Tipoloji
Bu konu başlığı altında 71 tez
Myken Tholos mezar anıtları tipolojisi ve mimari gelişimi
Bu tez çalışmasında Myken Tholos Mezar anıtı kavramının tam olarak hangi mimari forma karşılık geldiği araştırılmış ve bu kavramın karşılığı olan Myken Tholos Mezarların analizleri ve tipolojik bir değerlendirilmesi gerçekleştirilmiştir. Şimdiye kadar yapılan çalışmalarda Yunanistan Anakarasında tanımlanabilir durumda yalnızca 115 olarak tespit edilen bu mezarlar son çalışmalarla birlikte 139'a yükselmiştir. Merkezi Kıta Yunanistan olan Tholos Mezarların en yoğun tespit edildiği ikinci bölge Girit Adasıdır. Ayrıca Kiklad Adaları'nda, İonia Adaları'nda ve Anadolu'da da Myken Tholos Mezar anıtları tespit edilmiştir. II ana bölümden oluşan tez çalışmasının I. bölümünde mezarların bölümleri, karakteristik özellikleri, yapım teknikleri ve mezarların inşasında kullanılan materyaller ele alınmıştır. II. bölümde ise Tholos mezarların kökeni ve gelişimi hakkında ortaya konulmuş olan farklı görüşler bölgesel olarak mezarların dağılımı ile ilgili Messenia Bölgesi ve Girit Adası'ndaki mezar dağılımlarının detaylı olarak sorgulanması, mezarların kime ya da kimlere ait olduğu, mezarların ikincil kullanımları ve bu mezarlardaki ölü kültü uygulamaları sorgulanmış ve son olarak Myken Tholos mezarların kendinden sonraki dönemlere olan etkileri tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Tholos, Myken Mezar, Tholos Mezar Mimarisi, Dromos, Stomion, Bindirme Kubbe.
Gelibolu Yarımadası'nda iki prehistorik höyüğün yontmataş teknolojisi ve tipolojisi: Hacı Hüseyin ve Kaynarca
Trakya Bölgesi, Avrupa ve Asya arasında bir geçit yeri konumundaki önemli bir bölgedir. Trakya'nın Bulgaristan ve Yunanistan tarafındaki kesimlerinde çok sayıda arkeolojik kazı ve araştırma yapılmıştır. Yapılan bu araştırmalarda ortaya çıkartılan tüm Neolitik kültürler, gelişmiş bir aşamadadır. Bu sonuç ile bu Neolitik kültürlerin nereden ve nasıl geldikleri ya da etkileştikleri ve hangi kültür öğelerini kendi dinamikleri ile geliştirdikleri gibi çok önemli sorular ortaya çıkmıştır.Bugüne kadar Trakya'nın Türkiye kesiminde prehistorya ile ilgili yalnızca birkaç geniş kapsamlı kazı, birkaç kurtarma kazısı ve birkaç yüzey araştırması yapılmıştır. Ancak bu çok az sayıdaki araştırma bile yukarıda bahsedilen önemli soruların cevaplarının Trakya'nın Türkiye kesiminde yapılacak araştırmalar ile bulunabileceğini göstermiştir.Bu tez çalışması ile Türkiye Trakyası'nın batı kesimini oluşturan Gelibolu yarımadasının güney kesiminde yer alan Hacı Hüseyin ve Kaynarca Prehistorik Dönem yerleşimlerinden yüzey araştırmaları ile elde edilen yontmataş buluntuların teknolojik ve tipolojik analizlerinin yapılarak, bölgede yapılabilecek geniş kapsamlı araştırmalar için bir veri kaynağı oluşturmak amaçlanmıştır.Anahtar Kelimeler: Neolitik Türkiye Trakyası, prehistorik yontma taş aletler, Neolitik taş alet endüstrisi, tekno-tipolojik çalışma
Teknolojik değişim yoğunluğunun yönetici tipolojisine etkileri
ÖZET Değişim, günümüz işletmelerinin ayrılmaz bir olgusu haline gelmiştir. Bu açıdan, yöneticilerin değişimci özelliklere sahip olması ve değişimin yarattığı gündemi izleyebilmeleri ve hatta etkin işgören politikalarıyla da gündemi tespit etmeleri gereklidir. Değişimin yoğunluğundan, bireyden topluma kadar tüm örgütler etkilendiği gibi, yöneticiler de bundan etkilenmekte ve bir takım değişimleri kendi kişiliklerinde gerçekleştirdikleri gözlemlenmektedir. Teknolojik değişimin kronolojisi gözönünde bulundurulduğunda, sanayi devriminde önceki dönemlere göre büyük değişimler yaşanırken, günümüze yaklaştığımızda daha yoğun bir şekilde arttığı ve bilinçli olarak çeşitli yöntemlerle gerçekleştirildiği; örgüt tasarımında da öncelikli olarak ayrı birimlerde ele alındığı görülmektedir. Genel düzeyde ise akademisyen, yönetici ve yazarların bu konu üzerinde eğilimlerinin olduğu ve örgüt birimlerinde işgörenlerle uyumun gerçekleşebilmesi için, beraberinde yönetim anlayışında da bazı değişikliklerin gerektiği saptanmış, gelişmiş ülkelerde bunun işgörenlere demokratik ve katılmalı yönetim şeklinde yaklaşılması konusunu ortaya çıkarmıştır. Ancak kendi teknolojisini henüz üretemeyen ülkelerdeki yöneticilerin kuralcı davrandıkları, yani otoriter yönetim anlayışını benimsedikleri varılan sonuçlar arasındadır.
Gaziantep Üniversitesi 002 numaralı Paleolitik Çağ buluntu yeri (GAÜN-002) yontmataşlarının teknolojik ve tipolojik analizi
Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde yer alan Gaziantep, Türkiye'de araştırılmış en önemli Paleolitik Çağ buluntu yerlerini barındırmaktadır. 20. Yüzyılın başından günümüze kadar birçok araştırmacı Gaziantep ilinde araştırmalar yapmış ve bölgenin Paleolitik çağlarda yoğun iskana uğradığını belirlemişlerdir. Paleolitik insanlarının iskanında önemli faktörler arasında Gaziantep ikliminin yaşanabilirliği, doğal kaynaklarının bol olması ve çakmaktaşı hammadde kaynaklarının yoğun olması gelmektedir. Buna ek olarak, Gaziantep'in konumu itibariyle Paleolitik dönemlerde insanların Avrasya'ya yayılışı açısından geçiş rotası üzerinde bulunması, bu zenginliğin nedenlerinden bir diğeridir. Bu tez çalışmasında Gaziantep Üniversitesi içerisinde bulunun ve GAÜN 002 buluntu alanı olarak adlandırdığımız bölgede tarama yapılmıştır. 7155 adet yontmataş buluntu tespit edilmiştir. Buluntular içerisinde Alt-Orta Paleolitik dönemin temel aletleri olan; el baltaları, kıyıcı ve kıyıcı aletler, levallois olan ve olmayan teknolojik unsurlar yer almaktadır. GAÜN 002 numaralı buluntu alanındaki çakmaktaşı hammadde kaynağının, Paleolitik dönem insanları tarafından aletlerin yapımında kullanılması, hammadde-alet-insan ilişkisini anlamamıza olanak sağlamaktadır. GAÜN 002 buluntu alanı Anadolu, Suriye ve Levant bölgesindeki diğer alt Paleolitik dönem yerleşimleriyle benzerlik göstermektedir. Özellikle Orta/Geç Acheulean ve Orta Paleolitik dönem yerleşimlerindeki yontmataş teknolojisinin benzerliği, bu bölgedeki yontmataş teknolojisinin etkileşimini ve gelişimini anlamamızı sağlamaktadır.
