
5,048
Archived Theses
33
DOIs Assigned
1%
DOI Rate
Discipline
Yenilikçiliğin kurumsal sürdürülebilirliğe etkisi: Afyonkarahisar termal otel işletmelerinde bir araştırma
Günümüzde işletmelerin varlıklarını devam ettirebilmeleri kurumsal sürdürülebilirlik ile mümkün olmaktadır. Kurumsal sürdürülebilirlik yolu da yenilikçilik yapmakla gerçekleşebilir olmaktadır. Bu çalışma, termal otel işletmelerinde yenilikçiliğin kurumsal sürdürülebilirliğe etkisini ortaya çıkarmak amacıyla yapılmıştır. Bu amaçla Afyonkarahisar ilinde faaliyet gösteren termal otel işletmeleri yöneticileri üzerinde nicel araştırma yöntemi olan anket tekniğinden faydalanılmıştır. Elde edilen veriler, istatistik paket programı aracılığı ile analiz edilmiştir. Korelasyon analizi, regresyon analizi, tek yönlü anova testi ile sonuçlar elde edilmiştir
Muhasebe meslek mensuplarının web tabanlı muhasebe sistemleri hakkında bilgi ve yatkınlıklarının belirlenmesi: Afyonkarahisar örneği
Günümüz teknoloji seviyesinin oldukça yüksek olması ile birçok iş ve işlem internet üzerinden kolay ve hızlı bir şekilde yapılabilmektedir. Küreselleşme ile birlikte bilgi ve iletişim teknolojisinin hızla gelişmesi muhasebe mesleği başta olmak üzere birçok mesleği etkilemiştir. Muhasebe meslek mensupları için bilgi ve iletişim teknolojisinde yaşanan gelişimin etkisi, faaliyet alanlarının genişlemesine, yeni çalışma alanlarının doğmasına ve kullanmış oldukları muhasebe programlarının gelişip değişmesine yol açmıştır. Web tabanlı muhasebe sistemleri, muhasebe meslek mensuplarının daha esnek, etkin ve verimli çalışabilmesi adına klasik muhasebe programlarının yerini alan yeni nesil muhasebe programı olarak karşımıza çıkmaktadır. Çalışmanın konusunu, muhasebe meslek mensuplarının çalışma alanlarında yoğun olarak kullandıkları ve vazgeçilmez bir parçası olan muhasebe programlarından 'Web Tabanlı Muhasebe Sistemi' oluşturmaktadır. Bu bağlamda çalışmanın amacını ise, Afyonkarahisar ilinde faaliyet gösteren muhasebe meslek mensupları örnekleminden yola çıkarak, web tabanlı muhasebe sistemi hakkında muhasebe meslek mensuplarının kullanım düzeyinin hangi durumda olduğunu açıklamak, bilgi seviyesinin hangi düzeyde olduğunu belirlemek ve yatkınlıklarını tespit etmektir. Çalışmanın uygulama kısmında Afyonkarahisar'ın bütün ilçelerini kapsayan 188 muhasebe meslek mensubuna anket çalışması uygulanmış elde edilen verilerin testler ve analizleri SPSS 23.0 programı ile gerçekleştirilmiştir. Elde edilen bulgular ise, muhasebe meslek mensuplarının web tabanlı muhasebe sistemlerini büyük çoğunlukla kullandıkları, bilgi düzeyi ve yatkınlıklarının ise web tabanlı muhasebe sistemini kullananların kullanmayanlara göre yüksek seviyede olduğu sonucuna varılmıştır.
Endüstriyel pazarlamada müşteri ilişkileri yönetimi: Afyonkarahisar ili mermer sektöründe bir uygulama
Günümüz şartlarında; gelişen teknoloji ile birlikte ticaret küreselleşmiş, endüstriyel ürün pazarında müşterilerin alternatifi çoğalmış ve işletmeler arası rekabet artmıştır. Endüstriyel pazarlama; hem ürünlerinin karmaşık ve çok çeşitli bir yapıya sahip olması hem de bu pazar müşterilerinin kendi alanlarında donanımlı ve işletmesinin çıkarlarını gözeten kişiler olmaları sebebi ile zor bir süreçtir. Bu durum endüstriyel işletmelerin pazarlama ve müşteri ilişkileri yönetimine daha çok önem vermesine sebep olmuştur. Bu çalışmada; endüstriyel pazarlamada müşteri ilişkileri yönetiminin nasıl uygulandığı incelenmektedir. Mermer sektöründe keşifsel bir araştırma yapılmıştır. Nicel araştırma deseni olan durum tespiti yapılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak yarı yapılandırılmış derinlemesine mülakat yöntemi kullanılmıştır. Beş işletme yöneticisi ile gerçekleştirilen mülakatlar sonucunda; müşteri ilişkileri yönetiminin endüstriyel pazarlamada uygulandığı tespit edilmiştir. Araştırma, işletmelerin müşteri ilişkileri konusunda planlı bir yönetimi bulunmadığını fakat belirlenmiş stratejileri ve faaliyetleri olduğunu ortaya koymuştur. Anahtar Kelimeler: endüstriyel pazarlama, endüstriyel pazar, müşteri ilişkileri yönetimi, ilişkisel pazarlama, CRM.
Marka bağlılığının tüketici satın alma davranışları üzerine etkisi: X,Y,Z kuşaklarının karşılaştırmalı analizi
Marka kavramı son yıllarda giderek önemi artan bir pazarlama bileşenidir. Marka sayesinde tüketiciler bir ürünü rakiplerinden kolayca ayırt edebilmektedir. Marka çeşitli sembollerden, isimlerden, şekillerden oluşur. Tüketiciler markaları görerek bir farkındalığa sahip olurlar ve o markalara karşı tutum geliştirirler. Marka ile ilgili olarak farklı kavramlar söz konusudur. Marka güveni, marka sadakati, marka kimliği ve marka bağlılığı bu kavramlardan birkaçıdır. Marka bağlılığı kavramı, hem tüketici gözünde hem de işletmelerin gözünde oldukça önem taşımaktadır. Markaya yönelik bağlılık oluşturabilmenin yolu tüketici satın alma davranışlarına yön veren bir strateji izlemekten geçmektedir. Markaların hedef kitlesi ise tüketicilerdir. Tüketicilerin markadan beklentilerin yanında satın alma esnasındaki karar aşamaları da marka tercihi noktasında oldukça önem arz etmektedir. Tüketicilerin davranışlarında önemli bir değişken yaştır. Çalışmada yaş grupları literatürde tanımlanan X, Y, Z kuşaklarına göre incelenmiştir. Çalışmada marka bağlılığının tüketici satın alma davranışları üzerine etkisinin X, Y ve Z kuşaklarına ait bireyler üzerinde ne şekilde farklılaştığını ortaya koymak amaçlanmıştır. Afyonkarahisar ilinde toplamda kolayda örneklem yöntemiyle 1200 kişiye yüz yüze anket uygulanmıştır. Anket sonucunda elde edilen veriler analiz edilmiş ve X, Y ve Z kuşağı bireylerde marka bağlılığının tüketici satın alma davranışlarını nasıl etkilediği karşılaştırmalı olarak ortaya konulmuştur. Anahtar Kelimeler: Marka, Marka Bağlılığı, Tüketici Satın Alma Davranışı, X, Y ve Z Kuşakları.
Türkiye'de afet yönetiminde akreditasyon ve standardizasyon sorunları
Afetler, gerek hazırlık, gerek müdahale gerekse de sonrasındaki yara sarma, iyileştirme ve yeniden inşa çalışmalarında birçok paydaşın eş zamanlı olarak görev almasını gerektiren süreçleri içermektedir. Özellikle afet sonrasındaki çalışmalarda, aynı işi yapanların, benzer kalitede sonuçlar üretebilmeleri beklenir. Bu da ancak belirli standartların sağlanması ile mümkündür. Bu standartlara uygunluğun aynı işi yapan tüm paydaşlar için değerlendirilip onaylanması da gereklidir. Bu çalışmanın amacı, 2009 yılında 5902 sayılı kanun ile kurulan Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı'nın yapısını ve Türkiye'deki afet yönetim mantığındaki değişimi ortaya koymaktır. Çalışmada dünyadaki gelişmiş ülke modelleriyle, uluslararası afet müdahale sistemlerindeki standardizasyon ve akreditasyon örneklerinin, Türkiye'deki karşılıkları, mukayese edilmiş, bu bağlamda; "Türkiye Afet Müdahale Planı"nın genel çerçevesine değinilerek, standardizasyon ve akreditasyon kriterleri oluşturulmasıyla ilgili eksiklikler, sorunlar ele alınmış ulusal bir model önerisi ve çözüm önerileri sunulmuştur.
Algılanan iş güvencesinin çalışan performansına etkisi: Afyonkarahisar ili devlet demiryolu çalışanları üzerine bir araştırma
İş Hukuku'nun en önemli konularından birisini oluşturan iş güvencesi kavramı, sosyal devlet anlayışının gelişmesiyle birlikte günümüzde daha da önem kazanmıştır. İş güvencesi genel olarak işçinin işinin güvence altına alınıp, iş sözleşmesinin keyfi fesihlere karşı korunması ve işverenin fesih hakkının sınırlanması, geçerli bir sebebe dayanmayan fesihlerin önlenmesini iş güvencesi olarak tanımlayabiliriz. Çalışma yaşamında işletmelerin varlıklarını devam ettirebilmesi, kalite ve verimin yüksek olması ancak çalışanların performanslarının artırılmasıyla mümkün olmaktadır. İş stresörleri bireyin, iş gücü performansını etkilemektedir. Çalışmanın birinci bölümünde, iş güvencesi kavramı, iş güvencesinden yararlanma koşulları, İş Kanunu'nun kapsamı kavramlarına yer verilmiş, iş güvencesi kavramı ayrıntılı bir biçimde ele alınıp anlatılmaya çalışılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde, performans kavramı ve performans yönetimi, performans değerleme yöntemleri, performans değerleme sürecinde yapılan hatalar, performans yönetim sisteminin kullanım alanları ile ilgili bilgilere yer verilmiştir. Çalışmanın son kısmı olan üçüncü bölümde ise, İş Güvencesinin Performansa etkisi üzerinde durularak Afyonkarahisar ili Devlet Demiryolları Çalışanlarından oluşan örneklemde iş güvencesinin çalışanların performansı üzerindeki etkileri araştırılmış ve çalışanın iş güvencesi düzeyinin çalışanın performansı üzerinde anlamlı bir etkisi olduğu saptanmıştır. Araştırma verileri iş güvencesi bağımsız değişkeni ile performans bağımlı değişkeni arasında istatistiksel açıdan anlamlı ilişkiler olduğunu ortaya koymuştur.
