Ankara University
Discipline

Philosophy and Religious Studies

Ankara University

2,320

Archived Theses

2

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Zihin felsefesinde 'Qualia' tartışması ve Daniel Dennett'ın itirazı

Son dönemlerde zihin felsefesinde tartışılan önemli problemlerden biri qualia problemidir. Qualia kavramı, deneyimin öznel niteliğini ifade etmektedir. Qualianın varlığının kabul edilmesi, her şeyin fiziksel olduğunu kabul eden fizikalizm, materyalizm gibi görüşleri yanlışlamaktadır. Qualia, zihinsel ögelerin kabulünden hareketle bilince, bilincin varlığından hareketle ise Tanrı'nın varlığını kabule götüren kritik bir noktaya işaret etmektedir. Daniel Dennett, qualianın varlığına dair bilimsel verilere dayalı herhangi bir delil bulunmadığını savunarak indirgemeci bir tutum sergilemektedir. Ancak Dennett'ın bu düşüncesini temellendirdiği evrimci fizikalist görüş, kendi içerisinde pek çok tutarsızlık barındırması nedeniyle eleştirilmiştir. Tez iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde qualia probleminin ortaya çıkmasına neden olan zihin-beden problemi ve bilinç sorunu ele alınmıştır. İkinci bölümde ise Daniel Dennett'ın qualia problemi hakkında öne sürdüğü düşünceler incelenerek bu düşüncelere yönelik ortaya koyulan itirazlar incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Qualia, Zihin-Beden Problemi, Bilinç, Bilinç Argümanı, Dennett

Sena Tengiz
Ankara University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Fârâbî ve İbn Bâcce'de ahlâk ve siyȃset

Düşünce sistemlerini gerçek mutluluğa ulaşma gayesi üzerine tesis eden Fȃrȃbȋ ve İbn Bȃcce, belirlenen gaye için insanın varlık yapısını, yetkinliklerini, kusurlarını, diğer varlıklardan onu ayıran ve onlarla ortak olan özelliklerini tanımak gerektiğini düşünmüşler ve nefs konusunu incelemişlerdir. Her iki filozof da gerçek mutluluğun ancak aklȋ ve düşünsel bir bilgi ve bu bilgi çerçevesinde gerçekleşen eylemlerle elde edilebileceğini, bu doğrultuda insanın aklȋ ve ahlȃkȋ erdemlere sahip olarak yetkinliğini elde etmesi gerektiğini belirtmişlerdir. Ahlȃkȋ davranış ve erdemlerin kazanılmasında orta olma ilkesinin, alışkanlıkların, haz ve acının etkisine değinmişlerdir. Ayrıca huy ve ahlȃkın değişebileceğini ileri sürerek eğitim ve alışkanlıkların önemine vurgu yapmışlardır. Fȃrȃbȋ ve İbn Bȃcce, iyi ahlȃkın kazanılmasındaki etkisi nedeniyle siyȃset ilmine eserlerinde vermişlerdir. Özellikle Fȃrȃbȋ, erdemli toplum, ilk başkan ve erdemsiz toplumlarla ilgili ayrıntılı görüşler ileri sürmüştür. Her iki filozof da erdemli bir toplumun kurulmasında ve muhafazasında sevgi ve adȃletin olması gerektiğini, ayrıca erdemli başkanın önemli bir rolünün olduğunu belirtmişlerdir. Fȃrȃbȋ, erdemli bir toplumun içinde, onların görüşlerine karşıt grupların olabileceğini ileri sürerken, İbn Bȃcce bunu mümkün görmemektedir. Çünkü İbn Bȃcce, erdemli bir toplum bütün unsurlarıyla uyum ve ahenk içerisindedir. Fȃrȃbȋ, gerçek mutluluğa erdemli bir toplumda, erdemli bir başkan riyȃsetinde ulaşılabileceğini düşünürken, İbn Bȃcce, erdemli bir toplum bulunmaması durumunda bozuk toplumlarda da yalnız erdemli birey olan mütevahhidin aklȋ düşünsel yetkinliğini, belli aşama ve yetkinlikleri kazanarak elde edebileceğini ileri sürmüştür.

Din-ahlak ilişkisiDin-siyaset ilişkileriSiyasi ahlak
İlyas Ersoy
Ankara University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Almanya'da yaşayan Türk göçmen ailelerin 18-28 yaşlarındaki çocuklarına yönelik değer odaklı manevi güçlenme ve bakım programının etkiliğinin incelenmesi: Almanya Frankfurt Viernheim örneği

GÜRBÜZ, Abdulcelil, Almanya'da Yaşayan Türk Göçmen Ailelerin 18-28 Yaşlarındaki Çocuklarına Yönelik Değer Odaklı Manevi Güçlenme Ve Bakım Programının ( DOMAB) Etkililiğin İncelenmesi: Almanya Frankfurt Viernheim Örneği, Doktora Tezi, Danışman: Prof. Dr. Öznur ÖZDOĞAN Almanya'nın Farnkfurt şehrine bağlı Viernheim kasabasında yaşayan genç yetişkin bireylere Değer Odaklı Manevi Güçlenme Ve Bakım Programı uygulanmıştır. Bu doğrultuda genç bireylerin manevi gereksinimlerini belirlemek, bu gereksinimleri karşılamak için Manevi Güçlenme Ve Bakım programı içerikleri hazırlamak ve gençlere uygulanan bu içeriklerin manevi iyilik hali, psikolojik iyi oluş ve Tanrı algısı düzeyleri üzerindeki etkiliğini değerlendirmek amaçlanmıştır. Bu kapsamda gençlik, gençlik dönemi özellikleri ve gençlik dönemindeki sorularla manevi başa çıkma konuları arasındaki ilişki ele alınmıştır. Araştırmanın çalışma grubu Almanya/Frankfurt/Viernheim bölgesinde yaşayan 70 gönüllü genç yetişkin bireyden oluşturulmuş; gençlerin 35'i deney grubuna ve 35'i de kontrol grubuna atanmıştır. Manevi gereksinimleri belirleme aşamasında keşifsel desenin prensipleri benimsenmiş ve fenomenolojik araştırma yöntemi takip edilmiştir. Bu süreçte alanyazın taranmış, katılımcılar ile ikili görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Genç bireyler gözlemlenmiş ve araştırmanın her aşamasında alan uzmanlarına danışılmıştır. Manevi Güçlenme Ve Bakım programı içeriklerini uygularken gerçek deneysel tasarımlı kontrol gruplu ön test-son test deseni takip edilmiştir. Giriş, içerik sunumu, konu ile ilgili ayetler, konu ile ilgili hadisler, konu ile ilgili kültürümüzden örnekler ve kalıcılığı sağlama adımlarından oluşan Manevi Güçlenme Ve Bakım programı içerikleri tema odaklı grup toplantıları aracılığıyla uygulanmıştır. DOMAB uygulamasının manevi iyilik hali, psikolojik iyi oluş ve Tanrı algısı düzeyleri üzerindeki etkililiğini belirlemek amacıyla, bu üç değişkenin her birine yönelik ölçme araçları ön test, son test ve izleme testi olarak her iki katılımcı genç gruba uygulanmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre genç yetişkin bireylerin manevi gereksinimleri olduğuna ulaşılmıştır: Niyet, azim, tövbe, aşkın yanımız maneviyat, olumlu düşünme, sevgi, şükür, sabır, tevekkül, affetme, tek başınalık, iletişim ve barış ve mutluluk. Araştırma kapsamında hazırlanan Manevi Güçlenme Ve Bakım programı içeriklerinin genç bireylerin manevi gereksinimlerini karşıladığı yapılan ikili görüşmeler ve gözlemler aracılığıyla tespit edilmiştir. Bunun yanında DOMAB içeriklerinin uygulandığı deney grubundaki gençlerin manevi iyilik hali, psikolojik iyi oluş ve sevgi yönelimli Tanrı algısı puanlarının arttığı sonucuna ulaşılmıştır. Sonuç olarak genç yetişkin bireylerin manevi gereksiniminin olduğu, hazırlanan Manevi Güçlenme Ve Bakım programı içeriklerinin genç bireylerin hem manevi gereksinimlerini karşıladığı hem de onların Manevi iyilik hali, Psikolojik iyi oluş ve sevgi yönelimli Tanrı algısı ölçeği puanlarını artırdığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Din psikolojisi, Maneviyat, Manevi bakım, Psiko-sosyo-spiritüel bakım, Genç,

Abdulcelil Gürbüz
Ankara University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Manas Destanında kutsallık ve kutsallar

Dini açıdan Manas, geleneksel Türk inanсı ile İslam'ın sentezlendiği bir destandır. Türkler geleneksel inançlarını İslam penceresinden tekrar yorumlamışlar ve onu kültür olarak devam ettirmişlerdir. Neticede zengin bir gelenek oluşmuştur. Söz konusu gelenek Manas destanına da yansımıştır. Geleneksel Türk inancına göre gökte mutlak İye olarak Tanrı, yeryüzünde ise belli bir mekanların koruyucusu anlamında iyeler vardır. Araştırmacılar bunu "devlet dini" ve "halk dini" şeklinde ikiye ayırmışlardır. Türklerin geleneksel kutsallık anlayışı iyelere göre şekillenmiştir. Çalışmamızda Manas destanında kutsallık kavramı kutsal varlıklar, kutsal kişiler, kutsal zamanlar, kutsal mekanlar, kutsal nesneler üzerinden araştırılmıştır. "Manas Destanında Kutsallık ve Kutsallar" isimli bu tez; giriş, üç bölüm, sonuç ve kaynakça bölümlerinden oluşmaktadır. Birinci bölümde kutsallık kavramı giriş mahiyetinde ele alınmaktadır. Destandaki kutsallığı anlamak açısından geleneksel Türk inancı ve İslam'a göre kutsallığı ifade eden kavramlar değerlendirilmektedir. İkinci bölümde Manas destanında söz edilen dinler ve dinsel topluluklara yer verilmektedir. Üçüncü bölümde ise Manas destanından çıkardığımız kutsallar karşılaştırmalı olarak değerlendirilmektedir. Anahtar Kelimeler: Manas, kut, iye, kutsal, geleneksel Türk İnancı, İslam.

Oskonbai Zuuridinov
Ankara University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Avrupa yeni nesil Türk toplumunun sosyo kültürel yapısının oluşumunda dinin etkisi ve değişim

1960'lı yılların başında işçi olarak geçici süre ile Almanya'ya göç eden Türkler, bugün Almanya'nın en kalabalık yabancı nüfusunu oluşturmaktadır. Türk toplumu Müslüman kimliği ve milli kültürü ile Alman toplumundan farklı yapısıyla mevcudiyetini sürdürmüştür. Misafir işçilikten vatandaşlığa doğru değişen göç süreçleri, göçün niteliğini değiştirdiği gibi Almanya'daki Türk toplumunun yapısında ve nesiller arasında değişimlere sebep olmuştur. Aile bileşimi ile geleneksel aile yapısını Almanya'ya taşıyan Türklerin modern toplum içinde birbirleri ve Alman toplumu ile geliştirdiği ilişki süreçlerinde din önemli bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmada, göçün başlangıcından günümüze Türk toplumunun anlatıları üzerinden din değişkeni bağlamında kimlik, aile, din ve dindarlık biçimleri, entegrasyon ve kadın algısındaki kültürel değişimlerin, kuşaklar arası farklılaşmaların irdelenmesi amaçlanmaktadır. Anahtar Kelimeler: Almanya, Misafir işçi, Kimlik, Aile, Kadın, Kimlik, Din, Değişim, Diaspora, Kültür

Irmak Baran
Ankara University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Klasik kelam kaynaklarında deizm eleştirisi

Tanrı, peygamber, vahiy, mucize gibi dine ait meseleler, zaman ve mekân tanımadan her dönem insanlığın düşünce tarihini meşgul etmiştir. 17. Yüzyılda Avrupa'da ilk defa bahsedilmeye başlanan deizm inancı da o dönemden beri kimi zaman az kimi zaman çok düşünceleri meşgul etmeye devam etmektedir. Tanrı inancı olmasına rağmen kurumsal dinlerde bulunan vahiy, peygamber, mucize gibi kavramları reddeden deistik düşünce tarihi daha eskilere dayanmaktadır. Hicri 2. Yüzyıldan itibaren geniş bir coğrafyaya yayılan İslam, farklı inançlarla tanışmış, aynı zamanda din içerisinde de farklı fikirlere sahip itikâdi mezhepler çoğalmış, bir sorun haline gelmiştir. Bu gruplardan bazıları ilahi dinin özüne uymayan, doğruyu bulmada aklın tek başına yeterli olduğu görüşleriyle ilahi din kurumunu reddetmeleri ile günümüzdeki deistik üşünceye paralellik göstermektedirler. İslam dünyasında Berahime, Ebu İsa el-Verrak, İbnü'r-Ravendi ve Ebu Bekir er-Razi gibi kişi ve gruplar deistik fikirleriyle tanınmışlardır. Dini korumak amacıyla gelişmiş olan Kelam ilmi ile uğraşan âlimler, o dönemin deistik fikirlerine eleştiriler yapmışlar, eserlerinde bu gruplara karşı reddiyeler yazmışlardır. Mu'tezile, Maturidi, Eş'ari gibi kelam ekolleri, bilgi kaynakları, ilahiyyat ve nübüvvet gibi konu başlıklarıyla sistematik eserler ortaya koymuşlar, deizmin problemlerine cevaplar vermişlerdir. Bu kaynaklarda ele alınan konular, güncelliğini korumakla günümüze de ışık tutacağı düşüncesi ile tez konusu olarak seçilmiştir.

Nevin Çalışkan
Ankara University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Gazâli ve İbn Rüşd'de Tanrı'ya yön atfetmenin imkan ve mahiyeti

Bu çalışmada, Gazâli ve İbn Rüşd'ün görüşleri çerçevesinde Tanrı'nın mekân ve cihette bulunup bulunmadığı konusu bir din felsefesi problemi bağlamında ele alınmıştır. Bu bağlamda tez, giriş ve üç ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde mekân ve cihet kavramı, Tanrı ve bu kavramların ilişkileri, İlk Çağ filozoflarının Tanrı-mekân ve boşluk görüşleri, İslam filozoflarından Kindî, Fârâbî, İbn Sînâ ve İbn Rüşd'ün Tanrı-mekân, Tanrı-cihet düşüncelerine atıflar yapılarak genel problemler aktarılmaya çalışılmıştır. İkinci bölümde Gazâli'nin Tanrı, cihet ve mekân görüşleri ele alınmıştır. Ayrıca Gazâli'nin Tanrı'nın cihet ve mekân gibi hâdis varlıkların niteliklerinden münezzeh oluşunu ispatlama yöntemi incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise İbn Rüşd'ün Tanrı, cihet ve mekân görüşlerine yer verilmiştir. İbn Rüşd'ün Tanrı'nın dinî ve aklî olarak bir mekân ve yönde oluşunun imkânı ele alınmıştır.