Antakya eski kent dokusunda Gazipaşa Sokağı'nın mekansal analizi
Bu çalışmada, Antakya kenti eski yerleşimini oluşturan konutların tarihi gelişimi ele alınmış ve günümüz eski kent dokusunda bulunan Gazipaşa Sokağı'nın fiziki yapısı incelenmeye çalışılmıştır. Çalışmada, Antakya eski kent dokusunun tarihi gelişimi, genel fiziki durumu, tarihi kent dokusunun günümüz Antakya'sında ki yeri ve fiziki özellikleri araştırılmıştır. Gazipaşa Sokağı'nın genel durumu saptanmaya çalışılmış ve konutlara ait fiziki Özellikler incelenerek sokağa ait genel bir tipolojik analiz çalışması yapılmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Antakya, Tarihi Doku, Konut Tipolojisi
Yüksek yapıların gelişimi ve İstanbul'daki yüksek yapıların tipolojik analizi
Dünyanın gelişmiş ülkelerinde olduğu gibi Türkiye'de ve özellikle İstanbul'da yüksek yapıların yapımının son dönemlerde giderek yaygınlaştığı gözlemlenmektedir. Yapılar, geçmişten günümüze kadar, bulunduğu dönemin olanaklarıyla, farklı gereksinim ve taleplere cevap verebilecek şekilde değişime uğramış ve giderek yükselmişlerdir. Bu şekilde ortaya çıkan yüksek yapı kavramı, günümüz imkanlarıyla, yerini giderek rekabet ortamına bırakmaktadır. Bu tezin amacı, oluşan bu rekabet ortamında ön plana çıkan estetik kavramını ve yüksek yapıların geçmişten günümüze kadar geçirdiği tipolojik değişimi araştırarak İstanbul örneği üzerinde incelemektir.Bu amaçla, tez aşağıda özetlenen altı bölümden oluşmaktadır:Birinci bölümde, araştırmanın amacı, kapsamı ve yöntemi anlatılmıştır.İkinci bölümde, yapı kavramının zaman içerisindeki değişimi incelenerek yüksek yapıların oluşum nedenleri irdelenmiş ve geçmişten günümüze kadar yapılan, farklı yüksek yapı tanımları kronolojik olarak verilmiştir.Üçüncü bölümde, yüksek yapıların tarihini oluşturan yapılar, yapım tarihi, bulunduğu şehir, yapının adı, mimarı, kat adedi/yüksekliği ve sahip olduğu işlev kronolojik olarak ve belirli bir sistematik içinde sıralanarak, tarihi öneme sahip yapılarla ilgili açıklamalar yapılmıştır. Bu sistematikle, yüksek yapıların tipolojik olarak gelişimleriyle ilgili çeşitli sonuçlara varılmıştır.Dördüncü bölümde, yüksek yapıların çözümlenmesi yapılarak form-fonksiyon-konstrüksiyon kavramlarının yüksek yapılara etkileri irdelenmiş ve yüksek yapı estetiği ile ilgili yapılan çeşitli sınıflandırmalar değerlendirilerek tez kapsamında incelenecek olan tipolojik sistemle ilgili bilgiler verilmiştir.Beşinci bölümde, İstanbul'da yüksek yapıların ortaya çıkışı ve gelişimi incelenerek, İstanbul'daki yüksek yapılar kronolojik olarak ve üçüncü bölümdeki sistematikle sıralanmışlardır. Örnekler, yapının tarihi önemini anlatmak ya da dönemle ilgili görsel bilgi vermek amacıyla seçilmiştir. Bu bölümde, İstanbul örneği, tezin dördüncü bölümünde belirlenen kriterlere göre irdelenmiş, incelenen kriterlere göre, İstanbul'da yüksek yapıların estetik olarak değişimini gösterecek şekilde tipolojik sınıflandırmalar oluşturulmuştur..Altıncı bölümde ise tüm bu süreç içerisinde ulaşılan sonuçlara yer verilmiştir.
Bursa'da 1930-1950 yıllarında inşa edilmiş konutların cephe özelliklerinin değerlendirilmesinde tipolojik bir yöntem denemesi
ÖZET Kentleşme olgusunda, geçmişi geleceğe taşıyan binalar, kentin diğer mekânsal öğeleri ile birlikte kentsel oluşum sürecininde birer parçası olmuştur. Bu oluşumları hedef alan araştırmalar için envanter çalışması bir araçtır/Türkiye'de 1970'li yıllar sonrasında artan koruma çalışmaları sırasında binalar, inşa edildikleri dönemle ilgili mimarisinde etkili ol muş mimari stil, akım ve eğilimler vede yapısal kimlikleri gözetilerek koruma altına alın maktadır. Kültür ve Tabiat Varlıklarım Koruma Kanunu incelendiğinde de, ancak XIX. yüzyıl sonuna kadar inşa edilmiş taşınmazlar ile Milli Mücadele ve Türkiye Cumhuriye- ti'nin kuruluşunda büyük tarihi olaylara sahne olmuş binalar ve Mustafa Kemal Atatürk ta rafından kullanılmış evler korunması gerekli taşınmazlar olarak belirlenmiştir(*). Cumhu riyet sonrasında Çağdaşlaşma olgusunun ürünü olan sivil mimarlık örneklerinden konutlarında incelendiklerinde herbir konutun kültürel değişimi yansıtan önemli birer belge olduğu anlaşılmaktadır. / Türkiye'nin Doğu Marmara ulaşımında, kuzey-güney ve doğu-batı ekseni üzerinde bulu nan Bursa, ulaşımda menzil noktası olma özelliği ile, Osmanlı İmparatorluğu'ndan Türki ye Cumhuriyeti'nin kuruluşuna ve günümüze değin ekonomik yatırımlara sahne olmuştur. Kuruluşundan günümüze önemli değişim ve gelişimlerin mekanı olan bu kentte, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu sonrasında döneminin nitelikli binaları inşa edilmiştir. Bu çalış mada, yapılan inceleme sonrasında, 1930-1950 yıllan arasındaki dönemde, Bursa'da inşa edilmiş her bir konutun, taşıdığı değerler bağlamında korunması gereken birer belge olduğu gerçeği ile karşılaşılmıştır. Bu değerlere ulaşabilmek için konutlar, tipolojik çözümleme yöntemi kullanılarak envantere kaydedilmiştir. Envanter çalışmasından elde edilen sonuçlar tezin diğer bölümleri ile desteklenmiştir. Tezin birinci bölümünde konu nun tanımı, yöneldiği sav ve yöntem açıklanmıştır. Çalışma alanının tanıtımı amacı ile kentin coğrafi konumu, tarihi, ekonomik gelişimi ve toplumsal yapısı sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel değişim bağlanımda incelenmiştir. Kentin gelişim ve yerleşim özellikleri ile 1930-1950 döneminde karşılaşılan kentsel gelişiminin tanıtıldığı ikinci bölümü, 1930- 1950 Bursa'sında inşa edilmiş binalara ait özelliklerin araştırıldığı üçüncü bölüm izler. Bu bölümde Bursa'da izleri gozlemlenenyXX. yüzyıl başlarında etkili olmuş mimari akım, stil ve eğilimler incelenmiştir. İncelemede mimari gelişimin Türkiye'ye ve Bursa'ya yansıması hedeflenmiştir. Bu incelemede, konutların mimarisindeki yabancı etkiler ile birlikte gele neksel mimarimizden gelen unsurlar ile de karşılaşılmıştır. Bir sentez ürünü olan binaların kentte sivil mimarlık örneklerinin yamsıra resmi ve kültürel işlevli olanları da, mimari akım, stil ve eğilimler bağlamında örneklenmiştir. Bursa'mn kentsel geçmişini, 1930-1950 yıllan arasında yeralan dönemde inceleyen tezde, Cumhuriyet sonrası yaşanmış çağdaşlaşma olgusunun sivil mimari örneği konutların bir bölümünün envanteri çıkanlmıştır. Kentte kültürel değişimin belgesi olan bu konutların (*) 21 Temmuz 1983, T.B.M.M. 