Van Yüzüncü Yıl Üniversity
Discipline

Civil Engineering

Van Yüzüncü Yıl Üniversity

4,186

Archived Theses

17

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Çelik tüp içine lif katkılı beton doldurulmuş kısa kompozit kolonların davranışlarının incelenmesi

Bu tez çalışmasında, kare en kesitli aynı uzunluk/çap oranına sahip içi boş, içi sade veya lif katkılı beton dolu kısa kompozit kolonların eksenel yük, süneklik ve tokluk kapasiteleri karşılaştırılmıştır. Bu amaçla karbon çelik (CS), paslanmaz çelik (SS) ve alüminyum (AL) türlerinde 99 adet kolon hazırlanmıştır. Kolon en/boy/yüksekliği 100 mm/100 mm/ 250 mm, et kalınlıkları 2 mm, 3 mm ve 4 mm olarak seçilmiştir. Kolonlara basınç dayanımı 30 MPa ve 70 MPa olan sade ve hacimce %0.5 ve %1.5 oranında lif katkılı betonlar doldurulmuştur. Lif katkısı olarak çelik ve sentetik lifler seçilmiştir. Çelik lifler tekli olarak veya çelik ve sentetik lifler karma (hibrit lif ) olarak kullanılmıştır. Tüm kolonlar eksenel yük altında test edilmiştir. Deneylerde elde edilen sonuçlarla çeşitli karşılaştırmalar yapılarak kolonların burkulma modları, süneklik, eksenel yük taşıma ve tokluk kapasiteleri gibi davranışları incelenmiştir. Ayrıca kolonların eksenel yük altındaki davranışlarını daha iyi açıklamak amacıyla tanımlanan beton katkı oranı (CCR), süneklik indisi (DI) ve dayanım artış indisi (SI) gibi parametreler anlatılmıştır. Sonuç olarak, tüm içi boş AL, CS ve SS kolonlara beton doldurulmasının, yerel burkulmaları engellediği, süneklik, eksenel yük taşıma ve tokluk kapasitelerinde önemli oranda artış sağladığı görülmüştür. Beton karışımlarına liflerin ilave edilmesi ise kolonların eksenel yük taşıma kapasitelerine etkisinin sınırlı olduğu ancak CS ve SS kolonlarının süneklik ve tepe yükü sonrasındaki tokluk kapasitelerinde önemli oranda artışlara neden olduğu görülmüştür. Buna ek olarak, hibrit lifli kolonlar çelik lifli kolonlardan daha yüksek süneklik ve tokluk kapasitesine sahip oldukları görülmüştür.

Muhammet Aydın
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Hakkari merkezindeki yerel evlerin mimarisi üzerine bir araştırma

Her kentin, çevrenin kendine özgü bir yapı anlayışı, yapım tekniği ve yapı malzemesi bulunmaktadır. Yerel evler inşa edilirken genellikle bulunduğu yörenin yapı malzemesi ve yapım tekniği kullanılmaktadır. Yapılar özellikle konut yapıları bulunduğu yöre kültürünü yansıtan en önemli elemanlardan olup onun kimliğini oluşturmaktadır. Günümüze kadar hemen her ilin yerel/geleneksel evleri birer araştırma konusu olmuştur. Yalnız Hakkâri'de bulunan evlerle ilgili neredeyse hiç çalışma bulunmamaktadır. Buradan hareketle bu çalışmanın ana amacı, yerel Hakkâri evlerini mimari bakış açısı ile incelemek, belgelemek ve mimari açıdan değerlendirerek geleceğe aktarmaktır. Hakkâri kent merkezinde yer alan yerel evler yapım tekniği, yapı malzemesi, kullanıcı gereksinimleri doğrultusunda değerlendirilmiştir. Çalışma alanı Hakkâri kent ölçeğinde ön araştırma yapılarak çalışma alanı belirlenmiştir. Çalışma alanı olarak Hakkâri şehir merkezinin beş mahallesinde yer alan 3 tanesi yapışık nizam olmak üzere 30 adet örnek ev belirlenmiştir. Belirlenen evler yerinde görülerek rölöveleri alınıp projelendirilmiştir. Evler, detaylı olarak plan özellikleri, plan tipleri, cephe özellikleri, yapım tekniği ve malzeme kullanımı açısından değerlendirilmiştir. Elde edilen yerel evlerin analiziyle oluşturulan envanterlerin sonraki çalışmalar için bir temel kaynak oluşturması ve Hakkâri yerel evlerinin mimari değerlerinin kayıt altına alınarak geleceğe ışık tutması amaçlanmıştır. Anahtar kelimeler: Hakkâri evi, Hakkâri yerel ev mimarisi, plan ve cephe tipolojisi, yerel kimlik.

Konut mimarisiSivil mimariVernaküler mimari
Kader Mühürdaroğlu
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Sokak taraması ve ön değerlendirme yöntemleri kullanılarak binaların deprem performansının bilgisayar destekli hızlı belirlenmesi

Bu tez çalışmasında, binaların deprem etkisi altındaki performansını hızlı ve pratik şekilde belirlemek için kullanılan 7 farklı hızlı değerlendirme yöntemi incelenmiştir. Bu yöntemler, 2011 yılında meydana gelen Van depreminde göçmüş veya ağır hasar almış olan 50 binanın parametresini kullanarak her bir yönteme göre binaların deprem performans davranışları (riskli veya güvenli) belirlenmiştir. Elde edilen deprem performans davranışları, binaların mevcut durumları ile karşılaştırılarak yöntemlerin ilgili binalar üzerindeki doğru tahmin yüzdeleri hesaplanmıştır. Yapılan bu hesaplamalarla ilgili 50 bina için en uygun yöntem belirlenmeye çalışılmıştır. Binaların deprem performans davranışlarını belirlemek için kullanılan 7 hızlı değerlendirme yönteminden üçü sokak taraması olarak adlandırılan birinci kademe yöntemleri (6306 RYY, FEMA P-154 ve Sucuoğlu ve Yazgan seviye-1), geri kalan dört yöntem ise ön değerlendirme olarak adlandırılan ikinci kademe yöntemleridir (Sucuoğlu ve Yazgan seviye-2, Özcebe, Yakut ve MVP). Elde edilen sonuçlara göre ön değerlendirme yöntemleri incelenen binaların deprem performans durumlarını sokak taraması yöntemlerinden %24 daha yüksek oranda doğru tahmin etmiştir. Aynı zamanda sokak taraması yöntemlerinden en başarılı yöntem %74'lük doğru tahmin yüzdesiyle 6306 RYY, ön değerlendirme yöntemlerinde ise en başarılı yöntem %86'lik doğru tahmin yüzdesiyle Yakut yöntemi olmuştur.

Betonarme binalarDeprem analiziDepreme dayanıklı binalar+2
Muhammet Özdemir
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı zemin parametreleri kullanılarak oluşturulmuş betonarme binaların 2007 ve 2018 deprem yönetmeliklerine göre statik analizi ve maliyet hesabı

Ülkemiz aktif deprem kuşakları üzerinde yer almaktadır. Her deprem sonrası ülkemizde birçok can ve mal kaybı meydana gelmektedir. Deprem yönetmeliklerinin değişimi ile bu can ve mal kaybı en aza indirilmeye çalışılmaktadır. Bu çalışmanın birinci bölümünde, inşaat mühendisliğinin günümüzdeki önemine, deprem yönetmeliklerinin nasıl oluşturulduğuna, deprem ile zemin arasındaki ilişkiye ve tez çalışmasının amaç ve kapsamına değinilmiştir. İkinci bölümde; bu tez çalışmasına yakın daha önce yapılmış çalışmalar hakkında bilgiler verilmiştir. Üçüncü bölümde; materyal olarak kullanılan ve bir yapısal analiz programı olan İdeCAD tanıtılmış ve tez aşamasında nasıl bir yöntem izleneceğine yer verilmiştir. Çalışmanın dördüncü bölümünde İdeCAD statik analiz bilgisayar programında 2007 ve 2018 deprem yönetmeliklerine ait analiz ayarları tek tek ele alınmıştır. Analiz ayarlarında yeni yönetmelikte deprem düzeyi, zemin sınıfı, tasarım spektrumu, bina kullanım sınıfı, deprem tasarım sınıfı, bina yüksekliği ve bina yükseklik sınıfı, bina performans düzeyleri, taşıyıcı sistem seçimi, diyafram seçimi, süneklilik düzeyi, x ve y yönlerindeki dayanım fazlalığı katsayısı ve davranış katsayısı seçimlerinin nasıl belirlendiği ele alınmıştır. Çalışmanın beşinci bölümünde tasarlanan 3 ve 5 katlı betonarme binalar üzerinde zemin ve deprem parametreleri değiştirilerek analizler yapılmıştır. Analiz sonuçlarından çıkan metrajlar doğrultusunda 2018 Deprem Yönetmeliği ile 2007 Deprem Yönetmeliklerinde maliyetin ne kadar değiştiği grafik ve tablolarla gösterilmiştir. Çalışmanın altıncı bölümünde zemin sınıfı, zemin yatak katsayısı, zemin taşıma gücü ve deprem bölgeleri ele alınarak yapılan analizler sonucunda beton, kalıp ve donatı miktarları hesaplanmış, maliyet hesaplaması yapılmıştır. Sonuçlara bakıldığında genel olarak bütün analizlerde 2018 Deprem Yönetmeliğinde maliyetin daha fazla olduğu, donatının daha fazla kullanıldığı, 2007 Deprem Yönetmeliğinde zemin sınıflarına daha az önem verildiği görülmektedir. Ayrıca deprem bölgelerinin belirlenmesinde yeni Türkiye Deprem Haritasının daha net sonuçlar verdiği kanısına varılmıştır. 2018 Deprem Yönetmeliğinin her açıdan daha kapsamlı olduğu ve daha güvenilir tarafta kaldığı gözlemlenmiştir.

Zehra Karabulut
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessEN

Strength and durability characteristics of pumice based geopolymer paste

Cement consumption causes several environmental issues due to using a massive amount of energy and releasing gas emissions. Geopolymerization, a new technological process, provides an innovative way to produce concrete without cement usage. In this study, pumice powder, which is rich in silica and aluminum such as fly ash and metakaolin, is utilized as a binder to produce geopolymer paste. The influences of fineness of pumice, different sodium hydroxide concentration, curing temperature and curing period on the strength and freezing and thawing durability characteristics. The mass ratio of sodium silicate solution to sodium hydroxide and alkali binder ratio was fixed to 2.50 and 0.35 respectively. The geopolymer paste specimens were placed at ambient temperature for 24 hours as a rest period with different concentration (8, 10, 12, 14, 16 and 18M) of sodium hydroxide and then cured at room temperature, 60, 80 and 100 oC temperature for 24, 48, 72 and 120 hours. The compressive strengths of geopolymer pastes were tested at the ages of 7 and 28 days. Flexural strength tests were conducted at age of 28 days. The SEM analyses were performed to identify the morphology characteristics and to determine the unreacted particles of the geopolymer pastes. The results showed that optimum flexural and compressive strength can be obtained at 60 oC of oven curing for 120h with 12M. Although, high strengths can be obtained at high curing temperatures with less curing time, but when compared to low temperature and more curing time, flexural and compressive strength gains are less.

Civil engineering
Zrar Safarı Mahmood Mahmood
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessEN

Effect of polypropylene fiber on the strength properties of structural lightweight concrete with different unit weights

Structural Lightweight Concrete (SLWC) is a commonly used type of concrete in the civil engineering field due to its significant properties such as: better thermal fire resistance and lower unit weight compared with conventional concrete. In this study, pumice stone as a type of lightweight aggregate is used in different sizes from 0.5 to 2 mm to produce three different unit weights of lightweight concrete (G1, G2, and G3) with various percentages of polypropylene fiber volume (0.0 %, 0.25%,0.50%). This study investigated the effect of unit weight and polypropylene fiber on the fresh properties of lightweight concrete such as workability. The effects on the mechanical properties of lightweight concrete were also studied such as compressive strengths, flexural strengths, split tensile strength, thermal conductivity and evaluated temperatures (200, 400, 600 and 800oC). With the reduction of the unit weight of lightweight concrete an increase in workability is observed while the higher the volume of pp fiber the workability increases. With an increase in the volume of polypropylene fiber from 0% to 0.5% and a decrease in the unit weight of lightweight concrete the compressive strength and the split tensile strength decreases. However, the flexural strength, thermal conductivity and evaluated temperatures (200, 400, 600 and 800oC) are all improved. When the percentage of polypropylene fiber is increased from 0.0% to 0.50% the optimum vale of flexural strength is obtained and found to be 2.5 MPa. Without the addition of pp fiber, the maximum values of compressive strength and split tensile strength are obtained to be 30 MPa and 2.11 MPa respectively.

