
383
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Postoperatif erken dönemde derlenme ünitesinde gelişen komplikasyonlar
Amaç: Anabilim dalımız derlenme ünitesine gelen hastaların almış oldukları anestezi türü, cinsiyeti, yaşı, ASA skoru, operasyonun süresi değerlendirilerek, gelişen komplikasyonlarla karşılaştırmak. Yöntem ve Gereç: Üniversitemiz hastanesi ameliyathanesinde operasyonu tamamlanıp derlenme odasına alınan hastalar gözlemlendi ve gelişen komplikasyonlar kayıt altına alındı.Postoperatif entübe çıkan ve araştırmaya katılmayı reddeden tüm hastalar çalışma dışı bırakıldı. Çalışmamızda anestezi formlarından hastaların yaşı, cinsiyeti,yapılan operasyon, operasyonu yapan bölüm, operasyonun süresi, anestezi yöntemi Amerikan Anestezistler Derneği (ASA) göre hastaların preoperatif fiziksel durum sınıflandırması kaydedildi. Bulgular: Çalışmamızda, kaydedilen komplikasyonlar içinde en sık ağrı saptanmıştır.Genel anestezi alanlarda ağrı, rejyonal anestezi uygulananlarda hipotansiyon sık görülmüştür. Her iki cinsiyette de en sık ağrı görülmüş olup komplikasyonlar ile cinsiyet arasında ilişki saptanmamıştır. 65 yaş üstünde en sık komplikasyon hipotansiyon olarak saptanmıştır. Çok kısa süren cerrahi girişimlerde hipotansiyon, kısa ve orta uzunluklardaki cerrahi girişimlerde ağrı, uzun süren cerrahi girişimlerde titreme saptanmıştır. ASAIII hastalarda hipertansiyon,ASAII hastalarda hipotansiyon ve ASAI hastalarda ağrı daha sık görülmüştür.Sonuç: Üniversitemiz hastanesi ameliyathanesinde postoperatif derlenme ünitesine alınan hastalarda ağrı ve hipotansiyon en sık karşılaşılan komplikasyonlardır. Anahtar kelimeler:Derlenme ünitesi,postoperatif komplikasyon,genel anestezi,rejyonal anestezi,ağrı,hipotansiyon,bradikardi,hipertansiyon,
Sıçanlarda bupivakainin toksik etkilerinin farklı lipid solüsyonları ile engellenebilirliğinin karşılaştırılması
Sıçanlarda bupivakainin toksik etkilerinin farklı lipid solüsyonları ile engellenebilirliğinin karşılaştırılması Bu randomize, kontrollü, deneysel çalışmada; anestezi altındaki sıçanlarda bupivakaine bağlı gelişen toksik etkilerin farklı lipid solüsyonları ile engellenebilirliği araştırılmıştır. Yirmibeş adet erişkin dişi Wistar-Albino sıçan kullanıldı. Lethal dozun kontrolü ve deney akışının takibi için ön çalışma yapıldı. Ön çalışma sırasında sıçanlara, hesaplanan bupivakain dozlarının verilmesini takiben tümünde nöbet izlendi. Buna dayanarak nöbet başlangıcı ile birlikte lipid solüsyonu verilmeye başlanmasına karar verildi.Sıçanlar randomize olarak 3 gruba ayrıldı; Grup 1: Intralipid® % 20 (n:8), Grup 2: ClinOleic®%20 (n:9) ve Grup 3: SMOFlipid® % 20(n:8) Eter ile anestezileri sağlanan sıçanlara SpO2 ve kalp hızı monitörizasyonu sağlanıp, kuyruk veninden 22 G branül ile venöz kanülasyon sağlandı ve tespit edildi. Her gruba 5 mg/kg dozda Bupivakain enjeksiyonunun ardından nöbet gelişimi beklendi. Nöbet gelişen sıçanlara toksisite oluştuğu düşünülerek, gruba uygun lipid solüsyonu 3 ml/kg dozda venöz kanülden verildi. Denekler 3 dakika boyunca monitörizasyon ve genel durum açısından gözlendi. Nöbet süresi, nöbet sonlanım zamanı ve/veya exitus gelişme zamanı kaydedildi. Nöbet aktivitesi sonlanan ve sağ kalan hayvanlarda toksisitenin engellendiği, exitus gelişen hayvanlarda ise toksisitenin engellenemediği kabul edildi. İstatistiksel değerlendirmede Ki-kare ve Cox Regresyon testleri kullanıldı; p < 0,05 anlamlı kabul edildi. Başlangıç değerleri açısından gruplar arası anlamlı fark bulunmadı. Nöbet süresi ve yaşam durumu üzerine etkisi olan faktörlere (doz-grup-ağırlık) bakıldığında gruplar arası anlamlı fark bulunmadı. Durum-grup ilişkisine bakıldığında gruplar arası anlamlı fark bulunmadı. Çalışmanın sonunda sıçanlarda bupivakain toksisitesinin lipid solüsyonları ile kısmen de olsa engellenebildiği ve kullanılan lipid solüsyonlarının etkileri arasında bir fark olmadığı saptanmıştır. Anahtar kelimeler: Bupivakain, toksisite, lipid, sıçan
Bel ağrılı hastalarda anterior transforaminal epidural steroid enjeksiyonunun etkinliğinin ve yaşam kalitesine etkisinin retrospektif araştırılması
Amaç: Bel ağrısı şikayeti ile başvuran hastalarda uygulanan anterior transforaminal epidural steroid (TAESİ)+lokal anestezik enjeksiyonlarının etkinliğini ve yaşam kalitesindeki değişiklikleri retrospektif olarak incelemek. Gereç ve yöntem: Hastalar (260); lomber disk hernisi (LDH), başarısız bel cerrahisi (BBC) ve spinal stenoz (SS) olarak 3 gruba ayrıldı.Hastaların ağrısının değerlendirilmesinde Görsel Analog Skala (VAS) kullanıldı.Hastaların ağrı ölçümleri, tedavi öncesi (VAS 0), uygulamanın 1.ayında (VAS 1), 3.ayında (VAS 3)ve 6.ayında (VAS-6) yapıldı.Hastaların yaşam kalitesi, Kısa Form-36 ile sorgulandı Bulgular: Her 3 grupta da hastaların ağrı seviyelerinde girişim öncesine (VAS 0) göre 1., 3. ve 6. Aylardaistatistiksel olarak belirgin azalma saptandı (p<0.001).VAS'daki azalma LDH grubunda BBC ve SS gruplarındaki hastalardan daha fazlaydı (p<0.05).Azalma sırayla LDH, BBC ve SS gruplarındaydı. Major komplikasyon görülmezken, sadece 11 hastada minor komplikasyonlar gözlendi.Tüm parametreleri SS hastalarında LDH hastalarına göre daha düşük saptadık (p<0.05).SS hastalarında yaşam kalitesi puanlamaları en düşükken, sadece fiziksel sağlık ve sosyal fonksiyon puanları BBC grubunda en düşüktü. Sonuç:TAESİ bel ağrısını azaltmada effektiftir ve Disk Hernisi, Başarısız Bel Cerrahisi ve Spinal Stenoz'a bağlı bel ağrısı olan hastalarda güvenli olarak uygulanabilir.Spinal stenozlu hastaların yaşam kalitelerinin olumsuz etkilendiği ve bunun da özellikle fiziksel rol güçlüğü üzerinde olduğu söylenebilir.
İnternal juguler ven kateterizasyonunda statik ve eş zamanlı yapılan ultrasonografinin girişimsel başarı kriterlerine etkisi
Santral venöz kateterizasyon, anestezi hekimlerinin sık olarak uyguladığı özel girişimlerden birisidir. Ameliyathanemizde eş zamanlı ultrasonografi kullanımının ameliyathanede geçen süreyi uzatabileceğini düşünen bazı anestezi hekimleri ultrasonografiyi preoperatif dönemde statik olarak kullanmaktadır. Bu çalışmada; internal juguler venin ultrasonografi aracılığıyla lokalizasyonunun tespiti ve işaretlenme işleminin preoperatif bekleme odasında gerçekleştirildiği statik ultrasonografi kullanımı ile eşzamanlı ultrasonografi kullanımı başarı kriterleri açısından kıyaslanmıştır. 93 erişkin hastanın katıldığı randomize prospektif çalışmamızda birinci grupta olan 31 hastaya preoperatif dönemde ultrasonografi yapılıp girişimde referans alınacak noktalar silinmez kalemle işaretlenmiştir (Statik ultrasonografi grubu). İkinci gruptaki 31 hastaya eş zamanlı ultrasonografi (dinamik ultrasonografi grubu) yapılmıştır. Üçüncü grupta bulunan 31 hastaya da klasik anatomik işaret noktaları referans alınarak girişim yapılmıştır ve bu üç grup başarı oranı, girişim süresi, ponksiyon sayısı, perpendiküler girişim oranı, komplikasyon oranı açısından kıyaslanmıştır. Çalışmaya dahil edilen 93 hastanın dahil olduğu üç grupda demografik veriler benzerdi. Eş zamanlı ultrasonografi yapılan gruptaki girişim süresi, ön işaretleme yapılan gruptan belirgin olarak daha uzun olduğu gözlemlendi. Ultrasonun kullanıldığı iki grupta ponksiyon sayısı ve perpendiküler girişim oranı anatomik işaret noktalarının kullanıldığı gruptan anlamlı olarak düşük bulundu (p<0.05). En kısa girişim süresi ön işaretleme yapılan grupta oldu (p< 0.05). Gruplar arasında komplikasyon oranı, başarı oranları açısından anlamlı fark saptanmadı. Sonuç olarak; çalışmamızda internal juguler ven kateterizasyonunda statik ultrasonografi kullanımı girişim süresi bakımından, eşzamanlı ultrasonografi kullanımından daha avantajlı bulunmuştur. Ultrasonografinin kullanıldığı bu iki teknik arasında; cilt ponksiyon sayısı, perpendiküler girişim oranı, başarı oranı, komplikasyon oranı bakımından anlamlı fark saptanmamıştır. Anahtar kelimeler:Kateterizasyon; Santral venöz, internal juguler ven, Seldinger tekniği Ultrasonografi; İnternal juguler ven, statik teknik, dinamik teknik
Adnan Menderes hastanesi personelinin organ-doku bağışı ve nakli hakkındaki bilgi ve düşünceleri
Amaç: Adnan Menderes Hastanesi personelinin organ-doku bağışı ve nakli hakkındaki bilgi ve düşüncelerini tespit etmek ve gerekli bilgilendirmeler yapılarak topluma eğitim verecek bu kişilerin organ bağışı hakkında bilinçlendirilmeleri ve konunun gündemde tutulmasıdır. Materyal ve Metod: Çalışma 01 Mart 2014 - 30 Haziran 2014 tarihleri arasında Adnan Menderes Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi'nde yapılmıştır. Çalışmaya ilgili tarihlerde tıp fakültesinde görev yapan toplam 415 personel ve 320 öğrenci dahil edilmiştir. Verilerin toplanmasında literatür doğrultusunda oluşturulmuş 6 adet sosyo-demografik, 15 adet bilgi ve 3 adet tutum sorusu içeren"Organ bağışı ve nakli bilgi düzeyi anketi" kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen kişilerin yaş ortalaması 25.08±6.82 SD olarak bulunmuştur. Çalışmaya dahil edilen kişilerin 32(%4.4)'si temizlik personeli, 71(%9.7)'i hastabakıcı, 320(%43.5)'si öğrenci, 256(%34.8)'sı hemşire ve 56(%7.6)'sı asistan doktordu. Çalışmaya katılanların%10.3'ünün organ bağış kartı vardır. Çalışmaya katılanlardan %44.4'ü organ bağışında bulunmayı kabul etmektedir. Çalışmaya katılanların %49.3'ü yakınlarının ölümü halinde organlarını bağışlayacağını belirtmiştir. Çalışmaya katılanların %50.2'si organ bağışı hakkında yeterli bilgisi olduğunu belirtmiştir. Yeterli bilgisi olanlar ve eğitim düzeyi yüksek olanlar anlamlı olarak daha fazla organ bağışında bulunmak istemektedirler (p:0.00, p:0.006). Sonuç: Organ bağışı konusunda sağlık personeli net bir görüşe ve yeterli bilgiye sahip değildir. Sağlık çalışanlarına, toplumda organ/doku bağışı ve nakli ile ilgili rol modeli işlevlerinin bulunduklarına dair farkındalığını sağlayacak kapsamlı, eğitici, bilgi verici ve düşündürücü sempozyumlar düzenlenmesi gerektiği ortaya çıkmıştır. Organ naklinde istenen hedefe ulaşmanın organ bağışı sayısını arttırılması ile olacağı,bunun da ancak iyi bir organizasyon ve ekip çalışması ile sağlanacağı ortaya çıkmıştır.
Çocuk vakalarına yapılan postoperatif ağrı tedavisi uygulamalarının araştırılması ve postoperatif ağrı sağaltımı etkinliğinin tartışılması
Amaç: Çocuk hastalara, ilgili bölüm veya ilgili anestezist tarafından uygulanan analjezik yöntemler ve ilaçların postoperatif ağrı üzerine etkileri ve ek analjezik ihtiyaçlarını karşılaştırmak. Materyal ve metod: Vakaların; yaş, cinsiyet, boy, kilo, ek hastalık, ameliyat türü, postoperatif kullanılan analjezik içeriği, analjezik dozu, ameliyat süreleri operasyon odasındaki anestezist tarafından takip formuna kaydedildi. Bu hastaların postoperatif 5,10, 15, 30, 60 dakika, 3, 6, 12. saatlerdeki, yaşa uygun olarak kullanılan CHEOPS, VAS (face) ve Sözel ağrı skalasına göre değerleri, analjeziğe gerek duyulduysa eğer, ilk ek analjezik süreleri ve dozları postoperatif derlenme odasındaki hemşire tarafından, servise çıktıktan sonra da servis hemşiresi tarafından takip formuna kaydedildi. Tüm bu bilgileri tam olan hastalar değerlendirilmeye alındı. Kayıtları yetersiz tutulmuş ve 14 yaş üstü hastalar çalışma dışı bırakıldı. Bulgular: Genel anestezi altında opere olan hastaların 56'sına parenteral analjezi, 109'una da rejyonel anestezi uygulanmıştır. Tüm hastaların 15. dk'ya kadarki postoperatif derlenme odası verilerine bakılınca ağrı skorları ve KAH, SpO2 değerlerinin değişmediği ve benzer olduğunu saptadık. Rejyonel anestezi uygulanan hastaların servis verileri olduğu için postoperatif analjezik etkinlikleri yapılan ilaç çeşitliliğine göre karşılaştırıldı. İntraoperatif rejyonel anestezide lokal anesteziğe adjuvan olarak morfin ve neostigmin eklenen grupların, postoperatif dönemde analjezik etkinliklerinin daha uzun olduğu ve ek analjezik ihtiyacının daha az olduğunu saptadık. Sonuç: Postoperatif analjezi amaçlı parenteral uyguladığımız analjezik ve dozu derlenme odası verilerine göre yeterli olduğu saptansa da, geç dönem takip yetersizliğinden analjezik etkinliği tam değerlendirilemeyip, bu amaçla daha çok çalışma yapılması gerektiğini düşünüyoruz. Pediatrik ürolojik ve batın cerrahilerinde uygulanan rejyonel anestezide, operasyonun türüne göre lokal anesteziğe adjuvan eklenmesi hem analjezik süresini uzatmakta hem de ek analjezik ihtiyacını azaltmaktadır. Anahtar kelimeler: adjuvan, analjezi, çocuk, postoperatif ağrı, rejyonel
Çocuklarda ne yapıyoruz
Giriş ve Amaç: Pediatrik yaş gurubunda anestezi yaklaşımı anatomik, fizyolojik ve farmakolojik olarak erişkinlere göre birçok farklılık göstermektedir. Bu nedenle anestezide kullanılan ekipmanlar, yöntemler, ilaçlar farklılık göstermektedir. Yaşla ters orantılı olarak anestezide mortalite ve morbidite arttığı düşünülürse pediatrik hastalar için özel cerrahi ve anestezik stratejiler gerekmektedir. Bu sebeplerden dolayı her klinik pediatrik cerrahi vakalarında belli bir standart oluşturmalıdır. Bu çalışmanın amacı Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi ameliyathanesinde ameliyat olan pediatrik hastaların peroperatif anestezi kayıtlarının incelenmesi ve pediatrik anestezide gerek dökümantasyon gerek anestezi pratiğimizde ne durumda olduğumuzu görmek ve daha iyi bir anestezi uygulaması için neler yapabileceğimizi tespit etmektir. Metod: Çalışma prospektif gözlemsel olarak yapılmıştır. Kliniğimiz tarafından anestezi kayıt formu oluşturulmuştur. Bu formda, hastaya ilişkin demografik özellikler, anestezi yönetimine ilişkin bilgiler yer almaktadır. Eylül 2014-Mart 2015 tarihleri arasında Çocuk Cerrahisi tarafından ameliyat edilen 200 pediatrik hastanın, preoperatif, intraoperatif ve postopereatif bilgileri bu forma kaydedilmiştir. Formdaki veriler sınıflandırıldıktan sonra istatistiksel analiz işlemi yapılmıştır. Bulgular: Araştırmamamızda, Eylül 2014-Mart 2015 tarihleri arasında Çocuk Cerrahisi tarafından en fazla sıklıkta (n=74; %37) sünnet ve hipospadias ameliyatlarının yapıldığı, preoperatif midazolam sıklığının (n=82) daha fazla olduğu, ameliyat olan hastaların çoğunlukla 3-12 yaş grubunda olduğu, çoğunlukla LMA ile hava yolu kontrolünün sağlandığı (121 hasta ;%60,5), yüz maskesi kullanımının sünnet gibi kısa vakalarda daha sık olduğu (n=34), sevofloran pediatrik hastalarda daha sık kullanıldığı (n=183), nöromuskuler blokajın geri döndürülmesinde sugammadeksin neostigmine göre daha sık kullanıldığı, rejyonal anestezinin daha sık yapıldığı (n=175; Kaudal:167 ve Epidural:8 ), rejyonel anestezide en fazla bupivakain (n=176) kullanıldığı saptanmıştır. Sonuç: Hastanemizde çocuk cerrahisi ameliyatı olan pediyatrik hastalara uygulanan anestezi yönteminin literatürdeki yapılmış araştırmaların sonuçları ile benzer olduğu ve anestezi pratiğinde ve kliniklerinde yaygın olan yöntemlerin bizim kliniğimizde de kullanıldığı sonucuna ulaşılmıştır. Midazolam dışındaki preoperatif medikasyon ajanlarının da kullanımıyla klinik deneyimimizin artacağını düşünmekteyiz. Isı ve nöromuskuler monitorizasyonu yaygınlaştırarak daha güvenli bir anestezi sağlayabiliriz. Anahtar Kelimeler: Pediatrik Hasta, Anestezi Yönetimi, Midazolam, Sevofluran, Sugammadeks, Kaudal,
Sıçanlarda tek akciğer ventilasyonuna kademeli geçişin oksijenasyona etkisi
Bu deneysel araştırmada, sıçanlarda tek akciğer ventilasyonu (TAV)'na kademeli geçişin, oksijenasyon ve intrapulmoner şant oranı üzerine etkileri araştırıldı.Erişkin 14 adet dişi (200-250 gr) Wistar-Albino sıçan; Klasik Geçiş Grubu (KLGG, n = 7) ve Kademeli Geçiş Grubu (KAGG, n = 7) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Anestezi uygulaması, venöz-arteriyel kanülasyon ve trakeostomi sonrasında 15 dk. süreyle çift akciğer ventilasyonu (ÇAV, TV;8 mL/kg, SF;60/dk, FiO2;1.0) uygulandı. Stabilizasyon döneminin sonunda KLGG'nda; 15 dk. süre ile TAV (TV;6 mL/kg, SF;80/dk, FiO2;1.0) uygulandı. KAGG'nda ise 1 dk. TAV, 1 dk. ÇAV, 1 dk. TAV, 1 dk. ÇAV sonrasında 15 dk. süreyle TAV uygulandı. Stabilizasyon dönemi sonunda, TAV'nun 5. ve 15. dk'larında hemodinamik değerler elde edildi, arteriyel kan örneği alındı ve noninvaziv intrapulmoner şant oranı hesaplandı. Değerler ort.±SH veya % değer±SH olarak verildi. İstatistiksel analizde Mann-Whitney U ve Wilcoxon İşaretli Sıralar testleri kullanıldı, p<0.05 düzeyi anlamlı kabul edildi.Her iki grup arasında; OAB ve KAH değerleri yönünden stabilizasyon dönemi sonrasında, TAV'nun 5. dk.'sı ile 15. dk.'sında istatistiksel anlamlı fark saptanmadı (p>0.05, p>0.05, sırasıyla). KLGG'na ait PaO2, PaCO2 ve şant oranı değerleri, sırasıyla, stabilizasyon dönemi sonrası; 152.3±34.5 mm Hg, 31.9±2.7 mm Hg, % 5.2±1.4, TAV'nun 5. dk.'sında; 60.1±3.7 mm Hg, 50.0±5.9mm Hg, % 10.2±0.7 ve 15. dk.'sında 61.1±5.4 mm Hg, 56.7±9.9mm Hg, % 10.2±1.0 olarak saptandı. KAGG'na ait PaO2, PaCO2 ve şant oranı değerleri ise sırasıyla, stabilizasyon dönemi sonrası; 243.5±24.8 mm Hg, 38.1±2.3 mm Hg, % 1.9±0.2, TAV'nun 5. dk.'sında; 68.8±6.4 mm Hg, 49.1±6.1mm Hg, % 9.1±0.8 ve 15. dk.'sında 69.9±5.2 mm Hg, 50.6±4.8 mm Hg, % 8.8±0.8 olarak saptandı.Gruplar arasında; PaO2, PaCO2 ve şant oranı değerleri yönünden stabilizasyon dönemi sonrasında (p>0.05, p>0.05, p>0.05, sırasıyla), TAV'nun 5. dk.'sı (p>0.05, p>0.05, p>0.05, sırasıyla) ile 15. dk.'larında (p>0.05, p>0.05, p>0.05, sırasıyla) istatistiksel anlamlı fark saptanmadı.Klasik geçişe kıyasla, sıçanlarda TAV'na kademeli geçişin PaO2 değerinde artma ve intrapulmoner şant oranında azalma şeklinde oksijenasyon üzerine olumlu yönde etkisinin olmadığı gözlendi.
