
13,041
Archived Theses
34
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Bankacılık sektöründe sermaye yeterliliğine ilişkin düzenleme ve uygulamaların kriz yönetimine etkisi: Türkiye örneği
Bu çalışmanın amacı, bankacılık sektöründe sermaye yeterliliğine ilişkin düzenleme ve uygulamaların kriz yönetimine etkisinin analizidir. Bu çalışmanın literatür kısmında; kriz dönemlerinde Türkiye'de bankacılık sektöründe sermaye yeterliliğine ilişkin düzenleme ve uygulamaların neler olduğu, uygulamaların olumsuz yönleri, olumsuzlukların nasıl önlenebileceği, piyasada oluşabilecek krizler ve bu krizlerin yaratacağı olumsuzlukların değerlendirilmesi, alınabilecek önlemler, Basel I, II, III ve IV sermaye yeterliliği uzlaşısı, sermaye yeterlilik düzenlemeleri ve rasyosunun, gerek bankaların finansal göstergeleri , gerek makroekonomik göstergeler ile ilişkisi ve ekonomi üzerindeki etkisi hususunda teorik tartışma ve çalışmalar incelenmiştir. Çalışmanın uygulama kısmında ise, teorik tartışmalar ve yapılan ampirik çalışmalar çerçevesinde, sermaye yeterliliği ile finansal krizler arasındaki ilişkinin ekonometrik modelleme ile açıklanarak ortaya konulmasına çalışılmıştır. Çalışmada üç farklı model kullanılmıştır; birinci modelde bankacılık sektörüne dair verilerin, ikinci modelde makroekonomik göstergelerin Sermaye Yeterlilik Rasyosu'na olan etkisi araştırılmıştır. Üçüncü modelde ise tüm değişkenler modele alınarak krizin sermaye yeterlilik katsayısına olası etkisi gözlemlenmiştir. Modellerde, bağımsız değişkenlerin önemli bir kısmı ile CAR bağımlı değişkeni arasında etkin ve anlamlı bir etkileşim olduğu ve modellerin açıklayıcı gücünün yeterli olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Diğer bir ifadeyle, Çalışmada yapılan ekonometrik analiz. sermaye yeterliliğine ilişkin yapılan düzenlemeler ve sermaye yeterliliği rasyosunun krizler üzerinde etkili olduğunu göstermektedir. Gerek kurulan modellerin açıklayıcılık gücü, gerek bağımsız değişkenlerin bağımlı değişken üzerindeki istatistiki etkisi konusunda elde ettiğimiz sonuçlar, bu durumu teyit etmektedir. Literatürde yer alan çalışmalardan da görüleceği üzere, gerek akademi ve bilim çevrelerinde, gerek finans dünyasında, risk yönetimi ve sermaye yeterlilik düzenlemelerinin temelini oluşturan risk modelleri ve dolayısıyla, sermaye yeterlilik düzenlemeleri ile finansal krizler arasında güçlü bir ilişki olduğu görülmekte ve bu düzenlemelerin krizleri önleyici rolünün olması gerektiğine inanılmaktadır. 2008 küresel krizi sonrasında, risk ölçüm modelleri ile ilgili olarak ABD Temsilciler Meclisine intikal eden ve tartışılan hususlarda, bu ilişkinin her türlü ekonometrik model ve analizden bağımsız en önemli ampirik kanıtlarından biridir Anahtar Kelimeler: Sermaye Yeterliliği, Finansal Göstergeler, Kriz, Basel Düzenlemeleri
Çalışanların örgütsel adalet algıları ile tükenmişlik düzeyleri arasındaki ilişki: Denizli ilinde görgül bir araştırma
Bu çalışmada çalışanların içerisinde bulundukları örgütle ilgili sahip oldukları adalet algıları ile yaşadıkları tükenmişlik arasındaki ilişkinin irdelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla, öncelikle detaylı bir literatür taraması yapılmış ve ulaşılan bilgiler ışığında örgütsel adalet ile tükenmişlik arasındaki ilişkiye yönelik bir araştırma modeli oluşturulmuştur. Bu modelin test edilebilmesi için uygulama kısmında örneklem olarak Denizli ilinde faaliyet gösteren sanayi işletmelerinde anket tekniğiyle 506 çalışandan veri toplanmıştır. Katılımcıların örgütsel adalet algılarını ölçmek için Niehoff ve Moorman'ın (1993) Örgütsel Adalet Ölçeği kullanılırken; tükenmişlik düzeylerini tespit etmek için özellikle Türkçe literatürde pek kullanılmayan Demerouti ve arkadaşlarının (1998) Oldenburg Tükenmişlik Ölçeği (OLBI) tercih edilmiştir. Yapısal Eşitlik Modeli yöntemiyle SPSS ve LISREL programlarında yapılan analizler neticesinde model desteklenmiş, örgütsel adalet algısının tükenmişlik üzerinde anlamlı bir etkiye sahip olduğu görülmüştür.