Yeni bir trend olarak kişisel marka: Türkiye örneği
Ticaretin tüm dünyada artması ile beraber marka kavramı da gerek literatürde gerekse günlük yaşamda önemi giderek artan bir kavram haline gelmiştir. Marka birbirleri ile benzer özellik gösteren ürünlerin ayırt edilebilmesi amacı ile kullanılmaktadır. Küreselleşme ile birlikte pazarlamanın kapsamı genişlemiş ve marka kavramında da gelişmeler yaşanmıştır. Günümüzde markanın önemi hem tüketiciler tarafından hem de işletmeler tarafından daha iyi algılanır hale gelmiştir. İşletme açısında marka olmak tüketiciyi etkileyen ve rakiplerin önüne geçmeyi sağlayan en önemli güçlerden biridir. Marka artık yalnızca ürünlerin farklılaştırılması için kullanılmamakta aynı zamanda hizmetlerin, yerlerin, firmaların ve kişilerin de ayırt edilebilmesi için kullanılmaktadır. Kişisel marka kavramı, rekabetin her alanda yaşandığı günümüzde sadece tanınan kişiler için değil; iş hayatı ve özel yaşantısında başarı elde edip bilinir bir birey olmak isteyen herkesin dikkate alması gereken bir kavramdır. Zaman içerisinde kişisel markanın oluşmasını sağlayan bazı etkenler ortaya çıkmıştır. Bu etkenlerden en önemlileri kişisel markanın diğer insanlara göre oluşturduğu fark, kişinin imajı, hedef kitlesine verdiği mesaj ve sahip olduğu bütün özelliklere bağlı bir kimlik oluşturmasıdır. Çalışmada kişisel anlamda marka olan kişileri ortaya çıkartmak amacı ile Türkiye genelinden değişik yaş, eğitim düzeyi, meslek ve gelire sahip olan bireylerden oluşan 3000 kişiye yüzyüze anket uygulanmıştır. Anket sonucunda elde edilen veriler incelenmiş ve Türkiye'de kişisel markaların kimler olduğu, önceki senelerle değişiklik gösterip göstermediği ve ankete katılanların demografik özelliklerine göre anlamlı olup olmadığı ortaya konulmuştur. Anahtar Kelimeler: Marka, Kişisel Marka, Türkiye
Ağızdan ağıza pazarlama trendi olarak sosyal medya fenomenlerinin marka yayılımı ve tüketici satın alma karar sürecine etkisi
Son yıllarda artan sosyal medya kullanımı sayesinde günümüzde birçok marka sosyal medyada ürün ve hizmetlerinin tanıtımını yaparak marka farkındalığını yaratmak, hedef kitlesine ulaşarak marka bilinci oluşturmak ve tüketicilerin satın alma karar sürecini etkilemek adına bir takım faaliyetlerde bulunmaktadırlar. Bu faaliyetlerin son zamanlarda en popüler olanı sosyal medyada takipçi oranı gün geçtikçe artan ve takipçilerini etkilediği düşünülen sosyal medya fenomenleridir. Dijital pazarlamanın fikir liderleri olarak tanımlanan fenomenler yeni bir pazarlama yönteminin de başrolünde yer almaktadırlar. Bu pazarlama yöntemi pazarlama literatüründe Fenomen Pazarlaması ( Etkileyici/ Hatırlı/ Nüfuzlu Pazarlama) olarak adlandırılmaktadır. Fenomen Pazarlaması yöntemini kullanan markalar sosyal medyada kısa sürede binlerce kişiye ulaşarak aynı zamanda pazarlama bütçelerini de düşürmektedir. Araştırmanın amacı sosyal medya fenomenlerinin en beğenilen özelliklerini, takipçilerinin fenomenlere duyduğu güveni, marka farkındalığı sürecini nasıl etkilediklerini, marka tercihinde etkili olup olmadıklarını ve hangi ürün/ hizmet çeşitlerinin tanıtımını yaparak takipçilerinin satın alma karar sürecinde etkilediklerinin belirlenmesidir. Araştırmada yüz yüze anket yöntemi kullanılmıştır. Afyonkarahisar'da yaşayan sosyal medya kullanan ve en az 1 Fenomen takip eden 400 gönüllü katılımcıya ulaşılarak analiz yapılmıştır. Analiz sonuçlarına göre anket katılımcıları fenomenleri daha çok samimi, eğlenceli, sempatik, mizahi yönü güçlü kişiler olarak tanımlamaktadır. Ürün hizmet çeşitliliğinde kadınlar daha çok kişisel bakım, moda, yeme-içme ürünlerinde satın alma kararı etkilenirken erkeklerde ise teknolojik ürünler ve otomotivde fenomenlerden etkilenmektedirler. Marka farkındalığı sürecinde fenomenlerden etkilenme ve yaş gruplarına göre anlamlı farklılık çıkmamakla beraber fenomenler marka farkındalığı yaratmada satın alma karar sürecine göre daha aktif rolde oldukları saptanmıştır. Anahtar Sözcükler: Ağızdan Ağıza Pazarlama, Fenomen, Fikir Lideri, Marka, Sosyal Medya
Örgütsel vatandaşlık davranışının entelektüel sermayeye etkisi
Entelektüel sermaye artan bir şekilde hem işletmeler hem de ulusal büyümenin temel lokomotifidir. Günümüzdeki yeni ekonomik ortamda değer yaratmanın temel kaynağı, entelektüel sermayedir. Entelektüel sermaye; genellikle insan sermayesi, sosyal sermaye ve ilişkisel sermaye şeklinde sınıflandırılmaktadır. Bu sermaye türlerinin geliştirilmesinde çalışanların rol davranışlarının ötesinde gönüllü olarak sergiledikleri örgütsel vatandaşlık davranışlarının katkısı çok fazladır. Entelektüel sermayenin geliştirilmesinde örgütsel vatandaşlık davranışlarının etkisinin araştırılması bu nedenle gereklidir. Bu amaç doğrultusunda hazırlanan anket formu yardımıyla, sektöründe lider durumda olan bir tekstil firması çalışanlarının örgütsel vatandaşlık davranışları ile entelektüel sermaye arasındaki ilişki araştırılmıştır. 268 çalışandan toplanan verilerin analizi sonucunda örgütsel vatandaşlık davranışlarının ve entelektüel sermaye algılarının sosyo-demografik değişkenler açısından farklılıkları ortaya konulmuştur. Ayrıca yapılan korelasyon analizi sonucunda örgütsel vatandaşlık davranışı ile örgütün sahip olduğu entelektüel sermaye arasında pozitif yönlü bir ilişki var olduğu sonucuna ulaşılmıştır
Maddi duran varlıkların TMS-16 ve VUK açısından incelenmesi: Bir hizmet işletmesinde uygulama
Bu çalışmada, işletmenin aktifinde önemli yer tutan ve işletmenin finansal durumunun belirlenmesinde etkili olan MDV TMS-16 ve VUK açısından incelenmiştir. Birinci ve ikinci bölümde maddi duran varlıkların edinimi, sonraki maliyet unsurları, değerleme yöntemleri, amortisman ve kullanım dışı bırakılma durumları incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise bir hizmet işletmesinin verileri kullanılarak ilk iki bölümde yer alan bilgiler ışığında uygulamalar yapılmış ve TMS-16 ve VUK açısından karşılaştırması yapılıp, farklılıklar ortaya konulmuştur.
Borsa endeksi hareket yönünün tahmininde sınıflandırma yöntemlerinin performanslarının karşılaştırılması: BİST 100 örneği
Bu çalışmanın amacı, teknik göstergeleri girdi verisi olarak kullanarak borsa endeksi hareket yönünün tahmin edilebilir olduğunu ortaya koymak ve sınıflandırma yöntemlerinin performanslarını karşılaştırmaktır. 1995:3-2018:3 dönemine ait 10 adet teknik göstergenin Borsa İstanbul 100 Endeksi (BİST 100) günlük kapanış verileri kullanılarak BİST 100 endeks yönü tahmin edilmiştir. Makine öğrenmesi yöntemlerinden Yapay Sinir Ağları (YSA), Destek Vektör Makineleri (DVM), Karar Ağaçları (KA), Naive Bayes (NB), k-En Yakın Komşuluk (k-EYK) yöntemleri ile Lojistik Regresyon (LogR) ve Doğrusal Diskriminant Analizi (DDA) gibi istatistiksel yöntemler kullanılarak analizler yapılmıştır. Sınıflandırma yöntemlerinin doğru sınıflandırma oranları sırasıyla %83.83, %78.43, %65.04, %61.74, %55.48, %76.70 ve %76.87 olduğu görülmüştür. Sonuçlara göre, BİST 100 endeksi hareket yönünün tahmininde kullanılabilecek en iyi sınıflandırma yöntemi YSA'dır.
Tüketicilerin çevre bilinci ve çevreci tüketici satın alma davranışının incelenmesi
Günümüzde artan çevre sorunları, doğal kaynakların tahribatı ve her alandaki tüketim fazlalığı, gelecek için endişe yaratmıştır. Özellikle küresel ısınma ve iklim değişikliğinin nedenlerine ve sonuçlarına ulusal ve uluslararası kamuoyunda sıkça yer verilmesi ve bu değişikliğin insanın çevreye karşı tutumundan kaynaklı olduğunun vurgulanması, konunun önemini göstermiş ve tüketicilerin çevreye karşı daha duyarlı olmasını sağlamıştır. Bu çalışmanın amacı, artan çevre duyarlılığı karşısında, tüketicilerin çevre bilicinin ölçülmesi ve çevreci tüketicilerin satın alma davranışının incelenmesidir. Bu amaçla bir anket çalışması yapılmıştır. Çalışmada elde edilen bulguların analizi için SPSS 18.0 programı kullanılmıştır. Analiz sonuçlarına göre tüketicilerin çevre bilinci düzeyinin gelir durumuna göre değiştiği saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Küresel Çevre Sorunları, Çevre Bilinci, Çevreci Pazarlama, Çevreci Ürün, Çevreci Tüketici
İşletmelerde örgütsel sessizlik ve algılanan örgütsel destek arasındaki ilişki: Otel çalışanları üzerine bir araştırma
Örgütsel sessizlik, çalışanların örgütte var olan problemler veya örgüt içinde gerçekleştirilebilecek iyileştirmeler hakkındaki fikir ve düşüncelerini aktarmamalarıdır. Çalışanda görülen bu sessiz kalma davranışı zamanla kolektif olarak gerçekleşmekte, örgütsel değişimin ve gelişimin önünde önemli bir engel teşkil etmektedir. Çalışanların ihtiyaç duydukları örgütleri tarafından değer verilme ve destek görme gibi beklentilerinin karşılanması anlamına gelen algılanan örgütsel desteğin günümüz şartlarında örgütler ve çalışanlar için giderek daha çok önem kazandığı söylenebilir. Bu çalışmanın amacı, örgütsel sessizlik ve algılanan örgütsel destek arasında anlamlı bir ilişkinin olup olmadığını ortaya koymaktır. Bu çalışmada örgütsel sessizliğin alt boyutlarıyla algılanan örgütsel destek arasında anlamlı bir ilişki olup olmadığı araştırılmıştır. Bu çalışmanın evrenini Afyonkarahisar il merkezinde bulunan 5 yıldızlı otel işletmeleri çalışanları oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri, anket yöntemi ile toplanmış, çalışma 325 çalışanın katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Verilerin analizinde t-testi, anova, korelasyon ve regresyon testleri uygulanmıştır. Çalışmanın bulgularına göre örgütsel sessizlik boyutları olan kabullenici sessizlik, savunmacı sessizlik ve prososyal sessizliğin algılanan örgütsel desteğe göre anlamlı bir farklılık gösterdiği belirlenmiştir. Örgütsel sessizlik boyutlarına ilişkin ortalamalar arasında demografik değişkenlere göre de anlamlı bir farklılıklar bulunmuştur.