Sezaryen girişimlerinde spinal anestezi için üç farklı levobupivakain dozunun karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı; elektif sezaryen olgularında intratekal verilen üç farklı düşük doz % 0.5 izobarik levobupivakain ile 25 µg fentanil kombinasyonunun duyusal ve motor blok ile hemodinamik etkilerinin karşılaştırılmasıdır.Spinal anestezi ile elektif sezaryen doğum planlanan 90 hasta çalışmaya alındı. Hastalar randomize olarak üç gruba (n=30) ayrıldı, her gruba 25 µg fentanil eklenerek Grup 1'e 6.5 mg Grup 2'ye 7.5 mg Grup 3'e 8.5 mg % 0.5 izobarik levobupivakain uygulandı. Kombine spinal epidural teknik ile spinal enjeksiyon tamamlandıktan sonra ilk 20 dakika 2 dakikada bir, daha sonra 45. dakikaya kadar 5 dakikada bir duyu seviyesi ile motor blok düzeyi ve kan basıncı ile kalp atım hızı kaydedildi. İnsizyon öncesi duyusal bloğun T4'e ulaşmadığı veya intraoperatif dönemde ağrı duyan olgulara epidural kateterden ek doz lokal anestezik uygulandı.Her üç grupta sistolik arter kan basıncı ve kalp atım hızının grup içi karşılaştırmasında bazal değerlere göre anlamlı fark bulundu (p<0.05). Ancak gruplar arasında hipotansiyon ve bradikardi görülme sıklığı, efedrin ve atropin kullanımı bakımından anlamlı fark saptanmadı (p>0.05). Grup 1'deki bir olgu hariç diğer olguların tümünde duyusal blok T4'e ulaştı. Aynı grupta intraoperatif dönemde 6 olguda ek doz gereksinimi oldu ve istatistiksel olarak anlamlı idi (p<0.05). Grup 1'de 12, Grup 2'de 3 ve Grup 3'de 4 olguda hiç motor blok oluşmadığı saptandı ve Bromage skorunun sıfır olma zamanı bakımından gruplar arasında anlamlı fark bulundu (p<0.05). Yan etkiler karşılaştırıldığında gruplar arasında anlamlı fark saptanmadı.Sonuç olarak; elektif sezaryen girişimlerinde 6.5 mg levobupivakain ile 25 µg fentanilin kombinasyonunun yeterli intraoperatif anestezi oluşturmadığı saptandı. Ancak intraoperatif ağrı ve motor blok etkisi bakımından 7.5 ve 8.5 mg levobupivakain ile 25 µg fentanil kombinasyonunun benzer olduğu ve daha düşük doz olan 7.5 mg'ın tercih edilebileceği kanısına varıldı.Anahtar kelimeler: Levobupivakain, fentanil, sezaryen, spinal anestezi
enteral beslenme uygulanan yoğun bakım hastalarında iki farklı gastrik rezidüel volüm izlem protokolünün karşılaştırılması
Yoğun bakım ünitelerinde izlenen hastalara uygulanan beslenme yöntemlerinin en az ilaç tedavileri kadar önemli olduğu bilinmektedir. Herhangi bir kontrendikasyon bulunmaması durumunda öncelikle fizyolojik bir beslenme yöntemi olan enteral yolun kullanılması önerilmektedir. Enteral beslenmenin planlanmasında ve uygulanmasında en uygun gastrik rezidüel volüm (GRV) eşiği ve izlem aralığı henüz net olarak tanımlanmamıştır. Bu klinik çalışmada; enteral yolla beslenen yoğun bakım hastalarında GRV eşiği ve izlem aralığı farklı olan iki enteral beslenme protokolü karşılaştırıldı.Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Klinik ve Laboratuvar Araştırmaları Etik Kurulu'nun onayı alındıktan sonra yoğun bakım ünitesinde mekanik ventilasyon desteği altındaki hastalar ardışık olarak her grupta 30 hasta olacak şekilde 2 gruba ayrıldı.Grup I : GRV eşiği 100mL, izlem aralığı 4 saat olan olgularGrup II: GRV eşiği 200mL, izlem aralığı 8 saat olan olgularÇalışmamızda Grup I'deki olguların %3.3'ünün kustuğu, %6.6'sının diyare olduğu, Grup II'deki olguların ise %16.6'sının kustuğu, %10'unun diyare olduğu görüldü. Toplam intolerans (kusma ve /veya diyare) gözlenen hasta oranlarının ise Grup I'de %10, Grup II'de %33,3 olarak belirlendiği, bu iki grup arasında olguların toplamı açısından anlamlı bir istatistiksel farklılık olduğu saptandı (p: 0.02).Çalışmamızın sonuçlarına göre GRV eşik değeri 200mL, izlem aralığı 8 saat olan (Grup II) protokole göre daha düşük oranda gastrointestinal intolerans saptanan GRV eşik değeri 100mL, izlem aralığı 4 saat olan olan protokol tercih edilebilir.Bu çalışmanın sonuçları yetişkin hastalarda önerilen enteral beslenme protokollerinin iyileştirilmesine destek olacak niteliktedir.Anahtar Kelimeler: Enteral beslenme, gastrik rezidüel volüm, intolerans, yoğun bakım
Ratlarda oluşturulan siyatik sinir travma modelinde ketorolak trometamin'in etkileri
Amaç: Bu çalışmada, ketorolak trometaminin ratlarda oluşturulan siyatik sinir travmasında siyatik sinir statik indeksi, akson ve myelin çapı ile akson, fibroblast ve mast hücresi sayısına etkisinin araştırılması amaçlanmıştır.Gereç ve Yöntem: Periferik sinir travması oluşturmak için siyatik sinir üzerine 63 g'lık kuvvet uygulayan bir anevrizma klibi 2 dk süre ile yerleştirilip 8.7 mm genişliğinde bası uygulandı. Randomize olarak grup sham, grup salin ve grup ketorolak trometamin olmak üzere 3 gruba ayrıldı.Grup Sham (n:3): Cerrahi işlem uygulandı ve siyatik sinir hasarı oluşturulmadı.Grup Saline (n:12): Travma oluşturulduktan sonra intraperitoneal 1 mL salin 6 saat arayla 4 kez tekrarlandı.Grup Ketorolak trometamin (n:12): Travma oluşturulduktan sonra intraperitoneal 50 mg/kg ketorolak trometamin 1mL içinde olacak şekilde 6 saat arayla 4 kez tekrarlandıPeriferik sinir travması oluşturulmasından 24 saat sonra denekler randomize olarak akut ve kronik grup olmak üzere 2 gruba ayrıldı. Akut gruptaki ratların ayak izi 3 gün boyunca, kronik gruptaki ratların ayak izleri 3 gün boyunca her gün, daha sonra 7 günde 1 kez olacak şekilde 6 hafta tarayıcı ile tarandı (1, 2, 3, 7, 14, 21, 28, 35, 42. günlerde). Statik siyatik indeksi hesaplaması yapıldı. Ratların siyatik sinirinden alınan kesitler histopatolojik olarak değerlendirildi.Bulgular: Kronik grupta gruplar arasında statik siyatik indeksi değerleri ortalamaları karşılaştırıldığında; 1, 2, 3, 7, 14, 21, 28 ve 35. günlerde statik siyatik indeksi değerleri ortalamaları arasında anlamlı fark bulunmazken, kronik ketorolak trometamin grubunda 42. gün statik siyatik indeksi ortalama değerinde anlamlı artma saptandı (p<0.05). Akut ketorolak trometamin grubunda akson çapı ortalama değerleri anlamlı yüksek ve fibroblast sayısı ortalama değerlerinde anlamlı azalma bulundu (p<0.05). Kronik ketorolak trometamin grubunda akson çapı, miyelin çapı, akson sayısı ortalama değerleri anlamlı yüksek bulundu (p<0.05). Kronik ketorolak trometamin grubunda fibroblast sayısı ve mast hücre sayısı ortalama değerlerinde anlamlı azalma bulundu (p<0.05).Tartışma ve Sonuç: Siyatik sinir travma modelinde intraperitoneal yolla 474 kez uygulanan 50 mg/kg ketorolak trometamin'in erken dönemde; sadece akson çapında artma ve travma bölgesinde fibroblast sayısında azalmayı sağlarken, geç dönemde; akson çapının yanısıra miyelin çapı ile akson sayısında artış, motor fonksiyonda iyileşme, travma bölgesinde fibroblast sayısının yanında mast hücre sayısında azalma oluşturduğunu saptadık.Anahtar kelimeler: periferik sinir travması, ketorolak trometamin, statik siyatik indeksi, mast hücresi, fibroblast
Rat modelinde sevofluran ve izofluran'ın akciğer dokusu üzerine etkilerinin biyokimyasal ve histopatolojik olarak incelenmesi
Amaç: Son yıllarda inhalasyon anesteziklerinin genel anestezi sırasında yaşanan pulmoner komplikasyonlardan sorumlu olabileceği savı gündeme gelmiştir. Bu ajanlara bağlı akciğer hasarının mekanizmasında aktive nötrofillerin yol açtığı endoteliyal hücre zedelenmesinin, üretilen serbest oksijen radikallerinin ve/veya proteazların rol aldığı düşünülmektedir. Bu deneysel çalışmada, sevofluran ve izofluranın akciğer dokusu üzerine etkilerinin rat modelinde incelenmesi amaçlanmıştır.Yöntem: Deney Hayvanları Etik Kurulu onamı alındıktan sonra 21 adet erişkin erkek Wistar Albino rat rastgele üç gruba ayrıldı, Kontrol Grubu (n=6); %50 oksijen + %50 hava; İzofluran Grubu (n=7) % 1.2 İzofluran (1 MAK) + %50 oksijen + %50 hava, Sevofluran Grubu (n=6) % 2.4 Sevofluran (1 MAK) + %50 oksijen + %50 hava ile 2 saat boyunca mekanik ventilatör ile solutuldu. Çalışma bitiminde ratlar mediyan sternotomi sonrası akciğerleri çıkartılarak sakrifiye edildi. Sol akciğer miyeloperoksidaz (MPO) aktivitesi ve thiobarbituric acid reactive substance (TBARS) düzeyinin incelenmesi ve sağ akciğer histopatolojik incelemeler için kullanıldı. Histopatolojik değerlendirmede hematoksilen-eosin ile ışık mikroskobu istatistiksel analizinde, alveoler makrofaj sayısı ve M-30 immun histokimya ile apoptozis değerlendirildi. Veriler Kruskal Wallis ve Mann ? Whitney U testleri kullanıldı. p < 0.05 anlamlı olarak kabul edildi.Bulgular: Gruplar arasında hemodinamik veriler ve kan gazları parametreleri açısından fark saptanmadı. Sevofluran Grubu'nda, Kontrol ve İzofluran Grubu'na göre MPO aktivitesi (sırasıyla; p:0.041, p:0.001) ve TBARS düzeyi (sırasıyla; p:0.041, p:0.035) anlamlı derecede düşük saptandı.İzofluran Grubu'nda, Kontrol ve Sevofluran Grubu'na göre alveoler makrofaj sayısı (sırasıyla; p:0.001, p:0.001) ve M-30 pozitif hücre sayısı (sırasıyla; p:0.001, p:0.001) anlamlı yüksek, Sevofluran Grubu'nda ise Kontrol Grubu'na göre anlamlı yüksek olarak saptandı (sırasıyla; p:0.002, p:0.002). Işık mikroskobik incelemede Sevofluran grubu ve daha fazla olmak üzere İzofluran Grubu'nda yaygın mononükleer hücre infiltrasyonu, diffüz alveoler hasar, alveoler ödem, alveoler septumlarda kalınlaşma, alveol lümeninde yoğun alveoler makrofaj ve daha az miktarda nötrofil ve tip II pnömositler gözlendi. Parankimde ise yaygın hemoraji, mononükleer hücre infiltrasyonu, ödem ve vasküler konjesyon saptandı.Sonuç: Bu çalışmanın sonuçlarına göre sevofluranın, izoflurana göre daha az pulmoner makrofaj aktivasyonu ve apoptozise neden olduğu saptanmıştır. Sevofluran Grubu'nda Kontrol Grubu'na göre daha düşük pulmoner MPO aktivitesi ve TBARS düzeyinin bulunması, sevofluranın antiinflamatuvar etkinlik gösterdiği şeklinde yorumlanabilir. Bununla birlikte hasarlı akciğer dokusu ile gerçekleştirilecek çalışmalara gereksinim vardır.Anahtar Kelimeler: izofluran, sevofluran, akciğer hasarı, apoptozis, inhalasyon ajanı, genel anestezi
Aktive protein C'nin rat intraabdominal sepsis modelinde epiteliyal apoptozis üzerine etkisi
Amaç: Son yıllarda apoptozisin sepsis sendromunun sonuçlarında belirleyici rolüne, sepsis ve endotoksemik süreçte en önemli hücre ölüm mekanizması olduğuna dair kanıtlar vardır. Septik süreçte antiapoptotik tedavi denemeleri yaşam sürecini arttırma açısından önem kazanmaktadır. Bu deneysel çalışmada, aktive protein C'nin (APC) epiteliyal apoptozis ve organ hasarı üzerine etkilerinin rat sepsis modelinde incelenmesi amaçlanmıştır.Yöntem: Deney Hayvanları Etik Kurulu onamı alındıktan sonra 21 adet erişkin erkek Wistar Albino tipi rat randomize olarak 3 gruba ayrıldı, Sham grubu (n=7), Sepsis grubu (n=7), Sepsis+APC grubu (n=7); sham grubuna sadece laparatomi yapıldı. Sepsis grubuna asendan kolon stent peritoniti cerrahisi (colon ascendens stent peritonitis: CASP) cerrahisi uygulanarak, intravenöz serum fizyolojik infüzyonu yapıldı. Sepsis+APC grubuna CASP cerrahisi uygulanarak, intravenöz APC infüzyonu yapıldı. Çalışma bitiminde ratlar anestetize edilerek mediyan sternotomi ile sol ventrikülden kan aspirasyonu ile sakrifiye edildi; akciğer ve jejenum örnekleri alındı. Biyokimyasal olarak serumdaki solubl CK18 (sitokeratin 18) neoepitop M30 düzeyi ELISA yöntemiyle saptandı. Histopatolojik olarak alveoler makrofaj sayısı ve intestinal mukozal hasar (Chiu Skorlaması) değerlendirildi. Nominal değerler için üç grubun karşılaştırmasında tek?yönlü varyans analizi (ANOVA), ikili grup karşılaştırılmalarında ise Mann-Whitney U testleri kullanıldı. p < 0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi.Bulgular: Sepsis grubundaki serum M3O düzeyi sham grubuna göre anlamlı derecede yüksek saptandı (p:0.02). Sepsis+APC grubundaki serum M30 düzeyinde sham grubuna göre anlamlı yükselme (p:0.23); Sepsis grubuna göre anlamlı düşme saptanmadı ( p:0,09)Sepsis grubunda jejenum Chiu skorlaması sham grubuna göre anlamlı derecede yüksek saptandı (p:0,001). Sepsis+APC grubunda barsak Chiu skorlaması Sepsis grubuna göre anlamlı derecede düşük saptandı (p:0,002);sham grubuna göre anlamlı derecede yüksek saptandı (p: 0,002).Sepsis grubunda sham grubuna göre alveoler makrofaj sayılarında anlamlı derecede artış saptandı (p:0,002). Sepsis+APC grubunda alveoler makrofaj sayılarında Sepsis grubuna göre anlamlı derecede azalma saptandı (p:0,001). Sepsis+APC grubunda alveoler makrofaj sayılarında sham grubuna göre anlamlı derecede artma saptandı (p:0,001).Sonuç: Çalışmamızda serum M30 düzeyinin APC uygulanan grupta sepsis grubundaki kadar yükselmemesi, APC uygulanan grupta Chiu skorunda ve alveoler makrofaj sayılarında sepsis grubuna göre anlamlı azalma saptanması, APC'nin sepsisteki epiteliyal apoptozis üzerine olumlu etkileri olduğunu ve ayrıntılı çalışmalar ile desteklenmesi gerektiği kanaatini oluşturmuştur.
