Çalışmanın sonucunda kısaca şu önerilerde bulunulmuştur;Eğitim Fakültelerinin Resim-iş Eğitimi Bölümü 1. sınıflarında öğrenim gören bazı öğrencilerde öğretmenlik mesleğine ilişkin tutumlar gelişmemiş olabilir. Drama öğretim yöntemi kullanılarak, öğretmenlik mesleğine ilişkin tutumlar geliştirilebilir ve Temel Tasarım dersi kazanımlarının oluşmasında geleneksel yöntemlere göre daha olumlu etkiler sağlanabilir.Drama öğretim yöntemi ile yürütülen Temel Tasarım dersi, dramanın doğasında var olan yaklaşımlarla kalıplaşmış bir yapıdan çıkarılabilir. Bu yöntem ile kendiliğinden oluşan özgür bir ortamda, öğrenciye kendini ifade edebilme seçeneği sunulabilir. Öğrencilerin iletişim becerileri ve empati kurabilme yetenekleri geliştirilebilir. Bununla beraber diğer sanat alanlarıyla ve farklı disiplinlerle sıkı ilişkiler kurarak farklı bakış açıları kazandırma ya da bunu geliştirmeleri sağlanabilir.Dramanın duygusal yapısı gereği öğrencilerin etkinliğe kendiliğinden başlayarak zevk almalarını sağlaması ile ortaya çıkan eğitim öğretim faaliyetlerinin öğretim süreçlerinde (sanat eğitimcisi yetiştirmede) olumlu etkileri olabilir. Aynı zamanda bu yöntem öğrenci kazanımlarında (programın genel amaçları çerçevesinde) daha yetkin olunabileceğini ortaya koymaktadır.
Görsel sanatlarda 1945 sonrası atık nesne kullanımı
19. yüzyılla birlikte hızla gelişen teknoloji, üretim-tüketim ilişkilerinde dönüşümlere yol açmıştır. Üretimin hızı ve çeşitliliği, kitle iletişim araçlarının gelişmesi `Tüketim toplumu' denilen yeni bir toplum biçimi yaratmıştır. Bunun sonucu, üretilen sanayi ürünlerinin büyük bir bölümü kullanılıp atılan niteliktedir. Bu gelişmelerin dışında tutamadığımız sanat, süreç içinde sınıflandırılma sorununu aşmış ve sanat alanındaki sınırların ortadan kalkmasıyla görsel sanatlar tüm disiplinleri kapsamına almıştır.Kullanılıp atılan ya da ihtiyacı karşılamayan nesneler, sanatçılar tarafından, işlevinden yoksun bırakılarak ya da gerçek anlamlarıyla sanatsal olana dönüştürülmüştür. Kullanılan nesnelerin atıldıktan sonraki anlamı yaratıcı özneye göre biçimlenmiş ve nesne öznel bir statü kazanmıştır.1945 öncesi atık nesneler, 20. yüzyılın başında estetik dönüşümlerin beraberinde resme girmiştir. Kolâjın, Braque ve Picasso'yla başlayan tarihsel yolculuğu, dönemin diğer önemli sanatçılarının katkılarıyla da gelişmiş, yalnızca kâğıtların kesme, yapıştırma ve düzenlenmesinden çıkarak farklı malzemelerin kullanımına da öncülük etmiştir. Dada akımında kolaj, hem nesnel hem de düşünsel bir boyut kazanmıştır.1945 sonrası sanat hareketlerinde yaşanan dinamizm, sanatçının öznelliğini gündeme taşıyarak, atık nesnelerin seçiminde ve ifade olanaklarında sonsuz bir anlam coşkunluğu yaratmıştır. Resim ve heykel, kendilerine özgü uygulama alanı olmaktan çıkarak diğer disiplinler ile işbirliği içine girmiş, sanat-yaşam arasındaki sınır ortadan kalkmıştır. Kullanılıp atılan nesneler, bazen protesto unsuru olarak bir araç, bazen de dışavurum için amaç olmuş; sonuçta kendileri de birer sanat yapıtına dönüşmüştür.İkinci bölümde sırasıyla, atık nesne kavramı, değişen teknoloji ve tüketim kültürü içinde sorgulanmış, değişen özne- nesne ilişkisi içinde de estetik dönüşümlere yer verilmiştir. 1945 öncesi ve sonrası sanat hareketlerinde, atık nesnelerin kullanım biçimleri ve düşünsel alt yapısı araştırılarak sanat yapıtları tarihsel süreç içinde incelenmiştir. Ayrıca Türk Sanatı'nda bu tarihsel sürecin yansımaları izlenerek, Türk sanatçıların atık nesnelere yaklaşım biçimleri araştırılmıştır.
Müzik öğretmeni yetiştirmede, bireysel ses eğitimi dersine yönelik bir program geliştirme çalışması
Bu araştırmada, müzik öğretmenliği lisans programında yer alan Bireysel Ses Eğitimi dersi programının geliştirilmesine yönelik bir çalışma yapılması amaçlanmıştır.Tarama modeli ve nitel araştırma yönteminin kullanıldığı bu araştırmada veriler;?Literatür taraması,?Bireysel Ses Eğitimi öğretim elemanları, müzik öğretmeni adayları ve çalışmakta olan müzik öğretmenlerine yönelik görüşme formları,?İhtiyaç analizine yönelik, öğretmen adayları için geliştirilmiş ölçek ile toplanmıştır.Araştırmanın evrenini, en az 25 yıllık deneyimi olan Eğitim Fakültelerinin Müzik Eğitimi Anabilim Dalları oluşturmuştur.İhtiyaç analizine dayalı olarak, Bireysel Ses Eğitimi dersine yönelik hedef ve hedef davranışlar saptanmış, ilgili eğitim durumları düzenlenmiş ve değerlendirme ölçeği geliştirilmiştir.Araştırmanın, Bireysel Ses Eğitimi dersinin çağdaş program geliştirme anlayışıyla ele alınarak niteliğinin artırılmasına ve müzik eğitiminde program geliştirme çalışmalarına ışık tutacağı umulmaktadır.Anahtar sözcükler: Müzik Öğretmeni, Bireysel Ses Eğitimi, Program Geliştirme
Eğitim fakülteleri müzik eğitimi bölümlerinde bireysel ses eğitimi derslerinde karşılaşılan sorunların öğretmen ve öğrenci görüşlerine göre incelenmesi
Bu araştırma, Ege ve Marmara Bölgeleri'ndeki Müzik Eğitimi Anabilim Dalları'nda okumakta olan öğrencilerinin ve görev yapmakta olan Bireysel Ses Eğitimi dersi öğretmenlerinin, Bireysel Ses Eğitimi derslerinde karşılaştıkları sorunları saptamak ve bu sorunlar ile onların kişisel özellikleri arasındaki ilişkileri incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir.Araştırmada, öğrencilerin ve öğretmenlerin bu derste karşılaştıkları sorunları etkileyen faktörler, uygulanan anketin değerlendirilmesiyle, bulgular haline getirilmiş ve yorumlanmıştır.Bulguların yorumlanmasından sonra araştırma probleminin sonuçları saptanmış; öğrencilerin ve öğretmenlerin bu derste karşılaştıkları sorunlar maddeler halinde ele alınmış ve karşılaşılan sorunların çözümüne yönelik öneriler getirilmiştir.
Yaratıcı dans etkinliklerinin motivasyon, özgüven, özyeterlik ve dans performansı üzerindeki etkileri
Yaratıcı Dans Etkinliklerinin Motivasyon, Özgüven, Özyeterlik ve DansPerformansı Üzerindeki EtkileriBu araştırma, ?Oyun, Dans ve Müzik? dersinde yapılan yaratıcı dansetkinliklerinin motivasyon, özgüven, beden dili ve dansa ilişkin özyeterlik ve dansperformansı üzerindeki etkilerini incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir.Araştırma 2007-2008 öğretim yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Buca EğitimFakültesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü Müzik Eğitimi Anabilim Dalı dördüncüsınıf öğrencileri ve İlköğretim Bölümü Okulöncesi Anabilim Dalı dördüncü sınıföğrencileri ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmada nitelikleri birbirinden farklı iki grupbulunduğu için iki farklı araştırma modeli kullanılmıştır. Denek gruplarının ilkinioluşturan Müzik Eğitimi Deney Grubunda zaman dizisi modeli kullanılmıştır.Okulöncesi Eğitimi Grubunda ise öntest-sontest kontrol gruplu model uygulanmıştır.Okulöncesi Eğitimi Deney Grubunda yaratıcı dans etkinlikleri yapılırken, kontrolgrubunda yapılmamıştır.Araştırmanın verileri Oyun, Dans ve Müzik Dersi Motivasyon Ölçeği,Özgüven Değerlendirme Formu, Beden Dili ve Dansa İlişkin Özyeterlik Formu veDans Performans Testi ile toplanmıştır.Araştırma sonunda yaratıcı dans etkinliklerinin müzik öğretmeniadaylarının Oyun, Dans ve Müzik dersine ilişkin motivasyonları, özgüvenleri, bedendili ve dansa ilişkin özyeterlikleri ve dans performansları üzerinde anlamlı düzeydeetkili olduğu saptanmıştır. Okulöncesi Eğitimi Deney Grubunda yaratıcı dansetkinliklerinin derse ilişkin motivasyon ile beden dili ve dansa ilişkin özyeterlikleriüzerinde başlangıca göre anlamlı ve olumlu artış olduğu saptanmıştır. Deneygrubunun dans Performansı kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde artarken, özgüvenartışı anlamlı düzeyde gerçekleşmemiştir.
