5,602

Archived Theses

12

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Kitan Liao Devleti'nde toplumsal ve idari yapı

Liao Hanedanı, Kitanlar tarafından Çin'in kuzey bölgesini kapsayan alanda kurulmuştur. Tezin birinci bölümü Kitanların toplum yapısını ortaya koymaya çalışmaktadır. Bu amaçla Kitan boylarına, yaşamlarına, geçim kaynaklarına ve bölgede bulunan diğer devletlere değinilmiştir. Kitanlar, coğrafi olarak Doğu Asya ve kısmen İç Asya bölgelerinde boylar halinde yaşayan bir topluluktur. Sekiz boydan oluştuğu düşünülen Kitanlar, kırsal göçebe olarak yaşamlarını sürmektedir. Xianbei kökenli olduğu düşünülen Kitan adına kaynaklarda dördüncü yüzyıldan itibaren rastlanmaktadır. Gündelik yaşamlarının ve ekonomilerinin en önemli parçası hayvancılık olmuştur. Özellikle yetiştirdikleri atlar ile bölgede ön plana çıkmaktadırlar. Altıncı yüzyıldan itibaren çevre devletlerin içinde görülmesi ile haklarında verilen bilgilerde artış yaşanmıştır. Bu dönemde adlarının en çok görüldüğü devlet Türkler ve Tang İmparatorluğu olmuştur. Türklerin yıkılmasından sonra kurulan Uygurlar da Kitanlarla etkileşime giren devletler içindedir. Çevre bölgede bulunan diğer bir unsur ise Korelilerdi. Burada kurulan Balhae Hanedanı'nın kuruluşunda ve yıkılışında Kitanların etkisi bulunmuştur. Ayrıca Kitanlar dışında bölgede Tangut ve Cürçen gibi topluluklar da yer almaktadır. Tezin ikinci bölümünde Liao Hanedanı'nın idari yapısı anlatılmaktadır. Liao Hanedanı idari yapı açısından Kitan boylarının gelenekselliğini taşırken aynı zamanda Çinli bir devletin özelliklerini de taşımaktaydı. Bu açıdan ikinci bölümde Liao Hanedanı'nın yönetim şekli ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Hanedan da beşli başkent sistemi uygulanmıştır. Ancak hükümdar asıl sarayının bulunduğu Yüce Başkentte olmak yerine yılın büyük bir çoğunluğunu Napo da mevsimlik göçler ile geçirmektedir. Hukuk ve Finans sisteminde Hanedan içinde bulunan yerleşik topluluklar ile Kitanlar arasında da kural ve vergilerde farklılıklar bulunmaktadır. Tez sonucunda Kitanların toplumsal yapısı ve Liao Hanedanı'nın idari yapısından yola çıkarak Hanedanın belirlemiş olduğu ideoloji hakkında çıkarımda bulunulmuştur.

Sena Kılıçkaya
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Eski Mezopotamya'da yemek ve mutfak kültürü

İnsanlar geçmişten günümüze besin ihtiyaçlarını karşılayabilmek amacıyla başta tarım ve hayvancılık olmak üzere pek çok faaliyette bulunmuşlardır. İnsanların yaşadıkları yerlerin iklim koşulları ve yer şekilleri yemek ve mutfak kültürlerini şekillendirmiştir. Tarım ve hayvancılıkta kullanılan teknikler gün geçtikçe daha da gelişmiş ve insanlar besinlere daha kolay ulaşmaya başlamışlardır. Dünya medeniyet tarihi açısından önemli bir yere sahip olan Mezopotamya bölgesinde birçok kadim uygarlık kurulmuştur. Bunlar içerisinde öne çıkan uygarlıklar Sumer, Asur ve Babil toplumlarıdır. Bu üç kadim uygarlığın yemek ve mutfak kültürleri hakkında çivi yazılı tabletlerin çevrilmesi ve arkeolojik çalışmalarda ulaşılan kalıntıların incelenmesi sayesinde bilgi sahibi olunabilmektedir. Ancak ulaşılan tabletlerin bir kısmının kırık olması, alfabelerinin okunmasındaki zorluklar ve tabletleri yazan katiplerin hataları nedeniyle bu alandaki çalışmalar yavaş gitmektedir. Bununla birlikte hala ulaşılamamış tabletlerin olma ihtimali de yüksektir. Mevcut bilgiler ışığında Eski Mezopotamya toplumlarının birçok meyve, sebze, baharat, baklagil, et, balık, ekmek ve içecek türünü tükettikleri ve bu besinleri yemeklerinde kullandıkları görülmüştür. Sıradan halk kitlesi zaman zaman kralların düzenledikleri ziyafetlerde, şenlik ve bayram günlerinde birçok yemeğe ulaşma imkanı bulmuşlardır. Yemek ve mutfak kültürü inanç dünyasında da kendisine yer bulmuştur. Dini kurallar yemek ve mutfak kültürlerini etkilemiştir. Eski Mezopotamya'da insanlar inandıkları tanrılara en güzel yemek ve içecekleri kurban olarak sunmuşlardır. Tanrılara sunulan meyve, sebze, ekmek, şarap, bira ve et yemeklerinin kutsal olduğuna inanılarak çeşitli ritüeller eşliğinde sunumlar yapılmıştır. Eski Mezopotamya medeniyetlerinde yiyecek ve içeceklerin bir diğer kullanımı ise tıp alanında olmuştur. Bazı yiyecek ve içeceklerin şifalı olduklarına inanılmış ve bunların kullanıldığı birçok ilaç yapılmıştır. Tabletlerde yer alan reçetelerde bu ürünlerin kullanımına dair detaylı tarifler verilmiştir.

Ömer Faruk Yılmaz
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Adana milletvekilleri ve siyasi faaliyetleri (1961-1969)

Adana ili Çukurova'nın verimli toprakları üzerinde kurulmuş olup hem coğrafi konumu hem de yer altı ve yer üstü kaynakları nedeniyle her zaman önemli bir bölge olmuştur. Cumhuriyet döneminde şehir, 1933'e kadar Adana, 1933 yılından 1956 yılına kadar Seyhan biçimine isimlendirilmiştir. 1956 tarihinde yayınlanan "Seyhan Vilâyeti adının (Adana) Olarak Değiştirilmesi Hakkında Kanun" ile Seyhan vilayetinin adının Adana olarak değiştirilmesi kabul edilmiştir. Cumhuriyet döneminde tarım ve tarıma dayalı sanayinin gelişmesiyle sosyal ve ekonomik açıdan önemli bir gelişim süreci içine giren Adana, Türk siyasal yaşamında da meclise gönderdiği milletvekilleriyle önem taşımıştır. Dışardan aldığı göçlerle nüfusu hızla artan Adana'nın, buna bağlı olarak mecliste temsil gücü de artmıştır. Çalışmamız kapsamında incelediğimiz XII. ve XIII. dönemlerde Adana ili 12 milletvekili ile mecliste temsil edilmiştir. Bu dönemlerde 1960 darbesi sonrası yapılan seçim düzenlemeleriyle nispi temsil sistemine geçilmesinden dolayı Adana'dan farklı siyasal partilerden milletvekilleri meclise girmiştir. Bu bağlamda 1961 ve 1965 seçimlerinde Adalet Partisi (AP), Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve Türkiye İşçi Partisi'nden (TİP) seçilen vekiller ili temsil etmişlerdir. Diğer vilayetlere göre daha fazla milletvekili ile temsil edilen Adana bu dönemde önemli atılım gösteren şehirlerden olmuştur. Adana milletvekilleri gerek aday oldukları bölgelerin sorunlarını gerekse Türkiye'nin siyasi, sosyal ve ekonomik sorunlarına yönelik çözüm önerileri sunarak yapılan icraatların içinde yer almışlardır. Yapılan çalışmada, sadece XII. ve XIII. Dönemlerde Adana'yı temsil eden milletvekillerinin kendi seçim bölgelerine değil aynı zamanda Türkiye'nin farklı bölgelerindeki gelişmelere de odaklanılmıştır. Bu çalışma, 1960'lı yılların Türkiye'sinde TBMM'de siyasi, sosyal ve kültürel meselelerin nasıl ele alındığına ve getirilen çözüm önerilerine bir kesit oluşturacaktır. Dolayısıyla XII. Dönem (1961-1965) ve XIII. Dönem (1965-1969) Adana milletvekillerinin hayatları ve siyasi faaliyetleri kapsamlı bir şekilde analiz edilecektir.

TBMM XIII. DönemTBMM XXII. Dönem
Zeynep Ergen Özdağ
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

İskit ve Kelt topluluklarının dini, ekonomik, sosyal ve kültürel yönlerden karşılaştırması

İskitler yaklaşık olarak M.Ö. 8. yüzyıldan M.Ö. 2. Yüzyıla kadar Sibirya'dan Doğu Avrupa'ya kadar uzanan geniş coğrafyada etkinlik göstermiştir. Türk atlı kavimler medeniyetlerinin ilki ve en eskisini meydana getirmişlerdir. Şüphesiz ki İskitlerin bu uzun soluklu ve güçlü medeniyetlerinin etkisi kendisinden sonraki Türk ve Doğu Avrupa medeniyetleri üzerinde süregelmiştir. Hareketli bir tarihe sahip olan İskitler, bu durumun bir sonucu olarak birçok kadim medeniyetin kaynaklarında çokça zikredilmiştir. Çin, Asur ve Med, Pers, Yunan ve Roma kaynaklarında sıkça zikredilen İskitlerin dini inanışları, kültürleri, sosyal hayatları ve ekonomik yapılarıyla ilgili yazılı kaynakların dışında zengin arkeolojik buluntular da bize önemeli bilgiler vermektedir. Antik kaynaklardan dilleri, dinleri, gelenek ve görenekleri hakkında bilgi sahibi olduğumuz İskitlerin sanatları hakkında ise arkeolojik kazılarda elde edilen eserler bize yol göstermektedir. Batı ve Orta Avrupa sahasında etkinlik gösteren ve özellikle bugünkü Avrupalı kavimleri derinden etkileyen Keltlerin tarihi kökleri bronz çağına kadar uzanmaktadır. Özellikle günümüz İskoç, İrlandalı, Galli olarak adlandırılan insanların büyük bölümünün atası olan Keltler M.Ö. 8. ve M.S. 1. yüzyılları arasında etkinlik göstermişlerdir. İskitler gibi, yazılı eser bırakmayan Keltler ile ilgili en geniş bilgilere ticari, sosyal ve kültürel etkileşim içerisinde bulundukları Roma ve Yunan kaynaklarından ve günümüze kalan arkeolojik buluntulardan ulaşmaktayız. Sonuç itibariyle yukarıda kısa bilgilerini verdiğimiz hemen hemen aynı dönemlerde şekillenmiş olan kadim İskit ve Kelt topluluklarının dini, ekonomik, sosyal ve kültürel yapıları ve bu yönlerinin karşılaştırması çalışmamızın ana konusunu oluşturmaktadır.

Dini yapıEkonomik yapıKarşılaştırmalı analiz+7
Çağrı Bakır
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Ermeni halkının yazı tarihi

Asırlar boyunca farklı topluluk ve milletlerin içinde var olma mücadelesini sürdürmeyi başaran Ermeniler kendi kültürlerini korumak için de büyük savaşlar vermişlerdir. Milli kimliklerini devam ettirebilmek adına gerekli olan alfabe konusunda da yeni bir isim ortaya çıkmıştı, Mesrop Maştots. Yunan dili ve edebiyatındaki bilgisinden dolayı adından söz ettirmeyi başaran Mesrop, saray hizmetine alınmıştır. Saraydaki hizmeti çok uzun sürmemiş ardından rahiplik mertebesine geçerek Hristiyan dininin öğreticisi olmayı seçmiştir. Hristiyanlık dininin Ermeniler arasında anlaşılmadığını fark edince de dillerini ve kültürlerini uzun yıllar koruyabilecekleri en sağlam araç olan alfabeyi bulmuş ve yeni bir dönem başlatmıştır. MS. V. yüzyılda icat edilen alfabe ile milli kimliklerini korumayı başarabilmişlerdir. Yazı dili olarak ortaya çıkan alfabe Klasik Ermenice, Orta Ermenice ve Yeni Dönem Ermenicesi olarak üç evre geçirmiştir. Halk dilinde Krapar olarak adlandırılan Klasik Ermenice dönemi Kilise dili olarak kullanılmaya başlanmıştır. Aynı zamanda kilise öğretilerinin alfabenin ilk şekli ile yazıldığı dönem olarak da tarihe geçmiştir. Orta Ermenice dönemi Alfabenin gelişmeye başladığı ve bazı harf eklemelerinin yapıldığı döneme denk gelmektedir. Bazı seslerin eklenmesi ile alfabe artık Ermeni halkının konuştuğu dilin karşılığını vermekte usta bir konuma yükselmiştir. Halk edebiyatının da ortaya çıkması bu yüzyıllara denk gelmiştir. Yeni dönem Ermenicesi olarak adlandırılan dönem ise farklı şivelerin oluşması ile Ermenicenin Doğu ve Batı Ermenicesi olarak ayrıldığı şekli ile karşımıza çıktığı zaman dilimidir. Alfabenin geçirdiği bu dönemlerde görülüyor ki Ermenice ilerleme kaydetmiş ve halk arasında hızlı bir benimseyiş gerçekleştirmiştir. El yazması eserlerde artışlar yaşanmış, halk Hristiyanlık dininin öğretilerini daha rahat anlamaya başlamıştır. Alfabeden sonra aralarındaki bağları daha da güçlendiren Ermeniler, çeşitli alanlarda özgün yapıtlar vermeyi de ihmal etmemişlerdir.

Fatma Haber
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Türk siyasi hayatında Ali Cavit Oral

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, demokratik, laik, sosyal devlet anlayışını benimseyen bir devlet olarak kurulmuş, kurulduğu andan itibaren halk egemenliğine dayanmıştır. Ülkenin her şehrinden halkın güven ve saygısını kazanmış olan kişiler, seçilerek milletvekili olmuş ve şehirlerindeki halkı temsil etmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisinde görev almışlardır. Bölgesinin yetiştirdiği önemli şahsiyetlerden olan Ali Cavit Oral, iyi bir eğitim almış, iki dil bilen, bilinen ve sevilen bir ailenin mensubu olarak, çevresindekiler ve sevenleri tarafından teşvik edilerek siyasi hayata adım atmıştır. Niğde milletvekilliği, Seyhan milletvekilliği, Adana milletvekilliği yaparak, bölgesini mecliste başarıyla temsil etmiş, ayrıca, 1948'de Hasan Saka Hükümeti döneminde, 1949'da Şemsettin Günaltay Hükümeti döneminde ve 1961'de İsmet İnönü Hükümeti döneminde olmak üzere, kendisine üç kez verilen tarım bakanlığı görevini de başarılı bir şekilde yerine getirmiştir. Yaşamı boyunca, siyasi hayatındaki parlak kariyerinin yanı sıra, yazdığı kitap ve makaleler, çıkardığı gazetelerle de adından söz ettirmeyi başaran Ali Cavit Oral, uzun yıllar aktif siyaset yaptığı hayatına, yayınlanan üç kitap, bir gazete, onlarca makale sığdırmıştır. Ayrıca, çiftçi bir aileden gelmesi, bölgesinde ve ülkesinde ziraatın gelişmesine büyük önem vererek, Türkiye'nin önemli kuruluşlarından birisi olan Adana Çiftçiler Birliği Federasyonu'nun Kuruluşu'na da öncülük etmiştir.