CihetDin felsefesiGazzali+6
Ömer Karabulut
Mardin Artuklu University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

İbn Arabî'de Zühd

Bu çalışma İslâm düşüncesinde tasavvuf felsefesinin temsilcilerinden biri olan İbn Arabî'nin zühd anlayışının İslâm tasavvuf geleneğindeki yerini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu doğrultuda çalışma iki bölümden meydana gelmektedir. Birinci bölümde zühdün mahiyeti, doğuşuna etki eden amiller, zühd ekolleri ve zühde anlam bakımından yakın olan bazı kavramlar genel hatlarıyla anlatılmış ve İbn Arabî öncesi zühdün tarihsel süreç içerisindeki gelişimi ortaya konulmuştur. İkinci bölümde ise İbn Arabî'nin zühd anlayışı ortaya konulmuş ve Fârâbî, İbn Sîna, Gazâlî, İbn Bâcce, İhvân-ı Safâ, İbn Miskeveyh ve Şihâbüddin es-Sühreverdî'nin zühde dair düşünceleriyle karşılaştırmalı olarak ele alınmıştır. Bu bağlamda İbn Arabî kendisinden önceki düşünürler gibi ilâhi hakikâtlere ulaşmak için zühdün gerekli olduğunu savunur. Ancak zühdün hakikât yolculuğundaki geçici duraklardan biri olduğunu vahdet-i vücûd düşüncesiyle temellendirerek onlardan ayrılır.

TasavvufTasavvuf felsefesiZühd+2
İbrahim Gümüş
Mardin Artuklu University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Ütopya ve distopyalarda din ve Tanrı tasavvuru

Düşünce tarihinde ütopya ve distopyalar hala önemli bir yere sahiptir. Ütopyalarda yaşanılan toplumun sosyal, siyasi ve kültürel sıkıntılarından kurtulmak umuduyla daha ideal bir devlet kurgulanmaktadır. Bu ideal devlet kurgusu yeryüzünde bir cennet tasviri gibidir. Çünkü eserlerde kurgulanan karakterler mutlu ve hayatından memnun bir yaşam sürmektedir. Buna karşın distopyalarda ise kötü bir yönetime sahip devlet anlayışı vardır. Bu tür eserlerde iktidar yönettiği halkı her şeyiyle kontrol altına almak istemektedir. Distopyalardaki hikâye ana karakterlerin algısal tecrübeleriyle kurgulanmaktadır. Bu çalışmada, ideal bir devlet daha temelde ideal bir yaşamın kurgulandığı ütopya ile her şeyin kontrol altına alınmış bir şekilde kurgulandığı distopyalardaki din ve Tanrı tasavvuru incelenmiştir. Tasavvur doğrudan algıyla ilişki olduğundan felsefe alanında yer alan özne-nesne ayrımındaki algısal ilişkiye yer vermek gerekli görülmüştür. Konu, düşünce tarihinde yer alan tüm ütopya ve distopyalar bağlamında değil kurgusu ve tasavvurlarıyla tarihte önemli yer edinen eserler temelinde işlenmiştir. Bu eserlerdeki karakterlerin öncelikle algısal durumları ele alınmıştır. Sonra bu karakterlerin din ve Tanrı tasavvuru hakkındaki tecrübeleri ayrıntılı bir şekilde değerlendirilmiştir.

AlgıDinDin felsefesi+3
İbrahim Ubeyde Kaplan
Pamukkale University · İslami İlimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Yeni Ateizm'de ahlâkın kaynağı sorunu

Düşünce tarihinin en önemli konularından olan din-ahlâk ilişkisi güncelliğini halen korumaktadır. Varoluşun kaynağını Tanrı'ya dayandıranlar açısından, ahlâkın kaynağını Tanrısal buyruklar oluştururken Tanrı inancını temel almayan yaklaşımlarda ahlâkın temelini akıl, duygu ve sezgi oluşturmuştur. Yeni Ateizm düşüncesi de Tanrı'nın yadsınması anlamında günümüzün modern ateizm anlayışıdır. Bu anlayış varoluşun kaynağını Darwinci evrim teorisine dayandırmış, ahlâkın kaynağını da Tanrısal inançtan uzak bir yaklaşımla ele almıştır. Bu çalışma, düşünce tarihinde din-ahlâk ilişkisi etrafında şekillenen tartışmaları din felsefesi bağlamında ele almış, özellikle ana konumuzu oluşturan "Dört Atlı" olarak ünlenmiş Yeni Ateist düşünürlerin ahlâkın kaynağı hakkındaki fikirlerine yoğunlaşmıştır.

AhlakAhlak felsefesiAteizm+5
Ramazan Atlı
Pamukkale University · İslami İlimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Bir zanaat olarak 4-6 yaş Kur'an kursu öğreticiliği

Bu çalışmanın konusu 4-6 yaş Kur'an kursu öğreticilerinin bir zanaat olarak mesleki icraları ve bu mesleki icralarına yönelik aldıkları eğitimlerdir. Buradan hareketle çalışmamızın amacı ilahiyat fakültelerinden mezun olup Kur'an kursu öğreticiliğine atanan kişilerin mesleki deneyimleri ve bunları nasıl anlamlandırdıklarını değerlendirmektir. Çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden birisi olan fenomenolojik desen kullanılmıştır. Amaçlı örneklem çeşitlerinden kartopu ve ölçüt örneklem uygulanmıştır. Araştırmanın çalışma grubu 11 farklı ilde görev yapan 27 Kur'an kursu öğreticisidir. Görüşmede katılımcılara yöneltilen sorular neticesinde iki tema ortaya çıkmıştır. Bu temalar eğitim ve performans şeklinde ele alınmıştır. Eğitim teması kurumsal (ilahiyat) ve bireysel eğitim kategorisi şeklinde ayrılmıştır. Kurumsal eğitim (ilahiyat eğitimi), mesafe, hasret, körelme, verimsiz (eksiklik) olarak alt kodlarla ele alınmıştır. Bireysel eğitim sertifika, seminerler ve bireysel çaba olarak değerlendirilmiştir. Performans teması ise performansla ilgili sınıf içi maddi unsurlar, manevi unsurlar, sınıf dışı unsurlar ve öğreticilere göre performans icrasına katkı sağlayan nitelikler şeklinde ele alınmıştır. Performansla ilgili sınıf içi maddi unsurlar pedagojik yeterlilik ve alt kodları, tecrübe ve yetenek kodları şeklinde yorumlanmıştır. Performansla ilgili sınıf içi manevi unsurlar yakınlık, geleceği inşa, duygusal annelik, hayat tarzı, tatmin ve coşku alt kodlarıyla ifade edilmiştir. Performansla ilgili sınıf dışı unsurlar velilerle ilişki ve alt kodları, ekonomi, kariyer ve kurumsal ilişki olarak yorumlanmıştır. Öğreticilere göre performans icrasına katkı sağlayan nitelikler güç, fedakârlık, ilgi, bakım, sabır, yenilenebilirlik şeklinde ele alınmıştır. Öğreticilerin ilahiyat eğitimleriyle kurdukları bağın mesleklerini değerlendirme ve icra etmelerinde farklı bir çerçeveden bakmalarına sebep olduğu görülmüştür. Bu çerçevede çalışmanın sonuç bölümünde bazı önerilere yer verilmiştir.

Din eğitimiKur'an kursu öğreticisiKur`an kursları+2
Tuğba Karabulut
Pamukkale University · İslami İlimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Yapay zekâ kaygısı, yabancılaşma ve dindarlık ilşikisi

Bu çalışmanın konusu, yapay zekâ kaygısı, yabancılaşma ve dindarlık arasında ilişkinin tespit edilmesidir. Yine sosyo-demografik değişkenler ile yapay zekâ kaygısı ve yabancılaşma düzeyi arasındaki ilişkiler de araştırmanın konusudur. Dindarlık düzeyinin yapay zekâ kaygısı ile ilişkisi ve bu ilişkinin etki düzeylerinin tespit edilmesi amaçlanmıştır. Aynı şekilde dindarlığın yabancılaşma üzerindeki etki düzeyleri de incelenmiştir. Bu amaca yönelik olarak modern hayatın sonuçlarından olan yapay zekâ kaygısı ve yabancılaşma olgularının bilimsel yöntemlerle araştırılması, dindarlığın bu iki olgu üzerindeki etkisinin ortaya çıkarılması ve anlamlandırılmasına yönelik ölçeklerle hedefe gidilmeye çalışılmıştır. Nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel (korelasyonel) tarama modeline göre tasarlanan araştırmanın çalışma grubu, 426'sı erkek ve 439'u kadın olmak üzere 865 kişiden oluşmaktadır. Araştırmada, "Demografik Bilgi Anketi" ile birlikte, "Yapay Zekâ Kaygısı Ölçeği", "Sosyal Yabancılaşma Ölçeği" ve "Dini Tutum Ölçeği" kullanılmıştır. Sosyodemografik değişkenlerden medeni durum, cinsiyet, eğitim, ekonomik durum ve yaşadığı yerin yapay zekâ kaygısı üzerinde etkili oldukları sonucuna ulaşılmıştır. Sosyodemografik değişkenlerden sadece yaş ve yaşadığı yerin yabancılaşma üzerinde etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Yapılan korelasyon analizinde, dindarlığın hem yapay zekâ kaygısı hem de yabancılaşma ile pozitif yönlü anlamlı ilişkileri olduğu ortaya çıkmıştır. Son olarak yapay zekâ kaygısı ve yabancılaşma arasındaki ilişkinin incelendiği analizde de tüm boyutlar arasında pozitif yönlü anlamlı ilişki tespit edilmiştir.

AnomiDin sosyolojisiDindarlık+6
Mehmet Kazak
Pamukkale University · İslami İlimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Dücane Cündioğlu'na göre din ve felsefe ilişkisi

Düşünce tarihine bakıldığında felsefi hareketlerin birbirleriyle etkileşim içerisinde olduğu görülmektedir. Her yeni düşünce kendinden önceki düşüncelerden etkilendiği gibi kendinden sonra gelen düşünceleri de etkilemiştir. Devamlı olarak yeni fikirlerin ortaya çıktığı din felsefesi alanında söz sahibi birçok düşünür vardır. Her filozofun ortaya attığı fikirler zaman zaman tartışmalara sebep olsa da bakış açılarında genişleme, yeni fikirlere yeni yorumlar getirmede de etkili olmuştur.Felsefe klasik döneminde, modernleşme sürecinde ve günümüzde filozofun kişiliklerinin ve fikirlerinin tanınmasına yol açmıştır. Bu çalışmada felsefi, tasavvufi, bilimsel düşünceleri ile gündeme gelen Dücane Cündioğlu'nun felsefeye katkılarını, din ve felsefe ilişkisini geniş bir yelpazede incelenmiştir. Çalışmamız üç bölümden oluşmuştur. Giriş bölümünde, Dücane Cündioğlu'nun felsefi arka planını oluşturan hayatı, şahsiyeti, kullandığı yöntem, eserleri ve felsefi metodolojisi incelenmiştir. Birinci bölümde, felsefi düşüncesi ve kendisine yöneltilen eleştiriler ele alınmıştır. Son bölümde ise onun dine, tasavvufa ve ibadetlere yüklediği anlamlar değerlendirilerek felsefi ve dini görüşleri bir bütün olarak karşılaştırılmıştır.

Fatma Hilal Alıcı
Pamukkale University · İslami İlimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Yahudilik'te aile ve kadın

Yahudilik, günümüzde yaklaşık 16 milyon mensubu olan bir dindir. Dünyanın dört bir yanında mensubu bulunması, onların farklı kültür ve medeniyetlerden etkilenmesine neden olmuştur. Asırlar boyunca sürgün hayatı yaşamaları onların pek çok toplum ile etkileşime geçtiğini göstermektedir. Dönemin insanları ile sürekli bir çatışma içerisinde olmuşlardır. Karakterleri, ideolojileri ve aile yaşantıları farklı olan milletlerle hayatlarını sürdürmek zorunda kalmışlar. Tevrat ve Talmud'da belirtildiği şekilde yaşamaya ne kadar çok gayret etseler de toplumların kültürlerinden etkilenmiş aynı zamanda da etkilemişlerdir. Neticede bu toplumsal beraberlik Halaka'da belirtilmiş olan bazı dini kuralları ve uygulamaları teorikte değiştirmese bile pratikte, mezhepler arasında bazı farklılıkların meydana gelmesine neden olmuştur. Bu farklılıklardan birisi de Yahudilikteki aile yaşantısıdır. Tanah'ta erkek ve kadının aile içi görev ve sorumlulukları belirtilmiştir. Neslin devamı Yahudilikte çok önemli bir yere sahip olduğu için her iki cinsiyetten bunun bilincinde olmaları beklenir. Nitekim kadın, ailenin yapı taşıdır. Bir bireyi çocukluğundan itibaren terbiye eden ve topluma yararlı hale getiren yine odur. Lakin bazı din ve toplumlarda kadının bu durumu farklılık göstermektedir. Yahudilikte de kadın, erkeğin egemenliği altında hayatını sürdürmektedir. Dolayısıyla kadın birçok yönden erkeğe göre daha alt sınıfta değerlendirilmiş ve yaptırımlara maruz kalmıştır. İbadet, neslin devamı, şahitlik, miras gibi birçok alanda erkeğin hakimiyeti söz konusudur. Kadının bu durumu yenilikçi hareketlerin de etkisiyle beraber modern hayatta bazı değişikliklere uğramıştır.

AileDinler tarihiKadınlar+4
Muhammed İsmail Hiçyılmaz
Pamukkale University · İslami İlimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Önyargı, merhamet ve dindarlık ilişkisi

Bu çalışmanın temel amacı önyargı, dindarlık ve merhamet arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Bu temel amacın yanı sıra demografik değişkenler ile önyargı ve merhamet arasındaki farklılaşmaların da incelenmesi amaçlanmaktadır. Araştırma nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeline göre tasarlanmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak "Demografik Bilgi Anketi" ile birlikte "Önyargı Ölçeği", "Merhamet Ölçeği" ve "Dini Tutum Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemi 130'u erkek ve 370'i kadın olmak üzere toplam 500 katılımcıdan oluşmaktadır. Araştırmada veriler SPSS 20.00 versiyonu ile analiz edilmiştir. Verilerin analizinde t-Test, ANOVA, korelasyon ve regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen regresyon analizi neticesinde dindarlık ile önyargı arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki, dindarlık ile merhamet arasında da pozitif yönlü anlamlı bir ilişki bulunmaktadır. Ancak önyargı ile merhamet arasında istatiksel olarak anlamlı bir ilişki tespit edilememiştir.

