Tipoloji
Bu konu başlığı altında 82 tez
Ana dili söz dizimi tipolojisinin yabancı dil olarak Türkçe öğretimine etkisi
Bu çalışma yabancı dil olarak Türkçe öğrenen B seviyesindeki öğrencilerin cümle, cümlecik veya kelime grupları oluştururken yaptıkları hataların altında yatan ana dili sentaktik yapılarının etkisini ortaya çıkarmayı hedeflemektedir. Bu etkiyi incelemek veya öğretenler için takip etmek birçok dil hakkında bilgi sahibi olmayı gerektirmektedir. Herhangi bir yabancı dil öğretim sınıfındaki ana dili farklılıklarını düşününce bu pek de mümkün olmaz. Bu yüzden, dil tipolojisi ve söz dizimsel bağıntılar bu süreci hem daha iyi anlamayı sağlayacak hem de sadece dillerin temel öge dizilimlerini bilerek onlarla ilgili diğer sentaktik dizilimleri anlamayı kolaylaştıracaktır. Tipolojik bulgular; gramatikal ilişkileri gösteren özne, nesne ve yüklem gibi kavramların dildeki dizilişlerinin dilin diğer yapılarının dizilişleri hakkında da önemli varsayımlar geliştirmeye yardım eder. Dilbilimi bağıntılarını yabancı dil öğretimi ile bağdaştıran bu çalışma; öğrencilerin ana dillerinden kaynaklı olduğu düşünülen söz dizimiyle ilgili hatalarını öge sıralanışı, cümle uyumu, çatı ve yan cümleler ana başlıkları altında incelemiştir. Dünyada ve dolayısıyla çalışılan öğrencilerde en çok rastlanan üç temel dizilimden 50 ÖYN, 50 ÖNY ve 50 YÖN olmak üzere toplam 150 öğrenciye ait yazılı Türkçe metinler incelenmiştir. Öğrencilerin yaptıkları söz dizimsel hatalar, tipolojik bağıntılar ışığında ana dilleriyle ilişki kurularak yorumlanmıştır. Bulgularda Türkçenin söz diziminden farklı olan dillerden gelen öğrencilerin çok daha fazla söz dizimsel hatalar yaptığı saptanmış, ana dil sentaktik yapılarıyla da bu hataların örtüştüğü görülmüştür. Bu çalışma; yabancı dil olarak Türkçe öğrenen ve öğreten kişilere dil tipolojisi farkındalığını kazandırarak hem öğrenci-öğreten ilişkisini güçlendirmeyi hem de yabancı dil olarak Türkçe öğretiminin kalitesini artırmayı amaçlamaktadır. Ayrıca kaynak malzeme hazırlayanların da dil tipolojisi ve dil aktarımı farkındalığının gerekliliğini ortaya koymaktadır.
Eski Çağ mimarlığında kadın figürlü taşıyıcılara ve Vitruvius'un karyatid tanımına yeniden bakış
Eski Çağ mimarlığında kadın figürlerinin bir mimari düzen içinde sembolik anlamlar içeren süslemeler, aynı zamanda taşıyıcı işlevi olan öğeler olarak kullanımı ilk defa MÖ ikinci binde Eski Mısır mimarisinde görülmektedir. Eski Mısır'ı, MÖ 9. yüzyılda Eski Yakın Doğu, MÖ 6. yüzyıldan sonra ise Eski Kıbrıs, Anadolu ve Kıta Yunanistan takip etmektedir. Başlarının üstünde yer alan süslü taçlar yardımıyla bir üst yapıyı destekleyen kadınlar, arkeoloji, sanat ve mimarlık tarihi literatüründe Hathorlu taşıyıcılar ve karyatidler olarak tanımlanmaktadırlar. Hathorlu taşıyıcılarda kadın figürü, Eski Mısır tanrıçası Hathor'u, karyatidlerde genç kadın heykeli olarak şekillendirilmiş Tanrıça veya Kore'yi simgelemektedir. Bu araştırmanın amacı kadın figürlü taşıyıcıların tipolojik ve ikonografik özelliklerini bulundukları mimari yapı sistemi içinde inceleyerek zaman içerisinde nasıl bir değişim gerçekleştirmiş olduklarını, ortak bir ilham fikrinden gelişip gelişmediklerini ortaya koymak ve Vitruvius'un karyatid tanımına yeni bir bakış açısı getirmektir. Eski Mısır ve Eski Kıbrıs'ta bulunan Hathorlu taşıyıcıların Eski Mısır tanrıçası Hathor'u ve onunla özdeşleştirilen tanrıçaları temsil ettikleri bilinmektedir. Eski Suriye'de tespit edilen ve tek bir karyatid örneği olan kadın figürlü taşıyıcı da tanrıça Hebat/İshtar'ı simgelemektedir. Bu öncü örneklerin tanrıçaları simgelemeleri Vitruvius'un karyatidleri "utanç yüklerini taşıyan köle kadınlar" tanımıyla çelişmektedir. Bu kadınlar ayrıca, ülkelerine ihanet eden kadınlar veya tapınak hizmetlileri olarak da yorumlanmaktadırlar (Vickers, 1985, s. 26; Neer, 2001, s. 317). Bununla birlikte "kadın figürlü taşıyıcılar" konusu üzerine bugüne kadar yapılmış çalışmalar genellikle taşıyıcı kavramı veya sadece karyatidler üzerine yoğunlaşmaktadır. Bu çalışmalar arasında Hathorlu taşıyıcılarla birlikte karyatidleri inceleyen detaylı bir çalışma bulunmamaktadır. Karyatidler üzerine en kapsamlı çalışmaları yapan Evamaria Schmidt ve Andreas Schmidt-Colinet, Eski Mısır ve Kıbrıs'da tespit edilen Hathorlu taşıyıcılardan bahsetseler de karyatidlerle birlikte değerlendirmemişlerdir (Schmidt-Colinet 1977 ve Schmidt 1982). Bu probleme ilk defa "Griechische Moden an Lykischen Grȁbern" isimli makalesinde dikkat çeken Zeynep Kuban, kadın figürlü taşıyıcıların Eski Mısır ve Kıbrıs'ta bulunan örneklerle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir (Kuban, 2008, s. 64-66 ve sözel görüşme, 2010). Bu çalışma buradan yola çıkarak farklı bölgelerde ve farklı zamanlarda ortaya çıkmış kadın figürlü taşıyıcılar olan "Hathorlu taşıyıcılar" ve "karyatidleri" bütünsel bir yaklaşım içinde analiz etmektedir. Eski Mısır'da bulunan Hathorlu taşıyıcılar genellikle Nil nehrinin yakınında inşa edilen, tanrıça Hathor'a tapınılan anıtsal mezar-tapınak komplekslerinin ve tapınaklarının çoğunlukla girişlerinde bulunmakta veya iç mekanda kült odalarına giden hollerin iki tarafına sıralanmış şekilde yer almaktadırlar. Bunun yanında, Kıbrıs'ta tespit edilen Hathorlu sütunların hem gövdeleri bulunamamış hem de konumları in situ olarak tespit edilememiştir, ama bulundukları yerler çoğunlukla ana tanrıçaya (Astarte/Aphrodite) tapınılan kült mekanlarıdır. Az sayıda bulunmuş olan karyatidler ise genellikle heroon veya khthonik/kültsel özelliği bulunan hilani, tapınak ve hazine yapılarının girişlerinde yer almaktadırlar. MÖ 4. yüzyıl öncesine tarihlenen karyatidler, Suriye'de Tell Halaf (Guzana) şehrinde, MÖ 9. yüzyıla tarihlendirilen Arami kralı Kapara'nın mazolesi olduğu düşünülen hilani portikosunda, Meydancıkkale'de (Kirshu) MÖ 6. yüzyılın ilk yarısına tarihlenen ve Luvi kraliyet ailesi Prindunu'ların kralı Appuashu'ya ait heroonunun girişinde, Kıta Yunanistan'da Delphi'de, MÖ. 6.yy'da yapılmış olan Knidosluların ve Siphnosluların "hazine binaları" olarak adlandırılan in antis megaron planlı yapıların pronaoslarında, Atina'da MÖ 5. yüzyılda yapılmış olan Erekhtheion tapınağının "güney-portikosu" olarak isimlendirilen Kekrops heroonu köşkünde, Anadolu'da Limyra'da bulunan MÖ 4. yüzyıla tarihlenen Perikles heroonunun portikolarında ve Kıta Yunanistan'da MÖ 4. yüzyılın sonuna tarihlendirilen Amphipolis heroonunun (tümülüs) mezar odası girişinde bulunmaktadırlar. 