Promosyon faaliyetlerinin satın alma davranışlarına etkisi üzerine bir araştırma: Afyonkarahisar ili örneği
Promosyon; tutundurma karmasının önemli elemanlarından biridir. Tüketicilerin satın alma kararlarını etkileyen kısa dönemli bir tutundurma aracıdır. Sürekli değişen rekabet koşulları neticesinde tüketicinin satın alma kararını olumlu yönde etkileme konusu büyük önem kazanmıştır. Günümüzde hayatın her anında bir promosyon faaliyeti ile karşılaşılma ihtimali yüksektir. Promosyon faaliyetlerinin tüketici satın alma davranışlarına etkisi (Afyonkarahisar İli Örneği) bu çalışmanın temelini oluşturmaktadır. Çalışmada; promosyon faaliyetlerinin türleri, tüketici davranışlarının çeşitleri ve tüketici davranışlarında promosyon etkisi incelenmiştir.
Alışveriş merkezlerinin tüketicilere yönelik uygulamalarının, kadın ve erkek tüketicilerin satın alma davranışı üzerindeki etkisi: Afyonkarahisar örneği
Zamanla, alışveriş merkezleri sadece ihtiyaçların karşılandığı alışveriş yapılan mekânlar olmaktan çıkmış, sosyal etkileşimlerin yanında eğlenceli vakitlerin geçirildiği mekânlar haline de gelmiştir. bu çalışmada alışveriş merkezlerinde tüketici satın alma davranışlarını etkileyen unsurları tespit etmek ve bu unsurların tüketici satın alma alışkanlıkları ve alışveriş nedenleriyle arasındaki ilişkiyi ortaya koymak amaçlanmıştır. ayrıca tüketici demografik özelliklerinden cinsiyetin üzerindeki etkisi de araştırılmıştır. araştırmada elde edilen veriler anket yöntemi ile toplanmıştır. niceliksel verilerin karşılaştırılmasında iki grup arasındaki fark T-Testi ile analiz edilmiş, ikiden fazla grup durumda parametrelerin gruplar arası karşılaştırılmasında Tek Yönlü (One Way) Anova testi uygulanmıştır. Ayrıca Pearson Ki Kare testi, Korelasyon ve Regresyon analizleri kullanılarak veriler analiz edilip yorumlanmıştır.
Örgüt kültürü ve stratejik liderlik yetenekleri arasındaki ilişkinin incelenmesi: Konaklama işletmelerinde bir araştırma
Bir toplumun en önemli yapı taşlarından bir tanesi örgüttür. İnsanları bir arada rahatça ve huzurlu tutan bir diğer unsur ise kültürdür. Örgüt kültürü genelde vizyon, felsefe ve işletme stratejileri gibi değerleri ve belli fikirleri ortaya koyan ve uygulayan bir lider, işletme yöneticisi ya da sahibinin faaliyetleriyle yaratılır. Örgütlerde liderlik, bir örgütte bulunan insanların davranışlarına yön veren normlar, davranışlar, değerler, inançlar, alışkanlıklar gibi öğelerden oluşan örgüt kültürünün gelişiminde hayati bir öneme sahiptir. Aynı zamanda örgüt kültürü de bir işletmenin stratejisini ve stratejiyi tasarlayan liderlik davranışlarına yön vermektedir. Bu yüzden stratejik liderlik ve örgüt kültürü arasındaki karşılıklı etkileşimi ortaya koymak bu çalışmanın önemini teşkil etmektedir. Bu çalışmanın temel amacı örgüt kültürü ve stratejik liderliğin nasıl bir ilişki içinde olduğunu ortaya koymaktır. Bu amacı gerçekleştirmek için Şanlıurfa ve Afyonkarahisar illerinde rast gele seçilen 4 ve 5 yıldızlı otellerde bir araştırma yapılmıştır. Araştırmada anket yönetimi uygulanmıştır. Anket katılımcıların demografik özellikleri, örgüt kültürü ölçeği ve stratejik liderlik ölçeğinden oluşmaktadır. Elde edilen bulguların sonucunda örgüt kültürü ile stratejik liderlik yetenekleri arasında ilişki olduğu ortaya konmuştur. Anahtar Kelimeler: Örgüt, Örgüt Kültürü, Strateji, Stratejik Liderlik
Hastanelerin teknik performans ölçümünde veri zarflama analizi ve Türkiye örneği
Küreselleşen dünyada sınırlı kaynakların etkin kullanımı ile en fazla çıktıyı elde etmek her alanda önemini artırmaktadır. Günümüzde sağlık sektöründe de kaynakların etkin kullanımı önemlidir. Sağlık sektörünün en önemli kurumlarından birisi olan hastaneler, sektörün en yüksek yatırım ve işletme maliyetlerine sahiptirler. Mevcut rekabet koşulunda hastanelerin etkinlik düzeylerini belirlemeleri, etkin olmayan hastanelerin ise etkinliklerini artırmaları için uygulamaları gereken stratejiler doğru yöntem ve verilerle eş güdümlü biçimde uygulanmalıdır. Bu çalışmada, Sağlık Bakanlığına bağlı AI rolüne sahip 49 hastane, girdi yönlü veri zarflama analizi modeli ile etkinlikleri değerlendirilmiş, 12 hastane etkin bulunulmuş ve etkin olmayan hastanelerin etkinlik değerlerini artırmaları için hedefler ortaya konulmuştur.
Hedonik tüketim davranışlarında sosyal medyanın rolü: Afyon Kocatepe Üniversitesi öğrencileri üzerine bir araştırma
Günümüzde tüketim sadece bir ihtiyacın giderilmesi değildir. İnsanlar ürün veya hizmet satın alırken tüketime duygusal bir anlam katmaktadır. Hedonik tüketim olarak adlandırılan ihtiyaçlardan çok arzu ve duyguların ön planda olduğu tüketim kültürü ortaya çıkmaktadır. Teknoloji ve internetin hızla gelişmesiyle hayatımıza giren sosyal medya platformlarının bu duygusal tatmini sağlayan hedonik tüketim davranışlarında etkisi bulunmaktadır. Bu çalışmada hedonik tüketim davranışlarında sosyal medyanın rolü tespit edilmeye çalışılmıştır. Araştırmada elde edilen veriler SPSS programı ile analiz edilmiştir. Analizlerde t-testi, varyans analizi, korelasyon analizi ve ki-kare testi kullanılmıştır. Yapılan analizlere göre, sosyal medyada geçirilen günlük süre ile hedonik tüketim davranışları arasında pozitif yönlü bir ilişki saptanmıştır.
Üniversite öğrencilerinin girişimcilik özelliklerine göre kariyer planlaması: AKÜ öğrencileri üzerinde bir araştırma
Girişimcilik ekonomik, sosyal, kültürel, teknolojik, psikolojik, kişilik özellikleri ve demografik unsurların birleşimidir. Ülkelerin ekonomik gelişimi insan kaynağının girişimcilik motivasyonuna ve girişimcilik ruhuna sahip olmasına bağlıdır. Toplumdaki başarılı girişimcilerin sayılarının artması ve potansiyel girişimcilerin kariyer olarak girişimciliğe yönlendirilmeleri gerekmektedir. Bu bağlamda üniversite öğrencileri de potansiyel girişimciler olarak tanımlanmaktadır. Üniversiteler, öğrencilerin girişimcilik potansiyellerini ortaya çıkaran, girişimcilik eğiliminin artmasını, girişimci kişilik özelliklerinin geliştirilmesini ve öğrencilerin girişimciliği kariyer yolu tercihi olarak seçmelerini sağlaması önemlidir. Bu çalışma ile üniversite öğrencilerinin girişimci kişilik özelliklerinin kariyer tercihlerine olan etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada Afyon Kocatepe Üniversitesi'nde Uygulamalı Girişimcilik Dersi alan üçüncü ve dördüncü sınıf öğrencilerine anket çalışması yapılmıştır. Araştırmada kullanılan anket formu demografik sorular, girişimci kişilik özelliklerini ve kariyer değerlerini ölçen sorulardan oluşmaktadır. Anket kapsamında elde edilen veriler SPSS paket programı ile analiz edilmiştir. Araştırmada öğrencilerin girişimci kişilik özellikleri ile kariyer değerleri arasında anlamlı bir ilişki olduğu sonucuna varılmıştır. Girişimci kişilik özellikleri üzerinde en fazla etkiye sahip faktörün saf meydan okuma olduğu kariyer değerleri üzerinde ise en fazla etkiye sahip girişimci kişilik özelliği alt boyutunun başarı ihtiyacı olduğu saptanmıştır. Girişimcilik eğitimi ile kariyer değerleri, girişimci kişilik özellikleri ve girişimcilik eğilimi arasında pozitif doğrusal bir ilişki olduğu belirlenmiştir.
TMS 37 karşılıklar, koşullu borçlar, koşullu varlıklar standardı'nın incelenmesi ve bir örnek olay çalışması
Günümüzde globalleşmenin etkisiyle ticaret uluslararası boyut kazanmıştır. Ticari işlemlerin uluslararası nitelik kazanması, finansal tabloların hazırlanmasında ortak bir dil kullanılmasını gerekli kılmıştır. Yatırım kararı alacak olan kişiler için finansal tablolarda yer alan bilgiler son derece önem taşımaktadır. Finansal tablolarda yer alan bilgilerin, gerçeği yansıtan, şeffaf ve kıyaslanabilir olması uluslararası ticaret için vazgeçilmez bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Türkiye, dünyada ortaya çıkan standartlaşma çabalarının gerisinde kalmamış ve uluslararası standartlarla uyumlu Türkiye Muhasebe Standartlarını oluşturmuştur. Bu standartların iyi anlaşılabilmesi ve uygulanabilmesi uluslararası arenada Türkiye'nin de var olabilmesi açısından son derece önemlidir. Bu çalışmada Türkiye Muhasebe Standartları'ndan, TMS 37 Karşılıklar, Koşullu Borçlar ve Koşullu Varlıklar Standardı ele alınmış, bu konu hakkında ayrıntılı bilgi verilmeye çalışılmıştır. Bu kavramlardan hangilerinin finansal tablolara ne şekilde yansıdığının, ayrıntılarına değinilerek ve örnek uygulamalarla desteklenerek daha anlaşılır hale gelmesini sağlamak amaçlanmıştır. Çalışmanın daha iyi kavranabilmesi için Türkiye Muhasebe Standartları'nı uygulamakla yükümlü bir işletmeye ait, TMS 37 kapsamına giren işlemleri, örnek bir uygulama hazırlanarak, muhasebeleştirilmiş ve dönem sonu itibarı ile standartlara uygun finansal tabloları sunulmuştur.
Kuşaklar bağlamında marka aşkının marka sadakatine etkisi: Afyonkarahisar'da bir araştırma
Markalara duygusal olarak kendilerini yakın hissedip müşterilerin bağlanmalarını sağlayan durum; marka aşkı olarak değerlendirilir. Yapılan akademik çalışmalar marka aşkının, güçlü duygusal sonuçlara neden olduğunu ve bunun sonucunda da marka sadakati gibi davranışsal sonuçlara yol açtığını belirtmişlerdir. Tüketici ile marka arasında var olan markanın aşkının güçlü olması, işletmelerin kendilerini değiştirerek yeniliklere açık olmalarına bağlıdır. Bu nedenle, şirketlerin fonksiyonel niteliklerinin ötesine geçerek ve ürünlerini tüketen kişilerin deneyimlerini artırarak ürünlerini pazarlamaları gerekir. Bu çalışmanın amacı X,Y ve Z kuşağı tüketicilerinin marka aşkının marka sadakatine etkisini tespit etmektir. Bu amaçla oluşturulan hipotezlerin test edilmesi için iki ayrı ölçekten oluşan anket ölçme aracı olarak kullanılmıştır. Anketler "kolayda örneklem yolu" ile Afyonkarahisar ilinde yaşayan 300 X, Y ve Z kuşağı tüketicilerine uygulanmıştır. Toplanan verilerde istatistiksel analizlerin yapılma aracı olan SPSS 21.0 (Statistical Package for Social Science) paket programı kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen verileri analiz etmek için frekans, ortalama, yüzde alma gibi yöntemler kullanılmıştır. Normal dağılım göstermeyen üç ve üzeri grupların analizi için Kruskal-Wallis H Testi, niteliksel verilerin analizinde ise Mann-Whitney U Testi kullanılarak veriler analiz edilmiş ve yorumlanmıştır. Elde edilen sonuçlara göre, X, Y ve Z kuşağı tüketicilerinin marka aşkının marka sadakati üzerinde anlamlı etkisi olduğunu göstermektedir.