Kurumsal sürdürülebilirlik ile hizmet kalitesi arasındaki ilişkinin belirlenmesi: Oda ve borsalar üzerine bir uygulama
Yıllardır süregelen büyüme ve kârı maksimize etme anlayışına karşı yeni bir yaklaşım olarak kabul edilen ve son yıllarda geniş bir uygulama alanı bulan bir yönetim paradigması olan kurumsal sürdürülebilirlik konusu, iyileşme, ilerleme ve kârlılık konularının vazgeçilmez olduğunu kabul ederken, işletmelerin, kurumların, sivil toplum örgütlerinin vb. aynı zamanda sürdürülebilir kalkınma ile çevre ile ilgili sistemlerin korunması, sosyal konularda adalet ve eşitlik, ekonomik ilerleme ve bu konuların paydaşlar açısından da ele alınması gerektiği görüşünü savunur. Küreselleşmenin etkisi ile artan ve daha karmaşık hale gelen rekabet konusu kâr amacı güden işletmelerde olduğu gibi kâr amacı gütmeyen kuruluşlar olan sivil toplum örgütlerinin faaliyet gösterdiği alanda da önem kazanmaya başlamıştır. Farklı üye kitlelerinin ve dolayısıyla taleplerinin oluşması ile TOBB'a bağlı kurumlarda da farklı nitelikte üye taleplerinin karşılanması için çeşitli hizmet alanları ortaya çıkmıştır. Bu nedenle hizmet kalitesi kavramının oda ve borsalar gibi kâr amacı gütmeyen örgütlerde de ölçülmesi zaruri hale gelmiştir. Bu çalışma üç bölüm halinde ele alınmıştır. Birinci bölümde kurumsal sürdürülebilirlik kavramı, ikinci bölümde hizmet kalitesi kavramı incelenmiştir. Her iki kavram literatürde ilişkilendirildikleri alt kavramlar ile ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise bu tez çalışmasının ana amacı olan kurumsal sürdürülebilirlik ile hizmet kalitesi arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla istatistiksel yöntemler kullanılarak araştırma hipotezleri sınanmıştır. İlk olarak kurumsal sürdürülebilirlik ve hizmet kalitesinin ölçümünde kullanılan ölçüm araçlarına ilişkin doğrulayıcı faktör analizi uygulanmıştır. Doğrulanan modeller ve veriler için güvenilirlik analizleri yapılmıştır. Daha sonra bağımsız gruplar t – testi ve tek yönlü ANOVA ile kurumsal sürdürülebilirlik ile hizmet kalitesi algılarının sosyo – demografik değişkenler özelinde farklılıkları incelenmiştir. Son olarak yapısal eşitlik modeli ile kurumsal sürdürülebilirlik ile hizmet kalitesi arasındaki ilişki incelenerek bulgular değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kurumsal Sürdürülebilirlik, Hizmet Kalitesi, SERVPERF, Kamu Kurumu Niteliğinde Meslek Kuruluşları, Doğrulayıcı Faktör Analizi, Yapısal Eşitlik Modeli
Karanlık üçlü kişilik özellikleri ve tüketici satın alma karar verme tarzlarının sosyal medya bağımlılığı ile tüketici katılımı arasındaki rolü
Kişiliğin karanlık üçlüsü ile ilgili uluslararası alanda çok sayıda bilimsel çalışma bulunmaktadır. Ancak bu kadar önemli bir konunun tüketici davranışları açısından kısıtlı bir şekilde ele alınmış olması dikkat çekicidir. Yapılan araştırmanın iki temel amacı mevcuttur. Araştırmanın birinci amacı, sosyal medya bağımlısı karanlık kişilik özelliklerine sahip tüketicilerin çevrimiçi ortamda aktif tüketici katılımı yoluyla gerçekleştirdikleri etkileşimleri satın alma karar verme tarzlarının kalite, marka, moda ve hedonizm boyutları aracılığıyla ne yönde şekillendiğini