'Karyatidler' öncülleri varsayılabilecek 'Hathorlu taşıyıcılarla' birlikte karşılaştırılarak incelendiğinde, ortak noktaları olan kadın figürlü başlıklarda, kadın başları üzerinde yer alan bitkisel formlu ve bezemeli taşıyıcı ögelerin benzer kültsel anlamlar taşıdıkları görülmektedir. Tanrıça Hathor başının üzerinde Eski Mısır'ın kutsal bitkisi papirüs umbelinden gelişmiş olan bir kalathos taç bulunmaktadır. Karyatid düzende ise Eski Mısır örneklerinde görüldüğü gibi kore başlarının üstünde stilize olmuş bitki formlarından gelişmiş kalathos (sepet/çanak) taçlar yer almaktadır. Eski Mısır'da, papirüs bitkisinin bir taç olarak tanrıça Hathor'un başında betimlenmesi, tanrıça Hathor'un papirüs bitkisiyle özdeşleştirildiğini ve papirüsün tanrıçanın kutsal bir simgesi olduğunu göstermektedir. Aynı geleneğin Kıbrıs'ta, adanın yerel tanrıçasıyla özdeşleştirilen tanrıça Hathor'la sürdürüldüğü, bulunan Hathorlu başlıklardan anlaşılmaktadır. Anadolu ve Kıta Yunanistan'da ortaya çıkan karyatidlerde ise bitki gövdesinin yerini kadın bedeninin aldığı görülmektedir. Bu tarih öncesinden itibaren çeşitli kültürlerin inançlarında yer alan "Hayat ağacı ve bereket tanrıçası" sembolizminin ilk defa Eski Mısır'da mimari bir dille anlatılmış olduğunu göstermektedir. Eski Mısır'da Hathorlu taşıyıcılarla başlayan bu mimari sembolizmin Suriye, Anadolu ve Kıta Yunanistan'da devam ettiği görülmektedir. Bununla birlikte Anadolu ve Kıta Yunanistan'da görülen karyatidlerin bulundukları yer ve yapıların kült mekanları oluşları, Eski Mısır ve Kıbrıs'ta yer alan Hathorlu taşıyıcıların bulundukları yerlerin özellikleriyle de benzerlik göstermektedir. Bu yapılar, ölümsüz tanrı ve tanrıçalara adanan yerler olabileceği gibi, ölmüş bir krala, kraliçeye, efsanevi veya yaşamış olan bir kahramana adanan mezar yapıları da olabilmektedir. Bunun yanısıra Hathorlu sütunların tapınak ve ölü kültü törenlerinde kullanılan müzik aletleri sistrumların biçiminde oluşları, karyatidlerin başlarının üzerinde yer alan kalathosların da sadece işlevsel olarak değil sembolik anlamlar içeren ritüel objeleri şeklinde yontulduklarına işaret etmektedir. Ayrıca, kalathos ve phialeler tanrıçaların en önemli atribülerindendir. Kült mekanlarından tespit edilmiş olan kalathoslar, tanrıçaların hem göksel hem de bereket ve doğurganlık vasıflarını içeren khthonik özelliklerini de nitelemektedirler. Kadın figürlü taşıyıcılar kraliyet ailelerini, efsanevi veya gerçek ata kültlerini, şehirlerin refahını ve düzenini koruyan, ölümsüzlüğün ve bereketin ilahi sembolleri olan tanrıçaların yeryüzündeki kadın görünümleridir. Bu açıklama, Vitruvius'un "utanç yüklerini taşıyan köle kadınlar" tanımına yeni bir bakış açısı getirmektedir. Anıtsal boyutta şekillendirilmiş, başlarının üzerinde süslü taçlar taşıyan bu güzel giyimli kadınların "ilahi koruyucular" oldukları söylenebilir. Ayrıca, Delphi'de, Knidosluların ve Siphnosluların "hazine binaları" olarak adlandırılan yapıların salt bir hazine deposu oluşlarının ötesinde çok fonksiyonlu yapılar olarak khthonik anlamları ve kültsel işlevlerinin de olabileceği öngörülebilinir. Sonuç olarak, kadın figürlü taşıyıcıların, ortak bir esin kaynağı fikrinden gelişerek Doğu'dan Batı'ya yapmış oldukları yolculukları sonucunda simgeledikleri anlamların değişmediği söylenebilir. Bununla birlikte, Vitruvius'un İon sütun biçimini kadın vücuduna benzetmesi ve Eski Çağ mimarlığında kadın figürlü taşıyıcıların diğer sütun düzenlerine kıyasla yok denecek kadar az sayıda kullanılmaları, sütun düzenlerinde tanrıça imgesinin yerine anikonik bir betimlemenin tercih edilmiş olabileceğini de gösterebilir.
Üçağızlı Mağarası (Hatay) kemik aletlerinin teknolojik ve tipolojik analizi
Üçağızlı Mağarası, Hatay ili, Samandağ ilçesi, Meydan köyü yakınlarında yer almaktadır. Üçağızlı Mağarası, kesintisiz olarak 12.000 yıl boyunca insanlar tarafından yerleşim görmüştür. Erken Üst Paleolitik Dönem yerleşimidir (Güleç, Baykara,2014;149). Mağarada, erken Üst Paleolitik Dönem'e tarihlendirilen iki kültür bir arada belirlenmiştir. B1-B3 ve C tabakaları Levant'ın Ahmarian olarak bilinen taş aletleri ile karakterizedir. F-I tabakaları ise Öncül Üst Paleolitik dönem taş aletler topluluğuna sahiptir (Baykara,2010;146). İnsanın evrimsel sürecinin bilinmesinde ve tanımlanmasında en önemli kaynaklar aletlerdir. İnsanın ihtiyaçları doğrultusunda, belirli bir hammadde kullanarak ürettiği aletler teknolojik ve tipolojik olarak incelendiğinde insanın düşünsel gelişmişliği ve teknolojik ilerleyişi hakkında bilgiler sunar. Paleolitik Dönem insan yaşamında taş ve kemik hammaddeleri işlenerek, biçimsel ve işlevsel olarak farklı alanlarda kullanılmıştır. Süslenme amaçlı objelerin insan yaşamında yer alması kültürel gelişmişliğin farklı bir göstergesidir. Zengin buluntularıyla Anadolu'da Paleolitik Dönemin önemli temsilcisi durumunda olan Üçağızlı Mağarasında ele geçen kemik aletlerin teknolojik ve tipolojik analizleri yapılarak, Anadolu'da yer alan diğer yerleşimlerde ortaya çıkarılan kemik aletlerin karşılaştırılmasıyla Paleolitik Dönem insanlarının yaşam biçimi, düşünce ve davranış biçimleri konusunda bilgiler sunulmuştur.
Van-Başkale kırsal konut mimarisinde plan ve cephetipolojisi
Kırsal konutlar, bulundukları doğal çevrenin birer parçası olup uzun süreli deneyimler sonucu son hallerini almaktadırlar. Herhangi bir estetik kaygı taşımadan inşa edilmelerinin yanı sıra kırsal yaşam koşullarının gerektirdiği şekilde bazı pratik işlevsel çözümleriyle dikkat çekmektedirler. Başkale Kırsal Konutları, doğa ile iç içe olan esnek yapısıyla ekolojik ve sürdürülebilir mimarinin kırsaldaki uygulamalarına önemli örnekler teşkil etmektedir. Başkale coğrafyasının dağlık ve zorlu niteliklerine göre şekillenmiş kırsal yerleşmeler olan köy ve mezralarda, kırsal yerel konutların büyük ölçüde yaşatıldığı görülmektedir. Yapım teknikleri ve malzemeleri bulunduğu yörenin fiziksel özelliklerine göre meydana gelmiştir. Bu bağlamda, kerpiç, taş ve ahşap kullanımı ile yöresel yapım teknikleri kullanılarak inşa edilmiş Başkale Kırsal Konutları'nın, maruz kaldıkları bölgesel koşulların etkisiyle yok olmadan önce açığa çıkarılmaları ve arşivlenmeleri önem arz etmektedir. Bu tez çalışmasının amacı, Başkale kırsal konut mimarisinin plan organizasyonu ve cephe düzenlerinin, örneklerle ortaya konularak tipolojik bir çalışma elde edilmesidir. Çalışma kapsamında, Başkale kırsalında toplam 7 adet köy ve mezrada yer alan 30 kırsal konutun rölöveleri alınmış olup yerleşim özellikleri, sokak-konut ilişkisi, plan tipleri, plan elemanları, yapı elemanları, malzeme ve teknik gibi veriler de detaylı bir şekilde ele alınmıştır. İlk araştırma niteliğinde olan bu çalışmanın, yapılacak yeni çalışmalar için başvurulacak bir kaynak olması ve bunu teşvik etmesi hedeflenmektedir. Böylece Başkale kırsal konutlarının, kırsal mimari belleği içerisinde yerini alması mümkün olabilecektir.