Civil engineering
Faraydon Hama Rash W. Mahmod W. Mahmod
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Van-Başkale kırsal konut mimarisinde plan ve cephetipolojisi

Kırsal konutlar, bulundukları doğal çevrenin birer parçası olup uzun süreli deneyimler sonucu son hallerini almaktadırlar. Herhangi bir estetik kaygı taşımadan inşa edilmelerinin yanı sıra kırsal yaşam koşullarının gerektirdiği şekilde bazı pratik işlevsel çözümleriyle dikkat çekmektedirler. Başkale Kırsal Konutları, doğa ile iç içe olan esnek yapısıyla ekolojik ve sürdürülebilir mimarinin kırsaldaki uygulamalarına önemli örnekler teşkil etmektedir. Başkale coğrafyasının dağlık ve zorlu niteliklerine göre şekillenmiş kırsal yerleşmeler olan köy ve mezralarda, kırsal yerel konutların büyük ölçüde yaşatıldığı görülmektedir. Yapım teknikleri ve malzemeleri bulunduğu yörenin fiziksel özelliklerine göre meydana gelmiştir. Bu bağlamda, kerpiç, taş ve ahşap kullanımı ile yöresel yapım teknikleri kullanılarak inşa edilmiş Başkale Kırsal Konutları'nın, maruz kaldıkları bölgesel koşulların etkisiyle yok olmadan önce açığa çıkarılmaları ve arşivlenmeleri önem arz etmektedir. Bu tez çalışmasının amacı, Başkale kırsal konut mimarisinin plan organizasyonu ve cephe düzenlerinin, örneklerle ortaya konularak tipolojik bir çalışma elde edilmesidir. Çalışma kapsamında, Başkale kırsalında toplam 7 adet köy ve mezrada yer alan 30 kırsal konutun rölöveleri alınmış olup yerleşim özellikleri, sokak-konut ilişkisi, plan tipleri, plan elemanları, yapı elemanları, malzeme ve teknik gibi veriler de detaylı bir şekilde ele alınmıştır. İlk araştırma niteliğinde olan bu çalışmanın, yapılacak yeni çalışmalar için başvurulacak bir kaynak olması ve bunu teşvik etmesi hedeflenmektedir. Böylece Başkale kırsal konutlarının, kırsal mimari belleği içerisinde yerini alması mümkün olabilecektir.

Konut mimarisiKırsal konutlarTipoloji+1
Rabia Bozmaç
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Taşıyıcı sistem parametreleri ile düşük ve orta yükseklikteki betonarme binalarda elastik periyot hesabı

Betonarme binaların ön tasarımı sırasında binaya etkiyebileceği düşünülen sismik yatay deprem kuvvetinin hesabı, önceden belirlenen binanın doğal titreşim periyodu ile doğrudan ilişkilidir. Birçok ülkenin deprem yönetmeliklerinde çoğunlukla bina kat sayısına veya bina toplam yüksekliğine bağlı olarak doğal periyot bağıntısı elde edilmektedir. Fakat sadece bina yüksekliği veya bina kat sayısı dikkate alındığında periyot hesabı hatalı tasarımlara yol açabilmektedir. Çünkü periyot, kütle ve rijitlikle ilişkilidir. Kütle bina ağırlığına eşdeğer olarak kabul edilebilir. Fakat rijitlik bina boyutlarına, taşıyıcı eleman boyutlarına ve miktarına, beton malzemesi özelliklerine, kat yüksekliğine, dolgu duvar miktarına ve özelliklerine bağlı olarak değişiklik göstermektedir. Bu tez çalışmasında çerçeveli ve/veya perde duvarlı binaların rijitliğini ve kütlesini etkileyen faktörlerin yer aldığı teorik bir doğal periyot bağıntısı üretilmiştir. Bu bağıntı elde edilmeden önce Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi yerleşim alanında yer alan düşük yükseklikteki binalar bilgisayar ortamında modellenerek aynı binalardan elde edilen mikrotremor ölçümleri ile karşılaştırılmış ve binaların modellenmesi aşamasında dolgu duvarların önemli bir etkiye sahip olduğu belirlenmiştir. Bu çıkarımdan yola çıkılarak Van ilinde yer alan orta yükseklikteki binalar dolgu duvar içerecek şekilde modellenerek dinamik analizleri yapılmıştır. Tez kapsamında üretilen bağıntı düşük ve orta yükseklikteki bina modellerinden elde edilen doğal periyotlarla ve literatürde yer alan diğer doğal periyot bağıntıları ile karşılaştırılmıştır. Karşılaştırmalar neticesinde binaların dolgu duvarlı olacak şekilde modellenmesinin gerekli olduğu, tez kapsamında önerilen periyot bağıntısının rijitlik ve kütleyi dikkate alması sebebi ile diğer bağıntılardan nispeten daha güvenilir sonuçlar verdiği belirlenmiştir.

Abdullah Yiğit
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı katlardaki farklı beton dayanımının bina davranışına etkisinin DBYBHY-2007 ve TBDY-2018'e göre incelenmesi

Ülkemiz aktif deprem kuşağında bulunduğundan meydana gelen depremler sonucunda yapıların yıkılması veya büyük hasar görmelerinden kaynaklı çok fazla can ve mal kaybı yaşamaktadır. Bu nedenle yapıların tasarımında deprem etkilerinin dikkate alınması zorunludur Yapıların belirli bir düzeyde depreme dayanıklı inşaa edilmesini sağlamak için uyulması gereken kurallar, standartlar ve deprem yönetmeliklerinde yer almaktadır. Teknolojik gelişmeler ve deprem alanında edinilen bilgi birikimi ile birlikte var olan deprem yönetmeliklerinin zamanla revize edilme ihtiyacı doğmaktadır. Ülkemizde son olarak DBYBHY-2007 deprem yönetmeliğinin yerini 1 Ocak 2019 tarihi itibari ile TBDY-2018'e bırakmıştır. Bu tez çalışması kapsamında Van'da il merkezinde olduğu ve Z3-ZD yerel zemin sınıfı kabulü yapılan 5 katlı çevrçeve, bodrum+7 katlı perde-çerveçe ve bodrum+13 katlı perde-çerçeve sistemli binalar C25 beton kabulü yapılıp, ayrı ayrı 2007 ve 2018 deprem yönetmelikleri dikkate alınarak eşdeğer deprem yönetmeliğine göre analiz yapılmıştır. Daha sonra ilk ya da ilk birkaç kattaki beton dayanımın düşük dayanımlı C10 sınıfı beton kabulü ile analizler tekrarlanmıştır. Elde edilen sonuçlar 5 katlı, 7 katlı ve 13 katlı binalar için ayrı ayrı 2007 ve 2018 deprem yönetmeliklerine göre karşılaştırılmıştır. Sonuç olarak 2018 deprem yönetmeliği ile kat deplasmanlarında artış olduğu ve düşük dayanımlı beton varsayılan kat sayısı artıkça kat deplasmanlarının artığı sonucuna varılmıştır.

Mehmet Akbudak
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2020
00
Master'sOpen AccessTR

1990-2018 yılları arasında Van İskele Mahallesi'nin yapısal değişimi ve afet konutlarının incelenmesi

Kentler, modern çağlarda insanoğlunun yer edindiği en büyük alanlar halini almaktadır. Bundan dolayıdır ki gün geçtikçe nüfus yoğunluğu artmaktadır. Bunun sonucunda yerleşime açılan alanlar dışında da yapılaşmalar ve direnci zayıf olarak tanımlanan bölgeler doğal bir oluşumla hızla artmaktadır. Çalışma alanı olan Van'nın Tuşba ilçesinde bulunan İskele Mahallesi'nde araştırmalara göre, elde edilen kayıtlarda Van Gölü su seviyesinin taşmasından dolayı bölgede bulunan yapılar ve binlerce m2 lik tarım arazisini hasar görmüştür. Bölgede yaşayan insanlar afetlerden olumsuz etkilenmiştir. Buna rağmen söz konusu alanlarda Van Gölü su seviyesinin taşmasına karşı kesin çözümler alınamamıştır. Dönemin yasal yönetimlerinin desteği ile taşkından etkilenen bölgelerin iyileştirilmesi sağlanmıştır. Van Gölü'nde 1995 yılında meydana gelen büyük taşkından sonra, Bakanlar Kurulu 95/6925 karar sayılı Resmi Gazete'de yayınladığı kararnamede göl çevresinde bulunan riskli alanların 1650-1655 metreleri arasındaki alanı afet bölgesi ilan etmiştir. Bu alanlar içerisine yapılacak tüm yerleşim eylemlerine yasaklama getirilerek mevcut yapılar tahliye edilmiştir. Bu kapsamda 1994-95 yıllarında meydana gelen afetten etkilenen afetzedeler için Tuşba ilçesinin Şemsibey Mahallesine afet konutları yapılmıştır. Konutların yapımı incelenip, afet bölgesinde yapılan uygulamalar dönemin yasal, yerel ve yönetimsel uygulamaları çerçevesinde araştırılıp bölge halkının sosyo-psikolojik durumlarıda araştırmaya dahil edilmiştir. Yapılan uygulamalar mimari ve teknik açıdan ele alınıp değerlendirmeler yapılmıştır.

Esmer Gümüş
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı şekillerde bağlanan askı kablolarının asma köprülerin davranışına etkisi

Bu tez çalışmasında farklı şekillerde bağlanan askı kablolarının asma köprülerin davranışına etkisinin incelenmesi ve sonuçlarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Dünyada ve ülkemizde askı kabloları farklı şekillerde inşa edilmiş olan asma köprüleri referans alınarak 6 adet asma köprü modeli oluşturulmuştur. Modellenen asma köprülerin sonuçlarından yola çıkarak askı kablolarının sayıları ve çapları değiştirilerek 10 adet asma köprü daha modellenmiştir. Toplamda modellenen 16 adet asma köprünün üç boyutlu lineer olmayan analizleri gerçekleştirilmiştir. Üç boyutlu olarak modellen Fatih Sultan Mehmet Köprüsü, 15 Temmuz Şehitler Köprüsü, Osmangazi Köprüsü, Humber Köprüsü, Tsing Ma Köprüsü ve Yeoungjong köprülerinin sonuçları değerlendirilmiştir. Fatih Sultan Mehmet Köprüsü dikkate alınarak orta açıklıkta bulunan askı sayıları değiştirilerek FSM_40A, FSM_50A, FSM_60A, FSM_70A ve FSM_80A modelleri üç boyutlu olarak modellenmiştir. Orta açıklıkta bulunan askı kablolarının çapları değiştirilerek FSM_50Ç, FSM_100Ç, FSM_150Ç, FSM_200Ç, FSM_250Ç modelleri üç boyutlı olarak modellenmiş ve sonuçlar değerlendirilmiştir. Üç boyutlu lineer olmayan statık ve modal analiz sonuçları bütün modeller için ayrı ayrı değerlendirilmiştir. Sonuç olarak askı kablonun bağlanma şekli ve çap değişikliğinin asma köprülerin davranışı üzerinde etkili olduğu görülmüştür.

Nefya Soysal
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2020
00
Master'sOpen AccessEN

Estimation of meteorological parameters by anfis method: The case of Kirkuk station, Iraq

The exploration and understanding of complex weather patterns to reliably forecast various climatic conditions has been an important part of the scientific process examinations globally. In this study, Adaptive Neuro Fuzzy Inference System (ANFIS) is used to create models to predict some of the most important climatic parameters. Relative humidity, pressure, temperature, and solar radiation parameters have been predicted by depending on the input variables which include daily and hourly data of temperature ( ℃), wind speed (m/sec), dew point (℃), relative humidity (%), solar radiation (watt/m^2) and pressure (hpa). The models set with data observed in Kirkuk station in Iraq, were tested with data of Mardin and Sanliurfa stations in Turkey. 2014-2017 and 2018 datasets were used as training and checking purposes, respectively. Moreover, the results of normalized and un-normalized dataset and ANFIS and Regression Analysis were compared. The models are evaluated by using root mean square error (RMSE), mean absolute error (MAE), and determination coefficient (R2). According to the results, ANFIS has much better performance than regression analysis for the estimation of daily normalized data, that had lower error values and higher R^2. Among all the parameters, the temperature parameter achieved the best performance using relative humidity and dew point as input variables. The results of humidity and temperature parameters have shown that these models showed a performance at Mardin and Sanliurfa stations at a similar level with Kirkuk station. If it aimed to predict in case of the lack of better models to use, these models can be used to get an idea about the parameters. Keywords: ANFIS, prediction, pressure, relative humidity, , solar radiation, temperature.