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'na ait yasa ve ilgili mevzuat. XVparsel genişlikleri ve cephe biçimlenişleri ile ilgili verilerinden elde edilen ölçütler kullanılarak bir matris yapılmıştır. Bu matris açılımında toplam 54 konut kataloga alınarak plan şemaları, fotoğrafları ve mi mari özellikleri tespit edilmiştir. Bir envanter, niteliği taşıyan dördüncü bölümü takiben beşinci bölümde, Bursa'da yapım yılı 1930-1950 arasında kalan konutların ortak özellikleri, aynı dönemde dünyada inşa edilmiş konutların ortak özellikleri ile bağlantısı kurulmuştur. İncelenen konutların belgesel, yaşamsal, üslupsal, kentsel ve tarihi doku değeri, fiziksel değeri olduğunun ortaya konduğu altıncı bölümde, bu değerlere bağlı kalarak, Bursa'da 1930-1950 yılları arasında inşa edilmiş konutlar için koruma önerileri sunulmuştur. xvı
Toplumcu gerçekçi romanlarda kadın
Toplumcu gerçekçilik, 20.yüzyılda etkili olmuş önemli edebiyat anlayışlarından biridir. Savunduğu karakter anlayışı sebebiyle olumlu tip kavramına uygun kişiler yaratma çabası vardır. Bu anlayışın kadın ve kadın sorunlarına bakış açısını ortaya koymak, yaratılan kadın karakterlerin özelliklerini belirlemek ve bu anlayışa özgü kadın karakterlerin stereo ve prototip olanlarını belirlemek tezin amacıdır. Toplumcu gerçekçi anlayış ezen-ezilen, güçlü-güçsüz çatışmalarından hareketle kadın sorunlarına ve kadın karakterlere daha fazla yer vermiştir. Kenar mahallelerde yaşayan, köylü, yoksul, işçi kadınlara ve onların çalışma, aile ve toplumsal hayatla ilgili sorunlarına eğilmiştir. Farklı kesimlerden, farklı sorunlara çatışmalara sahip karakterlere yer vermesi bakımından bu anlayışa uygun romanlar, roman tarihi açısından önemlidir. Birçok eserde olumlu tip anlayışına uygun karakterlere yer verilerek sorunların çözümü gösterilmiştir. Bazı karakterler ise streo ve prototip özelliği göstermektedir. Bu bulgulardan hareketle toplumcu gerçekçi roman anlayışının kendine özgü bir kadın tipolojisine sahip olduğu söylenebilir. Kadın tipolojisine bakıldığında çağdaşı ve öncesindeki anlayıştaki romanlarla bariz farklılıklar görülür. Farklı baskı mekanizmaları ile karşılaşan kadınların çoğunlukla mücadelesi bazen de teslim olduğu göze çarpar. Kadınlar yaşadıkları zorluklar ve dirençleri ile ön plandadır. Direnmeyen hatta yanlış yollara sapanlar ise cezalandırılmaktan ziyade doğru yola sevk edilir. Bu da toplumcu gerçekçiliğin özelliklerinden olan devrimci romantizmden kaynaklanır. Kadın tasvirleri başkarakter olsalar da çok detaylı değildir. Belirgin fiziksel özellikler verilerek daha çok davranışlara odaklanılır. Karakterlerin psikolojik yönü zayıftır. Duygu ve düşüncelerinden ziyade diyaloglar-ki karakteri tanıtma ve olay örgüsünü aktarma işlevindedir- ve hareketler önemli bir yer tutar. Birçok kadın karaktere ki bazıları da başkarakterdir, yer verilmesi kadının sorunlarına önem verildiğini ve çözümlenmek istendiğini gösterir. Başkarakter ve yan karakter olmak üzere farklı kesimlerden birçok kadın görünür kılınır. Bireysel konuların ağırlıkta olduğu romanlarda bile toplumsal sorunlar irdelenir. Sonuç olarak toplumcu gerçekçi romanlarda kadın karakterler önemli bir yer tutar ve yarattığı çeşitlilik bakımından kadın gerçeğini daha detaylı ve çok katmanlı olarak ortaya koyar.
Örgüt kültürü ve tipolojileri : Afganistan kamu kurumlarında bir araştırma
Son yıllarda artan güç, teknik gelişmeler, bilgiye erişimin artması ve kültürel farklılıkları artırmıştır. Öte yandan işletmelerin etkin yönetimi ve hedefler doğrultusunda kullanılması için tüm çalışanlar tarafından benimsenen ortak bir değer sistemine ihtiyaç duymaktadır. Bu bağlamda değerler sistemini en iyi ifade eden kavram örgüt kültürdür. Örgüt kültürü, kurumların başarılı olmasında kritik bir role sahiptir. Örgüt kültürü, çalışma ortamını yaratır ve çalışanların iş yapma şeklini ve yeteneklerini etkiler. Kamu kurumlardaki insan kaynağının psikolojisi, motivasyonu, iş sahipliği durumu ve verimlilik kapasitesi örgüt kültürüne göredir. Genel anlamda örgüt kültürü, örgüt içindeki bireyler ve gruplar tarafından kabul edilen, takip edilen ve paylaşılan normlar, kurallar, algılar ve değerler bütünü olarak ifade edilmektedir. Örgüt kültürü aynı zamanda, kurumdaki yönetim süreçlerini, liderlik ve yönetim tarzlarınıda etkiler ken yönetim süreçlerinden de etkilenebilmektedir. Dolayısıla Örgüt kültürünü yönetebilmek için örgütsel kültür tipolojilerinin ve özelliklerinin incelenmesi önemlidir. Bu çalışmanın amacı Afganistan'da faaliyet gösteren kamu kurumları çalışanların demografik özelliklerine göre örgüt kültürünün özellikleri arasındaki ilişkinin demografik özelliklerine çalışma şartlarına gore incelenmesidir. Çalışmanın birinci bölümünde kültür kavramı ele alınmış, yapılan literatür çalışması sonucunda; kültürün tanımı, örgüt kültürü kavramı, örgüt kültürün yönetici açısından önemi ele alınmıştır. İkinci bölümde örgüt kültürü tipolojisi (tipleri) konusu ayrıntılı bir şeklide ele alınmış, özellikle literatür taraması ile kamu kurumları açısından konu araştırılmıştır. Üçüncü bölümde ise; litertürdeki mevcut tipolojilerden kamu kurumlarına en uygun olan boyutlar belirlenmeye çalışılmış, bu boyutlara yola çıkarak Cameron ve Quinn'in örgüt kültürü tipolojisine ait güvenilirliği ve geçerliliği test edilmiş anket soruları Farsçaya çevrilerek Afganistan'daki kamu kurumları çalışanlarına uygulanması için uygun hale getirilmiştir. Sonuç bölümünde Afganistan'daki kamu kurumlarında mevcut olan örgüt kültürü tipi ve özellikleri belirlenerek, yöneticilere önerilerde bulunmuştur. Bu yönüyle araştırma bazı kısıtları barındırmasına rağmen genel olarak değerlendirildiğinde betimleyci nicel bir araştırmadır. Araştırmada, Cameran ve Quinn (2006) tarafıdan geliştirilen örgüt kültürü anketi kamu kurumlarda çalışan 311 kişi üzerinde uygulanmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre örgüt kültür tiplerinin kamu çalışanlarının, eğitim durumu, medeni durumu, mesleki tecrübe, kurumdaki tecrübe, kurumdaki pozisyon gibi demografik özelliklerine göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermekte olduğu ancak cinsiyet ve yaş gibi değişkenlere göre farklılık göstermediği tespit edilmiştir. Afganıstanın Kabil başkenti faaliyet gösteren kamu örgütler Rekabetçi Değerler Modeline göre dört çeşit örgüt kültürü tipinede rastlanılmıştır. En baskın olan kültür tipi; klan kültür ve hiyerşi kültürünü sırasıyla Pazar kültürü, adhokrasi kültürü tiplerinin şeklinde bir sıra izledeği tespit edilmiştir Anahtar Kelimeler: Kültür, Örgüt kültürü, Örgüt kültürü tipleri