Kazak destanlarında kadın tipolojisi
"Kazak Destanlarında Kadın Tipolojisi" başlıklı tezimizde Kazak destanları içerisinde yer alan kadınların toplumdaki rolleri, konumları ve hayatın akışı içerisindeki işlevleri destanın yazıldığı dönem ve destan anlatıcısının aktarışı açısından tespit edilmeye çalışılmıştır. Çalışmamız, giriş bölümüyle birlikte toplam dokuz bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde antropolojik (işlevsel) yöntem temel alınarak Kazak destanlarında yer alan kadınlar hakkında genel bir bilgi verilmiştir. Birinci bölümde, anne olarak kadın tipi ele alınmış, annenin toplumla özellikle eşi ve evlatlarıyla olan ilişkilerinden bahsedilerek destanların ele alındığı dönemde anneye duyulan saygı ve sevgi, annenin çocuğu üzerindeki hakkı ve evlatlarına karşı duyduğu şefkat ve onlar için gözyaşı dökmesi konularına değinilmiştir. Bu konulara ek olarak hemen hemen her destanda karşımıza çıkan üvey annenin eşi ve evlatları özellikle de kahraman ile ilişkisinden bahsedilmiştir. İkinci bölümde kadının eş olarak üstlendiği rolü, eşlerin birbirlerine karşı sergilemiş oldukları sevgi, eşini kötülüklerden korumak isteyen uyarıcı, yol gösterici kadın, kadının kahramanlığı, kadına atılan iftira ve yas tutma görevinin yüklendiği kadın tipi incelenmiştir. Üçüncü bölümde, erkek ve kadın farketmeksizin evlenilecek kişide aranan özellikler, aşk, aşk uğruna yapılan savaş ve evlenme şekillerinde kadının hangi konumda olduğu ne kadar söz hakkı olduğu, çok eşlilik ve kuma konusunda ise toplumun ve kadınların bu duruma bakış açıları ele alınmıştır. Dördüncü bölümde, destanlarda yer alan kadınların kız evlat ve kız kardeş tipleri ele alınarak kız çocuğuna ve kız kardeşe davranış şekilleri belirlenmiştir. Beşinci bölümde, Kazak destanları içerisinde yer alan kadınlar bir nev'i erkeklerle kıyaslanmış, kadına yüklenen dedikodu ve kıskançlık gibi huyların kadınların üzerinden yansıması, kadının erkek karşısında hangi noktada yer aldığı, tehdit, küfür ve şiddetin kadın üzerindeki etkisi incelenmiştir. Bunun ardından kısır, dul, hafifmeşrep ve düşman kadınlarından bahsedilmiştir. Altıncı bölümde, ihtiyar kadınlar ve cadılardan ve bu kadınların destanın akışını etkilemesindeki rolleri tespit edilmeye çalışılmıştır. Yedinci bölümde, yardımcı kadın tipleri olan hizmetçiler, cariyeler ve kırk kız konuları ele alınmıştır. Sekizinci bölümde, Kazak destanları içerisinde çokça rastlamamızdan dolayı kadına yapılan benzetme ve tasvirler incelenmiştir. Sonuç bölümünde ise yapılan çalışmalara yönelik bir değerlendirme söz konusudur. Çalışmada yararlanılan kaynaklar kaynakça bölümünde belirtilmiş, modern dipnot kullanılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kadın, Destan, Kazak, Tipoloji
Uygur halk destanlarının tipolojisi
Uygur halk edebiyatında önemli bir yer tutan ve onların milli hafızalarını oluşturan destanlar, Uygur Türklerinin son birkaç yüz yıllık siyasal ve toplumsal tarihine tutulmuş bir ayna gibidir. Destanlar, ait oldukları toplumun sosyal, kültürel, dini ve siyasi unsurlarını barındırmaları bakımından da ayrıca değer taşır. Destanda yer alan tipler de bu unsurları yansıtması bakımından önemlidir. Çünkü tipler toplumdan bağımsız olarak düşünülemez. Tespit edilen tiplerde Uygurların tiplere nasıl bir anlam yüklediklerini, hangi konuma yerleştirdiklerini anlamamıza yardımcı olacaktır. Bu amaçla destanlardaki tipleri belirlemek için de tipoloji yöntemi uygulanmıştır. Bu çalışma, giriş dâhil dört bölümden ve sonuçtan oluşmaktadır. Giriş bölümünde, Uygurların destancılık geleneği, tip ve tipoloji kavramları, epizot şemaları hakkında bilgi verilip çalışmamızın epizot şeması gösterilmiştir. Tezin amacı, kapsamı ve yöntemi de bu bölümde yer almıştır. Birinci bölümde, Uygur halk destanlarının epizotlarına göre özetlerine yer verilmiştir. İkinci bölümde, Uygur halk destanlarında tespit edilen tipler on iki başlık altında incelenmiştir. Üçüncü bölümde, Uygur halk destanlarının epizot ve motif yapısı oluşturulup tespit edilen tiplerin özellikleri verilmiştir. Sonuç bölümünde, çalışmamızın genel bir değerlendirilmesi verilmiştir. Bu değerlendirme sonucunda tipler, eski Türk kültürü özelliklerini yansıtmakla beraber İslamiyet'in etkisi altında yeni özellikler de kazanmıştır. Bu tipler daha realistik özellikler göstermektedirler. Bu tez çalışması kaynakça ile sona ermektedir.
Aslan protomlu bilezikler
MÖ 14. yüzyıl ile MÖ 6. yüzyıl arasına denk gelen süreçte aslan protomlu bileziklerin Eski Yakındoğu'da nasıl bir gelişim gösterdiği incelenmektedir. Bu doğrultuda Marlık Mezar 36'dan aslan protomlu bilezik, Nimrud Mezar II ve Mezar III Tabut I'den aslan protomlu bilezik çifti, Van Müzesi'nden aslan protomlu tunç-altın bilezik, Ziwiye'den aslan motifli ve aslan protomlu bilezik, Gordion A Tümülüsü'nden aslan protomlu bilezik ile Toptepe Tümülüsü'nden aslan protomlu cam-altın bilezik çifti tespit edilmiştir. Birbirinden farklı olan bu yedi bileziğin hangi döneme tarihlendiği, kime ait oldukları, buluntu yerleri, yapım teknikleri ve aslan protomlarının stil özellikleri gibi konular karşımıza çıkmaktadır. Çalışma da özellikle stil özellikleriyle birlikte aralarındaki etkileşime bakılarak bir sonuca gidilmektedir. Tüm bunlar göz önüne alınarak yapılan bu çalışmada, Marlık, Mezar II, Mezar III Tabut I, Van Müzesi, Ziwiye, Gordion A Tümülüsü ve Toptepe Tümülüsü aslan protomlu bilezikleri incelenerek Eski Yakındoğu'da aslan protomlu bileziklerin tipolojisi ortaya konulmaya çalışılacaktır. Anahtar Kelimeler: Aslan, Stil, Bilezik
Yerel yönetim reformu sonrasında Türk yerel yönetimleri için bir tipoloji belirleme çalışması
Yerel yönetimler tarihsel süreçte önemleri her geçen gün artan yönetimler haline gelmişlerdir. Bu durum yerel yönetimlerin daha derinlemesine incelenmesini gerekli hale getirmiştir. Yerel yönetimlere yönelik olarak yapılan tipoloji çalışmaları ile ülkelerin yerel yönetimlerinin kıyaslanması, benzerlik ve farklılıklarının ortaya konulması üzerine odaklanılmıştır. Bu tez kapsamında Avrupa Birliği üyesi ülkelerin yerel yönetim sistemleri, Avrupa'da yapılan tipoloji çalışmaları ve Türkiye yerel yönetimlerinin gelişimi, reform süreci ve Türkiye yerel yönetimlerinin de bir tipoloji kapsamına alınıp alınamayacağı analizi yapılmıştır. Bu kapsamda üniversitelerin öğretim üyeleri ve yerel yönetimler alanında uzman kişilerle görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Bu görüşmeler sonucunda Türkiye yerel yönetimlerinin sorun alanları, reform sonrası görüntüsü ve tipolojiler ile bağlantısına yönelik bulgular edinilmiştir. Bu bulgular aracılığıyla Türkiye yerel yönetimlerinin reform sonrasında yerel yönetim tipoloji çalışmaları içinde yer alıp almayacağına yönelik tartışma yürütülmüştür. Sonuç olarak Türkiye'de yerel yönetimler Avrupa yerel yönetim tipolojileri içerisinde en çok Fransız Napolyonik Modele benzemekle birlikte kendine has bir yerel yönetim modeli oluşturmuştur.