Pınar Bakhtıyar Abdulkareem Salıhı
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Karbon esaslı lifli polimerler (cfrp) ile güçlendirilmiş numunelerin kuşatma katsayısının yapay sinir ağları ve bulanık mantıkla belirlenmesinde sinir sayılarının-katmanlarının ve üyelik-durulaştırma fonksiyonlarının etkileri

Türkiye aktif bir deprem kuşağı bölgesinde yer almaktadır ve günümüze kadar birçok deprem geçirmiştir. Bunun sonuçlarını hem maddi hem manevi olarak ağır ödemiştir. Türkiye'de gün geçtikçe artan nüfus ile birlikte mevcut yapı stoğu artmaktadır. Ortaya birçok plansız yapılaşma ve kontrolsüz konutlar çıkmıştır. Yaklaşık son 30 yıldır bu plansız yapılaşma ve kontrolsüzlükle birlikte ortaya çıkan yapıların güçlendirmesi kavramı dünyadaki mühendislik uygulamalarına taşınmıştır. Ülkemiz, son yıllarda 1998 Adana-Ceyhan depremi, 1999 Düzce depremi, 2011 Van depremi ve en yakın tarihte 2023 Kahramanmaraş depremleri ile çok şiddetli sarsılmıştır. Bugüne kadar birçok deprem olmuş ve ardından yönetmelikler güncellenerek yenileri çıkarılmıştır. 1940 yılından bugüne kadar 7 adet deprem yönetmeliği yayınlanmıştır. Son yıllarda gelişen teknoloji ve ihtiyaçlar doğrultusunda yönetmelikler çağa uygun revize edilmiş, kullanılan malzeme çeşitliliği ve yapı modelleri artmıştır. Betonarme yapı elemanlarında onarma-güçlendirme ya da yapının iyileştirilmesi için farklı yöntemler veya malzemeler tercih edilmektedir. Bu malzemelerden Lif Takviyeli Polimerler (LP), betonarme yapı elemanlarının güçlendirilmesinde kullanılmaktadır. Geleneksel güçlendirme yöntemlerine göre daha hızlı ve kolay uygulanabilen hafif bir malzeme ve yüksek mukavemete sahip olması nedeniyle LP iyi bir seçenek olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmada, karbon esaslı lifli polimerle (CFRP) güçlendirilmiş farklı kesitlerdeki dairesel, dikdörtgen ve kare beton numunelerin literatürde yer alan deneysel verileri kullanılarak yanal kuşatma katsayıları yapay zekâ yöntemleri ile modellenmiştir. MATLAB yazılım programı kullanılarak yapay sinir ağları ve bulanık mantık yöntemleri ile litertürden elde edilen deneysel veriler modellenmiş ve farklı kesitlerdeki numunelerin yapay zekâ modelleri optimize edilerek numune yanal kuşatma katsayısı tahminleri gerçekleştirilmiştir.

Esengül Kaynar
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Laboratuvar atık betonu, atık mermer tozu, pomza tozu ve süper absorban polimer temelli sürdürülebilir mühendislik özellikleri geliştirilmiş kompozitin (ECC) fiziksel mekanik ve iç yapı özellikleri

Beton, yapıların vazgeçilmez bir malzemesi halini almıştır. Fakat betonun doğaya olan zararları düşünülürse; bünyesinde bağlayıcı malzeme olarak bulunan çimentonun üretimi esnasında atmosfere karbon salınımı giderek artmaktadır. Mevcut yapı stoklarının kentsel dönüşüm adı altında yıkılması ve bu oluşan atık yapı ürünlerinin doğaya verdiği zarar bilinmektedir. Bu gibi durumların çevreye verdiği zarar düşünülerek yeşil, çevreci, akıllı ve sürdürülebilir bir yapı malzemesi üretilmesi hedeflenmektedir. Oluşturulacak yapı malzemesinin çevreci, sürdürülebilir, yeşil olması için; mermer tozu, geri kazanılmış agrega tozu ve pomza tozu ile sağlanacaktır. Akıllı bir yapı malzemesi olması için ise kullanılacak mineral katkıların beton bünyesinde tam aktifleşebilmesi ve içsel bir kürleme yapabilmesi amacıyla malzeme matrisine süper absorban polimer katılacaktır. Süper absorban polimer sayesinde oluşturulacak ürün hidratasyon için gerekli olan suyu yavaşça harç matrisine salarak hidratasyonu kontrol altına alacaktır. Bu sayede ürünün gerekli mühendislik özelliklerini daha iyi karşılaması beklenecektir. Ürünün bünyesinde fiber kullanılacaktır. Bu sayede yapı malzemesi basınç dayanımının yanında eğilme, çekme dayanımı da ön plana çıkacaktır. Üretilecek yapı malzemesinin sürdürülebilir, yeşil ve akıllı olması açısından ve gerekli mühendislik özellikleri karşılaması ile üretime geçilecek ve mevcut yapı stokunda kullanımı teşvik edilecektir. Bununla beraber mevcut yapı stoku doğa dostu, geri dönüşüme müsait bir hal alacaktır. Sonuç olarak dünyaya betonarme yapıların verdiği zarar giderek azaltılabilecek ve yapıların doğaya dönüşü sağlanacaktır. Bu tez ile "Cumhurbaşkanlığı Türkiye Yüzyılı Vizyonu" kapsamında yer alan aşağıdaki hedeflere katkıda bulunulacaktır. 1. Cumhurbaşkanlığı Türkiye Yüzyılı Vizyonu'nda olan "Sıfır Atık Projesi" 2. Cumhurbaşkanlığı Türkiye Yüzyılı Vizyonu'nda olan "Sanayide Yeşil Dönüşüm Projesi".

Jinda Ataman
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Asmolen ve plak döşemeli sistemlerde konsol mesafesininyapı davranışına etkisi

Bu tez çalışmasında, depremin yatay bileşenine maruz asmolen döşeme ve kirişli plak döşemelere sahip konsollu ve konsolsuz binaların dinamik davranışları incelenmiştir. Yapı sistemlerinin sayısal çözümlemelerinde STA4CAD programı kullanılmış ve Van İli İpekyolu İlçesi'nde uygulaması yapılmış bir bina, model olarak seçilmiştir. Asmolen döşeme ve kirişli plak döşemelerine sahip yapı 8 farklı sistem olarak Deprem Bölgelerinde Yapılacak Binalar Hakkında Yönetmelik (DBYBHY2007)'e uygun olarak tasarlanmış sistemlerin her biri için kesit tesirleri, yer değiştirmeler ve pe riyotlar hesaplanmıştır. Daha sonra kirişli plak döşemeye sahip 4 farklı çıkmalı sistem tez yazım süresi içerisinde yürürlüğe girmiş olan Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği (TBDY2018)'e uygun olarak yeniden tasarlanmış ve analiz edilerek sonuçları değerlendirilmiştir. Bu sayede kirişli plak döşemeye sahip sistemler üzerinde iki yönetmeliğin karşılaştırılması sağlanmıştır. Gerçekleştirilen çalışma sonucunda DBYBHY2007'e göre ve TBDY2018'e göre tasarlanmış kirişli plak ve asmolen döşemeli sistemlerde, konsol mesafesi büyüdükçe yerdeğiştirme, periyot ve kesit tesirlerinde artışın meydana geldiği görülmüştür. Bu artış her iki döşeme türünde de gerçekleşmiştir. Buradan konsol mesafesinin artması ile yapı davranışının olumsuz etkilendiği sonucu çıkarılmıştır. Anahtar kelimeler: Asmolen döşeme, Kirişli plak döşeme, Konsol mesafesi

Büşra Seren Gülengül
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2020
00
Master'sOpen AccessEN

Effect of cold joint on compressive and tensile strength of concrete

This study aims to understand the effect of tensile and compressive stress on concrete with cold joint problem. A series of tests were designed in the context of this study. 4 different concrete grades (10, 20, 25, 30MPa) were selected and concrete grades demonstrate the very low grade, low grade, minimum grade according to Turkish Earthquake Code 2007 (TEC2007), minimum grade according to Turkish Earthquake Code 2018 (TEC2018) and normal grade concrete. In addition to the concrete grades, cold joint angle is also a parameter to be investigated. Zero angle will be the control angle since in this case the cold joint will be under fully compression. Besides, 20,45,65 and 90 degrees will be studies to understand the effect of cold joint angle on tensile and compressive strength capacity of the concrete. The results showed that samples with a resistance of 20, 25 and 30 MPa that have a cold joint with a zero angle have results close to the standard samples. Samples that have a cold joint at an angle of 90 with the same resistance had high results but less than the angle of zero. Samples with a cold joint at angle of 20 and 45 were ranked third in terms of resistance after samples that had a cold joint with angle of 0 and 90 and had similar behavior and close results. While samples with cold joint 65 were very weak. As for samples that have compressive strength 10, there is no effect of cold joint due to weakness of concrete. As for the effect of cold joint on tensile strength of samples with resistance 20o, 25o and 30o, samples at angle of 0o, 20o, 45o and 65o gave close results, however samples at angle of 90o gave the lowest resistance. Keywords: Angle of Concrete Joint, Cold Joint, Compressive Strength, Tensile Strength.

Quraısh Qusay Alı
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Endüstriyel prefabrik betonarme yapıların deprem yalıtımı

Ülkemizde aktif fay hatlarının bulunmasından dolayı deprem oluşumu fazladır. Yapısal hasarlara neden olan en önemli etmen depremdir. Depremin yapıda oluşturacağı hasarları önlemek amacı ile sismik izolatör sistemleri de kullanılmaktadır. Bu çalışmada prefabrik bir sanayi yapısı kullanılmıştır. Ülkemizdeki sanayi yapıların büyük bir kısmını, uzun yıllardır kullanılan, çok açıklıklı veya tek açıklıklı genellikle bir katlı betonarme prefabrike yapılar oluşturmaktadır. Bu çalışmada prefabrik bir sanayi yapısının kolon ve çatı birleşim bölgesine sismik izolatör yerleştirilerek yapının davranışı üzerindeki etkiler belirlenmiştir. Yapılan bu çalışmada üç yüzey sürtünme sarkaç izolatörü kullanılmıştır. Tez kapsamında kullanılan endüstriyel prefabrik yapı ankastre mesnetli ve sismik izole olacak şekilde modellenmiş ve daha sonra seçilen dört depreme ait deprem ivme değerleri yapıya etki ettirilmiştir. Modellenen yapı SAP2000 paket programı kullanılarak zaman tanım alanında doğrusal olmayan dinamik analiz yöntemi kullanılarak analiz edilmiştir. Elde edilen veriler karşılaştırılıp ankastre mesnetli yapı ve sismik izolatörlü yapı arasındaki davranış ve iç kuvvetler arasındaki farklar incelenmiştir.

Sarkaç sistemiSismik yalıtkanlar
Ahmet Talha Almalı
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Amasya ili Bahçeleriçi, Beyazıtpaşa, Ellibeşevler ve Mehmetpaşa merkez mahallelerinde bulunan betonarme ve yığma binaların sokak tarama yöntemiyle deprem riskinin belirlemesi ve bilgisayar destekli haritalandırması

Ülkemiz, dünya üzerinde sismik bakımdan en aktif coğrafi bölgelerden birisidir. Çokça yaşanan ve hem şiddeti hem de büyüklüğü yüksek olan depremlerin meydana gelmesi, yapı stoklarının deprem öncesinde teknik olarak incelenmesi ve bu incelemeler sonucunda çeşitli önlemlerin alınmasına yönelik yapılan çalışmaları çok gerekli kılmıştır. Yapılan bu tez çalışması ile deprem riskinin belirlenmesinde birinci kademe yöntemi olarak değerlendirilen 6306 riskli yapılar yönetmenliği hızlı sokak tarama yöntemi ile Amasya ili merkez mahalleleri olan Bahçeleriçi, Beyazıtpaşa Ellibeşevler ve Mehmetpaşa mahallelerinde bulunan betonarme binalar ile yığma yapılı binalar tetkik edilmiş ve bina performans puanları tayin edilerek bilgisayar destekli haritalandırılması sağlanmıştır. Bu çalışmadaki amaç, sokak tarama yöntemiyle incelenen betonarme bina ve yığma yapılı binaların risk önceliğinin belirlenmesidir. Sokak taraması yönteminde, 422 betonarme bina için düşük riskli, orta riskli, yüksek riskli ve çok yüksek riskli olacak şekilde ve 58 yığma yapılı bina içinde az riskli, riskli ve çok riskli olacak şekilde risk öncelik düzeyleri belirlenmiştir. Amasya ili merkez mahalleleri olan Bahçeleriçi mahallesinde incelemesi yapılan 101 betonarme binanın %3 düşük riskli, %31 orta riskli, %45 yüksek riskli ve %21 çok yüksek riskli, Beyazıtpaşa mahallesinde incelemesi yapılan 118 betonarme binanın %5 düşük riskli, %26 orta riskli, %37 yüksek riskli ve %32 çok yüksek riskli, Ellibeşevler mahallesinde incelemesi yapılan 152 betonarme binanın %3 düşük riskli, %38 orta riskli, %37 yüksek riskli ve %22 çok yüksek riskli ve Mehmetpaşa mahallesinde incelemesi yapılan 51 betonarme binanın %3 düşük riskli, %31 orta riskli, %45 yüksek riskli ve %21 çok yüksek riskli yapı çıkmıştır. Yığma yapılı binalar içinde, Bahçeleriçi mahallesinde incelemesi yapılan 8 yığma yapılı binanın %38 az riskli, %37 riskli, %25 çok riskli, Beyazıtpaşa mahallesinde incelemesi yapılan 15 yığma yapılı binanın %40 az riskli, %40 riskli, %20 çok riskli ve Mehmetpaşa mahallesinde incelemesi yapılan 35 yığma yapılı binanın %23 az riskli, %60 riskli, %17 çok riskli yapı çıkmıştır

Ömer Akbaba
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Van ili İpekyolu İlçesi Hafiziye Mahallesindeki mevcut betonarme yapıların bölgesel deprem risk dağılımının bilgisayar destekli program ile belirlenmesi ve haritalandırılması

Bu çalışmada, Van ili İpekyolu ilçesi Hafiziye Mahallesi'nde bulunan yapı stoğunun depreme karşı risk durumunu riskli ve çok riskli yapılar için hasar görülebilirlik analizlerinin yapılmasına öncülük eder. Ayrıca bu tür çalışmalardan sonra olası afet riski teşkil edececek yapıların dönüştürülmesine dayanak oluşturur. 6306 Riskli Yapılar Yönetmeliği (RYY) sokak taraması yöntemi kullanılarak inceleme sahası olan Hafiziye Mahallesi'ndeki betonarme binalar incelenerek ve EPA bilgisayar destekli program performans puanları belirlenerek haritalandırılmıştır. Hafizye Mahallesi yapı stoğunda bulunan 315 adet betonarme, 3 adet çelik ve 16 adet yığma olmak üzere toplam 334 bina bulunmaktadır. Bu binalardan betonarme olanların; %16'sı çok güvenli, %46'sı güvenli, %30'u riskli, %8'i çok riskli olduğu tespit edilmişti.