Din psikolojisiDindarlıkDini tutumlar+4
Süeda Nuriye Karaca
Pamukkale University · İslami İlimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Mekki surelerde zihin felsefesi

İnsan var olduğundan beri benliğinin farkındadır. Kim olduğunun mahiyetini çözmek için çabalamaktadır. Bu çaba insana neden var olduğunu, kendi mahiyetini, diğer varlıklardan farklarını ortaya koyması açısından değerlidir. Öncesinde insanı ruh-beden problemi üzerinden anlamlandırma çalışmaları sürerken modern dönemde "zihin" kavramı üzerinden devam etmektedir. Çalışmamızda zihin ile ilgili ontolojik, epistemolojik ve semantik sorular sorulmuş hem modern zihin felsefesi hem de İslam felsefesi çatısı altında cevapları aranmıştır. Bu üç başlık altında zihnin ne olduğu hem modern zihin felsefesi hem de İslam Felsefesi çatısı altında incelenmiştir. Ontolojik açıdan; zihin-beden ayrılığı, zihnin varlığı, zihnin halleri ve yetileri ile ilgili konulara, epistemolojik açıdan; başka zihinler sorunu ve özbilinci ele aldık. Semantik açıdan ise kavramların nasıl oluştuğu, bizim diğer bilinçli varlıklara nasıl aktardığımız, kavramlar şeklinde konuları ve soruları ele aldık. Alanda yapılan çalışmalardan ayrılan noktası ise İslam felsefesindeki zihin felsefesini incelerken Kur'an ışığında çalışılmış olmasıdır. Modern felsefenin sordu soruları İslam felsefesi içerisinde aramak, hatta bunu birincil kaynağı olan vahiy temelli çalışmak İslam felsefesinin aleyhine üretilen tezlere cevap niteliği taşımıştır. İslam felsefesinin modern ve özgün olmadığını ifade edenler için hem moderniteye hem de geleneğe bağlı özgün düşünce sistemi olduğunu yapmış olduğumuz çalışmamızda göstermiş bulunmaktayız. Anahtar Kelimeler: Zihin, Beden, Düalizm, Materyalizm, Töz, Bilinç, Duyumsama, Mahiyet

BilinçDualizmDuyumsama+7
Büşra Tekkanat
Pamukkale University · İslami İlimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Sudûr nazariyesi ve nur metafiziğinde varlıklanma hiyerarşisi

Düşünce tarihinde Tanrı ve âlem ilişkisi en temel sorunların başında gelmektedir. Tanrı dışındaki varlıkların Tanrı'nın sonsuzluğu karşısındaki konumları, daima tartışıla gelen ciddi bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle İslâm düşüncesinde Tanrı ve diğer varlıkların ilişkisi, teolojik perspektifte; yaratan-yaratılan ilişkisi üzerinden ele alınmış ve varlıklanma bir tür yoktan yaratma ya da zamansal yaratma modeli içerisinde değerlendirilmiştir. Öte yandan belirli epistemolojik ve ontolojik hassasiyetleri ön planda bulunduran felsefî yaklaşımda ise Tanrı ve âlem ilişkisi sonsuz bir akıl olan Tanrı'nın kendi sonsuzluğunu akletmesi ilkesine dayanarak, varlık veren-varlık alan ilişkisi üzerinden sudûr nazariyesi çatısı altında değerlendirilmiştir. İslâm düşüncesinin bir diğer sac ayağını oluşturan mistik ve sezgisel bilgi alanını kullanan İşrâk felsefesinde ise varlıklanma, Tanrı'nın Nurlar Nuru olarak idrak edildiği Nurlar kategorisi içerisinde, hiyerarşik bir tecelli piramidi halinde ele alınmıştır. Bu iki yaklaşımın karşılıklı olarak incelenmesi, düşünce tarihindeki Tanrı-âlem ilişkisi ve yaratma konularını anlamak için önemli katkılar sağlayacaktır. Bu perspektife dayanarak özellikle akıl ve nur kategorilerinin öne çıkarılması, genel olarak varlıklanma konusunun mahiyetini kavrama noktasında karşılıklı mukayese imkânı sunmakla beraber, hususen Meşşâî ve İşrâk felsefelerinin incelenmesi, İslâm felsefesinin özgünlüğüne de şüphesiz önemli katkılar sağlayacaktır. Yaptığımız bu çalışma ile özellikle bu özgünlüğün naçizâne daha iyi kavranmasına vesile olacağı kanaatindeyiz.

Mustafa Polat
Pamukkale University · İslami İlimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

İbn Bâcce'de kamil insan

Antik Çağ'da Sokrates ile başlayan erdemli kişinin, erdemsiz toplumda yalnızlığı sorunu platon ile sistematik açıdan ele alınarak devam etmiştir. Platon, hocasının yargılandığı haksız suçlamaların temelinde asıl problemin Sokrates'in fikirlerindeki yalnızlığı olduğunun farkına varmıştır. Bu sebeple erdemsiz toplumdaki erdemli kişi için bir yönetim planı geliştirmiştir. Bu plana göre erdemli kişinin erdemsiz şehrin insanlarından uzakta yaşaması ve yalnız kalması onun için en iyi yöntem olarak değerlendirilmektedir. İslam düşüncesinde bu konu üzerine ilk defa görüş bildiren Farabi'dir. Farabi bu konu hakkında erdemsiz şehirde yalnız kalan erdemli bireyin erdemli bir şehir bulduğu takdirde erdemsiz şehirden göç etmesinin gerekliliği yönündedir. Farabi'nin, bu düşüncesinin temel dayanağı, yalnız kalan erdemli kişinin, erdemsiz bir toplumda erdemliliğinin muhafaza edebilmesinin ve bu nispetle erdemsizlikle mücadele etmenin de güç olacağını düşünmesinden kaynaklanmaktadır. İbn Bâcce ise, erdemli bireyin, erdemsiz devletteki durumu için birkaç çözüm öne sürmektedir. Bunlardan ilki erdemli kimsenin erdemsiz şehirden alternatif başka bir erdemli şehre göç etmesidir. Eğer ki böyle bir erdemli şehrin yokluğu söz konusuysa, o halde mütevahhid, tekamülünü, inzivaya çekilerek, yani erdemsiz şehrin insanlarından kendini uzak tutarak tamamlamalıdır. Bir diğer yöntem de toplumun ve devletin ıslahının sağlanmasında öncelikle bireyin kendi akli ve ahlaki yetkinliğini güvence altına alması ve sonrasında erdemsiz şehrin bireylerini ilmi aktarımlar ile erdemli bireyler haline gelmesini sağlayarak nüfuz yoğunluğunu arttırmaktır. Nitekim İbn Bâcce'nin amaç edindiği asıl hedef de bireysel, toplumsal ve devlet eliyle sağlanılmış bütüne mâl edilen ideal bir yönetim anlayışıdır.

Şerifenur Atar
Pamukkale University · İslami İlimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Anadolu Hıristiyanlığında pagan izleri

Hıristiyanlık günümüzde 2,8 milyar inananı ile dünyanın en kalabalık dinini oluşturmaktadır. Hıristiyanlığın gelişim sürecinde yayıldığı coğrafyalardaki eski dinlerin ve kültürlerin etkisinin tamamıyla silindiği, Tanrıdan geldiği şekliyle kendini muhafaza ettiği gibi bir şey söz konusu olmamıştır. Daha İsa'nın ölümünün üzerinden yüz yıl geçmeden Hıristiyanlık ve Akdeniz havzasında yayıldığı pagan Roma inancı birbiri içinde varlık göstermeye başlamıştır. Hıristiyan ayinleri içerisinde var olan bir takım pagan unsurlar, Hıristiyanlığın tanrı, ruh, kurtarıcı algısı ve kutsal zamanlardaki paganist gelenekler günümüze kadar varlığını sürdürmüştür. Mezhepler bu konuda farklılık ihtiva etse de onlar da paganist gelenekten nasibini almıştır.

Furkan Gülen
Pamukkale University · İslami İlimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

İmam Hatip kimliğinin üniversite hayatındaki devamlılığı üzerine bir araştırma

Bu çalışmanın konusu imam hatip kimliğinin üniversite hayatındaki devamlılığı üzerine bir araştırmadır. Buradan hareketle çalışmamızın amacı Anadolu imam hatip lisesinden mezun olmuş üniversite eğitimine ilahiyat fakültesi dışındaki bir bölümde devam eden öğrencilerin imam hatip kimliği deneyimlerini değerlendirmektir. Araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden olan yorumlayıcı fenomenolojik desen (YFA) kullanılmıştır. Ayrıca veri toplama aracı olarak yarı yapılandırılmış görüşme formundan yararlanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubu 3 farklı ilde bulunan Anadolu imam hatip liselerinden mezun olmuş halen üniversite eğitimine devam eden 15 kız ve erkek öğrenciden oluşmaktadır. Görüşmede katılımcılara yöneltilen sorular neticesinde iki tema ortaya çıkmıştır. Bu temalar imam hatip yılları ve üniversite hayatı şeklindedir. İmam hatip yılları teması okul ortamı, dersler, öğretmenler, arkadaş ortamı, ibadetler ve ilahiyat fakültesi kategorisi şeklinde ayrılmıştır. Okul ortamı kategorisi okulu sevme, yurt ortamı, bocalama ve zorunlu alışma kodlarıyla ele alınmıştır. Dersler kategorisi İHL meslek dersleri ve kültür dersleri olarak değerlendirilmiştir. Öğretmenler kategorisi İHL meslek dersleri öğretmenleri ve kültür dersleri öğretmenleri alt kodlarıyla incelenmiştir. Üniversite yılları teması ise sosyal çevre, ibadetler ve imam hatiplilik ruhu şeklinde ele alınmıştır. Sosyal çevre kategorisi arkadaş ortamı, üniversitede imam hatipli olmak, diğerlerine bakış ve absürt kodları şeklinde yorumlanmıştır. İmam hatiplilik ruhu kategorisi ise benlik inşası ve farklılık kodlarıyla ifade edilmiştir. Öğrencilerin imam hatip eğitimi sonrası kendilerinde imam hatip kimliğini oluştuğu görülmekle birlikte bu kimliğini devamı noktasında yaşamış oldukları avantajlar ve dezavantajların olduğu görülmüştür. Bu noktada çalışmanın sonuç bölümünde bazı önerilere de yer verilmiştir.

Rıdvan Semerci
Pamukkale University · İslami İlimler Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Milli Eğitim Bakanlığının "Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum" projesi hakkında nitel bir araştırma

Değer eğitiminin önemi geçmişten günümüze artarak devam ederken farklı alanlarda çeşitli yöntemlerle karşımıza çıkmaktadır. Yapılan bu araştırma; değerlerin kazandırılmasına yönelik hazırlanan Milli Eğitim Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığı iş birliğinde yürütülen "Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum" projesinin öğrenciler, veliler ve öğretmenler açısından incelenmesiyle hazırlanmıştır. Çalışmanın temel amacı; araştırma konusu olan "Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum" projesinde hedef kazanımların uygulanabilirliği, benimsenmesi ve hayata geçirilmesi açısından analiz edilerek değerler eğitimine olan yansımasının bir nebze de olsa görülebilmesidir. Ayrıca bu çalışmanın, elde edilen veriler doğrultusunda projeyi hazırlayanlara ve uygulama aşamasında gayret sarf edenlere ışık tutacağına inanılmaktadır. Çalışmaya konu edilen "Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum" projesi yıllık plan, işleyiş, uygulanış, hedef kazanımları gerçekleştirme, beklenti ve netice elde etme üzerine odaklanılarak incelenmiştir. Odaklanılan bu boyutlar, konunun derinlemesine ve ayrıntılı olarak incelenmesine ve anlaşılmasına imkân vereceği düşünülerek nitel araştırma yöntemi tercih edilmiştir. "Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum" projesinin araştırıldığı bu çalışmada nitel araştırma desenlerinden durum çalışmasının uygun olduğu düşünülmüştür. Çalışma grubundaki öğretmenlerin, öğrencilerin ve velilerin açıklamalarından hareketle temalar, kategoriler ve kodlar belirlenmiştir. Bu kapsamda "Kazanımlar", "Paydaşlar", "Uygulama", "Beklentiler", "Sorunlar", şeklindeki temalar / ana başlıklar çerçevesinde "Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum" projesi araştırmasından elde edilen bulgular ve açıklamalar, doğrudan katılımcıların ifadelerinden yapılan alıntılarla sunulmuş olup bulgular tartışılıp yorumlanmıştır. Yapılan araştırmada ÇEDES projesini uygulayan pilot okullardan beş öğretmen, beş öğrenci ve beş veli ile görüşülmüştür. Bu görüşmeler neticesinde ulaşılan sonuç ÇEDES projesinin yeni bir proje olmasına rağmen öğrenci, öğretmen ve veliler tarafından sahiplenilmiş olmasıdır. Bunun en büyük sebebinin proje işleyişinde kullanılan "yaparak yaşayarak öğrenme" modeli olduğunu düşündükleri tespit edilmiştir. Her üç çalışma grubunda da etkinlikler yoluyla değerlerin işlenmesi ve yaşantı oluşturulması hem eğlenceli hem de etkili öğrenme yöntemi olarak görülmektedir. Ancak olumlu özelliklerinin yanında çözülmesi gereken sorunların varlığı, katılımcıların ifadeleri doğrultusunda anlaşılmaktadır. Yaşanılan sorunların projenin kendisinden kaynaklanmasından ziyade dış etkenlerden kaynaklandığı yapılan tespitlerdendir. Çalışma ÇEDES projesinde tespit edilen problemlerin çözümüne dair öneriler ile son bulmaktadır.

Kübra Bakan Fışkın
Pamukkale University · İslami İlimler Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Okul öncesi eğitime temel yaklaşımlar ve din eğitimi

Bu çalışmanın amacı okul öncesi eğitim konusuna temel yaklaşımlar içerisinde din eğitiminin yeri, boyutu ve değerinin belirlenmesidir. 0-6 yaş arasını kapsayan ve temel gelişimin tamamlandığı bu dönem, çocuğun yeteneklerinin geliştirilmesi yanında kişiliğinin biçimlenmesi açısından da oldukça önemlidir. Bu dönemde din eğitimine yer verilip verilmemesi konusunda ilki çocuğun gelişimine uygun olmadığı, diğeri ise uygun, hatta gerekli olduğunu ileri süren iki farklı görüş bulunmaktadır. Çocuğun eğitiminde dine yer verilmemesi gerektiği düşüncesi çocuğun soyut kavramları anlayamayacağı fikrinden hareket etmektedir. Okul öncesi eğitim yaklaşımları incelendiğinde Montessori, Reggio Emilia ve Waldorf yaklaşımlarında din eğitimine yer verildiği görülmektedir. Bütünsel gelişimi hedefleyen bu yaklaşımların, insanın beden ve ruhtan oluşması sebebiyle din eğitimine yer verdikleri görülmektedir. Ancak bu eğitimin ilmihal öğretimi şeklinde değil, yaparak ve yaşayarak öğrenmeye fırsat sağlayacak çevre oluşturma şeklinde yapılması gerektiği vurgulanmaktadır. Ayrıca Montessori ve Steiner, çocuktaki dini yönelimin doğuştan geldiğini ve 0-6 yaşın çocuğun manevi gelişiminde özel bir yeri olduğunu belirtmektedir. Ülkemizde okul öncesi eğitim ile ilgili çalışmalar Batı dünyası ile paralel olarak Osmanlı Devleti'nin son yıllarında başlamıştır. Batı'daki gelişmeler izlenmiş, yazılan eserler Türkçe'ye çevrilmiştir. Konuyla ilgili ilk program 1914'te hazırlanmış, yasal düzenleme ise 1915 yılında tamamlanarak ilk uygulamalar başlatılmıştır. Ancak daha sonraki yıllarda savaşlar ve eğitimde diğer konulara öncelik verilmesi nedeniyle 1960'lara kadar önemli bir gelişme kaydedilememiştir. Bu tarihten itibaren yapılan yasal düzenlemeler ve hazırlanan programlarla okul öncesi eğitim tekrar gündeme gelmiş, son yıllarda da önemli sayılabilecek adımlar atılmıştır. Bu gelişmeler esnasında okul öncesi dönemde din eğitimine de yer verilmesi konusu tekrar gündeme gelmiştir. Din eğitimi veren özel okullar yanında Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde açılan 4-6 yaş Kur'an Kursları da bulunmaktadır. Bundan sonraki süreçte atılacak adımlarda planlama ve uygulama konusunda bilimsel birikimden en ileri düzeyde yararlanmak gerekecektir.