Betül Sürmeli
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Osmanlı Devleti'nde Sultan III. Ahmet dönemi Enderûn Hazinesi gelir-gider defterleri (1703-1730)

Osmanlı Devleti'nin iç hazinesi konumunda bulunan Enderûn Hazinesi, fonksiyon itibariyle kıymetli para, mücevher ve eşyaların saklandığı bir depo veya sandık vazifesi görmektedir. Dış hazinenin ihtiyaçtan fazla olan varlığı Enderûn Hazinesi'nde muhafaza edilmiştir. Enderûn Hazinesi, içerisinde altın ve gümüş nakdînden başka kıymetli mücevherat, kumaş, giyim-kuşam, silah, ev içi unsurlar, kitap ve kokular gibi eşyalar bulunmaktadır. Öte yandan içinde bulundurduğu kendine münhasır üretim ve dönüşüm mekanizması ile Osmanlı sarayının geri dönüşüm kutusu özelliğini taşımaktadır. Bu kendi kendine yetebilme özelliği sayesinde Osmanlı Devleti'nin yegâne müesseslerinden biri haline gelmiştir. Dolayısıyla Enderûn Hazinesi bir hazineden çok daha fazlasını ifade etmektedir. Sultan III. Ahmet dönemi gerek siyasi ve ekonomik gerek sosyo-kültürel bakımdan Osmanlı tarihi araştırmacılarının en çok dikkatini çeken dönemlerden biri olmuştur. Enderûn Hazinesi, Araştırmacılar arasında birçok tartışmaya sebebiyet veren böyle bir dönemde sarayın maddi gelir ve giderleri konusunda önemli ipuçları vermektedir. Bunun yanı sıra dönem değerlendirmesi yapılması açısından içerisinde birçok kültür unsurunu bulundurmaktadır. Bu çalışmada; Sultan III. Ahmet'in 27 yıl süren saltanatında kayıt altına alınmış Enderûn Hazinesi gelir ve gider defterleri incelenmiştir. Böylece Enderûn Hazinesi'nin önemi ortaya konulmaya çalışılırken, Sultan III. Ahmet dönemi ise Enderûn Hazinesi defterlerinin gözünden değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Enderûn Hazinesi, Sultan III. Ahmet, Gelir Defteri, Gider Defteri, Kültür Ögeleri

Saliha Önen Sarıerikli
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Malatya Suikastı, davası ve siyaset ile basın üzerindeki yansımaları (1952-1954)

Türkiye'de yaklaşık bir asır süren demokrasi tartışmalarının ardından, çok partili hayata geçiş çabaları sonucu 1950 yılında Demokrat Parti iktidara gelmiştir. Demokrat Parti'nin iktidarının ilk yıllarında halkın din ve vicdan hürriyeti konusundaki memnuniyetsizliklerini gidermek amacıyla attığı adımlar, bazı kesimler tarafından yanlış anlaşılıp suistimal edilmiştir. 1952 yılında Malatya'da Vatan Gazetesi başyazarı Ahmet Emin Yalman'a düzenlenen suikast, dönemin Türkiye gündemini belirleyen ana konulardan biri olmuştur. Suikastın hemen ardından Demokrat Parti tarafından ortaya atılan "İrtica ile Mücadele" söylemi, iktidar ve muhalefet arasındaki gergin ortamın hafiflemesine veya siyasal kargaşaya bir süreliğine de olsa ara verilmesinde etkili olmuştur. Nitekim bu durum hem iktidar hem de muhalefet partisi tarafından ortak mesele olarak görülmeye başlanmış ve bu durum, Türk siyasal hayatında eşine ender rastlanan bir kampanyaya dönüşmüştür. Demokrat Parti, Malatya Suikastı sonrasında gerek basın gerekse muhalefet ile yakın ilişkiler kurma kararı almıştır. Demokrat Parti'nin "birliktelik" söylemi yakın bir zaman zarfında taraftar bulmuştur. Başta Cumhuriyet Halk Partisi olmak üzere muhalefet tarafından da bu söylem desteklenmiştir. Bu süreçte siyasal partilerin konsolide oldukları gözlemlenmektedir. 1953 yılına kadar devam eden iktidar ve muhalefet arasındaki ılımlı ilişkiler, aynı yıl Millet Partisi'nin kapatılması ile son bulmuştur. 1953'ün sonuna kadar süren ve "bahar havası" olarak da lanse edilen bu dönemin şekillenmesinde Ahmet Emin Yalman'a yönelik suikastın etkisi olmuştur. Dolayısıyla bu olayın öncesinde ve sonrasında yaşanan gelişmelerin incelenmesi, dönemin siyasi atmosferini anlamak açısından önem taşımakta ve demokrasi tarihimizdeki önemli bir boşluğu doldurmaktadır.

TarihTarihi olaylarTarihi şahsiyetler+1
Fahri Akbaş
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

"Açık Söz" gazetesine göre XX.yüzyılın başlarında Bakü haberleri

Azerbaycan ve Bakü tarihsel süreç içerisinde stratejik konumu, enerji kaynakları, ekonomik büyüme, kültürel miras ve bölgesel istikrar gibi faktörler yüzünden hep önemli olmuştur. Azerbaycan bu faktörler nedeniyle tarih boyunca farklı imparatorluklara ve hanlıklara ev sahipliği yapmıştır. XIX. Yüzyılda Osmanlının dağılma süreci ile birlikte Rus egemenliğine girmiştir. Azerbaycan Rus İmparatorluğu bünyesinde girdikten sonra bağımsızlık mücadelelerine girişmiştir. XX. Yy. başlarında meydana gelen 1905 devrimi sonrasında oluşan karışıklık ise Azerbaycan toplumundaki milli şuur ve bağımsızlık fikrinin oluşmasına sebep olmuştur. Azerbaycan Cumhuriyetinin ilk milli gazetesi olan Açık Söz, 2 Ekim 1915 tarihinde Bakü'de yayın hayatına başlamıştır. Gazetenin kurucusu ve başyazarı, Azerbaycan aydınlanmacılarının önde gelen isimlerinden biri olan Mehmet Emin Resulzade'dir. Açık Söz, 1915-1918 yılları arasında Bakü'de yaşanan önemli siyasi, sosyal ve kültürel gelişmeleri yakından takip etmiş ve bu gelişmeleri okuyucularına aktarmıştır. Gazetenin haberlerinde, Birinci Dünya Savaşı, Azerbaycan'daki milli hareket, ErmeniTatar çatışmaları, Bakü petrol endüstrisi ve şehrin kültürel hayatı gibi konulara yer verilmiştir. Açık Söz'ün 1915-1918 yılları arasında yayınladığı Bakü haberleri, bu dönemde şehrin içinde bulunduğu siyasi ve toplumsal atmosferi yansıtması bakımından önemlidir. Bu haberler, Azerbaycan'ın bağımsızlık mücadelesinin önemli bir parçası olarak değerlendirilebilir.

Yaren Büşra Durmaz
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Eski Mezopotamya ve Anadolu'da kiralama ve kiracılık (MÖ III - MÖ II. binyıl)

Kira kavramı, günümüzde olduğu gibi Eskiçağ toplumlarında da geniş bir öneme sahiptir. Sosyal hayat, yönetim, ekonomi ve ticaret alanlarında belirgin bir rol üstlenmiştir. Bu kavram, Eskiçağ toplumlarındaki devlet-halk arasındaki ilişkileri geliştirmiş ve sosyal sınıflar arasındaki erişim problemine akılcı çözümler sunmuştur. Böylece tarihsel bağlamda önemli bir yer edinmiştir. Kiralama ve kiracılık metinleri içerik olarak çeşitli sınıflandırmalara tabi tutulmuştur. İnsanların işçi, asker, yük taşıyıcısı, çoban, meslek erbabı, köle gibi çeşitli sınıflarda kiralanması; tarlaların, evlerin, meskenlerin kiralanması; tarım hayvanlarının, nakil hayvanlarının kiralanması ve aletlerin kiralanması gibi çeşitli kategorilere ayrılmıştır. Bu çalışma, kira kavramının dönem ve tür farklılıklarını ele alarak, dönemin özgün nitelikleri çerçevesinde incelenmiştir.

Burak Aktaş
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Sicill-i Ahvâl defterlerine göre Hersek doğumlu Osmanlı devlet memurları

Osmanlı Devleti'nde 1839 yılında Tanzimat'ın ilanı ile batı dünyası göz önüne alınmış ve batılı tarzda yeniliklerin yapılması için harekete geçilmişti. Yapılan yenilikler sonucunda Osmanlı Devleti'nde bürokrasi ön plana çıkmış ve memur alımlarında ciddi artışlar gözlemlenmiştir. Memurlarla ilgili Osmanlı Devleti'nde merkezi idare tarafından tutulmuş önceki yıllara ait pek fazla kayıt görülmemekteydi. Nihayetinde II. Abdülhamit dönemiyle merkezileşme çalışmaları üzerinde durulmuş ve bu çalışmalar hızlanmıştır. Devlet memurlarının takiplerini yapabilme ihtiyacından II. Abdülhamit döneminde Sicill-i Ahval Komisyonu adı verilen bir kurum meydana getirilmiştir. Bu komisyon sayesinde memurların kayıtlarının tutulacağı Sicill-i Ahval defterleri oluşturulmuştur. Sicill-i Ahval defterleri, Osmanlı Devleti'ndeki devlet memurları ile ilgili bilgileri ihtiva etmiştir. Bu defterde devlet memurları ile ilgili; doğum yerleri, doğum tarihleri, baba adı, baba mesleği, eğitim aldığı yerler, bildiği diller, sülale lakapları, hangi milletten olduğu, görevine başlama yaşı, göreve başlama durumu, görev aldığı yerler, görev süreci içinde aldığı maaşlar, hizmetinden ötürü almış olduğu rütbe, madalya, nişanlar ve aldıysa cezalar gibi birçok konu hakkında Sicill-i Ahval defterlerinde bilgiler yer almaktadır. Osmanlı Devleti'nde görevde bulunmuş memurlar hakkında yapılan bu çalışma Sicill-i Ahval Defterlerinden faydalanılarak ele alınmış ve bu çalışmada tespit edilen 42 Hersek doğumlu memur incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Osmanlı Devleti, Hersek, Sicill-i Ahval Defterleri, Memurlar.

Gökçe Yanardağ
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Erken Dönem Doğu Roma İmparatorluğunun dış siyaseti (330-717)

Erken Dönem Doğu Roma İmparatorluğunun dış siyaseti, imparatorluğun tarihi boyunca çeşitli dâhili ve harici güçlüklerle karşı karşıya kaldığı ve siyasi arenada aktif rol oynadığı bir dönemi kapsamaktadır. Bizans İmparatorluğu, Roma İmparatorluğu'nun mirasını devralarak, hem Doğu hem de Batı ile olan münasebetlerini derinlemesine şekillendirmiştir. İmparator Constantin'in, Konstantinopolis'i kurmasıyla başlayan dönemde, Doğu Roma İmparatorluğu'nun askeri ve siyasi durumu incelenmiştir. Bu dönemde imparatorluğun sınırları genişlemiş ve Pers İmparatorluğu ile çeşitli mücadeleler yaşanmıştır. Bu mücadeleler, imparatorluğun dış siyasetinin temel yapı taşlarını oluşturmuştur. Doğu Roma'nın komşularıyla olan münasebetleri ve bu münasebetlerin imparatorluğun siyasi duruşunu nasıl etkilediği ele alınmıştır. Perslerle yaşanan çatışmaların yanı sıra Türkler, Araplar ve Balkanlar'da, Akdeniz'de bulunan barbar kavimleri ile olan ilişkilerde de incelenmiştir. Dönemin dini ve kültürel dinamikleri üzerinde durulmuştur. Hristiyanlık, Doğu Roma'nın iç ve dış politikasını önemli ölçüde etkilerken, aynı zamanda imparatorluğun dini politikaları komşu devletlerle ilişkilerinde belirleyici olmuştur. Ayrıca, Hristiyanlık, Doğu Roma'nın sınırlarını aşarak kuzey ve doğu topraklarına yayılmıştır. Doğu Roma'nın dış siyasetinin, imparatorluğun siyasi, askeri ve ekonomik gücüyle yakından ilişkili olduğu görülmüştür. İmparatorluğun sınırlarını genişletme, koruma politikaları, ticaret yollarının hâkimiyeti ve diplomatik ilişkiler Doğu Roma'nın milletlerarası alanda etkisini belirlemiştir. Neticede Doğu Roma İmparatorluğu'nun erken dönem dış siyaseti, İmparatorluğun komşularıyla olan münasebetleri, siyasi-military stratejileri ve dinin rolü bu dönemin temel özelliklerini oluştururken, Doğu Roma'nın tarihsel gelişiminde de önemli bir yere sahip olmuştur.

Zeynep Uğurlu
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Vizigot Krallığı'nın siyasi ve sosyal yapısı

Roma İmparatorluğu'nun sona ermesi, İtalya ve çevresindeki bölgelerde demografik yapının değişmesine neden olmuştur. Gotlar, bu bölgede faaliyet gösteren önemli bir Germen kolu olarak karşımıza çıkmakla birlikte kendi krallıklarını kurmaları da uzun sürmemiştir. İlk kez tarihte görüldükleri Baltık Denizinden Tuna boylarına, oradan da İber Yarımadasına uzanan bir ilerleme ile faaliyetlerine rastlamaktayız. Gotların 291 baharındaki ilk bölünmelerinden beri iki kolu vardı: Batı Gotları Tervingi-Vesi ve Doğu Gotları Greuthungi-Ostrogothi olarak isimlendirilmişti. Bu isimler 400'e kadar bir süre kullanılmış, sonra Tervingi-Greuthungi isimleri sadece kahramanlık şarkılarında yaşarken, Vesier-Ostrogot ikilisi, Cassiodorus tarafından VI. yüzyılın başında Vesegothen-Ostrogothen'a uygun olarak Wesgoten-Ostrogoten, Batı Gotları-Doğu Gotları şeklinde "iyileştirilene'' değin değişmeden kalmıştı. Tervingi, orman halkları olarak kullanılan bir terimdir, Greuthungi steplerde yaşayan halklar manasına gelir ve böylece bu iki kolun hangi coğrafyalarda ayrılmış olduğu kelime kökenlerinden analiz edilebilir. Daha sonra bu isimler yalnızca kahramanlık destanlarında kendilerine yer bulabilmiştir. Ren Nehri'nin kıyısında, eski Worms şehrinde geçen Nibelungen adlı orta çağ destanında boy gösteren Bernli Dietrich esasında Büyük Theodoric'in (454-526) ta kendisidir. Tezin ana amacı, Vizigotlar olarak adlandıracağımız Tervingi-Vesi topluluğunun hem yayılmış oldukları İspanya coğrafyasındaki faaliyetlerini hem de genel anlamda Got topluluklarını açıklığa kavuşturmak ve daha sonra kendi kültürleri ile taşıdıkları Roma kültürünü Hispano-Roman halklarına entegre etme süreçlerini değerlendirmektir. Tezin birinci bölümünde İskandinavya'daki Got toplulukları ele alınmış ve Gotların kökenlerine açıklama getirilmiştir. İkinci bölümde ise bugünkü İspanya coğrafyasına nüfuz etmiş olan Vizigotlar'dan bahsederek bölgedeki faaliyetleri incelenmiştir. Üçüncü ve son bölümde, neden sonuç ilişkisi içerisinde sunulan tezin sonucu açıklanmıştır. Vizigotlar; sosyal, siyasi ve ekonomik açıdan ele alınarak onların nasıl bir sosyo-kültürel yapı gerçekleştirdikleri incelenmiş ve tez sonlandırılmıştır.