İşletmelerde nakit yönetiminin önemi ve nakit dönüşüm süresinin işletme karlılıkları üzerindeki etkisi BİST'de bir uygulama
Nakit yönetimi, işletmelerin finansal yönetiminde önemli etkileri olan işletme sermayesi kavramıdır. Akademik alanda nakit yönetimi ve nakit dönüşüm süresi ile ilgili geniş bir çalışma yelpazesi bulunmaktadır. Yapılan bu çalışmada amaç, BİST-50 endeksinde bulunan 42 adet işletmenin 2015-2017 yılları arasında ki ortalama verileri kullanılarak nakit dönüşüm süresi ve bileşenleri ile kârlılık arasında ki ilişkiyi ortaya koymaktır. Çalışma sonucu elde edilen bulgulara göre nakit dönüşüm süresi ile faaliyet kârlılığı arasında negatif ilişki, stokların ortalama tüketim süresi ve kısa vadeli borç ödeme süresinin faaliyet kârlılığı üzerinde pozitif yönlü ilişkisi tespit edilmiştir. Aynı zamanda alacakların ortalama tahsil süresi ve kısa vadeli borç ödeme süresinin net kârlılık ile negatif ilişkili olduğu bulunmuştur. Elde edilen bulgularda son olarak alacakların ortalama tahsil süresinin varlık getirisi üzerinde negatif yönlü ilişkisi tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Nakit Dönüşüm Süresi, Nakit Yönetimi, Bist-50 Endeksi.
İş özelliklerinin sanal kaytarmaya etkisi: Kamu hastanelerinde bir araştırma
Bu araştırma kamu hastanelerinde görev yapan sağlık çalışanlarının, iş özellikleri değerlendirmelerinin sanal kaytarma davranışına etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Bu amaç doğrultusunda, araştırmada ilk olarak konuyla ilgili yapılan yerli ve yabancı literatür taraması doğrultusunda araştırmanın kuramsal çerçevesi hazırlanmıştır. Araştırmanın devamında, söz konusu konuyla ilgili olarak kamu hastaneleri sağlık çalışanları üzerinde bir anket tekniği uygulanmıştır. Araştırmanın evrenini, Afyonkarahisar il merkezinde faaliyet gösteren kamu hastaneleri çalışanları oluşturmakta olup, toplamda 435 anket analize dâhil edilmiştir. Anketin iş tanısı ve sanal kaytarma ile ilgili ölçeklerine ilişkin gerekli olan geçerlilik ve güvenirlik analizleri gerçekleştirilmiştir. Katılımcıların ankete ilişkin vermiş olduğu yanıtların; faktör analizi, frekans, yüzde ve aritmetik ortalamaları belirlenerek; t testi, tek yönlü varyans analizi, Pearson korelasyon analizi ve basit doğrusal regresyon analizi yöntemleri uygulanmıştır. Araştırma kapsamında elde edilen sonuçlara göre, sağlık çalışanlarının genel anlamda iş özellikleri değerlendirmelerinin olumlu olduğu ve sanal kaytarma davranışlarının düşük düzeyde olduğu görülmüştür. Ayrıca, gerçekleştirilen analizler sonucunda iş özelliklerinin sanal kaytarma davranışına negatif yönde orta kuvette anlamlı bir etkisinin olduğu tespit edilmiştir.
Örgütlerde iş yaşam dengesi ve esnek çalışma sistemleri arasındaki ilişkinin incelenmesi: Afyonkarahisar'da bir araştırma
Teknolojik gelişmeler, küresel iş modelleri, değişen pazar koşulları ve rekabetin artan baskısı, örgütlerin mevcut sistemler ile varlıklarını sürdürmelerini neredeyse olanaksız hale getirmiştir. Bu nedenle örgütler daha düşük maliyetle, yüksek performans sağlayabilecekleri yenilikçi ve rekabetçi iş düzenlemelerine yönelmek zorunda kalmışlardır. Yoğun rekabet ve teknolojik değişimin baskısı, örgütler kadar, örgütlerde çeşitli göreve ve sorumlulukları yerine getiren çalışanlar üzerinde de etkili olmaktadır. İnsanlar bir yandan teknolojideki değişimin gerektirdiği yeni yetenek ve becerileri geliştirmeye çalışırken, diğer yandan yaşamının iş ve mesleki uğraşlar dışında kalan kısmında anlamlı ve tatmin edici biçimde sürdürmek için çaba göstermektedirler. İnsanların yoğun iş ve görevleri ile iş dışındaki kişisel yaşamları arasında sürekli bir çatışmanın varlığını hissetmeleri, iş yaşam dengesinin yeterince sağlanamadığını göstermektedir. Öte yandan, iş dışı yaşamdan elde edilen motivasyon, sosyal destek, sevgi ve ait olma duygusu gibi olumlu psiko-sosyal koşullar, bireylerin çalıştıkları örgüte olan bağlılıklarını ve performanslarını olumlu biçimde etkileyebilmektedir.Bu nedenle, örgütlerde iş yaşam dengesini oluşturabilecek koşulları hazırlamak ve bu dengenin sürekliliğini sağlayabilecek politikalar belirlemek, çağdaş örgütlerin en önemli sorumlulukları arasında yer almaktadır. Teknolojik gelişmelerin yanı sıra, bilgi teknolojilerinin örgütlerdeki tüm fonksiyon ve iş süreçlerinde yaygın bir şekilde kullanılabilir hale gelmesi, artık tam zamanlı iş gücü istihdamı yerine iş gücünün esnek zamanlı biçimde kullanılmasını olanaklı hale getirmiştir. Böylece, örgütler gelişmiş bilgi teknolojilerinin katkısı ile neredeyse tüm fonksiyonlarını dijital bir platformda yerine getirmektedir. Üretimde ise endüstri 4.0, devrimi, artık örgütlerde üretim ve destek faaliyetler için geleneksel insan emeğinin varlığını bütünüyle ortadan kaldırmaya hazırlanmaktadır. Böylece gelişmiş çok yönlü yetenek ve becerilere sahip az sayıda iş gücünün, dar olarak tanımlanmış ve tam zamanlı istihdamı gerektiren görevler yerine, esnek zamanlı, geniş olarak tanımlanmış ve güçlendirilmiş görevlere tayin edilmeleri söz konusudur. Çalışma yaşamında devrim niteliğindeki bu dönüşüm, aynı zamanda çalışanların iş yaşam dengesini sağlamaları için yeni bazı fırsatları da beraberinde getirmektedir. Böylece örgütler sanallaşırken, çalışanlar fiziksel uzaklık, zaman ve mekan sınırlaması olmaksızın, görev ve sorumluluklarını yerine getirebileceklerdir. Esnek çalışma sistemleri adı verilen bu tür uygulamalar, çalışanların hem iş hem de, iş dışı yaşamı etkin bir biçimde kontrol edebilme ve dengeleyebilme olanağını da sunmaktadır. Bu çalışma örgütlerde iş yaşam dengesinin, esnek çalışma sistemleri ile sağlanabileceği varsayımından hareket ile iş yaşam dengesi ve esnek çalışma sistemleri arasındaki ilişkiyi araştırmıştır. Araştırma sonuçları, iş yaşam dengesi ve esnek çalışma sistemleri arasında pozitif yönlü anlamı bir ilişki olduğunu göstermiştir. Böylece, araştırmanın gerçekleştirildiği örneklem sınırları içinde, esnek çalışma sistemlerinin, çalışanların iş yaşam dengesinin sağlanmasında ve sürdürülebilmesinde olumlu etkilerinin olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Örgütsel adalet ile örgütsel bağlılık arasındaki ilişkinin banka çalışanları bağlamında incelenmesi: KKTC örneği
Çağımızda tüm örgütler rekabetin üst düzeyde olduğu bir iş dünyasında faaliyetlerini sürdürmektedirler. Bu yüzden örgütler müşterilerine sağlamış oldukları hizmet kalitesini üst düzeyde tutarak müşteri memnuniyetini tesis etmelidirler. Örgütsel adalet ve örgütsel bağlılık kavramları, çalışanları işlerinde motive eden, örgütleri için çeşitli fedakarlıklar yapmalarını sağlayan önemli faktörler arasında yer almaktadırlar. Örgütsel adalet algısı ve örgütsel bağlılığı yüksek olan çalışanların iş doyumlarının ve örgütsel sadakat düzeylerinin de yüksek olduğu düşünülmektedir. Dolayısı ile motivasyon iş doyumu ve örgütsel sadakat düzeyleri yüksek olan işgörenlerin kendilerine örgütleri tarafından verilen görev ve sorumlulukları yerine getirererek örgütün hedeflerine ulaşmasında önemli rol oynadıklarına inanılmaktadır. Çalışma, KKTC'de bankacılık sektöründe görev alan işgörenlerin örgütsel adalet ve örgütsel bağlılık kavramlarına ilişkin bakış açılarını incelemeyi ve kavramlar arasındaki ilişkiyi ölçmeyi amaçlamıştır. Çalışmanın örneklemini 2018-2019 dönemi boyunca KKTC'deki yerel bankalarda çalışan 255 katılımcı oluşturmuştur. Çalışmada, ilişkisel araştırma modeli kullanılmıştır. Çalışmada, Niehoff ve Moorman (1993) tarafından geliştirilen örgütsel adalet ve Allen ve Mayer'in (1990) geliştirdikleri örgütsel bağlılık ölçekleri kullanılmıştır. Katılımcılardan toplanan verilerin analiz edilmesinde SPSS programı kullanılmıştır. Çalışmada, normal dağılım gösteren verilerin çözümlenmesinde parametrik analizlerden Bağımsız Örneklem T testi ve Tek Yönlü varyans Analizi, normal dağılım göstermeyen verilerin çözümlenmesinde ise Mann Whitney U testi ve Kruskal Wallis-H testleri uygulanmıştır. Kavramların birbirleri ile olan ilişkisinin yorumlanmasında ise Pearson Momentum Korelasyon Kat Sayısı analizi kullanılmıştır. Elde edilen sonuçlar, katılımcıların örgütsel adalet ve örgütsel bağlılık düzeylerinin orta düzeyde olduğunu göstermiştir
Sosyal medya ağ firmalarının değerlemesi: Twitter uygulaması
Finansal yönetimin temel konularının başında "firma değerlemesi" gelmektedir. Değerleme, sadece halka arz, firma birleşmelerinde ve satın almalarında değil; birçok ekonomik ve ticari kararın alınmasında önemli bir rol üstlenmektedir. Firmanın değerinin belirlenmesinde en önemli sorunu "gerçek değer "in tespiti oluşturmaktadır. Firmanın gerçek değerini; arz ve talebe göre piyasa tarafından belirlenen değer değil, firmanın değer yaratan unsurlarını da göz önünde bulunduran olması gereken değer oluşturmaktadır. İletişim ve bilişim sektöründe yaşanan gelişmeler beraberinde birçok yeni kavramı, olguyu ve faaliyeti ortaya çıkarmıştır. Bu yeni faaliyet alanlarından birisi de "sosyal medya ağları" dır. Çalışmada dünyada çok sınırlı bir literatüre sahip olan sosyal medya ağ firmalarının değerlemesi incelenmiş ve kavramsal çerçevesi ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Firma değerlemesinde kullanılan geleneksel (İndirgenmiş Nakit Akımları, İterasyonlu İndirgenmiş Nakit Akımları, Piyasa Çarpanları) ve diğer (Tarihi Çarpanlar, Peter Lynch Yöntemi, PEG Modeli, Kullanıcı Sayısı Bazlı Değerleme, Birleşme ve Satın Alma Çarpanı, Regresyon Yöntemi ve Tersine Mühendislik) yöntemler ayrıntılı olarak incelendikten sonra mikroblog olarak adlandırılan sosyal medya ağ platformu olan Twitter'ın firma değeri hem geleneksel hem de diğer değerleme yöntemleri kullanılarak hesaplanmıştır. Çalışma incelenen konuların genel bir değerlendirmesiyle sonuçlandırılmıştır.