İntratekal bupivakainin dansite ve barisitesinin sezaryen olgularında hemodinami ve motor blok üzerine etkileri
Bu çalışmanın amacı; elektif sezaryen olgularında intratekal uygulanan üç farklı dansite ve barisitedeki % 0.5 bupivakainin hemodinami ve motor blok geri dönüşü üzerine olan etkilerinin araştırılmasıdır.Kombine Spinal Epidural Anestezi (KSEA) ile elektif sezaryen doğum planlanan 90 gebe çalışmaya alındı. Hastalar randomize olarak üç gruba (n=30) ayrıldı. Grup H' a 12.5 mg % 0.5 hiperbarik bupivakain, Grup I' e 12.5 mg % 0.5 izobarik bupivakain ve Grup M' ye 9.4 cc % 0.5 izobarik bupivakain ile 0.6 cc % 0.5 hiperbarik bupivakain karışımından 12.5 mg bupivakain uygulandı. Spinal enjeksiyon tamamlanıp, epidural kateter yerleştirilip hasta supin pozisyona alındıktan sonra ilk 10 dakika 2 dakikada bir, daha sonra 60. dakikaya kadar 5 dk' da bir duyu seviyesi, motor blok düzeyi, kan basıncı ve kalp atım hızı kaydedildi. İnsizyon öncesi duyusal bloğun T4' e ulaşmadığı olgulara epidural kateterden ek doz % 0.5 izobarik bupivakain ve intraoperatif dönemde ağrı duyan olgulara epidural kateterden ek doz 5 mL % 0.5 izobarik bupivakain veya 25 ?g fentanil bolusları İV uygulandı.Tüm gruplarda T4 düzeyinde sensoryal blok sağlandı. T4 sensoryal blok seviyesine ulaşma süresi Grup H' da 7.06 ? 2.73 dk, Grup I' de 5.06 ? 2.33 dk ve Grup M' de 5.76 ? 2.73 dk' dı. Diğer gruplarla karşılaştırıldığında, 12.5 mg % 0.5 izobarik bupivakain uygulanan Grup I' de, T4 sensoryal blok seviyesine ulaşma süresi istatistiksel açıdan anlamlı olarak daha kısa sürede gerçekleşti (p<0.05).Grup içi ve gruplar arası karşılaştırmalarda hemodinamik parametreler, Bromage skoru ve sensoryal blok seviyeleri açısından anlamlı farklılık saptanmadı.Sonuç olarak; sezaryen olgularında uygulanan kombine spinal epidural anestezi tekniğinde 12.5 mg % 0.5 bupivakainin hiperbarik, izobarik ve her ikisinin karışımı sonucu elde edilen formları ile yeterli anestezi sağlandı. Ancak uygulanan intratekal lokal anesteziğin dansitesi ve barisitesinin, hemodinamik parametreler, Bromage skoru ve sensoryal blok seviyesi üzerine etkilerinin olmadığı kanısına varıldı. Grup I' de T4 sensoryal blok seviyesine daha hızlı ulaşıldı.Anahtar kelimeler: Barisite, dansite, bupivakain, sezaryen, kombine spinal epidural anestezi
Rat alt ekstremite iskemi reperfüzyon modelinde tenoksikamın antioksidan etkinliğinin araştırılması
Amaç: Bu çalışmada alt ekstremite iskemi-reperfüzyon modelinde bir COX?2 inhibitörü olan tenoksikamın antioksidan etkinliğini araştırmaktır.Metod: Erkek Wistar ratlarda anestezi verilmesini takiben sol alt ekstremiteye 3 saat iskemi ve 24 saat reperfüzyon uygulandı. Çalışmaya, her birinde 7 denek bulunan 4 grup dahil edildi. Denekler Grup 1 (Kontrol, n=7), Grup 2 (İ/R, Sham, n=7), Grup 3 (İ/R, 2,5 mg/kg Tenoksikam, n=7) ve Grup 4 (İ/R, 10 mg/kg Tenoksikam, n=7) grublarına ayrıldı. Tenoksikam 3 saat'lik iskeminin ardından hemen intraperitoneal olarak uygulandı. Reperfüzyon dönemi bitiminde gastrokinemyus kasından örnekler alınarak, elektron mikroskopunda incelendi.Bulgular: Elektron mikroskopi ile yapılan çalışmada Grup 2'de (İ/R, Sham, n=7), Grup 1'e (Kontrol, n=7) göre belirgin doku hasarı tespit edildi. Grup 2 `de (İ/R, Sham, n=7) yoğun lökosit, nekroz, ödem, sarkoplazmik retikulum dilatasyonu, mitokondri kristalarında silinme, miyofibril dezorganizasyonu gözlendi. Grup 3 (İ/R, 2,5 mg/kg Tenoksikam, n=7) ve Grup 4 `de (İ/R, 10 mg/kg Tenoksikam, n=7), Grup 2'ye (İ/R, Sham, n=7) kıyasla özellikle sarkoplazmik retikulum dilatasyonu, mitokondri kristalarında silinme ve miyofibril dezorganizasyonu anlamlı olarak düşük bulundu. Grup 3 (İ/R, 2,5 mg/kg Tenoksikam, n=7) ve Grup 4 `de (İ/R, 10 mg/kg Tenoksikam, n=7) daha az histopatolojik etkilenme oldu. Tenoksikam, doza bağlı olarak histolojik değişiklikleri önledi.Sonuç: Alt ekstremite iskemi-reperfüzyon hasarında belirgin histopatolojik değişiklikler ortaya çıkar. Tenoksikam, kas dokusu iskemi-reperfüzyon hasarının önlenmesinde koruyucu etkiye sahip bir ilaç olarak gözükmektedir.Anahtar Kelimeler:İskemi reperfüzyon, tenoksikam, alt ekstremite, rat, histopatoloji
Sirkadiyen ritmin izofluran uygulanan yenidoğan ratlarda nörotoksisite üzerine etkisinin araştırılması
Amaç: Sedasyon ve anestezi uygulamalarında kullanılan bazı ilaçlar gelişmekte olan hayvan santral sinir sisteminde histopatolojik değişikliklere neden olur. Bu gözlemler anestezik ajanların pediyatrik hastalarda kullanımlarıyla ilgili kaygıları ortaya çıkarmıştır. Bu çalışmanın amacı sirkadiyen ritmin izofluranın neden olduğu nörotoksisite üzerine olası etkilerini araştırmaktır.Yöntem: Apoptotik nörodejenerasyonu tetiklemek için daha önceki çalışmalarda tanımlanan şekilde 7 günlük rat yavrularına 6 saat süresince %1,5 izofluran uyguladık. 26 yenidoğan rat çalışmaya alındı ve 4 gruba randomize edildi. Yavru ratlara 07:00-13:00 (gündüz grubu) ve 19:00-01:00 (gece grubu) saatleri arasında anestezi uygulandı ve kontrol grupları aynı zaman aralıkları süresince oda havasında tutuldu. İzofluran anestezisinin sona ermesinden iki saat sonra ratlar histopatolojik çalışmalar için sakrifiye edildi.Bulgular: Histopatolojik bulgular değerlendirildiğinde hem gece hem de gündüz grubunda %1,5 konsantrasyonda uygulanan izofluranın gelişmekte olan rat beyninde nöroapoptotik etkisi bulundu (p<0.05). Nöroapoptotik yanıtın, talamus paraventriküler nükleus, korteks ve hipokampüs CA1 bölgelerinde gündüz izofluran uygulanan grupta, gece izofluran uygulanan gruba göre daha fazla olduğu saptandı (p<0.05).Sonuç: Bulgularımıza göre izofluranın oluşturduğu nöroapoptozun sirkadiyen bir ritminin olduğu ve deneysel çalışmalardan elde edilen bulguların pediyatrik anestezi uygulamalarına uyarlamadan önce iyi tasarlanmış klinik araştırmalara gereksinim olduğu kanısına varıldı.
Sıçanlarda bupivakain kardiyotoksisitesine sildenafilin etkilerinin araştırılması
Fosfodiesteraz tip 5 inhibitörü olan sildenafilin kardiyoprotektif etkilerine yönelik çeşitli araştırmalar bulunmaktadır.Bu deneysel çalışmada; anestezi altındaki sıçanlarda, bupivakain ile oluşturulan kardiyotoksisite üzerine sildenafilin etkileri araştırılmıştır.Wistar Albino cinsi sıçanlara İP 1 gr.kg-1 üretan ile anestezi uygulanmış, sonrasında kuyruk veni ve ana karotid arter kanülasyonları gerçekleştirilmiştir. Kanülasyonlar sırasındaki kan kaybı nedeniyle İV %0,9 sodyum klorür (0,5 mL) injeksiyonu ve 2 mL.sa-1 infüzyonu uygulanmıştır. Deneysel çalışma sıçanların spontan solunumları korunarak gerçekleştirilmiştir.Stabilizasyon döneminin ardından (15 dakika), yirmi dört sıçan eşit olarak 4 gruba ayrılmıştır. Grup 1'deki sıçanlara 200 µL İV bolus %0,9 sodyum klorür uygulanması sonrasında bupivakain infüzyonu (3 mg.kg-1.dk.-1) başlanmıştır. Grup 2, Grup 3 ve Grup 4'deki sıçanlara; sırasıyla, 0.01mg.kg-1, 0.1mg.kg-1 ve 1mg.kg-1 dozlarda, 100 µL volüm içinde İV sildenafil verilmesinin ardından 100 µL %0,9 sodyum klorür uygulanmış ve bu gruplarda asistoli gelişene dek 3 mg.kg-1.dk.-1 bupivakain infüzyonu uygulanmıştır.Çalışma sonunda, kayıtlardan elde edilen aşağıdaki veriler değerlendirilmiştir: Kalp atım hızı ve ortalama arteriyel basınçta bazale göre %25, %50 ve %75 azalma zamanları, ilk QRS kompleksi değişikliği (QRS kompleksi süresinde %20'den fazla uzama) zamanı, ilk disritmi (arteriyel basınç trasesinde anormal sistolün eşlik ettiği ilk disritmi ve/veya 2. ve 3. derece AV blok) zamanı ve asistoli (arteriyel basınç trasesinde nabız basıncı yokluğu) zamanı.İststistiksel analizler için Kruskal-Wallis ve Mann-Whitney U testleri kullanılmıştır.Bazal arteriyel basınç ve kalp atım hızı değerleri ile QRS kompleksi süresi tüm gruplarda benzer bulunmuştur (p>0.05). Kalp atım hızında bazale göre % 25, % 50 ve % 75 azalma zamanları ve ortalama arteriyel basınçta % 50 ve % 75 azalma zamanları da tüm gruplarda benzer bulunmuştur (p>0.05). Grup 4'de ortalama arteriyel basınçta bazale göre % 25 azalma zamanı, Grup 1 ile kıyaslandığında anlamlı derecede kısa bulunmuştur (p =0.009). Grup 2'de ilk disritmi (727.95 ± 59.14 sn), Grup 1'e (235.76 ± 67.50 sn) göre anlamlı derecede geç gözlenmiştir (p=0.002). Asistoli zamanı tüm gruplarda benzer bulunmuştur.Sonuç olarak; sıçanlarda bupivakain infüzyonu ile oluşturulan kardiyotoksisitede, sildenafilin kardiyoprotektif etkiye sahip olabileceği kanısına varılmıştır. Bu konuda, daha çok sayıda denek ile ileri araştırmalara gereksinim vardır.
İn Vitro fertilizasyon uygulaması sırasında sedoanaljezide kullanılan iki farklı Remifentanil infüzyon dozunun etkilerinin karşılaştırılması
Giriş İn vitro fertilizasyon (IVF) rahatsızlık verici ve ağrılı bir işlem olup, sedasyon ve analjezi gerektirir.Amaç: Bu çalışmada IVF uygulanacak olgularda; iki farklı infüzyon dozunda remifentanil (R) uygulaması ile sağlanan sedasyonun, hemodinamik etkilerinin, sedasyon düzeyinin, hasta ve hekim memnuniyetinin karşılaştırılması amaçlanmıştır.Gereç ve Yöntem: Çalışma, Yerel Etik Kurulun izniyle, sedasyon altında IVF uygulanan ASA I-II, 18-40 yaş arası 86 bayan hasta ile prospektif, randomize ve çift kör olarak gerçekleştirildi. Olgular, Grup R1 ve R2 olarak iki gruba ayrıldı. Bazal ölçüm değerleri kalp atım hızı (KAH), ortalama arteriyel basınç (OAB), periferik oksijen saturasyonu (SPO2), solunum sayısı (SS) ve Ramsay Sedasyon Skoru (RSS) kaydedildi. Grup R1'e 0.1 µg.kg-1.dk-1, Grup R2'ye 0.15 µg.kg-1.dk-1 dozunda remifentanil infüzyonu uygulandı. Remifentanil infüzyonunun 2. dakikasında 1 mg/kg propofol intravenöz (IV) yoldan bolus verildi. Olguların RSS'u 3-4 olacak şekilde sedasyona devam edildi. Remifentanil infüzyonunun başlanmasından IVF işleminin sonuna kadar KAH, SAB, DAB, OAB, SPO2, SS uygulanan remifentanil ve propofol dozları, yan etkiler, RSS'u ilk 10 dakika 2 dakika aralıklarla, daha sonra 5 dakika aralıklarla kaydedildi. Postoperatif izlemde, Postanestezik Modifiye Alderete Skorlamasına (PMAS) göre derlenme skorları kaydedildi. Fertilizasyon, cleavage (yumurta çatlaması) ve gebelik oranları ile gebelik sonuçları karşılaştırıldı.Bulgular: Bu çalışmada, gruplar arasında hemodinamik parametrelerden OAB ve KAH' larında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı(p>0.05). Desaturasyon ve hipopne istatistiksel olarak anlamlı düzeyde olmasa da sayısal olarak Grup R2'de daha yüksek oranda gözlendi(p>0.05). Apne ise Grup R2`de anlamlı derecede daha yüksek oranda gözlendi(p<0.05) . Grup R2 `de solunum desteği daha fazla uygulandı (p<0.05). Gruplar arasında PMAS'na göre taburculuk skorları açısından anlamlı fark saptanmadı. Hastaların derlenme skorları, yaklaşık 8. dakikada taburculuğa uygun olarak belirlendi. Gruplar memnuniyet düzeyleri açısından değerlendirildiğinde; anestezist memnuniyeti grup R1'de (p<0.05), cerrah memnuniyeti ise grup R2'de daha iyiydi (p<0.05). Hasta memnuniyeti her iki grupta iyi olarak değerlendirildi (p>0.05). Remifentanil kullanımının grup R2'de daha yüksek oranda olduğu gözlendi(p<0,05). Propofol kullanımının ise istatistiksel olarak anlamlı düzeyde olmasa da sayısal olarak grup R1'de daha yüksek oranda olduğu gözlendi (p>0.05). Fertilizasyon, cleavage, klinik gebelik oranları ve gebelik sonuçları açısından farklılık yoktu (p>0.05).Tartışma: In vitro fertilizasyon işleminde kullandığımız 0.1µg.kg-1.dk-1 infüzyon dozunda remifentanil ile sağlanan sedasyon uygulaması, daha satbil solunumsal bulgular sağladı. Kullandığımız her iki remifentanil infüzyonu dozu, hemodinamik olarak stabil bulgular sağlamasının yanında hızlı, sorunsuz derlenme sağladı. Sonuç: In vitro fertilizasyon işlemlerinde remifentanilin propofol ile kombinasyonu günübirlik olarak güvenle kullanılabilir.Anahtar kelimeler: İn vitro fertilizasyon, sedasyon, propofol, remifentanil
Sıçanlarda levobupivakain kardiyotoksisitesi üzerine lipid uygulamasının etkilerinin araştırılması
Bu randomize, kontrollü, deneysel çalışmada; anestezi altındaki sıçanlarda, %20 lipid emülsiyonunun levobupivakain kardiyotoksisitesi sağaltımı ve resüsitasyon yanıtları üzerindeki etkileri araştırılmıştır.Anestezi altında, mekanik ventilasyon uygulanan sıçanlar invaziv olarak monitorize edildi. Kalp atım hızı (KAH), sistolik arter basıncı (SAB), diyastolik arter basıncı (DAB), ortalama arter basıncı (OAB) ve QRS genişliklerinin bazal değerleri kaydedildi. Yirmisekiz adet erişkin erkek Sprague-Dawley sıçan dört gruba ayrıldı. Grup A'ya (n = 7); %20 lipid solusyonu 1,5 mL.kg-1 bolus olarak verildi. Grup B'ye (n = 7) levobupivakain infüzyonu 3 mg.kg-1.dk-1 dozunda başlatıldı. Ortalama arter basıncı %50 azaldığında %20 lipid solusyonu 1,5 mL.kg-1 bolus olarak verildi, levobupivakain infüzyonu asistoli gelişinceye kadar sürdürüldü. Asistoli saptanan sıçanlarda levobupivakain infüzyonu durdurulup resüsitasyon uygulamasına başlandı. Grup C'ye (n = 7) levobupivakain infüzyonu 3 mg.kg-1.dk-1 dozunda başlatıldı ve asistoli gelişince levobupivakain infüzyonu durdurulup %20 lipid solusyonu 1,5 mL.kg-1 bolus olarak verildi, resüsitasyon uygulamasına başlandı. Grup D'de (n = 7) asistoli gelişinceye kadar levobupivakain infüzyonu sürdürülen sıçanlarda, asistoli saptandığında infüzyon kesilerek resüsitasyon uygulandı.Elektrokardiyogramda ilk QRS değişikliği, bazal değerlere göre kalp atım hızı ve ortalama arter basıncında %50 azalmaya kadar olan süreler ve arter basıncı trasesinde pozitif dalga olmaması ile tanımlanan asistoliye kadar geçen süreler, levobupivakain tüketimi ve resüsitasyon yanıtları kaydedildi. İstatistiksel değerlendirmede p < 0.05 düzeyi anlamlı olarak kabul edildi.Grupların bazal değerleri arasında anlamlı fark saptanmadı. Sadece lipid uygulanan deneklerde, 2. dakikada OAB yükselmesi dışında hemodinamik değişiklik izlenmedi. Çalışma süresince Grup B'de, C ve D gruplarına kıyasla asistoli gelişinceye kadar, daha fazla levobupivakain kullanıldı (sırasıyla 8,9 ± 10,2 mg, 2,5 ± 0,7 mg, 4,8 ± 3,2 mg) (p = 0,049). Gruplar arasında OAB ve KAH'nın azalması, QRS aralığının uzaması ve asistoli gelişme süreleri açısından istatistiksel fark bulunmadı. Grup B'de, asistoli gelişme süresinin, Grup C ve D'den daha uzun olduğu görüldü (sırasıyla 426,4 ± 649,8 sn; 54,7 ± 17,7 sn; 53,0 ± 34,7 sn). Grup B'de 4 denek resüsitasyona yanıt verdi. Grup C'de tüm deneklerde spontan kalp atımı sağlandı ve bir denekte 20 dk. süreyle devam etti. Grup D'deki deneklerde spontan kalp atımı sağlanamadı.Bu sonuçlar; levobupivakain kardiyotoksisitesinde lipidin kardiyak arrestten koruyucu olabileceğini ve levobupivakaine bağlı kardiyak arrestte standart resüsitasyon uygulamaları yanı sıra lipid tedavisinin yararlı olabileceğini düşündürmüştür.Anahtar kelimeler: levobupivakain, kardiyotoksisite, lipid, sıçan
Deneysel akut böbrek yetersizliği modelinde deksmedetomidinin koruyucu etkinliğinin araştırılması
Amaç: Akut böbrek yetersizliği; böbrek fonksiyonlarında kısa süre içinde izlenen bozulma ile karakterize bir tablodur. Deksmedetomidin; yoğun bakım ünitelerinde izlenen, entübe ve mekanik olarak ventile edilen hastaların sedasyonunda 24 saati aşmayan sürelerde sürekli infüzyon şeklinde uygulanması önerilen bir ?2 agonisttir. Yapılan çok az sayıda çalışmada ise antiinflamatuvar etkinliği ile ilgili veriler elde edilmiştir.Bu çalışmanın amacı; sıçanlarda oluşturulan deneysel akut böbrek yetersizliği modelinde deksmedetomidinin olası koruyucu etkinliğinin araştırılmasıdır.Yöntem: Her biri 7 sıçandan oluşan 5 gruptan;Grup1 (Kontrol, n=7)'de yer alan sıçanlara ilaç uygulaması yapılmadı.Grup 2 (Sham, n=7)'de yer alan sıçanlara deksmedetomidin (2.5mL/kg) ile eş hacimde intraperitoneal (IP) SF ve %50 hipertonik gliserol (8mL/kg) ile eş hacimde intramüsküler (IM) SF verildi.Grup 3 (Gli, n=7)'de yer alan sıçanlara deksmedetomidin (2.5mL /kg) ile eş hacimde SF IP ve 8 ml/kg %50 hipertonik gliserol IM verildi.Grup 4 (Gli+deks50, n=7)'de yer alan sıçanlara 50 µg/kg deksmedetomidin IP, 8mL/kg %50 hipertonik gliserol IM verildi.Grup5 (Gli+deks100,n=7)'de yer alan sıçanlara 100µg/kg deksmedetomidin IP, 8 mL/kg %50 hipertonik gliserol IM verildi.İlaç uygulamalarından 24 saat sonra sıçanlar sakrifiye edilerek kan ve doku örnekleri alındı.Kan üre azotu (BUN) ve kreatinin; spektrofotometrik yöntemle, TNF-? ve IL?6 tayini ELISA yöntemiyle yapıldı.Histopatolojik incelemeler için hem ışık, hem de elektron mikroskobu kullanıldı. Hazırlanan preparatlar, akut tübüler nekrozu tanımlayan histopatolojik kriterler dikkate alınarak 0-3 arasında skorlandı.0: Hasar yok1: %25'den az hasar2: %25 -50 hasar3: %50'den fazla hasarBulgular: Gliserol verilen tüm sıçanlarda (Grup 3,4 ve 5), 24 saatin sonunda ABY oluştu (p=0.000). Ancak deksmedetomidin uygulanan gruplarda (Grup 4 ve 5), gliserol verilen Grup 3'e kıyasla BUN ve kreatinin düzeyleri açısından anlamlı bir fark saptanamadı (p>0.05). TNF-? ve IL- 6 düzeyleri gruplar arasında farklılık göstermedi (p>0.05).Histopatolojik incelemelerde, akut tübüler nekroz bulguları, gliserol uygulanan tüm gruplarda (Grup 3,4 ve 5) saptanmış olmakla birlikte, deksmedetomidin uygulanan grup 4 ve 5`deki sıçanlarda histopatolojik bulgularda anlamlı bir değişiklik elde edilemedi. Grup 1 ve 2'de 0 olan skorlar Grup 3, 4 ve 5'te 2 ve 3 şeklinde elde edildi. Skorlar açısından Grup 1 ve 2, Grup 3,4 ve 5'ten anlamlı olarak farklı bulundu (p=0.000). Grup 3,4,5 arasında istatistiksel açıdan anlamlı fark saptanmadı.Sonuç: Çalışmamızda; TNF-? ve IL?6 değerleri açısından gruplar arasında hiçbir farklılık elde edilemedi. Deksmedetomidinin deneysel akut böbrek yetersizliği modelinde, toksik akut tübüler nekroz gelişimini önleyici etkisinin olduğunu gösteren biyokimyasal ve histopatolojik bir veri elde edilememiştir.Anahtar Kelimeler: Sıçan, akut böbrek yetersizliği, gliserol,deksmedetomidin.