Özlem Acaroğlu
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Abbâsî Halifeliği ile Irak Selçukluları Devleti arasındaki iktidar mücadelesi

İslâm tarihinin en önemli safhalarından bir kuşkusuz ki Abbâsî halifelerinin siyasî yetkilerini Selçuklu sultanlarına devretmesi dönemidir. Bu safha Büyük Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey'in 1055 yılında hilâfet merkezi Bağdat'a girmesiyle başlamıştır. Abbâsî Halifesi Kaim Biemrillâh dünyevî yetkilerini büyük bir törenle Tuğrul Bey'e devretmiştir. Bu tarihten itibaren İslâm dünyasının liderliğini Selçuklular üstlenirken halifelik makamı yalnızca dinî ve manevî bir pozisyonla sınırlandırılmıştır. Abbâsî halifeleri, gücünün zirvesinde olan Selçuklu sultanları zamanında Bağdat'ta oldukça pasif bir mevkide kalmışlardır. Selçuklu sultanları ise halifeleri akrabalık bağları kurarak ve Bağdat'a atadıkları şahneler vasıtasıyla sürekli olarak gözetim altında tutmuşlardır. Halifelerin bu durumu Büyük Selçuklu Sultanı Sencer'in devletin merkezini doğuya çekmesiyle değişmiştir. Sultan Sencer, Abbâsî Halifeği'ni Hemedan merkezli olarak kurdurttuğu Irak Selçukluları Devleti'nin vesayetine vermiştir. Bu tarihten itibaren Sultan Sencer'in Horasan gibi nispeten Bağdat'a uzak bir mevkide olmasını fırsat bilen halifeler eski yetkilerini geri alabilmek için türlü girişimlerde bulunmuşlardır. Halife Müsterşid, bölgede sürekli olarak huzursuzluk çıkaran Dübeys'e karşı ordu kurup savaş meydanlarına çıkmıştır. Halife Müsterşid, Selçuklulara karşı ayaklanarak kendisinden sonra gelecek halifelere ilham kaynağı olmuştur. Fakat onun bu macerası, Sultan Mesud döneminde feci bir şekilde neticelenmiştir. Halife Muktefî ise yetkilerini yalnızca Bağdat ile sınırlı tutmak istememiştir. Bu yüzden Irak ve çevresinde fetih hareketlerine başlayarak siyasî hâkimiyet alanını genişletmeye çalışmıştır. Sultan Mesud'dan sonra gelen Irak Selçuklu sultanları halifeleri kontrol etmekte zorlanmıştır. Halife ile sultan arasındaki mücadeleler Nâsır Lidînillâh döneminde zirveye çıkmıştır. O, Selçuklulara kaybettikleri siyasî hâkimiyeti geri aldığı gibi yaptığı ittifaklar neticesinde Irak Selçukluları Devleti'nin sonunu getirmiştir.

Mustafa Çelik
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Kaçar Hanedanı devlet adamlarından Mirza Muhammed Taki Han Ferahanî (Emir-i Kebîr) ve ıslahatları (1807-1852)

Fars literatüründe Emir-i Kebir olarak bilinen Mirza Tâki Han Kaçar Hanedanlığı döneminin önemli devlet adamlarından biridir. doğum tarihi hakkında yazarlar tarafından farklı tarihlar ileri sürülmektedir.Sadrazamlık makamına getirilmesinden önce farklı görevlerde görev yapmıştır. Yönetimde farklı görevlerde bulunan Mirza Tâki Han Nâsıreddin Şah'ın tahta çıkmasında etkili olduğu için kendisi tarafından sadrazamlık makamına getirilmiştir. Sadrazamlığı döneminde (1848-1851) farklı alanlarda yenileşme hareketlerini başlatan Mirza Tâki Han, İran'ın modernleşmesine büyük katkılar sağlamıştır. Emir- i Kebir'in Kültürel sahada iki önemli ıslahat gerçekleştirmiştir. Birisi temellerini attığı Dârü'l-Fünun okuludur. Çağdaş İran tarihindeki en etkili kurumlardan biri olan Dârü'l-Fünun, Emir-i Kebir'in sadrazamlık makamından azledilmesinden sonra, 29 Aralık 1851 tarihinde açılmıştır. Bu eğitim kurumu başlangıçta idari ve askeri alanlarda uzman personel yetiştirme amacı ile kurulsa da daha sonra farklı bilim dalları da okutulmaya başlanmıştır. Okulun ismi hususunda kaynaklarda "Medrese", "Medrese-i Cedid", "Medrese-i Nizamiye", "Talimhâne" şeklinde olduğuna dair fikirlerin yanında İstanbul'daki Mekteb-i Sultanî adı örnek alınarak "Mektebhâne-i Şâhi" isminin yaygın olarak kullanıldığı tespit edilmiştir. Nitekim okulda ders vermesi için Avusturyalı öğretmenlerle yapılan sözleşme metninde de "Mektephâne-i Şahi" kelimesi kullanılmıştır. Eğitmenlerin Avusturya ve Almanya'dan getirtilmesine bakmayarak okulda eğitim dili Fransızca olmuştur. İkincisi, Nâsıreddin Şah'ın saltanatının dördüncü yılında çıkarılmaya başlanan Ruzname-i Vekâyi-ı İttifakiye gazetesidir. Gazete Nâsıreddin Şah'ın ilk on yılı için önemli kaynaktır. Emir-i Kebir'in sağlık alanında gerçekleştirdiği ıslahat çiçek hastalığına karşı yürüttüğü aşılama faaliyetidir. Eğerçi bu faaliyet Kaçar Devletinin başlarında bireysel olarak bazı Kaçar Şehzadeleri tarafından hanedan üyeleri ve halk üzerine gerçekleşsede Emir Kebir'in sadrazamlığı döneminde aktif olarak uygulanmıştır. Emir-i Kebir'in kazandığı güç ve yaptığı ıslahatlar, siyasi rakiplerinin( Mirza Ağa Han Nuri ) hanedan üyeleri (Mehd-i Ulyâ Melek Cihan Hanım),İngiltere ve Rusya gibi dış devletlerin çıkarlarına karşı geldiği için onları rahatsız etmiştir. Emir Kebir'e karşı ittifak kurmalarına, önce sadrazamlık göreviden azledilip sürgün edilmesine ve az bir müddet sonra da katledilmesine sebep olmuştur. Çalışmada Kaçar Hanedanlığı döneminin önemli devlet adamlarından biri olan Mirza Tâki Han hayatı ve onun yaptığı ıslahatları anlatmaya çalışacağız. Anahtar Kelimeler: Kaçar Hanedanı, Emir–i Kebir, Islahat, Mehd-i Ulyâ Melek Cihan Hanım.

Dost Mohammad Qayoumı
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

1983-1991 arası (XVII. ve XVIII. dönem) Gaziantep milletvekilleri ve meclis faaliyetleri

Bu çalışma, 1983-1991 arası (XVII. ve XVIII. Dönem) Gaziantep milletvekillerinin meclis faaliyetleri ile ilgilidir. Milletvekillerinin hayatları, meclis faaliyetleri, meclis konuşmaları ve meclis dışı faaliyetleri çalışmada yer almaktadır. Tezin giriş bölümünde Gaziantep'in tarihinden; eski adlarından, tarih öncesi dönemdeki yerinden, Kurtuluş Savaşı döneminde vermiş olduğu mücadeleden bahsedilmiş ve Gaziantep hakkında; coğrafi, ekonomik, kültürel ve demografik açıdan bilgiler verilmiştir. Giriş kısmının devamında ise tez çalışması hakkında ve tezin konusu hakkında genel bilgiler verilmiştir. Tez iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, 1983 yılı genel seçimleri hakkında bilgilere ve sonrasında XVII. Dönem Gaziantep milletvekilleri hakkındaki bilgilere yer verilmiştir. XVII. Dönem Gaziantep milletvekilleri olarak; Ahmet Ata Aksu, Mustafa Rüştü Taşar, Ünal Yaşar, Mehmet Hayri Osmanlıoğlu, Süleyman Koyuncugil, Feyzullah Yıldırır, Galip Deniz, Hasan Celal Güzel yer almıştır. İkinci bölümde, 1987 yılı genel seçimleri hakkında bilgilere ve sonrasında XVIII. Dönem Gaziantep milletvekilleri hakkındaki bilgilere yer verilmiştir. XVIII. Dönem Gaziantep milletvekilleri olarak; Hasan Celal Güzel, Ahmet Günebakan, Hasan Tanrıöver, Mehmet Akdemir, Mustafa Hikmet Çelebi, Ünal Yaşar, Abdulkadir Ateş, Mustafa Yılmaz yer almıştır. Hasan Celal Güzel ve Ünal Yaşar iki dönem içerisinde de milletvekili seçildikleri için iki bölümde de yer almaktadırlar. Araştırma sürecinde; TBMM Albümü, TBMM Tutanak Dergisi, Ulusal Tez Merkezi, kaynaklar için öncelik olmuştur. Kitaplar, tezler, makaleler, gazeteler ve internet kaynakları tez içerisinde kullanılmıştır. Mümkün olduğunca, doğruluğu kesin olmak kaydıyla çeşitli kaynaklardan bilgiler edinilmeye çalışılmıştır. Bundan sonra milletvekilleri hakkında çalışmalar yapacak olanlar için iyi bir örnek teşkil etmek adına tezin; objektif, anlaşılır ve doğru bilgiler ışığında yazılmasına önem gösterilmiştir.

Serpil Korçak
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye Cumhuriyeti'nde engellilere yönelik çalışmalar (1950-2000)

TÜRKİYE CUMHURİYETİ'NDE ENGELLİLERE YÖNELİK ÇALIŞMALAR (1950-2000) Selman DEVECİOĞLU Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Ana Bilim Dalı, Yüksek Lisans, Eylül 2024 Danışman: Doç. Dr. Haşim ERDOĞAN ÖZET Bedensel, ruhsal ve sosyal açıdan iyilik halinin, toplumdaki her birey için zorunluluk olduğu günümüzde, sakatların korunarak toplumsal bütünleşmenin sağlanması sosyal devlet olmanın en önemli ön koşulu olarak gösterilebilir. Engellilik, bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de önemli kamu politikaları arasında yer almaktadır. Dünya genelinde gerek tarihsel süreçte gerekse günümüzde hükümetlerin önemli kozları arasında engellilere yönelik politikaları yer almış olmasına rağmen somut adımların atıldığını söylemek oldukça zordur. Bu çalışmanın temel amacı, Türkiye Cumhuriyeti'nde 1950-2000 tarihleri arasında Engellilere Yönelik Çalışmalarının incelenmesidir. Engelli bireylerin mevcut sorunları dikkate alındığında, engelli sorunlarının yalnızca bireysel olmadığı, ek olarak, tıbbi sorunlar, sosyal, ekonomik ve kültürel sorunlarının olduğu bilinmektedir. Çalışma sonucunda, incelenen dönemde engellilere yönelik önemli adımların tam olarak atıldığını söylemek pek mümkün olmasa da özellikle 1990'dan sonra ülkemizde engellilere yönelik politikaların şekillenerek, kurumsal yapılanmanın oluştuğu gözlemlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Engelli, Engelli Politikaları, Engelli Hakları ve Hükümet Politikaları

Engelliler
Selman Devecioğlu
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Kuşak ve yol girişimi'nin Doğu Türkistan'daki yansımaları: Bölgesel kalkınma, siyasi hegemonya ve uluslararası ilişkiler açısından bir analiz

Bu tez, Çin Halk Cumhuriyeti'nin global stratejik ve ekonomik genişlemesinin merkezinde yer alan Bir Kuşak Bir Yol Projesi kapsamında Doğu Türkistan'ın stratejik önemini ve bu bölgedeki yansımalarını çok boyutlu bir perspektiften ele almayı amaçlamaktadır. Proje; bölgesel kalkınmayı, siyasi hegemonya ve uluslararası ilişkiler açısından detaylı bir şekilde inceleyerek, Kuşak ve Yol Girişimi'nin bölgesel dinamikler üzerindeki etkilerini, bununla birlikte uluslararası toplum içinde nasıl konumlandırıldığını ve söz konusu politikanın bölge halkları üzerindeki sosyoekonomik ve siyasi etkilerini kapsamlı bir şekilde irdelemektedir. İncelememiz, Doğu Türkistan'da Kuşak ve Yol Girişimi'nin uygulanışıyla bölgesel kalkınma stratejilerinin nasıl şekillendiğini, bölgenin zengin doğal kaynaklarının ve stratejik konumunun inisiyatife nasıl entegre edildiğini ortaya koymaktadır. Aynı zamanda, Çin'in bu stratejik hareketiyle nasıl bir siyasi hegemonya kurmaya çalıştığı ve bunun uluslararası ilişkiler açısından nasıl bir "yumuşak güç" politikası oluşturduğu analiz edilmiştir. Tez, Kuşak ve Yol Girişimi'nin, Doğu Türkistan'da etnik, kültürel ve siyasi yapılara etkisi ile uluslararası toplum nezdinde ki tartışmaları ele alacaktır, böylelikle büyük güçlerin kesişme noktasında yer alan bu stratejik bölgenin kalkınma senaryolarını ve siyasi geleceğini tartışmaya açmıştır. Çalışma, bölgesel kalkınmanın yanı sıra Kuşak ve Yol Girişimi'nin siyasi ve kültürel boyutları üzerinde durarak, Doğu Türkistan'ın Bir Kuşak Bir Yol Projesi çerçevesindeki dönüşümünü ve bu dönüşümün uluslararası ilişkiler ve güç politikalarına etkilerini derinlemesine incelemektedir. Tezde niteliksel analiz yöntemleri kullanılarak politika belgeleri, uluslararası ilişkiler literatürü ve bölge üzerine yapılan akademik çalışmalar temel alınmıştır. Ayrıca Kuşak ve Yol Girişimi'nin ve Doğu Türkistan konusunda uzmanlaşmış akademisyenlerin görüşleri de tezde yer almış, böylelikle konuya çeşitli disiplinlerden katkı sağlanmış ve kapsamlı bir literatür taraması sunulmuştur.

Ahmet İnan Eren
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

1974 Kıbrıs Barış Harekâtı'nın İzmir basınına yansıması

Kıbrıs Adası, tarih boyunca jeopolitik konumu nedeniyle büyük devletlerin ilgisini çeken stratejik bir bölge olmuştur. Osmanlı Devleti'nin 1 Ağustos 1571 tarihinde Kıbrıs'ı fethetmesiyle birlikte, burada önemli bir Türk nüfusu oluşmuş ve adada yüzyıllar boyunca Türkler ve Rumlar bir arada yaşamıştır. Ancak, Osmanlı Devleti'nin 19. yüzyıldaki zayıflaması ve toprak kayıplarının artmasıyla birlikte, 4 Haziran 1878 tarihinde Osmanlı tarafından geçici olarak İngiltere'ye bırakılan ada, 5 Kasım 1914'te İngiltere tarafından ilhak edilmiş ve 24 Temmuz 1923 Lozan Antlaşması ile Türkiye tarafından bu durum kabul edilmiştir. 1950'li yılların ortalarına gelindiğinde, Kıbrıs Rumlarının adayı Yunanistan'a bağlama amacıyla sürdürdükleri Kıbrıs Türklerine yönelik baskılar, Kıbrıs meselesini uluslararası bir krize dönüştürmüştür. 1950'lerden itibaren EOKA adlı Rum örgütünün silahlı saldırıları ve adadaki iki toplum arasındaki gerginlik artmış, 16 Ağustos 1960'ta kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti kısa süre içinde fiilen işlemez hale gelmiştir. 1963-1964 olayları sırasında Kıbrıs Türkleri ağır saldırılara maruz kalmış, Türkiye'nin garantörlük hakkı çerçevesinde müdahale etme girişimleri gündeme gelmiştir. Nihayetinde, 15 Temmuz 1974'te Yunanistan destekli bir darbe ile Makarios hükümeti devrilmiş ve Nikos Sampson yönetimi kurulmuştur. Bu gelişme Türkiye'nin garantörlük hakkını kullanarak 20 Temmuz 1974'te Kıbrıs Barış Harekâtı'nı başlatmasına neden olmuştur. Bu Yüksek Lisans Tezi, harekâtın İzmir'deki yerel basına nasıl yansıdığını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Araştırma kapsamında İzmir'de yayımlanan "Yeni Asır", "Ege Telgraf", "Demokrat İzmir" ve "Ege Ekspres" gibi gazetelerin 1974 yılının Mayıs-Eylül ayları arasındaki haber içerikleri analiz edilmiştir. İnceleme sürecinde, gazetelerin manşetleri, haber dili, yorum köşeleri ve bakış açıları değerlendirilmiş, böylece kamuoyunun harekâta yönelik algısının nasıl şekillendiği ortaya konmuştur.