Yarı-varyans modeli ile portföy optimizasyonu BİST 100 endeksi üzerinde bir uygulama
Portföy optimizasyonu ile risk minimize edilirken getirinin maksimize edilebilmesi, uzun yıllardır yatırımcıların ve araştırmacıların üzerinde çalıştığı önemli konulardan biri olmuştur. Yapılan çalışmalar ile yatırımcı için risk olgusunun, beklenen getiriden daha öncelikli olduğu görüşü önem kazanmıştır. Yatırımcının öncelikli amacının riski minimize etmek olduğu varsayımından sonra, araştırmacılar ve yatırımcılar riske dayalı yöntemlere odaklanmıştır. Yarı varyans modeli de bu yöntemlerden biridir. Yarı varyans modelinde ortalamanın altında kalan getiriler dikkate alınmaktadır. Bu yönüyle risk ölçümünde yaygın olarak kullanılan varyansa göre, yatırımcının risk algısına daha uygun şekilde yatırım hakkında bilgi elde edilebilmektedir. Çalışmanın temel amacı, bu iki yöntemi BIST-100 Endeksi'nden elde edilen veriler ile karşılaştırmaktır. Çalışmanın sonucunda; yarı varyansa göre oluşturulacak düşük risk toleranslarındaki portföylerin yatırımcıyı ortaya çıkan beklenmedik negatif getiri riskinden ve sistematik riskten daha iyi koruduğu anlaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Yarı Varyans, Portföy Optimizasyonu, Yatırım, Risk
KOBİ'lerin finansal yönetim tekniklerini kullanma düzeyi ve finansal sorunları arasındaki ilişki: Afyonkarahisar örneği
Bu çalışmanın amacı, Afyonkarahisar Organize Sanyi Bölgesi'nde faaliyet gösteren KOBİ'lerin finansal yönetim tekniklerini kullanma düzeyleri ile karşılaştıkları finansal sorunlar arasındaki ilişkinin tespit edilmesidir. Bu kapsamda KOBİ'lerin finansal yönetim tekniklerini uygulama profili ve bu işletmelerin teşviklerden faydalanma dereceleri belirlenerek tespit edilen sorunlarına yönelik çözüm önerileri sunulmaktadır. Bu amaçla Afyonkarahisar Organize Sanayi Bölgesinde bulunan 106 KOBİ'ye anket uygulanmıştır. Anket iki temel kısımdan ve 20 sorudan oluşmaktadır. Soruların bir kısmında 5'li likert ölçeği kullanılmıştır. Çalışma kapsamında anket yoluyla elde edilen tüm veriler SPSS 22.0 programı ile değerlendirilmiştir. Araştırmada demografik sorular ve firmaların uygulamış oldukları finansal yönetim teknikleri ile ilgili tanımlayıcı istatistiklere, frekans ve yüzde değerlerine yer verilmiştir. Ankete katılan işletmelerin alternatif finansal kaynaklar ve bunlara erişim yollarıyla ilgili konularda bilgi ve tecrübe eksikliklerinin olduğu görülmüştür. Ayrıca işletmelerin finansal yönetim konusunda bilgi ve uzman eksikliği olduğu tespit edilmiştir.
İşyerindeki güvenlik iklimi algısının psikososyal risk faktörleri üzerindeki etkisi: Adana Büyükşehir Belediyesi'nde çalışan özel güvenlik görevlileri üzerine bir araştırma
Güvenlik iklimi konusundaki çalışmalar her geçen gün artmakta ve önem kazanmaktadır. Literatür dahilinde ulaşılan çalışmalarda, iş sağlığı ve güvenliği uygulamalarının en doğru şekilde uygulanmasında ve iş görenin işine karşı pozitif tutumlar geliştirerek verimliliğin artmasında, işyerindeki güvenlik ikliminin son derece etkili olduğu sonucuna varılmaktadır. İşyerindeki fiziksel, kimyasal ve biyolojik risklerin dışında kalan psikososyal risk faktörleri algısı konusunda ulaşılan araştırmalarda ise, psikososyal risklerin genellikle yöneticilerin işyerindeki çalışma ortamında gerçekleşen bireysel ve örgütsel sorunları yeterince önemsememesi, göz ardı etmesi ve kalıcı çözümler üretmekten kaçınması nedeniyle gerçekleştiği gözlemlenmektedir. Bu doğrultuda, iş görenin işyerindeki çalışma ortamına yönelik geliştirdiği pozitif güvenlik iklimi algısının, psikososyal risklerin azaltmasındaki etkisini inceleyen çalışmalar büyük önem teşkil etmektedir. Bu çalışma, işyerindeki güvenlik iklimi algısının psikososyal risk faktörleri algısı üzerindeki etkisini ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Bu amaçla Adana Büyükşehir Belediyesi'nde çalışan özel güvenlik görevlileri üzerinde anket tekniği uygulanarak, nicel bir araştırma gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler SPSS 22.0 ve Amos 22.0 programları ile analiz edilmiştir. Bulgular, Pearson korelasyon analizi, çoklu regresyon analizi, bağımsız t-testi ve tek yönlü anova testi ile elde edilmiştir. Çalışma kapsamında, güvenlik kültürü, güvenlik iklimi ve psikososyal risk faktörleri kavramları ile ilgili literatür taraması ve deneysel bir araştırma yapılmıştır. Araştırma sonucunda işyerindeki güvenlik iklimi algısının psikososyal risk faktörleri algısı üzerinde etkili olduğu ve aralarında negatif yönlü ve anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir.
Sermaye Piyasası Kurulu'nun yaptığı denetimlerin hisse senedi getirileri üzerine etkileri
2000'li yılların akıllarda en çok kalan özelliği, birbiri ardına patlayan işletme skandalları ve sonrasında kurumsal yönetim anlayışının öneminin artmasıdır. Kurumsal yönetimin öneminin artması yanında işletmeleri denetleyen kurumların da bu süreçte önemi artmıştır. Denetim firmalarının, raporları son derece şeffaf bir şekilde hazırlamaları ve ilgili otoritelere herhangi bir manipülasyona başvurmadan sunmaları son derece önemlidir. Enron skandalı ve bu süreçte rol oynayan Arthur Andersen denetim firmasının da yapılan manipülasyonlarda rol oynadığının anlaşılması, kurumsal yönetimdeki kuralların yeniden gözden geçirilmesine ve güncellenmesine yol açmıştır. Bu değişimler, bir yandan işletmeleri daha güçlü bir pozisyona taşırken diğer taraftan da sermaye piyasalarını daha güvenilir hale getirmiştir. Bunun sonucunda para ve sermaye piyasalarına akan fonların hem hacimsel anlamda miktarı artmış ve hem de çeşitlenmiştir. Böylece geçmiş on yıllarda varlığı dahi bilinmeyen bir çok türev ürünün yatırımcılara sunulma imkanı doğmuştur. Dünyanın özellikle gelişmiş ülkelerinde ortaya çıkan bu yeni oluşum, ülkemizde de yeni dönüşümlere neden olmuştur. Bunlardan en önemlisi kamunun öncülüğünde kurulan üst kurullardır. Üst kurullar, piyasalarda haksız rekabetin önlenmesi, yatırımcılara bilgilerin doğru ve şeffaf bir şekilde aktarılması sürecinde önemli görevler üstlenmişlerdir. Bu üst kurullardan birisi de Sermaye Piyasası Kurulu (SPK)'dur. Bu çalışma kapsamında önce ülkemizde kurulan üst kurulların hangileri olduğu saptanmış ve bunlardan 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu'nun eki (III) sayılı cetvelde belirtilen (5) adet üst kurulun görev alanları ile ilgili genel bilgiler verilmiştir. Daha sonra, özellikle SPK tarafından 1 Ocak 2000 ile 31 Aralık 2018 tarihleri arasında yapılan denetimler sonucunda verilen cezalar belirlenmiştir. Sonraki aşamada ise, bu cezaların şirketlerin hisse senedi getirilerinde herhangi bir anormal değişime neden olup olmadığı araştırılmıştır. Elde edilen veriler Olay Çalışması (Event Study) yöntemi kullanılarak analiz edilmiştir. Olay çalışması yönteminin uygulanması sürecinde de pazar modeli yaklaşımından yararlanılmıştır. Elde edilen verilerin değerlendirilmesinden, denetimler sonucunda verilen cezaların, kamuya açıklandığı günü takip eden günlerde anormal getirilere neden olduğu bulunmuştur. Elde edilen anormal getirilerin hem %5 ve hem de %1 güven aralıklarında anlamlı olduğu saptanmıştır. Bu sonuçlar; ülkemizdeki sermaye piyasasının, yarı güçlü formda dahi etkin olmadığını göstermektedir
Fuar markası olmayı etkileyen faktörlerin marka imajına ve katılım kararına etkileri: Turizm fuarları örneği
Bu araştırma fuara katılma kararında ve fuar marka imajının oluşumunda hangi fuar marka unsurlarının ne düzeyde bir etkiye sahip olduğunu ortaya çıkarmak için gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın yürütülebilmesi için fuar ürününe has marka unsurlarının neler olduğunun öncelikle tespit edilmesi gerekmiştir. Bu açıdan araştırma için sıralı karma araştırma yöntemi tercih edilmiştir. İlk olarak fuar marka unsurlarının tespitine yönelik olarak 13 katılımcının yer aldığı nitel bir araştırma yürütülmüştür. Nitel araştırmanın veri analizi için içerik analizi tekniğinden yararlanılmıştır. Nitel araştırmanın sonuçlarına göre katılımcılar fuar markasını değerlendirirken 12 unsurdan etkilenmektedirler. Bu unsurlar; "Marka adı", "Logo", "Slogan", "Medya", "İnsan", "Destinasyon", "Fuar merkezi", "Organizatör", "Süreç", "Süreklilik", "Ziyaretçi" ve "Katılımcı" şeklindedir. İkinci aşamada nitel araştırma ile ortaya çıkarılan marka unsurlarının ölçek olarak kullanıldığı bir anket yardımıyla marka unsurlarının fuar imajı algısı ve fuar katılım kararını ne düzeyde etkiledikleri ölçülmüştür. Nicel araştırma yöntemiyle toplanan verilerin incelenmesi için yapılan faktör analizi sonucu 12 marka unsurunun 7 boyutta toplandığı görülmüştür. Bu boyutlar; "Hedef kitle", "İnsan", "Organizasyonel başarı", "Medya", "Fuar merkezi", "Destinasyon" ve "Kurumsal görsel kimlik" boyutlarıdır. Araştırma sonuçlarına göre marka unsurlarından "Hedef kitle" boyutu imaj algısı ve katılma kararını "Çok etkiler" görünürken diğer boyutların her birinin "Etkilediği" tespit edilmiştir. Nicel araştırma sonuçları nitel araştırma ile paralellik göstermiş ve araştırmaların birbirini desteklediği görülmüştür.