Arnavutça ve Türkçe arasındaki tipolojik farklılıkların yabancı dil olarak Türkçe öğretimine etkisi
Bu çalışmada Arnavutça ve Türkçenin tipolojik farklılıkların, Arnavut öğrencilerin yabancı dil olarak Türkçe öğrenme süreçlerini nasıl etkilendiği gösterilmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda öncelikle, hem Arnavutçanın hem de Türkçenin temel tipolojik özellikleri karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Türkçe öğrenen Arnavut öğrencilerin, öğrenim sürecinde karşılaştıkları güçlükler öğrencilerin yazılı metinleri üzerinden incelenmiştir. Anadili ve hedef dil arasında cümle ve öbek dizilişi noktasında büyük tipolojik farklılıklar vardır ve bu nedenle öğretim- öğrenim sürecinde söz dizimi konusunda zorlanılmaktadır. Bu çalışmada anadili Türkçe olmayan Arnavut öğrenciler hedef alınmıştır. Arnavutluk'ta Tiran'daki Yunus Emre Enstitüsü'nde B1 düzeyinde Türkçe öğrenen Arnavut öğrencilerden, herhangi bir kritere tabi tutulmadan rastgele seçilen 15 öğrencinin yaşmış olduğu Türkçe metinler, çalışmanın verisini oluşturmaktadır. Bu çalışmada yöntem olarak nitel araştırma yöntemlerinden doküman analizi yöntemi kullanılmış ve öğrencilerin yazma metinleri üzerinden hata çözümlemesi yapılmıştır. Bu hataların dil tipolojisi ile ve Arnavutça ve Türkçe arasındaki tipolojik farklılıklarla ne ölçüde ilgili olduğu tespit edilmiş ve verilerin analizi sonuncunda çözüm ve öneriler üretilmeye çalışılmıştır.
Antik dönemde iskandiller
Bu tez kapsamında antik iskandiller üzerine daha önceden yapılmış olan az sayıdaki çalışmalar sonucu netleşmiş verileri toparlayıp, üzerine eklemelerde ve önerilerde bulunulmuştur. Günümüzde iskandil; kullanımı, kullanım sırasındaki hataları, kullanım alanları ve antik iskandil tasvirleri araştırılıp teorik veriler elde edilerek, antik metinler ile değerlendirilmiştir. Antik iskandil buluntuları, J. P. Oleson'un ve E. Galili, B. Rosen, D. Zviely'nin oluşturmuş oldukları tipolojiler üzerinden anlatılmıştır.
Türkiye konut üretiminde bir rol model olarak Türkiye Emlak (kredi) Bankası, toplu konut mimarisi ve tipolojisi, 1926 – 2001
Türkiye konut üretiminde TOKİ ve sermaye grupları egemen olmadan önce, bu alandaki ilk aktör olarak kurulan ve yaklaşık 70 sene bu alanda rol model olarak yer alan Emlak Bankası bu çalışmanın araştırma nesnesi olarak seçilmiştir. Emlak Bankası'nın 1926'dan 2001'e kadar tüm sürecindeki konut projeleri incelendiğinde, ülkenin yaşadığı her eşik noktasında Banka'nın konut projelerinde yeni bir deneysel konut tipi ortaya koyduğu ve projeleri aracılığıyla konut mimarisi, planlama ilkeleri ve kentsel yerleşim alanlarının geliştirilmesinde diğer üreticiler için örnek ve yol gösterici olmayı hedeflediği görülmüştür. Bu bakış açısıyla öncelikle ülkenin ekonomik, politik, toplumsal ve mimari gelişiminin dönemlerine koşut olarak bir tarihsel dönemlendirme yapılarak çalışma geliştirilmiştir. Banka'nın konut politikaları ile ilişkisi ele alınmış, amaçlarına ve amaçlarının değişimine bakılmıştır. Böylece, mimari projelerinin bağlamını anlamak için politik bir altlık sağlanmıştır. Ardından, Banka'nın konut üretimi bu tarihsel eşik noktalarındaki deneysel üretimlerine göre gruplanarak gerek yer seçimi gerek konut tipolojileri gerek mimari dilleri ve elbette mülk edinme koşullarının analizleri yapılmıştır. Bu bütüncül karşılaştırma sonucunda, Banka'nın tüm süreçte devletin egemen ideolojilerinden etkilenerek çalışmalarını sürdürdüğü ve yazılı amaçları dışında nesnesi konut olan bir araştırma geliştirme merkezi gibi rol oynadığı ve üretimini yaptığı konut projeleri aracılığıyla çağdaş konut mimarisini ülke geneline yaygınlaştırmaya ve öğretmeye çalışan bir rol model kurum olarak görev yaptığı ortaya çıkmıştır. Sonuç olarak, devlet aktörü olarak Emlak Bankası'nın konut üretimi ve konut mimarisindeki rol ve etkisini araştıran bu tez çalışması kapsamında Emlak Bankası'nın bir devlet aktörü olarak konut sorununu tümden çözücü bir araç olarak değil, bu alanda, bireysel girişimler olan özel sektöre ve ilerleyen yıllarda büyüyerek holdingleşen yatırımcı özel sektöre, konut örgütlerine ve diğer kamu kurumlarına, bir deney ve örnek oluşturacak çeşitli konut tiplerinin gerek üretim gerekse finansman modellerini geliştirmek ve test etmek aracıyla kurulduğu ve görevlendirildiği tezi ortaya konmuştur.