Batı Dağlık Kilikya kentleri: Kent tipolojisi ve stratejik konumları üzerine bir çalışma
Bu çalışmada antik dönemde Batı Dağlık Kilikya olarak tanımlanan bölgede yer alan kentler incelenmiş, bölgenin topografyasından yola çıkarak kent tipolojileri ele alınmış ve bahsi geçen kentler için topoğrafyanın sağladığı stratejik üstünlük değerlendirilmiştir. Yeterince çalışılmamış olan Batı Dağlık Kilikya bölgesi için yapılan bu inceleme çalışması, bölgedeki kentleri tek tek ele almış ve antik çağ dünyasını daha iyi anlamamız için en temel iki konu üzerinde odaklanmıştır. Antik dönemde kentleri kurarken ardındaki nedenler arasında stratejik, ekonomik, politik ve kendilerini savunabilme unsurlar bulunmaktaydı. Özellikle M.Ö.2.yy'da Batı Kilikya'da da bu oldukça gerekli idi ve öncelikle yerleşim alanları seçilirken bu koşul sağlanmalıydı. Çünkü Akdeniz dünyasındaki korsanlık faaliyetleri insan hayatını çok olumsuz etkilemekteydi. Kentlerin limanları ya da koyları korsanlar tarafından ele geçirilmediği sürece kente büyük yarar sağlıyordu. Kentler korsanlar tarafından ele geçirildiğinde ise korsanlar için avantaj sağlıyordu. Bundandır ki bu kentler stratejik bir şekilde yüksekçe alanlara kurulmak zorunda kalmışlardır. Kentler tipolojik olarak sınıflandırıldığında, bu sınıflamaya bölgenin morfolojisinin oldukça belirgin şekilde etki ettiği görülmüştür. Bu çalışmada bölgenin kent tipleri belirlenmiş ve dönemin Akdeniz havzası için stratejik önemi vurgulanmıştır. Anahtar kelimeler: Batı Dağlık Kilikya, Kent, Stratejik, Tipolojik, Turizm, Korsan.
Elazığ ili Kalkolitik Dönem ok uçlarının tipolojik analizi
İnsanoğlunun mağaralarda yaşadığı Paleolitik çağlarda, avcılık ve toplayıcılıkla geçinirken taş çeşitlerini kullanmış ve bunlara zamanla işlevsel olabilmesi için şekiller vermeye başlanmıştır.İnsanların ilk yerleşik hayata geçtiği Neolitik' ten itibaren, insanlar bu taş silahları, daha da geliştirmiş; taş baltalara kemik saplar takmaya, obsidiyen ok uçları yapmaya, kemik saplı obsidiyen ve çakmak taşı bıçaklar üretmeye başlamışlardır. Kalkolitik Çağ ile birlikte giderek gelişen sosyal dinamizmin doğal çevre olanaklarını zorlaması konumuz olan ok uçlarını daha da işlevselleştirmiştir.Elazığ yöresindeki Arkeolojik çalışmalar sonucu ortaya çıkartılan ok uçlarının detaylı olarak incelenmesi bu çerçevede Doğu Anadolu ve Çevresindeki Kalkolitik Çağ ok uçlarının tipolojik olarak kendinden önceki ve sonraki dönemlerle karşılaştırılması avlanma geleneğinin esasını oluşturan ok uçlarının arkeolojik dönemler içerisinde değişim ve gelişim süreci nasıl gerçekleştiğini ortaya koymuştur.
Çorum'daki Mevlevi, Hüseyin Gazi ve Koyun Baba tekkelerinin tipolojik analizi
Anadolu'da bir dönem yaygın halde bulunan Mevlevilik ve Bektaşilik ekollerinin Çorum ilindeki mimari eserlerde tezahür edişinin incelendiği bu tez çalışması, özellikle Çorum Mevlevihane'si, Alaca Hüseyin Gazi ve Osmancık Koyun Baba Türbeleri odağında, kaynaklar, literatür taraması ve mimari yapıların yerinde incelenerek veri toplanması metoduyla hazırlanarak tamamlanmıştır. Tezde dönemin mimari özellikleri incelendiğinde dikdörtgen ve sekizgen yapılı planlar temelinde kubbeler, mahfiller, minberler, cephe süslemeleri, yapı malzemeleri gibi iç ve dış dekoratif mimari yapılardan dönemin diğer illerdeki mimari eserlere göre ayırt edici ve belirleyici olan özelliklerine dikkat çekilmiştir. Çorum Mevlevihane'sine göz attığımızda günümüze kadar yapıyla ilgili fazla bilgi yoktur. Zaman içerisinde birden çok tadilat görerek asli planlarında değişiklik yapılmıştır. Ona rağmen günümüzdeki haliyle dikdörtgen planlı kalmıştır. Kubbe örtülü, sekiz ahşap sütunlu semahane bölümüne haiz ve batı Anadolu'daki diğer çağdaş Mevlevihanelerden farklı olarak iç cephe süslemesi bulunmayan sade yapılıdır. Sadece iç türbesi duvarında kalem işi süslemeler bulunan ve halen haftanın belli günleri içinde zikir ibadeti yapılmaya devam edilen bir Mevlevihane'dir. Hicri 1323 yılında kaynaklara göre Hüseyin Gazi'nin yaptırdığı dikdörtgen plan üzerine inşa edilen Hüseyin Gazi Türbesi de, temelde kesme taş, üst katmanda moloz taş ve yer yer tuğladan müteşekkil yapı malzemesi arasında horasan harcı kullanılmıştır. İç mekânda nişleri bulunan çapraz tonozla örtülü, tonoz örtüsünde kalem işi dilimli süslemeler uygulanmış olup Hüseyin Gazi'ye atfedilen mezarın on iki dilimli mezar taşı olması hasebiyle de Bektaşi tarikatına mensup olduğunu düşünülmektedir. Türbe zamanla geçirdiği tadilatlar sonrası günümüzde ziyarete kapalıdır. Hicri 963 yılında 2.Bayezıt tarafından inşa ettirilen Koyun Baba Türbesi, sekizgen planlı olup, içten kubbeli ve dıştan piramidal çatılı olan belirleyici özelliği yanı sıra yapı malzemesi olarak kesme taş kullanılmıştır. Çalışmamızda 13.yy. ve 19.yy. arası yapılmış Selçuklu ve Osmanlı yapılarının incelendiği Çorum ili sınırlarında bulunan yukarıda ismi geçen Mevlevihane, tekke ve türbe yapıları dönemin dini, siyasi, kültürel ve ekonomik konjonktüründen etkilenmiş olmakla birlikte mensubu olduğu tarikat sembollerini mimari desenlerine yansıtmışlardır. Bu desenlerin incelenmesi esnasında dönemin ve mensubu olunan tarikatın öğretilerinde okuma fırsatı bulmuş olmamız yönünden son derece önem arz etmekle birlikte maalesef bu kültür miraslarımız zaman içinde farklı nedenlerle tadilatlar görmüş asli planlarından farklılaşmış olduğunu gözlemlemekteyiz. Anadolu kültürünün gelecek kuşaklara sağlıklı ulaşılabilmesi adına uygun restorasyon çalışmalarıyla revize edilerek korunması gerektiği düşüncesi yaygınlaşması önemlidir.