Din eğitimiKur`an kurslarıOkul öncesi dönem+2
Mualla Erden
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Sihizm'in oluşumunda islam'ın etkisi

Bu çalışma Sihizm'in oluşumunda İslam'ın etkisini ortaya koymak için yazılmıştır. Giriş bölümünde çalışma ile ilgili genel bilgiler verildikten sonra birinci bölümde Sihizm'in oluşumunda etkili olan İslami arka plan incelemeye alınmıştır. İslami arka plan doğrudan etkiler (Sûfîler) ve dolaylı etkiler (Bhakti Hareketi) şeklinde ele alınmıştır. Ayrıca Kebîr'in Sihizm için oluşturduğu arka plan ortaya konulmuştur. İkinci bölümde ise İslam'ın Sih kurucular üzerine olan etkileri tespit edilmeye çalışılmış ve bu bölümde daha çok sosyal ilişkiler temel alınmıştır. Sih kurucuların metinleri, teolojileri, sosyal ve dini uygulamaları üzerindeki İslami etkiler ise diğer bölümlerde sistematik olarak incelenmeye çalışılmıştır. Üçüncü bölümde, Sihlerin Kutsal kitabı Adi Granth üzerindeki İslami etkiler ortaya konulmuştur. İlk olarak Adi Granth içinde şiirleri bulunan Şeyh Ferid gibi bazı Müslüman yazarların bazı şiirleri incelenmiştir. Daha sonra Sih kuruculardan ve Sant geleneği yazarlarından bazılarının metinlerindeki İslami etkilere örnekler verilmiştir. Dördüncü bölümde, Sih Teolojisi incelenerek başta Tanrı inancı olmak üzere İslam teolojisinden aldığı unsurlar ortaya konulmuştur. Özellikle Sihizm'de de yer alan Tek Tanrı inancı ile ilgili yaratma, ilim, irade ve kudret gibi İslami sıfatlar incelenmiştir. Ayrıca Hüküm düşüncesinin İslami bir düşünce olduğu ortaya konulmuştur. Sihizm'deki Azrail, şeytan, cennet-cehennem, şehitlik gibi birçok İslami teolojik unsur da incelenmiştir. Beşinci bölümde ise İslam'ın Sih sosyal ve dini hayatı üzerine olan etkileri tespit edilmiş ve Sonuç bölümünde bütün verilerin hepsinden hareketle Sihizm'in oluşumunda İslam'ın etkisi ve önemi ortaya konulmuştur. Anahtar Kelimeler: İslam, Sihizm, İslami Etki, Sihizm'in Arka Planı, Sufizm, Çişti Tarîkati, Bhakti Hareketi, Nath ve Sant Gelenekleri, Şeyh Ferid, Kebîr, Nanak, Adi Granth, Tevhid, Hukam, Eşitlik.

DinlerDinler tarihiHindistan+6
Muhammet Zuhur
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Anadolu'nun ilk tapınağı: Göbekli tepe

Yapılan bu araştırmanın konusu Anadolu'nun ilk tapınağı: Göbekli Tepe'dir. Göbekli Tepe bize, dinin ilk insanların hayatındaki yerini ve önemini gösterir. İlk insanlar her şeyden önce tapınak inşa etmiştir. Bu inancın ve dinin insanlar için ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Bu çalışma dinin doğuşuna ve kökenine ışık tutmaktadır. Bunun yanında ilk insanların dinden ve inançtan yoksun ilkel bir hayat sürmediklerini, aksine bir inanca sahip olduklarını, tapınak inşa ettiklerini ve yoğun ve zengin bir sembolizm kullandıklarını göstermektedir. Bu çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde; Din ve kökeni, Neolitik Dönem, Mezopotamya ve Bereketli Hilal, Şanlıurfa gibi temel kavramlar açıklanmıştır. İkinci bölümde; Anadolu'nun ilk tapınağı olarak Göbekli Tepe incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise Göbekli Tepe hakkındaki teoriler değerlendirilerek bir sonuca ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Din, Tapınak, Göbekli Tepe, Şanlıurfa,

AnadoluDinDinler tarihi+3
Mehmet Emin Göler
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

İbn Sina'da kesin bilgi ve kesin bilginin unsurları

İbn Sina düşüncesinde kesinlik, bilgi alanında kazanılan yetkinlik ile ilgilidir. Filozofun sisteminde bilgi, iki farklı şekilde sınıflandırılmaktadır. Bu ayrımlardan birincisi, ilk bilgiler ve kazanılmış bilgiler ayrımıdır. İkincisi ise tasavvur ve tasdik ayrımıdır. Kesinlik ile ilişkilendirilen bilgi türü, kazanılmış tasdiklerdir. Zira bu bilgiler bir yargı içermekte ve bilişsel bir başarı ile elde edilmektedirler. Kazanılmış tasdikleri elde etmenin yöntemi, kıyastır. Kıyas, kesinliği zorunlu kılmamakta ancak kesinlik, kıyasın bazı türleri ile ortaya çıkmaktadır. İbn Sina'nın kesinlik ile ilişkilendirdiği ve kesin bilgiye bizi ulaştırdığını söylediği kıyas, burhânî kıyastır. Ancak İbn Sina sisteminde burhân sadece bir kıyas türü değildir. Filozof, burhân temelinde bir teori oluşturmuş ve burhânı, kesin bilgiyi bizim için ulaşılır kılan bilimsel bir kanıtlama metodu olarak ele almıştır. İbn Sina'nın kesinlik (yakîn) anlayışı, onun bilgi tanımı ve bu tanımla birlikte ortaya çıkan unsurlar ortaya konulduğunda anlaşılırlık kazanmaktadır. İbn Sina düşüncesinde bilmeye dair hallerin, zihnî bir derecelendirme içerisinde yer aldığını söylemek mümkündür. Bu derecelendirmede en üst mertebede kesin bilgi yer almakta, aşağıya inildikçe kesinlik seviyesi azalmaktadır. Diğer mertebeler sırası ile bilgi, zan ve cehalettir. Anahtar Kelimeler: Yetkinlik, kesin bilgi, kazanılmış tasdik, burhân, bilginin unsurları

BilgiBilgi felsefesiFelsefe+4
Hacer Ergin
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

İslam çalışma ahlakı ve iktisadına din sosyolojik bir bakış

XIX. yy'da Avrupa toplumlarında sanayileşmenin ve modernleşmenin etkisiyle kapitalistleşme sürecinin başladığı öne sürülmektedir. Günümüz dünyasında ise kapitalizm hemen hemen bütün toplumlara sirayet etmektedir. İslam öğretileri kapitalist bir düzene izin vermediği iddiaları karşısında dini hassasiyeti yüksek işadamlarının seküler tutuma dönük eğilimleri dikkat çekmektedir. Bu minvalde çalışmamıza, Marx ve Weber'in kapitalizm ve din hakkında ortaya atmış olduğu teorilerle yön verilmekte ve İslam çalışma ahlakı referans kaynaklarını oluşturan yaklaşım, uygulama ve tarihsel tecrübelerden istifade ederek günümüz modern toplumunda, geçmişten günümüze çalışma ahlakının tasviri yapılmaktadır. Çalışmamızda nitel analiz tekniği olan, tarihsel dokümantasyonlar ve belgeler veri olarak kullanılmaktadır. Çalışmanın nihayetinde ise, Osmanlı toplumunun kuruluş ve gelişme dönemlerinde Tımar sistemi, ahilik, lonca kurumu ve uygulanan iktisadi politikaların kapitalist sisteme kapı aralamadığı ancak Avrupa'da yaşanan endüstriyel devrimin etkisiyle kapitalizmin bu toplumda gelişme sergilemeye başladığı görülmektedir. Türkiye nezdinde ise, siyasi partilerin farklı çalışma ahlakı ve iktisadı benimsemiş olduğu, bunun da siyaset alanında etkilerinin görüldüğü ve çoğunlukla bu ahlak ve iktisat zihniyeti belirlenirken dinden bağımsız hareket edildiği anlaşılmaktadır. Bu siyasal söylemlerde, zaman zaman İslam'ın siyasal söylemi ile İslam dinine ait olan uygulamalara ekonomi ve iktisatta yer verilmeye çalışılsa da, bu uygulamalara askerî ve sivil bürokrasi müdahalelerinin kendi şartları içerisinde, böyle bir zeminin oluşmasına engel olduğu Türkiye pratiğinde görülmektedir. Buna karşın son dönem AK Parti iktidarlığında, dini hassasiyeti yüksek olduğu düşünülen işadamları sayısının ve kamusal görünürlüğünün artış gösterdiği ve bu iş adamlarının gündelik yaşamlarında İslam çalışma ahlakı ve kapitalist çalışma ahlakı arasında bir ikilem yaşadıkları ve çoğunlukla seküler davranarak, kapitalistleşme eğiliminde oldukları yapılan alan çalışmalarından ve bizim çalışmamızdan çıkarılabilmektedir. Anahtar Kelimeler: Kapitalizm, İslam çalışma ahlakı ve iktisadı, Türkiye'de çalışma ahlakı

AhlakDin sosyolojisiEkonomi+6
Fatma Nur Şengül
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Descartes ve Ryle'da ruh anlayışı

Bu çalışma, Descartes ve Ryle'ın ruh anlayışlarının, bilim-felsefe ya da fizik-metafizik ilişkisinin tarihi gelişimi çerçevesinde ortaya konmasını amaçlamaktadır. Bilim-felsefe ilişkisinin bilimin lehine doğru yönelim kazandığı süreç içerisinde ortaya konulan anlayış ve teorilerin bu ilişki çerçevesinde geliştiği muhakkaktır. Ruh anlayışı tarihsel süreci içerisinde, felsefe, teoloji ve bilimin içe içe geçtiği ilk zamanlarda metafiziksel bir soru olarak ele alınmış ve bu çerçevede açıklanmaya çalışılmıştır. Ruha dair görüşlerde bilim-felsefe ilişkisinin izlerini görmemiz mümkün görünmektedir. Ruh anlayışının tarihi sürecinde görüleceği üzere ruh anlayışı, animistik bir perspektiften bilimsel bir perspektife doğru gelişme göstermiştir. Bilimsel gelişmeler ruha dair anlayış ve kuramların şekillenmesinde rol oynamıştır. Descartes'ta ruhun matematiksel bir ontolojinin içerisinde yer aldığı görülmektedir. Doğa bilimleri ile metafiziğin bağlantısını kuran matematik, Descartesçı perspektifte metafizik unsurların anlaşılmasında yardımcı olmaktadır. Aynı zamanda ruhun bazı niteliklerinin oluşumunu fizyolojik unsurlardan yardım alarak açıklayan Descartes'ta ruh problemi bilimsel-metafiziksel bir alanda var olmaktadır. Ryle'da ruha fiziksel dünyanın dışında bir varlık alanı atfedilmesinin temelinde mantıksal bir kategori yanlışlığının olduğu düşüncesi görülmektedir. Ryle'da ruh problemi, fiziksel olgulardan hareket eden, mantık temelli metafiziksel bir alanda var olmaktadır. Descartes'ta ruhun açıklanması her ne kadar fizyolojik unsurlarla desteklense de, ruh bedenden ayrı bir varlığa ve mahiyete sahiptir ve bedenin anlaşıldığı gibi anlaşılmaz. Descartes'ta insanın ruh ve beden olmak üzere iki ayrı dünyayı ihtiva eden bir yaşama sahip olduğu görülmektedir. Ryle, Descartes'ta görülen ruh-beden düalizmini 'makinedeki hayalet dogması' olarak tanımlamaktadır. Bir bireyin, bir makinenin içine gizemli bir biçimde yerleşmiş bir hayalet olarak sunulması olarak gördüğü dogmayı, ruhun fiziksel olgular alanının dışına çıkarılması olarak görmektedir. Ryle ruhu açıklarken bir çeşit olgu olan insan yaşantısından hareket etmekte ancak temellendirmesini olgulara dönerek değil, mantıksal çözümlemeye giderek yapmaktadır. Descartes'tan Ryle'a ruh anlayışının seyrinin metafizikten tamamen fiziksel alana evrildiği görülmektedir. Anahtar kelimeler: Descartes, Ryle, ruh anlayışı, bilim-felsefe ilişkisi,

DescartesFelsefeMetafizik+2
Murat Dinç Canver
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Bir öğretim yöntemi olarak hizmet ederek öğrenme uygulamalarının din kültürü ve ahlâk bilgisi derslerindeki yeri ve değeri

Hizmet Ederek Öğrenme (Service Learning), akademik hedeflere toplum hizmetinin eklendiği bir öğrenme şeklidir. Öğrencilerin, akademik öğrenim içeriğini gerçek hayattaki özgün öğrenme deneyimleri ile destekleyen etkili bir yaklaşımdır. Bu haliyle öğrenmenin bilişsel boyutu ile birlikte duyuşsal ve davranışsal yönünü içerir. Bu çalışmanın amacı; öğrenmenin sosyal ve davranışsal boyutunu öne çıkaran bir yaklaşım olarak Hizmet Ederek Öğrenme metodunun DKAB dersi öğretmenlerince bilinme düzeyini ve din eğitiminde uygulanabilirliğini ve etkisini araştırmaktır. Çalışmada karma araştırma yöntemi tercih edilmiştir. Eğitim, eğitimin amaçları ve sosyal yönü, eğitimin sosyal yönünü öne çıkaran yaklaşımlar ve Türkiye'de hizmet ederek öğrenme uygulamaları ele alınmıştır. Bu alanlarda literatür taraması yapılarak kavramsal çerçeve oluşturulmuştur. Daha sonra Hizmet Ederek Öğrenme metodu tanıtılmış, ABD de Hizmet Ederek Öğrenme uygulama örnekleri incelenmiş, bu yaklaşımın din eğitimine uygulanabilirliği tartışılmış, din eğitiminde bu yöntemle yapılabilecek uygulamalara örnekler verilmeye çalışılmıştır. Ayrıca, HEÖ metodunun öğretmenler tarafından bilinirliğini tespit etmek; derslerde kullanılıp kullanılmadığını, kullanılıyorsa nerelerde, ne şekilde kullanıldığını belirlemek; bu yöntemin kullanılmasının din öğretimine katkısı olup olmayacağı hakkındaki düşüncelerini öğrenmek amacıyla Ankara'daki farklı okullardan 64 (altmış dört) DKAB dersi öğretmenine anket çalışması uygulanmış, anket sonucunda elde edilen veriler IBM–SPSS 22 programında analiz edilmiştir. Ayırca ankete katılanların içinden 10 öğretmenle de mülakat yapılmıştır. Çalışmaya katılan ortaokul DKAB dersi öğretmenlerinin büyük bir kısmının HEÖ metodunu ya hiç bilmediği ya da çok az bildiği dolayısıyla bu yöntemi derslerinde kullanmadıkları, daha çok düz anlatım ve soru-cevap yöntemlerini tercih ettikleri görülmüştür. Yine öğretmenlerinin çok büyük bir kısmı DKAB derslerinde öğrenmenin psikomotor boyutunun eksik kaldığını, bu derste yeni öğretim yöntem ve tekniklerine ihtiyaç duyulduğunu belirtmişlerdir. Öğrenci merkezli, eğitimin sosyal boyutunu öne çıkaran, yaparak-yaşayarak öğrenme esasına dayalı bir yaklaşıma olumlu baktıkları görülmüştür.