Ufuk Türkekul
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Lütfi Oğuzcan'ın hayatı, eserleri ve basın dünyasındaki yeri

Lütfi Oğuzcan; asker, Kuva-yı Milliyeci, yazar, şair, tarihçi ve gazeteci olarak tanımlanan bir kişidir. Küçük yaşta babasını kaybetmiş ve yetim kalmıştır. Bu yetim kalma durumu, hayatının seyrinde büyük bir etki yaratacak olaylara neden olmuştur. Henüz on beş yaşında iken yaşını iki yıl büyütüp Birinci Dünya Savaşı için orduya katılmak üzere İstanbul'a gönderilmiştir. İstanbul'da aldığı askerî eğitimden sonra asteğmen olarak burada görev almıştır. Birinci Dünya Savaşı sonrasında ordunun terhis edilmesi üzerine 1918'de memleketi Tarsus'a dönmüştür. Burada kısa bir süre subay olarak görev yapmıştır. 1920'de askerlik mesleğini bırakarak Kuva-yı Milliye'ye katılmıştır. 1920'de düzenli orduya katılmak için Konya'ya geçmiştir. Düzenli ordu içerisinde Millî Mücadele'nin bütün savaşlarına katılmıştır. Millî Mücadele'nin zaferle sonuçlanmasından sonra Eskişehir, Adana ve Mersin'de kâtiplik ve benzeri devlet memurluklarında bulunmuştur. Birinci Dünya Savaşı ve Millî Mücadele yıllarında yaşadığı ve gördüğü bütün olayları aktarmak üzere birçok gazete ve dergide yazılar yazmıştır. Bunların yanında konuları tarihe dayanan roman, şiir ve hikâyeler kaleme almıştır. Daha sonra bu eserlerini yayımlamak üzere kendi gayret ve imkânlarıyla Her Yönde Türk'e Doğru dergisi, Türkedoğru gazetesi, Akdeniz gazetesi ve Kuvayi Milliye dergisini çıkartmıştır. Bu basın araçlarıyla Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü, Türk gençliğine tanıtmayı ve Millî Mücadele'yi sonraki nesillere aktarmayı amaçlamıştır. Oldukça uzun sayılar çıkan bu gazete ve dergiler, birer tarihî kaynak olma özelliği kazanmışlardır. Lütfi Oğuzcan gazileri bir araya toplayıp haklarını savunabilmek ve seslerini duyurabilmek için Kuva-yı Milliye Mücahit ve Gazileri Cemiyetini kurarak bu cemiyetin başkanlığını da yapmıştır. Aynı zamanda Komünizm, Atatürkçülük, vatan sevgisi, iman meselesi gibi konulardaki düşünceleriyle de Türk düşünce dünyasına hizmet etmiştir. Son yıllarında Adana ve Mersin'de belediye başkan yardımcılığı görevini üstlenmiştir. Yaptıklarıyla her anlamda memleketine ve tarihe hizmet etmiş bir kişidir.

Uğur Güvenç
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Fransız sömürgeciliğine karşı Fas'ın bağımsızlık hareketi

Modern dünyanın kurulduğu 18. ve 20. yüzyıllar aralığı, radikal değişim ve dönüşümlerin bütün insanlığın sosyal, ekonomik ve kültürel yapı taşlarında bir farklılaşma yaratmıştır. Bu değişimlerden madalyonun bir yüzü Batı'daki ulusların devrimlerinin ortaya çıkardığı bilim, teknik ve sanat harikaları, diğer karanlıkta kalan yüzü ise sömürgecilik faaliyetleri ile kan, göz yaşı ve vahşet olmuştur. Müstemleke faaliyetinin en önemli aktörleri Birleşik Krallık ve Fransa olarak, hemen öne çıkmaktadır. Sömürgecilik çağı denebilecek periyotta, batılı güçler dünyanın her bölgesine her şekilde yayılmıştır. Bu yayılmacılık sürerken belki de en büyük zorluklara göğüs geren Kara Kıta'nın siyah tenli insanları olmuştur. Bir Kuzey Afrika ülkesi olan Fas da bu paylaşımda, başta stratejik konumu sebebiyle Fransız ve İspanyol egemenliğinde kanlı ve acılı zamanlardan geçmiştir. Fransa müstemleke idaresi, Fransız ulusunun aydınları ve politikacılarınca geliştirilen ve kendi uluslarının 'medeniyet götürücü' bir misyonu olduğunu ifade edip benimseyerek, sömürgelerinde 'geliştirilmiş, modernleştirilmiş, değiştirilmiş' yerli- sömürge uluslarını inşa etme yoluna gitmişlerdir. Öyle ki; bu misyon çerçevesinde uluslara dil, din ve kültür asimilasyonu yapmak için eğitimi en önemli faktör olarak kullanmıştır. Bunun yanı sıra müstemleke faaliyetinin temeli iktisadi olduğundan, sömürge- uluslara ağır ekonomik şartlar dayatılmıştır. Bu çalışmamızda, sömürgecilik faaliyetlerinin tabii bir durum kabul edildiği ve sanayi devriminin gerçekleşmesiyle ortaya çıkan hammadde ve emek gücü ihtiyacının karşılanması için en büyük pazarı Afrika'nın yahut yörenin gerçek adıyla Mağrip (Güneşin battığı yer)'in kuzey batısındaki günümüz Fas'ının İspanyol ve özellikle Fransız sömürgeciliğinden bağımsızlığını kazanışının tarihsel gelişimi özetle incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışma, Fas Devleti'nin olgu-tarihsel biçimde, önemli dönüm noktaları ile ayrılarak sosyal, ekonomik ve idari olarak başından geçen değişim ve dönüşümlerinin bilgiselini verdikten sonra sömürge idarelerinin arasındaki çekişmelerden bahsedip, sömürge yönetimi altında yaşadıklarını aktarmıştır. Makalede müstemleke idarelerinin, bölgenin yerli ulusu olan Berberiler ve zaman içinde yerli gibi olan Arapların üzerindeki nicelik ve nitelik bakımından yarattıkları değişimi inceleyip müstemleke idaresinden bağımsızlıklarını kazanmak için verilmiş olan mücadeleyi, özünü ortaya çıkararak ve tarihsel sırasıyla aktararak ifade etmektedir. Fas'ın ulus devletleşmesinde önemli bir dönüm noktası olan milliyetçi hareketlenme, bu hareket doğrultusunda verilmiş olan, halkın ve monarşinin birlikte desteklediği çetin bir mücadele sonunda, 1956'da protektora (himaye) anlaşmasına son verilip, önce Fransız müstemlekecilerden kısa bir süre sonra da İspanyol müstemlekecilerden bağımsızlıklarını kazanmaları ile yeni bir anayasal monarşi olan Fas Devleti Krallığı'nın kurulması başarısı aktarılmaktadır.

AfrikaKuzey Afrika
Duygu Özkan
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Hasan Saka'nın hayatı ve siyasi, diplomatik, iktisadi faaliyetleri (1885-1960)

"Hasan Saka'nın Hayatı ve Siyasi, Diplomatik, İktisadi Faaliyetleri (1885-1960)" isimli çalışmada Hasan Saka'nın hayatı ve siyasi faaliyetleri incelenmiştir. 1885 yılında dünyaya gelen Hasan Saka, ilk ve orta öğrenimini Trabzon'da tamamlamıştır. Yükseköğrenimine İstanbul'da Mülkiye Mektebi'nde başlamış; daha sonra Paris'te Siyasi İlimler Fakültesi'nde 1912 yılına kadar öğrenimine devam etmiştir. Eğitimini tamamlamasının ardından 1912 yılında İstanbul'a dönen Hasan Saka, Maliye Bakanlığı'na bağlı kurumlarda çalışmış aynı zamanda Mülkiye Mektebi'nde maliye derslerine girmiştir. 1919 yılına kadar çeşitli görevlerde bulunan Hasan Saka, bu dönemde Trabzon Mebusu olarak Son Osmanlı Mebusan Meclisi'ne katılmıştır. Hasan Saka İstanbul'un işgal edilmesi üzerine Ankara'da açılan TBMM'ye katılmış; Milli Mücadele Dönemi'nde Mustafa Kemal Paşa ile birlikte hareket etmiştir. Bu dönemde TBMM'de Maliye, Ticaret ve İktisat Vekillikleri yapmıştır. Kurtuluş Savaşı'nın zor şartlarında ordunun finansmanını sağlamada önemli faaliyetlerde yer almıştır. Milli Mücadele zaferle sonuçlandıktan sonra Lozan Barış Konferansı'na delege olarak katılmış ve Lozan Barış Antlaşması'nın imzalanmasında önemli hizmetlerde bulunmuştur. Cumhuriyet'in ilanıyla birlikte Atatürk Dönemi'nde Milletvekili, Bakanlık ve Meclis Başkanvekilliği görevlerinde bulunmuştur. Türkiye İş Bankası'nın kuruluşu, Balkan Konferansları, Parlamentolar Birliği Konferansı gibi önemli çalışmaların içerisinde yer almıştır. II. Dünya Savaşı'nın sonlarında Dışişleri Bakanı ve Başbakan olarak önemli bir rol üstlenmiştir. Ayrıca Dışişleri Bakanlığı Dönemi'nde katılmış olduğu San Francisco Konferansı ile Türkiye'nin Birleşmiş Milletlere üye olmasında büyük katkı sağlamıştır. Türkiye'nin değişen iç ve dış politikalarında önemli bir rol üstlenmiştir. Hasan Saka'nın, atmış olduğu demokratik adımlarla Türkiye'nin çok partili hayata girmesinde katkıları olmuştur. 1950 seçimleriyle iktidar olan DP Dönemi'nde 1954 yılına kadar siyasetin içinde yer almıştır. Bilim adamı olarak Mülkiye, Ankara Hukuk Mektebi ve Siyasal Bilgiler Okulu'nda maliye dersleri vermiştir. Bilim dünyasına üç eserle katkıda bulunmuştur. 1960 yılında vefat eden Hasan Saka, Cumhuriyet'in ilk otuz yılında siyasi ve bilimsel faaliyetleriyle önemli hizmetlerde bulunmuş bir devlet adamıdır. Anahtar Kelimeler: Hasan Saka, Lozan Barış Konferansı, Birleşmiş Milletler, II. Dünya Savaşı.

Sevcan Aslan Çetindağ
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Sicill-i Ahvâl Defterlerine göre Kosova doğumlu Osmanlı devlet memurları (1834-1889)

Günümüzde biyografi denilen hal tercümeleri kişilerin memuriyet hayatları hakkında bilgi veren kayıtlardır. Bu kayıtlar tarihin en önemli malzemelerinden biridir. İlk olarak ortaçağdan itibaren tutulmuştur. Bu vesikalar bizlere geçmişte yaşamış önemli kişiler hakkında önemli bilgiler sunarlar. Benzer kayıtlar Osmanlılar döneminde de tutulmuştur. Osmanlılarda da devlet kurumlarında en üst makamdan en alt birimlere varıncaya kadar çalışan tüm memurların hal tercümelerinin kayıtları tutulmuştur. Bu süreç Tanzimat'la beraber hız kazanmıştır. II. Abdülhamit döneminde devlet memurlarının biyografileri ilk kez resmi olarak kayıt altına alınmaya başlanmıştır. Memur biyografileri 1879 yılında kurulan Sicill-i Ahval Komisyonunca oluşturulan Sicill-i Ahval Defterlerine kaydedilmiştir. Bu defterler çalışmamızın da ana malzemesini teşkil etmiştir. Yakın dönem biyografi çalışmalarının en önemli kaynak malzemelerinden birini oluşturan Sicill-i Ahval kayıtlarına dayanarak yaptığımız bu çalışma ile 1834-1889 yılları arasında Kosova ve Kosova'ya bağlı yerleşim birimlerinde doğmuş olan toplam 73 memurun sicil kayıtları incelenerek çeşitli değerlendirmelere tabi tutulacaktır. Böylelikle Kosova'nın Osmanlı Devleti'ne katılmasından ayrılmasına kadarki süreçte devlet kademelerinde istihdam ettiği Kosova doğumlu Osmanlı devlet adamlarının kimler olduğu, baba adı, baba mesleği ve sülale adı, bunun yanında memurların hangi okullarda okudukları bu okullardan mezun olup olmadıkları, bildikleri diller, göreve başlama yaşları, işe başlama biçimleri, aldıkları maaşlar, kendilerine verilen madalya, rütbe ve nişanlara dair detaylı bilgiler verilerek Kosova doğumlu memurların Osmanlı Devleti'nin yönetim ve aydınlanmasına hangi düzeyde katkı sağladıkları ortaya konulmaya çalışılacaktır. Anahtar Kelimeler: Osmanlı, Kosova, Sicill-i Ahval Kayıtları ve Memur.

Döndü Doğan
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Yeni Asur ordusunun kuzey ve batı seferlerinin sonuçları

Bu çalışma, Yeni Asur İmparatorluğu'nun özellikle MÖ. 9. yüzyıldan itibaren gerçekleştirdiği kuzey ve batı yönlü askeri seferlerinin siyasi, ekonomik, askeri ve kültürel sonuçlarını değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Yeni Asur Devleti, merkeziyetçi bir bürokrasiye ve disiplinli, iyi organize edilmiş bir orduya sahipti. Bu askeri kapasite, sadece iç düzeni sağlamakla kalmamış; aynı zamanda dışarıya yönelik genişlemeci politikaların uygulanmasına da olanak tanımıştır. Seferler özellikle kral II. Aşurnasirpal, III. Şalmaneser ve II. Tiglatpileser dönemlerinde yoğunluk kazanmıştır. Kuzey seferleri, başta Urartu olmak üzere Anadolu'nun doğu ve güneydoğu bölgelerinde yer alan beylikler ile sınırlandırılmış kabile topluluklarına karşı yapılmıştır. Bu seferlerin temel amacı, Asur'un kuzey sınırlarını güvence altına almak, doğal kaynaklar üzerinde kontrol kurmak ve Urartu gibi güçlenen rakipleri zayıflatmaktı. Bu süreçte Asur, kuzeydeki bazı bölgeleri doğrudan ilhak etmiş, bazılarını ise vergiye bağlayarak egemenliğini pekiştirmiştir. Böylece kuzeydeki stratejik geçitler ve ticaret yolları denetim altına alınmıştır. Batı seferleri ise daha çok Levant bölgesi, Arami şehir devletleri, Fenike kentleri ve Filistin topraklarını hedef almıştır. Bu bölgelerdeki şehir krallıkları, zengin ticaret ağları ve limanlar açısından son derece önemliydi. Asur orduları bu bölgelere düzenli olarak seferler düzenleyerek hem siyasi egemenlik kurmuş hem de bu şehirlerden haraç toplamaya başlamıştır. Bu sayede imparatorluk, büyük ekonomik gelir elde etmiş ve gücünü artırmıştır. Ayrıca Fenike'nin deniz ticareti deneyimi ile sanat ve zanaat birikimi, Asur başkentlerine taşınarak kültürel etkileşimi hızlandırmıştır. Söz konusu seferlerin sonuçlarından biri de Asur'un bölgeye kalıcı idari ve askeri yapılanmalar yerleştirmesidir. Ele geçirilen bölgelerde valilikler kurulmuş, askeri garnizonlar ve kaleler inşa edilmiştir. Bu sayede hem isyanlar önlenmiş hem de uzun vadeli bir istikrar sağlanmıştır. Bununla birlikte, bu genişlemeci politika zamanla imparatorluk için büyük askeri ve ekonomik yük haline gelmiş, özellikle artan isyanlar ve sınır bölgelerindeki direnç, ilerleyen dönemlerde Asur'un yıkılış sürecini tetiklemiştir. Yeni Asur'un kuzey ve batı seferleri, kısa vadede büyük bir bölgesel güç oluşumunu sağlarken, Orta Doğu'nun siyasi haritasını değiştirmiştir. Ancak bu yayılmacı strateji, uzun vadede hem kaynakların tükenmesine hem de iç huzursuzluklara neden olarak imparatorluğun sonunu hazırlayan etkenlerden biri olmuştur. Bu bağlamda söz konusu seferler, Yeni Asur tarihinin hem zirve hem de kırılma noktalarından biri olarak değerlendirilebilir.