Sanal kaytarma ve işgören verimliliği arasındaki ilişki üzerine bir araştırma
Bu çalışma, işletmelerde işgörenler tarafından başvurulan sanal kaytarma faaliyetinin ve işgören verimliliği üzerine olan etkisini incelemek ve eğer var ise ne yönde etkili olduğunu ortaya çıkarmak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Bu amaçla Gümrük Müşavirliği alanında faaliyet gösteren bir özel sektör kuruluşu olan Okuyan Gümrük Müşavirliği firmasının İstanbul ilindeki Asya ve Avrupa Şubelerinde bir araştırma yapılmıştır. Araştırma verilerinin elde dilmesinde, nicel araştırma yöntemi olarak anket tekniğinden faydalanılmıştır. Bu kapsamda 250 katılımcı ile anket çalışması uygulanmış ve elde edilen veriler istatistik paket programı ile analiz edilmiştir (SPSS 22). Çalışma kapsamında, sanal kaytarma ve verimlilik ile alakalı temel teorik kavramlara yer verilmiş ve konuyu kapsayan bir araştırma yapılmıştır. Araştırma sonucunda majör sanal kaytarma davranışı ve işgören verimlilik tutum algısı arasında anlamlı bir ilişki olmadığı buna karşın minör sanal kaytarma davranışı ve işgören verimlilik tutum algısı arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
İslâmi finans aracı olarak Karz-ı Hasen ve katılım bankaları için bir model önerisi
Bu tezin amacı İslâmi finansman yöntemlerinden Karz-ı Hasen'in tanıtılması ve katılım bankalarında uygulanması arzu edilen bir modelin önerilmesidir. Karz-ı Hasen İslâm'da faizsiz, menfaat güdülmeksizin Allah (c.c.) rızasının gözetildiği borç verme işlemi olarak tanımlanmaktadır. Ancak yöntem kısıtlı örnekler dışında kurumsal olarak uygulanmamıştır. Önerilen karz-ı hasen modeliyle Müslüman toplumların hem bireysel hem de kurumsal likidite sorunlarına katkı sağlamayı ve İslâm'da tavsiye edilen karz-ı hasen finansmanının kurumsallaşması amaçlanmıştır. Çalışmada katılım bankalarına karz-ı hasenin modern bir formu sunulmuştur. Modeli test etmek adına ise 3 farklı grup ile odak grup görüşmeleri yapılmıştır. Odak gruplar akademisyenler, katılım banka personeli ve iş adamları olmak üzere katılım bankalarıyla çalışan ve sisteme aşina bireylerden seçilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre modelin belirli bir boşluğu dolduracak işleyebilir bir model olduğu, toplum tarafından destekleneceği ve en önemlisi faizin etkinliğinin azaltılmasına katkı sağlayacağı sonucuna varılmıştır.
Türkiye'de lojistik performansa etki eden faktörlerin düzey-2 temelinde analizi
Bu araştırmanın amacı Türkiye'de bölgesel düzeyde lojistik sektöründe faaliyet yürüten işletmelerin performansına etki eden faktörlerin belirlenmesidir. Bu amaçla lojistik sektöründe faaliyet yürüten işletmelerin 2006-2015 dönemine ait ciroları performans göstergesi olarak kullanılmıştır. Lojistik sektörü ve ulaştırma altyapısına ait veriler Türkiye İstatistik Kurumu, Türkiye Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı ve Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından yayınlanan verilerden elde edilmiştir. Çalışmada; bağımlı değişken olarak lojistik sektör cirosu, bağımsız değişkenler olarak karayolu ve demiryolu uzunlukları, liman elleçleme miktarı, uçak yük miktarı ve dış ticaret hacmi kullanılmaktadır. Analiz aşamasında hem zaman verileri hem de yatay kesit verileri kullanılmaktadır. Değişkenlere ilişkin katsayılar, Dinamik Panel Veri Analiz Yöntemi ile tahmin edilmektedir. Analiz sonuçlarına göre kullanılan değişkenlerle birlikte lojistik sektör cirosunun gecikmeli değerinin de lojistik işletme cirosu üzerinde anlamlı ve pozitif yönlü bir ilişkiye sahip olduğu gözlenmektedir. Benzer şekilde lojistik sektör cirosu üzerinde pozitif ve en büyük etkiye sahip olan değişkenin, demiryolu uzunluğu olduğu ve bunu sırası ile karayolu uzunluğu, dış ticaret hacmi, uçak yük miktarı ve liman elleçleme miktarının takip ettiği tespit edilmiştir.
Liderlik tarzlarının sinizm ve sanal kaytarma davranışına etkisi: Afyonkarahisar ili belediye çalışanları üzerine bir araştırma
Bu araştırmanın temel amacı, liderlik tarzları, sinizm ve sanal kaytarma davranışları ile ilgili alanyazın incelendikten sonra liderlik tarzlarının sinizm ve sanal kaytarma davranışlarına etkisini incelemektir. Ayrıca çalışmanın alt amacı olarak çalışanların demografik özelliklerine göre yöneticilerin dönüşümcü, etkileşimci ve serbest bırakıcı liderlik tarzlarını algılamaları ile işgörenlerin sanal kaytarma davranışları ve sinik davranışları arasında fark olup olmadığını incelemektir. Bu kapsamda Afyonkarahisar Belediyesinde görev yapan 252 beyaz yakalı çalışanı kapsayan bir çalışma gerçekleştirilmiştir. Araştırma için anket tekniği kullanılmıştır. Anket uygulaması 27/12/2019 ile 06/01/2020 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırmada çok faktörlü liderlik ölçeği, örgütsel sinizm ve sanal kaytarma ölçekleri uygulanmıştır. Elde edilen veriler SPSS paket programı ile analiz edilmiştir. Araştırmada elde edilen bulgular liderlik tarzlarının dönüşümcü, etkileşimci liderlik boyutları ile sinizm ölçeğinin bilişsel, duyuşsal, davranışsal boyutları arasında negatif ve istatistiksel olarak anlamlı bir etkinin olduğu ortaya ortaya konulmuştur. Ayrıca yapılan analizler sonucu elde edilen bulgular liderlik tarzlarının dönüşümcü, etkileşimci liderlik boyutları ile sanal kaytarma ölçeğinin major sanal kaytarma boyutu arasında negatif ve istatistiksel olarak anlamlı bir etkinin olduğunu ortaya koymuştur. Tam serbestlik tanıyan liderlik boyutu ile bilişsel, duyuşsal, davranışsal boyutlarının, sanal kaytarma ölçeğinin major sanal kaytarma boyutu arasında pozitif ve istatistiksel olarak anlamlı bir etkinin olduğu ortaya konulmuştur. Buna karşın sanal kaytarma ölçeğinin minor sanal kaytarma boyutu ile liderlik tarzları ölçeğinin dönüşümcü, etkileşimci boyutları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir etkinin olmadığı ortaya konulmuştur. Anahtar Kelimeler: Liderlik, liderlik tarzları, sinizm, sanal kaytarma
Benzetim temelli bir yaklaşım ve doğrusal olmayan programlama ile envanter en iyileme önerisi
Envanter kararları hemen her işletme için oldukça önemlidir. Envanterin elde bulundurulması ya da bulundurulmaması çok yüksek maliyetler oluşmasına sebep olabilir. Bu maliyetler işletmeler için rekabette dezavantajlar oluşturabilmektedir. Bazen doğru kararı belirlemek ve ilgili alanlarda bu kararları uygulamak zor olabilmektedir. Bu karar verme sürecine yardımcı bazı modeller bulunmaktadır. Envanter yönetimi modelleri olarak anılan bu modeller iki anahtar soruya -"ne zaman sipariş verileceği" ve "ne kadar sipariş verileceği"- cevap bulmaya yardımcıdır. Bu iki anahtar soruya cevap vermek için modeller matematiksel formüller barındırmaktadır. Bu çalışma bu sorulara, karmaşık matematiksel formüller olmadan cevap vermeyi amaçlamaktadır. Talebin tahmin edilmesi için Monte Carlo Benzetimi kullanılmıştır ve tahmin edilen bu veriler ile karı maksimize, zararı minimize etmek için maliyet hesaplamaları yapılmıştır. Envanter kararlarını en iyilemek için MS Excel Çözücü eklentisi içerisinde Doğrusal Olmayan Programlama kullanılmıştır. Ayrıca, talep ve maliyetlerin belirlenmesi için ikincil veriler kullanılmıştır. En iyileme süreci sonucunda karı maksimize eden sipariş miktarı ve tekrar sipariş noktası belirlenmiş ve test edilmiştir.
Dolar kuru volatilitesi ve BİST banka endeksi arasındaki ilişkinin analizi
Çalışmada döviz kuru volatilitesi ve BİST banka endeksi arasındaki ilişkiyi ölçmek amaçlanmıştır. Modelde kullanılan değişkenler Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası Elektronik Veri Dağıtım Sistemi (EVDS)'nden ve Borsa İstanbul resmi sitesinden alınmıştır. Modelde toplam iki değişken yer almaktadır. Buna göre kurulan ekonometrik modeldeki değişkenler; bağımsız değişken ABD doları, bağımlı değişken ise XBANK Endeksi verilerdir. Araştırma dönemi 2000-2020 günlük değişkenler kullanılmıştır. Serinin durağan olup olmadığının ortaya konması için ADF ve PP birim kök testleri kullanılmıştır. Uygulanan testlerin ardından uzun dönemde bağımlı ve bağımsız değişken arasında eşbütünleşme ilişkisinin varlığı ARDL modeli yardımıyla ortaya konulmuştur. ARDL modelinin kullanılmasının nedeni modelde ele alınan faktörler arasında bağımsız değişkenin I(0) düzeyde durağan olduğu, bağımlı değişkenin ise I(1) düzeyde durağan hale geldiği içindir. Sonuç olarak Türkiye'de belirlenen tarihler arasında uzun dönemde dolar kuru volatilitesi ve banka endeksi arasında 2000-2020 yılları arasında negatif yönlü anlamlı bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Son olarak Hata Düzeltme Modeli yardımıyla kullanılan değişkenlerin 11 dönemin ardından beraber hareket ettikleri gözlemlenmiştir.