Hızlı infüzyon sistemi ile farklı basınçlar altında uygulanan kan transfüzyonunun eritrositler üzerine etkileri
Acil durumlarda hastalara hızlı ve ısıtılmış kan sağlayan ?Hızlı İnfüzyon Sistemleri?nin eritrositler üzerinde hasara neden olabileceği yönünde kanıtlar vardır.Amaç: Level 1 1000 hızlı infüzyon sisteminin farklı basınçlar altında eritrositler üzerinde oluşturabileceği hasarları saptamayı ve gelişen değişiklikleri görüntülemeyi amaçladık.Gereç ve Yöntem: DEÜTF ?Klinik ve Laboratuvar Araştırmaları Yerel Etik Kurulu? onayı alınan genç, sağlıklı 10 (on) gönüllüden ikişer adet eritrosit süspansiyonu (150 mL) hazırlanarak kan bankasında stoklandı. Bir günlük eritrosit süspansiyonlarından, HbF, K+, ışık ve elektron mikroskopisi, ?EI? bazal değerlerini (Bazal)(n=10) saptamak için kan örnekleri alındı. Randomize olarak iki gruba ayrılan eritrosit süspansiyonlarının 150 veya 300 mmHg basınç altında Level 1 1000 hızlı infüzyon sisteminden geçirilmesinden sonraki değerlerin (Grup150, Grup300) saptanması için benzer kan örnekleri (n=10) alındı. Eritrosit süspansiyonlarının bazal ve işlem sonrası ısıları kaydedildi. Tüm laboratuvar analizleri ?çalışmaya kör? doktorlar tarafından gerçekleştirildi.Bulgular: Çalışmada, 29-39 yaşlarında 10 sağlıklı donörden hazırlanan 20 ünite eritrosit süspansiyonu kullanıldı. Eritrosit süspansiyonlarının bazal ısılarının (5.53±0.29; 5.39±0.24 0C), hızlı infüzyon sisteminden geçirilmesinden sonra (30.76±0.78; 30.00±1.12 0C) anlamlı düzeyde arttığı gözlendi (p<0.05).HbF değerlerinin; BazalAnahtar Kelime: Eritrositler = Erythrocytes ; Kan = Blood ; Kan transfüzyonu = Blood transfusion ; Yüksek basınç = High pressure
Deneysel alt ekstremite iskemi reperfüzyon modelinde deksmedetomidinin akut akciğer hasarı üzerindeki etklinliğinin araştırılması
Amaç: Deksmedetomidin; yoğun bakım ünitelerinde izlenen, entübe ve mekanikolarak ventile edilen hastaların sedasyonunda uygulanması önerilen bir ?2-agonisttir.Az sayıdaki çalışmada deksmedetomidinin antiinflamatuvar etkinliğine ilişkin verilerelde edilmiştir. Bu çalışmanın amacı, sıçanlarda alt ekstremiteye turnike uygulayarakoluşturulan iskemi-reperfüzyon modelinde farklı dozlarda uygulanandeksmedetomidinin akut akciğer hasarı üzerindeki etkinliğinin araştırılmasıdır.Yöntem: Anestezi altındaki dişi Wistar sıçanların sol alt ekstremitelerine turnike ile üçsaat iskemi ve üç saat reperfüzyon uygulandı. Çalışmaya 7'şer denekten oluşan 4grup dahil edildi. Denekler, Grup 1 (SHAM, n=7), Grup 2 (İ-R, n=7), Grup 3 (İ-R, 50?g/kg Deksmedetomidin, n=7), Grup 4 (İ-R, 100 ?g/kg Deksmedetomidin, n=7)şeklinde gruplandı. İskeminin 2. saatinde, Grup 3'de 50 ?g/kg ve Grup 4'de 100?g/kg deksmedetomidin intraperitoneal olarak uygulandı. Tüm gruplardakideneklerden reperfüzyonun 1. saatinin sonunda kan örneği alındı. Üç saatlikreperfüzyonun sonunda, tüm sıçanlardan anestezi altındayken torakotomi sonrasındakan ve akciğer dokusu örnekleri alındı. Alınan kan örneklerinde TNF-? ve IL-6değerleri ELISA yöntemiyle belirlendi. Histopatolojik değerlendirme ışık mikroskopisiile yapıldı. Akciğer hasarını tanımlayan histopatolojik kriterler dikkate alınarak dokular0-4 arasında skorlandı.Skorlama sistemi:0: Hasar yok1: Alanın %25'ine kadar hasarlı2: Alanın %25-50'si hasarlı3: Alanın %50-75'i hasarlı4: Diffüz hasarlıBulgular: Serum TNF-? ve IL-6 düzeyleri yönünden gruplar arasında anlamlı farksaptanmadı. Akciğer hasar skorları yönünden gruplar arasında istatistiksel olarakanlamlı fark saptandı (p=0,000). Sadece İ-R oluşturulan gruptan elde edilen histolojikskorların Grup 1 (p=0,001), Grup 3 (p=0,001) ve Grup 4'den (p=0,001) anlamlıderecede farklı olduğu belirlendi. Ayrıca Grup 1'e ait skorların da Grup 3 (p=0,001) veGrup 4'den (p=0,011) anlamlı olarak farklı olduğu saptandı. Deksmedetomidinin farklıdozlarının uygulandığı iki grup arasında akciğer skorları yönünden istatistiksel olarakanlamlı bir fark saptanmadı.Sonuç: Deneysel alt ekstremite turnike modeliyle gerçekleştirilen bu çalışmadadeksmedetomidinin, bu modeldeki iskemi-reperfüzyona bağlı akciğer hasarınıazaltmada etkili olduğu kanısına varıldı.Anahtar Kelimeler: Deneysel, deksmedetomidin, reperfüzyon hasarı, akut akciğerhasarı
Nöropatik ağrı modeli oluşturulan sıçanlarda ketamin ve tramadol kombinasyonunun etkinliği
Kronik nöropatik ağrı sağaltımı karışık bir durumdur ve güncel ilaçlar ağrı giderilmesinde sıklıkla yetersiz kalmaktadır. Bu randomize deneysel çalışmanın amacı, nöropatik ağrı oluşturulan sıçanlarda ayrı ayrı veya kombine verilen ketamin ve tramadolün olası antiallodinik etkilerini araştırmaktır.Çalışmamızda 60 adet Wistar sıçan (190-240 g) kullanıldı. Öncelikle, sağlıklı olan 24 sıçan 6 gruba ayrıldı (n=4). Ketamin ve tramadolün (tek başına veya kombine kullanımı) dozla ilişkili olarak sedasyona yol açıp açmadıklarını araştırmak üzere sağlıklı sıçanlarda stereotipik ve ambulatuvar hareket sayıları değerlendirilerek, bu ilaçların lökomotor aktivite üzerine olan etkileri araştırıldı.İkinci aşamada, nöropatik ağrı oluşturulmuş 36 sıçan fonksiyonel ağrı değerlerini belirlemek üzere 6 gruba ayrıldı (n=6). Nöropati eter anestezisi altında ana siyatik sinirin gevşek bağlanması ile oluşturuldu. İntraperitoneal yolla verilen ketamin (5 mg/kg veya 10 mg/kg), tramadol (10 mg/kg) ve ketamin-tramadol kombinasyonunun (5 mg/kg +10 mg/kg veya 10 mg/kg+10 mg/kg sırasıyla) siyatik sinir ligasyonu ile oluşturulan nöropatik ağrı üzerine etkileri bir dinamik plantar test ile kontrol edildi ve sonuçlar kontrol grubu (SF) ile karşılaştırıldı. İstatistiksel analiz için varyans analizi ve Student's t testi kullanıldı ve p<0.05 anlamlı kabul edildi.Ketamin ve/veya tramadol verilen sağlıklı sıçanlarda gruplar arasında stereotipik ve ambulatuvar hareket sayılarının toplamlarında anlamlı bir fark gözlenmedi. 10 mg/kg ketaminin (60. ve 90. dk), 10 mg/kg tramadolün (30., 60. ve 90. dk) ve kombine kullanımının (30., 60. ve 90. dk) kontrol grubuna kıyasla anlamlı antiallodinik etki oluşturduğu bulundu. Buna karşın, çalışma ilaçlarının tek başına kullanımı veya kombine kullanımı arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı.Sonuç olarak, tramadol, ketamin ve kombinasyonlarının nöropatik ağrı oluşturulmuş sıçanlarda analjezik etkisi olduğu gözlendi. Ancak, nöropatik ağrı oluşturulmuş sıçanlarda bu ilaçların kombine verilmesinin tek başına kullanımlarına kıyasla analjezik etkide bir üstünlük sağlamadığı saptandı.Anahtar kelimeler: Tramadol, ketamin, ağrı, siyatik nöropati, sıçan.
Anestezi cihazının dezenfeksiyonunda Actosept® ile Bacoban®'ın etkinliğinin karşılaştırılması
Ameliyathanelerde kullanılan cihazların hastane enfeksiyonu kaynağı olupolmadığı ve dezenfeksiyonları konusunda bir çok çalışma olmasına rağmen anestezicihazları yeterince araştırılmamıştır.Prospektif klinik bir çalışma ile anestezi cihazlarındaki kontaminasyonusaptamak, iki dezenfektanın (Actosept, Bacoban) etkinliğini karşılaştırarakameliyathanelerin daha güvenli hale getirilmesine katkıda bulunmaktır.On iki ameliyat salonu; Hastane (Grup H)(n=6) ve Bacoban grubu (GrupB)(n=6) olmak üzere ikiye ayrıldı. Gruplar ve uygulanan dezenfeksiyon işlemlerihakkında anestezistlere bilgi verilmedi.Her iki gruptaki anestezi cihazları sabah saat 0700'de Actosept ile dezenfekteedildikten sonra 07.30'da anestezi cihazının 5 ayrı bölgesinden (solutma balonu,vaporizatör, flowmetre, APL valvi, aspiratörün açma-kapama düğmesi) sürüntüleralındı.Grup H'de ?Hastane Enfeksiyon Kontrol Komitesi?nin önerileri doğrultusundaanestezi cihazlarının dezenfeksiyonu her sabah Actosept'le sürdürüldü.Grup B'de 1.gün sabah sürüntü alındıktan sonra anestezi cihazları Bacobanpüskürtülerek dezenfekte edildi. 15 gün boyunca başka bir dezenfeksiyon işlemiuygulanmadı.Her iki grupta 1. gün ameliyatlar başlamadan önce, 1., 5., 10. ve 15. günlerdesaat 17.00'de olmak üzere toplam 150 sürüntü alındı. Alınan sürüntüler gruplarıbilmeyen bir mikrobiyolog tarafından kültüre alınarak işlemlendi. Elde edilen sonuçlarSPSS 15.0 programına yüklendi. İstatistiksel analizde, Pearson Chi-Square, Fisher'sExact Test, McNemar testleri kullanıldı. p<0.05 değeri anlamlı kabul edildi.2Grup H'de (%40,66), Grup B'ye (%32,66) göre daha fazla sürüntüde üremesaptanmasına rağmen aralarındaki fark anlamlı bulunmadı. Birinci günün sonunda ikigrup arasındaki fark (Grup B'de (%16.6), Grup H'de (%40)) istatistiksel olarak anlamlıbulundu (p=0.045). Her iki grupta bölgeler içinde en fazla üremenin solutmabalonlarında olduğu tespit edildi (p<0.05). En fazla üreyen mikroorganizmanınKoagulaz negatif stafilakok olduğu görüldü.Sonuç olarak; Anestezi cihazlarının yüksek oranda mikroorganizma ilekontamine olduğu, dezenfeksiyonda Actosept ve Bacoban'ın yetersiz kaldığı tespitedildi.Anestezi ekipmanlarındaki kontaminasyonun yok edilebilmesi veya en azaindirilebilmesi amacıyla multidisipliner çalışmalara ve daha ileri araştırmalara ihtiyaçduyulduğu sonucuna varıldı.Anahtar kelimeler: Anestezi cihazı, Dezenfeksiyon, Bacoban, Actosept,
Traneksamik asidin lokal ya da sistemik uygulamasının kalp cerrahisinde postoperatif kanama miktarı üzerine etkisi
Traneksamik Asit (TA), kalp cerrahisi hastalarında postoperatif kanamayı ve kan transfüzyonu gereksinimini anlamlı derecede azaltır. Bu prospektif, randomize, çift kör çalışmanın amacı: kalp cerrahisini takiben sistemik (iv) veya topikal yolla uygulanan Traneksamik Asid'in postoperatif kanama üzerine etkisini karşılaştırmaktır.Çalışmaya; elektif koşullarda, ilk kez koroner bypass cerrahisi uygulanacak, 18 yaşından büyük toplam 60 hasta alındı.Protamin uygulamasından sonra cerrahi bitiminde hastalar randomize olarak iki gruptan birisine dahil edildi. Grup 1(n=30)'e tek doz olarak 40 mg kg-1 Traneksamik Asit intravenöz (iv) yoldan uygulandı ve perikardiyal kavite 100 mL serum fizyolojik ile yıkandı. Grup 2 (n=30)'de 100 mL serum fizyolojik içinde 2 gram (gr) Traneksamik Asit ile perikardiyal kavite yıkandı ve 100 ml serum fizyolojik iv yoldan uygulandı.Hastalar Yoğun Bakım Ünitesi (YBÜ)'ne alındıktan sonra postoperatif 3., 12., 24. saatlerde hemoglobin (Hb), hemotokrit (Htc), parsiyel tromboplastin zamanı (PTZ), protrombin zamanı (PZ), aktive edilmiş pıhtılaşma zamanı (ACT)' nı içeren hematolojik parametreler, mediastinal tüp drenajı, kan ve kan ürünleri kullanımı kaydedildi. Hastalar kanamaya bağlı reoperasyon ve anlamlı yan etkiler açısından izlendi.Kaydedilen bütün veriler her iki grupta da benzerdi. Postoperatif kan kaybı, kullanılan kan, kan ürünü ve hematolojik parametreler açısından iki grup arasında istatistiksel anlamlı fark yoktu. İki grupta da hastaların hiçbirinde komplikasyon görülmedi, kanama nedeniyle reoperasyona gidilmedi.Sonuç olarak; primer Koroner Arter Bypass Greftleme (KABG) cerrahisinde sistemik veya topikal Traneksamik Asit kullanımı anlamlı yan etki oluşturmaksızın postoperatif kanama, kan ve kan ürünü kullanımı açısından benzer etkilidir.Anahtar kelimeler: Koroner Arter Bypass Greftleme (KABG), Traneksamik Asit, topikal, reoperasyon, kanama.
Akciğer koruyucu ventilasyon ve geleneksel yüksek tidal volum ventilasyonun termoregülasyon üzerine etkilerinin karşılaştırılması
Amaç: Perioperatif istenmeyen hipotermi hasta ısısının amaçlanmadık bir şekilde düşmesidir ve buna bağlı olarak hastalarda birçok istenmeyen yan etki ortaya çıkmaktadır. Bu çalışmamızda hastalarda ısı kaybına neden olan diğer etkenler sınırlandırılarak mekanik ventilasyon tipine bağlı hastalarda perioperatif gelişen ısı kaybı karşılaştırılmak istenmiştir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda Afyon Kocatepe Üniversitesi Etik Kurul onayı ( no:58, 11.11. 2016) ve her hastadan yazılı bilgilendirilmiş gönüllü olur formu alınmıştır. 20-65 yaş arası lomber disk cerrahisi operasyonu yapılması planlanan Amerikan Anestezistler Birliği'nin (ASA) sınıflamasına göre ASA 1-2 olan 40 hasta çalışmaya alındı. Hastalar Akciğer Koruyucu Ventilasyon uygulanan grup (Grup A) ve Klasik Mekanik Ventilasyon Uygulanan grup (Grup K) olarak randomize olarak ikiye ayrıldı. Her iki hasta grubunada standart genel anestezi indüksiyonu yapıldı. Entubasyon sonrası hastaların ağız içerisine iç sıcaklığı göstermek üzere bir ısı probu yerleştirildi. Önkol ve parmak ucuna da periferik ısıları ölçmek için iki ısı probu yerleştirildi. Operasyon boyunca aralıklı olarak ısı ölçümleri kayıt edildi. Parmak ucu ısısı önkoldaki ısıdan düşük olduğu dakikada hastada periferik vazokonstruksiyon gelişmesi olarak yorumlandı ve bu dakikada hastanın iç sıcaklığı vazokonstruksiyon eşiği olarak kayıt edildi. Her iki grupta da operasyon odası ısıları ve verilen sıvıların sıcaklıkları sabit tutuldu. Akciğer Koruyucu Ventilasyon uygulanan grup (Grup A) hastalarında 6ml/kg tidal volüm ve 5 cmH2O PEEP uygulandı. Klasik Mekanik Ventilasyon Uygulanan grup (Grup K) hastalarında ise tepe basınçları 30 cmH2O geçmeyecek şekilde PEEP uygulamaksızın 8-10ml/kg tidal volüm uygulandı. Her iki hasta grubunda da periferik damar hastalıkları, diyabetes mellitus hastaları, koroner arter hastalıkları, tiroid hastalıkları olan hastalar ve operasyon sırasında hasta stabilizasyonu açısından vazoaktif ilaç uygulamamızı gerektiren hastalar çalışma dışı bırakıldı. Bulgular: Her iki grup hastalar arasında yaş, boy, kilo, anestezi süresi ve toplam uygulanan sıvı miktarı arasında anlamlı farklılık yoktu. Oda ısıları ve operasyona giriş hemoglobin değerleri arasında da anlamlı fark yoktu. Ek olarak operasyon sırasında hipotansiyon gelişen veya hasta başka bir sebeple çalışma dışı bırakılan hasta yoktu. Her iki grupta da periferik vazokonstruksiyon gelişen hasta sayısı ve vazokontruksiyon gelişme zamanı (vazokosntruksiyon eşiği) arasında anlamlı fark yoktu (p=0,33). Grup A ve Grup K hastalarında operasyon süresince ısı kayıpları arasında anlamlı bir fark bulunamadı. Tartışma ve Sonuç: Akciğer Koruyucu Ventilasyon uygulamasının, PEEP uygulamaksızın yüksek tidal volüm uygulaması ile yapılan Klasik Mekanik Ventilasyon uygulamasına göre hasta iç sıcaklığını korumada bir üstünlüğü yoktur. PEEP uygulamasının daha erken periferik vazokonstruksiyon geliştirdiği ve hasta sıcaklığını korumada daha olumlu sonuçları olduğunu gösteren yayınlar ile kıyaslandığında konu ile ilgili daha geniş hasta grupları ile daha fazla çalışma yapılması gerektiği kanaatindeyiz. Anahtar kelimeler: Akciğer Koruyucu Ventilasyon, Pozitif Soluk Sonu Basınç (PEEP), Vazokonstruksiyon eşiği.
Afyon Kocatepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde 2010-2011 yılları arasında uygulanan spinal anestezi uygulamalarının retrospektif değerlendirilmesi
Amaç: Amacımız spinal anestezi uyguladığımız hastaların retrospektif taranmasıyla elde ettiğimiz bulgular doğrultusunda, komplikasyonlarla ilişkili nedenleri ortaya koymak akabinde mümkün olan en az komplikasyon ve en iyi anestezi kalitesini yakalayabilmek adına yön verebilecek sonuçlara ulaşabilmektir.Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda Afyon Kocatepe Üniversitesi Tıp Fakültesi hastanesinde 2010 ocak ile 2011 ocak tarihleri arasında, spinal anestezi uygulanarak opere edilmiş ASA I,II,III grubuna giren 16 ile 91 yaşları arasında 247 si bayan 365 i erkek olan toplam 612 hasta retrospektif olarak incelendi. Uygulama sırasında 22,25,26 gauge spinal iğneler ve bupivakain ve levobupivakain kullanıldı.Tüm olgulara standart monitörizasyon uygulanarak sistolik, diastolik ve ortalama arter basınçları, nabız, periferik O2 satürasyonu 120.dk'ya kadar belli aralıklarla kaydedilmiştir. Hastalara ait veriler hasta dosyalarından anestezi gözlem formlarından ve kendilerinden toplandı. Spinal anesteziye bağlı gelişebilecek komplikasyonları ve buna olumlu, olumsuz etkisi olabilecek faktörleri değerlendirmek için tüm veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences for Windows) 17,0 paket programına yüklendi. Veriler istatistiksel olarak T-testi, Chi square, spearman korelasyon testleri ile değerlendirilmiştir.Bulgular: Komplikasyonlar cinsiyet, boy, kilo, yaş, ASA, lokal anestezikler, fentanil kullanımı ve cerrahi klinikler ile ilişkili bulunmaz iken uygulama sonrası bütün hastaların sistolik, diyastolik tansiyonlarında ve kalp atım hızlarında anlamlı düşüş görüldü.Ayak bileği operasyonu , anal fissür operasyonu ve 35-45 yaş grubu ve iğne çapı ile komplikasyonlar arasında anlamlı bir ilişki bulundu (p<0,05) Komplikasyonlardan sadece bradikardinin iğne çapının büyümesiyle arttığı bulgusuna varıldı. Komplikasyon gelişen hastalarda anesteziden memnuniyet anlamlı olarak düşük bulundu.Sonuç: Komplikasyon gelişiminin; genç-orta yaş grubu ve spinal iğne seçimi ile ilişkili olduğu görüldü. Komplikasyonlara sebep olan faktörlerin belirlenmesi ve tedavilerinin başarısını değerlendirebilmek için hasta gözlem formlarının ayrıntılı hazırlanması, muntazam ve dikkatlice doldurulması, sonrasında düzenli olarak dosyalanması gerektiği kanısına varıldı.