Tarihsel süreçte anıtsal yapı ve çevrelerinin değişim ve dönüşümü: Gaziantep camileri
Gaziantep tarihi kent merkezi, Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin güneyinde, tarih boyunca sınır kenti olması ve ticari güzergâhlar üzerinde bulunması sebebiyle birçok sosyo-kültürel değerlere sahip, kent tarihinde mimari gelişimin nedenlerinin araştırılabilmesine imkân veren, önemli bir merkezdir. Gaziantep kenti özelinde camilerin kent dokusuyla ve mekânsal oluşumlarla karşılıklı etkileşimleri ve bu yapıların çevresiyle birlikte günümüze kadar geçirdiği değişimler, onarım ve restorasyon uygulamaları incelenmiştir. Dini yapıların kentsel mekân olgusunun gelişimine etkisi ya da kentsel mekânsal oluşumların dini yapıların mimari oluşumlarına katkısı göz önünde bulundurularak, bu yapıların tarihi kent merkezlerinde bugünkü kullanımlarıyla korunabilmeleri önemlidir. Çalışmada Gaziantep'te yer alan 12. yüzyıl ile 19. yüzyıl arasında inşa edilmiş camilerin kent içindeki konumları, yapım teknikleri, malzemeleri, günümüze kadar gelen süreçte geçirdiği onarımlar, değişimler ve çevreleriyle birlikte korunma sorunları ile ilgili verileri saptanarak yapım tipolojisini ortaya koyan bir araştırma sistematiği geliştirilmiştir. Bu bağlamda 11 adet cami ayrıntılı olarak incelenmiştir. Osmanlı arşivlerinde bulunan yazılı ve görsel kaynaklar araştırılmış, dönemlere ilişkin haritalar, 19. yüzyıldan itibaren farklı tarihlerde çekilmiş fotoğraf ve hava fotoğrafları gibi belgelerle tek yapı ölçeğinde camiler ve yakın çevrelerinin değişmişlikleri analiz edilmiştir. Komşu kentlerdeki camilerin, Gaziantep camileri ile olan mimari benzerliklerinin çözümlenmesi amacıyla, konum, plan ve mimari detaylar bağlamında tipolojik araştırması yapılmıştır. Anahtar Sözcükler: Gaziantep, Cami, Tipoloji, Kentsel Koruma
Nesneler üzerinde betimlenen fibulalar: Tipoloji, kronoloji, yayılım ve amaç
İÖ 2. binyılın ortalarında ortaya çıktığı düşünülen fibulalar İÖ 9-8. yüzyıllarla birlikte çeşitli arkeolojik nesneler üzerinde betimlenmeye başlamıştır. Tez çalışması kapsamında üzerinde fibula tasviri bulunan 131 adet taşınır-taşınmaz arkeolojik kültür varlığı incelenmiştir. Bu anlamda çalışmanın konusunu oluşturan fibula tasvirli nesneler steller, kabartmalar, figürinler, heykeller, amuletler, dokuma tezgah ağırlıkları, seramikler, sikkeler, mozaik ve freskolar ile bu gruplardan bağımsız örneklerin üzerinde kıyafetlerle ya da yalın olarak betimlenen eserlerden oluşmaktadır. Çalışma kapsamında fibula tasvirli nesneler işlevsel özelliklerine göre coğrafi ve kronolojik olarak sınıflandırılmışlardır. Literatürde fibulalar üzerine yürütülen çalışmaların ağırlıklı olarak nesnelerin tipoloji ve kronolojisi üzerine sürdürüldüğü görülmektedir. Çalışmada nesneler üzerinde tasvir edilen fibulalar ikonografik bir yaklaşımla değerlendirilerek, bu nesnelerin bir süs ya da kıyafet aparatı özelliklerinin çok ötesinde sembolik değerler barındırdığı tespit edilmiştir. Bu nedenle çalışma, anılan nesnelerin sembolik niteliklerini literatüre kazandırmayı amaçlamıştır. Nitekim bu yaklaşımla fibulaların değerlendirildiği çalışmalar literatürde oldukça sınırlıdır. Oysaki söz konusu nesneler morfolojik olarak farklılık gösterse de dünyanın birçok bölgesinde hemen hemen aynı amaçlar doğrultusunda günümüze değin ulaşan işlevsel ve dini uygulamaların sembolik yansımalarıdır. Bu nedenle kronolojik olarak sembolik anlamların takip edilebilmesi adına çalışmaya herhangi bir coğrafi ve zaman sınırlaması getirilmemiştir. Çalışmanın ana konusunu oluşturmamasına karşın ikonografik bağlamın gerektirdiği ölçüde tasvirlerde fibulalarla ilintili nesnelerin sembolik değerleri de tartışılmıştır. Materyal olarak fibulaların en yoğun kullanım süreciyle paralel olarak İÖ 8-5. yüzyıllar ile İS 3-6. yüzyıllar tasvir sanatında da fibulaların en fazla betimlendiği dönem aralığıdır. Coğrafi olarak Anadolu başta olmak üzere, Kıta Yunanistan, Ege Adaları, Kıbrıs, Yakındoğu, Balkanlar, Avrupa, İtaya, Sicilya, İspanya ve Portekiz çeşitli arkeolojik eserler üzerinde fibulaların tasvir edildiği bölgelerdir. Çalışma sonucunda fibulaların ait oldukları dönem ve coğrafyaya göre farklı amaçlar ile betimlendikleri anlaşılmıştır. Bunlar bazen sadece kıyafetin bir parçası olarak görünür. Bazı durumlarda ise inançla ilgilidir. Anikonik yansımalar, ölü armağanları, apotropaik amaçlı olanlar dinle ilgililerdir. Bunların dışında statü, meslek, kimlik, ulus ve cinsiyet belirteci olarak da tasvir edildikleri anlaşılmıştır. Nesneler üzerinde betimlenen fibulalar çoğunlukla gerçek örneklerin tipolojileri ile paralellik göstermesine karşın imgesel örnekler de görülmektedir.
Frig tipi fibulalar: Tanım, tipoloji, kronoloji
Günümüz çengelli iğneleri ile benzer işlevlerde kullanıma yönelik olarak üretilen ve İÖ 2. binyılın son çeyreği itibariyle ortaya çıktığı düşünülen fibulalar, birçok toplum tarafından üretilmiş ve kullanılmıştır. Kullanım alanının daha çok giysilerle bağlantılı olduğu düşünülse de fibulalara salt materyal olarak değil aynı zamanda dinsel amaçlar ve soyut anlamlar barındıran bir nesne olarak da rastlanmaktadır. Bu bağlamda Yakındoğu ya da Balkanlar orijinli olduğu düşünülen fibulalar, Anadolu'da ilk olarak Frigler tarafından üretilmiştir. Blinkenberg'in Küçük Asya tipi olarak tanımladığı ve Grup XII başlığı altında değerlendirdiği fibulalar sonraki kapsamlı tipolojik değerlendirmeler sonucunda doğrudan Frig tipi fibulalar olarak anılmaya başlanmıştır. Frig tipi fibulalar yapılan son tipolojik sınıflandırmalar ile güncel çalışmalar çalışma kapsamında bir arada değerlendirilmiştir. Bilinen son ve en kapsamlı çalışma E. Caner tarafından oluşturulmuş ve fibulaların yerleştirildiği sınıflandırmada benzer tiplerin birbirinden ayrı bir şekilde değerlendirilmesi sonucunda birbiriyle ilişkili bazı tipler arasında kronolojik bir sorun ortaya çıkmıştır. Bu sebeple ele alınan son tipolojik değerlendirmenin günümüzden oldukça eskide kalmasının yanı sıra kronolojik verilerde ortaya çıkan sorunlar göz önünde bulundurularak, halihazırda bilinen fibulalar ile yakın zamana değin ele geçen diğer örnekler ve sürdürülen kazı çalışmalarıyla birlikte bulunabileceği düşünülen yeni örneklerin değerlendirilebilmesi amacıyla çalışma kapsamında günümüze uygun bir sınıflandırma önerisi getirilmiştir. Frig tipi fibulaların, çalışmalarda genellikle tipolojik ve kronolojik olarak değerlendirilmiş olması sebebiyle fibulalar üzerinde görülen süsleme unsurlarının tanımlandığı bazı kavramlar gözden geçirilmiştir. Yapılan incelemeler sonucunda Frig tipi fibulalar ve süsleme geleneğinin basit kavramlar ile tanımlanarak sınırlandırılamayacağı, karakteristik özellik olarak bilinen iğne tutamak plakaları ile süsleme unsurları arasındaki kombinasyonunun oluşturduğu sembolik ve anikonik yansımalar tespit edilerek Frig tip fibulaların tanımlanması adına bazı yeni yaklaşımlar üzerine değerlendirmeler yapılmıştır. Belirli bölümleriyle Matar-Kybele ikonografisi taşıdığı düşünülen Frig tipi fibulaların, söz konusu düşüncelere bağlı olarak yapılan yeni değerlendirmeler sonucunda yalnızca belirli bölümleriyle değil fibulanın bütünüyle ana tanrıça inancının sembolizmini yansıtır nitelikte bir nesne olduğu sonucuna varılmıştır. Bilinen tüm fibula tipleri içerisinde en yaygın kullanılan örneklerin Frig tipi fibulalara ait olduğu ve oldukça geniş bir yayılım alanı içerisinde tespit edildiği bilinmektedir. Bu bağlamda İÖ 8. yüzyıl sonlarında Batı Anadolu'ya, İÖ 7. yüzyıl ve sonrasında Ege Adaları ile Yunanistan'a değin ulaştığı görülen Frig tipi fibulaların ele geçen örnekleri, bulunduğu merkezlere ve buluntu noktalarına bağlı olarak incelenmiştir. İncelemenin sonuçları kapsamında Friglerin batı dünyası ile olan ilişkisinin hangi koşullara bağlı olarak geliştiği ve ne tür bir etkileşimin sağlandığı fibulalar ekseninde değerlendirilmiştir. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Frig, Fibula, Tipoloji, Terminoloji, Tipoloji.