Ses eğitimi'nde terminoloji ve temel kavramlar bazında öğrenci yeterliliklerinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, müzik öğretmeni adaylarının, ses eğitim biliminin temel ilkeleri doğrultusunda yeterli bilgi ve beceriyi kazanıp kazanmadıklarını ve ses eğitimi ile ilgili terminolojiyi özümseyerek, mesleki dillerinde kullanılır hale getirip getirmediklerini tespit etmektir.Araştırmada, öğrencilerin terim bilgisini ölçmek amacıyla ?Ses Eğitimi Terminolojisi Başarı Testi?, öğretim görevlilerinin ses eğitimi dersi terminolojisi ile ilgili görüşlerini araştırmak için ise ?Öğretim Görevlileri Görüşme Formu? kullanılmıştır.Başarı Testi, Ege Bölgesi'nde bulunan üniversitelerin E.F. G.S.E.B. Müzik Eğitimi A.B.D.'da 2007-2008 Eğitim-Öğretim yılında öğrenim görmekte olan 2, 3 ve 4.sınıf öğrencilerine uygulanmıştır.Araştırma sonunda, öğretmen adaylarının ses eğitimi ile ilgili terimler konusundaki yeterliliklerinin orta düzeyde olduğu saptanmıştır. Yeterlilikler üniversitelere ve cinsiyetlere göre farklılık gösterirken, sınıflara ve mezun oldukları lisenin türüne göre farklılık göstermemektedir.Öğretim görevlileri, terminolojinin ses eğitiminde çok önemli bir yeri olduğunu, fakat ders sürecinde teorik olarak verilen bilgilerin, öğrencilerin aklında kalıcı olmasının sağlanması konusunda sıkıntılar yaşandığını belirtmişlerdir.Anahtar Sözcükler: Terminoloji, Ses Eğitimi, Yeterlilik
İkinci Dünya Savaşı sonrası batı resminde endüstriyel ürünlerin resim teması olarak ele alınması
Bu çalışma, Modernizmin kendisini yoğun olarak hissettirdiği Endüstri Devrimi'nden günümüze kadar geçirilen süreçte, endüstriyel ürünlerin sanat yapıtlarında resimsel tema olarak kullanımının araştırmasıdır. Bu çalışmanın konusunu ve ortaya koyulma gerekçesini belirleyen endüstriyel ürünlerin estetik öğe olarak kullanılması, Modernizm ve sanat hareketleri bağlamındaki ilişkisi problem cümlesini oluşturmaktadır: ? Sanatsal imgelerin oluşumunu etkileyen, yeni dönem ve çağdaş akımların ortaya çıkmasında etkili olan İkinci Dünya Savaşı Sonrası Batı Resminde endüstriyel ürünlerin önemi nedir??Giriş bölümünde konunun gidiş hattını belirleyen bu kilit soruyla araştırmaya yön verilmekte ve problem durumu açıklanmaktadır.Bulgular ve yorumlar kısmını kapsayan dördüncü bölümün ilk aşamasında Resim Sanatında Tema olgusu, Endüstri Devrimi ve Sanata Etkileri, Endüstri Devriminin Batı Resmine Olan Etkileri, Endüstri Ürünlerine Sanatsal Yaklaşım, Modernizm ve Sanatsal Alandaki Değişimler, Endüstriyel Ürünlerin Batı Resminde Tema Olarak İşlenmesi başlıklı konular ele alınmaktadır.Dördüncü bölümün ikinci aşamasında; Endüstriyel Ürünlerin Batı Resminde Tema Olarak İşlenmesi ve Endüstriyel ürünlerin II. Dünya Savaşı öncesi sanat akımlarına etkisinden söz edilmektedir.Araştırmanın son basamağında yer alan sonuç bölümünde geçmişten bugüne sanat objesi olarak kullanılan endüstri ürünlerinin ortaya çıkarmış olduğu yenilikler ele alınmaktadır.
12 Eylül 1980 sonrası sanat-siyaset ilişkisi ve plastik sanatlara etkisi
Bu çalışma, 12 Eylül 1980 sonrası sanatsal olayların olan siyasal değişimden nasıl etkilendiği,12 Eylül öncesi ve sonrasında Türk sanatında olan değişiklerin kıyaslanması ve siyasetin sanata etkileriyle sanatın siyasete etkileri konularının incelenmesinden oluşuyor.12 Eylül 1980 Darbesi pek çok, sosyal-ekonomik, kültürel dönüşümlere sebep olmuştur. Böyle bir sosyo-politik ortamda sanatın durumu nedir? Sanat yapıtın, ideolojiden, toplumdan soyutlayıp sanatçının iç dünyasını yansıtan bir araç mıdır? Sanat eseri ne zaman propagandaya dönüşür? Sorularından yola çıkarak araştırmanın ilk bölümünde; Tolstoy'un sandığı gibi sanat sadece duygusal durumları dile getirmekle kalmayıp, duygusal niteliği yanında bir de düşünsel (ideolojik) yanı vardır. Plehanof bu konuda şu tanımı yapar: Sanatın yalnızca insanların duygularını belirttiği doğru değildir. Hayır, sanat insanların hem duygularını hem de düşüncelerini belirtir.Üstelik, onları soyut bir yolla değil, imgelerle belirtir.?Hiç kimse sanatçı ile toplum arasındaki derin bağı inkar edemez. Sanatçı topluma dayanır. Tonunu, hızını, şiddetini üyesi olduğu toplumdan alır. Fakat sanat eserinin şahsi özelliğinin bağlı olduğu başka şeylerde vardır; sanatçının şahsiyetinin bir belirtisi olan kesin bir biçim verme isteğine bağlıdır, bu yaratıcı istek olmaksızın önemli bir sanat meydana gelmez. Bir tezatla karşılaşmış gibi oluyoruz. Eğer sanat içinde bulunduğu şartların sonucu olmayıp, şahsi bir isteğin ifadesiyse, belli tarih devirlerine özgü sanat eserlerindeki şaşırtıcı benzerliği nasıl açıklayabiliriz.?(Read:1987:90)Plehanof ve Herbert Read'in bu sözleri de düşünerek sanatın, toplumsal değişimlerden nasıl etkilendiğine bakılmıştır.Araştırmanın ikinci bölümünde, Rönesans'la birlikte başlayan toplumsal yenilenme ve bireyselleşme Avrupa'dan başlayarak tüm dünyaya hızla yayılmıştır.1400'lü yıllarda sanayileşmenin ilk adımları olan fabrikaların kurulması, işçi sınıfının ortaya çıkışı ve üretim araçlarını eline geçiren burjuva sınıfı, 18. yüzyıl sonları ile 19. yüzyıl başında yaşanan iki önemli devrim (Fransız Devrimi (1789) ile Sanayi Devrimi), buhar makinesinin geliştirilmesi ve bununla bağlantılı olarak üretimin makineleşmeye geçmesi, 1830 Temmuz devrimi, 1848 Devrimi, ortaya çıkan Sosyalizm, Anarşizim, Komünizm, Marksizm gibi terimler, I., II. Dünya savaşları, Kapitalizmi şaşkınlığa uğratan Sosyalist Ekim Devrimi vb. gibi yaşanan bu toplumsal-ekonomik-siyasal olaylar toplumun tüm alanlarında hissedilirken, sanatçı da bunların dışında kalamamıştır.Gerçekçilik ve Eleştirel Gerçekçilik kavramları burjuvazinin devrimci atılımları olarak karşımıza çıkmıştır.1934-56 yılları arasında eski Sovyetler Birliğinde Sosyalist ideolojinin emrine sunulmuş bir sanat olarak ortaya çıkan Sosyalist gerçekçilik ve daha sonraları çıkan Yeni Nesnelcilik (New Objectivity) ve Verizm (Doğruculuk) gibi toplumsal eleştiri içeren sanat akımlarına ve Batı resminde üretilen gerçekçi tarzdaki yapıtlar arasında, toplumsal ya da siyasi içeriği olan örneklere bakarak kökeni Batı resim sanatına dayanan toplumsal gerçekçi sanat anlayışının, Türkiye'deki temsilcileri, dönemin siyasi ekonomik değişimleri ile birlikte incelenmiştir.Araştırmanın ikinci bölümünde; Batı resminde üretilen gerçekçi tarzdaki yapıtlar arasında, toplumsal ya da siyasi içeriği olan örneklere bakarak kökeni Batı resim sanatına dayanan toplumsal gerçekçi sanat anlayışının, Türkiye'deki temsilcileri, dönemin siyasi ekonomik değişimleri ile birlikte incelenmiştir.70'li yılların siyasal bunalımları, ekonomik çöküntüsü, toplumsal bölünmeleri, şiddet olayları, toplumsal ve toplumcu gerçekçi anlayışta çıkan Yeniler ve Yenidal gruplarına, 70'ler de başlayan kavramsal sanat örneklerine bakılmış ve arkasından Türkiye'nin yakın siyasi ve toplumsal tarihindeki en önemli dönüm noktalarından biri olan12 Eylül 1980'de askeri darbesi ve bunun sonucunda oluşan; sağ ve sol düşünce hareketleri ve entelektüel faaliyetler açık veya dolaylı olarak yasaklanması, kitlelerin ideolojik değerlerini yitirerek apolitikleşmesi, açılan özel galeriler, sponsorluklar, Yeni Eğilimler Sergileri, yarışmalar, bienaller ve incelenerek bu sergi ve fuarlarda siyasi mesaj içeren sanat eserleri araştırılmıştır.