Engin Gürbüz
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Van ilinde bulunan betonarme binaların sokak taraması yöntemleri, ön değerlendirme yöntemleri ve detaylı performans analizleri ile performans seviyelerinin belirlenmesi ve karşılaştırılması

Bu çalışmada, Van İlinde Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği-2018'e göre yapılan ve farklı özelliklere sahip (kat sayısı, yaş, alan vb.) betonarme binaların Sokak Taraması Yöntemleri, Ön Değerlendirme Yöntemleri ve Detaylı Performans Analizleri ile mevcut performans seviyeleri belirlenerek binaların deprem performansları karşılaştırılmıştır. Sokak taraması yöntemleri ve Ön değerlendirme yöntemlerinden elde edilen veriler ile birlikte detaylı performans analizinden elde edilen hasar sınır durumları grafiklerle çakıştırılarak yöntemlerin hassasiyetleri ortaya konulmuştur. Her bir yöntemin diğer yöntemlerle uyumu kontrol edilmiştir. Sık sık depremlerin yaşandığı ülkemizde bina tarama yöntemlerinin etkinliği, detaylı ve gerçek performansa olan yakınlığı irdelenerek ileriye dönük bir perspektif oluşturulmuştur. Sokak taraması yöntemi için 6306 Riskli Yapılar Yönetmeliği (RBT2019) kullanılırken, Ön Değerlendirme Yöntemlerinden "Hassan ve Sözen", "MVP Yöntemi", "Yakut Yöntemi", "P25 Puanlama Yöntemi" ve "DURTES Yöntemi" kullanılmıştır. Detaylı performans analizleri için ise Sta4CAD V14.1 programı kullanılmıştır. Detaylı performans analizlerinin tayininde Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği 2018 (TBDY2018) Bölüm 15'te belirtilen tüm gereklilikler, kabuller ve şartlar performansların belirlenmesi açısından sağlanmıştır. Elde edilen verilerle birlikte değerlendirme yöntemlerinin Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği 2018 (TBDY2018) ile olan uyumlarında farklılıklar görülmüş, yöntemlerinin ayrı ayrı hassas olduğu parametreler net bir şekilde tespit edilmiştir.

Mazlum Pala
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Düşeyde düzensiz bina türü yapıların deprem performanslarının pasif enerji sönümleyiciler ile iyileştirilmesi

Bina türü yapılarda sıklıkla karşılaşılan düşeyde düzensizlik durumlarından kütle ve rijitlik düzensizlikleri, yapının dinamik davranışını büyük ölçüde olumsuz yönde etkilemektedir. Bu çalışmada, bu tür düzensizliklere sahip, hali hazırda mevcut olan iki adet bina türü yapının deprem performansları rölatif yerdeğiştirme, katlar arası yerdeğiştirme ve taban kesme kuvvetleri bakımından incelenmiştir. Deprem altındaki davranışlarının iyileştirilmesi için çeşitli sönümleyici tipleri önerilmiştir. Bunlar, doğrusal ve doğrusal olmayan viskoz akışkanlı, viskoelastik, sürtünme tipi ve ayarlı kütle tipi sönümleyicilerdir. Sönümleyici kapasiteleri belirli ek sönüm oranı için hesaplanmış ve bulunan karakteristik parametreleri yapıların kütle, sönüm ve rijitlik matrislerinde uygun yerlere eklenerek, dinamik analizler gerçekleştirilmiştir. Eşdeğer viskoz sönüm kapasiteleri ve deprem cevapları birlikte kıyaslanarak, en efektif sönümleyici belirlenmiştir. Çalışmada, zaman tanım alanında sistem cevaplarını bulmak için nümerik integrasyon metodu olan Newmark-β Nümerik İntegrasyon Metodu kullanılmıştır. Tüm analizler MATLAB programında gerçekleştirilmiştir.

Hakan Koçan
Uşak University · Institute of Graduate Studies in Science
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Bina tipi bitişik yapılarda sismik taban izolatörlerinin kullanımı

Son yıllarda sismik taban izolatörleri, yapıları depremlerin zararlı etkilerinden korumak adına sıklıkla kullanılmaktadır. Özellikle okul, hastane ve köprü gibi özel amaçlı kullanıma sahip yapılar, deprem anında çok insan barındırması ve/veya deprem sonrasında da hemen kullanıma açılması gerektiğinden taban izolatörlü inşa edilebilmektedir. Tez çalışmasında öncelikle, bitişik binalarda deprem sırasında meydana gelen çarpışmalara, taban izolatör parametrelerinin değişim etkisi incelenerek, tezin genel kapsamı ortaya konulmuştur. Değişik kat sayısına sahip bitişik binaların toplanmış kütle modelleri üzerinde çalışılmıştır. Zaman tanım alanındaki sismik cevaplar, izolatörlü ve izolatörsüz binalar için nümerik integrasyon metodu ile çözümlenmiştir. Deprem etkisi altındaki yapının, çeşitli izolatör parametreleri uygulandığında verdiği tepkiler elde edilmiş ve sonuçlar yorumlanmıştır. Böylece çalışmaya referans niteliği kazandırılmak istenmiştir. Çalışmanın sonraki bölümünde halihazırda inşa edilmiş olan ve üç bitişik binadan oluşan okul binası (Salihli Fen Bilimleri Koleji) taşıyıcı sistemi, SAP2000 programı ile modellenmiştir. Yapı gerçekte izolatörsüz olduğundan öncelikle bu haliyle analizler gerçekleştirilerek deprem cevapları ve çarpma kuvvetleri elde edilmiştir. Daha sonra uygun taban izolatör özellikleri saptanarak binaya yerleştirilmiş ve tekrar sismik analiz gerçekleştirilerek çarpışma durumları araştırılmıştır. Binalar arası çarpma kuvvetleri, doğrusal olmayan elastik yay modeli (Hertz modeli) kullanılarak hesaplanmıştır. Sonuç olarak, bitişik binalar arasında deprem esnasında meydana gelen çarpışmalar, tabana yerleştirilen sismik izolatör parametreleri değiştirilerek incelenmiştir. İzolatörler, üst yapıların periyotlarını değiştirdiği için, çarpışmanın en aza indirgenmesi, ancak üst yapı periyotlarının birbirine yakın olduğu durumlarda gerçekleşir.

Kürşad Çetinöz
Uşak University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Çelik sanayi yapılarının 2018 Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği'ne göre analiz ve tasarımı

Türkiye'de kullanılan mevcut deprem yönetmeliği (DBYBHY 2007) ve TS648 ( Çelik Yapıların Hesap ve Yapım Kuralları) gibi yönetmelik ve standartların çelik yapıların tasarımında yetersiz kalması sebebiyle, bazı projelerin tasarımında farklı ülkelerin ilgili standartlarına başvurma ihtiyacı duyulmaktadır. Bu durum ise çelik yapıların tasarımı ile ilgili bir bilgi kirliliğinin oluşmasına, çelik sistem analizlerinin daha karmaşık bir hal almasına sebebiyet vermiştir ve çelik yapıların daha yaygın bir şekilde kullanılmasını engellemektedir. Bu konuda yıllardır üzerinde çalışılan ve taslak olarak hazırlanan 2018 Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği'nde özellikle Çelik yapıların tasarımına yönelik kapsamlı bilgilere yer verilmiştir. Bu yönetmeliğin 2018 yılında yürürlüğe girmesi ile birlikte çelik yapılar ile ilgili belirsizliklerin ortadan kalkması beklenmektedir. Bu çalışmada; çelik sanayi yapıların, 2018 Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği (TBDY 2018) esaslarına göre analiz ve tasarımı yapılmıştır. Yapıların analizi ve tasarımı amacıyla, matris deplasman metoduna dayalı bir bilgisayar programı hazırlanarak, yönetmelikte belirtilen Yük ve Dayanım Katsayıları ile Tasarım (YDKT) ve Güvenlik Katsayıları ile Tasarım (GKT) kriterlerine göre analiz yapılıp irdelenmiştir. Her iki yöntem ile elde edilen tasarım sonuçları irdelenerek, yöntemler karşılaştırılmıştır. Bilim Kodu : İnşaat Mühendisliği Ana Bilim Dalı Anahtar Kelimeler : Çelik elemanlar, Güvenlik Katsayıları ile Tasarım (GKT), Yük ve Dayanım Katsayıları ile Tasarım

Ömer Yıldız
Uşak University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Uşak tramvay projesi doğu hattının (Dörtyol-havalimanı) incelenmesi

Günümüzde, trafik yoğunluğuyla ilgili olumsuz etkilerin ortaya çıkması, nüfusun hızla artmasıyla birlikte kaçınılmaz hale gelmiştir. Hızlı kentleşme nedeniyle hava ve gürültü kirliliği, enerji sorunları ve şehir içi taşımacılık karmaşıklaşmıştır. Şehir içinde kurulacak ulaşım sisteminin etkili, sağlıklı ve ekonomik olması bekleniyor. Yolcuların talepleri doğrultusunda trafik sorunlarına çözüm bulmak için alternatif kentsel ulaşım sistemlerinin planlanması ve tasarlanması gerekmektedir. Bu nedenle raylı sistemlere olan ihtiyaç gün geçtikçe artmaktadır. Uşak şehri, Üniversite ve Uşak Eğitim ve Araştırma Hastanesi nedeniyle sürekli gelişen ve büyüyen şehirlerden biridir. Bu nedenle araç yoğunluğu, nüfus artışına oranla artar. Bu çalışma kapsamında, Uşak il ve Uşak Havaalanı arasındaki trafikte yaşanan sorunları en aza indirmeyi amaçlamaktadır. Tramvay sistemi finansal, teknik ve ekonomik açıdan değerlendirilerek fizibilite çalışması yapılmıştır.

Damlasu Yağmur Akkaya
Uşak University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Uşak tramvay projesi batı hattının (üniversite-Dörtyol) incelenmesi

Günümüz koşulları göz önünde bulundurulduğunda sosyal, siyasal, kültürel ve en önemlisi teknolojik gelişmeler neticesinde insanlar kentlerde yaşamayı daha çok tercih etmektedir. Kent içi ulaşımda yaşanan trafik sıkıntıları sebebiyle kullanıcıların ihtiyaçları göz önünde bulundurularak tasarlanmış çevreye daha az zarar veren, daha gürültüsüz çalışan, konforu yüksek, daha hızlı ve daha güvenli toplu taşıma araçlarının kullanılması zorunlu hale gelmektedir. Uşak ili sürekli gelişen ve büyüyen, dışarıdan göç alan şehirlerden biridir. Bu artış beraberinde Uşak ilinde de trafik sorunlarını gündeme getirmekte ve trafik akışı zor hale gelmektedir. Bu çalışmanın amacı; tramvay sistemi güzergahını belirlemek, tramvay duraklarının tasarımını yapmak ve tramvay sistemleri ile Uşak şehri ve Uşak Üniversitesi kampüsü arasındaki trafikte yaşanan sorunlara yönelik çözümleri değerlendirmektir. Ayrıca, çalışma sonuçlarında Uşak şehri ile Uşak Üniversitesi kampüsü arasındaki yolun genel özelliklerinden bahsedilmekte ve Uşak tramvay sistemi projesinin gerekliliği vurgulanmaktadır.

İsmet Kara
Uşak University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Dokuzsele deresi ve banaz çayının su kalite parametreleri ve hidromorfolojik açıdan değerlendirilmesi

Günümüzde Dünyada yaşanan su kıtlığıyla beraber suya verilen önem her geçen gün artmaktadır. Bu önemle birlikte ülkelerin yerüstü ve yeraltı sularının korunması mevcut su kirliliğinin giderilmesi için Avrupa komisyonu üye ülkelerin uygulama zorunluluğu olan Su Çerçeve Direktifini hazırlamıştır. Su çerçeve direktifi kapsamında iyi ekolojik duruma ulaşmada hidromorfolojik durum belirlenmesi ve kimyasal durum belirlenmesi vardır. Hidromorfolojik durumun belirlenmesinde indeksler kullanılırken kimyasal durumda ise fizikokimyasal parametreler değerlendirilir. Bu tez çalışmasında Büyük Menderes Havzasında yer alan Banaz çayının su kalite değerleri incelenmiş ve yine Banaz Çayının bir kolu olan Dokuzsele deresi hidromorfolojik açıdan değerlendirilmiştir. Yapılan çalışmalar sonucunda Dokuzsele deresinin hidromorfolojik açıdan kötü durumda olduğu, Banaz Çayının su kalite değerleri çevre kalite standartları kapsamında orta durumda olduğu görülmüştür. Bölgede iyi ekolojik durumun yakalanması ve su kalite değerlerinin iyi duruma gelmesi için gerekli önlemler sunulmuştur

Aynımah Doğan
Uşak University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Seramik atıklarının asfalt endüstrisinde kullanımı

Günümüzde endüstriyel atıklar en büyük çevresel sorunlardan biridir. İnsan nüfusunun hızla artması ve mevcut kaynakların tükenmesiyle birlikte, geri dönüştürülmüş malzemelerin üretimi ve kullanımı ile ilgili araştırma ve uygulama sayısı gün geçtikçe artmaktadır. Atıkların tekrar kullanılması doğal hayatı ve çevreyi koruyarak ülke ekonomisine katkıda bulunur. Yol kaplama endüstrisi, yol altyapılarının inşası ve korunması için bitüm ve agrega gibi yüksek miktarda doğal ve sınırlı kaynaklar kullanır. Seramik atıkların geri dönüşümü, değerli agregalardan tasarruf etmek ve maliyetli sıcak karışım asfaltının kullanımını azaltmak için kritik bir gerekliliktir. Bu çalışmada, sıcak karışım asfaltında farklı oranlarda seramik atıklarının (ağırlıkça% 10,% 20,% 30,% 40 ve % 50 agregaların) doğal agrega olarak kullanılmasının uygulanabilirliği araştırılmıştır. Numunelerin mekanik performansları Marshall Stabilite testi ile değerlendirilmiştir.