Myken Tholos mezar anıtları tipolojisi ve mimari gelişimi
Bu tez çalışmasında Myken Tholos Mezar anıtı kavramının tam olarak hangi mimari forma karşılık geldiği araştırılmış ve bu kavramın karşılığı olan Myken Tholos Mezarların analizleri ve tipolojik bir değerlendirilmesi gerçekleştirilmiştir. Şimdiye kadar yapılan çalışmalarda Yunanistan Anakarasında tanımlanabilir durumda yalnızca 115 olarak tespit edilen bu mezarlar son çalışmalarla birlikte 139'a yükselmiştir. Merkezi Kıta Yunanistan olan Tholos Mezarların en yoğun tespit edildiği ikinci bölge Girit Adasıdır. Ayrıca Kiklad Adaları'nda, İonia Adaları'nda ve Anadolu'da da Myken Tholos Mezar anıtları tespit edilmiştir. II ana bölümden oluşan tez çalışmasının I. bölümünde mezarların bölümleri, karakteristik özellikleri, yapım teknikleri ve mezarların inşasında kullanılan materyaller ele alınmıştır. II. bölümde ise Tholos mezarların kökeni ve gelişimi hakkında ortaya konulmuş olan farklı görüşler bölgesel olarak mezarların dağılımı ile ilgili Messenia Bölgesi ve Girit Adası'ndaki mezar dağılımlarının detaylı olarak sorgulanması, mezarların kime ya da kimlere ait olduğu, mezarların ikincil kullanımları ve bu mezarlardaki ölü kültü uygulamaları sorgulanmış ve son olarak Myken Tholos mezarların kendinden sonraki dönemlere olan etkileri tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Tholos, Myken Mezar, Tholos Mezar Mimarisi, Dromos, Stomion, Bindirme Kubbe.
Airbnb tüketici deneyimlerinin kültür ve turist tipolojileri açısından değerlendirilmesi
Airbnb 2008 yılında yeni bir fikirle ortaya çıkmış ve destinasyondaki yerel halkın kullanmadıkları atıl durumdaki oda ve evleri turistlere kiralamalarına internet tabanlı olarak aracılık etmeye başlamıştır. Airbnb'nin getirdiği yenilikçi fikir ve aracılık ettiği hizmet tarzı paylaşım ekonomisi olarak adlandırılmaktadır. Paylaşım ekonomisi, kişiler arası karşılıklı fayda sağlanması anlayışını ifade etmektedir. Airbnb, kullanıcılarına yerel ev sahibiyle aynı çatı altında konaklayarak, aynı sofrayı ve yaşam tarzını paylaşarak otantik deneyimler yaşamayı teklif etmektedir. Airbnb'nin sunmuş olduğu otantik deneyimler yaşama teklifi; meta, ürün ve hizmetlerin farklılaştırılarak deneyimler eşliğinde tüketiciye sunulduğu, hizmet ekonomisinden sonra dördüncü ekonomik boyut olan deneyim ekonomisini ifade etmektedir. Turistlerin seyahat tercihleri farklılık göstermektedir. Bu farklılıkların ardında yatan motivasyonlar; milliyetlerin kültürel farklılıkları olacağı gibi, turistlerin bireysel olarak yenilik ya da aşinalık arayışları da olabilmektedir. Çünkü kültür, genelden özele, bir ulusun kaderini etkilediği gibi; bireysel olarak davranışlar üzerinde de etkili olmaktadır. Turistlerin yenilik ya da aşinalık arayışı ise; seyahat ve tatil tercihlerinde farklılıklara yol açmakta ve bu eksende; yerel halkın yaşayışını ve kültürlerini deneyimlemeyi isteyenler ile tatillerinde geleneksel seyahat ve konaklama hizmetlerini tercih edenler olmak üzere turistler açısından farklılıklar ortaya çıkmaktadır. Bu farklılıklardan yola çıkarak, çalışmanın amacını; turistlerin Airbnb deneyimlerine ilişkin farklılıkların kültürler ve turist tipolojileri açısından incelenmesi ve gruplar arasında fark olup olmadığının tespit edilmesi, turist tipolojilerinin kültüre göre farklılık gösterip göstermediğinin anlaşılması oluşturmaktadır. Çalışma verilerinin bir kısmı çevrimiçi ve bir kısmı yüz yüze olmak üzere 43 farklı milliyetten 485 anket formu ile elde edilmiştir. Araştırmanın hipotezlerinin sınanması amacıyla çoklu doğrusal regresyon analizleri ile kukla değişkenli regresyon analizleri uygulanmıştır. Analizler sonucunda, hipotezlerden ikisi desteklenmiş, bir hipotez de kısmen desteklenmiştir. Turistlerin Airbnb deneyimlerinin turist tipolojilerine ve kültürlere göre farklılık gösterdiği anlaşılırken; turist tipolojilerinin de kültürlere göre kısmen farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Deneyim, Turist Tipolojisi, Kültür, Airbnb, Aribnb Deneyimleri
Turizm türü tercihi, turist tipolojisi ve kuşak ilişkisi: Bodrum'da bir araştırma
Küreselleşen dünyada devinim çok hızlı ve süreklilik arz etmektedir. Turizm sektörünün de diğer pazarlara göre daha dinamik olması turizm pazarının bölümlendirilmesi ve geleceğin koşullarına çok hızlı uyum sağlaması gereken uzun dönemli strateji geliştirilmesiyle mümkündür. Turizm pazarının bölümledirilmesi ve stratejilerin oluşturulmasında literatürde önceden beri turist tipolojilerinin ve turizm türlerinin incelendiği aşikârdır. Bu çalışmada Westvlaams Ekonomisch Studiebureau tarafından tanımlanan turist tipolojilerinin, turizm türleri ve nispeten daha yakın zamanda araştırılmaya başlanan kuşaklarla ilişkilendirilmesi amaçlanmaktadır. Araştırma verileri Muğla ili Bodrum ilçesini 2018 yılında ziyaret eden yerli ve yabancı toplam 671 katılımcıdan yüz yüze elde edilmiştir. Westvlaams Ekonomisch Studiebureau çalışmasının bulgularına göre aktif deniz aşığı, iletişim meraklısı tatilci, doğa izleyicisi, dinlenme arayan, keşfedici, aile odaklı güneş ve deniz aşığı, gelenekselci şeklinde sınıflandırılan turist tipolojileri ile Bebek Patlaması Kuşağı, X Kuşağı, Y Kuşağı, Z Kuşağı ve turizm türleri arasında anlamlı bir ilişki vardır. Birçok tipoloji arasından Westvlaams Ekonomish Studiebureau'nun seçilmesi ve turizm türleri içinde tarihi ve kültürel turizm, deniz turizmi, kongre turizmi, sağlık turizmi, yat turizmi, mağara turizmi, kayak turizmi, av turizmi, golf turizmi, inanç turizmi, SPA turizmi ve kruvaziyer turizm üzerinde durulması Bodrum'a gelen yerli ve yabancı turist profiline en uygun olması nedeniyledir. Bu bulguların sonucunda turizm pazar dinamiklerine göre daha hızlı ve etkili karar almayı sağlayan ipuçları sunulmaktadır.