Müze incelemelerinin ilköğretim okullarındaki görsel sanatlar eğitimine katkısı (Bolu ili örneği)
Bu çalışmanın amacı, müze incelemelerinin ilköğretim okullarındaki görsel sanatlar eğitimine katkısını araştırmaktır.Bu araştırma, 2008-2009 eğitim-öğretim yılında Bolu-Merkez Milli Egemenlik İlköğretim Okulu'nda eğitim gören, başlangıçta birbirine denk olduğu ispatlanan ve 25'er kişiden oluşan iki öğrenci grubu üzerinde yapılan deneysel çalışmayı kapsamaktadır. Veri toplama aracı olarak, kontrol gruplu ön test-son test araştırma modeli kullanılmış, araştırma kontrol ve deney grubu üzerinde yürütülmüştür.Deney ve kontrol grubu öğrencilerinin eğitim sonrasında kaydettikleri ilerlemenin istatistiksel olarak anlamlı olup olmadığını tespit etmek maksadıyla, deney grubu öğrencilerine görsel sanatlar dersi kapsamında müze incelemesi farklı aktiviteler eşliğinde; kontrol grubu öğrencilerine ise geleneksel yöntemler kullanılarak verilmiştir.Elde edilen verilerin normallik testleri, SPSS (Statistical Package for the Social Science) 16.0 programı kullanılarak Kolmogorov-Smirnov (K-S) testi ile sınanmış, verilerin istatistiksel olarak çözümlenmesinde ise bağımlı gruplar için ?t-testi? kullanılmıştır.Araştırma sonunda elde edilen veriler neticesinde deney grubunun başarısının kontrol grubunun başarısına göre anlamlı düzeyde yüksek olduğu görülmüş, çalışmadan elde edilen bulgular ve edinilen tecrübeler ışığında konu ile ilgili çeşitli önerilerde bulunulmuştur.
Plastik sanatlar eğitiminde sanat tarihinin ve eleştirinin yeri ve uygulanışı
Sanat derslerini ve temel sanat eğitimi derslerini uygulamaya yönelik tek boyutlu biçimden kurtararak, çok yönlü ve karmaşık bir süreç olarak ele almak ve bu bütünlüğü her zaman göz önünde bulundurarak uygulamak gerekmektedir. Bireylerin, evrensel bir dil olan sanat alanında tanımlama, çözümleme yapabilme, yorumlar geliştirip, yargılarda bulunabilme becerilerini geliştirmek, kişilerin birer dünya insanı olmalarını sağlamak, sanat derslerinin görevlerindendir. Bu da sanat derslerinin kapsamının içine eğitsel sanat eleştirisi ve sanat tarihi disiplinlerinin uygulanmasıyla mümkündür. Yapılan araştırmanın amacı, ilköğretim yedinci sınıf görsel sanatlar dersinde uygulanan sanat tarihi ve sanat eleştirisi öğretiminin öğrenci kazanımlarına etkisini belirlemektir.Araştırmanın örneklemi, 2007-2008 öğretim yılında İzmir ilinde bulunan Karabağlar Nazire Merzeci İlköğretim Okulu'nun 7. sınıfında öğrenim gören toplam 40 öğrenciden oluşmaktadır.Araştırma kapsamında araştırmacının geliştirdiği, öğrencilerin başarı düzeylerini ölçmeye yönelik görsel sanat kültürü başarı testi uygulanmıştır. Aynı zamanda öğrencilerin uygulama çalışmalarının da değerlendirmeleri yapılarak deney ve kontrol grupları arasındaki farklılıklar belirtilmiştir.
Absolut vodka örneği üzerinden marka imajı yaratma yöntemi olarak kurumsal afiş tasarımları
Günümüzde profesyonel reklam ajansları tarafından müşterisi olan kurum ve şirketlerin tanıtım ve satış kampanyaları için çeşitli materyaller ve araçlar ile reklam hazırlanmaktadır. Bu reklam kampanyalarının tasarım yöntemleri kendi içinde bir çeşitlilik göstermekle birlikte, amaca yönelik izledikleri stratejiler de tasarım biçimlerine paralel olarak başarı sağlamaktadır. Reklam tasarımcılarının hedefledikleri amaca göre tasarım biçimini ve yöntemini seçmesi sadece reklamı yapılan ürün ya da şirketin satışlarını yükseltmekle kalmaz, aynı zamanda grafik sanatı açısından da örnek teşkil edecek ve reklamcılık sektöründe ürün pazarlamak kadar estetik kaygılarda taşıdığını gösterecektir.Absolut Vodka örneğinden yola çıkılarak hazırlanan bu araştırmada, reklam sektörünün başlıca hedeflerinden biri olan marka yaratma kavramının tarihsel gelişiminden başlayarak, özellikle marka imajı yaratma süreci üzerinde durulmuş ve bu sürecin basılı reklam türlerinden biri olan kurumsal afiş tasarımları ile desteklendiğinde hedef kitle üzerinde yarattığı marka kimliğine değinilmiştir. Amaçlı örnekleme yoluyla, V&S şirketinin üretmiş olduğu Absolut Vodkalarının, ürünü ön planda bulunduran tasarımları, evren olarak kabul edilerek, başlangıcından bugüne kadar şirketin yaratmış olduğu marka imajı, şirketin diğer konumlandırma stratejilerinin yanı sıra, reklam kampanyaları için birlikte çalıştığı ajansın hazırlamış olduğu tasarımlar ile ilişkilendirilmiş, dolayısıyla tarihsel betimleme yöntemi kullanılarak örnek üzerinden kurumsal afiş tasarımlarının marka imajı yaratma süreci ile bağlantısı değerlendirilip, nitel bir araştırma gerçekleştirilmiştir.Reklam Sektöründe yer alan profesyonel grafik tasarımcıların önceden belirlenen hedefler doğrultusunda hazırlayacakları tanıtım ve satış kampanyalarında, biçimsel öğeler ile amaca yönelik göstergelerin, reklam dili ve içeriği oluşturulması açısından büyük önem taşımasının yanı sıra, reklam türleri ve marka kavramlarının birbirine karıştırılması sebebi ile de kimi zaman eksiklik kimi zaman ise yanlış mesaj verme kaygısı yaşanmaktadır. Bu araştırmanın içerdiği örnekler, karşılaştırmalar ve anlatımlar sayesinde konunun açıklık kazanacağı öngörülmektedir.
Grafik tasarım eğitimi için görsel çoklu ortam materyali geliştirme
Çoklu ortam (multimedya) uygulamaları, son dönemde bilgisayarla birlikte yaşamımıza girmiştir. Birçok alanda eğitim aracı olarak başarıyla kullanılmaktadır. Görüntü, ses, metin, video, animasyon ve müzik tabanlı sunumların bazılarından ya da tümünden etkileşimli olarak yararlanmamız mümkün görünmektedir. Ancak bugünkü öğretim ve eğitim uygulamalarımızda bu alanda çoklu ortam öğrenme materyalleri bulunmamaktadır. Bu bağlamda araştırmada grafik tasarım eğitiminde önemli konulardan biri olan logo tasarımına yönelik görsel çoklu ortam öğretim materyali geliştirmek amaçlanmaktadır.Araştırmada nitel araştırma içinde yer alan betimsel araştırma modeli kullanılmıştır. Burada bir neden-sonuç ilişkisini belirlemekten çok literatürdeki araştırmalara dayanarak logo tasarım sürecinin çoklu ortam öğretim materyali ile gerçekleştirilmesi sürecini ortaya koymak amaçlanmaktadır. Bunun için çoklu ortam öğretim materyali hazırlama ve logo tasarımı ile ilgili literatürdeki yazılı kaynaklar taranmış ve bu yolla elde edilenlerden veri tabanı oluşturulmuştur. Bu veri tabanı kullanılarak literatürde işaret edilen grafik tasarım ilkeleri, materyal oluşturma sürecinin gerekleri ve logo tasarımında üzerinde durulması gereken öğeler dikkate alınarak logo tasarımına yönelik çoklu ortam öğretim materyali oluşturulmuştur. Oluşturulan çoklu ortam materyalinin hazırlanması sürecinde amaçlananları gerçekleştirebilme durumu uzman görüşü alınarak, öğretmen adayları ile görüşme ve gözlem yoluyla pilot çalışma gerçekleştirilerek incelenmiş ve materyal son hale getirilmiştir.