Ders programlarıDin eğitimiDin kültürü ve ahlak bilgisi dersi+5
Sakine Ulu
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Hafızlık yapan kız kur'an kursu öğrencilerinde hafızlık süreci ve tanrı algısı: Ankara- Sincan örneği

Bu araştırma ergenlik döneminde hafızlık eğitimine devam eden bireylerin hafızlık süreci ve Tanrı algılarının nasıl olduğunu anlamak ve açıklamak amacıyla yapılmıştır. Ergenlik dönemi bireyin bilişsel, fiziksel, psiko-sosyal anlamda gelişim ve değişim içerisinde olduğu sancılı bir dönem olarak kabul edilmektedir. Bu sürece hafızlık gibi yoğun ve zorlu bir eğitim süreci de dahil olduğunda, öğrencileri anlamak ve hayatlarına bir anlam doğrultusunda yön vermek elzem hale gelmektedir. Hafızlık süreci aynı zamanda bir din eğitimidir. Bireylerin bu süreçte Tanrı'yı nasıl algıladıkları ve anlamlandırdıklarını, Tanrı'ya karşı nasıl bir tutum sergilediklerini anlamak din eğitimi veren öğreticilerin, öğrencilerin psikolojik durumunu anlamları açısından da önemlidir. Bu bağlamda araştırmanın temel sorusunu, ergenlik dönemi gelişim evresinde hafızlık eğitimine devam eden bireylerin hafızlık sürecini ve Tanrı'yı nasıl algıladıkları oluşturmaktadır. Araştırma grubu yatılı eğitim alan 20 kız öğrenciden oluşmaktadır. Katılımcılar amaçlı örnekleme tekniği ile belirlenmiş, veri toplama aracı olarak yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Görüşmeler sonucu elde edilen veriler içerik ve betimsel analiz yöntemleriyle değerlendirilmiştir. Araştırma kapsamında bireylere hafızlık sürecindeki aile ve öğretici ilişkileri, kurs ortamı, sürecin nasıl ilerlediği, gelecekle ilgili düşünceleri, Tanrı hakkındaki fikirleri sorulmuş; elde edilen bulgulara göre katılımcıların aile ile ilişkilerinin olumsuz, öğretici ile ilişkilerinin ise olumlu olduğu ortaya çıkmıştır. Katılımcıların Tanrı algılarının ebeveyn ilişkilerine bağlı olarak negatif yönde olması beklenirken, öğretici ilişkilerine bağlı olarak pozitif yönde olması dikkat çekmektedir. Araştırmadan elde edilen sonuçların hem eğitimcilere hem de ailelere yön verici olması beklenmektedir. Aynı zamanda ergenlik gibi kritik bir evrede bireylerin Tanrı algısını anlamak mdin psikolojisi alanına da katkı sağlayacaktır.

Sulhiye Bil
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Marko Malink'in Aristoteles yorumu

Bu çalışma, Aristoteles'in mantık sisteminin tarihsel mirasından yola çıkarak, Marko Malink'in çağdaş yorumları ışığında, bu sistemin günümüz mantık ve felsefe ortamında nasıl yeniden yorumlanabileceğini incelemektedir. Çalışma sonucunda, Aristoteles'in mantık sisteminin yalnızca formel çıkarım kurallarıyla sınırlı olmadığı; bilgi, varlık ve dil arasındaki yapısal ilişkileri de kapsadığı ve bu ilişkilerin Malink'in çağdaş yorumlarıyla tutarlı biçimde yeniden inşa edilebildiği ortaya konmuştur. Tezimizin ilk bölümünde, Aristoteles'in mantık anlayışının ontolojik ve epistemolojik ilkeler çerçevesinde incelenmesi, özsel yükleme kavramı, bilimsel bilginin doğrudan ispatla temellendirilmesi, devrî ispat ve formel mantığın başlangıcı olarak Birinci Analitikler ve Topikler üzerine inceleme gibi konular farklı görüş yapıları ekseninde tartışılmıştır. Bu bölümde elde edilen sonuçlar, ikinci bölümde ele alınan Malink'in modal kıyas yorumunun anlaşılması için yöntemsel ve kavramsal bir temel oluşturmaktadır. İkinci bölümde, Aristoteles'in modal kıyas sistemine yöneltilen tutarsızlık ve geçersizlik eleştirileri, Malink'in çağdaş yorumları çerçevesinde yeniden değerlendirilmektedir. Malink, bu eleştirilere karşı Aristoteles'in modal sisteminin temelde tutarlı ve geçerli olduğunu savunmaktadır. Çalışmada, özellikle heterodoks ve ortodoks semantik yaklaşımlar karşılaştırmalı olarak incelenmiş; Malink'in geliştirdiği heterodoks dictum semantik model hem eleştirel hem de destekleyici yönleriyle ele alınmıştır. Malink'in yaklaşımı, Aristoteles'in mantığını çağdaş mantık ve felsefe ortamına uyarlayarak, yeniden yapılandırılabilir ve anlamlı bir sistem olarak sunmayı amaçlamaktadır. Tez, bu bağlamda Aristoteles'in mantığının çağdaş yöntemlerle nasıl yorumlanabileceğini ve bu yorumların mantık literatürüne katkısını eleştirel bir perspektifle ortaya koymaktadır. Aristoteles'in mantık sistemini ve bu alandaki eserlerini, tarihselci bir perspektif ve metinsel sadakat çerçevesinde ele alarak, modern mantık sistemleriyle yeniden okunabilir ve hâlen geçerliliğini ve canlılığını koruyan bir sistem olduğunu ortaya koyma girişimidir. Sonuç olarak bu tez, Aristoteles'in mantığının dinamik ve güncel bir araştırma alanı olduğunu göstermeye çalışmaktadır.

İbrahim Halil Balaban
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Ergen bireylerde tüketim alışkanlığı ile kanaatkârlık ve maneviyat arasındaki ilişki üzerine bir araştırma

Topluma ait olan ve bireylerin kazanması istenilen değerler, bireylere doğru kararlara varmalarında yardımcı olan temel ahlaki ilkeleri içermektedir. Bu değerlerden kanaatkârlık gibi bazılarının yitirilmesiyle bencillik davranışı ortaya çıkmaktadır. Bencillik sonucunda da sürekli zevk arayan ve tüketen narsist bir insan modeli oluşmaktadır. Bu bağlamda araştırmanın konusunu, kanaatkârlık ve maneviyatın tüketim alışkanlığı ile ilişkisinin incelenmesi oluşturmaktadır. Çalışmanın temel amacı ise, ergenlerden yola çıkarak bireylerde oluşan tüketim alışkanlığının ahlaki değer yargılarından kanaatkârlık ve maneviyat ile olan etkileşiminin yönünü ve ilişkisini ortaya koymaktır. Elde edilen bu veriler, bireylerin tüketim esnasındaki tutumlarını ve iradelerini ele alıp din psikolojisi bağlamında değerlendirerek hem bu alana hem de bireylerdeki bu konuya olan bakışına katkı sağlamak açısından önemlidir.Araştırma teorik bölümünde dokümantasyon yönteminden, uygulama bölümünde ise tarama metodu olan nicel araştırma deseni bağlamında anket tekniği kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini, 2023-2024 eğitim-öğretim yılında Ankara ilindeki ortaöğretim kurumlarının 4 ayrı okulunda öğrenim gören 443 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Formu, Maneviyat Ve Kanaatkârlık Ölçeği ve Hedonik Tüketim Ölçeği kullanılmıştır. Veriler SPSS(IBM SPSS for Windows, ver.26) istatistik programı kullanılarak analiz edilmiştir. Çalışmanın bulgularına göre ergen bireylerin tüketim alışkanlıklarının kanaatkâr olma ve maneviyat düzeyleriyle anlamlı negatif yönlü ilişkili olduğu, kanaatkâr ve maneviyat değerine az sahip olan bireylerin hedonik tüketim alışkanlığının fazla olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca sosyo-demografik değişkenlerle ilgili bulgulara bakıldığında, hedonik tüketim alışkanlığı ölçek puanı ile cinsiyet, ekonomik düzey ve okul türü arasında; maneviyat eğilimi ile cinsiyet ve okul türü arasında; kanaatkârlık düzeyi ile okul türü arasında anlamlı bir ilişki bulunurken diğer demografik değişkenler arasında anlamlı bir ilişki gözlenmemiştir.

ErgenlikKanaatManeviyat+1
Havva Öztürk
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Diyanet İşleri Başkanlığı ve sivil toplum kuruluşlarının yükseköğretim gençlerine yönelik yaygın din eğitimi çalışmaları (Ankara örneği)

Toplumu din konusunda aydınlatma gibi yasal bir görevi bulunan Diyanet İşleri Başkanlığı, her yaş grubuna yaygın din eğitimi hizmeti sunan bir kamu kurumudur. Bu gruplar arasında üniversite gençlerine yönelik yürütülen yaygın din eğitimi faaliyetleri, son yıllarda düzenli ve planlı bir yapı kazanarak gelişme göstermektedir. Yaygın din eğitimi faaliyetleri yürüten diğer kurumlar arasında Sivil Toplum Kuruluşları da bulunmaktadır. Bu kurumlar arasında Türkiye Diyanet Vakfı ve İlim Yayma Cemiyeti Ankara ilinde üniversite öğrencilerine yönelik barınma hizmeti başta olmak üzere yaygın din eğitimi çalışmaları yürütmeleri itibariyle ön plana çıkmaktadır. Çalışmamızın amacı yaygın din eğitimi açısından DİB, TDV ve İYC'nin Ankara'da yapmış oldukları yükseköğretim öğrencilerine yönelik gençlik çalışmalarının program, yöntem, faaliyet alanlarının karşılıklı değerlendirilmesi ve iş birliği imkânlarının ne derece mümkün olduğunun ortaya konulmasıdır. Araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden çoklu durum deseni tercih edilmiş; veri toplama aracı olarak doküman taraması ve yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Araştırma sorularının çoğuna bütün katılımcılar bir veya birden çok cevap vermiş, bazı sorular ise cevapsız kalabilmiştir. Bunda katılımcının konuyla ilgili fikrinin olmaması etkili olmuştur. Araştırma bulgularına göre kamu kurumu olarak DİB son 10 yıllık süre zarfında gençlik faaliyetlerini sistemli bir yaklaşımla geliştirmeye çalışmakta, kurumun gençlik hizmetlerindeki faaliyet alanı, hitap ettiği gençlerin görüş bakımından çeşitliği ve sayıca fazlalığı açısından TDV ve İYC kurumlarından farklılık göstermektedir. Üç kurumun, millî ve manevî değerlere bağlı nesiller yetiştirmeyi amaçlayan benzer bir hedef doğrultusunda, millî eğitimin genel amaçlarıyla uyumlu ve hukuki zemine dayalı hedefler belirlediği görülmüştür. Yaygın din eğitimi açısından kamu ve STK'nın yöntem olarak (sözlü anlatım, konferans, soru-cevap) klasik yöntemleri ağırlıklı olarak tercih ettiği, materyal açısından (kitap, tahta, sunum) geleneksel araçları kullandığı tespit edilmiştir. Yaygın din eğitimi faaliyetlerinde genel olarak teorik eğitimin uygulamaya dönük eğitimden görece fazla olduğu ve eğitimciler tarafından genel olarak izlenen planlı bir müfredat takibi yapılmadığı tespit edilmiş, gençlerin eğitimci personeli genel olarak başarılı bulduğu bulgular sonucunda elde edilmiştir. Betimsel analiz yöntemiyle değerlendirilen bulgular sonucunda, yaygın din eğitimi faaliyetleri açısından Kamu ile STK arasında temel farklılıklar yapısal açıdan kaynaklanmakla birlikte yaygın din eğitimi faaliyetlerinin yöntemi, programı, uygulanması, etkisi ve katkısı açısından Ankara ili özelinde belirgin bir farklılık tespit edilememiş, benzerliklerin daha fazla olduğu görülmüştür. Kamu ve STK arasındaki yapısal farklılıkların, iş birliği imkanlarını tamamen ortadan kaldırmadığı; aksine belirli alanlarda ortak faaliyetlerin yürütülebileceği sonucuna ulaşılmıştır. Elde edilen bulgular neticesinde yaygın din eğitimi faaliyetlerinin geliştirilmesi için çeşitli öneriler sunulmuştur. Anahtar Sözcükler: Yaygın Din Eğitimi, Diyanet İşleri Başkanlığı, Türkiye Diyanet Vakfı, İlim Yayma Cemiyeti, Sivil Toplum Kuruluşu, Gençlik, Üniversite, Manevi Danışmanlık.

Resül Altuntaş
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Modern dönem Yahudi mezheplerinin "Öteki" bağlamında Müslümanlara bakışı: Filistin örneği

Dinler, öğretileri ve kuralları aracılığıyla hitap ettiği topluluğu yönlendirmektedir. Dini öğretilerin ve kuralların doğru yorumlanması ve aktarılması bireysel ve toplumsal açıdan önem arz etmektedir. Zira yapılan yanlış bir aktarım kuşaklar boyu devam edecek bir karmaşaya sebep olacaktır. Bu çalışmada Modern dönem Yahudi mezheplerinin öteki bağlamında Müslümanlara bakışı Filistin örneği üzerinden ele alınmaktadır. Yahudilikte var olan "öteki" anlayışı, teolojik kökenlerinden başlayarak modern dönem mezhepsel yorum farklılıklarına kadar uzanan bir süreçte gelişim göstermiştir. İbrahim, İshak ve Yakup ile başlayan Yahudi kimliği; Musa sonrasında yaşanan gelişmelerle yeniden şekillenmiştir. Bu durum Tanrı-Yahudi ilişkisini etkilediği gibi Yahudi ve "öteki" ilişkisini de etkilemiştir. Aydınlanma çağı ile Yahudilik yeniden bir mezhepleşme sürecine girmiştir. Reform, Ortodoks, Muhakazakâr ve Yeniden Yapılanmacı Yahudi mezhepleri modern dönemin ahlaki, teolojik, toplumsal ve politik koşulları doğrultusunda "öteki"ne olan yaklaşımlarında farklı yönelimler geliştirmişlerdir. Bu nokta hem Filistinli Müslümanlara hem de İsrail-Filistin ilişkisine yönelik önemli bir gelişmedir. Zira 19.yüzyılın son dönemlerinde başlayan ve 1948'de İsrail'in kurulmasıyla bir krize dönüşen Yahudi-Müslüman ilişkileri henüz köklü bir çözüme kavuşturulamamıştır. Bu bağlamda modern dönem Yahudi mezheplerinin gerek teolojik söylemleri gerekse politik adımlara verdikleri tepkileri kritik öneme sahiptir. Tez giriş, üç bölüm ve sonuç kısımlarından oluşmaktadır. Giriş bölümünde tezin konusu ve amacı, önemi, yöntemi, kapsam ve sınırlılığına dair bilgilere yer verilmiştir. Birinci bölümde Yahudi/Yahudilik ve öteki kavramlarının tanımları verilmiştir. İkinci bölümde Yahudilikte öteki'ne bakış ortaya konulmuştur. Üçüncü bölümde ise modern dönem Yahudi mezhepleri hakkında genel bir bilgilendirme yapılarak mezheplerin teolojik farklılıklarına değinilmiştir. Ayrıca Filistinli Müslümanlara olan bakışları ahlaki, teolojik ve sosyo-politik açılardan ele alınmıştır. Sonuç kısmında ise mezheplerin Filistinli Müslümanlara bakışında yalnızca teolojik farklılıkların değil aynı zamanda modern ulus-devlet, politika ve Yahudi kimliği hakkındaki tartışmaların da etkili olduğu görülmüştür.