Ayşegül Çelik
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Dönemin Kayseri basınının Demokrat Parti iktidarına bakışı

İletişim, insanlık tarihiyle başlamış, doğal olarak uygarlık geliştikçe iletişim metotları da değişmiş ve gelişmiştir. İnsanlığı iletişim bahsinde arayışlara yönlendiren faktör insanın bilgiye olan ihtiyacıdır. Bundan dolayı bilgi yani haber insan için değerlidir. Öyle ki matbaanın icadıyla başladığını kabul edilen gazetenin varlığı milattan öncesine kadar uzanır. Avrupa basın tarihine nazaran geç ortaya çıkan Türk basın tarihi, Osmanlı Devleti'nin son yıllarında oluşmaya başlamıştır. Gazetenin yani basının gücünü gören Osmanlı Devleti resmî ilanlarını duyurmak gayesiyle gazete çıkarmış ardından Türk basını hızlı bir gelişme göstermiştir. Türk basını Milli Mücadelenin kazanılmasında etkin propaganda vazifesi üstlenmiştir. Türk basını Cumhuriyet Türkiye'si döneminde de gelişmeye devam etmiştir. Aslında Türk basın tarihi bir anlamda Türk demokrasi tarihidir. Gerçekten de basın, ülkemizin demokratik gelişimine paralel bir gelişim göstermiş ve toplumsal ve siyasî hayatımızın en önemli aktörlerinden birisi durumuna gelmiştir. İkinci Dünya Savaşı'nda tek partili rejimlerin mağlup olması ile demokrasi idaresi bütün dünyayı etkisi altına almıştır. Türkiye de savaş sonrası oluşan bloklaşmada kendisinden toprak talebinde bulunan SSCB önderliğindeki sosyalist doğu bloğuna karşı demokrasi taraftarı ABD liderliğindeki batı bloğu saflarına katıldı ve ardından çok partili siyasi hayata geçti. 1946 yılında Demokrat Parti'nin kurulmuş ve 14 Mayıs 1950 seçimlerinde de iktidara gelmiştir. Demokrat Parti, bu tarihten sonra Adnan Menderes liderliğinde katıldığı her seçimden galip çıkmış ve Cumhuriyet Halk Partisi başta olmak tüm muhalefete rağmen on yıl boyunca kesintisiz iktidarda kalmıştır. Demokrat Parti iktidarı toplumun kamplara ayrılması ve demokrasinin tehlike altına düşmesini bahane olarak gören ordu içindeki bazı subaylar tarafından 27 Mayıs 1960'ta yapılan darbe ile sona ermiştir. Bu tez varlığı 1910 yılına kadar uzanan Kayseri basınının 1950-1960 seneleri arasında çıkarılan Yeni Kayseri, Erciyes Telgraf ve Anadolu gazetelerinin Demokrat Parti iktidarının faaliyetlerine bakışına ışık tutmaktadır. Anahtar Kelimeler: Basın, Demokrasi, DP, Adnan Menderes, CHP, Seçim

BasınCumhuriyet Halk PartisiDemokrasi+3
Harun Aksoy
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Mesnevî adlı eseri bağlamında Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin tarih kullanımı

Kendisi bizâtihi bir tarihçi olmayan Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Mesnevî adlı eserinde tarih biliminin inceliklerinden faydalanmıştır. Söylenişten ziyade anlam üzerine yoğunlaştığı bu eserinde, tarihî olay ve anlatımlara geniş yer vermiştir. Düşüncelerini insanlara beyan etmek ve ikna kabiliyetini arttırmak için tarih bilimini bir alternatif olarak görmüştür. Bugün Mevlânâ'nın bakış açısının, sadece yaşamış olduğu coğrafyada değil dünyanın pek çok yerinde kabul gördüğünü göz önünde bulundurduğumuzda, tarih anlatımının gücünü doğru yönde kullandığı sonucunu çıkarabiliriz. Hayatta olduğu dönemde kendisini bir tarihçi olarak tanımlamadığı gibi sonrasında da ona böyle bir sıfat atfedilmemiştir. Bizâtihi tarihçi olmaması hasebiyle, geleneksel ve çağdaş tarih anlayışları içerisinden bir veya birkaçını benimsemiştir demek doğru olmayacaktır. Ancak üslup ve anlatım tarzını analiz ederek, bu tarih anlayışlarından hangileri ile aynı doğrultuda hangileri ile zıt olduğu tespit edilebilir. Mevlânâ'nın Mesnevî'deki anlatımlarında genel itibariyle tarihsiz tarih yaklaşımına göre hareket ettiği söylenebilir. Onun, yalnızca tarih değil aynı zamanda mekân ve kişi gibi tarihi bir bilim yapan temel kavramlara da büyük oranda yer vermediği tespit edilmiştir. Rivayetleri doğrudan nakletmek yerine yaşadığı toplumun gözünden yansımalar ile eserine almıştır. Mesnevî'de tarihi derinlemesine işlemiş olan zatın tarihî anlatımları nasıl ele aldığını, kendi eklemeleri ve üslubuyla okuyucusuna nasıl sunduğunu analiz etmek, bir tarihçiye muhakkak yeni bakış açıları sunacaktır.

MesneviMevlana Celaleddin-i RumiTarih felsefesi+2
Zeynep Sezer
Necmettin Erbakan University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

XIII. yüzyılda Türkiye Selçuklu Devleti'nin ticarî hedeflere yönelik politikaları ve fetihleri

Anadolu, sahip olduğu jeopolitik konumu sayesinde, taşıdığı potansiyeli ve fırsatları yüzyıllar boyunca değerlendirmesini bilmiştir. Önemli ölçüde doğal yol ağının varlığı, ulaşımda elverişli koşullar sunduğu gibi beşerî ve iktisadî etkinlikler de tarihi süreçte iç içe bir yön takip etmiştir. Bizans Devleti'nin siyasî ve iktisadî sisteminin XI. yüzyıldan itibaren zayıflaması, Türkiye Selçukluları adına bu nizamı tekrar inşa etmesi için uygun ortamı hazırlamıştır. Selçuklu sultanları, ülke içinde huzur ve güvenliği sağladıktan sonra fetih hareketlerini, iktisadî amaçlar gözeterek, ticarî yolları güvenli hale getirmek üzerine planlamışlardır. Karadeniz'de Sinop ve Suğdak; Akdeniz'de Alâiye ve Antalya gibi liman şehirlerini ele geçirerek, doğu-batı ve kuzey-güney istikametinde yürütülen ticareti denetim altına almışlar, bu da Anadolu'ya dinamizm katmıştır. Selçuklu sultanları, iktisadî ve ticarî hareketliliğe ivme kazandırmak için koruyucu ve teşvik edici önlemlere de yönelmişlerdir. Bazı hukukî tanzimler yapılarak, tüccar devletlerle antlaşmalar imzalanmıştır. Gümrük vergi oranları düşürülürken, tacirlerin zararları devlet sigortası kapsamında garanti altına alınmıştır. Böylece ticarî akım Selçuklu sahasına çevrilmiş ve ihracat ön plana çıkmıştır. Ticaretin milletlerarası boyuta taşınmasında, ticarî yol ağının varlığı ve sunduğu elverişli koşulların da önemli ölçüde katkısı olmuştur. Seyahat sırasında umulan güvenlik ve ulaşım rahatlığı, Selçuklu yöneticilerinin gözünden kaçmamış, mevcut olanı geliştirmek ve himaye etmek maksadıyla ribât, kervansaray, han ve köprü gibi yapılar meydana getirmişler ve bunlara büyük önem atfetmişlerdir. Bu araştırmada, Türkiye Selçuklu Devleti'nin Anadolu'yu milletlerarası ticaret ağına entegre edebilmek için ne tür politikalar izlediği, ekonomik amaçlara binaen gerçekleşen fetih faaliyetleri ve yatırımların, bu coğrafyayı nasıl refaha kavuşturduğu incelenmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Selçuklular, Anadolu, Ticaret, İhracat, İthalat

AnadoluSelçuklularTicaret+2
Taha Yasin Aydın
Necmettin Erbakan University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Bizans İmparatorluğu'nun İtalyan şehir devletleri ile siyasi ve ticari ilişkileri (XI-XIII. yüzyıllar)

Bizans İmparatorluğu, ilk olarak VI. yüzyılda tanışıp hamiliğini yaptığı İtalyan Şehir Devletleri ile zamanla hamilikten müttefikliğe akabinde ortaklığa giden siyasi ve ticari ilişkiler kurmuşlardır. Bizans İmparatorluğu, İtalyanlara vermiş olduğu ticari imtiyazlar ile kendi ticaretine ağır bir darbe indirirken aynı zamanda İtalyanların Adriyatik'teki ticaretlerini Doğu Akdeniz'e yayma fırsatını da beraberinde getirmiştir. Bu durum tek geçim kaynakları denizcilik olan İtalyanların ekmeğine yağ sürmüş ve Doğu Akdeniz ticareti ile tanışmalarına vesile olmuştur. Haçlı Seferleri, Bizans İmparatorluğu ve İtalyan Şehir Devletleri'nin kaderini etkileyen bir dönemi meydana getirmiştir. İtalyanlar, Haçlı Seferleri ile bölgede kurulan Haçlı Devletleri'nden ve Mısır'dan almış oldukları imtiyazlar ile kısa sürede zenginleşirken imparatorluk ise bölgedeki ticaretini ve hakimiyetini zamanla kaybetmiştir. XI-XIII. yüzyıllar arasında süregelen bu durum Bizans İmparatorluğu ile İtalyanlar arasındaki ilişkilerin odak noktası olmuştur. İtalyan Şehir Devletleri, Haçlı Seferleri'ni kendi menfaatlerine göre kullanmışlar ve bölgede elde ettikleri koloniler ile de Doğu Akdeniz ticaretinde hâkim duruma gelmişlerdir. Bu dönemde Doğu Akdeniz ticaretinin baş aktörü olan İtalyanlar, başta Uzak Doğu'dan olmak üzere çeşitli coğrafyalardan gelen ticari ürünlerin Avrupa'ya aktarılmasında aracı olmuşlardır. Bu aracılık faaliyetlerini, bankacılık ve kredi sistemleri ile de geliştirerek bölge ticaretinin gelişmesi ve genişlemesine katkılarda bulunmuşlardır.

Bizans İmparatorluğuDoğu AkdenizHaçlı seferleri+1
Nevzat Çin
Necmettin Erbakan University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Antik Yunan'da kurban ve kurban ritüelleri

Yunan coğrafyası Antik Çağ'ların başından itibaren farklı olay ve olgulara şahitlik etmiştir. Çeşitli etnik unsurları kendi bünyesinde barındırmıştır. Bu etnik unsurların kültürlerini kendi bünyesine uygun hale getirerek kabul etmiştir. Bu durum yunan dünyasının sosyal ve siyasal olarak etkileşiminin getirileri yunan kültürünün temelinde yenilenmelere sebep olmuştur. Kurban konusu dini ritüeller ile birlikte tüm toplumlarda yer alan bir olgudur. Tezimizde genel olarak kurban ve kurban ritüellerini ele alarak özelde de Antik Yunan dünyasında kurbana değinilmiştir. İki bölümden oluşan tezimizin birinci bölümünde kurbanı tanımlayan bilim insanlarının görüşlerine ve karşılaştırmalarına yer verilmiştir. Devamında ikinci bölümde ise Antik Yunan'da dini ritüeller ile kurban ritüellerini nasıl kullandıklarını ve bu durumun Antik Yunan dinlerini nasıl meydana getirdiği anlatılmıştır. Bu şekilde kurban ve kurban ritüellerinin Antik yunan Dünyasındaki yeri ve tanımı ortaya konmaya çalışılmıştır.

AdakAntik YunanDini tören+2
Gülen Yazıcı
Necmettin Erbakan University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Osmanlı'da suç ve ceza: XIX. yüzyılın ikinci yarısında Halep ve Konya

Bu tez, Osmanlı Devleti'nin XIX. yüzyılın ikinci yarısında geçirdiği hukuki değişimleri ceza kanunnameleri ve pratiği bağlamında incelemiştir. Bu dönemde keskin idarî, hukukî ve iktisadî değişimlere maruz kalan Osmanlı toplumu, bu durum karşısında Müslümanların siyasi ve idari olarak egemen olduğu yapısını kaybetmiştir. Bunun sonucunda ekonomik olarak zenginleşen gayrimüslimlerin toplumda siyasî ve idarî olarak farklı statü talepleri siyasî suçların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Müslüman-gayrimüslim ilişkilerinin şekillendirdiği siyasî suçların yanı sıra savaş, kıtlık, salgın ve ekonomik kriz dönemlerinde adi suçların arttığı görülmektedir. Bu durum, Osmanlı arşiv belgeleri, Fransız ve İngiliz konsolosluk kayıtları, dönemin basılı ve süreli eserleri ile seyahatnameler kullanılarak ortaya konmaya çalışılmıştır. Halep ve Konya vilayet örnekleri seçilerek coğrafi konum, demografi, ticari etkinlik ve sosyal yapı gibi faktörlerin suç ve suçlu pratikleri üzerinde ne derece etkili olduğu gösterilmiştir. Halep Vilayeti'nin ticari etkinliği, göç hareketleri, heterojen nüfus yapısı ve demografisi daha yoğun bir siyasi suç niceliğine neden olurken, Konya Vilayeti'nde ise daha homojen nüfus yapısının, sınırlı göç hareketlerinin ve ekonomik kapalılığın adi suçların yoğunlaşmasına neden olduğu görülmüştür. Bu çalışmada, belirtilen faktörlerin mahkeme kararlarındaki etkinliği ve kararların bölgesel farklılıkları bu bağlamda değerlendirilmiştir.