Aktif öğrenmenin müzik tarihi dersine ilişkin başarı, tutum ve özyeterlik üzerindeki etkisi
Bu araştırma, aktif öğrenme yöntemlerinin müzik öğretmeni adaylarının Müzik Tarihi dersine ilişkin başarı, tutum ve özyeterlikleri üzerindeki etkilerini incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir.Araştırmada öntest-sontest kontrol gruplu deney deseni kullanılmıştır. Araştırma 2007-2008 öğretim yılında Adnan Menderes Üniversitesi Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü Müzik Eğitimi Anabilim Dalı'nın 1. sınıfında öğrenim gören 29 öğrenci üzerinde yürütülmüştür. Müzik Tarihi dersleri deney grubunda aktif öğrenme yöntemleri ile, kontrol grubunda edilgin öğretim yöntemi ile yürütülmüştür.Bu araştırmada veri toplama aracı olarak Müzik Tarihi Dersi Başarı Testi, Müzik Tarihi Dersine İlişkin Tutum Ölçeği ve Müzik Tarihi Dersine İlişkin Özyeterlik Ölçeği kullanılmıştır.Araştırma sonuçları, aktif öğrenme yöntemlerinin müzik öğretmeni adaylarının Müzik Tarihi dersine ilişkin başarıları, Müzik Tarihi dersine ilişkin tutumları üzerinde anlamlı düzeyde etkili olduğu yönündedir. Ancak aktif öğrenme yöntemleri müzik öğretmeni adaylarının Müzik Tarihi dersine ilişkin özyeterlikleri üzerinde anlamlı farklılık yaratmamıştır.
Türk eğitim ve kültüründe medyanın oluşturduğu sanatsal ve düşünsel etkiler
Araştırmanın Amacı: Bu araştırmanın amacı, İlköğretim 6. 7. ve 8. sınıf öğrencilerinin televizyonda sunulan popüler kültür ürünlerinden ne derece etkilendiklerini ve bu etkilerin Görsel Sanatlar Eğitimi dersinin işlenişine yönelik farklılıklara göre değişip değişmediğini incelemektir.Örneklem: Araştırma alanının geniş olması göz önüne alınarak örneklemin belirlenmesinde çok aşamalı yöntem uygulanmıştır. Öncelikle tabakalı (stratified) yöntem ile alt grupların da örneklemde temsil edilmesi sağlanmış ve ilçeler 3 farklı tabakaya ayrılmıştır. Daha sonra özellikle büyük ölçekli tarama araştırmalarında tercih edilen bir yöntem olan Grup (cluster) yöntemi uygulanarak Farklı ilçelerdeki Alt, Orta ve Üst seviye okullar gruplandırılmış ve son olarak basit tesadüfî örnekleme (Simple Random Sampling) 10 farklı ilçeden özel ve devlet okulları belirlenmiştir. Öğrencilere yönelik olan araştırma anketi bu okulların uygulamaya izin veren öğretmenlerinin sınıflarındaki öğrencilere uygulanmıştır.Veri Toplama Araçları: Bu araştırmada veriler öğrencilere yönelik hazırlanan ve üç bölümden oluşan bir anket ile elde edilmiştir.Bulgular: Öğrencilerin günlük televizyon izleme süreleri okul türü, sınıf, cinsiyet, yaş dağılımlarına göre farklılık göstermemektedir. Öğrencilerin devlet okulunda olmaları veya özel okulda olmaları ile televizyonu resim yapmaya tercih etme dereceleri karşılaştırılmıştır. Devlet okulu öğrencilerinin çoğunluğu (%24,6) televizyonu resim yapmaya asla tercih etmemekteyken, özel okul öğrencilerinin çoğunluğu (%28,8) televizyonu resim yapmaya her zaman tercih etmektedir. Buna göre öğrencilerin devlet okulu veya özel okulda olmaları ile televizyonu resim yapmaya tercih oranları karşılaştırıldığında devlet okulu ve özel okul öğrencileri arasında farklılık bulunmuştur.Öğrencilerin yaşları ile televizyonda izlediklerinde etkilenme oranları karşılaştırılmıştır. 11 yaşındaki öğrencilerin çoğunluğu (%25,0), 12 yaşındaki öğrencilerin çoğunluğu (%25,2), 13 yaşındaki öğrencilerin çoğunluğu (%27,2), 14 yaşındaki öğrencilerin çoğunluğu (%25,0) televizyonda izlediklerinden bazen etkilenmektedirler. 14 yaş üstü öğrencilerin çoğunluğu (%32,3) televizyonda izlediklerinden ara sıra etkilenmektedir. Buna göre öğrencilerin yaşlara göre dağılımlarında televizyondan etkilenmeleri açısından bir fark bulunmaktadır.Öğrencilerin demografik özelliklerine ilişkin oranlar, televizyonun etkilerine yönelik oranlar ve görsel sanatlar dersinin uygulanışına yönelik oranlar karşılaştırılmış ve sonuçları alt problemlerde belirtilmiştir.
Çağdaş görsel kültürde resimsel imge ve sanat eğitiminde yeni imge düzenleri
Çağdaş teknolojinin gelişmesine bağlı olarak sanatsal anlayışlarda, sanatçının işlevi ve konumunda değişimlerin yaşanması, bunun doğal sonucu olarak sanat eğitimi yaklaşımlarında da değişimin olması gerekliliğini beraberinde getirmiştir. Geleneksel tuval resmi karşısında, özellikle son 50 yıllık zaman diliminde gelişimlerle, değişen estetik kaygılarla ortaya çıkan farklı sanatsal oluşumlar, toplumun sanatın ne olduğu konusunda bir çıkmaza girmesine neden olmuştur. İzleyicinin günümüz çağdaş sanat yapıtlarını anlayamamasının, ona bu yeteneğin kazandırılmamasından ileri geldiği düşünülmektedir. İşte sanat eğitimcisinin, öğrencilere bu yeteneği kazandırmakla önemli bir eksiği tamamlayacağı düşünülmektedir. Sanatçı ve sanat eğitimcisi yetiştiren kurumların lisans ve lisansüstü düzeyinde yürütülmekte olan programlarda sanat eserleri inceleme vb. gibi dersler verilmektedir. Bu ders ya da derslerin yanı sıra, çağdaş görsel kültürün imgeleri ve sosyo-kültürel olguları bir arada tartışan teorik ve disiplinlerarası etkileşimli çalışan atölye (örneğin proje önerileri ile çalışan) derslerinin programlarda yer alışıyla bu konudaki açığın giderilebileceği düşünülmektedir. Bu bağlamda, ülkemizde sanat eğitimi alanında görsel kültür-sosyo-kültürel olgular ve bunların öğrencilerin resimlerindeki imgelere etkileri ile ilgili böyle bir çalışmanın eksikliği araştırmaya yön vermiştir.Lisans düzeyinde sanat eğitimi alan öğrencilerin resimlerindeki imgelerde görsel kültürün ve sosyo-kültürel olguların etkileri konusunda durum tespiti yapmak araştırmanın genel amacını oluşturmaktadır. Ayrıca, görsel kültürün ve sosyo-kültürel olguların etkisinin öğrencilerin sosyo-demografik özelliklerine göre farklılaşıp farklılaşmadığı da incelenmiştir.Bu araştırma nitel bir çalışmadır. Veriler nitel araştırma yöntemine dayalı olarak toplanmıştır. Bu kapsamda öncelikle araştırma ile ilgili literatür taranmış ve Kişisel Bilgi Formu (Ölçek-A), yarı yapılandırılmış Görüşme Formu (Ölçek-B) ve Doküman İnceleme (Ölçek-C) olmak üzere üç farklı araç kullanılmıştır.Araştırmada, örneklemi oluşturan üç üniversitenin eğitim ve güzel sanatlar fakültelerinde 3. ve 4. sınıfta okuyan 248 öğrenciden 147'si ile görüşme yapılmıştır.Araştırmada görüşme formu ve kişisel bilgi formundan elde edilen verilerin çözümlenmesinde aşağıdaki nitel ve istatistiksel teknikler kullanılmıştır:? İçerik Analizi (nitel)? Frekans ve Yüzde DağılımıBuna göre, elde edilen çok sayıda bulgu ve sonuçları özetleyecek olursak;İçerik analizleri sonucunda, görsel kültür değişkenlerinden özellikle internetin, televizyonun ve yazılı basının lisans düzeyinde sanat eğitimi alan öğrencilerin resimlerindeki imgelerde yüksek oranlarda olumlu etkisi olduğu tespit edilmiştir. Sosyo-kültürel olgulardan ise çevrenin öğrenci resimlerindeki imgelerde yüksek oranlarda olumlu etkisinin olduğu, ancak politika ve inançların etkisinin olmadığı, ekonominin ise olumsuz etkilediği yönünde sonuçlar elde edilmiştir. Yine bu analizlerin sonucunda, bu etkilerin sosyo-demografik özelliklere göre anlamlı farklılıklar içerdiği saptanmıştır. Araştırmanın sonunda, bulgular ve sonuçlar literatür ışığında yorumlanmış ve çeşitli önerilerde bulunulmuştur.