Ortaokul öğrencilerine ait yazılı metinlerin anlatıcı tipolojisi
Anlatı, aralarında neden sonuç ilişkisi olan olay ya da olgunun bir anlatıcı tarafından yazılı ya da sözlü dil ile ifade edilmesidir. Bir söylemin anlatı niteliği taşıyabilmesi için söylem içinde bir öykünün var olması gerekmektedir. Söylem içindeki öykü, anlatıcının varlığı sayesinde seyirciyle ya da okurla buluşur. Anlatısal metinler, sözlü anlatının yazılı bir materyal şekline dönüştürülmüş halidir. Anlatısal metinler oluşturulurken anlatıcının metne göre konumu tespit edilebilir. Bu tespit yapılırken tipolojik tespit esaslarından faydalanılır. Bu araştırmanın amacı ortaokul öğrencileri tarafından oluşturulan anlatısal tipteki yazılı metinleri, metin türü değişkeni bağlamında; anlatı seviyesi, hikâyeye katılımın genişliği, görüş-algılama derecesi şeklinde sınıflandırılan tipolojik tespit esaslarına göre çözümlemek ve adı geçen metinlerin Türkçe Öğretim Programı'nda sınıf seviyelerine göre belirlenen metin türleri ile olan ilişkisini açıklamaktır. Bu amaç doğrultusunda çalışmada, nitel araştırma yöntemlerinden doküman analizi metodu kullanılmıştır. Öğrenciler tarafından oluşturulan metinler metin türü ve sınıf seviyesi bağlamında sınıflandırılmıştır daha sonra metinlere ait anlatıcı tipolojisi Yavuz Demir' in "Anlatıcılar Tipolojisi" inceleme metodu esas alınarak belirlenmiştir. İnceleme ile elde edilen bulgular, alan yazından hareketle yorumlanmıştır. Sonuç olarak öğrencilerin, programa göre öğretilmesi planlanan metin türlerini, kendi oluşturdukları yazılı metinlerinde kullanmadıkları, her sınıf seviyesinde belli metin türleri üzerinde yoğunlaştıkları görülmüştür. Bu bağlamda anlatıcılar tipolojisinin de metin türü ve sınıf seviyesine bağlı olarak değişkenlik gösterdiği belirlenmiştir.
Anadolu masallarında yapı, izlek ve masal kahramanlarının tip tahlili
Masallar, anonim halk edebiyatının sözlü kültürle oluşmuş edebî metinleridir. Mitsel dönemde çekirdekleşen bu anlatılarda, insanın kendini keşfediş öyküsü ve psikolojik süreçlerinin simgeleri mevcuttur. Masal metinlerinde evrensel temalar, sembolik dil aracılığıyla ve ait olduğu topluma özgü kültürel değerlerle verilir. Bu metinler, yüzyıllarca önce oluşmasına karşın insanın hayalle gerçek arasında yaşanan duygularının işlendiği temalarıyla; tüm çağlara hitap eder. Psikoloji bilim dalının geliştirdiği rüyalar aracılığıyla insanın ruhsal dünyasının incelenmesi yöntemi, insanla ilgili bilinmeyenleri ortaya koymuştur. İnsanın ruhsal yaşam alanının bir yansıması olan rüyalar gibi masallarda da hadiseler, nesne ve duygular; semboller şeklinde anlatılır. Rüyalar, insanın içsel yaşamıyla ilgili ipuçlarını ortaya çıkarır. Bu bağlamda masal metinleri de insanoğlunun ve ait olduğu toplumun ortak hafızasında saklı olan sırları sembolik bir dille anlatır. Rüyalar, mitoslar ve masallarda kullanılan sembolik dil tüm insanların ortak iletişim dilidir. Bu çalışmada; sembolik bir dille insanın yaratılış ve varoluş gerçeğini anlatan Anadolu masalları yapı, izlek ve masal kahramanlarının tip tahlili başlıklarıyla ele alınmıştır. Çalışmada ayrıca, yorumbilim yöntemiyle masal metinlerinin içerdikleri mesajlar ve konular; disiplinlerarası bir çalışmayla, ayrıntılı olarak irdelenmiştir. Edebî bir metin olan masal türünün kutsal dinler, psikoloji, felsefe ve sosyoloji vb. disiplinlerle olan ilişkisi ve bunların masal metinlerindeki sembolik anlamları değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Masal, sembolik dil, yapı, izlek, tip.
Çorum şehri mezar taşları
?Çorum Şehri Mezar Taşları? isimli Yüksek Lisans tezimizde Çorum ilindeki Ulu ve Hıdırlık mezarlığında bulunan mezar taşları incelenmiştir.Bu mezarlıklarda toplam 194 (baş ve ayak taşı ayrı sayıldığında bu sayı 342'ye çıkmaktadır.) mezar tespit edilmiştir. 194 mezardan 103 tanesi erkek, 70 tanesi kadın mezarıdır. 21 mezarın kimliği ise tespit edilememiştir.194 mezarın 44 tanesinde ayak taşı mevcutken, 1 tanesinde baş taşı bulunmamaktadır.103 erkek mezarın, 2 tanesi 18.yy.a, 26 tanesi 19.yy.a ve 29 tanesi 20.yy. aittir. 46 tane erkek mezarın tarihi okunamamıştır.70 kadın mezarın, 1 tanesi M. 1727 tarihine ait olup çalışmamızda incelediğimiz tüm mezarların en eski tarihli olanıdır. 2 tanesi 18.yy.a, 19 tanesi 19.yy.a, 35 tanesi 20.yy. aittir. 13 tane kadın mezarının tarihi okunamamıştır.194 mezarı, mezar taşı olarak incelediğimizde 342 adet mezar taşı bulunmaktadır. Bunların 193'ü baş taşı ve 149'u ayak taşıdır.Toprak mezar , çerçeveli mezar ve sembolik lahit olmak üzere mezar tipleri 3 grupta incelenmiştir. Ayrıca sembolik lahit, açık sembolik lahit ve kapalı sembolik lahit olmak üzere iki alt gruba ayrılmıştır. İncelemiş olduğumuz 194 mezarın 127 tanesi toprak mezar, 34 tanesi çerçeveli mezar ve 33 tanesi ise sembolik lahittir. Sembolik lahitlerden de 22 tanesi açık ve 11 tanesi kapalı sembolik lahittir.