19. yüzyılCezaHalep Sancağı+5
Abdulvahap Alıcı
Necmettin Erbakan University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Eski Mezopotamya toplumlarında suyun dini niteliği

Su, başta insan olmak üzere tüm canlıların hayatını devam ettirebilmesi için gerekli olan en önemli maddedir. Bu özelliği nedeniyle hemen hemen her din ve inanç kültünde suya kutsiyet atfedilmiştir. Suyun olmaması, hayatın olmaması anlamına gelmektedir. Bu nedenle insanoğlu suya karşı her zaman bağlılık hissetmiş, suyun hayat bahşetmesi nedeniyle kutsiyetin sembolü haline gelmiştir. Dolayısıyla suya ilk insandan günümüze kadar bir şekilde ya bizzat tanrı olarak ya da tanrının yeryüzündeki simgesi olarak kutsanmıştır. Medeniyetin doğduğu coğrafya olarak bilinen Mezopotamya Bölgesi, birçok inanç ve kültüre ev sahipliği yapmıştır. İnsanın olduğu her çağda inanç ve ritüelde bulunmaktadır. Mezopotamya bereketli toprakları, Fırat ve Dicle nehirlerinin arasında olması sebebiyle suya karşı kutsiyet atfedilerek kült merkezi haline gelmiştir. Bölgeye ilk olarak Sümerlerin gelmesiyle beraberinde tapınmalar ve kutsal alanlar oluşmuştur. Toplumlar, inançlar ve kültler, Mezopotamya kültürünün temellerini oluşturmaktadır. Bölgenin nehir ve su kaynakları bakımından önemli bir konumda olması dini ve kültürel hayatında vazgeçilmez unsurunu oluşturmaktadır. Dini hayatın bir unsuru olan suya karşı çeşitli tapınmalar ya da ibadet öncesi hazırlık sürecinde su Mezopotamya'da en etkili maddeyi temsil etmektedir. Su, bereketin simgesi olarak kabul edilmiş ve suya karşı adaklar adanmış, suyun tanrısı hoş tutulması amaçlanmıştır. İnsanoğlu, suyun arındırıcı ve temizleyici özelliklerinden yararlanmış, suyu arınma ayinlerinin en temel ögesi haline getirmiştir. Suyun canlılara sunduğu mükafatların yanında cezalandırıcı yönü de insanlar tarafından göz önünde tutulmuş; bu durum farklı ritüellerin, kültlerin oluşmasına zemin hazırlamıştır.

Neslihan Ay
Necmettin Erbakan University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Mirât-ı Târîh-i Osmânî

Rüştiye mekteplerine tarih dersleri konulmasının ardından sistemli bir tarih ders kitabı lüzumu görüldü. Bu ihtiyaç üzerine Aziz, Sami ve Şevki Beyler, Osman Gazi'den başlayıp II. Abdülhamid devrine kadar yaşamış olan bütün padişahları konu alan Mirât-ı Târîh-i Osmânî adlı ders kitabını kaleme almışlardır. Bu çalışma giriş, iki bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Çalışmanın giriş bölümünde esere kısaca değinilmiştir. Birinci bölümde Mirât-ı Târîh-i Osmânî'nin transkripsiyonu, ikinci bölümde eserin değerlendirilmesi ve bazı konuların mukayesesi yapılmıştır. Sonuç bölümünde ise genel bir değerlendirme yapılmıştır.

Ders kitaplarıEğitim tarihiMirat-i Tarih-i Osmani+6
Venhar Mamur
Necmettin Erbakan University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Demokrat Parti ve Demokrat Parti Van milletvekilleri

Demokrat Parti'nin 1950 Genel Seçimleri ile iktidara gelmesi Türk siyasi hayatında yeni bir dönemi başlattı. Ülke genelinde hızlı bir şekilde yapılanan ve halkın ilgisini cezbeden DP, Van'da da saygı duyulan isimleri etrafına toplayarak kendisine bir faaliyet alanı oluşturdu. Özellikle uzun yıllar baskılanan konulara karşı hassasiyet göstermesi 1950 ve 1954 yıllarında Van seçim bölgesindeki halkın da dikkatini çekti. 1950 ve 1954 seçimleri ile DP milletvekilli olarak TBMM'ye giren İzzet Akın, Kemal Yörükoğlu, Muhlis Görentaş, Hilmi Durmaz ve Hamit Kartal ise gerek şahsiyetleri gerekse yaptıkları hizmetlerle uzun yıllar isimlerinin iyi anılmasını sağladı.

Demokrat PartiGenel seçimlerSiyasi tarih+1
Fırat Ayhan
Necmettin Erbakan University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Eski Anadolu coğrafyasında dağ kültü

Dağlar oldukça büyük kütleleri, heybetli görüntüleri, yaşam alanı olmaları, barınma, korunma ve avlanma olanağı sağlamaları gibi birçok hayati özellikleri nedeniyle ilk insandan günümüze önem arz etmiş, dünya mitolojilerinde kutsal olarak görülmüş ve kültleştirilmiş yeryüzü oluşumlarıdır. Dağlar neredeyse tüm inanışlarda farklı nedenlerle önemli yer işgal eden bir öge olmuştur. Zaman zaman tanrısal bir mekân, zaman zaman vahyin geldiği yer ve tanrılara götüren bir yol, zaman zaman da evrenin kozmik merkezi olarak algılanmıştır. Kendilerine verilen değer nedeniyle, ayinlerin yüksek dağ başlarında gerçekleştirilmesi ve insanların dağ başlarına gömülmesi normal kabul edilmiştir. Gizemli konumu, göğe doğru yüksekliği ile dikkatleri üzerine çeken dağların sahip olduğu bu özellik, onları tarihi çağların tamamında cazibeli kılmıştır. Eski Anadolu'nun coğrafi olarak özel bir konumu bulunmaktadır. Ayrıca aşılması güç ancak belirli noktalarından geçitler ile geçilebilen paralel doğrultuda uzanan dağlar silsilesine sahip olduğu da bilinmektedir. Anadolu'da yaşayan muhtelif toplumlar da diğer toplumlar gibi, dağlara çeşitli anlamlar yüklemişler ve zamanla bu dağların kült olmasını sağlamışlardır. Bu nedenle dağ kültü açısından Eski Anadolu coğrafyası oldukça zengin bir birikime sahiptir. Eski Çağ Anadolu coğrafyasında yaşanan tarihi olaylara ve inançsal davranışlara tanıklık yapan bu dağlar sayesinde bölgenin zengin bir kültür ve inanç birikimine sahip olduğu değerlendirilmektedir. Bu çalışmanın amacı, dağ kültünün Eski Anadolu coğrafyasında yaşayan toplumların hayatındaki yerini, önemini ve işlevini incelemektir. Araştırma kapsamında Eski Çağ Anadolu kavimlerinin dağ ile olan ilişkileri inanç başta olmak üzere sosyal, tarihi ve kültürel boyutlarda çok yönlü olarak ele alınmış ve dağ kültü üzerine değerlendirmeler yapılarak ilgili alana katkı sağlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Kült, Dağ Kültü, Dağ-Tanrı, Eski Anadolu İnançları, Eski Anadolu Dağları.

AnadoluAnadolu uygarlıklarıDağ kültü+4
Taha Özgür
Necmettin Erbakan University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Sebepleri ve sonuçları açısından Hendek Gazvesi

Hendek Savaşı, Hz. Peygamber'in Bedir ve Uhud savaşlarından sonraki üçüncü büyük savaşıdır. Savaşın tarafları açısından, savaşta kullanılan taktikler bakımından, tarafların kayıpları yönünden diğer savaşlardan farklılıkları dikkat çekmektedir. Savaş 3 bin kişilik İslâm ordusuyla 10 bin kişilik Müşrik-Yahudi-Münafık müttefik ordusu arasında gerçekleşmiştir. Daha önceki ve daha sonraki savaşlardan farklı olarak Medine, şehrin etrafına hendek kazılarak korunmuş, sonuçta kalabalık sayıdaki orduların 20 günü aşkın mücadelesine rağmen her iki taraftan yaklaşık 14 kişi ölmüştür. Kuşatma, hicretin 5. yılı Şevvâl ayının 7. günü (1 Mart 627 Pazar) başlayıp Şevvâl ayının 27. günü (21 Mart 627 Cumartesi) sona ermiş, hendek kazım ve müttefik kuvvetlerin Medine'ye intikal süresi hariç yaklaşık 21 gün sürmüştür. Savaşın azmettiricisi Yahudilerdir. Antlaşmaya ihanetleri sebebiyle Medine'den sürülen Yahudiler, Mekkeli Müşriklerle ve diğer Müşrik kabilelerle, Medine içinde de Benî Kurayza Yahudileri ve Münafıklarla ittifak yapmışlardır. Müttefik kuvvetleri savaşa iten sebepler siyasî, dinî ve ekonomik endişelerken, Müslümanların savaşma sebebi meşru müdafaadır. Savaşın hem İslâm ordusu hem de müttefik kuvvetler açısından siyasî, askerî, dinî, sosyal ve ekonomik anlamda önemli sonuçları olmuştur. Bu savaş Müslümanların son savunma savaşıdır. Devam eden süreçte Müslümanlar otoritelerini kabul ettirmiş, müttefikler mağlup olup itibar kaybetmişlerdir. Savaşın gidişatını belirleyen Hz. Peygamber'dir. Kullandığı ve müttefiklerin de uymak zorunda kaldıkları hendek kazma taktiği, soğuk savaş, safları bölme gibi taktikler savaşta az sayıda kişinin ölmesini sağlamıştır. Hz. Peygamber istişareye dayalı, disiplinli, planlı bir şekilde mücadele etmiş, savaş için gerekli bütün imkânlarını seferber etmiş, bulduğu her fırsatta yaptığı dualarla Cenâb-ı Allah'tan yardım istemiş ve dilediği yardıma nâil olmuştur. Bu zafer bir anlamda kulun irade ve gayretiyle, Allah'ın yardımının birleşmesinin ürünüdür. Müttefik orduların mağlubiyetlerinde ordunun çok başlılığı, disiplinsizliği, farklı grupların amaçlarının bire bir örtüşmemesi etkili olmuştur. Neticede İslâmiyet'i tamamen ortadan kaldırmak amaç ve idealiyle Medine'ye saldıran müttefik kuvvetlerin ordusu beklemedikleri bir şekilde hezimete uğramışlar, siyasî, askerî, dinî, sosyal ve ekonomik anlamda ağır bedel ödemişler, bir daha Müslümanlara saldırma cesareti gösterememişlerdir. Müslümanlar ise hemen her alanda önemli kazanımlar elde etmişlerdir. Anahtar Kelimeler: İslâm Tarihi, Hendek Savaşı, Ahzâb Savaşı, Benî Nadîr, Benî Kurayza oldurulacaktır.

Beni KureyzaBeni NadirHendek Savaşı+5
Mümine Nur Güzel
Necmettin Erbakan University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Üsküp medreseleri

Balkanlar, konum itibarıyla tarihte pek çok devletin hakimiyet kurmak için mücadele ettiği bir coğrafyadır. Üsküp, Osmanlı döneminde Kosova Vilayetinin merkezi olması hasebiyle Türk kültürünün Bursa gibi önde gelen şehirlerinden biridir. 1392'de Paşa Yiğit Bey'in fethiyle Osmanlı birliğine katılan Üsküp, 1913 Bükreş Antlaşması'yla Osmanlının elinden çıkmıştır. Üsküp'ün fethinden sonra Türk yurdu haline getirilmesi için Anadolu'dan Türkler göç ettirilmiş ve şehri geliştirmek için vakıflar aracılığıyla cami, mescit, han, hamam, mektep, medrese, tekke, zaviye, hankâh gibi birçok yapı inşa ettirilmiştir. Medreselerin burada kurulmasıyla birlikte devlete ve topluma gerekli din hizmetlerinin yanı sıra aynı zamanda adlî ve idarî görevleri alacak kişileri yetiştirmek, toplumun refah ve kültür seviyesini yükseltmek amaçlanmıştır. Bu bağlamda kimi zaman padişah veyahut devlet adamları kimi zaman da hayırseverler eliyle Gazi İshak Bey, Gazi İsa Bey, Yahya Paşa, Mustafa Paşa, Lonca, Tütünsüz, Sultan Murad ve Meddah medreseleri gibi eğitim yapıları inşa ettirilmiştir. Burada Osmanlı devrinin ünlü âlimlerinden, aynı zamanda Tevârîh-i Âl-i Osmân adlı eserin de yazarı olan Kemalpaşazâde ve Taşköprülüzâde Ahmed Efendi gibi ilim adamları görev yapmış; hatta bazı eserlerini burada yazmışlardır. Ayrıca Mustafa Efendi, Şücâüddin İlyas Efendi ve Hasan Fehmi Efendi gibi Üsküp'te kendini yetiştirmiş âlimler burada görev yapmışlardır. Pek çok ilmiye mensubu Üsküp medreselerinden icazet alıp İstanbul, Edirne ve Bursa gibi köklü şehirlerin medreselerinde hocalık yapmışlardır. Bu nedenle Üsküp ve diğer şehirler arasında organik bir bağ vardır. Bu çalışmada Osmanlı döneminde Üsküp şehir merkezinde kurulmuş olan medreseler incelenmiştir. Araştırma neticesinde 21 adet medresenin bulunduğu sonucuna varılmıştır. Bu eğitim yapılarının hiçbiri günümüzde mevcut değildir. Fakat, Osmanlı dönemine ait vakıf eserlerinin bir kısmı ayakta ve kullanılabilir bir haldedir. Anahtar Kelimeler: Üsküp, Medrese, Osmanlı Devleti, Balkanlar, Makedonya.

BalkanlarEğitim kurumlarıEğitim tarihi+5
Ertan Emin
Necmettin Erbakan University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de eğitim ve kültür faaliyetleri (27 Mayıs 1960-12 Eylül 1980)

Bu çalışmada; 27 Mayıs 1960 ve 12 Eylül 1980 tarihleri arasında Türkiye'de gerçekleşen iki darbe arası dönemdeki eğitim ve kültür faaliyetleri incelenmiştir. Çalışmada her öğretim kademesindeki gelişmeler; dönemin beş yıllık kalkınma planları, Millî Eğitim Bakanlığı'nın şȗra kararları, eğitim ile ilgili çıkarılan kanunlar ve yönetmelikler ile değerlendirilmiştir. Kültürel gelişmeler ise dönemin edebiyat, tiyatro, sinema, resim, heykel, müzik ve müze faaliyetleri hakkında bilgiler anlatılmıştır. Anahtar Kelimeler: Millî Eğitim Şȗrası, Beş Yıllık Kalkınma Planı, Eğitim, Kültür, 27 Mayıs 1960, 12 Eylül 1980, Sinema, Tiyatro.

12 Eylül müdahalesi27 Mayıs 1960 ihtilaliAskeri müdahale+7
Rezzan Yücer
Necmettin Erbakan University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Tek parti iktidarının iktisadi dış politikası

Türkiye Cumhuriyeti, bu yıl içerisinde yüz yılı aşmış bir devlettir. Devletin bir asırlık ömründe gerçekleştirmiş olduğu siyasi, ekonomik ve eğitim amaçlı birçok politikası ve bu politikalarında başta iç ve dış olmak üzere pek çok belirleyici unsur bulunmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin ilk yirmi yedi yılını kapsayan tek parti iktidarı dönemi, bir asırlık tarihte önemli ve ayrıcalıklı bir yere sahiptir. Bu dönemin önemi ve ayrıcalığı, ülkenin bizzat kurucuları tarafından yönetim sürecinin gerçekleştirilmiş olmasından ileri gelmektedir. Bunun yanında Millî Mücadele sonrasında ve İkinci Dünya Savaşı yıllarındaki politikalara tek parti dönemi içerisinde yön verilmiş olması, bu dönemi Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ayrıcalıklı bir yere taşıyan önemli konu başlıklarıdır. Söz konusu olayların yanı sıra ekonomi politikalarındaki yol haritaları ve ülke ekonomisini güçlendirmek ile beraber uluslararası ticaret faaliyetlerinde gösterilen atılım süreçleri, tek parti dönemini incelemek için önemli ekonomik sebepler arasında yer almaktadır. Bu tezde tek parti iktidarı olarak literatüre geçen yirmi yedi yıllık kesintisiz bir sürecin dış siyaseti ve ekonomi politikaları incelenmiştir. İncelenen dış ilişkiler, siyasi politika değerinde değil; ekonomik alanda irdelenmiş, ilişkilere yön veren ekonomik faktörler ve altyapıları değerlendirilmiştir. Uygulanan politikalar ile ulaşılmak istenen kazançlar ve ittifaklar, altyapıları ve uluslararası ortam dikkate alınarak değerlendirilmiştir.