Melike Saygı
Uşak University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Tekstil nihai atıklarının asfalt kaplamalarda kullanılması

Dünya geneline bakıldığında, ağır trafik yüklerine karşı daha mukavemetli davranış gösteren Taş Mastik Asfalt (TMA) kaplamaları tercih edilmektedir. TMA kaplama tasarımının içeriğinde agrega ağırlığının %70-80'i iri agrega, %8-12 filler, %5-7 bağlayıcı ve yaklaşık %0,3-0,5 fiber kullanılmaktadır. Taş mastik asfaltın boşluk dereceli yapısı ve yüksek bağlayıcı içeriği bitümün agregalardan süzülmesine neden olmaktadır. Süzülmeleri engellemek için kullanılan geleneksel elyafların (mineral, selüloz) pahalı olmasından dolayı kaplama maliyetleri artmaktadır. Bu çalışmada selüloz elyafların yerine tekstil fabrikalarında atık olarak nitelendirilen tekstil atığının kullanımı araştırılmıştır. Çalışma kapsamında farklı oranlarda tekstil atığı ve selüloz elyaf ilavesiyle hazırlanmış numuneler üzerinde Marshall deneyi, Schellenberg bitüm süzülme deneyi ve Sand Patch deneyi yapılmıştır. Test sonuçları bir arada değerlendirildiğinde, tekstil atığı selüloz elyafa kıyasla Marshall stabilitesine katkı sağlamış ve daha az süzülerek yüksek performans gösterdiği tespit edilmiştir. Kullanılan agrega gradasyonun yüzey dokusunun derinlik koşulunu sağladığı Sand Patch deneyi ile belirlenmiştir. Çalışmanın sonuçları, hem atıkların bertaraf edilmesi hem de kaplama maliyetinin azaltılması açısından geleneksel elyafların yerine tekstil atıklarının kullanılabileceğini göstermiştir.

DrenajTaş mastik asfalt
Ferhat Özdaş
Uşak University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı boyuttaki poliamid poliester ve jüt liflerin betonun mekanik davranışına etkisi

Betonun kullanım alanı çok geniş olup eski zamanlardan beri pek çok yapıda kullanılmaktadır. Geleneksel betonun bazı mekanik özellikleri düşük sonuçlar vermektedir. Çekme dayanımı düşük olduğu için gevrek kırılan bir malzemedir. Betondaki zayıf özellikleri geliştirmek için beton karışımlarına değişik malzemelerden üretilmiş ve bazı özellikleri yüksek lifler katılmıştır. Yapmış olduğum çalışmada C30 sınıfı betonun çimento miktarını sabit tutup hacimce % 0,5, % 1 ve % 1,5 oranlarında poliester, jüt ve poliamid 6,6 lifleri ilave edilmiş, bu liflerin betonun teknik özelliklerini nasıl etkilediği incelenmiştir. Betonun basınç mukavemetini belirlemek için 10×10×10 cm lik standart küp numuneler ve eğilme-çekme mukavemetleri için 10×10×40 cm boyutunda kiriş numuneler üretilmiştir. Kullanılan lifler 3 cm, 4,5 cm ve 6 cm olmak üzere kesilmiştir. Kesilen lifler lif boyu aynı olacak şekilde ikili olarak grupladırılıp, belirtilen oranlarda beton içerisine ilave edilmiştir. Bu çalışmada, basınç dayanımı deneyi, üç noktalı eğilme deneyi, schmidt sertlik çekici testi, ultrases geçiş hızı deneyi, ısıl iletkenlik katsayısı ölçümü, su emme deneyi, çökme deneyi yapılmıştır. İncelenen 3 lifinde betonun mekanik özelliklerini olumsuz etkilemediği aksine bazı özelliklere katkı sağladığı görülmüştür. Schmidt sertliği ve eğilme dayanımı değerleri lif miktarının artması ile artış göstermiştir. Basınç mukavemeti, çökme sonuçları ve ısıl iletkenlik katsayısı değerleri ise lif miktarı arttıkça azalmıştır. Lif miktarının artması ısı iletkenlik katsayısı değerlerini neredeyse yarı yarıya azaltarak, ısı yalıtımı açısından olumlu sonuç vereceği ve lif boyunun 4,5 cm den fazla kullanılmaması gerektiği düşünülmektedir. Fakat oluşturulan lifli beton numunelerinin kendi aralarında net bir farklılık yaratmadığı, genelde bütün sonuçların yakın değerler verdiği görülmektedir.

Bitki lifleriLif takviyeli betonPoliamid+1
Emine Arslan
Uşak University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı temel ve zemin özelliklerinin bina taşıyıcı sistem davranışlarına etkisi

Yapıların sismik tasarım ve performans düzeylerinin belirlenmesinde uygulama kolaylığı nedeniyle bina tabanında ankastre mesnet tanımı yapılarak zemin davranışının etkisi genellikle göz ardı edilmektedir. Zeminde meydana gelen deformasyonlar ve temel dönmelerinin yapı davranışını ciddi oranda değiştirebildiğini literatürde yapılan çalışmalar göstermektedir. Bu değişimi incelemek amacıyla betonarme yapıları esas alan bir çalışma planlanmıştır. Ülkemizde mevcut betonarme yapıların karakteristik özelliklerini yansıtan farklı temel tip ve boyutlarına sahip ve farklı rijitlikte zeminler üzerinde inşa edilmiş 25 farklı bina türü yapı dikkate alınmıştır. Binalar TS-500 ve TBDY 2018 esas alınarak tasarlanmış olup, üç boyutlu analiz modelleri SAP2000 programı kullanılarak hazırlanmıştır. Tamamı dolgu duvarlı olarak tasarlanan modellerde, dolgu duvar etkisi eşdeğer çapraz basınç çubuğu şeklinde tanımlanmıştır. Tüm modellerde doğrusal elastik olmayan hesap yöntemi kullanılarak analizler yapılmıştır. Binaların yatay dayanım, periyot ve deplasman talebi değerlerinin ankastre temel kabulüne göre değişimi incelenmiş ve hasar durumu değerlendirilmesi yapılmıştır. Analiz sonuçlarına göre bina periyot ve deplasman taleplerinde en ideal durumda dahi yaklaşık %15 artış görülmektedir. Temel boyutları ve zemin rijitliği açısından elverişsiz koşullarda bu artışın %82'ye ulaşması mümkündür. Farklı temel durumlarının yapıda hasar dağılımı üzerindeki etkisi genel olarak %10'un altındadır. Yatay dayanım üzerindeki etkisi ise yönetmeliğe uygun temel boyutlarında daha kısıtlı olarak %2'den düşük seviyededir.

Bina yapımıDolgu duvarlarDoğrusal olmayan analiz+3
Nuray Yaşar
Uşak University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Hayvansal atıkların asfalt kaplamalar üzerindeki etkilerinin araştırılması

Bu çalışma, sürdürülebilir inşaat malzemelerine olan talebi karşılamak için alternatif hammadde kaynaklarını araştırmaktadır. Özellikle, hayvansal yan ürünler gibi atık malzemelerin, asfalt betonunun mekanik özelliklerini ve dayanıklılığını artırabileceği düşünülmektedir. Bu çalışmanın amacı, Kategori 3 hayvansal yan ürünlerden elde edilen kemik tozunun asfalt betonunun mekanik özelliklerini geliştirmek için kullanılabilirliğini değerlendirmektir. Kemik tozu, hidroliz prosedürü ile işlenerek asfalt betonu karışımına eklenmiş ve farklı bitüm yüzdeleri ile kullanılarak Marshall deneyi ile test edilmiştir. Deney sonuçları, %5 kemik tozu eklenmesinin asfalt betonunun maksimum stabilitesini artırdığını göstermektedir. Ayrıca, hayvan kemik külü içeren asfalt betonunun fiziksel ve mekanik özelliklerinde olumlu gelişmeler gözlemlenmiştir. Bu çalışma, hayvan kemik külünün asfalt betonunun mekanik özelliklerini geliştirmek için potansiyeli olduğunu vurgulamaktadır. Ancak, hayvan kemik külünün uzun vadeli etkilerini ve farklı yol koşullarında performansını daha iyi anlamak için daha fazla araştırma ve saha testlerinin yapılması gerekmektedir.

Burak Öntaş
Uşak University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Akrilik/polyester lif ilavesinin harç mekanik ve yalıtım özelliklerine etkisi

Bu çalışmada, akrilik/polyester lif karışımı içeren harç numunelerinin basınç dayanımı, eğilme dayanımı, ısı yalıtımı ve mikro yapı özellikleri analiz edilmiştir. Bu amaçla, harç numunelerine ağırlıkça %0, %0.5, %1 ve %1.5 akrilik/polyester lif karışımı içeren 8 farklı harç karışımları hazırlanmıştır. 4 farklı harç karışımında bağlayıcı malzeme içeriğinde %100 çimento kullanılırken, diğer 4 farklı karışımda ise bağlayıcı malzeme içeriğinde çimento yerine ağırlıkça %50 oranında da uçucu kül tercih edilmiştir. Hazırlanan tüm harç numunelerinin hem mekanik hem de yalıtım özellikleri üzerindeki etkileri ayrıntılı olarak araştırılmıştır. Deney sonuçlarına göre, lif katkı oranı arttıkça basınç dayanımlarının düştüğü, eğilme dayanımlarının ve yalıtım değerlerinin arttığı görülmüştür.

Murat Yatkın
Uşak University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

En 1317-tb11 testi güvenlik parametrelerinin güvenilirliğinin farklı araç türleri açısından değerlendirilmesi

EN 1317 standartları, yol kenar güvenliği kapsamında otokorkuluk sistemlerinin tasarım ve kabul kriterlerini içermektedir. Otokorkuluk sınıflandırılmasında değerlendirilen üç ana kategoriden biri olan çarpma şiddeti seviyesini belirlemek için en sık kullanılan güvenlik parametrelerinden biri İvme Şiddeti İndeksi (ASI)'dir. EN 1317 standardında ASI değerini belirlemek amacıyla bariyerlerin TB11 tam ölçekli çarpışma testine maruz kalması gerekmektedir. TB11 çarpışma testinde ASI hesaplanırken ilgili standartlarda binek otomobil türü araçlar için yalnızca 900 kg ağırlık kriteri tanımlanmıştır. Bu çalışmada sonlu elemanlar yazılımı LS-DYNA kullanılarak EN 1317 standardı TB11 testi için belirlenen araç kriterlerinin yeterliliği araştırılmıştır. Bunun yanı sıra farklı araçların kullanıldığı sonlu eleman analizleriyle araç cinsine bağlı şasi ve gövde tipi, araç uzunluğu, genişliği, yüksekliği gibi kriterlerin ASI değeri üzerindeki etkileri de tez kapsamında araştırılmıştır. İlk olarak Fiat Uno marka araç için H1W2-A çelik bariyer sistemi kullanılarak TB11 sonlu elemanlar analizi yapılmıştır. Analiz sonuçları ile tam ölçekli çarpışma testi verileri karşılaştırılarak sonlu elemanlar kalibrasyonu ve doğrulaması başarılı bir şekilde gerçekleştirilmiştir. Doğrulanan çarpışma senaryosu 4 farklı araç (Fiat Uno, Toyota Yaris, Dodge Neon, Honda Accord) için ayrı ayrı uygulanmış ve sonuçları karşılaştırılmıştır. Test sonuçlarına göre en güvensiz seçenek olan Fiat Uno'nun ASI değeri, en güvenli seçenek Honda Accord'a oranla %31 fazladır. Honda Accord'un gabari açısından Fiat Uno'dan fazla olduğu, araçların toplam boyutları arttıkça ASI değerlerinin azaldığı gözlenmiştir. 2 kapılı Hatchback şasi ve gövde tipine sahip Fiat Uno marka aracın ASI hesabında 4 kapılı Sedan tipi diğer 3 araca göre daha elverişsiz olduğu gözlenmiştir. EN 1317 standardı ASI hesap kriterlerinin çalışmadan elde edilen sonuçlar göz önünde bulundurularak revize edilmesi gerektiği düşünülmektedir.