FilistinMüslümanlarYahudilik
Kezban Demir
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Somalili kadınların göç deneyimleri üzerinden sosyo kültürel ve dini uyum süreçlerinin incelenmesi (Ankara örneği)

Günümüzün en önemli sorunlarından biri göç olgusudur. Her gün onlarca insan çeşitli sebeplerle göç etmektedir. Eskiye oranla çok daha fazla kadın göçe aktif özneler olarak katılmaktadır. Göçün kadınlaşması günümüz göç hareketlerinin en temel özelliklerinden biri haline gelmektedir. Kadınlar savaş, iç çatışmalar, ekonomik sorunlar ve ataerkil toplumsal yapılanmalar nedeniyle gönüllü veya zorunlu olarak bulundukları ülkeleri terk ederek uluslararası göç gerçekleştirmektedir. Göç kadınların hayatında kadınlık rolleri de dahil olmak üzere pek çok değişiklik meydana getirmektedir. Aynı zamanda dahil oldukları toplumları da değiştirmektedirler. Çalışmamız bu nedenlerle Somalili göçmen kadınları konu edinmektedir. 18 yaş üzeri Somalili göçmen kadınların göç deneyimlerinden hareketle sosyal, kültürel ve dini uyum süreçleri nasıl gerçekleşmektedir ve bu süreç onların yaşamlarında ne gibi değişiklikler meydana getirmektedir? temel sorusuyla yola çıkılan araştırmamızın amacı Türkiye'ye göç eden 18 yaş üzeri Somalili göçmen kadınların göç deneyimlerinden hareketle sosyal, kültürel ve dini uyumlarını ve bu uyumda etkili olan faktörleri anlamaktır. Nitel araştırma yöntemiyle hazırlanan çalışmamızda yarı yapılandırılmış mülakat tekniği, katılımsız gözlem ve dokümantasyon teknikleri kullanılmıştır. Örneklem seçiminde kartopu örneklem tekniği tercih edilmiştir. Çalışma 18 yaş ve üzeri Somalili kadınları kapsamaktadır ve Ankara ili ile sınırlandırılmıştır. Giriş ve sonuç kısımları dışında iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde göçle ilgili kavramsal ve kuramsal çerçeve çizilmiştir. İkinci bölümde ise araştırmanın bulguları yer almaktadır. Veriler içerik analiziyle incelenmiştir. Bunun için dört tema ve bunların alt kategorileri belirlenmiştir. 18 yaş üzeri 23 kadınla yarı yapılandırılmış sorularla derinlemesine mülakatlar yapılmıştır. Çalışmanın sonucunda Somalili kadınların göç etme ve Türkiye'yi tercih etme sebeplerinin çeşitlilik arz ettiği görülmüştür. Göç sebeplerinde ilk sırada ekonomik sebepler, Türkiye'yi tercihte ilk sırada din etkilidir. Göç toplumsal cinsiyet rollerinde kırılmalara sebep olsa da tam ve kalıcı bir değişim gerçekleştirememektedir. Somalili kadınlar kendilerinin göç sonrasında daha özgür olduğunu ifade etmişlerdir. Her ne kadar bir özgürleşmeden bahsedilebilse de bu özgürlük gündelik ihtiyaçlara dair harcamalar noktasında "sözde özgürlüktür" Somalili kadınların aile içi karar alma süreçlerine katılımı sınırlı olmaya devam etmekte ve erkeğin eve dönüşüyle birlikte sona ermektedir. Bunun önemli bir nedeni Somalili kadınların ekonomik olarak kocalarına bağımlılığının devam etmesidir. Bir diğer nedeni de gelişen teknoloji nedeniyle ataerkil denetimin uzaktan da devam etmesidir. Kadınların uyumlarının önündeki en büyük engel dil problemidir. Barınma problemleri ve karşılaştıkları bir takım ayrımcı tutumlarda uyumlarını olumsuz yönde etkilemektedir. Uyumlarını olumlu yönde etkileyen en önemli faktör ise dindir. Katılımcıların bir kısmı Türkiye'deki yasal ve ekonomik sorunlar nedeniyle Avrupa'ya gitmek istemektedir. Çocuklarının eğitimi devam edenler Türkiye'de kalmak istemektedir. Somali'ye dönmeyi ise sadece iki katılımcı istemektedir.

Fatma Doru
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

İbn Sînâ'nın töz düalizmi ve çağdaş zihin felsefesi ile diyaloğu

Bu tez, İbn Sînâ'nın nefs-beden ilişkisine dair açıklamasını, Kartezyen düalizme yönelik modern eleştiriler ışığında yeniden değerlendirmektedir. Salt tarihsel bir karşılaştırma sunmaktan ziyade, bu çalışma şu soruya cevap aramaktadır: İbn Sînâcı bir kuram, zihinsel nedensellik, eşleşme problemi ve bilincin birliği gibi çağdaş tartışmaları ele alabilecek Kartezyen olmayan bir töz düalizmi alternatifi önerebilir mi? Bu araştırma, felsefe tarihi ile sistematik analizin kesişiminde yer alan karşılaştırmalı ve kavramsal bir yaklaşım benimsemektedir. İbn Sînâ'nın ontolojisini ve psikolojisini yeniden kurmakta ve bunları Descartes'ın yaklaşımıyla karşılaştırmaktadır. Felsefi çözümleme, temel iddialara ilişkin gerekli ve yeter koşulları açıklığa kavuştururken; en iyi açıklama, öz-farkındalık, yönelimsellik ve kişisel özdeşlik gibi olguları hangi yorumun daha iyi açıkladığını değerlendirmek için kullanılmaktadır. Vaka incelemeleri, İbn Sînâ'nın yorumunu yirminci yüzyılın kanonik itirazlarına karşı sınamaktadır. Çalışma, İbn Sînâ'nın nefsi, bedensel işlevlerle özdeş olmaksızın onları koordine eden bağımsız bir cevher olarak konumlandırdığını ve bunun Kartezyen mekanistik yaklaşımdan farklı metafizik temellere sahip bir düalizm verdiğini göstermektedir. İbn Sînâ'nın teorisi, uzamlı bir cevhere başvurmaksızın birinci-şahıs farkındalığı için temel sağlamakta; gayri maddi entelektüel edimleri duyusal ve bedensel işlevlerden ayırt etmekte ve nefs-beden arasındaki etkileşimi makinedeki hayalet yerine yönetim benzetileri üzerinden yorumlamaktadır. Çağdaş eleştiriler bu yoruma yansıtıldığında, bazı itirazların öncelikle Kartezyen varsayımları (ör. mekanik etkileşim ve uzamsal "eşleşme") hedef aldığı ve bu nedenle etkisini yitirdiği görülmektedir. Sonuç olarak, İbn Sînâ'nın psikolojisinin, Aristotelesçi hilomorfizme ya da Kartezyen etkileşimciliğe indirgenemeyeceği savunulmuştur. Kartezyen olmayan ve savunulabilir bir cevher düalizmini, düalizmin temel sezgilerini koruyacak şekilde desteklemektedir Böylece tez, İbn Sînâ'nın yorumunu çağdaş zihin felsefesi içinde geçerli ve tarihsel temellere dayanan bir seçenek olarak önermektedir.

Bilge Sever Kıyak
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Thomas Lıckona ve karakter eğitimi yaklaşımı

Bu çalışma karakter eğitiminin kavramsal boyutunu bir örnek üzerinden incelemeyi amaçlamıştır. Bu amaç çerçevesinde Amerika merkezli düşünce paradigmasının önemli temsilcilerinden biri olan Thomas Lickona'nın düşüncelerini ve eserlerini merkeze almıştır. Lickona'nın karakter gelişimine ve eğitimine dair görüşleri de kendi çalışmalarından hareketle ortaya konmuştur. Çalışma nitel araştırma desenlerinden, durum analiz ve doküman inceleme yöntemleri kullanılarak oluşturulmuştur. Bu doğrultuda Thomas Lickona'nın eserleri merkezinde yardımcı kaynaklar da ele alınarak doküman incelemesi yapılıp durum analiz yöntemi ile olguların ortaya konması amaçlanmıştır. Çalışmanın sonucunda düşünürün karakter eğitimine dair geliştirdiği görüşler ortaya konmuştur. Özellikle kolektif bakış açısı ile karakter eğitiminde toplumun tüm kesimlerine düşen görevler aktarılmıştır. Bununla birlikte teorik, pratik ve dini yansımasında oluşabilecek sorunlara da yer verilerek eleştirel bakış açısı geliştirilmiştir. Sonuç olarak Lickona'nın karakter eğitimine dair görüşleri bütüncül bir şekilde ortaya konmuştur. Anahtar Kelimeler: Karakter Eğitimi, Karakter, Okul, Thomas Lickona.

Nur Sena Fırat
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Gençlerin ölüm ve ahiret tasavvurunun din eğitimine göre incelenmesi

Araştırmanın amacı, gençlik dönemindeki bireylerin geçmişte aldıkları din eğitimi ile ölüm ve ölüm sonrası tasavvuru arasındaki ilişkiyi incelemektir. Çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden fenomenolojik (olgusal) yaklaşım kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubu seçilirken, nitel yaklaşım stratejilerinden amaçlı örneklem kriter olarak belirlenmiş ve ölçüt örnekleme yöntemi uygulanmıştır. 26 katılımcı ile mülakatlar gerçekleştirilmiştir. Araştırma verileri yarı yapılandırılmış görüşme formları aracılığıyla elde edilmiştir. Araştırma verilerinden elde edilen bulgular neticesinde ailede ve din eğitimi kurumlarında alınan eğitimin bireylerin ölüm ve ölüm sonrası tasavvurunu etkilediği görülmüştür. Katılımcılar, örgün ve yaygın eğitim kurumlarında ölüm ve ölüm sonrasına dair gerekli bilgilerin verilmediğini ifade etmişlerdir Katılımcıların büyük çoğunluğunun ölüm ve ölüm sonrası hakkında ailede yeterli ve sağlıklı bilgiye ulaşamadıkları tespit edilmiştir. Bu bağlamda, ölüm ve sonrasına dair bir eğitimin uzmanlarca verilmesi gerektiği, sağlıklı bir şekilde elde edilmeyen bilgilerin bireylerin ölüm ve ölüm sonrası hayat tasavvuru açısından olumsuz yönde tesir ettiği ve bu durumun bireyde ölüm olgusuna yönelik kaygıya ve korkuya sebebiyet verdiği sonucuna varılmıştır. Ölüm ve ölüm sonrası tasavvurunun doğru ve sağlıklı bir şekilde oluşması için başta aile kurumuna, örgün ve yaygın eğitim kurumlarına önemli görevler düşmektedir. Gelişim dönemlerine uygun olarak hazırlanmış içeriklerle gerekli eğitimlerin verilmesinin oldukça önem arz ettiği ortaya konulmuştur. Anahtar Kelimeler: Din Eğitimi, Gençlik Dönemi, Ölüm Tasavvuru

Abide Ulu
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Geleneksel İslam anlayışı ve modern perspektifler ışığında erken çocuklukta din eğitimi

Erken çocukluk döneminde din ve ahlak eğitiminin çocuklara hangi yöntemler kullanılarak verilmesi gerektiği uzun yıllardır tartışılmaktadır. Bu çalışma İslam tarihinde ve çağdaş dönemde erken çocukluk dönemi din eğitimi yaklaşımlarını teorik ve uygulama yönleri ile incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırmada literatür taraması yöntemi kullanılmış olup, İslam din eğitimi açısından erken çocukluk döneminde din eğitimi ile modern eğitim sisteminde erken çocukluk döneminde din eğitimi yaklaşımları incelenmiştir. Yapılan karşılaştırmalı analiz sonucunda, İslam dininde erken çocukluk dönemi din eğitimi yaklaşımları ile modern eğitim sistemi yaklaşımları arasında benzerlikler bulunduğu gibi önemli farklılıkların da olduğu görülmüştür. Çocukların öğrenme sürecinde özgür ve bağımsız olmalarına vurgu yapılması, barış ve evrensellik ilkelerinin esas alınması, ahlak olgusu ve ahlaki gelişimin önemine vurgu yapılması ortak yönler olarak görülmektedir. İslam kültüründe erken çocukluk dönemi eğitimi, dini ve ahlaki değerlere dayanırken, modern eğitim sistemleri bilimsel temellere ve psikolojik teorilere odaklanmaktadır. İslam kültüründe eğitimin amacı, çocukların dini ve ahlaki sorumluluklarını öğrenmelerini sağlamak ve manevi gelişimlerini desteklemektir. Bu bağlamda, Kur'an eğitimi ve dini bilgiler ön plandadır. Modern eğitim sistemlerinde ise çocukların bilişsel, sosyal ve duygusal gelişimlerine önem verilir. Bu sistemde, yaratıcı düşünme, problem çözme ve iletişim becerilerinin geliştirilmesi hedeflenir. İslam kültüründe toplumsal ve dini normlarla uyumlu bireyler yetiştirme öne çıkarken, modern sistem bireysel özgürlük ve kişisel gelişimi önceliklendirir. İki yaklaşım arasındaki temel farklılıklar, felsefi temeller ve eğitimin öncelikleri üzerinden şekillenmektedir. Anahtar Kelimeler: İslam Din Eğitimi, Erken Çocukluk Dönemi, Modern Din Eğitim Sistemleri

Sümeyya Berk
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Tehâfütü'l-Felâsife'de haşrin cismâniliği problemi

Bu araştırmanın amacı Ebu Hamid el-Gazzâlî'nin Tehâfütü'-Felâsife eserinde yirminci meselede tartıştığı haşrin cismâniliği (bedenli dirilme) problemini değerlendirmektir. Ebu Hamid el-Gazzâlî, İslam düşüncesinde; eserleriyle, fikirleriyle ve tartışmalarıyla adından en çok söz ettiren filozoflardan biridir. Meşhur eseri Tehâfütü'l- Felâsife' de ise filozofları fikirlerinden dolayı eleştirmiştir. Haşrin cismâniliği konusunda eleştirilerinin odak noktası İbn Sinâ'dır. İbn Sinâ'nın erken dönem eserlerinde geçen fikirlerini eleştirmiş hatta bu fikirlerinden dolayı küfürle itham etmiştir. Eserin metodundan dolayı konu, on sekiz ve on dokuzuncu meselelerle desteklenerek tartışılmıştır. Gereklilik arz ettiğinden bu üç mesele, haşrin cismâniliği tartışmaları etrafında analiz edilecektir. Araştırma, Gazzâlî'nin ismi geçen eseri, İbn Sinâ'nın haşr ile ilgili fikirlerini özetlediği erken dönem eserleri ve konuyla ilgili kaynaklardan istifade edilerek literatür taraması yöntemiyle hazırlanmıştır. Araştırmanın, Gazzâlî'nin eserindeki haşrin cismâniliği problemi ve İbn Sinâ'nın konuyla ilgili görüşleri etrafında şekillenmesi sınırlılıklarını oluşturmaktadır. Bu sınırlamanın temel sebebi ise haşrin cismâniliği probleminin filozoflar ve Gazzâlî arasındaki tartışmaların önemli bir tanesi olması ve bir yüksek lisans tezinin eserdeki tüm tartışmaları değerlendirmeye elverişli olmamasıdır. Araştırmanın konuyla ilgili her iki zıt görüşü tez ve antitezleriyle birlikte karşılaştırmaya elverişli bir şekilde açıklaması literatüre katkıda bulunacaktır. Çalışma Gazzâlî ve filozoflar arasındaki tartışmaları tarafların yöntemleriyle birlikte okumaya katkı sağlayacaktır.