Cumhuriyet Halk PartisiEkonomi politikalarıEkonomi tarihi+4
Zeynep Yılmaz
Necmettin Erbakan University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisine katılan Konya milletvekillerinin faaliyetleri

Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi, olağanüstü şartlar altında 23 Nisan 1920'de açılarak demokrasi ve millet adına büyük bir adım atılmıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisine katılacak üyeler iki kez seçimle belirlenmiştir. Bu olay Türk inkılabının organı olan ilk Meclisi farklı yapan unsurdur. Olağanüstü yetkilere sahip olan kurucu Meclise, her sancaktan 5 üye seçilerek Ankara'ya gönderilmiştir. TBMM'nin ikinci oturumunda Mustafa Kemal Atatürk, 110 TBMM üyesinin oyu ile Meclis Başkanlığına seçilmiştir. Meclis Başkan Vekilliğine ise Konya Mevlana Dergâhı Postnişi Abdülhalim Çelebi 91 oy ile görevlendirilmiştir. Konya'dan katılan üye sayısı ilk günler 5 kişiyken Mebusan Meclisi'nin kapatılması üzerine temsil heyetinin çağrısına uyan mebusların Ankara'da Türkiye Büyük Millet Meclisine katılmaları ile sayısı 10'a çıkmıştır. Meclis-i Mebusan'dan katılan TBMM üyeleri: Mehmet Vehbi Efendi, Yalvaçlı Ömer Vehbi Efendi, Hacı Kurrazade Bekir Efendi, Halil Kazım Hüsnü Bey ve Musa Kazım Efendi'dir. Konya'da yapılan seçim sonucunda katılanlar ise: Abdülhalim Çelebi Efendi, Bekir Refik Koraltan, Hacı Arif Bey, Saatçizade Mehmet Rıfat Efendi ve Hulusi Bey'dir. Vatanın kurtuluşunda Konya'yı temsil eden TBMM üyeleri olarak, hepsi birer Kuva-yı Milliye taraftarı olmuşlardır. Birinci TBMM'de Konya'dan katılan TBMM üyeleri önemli görevlerde yer almışlardır. Anahtar Kelimeler: Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi, TBMM Üyesi, Konya, Seçim, Ankara.

AnkaraKonyaMilletvekili+3
Cansu Mert
Necmettin Erbakan University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Amasya şehrinin fiziki oluşumunda vakıfların rolü (XIII-XVIII. yüzyıl)

İslam medeniyetinin en önemli unsurlarından birisi de hiç şüphe yok ki vakıf müessesesidir. Hayırseverler tarafından dinî/hayrî gayelerle tesis edilen vakıflar İslam medeniyetini birçok yönden etkilemiştir. Özellikle Osmanlılar döneminde zirvesini yaşamış olan bu kurum; toplumdaki ekonomik, dini, sosyal, sağlık ve temizlik ihtiyaçları gibi günümüzde karşılanması devlet vazifesi sayılan ihtiyaçların, hayırseverler tarafından yapılan hayrat binalar ya da bu binaların hizmet ve yapılarının devamlılığı için kurulan vakıflar sayesinde giderilmesini sağlamıştır. Vakıflar, yerine getirdikleri bu hizmetlerle beraber kuruldukları yerlerde yeni bir şehrin ortaya çıkmasını sağladıkları gibi şehirlerin genişleme yönünün belirlenmesini de doğrudan etkileyerek fiziki yapının oluşmasında önemli bir faktör olmuşlardır. Nitekim hayırseverlerin gelir getirici unsurlar olarak vakfettikleri iktisadî unsurlar şehirlerin ticarî alanlarını oluştururken, yaptırdıkları hizmet binaları da dinî ve sosyal alanları olarak yerleşme ve genişleme de aslî unsurlar olmuşlardır. Öte yandan vakfedilen yeşil alanlar, temiz su kaynakları ve tahsis edilen temizliki kadroları, vakfın ebediliği ilkesi gereği şehirde yeşil alanların uzun yıllar korunmasını sağlamıştır. Bununla birlikte yapıların bakım-onarımının da yine vakıflar tarafından yerine getirilerek bu müesseselerin birçoğunun günümüze ulaşmasını sağlaması, çağının üzerinde bir çevrecilik anlayışının ürünüdür. Nitekim Amasya şehri 200 yıla yakın bir süre şehzade sancağı olması ve doğuda İran savaşlarında bir sınır şehri olması nedeniyle birçok hanedan üyesi ve üst bürokrasiden kişiler tarafından sayısız hayrat eserin ve bunların ihtiyaçları için gelirlerin vakfedildiği örneklerin görüldüğü bir şehir olmuştur. Arşiv vesikaları ve araştırma kaynaklarından yararlanılarak hazırlanan bu çalışmada Amasya şehrinin fiziki oluşumunda vakıf kurumunun rolünün çok önemli bir paya sahip olduğu görülmüştür.

Ömer Sait Türkmen
Necmettin Erbakan University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Demirel hükümetlerinin Kıbrıs politikası (1965-1971)

Bu tez çalışmasında Kıbrıs'ın tarihsel önemi ve geçirdiği evler açıklanmaya çalışıldıktan sonra, tezin esas konusunu teşkil eden 27 Ekim 1965 ve 26 Mart 1971 yılları arasında tek başına iktidar olan Süleyman Demirel liderliğindeki Adalet Partisi'nin Kıbrıs meselesine yaklaşımı ve faaliyetleri incelenmiştir. Çalışmada Kıbrıs'taki gelişmeler, Cumhuriyet Senatosu Tutanakları esas alınmak üzere, cumhurbaşkanlığı arşivi, dönemin ulusal gazetelerinden Tercüman, Milliyet ve Hürriyet gazeteleri, Dışişleri Belleteni ve TBMM Zabıtları ile akademik tez, kitap, dergi, makale ve internet kaynakları değerlendirilerek çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kıbrıs, Adalet Partisi, Süleyman Demirel, Enosis, Taksim, Federal Devlet, Dış Politika.

Burak Kahraman
Necmettin Erbakan University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Soğuk Savaş döneminde Demokratik Alman Cumhuriyeti'nden Türkiye'ye propaganda yayını yapan Bizim Radyo (1958-1989)

Bizim Radyo 1958 yılında Demokratik Alman Cumhuriyeti'nin Leipzig şehrinde Türkiye içinde illegal ilan edilmiş Türkiye Komünist Partisi'nin dış bürosu tarafından kuruldu. Gizli bir propaganda radyosu olan Bizim Radyo'nun temel amaçları arasında Türkiye'ye yönelik komünizm propagandası yapmak, anti-emperyalist yayınlara imza atmak ve sosyalist ülkelerdeki politik gelişmeleri Türkiye'deki dinleyicilerine aktarmak yer almaktadır. 1989 yılına kadar yayın hayatını sürdüren Bizim Radyo İsmail Bilen, Nazım Hikmet ve gazeteci Sertel ailesinin üyeleri Zekeriya Sertel, Sabiha Sertel ve Yıldız Sertel tarafından kurulmuştur. Daha sonra Zeki Baştımar, Aram Pehlivanyan, Hayk Açıkgöz ve eşi Anjel Açıkgöz, Bilal Şen ve Gün Benderli gibi isimlerin katılımı sonucunda genişleyen kadrosuyla yayın hayatına devam eden Bizim Radyo birçok konu hakkında propaganda yayınları yaptı. Bu konular arasında Türk-Sovyet dostluğu, Amerikan emperyalizmi karşıtlığı, Türkiye'deki işçi-köylü hareketleri, Batı Almanya'daki Türk işçiler, Türkiye'deki askeri darbeler ve ordu, Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO), Merkezi Antlaşma Teşkilatı (CENTO), Amerika Birleşik Devletleri'ne hizmet ettiklerini düşündükleri Demokrat Parti, Adalet Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi ve kendilerine ideolojik olarak daha yakın buldukları Türkiye İşçi Partisi gibi siyasi partiler, Türk dış politikasını ilgilendiren Kıbrıs ve Ortadoğu gibi meseleler ve Kürt hareketi yer almaktadır. Bizim Radyo, Soğuk Savaş'ın bitişini simgeleyen 1989 yılındaki Berlin Duvarı'nın yıkılmasının birkaç gün öncesinde yayın hayatını noktalamıştır. 31 yıllık yayın hayatına bakıldığında Bizim Radyo'nun propaganda yayınları Türkiye iç siyasetinde, Türk-Sovyet ilişkilerinde ve daha birçok konuda etki bırakmıştır. Ayrıca Türk-Sovyet ilişkilerinin gelişmeye başladığı 1960'ların ikinci yarısında Bizim Radyo'nun propaganda yayınları Türkiye tarafından sık sık Sovyetlere şikayet edilmişse de bu yayınlar iki ülke arasında büyük bir sorun yaratmamıştır. Anahtar Kelimeler: Bizim Radyo, Propaganda, Soğuk Savaş, Türkiye Komünist Partisi, Gizli Radyolar, İsmail Bilen, Nazım Hikmet.

Oğuz Erdur
Mimar Sinan Fine Arts University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

İki savaş arasında Osmanlı idaresinde Bosna eyaleti (1739-1768)

Bu çalışma dört asrı aşkın Türk idaresi altında kalan Bosna eyaletinin 1739-1768 yılları arasındaki tarihî kesitine odaklanmaktadır. Osmanlı Devleti'nin Balkan yarımadasındaki en önemli eyaletlerinden birisi olan Bosna'da Osmanlı-Avusturya-Rus savaşının (1736-1739) ardından bir müddet sükûnet hâkim olsa da XVIII. yüzyıl ortalarına doğru büyük bir isyan patlak vermiştir. Bu çalışma sonuçları itibariyle söz konusu isyanın ortaya çıkmasında görevlerini suistimal eden yerel yönetici sınıfın ve kendilerini yeniçeri ilan eden bazı asilerin önemli rol oynadığını göstermiştir. Merkezî hükûmet ve yerel yönetici sınıf söz konusu isyanı bastırmakta oldukça güçlük çekmiş, eyaletteki mevcut yönetim işleyemez bir hâle gelmiştir. Bu nedenle isyan fasılalarla yaklaşık on yıl devam etmiştir. İsyanın bastırılmasından sonraki yıllarda ise Bosna'da devlet otoritesi yeniden sağlanmış ve eyalet nispeten daha huzurlu bir ortama kavuşmuştur. Ele alınan dönemde eyaletin Avusturya ve Venedik hudutlarında asayişi bozan çok sayıda olay yaşanmıştır. Bu sorunların çözümünde diplomatik yollar tercih edilmiş ve uzlaşmacı bir siyaset takip edilmiştir. Bosna valileri bu yıllarda Karadağ'da ortaya çıkan isyanlarla da ilgilenmek zorunda kalmışlardır. Bosna'dan bölgeye düzenlenen askerî operasyonlarla Karadağlı asiler itaat altına alınmışlarsa da askerî geri çekilişi fırsat bilen Karadağlılar her defasında yeniden isyan bayrağı açmışlardır. Bu çalışmada söz konusu döneme dair Bosna eyaletindeki sadece siyasi ve sosyal gelişmelere ışık tutulmamıştır. Aynı zamanda eyaletteki idari, askerî, dinî, kültürel ve iktisadi yapılar ile mimari alandaki faaliyetlere yönelik de fikir verici tespitlerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Osmanlı Devleti, Bosna, Hersek, Bosna eyaleti, Balkanlar, XVIII. yüzyıl.

18. yüzyılBalkanlarBosna+3
Uğur Koca
Mimar Sinan Fine Arts University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Eyyûbîler Ve Memlûkler döneminde İskenderiye (1167-1517)

Bu tez Mısır'da yer alan İskenderiye şehrinin 1167-1517 yılları arasındaki tarihini incelemektedir. Çalışma, Eyyûbîlerin daha Mısır'da yönetime gelmeden şehirle gerçekleşen ilk temasıyla başlayıp Osmanlıların fethiyle sonra ermektedir. İskenderiye, tarih boyunca önemli bir şehir olmakla birlikte Haçlı seferleri döneminde kilit bir role bürünmüştür. Eyyûbîlerin tarih sahnesine çıkmalarından kısa bir süre sonra Haçlıların yönünü Mısır'a çevirmesi, şehrin stratejik önemini arttırmıştır. İskenderiye, sahilde bulunması sebebiyle her zaman tehdit altında olsa da Haçlılar döneminde bunu daha da yakından hissettirmiştir. Dolayısıyla Mısır yöneticileri için İskenderiye savunması ciddi bir devlet stratejisi haline gelmişti. Eyyûbîler döneminde Haçlıların yönünü Dimyât'a çevirmesiyle 1174 yılındaki Norman saldırısı dışında şehre karşı bir atak olmamıştır. Memlûkler döneminin ilk asrında devletin İskenderiye politikası değişmese de ilerleyen süreçte karşımıza zıt bir tablo çıkmaktadır. XIV. yüzyılda devletin yaşadığı rehavet ve iç çekişmeler şehir savunmasını zayıflatmıştır. Böylelikle İskenderiye 1365 Haçlı seferine hazırlıksız yakalanmıştır. Kıbrıs kralı Pierre de Lusignan önderliğindeki Haçlı ordusu tarafından kısa sürede düşen İskenderiye, oldukça büyük yıkım ve yağmaya uğramıştı. 1365 yılında gerçekleşen Haçlı seferi şehir tarihinde önemli gelişmelere yol açmıştır. İlk olarak İskenderiye, normal vilayet yönetiminden niyâbetü's-saltana yönetimine geçirilmiştir. Tesis edilen yeni sistemde şehrin yönetiminde daha rütbeli emîrler görevlendirilmiştir. Aynı zamanda şehrin askerî gücü de arttırılmıştır. İdarî sistemde İskenderiye'nin bu yüksek konumu, devlet yıkılana kadar devam etmiştir. 1365 Haçlı seferi aynı zamanda parlak bir çağ yaşadıktan sonra İskenderiye'nin gerilemeye başlamasında ilk aşamalardan biri olmuştur. Bu tarihten sonra başlayan gerileme XV. yüzyılda zirveye çıkmıştır. İskenderiye, sahip olduğu coğrafî konum ve bunun getirisi olan ticarî zenginlik ile Mısır'ın en önemli ikinci şehri olmuştur. Dolayısıyla burada güçlü bir idarî sistem tesis edilmiş ve birçok kamu görevlisi şehirde görev yapmıştır. Yine şehrin nüfusunun kalabalık olması burada güçlü bir adlî sistemin olmasını da gerektirmiştir. İskenderiye aynı zamanda kozmopolit bir şehirdi. Müslüman, Hristiyan ve Yahudi halk bir arada yaşamaktaydı. Bunların dışında şehirde geçici olarak bulunan yabancı tüccarlar mevcuttu. Bütün bunlar şehirde canlı bir sosyal yaşama yol açmıştır. İskenderiye bütün olumlu özelliklerine rağmen XV. yüzyılda hızla küçülmüştür. Sürekli tekrarlayan korsan saldırıları, sık sık kendini gösteren afetler, devlet yönetiminin ticarette uyguladığı sert poltika ve konulan ağır vergiler, İskenderiye'de nüfus kaybına yol açmıştır. Nüfusun azalması ise şehrin giderek tahrip olmasına sebep olmuştur. XV. yüzyıl sonlarında Ümit Burnu'nun Portekizlerce keşfi, İskenderiye'nin en önemli vasfı olan ticarete büyük zarar vermekle birlikte şehri daha da kötü bir duruma sokmuştur.