İncelemiş olduğumuz 342 mezar taşını mezar taşı tiplerine göre ilk önce başlıklı ve başlıksız olarak iki ana başlıkta gruplandırılmıştır. Başlıklı mezar taşlarını da erkek başlıklar ve başlıklı ayak taşları olarak sınıflandırılırken, erkek başlıkları ise düşey dikdörtgen ön görünüşlü, dikdörtgen yatay kesitli erkek başlıklılar ve düşey dikdörtgen ön görünüşlü, yarım ovale yakın dikdörtgen yatay kesitli erkek başlıklılar olmak üzere bir alt grup içinde değerlendirilmiştir. Başlıksız mezar taşlarını da tepeliklerine göre üçgen tepelikler, sivri kemer tepelikliler, yuvarlak kemer tepelikliler, bitkisel tepelikliler, dilimli alınlıklı tepelikler ve piramidal tepelikliler olarak 6 grupta incelenmiştir. Bunlar da başlıklı mezar taşları gibi düşey dikdörtgen ön görünüşlü, dikdörtgen yatay kesitli ve düşey dikdörtgen ön görünüşlü, yarım ovale yakın dikdörtgen yatay kesitliler olarak bir alt grupta incelenmiştir.Baş ve ayak taşı olmak üzere toplam 342 mezar taşından 97 tanesinde başlık tespit edilmiştir. Bunlardan 96 tanesi başlıklı erkek baş taşı ve bir tanesi başlıklı ayak taşıdır. Başlıklar sarık , kavuk , fes ve oval başlıklar olarak 4 grupta incelenmiştir. Oval başlıklar ise kısa silindirik başlık ve hotoz başlık olmak üzere iki alt grupta değerlendirilmiştir. 96 başlıklı erkek baş taşından 5 tanesi sarık, 3 tanesi kavuk, 71 tanesi fes ve 17 tanesi kısa silindirik başlıktır. Başlıklı bir ayak taşında ise hotoz başlığı kullanılmıştır. Kadın baş taşlarında başlığa rastlanmamıştır.Mezar taşlarında uygulanan süslemeler değerlendirildiğinde bitkisel, nesneli ve geometrik motiflerin kullanıldığı toplam 18 mezarda süsleme ile karşılaşılmıştır. Mezar taşlarında bitkisel motiflerden; 8 örnekte gül, 2 örnekte lale, 6 örnekte mine, 8 örnekte kır çiçeği, 3 örnekte gonca, 5 örnekte kıvrık dal, bir örnekte hurma, 9 örnekte akant yaprakları, 8 örnekte soyut yapraklar ve bir örnekte servi motifi kullanılmıştır. Nesneli motiflerden; 3 örnekte vazo ve birer örnekte kandil ve tabanca motiflerine rastlanılmıştır. Geometrik motiflerden ise birer örnekte altı kollu yıldız, rozet ve yıldız motifleri kullanılmıştır.Mezar taşlarında kullanılan malzemeler incelendiğinde, 194 mezardan 177'sinde taş, 15'inde mermer kullanılmıştır. Ancak bu sayının haricinde 93 numaralı mezarın baş taşı taş, ayak taşı mermer olup 99 numaralı mezarın ise baş taşı mermer ve ayak taşı kireç taşından yapılmıştır. Bu mezarların tamamında oyma tekniği uygulanmıştır.İncelemiş olduğumuz mezar taşlarında süslü, nesih ve talik olmak üzere 3 yazı tipi kullanılmıştır. 4 örnek sülüs, 166 örnek nesih ve 23 örnek talik hatla yazılmıştır. Bir örnekte yazı bulunmamaktadır.Sonuç olarak Çorum şehri'nde bulunan mezar taşları genel olarak basit işçilikle yapılmıştır. Ancak yapan kişinin ustalığına göre ince işçilik ile yapılmış örneklerde mevcuttur. Süsleme öğelerinin az olması sebebiyle İstanbul, Kastamonu, Giresun ve Trabzon'da mevcut bulunan mezar taşı örnekleri ile kıyaslandığında daha sadedir.Çorum şehrinde bulunan mezar taşları mezar tipleri bakımından da örneklerine Urfa'da ve Kastamonu Müzesi'nde az rastladığımız dikdörtgen yatay kesitli ve düşey dikdörtgen ön görünüşlü, yarım ovale yakın dikdörtgen yatay kesitli mezar taşlarının fazla olması sebebiyle ayrıcalık göstermektedir.Anahtar Sözcükler1. Sanat Tarihi2. Çorum3. Mezarlar4. Mezar Taşları5. Tipoloji
Başkurt destanlarının tipolojisi
Tezde Başkurt destanlarında yer alan tiplerin tipik özellikleri, tipoloji yöntemi kullanılarak incelenmiştir. Tez, giriş hariç dört bölümden oluşmaktadır. ?Giriş? bölümünde Başkurt Türklerinin tarihi ve destancılık geleneği üzerinde durulmuştur. Birinci bölümde ?Edebî Eserde Tip Kavramı ve Tipin Özellikleri? başlığı altında, edebî eserlerde tip kavramının tanımı yapıldıktan sonra, tipi ortaya çıkaran kıstaslar hakkında bilgi verilmiştir. İki alt başlığa ayrılan bu bölümde, konu ile ilgili yapılan yerli ve yabancı çalışmalar değerlendirilmiştir. Birinci bölümün ?Sözlü Türk Edebiyatında Tip Kavramı ve Tiplerin Özellikleri? adını taşıyan bölümde masal, fıkra, halk hikâyesi, geleneksek halk tiyatrosu türlerinde yer alan tiplerin oluşum ve gelişim aşamaları değerlendirilmiştir. İkinci bölüm iki ana başlığa ayrılmakta olup, ?Sözlü Edebiyat Verimlerinden Destan ve Destan Tiplerinin Özellikleri? başlığı üç aşamada incelenerek, destanın teşekkülü, destan tiplerinin oluşum ve gelişimi, Türk destan kahraman tiplerinin özellikleri incelenmiştir. ?Türk Destan Kahramanı Kalıbı? başlığı altında Türk destanlarında yer alan merkezî kahraman tipi yirmi dört özelliğe bağlı olarak ele alınmıştır. Tezin üçüncü bölümünde Başkurt destanları arasından seçilen beş destanın merkezî kahraman tipleri, ikinci bölümde oluşturulan Türk destan kahramanı kalıbına göre değerlendirilmiştir. Elde edilen sonuçlar, ?Başkurt Destanlarında Merkezî Kahraman Tipinin Değerlendirilmesi? başlığı altında bir tablo ile ortaya konularak yorumlanmıştır. Başkurt destanlarında yer alan alt tiplerin incelendiği dördüncü bölümde; kadın, at ve düşman tiplerinin tipik özelliklerinin belirlenmesine çalışılmıştır. Tezde çalışılan konu ?Sonuç? bölümünde genel hatları ile anlatılmıştır. Anahtar Kelimeler: 1. Destan 2. Başkurtlar 3. Tip 4. Tipoloji 5. Kahraman
Afyon çeşmeleri
Afyon Çesmeleri? konulu Yüksek Lisans tezi kapsamında Afyon ili merkezinde tespit edilen 29 çesme örneği incelenmistir. Bu çesmelerden 1'i çatal çesme, 2'si köse çesmesi, 3'ü meydan çesmesi, 5'i cami çesmesi, 18'i mahalle çesmesidir. Çesme örneklerinin bir tanesi 13. yy., bir tanesi 14. yy., dört tanesi 18. yy., dört tanesi 19. yy. ve 12 tanesi de 20. yy. basına aittir. Kitabesi olmayıp tarihi bilinmeyen, baska bir yapıya ait kitabesi olan veya tamir kitabesi bulunan 7 çesme vardır. Çesmeler ağırlıklı olarak 20. yy. basına aittir. Çesmelerin daha çok 18. ve 19. yy.'da yapılmıs olmaları, Osmanlı Klasik Dönem çesme tasarımının dısına çıkılmamasına mani olmamıstır. Çesmeler; ortada kitabesi olan nisi çevreleyen bir kemer, ayna tasında bir musluk, musluktan akan suyun biriktirdiği bir yalak, yalağın iki yanında dinlenme tası