Güvenlik analiziSonlu elemanlarÇarpışma
Özgür Özcan
Şırnak University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Cizre- Silopi karayolunun esnek üstyapı bozulmalarında yüksek sıcaklık etkisinin araştırılması ve beton yol alternatifi

Tasarlanan bir karayolunun öngörülen servis ömrü boyunca kaliteli bir hizmet sağlayabilmesi, bozulmalara karşı göstereceği dirençle doğrudan ilişkilidir. Karayolunun bozulmalara karşı gösterdiği direnç ise büyük ölçüde mekanik performansa bağlıdır. İklim ve sıcaklık, esnek üstyapılarda mekanik performansı etkileyen en önemli çevresel faktördür. Bu sebeple herhangi bir yol kesiminde üstyapı tasarımı yapılırken bölgenin sıcaklık değerleri göz önüne alınmalıdır. Silopi-Cizre karayolu, Habur Sınır Kapısı aracılığıyla gerçekleştirilen sınır ticaretinin yoğun bir şekilde gerçekleştiği önemli bir ulaşım hattıdır. Ulaşımın ağır araçlarla sağlandığı bu yol, geniş trafik hacmiyle beraber kayda değer dingil yükleri ve gerilmelere maruz kalmaktadır. Bununla birlikte yörenin, Türkiye'de en yüksek sıcaklıkların görüldüğü bölge olması faktörü de üstyapıdaki bozulma ve deformasyonları kaçınılmaz hale getirmiştir. Bu çalışmada bahsi edilen sebeplerden ötürü birçok kesimde bozulmaya uğramış Silopi-Cizre yolu özelinde sıcak bölgelerde uygulanabilir üstyapı tiplerinin sıcaklıkla mekanik davranış ilişkisi araştırılmıştır. Bu amaçla belirli sıcaklıklarda (20°, 30°, 40° ve 50°) mevcut asfalt kaplamalı karayoluna ait karot örnekler bir dizi Marshall stabilite testine, laboratuvarda üretilen C25 beton ve silindirle sıkıştırılmış beton (SSB) numuneler ise bir dizi standart basınç testine tabi tutularak mekanik performansları karşılaştırılmıştır. Testler sonucunda mevcut asfalt kaplamanın basınç dayanımında 50°'den 20°'ye oranla %52'ye varan bir azalma gerçekleştiği, bu oranın C25 beton için stabil kalmakta iken, SSB numuneler için % 23'lük dayanım artışı görülmektedir. Sonuç olarak asfalt kaplamaların yüksek sıcaklıkta mekanik performansını önemli ölçüde yitirdiği anlaşılmış olup sıcak bölgelerde asfalt kaplama yerine beton yol veya SSB yolların tercih edilebileceği önerilmiştir.

Beton yollarBitümlü sıcak karışım
Turan Fırat
Şırnak University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Şehir içi yollarda yayalar ve sürücüler açısından en ideal hız tümseğinin araştırılması: Literatür taraması

Trafikte meydana gelen yoğunluğun sakinleştirmek için en fazla tercih edilen yöntemlerin başında hız tümsekleri uygulaması gelmektedir. Yollar üzerinde belirli bir uzunluk boyunca tümsek yaratmanın temel amacı bu bölgeden geçen araçların hızlarını azaltmalarını sağlamaktır. Dolayısıyla hız tümseği uygulamalarının mevcut standartlara uygunluğu, belirlenen hız azaltma hedeflerine ulaşıp ulaşmadığı ve araç/yolcu üzerindeki etkilerinin belirlenmesi araçlara verilen maddi hasarlar gibi hususların araştırması önem kazanmaktadır. Bu alanda hem uluslararası hem de Türkçe kaynak yetersizliği, bu çalışmanın motivasyon kaynağı olmuştur. Bu tezin amacı, hız tümsekleri ile ilgili yapılan uluslararası ve Türkçe kaynakları derleyerek şehir içi yollarda sürücü ve yayalar için en güvenli, konforlu ve ekonomik olan hız tümseğini araştırmaktır. Bu amaçla yapılan literatür taraması yıllara göre sistematik bir şekilde derlenip incelenmiştir. Hız tümseklerinin zaman içindeki gelişimi sunulmuştur. Ayrıca hız tümseklerinin en ideal olan tipini belirlemek için kendi aralarında bir kıyaslama yapılarak; malzeme, gürültü, titreşim, ekonomiklik, sürdürülebilirlik, tasarım, güvenlik, konfor ve araçlar üzerinde ki etkisine bakılarak en uygun hız tümseğini belirlemek için irdelemeler ve karşılaştırmalar yapılmıştır. Genel olarak tümsek çalışmaları ele alındığında, yapılan irdelemeler ve karşılaştırmalar sonucunda kısa tümseklerin asfalt ve beton tümseklerden daha ekonomik olması ve kurulumunun daha kolay olması nedeniyle ülkemizde en çok tercih edilen tümsek çeşididir. Fakat caydırıcı özelliği ve sürdürebilirliği uzun ve geniş tümsekler kadar etkili olmadığından diğer ülkelerde çok tercih edilmemektedir. Yapılan çalışmalar sonucunda araçlara etkisi, sürücü ve yolcular üzerindeki etkisi, trafik yoğunluğuna olan faydası, trafik kazalarına olan önlemleri ve uzun vadede kullanılması gereken tümsek çeşidinin asfalttan yapılmış üstü düz tepeli tümsek çeşidinin olması gerektiği sonucuna varılmıştır.

Şehiriçi ulaşım
Celal Uzan
Şırnak University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Seyhan Nehri havzası sediment taşınımı modellenmesi: Çakıtsuyu Çayı örnek uygulaması

Nehirler yatak yükü, asılı yük ve yıkama yükü olmak üzere üç farklı şekilde sediment taşınımı yaparlar. Doğal ve beşeri faktörler, nehirlerde aşırı birikme ile sedimantasyona uğradığı gibi nehir yatağı veya kıyıların erozyona uğramasına da neden olurlar. Erozyon ve sedimantasyonun uzun vadeli etkileri nehrin jeomorfolojik rejiminin değişmesine neden olur. Türkiye'nin güneyinde yer alan ve sularını Akdeniz'e döken Seyhan Nehri de bu faktörlerden etkilenmekte ve üzerinde bilimsel araştırma yapılması gereken önemli akarsulardan biridir. Bu çalışma kapsamında; Seyhan Nehri Havzası'nın önemli akarsularından Çakıtsuyu Çayı üzerinde HEC-RAS bilgisayar yazılımı yardımıyla sediment taşınımı modellenmesi gerçekleştirilmiştir. Modellemede kullanılmak üzere Çakıtsuyu Çayı'nda arazi çalışması yapılarak akarsuyun yatak malzemesi belirlenmiştir. Devlet Su İşleri'nin Seyhan Havzası içerisinde 8 adet sediment gözlem istasyonu bulunmakla beraber bu çalışmada Çakıtsuyu Çayı üzerinde bulunan sediment gözlem istasyonu verileri kullanılmıştır. Model sonucu olarak 0.5 ile 2 m arasında değişen yatak erozyonu tespit edilmiş ve HEC-RAS ortamında model için oluşturulan ilgili en kesitlerde gösterilmiştir. Ortalama sediment konsantrasyonu ise 129.9 mg/l olarak hesaplanmış ve çalışma sonucunda toplam erozyon ve yığılmalar da gösterilmiş olup bir yıl içerisinde Seyhan Baraj Gölü'ne 180,304.7 ton sediment yığıldığı hesaplanmıştır.

Evin Urat
Şırnak University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Tarımsal sulamadan dönen suların tahliye kanalında fildöfer tekniği ile iyileştirilmesi ve yeniden kullanımı

Şanlıurfa Harran Ovası'nda 2022 yılında yapılan çalışmada tarımdan dönen kullanılmış suların iyileştirilerek tekrar kullanımı için fildöfer tekniği kullanılmıştır. Çalışma alanı olarak GAP Sulama Birliği hizmet alanında yer alan Çepkenli Köyü HT11-2 tahliye kanalı ile Çolpan Regülatörü kullanılmıştır. Çalışma mayıs-ekim ayları arasında gerçekleşmiştir. Konvansiyonel sulamalarda tarımdan dönen kullanılmış sular, yüzey akışla tahliye kanallarına mansaplanır. Daha sonra tersiyer, yedek ve ana tahliye kanalları kademeli olarak birleşir ve isale kanalı şeklinde alıcı ortama dökülmek üzere akış rejimi gerçekleşir. Özellikle vahşi sulamalarla meydana gelen su kayıplarının yeniden kazanımı için DSİ tarafından, projelendirilen ve tahliye kanalları üzerinde inşa edilen regülatörlerle gerçekleştirilir. Yapılan bu çalışmada Su Yönetimi Genel Müdürlüğü (SYGM) tarafından oluşturulan fildöfer sisteminin memba ve mansabında 149 gün süren izleme ve değerlendirme gerçekleştirilmiş, bu süre zarfında kullanılmış suların tekrar yeni sahalarda kullanılması için fildöfer sisteminden 9.913.476 m3 su Çolpan Regülatörü aracılığı ile HYA kanalına mansaplanmıştır. Gerçekleştirilen ölçümler sonucu TKM ve AKM değerlerinin yüksek olduğu, en düşük değerlerin ise son sulamalarda olduğu görülmüştür. Çalışma alanında cazibe sulamadan mansaplanan sulardan sedimentin yuvarlanma, kayma ve sıçrama hareketleri sonucu, 717 ha alandan toplam 6.274 ton malzemenin taşındığı belirlenmiştir.

ErozyonSürüntü maddesi
İrfan Buğday
Şırnak University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Cizre ve çevresine ait bazalt agregasının dolomit agregasına göre beton performansına etkisi

Bu çalışmada beton agregası olarak kullanılan sedimenter kayaç türü dolomit ile Cizre'de (Şırnak) yaygın görülen volkanik kayaç türü bazaltın beton dayanımına etkisi araştırılmıştır. Bu kapsamda dolomit ve bazalt agregaların öz külte, su emme, Los Angeles (LA) aşınma kayıpları hesaplanmıştır. Dayanım değerleri karşılaştırmak için dolomit agregalı (DBC), bazalt agregalı (BBC) olmak üzere 9'ar adet 150x150x150 mm ölçülerinde küp beton numuneler üretildi ve 7, 28 ve 60 gün sonunda birim hacim ağırlıkları tespit edildikten sonra beton pres makinası ile basınç dayanım ortalama değerleri hesaplandı. Ayrıca bazaltın betonda dayanıklılık problemi oluşturan alkali-silika reaksiyonu (ASR) araştırılmıştır. Araştırma için bazalt agregalı (BBC) ve bazalt agregalı %20 oranında çimento ile Silopi (Şırnak) termik santralinden temin edilen uçucu kül ikame edilen (BBC20FA) numuneler hazırlanmıştır. Yöntem olarak ASTM C 1260-07 harç çubuklarının hızlandırılmış genleşmesi metodu tayini ile beton numunelerin hacimsel genleşmesi belirlendi, hacimsel genleşme oluşturabilecek hidratasyon ürünler, elektron manyetik mikroskop (SEM) ile gözlemlendi. Enerji dağıtımı- X ışını (EDX) ile beton numunelerde oluşan elementel değişimler belirlendi. X-ışını kırınım yöntemi (XRD) ile kimyasal değişimi incelendi. Çalışmada betonda agrega olarak kullanılan Cizre bazaltının, dolomite oranla beton dayanımını artırdığı, uçucu kül hacimsel genleşmeyi azalttığı beton dayanım ve dayanıklığının (durabilite) artırdığı, Şırnak-Cizre yöresine ait bazaltın betonda ASR'ye neden olmadığı tespit edilmiştir.

Mehmet Kadri Değer
Şırnak University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Uçucu kül katkısının alçılı kerpiç (ALKER)'in fiziksel ve mekanik özelliklerine etkisi

İnsanoğlunun en temel ihtiyaçları başında barınma ihtiyacı gelir. İnsanlar ilk dönemlerde temel barınma ihtiyaçları için toprak yapılanlardan faydalanmışlardır. Toprak yapılar günümüzde de gelişen teknolojilerle birlikte konfor ve sağlık açısından oldukça önemli yapılar olarak kullanılmaktadır. En bilinen toprak yapı türü olan Kerpiç yapılar geçmişten günümüze dünya üzerinde en çok inşa edilmiş yapı türüdür. Kerpici oluşturan temel bileşenler killi toprak, saman ve sudur. Ancak kerpicin mekanik performansı betonarme yapılara nazaran çok düşük kalmaktadır. Geçmişten günümüze bu denli çok kullanılan sağlıklı ve ekonomik yapı malzemesi olan toprak yapıların fiziksel ve mekanik özelliklerinin iyileştirilmesi ve özellikle az katlı yapılarda uygulanabilirliğinin arttırılması deprem dayanımı ve ekonomiklik açısından önemlidir. Bu amaçla kerpice nazaran çok daha mukavim özelliklere sahip modern toprak yapı türü olan ALKER(Alçılı-Kerpiç) üzerinden yapılacak çalışmalar önem kazanmaktadır. En çok kullanılan yapı malzemelerinden biri olan betonun mekanik özelliklerini arttırdığı bilinen sanayi atığı olan uçucu külün benzer şekilde ALKER malzemesi üzerindeki etkileri incelenmiştir. Önceki çalışmalarda hali hazırda kerpice kıyasla 4 kattan daha fazla mukavim oluğu bilinen ALKER'in uçucu kül katımıyla mukavemet değerlerinin daha da arttırıp arttırmadığı gözlemlendi. ALKER karışımını oluşturan killi toprak, alçı, kireç ve su ile uçucu külün farklı oranlarının kombinasyonları üzerinden deneysel çalışmalar yapılarak en uygun karışım oranının belirlenmesi sağlandı. Farklı malzeme oranlarında karma işlemleri tamamlanan numunelere basınç ve ultrasonik ses deneyleri ile malzemelerin fiziksel ve mekanik özellikleri belirlenmiştir. Aynı zamanda karışım oranlarına göre malzeme içyapısının değişimini incelemeye yönelik olarak SEM-EDS, XRD analizleri yapılmıştır. Çalışma sonucu elde edilen veriler az katlı modern toprak yapıların yanı sıra ahır, kümes vb. diğer yapılarda uygulamaya altyapı sunacaktır. Böylelikle az katlı yapılarda betona en önemli alternatif olabilecek, aynı zamanda doğal, sağlıklı ve sürdürülebilir yapı malzemesi elde edilmesi hedeflenmiştir.