Sıçanlarda esmolol infüzyonu sonrasında beta bloker kesilme sendromunun araştırılması
ÖZET:Sıçanlarda Esmolol İnfüzyonu Sonrasında ?Beta Bloker Kesilme Sendromu?nunAraştırılmasıDr.Ayşe Pelin Girgin, DEÜTF Anesteziyoloji ve Reanimasyon AD, İZMİRBu randomize, kontrollü, deneysel çalışmada; beta-1 reseptör blokeri olan esmololünani kesilmesi sonrasında, ?Beta bloker kesilme sendromu?na neden olup olmadığı araştırıldı.Onsekiz, erkek Wistar-Albino sıçan üç gruba ayrıldı. Anestezi altında spontansolunumda, trakeostomi ve invaziv monitörizasyon uygulanan sıçanlarda, kalp atım hızı vesistemik arter basıncına ait başlangıç değerleri kaydedildi. Kontrol grubuna (n=6); %0.9sodyum klorür, 0.5 mL bolus sonrası, 45 dk süreyle infüze edildi. E150 (n=6) ve E300 gruplarına(n=6); esmolol, 0.5 mg/kg bolus sonrası, 45 dk süreyle, sırasıyla, 150 mikrog/kg/dk ve 300mikrog/kg/dk dozlarında infüze edildi. İnfüzyon süresince ve infüzyonun kesilmesindensonraki 30 dk boyunca kaydedilen hemodinamik veriler, başlangıç değerlerinin yüzdesi olarakifade edildi. İstatistiksel değerlendirmede varyans analizi ve ?Student's t test? kullanıldı,p<0.05 düzeyi anlamlı kabul edildi.Gruplar arasında, başlangıç değerleri yönünden istatistiksel anlamlı fark saptanmadı.Kontrol, E150 ve E300 gruplarında, kalp atım hızı yüzdeleri, sırasıyla, infüzyon sonunda;%99.0±4 (p> 0.05), %77.7±3 (p<0.01), %79.5±4 (p<0.01), infüzyon kesildikten sonraki30.dk'da; %98.8±5 (p>0.05), %93.6±3 (p>0.05), %87.3±4 (p<0.05); ortalama arter basıncıyüzdeleri, sırasıyla, infüzyon sonunda; %89.5±4 (p<0.05), %62.8±4 (p<0.01), %62.5±3(p<0.01), infüzyon kesildikten sonraki 30.dk'da %80.3±4 (p<0.01), %79.4±3 (p<0.01),%77.7±7 (p<0.05) olarak belirlendi. İnfüzyon sonrası 30 dk'lık izlemde hemodinamik veriler,başlangıç değerlerinin üzerine çıkmadı.Sıçanlarda, bolus doz sonrası, 150 mikrog/kg/dk ve 300 mikrog/kg/dk dozlarındauygulanan esmolol infüzyonunun, ani kesilmesi sonrasında, bu sendroma neden olmadığısaptandı. Ancak, bu deneysel araştırmanın, klinik prospektif bir çalışmayla desteklenmesiuygundur.Anahtar Kelimeler: Esmolol, beta bloker kesilme sendromu, sıçan.
Rokuronyuma bağlı enjeksiyon ağrısının önlenmesinde fentanil ve remifentanil ön ilaç uygulamalarının etkinliklerinin karşılaştırılması
ÖZETRokuronyuma Bağlı Enjeksiyon Ağrısının Önlenmesinde Fentanil ve Remifentanil Önİlaç Uygulamalarının Etkinliklerinin KarşılaştırılmasıDr. Mine Sarı, Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Anesteziyoloji ve ReanimasyonAnabilim Dalı, İzmir/Türkiye.Amaç: Rokuronyum enjeksiyon ağrısının önlenmesinde fentanil ve remifentanil bolus ön ilaçuygulamalarının etkinliklerinin karşılaştırılmasıGereç ve Yöntem: 18-60 yaş arası, ASA I-II, genel anesteziyle elektif cerrahi planlanan 102hasta prospektif, randomize, çift kör, plasebo kontrollü çalışmaya alındı. Standartmonitörizasyon uygulandı. Vücut kitle indeks (VKİ)'leri, eğitim düzeyleri, yaşları,cinsiyetleri, bazal ölçüm değerleri kaydedildi. Nondominant el sırtından 20 Gauge branülledamar yolu açılıp %0,9 NaCl başlandı, preoksijenasyon sağlandı. Premedikasyonuygulanmadı. Üç eşit gruba ayrılan (n=34) hastalara Grup R'de 2 mL (0.02 mg)remifentanil, Grup F'de 2 mL (0.1 mg) fentanil ve Grup K'da 2 mL %0,9 NaCl, 10 saniyedeuygulandı. 30 saniye sonra 10 mg rokuronyum 5 saniyede aynı branülden verildi, 10 saniyesonra ağrı değerlendirilmesi 5-point scale ile yapıldı. Yan etkiler kaydedildi. Anesteziindüksiyonu ve entübasyondan sonra anestezi idamesi salondaki anesteziste bırakıldı.Bulgular: Demografik veriler benzerdi. Ağrı Değerlendirme Skoru (ADS) üç grupkarşılaştırıldığında anlamlıydı (p= 0.024). Grupların ikili karşılaştırılmasında farkın R-Kgruplarından kaynaklandığı görüldü (p= 0.022). F-K ve R-F karşılaştırılmalarında ADSaçısından fark yoktu. ADS ile yaş, VKİ ve eğitim düzeyleri arasında ilişki yoktu. Yan etkileraçısından gruplar arasında farklılık saptanmadı. En sık yan etki, kas güçsüzlüğüydü, olguların%23.5'inde gözlendi.Sonuç: Bu çalışma ile; remifentalin 0.02 mg bolus dozunun, %0.9 NaCl uygulamasına göre,rokuronyum enjeksiyon ağrısını önlemede etkin bir ön ilaç uygulaması olduğu, ancak 0.1 mgfentanil ön ilaç uygulaması ile karşılaştırıldığında, bu dozlarda rokuronyum enjeksiyonağrısını önlemede birbirlerine üstünlüklerinin olmadığı, fentanil ön ilaç uygulamasınınsa %0.9NaCl ön ilaç uygulamasına eşdeğer etkinlikte olduğu saptandı.Anahtar kelimeler: rokuronyum, remifentanil, fentanil, enjeksiyon ağrısı
Farklı taze gaz akımlarında sevofluran ve isofluranın mikroorganizmaların üremesi üzerine etkilerinin araştırılması: Deneysel çalışma
Volatil anesteziklerin mikroorganizmaların üremelerine etkileri konusunda yapılan araştırmalar sınırlıdır. Ayrıca anestezi cihazının iç ortamının bakterilerin üremeleri üzerine etkilerine ait veriler de azdır. Oysa hastaya verilen anestezi sırasında kullanılan çok kullanımlık maske, endotrakeal tüpler ve makinaya ait solunum devreleri gibi ekipmanlar ve makina içinde oluşan nem, enfeksiyon ve kontaminasyon için iyi bir ortam sağlar. Yüksek konsantrasyonda kullanılan oksijen, tüm mikroorganizmaların özellikle anaerob mikroorganizmaların üremesi üzerine inhibitör etkiye sahiptir. Ayrıca anestezi cihazından kaynaklanan metalik iyonlarda (krom, çinko ve bakır) ve soda-lime yapısı nedeniyle mikroorganizmalara toksiktir. İşte bu iki farklı durum nedeniyle anestezi sırasında oluşabilecek kontaminasyon ve bulaş sonuçlarını araştırmayı amaçladık.Çalışmamızda bakteriyel sepsis ve sıklıkla ventilatör ilişkili pnömoni etkeni olan mikroorganizmalar çalışma kapsamına alınmıştır. Medikal girişimler sonrasında sıklıkla izole edilen S. aureus, nazokomiyal enfeksiyonların başta gelen etkenleri arasında bulunan ve organik maddelerde kurutulurlarsa aylarca canlı kalabilen K. pneumonia, bakım merkezlerinde, özellikle de ventilatöre bağlı hastaların yattığı merkezlerdeimmün sistemi baskılanmış kimselerde, %30-50 mortalite oranları ile ciddi enfeksiyonlara neden olabilen bir A. baumanni ve nazokomiyal pnömonilerin yaklaşık % 16'sını oluşturan, S. aureus'tan sonra ikinci sırada yer alan P. aeruginosa çalışmamıza dahil edilmiştir. Sıvı ortamda mikroorganizmalar yer değiştirebildiklerinden, üreme dönemleri en iyi şekilde sıvı besiyerinde izlenebildiğinden ve anestezik gazlar sıvı besiyerine iyi diffüze olduğundan,solunum yolları mukozası sıvı besiyeri ortamına daha çok benzerlik gösterdiğinden, düzeneklerimizde sıvı besiyeri kullanmayı tercih edilmiştir.Volatil anesteziklerden, düşük metobolizma hızları ve akciğerlerden yüksek oranda değişmeden atılmaları nedeniyle isofluran ve sevofluran tercih edilmiştir. Bunlar klinik şartlarda daha çok tercih ettiğimiz 1 MAK değerinde ki konsantrasyonlarında kullanılmıştır. Bu çalışma invivo ortama benzer özelliklerde ben mari kabında 370C'de düzenlenmiştir. Anestezi makinası ile mikroorganizmalar sıvı besiyerinde ekilip 4 saat boyunca volatil anesteziklere maruz bırakılmıştır. Giriş ve çıkış değerleri spektrofotometrik olarak ölçülmüştür. Farklı taze gaz akımlarının mikroorganizmalar üzerine olan etkileri gözlemlenmiştir. İn vitro ortamda yapılan bu çalışmada her bir düzenek defalarca tekrarlanmıştır.Böylelikle çıkan sonuçların istatistiksel düzeyde anlamlılığı ortaya konmaya çalışılmıştır.Sonuç olarak; Anestezik ajanların etkisi mikroorganizma türüne göre farklılık göstermekle beraber S. aureus anestezik gazlardan etkilenmemiş üremesi baskılanmamıştır. K. pneumoniae tamamen baskılanmış üremesi azalmıştır. A. baumannii ve P. aeruginosa'nın ise anestezik gazlardan etkilenme süresi uzadıkça üremesi artmıştır. Görünen o ki, birçok mikroorganizmaların etkilenme süresi, anestezi süresi ile bağlantılıdır. Bu nedenle uzun sürecek operasyonlarda bu ilişki göz önünde bulundurulmalıdır. Dış merkezli benzer çalışmalar mevcuttur. Bir kısım çalışma daha yüksek konsantrasyonlarda (2 MAK) yapılmıştır. Bu çalışmalarda mikroorganizmaların üremelerinin etkilenmesi daha fazla görülmüştür. Bizim çalışmamız ise 4 saat süreyle devam etmiş, 1 MAK konsantrasyonlarda kullandığımız volatil anestezikler nedeniyle etkilenme bakteriden bakteriye değişmek ile birlikte düşük konsantrasyonlarda daha az olmuştur. Ayrıca çalışmamızda volatil anesteziklerden sevofluranın isoflurana göre mikroorganizmalar üzerine daha etkili olduğu ve daha potent olduğu gözlemlenmiştir. Kontrol olarak etüv grubunu aldığımız çalışma da ise mikroorganizmaların anestezi makina ve devrelerinden kaynaklanan etkilenmesi ve inhibisyonu ortaya çıkmamıştır. Farklı taze gaz akımlarını içeren çalışmamızda ise akımın yarı yarıya düşürüldüğü deneysel grup ile diğer grup arasında akım farklılığından kaynaklanan istatiksel anlamda değişiklik belirlenmemiştir. Yapılan çalışma invitro ortamda yapılmakla birlikte deney düzeneğinde ısı ortam ve teçhizat gibi birçok etken in vivo gibi hazırlanmıştır. Sonuçların bu durum göz önüne alınarak, klinik çalışmalarla desteklenmesi gerekmektedir.
Epidural analjezi teknikleri ve transkutanöz elektriksel sinir stimulasyonu (TENS) uygulamalarının doğum analjezisi üzerine etkilerinin karşılaştırılması
Kadınların hayatları boyunca yaşayabilecekleri en şiddetli ağrılardan biri doğum ağrısıdır. Doğum ağrılarını dindirmenin günümüzde hem ilaçlarla hem de psikolojik yöntemler gibi bir çok yolu vardır. Rejyonel teknikler doğum travayı sırasında oluşan ağrıyı giderebildiği gibi annenin doğum olayına hem fiziksel hem de duygusal olarak katılmasını sağlamaktadır. Bu katılım hem anne hem de bebek için olumlu olmaktadır. Epidural analjezi günümüzde obstetrik analjezi için mevcut en iyi yöntemdir. Normal doğum ağrısı tedavisinde nonfarmakolojik yöntemler de günümüzde etkin olarak kullanılmaktadır. Bu yöntemlerden öne çıkanlardan bir tanesi de TENS dir. TENS, deri üzerine yerleştirilen yüzeyel elektrodlar aracılığı ile uygulanan, ağrı kesici amaçlı elektrik akımıdır.Biz çalışmamızda TENS uygulamasının yan etkisinin neredeyse hiç olmaması, uygulamasının kolay olması ve maliyetinin düşük olması nedeni ile normal doğum ağrısı tedavisinde kullanılan epidural analjezik ilaç miktar ve kullanım süresini azaltmadaki etkinliğini araştırmayı amaçladık.Sadece epidural uygulanan (Grup 1) ve TENS+epidural uygulanan (Grup 2) hasta grubu olmak üzere iki ayrı grup oluşturuldu. Her iki grup için toplam 50'şer hasta randomize olarak dahil edildi. Grup 1 hastalara epidural yoldan analjezik ilaç verildi. Grup 2 hastalara öncelikle TENS uygulandı, TENS uygulamasından sonra hastaların visual analog skala (VAS) skoru ile ağrı düzeyi belirlendi. TENS uygulanması öncesi ve sonrası ağrı düzeyindeki değişimler mm olarak ölçüldü. VAS değeri 3 ve üzeri olan hastalara mevcut epidural kateterden analjezik ilaç verildi. Her iki grupta da VAS değeri 3 ve altı olan değerlere ulaşılmaya çalışıldı.Çalışmamızda Grup 1 hastalar ile Grup 2 hastalar ilaç dozları açısından değerlendirildiğinde, TENS uygulanan grupta (Grup 2) istatistiksel olarak daha az analjezik gereksinimi olduğu saptadık. Grup 1 hastalar ile Grup 2 hastalar doğum süreleri açısından değerlendirildiğinde, grup 2 hastalarda travayın ikinci evresinin daha kısa olduğu tespit ettik.Sonuç olarak doğum analjezisinde TENS tek başına yeterli bir yöntem değildir ancak epidural ile kombine edildiğinde etkin bir yöntemdir. Epiduralden kullanılan analjezik miktarını belirgin ölçüde azaltmaktadır.