formunda cephe düzenine sahiptir. Cephe gerisinde uzanan su haznesi ve genellikle düz dam ya da kırma çatı ile tamamlanan örtü sistemi yoğun olarak görülür. Çesmelerin cephelerinde yoğun bir bezeme görülmez. Birkaç örnekte devsirme malzeme kullanılarak süsleme yapılsa da, Klasik Dönem Osmanlı süsleme unsurları kullanılmamıstır. Çesmelerde daha çok, kullanılan malzemenin ritmik veya düzensiz olarak sıralanmasıyla yapılan cephe süslemeleri kullanılmıstır. Sade çesmelerin yanı sıra iki cepheli, büyük depolu ve ebatlarıyla dikkat çeken çesme örnekleri de bulunur. Çesme cephelerinde en çok göze çarpan unsur hemen hepsinde yuvarlak yada sivri kemer kullanılmasıdır. Kemerlerde kullanılan malzeme ile süsleme yapılmasına pek rastlanmaz. Bunun haricinde kemer kullanılmayıp, sadece ayna tası ve bu tası çevreleyen sövelerden olusan örnekler de vardır. Afyon çesmelerinde kullanılan malzeme tas, tuğla ve mermerdir. Yoğun olarak kesme tas kullanılmıs; tuğla malzeme ise süsleme amaçlı yada mimaride yardımcı malzeme olarak görev almıstır. Mermer malzeme ise sadece iki örnekte görülür. Anahtar Kelimeler 1. Afyon 2. Çesmeler 3. Çesme tipolojisi 4. Çesme malzemeleri 5. Çesme süslemeleri
Geleneksel turhal konutlarında yerleşim ve cephe özelliklerinin tipolojik analizi
Geleneksel dokular; sosyal özelliklerin, kültürel özelliklerin, bilgi birikiminin mekana yansıdığı, tarihi yaşatan yerlerdir. Bu dokular yerleşim özellikleri, plan ve cephe karakteri, yapı malzemesi ve yapım tekniği ile pek çok özgün değere sahiptir. Ancak günümüz yaşam standartlarının beraberinde getirdiği koşullar ve doğal koşulların etkisiyle geleneksel dokular özgünlüğünü yitirmeye başlamaktadır. Kültürel süreklilik açısından bu dokuların korunması ve geleceğe aktarılması önem arz etmektedir. Kültürel değerlerin büyük oranda korunarak günümüze ulaştırıldığı Tokat ili Turhal ilçesi; anıtsal yapıları, geleneksel kent dokusunu ve geleneksel konutları bünyesinde barındırmaktadır. İlçede geleneksel dokuyu barındıran alan deprem riski nedeniyle riskli alan ilan edilmiş ve bu alanda kentsel dönüşüm kararı alınmıştır. Nitelikli konutları barındırmasına ve anıtsal yapılarla bütünleşmiş kentsel dokunun varlığına rağmen bu alanda bulunan geleneksel konutlardan yalnız bir tanesi tescillidir. Kentsel dönüşüm projesi kapsamında yıkımların başladığı alanda kültürel miras niteliğindeki tescilsiz geleneksel konutlar yok olma tehdidi ile karşı karşıyadır. Turhal ilçesinde tespit edilen 303 geleneksel konutun ele alındığı bu çalışmada geleneksel Turhal konutlarının yerleşim ve cephe özellikleri değerlendirilmiştir. Değerlendirme; yerinde gözlem, alan çalışması ve kaynaklar taranarak yapılmış ve analizlerle geleneksel konutların yerleşim ve cephe özelliklerine dair tipolojik veriler elde edilmiştir. Tipolojik veriler değerlendirilip analiz ve tablolarla açıklanarak geleneksel Turhal konutlarına dair sınıflandırmalar yapılmıştır. Yapılan çalışmalar sonucu elde edilen verilerle geleneksel konutlar için envanter oluşturulmuştur. Bilinçsiz müdahalelerle özgünlüğü bozulan ya da korunması bir yana günümüze ulaşamadan yıkılan kültürel miras unsurları göz önünde bulundurulduğunda kültürel değerlerin sürdürülebilirliği açısından belgeleme ilk aşamadır. Bu tez çalışmasında yok olma tehdidi ile karşı karşıya olan 303 geleneksel konut ve bu konutları içeren yerleşim dokusunu belgelemek ve gelecek çalışmalar için referans oluşturmak amaçlanmıştır. Anahtar Sözcükler: Tokat, Turhal, Geleneksel Konut, Belgeleme, Tipoloji
Sivrihisar geleneksel evleri çıkma taşıyıcı yapısının tipolojik çözümlemesi
Geleneksel konutların, sokakların ve kentlerin simgesi haline gelmiş çıkmalar yüzyıllardır Anadolu coğrafyasında görülmektedir. Sivil mimarlık örneklerinde kentten kente, yapılardan yapıya değişen birçok özellik bulunmaktadır. Bunlar gibi çıkmanın da pek çok farklı tipi bulunmaktadır. Yörelere göre çıkmanın malzemesi, yapım tekniği, biçimi, açıklık-kapalılığı, süslemeleri ve cephedeki konumlanması değişkenlik göstermektedir. Bu değişkenlik ise yapıların karakterini oluşturup cephedeki etkisini farklılaştırmaktadır. İncelenen birçok eserde çıkmaların biçimi, cephedeki konumu, açıklık-kapalılık durumu gibi konular ele alınsa da çıkmayı taşıyan sistemin detaylı incelenmediği göze çarpmaktadır. Çıkma altı strüktür sisteminin incelenmesi için Eskişehir iline bağlı Sivrihisar ilçesi seçilmiştir. Ulaşım güzergahı üzerinde yer alması nedeniyle eski zamanlardan beri gelişen Güneş Dağı eteklerindeki kentte birçok korunmuş yapı bulunmaktadır. Kentsel sit alanı içindeki 11 mahallenin tescilli yapıları çalışma için incelenmiştir. Çalışma kapsamında incelenen geleneksel Sivrihisar Evlerinin çıkma altı taşıyıcı ve döşeme sistemi ele alınmıştır. Alan çalışmasındaki tescilli yapıların tespiti için Koruma Amaçlı İmar Planından yararlanılmıştır. Sistemin incelenebilmesi için yerinde detaylı belgelenme yapılmış ve çıkmalar envanterlenmiştir. Çıkma altı strüktür sistemlerinin birleşim detayları, taşıyıcı sistem modeli ve döşeme altı tipleri ayrıntılı bir şekilde incelenmiştir. Bulgular değerlendirilirken verilerin korelasyonu yapılmıştır. Çalışma sonucunda Sivrihisar sivil mimarlık örneklerinin çıkma altı taşıyıcı sistemi tipolojisinin nasıl oluştuğu ve tip yoğunluğunun ne olduğu tespit edilmiştir. Çıkma altı taşıyıcı sistem modelinde en çok görülen tip %48,21 oranla bindirme konsol kiriş sistemidir. Döşeme altı modelinde ise %69'luk oranla müdahale görmeyen tip en fazladır.