Barış Altun
Şırnak University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Tarımsal sulamadan dönen suların beton kaplamalı kanalda fildöfer tekniği ile iyileştirilmesi ve yeniden kullanımı

Şanlıurfa Harran Ovası'nda tarımsal sulamalardan dönen yüzey suların tahliye kanallarında iyileştirilerek tekrar yeniden kullanımı kapsamında 2022 yılında çalışma yürütülmüştür. Yürütülen çalışmada 117 gün süreyle izleme ve değerlendirme yapılmış ve tarımdan dönen suların ikinci sınıf sular olduğu görülmüştür. Tarımdan dönen bu suların n kez tekrar tekrar tarımda kullanılabileceği sonucuna varılmıştır. Ovada yaygın şekilde üretimi yapılan tuza toleranslı pamuk bitkisi ile mısır bitkisinde dönen suların kullanımında sakınca olmadığı sonucuna varılmıştır. Harran Ovası projesinde konvansiyonel yöntemlerden sayılan karık sulamalara göre su tüketim hesapları yapılmış, ancak suyun karık ve border sulamaları yerine vahşi sulamaların uygulandığı sonucuna varılmıştır. Böylece yüzey akışlarla çok ciddi miktarlarda toprak erozyonun gerçekleştirildiği görülmüştür. Anonim bilgilerden Harran Ovası'nda yıllık 500 milyon m3 tarımsal suyun ve önemli miktarda sedimanın Harran Ovası'ndan ve Türkiye'den ayrıldığı bilgisine erişilmiştir. Tarafımızca herhangi bir ölçüm yapılmamıştır. Toplam katı madde, askıda katı madde ve NTU değerleri haziran ayının ilk haftasından, eylül ayının son haftasına kadar görece olarak azalmaya başlamıştır. Fildöfer sisteminin giriş ve çıkışında maksimum ve minimum değerler; TKM için sırasıyla; 974-144 mg/L ve 733-40 mg/L; AKM için sırasıyla 733-40 mg/L ve 226-41 mg/L; NTU bulanıklık için sırasıyla 876-30 mg/L ve 780-25 mg/L aralığında değiştiği görülmüştür. Her üç parametre değerlerinin bitkinin olgunluk dönemine doğru azalım göstermesi, topraklarda özellikle makro porozitenin azalmasına ve toprakların sıkışmasına bağlanabilir.

Fırat Sökmen
Şırnak University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Alçı esaslı geleneksel cas harcı ile çimento esaslı harcın karşılaştırılması

Günümüzde yığma taş yapıların harçlarında kullanılan en yaygın bağlayıcı, ilk olarak 19. yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkan Portland çimentosudur. Portland çimentosu antik çağlardan 21. yüzyıla kadar inşaatlarda kullanılmış olan alçı ve kireç harçlarının büyük ölçüde yerini almıştır. Ancak tarihi yapılarda genellikle alçı, kireç gibi düşük dayanımlı harçlar kullanıldığından bu yapıların tadilatında veya restorasyonunda yüksek dayanıma sahip çimento esaslı harçların kullanılması tarihi yapıların ezilmesine ve zarar görmesine neden olmaktadır. Bu çalışmada, 19. yy. dan itibaren Siirt ve çevresinde inşa edilen özgün mimari eserler olan Cas evlerinde kullanılan alçı esaslı geleneksel Cas harcı ile çimento esaslı harçların su emme, ısı ve ses iletkenliği, basınç ve eğilme dayanımı gibi fiziksel, kimyasal analizleri ve mekanik analizleri yanı sıra Taramalı Elektron mikroskobu- enerji dağılım X-ışını spektrometresi (SEM-EDX) ve X-Ray Diffraction (XRD) analizleri ile de karakteristik özellikleri karşılaştırılmıştır. Deneysel çalışmalarda; Cas harcının alçı esaslı bir harç olduğu, çimento esaslı harçların alçı esaslı harca göre ısı ve ses iletim hızları ve mekanik değerlerinin çok üstün olduğu belirlenmiştir. Bu yüzden tarihi yapıların aslına uygun onarılması ve güçlendirmesi için yapının orijinal harçla veya çimento esaslı harçla karışımlı olarak kullanılması yığma yapının dayanım ve dayanıklılığına katkı sağlayacağı sonucuna varılmıştır.

İnşaat malzemeleri
Mustafa Başboğa
Şırnak University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Şırnak asfaltit külünün beton özellikleri üzerine etkisi

Bu tez çalışmasında, Şırnak asfaltit kömürünün yakılması ile atık olarak elde edilen asfaltit külünün çimento yerine farklı oranlarda ikame edilmesi durumunda beton özellikleri üzerindeki etkilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Tez kapsamında öncelikle referans (kül içermeyen) beton numuneleri hazırlanmış ve çimentonun ağırlıkça belirli oranlarda asfaltit külü ile ikame edildiği çeşitli deney serileri oluşturulmuştur. Beton özellikleri üzerinde farklı kür koşulları altında saklanan numuneler üzerinde birim hacim ağırlığı, basınç dayanımı testi, su emme, ultrases geçiş hızı gibi çeşitli deneyler gerçekleştirilmiştir. Ayrıca beton numunelerinin içyapıları Taramalı elektron mikroskobu analizi (SEM), mineralojik yapısı X-Işınları difraksiyon analizi (XRD) ve kimyasal bileşimi (XRF) ile araştırılmıştır. Beton üretiminde Asfaltit külü çimento ile %10, %20, %30, %40 oranlarında yer değiştirilmiştir. Karışım değerlerine bağlı olarak 28 gün kür ortamında saklanan asfaltit külü içeren beton numunelerinin birim hacim ağırlıkları 2,22-2,39 gr/cm3 , basınç dayanımı 12,7- 35,65 MPa ve ağırlıkça su emme yüzdesi 3,79-7,79, aralığında elde edilmiştir. Tez bulguları, asfaltit külünün belirli oranlarda çimento ikamesi olarak kullanımının beton özellikleri üzerindeki olumlu veya olumsuz etkileri hakkında önemli veriler sunmakta ve gelecekteki araştırmalar için bir temel oluşturmaktadır. Çalışma sonuçlarının, sürdürülebilir yapı malzemeleri geliştirilmesi ve çevresel etkilerin azaltılması açısından önem taşıdığı düşünülmektedir. Tezden elde edilen verilerin, asfaltit külünün atık yönetimi ve sürdürülebilir yapı malzemeleri üretimi açısından değerlendirilmesine katkı sağlayacağı öngörülmektedir.

Burhan Erzen
Şırnak University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Silopi-Şırnak Ovası'nın yeraltı sularının kalitesinin belirlenmesi ve sektörel su dağılımı için uygunluğunun saptanması

Dünya nüfusun artması ve endüstrileşme yaygınlaşması ile beraber, sular kirlenmekte ve iklim değişimi nedeniyle içilebilen sular her geçen gün azalmaktadır. Bu nedenle yeraltı su kalitesinin, statik su dengesinin düzenli ve rutin olarak ölçülecek, aynı anda alınacak su numunelerinde ön görülen ve aşağıda detayları verilen parametreler için analizler yapılacaktır. Silopi Ovası yeraltı su potansiyeli, içme kullanma endüstriyel tarımsal için önemli bir kaynaktır. Ovada su kalitesinin belirlenmesi için 2023/2024 su yılı esas alınarak ve yılın belli zamanlarında arazi çalışması yapılarak ovayı kapsayacak şekilde su kuyuları seçilip kuyulardan su numuneleri alınmıştır. Sahada alınan su numunelerinde sahada hidrojen Potansiyeli (pH), elektiriksel iletkenlik (EC), çözünmüş oksijen (DO) ve bulanıklık (NTU) değerleri okunmuştur. Diğer analizlerden, sırasıyla; Kalsiyum (Ca+2), Magnezyum (Mg+2) Potasyum (K+), Sadyum (Na+), Klor (CI-), bikarbonat (HCO-3), Sülfat (SO-24), Karbonat (CO-23) parametreleri belirlenmiştir. Yeraltı suyunun kalitesinin belirlenmesi ve sektörel su dağılımı için uygunluğunu saptanmasında sırasıyla; sodyum adsorpsiyon oranı (SAR), Kelly Oranı (KR), sodyum yüzdesi (%Na), Geçirgenlik indeksi (PI), kalıcı sodyum karbonat (RSC) ve magnezyum tehlikesi (MH) eşitliklerinden değerler hesaplanmıştır. Yeraltı suyunun içme suyu olarak ve tarımsal kullanım için uygunluğunun belirlenmesi için içme suyu kalite parametrelerin, Türk Standartları (TS 266, 2005), Dünya Sağlık Örgütü (WHO, 2011), Avrupa Birliği (EC, 1998) ve ABD-Çevre Koruma Ajansı (US-EPA, 2008) kabul edilebilir standartlarına göre analiz sonuçları karşılaştırılmış, su kalitesinin içme- kullanma, endüstriyel ve tarımsal açısından uygunluğu saptanmıştır.

Aysel Zeyrek Eğdemir
Şırnak University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı yaşlara sahip geri dönüşüm betonlarının ince agrega olarak kullanılmasının beton özelliklerine etkisi

Bu çalışmada, farklı yaşlardaki geri dönüştürülmüş betonlardan elde edilen ince agregaların, yeni beton karışımları üzerindeki fiziksel ve mekanik etkileri deneysel olarak incelenmiştir. Araştırmada, yaklaşık 20 yıllık (Tip I) ve 40 yıllık (Tip II) hizmet ömrünü tamamlamış betonlardan laboratuvar ortamında geri kazanılan ince agrega fraksiyonları kullanılmıştır. Bu geri dönüştürülmüş agregalar, ağırlıkça %10, %30 ve %50 oranlarında doğal agregaların yerine ikame edilerek yeni beton karışımları hazırlanmıştır. Numune boyutları 10 × 10 × 10 cm olarak belirlenmiştir. Hazırlanan numunelerde işlenebilirlik özelliklerini belirlemek amacıyla çökme (slump) deneyi yapılmış; mekanik özellikleri tespit etmek için 7, 28 ve 90 günlük kür süreleri sonunda basınç dayanımı ölçümleri gerçekleştirilmiştir. Ayrıca, tahribatsız deneyler kapsamında Schmidt çekici ve ultrases geçiş hızı (UPV) testleri yapılmış; mikroyapısal ve termal karakterizasyon için SEM, EDS, XRD, FT-IR ve TGA analizleri uygulanmıştır. Elde edilen bulgular, geri dönüştürülmüş ince agrega ikame oranının artmasıyla birlikte basınç dayanımında belirli bir azalma eğilimi olduğunu göstermiştir. Bununla birlikte, %10 ve %30 geri dönüştürülmüş ince agrega ikame oranlarının, özellikle Tip I agregalarla kullanıldığında, dayanım değerlerini kabul edilebilir seviyelerde koruduğu görülmüştür. UPV ve Schmidt çekici test sonuçları da bu eğilimi desteklemiştir. Mikroyapısal analizler, geri dönüştürülmüş agregaların yapısındaki gözenekli doku ve hamur kalıntılarının, geri dönüştürülmüş ince agrega ikame oranına bağlı olarak betonun kompaktlığı ve bağlanma özelliklerinde değişimlere neden olabildiğini ortaya koymuştur. Sonuç olarak, ömrünü tamamlamış betonlardan geri kazanılan ince agregaların belirli ikame oranlarında kullanımı, çevresel sürdürülebilirliğe katkı sağlamakta ve uygun oran ile malzeme seçimiyle beton performansının optimize edilmesine imkân tanımaktadır. Ancak, geri dönüştürülmüş ince agrega ikame oranı ve geri dönüştürülmüş malzemenin yaşı gibi parametreler dikkatle değerlendirilmelidir

Atık betonBeton basınç dayanımı
Emine Firdevs Hüseyni
Şırnak University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Uludere ve Silopi-Şırnak yerüstü/yeraltı sularında Pb, Zn, nitrat ve nitrit seviyelerinin saptanması ve insan sağlığına olası etkileri