Konservatuvarda ortaokul ve lise düzeyinde öğrenim gören müzik öğrencilerinin müzik performans kaygı düzeyleri ile duygusal zeka düzeylerinin çeşitli değişkenlere göre incelenmesi
Bu araştırmada; konservatuvar ortaokul ve lise bölümü müzik öğrencilerinin müzik performans kaygı düzeyleri ile duygusal zekâ düzeylerinin seçilen çeşitli bağımsız değişkenlerle ilişkilerine bakılmış; ayrıca öğrencilerin müzik performans kaygıları ile duygusal zekâları arasında ilişki olup olmadığı ve ilişki düzeyinin durumu incelenmiştir. Araştırma ilişkisel tarama modelinde bir araştırmadır. Bu araştırmada yer alan çalışma grubu aynı zamanda evrenin ulaşılabilir kısmının tamamını oluşturmaktadır. Çalışmanın evreni ve çalışma grubu Türkiye'de ortaokul ve lise bölümü bulunan ve üniversitelere bağlı devlet konservatuvarlarından oluşmaktadır. Buna göre araştırmaya farklı illerde bulunan 10 devlet üniversitesi dahil olmuştur. Bu okullar; Dokuz Eylül Üniversitesi Devlet Konservatuvarı, Eskişehir Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuvarı, Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuvarı, Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı, İstanbul Teknik Üniversitesi Devlet Konservatuvarı, İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı, Uludağ Üniversitesi Devlet Konservatuvarı, Mersin Üniversitesi Devlet Konservatuvarı, Akdeniz Üniversitesi Antalya Devlet Konservatuvarı, Çukurova Üniversitesi Devlet Konservatuvarından oluşmaktadır. Araştırmaya 587 kız ve 253 erkek öğrenci olmak üzere toplam 840 kişi katılmıştır. Araştırmaya ilişkin uygulamalar 2016-2017 eğitim-öğretim yılının Mart ve Mayıs ayları arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırmada Yurdabakan ve Aydın (2016) tarafından Türkçe 'ye uyarlama çalışması yapılan Kenny Ergenler için Müzik Performans Kaygı Ölçeği (MPK_E) ve Küçükkaragöz, Aydın ve Yurdabakan (2017) tarafından geliştirilen Ergenler için Duygusal Zekâ Ölçeği (DZÖ_E) kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre müzik performans kaygısının cinsiyet, enstrüman, sınıf, başarı durumu, günlük çalışma süresi ve ilk performans yaşı değişkenleri ile arasında anlamlı farklar olduğu görülmüştür. Öğrencilerin duygusal zekâ düzeylerinin yaş ve sınıf düzeyi değişkenleri ile arasında anlamlı ilişki olduğu görülmüştür. Ayrıca konservatuvar ortaokul öğrencilerinin müzik performans kaygı düzeyleri ile duygusal zekâ düzeyleri arasında ters yönlü ve anlamlı bir ilişki olduğu görülürken lise öğrencilerinin Müzik Performans Kaygıları ve Duygusal Zekâ düzeyleri arasında anlamlı düzeyde bir ilişki görülmemiştir. Araştırmadan elde edilen sonuçlar ilgili literatür doğrultusunda yorumlanarak önerilerde bulunulmuştur. Anahtar kelimeler: Müzik Eğitimi, Müzik, Performans, Müzik Performans Kaygısı, Duygusal Zekâ
7-9 yaş arası çocuklar için "animasyon destekli piyano öğretim yöntemi"
Araştırmanın amacı, 7-9 yaş arası öğrencilerin "legato-staccato" konusu üzerine planlanan on ders sürecinde kullanılan ADPÖ (Animasyon Destekli Piyano Öğretim) yönteminin, öğrencilerin piyano başarısı ve piyano performansı üzerine etkisinin ne olduğunun belirlenmesidir. Araştırmayı özgün kılan ilk nokta, teknoloji çağı çocuklarının bilgisayarlı öğretim metoduyla piyanoyu ve kavramlarını daha iyi öğrenebileceklerine ve derslere daha da ilgiyle ve merakla gelebileceklerine dikkat çekmek, ikicisi daha önce dünyada müzik ya da piyanoya yönelik animasyonlar yapılsa da bu projedeki gibi sistematik ve metodolojik olarak ve hikâyeleştirilerek yapılan ilk örnek olması, üçüncüsü de Türkiye çıkışlı ve sadece müzik ile ilgili bir çizgi filmin kahramanlarını örnek alan çocukların sanatsal aktivitelerle daha çok ilgilenmelerinin önünün açılabilmesi ve dördüncü olarak da çizgi filmdeki kahramanların kullandıkları sihirli güçlerin "müzikal yetenekler" olması sebebiyle öğrencilerin müzik yapmanın ayrıcalıklı bir yetenek olduğunu ve önemini fark etmeleri sağlanır. Araştırma nicel ve nitel olmak üzere iki aşamada yapılmıştır. Nicel aşamada öğrencilerin piyano başarısı ve piyano performansı üzerinde hangi yöntemin daha etkili olduğunun belirlenmesi için "GPÖ (Geleneksel Piyano Öğretim) Yöntemi "görenle "ADPÖ Yöntemi" gören iki grup, yarı deneysel desenlerden "Ön test- son test kontrol gruplu deneysel modeliyle" karşılaştırılmıştır. Gruplar, seçkisiz atamayı içermeyen yarı deneysel desenlerden eşleştirme deseni ile deney ve kontrol grubu olarak belirlenmiştir. Veri toplama araçları, zihinsel öğrenmelerin ölçülmesi için pilot çalışma ile güvenirlik katsayısı 0,96 olarak belirlenen "piyano başarı testi", psikomotor öğrenmelerin yani piyano performansıın değerlendirilmesi için de maddelerinin güvenirlik katsayısı hesaplanarak "veri toplama araçları" başlığında sunulan rubrik ölçme aracı ve kontrol listesi kullanılmıştır. Bu testlerle elde edilen nicel veriler, SPSS 18 paket program ile analiz edilmiştir. Araştırmanın nitel aşamasında ise "Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu" ile katılımcı öğrencilere yöntemler hakkındaki görüşleri sorulmuştur. Elde edilen nitel bulgular da, verilerin azaltılması, kategorileştirilerek soru ve hipotezlerle ilişkilendirilip sunulması ve son olarak mantıklı bir içerikle sonuç çıkarılarak doğrulanması şeklinde analiz edilmiştir. Araştırma Karşıyaka Belediyesi Konservatuarı'nda gerçekleştirilmiştir. Katılımcılar, konservatuara yeni gelen 7-9 yaş arasındaki nota bilmeyen 36 öğrenciden oluşmuştur. Öğrenciler eşleştirme yöntemiyle, deney grubuna 18, kontrol grubuna 18 öğrenci olarak ayrılmıştır. Hangi grubun deney, hangi grubun kontrol grubu olacağı random yöntemiyle belirlenmiştir. Öğrencilerle toplam 5 hafta süren (Haftada 2 saat yani toplamda 10 saat) bir öğretim süreci yaşanmıştır. Deney aşamasında dersler bir uzmana izletilerek, görüşme yapılan katılımcıların görüşleriyle ders içindeki hareketlerinin ne derece örtüştüğü kontrol ettirilmiştir. ADPÖ yöntemi ile GPÖ yönteminin deneysel süreçle karşılaştırılmasında; ADPÖ yönteminin uygulandığı deney grubu öğrencileriyle GPÖ yönteminin uygulandığı kontrol grubu öğrencileri arasında ve tekrarlı ölçümlerle (ön-test,son-test, kalıcılık testi ölçümlerinde) elde edilen bulgulara göre piyano başarı puanları ve piyano performans testi puanlarının deney grubu (ADPÖ yöntemi uygulanan grup) lehine anlamlı farklılık olduğu bulunmuştur. Görüşme sonuçlara göre, animasyonların, bilgisayar oyunlarının, piyano kitabının, renkli parmak eldivenlerinin ve oyun hamurlarının kullanılması, öğrenciler tarafından eğlenceli, dikkat çekici, öğretici, kalıcılığı güçlendirici, öğrenme ve yeniden hatırlamayı kolaylaştırıcı bulunmuştur. Netice olarak öğrenciler, piyano derslerinde bu materyallerin kullanılmasını sevmişlerdir. Sonuçlara göre, teknoloji çağında yaşayan öğrenciler için, pirinç dolu şişeler, yoğurt kabından perküsyon aletleri gibi el yapımı materyallerle derslerin işlenilmesi yeterli gelmemekte ve eğlenceli bulunmamaktadır. Çünkü öğrenciler bilgisayarla oynamaya ve animasyon izlemeye alışkındırlar. Dolayısıyla, öğrencilerin ilgilerinin, piyano derslerine devamlılıklarının, piyano başarılarının ve piyano performanslarının "Animasyon Destekli Piyano Öğretim Yöntemi" materyallerinin kullanılmasıyla arttırılabileceği düşünülerek ADPÖ yönteminin piyano derslerinde kullanımı ve yaygınlaştırılması önerilmektedir.