Anadolu mimarlığında avlu (Neolitik dönemden Tunç çağı sonuna)
ANADOLU MİMARLIĞINDA AVLU (Neolitik Dönemden Tunç Çağı Sonuna) (Yüksek Lisans Tezi) Önder AYDIN GAZİ ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ Temmuz 2000 ÖZET Neolitik dönemden Tunç Çağı sonuna Anadolu, mimarlık alanında süreklilik ve değişimleri beraberinde yaşamıştır. Tez çalışmasında Anadolu mimarlığı, tipolojik bir veri olan avlu etrafında, kütle düzeni ve mekan örgütlenmesi gibi ana kriterlerle, dönemlere göre değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgular, genellemeler ve farklılaşmalar biçiminde kategorize edilmiştir. Çalışmanın bir diğer ekseni, avlu mekan elemanının tarihsel akış içinde, giriş bölümünde yapılan tanıma göre ele alınmasıdır. Böylelikle başka disiplinlerdeki araştırmacılar tarafından avlu olarak tanımlanan tüm alanlar, sınıflandırılmış ve yeniden tanımlanmıştır. Bilim Kodu : Anahtar kelimeler : Anadolu mimarlığı, avlu, tipoloji, kütle düzeni, mekan örgütlenmesi Sayfa Adedi : 109 Tez Yöneticisi : Dr. E.Nihal ÇETİNTÜRK
Neolitik Dönem Anadolu damga mühür geleneği
Damga mühürler ilk olarak M.Ö. 8. Binyılda Suriye'deki yerleşmelerde ortaya çıkmıştır. Bu nesneler üzerlerindeki motifi birden fazla kez başka bir yüzeye basarak çoğaltabilme özelliğine sahiptir. Anadolu'da en erken damga mühür buluntuları M.Ö. 7. Binyılda, Çanak Çömlekli Neolitik Dönemde görülmektedir. Büyük kısmını Çatalhöyük buluntularının oluşturduğu damga mühürler Orta Anadolu, Göller Bölgesi ve Batı Anadolu'daki 13 yerleşimde ele geçmiştir. Neolitik dönem damga mühürlerine yönelik yapılan yayınlar ve tez çalışmaları incelendiğinde bir yerleşim veya bir bölge ile sınırlı kaldıkları, tüm Anadolu'yu kapsayacak nitelikte olmadıkları anlaşılmıştır. Ön Asya ve Balkan coğrafyalarında damga mühürlerin bir bütün olarak çalışıldığı yayınlara karşılık bu iki bölge arasında kalan Anadolu için bu nitelikte bir çalışmaya ihtiyaç duyulmuştur. Yayını yapılmış damga mühürlerin bir araya getirilerek incelendiği bu çalışmada, Anadolu damga mühür geleneği malzeme, tutamak ve baskı yüzeyi formları ve motif tipolojisi açısından değerlendirilmiştir. Neolitik kültür bölgeleri altında ve genel olarak karşılaştırmaları yapılmıştır. Neolitik dönem damga mühürlerinin kullanım alanları hakkında ortaya atılan teoriler yeniden ele alınmıştır.
İnsan kaynakları yönetiminde seçme ve yerleştirmenin psikolojik boyutları, örgütsel bağlılığa etkileri
Bu çalışmada, insan kaynakları yönetiminde doğru işe doğru insan seçmenin ve yerleştirmenin, örgütlerin devamlılığının sağlanması açısından önemi vurgulanmıştır. Doğru işe doğru insan seçmenin de kişinin sadece eğitim, deneyim, becerileri ile sınırlı olmaması gerektiği, insan kaynakları yöneticilerinin adayların kişilik tipolojilerini de inceleyerek en doğru sonuca ulaşmaları gerektiğine dikkat çekilmiştir. Örgütler kendi devamlılığını düşünmek ve sürdürmek zorundadır. Bu sebeple örgüt yöneticilerinin, seçilen her personelin örgütün kaderini de belirleyeceğini unutmamaları, bu doğrultuda doğru insan kaynağını seçmenin önemini anlamaları gerektiği ve yine örgütsel bağlılık için bünyesine dâhil ettiği personelleri elde tutmanın önemi çalışmada ana hatlarıyla belirtilmiştir. Çalışmanın sonucunda kişilik kavramının ve çalışan psikolojisinin örgütsel bağlılığı etkileyen en temel etkenler olduğu ortaya konulmuştur. Çalışma, insan kaynakları yöneticilerine, insan kaynakları alanında ilerlemek isteyen kişilere, ilgili bölümlerde okuyan öğrencilere ve yeni mezun gençlere iş hayatlarında fayda sağlamak amacı ile yapılmıştır.
Üniversite öğrencilerinin kişilik tipolojisi ile kullandıkları problem çözme becerileri ve stresle başa çıkma tarzları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Araştırmamızda, üniversite öğrencilerinin okul ve sosyal ortamlarda karşı karşıya kaldıkları stres kaynaklarıyla nasıl başa çıktıkları, kişilik tipolojileri ve problem çözme becerileri arasındaki ilişkilerin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma kapsamında 536 üniversite öğrencisine anketler online olarak uygulanmıştır. Beş Faktör Kişilik Özellikleri Ölçeği, Problem Çözme Envanteri ve Stresle Başa Çıkma Tarzları ölçekleri kullanılmıştır. Toplanan veriler ise SPSS 25.0 programı ile analiz edilmiştir. BFKÖ alt boyutlarından kadınların erkeklere göre daha yüksek duygusal istiskrarlılık puanlarına sahip oldukları bulunmuştur. Akademik not ortalamaları yüksek olan katılımcıların daha düşük not ortalamasına sahip katılımcılara göre daha yüksek deneyime açıklık puanlarına sahip olduğu saptanmıştır. Erkeklerin kadınlara kıyasla problem çözüm sürecinde aceleci oldukları ve kaçıngan bir tutum sergiledikleri görülmüştür. PÇE aceleci ve kaçıngan toplam puanları ile Stresle Başa Çıkma Tarzları Kendine Güvenli, İyimser, Sosyal Destek Arama Yaklaşımı ile negatif, Çaresiz ve Boyun Eğici Yaklaşım arasında ise pozitif ve anlamlı bir korelasyon bulunmuştur. Analiz sonuçlarımıza göre öğrencilerin uyumluluk ve deneyime açıklık özelliklerinin yüksek olduğu, problem çözme algılarının yüksek olduğu, stres meydana getiren durumlara karşı en fazla çaresiz ve kendine güvenli yaklaşımını benimsediği görülmektedir.
Antik Dönem deniz ticaretinde gastronomik ögeler: Şarap-zeytinyağı taşıma kapları ve amphora tipolojisi
Bu araştırmanın amacı Antik Dönem Deniz Ticaretinde Gastronomik Ögeler: Şarap- Zeytinyağı Taşıma Kapları ve Amphora Tipolojisini incelemektir. Bu araştırmada nitel araştırma modeli kullanılmış olup veriler belge analizi yöntemi ile toplanmıştır. Asma ve zeytin tahıl kadar eski bir tarihi olan oldukça eski bir geçmişe sahip bir kültürdür. Zeytin, bağcılık ve şarap günümüzdeki bilimsel uygulamaları çerçevesinde hızla yükselen bir sanayidir. Bu çerçevede bu sanayinin eski dönemlerde uygulanan yöntemleri ve taşıma kaplarının incelenmesi 21.yy. uygulamalarının da temellerinin anlaşılmasını sağlayacaktır. Antik dönem içerisinde kutsal sayılan bağcılık, şarapçılık ve zeytin bölgenin ekonomisi içerisinde de oldukça önemli bir yer tutmuştur. Bu zenginlik Anadolu'nun çeşitli bölgelerinde bir sütunda, bir mezar lahiti, bir duvar resmi ve bir kabartmada asma yaprakları ve dolgun üzüm salkımları şeklinde kendini göstermektedir. Toprağın bereketi ile halkın zenginliğinin sembolü olagelmiştir. Ticari amphoralar da bu çerçevede zeytinyağı ve şarap gibi maddelerin kalitesinin korunmasını sağlayarak nemin engellenmesinde kullanılmıştır. Araştırmada şarap ve zeytin ile taşıma kapları amphora tipolojisi geniş bir çerçevede incelenmiş ve bu çerçevede sonuçlar ortaya konmuştur.