belirlemektir. Araştırmanın ikinci amacı ise, karanlık kişilikteki tüketicilerin satın alım yaparken tüketici satın alma karar verme tarzlarının ele alınan dört boyutundan hangisine daha fazla odaklandıklarıyla ilgili bir model önerisinde bulunmaktır. Aynı zamanda tüketicilerin karanlık kişilik özelliklerini tespit etmek pazarlama, marka, medya ve reklam faaliyetlerinin yönlendirilmesi açısından önemlidir. Araştırmada 150 katılımcıyla pilot çalışma yapılmıştır. Pilot çalışma sonucuna yönelik 771 katılımcıyla ana saha çalışması gerçekleşmiştir. Ana saha çalışması kapsamında dört farklı yapısal eşitlik modeli test edilerek incelenmiş ve modellerin kıyaslaması yapılmıştır. Elde edilen bulgularda sosyal medya bağımlısı narsistlerin kalite, marka, moda ve hedonizm odaklılık üzerinde pozitif yönde güçlü anlamlı etkisi tespit edilmiştir. Sosyal medya bağımlısı makyavelistlerin yalnızca kalite odaklılıkla ters yönlü anlamlı etkisi belirlenmiştir. Sosyal medya bağımlısı psikopatların ise, tüketici satın alma karar verme tarzlarının dört boyutundan herhangi biriyle istatistiksel olarak anlamlı etki tespit edilmemiştir. Aynı zamanda kalite, marka, moda ve hedonizm odaklılık boyutlarının aktif tüketici katılımı üzerinde etkisi pozitif yönde etkisi anlamlı bulunmuştur.
Paylaşım ekonomisinin sürdürülebilir üretim açısından değerlendirilmesi
Sanayi Devrimi'nden günümüze kadar teknolojik ve endüstriyel birçok gelişme meydana gelmiştir. Nüfusun çoğalması, çarpık kentleşme, doğal kaynakların bilinçsiz kullanımı, endüstriyel faaliyetler sonucu oluşan atıklar önce küçük çevresel problemlere daha sonra ozon tabakasının incelmesine yol açan küresel bir etkiye neden olmuştur. Çevresel problemlerin geri dönülemez zararlara yol açması, tüm dünyanın sürdürülebilirlik konusunda birtakım sorumluluklar alması gerektiğini ortaya koymuştur. Sürdürülebilir üretimi sağlama konusunda işletmeler, ürün tasarımından geri dönüşüme kadar her aşamada doğal kaynak ve enerji kullanımını minimum derecede tutmayı amaçlamaktadır. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte sosyal medya araçlarının etkin bir şekilde kullanılması ve sürdürülebilirlik konusunda oluşan bilinçlenme sonucunda paylaşım odaklı yeni iş modelleri meydana gelmiştir. Bireyler ve üreticiler aşırı tüketimin yol açtığı çevresel problemler, ekonomik kaygılar ve tüketim anlayışının değişmesi nedeniyle paylaşım ekonomisini tercih etmektedir. Eğitim, konaklama, ulaşım, giyim, turizm gibi hayatın her alanında rastlamak mümkündür. Birçok alanda yetenek, bilgi ve becerilerini paylaşmak amacıyla hizmet sağlayıcılar ile tüketicileri bir araya getiren sosyal medya platformları, paylaşım ekonomisinin gelişmesinde anahtar role sahiptir. Günümüzde paylaşım platformları aracılığıyla ticari faaliyetler gerçekleştiren üreticilerin artması bu alana olan ilgiyi artırmaktadır. Bu çalışmada; literatüre dayalı bir inceleme yapılarak sürdürülebilir üretim ve paylaşım ekonomisi ilişkisi üzerine teorik bir değerlendirme yapılmıştır. Paylaşım ekonomisi bağlamındaki iş modelleri, sürdürülebilir üretimin perspektifinden değerlendirilerek ekonomik, çevresel ve sosyal etkileri hakkında kavramsal bir çerçeve sunulmuştur.