Müzik öğretmeni adaylarının yaratıcı düşünme beceri düzeylerinin enstrümanları ile doğaçlama becerilerine yansımaları: Dokuz Eylül Üniversitesi örneği
İnsanlık tarihi kadar eski olan yaratıcılık, ilk insanların karşılaştığı problemlere çözüm bulmak için ürettiği aletlerden bilim insanlarının icatlarına, tanınmış bir sanatçının eserlerinden küçük bir çocuğun oyunlarına kadar birçok bireyde kendini bulmuş ve bulmaya devam etmektedir. Yaratıcılık konusu birçok çalışmada çeşitli yönleri ile incelenmiş, farklı disiplinlerle olan ilişkisi ele alınmıştır. Bu araştırmada ise müzik öğretmeni adaylarının yaratıcı düşünme düzeyleri ile doğaçlama becerisi düzeyleri arasındaki ilişki betimlenmiştir. Araştırmada nicel araştırma yöntemlerinden "ilişkisel tarama modeli" ve nitel araştırma yöntemi tekniklerinden "görüşme" kullanılmıştır. Araştırma grubunu Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü Müzik Eğitimi Anabilim Dalı'nda 2015-2016 öğretim yılında öğrenim gören 4. sınıf öğrencileri (n=31) oluşturmuştur. Veriler; Torrance ve Cunnington tarafından geliştirilen, Kaya ve Bilen tarafından Türkçeye uyarlanan "Sesler ve Kelimelerle Yaratıcı Düşünme "Sesler ve İmgeler IIA" formu ve Torrance tarafından geliştirilen, Üstün Zekâlılar Eğitim Merkezi tarafından Türkçeye uyarlanan "Yaratıcı Düşünme Testi "Sözel A" formu, Kaya ve Bilen tarafından geliştirilen "Piyano ile Doğaçlama Becerisi Gözlem Formu ve Puanlama Kılavuzu", "Bireysel Çalgı Dersine Yönelik Yaratıcılığı Destekleyen Öğrenme Ortamı Değerlendirme Ölçeği" ve "Doğaçlama Çalmaya Yönelik Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu" ile toplanmıştır. Müzik öğretmeni adaylarının yaratıcı düşünme düzeyleri Sesler ve Kelimelerle Yaratıcı Düşünme "Sesler ve İmgeler IIA" formu ve Yaratıcı Düşünme Testi "Sözel A" formunda orta düzeyin altındadır. Doğaçlama beceri düzeyleri "Piyano ile Doğaçlama Becerisi Gözlem Formu"nda düşük düzeydedir. Müzik öğretmeni adaylarının yaratıcı düşünme düzeyleri ile piyanoyla doğaçlama beceri düzeyleri arasındaki ilişki istatistiksel olarak ele alındığında; "Piyano ile Doğaçlama Becerisi Gözlem Formu" ile Sesler ve Kelimelerle Yaratıcı Düşünme "Sesler ve İmgeler IIA" formundan alınan puanların ortalamaları arasında pozitif yönde, düşük düzeyde ve istatistiksel olarak anlamlı olmayan [p>.01], "Piyano ile Doğaçlama Becerisi Gözlem Formu" ile Yaratıcı Düşünme Testi "Sözel A" formundan alınan puanların ortalamaları arasında ise pozitif yönde, düşük düzeyde ve istatistiksel olarak anlamlı olmayan [p>.01] ilişki olduğu sonucu ortaya çıkmıştır.
Postmodernitede parçalanan gerçeklik, mekan ve sanatta beden algısı
Postmodernite, 20. Yüzyıl'ın ikinci yarısında çeşitli üslup ve yönelişler olarak, moderniteye tepki olarak ortaya çıkmıştır. Postmodernite ve Postmodernizm genellikle aynı anlamlarda kullanılmasına rağmen, Giddens, postmoderniteyi toplumsal ve kültürel gelişmeler olarak tanımlarken, postmodernizmi ise sanat alanında yaşanan gelişmeler olarak ortaya koyarak birbirinden ayırmıştır. Modern dönemde yaşanan iki büyük dünya savaşı, Avrupa ülkelerinin diğer ülkelere uygarlık götürme vaadiyle yaptıkları katliamlar, soykırım gibi nedenlerle, akılcılığa ve ilerlemeye olan güven azalmış ve modernizme başlayan tepkiler postmodernizmin doğmasına neden olmuştur. İlk olarak modernizmin insanı hapseden tasarımına tepki olarak mimaride gelişen postmodernizm, daha sonra diğer sanat dallarında ve kültürel toplumsal yaşantıda kendisini göstermiştir. Araştırma problemi ile ilgili verileri toplamak için ilgili literatür taraması yapılmıştır. Araştırma nitel araştırma özelliği taşımasından dolayı, tarama modelleri kapsamında belgesel tarama modelindedir. Postmodernite'de parçalanan gerçeklik ve mekân ile birlikte sanatta da değişen beden algısının ilgili literatüre dayalı olarak derinlemesine incelenmesi, bu tezin temel amacını oluşturmaktadır. Araştırmada, Postmodernite'de sosyal, kültürel, bilinçsel anlamda gerçekleşen parçalanma ile bağlantılı olarak, Postyapısalcı teori, yapısöküm ya da yapıbozum kuramı ve Deconstruction adlı düşünsel yaklaşımlar ışığında, Postmodern dönemde gerçekleşen değişimlerle birlikte sanatta gerçeklik,mekan ve beden algısındaki dönüşümler incelenmektedir. Önerilen araştırmada, bedenin kendisi bir gerçeklik, bellek, yazı, iktidar ve dolayısı ile mekân olarak incelenmektedir. Araştırma kapsamında, özellikle 1960 ve sonrası gövde sanatı örnekleri üzerinden Postmodernite'de parçalanan gerçeklik ve mekâna bağlı olarak sanatta da değişen beden algısı değerlendirilmektedir. Fotoğrafın icadına kadar olan süreçte mimetik anlayışla gerçeklik sunmaya çalışan sanatçılar fotoğrafın icadıyla iç dünyaya yönelmişlerdir. Özellikle Kübizm'de gerçeklik algısı mümkün olduğunca parçalanmış eserler üretilmiştir. Postmodern dönemde ise gelişen teknoloji ile gerçeklik sorgulamaları en üst seviyeye çıkmıştır. Bu konuda Baudrillard'ın Simülasyon kuramı büyük önem taşımaktadır. Baudrillard, gerçekliğin yerini alan sanal bir gerçekliği vurgulamaktadır. Bununla bağlantılı olarak da, postmodern sanatta gerçeklik algısı da değişmiş ve parçalanmıştır. Postmodern dönemde bir diğer sorgulamaların hedefinde olan konu ise mekan konusudur. Kübizm'le birlikte hem tuval mekanında mekan algısının parçalanması söz konusu olmuş, hem de daha sonra 1950'lerde asamblaj tekniğinin sanatta uygulanmasıyla birlikte tuval mekanının sınırlarından çıkılarak yeni olanaklar sağlanmıştır. Postmodern düşüncenin farklı disiplinleri etkileyen en önemli özelliği; bütünsellik yerine parçalı yapıyı ortaya koymasıdır. Bunun için özellikle eserlerde kolaj, pastiş, alıntılama, metinlerarasılık oldukça fazla görülen tekniklerdir.Postmodern sanat konusunda gerçekleşen mekan sorgulamaları bağlamında ise, Kübizm'le başlayan mekanın parçalanması ve daha sonra asamblajın bir üst noktaya taşınmasıyla Postmodern sanat biçimi olan enstalasyon sanatı ortaya çıkmıştır. Enstalasyon sanatı, Performans Sanatı ve kavramsal düzenlemelerle modern sanatın tuvalde kendisine yer bulan mekan anlayışı parçalanmıştır. Postmodern dönemde simülasyon kuramıyla bağlantılı olarak sanal mekan algısı meydana gelerek bu algı parçalanmıştır. 1960'lı yıllardan itibaren en önemli mekan sorgulaması olan galeri mekanının sorgulanması ise tartışılan bir diğer önemli konudur. Bedenin parçalanması incelendiğinde, gerçeklik ve mekan algısının parçalanmasından farklı olarak, sanat tarihinde bedeni parçalama 1500'lü yıllara kadar gitmektedir. İlk olarak, Andreas Vasalius bedeni parçalayarak incelemelerde bulunmuştur. Ardından, kilise tarafından yasak olmasına rağmen, Leonardo Da Vinci, bedeni parçalayarak incelediğini kanıtlar nitelikte çizimler yapmıştır.Bedeni parçalama Romantizm'de ise, savaş sonrası insana yapılan işkenceleri ortaya koymak adına Goya ve Gericault tarafından resmedilmiştir. Kübizm'de ise, gerçeklik ve mekan konusunda meydana gelen parçalanmalarda olduğu gibi, beden konusunda da parçalanma yaşanmaktadır.Postmodern dönemle birlikte, Performans sanatı, Body Art gibi sanat alanlarıyla birlikte beden sanatın nesnesi haline gelmiş ve bedeni kullanış açısından beden algısı parçalanmıştır. Ayrıca, Baudrillad'ın Simülasyon Kuramıyla sanal beden, bedensizleşme gibi ütopik amaçlarla sanal bir yaşam isteği bulunmaktadır. Teknolojik değişimler, beden algısında değişikliklere ve beden algısının parçalanmasına neden olmuştur. Gerçek ve gerçekdışı olanın birbirinden ayrılamaması, bedenin parçalanması, benlik, bütünlük duygusunu kaybetmiş olma, kaos ve belirgin olmamanın baskın olduğu ortamda, bilinç de parçalı bir hal almıştır. Araştırmada yukarıda belirtilen hususlar dahilinde, Postmodern dönem içerisinde ortaya koyulmuş ve parçalanan gerçeklik mekan ve bedeni barındıran çağdaş sanat eserlerinden seçili örnekler üstünde ontolojik çözümleme yöntemi de uygulanmıştır. Örnekler üzerinden, içeriksel ve biçimsel olarak postmodern sanatta parçalanmanın nedenleri eserlerdeki real ve irreal varlık katmanları aracılığı ile ortaya koyulmaya çalışılmıştır.