Öğretmenlerin mesleki kimlik algılarının ve mesleki kimlik tipolojilerinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, öğretmenlerin mesleki kimlik algılarının ve mesleki kimlik tipolojilerinin belirlenmesidir. Bu çerçevede, öğretmenlerin mesleki kimlik algılarını oluşturan bileşenler ve bu bileşenlere ilişkin öğretmen algıları, öğretmenlerin sahip olduğu kimlik tipolojileri, demografik değişkenler açısından öğretmenlerin mesleki kimlik tipolojilerinin farklılaşma durumu ile öğretmenlerin mesleki kimlik algılarını etkileyen etmenlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada, karma yöntem desenlerinden keşfedici sıralı desen kullanılmıştır. Araştırmanın ilk aşamasında, öğretmenlerin mesleki kimlik algısını oluşturan bileşenleri ve mesleki kimlik tipolojilerini belirlemek, mesleki kimlik algılarını etkileyen etmenlere ilişkin görüşlerini almak amacıyla görüşmeler yapılmıştır. Bu aşamada, ölçüt örnekleme ile belirlenen, okul öncesi, ilkokul, ortaokul ve liselerde görev yapan, gönüllü 20 öğretmenden oluşan çalışma grubundan veriler toplanmıştır. Görüşmelerden elde edilen veriler, tümevarımsal içerik analizi ile çözümlenmiştir. Araştırmanın ikinci aşamasında, öğretmenlerin mesleki kimlik algılarını belirlemek amacıyla Öğretmenlerin Mesleki Kimlik Algısı Ölçeği (ÖMKAÖ), kimlik tipolojilerini belirlemek amacıyla Öğretmenlerin Mesleki Kimlik Tipolojileri Ölçeği (ÖMKTÖ) geliştirilmiştir. Geliştirilen ölçekler, Covid-19 salgını nedeniyle çevrimiçi ortamda öğretmenlere uygulanmıştır. Bu aşamanın örneklemini, uygun örnekleme ile belirlenen, devlet okulları ve özel okullarda görev yapan 1167 okul öncesi, ilkokul, ortaokul ve lise öğretmenleri oluşturmuştur. ÖMKAÖ ve ÖMKTÖ ile elde edilen verilerin analizinde, betimsel istatistikler, kümeleme analizi, ki-kare testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve Sidak testi kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, öğretmenlerin mesleki kimlik algılarını etkileyen etmenler, hizmet öncesi deneyimler, hizmet içi deneyimler, mesleğe bağlı etkiler, toplumsal etki, medya etkisi, eğitim politikaları ve geleceğe ilişkin düşünceler olarak 7 tema altında sınıflandırılmıştır. Öğretmenlerin mesleki kimlik algılarını oluşturan bileşenler bireysel ve mesleki özellikler olarak 2 tema altında incelenmiştir. Öğretmenlerin mesleki kimlik algılarını oluşturan bileşenlerden mesleki motivasyonlarının çok yüksek düzeyde, mesleki bağlılıklarının ve mesleki benlik algılarının yüksek düzeyde, iş doyumlarının orta düzeyde olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Öğretmenlerin mesleki kimlik tipolojileri olarak, teknisyen, sosyal, entelektüel ve eleştirel öğretmen kimliği olmak üzere 4 başat kimlik özelliği taşıdıkları belirlenmiştir. Araştırmada, demografik değişkenlere göre öğretmenlerin mesleki kimlik tipolojileri karşılaştırıldığında, tüm değişkenlerde entelektüel kimliğe sahip öğretmenlerin sayıca en fazla, teknisyen kimliğe sahip öğretmenlerin ise sayıca en az olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Öğretmenlerin mesleki kimlik algılarını oluşturan bileşenlere ilişkin görüşleri, öğretmen kimliği tipolojilerine göre karşılaştırıldığında, sosyal öğretmenlerin mesleki bağlılık, mesleki motivasyon, iş doyumu ve mesleki benlik algılarının diğer öğretmenlere göre daha yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Anadolu tümülüslerinin tipolojik açıdan incelenmesi
Nitelikleri tartışmalı bazı buluntular dışında, Anadolu'da tümülüslerin ilk örnekleri Doğu Trakya'da karşımıza çıkmaktadır. Bölge tümülüslerinin en erken örnekleri Erken Frig dönemine tarihlenir. Ancak en ihtişamlı Frig Tümülüsleri, Frigya Bölgesinde yapılmıştır. Daha sonra Frigleri, Lydia, Greko-Pers, Hellenistik Dönem takip eder. Anadolu'da yedi bölgeye de yayılmış olan tümülüslerin tanınmış örneklerine Ege Bölgesi ve Akdeniz Bölgesinde rastlamış olmamıza rağmen Orta Anadolu başta olmak üzere diğer bölgelerimizde yüzlerce tümülüs henüz resmi kayıt altına dahi alınmamıştır. Tümülüsler aynı zamanda en az özen gösterilerek araştırılan ve en çok tahrip edilen buluntular arasındadır ve dolayısıyla Anadolu arkeolojisinin üvey evladı gibidir. Anadolu Tümülüsleri'nin karakteristik özelliklerini ana toprağa açılan çukurun mezar odasına çevrilmesiyle yapılan Frig Tümülüsleri oluşturur. Frig Tümülüsleri'ni kronolojik olarak Lydia Tümülüsleri takip eder. Lydia Tümülüsleri taştan yapılmış mezar odalarına sahiptir. Daha sonraki süreçte bu kültür sırasını; Greko-Pers ve Hellenistik Dönem Tümülüsleri takip eder. Greko-Pers ve Hellenistik Dönem Tümülüsleri de kısmen Lydia Tümülüslerine benzemekle birlikte kültürel farklılıkları da kendi içlerinde barındırırlar. Bu çalışmada amacımız; Orta Anadolu'da uzun yıllar boyu ihmal edilmiş ve çoğu da kaçak kazılar sonucunda defineciler tarafından yağmalanmış ya da müzelerin üstünkörü çalışmış olduğu bu tümülüslere dikkat çekmektir. Bu tümülüslerin çoğunun tipolojileri, buluntuları, mezar tipleri ve tarihlendirilmeleri ise meçhuldür. Amacımız arkeoloji dünyasındaki bilindik tümülüslerin içerisinde bu tümülüsler nerededir? Sorusuna cevap bulmak ve Anadolu'da tümülüslerin başlangıcı ve bu gelenekle birlikte kültürlerin birbirleri ile etkileşimini anlamaya çalışmaktır. Anahtar Kelimeler: Tümülüs, Frig, Lydia, Greko-Pers, Hellenistik Dönem.
Türk dünyası masallarında olumsuz tipler
Sözlü kültür türleri toplumların yaşayışları ve kültürel kodlarının göstergesidir. Bu türler, toplum hayatına yön veren ve kolayca hafızalardan silinmeyen birçok ortaklığa sahiptir. Türk dünyasının önemli anlatı türlerinden biri olan masallar, halkın kültür zenginliğinin birer taşıyıcılarıdır. Masallar, toplumsal nitelikleri iyi-kötü, güzel-çirkin gibi birçok eksende birleştirip karşıtlığı en belirgin şekilde ortaya koyar. Bu çalışma da farklı coğrafyalarda yaşayan Türk topluluklarının masal metinlerinden hareketle zıtlığın kötü tarafının temsilî olan olumsuz tipler incelenmiştir. Böylece hem olağan hem de olağanüstü olumsuz tiplerin benzerlik ve farklılıkları üzerinde durulmuştur. Türk mitik düşüncesinde halkın bu varlıklarla ilgili bakış açısı geniş bir biçimde ele alınmıştır. Masallarda yer alan sembollerin halk yaşamında olumsuz niteleyicilere sahip varlıklara atfedilmesindeki nedenleri ayrıntılı bir mukayeseyle değerlendirilmiştir. Çalışmada birincil nokta halkın düşüncesinin bir parçası olan olumsuz tiplerin metin içerisindeki işlevlerinin dikkate alınmasıdır. Böylece bunların farklılaşan coğrafyalarda ne gibi değişikliklere uğradığını ortaya koymak amaçlanmıştır. İkincil nokta ise istenmeyen ve kötü toplumsal olayların hangi tip üzerinden anlatıldığını ortaya çıkarmaktır. Ayrıca bir tipin başka bir Türk boyunda aynı işlevle mi yoksa değişik işlevlerle mi var olduğu karşılaştırmalı bir biçimde belirlenmiştir. Bu tiplerde değişen dönüşen hususlar ve birbiri yerine kullanılan mitik varlıklar pek çok açıdan yorumlanarak karşılaştırmalı bir çalışma hazırlanmıştır.