Sedoanaljezi ile in vitro fertilizasyon uygulamalarında çene kaldırma cihazı (JED) kullanımının anestezi pratiğindeki yeri
Giriş: İn vitro fertilizasyonişlemi (IVF) rahatsızlık verici ve ağrılı bir işlem olup, anestezi ve analjezi gerektirir.Sedasyon altında, IVF işlemine alınan olgularda, uygulama esnasında değişik düzeylerde üst havayolu obstrüksiyonu gelişebilir. Amaç: Bu çalışmada sedoanaljezi ile IVF uygulanan olgularda; Çene Kaldırma Cihazı (JEDTM) kullanılan ve kullanılmayan olgularda üst havayolu obstrüksiyonu gelişimi, hemodinamikve solunumsal parametreler ile cihaz etkinliği ve sedasyon uygulamalarındaki etkinliğinin gösterilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma,"Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Girişimsel Olmayan Araştırmalar Etik Kurul Başkanlığı" onayı alındıktan sonra Amerikan Anestezistler Cemiyeti Fiziksel durum Sınıflandırmasına göre (American Society of Anesthesiologists - ASA) I-II risk grubundan, 18 yaş üstü, Mayıs 2016-Mayıs 2018 tarihleri arasında, hastanemiz IVF ünitesinde in vitro fertilizasyon (IVF) uygulanmış günübirlik olgularda retrospektif olarak hasta dosyaları incelenerek gerçekleştirilmiştir. Olgular JEDTM uygulanmış veJEDTM uygulanmamış olmak üzere ikiye ayrıldı. Hastaların demografik bilgileri ve ASA standart monitörizasyon verileri kaydedildi. İşlem sırasında gerçekleşen üst havayolu obstrüksiyonu sayı ve zamanları,toplam üst hava yolu obstrüksiyon süresi, uygulanan müdahaleler ve etkinlikleri, JEDTMuygulaması,alternatif havayolu yönetimi bilgileri toplandı. Bulgular: Çalışmamızda IVF uygulaması için derin sedasyon altında oosit toplanması işlemine alınmış, 65'i JEDTMuygulanmış, 65'i JEDTMuygulanmamış olmak üzere, toplam 130 hastanın verileri incelendi. Çalışmaya dahil edilen olgularda sırasıyla kontrol grubu, JED grubu ve JEDTMgrubu ve JEDTM + kontrol grubu toplam olmak üzere ortalama yaş 32,98 ve 33,2 ile 33.09; ortalama ağırlık 68,72 ve 64,72kg ile 66,74kg; ortalama boy 163,22 ve 163,92cm ile 163,57cm olarak bulundu. ASA fizyolojik risk skoru dağılımı ise kontrol ve JEDTMgrubunda sıra ile ASA I risk grubunda 44 ve 39 hasta ASA II risk grubunda 21 ve 26 hasta olarak saptanmıştır.Üst havayolu obstrüksiyonu (horlama, paradoks solunum eforu, ETCO2 dalga formu kaybı olarak tanımlanan) kontrol grubunda 32, JEDTMgrubunda 30 olguda geliştiği görüldü.Oral airway,laringeal maske, balon valf maske gibi alternatif havayolu yönetimine geçişin ise kontrol grubunda 3, JEDTMgrubunda 7 hasta olmak üzere, toplam 10 hastada gerçekleştiği saptandı. Tartışma ve Sonuç:Derin sedasyon düzeyi gerektiren IVF uygulamaları esnasında, JEDTM kullanımı üst havayolu açıklığı sağlamada faydalıdır. Ancak bu konuda tamamen etkili olmadığı için baş boyun anatomisi JEDTMkullanımına uygun hastalarda ve yakın gözetim altında uygulama gerektirmektedir. Anahtar Kelimeler:Sedasyon, sedoanaljezi, in vitro fertilizayon,IVF,Jaw Elevation Device, JEDTM
Tavşanlarda sempatik aşırı aktivite modelinde remifentanilin antiaritmik ve antiiskemik(kardiyoprotektif)etkileri
ÖZETTavşanlarda Sempatik Aşırı Aktivite Modelinde Remifentanilin Antiaritmik VeAntiiskemik (Kardiyoprotektif) EtkileriDr.Selen Bayındır, Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Anesteziyoloji veReanimasyon Anabilim Dalı, İzmir/Türkiye.Amaç: Bu çalışmada tavşanlarda oluşturulan santral sempatik aşırı aktivite ileindüklenen miyokardiyal iskemi modelinde 6µg/kg/dk infüzyon dozundaki remifentanilin,antiaritmik, antiiskemik etkilerinin araştırılması amaçlandı.Gereç ve Yöntem: Çalışmada 18 adet Yeni Zelanda tavşanı kullanıldı. Deneklerrandomize olarak 3 gruba (n=6) ayrıldı. Grup 1'de intraserebroventriküler 10µmol L-Glutamat verilerek santral sempatik stimülasyon sağlandı. Grup 2'de intraserebroventriküler10 µmol L-Glutamat enjeksiyonundan 1 saat önce, N (omega)-nitro-l-arginine methyl ester40 mg/kg intravenöz verildi. Grup 3'de intraserebroventriküler 10µmol L-Glutamatenjeksiyonundan 1 saat önce 40 mg/kg intravenöz N (omega)-nitro-l-arginine methyl esterverildi. L-Glutamat enjeksiyonundan 5 dakika önce 6µg/kg/dk remifentanil infüzyonunabaşlandı. Kalp atım hızı, sistolik arter basıncı ve ortalama arter basıncı ölçüldü. Kalp atımhızı ve ortalama arteriyel basınç değerleri kaydedildi. İntraserebroventriküler L-Glutamatenjeksiyonunun hemen ardından gelen 15 dakika boyunca gerçekleşen prematür ventrikülerkompleksler, bigemine ventiküler aritmi, ventriküler taşikardi, ST-segment değişimleri ve Tdalgası inversiyonları kaydedildi.Bulgular: Gruplar arasında kalp atım hızı, hız basınç ürünü ortalamaları, prematürventriküler kompleksler ve bigemine ventriküler aritmi görülme sıklığı karşılaştırıldığındaanlamlı farklılık saptanmadı. Grup 2'de ortalama arteriyel basınç ortalamaları diğer 2 grubagöre anlamlı bulundu (p<0,05). Grup 3'de ventriküler taşikardi, ST segment değişimi ve Tdalga inversiyonu görülme sıklığı anlamı düşük saptandı (p<0,05).Sonuç: Tavşanlarda santral sempatik aşırı-aktivite ile miyokardiyal iskemibirlikteliğinden kaynaklanan aritmi modelinde, remifentanilin 6µg/kg/dk dozunda 5 dakikainfüzyon yapılmasının yaşamı tehdit eden ventriküler taşikardi ve myokardiyal iskemibulgularını önlediği bulundu.viii
Tavşanlarda epidural kateter yolu ile verilen magnezyum sülfat'ın spinal beyin omurilik sıvısına geçişinin araştırılması
ÖZETTAVŞANLARDA EPİDURAL KATETER YOLU İLE VERİLEN MAGNEZYUMSÜLFAT'IN BEYİN OMURİLİK SIVISINA GEÇİŞİNİN ARAŞTIRILMASIDr.Halil Can Canatan, Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji veReanimasyon Anabilim Dalı, İzmir/Türkiye.Amaç: Bu çalışmada tavşanlarda epidural kateter yolu ile farklı dozlarda verilen MgSO4'ınbeyin omurilik sıvısına geçebilme özelliği ve motor blok etkisinin araştırılması amaçlandı.Gereç ve Yöntem: Çalışmaya, ağırlıkları 2000-3000 g arasında değişen 18 adet tavşan alındı.Ketamin anestezisi altında deneklere kaudal epidural kateter takılarak cilt altı tünel ile sırttançıkarılıp tespitlendi. Denekler randomize olarak 6'şarlı 3 gruba ayrıldı.Grup 150 (n=6): Deneklere epidural kateterden 150mg/mL MgS04 verildi ve ardından 0.20mL serum fizyolojik ile kateter yıkandı.Grup 300 (n=6): Deneklere epidural kateterden 300mg/mL MgS04 verildi ve ardından 0.20mL serum fizyolojik ile kateter yıkandı.Grup 450 (n=6): Deneklere epidural kateterden 450mg/mL MgS04 verildi ve ardından 0.20mL serum fizyolojik ile kateter yıkandı.Arteriyel kan örneği almak için deneklerin kulak arterine kanül takıldı. Beyin omurlik sıvısıörneği almak için atlantooksipital ligament içinden sisterna magnaya insülin enjektörü ilegirilerek 0.10 mL BOS alındı. Drummond Moore skalası ile motor blok değerlendirildi.Epidural kateterden ilaç verildikten sonra motor blok değerlendirmesi yapılıp, beyin omuriliksıvısı ve arteriyel kan örnekleri 0., 240., 360. ve 480. dakikalarda alındı. Mg+2 düzeyi StatProfil M cihazı ile ölçüldü. Farmakokinetik parametreler hesaplandı. İstatistiksel olarakdeğerlendirildi.Bulgular: Çalışmamızda spinal BOS iyonize magnezyum değerleri bazal iyonize magnezyumdeğerlerine göre sırasıyla; 150 mg % 25, 300 mg % 60, 450 mg ise % 127 ve arteriyel kaniyonize magnezyum değerleri bazal iyonize magnezyum değerlerine göre sırasıyla; 150 mg %13, 300 mg % 87, 450 mg ise % 200 arttığı saptandı. Epidural verilen 450 mg magnezyumsülfatın motor blok oluşturduğu saptandı.Sonuç: Epidural uygulanan magnezyum sülfatın spinal BOS iyonize magnezyumkonsantrasyonunu arttırdığı, sistemik kan dolaşımına geçtiği ve epidural 450 mg magnezyumsülfat verilmesinin motor blok oluşturduğu saptandı.Anahtar kelimeler: Epidural, magnezyum sülfat, beyin omurilik sıvısı, kan beyin bariyeri
Kronik anestezik gaz maruziyeti olanlarda hipotroidi gelişiminin araştırılması
Hastalıkların tanı ve tedavisi amacıyla kullanılan metabolizmayı etkileyen ve organ harabiyeti yapan birçok ilaç ve kimyasal madde bulunmaktadır. Bu ajanların kullanımı hastalar için fayda sağlamasına rağmen, bunlara sürekli maruz kalan sağlık çalışanları açısından büyük riskler oluşturabilmektedir. Bu ajanların sağlık personelinde oluşturduğu riskleri belirlemek ve bu konuda önlem almak oldukça önemlidir. Günlük uygulamada kullanılan anestezik gazlar nitröz oksit, halotan, enfluran, izofluran, sevofluran ve desflurandır. Tam kapalı anestezi sisteminin kullanılmadığı durumlarda, atık gaz sistemlerinin olmadığı veya yetersiz olduğu ameliyathanelerde, anestezi sistemlerindeki gaz sızıntıları nedeniyle, anestezi indüksiyonu ve uyandırılması esnasında ameliyat odalarına atık gazlar yayılarak ortam kirliliği yaratmaktadır. Anestezik atık gazların hipotroidi ile direkt olarak ilişkili olduğunu bildiren bir klinik çalışma olmamasına rağmen, gazların çalışanlar üzerinde olumsuz etkilerinin olduğunu bildiren pek çok çalışma vardır. Biz de çalışmamızda, anestezik gazlara kronik olarak maruz kalan ameliyathane çalışanlarında hipotroidi gelişimini araştırmayı amaçladık. Çalışmamız; sT3, sT4, TSH, antitg, antitpo düzeylerini belirleyerek hipotroidi riskini belirlemek amacıyla benzer ameliyathane koşullarında, genellikle nitröz oksit, izofluran, sevofluran ve desfluran gibi inhalasyon anesteziklerine maruz kalan 60 ameliyathane çalışanıyla gönüllü olarak katılan 60 kişilik kontrol grubu üzerinde yapılmıştır. Alınan kan örnekleri santrifüj edilerek TSH, sT3 ve sT4 ölçümleri için elektrokemiluminesans immunoassay yöntemi ile Cobas 6000 cihazında Cobas® kitleri kullanılarak çalışıldı. Anti-TG Ab ve anti-TPO Ab ölçümü için troglobülin ve tiroid peroksidaz antijenleri emdirilmiş Euroassay kitleri kullanıldı. Titre limiti 1/101 olarak değerlendirildi. Anti-tg için referans değeri %2, anti-tpo için referans değeri %12 olarak kabul edildi. İnhalasyon anesteziklerine maruz kalan grubun kan örneklerinde ortalama sT3 ve sT4 değerleri, kontrol grubu ile kıyaslandığında istatistiksel olarak anlamlı düşük bulundu (sT3 için p=0,000; sT4 için p=0,018). Gaz maruziyeti grubunda kadınlarda ortalama sT3 ve sT4 değerleri, erkeklerde ortalama sT3 değerleri daha düşüktü bulundu ve istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0,05). Kronik anestezik gaz maruziyetinin TSH yüksekliği, antitg pozitifliği ve hipotroidi gelişme sıklığı açısından da sağlık riski oluşturduğu hipotezini desteklemektedir. Bu sonuç anestetik atık gazların, ameliyathane çalışanları üzerine zararlı etkilerini açıklama yolunda bir ön çalışmadır. Kesin bir yargıya varabilmek için, daha ileri araştırmalara ve daha geniş kitlelerle yapılan çalışmalara ihtiyaç vardır. Bu çalışma sonucunda; ameliyathanelerin hepsine uygun havalandırma ve atık gaz sisteminin yapılması, anestezi cihazlarının kaçaklarının giderilmesi için düzenli bakımın yapılması, ortam havasındaki atık anestezik gazların ölçülüp maruziyet düzeyinin belli seviyelerde tutulması için en kısa zamanda gerekli önlemlerin alınmasını önermekteyiz. Yüksek akımlı anestezi yerine düşük akımlı anestezi uygulamak, hem hastanın hem de personelin maruziyetini sınırlandırır. Özellikle etkin havalandırma ve atık gaz sistemi yoksa inhalasyon anestezisi yerine, total intravenöz anestezi veya uygun durumlarda rejyonel anestezi tekniklerini uygulamak önemlidir. Anestezi personeli anestezik gazların potansiyel zararlı etkileri konusunda eğitilmelidir. Maruziyet düzeylerinin periyodik monitorizasyonu, çalışma koşullarının düzeltilmesini ve maruziyetin düşürülmesini sağlayacaktır. Bunlara ek olarak maske ve laryngeal maske anestezisi, açık anestezi devreleri kullanımı yerine total intravenöz anestezi ya da düşük akımlı anestezi gibi anestezi tekniklerini kullanmalarını önermekteyiz.
Total intravenöz anestezi uygulanan hastalarda hafızanın değerlendirilmesi
ÖZET Total İntravenöz Anestezi Uygulanan Hastalarda Hafızanın Değerlendirilmesi Dr. Gülüstan AKTAŞ, Dokuz Eylül Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Anesteziyoloji ve Reanimasyorı Anabilim Dalı, İzmir. Amaç: Bispektral İndeks (BİS) monitörizasyonu eşliğinde anestezi derinliğinden emin olarak remifentanil-propofol bazlı total intravenöz anestezi (TİVA) uygulanan hastalarda kontrol grubu kullanılarak hafızanın değerlendirilmesi. Materyal ve Metod: Çalışma; DEÜTF İlaç Araştırmaları Yerel Etik Kurul onayı ve aydınlatılmış onamları alındıktan sonra, Stait Trait Anxiety (STA) I-II, Mini Mental State Examination (MMSE) ile stres düzeyleri ve kognitif fonksiyonları değerlendirilen, Amerikan Anestezistler Cemiyeti (American Society of Anestheosiologists -ASA) sınıflamasına göre I-IIye uyan, elektif batın cerrahisi geçiren 18 -50 yaş arası, en az 8 yıllık ilköğrenim mezunu olan 60 hasta ile prospektif ve randomize olarak planlandı. Anestezi indüksiyonu ve endotrakeal intübasyon BİS değerleri 40-60 arasında olacak şekilde 0.5 p,g/kg/dk IV infüzyon remifentanil, 2 mg/kg İV propofol, gerektiğinde 30 saniye aralarla yapılan İV 20 mg ek propofol dozları ve İV 0.1 mg/kg vekuronyumla gerçekleştirildi. Anestezi idamesi; BİS değerleri 40-60 arasında kalacak şekilde 4-6 mg/kg/saat İV propofol, 0.1-2 u.g/kg/dk İV remifentanil infüzyonu ve %50 hava/02 karışımı kullanılarak sağlandı. Hastalara intübasyondan hemen sonra kulaklıklarla dinletilmeye başlanan deniz sesleri içeren kaset cilt insizyonundan 5 dakika sonra, 7,5 dakikalık çalışma kasetleriyle değiştirildi. Bu aşamadan sonra hastalar dinledikleri kasete göre 3 gruba ayrıldılar. Kategori grubuna (Grup KT, n:20), hastanemizde gerçekleştirdiğimiz pilot çalışma ile belirlenen orta sıklıktaki 5 tane hayvan ismini içeren kaset, kelime öğrenme grubuna (GrupKÖ, n;20) Rey'in İşitsel-Sözel Öğrenme Testi'nin Türkçe'ye uyarlanmış listesindeki orta sıklıkta 5 kelimeden oluşan kasetdinletildi. Kayıtlar dinletildikten sonra, kaset, deniz sesleri içeren kaset ile değiştirildi ve operasyon sonuna kadar dinletildi. Kontrol grubundaki (Grup KG, n:20) hastalar ise operasyon boyunca sadece deniz sesleri kayıtlı kasedi dinlediler. Hastaların intübasyon, cilt insizyonu, peroperatuvar her 5 dk'da bir, ekstübasyon ve ekstübasyon sonrası 5. dk'lardaki BİS değerleri kaydedildi. Operasyondan 2 saat sonra derlenme ünitesinde, hastalara hafızayı değerlendirmek için testler yapıldı. Test sonuçları istatistiksel olarak değerlendirildi. p<0.05 anlamlı kabul edildi. Bulgular: Grupların demografik verileri, STA l-ll değerleri arasında fark yoktu. MMSE değerleri açısından Grup KT ile Grup KG arasında fark olmasına rağmen bütün değerler >20 idi. Gruplar arasında cerrahi sûre, uygulanan cerrahi prosedür açısından istatistiksel fark yoktu. Kapalı hafızayı değerlendirmek için yapılan kategori ve kelime öğrenme test sonuçları için gruplar arasında istatistiksel fark yoktu. Hastalarımızda kapalı hafıza bulgusu saptanamadı. Bir hasta operasyon esnasında "su sesleri duyduğunu" ifade ederek açık hafıza tanımladı. 1 1 hasta da rüya gördüğünü söyledi. Bu hastalardan 4'ü Grup KÖ, 3'ü Grup KT, 4 tanesi ise Grup KG'de idi. Gruplar arasında rüya görme açısından fark yoktu. Sonuç: TİVA ile yeterli anestezi derinliğinin sağlandığı hastalarda kapalı hafıza bulgusuna rastlayamazken, bir hastada yüzeyel anestezi esnasında oluştuğu kanısına ters olarak açık hafıza saptadık. Bu da açık ve kapalı hafızanın farklı yolaklardan oluştuğu düşüncesini desteklemektedir. BİS monitörizasyonu ile yeterli anestezi derinliğinin sağlanması açık hafıza oluşumunu engellememiş, ve rüya görme insidansını azaltmamıştır. Yine de sonuçlarımız anestezi altındaki hastalarda hafızayı değerlendirebilmek için yeterli değildir. Kapalı hafızanın hangi testlerle, ne zaman sorgulanması gerektiğine dair kesin kanıtlar yoktur. Bu nedenle farklı metodolojilerle ileri çalışmalara gerek olduğu kanısındayız. Anahtar Kelimeler: Hafıza, kapalı hafıza, açık hafıza, total intravenöz anestezi, bispektral indeks, remifentanil, propofol.
Farklı esmolol infüzyon dozlarının laringoskopi ve trakeal intübasyona karşı gelişen yanıtlar üzerine etkisi
Amaç: Farklı esmolol infüzyon dozlarının, laringoskopi ve trakeal intübasyon(LTİ)sonrası bispektral indeks(BİS), hemodinami ve hareket yanıtı üzerine etkilerininkarsılastırılması.Gereç ve Yöntem: Prospektif olarak 120 hasta çalısmaya alındı. Propofoluygulamasının ardından anestezi idamesi propofol infüzyonu+%50 hava/O2 karısımıile saglandı. Bilinç kayboldugunda, kola yerlestirilen manson sistolik kanbasıncından 50 mmHg fazla şişirildi ve rokuronyum uygulandı. Propofolinfüzyonunun 5. dakikasında 1 mg/kg esmolol yükleme dozundan sonra 3gruba(n=40) ayrılan hastalara; GrupEs50'de 50 ?g/kg/dk, GrupEs150'de 150?g/kg/dk, GrupEs250'de 250 ?g/kg/dk esmoloI infüzyonu baslandı. EsmoloIAma$: Farkh esmolol infüzyon dozlannın, laringoskopi ve trakeal intübasyon(LTi)sonrası bispektral indeks(BiS), hemodinami ve hareket yanıtı üzerine etkilerininkar§ila§tınlması.Gere? ve Yöntem: Prospektif olarak 120 hasta çalışmaya alındı. Propofoluygulamasmm ardmdan anestezi idamesi propofol infüzyonu+%50 hava/02 karı§imıile sağlandı. Biling kaybolduğunda, kola yerleştirilen man§on sistolik kanbasmcmdan 50 mmHg fazla sjsjrildi ve rokuronyum uygulandı. Propofolinfüzyonunun 5. dakikasmda 1 mg/kg esmolol yükleme dozundan sonra 3gruba(n=40) aynlan hastalara; GrupEs50'de 50 ug/kg/dk, GrupEs150'de 150ug/kg/dk, GrupEs250'de 250 ug/kg/dk esmolol infüzyonu ba§landı. Esmololinfüzyonunun 5.dakikasmda intübasyon gergekle§tirildi. intübasyon sonrası Ldakikaiginde man§on yerle§tirilen kolda hareket olursa pozitif kabul edildi. Laringoskopiöncesi ile 1 dk sonrası BiS değerleri arasmdaki fark (ABiS), maximum BiS değerleriarasmdaki fark (ABiSmax) kaydedildi. intübasyondan 5 dakika sonra gah§masonlandmldı.Bulgular: KAH'da, LTi'u takiben bazal değerlere göre GrupEs50'de 4.dakikayakadar anlamh artı§ saptanırken(p<0.05), diğer gruplarda anlamh artı§ yoktu. OAB'da,LTi'un 1 .dakikasmda üg grupta bazal değerlere göre anlamh düzeyde artıs, saptandı.LTi'a hareket yanıtı GrupEs50'de(%87,5) GrupEs250(%50) ve GrupEs150(%56)'yegöre anlamh düzeyde yüksek olduğu g6rüldü(p<0.05). GrupEs50'de ortalama ABiSve ABiSmax değerleri diğer iki gruba göre anlamh olarak yüksekti. Hastalardahipotansiyon, bradikardi, vb. yan etkiler görülmedi.Sonu$: Propofol bazh anestezisi uygulamasmda esmololun 1 mg/kg yükleme dozuardmdan 250 ve 150 ug/kg/dk infüzyon uygulanmasının 50 ^g/kg/dk infüzyonuygulanmasma göre LTi'a bağlı gelişen BiS artı§i, KAH ve hareket yanıtmı azalttığıgösterilmi§tir.