Arife Yiğit
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Devlet bürokrasisinde dine bakış [28 Şubat süreci örneği (1997-2002)]

Tanzimat'tan günümüze devlet bürokrasisinin ve zaman zaman onun güdümüne giren siyaset kurumunun din ile ilişkisi hep var olmuştur. Kurumsal anlamda din, Cumhuriyetin kuruluş sürecinde de yerini almıştır. Bürokratik aktörler toplumu kendi din algılarına göre yönlendirme çabasında olmuşlardır. Geleneksel din algısının dışına çıkan dini grup ve cemaatler çağın dinamiklerine göre takibe alınmış, kontrol edilmeye çalışılmış, işten, görevden veya okuldan uzaklaştırılmışlardır. 28 Şubat sürecinde, askeri vesayetin öncülük ettiği devlet bürokrasisi, siyaset kurumunu da baskı altında tutarak, laikliğin ve rejimin tehlikede olduğu gerekçesiyle kamusal alanda irtica ile mücadele adına başörtüsü ve dini eğitim kurumları gibi dinsel görünümleri ortadan kaldırma, kısıtlama, ötekileştirme, mahrum bırakma icraatlarıyla toplumda büyük gerilimlere yol açmıştır. Bu süreçte seçilmişler, bürokratik vesayetin anti-demokratik baskı ve uygulamalarına direnç gösterememiş, toplumun önemli bir kesimi bazı temel hak ve özgürlüklerden mahrum bırakılmıştır. 28 Şubat postmodern darbesi eğitim, çalışma hayatı, ekonomi, siyaset kurumu gibi alanlarda toplumun her kesimini olumsuz yönde etkilemiştir. Bu çalışma 28 Şubat sürecinde bürokrasinin din anlayışını, dine bakışını ve topluma etkilerini ortaya koymayı amaçlamaktadır.

28 Şubat 1997 kararlarıAskeri müdahaleBürokrasi+7
Zeki Türkmen
Eskişehir Osmangazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Hılary W. Putnam'ın anlamsal dışsalcılık teorisi üzerine bir değerlendirme

Hilary W. Putnam'ın geliştirdiği 'Anlamsal Dışsalcılık' adlı anlam teorisi, özgün bir teori olarak dil felsefesi içinde önemli bir yer teşkil etmektedir. Anlamsal Dışsalcılık, özü itibariyle anlamın zihin durumları tarafından değil, bireyin içinde yaşadığı dilsel topluluk ve fizik (dış) dünya tarafından oluşturulduğunu iddia eder. 'Anlam Teorisi Olası mı? 'adlı makale ile ilk izleri ortaya çıkan Anlamsal Dışsalcılık teorisi, Putnam'ın kurguladığı üç varsayımsal düşünce deneyine ('Su', 'Kayın-Karaağaç' ve 'Alüminyum-Molibden') dayanmaktadır. Bu deneylerin ilkinde İkiz Dünya tasarlayan Putnam, ikizler (Oscarlar) üzerinden anlam teorisini inşa eder. Diğer varsayımsal düşünce deneylerindeki görüşlerini pekiştiren Putnam, daha sonra 'Kavanozdaki Beyin' varsayımsal düşünce deneyini kurgulayarak görüşlerini daha ileriye taşır. Anlamsal Dışsalcılık teorisinin en önemli etkisi, zihinci anlam teorilerinin bir alternatifini oluşturmasıdır. Kökeni Locke'a kadar götürülebilen zihinci anlam teorilerinin, anlamı yalnızca insan zihniyle sınırlayan katı tutumları böylelikle aşılmıştır. Putnam, anlamın oluşum süreçlerini yalnızca zihinle ilişkilendiren bu görüşlere karşı, anlamın oluşumunda yalnızca zihin durumlarının etkili olmadığını, dolayısıyla anlamın bireyin bedeni ile sınırlı kalamayacağını iddia etmiştir. Anlamın oluşum sürecinde bireyin yaşadığı toplumdaki dilsel iş bölümünün etkili olduğunu ileri süren Putnam, bu süreçte etkili olan diğer öge, fizik (dış) dünyanın yani göndergenin önemine dikkat çekmiştir. Kendi ifadesiyle "Anlam göndergeyi belirler, gönderge değişirse anlam değişir". Anlamsal Dışsalcılık teorisinin yapı taşları olan anlam, kaplam, içlem, kavram, gönderge, basmakalıp, dizinsellik, doğal tür sözcükleri, katı belirleyiciler vd. terimlerin tanımları, kapsamları ve işlevleri dolayısıyla oluşturdukları farklılıklar, karşıtlıklar, ara kesitler ve kapsayıcılıklar bu teorinin esasını teşkil eder.

Erdoğan Boz
Eskişehir Osmangazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Manevi danışmanlık ve rehberlik tekniği olarak nefs psikoterapisinde infak ve isar deneyimi üzerine nitel bir araştırma

Bu nitel araştırma, manevi danışmanlık ve rehberlikte nefs psikolojisi ekolü ve nefs psikoterapisi tekniğinin teorik ve pratik boyutlarını kapsamlı bir şekilde incelemeyi amaçlamaktadır. Nitel metodoloji kapsamında nefs psikoterapistleriyle (n=6) yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılarak açık uçlu sorularla (n=40) toplanan veriler, kategorisel analiz yöntemiyle detaylı bir şekilde incelenmiştir. Teorik çerçevesinde manevi danışmanlık ve rehberliğin yanı sıra nefs psikolojisi ile nefs psikoterapisine ilişkin kavramsal bilgilerin verildiği ve manevi danışmanlık ve rehberlik tekniği olarak nefs psikoterapisinde infak ve isar deneyiminin önemi ve değerinin vurgulandığı araştırmanın nitel uygulama kısmında ise çalışmanın metodolojik bilgilerinin yanı sıra elde edilen nitel bulguların analizleri ve yorumları yer almıştır. Bu nitel araştırmada sonuç olarak; (i) nefs psikolojisinin, bireyin içsel dünyasına odaklanıp Doğu ve Batı arasında adeta bir köprü işlevi görerek dinamik, geleneksel ve bütüncül bir yaklaşım benimsediği; (ii) nefs psikolojisinde yer alan infak ve isar deneyimlerinin, manevi danışmanlık ve rehberlik süreçlerinde destekleyici ve yol gösterici bir rol üstlenip kültürel perspektiften çatı kavramlar oluşturduğu; dolayısıyla, manevi danışmanlık ve rehberlikte nefs psikolojisinde yer alan infak ve isar deneyimlerinin, hem bireysel hem de toplumsal düzeyde önemli faydalar sağlayabilecek potansiyele sahip olduğu; (iii) hem bireysel hem de teorik düzeyde bireyin manevi ve kültürel kimliğini kapsamlı bir şekilde ele alarak toplumdaki her türlü bireyi kapsayıcı ve herkese hitap edebilen evrensel bir alan olduğu; (iv) nefs psikolojisinin danışanın alan el konumundan veren el konumuna yükselmesinde rüyaların danışana bireysel yaklaşımda bulunduğu; (v) nefs psikoterapisindeki infak ve isar deneyiminin iyileşme sürecini hızlandırmada destekleyici ve tamamlayıcı bir unsur olarak bireylerin terapötik sürecini desteklemede etkili ve değerli bir terapi yöntemi olduğu saptanmıştır. Nefs psikolojisi ve psikoterapisinde yer alan infak ve isar deneyimlerinin manevi danışmanlık ve rehberlikte önemli bir yer tuttuğunu gösteren bu araştırmada, adı geçen ekol ile tekniğin özellikle Türk manevi danışmanlık ve rehberlik araştırma ve uygulamalarında etkin bir şekilde kullanılabileceği önerilmektedir.

Tuba Nur İskeçlier
Eskişehir Osmangazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Manevi danışmanlık ve rehberlikte nefs psikolojisi ve nefs psikoterapisi: Teorik ve uygulama boyutları üzerine nitel bir araştırma

Bu nitel araştırma, manevi danışmanlık ve rehberlikte nefs psikolojisi ekolü ve nefs psikoterapisi tekniğinin teorik ve pratik boyutlarını kapsamlı bir şekilde incelemeyi amaçlamaktadır. Nitel metodoloji kapsamında nefs psikoterapistleriyle (n=6) yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılarak açık uçlu sorularla (n=40) toplanan veriler, kategorisel analiz yöntemiyle detaylı bir şekilde incelenmiştir. Teorik çerçevesinde manevi danışmanlık ve rehberliğin yanı sıra nefs psikolojisi ile nefs psikoterapisine ilişkin kavramsal bilgilerin verildiği araştırmanın nitel uygulama kısmında ise çalışmanın metodolojik bilgilerinin yanı sıra elde edilen nitel bulguların analizleri ve yorumları yer almıştır. Bu nitel araştırmada sonuç olarak; (i) nefs psikolojisinin, kültürel ve dinsel bağlamları dikkate alınarak bütüncül bir yaklaşım benimsediği ve kişisel gelişim ile bireysel potansiyel vurgulanarak bireyin manevi ve kültürel kimliğinin kapsamlı bir şekilde ele alındığı; (ii) nefs psikoterapisinde infak ve îsar, niyet, empati ve pro-sosyal davranışlar gibi olguların yanı sıra rüya analizi ve sembollerin kullanımının önemli bir yer tuttuğu; terapi sürecinde danışana derin bir empati ve kişiye özgü bir yaklaşımla müdahale edilerek, danışanın iyileşme sürecinin etkin bir şekilde desteklendiği; (iii) manevi danışmanlık ve rehberlik ile nefs psikolojisi arasında teori ve pratik bütünlüğü, eğitim ve bilgi alanındaki yetkinlik ve süreç odaklı yaklaşım nedeniyle güçlü bir etkileşim bulunduğu; dolayısıyla bu iki alanın, hem teorik temelleri hem de uygulama becerilerini dikkate alarak, bireylerin manevi ve psikolojik ihtiyaçlarının daha etkin bir şekilde karşılanmasına yardımcı olduğu; (iv) nefs psikolojisinin, manevi danışmanlık ve rehberlik süreçlerinde destekleyici ve yol gösterici bir rol üstlenip kültürel perspektiften çatı kavramlar oluşturduğu; dolayısıyla, manevi danışmanlık ve rehberlikte nefs psikolojisinin hem bireysel hem de toplumsal düzeyde önemli faydalar sağlayabilecek potansiyele sahip olduğu; (v) nefs psikoterapisinin manevi danışmanlık ve rehberlik alanına entegrasyonunda, manevi boyutun geliştirilmesi ve pratik uygulamaların standartlarının belirlenmesinin büyük önem taşıdığı saptanmıştır. Nefs psikolojisi ve psikoterapisinin manevi danışmanlık ve rehberlikte önemli bir yer tuttuğunu gösteren bu araştırmada, adı geçen ekol ile tekniğin özellikle Türk manevi danışmanlık ve rehberlik araştırma ve uygulamalarında etkin bir şekilde kullanılabileceği önerilmektedir.

Elif Nihal Aktay
Eskişehir Osmangazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Manevi danışmanlık ve rehberlik tekniği olarak nefs psikoterapisinde kutsal toprak deneyimi üzerine nitel bir araştırma

Bu nitel araştırma, manevi danışmanlık ve rehberlik tekniği olarak nefs psikoterapisinde kutsal toprak deneyiminin teorik ve pratik boyutlarını kapsamlı bir şekilde incelemeyi amaçlamaktadır. Nitel metodoloji kapsamında nefs psikoterapistleriyle (n=6) yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılarak açık uçlu sorularla (n=40) toplanan veriler, kategorisel analiz yöntemiyle detaylı bir şekilde incelenmiştir. Teorik çerçevesinde manevi danışmanlık ve rehberliğin yanı sıra nefs psikolojisi, nefs psikoterapisi ile kutsal toprak deneyimine ilişkin kavramsal bilgilerin verildiği araştırmanın nitel uygulama kısmında ise çalışmanın metodolojik bilgilerinin yanı sıra elde edilen nitel bulguların analizleri ve yorumları yer almıştır. Bu nitel araştırmada sonuç olarak; (i) nefs psikolojisinin, insan için en uygun yapılanma ve kainatın kodu olduğu, danışanı ve terapisti kulluk bilincinden ayırmayıp kapsayıcı ve kuşatıcı bir biçimde bütünü içine aldığı; (ii) nefs psikoterapisinde, nefsin yapısını maneviyat üzerinden belirlediği, bireyin tekamül ve varoluşun ferahlığına odaklandığı; dolayısıyla dinamik bir psikoterapi ekolü olarak danışanın iyileşme sürecinin etkin bir şekilde desteklendiği; (iii) nefs psikoterapisinin, manevi danışmanlık ve rehberlik alanında esnek ve uyarlanabilir bir yaklaşım olduğu aynı zamanda evrensel ve kültürler arası uygulanabilirliği; dolayısıyla bu iki alanın, hem teorik temelleri hem de uygulama becerilerini dikkate alarak, bireylerin manevi ve psikolojik ihtiyaçlarının daha etkin bir şekilde karşılanmasına yardımcı olduğu; (iv) nefs psikoterapisinde kutsal toprak deneyiminin terapötik etkilerinin yön değişimi-niyet ve kararlılık, rabıta kurma ve manevi bağlantı, bireyin geri çekilmesi ve içsel dönüşüm yaşadığı; dolayısıyla, nefs psikoterapisinde kutsal toprak deneyimi, bireysel açıdan önemli faydalar sağlayabilecek potansiyele sahip olduğu; (v) nefs psikoterapisinde kutsal toprak deneyiminin manevi danışmanlık ve rehberlik alanına entegrasyonunda, psikoloji ve ilahiyat alanının yeterli düzeyde öğrenilerek uygulamaların standartlarının belirlenmesinin, kutsal toprak deneyimi öncesi-sonrası ölçme ve değerlendirme araçlarının geliştirilerek takip edilmesinin büyük önem taşıdığı saptanmıştır. Nefs psikoterapisinde kutsal toprak deneyimi, manevi danışmanlık ve rehberlikte önemli bir yer tuttuğunu gösteren bu araştırmada, adı geçen ekol ile tekniğin özellikle Türk manevi danışmanlık ve rehberlik araştırma ve uygulamalarında etkin bir şekilde kullanılabileceği önerilmektedir.