Nogay destanlarının tipolojisi
Bu çalışmada, Nogay sözlü edebî ürünleri içinde yer alan sekiz adet epik nitelikli destanın tipoloji açısından incelenmesi gerçekleştirilmiştir. Destanların ana işlevinin nesiller arası kültür taşıyıcılığı olması sayesinde Nogay destanlarının da kuşaklara tarih ve kültürel değerler bilinci aktarımda oynadığı rol büyüktür. Destanlar işlevini gerçekleştirirken bunu tipler üzerinden sağlarlar. Bu bağlamda destan incelemesinde öncelikle o destanın tiplerinin belirlenmesi ve içinden çıktığı kültürde hangi tipin neye karşılık geldiğinin teşhis edilmesi mühimdir. Nogay destanlarının incelemeye tabi tutulduğu çalışmamızda da ele alınan sekiz adet epik nitelikli destanın içinde yer alan tiplerin tespit ve tetkiki asıl çıkış noktasını teşkil etmiştir. Tez çalışması dört ana bölümden oluşmakta olup her bölüm kendi içinde alt başlıklar halinde incelenmiştir. Birinci bölümde tez konusu hakkında genel bir bilgilendirme yapılarak ele alınan konuların içeriklerine kısaca değinilmiştir. İkinci bölümde Nogay tarihi, Nogay sözlü edebiyatı içinde destanlar üzerinde durulmuştur. Bu bölümde öncelikle Türk dünyası içinde yer alan Nogayların tarihi hakkında bilgi verilmiştir. Nogay destanları hakkında genel bilgiler aktarılmıştır. Çalışmaya konu olan sekiz adet epik destanın epizotları verilerek bunlar arasından tarihi gerçekliğe dayanan destanlar üzerinde ayrıca durulmuştur. Çalışmanın üçüncü bölümde tezin asıl konusunu oluşturan tipoloji üzerinde durularak tipolojinin destanlardaki yansıması ele alınmaya çalışılmıştır. Bu bölümde öncelikle tipolojinin ne olduğu açıklanmış ve ardından sözlü edebi ürünlerde tip kavramına değinilmiştir. Dünya ve Türk destanlarında kahraman tipolojisi üzerine yapılan çalışmalara genel bir yaklaşımla değinilerek bölüm sonlandırılmıştır. Dördüncü bölümde ele alınan sekiz adet Nogay destanının tipleri üzerinde ayrıntılı bir değerlendirme yapılmıştır. Burada ilk kısım destanın merkezi kahramanından hareketle alp tipinin detaylı çözümlemesine ayrılmış ve ardından destanlarda yer alan diğer tipler de tipoloji açısından incelenmiştir. Bu inceleme Nogay destanlarının tetkiki için oluşturulan yirmi maddelik kahraman kalıbı üzerinden gerçekleştirilmiştir. Destanlarda yer alan diğer tipler de genel alt başlıklar içerisinde ayrıca incelemeye tabi tutularak Nogay destanlarının diğer Türk destanlarıyla olan ortak yönleri açıklanmaya çalışılmıştır. İncelemeler sonucunda Nogay destanlarının Türk dünyası destanları ile ortak noktalarının fazlalığı oluşturulan yirmi maddelik destan kalıbından takip edilmiştir. Nogay destanlarını genel itibariyle tarihi şahıs ve vakalardan türeyen metinler olduğu saptanmıştır. Bu metinlerin Türk dünyası destan geleneği dahilinde olduğu, kahraman kalıbı çerçevesinde merkezi alp tipinin ve yan tiplerin diğer Türk destanlarında yer alan tiplerle ortak özellikler sergilediği ortaya konmuştur.
Gelibolu Yarımadası'nda iki prehistorik höyüğün yontmataş teknolojisi ve tipolojisi: Hacı Hüseyin ve Kaynarca
Trakya Bölgesi, Avrupa ve Asya arasında bir geçit yeri konumundaki önemli bir bölgedir. Trakya'nın Bulgaristan ve Yunanistan tarafındaki kesimlerinde çok sayıda arkeolojik kazı ve araştırma yapılmıştır. Yapılan bu araştırmalarda ortaya çıkartılan tüm Neolitik kültürler, gelişmiş bir aşamadadır. Bu sonuç ile bu Neolitik kültürlerin nereden ve nasıl geldikleri ya da etkileştikleri ve hangi kültür öğelerini kendi dinamikleri ile geliştirdikleri gibi çok önemli sorular ortaya çıkmıştır.Bugüne kadar Trakya'nın Türkiye kesiminde prehistorya ile ilgili yalnızca birkaç geniş kapsamlı kazı, birkaç kurtarma kazısı ve birkaç yüzey araştırması yapılmıştır. Ancak bu çok az sayıdaki araştırma bile yukarıda bahsedilen önemli soruların cevaplarının Trakya'nın Türkiye kesiminde yapılacak araştırmalar ile bulunabileceğini göstermiştir.Bu tez çalışması ile Türkiye Trakyası'nın batı kesimini oluşturan Gelibolu yarımadasının güney kesiminde yer alan Hacı Hüseyin ve Kaynarca Prehistorik Dönem yerleşimlerinden yüzey araştırmaları ile elde edilen yontmataş buluntuların teknolojik ve tipolojik analizlerinin yapılarak, bölgede yapılabilecek geniş kapsamlı araştırmalar için bir veri kaynağı oluşturmak amaçlanmıştır.Anahtar Kelimeler: Neolitik Türkiye Trakyası, prehistorik yontma taş aletler, Neolitik taş alet endüstrisi, tekno-tipolojik çalışma
Teknolojik değişim yoğunluğunun yönetici tipolojisine etkileri
ÖZET Değişim, günümüz işletmelerinin ayrılmaz bir olgusu haline gelmiştir. Bu açıdan, yöneticilerin değişimci özelliklere sahip olması ve değişimin yarattığı gündemi izleyebilmeleri ve hatta etkin işgören politikalarıyla da gündemi tespit etmeleri gereklidir. Değişimin yoğunluğundan, bireyden topluma kadar tüm örgütler etkilendiği gibi, yöneticiler de bundan etkilenmekte ve bir takım değişimleri kendi kişiliklerinde gerçekleştirdikleri gözlemlenmektedir. Teknolojik değişimin kronolojisi gözönünde bulundurulduğunda, sanayi devriminde önceki dönemlere göre büyük değişimler yaşanırken, günümüze yaklaştığımızda daha yoğun bir şekilde arttığı ve bilinçli olarak çeşitli yöntemlerle gerçekleştirildiği; örgüt tasarımında da öncelikli olarak ayrı birimlerde ele alındığı görülmektedir. Genel düzeyde ise akademisyen, yönetici ve yazarların bu konu üzerinde eğilimlerinin olduğu ve örgüt birimlerinde işgörenlerle uyumun gerçekleşebilmesi için, beraberinde yönetim anlayışında da bazı değişikliklerin gerektiği saptanmış, gelişmiş ülkelerde bunun işgörenlere demokratik ve katılmalı yönetim şeklinde yaklaşılması konusunu ortaya çıkarmıştır. Ancak kendi teknolojisini henüz üretemeyen ülkelerdeki yöneticilerin kuralcı davrandıkları, yani otoriter yönetim anlayışını benimsedikleri varılan sonuçlar arasındadır.
Gaziantep Üniversitesi 002 numaralı Paleolitik Çağ buluntu yeri (GAÜN-002) yontmataşlarının teknolojik ve tipolojik analizi
Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde yer alan Gaziantep, Türkiye'de araştırılmış en önemli Paleolitik Çağ buluntu yerlerini barındırmaktadır. 20. Yüzyılın başından günümüze kadar birçok araştırmacı Gaziantep ilinde araştırmalar yapmış ve bölgenin Paleolitik çağlarda yoğun iskana uğradığını belirlemişlerdir. Paleolitik insanlarının iskanında önemli faktörler arasında Gaziantep ikliminin yaşanabilirliği, doğal kaynaklarının bol olması ve çakmaktaşı hammadde kaynaklarının yoğun olması gelmektedir. Buna ek olarak, Gaziantep'in konumu itibariyle Paleolitik dönemlerde insanların Avrasya'ya yayılışı açısından geçiş rotası üzerinde bulunması, bu zenginliğin nedenlerinden bir diğeridir. Bu tez çalışmasında Gaziantep Üniversitesi içerisinde bulunun ve GAÜN 002 buluntu alanı olarak adlandırdığımız bölgede tarama yapılmıştır. 7155 adet yontmataş buluntu tespit edilmiştir. Buluntular içerisinde Alt-Orta Paleolitik dönemin temel aletleri olan; el baltaları, kıyıcı ve kıyıcı aletler, levallois olan ve olmayan teknolojik unsurlar yer almaktadır. GAÜN 002 numaralı buluntu alanındaki çakmaktaşı hammadde kaynağının, Paleolitik dönem insanları tarafından aletlerin yapımında kullanılması, hammadde-alet-insan ilişkisini anlamamıza olanak sağlamaktadır. GAÜN 002 buluntu alanı Anadolu, Suriye ve Levant bölgesindeki diğer alt Paleolitik dönem yerleşimleriyle benzerlik göstermektedir. Özellikle Orta/Geç Acheulean ve Orta Paleolitik dönem yerleşimlerindeki yontmataş teknolojisinin benzerliği, bu bölgedeki yontmataş teknolojisinin etkileşimini ve gelişimini anlamamızı sağlamaktadır.