İmalat sektöründeki işletmelerde COVID-19'un finansal yansıması: BİST-100 örneği
Bu çalışmada temel amaç BİST-100'de işlem gören imalat sanayi firmalarının Covid-19'un oluşturduğu finansal etkilerinin nedensellik analizleri ile incelenmesidir. Bu kapsamda 2017M01-2022M09 dönemlerini içeren aylık periyotlu BIST-Sınai, BIST-100, sanayi üretim endeksi, imalat sektörü kapasite kullanım oranı, imalat sanayi ciro endeksi, imalat sanayi ihracat verileri, imalat sanayi ithalat verileri, Covid-19 vaka ve ölüm sayıları kullanılmıştır. Bu amaçla oluşturulan değişkenlerin Genişletilmiş Dickey-Fuller testlerinde birim kök tespit edilmiş ve bu sebeple serilerin logaritmik farkları alınarak durağanlaştırılmıştır. Serilerin seviye düzeyinde durağan olmaması sebebi ile Toda-Yamamoto nedensellik testi uygulanmıştır. Testin sonucunda vaka ve hasta sayılarından sanayi üretim endeksi, kapasite kullanım oranı ve imalat sanayi ihracatına doğru bir nedensellik ilişkisi olduğu tespit edilmiştir.
Kripto para piyasasındaki volatilitenin davranışsal finans teorisi açısından incelenmesi
Hızla gelişen kripto para piyasası, yenilikçi yapısı ve geleneksel finansal sistemleri bozma potansiyeli nedeniyle son yıllarda büyük ilgi görmüştür. Bu piyasa, güvenli ve şeffaf işlemler sağlayan blokzincir teknolojisine dayanmaktadır. Kripto para birimleri, yüksek getiri beklentisi nedeniyle geniş bir yatırımcı kitlesinin ilgisini çekmiştir. Bu çalışmada, öncelikle kripto para piyasası için uygun bir volatilite modeli belirlenmiştir. Günlük getiri verileri için uygun model; Bitcoin (BTC) için ARMA(1,0)-EGARCH(1,1), Ethereum (ETH) için ise ARMA(1,0)-GARCH(1,1) olduğu, saatlik getiri verileri için ise hem BTC hem de ETH için ARMA(2,1)-EGARCH(1,1) olduğu tespit edilmiştir. Analiz sonuçları, kripto para piyasasında negatif şokların pozitif şoklara kıyasla volatilitede daha belirgin bir artışa neden olduğu bir kaldıraç etkisine işaret etmektedir. Belirlenen volatilite yapısına dayalı olarak takvim anomalileri analiz edilmiştir. Elde edilen sonuçlar, kripto para piyasasında takvim anomalilerinin varlığını ortaya koymakta ve yılın belli aylarında, haftanın belirli günlerinde ve günün belirli saatlerinde potansiyel olarak daha yüksek getiri elde edebileceğini göstermektedir. BTC yatırımcıları en yüksek getiriyi ekim ayında, pazartesi günleri ve 07:00-14:00 ile 19:00-00:00 UTC saatleri arasında elde etmektedir. Buna karşılık, ETH yatırımcıları en yüksek getiriyi nisan ayında, cumartesi günleri ve 19:00-01:00 UTC saatleri arasında elde etmektedir. Aynı zamanda hafta sonları, özellikle pazar günleri daha düşük getirilerle ilişkilendirilmektedir. Çalışma ayrıca, takvim anomalilerin sadece getiride değil aynı zamanda volatilitede de olduğunu göstermektedir. Ocak ayında ve pazartesi günlerinde önemli ölçüde daha yüksek volatilite olduğunu ortaya koymuştur. Şangay ve Sidney Borsa'nın işlem gördüğü saat aralığı BTC üzerinde en fazla etkiye sahipken, ETH için ise New York Borsası'nın işlem gördüğü saat aralığı önemlidir. Cross-Sectional Standart Deviation (CSSD) ve Cross-Sectional Absolute Deviation (CSAD) modellerinden elde edilen sonuçlar, kripto para piyasasında belirli bir sürü davranışının gözlenmediğini ortaya koymaktadır.