Paul Klee'nin oluşturan-biçimlendirme yöntemi ve desende çizginin yeni biçimlendirme olanakları
Birden fazla noktanın bir araya gelerek hareket etmesiyle oluşan çizgi, resmin başat ifade aracı olarak, kompozisyonun yüzeyinde yer alan biçim, renk ve alan sınırlamaları gibi unsurları ortaya çıkaran ve bunları birbirinden ayıran bir niteliğe sahiptir. Sanat alanında yapılan ilk çizgisel biçimlendirmeler, mağara duvarlarına yapılan resimler ile ortaya çıkmıştır. Çizgi, Rönesans döneminde resme hazırlık malzemesi olarak eskiz niteliğinde kullanılmış ve tabloda doğrudan bir ifadesine rastlanmamıştır. Fakat fotoğrafın icadından sonra mağara dönemindeki önemine tekrar kavuşarak başlı başına sanatsal bir öğe olarak görülmüştür. Bir nesnenin dış çizgilerini meydana getiren ve onun algılanmasını sağlayan görsel öğelerin sistemli bir bütününü oluşturan biçim, form ve şekil ile ilişkili olsa da birbirinden ayrı anlamları barındırır. Her sanat biçimi, yaratıcısına özgü duygu ve sezgilerden açığa çıkan bireysel üslup farklılıklarını dile getirir. Bu farklılıkları meydana getiren unsurların sistemli ve belirgin ifadeleri ile biçimci sanat yaklaşımları ortaya çıkar. Sanatçının duyusal ve zihinsel olarak bir bütünü algılaması sonucu görselleştirilerek çizgi ile ifade alan biçimler, desenin oluşumunu meydana getirir. Orta Çağda dinin tekelinde gelişen sanatta daha sonra, aklı yücelten görüşler ile birlikte yeniyi, ilerlemeyi hedef alan modernizm süreci başlamıştır. Sanatta gerçekliğin dış dünyada değil, bireyin iç dünyasında saklı olduğunu farkeden modern sanatçı zamanla, doğayı yansıtan natüralizmden koparak biçimlerini kendi duygu, sezgi, algı ve imgesel gücü ile oluşturduğu dışavurumcu ve biçimci anlayışlara yönelmiştir. Modern sanatta desenin biricik ifade aracı olarak çizgi, soyut düşünceleri dile getiren ve yüzeyde süreci olduğu gibi ortaya koyan bir işlev kazanmıştır. Evrenin temelinde olduğu gibi, sanat yapıtında da sürecin ortaya konması, bir meydana gelme durumu olarak 'oluş'u ifade eder. Sanatın özgürleşmesinde ve ilerlemeci anlayışta, Fransız Devrimi ve Sanayi Devrimi, insanlık tarihinde toplumsal yapıyı değiştiren ve yeniden biçimlendiren iki önemli adım olmuştur. 20. Yy. Endüstri çağında yaşanan teknolojik ve bilimsel gelişmelerle büyük bir dönüşüme uğrayan toplumun yaşam biçimi değişmiştir. Bu dönüşüm toplumda ve sanatta yapıcı ve oluşturucu bir düşünce sisteminin benimsenmesini sağlamıştır. Bu bağlamda, Modernizm sürecinde, toplumun gereksinimlerine sanat aracılığıyla karşılık veren devrim niteliğinde bir okul olan Bauhaus, Walter Gropius tarafından 1919 yılında Almanya'da kurulmuştur. Sanat, tasarım ve mimarlık alanında eğitim veren Bauhaus, uygulamalı sanatlar ile güzel sanatları birleştirmeyi amaçlamıştır. Bauhaus Okulu'nun önemli bir temsilcisi ve ressam olan Paul Klee'nin geliştirmiş olduğu Oluşturan-biçimlendirme yöntemini ve bu yönteme dayalı olarak modern desenlerde (eserlerde) çizginin yeni biçimlendirme olanaklarının, 1920-1960 yılları arasında oluşturulmuş modern anlayıştaki desenler (eserler) üzerinde incelenmesi, bu tezin temel amacını oluşturmaktadır. Araştırma, nitel araştırma özelliği taşımaktadır. Bilimsel araştırma yöntemi olarak tarihsel yöntem yani literatür tarama yöntemi kullanılmıştır. Araştırmada, ilgili literatür taranarak elde edilen dokümanlar incelenip, araştırmanın konusu tarihsel süreç içerisinde görsel materyallerle desteklenerek tümevarıma dayalı bir yaklaşım çerçevesinde açıklanmaya çalışılmaktadır. Paul Klee'nin geliştirdiği oluşturan biçimlendirme yönteminin modern sanattaki üç desen(çizgisel resim) örneği üzerindeki etkileri, amaçsal(amaçlı) örnekleme yöntemine uygun olarak incelenmektedir. Klee'nin Oluşturucu Biçimlendirme Yöntemi'ne dayalı bulgularda elde edilen, özetlenen ve yorumlanan veriler kavramsallaştırılıp, kodlar halinde düzenlenmekte ve gerekli kodların gruplandırıldığı kategoriler çerçevesinde seçilen görsel eserler yapısal olarak incelenmektedir. Klee, Oluşturan-biçimlendirme yönteminde görünenden görünmeyene ulaşmayı, yüzeyden derine ilerleyen içsel doğanın özüne varmayı amaçlamıştır. Yönteme göre, doğanın özü de, doğan, büyüyen, üreyen ölen güçlerin karşıtlıklarından meydana gelen bir oluş halinde ilerlemektedir. Sonuç olarak, literatürden elde edilen bulgular doğrultusunda, Modern sanatçıların Klee'nin öğretilerinden etkilendiği ve bu etkileri eserlerine yansıttığı, oluşturulan kategoriler ve görsel kodlar üzerinden değerlendirilerek örneklerle açıklanmıştır. Çözümlenen eserler üzerinde yapılan incelemelerde, Klee'nin Oluşturan-biçimlendirme yönteminde olduğu gibi çizgiden yola çıkan biçimlerin ritmik, devinimsel hareketlerin ve karşıtlıkların birarada ve eşzamanlı kullanımına bağlı olarak ortaya çıktıkları görülmektedir. Bu eserlerin soyut ve sürrealist eğilimler barındırdığı, sürrealizmin otomatizm tekniğinden de yararlanılarak oluşturulduğu, içeriksel olarak da sezgisellik ve imgesellik gibi özellikler gösterdiği saptanmıştır. Klee'nin Modern sanatçılar üzerinde bir etki oluşturduğu ve Oluşturan-biçimlendirme yönteminin Modern Sanatta çizgisel resimlerde kullanıldığı görülmektedir.
Çocuk kitapları illüstrasyonları üzerine bir araştırma ve bir örnekleme.
TEZ N SAH B :N HAN SARITEZ N ADI: Çocuk Kitapları illüstrasyonları Üzerine Bir Araştırma ve Bir ÖrneklemeÖZETBu çalışma ?Çocuk Kitapları illüstrasyonları Üzerine Bir Araştırma ve Bir Örnekleme?kapsamında ele alınmıştır. Bu bağlamda tanımı, gelişimi minyatür sanatıyla olan ilişkisi,çocuk kitapları illüstrasyonları hakkında genel bilgilerin neler olmaları gerektiği, işlevleri,türleri, teknikleri, çocuğun kitapla olan ilişkisini, temel özellikleri, fizikselözellikleri,araştırmanın genelinde bahsedilen çocuk kitabı illüstrasyonlarının taşıması gerekenözellikleri barındıran illüstrasyon örneği kapsamındadır.Birinci bölümde, illüstrasyonun tanımı, kökeni, gelişimi, aşamaları, dünyada veTürklerde geçmişten günümüze tarihsel süreci, yabancı ve yerli illüstrasyon sanatçıları,illüstrasyonun yıllara göre gelişimi, ilk Türk illüstrasyonlarından olan minyatürlerin,günümüze kadar geçirdiği evreler araştırıldı.kinci bölümde, çocuk kitapları illüstrasyonlarının nasıl olması gerektiği, çocuküzerindeki eğitici yönleri, estetik duygusuna ve hayal gücüne katkıları, çocuğungelişimindeki etkileri, renkleri, süsleme, yorumlama ve bilgilendirme işlevleri, türleri,teknikleri üzerinde durulmuştur.Üçüncü bölümde illüstrasyon konusuyla doğrudan bağlantılı olan çocuk ve kitapilişkisi, eğitimi, yetişkin bir birey olduğunda hayatına etkisi, ilgi olanakları, ihtiyaçları, algı,sorgulama yetenekleri, kişiliğinin olumlu gelişlimi açısından ele alınarak incelendi. Çocukkitaplarında dikkat edilmesi gereken temel özellikler, fiziksel özellikler, okul öncesi ve onikiyaş arası çocukların kitaba olan ilgisi araştırıldı.Dördüncü bölümde Tahsin YÜCEL'in ?Sümüklü Böcek? adlı hikayesi, bu araştırmadaönemle üzerinde durulan özellikler göz önüne alınarak resimlendi.