Ratlarda termal ağrı modelinde intratekal ropivakainin analjezik etkilerine intratekal midazolamın etkisi
ÖZETRATLARDA TERMAL AĞRI MODELİNDE İNTRATEKAL ROPİVAKAİNİNANALJEZİK ETKİLERİNE İNTRATEKAL MİDAZOLAMIN ETKİSİDr. Haci Balkaya, Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji veReanimasyon Anabilim Dalı, İzmir/Türkiye.Amaç: Bu çalışmada, ratlarda intratekal verilen ropivakaine, midazolam eklenmesininanaljezik ve spinal korddaki histopatalojik etkisinin araştırılması amaçlandı.Gereç ve Yöntem: Çalışmaya, 27 adet rat alındı. Anestezi altında deneklere spinal katetertakıldı ve tespit edildi. Denekler randomize olarak 5 gruba ayrıldı.Grup Sham (n=3): Tüm cerrahi işlemler yapıldı. Ancak kateter takılmadı.Grup S (n=6): Deneklere spinal kateterden 10 µL %0.9 serum fizyolojik solüsyonu verildi.Grup R (n=6): Deneklere spinal kateterden 10 µL 50 µg ropivakain (5 mg/mL) verildi.Grup M (n=6): Deneklere spinal kateterden 10 µL 20 µg'lık midazolam verildi.Grup MR (n=6): Deneklere spinal kateterden 10 µL midazolam, ropivakain karışımı (20 µgmidazolam, 50 µg ropivakain olacak şekilde) verildi.Kateter takılan tüm gruplara ilaç verildikten sonra 10 µL serum fizyolojik ile yıkandı.İntratekal ilaç uygulamadan önce (0.dk) ve uygulamadan sonraki 10, 20, 30, 45, 60 ve 90. dkratlara tail-flick testi ayrıca 0, 10, 20, 30, 45, 60 ve 90. dk rotarod testi uygulandı. Ratlarınspinal kordundan alınan kesitler histopatolojik olarak değerlendirildi.Bulgular: Tail-flick testi sonucunda; Grup S ile Grup R, Grup M ve Grup MRkarşılaştırıldığında; Grup R, Grup M ve Grup MR'da tail-flick ortalama değerleri anlamlıyüksek bulundu (p<0.05). Grup R ile Grup M ve Grup MR karşılaştırıldığında Grup MR tail-flick ortalama değerleri anlamlı yüksek saptandı (p<0.05). Rotarod testi sonucunda Grup S ileGrup M ve Grup MR karşılaştırıldığında; Grup M ve Grup MR'da rotarod ortalama değerlerianlamlı düşük bulundu (p<0.05). Histopatolojik olarak gruplar arasında istatiksel anlamlılıksaptanmadı (p>0.05).Sonuç: İntratekal yolla uygulanan ropivakainin analjezik etkinliğini, midazolamın arttırdığıve histopatolojik olarak nörotoksisite oluşturmadığı saptandı.Anahtar kelimeler: İntratekal, ropivakain, midazolam, analjezi
Karaciğerin reperfüzyon hasarında uzak iskemik önkoşullama ve direkt iskemik önkoşullamanın etkinliği
ÖZETKaraciğerin reperfüzyon hasarında uzak iskemik önkoşullama ve direkt iskemikönkoşullamanın etkinliğiDr. Elvan Şahin, Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Anesteziyoloji ve ReanimasyonAD., İzmir.Şok, kardiyak arrest, turnike uygulamaları, karaciğerin major cerrahileri vetransplantasyon sonrası ortaya çıkabilen iskemi reperfüzyon hasarı hastalarda ciddi organyetmezliklerine neden olabilmektedir. Reperfüzyon hasarını azaltmak amacıyla kullanılanyöntemlerden biri iskemik önkoşullamadır. Bu amaçla hem uzak hem de direkt iskemikönkoşullama uygulanabilir. Karaciğerin iskemi reperfüzyon hasarında uzak ve direkt iskemikönkoşullamanın karşılaştırıldığı bir çalışmaya rastlanmamıştır. Bu deneysel çalışmada,ratlarda oluşturulan karaciğer iskemi reperfüzyon hasarına direkt ve uzak iskemikönkoşullamanın etkileri karşılaştırılmıştır.Her birinde yedi denek bulunan dört grup oluşturulmuştur. Sham grubunda (Grup 1)ratların batınları açılmış, protokol süresince başka işlem yapılmadan beklenmiştir. Grup 2: 25dk total karaciğer iskemisi sonrası 120 dk reperfüzyon, Grup 3: arka bacağa uygulanan üçdöngü iskemik önkoşullama sonrası karaciğerde iskemi reperfüzyon, Grup 4: tek döngükaraciğer iskemik önkoşullaması sonrası iskemi reperfüzyon gerçekleştirilmiştir. Tümgruplarda ratların anestezi süresi eşit tutulmuş, işlem sonunda ratlar sakrifiye edilmiş,karaciğer enzimleri için kan, malondialdehid düzeyleri ve histopatolojik inceleme içinkaraciğer doku örnekleri alınmıştır.Serum AST-ALT değerlerinin sham grubunda diğer üç gruba göre anlamlı düşükolduğu, Grup 3 de 4. ve 2. gruplara göre belirgin düşük olduğu saptanmıştır. Dokumalondialdehid düzeyleri sham grubunda anlamlı düşük bulunmuş, diğer gruplar arasında farksaptanmamıştır. Karaciğer histolojik hasar skoru da benzer şekilde sham grubunda diğergruplara göre ve 3. grupta 4. gruba göre anlamlı düşük olduğu saptanmıştır.Bu çalışmada uzak iskemik önkoşullamanın AST-ALT seviyeleri ve karaciğerhistolojik hasar skorunu iskemi reperfüzyon ve direkt iskemik önkoşullamaya göre azalttığıgösterilmiştir. Uzak iskemik önkoşullamanın, kolay uygulanabilir noninvaziv bir klinikyöntem olabileceği, bu iki yöntem arasındaki etkinlik ve etki mekanizmaları farklarınıaraştırmak için deneysel- klinik çalışmalara gereksinim olduğu kanaatine varılmıştır
Ratlara intratekal uygulanan esmololün analjezik etkinliğinin değerlendirilmesi
ÖZETRatlara İntratekal Uygulanan Esmolol'ün Analjezik Etkinliğinin DeğerlendirilmesiDr. Ertuğrul Öğün, Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Anesteziyoloji veReanimasyon Anabilim Dalı, İzmirAmaç: Bu çalışma ile ratlara intratekal uygulanan esmololün spinal düzeyde analjeziketkinliğinin olup olmadığı belirlenmeye çalışılmıştır.Gereç ve Yöntem: Çalışmada 24 adet Wistar rat kullanılmıştır. Ratlar dört grubaayrılarak, 10 µl volüm içinde Grup 1'e %0,9 NaCl, Grup 2'ye 1mg esmolol, Grup 3'e 2mgesmolol, Grup 4'e 4 mg esmolol intratekal uygulanmıştır. İlaç uygulamasından önce (0)ve uygulamadan 5, 10, 20, 30, 45, 60 ve 90. dakika sonra, ratlara Tail-Flick testiuygulanmıştır. Motor blok değerlendirmesi de yukarıda belirtilen süre ve zamanaralıklarında gerçekleştirilmiştir.Bulgular: Kontrol grubu ile çalışma grupları arasında, Tail-Flick süreleri; 4 mg ITesmolol uygulanan dördüncü grupta istatistiksel olarak anlamlı derecede daha uzunolarak saptandı (Friedman test, p=0,004). İntratekal farklı dozlarda uygulanan esmololün1mg (grup 2) ve 2mg (grup 3) dozu ile saptanan Tail-Flick süreleri arasında istatistikselolarak anlamlı bir fark saptanmadı. Grup 4 te (4 mg) maksimum analjezi süresi 5.dakikada elde edilmiş olup, bu değer 10,97±3,47 saniye olarak saptanmıştır. Ratlara ITuygulanan 1 mg, 2 mg ve 4 mg esmolol dozları sonrasında deneklerin hiçbirinde motorblok gözlenmemiştir.Sonuç: Sonuç olarak esmololün intratekal uygulanımı konusunda ilk kez yapılan buçalışmada, ratlara intratekal uygulanan 4 mg esmolol bolus doz ile motor blokgörülmeden 30 dakika süren analjezi sağlanmıştır.Anahtar Kelimeler: Rat, esmolol, analjezi9
Ratlarda oluşturulan medulla spinalis travma modelinde intratekal yolla verilen ketorolak trometaminin spinal hücre hasarına etkisi
ÖZETRATLARDA OLUŞTURULAN MEDULLA SPİNALİS TRAVMA MODELİNDEİNTRATEKAL YOLLA VERİLEN KETOROLAK TROMETAMİN'İN SPİNAL HÜCREHASARINA ETKİSİDr. Ergin Alaygut, Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji veReanimasyon Anabilim Dalı, İzmir/Türkiye.Amaç: Çalışmamızda spinal kord travması oluşturulan ratlarda, intratekal verilenketorolak trometamin'in spinal hücre hasarına etkisinin araştırılması amaçlandı.Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 18 adet rat alındı. Anestezi altında deneklere spinalkateter takıldı ve tespit edildi. Sonrasında spinal kord travması oluşturuldu. Deneklerrandomize olarak 3 gruba ayrıldı. Grup S (n:6); Deneklere spinal kateterden 10 µLserum fizyolojik verildi. Grup K50 (n:6); Deneklere spinal kateterden 10 µL SF içindesulandırılmış 50 µg KT, Grup K400 (n:6); Deneklere spinal kateterden 10 µL SFiçinde sulandırılmış 400 µg KT verildi.Tüm gruplara ilaç verildikten sonra spinal kateter 5 µL SF ile yıkandı. İntratekalketorolak trometamin uygulaması sonrası 4.,12., 24., 48. ve 72.saat davranışderecelendirme skorlamaları yapıldı. Deneklerin spinal kordundan alınan kesitlerhistopatolojik olarak değerlendirildi.Bulgular: Davranış derecelendirme skorlamaları karşılaştırıldığında; 48 ve 72.saatlerde Grup K400'de davranış derecelendirme skorlarının ortalama değerlerianlamlı yüksek bulundu (p<0.05). Lezyon alanı ortalama değerleri karşılaştırıldığında;Grup K50 ve Grup K400'de lezyon alanı ortalama değerleri anlamlı düşük bulundu(p<0.05). Histopatoloji skorları ortalama değerleri karşılaştırıldığında, Grup K400histopatoloji skorları ortalama değerleri anlamlı düşük bulundu (p<0.05).Sonuç: Spinal kord travması oluşturulan ratlarda intratekal verilen 400 µg ketorolaktrometamin'in spinal hücre hasarını azaltıcı etkisi olduğunu saptadık.Anahtar kelimeler: İntratekal, ketorolak trometamin, spinal travma, spinal hücrehasarı
Sıçanlarda lipid ön tedavisinin ropivakain kardiyotoksisitesi üzerine etkileri
ÖZETSıçanlarda Lipid Ön Tedavisinin Ropivakain Kardiyotoksisitesi Üzerine EtkileriDr. Gözde Selin Özdemir, DEÜTF Anesteziyoloji ve Reanimasyon AD, İZMİRBu randomize, kontrollü, deneysel çalışmada; anestezi altındaki sıçanlarda, %10 ve %20lipid infüzyonu ile ön tedavi uygulamasının, ropivakain kardiyotoksisitesi üzerine etkileriaraştırılmıştır.Yirmidört adet erişkin erkek Wistar-Albino sıçan üç gruba ayrıldı. Anestezi altında,mekanik ventilasyonla solutulan sıçanlara trakeostomi ve invaziv monitorizasyon uygulandı.Kalp atım hızı, ortalama arter basıncı, QRS genişliklerinin bazal değerleri kaydedildi. Kontrolgubuna (n=8); 5 dk boyunca % 0.9 serum fizyolojik 3mL.kg-1 olacak şekilde verildi. Lipid 1(n=8) ve Lipid 2 (n=8) gruplarına 5 dk boyunca sırasıyla %10 ve %20 lipid solüsyonları 3mL.kg-1 olacak şekilde verildi. Ön ilaç infüzyonlarının tamamlanmasından sonra %1ropivakain infüzyonu 3 mg.kg-1.dk-1 dozunda başlatıldı ve asistoli gelişinceye kadarsürdürüldü. Asistoli gelişen sıçanlarda ropivakain infüzyonu durdurulup resüsitasyonuygulamasına başlandı.İlk QRS değişikliği ve ilk aritmiye kadar geçen süre; bazal değerlere göre kalp atımhızında ve ortalama arter basıncında %50 azalmaya kadar olan süre ve arter basıncı trasesindepozitif basınç olmaması ile tanımlanan asistoliye kadar geçen süreler ölçülerek kaydedildi.İstatistiksel değerlendirmede varyans analizi ve daha sonra izleyen Tukey-Kramer testikullanıldı; P < 0.05 düzeyi anlamlı kabul edildi.Grupların bazal değerleri arasında anlamlı fark saptanmadı. Hem %10 hem %20 lipid öntedavisi ile kalp atım hızlarının %50 azalma sürelerinde, kardiyak arrest gelişme sürelerindeuzama ve toplam kullanılan ropivakain miktarlarında artma izlendi. %20 lipid ön tedavisi ileilk QRS değişikliği ve ilk aritmi görülme sürelerinde uzama belirlendi. Lipid infüzyonlarının,ortalama arter basıncının %50 azalma sürelerini ve resüsitasyon uygulamasına yanıtlarıdeğiştirmediği görüldü.Bu sonuçlar; ropivakain kardiyotoksisitesinden korunmada lipid infüzyonlarınınkullanılabileceğini düşündürmüştür. Resüsitasyon sonuçlarında değişiklik olmaması ise,sağaltıma yönelik çalışmalarda lipidlerin etkilerinin araştırılması gerektiğini göstermektedir.Anahtar kelimeler: ropivakain, kardiyotoksisite, lipid ön tedavisi
Ratlarda serebral iskemi reperfüzyon modelinde propofol ve remifentanilin nöroprotektif etkilerinin karşılaştırılması
ÖZETRatlarda Serebral skemi/Reperfüzyon Modelinde Propofol ve RemifentanilinNöroprotektif Etkinliğinin KarşılaştırılmasıDr. Ulaş Bağatır DEÜTF Anesteziyoloji ve Reanimasyon ABD, ZM RAmaç: Perioperatif dönemde oluşabilen serebral iskemi ciddi mortalite ve morbiditeyeyol açabilmektedir. Serebral dokuyu iskemi/reperfüzyon hasarından koruyacak stratejileranestezistler için önemlidir. Anestezik ajanların nöroprotektif etki gösterdiği bilinmektedir.Bu randomize, kontrollü, deneysel çalışmayla anestezi altındaki ratlarda uyguladığımızserebral iskemi/reperfüzyon modelinde propofol ile yeni bir opioid olan remifentanil'inserebral infarkt alanına etkisini karşılaştırdık.Yöntem: On sekiz adet erişkin erkek Wistar-Albino rat üç gruba ayrıldı. Anestezialtında, mekanik ventilasyonla solutulan ratlarda trakeostomi ve invaziv monitorizasyonuygulandı. Serebral iskemi sağlanmadan 20 dakika önce Kontrol Grubuna (Grup K, n= 6) 2.1ml/sa serum fizyolojik, Remifentanil Grubuna (Grup R, n= 6) 2 µg.kg-1.dk-1 remifentanil,Propofol Grubuna (Grup P, n= 6) 96 mg/kg/sa propofol infüzyonuna başlandı. Yirmincidakikada bilateral karotid arterler klemplenerek serebral iskemi sağlandı. Yirmi dakikasüreyle iskemi uygulandıktan sonra 40 dk reperfüzyon sağlandı. Reperfüzyon sonunda ratlarsakrifiye edildi ve dekapitasyon uygulandı. Beyin dokusu çıkarılarak koronal kesitler alındı.% 2 Tetrazoliumtriklorid (TTC) ile boyanan serebral kesitlerin fotoğrafları çekildi. nfarktalanının toplam kesit alanına oranı yüzde değer olarak hesaplandı. p < 0.05 düzeyi anlamlıkabul edildi.Bulgular: nfarkt alanlarının ortalama değerleri karşılaştırıldığında; Propofol Grubundainfarkt alanı % 11.9 olmak üzere en düşük, Remifentanil Grubunda % 13.5, KontrolGrubunda % 22.9 olmak üzere en yüksek saptandı. Remifentanil ile Propofol Grubunda eldeedilen verilerde Kontrol Grubuna kıyasla anlamlı fark olduğu saptandı (p= 0.003).Remifentanil Grubu ile Propofol Grubu arasındaki fark anlamlı değildi.Sonuç: Bu çalışmanın sonuçları çok kısa etkili yeni bir opioid ajan olan remifentanil'iniskemi/reperfüzyon hasarına karşı propofol kadar etkin koruma sağladığını düşündürmektedir.Anahtar Kelimeler: Remifentanil, propofol, serebral iskemi/reperfüzyon,nöroproteksiyon.
Kolonoskopi için sedasyon uygulamalarında etomidat- remifentanil ve propofol-remifentanil kombinasyonlarının karşılaştırılması
ÖZETKolonoskopi İçin Sedasyon Uygulamalarında Etomidat-Remifentanil ve Propofol-Remifentanil Kombinasyonlarının KarşılaştırılmasıSalime Toklu, Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Anesteziyoloji ve Reanimasyon ADGiriş Amaç: Alt gastrointestinal sistem hastalıklarının araştırılmasında temel tanıyöntemi kolonoskopi olup, günübirlik işlem şeklinde yapılmaktadır. Bu işlem, hastalar içinrahatsızlık verici, nahoş bir uygulamadır. Sedatif ve analjezik ajanların verilmesini gerektirenağrı ve vazovagal reaksiyonlar sıktır. Bu çalışmada kolonoskopi uygulanacak olgularda;etomidat-remifentanil ile propofol-remifentanil sedasyon uygulamalarının hemodinamiketkileri, derlenme süreleri, olguların hastaneden ayrılma süreleri ve hekim memnuniyetininkarşılaştırması amaçlandı.Gereç ve yöntem: Çalışma endoskopi ünitesinde elektif şartlarda, sedasyon/analjezialtında kolonoskopi uygulanan ASA I-II, 18-65 yaş arası 60 erişkin hasta ile prospektif,randomize tek kör olarak gerçekleştirildi.Remifentanil tüm hastalara 0,1 µ/kg/dk sürekli infüzyonu başlandıktan iki dakikasonra hipnotik ilaçlar (etomidat veya propofol) uygulandı. Olgular kapalı zarf yöntemiylerandomize Grup E ve Grup P olarak iki gruba ayrıldı Grup E etomidat iv 0,1 mg/kg başlangıç, 0.05 mg/kg ek dozları, Grup P propofol 0,5 mg/kg, daha sonra 0,25 mg/kg ek dozlarıRamsay sedasyon skoru 3-4 arasında olacak şekilde uygulandı. Bazal ölçüm değerleri kalpatım hızı (KAH), sistolik arteriyel basınç (SAB), diastolik arteriyel basınç (DAB), ortalamaarteriyel basınç (OAB), periferik oksijen satürasyonu (SpO2), solunum sayısı ve Ramsaysedasyon skorları kaydedildi. Remifentanil infüzyonunun başlanmasından sonra ilk 10dakikada 2 dakika aralıkla, daha sonra 5 dakika aralıkla kolonoskopi girişimi sonuna kadarölçümlere devam edildi.Kolonoskopi süresince uygulanan toplam etomidat, propofol ve remifentanil dozları,kolonoskopi süresi, çekum entübasyon süresi, kolonoskopi girişimi tamamlanıp remifentanilinfüzyonu kapatılmasından sonra hastanın Ramsay sedasyon skoru 2 olana kadar geçen süre(derlenmeye alınma süresi), derlenme süresi ve yan etkiler kaydedildi.Bulgular: Grupların demografik verileri benzerdi. Gruplar arası OAB ortalamadeğerleri karşılaştırıldığında; 0. 2. 35. 40. ve 45. dakikalarda istatistiksel anlamlı farklılıkviPDF created with pdfFactory Pro trial version www.pdffactory.comgözlenmezken, 4. 6. 8. 10. 15. 20. 25. 30. dakikalarda Grup P'de OAB'da istatistiksel anlamlıdüşme saptandı (p=0.001). Gruplar arası KAH ortalama değerleri karşılaştırıldığında; 8. 30.dakikada Grup P'de KAH ortalama değerlerinde istatistiksel anlamlı düşme gözlenirken(sırasıyla p=0.03, p=0.02 ), diğer ölçüm zamanlarında anlamlı farklılık saptanmadı (P>0,05).Gruplar arası solunum sayısı ortalama değerleri karşılaştırıldığında; 0. 2. 4. 30. 35. 40.45.dakikalarda solunum sayısı ortalama değerleri arasında istatistiksel anlamlı farklılıksaptanmazken (p>0.05 ), 6. 8. 10. 15. 20. 25. dakikalarda Grup P'de solunum sayısı ortalamadeğerleri istatistiksel anlamlı düşük bulundu (p<0.05). Grupların SpO2 ve RSD ortalamadeğerleri arasında istatistiksel anlamlı fark saptanmadı (P>0.05).Çekum entübasyon süresi ve kolonoskopi süresi ortalama değerlerikarşılaştırıldığında; fark saptanmazken (p= 0.45, p=0.32), derlenmeye alınma süreleri vederlenme süreleri ortalama değerleri Grup E'de istatistiksel anlamlı kısa olduğu gözlendi(sırasıyla p=0.001, p=0.01).Yan etkiler karşılaştırıldığında apne ve hipotansiyon Grup P'de istatistiksel olarakanlamlı yüksek bulundu (p=0.001). Bulantı kusma ve miyoklonus Grup E'de istatistikselanlamlı yüksek gözlendi (sırasıyla p=0,02, p=0,01). Enjeksiyon ağrısı grup P'de istatistikselolarak anlamlı yüksek saptandı (p=0,005). Bradikardi sıklığı açısından gruplar arasındafarklılık gözlenmedi (P=0.20). Uygulayıcı memnuniyeti her iki grupta benzer saptandı.Sonuç: Çalışmamızda, etomidat-remifentanil grubunda, hemodinamik ve solunumsalyönden daha stabil bulgular, daha kısa sürede derlenme, daha erken taburcu edilebilmekriterleri sağlanması nedeniyle, kolonoskopi girişiminlerinde sedasyon uygulamalarındaetomidat-remifentanilin propofol- remifentanile tercih edilebileceği kanaatindeyiz.Anahtar kelimeler: Kolonoskopi, sedasyon/analjezi, etomidatviiPDF created with pdfFactory Pro trial version www.pdffactory.com
Ratlarda intraserebroventriküler verilen rokuronyumun santral sinir sistemi üzerine etkileri ve epileptik nöbet oluşturma dozunun araştırılması
ÖZETRatlarda İntraserebroventriküler Verilen Rokuronyumun Santral Sinir Sistemi ÜzerineEtkileri ve Epileptik Dozunun AraştırılmasıDr. Mehmet Baykal, Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji VeReanimasyon AD.; İzmirAmaç: rokuronyum intravenöz uygulama sonucu beyinomurilik sıvısına geçmektedir.İnsan hatası sonucunda kaudal yoldan rokuronyum santral sinir sistemine verilmiştir.Literatürde rokuronyumun beyinomurilik sıvısındaki potansiyel etkilerini araştıran birçalışmaya rastlanmamıştır. Bu çalışmada, ratlarda intraserebroventriküler (İSV) verilenrokuronyumun santral sinir sistemi üzerine etkileri ve epileptik nöbet oluşturma dozununaraştırılması amaçlandı.Gereç ve Yöntem: Çalışma, Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Deney Hayvanı AraştırmalarıEtik Kurulu'ndan onay alındıktan sonra ağırlıkları 200-350 g arası değişen 18-24 aylık 36 adet dişiWistar-Albino türü dişi rat kullanılarak gerçekleştirildi. Bütün ratlara lateral ventriküle ulaşmakamacıyla İSV kanül takıldı. Çalışma iki aşamalı olarak planlandı. İlk aşamada grup rokuronyum'a(n=6) rokuronyum bromid (10 μlitresi 0.016 mikromol) 5 μlitrelik bölünmüş dozlarda Hamiltonenjektörü ile uygulandı. Her doz 60 saniyede enjekte edildi ve 60 saniye boyunca deneklerde etkisigözlendi. Bu ratlarda tonik klonik nöbet oluştuğunda verilmiş olan toplam doz kaydedildi. İkinciaşamada elde edilen eşik değerin 1/5, 1/10 ve 1/100 seyreltilmiş dozlarında sırasıyla grup 2(n=6),grup3 (n=6) ve grup 4 (n=6) oluşturuldu. Grup 2 ve 3'de ekstremitelerin postür alması, tümvücutta kasılmalar, ajitasyon ve titremeler gözlenirken grup 4'de azalmış lökomotor aktivite gelişti.Grup 1 (n=6) rokuronyum solusyonu ile eşit pH'daki ringer laktat ile asetik asit karışımı pHetkisini değerlendirmek amacıyla deneklere 10 μlitre verildi. Grup içi karşılaştırmalarda Friedmanbunu izleyen Wilcoxon testi kullanıldı. Gruplar arası karşılaştırmalarda Kruskal-Wallis, bunuizleyen Mann-Whitney U testi ve Fisher Exact testi kullanıldı.Bulgular: Grup Rokuronyumda, intraserebroventriküler rokuronyum bromidin (pH=3.6)nöbet eşik değeri 0.056±0.009 μmol olarak bulundu. Toplam verilen volüm 35.0±5.48 μlitreolarak saptandı. Ratların epileptik nöbet eşiği değeri ortalama ağırlıklarına oranlanarak 0.279μmol/kg olarak hesaplandı. Nöbet eşiği dozunun 1/5 ile daha çok ekstremitelerin postüralması, tüm vücutta kasılmalar görülürken; nöbet eşiği dozunun 1/10'u ile ajitasyon vetitremeler gözlendi. Nöbet eşiği dozunun 1/100'ü ile azalmış lökomotor aktivite gelişti. Budozlarda görülen etkiler yaklaşık 1 saat içinde giderek azaldı ve lokomotor aktive azalmasışeklinde devam etti. 6 saatlik izlem yapıldı ve bu süre zarfında beslenme ve motordavranışları kontrol grubuna benzer hale geldi.Sonuç: Çalışmamızın sonuçları, deneysel rat modelinde, rokuronyumun santral sinirsisteminde etkili olduğu göstermektedir. Doz ile ilişkili olarak eksitatör etkilerinin yanısıraepileptik nöbete neden olmaktadır.