Örgütsel politikanın toksik davranışa etkisi
Örgütsel unsurlar ve bireysel özellikler etkileyerek çalışanların algılarını, tutumlarını ve davranışlarını etkilemektedir. Bu etkileşim her zaman olumlu yönde gerçekleşmemektedir. Örgütsel politika bireylerin kendi menfaatlerini korumak ve arttırmak için örgütsel kaynakları kullanarak sergiledikleri çabalardır. Örgütsel politika olumsuz yönleriyle ortaya çıkarsa, toksik olarak nitelendirilen davranışlara neden olmaktadır. Bireylerin kendi çıkarlarına yönelik çalışarak uzun süre maruz kalındığında örgüte yıkıcı ve kalıcı zararlar vermeleri ise toksik davranışı ifade etmektedir. Örgütlerin karanlık yüzü olarak ifade edilen örgütsel politika ve toksik davranışlar örgütsel bağlılığı, motivasyonu, verimliliği ve iş tatminini azaltıcı yönde etkiler oluşturmaktadır. Ayrıca çalışanların iş stresi, tükenmişlik, örgütsel yabancılaşma ve işten ayrılma niyetlerini artırmaktadır. Örgütsel faaliyetlere olumsuz etkiler yapan örgütsel politika ve toksik davranışlar ile nasıl mücadele edileceğini anlamak için bu kavramların araştırılması son derece önemlidir.Bu çalışmanın amacı, örgütsel politikanın toksik davranışa etkisini araştırmaktır. Örneklem Afyonkarahisar'da belediyede çalışan 113 kişiden oluşmaktadır. Veri toplama anket formu aracılığı ile yapılmıştır. Anket formunun birinci bölümünde kişisel bilgiler, ikinci bölümünde ise Örgütsel Politika Ölçeği ve Algılanan Örgütsel Toksisite Ölçeği yer almaktadır. Katılımcılardan toplanan veriler frekans analizi, güvenilirlik analizi, t testi, varyans analizi, korelasyon analizi ve regresyon analizi ile incelenmiştir. Araştırmanın sonuçlarına göre örgütsel politikanın toksik davranışa anlamlı bir etkisinin olduğu tespit edilmiştir.
Örgütsel adalet ve örgütsel vatandaşlık davranışı arasındaki ilişkide örgütsel güvenin aracılık rolü: Kamu sektöründe bir araştırma
Örgütler yüksek performans elde etmek amacı ile davranışsal faktörleri ve bu davranışların algılarını etkili bir şekilde kullanmayı ve verimli sonuçlar almayı hedeflemektedir. Örgütü oluşturan en önemli kaynak olarak çalışanların davranışları ve algıları örgütün başarı elde etmesini sağlamaktadır. Örgütsel davranış yazınında yer alan örgütsel adalet, örgütsel vatandaşlık davranışı ve örgütsel güven kavramları literatürde öne çıkan konular arasındadır. Örgütsel adalet ve örgütsel vatandaşlık davranışı arasındaki ilişkide örgütsel güvenin aracı rolünün belirlenmesi araştırmanın amacını oluşturmaktadır. Örgütsel adalet, örgütsel vatandaşlık davranışı ve örgütsel güven kavramlarının açıklanması ve birbirlerine olan etkilerinin ve aralarındaki ilişkinin saptanması araştırmanın sürecini içermektedir. Bu araştırma Afyonkarahisar ilinde çeşitli kamu kurumlarında görev yapan 258 kamu çalışanı üzerine yapılmıştır. Araştırmanın verileri anket yöntemi ile elde edilmiştir. Elde edilen verilerin analizinde t testi, anova testi, korelasyon analizi ve hiyerarşik regresyon analizleri ve son olarak da sobel testi uygulanmıştır. Araştırma sonucunda kamu çalışanlarının örgütsel adalet, örgütsel vatandaşlık davranışı ve örgütsel güven algılarına ilişkin algılarının birbiri ile pozitif yönde ve anlamlı olarak ilişkili olduğu görülmüştür. Örgütsel adalet ve örgütsel vatandaşlık davranışı arasındaki ilişkide örgütsel güvenin aracılık etkisinin olduğu tespit edilmiştir.
Mobil alışveriş uygulaması kullanılabilirliğinin, algılanan mobil perakende hizmeti yenilikçiliğinin ve mobil perakendeciye güvenin mobil uygulama bağlanmışlığı üzerindeki etkisi
Bu çalışmanın amacı mobil alışveriş uygulaması kullanılabilirliğinin, algılanan mobil perakende hizmeti yenilikçiliğinin ve mobil perakendeciye güvenin mobil uygulama bağlanmışlığı üzerinde bir etkisinin olup olmadığını belirlemektir. 434 mobil alışveriş uygulaması kullanıcısı ile online anket yapılmıştır. Veriler Kısmi En Küçük Kareler Yapısal Eşitlik Modellemesi (PLS-SEM) ile analiz edilmiş, tüm hipotezler desteklenmiştir. Bulgular, mobil ortamda sunulan perakende hizmeti yenilikçiliğinin, mobil alışveriş uygulaması kullanılabilirliğinin ve mobil perakendeciye duyulan güvenin mobil uygulama bağlanmışlığı üzerinde etkili olduğunu göstermiştir. Bu çalışma, perakendecinin mobil ortamda sunduğu hizmetin yenilikçiliğinin ve mobil alışveriş uygulaması kullanılabilirliğinin mobil uygulama bağlanmışlığı üzerindeki etkisini incelemesi bakımından literatüre katkı sağlamaktadır.
Örgüt yapısının, çalışanların örgütsel sinizm algılarına ve örgütsel yabancılaşma düzeylerine etkisi: Sağlık sektöründe bir araştırma
Hizmet sektöründe bulunan iş kollarının arasında çalışanlarının oldukça duyarlı olması gereken kuruluşlardan biri hastanelerdir. Hizmet sektöründe faaliyet gösteren örgütlerden, hizmet alanların memnuniyetini sağlayamayanlar rekabet gücünü kaybeder ve uzun vadede ayakta kalamaz. Bununla birlikte, artan rekabet koşulları örgütlerde çalışanların daha verimli ve etkili şekilde çalışmasını kaçınılmaz hale getirmiştir. Çalışanların daha etkin çalışmaları ise içinde bulundukları örgütün yapısına bağlıdır. Örgütsel yabancılaşma ve örgütsel sinizm de doğrudan örgüt geleceğini etkileyen faktörlerdir. İş görenlerin kendilerini çalıştıkları örgüte yabancı hissetmesi durumunda sinik davranışlar sergileyeceği söylenebilir. Bununla birlikte, sinik davranışların beraberinde iş görenlerdeki yabancılaşma düzeyini yükselteceği de beklenebilir. Bu nedenle, çalışmada sağlık kuruluşlarının yapısı ile çalışanların örgütsel sinizm algısı ve örgütsel yabancılaşma düzeyi arasındaki ilişki ele alınmıştır. Çalışmada Uşak İlinde faaliyet gösteren sağlık kuruluşlarının örgüt yapısı ile çalışanlarının örgütsel sinizm algıları ve örgütsel yabancılaşma düzeyleri arasında bir ilişki olup olmadığı saptanmaya çalışılmıştır. Veri toplamak için anket tekniği kullanılmış, verilerin değerlendirilmesinde ise Faktör Analizi, One-Way ANOVA, t-Testi, Frekans, Welch ANOVA, Scheffe, Bonferroni, Basit Doğrusal Regresyon, Çoklu Regresyon Analizlerinden ve Sobel Testinden yararlanılmıştır. Çalışmada elde edilen verilerin analizi sonucunda örgüt yapısı ile örgütsel sinizm ve örgütsel yabancılaşma arasında anlamlı bir ilişki olduğu, buna göre mekanik örgüt yapılarında çalışanların daha fazla sinik tutum sergiledikleri, sinik tutumlara sahip çalışanların örgütlerine daha çok yabancılaştıkları ve örgütsel sinizmin aracılık rolü olduğu belirlenmiştir. Ayrıca demografik değişkenlerin gerek örgütsel sinizm gerekse örgütsel yabancılaşma ve boyutlarında etkili olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Örgüt Yapısı, Örgütsel Sinizm, Örgütsel Yabancılaşma, Sağlık Sektörü
Siyasal pazarlamada seçim şarkısının önemi: Ülkemizde seçim şarkıları üzerine nitel bir araştırma
Pazarlamanın her geçen gün gelişmesi ile birlikte farklı alanlardaki kullanımı da artmaya başlamıştır. Çünkü pazarlama yalnızca malların pazarlandığı ve satılmaya çalışıldığı bir alandan ibaret değildir. Oldukça geniş bir kapsamı olan pazarlama mallar, hizmetler, kişiler, fikirler gibi farklı türdeki bileşenlerin pazarlanmasından oluşmaktadır. Son yıllarda siyaset de pazarlamanın aktif olarak kullanıldığı alanlardan biri haline gelmiştir. Siyasal pazarlamada ürün kavramının içerisinde yer alan parti lideri, parti programı ve adaylar da siyasal pazarlamanın en önemli bileşenleridir. Siyasetin doğası gereği, bu siyasi ürünler halk ile sürekli temas halinde olmaktadırlar. Bu temas da siyasal pazarlama teknikleri ile sağlanmaktadır. Siyasal kampanya süreçlerinde kullanılan şarkılar da siyasi partiyi, partinin adayını veya liderini tanıtma ve akılda kalıcılık sağlama konusunda son yıllarda oldukça popüler hale gelmiştir. Bu çalışmada, Türkiye'de 1995 yılından günümüze kadar yapılan tüm genel seçimlerde iktidar ve ana muhalefet partilerinin kullandığı şarkılar üzerine nitel bir araştırma yapılmıştır. Bu araştırma ile birlikte siyasal pazarlama yöneticilerinin şarkılarda hangi mesajları vermeye çalıştıkları, insanları etkilemek için en çok hangi kalıpların kullanıldığı, hangi kelimelere başvurulduğu gibi sorulara yanıtlar aranmıştır.