Yeraltı suyu içme, tarım ve endüstriyel sektörler için önemli bir doğal kaynaktır. Sektörel dağılıma bakıldığında, en büyük hassasiyetin içme suyunda olduğu görülmektedir. Çünkü halk sağlığını tehdit eden hastalıklar genel olarak kimyasal ve biyolojik içerik olarak kontamine olan sulardan ileri gelmektedir. Bu hastalıklara; ishal, dizanteri, giardiyaz, bağırsak parazitleri, enterobius vermicularis (kıl kurdu), ascaris lumiricoides (bağırsak solucanı), tifo ve paratifo, kolera, hepatit A ve E, sıtma örnek olarak verilebilir. Tarımsal sulamalarda gerek evsel ve gerekse endütriden gelen atık suların kullanımında, daha hassas davranılması, özellikle evsel atıklardan kaynaklı kostik ve paraziterlerin yoğun yaşandığı sularda, çiğ tüketilen sebze ve meyvelerde, arıtılmadan kullanılan sularla sulama yapılması halinde halk sağlığını ciddi şekilde tehdit altında kalacağı söylenebilir. Buna karşın endütriyel bitkilerde bu öneriye biraz daha töleranslı yaklaşılabilir. Özellikle nüfusun 2000'den daha fazla olan yerleşim yerlerinde ilgili bakanlığın direktifleri doğrultusunda belediyeler tarafından atık su arıtma tesisleri yapılmaktadır. Buradaki amaç atık suların alıcı ortama verilmeden farklı sektörlerde kullanımını temin etmek, böylece küresel ısınmadan ve nüfus artışından dolayı azalan su kaynaklarına katkı sunmaktır. Çalışmada Silopi Ovası yeraltı suyu ve Silopi Barajı için nitrit, nitrat, kurşun, çinko konsantrasyonu ve mekânsal dağılımı Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) ArcGIS modeli ile kirlilik haritaları çıkarılmıştır. Bu haritalar yerelde hangi lokasyonlar risk alında kaldığı saptanmıştır. Özellikle ovada binin üzerinde bulunan YAS (yeraltı suyu) kuyuları referans alınarak, toplam 18 adet yeraltı suyundan numune toplanmıştır. Ayrıca yerüstü su numunesi için ise Silopi Barajı kullanılmıştır. Alınan su numelerinde Nitrat, Nitrit, Pb, Zn okumaları yapılmıştır. Tüm su numunelerinin ortalamasından SAR, KR, PI, PS, MH ve %Na eşitliklerinden suların kalitesi ortaya konulmuştur. Çıkan sonuçlara göre, ovanın su kalitesi fiziko-kimyasal özellikler açısından sorunlu olmadığı söylenebilir. Çünkü tüm eşitliklerin ortalama değerleri tanımlanan ve kullanılan standartlara (TSE-256, US-EPA, EU ve WHO) göre, numunelerin tamamının fiziko-kimyasal açıdan kullanılmasında herhangi bir endişe bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Ancak kimi numunelerde e. coli ve toplam coli açısından endişeler bulunmaktadır. Bunun nedeninin kimi kuyuların fosseptik kuyularına veya serbest dolaşımda olan atık suların geçtiği dere güzergâhına yakın olduğu söylenebilir. Ayrıca Silopi ilçesinin atıksu arıtma tesislerinin (AAT) bulunmaması sularda virüs ve bakterilerin bulunmasının temel sebeplerden birkaçı olduğu bilgisi paylaşılabilir. Buna ilave olarak Silopi barajınında membasında bulunan altı adet barajın drenaj havzasında da herhangibir AAT olmadığı tarafımızdan tespit edilmiştir. Özellikle Silopi ve diğer barajların yağış havzalarında yoğun şekilde linyit kömürü ocaklarının yer aldığı görülmüştür. Çalışmanın öznesini oluşturan ağır metallerden kurşun ve çinko ile nitrat ve nitrit kirliliğinin önemsiz olduğu sonucuna varılmıştır. Çalışmadan elde edilen verilere göre, kirlilik kaynaklarını araştırmak ve bölgedeki halk sağlığı kontrol altında tutmak için periyodik izleme ve değerlendirme yapılması, riskli dönemlerde halkın su kirliliği hakkında biliçlendirme yapılması önerilebilir.

Kader Bahadır
Şırnak University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı zemin gruplarının uzay çelik çerçeve yapıların optimum tasarımına etkisinin incelenmesi

Günümüzde sezgisel optimizasyon yöntemleri, mühendislik disiplinlerinin birçok alanında yaygın olarak kullanılmakta ve karmaşık problemlerin çözümünde etkin çözümler sunmaktadır. Bu çalışmada, karahindiba tohumunun üç aşamalı uçuş davranışını simüle eden Karahindiba Optimizasyon Algoritması (Dandelion Optimizer, DO) kullanılarak, dört farklı uzay çelik çerçeve yapısının farklı zemin sınıflarına göre optimum tasarımı gerçekleştirilmiştir. Çalışmada kullanılan yapı örnekleri literatürde yer alan 132 elemanlı, 135 elemanlı (çaprazlı), 428 elemanlı ve 720 elemanlı (10 katlı) uzay çelik çerçevelerdir. DO algoritması, MATLAB programlama dili kullanılarak kodlanmış ve SAP2000 yazılımı ile Open Application Programming Interface (OAPI) aracılığıyla entegre edilmiştir. Yapıların boyutlandırma ve optimizasyon süreçleri, Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği (TBDY-2018) ile Çelik Yapıların Tasarım, Hesap ve Yapımına Dair Esaslar (ÇBYHY-2016) esas alınarak gerçekleştirilmiş; analizlerde dayanım, stabilite ve deplasman kısıtları dikkate alınmıştır. Yapılar, TBDY-2018'de tanımlanan ZA, ZB, ZC, ZD ve ZE olmak üzere beş farklı zemin sınıfı altında ayrı ayrı optimize edilmiş ve elde edilen sonuçlar karşılaştırılmıştır. Yapılan analizler sonucunda, zemin sınıfı ZA'dan ZE'ye doğru ilerledikçe yapıların optimum kesit boyutlarının arttığı ve buna bağlı olarak toplam yapı ağırlığının da anlamlı şekilde yükseldiği gözlemlenmiştir. Bu kapsamda, 132 elemanlı modelde %68, 135 elemanlı modelde %50, 428 elemanlı modelde %57 ve 720 elemanlı modelde %45 oranında ağırlık artışı tespit edilmiştir. Aynı şekilde, yapıların maruz kaldığı toplam deprem kuvvetlerinde de sırasıyla %258, %468, %292 ve %160 oranlarında artış meydana gelmiştir. Bu sonuçlar, zemin yumuşadıkça yapıların hem taşıyıcı sistem gereksinimlerinin hem de sismik taleplerin belirgin biçimde arttığını ortaya koymakta, zemin sınıfının yapısal tasarım üzerindeki kritik rolünü vurgulamaktadır. Bu durum, zemin özelliklerinin yapısal optimizasyon üzerinde doğrudan etkili olduğunu ortaya koymaktadır.

Özkan Kızılay
Şırnak University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessEN

Finite element analysis of deep excavation system in metro station: Case study

In recent years, the increase in population in our country, as in the whole world, has caused the need for underground structures. Deep excavation systems are used in the construction of underground structures such as metro station, tunnel etc. In recent days, collapses that occurred during the opening of deep excavations in our country are frequently encountered. Especially, collapses as a result of inadequate engineering services cause high financial loss, collapse of surrounding buildings, collapse of roads and sometimes loss of life. In order to prevent collapses, it is of great importance that these deep excavations are modeled as closely as possible to the in-situ situation before construction. With the numerical analyzes to be made, the safety of the excavation, possible collapse risks, etc. and the precautions to be taken (deep excavation systems) should be determined. At the same time, it is extremely important to keep the safety of the excavation under control by taking the necessary field measurements (horizontal displacement, stress, etc.) of deep excavation system during construction. In this way, possible loss of life and financial loss can be prevented by taking precautions in the event of an unexpected movement. In this thesis, it is aimed to analyze a case study by comparing the horizontal displacement values measured by inclinometers in the field with the horizontal displacement values determined as a result of numerical analyzes of the deep excavation system in Gebze Kent Meydanı Metro Station, which is on Gebze-Darıca metro line under construction in Kocaeli. PLAXIS 2D (V21) software, which uses the finite element method, was used in the analysis. There are many different material models for numerical analysis in the literature. Since the project site is rock in this study, numerical analyzes were made using the Mohr-Coulomb and Hoek-Brown material models and field measurements with analysis results were compared. As a result of the analyses, it was seen that the horizontal displacement values determined of the deep excavation system in metro station and the horizontal displacement values measured in the field by inclinometers are compatible with each other.

Deep excavationMetro stationFinite element method+2
Fatih Özalp
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Utilization of reservoir characterization and hydraulic fracturing for reservoir sti̇mulation modeling of enhanced geothermal systems (EGS)

This thesis presents the characterization of the crack mechanisms in marble formations, which are likely to be potential reservoir rocks, in the exploration drilling located in a field with high geothermal potential in the south of the Menderes Graben. It covers the characterization of these reservoirs by deep borehole drilling and extensive field studies, creating an artificial enhanced geothermal system using the hydraulic fracturing method, and developing these fracture propagations with numerical modeling. The fracture-strain orientations will be obtained in the field by the exploration tests conducted in the borehole and field characterization studies. Furthermore, the principal stress and crack orientations that control the propagation of fracture-crack occurring in the reservoir rock will be determined in detail and controlled. Then, the principal stress and crack orientations in the reservoir rock will be determined in detail. In-situ stresses and their orientations, which determine the crack mechanisms and characteristics in the potential reservoir rock determined with the help of the input parameters obtained from these studies, will form the basis of hydraulic fracturing studies. In this way, it will be possible to numerically model the fracture network development in the rock using the hydraulic cracking method. As a result of these studies, an enhanced geothermal system developed with an artificial reservoir with optimum fluid and heat transfer properties will be implemented by controlled stimulation of the crack mechanism in the reservoir rock. In this process, Mfast software educationally supplied by Baker Hughes company will be used for hydraulic fracturing modeling.

Hydraulic modellingGeothermal energyGeothermal systems+2
Özgün Bozdoğan
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

A new sustainable index model assessment for solar energy systems

The energy produced from the solar panel is, in principle, related to the incoming solar irradiation. However, there may be several parameters affecting the efficiency of the solar energy systems such as the climatic factors (i.e. the relative humidity, cloudiness, etc), the environmental and land use (i.e. air quality, topographic properties, etc), and the socio-economic indicators (i.e. energy demand, human development index, the transmission lines, etc). In this study, a new methodology was established to interpret the effect of such factors on the sustainability of the solar energy system comprehensively. To this end, the methods of multi-criteria decision analysis (MCDA), namely PROMETHEE and VIKOR, were employed to evaluate the solar energy potential for each province of Turkey. First, a total of 28 different indicators were gathered from several reliable and publicly available data sources. These indicators were categorized into 3 main dimensions such Environmental and Land-Use related parameters (ELU), Technological and Meteorological-Related parameters (TME), and Energy Demand-Related parameters (EDM). MCDA methods were then applied to sort the responses of provinces with the indicators in each dimension. Also, all parameters as a whole were studied with MCDA methods. A number of scenarios were created to understand the effects of the classification of the indicators in the dimensions on the overall ranking process. A new sustainability index (SI) was proposed for quick assessments of these indicators. The results from the analyses indicate that any ranking arranged with only using solar radiation values may be insufficient for a holistic evaluation. In addition, the proposed SI was regarded as a good indicator to combine the outranking results when the importance of the selected criteria on the overall results is unknown. To conclude, the proposed approach has a promising feature to be extended to assess the sustainability of other clean energy systems such as hydropower and wind energy for further studies.

Solar energy systemsSustainabilitySustainability index+1
Umut Haydar Kamişli
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Slope stability analysis and design for waste landfill in central district tegucigalpa honduras

Municipal solid waste (MSW) generation is an exponentially growing problem across the earth with increasing industries, population, and expansion of cities. Societies have created a consumerism culture from which every day waste is deposited in landfills. In the past years all around the world, a big effort and interest has been presented by companies, organizations and governments to reduce the MSW generation by promoting recycling methods and creating awareness of the problem. People may be aware of the increase in waste production but in general, the process behind the disposal of a daily meal residue containing plastic, paper, and organic material until it is buried in a landfill is mostly unknown. The use of open disposal dump areas to engineered landfills represents an important step for controlling the MSW generated by growing urbanizations and in some cases even benefiting from it by the generation of energy sources such as biogas. In every life situation, we are generally looking forward to improvement which is the same scenario for MSW disposal facilities. In this thesis, the sanitary landfill in the city of Tegucigalpa Honduras will be discussed, which in the near future will transition from Section III to a Section IV disposal area in its recently acquired 211,320 m² premises. The objective of this thesis is to generate a supporting tool for the new fourth-stage engineered landfill design utilizing slope stability analyses as a geotechnical reference of both the virgin lands to be used for the new landfill and the finished engineered landfill model. With the use of collected surveying field data, landfill manager guidelines, GeoStudio SLOPE/W, and AutoCAD Civil 3D model assisting software an optimized engineered landfill is presented. Site selection, dimensioning and engineered characteristics of the landfill have been developed in accordance with local landfill management guidelines and regulations promoting health and engineering improvement. Results show that the new projected land area presents suitable topography, ground and slope stability conditions for this project to be executed as presented. It is to be clarified that the analyses and data unveiled in this study bestow a supporting instrument for the design to be accomplished and not an official municipality final design document.

Jose Mıguel Camınals Guıllen
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00