Farklı epidural kateter filtrelerinin bakteri geçirgenliğinin in vitro karşılaştırılması
Epidural Analjezi / Anestezi (EA/A) uygulamalarında ortalama % 5.4 oranında enfeksiyon gelişmektedir. Enfeksiyon riskini azaltabilmek için bakteri filtrelerinin gerekliliği en fazla tartışılan konulardan biridir. Çeşitli filtrelerin kısa veya uzun süreli kullanımlarının etkinliği üzerine çelişkili sonuçlar bildirilmektedir. Bu çalışmada; in vitro olarak, Rusch ve Portex marka filtrelerin Hasta Kontrollü Analjezi (HKA) cihazı kullanılarak Staphylococcus aureus ile Pseudomonas aureginosa bakterilerini tutma kapasitelerinin karşılaştırılması ve ?Scanning Electron Microscobe (SEM) Görüntüleme Tekniği? ile kanıtlanması amaçlandı. Staphyloccus aureus ve Pseudomonas aeruginosa 250 mL izotonik NaCl içerisinde 0.5 Mc Farland yoğunlukta hazırlandı. İki bakteri süspansiyonu ve kontrol grubunu oluşturan steril izotonik NaCl, iki farklı marka bakteri filtresinden (n=60) HKA cihazı ile 48 saat boyunca 5 mL/sa infüzyon hızında geçirilerek steril şişelerde toplandı. Şişelerden (n=60) ve filtrelerden (n=60) bakteri koloni sayımları yapıldı. Sonuçlar SPSS 10.0 programı yardımıyla Mann-Whitney U testi ile istatistiksel olarak karşılaştırıldı. p<0.05 anlamlı kabul edildi. İki gruptaki filtrelerin yapıları ve bakterileri tutmaları SEM görüntülemesi ile incelendi ve kaydedildi. Rusch marka filtrelerin fibriler dağınık yapıda, Portex marka filtrelerin ise granüler kompakt yapıda oldukları belirlendi. Klinik ortamda epidural aralığın karşılığı olan şişelerden yapılan koloni sayımlarında Portex marka bakteri filtresinin, Rusch marka filtreye kıyasla 18 kat daha az sayıda bakteri geçirdiği saptandı (p=0.0001). Şişelere az miktarda da olsa bakteri geçişi olduğu için, her iki filtrenin de %100 güvenli olmadığı sonucuna varıldı. Sonuç olarak; Portex marka filtrelerin bakterileri daha fazla tuttuğu, ancak her iki marka filtrenin bakteri tutma açısından tam güvenli olmadığı saptandı. Yine de filtrelerin enfeksiyon gelişimini önlemede ek bir bariyer olarak kullanılmasının gerekli olduğu; daha güvenli filtrelerin geliştirilmesi ve kullanılan tüm filtrelerin klinik uygulamalar için benzer metodoloji ile karşılaştırılması gerektiği kanısına varıldı.Anahtar kelimeler: Epidural Analjezi/Anestezi, Bakteri Filtresi, Staphyloccus aureus ve Pseudomonas aeruginosa, Scanning Electron Microscobe (SEM)
Ratlarda termal ağrı modelinde intratekal uygulanan bupivakainin analjezik etkisine intraperitoneal uygulanan ondansetronun etkisi
Amaç: Bu çalışmanın amacı ratlarda intratekal verilen bupivakainin analjezik etkisine sistemik(intraperitoneal) olarak uygulanan iki farklı doz ondansetronun etkisini araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Araştırmaya 24 adet rat alındı. Anestezi altında deneklere spinal kateter takıldı. Denekler randomize olarak 4 gruba ayrıldı. Grup Serum Fizyolojik (Grup SF) (n:6): 10?L intratekal (İT) SF + 0,5 mL intraperitoneal (İP) SF verildi. Grup Bupivakain(Grup B) (n:6): 10?L İT bupivakain + 0,5 mL İP SF verildi. Grup Bupivakain Ondansetron1( Grup BO1) (n: 6): 10?L İT bupivakain + 0,5 mL 1 mg/kg İP ondansetron verildi. Grup Bupivakain Ondansetron4( Grup BO4) (n:6): 10?L İT bupivakain + 0,5 mL 4 mg/kg İP ondansetron verildi Kateter, ilaç uygulamaların ardından 10 ?L SF ile yıkandı İntratekal ve intraperitoneal ilaç uygulamalarından önce(0.dk) ve uygulamalardan sonraki 5., 10., 20., 30., 45., 60., 90., 120.dk ratlara tail-flick testi uygulandı. Eş zamanlı motor blok varlığı motor blok değerlendirme skalası kullanılarak değerlendirildi. Ölçümlerin ortalaması kaydedildi. Veriler maksimum olası etki yüzdesi olarak gösterildi.(%MOE) Bulgular: Tail-flick testi sonucunda;Grup SF ile Grup B karşılaştırıldığında; Grup B de tail-flick ortalama değerleri tüm zamanlarda anlamlı yüksek bulundu (p<0,05). Grup B ile Grup BO1 karşılaştırıldığında; Grup BO1 de tail-flick ortalama değerleri anlamlı düşük bulundu (p<0,05).Grup B ile Grup BO4 karşılaştırıldığında Grup BO4 de tail-flick ortalama değerleri anlamlı düşük bulundu (p<0,05). Grup BO1 ile Grup BO4 karşılaştırıldığında; Grup BO4 de tail-flick ortalama değerleri anlamlı düşük bulundu (p<0,05). Motor blok değerlendirmesınde ölçüm yapılan tüm dakikalarda motor blok saptanmadı. Sonuç: Çalışmada 10 ?g intratekal bupivakainin analjezik etkisinin 1 mg/kg intraperitoneal ondansetron ile azaldığı ve bu azalmanın 4 mg/kg intraperitoneal ondansetron ile daha da belirgin olduğu saptandı. Anahtar Kelimeler: İntratekal, bupivakain, intraperitoneal, ondansetron, analjezi
Yeni volatil anesteziklerin inflamatuvar yanıta etkilerinin karşılaştırılması
ÖZETÇalışmamızda laparoskopik kolesistektomi uygulanan hastalarda, eşit intraabdominalbasınçlarda (10-14 mmHg), volatil anesteziklerden desfluran ve sevofluranın, sırasıyla 2l/dakika ve 4,4 l/dakika akımlarda inflamatuvar yanıta etkilerinin karşılaştırılması amaçlandı.Elektif laparoskopik kolesistektomi operasyonu uygulanacak 30-70 yaş arası, ASA I-IIrisk gruplarındaki 30 gönüllü hasta çalışmaya dahil edildi. Premedikasyon, anesteziindüksiyonunda verilecek ilaçlar, operasyon sırasındaki sıvı tedavisi, operasyon sonrasındakianaljezi standardize edildi. Rastgele dört gruba ayrılan hastalarda; Grup I'de (n=8) %50 O2,%50 hava, 2 l/dk akım hızı ile 1 MAC desfluran, Grup II'de (n=7) %50 O2, %50 hava, 4,4l/dk akım hızı ile 1 MAC desfluran, Grup III'de (n=8) %50 O2, %50 hava, 2 l/dk akım hızı ile1 MAC sevofluran, Grup IV'de (n=7) %50 O2, %50 hava, 4,4 l/dk akım hızı ile 1 MACsevofluran kullanıldı..Hastalardan, operasyon öncesi, insüflasyonun 30. dakikası ve operasyon sonrası 24.saat olmak üzere toplam üç kez kan örneği alınarak serum IL-2, IL-4, IL-6, CRP ve PCTdüzeyleri ölçüldü. Tüm sonuçlar SPSS for Windows 10.0 programında yazılarak istatistikleriyapıldı. Demografik verilerde ve hemodinamik bulgularda gruplar arasında anlamlı farksaptanmadı. IL-2 değerlerinin gruplar arasında yapılan karşılaştırmalarında istatistiksel olarakanlamlı fark saptanmadı. Bulunan tüm değerler normal sınırlar içerisindeydi.Antiinflamatuvar olayın göstergesi olarak düşündüğümüz IL-4 değerlerinde, 2 l/dk akımdadesfluran kullandığımız grupta diğer gruplara göre postoperatif dönemde istatistiksel olarakanlamlı yükseklik saptandı. Tüm gruplarda proinflamatuvar sitokin olan IL-6, inflamatuvaryanıtın saptanmasında bilinen en değerli göstergelerden olan CRP ve PCT değerindepostoperatif dönemde yükselme saptandı. 10-14 mmHg basınçlar arasında oluşturulanpnömoperitonyumla gerçekleştirilen laparoskopik kolesistektomilerde postoperatif dönemdeIL-6, CRP ve PCT düzeylerinin preoperatif döneme göre istatistiksel olarak anlamlı artışgösterdiği ve volatil anesteziklerinden desfluran ve sevofluranın, 2 l/dk ve 4,4 l/dk akımlarda,postoperatif inflamatuvar yanıta etkilerinin farklı olmadığı gözlendi.Çalışmamızda desfluran ve sevofluranın, 2 l/dk ve 4,4 l/dk akımlarda, postoperatifimmun yanıta etkilerinin farklı olmadığını izledik. Bu nedenle laparoskopikkolesistektomilerde mümkün olan en düşük maliyetin sağlaması açısından düşük akımlıanestezi yöntemi kullanılmalıdır.
Torakotomi sonrası ağrıda peroperatif interkostal blok uygulamasının postoperatif epidural morfin tüketimi analjezi kalitesi ve pulmoner fonksiyonlar üzerine etkisi
Torakotomi sonrası ağrı (TSA), cerrahi sonrası ağrının bilinen en şiddetli formudur ve etkin sağaltımı önem taşır. Bu prospektif klinik çalışmada, torakotomi uygulanacak hastalarda intraoperatif dönemde bupivakain ile sağlanan çok seviyeli interkostal sinir bloğu (İKSB)'nun, postoperatif dönemde epidural morfin tüketimi, analjezi kalitesi ve pulmoner fonksiyonlar üzerine olan etkisi araştırıldı. Yerel etik kurul onayı alındıktan sonra, elektif torakotomi planlanan, 60 hasta (ASA IIII, 18-65 yaş) randomize olarak epidural analjezi (EA) ve epidural + interkostal analjezi (EİA) gruplarına eşit hasta sayısı içerecek şekilde ayrıldı. Cerrahi girişimin sonunda, torakotominin kapatılmasından önce preoperatif dönemde yerleştirilmiş lomber epidural kateter yolu ile tüm hastalara 3 mg morfin uygulandı. Cerrahi kesi, kesinin iki alt ve iki üst seviyeleri olmak üzere beş seviyeden İKSB amacıyla, EA Grubu'ndaki olgulara toplam 10 ml %0.9 NaCl, EİA Grubu'ndaki olgulara ise toplam 10 ml bupivakain (%0.5) enjekte edildi. Postoperatif dönemde analjezi, hasta kontrollü analjezi (HKA) cihazı (bolus doz; 0.5 mg, kilit süresi; 30 dk, 4 saatlik limit; 3 mg) yoluyla epidural morfin (0.1 mg/mL) uygulanarak sağlandı. Girişim sonunda ekstübe edilen tüm olguların; postoperatif dönemin ilk 4 saatinde saatte bir ve 4.,12., 24., 48. ve 72. saatlerde elde edilen ağrı skorları, morfin tüketimleri, analjezik istek sayıları ve morfine bağlı yan etkileri kaydedildi. Solunum fonksiyon testleri, preoperatif dönemde, postoperatif 24. ve 72. saatlerde elde edildi. Gruplar arasında, cinsiyet (kadın hasta sayısı EİA Grubu > EA Grubu, p<0.05) dışında demografik özellikler ve klinik karakteristikler açısından istatistiksel anlamlı bir fark saptanmadı (p>0.05). Epidural Analjezi Grubu'na kıyasla, EİA Grubu'nda; statik VAS skorları (0., 1., 2., 3., 4., 12., 48. ve 72. sa), (p<0.05), dinamik VAS skorları (0., 1., 2., 3., 4., 24., 48. ve 72. sa), (p<0.05) ve morfin tüketimleri (24. sa [EA Grubu:145.6±52.8 ?g/kg, EİA Grubu: 117.9±53.0 ?g/kg], 48. sa [EA Grubu: 218.1±81.0 ?g/kg, EİA Grubu: 164.3±91.0 ?g/kg] ve 72. sa [EA Grubu: 267.8±104.5 ?g/kg, EİA Grubu: 188.1±101.0 ?g/kg], p<0.05) anlamlı düzeyde düşük saptandı. Epidural Analjezi Grubu'nda HKA cihazından yapılan istek sayısı (4., 24., 48. ve 72. sa) anlamlı düzeyde yüksekti (p<0.05). Bazal FEV1 ve FVC değerleri, EİA Grubu'nda istatistiksel anlamlı olarak daha düşük saptanmasına karşın (p<0.05), postoperatif dönemde gruplar arasında FVC, FEV1, FEF25-75, PaO2 değerleri ve morfine bağlı yan etkiler yönünden anlamlı farklılık bulunmadı (p>0.05). Çalışmamızda, TSA'nın kontrolünde; lomber yoldan epidural morfin uygulaması ile çoklu İKSB kombinasyonunun, tek başına lomber yoldan epidural morfin uygulamasına kıyasla daha etkin olduğu saptandı.
Deneysel olarak oluşturulan abdominal kompartman sendromunun gastroözefagial reflü ve akciğer aspirasyonu oluşumu üzerine etkisi
Amaç: Bu çalışmanın amacı abdominal kompartman sendromunda intra-abdominal basınç artışının gastroözefagial reflü ve akciğer aspirasyonu üzerine etkisinin araştırılmasıdır.Gereç ve yöntem: Bu deneysel çalışma deneysel bir çalışma olarak planlandı. Ağırlıkları 22-26 kg arasında olan 6 miks cins erişkin erkek köpek çalışmaya alındı. Köpekler genel anestezi altında entübe edildi. İntraabdominal olarak plastik kateter yerleştirildi. Bu kateterden intraabdominal basınç serum fizyolojik ile arttırılırken üç yollu musluk ile basınç ölçümü yapıldı. Oral olarak mideye yerleştirilen diğer kateterin yeri transabdominal olarak palpasyonla tespit edildi. Bu tüpten sintigrafik madde verildi. Sülfür kolloid 5mCi Tc99m ile işaretlendikten sonra 30 ml süt ile karıştırılarak oragastrik kateterden verildi. 20 ml su ile kateter yıkandı. İntraabdominal basınç 5 dakikada 2 cm H2O artırılarak basınç 40 cm H2O ya ulaşana kadar dinamik kayıt yapıldı. Kompartman basıncında köpekler üç saat bekletilerek sitatik sintigrafik görüntü kaydedildi. Çalışma sonunda sintigrafik görüntülerden bazal, gastroözefagial reflü başlanğıcı, gastrik içeriğin farenkse geldiği basınçlar ile aspirasyon gözlenen köpekler tespit edildi.Bulgular: Bazal İAB'lar 10 cm H2O değerinin altında ölçüldü. Gastroösefagial reflü gözlenen ortalama İAB 17.83±4.07 cm H2O (11-23 cm H2O) olarak ölçüldü. Gastrik içeriğin farenkse geldiği ortalama İAB 29.83±3.25 cm H2O (26-35 cm H2O) olarak ölçüldü. İki köpekte aspirasyon olarak kabul edilen sintigrafik görüntü gözlendi.Sonuç: AKS erken tanı ve tedavisi yapılmadığı durumlarda mortalitesi yüksek seyredebilmektedir. Bu hastalarda cerrahi gerektirmeyen basınçlarda gastoösefagial reflü ve akciğer aspirasyonu gözlenebilmektedir. Endotrakeal tüp kaflarının şişik olması aspirasyonu engellememektedir. AKS'nda İAB artışının akciğerlere mekanik basıya bağlı meydana gelen restriktif akciğer hasarına akciğer aspirasyonun eklenmesi bu hastalarda mortaliteyi artıran ve kalıcı akciğer hasarına neden olabilir.