Resim-iş eğitimi öğrencilerinde duygusal zeka ve yaratıcılık ilişkileri
ÖZETResim-iş eğitimi öğrencilerinin duygusal zekaları ve yaratıcı düşünce yetileriarasında ilişki olup olmadığını saptayabilmek bu araştırmanın temel amacını oluşturmaktadır.Alt amaçlar ise, duygusal zeka ve yaratıcılığın alt boyutlarının arasında bulunan ilişkileri veduygusal zeka verilerinin seçilen bağımsız değişkenler ile olan etkilenim düzeylerinideğerlendirmektir.Araştırma betimsel niteliktedir. Çalışma evreni, güzel sanatlar eğitimi veren DokuzEylül, Gazi ve Pamukkale Üniversitelerinin resim-iş eğitimi anabilim dalı öğrencileridir.Örneklem, evrenin içinden her sınıf düzeyinde rastlantısal olarak seçilen 30'ar kişi olmaküzere toplam 360 kişiden oluşmaktadır.Veriler, örneklem grubuna, şubat-mart 2005 tarihleri arasında Bar-On EQ-i, TorranceYaratıcı Düşünce Testi ?Sözel A? formu ve kişisel bilgi formu uygulanması ile eldeedilmiştir. lk olarak EQ ölçeği değerlendirilmiş, nitel bir değerlendirme aracı olan TorranceYDT'nin değerlendirme güçlüğü dikkate alınarak bu test için ilk örneklem içerisinden ikincibir örneklem seçimine ihtiyaç duyulmuştur. Bu seçimde EQ zeka düzeyleri birer tabaka olarakkabul edilmiştir. Her tabaka %25 oranında sınırlandırılarak aralarından toplam 80 kişi rasgeleseçilmiştir.statistiksel analizler sonucunda, öğrencilerin toplam duygusal zekaları ile yaratıcıdüşünceleri arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur. Ayrıca alt amaçlargereği yapılan incelemeler, toplam duygusal zeka ya da alt boyutları ile, cinsiyet, öğrenimgörülen üniversite, ailenin kaçıncı çocuğu olduğu, en uzun süre yaşanılan yerleşim birimi,anne öğrenim durumu ve aile tutumu arasında anlamlı ilişkiler olduğunu ortaya koymuştur.Bu araştırmanın sonuçları duygusal zeka arttıkça yaratıcılığın da artmakta olduğunuve yaratıcılıktaki toplam varyansın (değişkenliğin) %7'sinin duygusal zekadankaynaklandığını göstermiştir. Bulgular literatür ışığında yorumlanmış ve önerilerdebulunulmuştur.
Muammer Sun`un yaşamı ve eğitim müziğine katkıları
Muammer Sun' un Yaşamı ve Eğitim Müziğine KatkılarıÖzlem YENERÖZETBu araştırma, Türk kalarak çağdaşlaşmayı savunan besteci ve eğitimciMuammer Sun' un Türk eğitim müziğine katkıları ve müziğe bakış açısıyla eğitimmüziğindeki yerinin belirlenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir.Araştırma modeli; ?Örnekolay tarama modeli? dir. Veri toplama aracıolarak ?yapılandırılmış görüşme tekniği? ve ?kaynak tarama? kullanılmıştır.Araştırma verileri, Sun' un yakın çevresini oluşturan 4 uzman veöğrencilerinin görüşleri ile toplanmıştır. Monografik çalışmalarda özellikle hayattaolan bir kişi araştırılıyorsa o kişi ile yapılan birebir görüşme çok önemlidir. Buaraştırmada yakın çevresinin yanı sıra kendisi ile birebir görüşme yapılmıştır. Verilernitel araştırma analiz yöntemlerinden ?Betimsel analiz? yoluyla çözümlenmiştir.Araştırmanın başlıca sonuçları şunlardır:1. Muammer Sun' un kültür ve müzik konusundaki temel görüşü ?TürkKalarak Çağdaşlaşmak? tır.2. Muammer Sun' un eğitimdeki öncelikli amacı, kendi ulusalduygularımızdan, zevklerimizden oluşan bir müzik kültürü oluşturmaktır.3. Muammer Sun, yaptığı bestelerle, eğitimciliği ile yazdığı makale vekitaplar ile toplumumuz kültürünün evrensel niteliklere ulaşması için çalışan enönemli kişilerdendir.4. Bestelerinde Kemal lerici' nin dörtlü sistemini kullanmaktadır.5. Yerel unsurları kendine temel alarak Türk okul müziği besteleyen enönemli besteci ve eğitimcidir.6. Sun, eğitimciliğinde sabırlı, ciddi, yardımsever, sevecen, disiplinli,araştırmacı, titiz, gerçekçi, açıksözlü bir karaktere sahiptir.
İlköğretim II. kademe öğrencilerinin resim-iş dersine yönelik tutumları ile akademik başarıları arasındaki ilişkiler.
Bu çalışmanın amacı, ilköğretim II. kademe öğrencilerinin resim-iş dersineyönelik tutumları ile akademik başarıları arasındaki ilişkileri bağımsız değişkenleraçısından incelemektir.Araştırma 2005-2006 eğitim-öğretim yılında, zmir merkez Mustafa ReşitPaşa ÖO, Tahir Merzeci ÖO, Meşkure Şamlı ÖO ve Ergenekon ÖO II. kademedeokuyan (219'u kız ve 220'si erkek olmak üzere) toplam 439 öğrenci ileyürütülmüştür.Araştırmada kullanılan Resim-iş Dersine Yönelik Tutum Ölçeği araştırmacıtarafından geliştirilmiştir. Yapılan faktör analizleri sonucunda 52 sorudan 28 soruyadüşürülen ölçek, uygulamalar sonucunda ön ve son uygulamada 162 ölçek geridönmüştür. Ölçekten ?Duyuşsal?, ?Zaman? ve ?Önem? şeklinde üç alt boyut eldeedilmiştir. Ölçek güvenirliği 0,94 olarak hesaplanmış ve tüm analiz işlemlerindeSPSS paket programı kullanılmıştır.Konunun amaçları doğrultusunda RDYTÖ'nin ilköğretim ll. kademeöğrencilerinin resim-iş dersine yönelik tutumlarını saptayacağı düşünülerek,tutumların değişkenler bazında daha iyi bir şekilde yorumlanması açısındantutumların ait olduğu öğrencilere yönelik gerekli (cinsiyet, sınıf düzeyi, okulöncesieğitimi, anne-baba birlikteliği, anne-baba eğitimi, ekonomik düzey, sınıf mevcudu,öğretmen cinsiyeti, öğretmene yönelik algı ve resim-iş dersindeki not ortalamaları)bilgiler kişisel bilgi formu ile elde edilmiştir.Betimsel araştırma modelinde yürütülen bu araştırmada on iki alt problemcevaplanmaya çalışılmış ve verilerin analizinde, verilerin türüne göre, korelasyon (r),t testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), % dökümleri yapılmış, F değerininönemli olması halinde farkın hangi gruplardan kaynaklandığını bulmak için TukeyTesti uygulanmıştır.Yapılan analizler sonucunda yukarıdaki değişkenler açısından p>,05 vep>,01 düzeyinde ilişkiler görülmüştür. Öte yandan ölçeğin alt boyutları için yapılankorelasyon çalışmasında ise tüm alt boyutlar açısından p<,01 düzeyinde anlamlı birfarklılaşma saptanmıştır.Araştırmada cevap aranan alt problemlere yönelik yapılan analizlersonucunda, resim-iş dersine yönelik tutum ile ekonomik düzey arasında anlamlı birilişkiye rastlanmamıştır. Öte yandan okullara göre, cinsiyete göre, sınıf düzeyinegöre, okulöncesi eğitim durumuna göre, anne baba birliktelik durumuna göre,annenin öğrenim durumuna göre, babanın öğrenim durumuna göre, sınıf mevcudunagöre, öğretmen cinsiyetine göre ve öğretmene yönelik algıya göre farkın anlamlıolduğu görülmüştür. Tutum ve akademik başarı ilişkisi açısındandeğerlendirildiğinde; resim-iş dersi karne notu düşük olan öğrencilerin tutum puanortalaması da düşük, notu yüksek olanların tutum puan ortalamasının da yüksekolduğu görülmüştür.Elde edilen bulgular, eğitimciler, program geliştiriciler ve ileri araştırmalaraçısından ele alınıp tartışılmış ve bir takım önerilerde bulunulmuştur.Anahtar Sözcükler: Resim-iş Dersine Yönelik Tutum, Akademik Başarı,