EyyubilerMemlüklerİskenderiye
Yunus Emre Aydın
Mimar Sinan Fine Arts University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Doğu Roma İmparatoru Tıberıus Constantinus (574-582)

Doğu Roma İmparatoru Tiberius Constantinus, kısa süreli hükümdarlığına rağmen dikkate değer bir kişidir. Doğu Roma veya diğer tanımlama ile Bizans Tarihi içinde, İmparator Iustinianus'un 565 yılında ölümü ile İmparator Heraclius'un 610 yılında tahta çıkışı arasında geçen dönemde hüküm sürmüş imparatorlardan birisidir. 574-578 yılları arasında caesar olarak devlet yönetiminde yer almıştır. 578-582 yılları arasında ise augustus olarak tek başına imparatorluğu yönetmiştir. Onun hükümdarlığında, birçok önemli gelişme olmuştur. Toplum hayatından devlet yönetimine, ekonomik durumdan siyasi olaylara ve diplomatik diyaloglara kadar bunlar sıralanabilir. Ek olarak bütün bunlar, Doğu Roma İmparatorluğu Tarihi kadar Türk Tarihi, İran Tarihi, Avrupa Tarihi, bölgesel tarihçilik açısından da önemlidir. Ayrıca, onun yönetim anlayışı hem kendi dönemini hem de imparatorluğun sonraki dönemlerini etkilemiştir. İmparator II. Iustinus'tan tacı devralan Tiberius Constantinus'un ölümünden sonra İmparator Mauricius'un hükümdarlık dönemi başlamıştır. Bu çalışma, Doğu Roma İmparatoru Tiberius Constantinus'un hükümdarlık dönemini kapsamaktadır. Aynı zamanda biyografi çalışması olan bu tezde, Tiberius Constantinus'un hayatı ve hükümdarlık dönemi Doğu Roma Tarihi kaynaklarının yardımı ile incelenmiştir. İçeriğin oluşumunda, etimoloji, numismatik, hukuk gibi alanların yanı sıra, Roma Tarihi'nden de destek alınmıştır. Tez çalışmasının giriş kısmında, tezin amacı ve Doğu Roma Tarihi içerisinde tezin kapsamı açıklanmıştır. Ardından, yöntem ve kaynaklar belirtilmiştir. Kökeni, ailesi ve kariyeri, imparator olmadan önceki yaşamında yer almıştır. II. Iustinus'un hastalığı sonrasında tahta çıkma süreci ve sonrasında dahili konular, dış politika içerisinde Sâsânîler, Avarlar, Göktürkler ve Avrupa'daki Erken Ortaçağ krallıkları ile ilişkiler bu tezin ana bölümünde incelenmiştir.

Bizans İmparatorluğu
Metin Uslu
Mimar Sinan Fine Arts University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

et-Tâi'-Lillâh ve Büveyhîler (974-991)

Bu çalışma 24. Abbâsî Halifesi et-Tâi'-Lillâh'ın 363-381/974-991 yılları arasındaki hilâfet dönemini ve Abbâsî Halifeliği'nin Büveyhîler yönetimindeki dönüşümünü incelemektedir. et-Tâi'-Lillâh, makamına tayin edildiğinde Abbâsîler siyasî, sosyal, iktisadî ve dinî bakımdan büyük bir gerileme içindeydi. Esasında Halife el-Mütevekkil-Alellâh'dan (232-247/847-861) itibaren idarede özellikle Türk emîrlerin etkinlikleri artmış, halifeler ise siyasî otoritelerini yavaş yavaş kaybetmeye başlamışlardı. Bu durum merkezî otoritede birtakım aksaklıkların oluşmasına sebebiyet vermişti. Neticede İslâm Devleti'nin farklı bölgelerinde yarı bağımsız veya tam bağımsız hareket eden mahallî hânedanlar kurulmuştu. IV./X. yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren bu duruma çareler aramaya başlayan Abbâsî halifeleri, askerlerin siyasete ve orduya müdahalelerini kolaylaştıran emîrü'l-ümerâlık adında bir müessese teşkil etmişlerdi. Bahsi geçen yüzyılın ortalarına doğru Deylem asıllı Zeydî-Şiî inancını benimsemiş Büveyhî hânedanının kurulması ve hilâfet merkezi Bağdat'ı ele geçirmeleri ile Abbâsî halifeleri üzerinde yaklaşık bir asır sürecek bir tahakküm başlatmıştır. Diğer yandan Büveyhîler Şiî olmalarına rağmen Sünnî Abbâsî hilâfetini ortadan kaldırmamışlardır. Kendi iktidarlarının meşruluğunu sağlayabilmek için halifelerin dinî ve manevî gücünden yararlanmayı tercih etmişlerdir. Hilâfetinin tamamını Büveyhî tahakkümünde geçiren Abbâsî Halifesi et-Tâi'-Lillâh'ın döneminde idarenin hemen her alanında fazlasıyla hissedilen bir baskı ortaya çıkmış, böylelikle hilâfette hukukî, idarî ve dinî açıdan dönüşüm kaçınılmaz olmuştur. Halifelerin uzun yıllardır sahip oldukları bazı yetkileri bu dönemde Büveyhî emîrlerinin kısıtlamalarına maruz kalmıştır. Abbâsî tarihinde halifeler hiçbir zaman et-Tâi'-Lillâh'a uygulanan bir muamele ile karşılaşmamış, onun kadar küçük düşürülmemişlerdir. Bu yönüyle diğer halifelerden farklı bir konumda olan et-Tâi'-Lillâh'ın döneminde gerçekleşen olaylar Abbâsî tarihine damga vurarak sonraki halifelerin takip ettikleri siyasete yön vermiştir. Onun hilâfetinde Büveyhîlere karşı kaybedilen nüfuz, kudret ve itibar sonraki dönemlerde yeniden kazanılmaya çalışılmıştır. Büveyhîlerin tahakkümündeki Abbâsî Halifesi et-Tâi'-Lillâh'ın döneminde gerçekleşen olayların ve onun hayatının konu edildiği bu çalışmanın ilk bölümünde doğumu, hilâfeti öncesi siyasî ortam ve halife olması, ikinci bölümünde onun döneminde Bağdat iktidarını ele geçiren Büveyhî emîrleri zamanında hilâfet merkezinde gerçekleşen hadiseler, üçüncü bölümünde dış münasebetler, dördüncü bölümünde hilâfetin dönüşümü ve son bölümünde ise onun halifelik kariyerinin nihayete ermesi, şahsiyeti ve ailesi incelenmektedir.

Abbasi DevletiAbbasilerBüveyhiler+3
Gülhan Duygun Yaman
Mimar Sinan Fine Arts University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

M.S. IV.- VI. yüzyıllar arasında Batı ve Doğu Roma İmparatorluklarındaki elçilik faaliyetleri

Bu çalışmada, M. S. IV. - VI. yüzyıllar arasında Batı ve Doğu Roma İmparatorlukları'ndaki elçilik faaliyetleri incelenmiştir. İmparatorlukların içinde bulunduğu ve dönemsel olarak değişen siyasi ve askerî şartları politik kariyerlerini de etkilemiş; askerî başarılar yahut başarısızlıklar diplomatik faaliyetleri kaçınılmaz kılmıştı. Söz konusu tarihlerde Roma devleti için batıda Germen kavimlerinin yarattığı tehlikeler, doğuda Sasaniler ile yürütülen mücadelelere ek olarak Ermeni ve İberya krallıkları ile inişli çıkışlı olan ilişkiler, Balkanlar'da ise Avarlar büyük bir tehkike oluşturmaktaydı. Savaşı son çare olarak gören Batı ve Doğu Roma devletleri için diplomatik ilişkiler, yürütülen müzakereler azami önem taşımaktaydı. Roma devleti diplomasiyi, yabancı ve komşu halklar yahut devletlerle gerçekleştirdiği müzakereleri belli prensipler üzerinde temellendirerek uygulamıştır. Söz konusu diplomatik faaliyetler Sasaniler başta olmak üzere, Germen kavimleri (Ostrogotlar, Vandallar, Vizigotlar, Süevler, Franklar, Gepidler, Sarmatlar), Hunlar, Avarlar, Göktürkler ve bazı topluluklar ile gerçekleşmişti. Ayrıca, imparatorluk sınırlarında gerçekleşen ve sayıca fazla olan iç elçilikler de çalışmada incelenmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde M. S. IV. - VI. yüzyıllar arasında batı ve Doğu Roma devletlerinin siyasi durumu genel hatlarıyla verilmiştir. İkinci bölümünde diplomasinin tanımı, Eski Yunan şehir devletleri ve Roma devletlerinde diplomasinin özellikleri, incelediğimiz tarih aralığında diplomaside görevli birimler ve memurlar verilmiştir. Bu bölümde ayrıca, antik kaynaklardan taradığımız ve kataloğunu oluşturduğumuz elçilikleri alt başlıklar halinde çeşitli özelliklerine göre ayırıp bunlara ilişkin değerlendirmelerde bulunduk. Çalışmanın üçüncü bölümü Batı ve Doğu Roma İmparatorlukları'ndan yapılan elçilikler, dördüncü bölümü ise Batı ve Doğu Roma İmparatorlukları'na yapılan elçiliklerden katalog oluşturduğumuz bölümlerdir. Antik kaynaklardan aktardığımız diplomatik faaliyetlerin yorum kısmında ise söz konusu elçiliği anlamaya yönelik siyasi tarihe ilişkin bilgiler verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Roma Devleti, Dış ilişkiler, Diplomasi, Elçilik.

Emine Akkaya
Mimar Sinan Fine Arts University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Kaçar tarih yazıcılığında hanedanın meşruiyeti

Safevi Devleti'nin yıkılışı ile birlikte Kaçarlar İran'ın iktidara talip güç unsurlarından biri oldular. Rakipleri Afşarlar ile Zendleri bertaraf edip İran saltanatını ele geçirmeleri 1796 yılını buldu. Meşrutiyet Devrimi'nin sarstığı Kaçar hanedanı Birinci Dünya Savaşı'nı takip eden istikrarsızlık sırasında, 1925'te Meclis kararıyla son buldu. Doktora tezi olarak hazırlanan bu çalışmada Kaçar idaresinin tarih yazıcılığı vasıtasıyla ortaya koyduğu meşruiyet anlayışı incelenmiştir. Kaçar vekayinamelerinde hanedana idari, dinî ve tarihî meşruiyet kazandırmaya yönelik anlatılara yer verilmiştir. İdari meşruiyetin inşası amacıyla hükümdarlar ile veliahtlarının saltanatın hak sahipleri oldukları açıklanmış, devletin hanedana aidiyetinin nedenleri, ülkenin tarihî topraklarına niçin hâkim olunması gerektiği ve iktidarın mutlak oluşunun lüzumu üzerinde durulmuştur. Dinî meşruiyetin inşasında Şii fıkhıyla doğrudan çelişilmeyerek hükümdarların ve devletin İslamiyet'i ve Şiiliği temsil ettikleri ileri sürülmüştür. Kullanılan hukukî kavramlarla Kaçar yönetim anlayışının hukuka yaklaşımı ortaya konmuştur. Bu sayede kanuna dayalı bir idarenin kurulamayışının düşünsel nedeni anlaşılmaktadır. Tarihî meşruiyetin teminine yönelik, hanedanın kökeni ve geçmiş devirlerin hanedanlarıyla bağları hakkında iddialarda bulunulmuştur. Bu iddialar Türklerin ve İran'ın İslam öncesi tarihleri ile İslam'dan sonra İran'ı yöneten hanedanların bir arada değerlendirildiğini göstermektedir. Halkın memnuniyetini kazanmayı başaramayan Kaçar idaresinin inşasına çabaladığı meşruiyet anlayışı, muhaliflerinin fikriyatına yenik düşmüştür. Şii fıkhının siyasi kuramı Kaçar tarihi boyunca hanedanın dinî zeminini aşındırmıştır. Kanuna dayalı muntazam bir idare kuramayan mutlak saltanatın yerini meşruti saltanat almış, nihayet Kaçar hanedanı iktidarı kaybetmiştir. Kaçar hanedanı ıslahatın başarılamayışının ve ülkenin içinde bulunduğu zaafın müsebbibi olarak addedilmiştir. Islahat talep eden aydınların faaliyetleri neticesinde İran'ın İslam öncesi tarihini merkeze alarak Türk unsurunu dışlayan bir tarih ve kimlik anlayışı gelişmiştir.

DevletDevlet idaresiDin+6
Mümin Semercioğlu
Mimar Sinan Fine Arts University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye Selçukluları ve beylikler döneminde tıp ilmi

1071 yılı itibariyle Anadolu'ya Türklerin yerleşmesi sonucunda ilk olarak çeşitli beylikler siyasi hâkimiyet kurmuş, akabinde 1078 yılında Türkiye Selçukluları Devleti tarih sahnesinde yerini almıştır. Anadolu'da tıp ilminin gelişimi Türk-İslâm medeniyetinin bir sentezi neticesinde oluşmuştur. Bu dönemde sultanlar ve devlet görevlileri ülkenin pek çok şehrinde dârüşşifalar ve eğitim kurumlarının kurulmasına vesile olmuştur. Türk tıp tarihinin en büyük gelişimleri Türkiye Selçukluları ve Beylikler döneminde meydana gelmiştir. Tıp fakültelerinin ilk örnekleri Anadolu'da görülmüş aynı zamanda bu alanda Türkçe eserler yazılmaya başlanmıştır. Yaklaşık üç yüzyıllık süreçte yaşanan iç çatışmalar, savaşlar ve salgın hastalıklara rağmen tıp alanındaki gelişimin sürdürüldüğü görülmektedir.

Anadolu BeylikleriAnadolu SelçuklularıBeylikler Dönemi+5
Fulya Dilşat Kaya
Mimar Sinan Fine Arts University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Ankara's phantom bourgeoisie in the Late Ottoman and Early Republican Periods

This study focuses on the development and relationship with the state of the Muslim-Turkish commercial bourgeois class in Ankara from the Tanzimat era to the early years of the Republic. In Ottoman and Turkish historiography, it has generally been argued that the bourgeois class developed later than in Europe and that it was created by the state. This vested narrative, which operates on the assumption that capitalists were passive in relation to politics, has pushed class analysis in the formation of the nation-state to the background. Muslim - Turkish merchants were instrumentalized in the creation of a new bourgeois class and used to Turkify the economy during the nation-state phase. Contrary to the general belief, this thesis draws attention to the class dynamics of the Muslim-Turkish bourgeoisie in Ankara, tracing its roots back to the Ottoman era. By examining the family origins, commercial ties, roles in local councils, and class characteristics of some prominent political and economic figures from Ankara, particularly during the first ten years of the Republic, demonstrates that the seeds of this class were sown well before the advent of national economic policies. This study argues that this class, which successfully adapted to each new era, including the Second Constitutional Period, the National Struggle, and the Republic, was not created from scratch but increased its commercial and political influence in conjunction with the implementation of the national economic programs. It is asserted that the commercial bourgeoisie tried to prioritize their class interests with their actions throughout all these periods.

Republic historyEconomic history
Alper Kara
Boğaziçi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00