Psikolojik güçlendirmenin örgütsel sessizlik üzerindeki etkisi: Denizli tekstil sektöründe çalışan kadınlar üzerine bir araştırma
Bu araştırma psikolojik güçlendirmenin örgütsel sessizlik üzerindeki etkisini Denizli ili tekstil sektöründe çalışan kadınlar üzerinde inceleyerek ortaya koymaya yöneliktir. Araştırmada psikolojik güçlendirme düzeyi yüksek olan kadın çalışanların örgütsel sessizlik davranışına yönelmeyeceği iddia edilmektedir. Araştırmanın evrenini Denizli ili tekstil sektöründe çalışan kadınlar oluşturmaktadır. Araştırma verileri Denizli'de faaliyet gösteren 2 tekstil işletmesinin kadın çalışanlarından anket formları aracılığıyla toplanmıştır. Araştırma sonunda analize uygun 353 adet anket formu elde edilmiştir. Katılımcılardan anket formları aracılığıyla toplanan veriler; güvenilirlik analizi, yüzde, frekans ve aritmetik ortalama değerleri, t testi, anova testi, scheffe testi, korelasyon analizi ve regresyon analizi yöntemleri ile çözümlenmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre, genel olarak psikolojik güçlendirmenin örgütsel sessizlik üzerinde anlamlı bir etkisi olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Boyutlar açısından değerlendirildiğinde ise, yalnızca etki boyutunun örgütsel sessizlik üzerinde anlamlı bir etkiye sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Yeşil satın alma davranışlarının tüketici satın alma kararları üzerindeki etkisi
Bu çalışmanın amacı tüketicilerin yeşil ürün konusundaki sosyal bilinçlerini belirleyerek bunun satın alma kararları üzerindeki etkisini ortaya koymaktır. Bu amaç çerçevesinde; Birinci bölümde Pazarlama kavramının gelişimi ve yeşil pazarlama kavramı, ikinci bölümde ise tüketici kavramı, yeşil tüketici satın alma davranışları ve karar süreçleri literatür incelemeleriyle açıklanmıştır. Üçüncü bölümde ise yeşil satın alma davranışlarının tüketici satın alma kararına etkisini ölçmek amacıyla İzmir ilinde yaşayan 478 tüketiciyle bir anket çalışması yapılmıştır. Anket sonuçları SPSS 22.0 ve LİSREL 10.1 programı kullanılarak Faktör Analizi, Anova ve T-testleriyle yapısal eşitlik modellemesi analizlerine tabi tutulmuştur. Elde edilen sonuçlara göre yeşil satın alma davranışının ekolojik endişe ve ekolojik ilgi faktörlerinden olumlu olarak etkilendiği, ekolojik bilgi faktörünün ise yeşil satın alma davranışı üzerinde bir etkisinin bulunmadığı, buna göre de tüketicilerin satın alma kararının yeşil satın alma davranışlarından etkilendiği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Yeşil Satın Alma Davranışı, Tüketici Satın Alma Kararları, Yeşil Pazarlama, Yapısal Eşitlik Modellemesi, Yeşil Tüketici
Yenilik odaklı bir örgüt formu olarak teknoparkların doğuşu: Birlikte evrim teorisi çerçevesinde bir araştırma
Bu çalışmanın amacı, birlikte evrim bakış açısıyla yenilik odaklı bir örgüt formu olarak teknoparkların ortaya çıkış sürecini, bu süreçte etkili olan dinamikleri, koşulları, aktörleri ve teknoparkların form olarak özelliklerini açığa çıkarmaktır. Çalışma keşifsel bir araştırma olduğundan dolayı nitel yöntem tercih edilmiştir. Veriler doküman analizi ve görüşmeler yoluyla elde edilmiştir. Elde edilen veriler tümevarımsal içerik analizi yöntemi ile analiz edilmiştir. Bu kapsamda, danışman ve öğrenci tarafından yenilik odaklı bir örgüt formu olarak teknoparkların ortaya çıkış sürecine ilişkin özgün bir model geliştirilmiştir. Bu model, kurumsal mantıkları, tetikleyici koşulları, kurumsal çevrede değişime neden olan olayları, bu süreçte rol oynayan ve etkileşim içine giren örgütsel aktörleri, bu aktörler arasında etkileşimi hızlandıran mekanizmalar olarak katalizörleri, etkileşim dinamikleri sonucu oluşan öncül formu içermektedir. Çalışmanın sonucuna göre, yenilik odaklı bir örgüt formu olarak teknoparklar birlikte evrimsel bir süreçte ortaya çıkmıştır ve bu süreç 24 Ocak 1980 serbest piyasa ekonomisine geçişle başlamıştır. Formun ortaya çıkışında devlet kurumsal mantığının baskın olduğu, devletin kurumsal düzenleyici bir aktör olarak formun yapısını ve işleyişini şekillendirdiği tespit edilmiştir. Ayrıca, ODTÜ'nün kurumsal girişimci rolü üstlendiğine, TEKMER'lerin birlikte evrim sürecini hızlandıran katalizör olduğu ve yasadan önce kurulan ODTÜ Teknoparkın etkileşim dinamikleri sonucu oluşan öncül form olduğuna ulaşılmıştır.
SMMM faaliyetlerinde kalite maliyetleri üzerine araştırma
Muhasebe meslek mensupları, devlet, toplum ve meslektaşlar üçgeninde çok önemli bir yere sahiptir. Faaliyetlerini icra ederken yerine getirmesi gereken sorumlulukları vardır. Mükellefler meslek mensuplarından sadece görevlerini yerine getirmelerini istemezler, sözleşmede yer almayan birçok beklentilerinin de karşılanmasını isterler. İstenilen kalite seviyesine ulaşmak için birçok önleme maliyetine katlanmaktadırlar. Seviyeye ulaşılmaması durumunda da yine birçok istenmeyen kalite maliyetine katlanmak zorunda kalırlar. Bu tez çalışmasının amacı, son yıllarda tüm kişi ve kurumları etkileyen kalite maliyetlerinin muhasebe mesleğini icra eden kişileri ne derecede etkilediğini ortaya koymak, meslek mensuplarının kalite maliyetlerini algılama düzeylerini ölçmektir. Bu ölçümlemeler için meslek mensupları üzerinde anket çalışması yapılmış, sonuçları özetlenmiştir.
How mispriced equities drive the corporate takeover market: Comparison of developed and developing markets
This study investigates how mispriced equity affects mergers and acquisitions (M&A). It aims to provide evidence on the impact of mispriced equity on payment method, preannouncement premium, and post-merger returns of acquirer. Three models have been formed to estimate the impact of mispricing on each of the variables separately. Logistic regression and multiple regression models have been used for the empirical analyses. Sample of the study includes mergers and acquisitions cases from G7 (as representatives of developed economies) and E7 (as representatives of developing economies) economies for the period of January 2001 to December 2017. Results show that overvalued acquirers prefer to pay by stocks in the takeovers in both developed and developing markets. In developed economies, overvalued acquirers prefer stock as the payment method whereas in developing economies, overvalued acquirer prefer the combination of cash and stock as a payment method. Empirical findings revealed that stock returns of the acquirer decreased by 1% on average in the year following the takeover. Results suggest that overvalued acquirers also experience a decline in stock returns in both developed and developing markets. Results of preannouncement model show that average preannouncement premium of the target's stock is 30% in developed markets, and 16% in the developing markets. Furthermore, analysis suggests that undervaluation of the target's stock increases the preannouncement premium in developed markets whereas in the developing economies mispricing of the target has no significant relationship with preannouncement premium. These conflicting findings may be due to differences in the institutional environments, corporate governance practices, and market structure of these economies. Keywords: Mispriced equity, Overvalued equity, Takeover, mergers and acquisitions, G7, E7
Türkiye`de muhasebe uygulamalarında etiksel boyutlar
Bu çalışmada Türkiye'de Muhasebe uygulamalarında etiksel boyutlar ortaya konmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda; önce muhasebenin işlevleri açıklanmıştır. Daha sonra, etiğin genel bir tanımı, işletmedeki boyutları açıklanmıştır. Muhasebe uygulamaları hem işletme içinde bir çalışan olarak, hem de serbest çalışan muhasebeciler açısından ele alınarak etiksel bir yaklaşımla ele alınmıştır. Son bölümde de ülkemizdeki mevzuatın etik boyutları incelenmiştir. Sonuçta da genel bir değerlendirme yapılmış ve ülkemizdeki muhasebe uygulamalarına ilişkin Önerilerde bulunulmuştur.
Eğitimde toplam kalite yönetiminin uygulanabilirliği ve bir model önerisi
11 YÜKSEK LİSANS TEZİ EĞİTİMDE TOPLAM KALİTE YÖNETİMİ'NİN UYGULANABİLİRLİĞİ VE BİR MODEL ÖNERİSİ Süleyman B AYKARA İşletme Anabilim Dalı Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Aralık 1999 Danışman: Yrd. Doç. Dr. Meral AŞIKOĞLU Küreselleşen dünyada, 21. yüzyıla girerken üretimde "Sanayi Toplumu", kültürde milli değerlere dayalı "Bilgi Toplumu", davranışta, "Bilim Toplumu" olamayan toplumlar hemen her alanda rekabet şanslarım kaybedeceklerdir. Bu gelişme eğitimle sağlanacaktır. Toplumlar eğitim sistem ve örgütlerini; hayatım belli bir standartta sürdürebilmek için hangi bilgi ve becerilere ihtiyacı olduğunu araştırabilen, bunları edinip yaşamında kullanabilen ve bir süre sonrada bunları yenileriyle değiştirebilen insanlar yetiştirecek şekilde oluşturmak zorundadır. Mevcut eğitim sistemi içinde ortaöğretim kademesi, düşünmeyi, sorgulamayı ve araştırma yapma yerine üniversite sınavlarına hazırlamayı hedefleyen, ezberci ve yetenekleri köreltici niteliktedir. Bu durum üniversiteye alınan öğrenci sayısındaki sınırlama da dikkate alındığında toplumun üretkenliğini düşürücü sonuçlar doğurur. Dünyada uluslar arası ilişkilerin hız kazanması, ekonomik bloklaşmalar, kıt kaynakların daha etkin kullanılması zorunluluğu, tüketici bilincinin artması, çevre duyarlılığı, tüm işletmelerin dikkat ve çabalarını "kalite" kavramı üzerinde odaklaştırmış ve "müşteri tatmini" ile "sürekli değişim" kavramlarının önemini artırmıştır. Eğitimin kalitesini belirlemede ölçüt evrenselleşmiş ve dünya toplumundaki gelişmelerin dikkate alınması zorunlu olmuştur. Bu gelişme eğitim sistemi içinde bir alt sistem olan ortaöğretimIll işletmelerini "öğretmen merkezli" olmaktan çıkarıp, "öğrenci merkezli" bir halde yeniden yapılanmasını zorunlu kılmıştır. Müşteri ve iş görenlere yönelik değerlerdeki değişmeyi en iyi temsil eden toplumun taleplerine duyarlı, kaynak kullanımında etkinlik sağlayan yönetim modellerinden birisi olan TKY'nin ortaöğretim kademesinde uygulanması bu işletmelerin amacına ulaşmalarını büyük ölçüde kolaylaştıracaktır.
İşletmelerde pazarlamanın ahlaki (etiksel) yönlü sorumlulukları
YUKSEKL1SANS TEZ OZETI İŞLETMELERDE PAZARLAMANIN AHLAKİ (ETIKSEL) YONLU SORUMLULUKLARI Türker GÖKSEL İşletme Anabilim Dalı Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Aralık 1999 Danışman: Yrd. Doç. Dr. Berrin YÜKSEL Günümüzde insanların, daha fazla bilgilenmiş olarak ürün ve hizmet tercihlerini yaptıkları gözlenmektedir. Gerçekleştirilen çalışmada, işletmelerdeki pazarlama faaliyetlerinin yerine getirilmesinde, sosyal ve ahlâki sorumluluk taşıması gereken alanları ortaya koyabilmek için dört bölüme yer verilmiştir. Birinci bölüm, çalışmaya giriş niteliğindeki genel bir bölümü oluşturmaktadır. Ahlâk ve sosyal sorumluluk kavramlarının önemi ve gayesi üzerinde durulan bu bölümde, ayrıca bu kavramların tarihsel gelişimlerine değinilmiş, diğer sosyal bilimlerle olan ilişkileri gözden geçirilmiş ve genel olarak pazarlama biliminin gelişimi ve toplumsal yaşamdaki yeri vurgulanmaya çalışılmıştır. İkinci bölümde, iş ahlâkı kavramının sınırları çizildikten sonra, işletmelerin sosyal ve ahlâki sorumluluk alanlarının çerçevesi belirlenmeye çalışılmıştır. Üçüncü bölümde ise, günümüz pazarlama ahlâkı ve pazarlamada yaşanan ahlâki boyutlar, pazarlama ahlâkmdaki gelişmeler ve pazarlama ahlâkı ilkeleri çerçevesinde Am irdelenmiş, pazarlamada zamanla yaşanan ahlâki sorunlara, işletmelerde günümüz pazarlama ahlâkına yönelik geliştirilen davranışlarla cevap aranmaya çalışılmıştır. Dördüncü bölüm uygulamaya ayrılıp, diğer üç bölümde irdelenmeye çalışılan bilgilerden yararlanılarak, Afyon ilindeki gıda sektöründe faaliyet gösteren işletmelerde gerçekleştirilen araştırmanın kapsamı, bulguları, sonuçları ve değerlendirilmesi bu son bölüm içinde incelenmiştir. i