Mervenur Uzgur
Eskişehir Osmangazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Tanrı algısı, dini yönelim biçimleri ve psikolojik iyi oluş arasındaki ilişkiler (Lise ve üniversite örneklemi üzerinde karşılaştırmalı bir alan araştırması)

Bu çalışmada lise ve üniversite öğrencilerinin Tanrı algısı, dini yönelim biçimleri ve psikolojik iyi oluş düzeyleri arasındaki ilişki ve etkileşim incelenmiştir. Bu üç değişkenin bazı sosyo-demografik değişkenlerle olan ilişkisi belirlenmiştir. Çalışma kuramsal çerçeve, alan çalışması ve bulguların yorumlanması olmak üzere üç ana bölümden meydana gelmektedir. Kuramsal bölümde dokümantasyon, alan çalışmasında ise anket tekniği uygulanmıştır. Örneklem, 658 lise ve 997 üniversite öğrencisi olmak üzere 1655 öğrenciden oluşmaktadır. Uygulamada "Tanrı Algısı Ölçeği" (TA), "Yeniden Yapılandırılmış Müslüman Dini Yönelim Ölçeği" (MROS-R) ve "Psikolojik İyi Olma Ölçekleri" (PİOÖ/42) kullanılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkiler korelasyon analizi, etkileşim yapısal eşitlik modeli (YEM) temelinde gerçekleştirilen istatistiki analizle belirlenmiştir. Çalışmada Tanrı algısı, dini yönelim biçimleri ve psikolojik iyi oluş ile bazı sosyo-demografik değişkenler arasında anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Olumlu Tanrı algısı ile içsel, dışsal ve katı kuralcı dini yönelim arasında pozitif; sorgulayıcı dini yönelim arasında negatif ilişki tespit edilmiştir. Tanrı algısı ile psikolojik iyi oluş arasında ve dini yönelim biçimleri ile psikolojik iyi oluş arasında pozitif yönlü anlamlı ilişkiler olduğu görülmüştür. YEM analizinde önerilen sekiz hipotetik modelden sadece üniversite örneklemine ait Tanrı algısı, dışsal dini yönelim, psikolojik iyi oluş modeli bütünüyle geçerli ve anlamlı bulunmuştur. Önerilen diğer yedi modelde Tanrı algısından dini yönelim biçimlerine giden ve anlamlı olan yollar olduğu tespit edilmiştir. Ancak bu yedi modelin bir bütün olarak geçerli ve anlamlı olmadığı görülmüştür. Lise ve üniversite örneklemlerinden elde edilen bulgular karşılaştırılmış ve bazı anlamlı farklılıkların olduğu tespit edilmiştir.

AlgıDini yönelimPsikolojik iyi oluş+2
Emine Zehra Bilge
Eskişehir Osmangazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Felsefi bir problem olarak yalnızlık

'Felsefi bir problem olarak yalnızlık' başlıklı bu çalışmada yalnızlık kavramının felsefi temelleri açıklanmaya çalışılmaktadır. Günümüzde sıklıkla olumsuz şekliyle açığa çıkan yalnızlık kavramının felsefi temellerinin açıklanmasıyla birlikte bu kavramın daha iyi anlaşılması ve aynı zamanda yalnızlığın olumlu boyutlarına dikkat çekilmesi amaçlanmaktadır. Bu doğrultuda tezin birinci bölümünde öncelikle bu kavramın tanımı üzerinde durulmaktadır. Yalnızlığın pek çok tanımı bulunmaktadır. Bu durum yalnızlığın tek bir tanımından bahsetmeyi zorlaştırmaktadır. Bu yüzden öncelikle yalnızlığın psikoloji ve felsefe alanında yapılmış tanımlarına yer verilmiş daha sonra yalnızlığın bütüncül bir tanımı yapılmaya çalışılmıştır. Yalnızlık çalışmanın amacına uygun biçimde evrensel bir içe dönüş olgusu olarak tanımlanmıştır. Yalnızlığın felsefi temelini açıklamaya elverişli bir tanımı oluşturulduktan sonra birinci bölümde yalnızlık kavramının daha iyi anlaşılabilmesi için mahiyetine ve türlerine ilişkin bilgilere yer verilmektedir. Yalnızlık mahiyeti gereği hem olumlu hem de olumsuz şekilde anlaşılabilecek bir kavramdır. Bu yönüyle çok çeşitli sebeplerden açığa çıkabilmektedir. Açığa çıkma sebeplerine göre de türlere ayrılmaktır. Açığa çıkan yalnızlık türlerinden üçü olan ontolojik epistemolojik ve etik yalnızlık türleri aslen kaynaklarını felsefi bakış açılarından almaları bakımından yalnızlığın felsefi temelli bir kavram olduğunu göstermektedirler. Bu bağlamda ikinci bölümde bu üç tür yalnızlık seçilen belirli düşünürlerin yaklaşımları üzerinden açıklanmaktadır. Sonuç bölümünde ise yalnızlık kavramının modern felsefe açısından ne anlam ifade ettiğine dair kısa bir değerlendirmeye yer verilmektedir.

Melike Dogan
Eskişehir Osmangazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Din kültürü ve ahlak bilgisi dersi vizyonunun öğrenci görüşlerine göre gerçekleşme durumu

Bu çalışmada, "Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi vizyonunun öğrenci görüşlerine göre gerçekleşme durumu", Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi (DKAB) 2018, 9-12. sınıflar öğretim programının vizyonu üzerinden konu edinmektedir. Buna göre dersin vizyonu; "Dinin hayatı anlamlandırmadaki rolünü fark eden, milli, manevi ve ahlaki değerleri benimseyen, farklılıklarla bir arada yaşama becerisi kazanmış bireyler yetiştirmektir" şeklindedir. Yapılan çalışmanın ana problemi, DKAB dersi vizyonunun öğrenciler açısından gerçekleşme durumu nedir? Sorusunu araştırmak ve bununla birlikte lise öğrencilerinin DKAB dersi vizyonunun gerçekleşme durumunu nasıl tanımladıklarını ve davranışlarına yansımalarını anlamaktır. Buna göre çalışmada DKAB dersi vizyonunun öğrenci görüşlerine göre gerçekleşme durumunun anlaşılması amaçlanmaktadır. Çalışmada, lise öğrencilerinin din öğretimi davranışları kendi değerlendirmeleri çerçevesinde anlaşılmaya çalışılmıştır. Bu duruma uygun olarak eğitim araştırmalarında sıklıkla başvurulan ve nitel durum araştırması yöntemlerinden olan tek durum çalışması deseni uygulanmıştır. Çalışmada, lise DKAB programını tamamlama kriteri dikkate alınarak ve örneklemin çeşitlenmesi gözetilerek farklı okul türlerinden 12. sınıf öğrencileri ile görüşmeler yapılmıştır. Buna göre; Eskişehir ilinden iki Sosyal Bilimler Lisesi, bir Fen Lisesi, dört Anadolu Lisesi olmak üzere toplamda yedi lisenin öğrencilerinden oluşan otuz katılımcı üzerinde yarı yapılandırılmış nitel görüşme yöntemi uygulanmıştır. Yapılan görüşmeler sonucunda, katılımcıların genel olarak DKAB Öğretim Programı vizyonu beklentileri ile büyük ölçüde uyumlu, bilişsel, duyuşsal ve davranışsal özellikleri gösterdikleri anlaşılmıştır.

DeğerlerDin kültürü ve ahlak bilgisi dersiErgenlik
Safiye Akşit
Eskişehir Osmangazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Hans Reichenbach'ta bilgi ve mantık

Bu çalışma, Reichenbach'ın bilgi felsefesi, olasılık kuramı ve mantık alanındaki katkıla-rını disiplinler arası bir perspektifle ele almaktadır. Çalışmanın temel amacı, Reichenbach'ın bilimsel bilginin kesinlik iddiasına yönelik eleştirilerini; tümevarım, nedensellik ve kuantum mekaniğinin felsefi sonuçları bağlamında açıklamak ve onun üç değerli mantık önerisinin mantıksal ve epistemik gerekçelerini sistematik biçimde ortaya koymaktır. Çalışma üç ana bölümden oluşur: Reichenbach'ın epistemolojik duruşu ve olasılık te-melli bilgi anlayışı, mantık teorisi bağlamında klasik iki değerli mantığın eleştirisi ve üç değerli mantığın formülasyonu, kuantum mekaniğinin felsefi etkileri ile Türkiye'deki akademik katkı-larının değerlendirilmesi. Her bölümde birincil kaynaklara (Reichenbach'ın eserleri) ve ikincil literatüre dayanan karşılaştırmalı analizler sunulmuştur. Yöntem olarak tarihsel-analitik ince-leme, metin çözümlemesi ve felsefi argümantasyon bir arada kullanılmış; özellikle orijinal metinlerin dilsel nüanslarını korumak için mümkün olduğunca özgün dildeki pasajlara atıf yapılmıştır. Ayrıca Reichenbach'ın 1930-1938 yılları arasında İstanbul üniversitesinde yaptığı ça-lışmalar Türkiye'de modern mantığın ve bilimsel felsefenin gelişiminde önemli bir katkı sağ-lamıştır. Reichenbach'ın Türkiye'deki akademik çalışmalarının mantık ve bilim felsefesine katkıları da tarihsel bağlam içinde ele alınmıştır. Çalışmanın sınırlılıkları açıkça belirtilmiştir: Reichenbach'ın mantıksal çıkarımlarının tamamı tek bir çalışmada eksiksiz ele alınamamış; özellikle Almanca ve İngilizce kaynakların bazılarına erişim kısıtları nedeniyle belirli tartışmalar özet düzeyinde aktarılmıştır. Bu sınırlı-lıklar, ileri araştırmalar için kaynak gösterimleri ve öneriler bölümünde ayrıntılı olarak tartı-şılmıştır. Sonuç olarak tez, Reichenbach'ın olasılık merkezli epistemolojisinin ve üç değerli mantık yaklaşımının, modern bilimsel düşüncenin mantıksal altyapısını yeniden şekillendir-mede belirleyici bir rol oynadığını savunur. Anahtar Kelimeler: Mantık, Hans Reichenbach, Mantıksal Ampirizm, Üç Değerli Man-tık, Bilgi Felsefesi, Bilimsel Felsefe, Olasılık, Kuantum Mekaniği.

Bilgi felsefesiKlasik mantıkMantık+2
Metin Ertüm
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2026
00
Master'sOpen AccessTR

İslam siyaset felsefesinde neo-selefi akımın eleştirel analizi

İnsanlar hayatlarının en güzel anlarını zihinlerinde dondurarak, o günlerini tekrar yaşamak, mümkünse o güne geri dönmek, bunu da yapamıyorsa o zamanın içindeymiş gibi yaşamak isterler. Hz. Peygamber dönemi ve sonraki üç nesil dönemi için pek çok Müslüman kesim o zamana özlem duymaktadır. Üstelik o zamanı hiç yaşamamış olmalarına rağmen. Günümüzde İslam'ın, sözde "Altın Çağ"ına duyulan hasret duygusu, zamanın ruhu görmezden gelinerek, Taliban, el-Kaide, el-Nusra, eş-Şebab, IŞİD/DAEŞ ve Boko Haram gibi grup/örgüt/cemaatlar tarafından suiistimal edilmektedir. Sonucunda ise İslam'a karşı dünyaya yayılan "İslam korkusu" ortaya çıkmıştır. Bu durumdan ise, enerji arz ve üretim merkezlerinin kontrolünü ele geçiren sömürgeci ülkeler ve çokuluslu şirketler fayda sağlamıştır. Barış ve esenlik anlamına gelen İslam, bilinçli olarak savaş/terör/korku kelimeleriyle kullanılmaktadır. Siyaset felsefesinin de konusu olan ahlak, adalet, eşitlik, özgürlük, tevazu ve hoşgörü ilkelerine sahip olan İslam, bugün Osmanlı Devleti'nin yıkılış döneminde siyasi ve itikadi açıdan son derece etkin olan Vahhabilik öğretisinin temel özelliklerinden tekfirci, ötekileştirici, dışlayıcı ve şiddet yanlısı gibi gösterilmektedir. Bu tez çalışmamızda amaç, tarihte bilinen Selefilik kavramı ile günümüz Selefilik'inin (Neo-Selefilik) aynı anlamda kullanmanın tutarlılık derecesini müzakere etmektir. Bunun öncesinde ise, Selefi zihniyetin ait olduğu toplumun İslam öncesi ve İslam sonrası yaşamını inceleyerek, başta Ortadoğu olmak üzere tüm dünyada yaşanan sorunların çözümü için konunun kökenine inmek ve kodları anlamak gerekmektedir.

Din felsefesiEleştiriSelefiye+4
Ceyda Bağcı Sofu
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Fârâbî'nin Kur'an kavramlarına yüklediği anlamlar bağlamında ve din tasavvuru,

İslam'ın altın çağında; 9. yüzyılda yaşayan Ebu Nasr Muhammed bin Tarhan bin Uzluğ bin Turhan Al-Farabî et Turkî el Muallimus's-Sani (258/870-339/950) İslam Felsefesinde en sistemli ve kapsamlı felsefî çalışmaları gerçekleştiren kurucu filozof olarak kabul edilmektedir. Fârâbî'nin varoluşa dair düşüncelerinde Aristoteles'in; topluma dair düşüncelerinde Eflatun'un yaklaşımı ağır bassa da o, her iki düşünürün aynı hakikati farklı yöntemlerle ele aldıklarından hareketle Kur'an kavramları ve İslam düşüncesi ile felsefesini şekillendirmiştir. Çalışmamızda Fârâbî'nin düşünce dünyasını anlama üzere öncelikle Fârâbî'nin hayatı, ilmi kişiliği ve eserleri hakkında bilgi verdik. İkinci bölümde felsefe ve din kavramlarının anlam dairesi ortaya konularak, İslam felsefe geleneğinde meselenin nasıl ele alındığına dair tartışmaları müzakere ettik. Felsefe geleneğinde ve Kur'an'da kullanılan bazı kavramların her iki sahadaki anlamlandırmalarını ortaya koymaya çalıştık. Üçüncü bölümde ise Fârâbî'nin sisteminde Felsefe ve Din ilişkisinin mahiyetini analiz ettik. Bu bağlamda Tanrı tasavvurunu, Âlem Tasavvurunu ve Din Tasavvurunu Fârâbî'nin eserlerinde meselenin ele alış şekline göre inceleyerek Felsefe ve Din kurgusunu nasıl netleştirdiğini analiz etmeye çalıştık. Sayfa altı dipnotlarda eserin tercüme edilmiş Türkçe ismiyle birlikte Arapça isimlerini de koymayı uygun bulduk. Biz bu çalışmamızda ağırlıklı olarak Fârâbî'nin el-Medinetü'l Fadıla, es-Siyasetü'l-Medeniyye, Kitâbu'l-Huruf, İhsâu'l-Ulûm ve Tahsilu's-Saade adlı eserlerini merkeze almakla birlikte ulaşabildiğimiz tüm eserlerini incelemeye çalıştık. Felsefesi ile İslam düşünce tarihine yön veren ve İslam felsefesinin çerçeve planını çizen Fârâbî'nin, dînî kavramlara yüklediği anlamlarla teşekkül ettirdiği felsefesini anlamaya çalışacağız.

Din anlayışıDini değerlerFarabi+3
Mustafa Saka
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00