Enerji arz güvenliği açısından enerji fiyatları ve finansal piyasalar arasındaki ilişki
Ülkelerin ekonomik ve finansal gelişme süreçlerinde, enerji ve finansal piyasalar arasındaki ilişki yatırımcılar ve politika yapıcılar açısından önemlidir. Bu doğrultuda çalışmanın amacı, petrol fiyatları ve enerji arz güvenliğinin finansal piyasalar üzerindeki etkilerini, gelişmiş ve yükselen ekonomilerden en çok enerji tüketen 25 ülke pay senedi piyasaları örneğinde araştırmaktır. Bu kapsamda petrol fiyatı ve uluslararası enerji güvenliği risk puanının borsalar üzerindeki etkileri yıllık veriler kullanılarak incelenmiştir. Analiz dönemi ikiye ayrılmış, ilk olarak 1980-2018 dönemi borsa, petrol fiyatı ile enerji arz güvenliği modeli ve ikinci olarak 1980-2021 dönemi için borsa ve petrol fiyatı modeli için zaman serisi yöntemleri (Engle Granger, Philips Ouliaris ve Gregory Hansen Eşbütünleşme testleri ve Toda Yamamoto, Fourier Toda Yamamoto Nedensellik testeleri) kullanılarak analizler yapılmıştır. Enerji fiyatları ve borsa ilişkisinin, petrol fiyatları bağlamında dar kapsamıyla ele alınmasına kıyasla petrol fiyatlarını da içine alan "arz güvenliği" açısından değerlendirilmesinin önemli etkileri tespit edilmiş olup hem eşbütünleşme yönünde kanıtlar hem de nedensellik yönünde kanıtlar elde edilmiştir. Çalışmanın sonuçları, enerji arz güvenliği ve petrol fiyatının gelişmiş ve yükselen ekonomilerde pay senedi piyasaları ile uzun dönemde ilişkili olduğunu göstermiştir. Enerji-finans ilişkisinde enerji arz güvenliğinin enerji fiyatları gibi önemli bir faktör olarak alınması gerektiği kanıtlanmıştır. Bu bulgular araştırmacılar, yatırımcılar ve politika yapıcılar için en çok enerji tüketen yirmi beş ülke örneğinde enerji arz güvenliğinin borsalar üzerindeki etkilerini dikkate almaları gerektiğini göstermekte ve gelecekte yapılacak çalışmalar için yeni bakış açıları ortaya koymaktadır.
Psikolojik güçlendirmenin yenilikçi iş davranışı üzerine etkisinde örgütsel özdeşleşmenin aracı rolü
Bu çalışmada örgüt çalışanlarının psikolojik güçlendirme düzeylerinin yenilikçi iş davranışları üzerinde doğrudan ve dolaylı (örgütsel özdeşleşme üzerinden) etkisi araştırılmıştır. Araştırmanın hipotezlerinin geliştirilmesi ve araştırma modeli kurulmasında sosyal bilişsel teori ve sosyal kimlik teorisinden faydalanılmıştır. Bu bağlamda psikolojik güçlendirmenin yenilikçi iş davranışı üzerinde hem doğrudan hem de örgütsel özdeşleşme üzerinden dolaylı istatistiksel etkisi test edilmiştir. Psikolojik güçlendirmeyi ölçmek amacıyla Spreitzer'ın (1995), örgütsel özdeşleşmeyi ölçmek amacıyla Mael ve Ashforth'un (1992), yenilikçi iş davranışını ölçmek amacıyla Scott ve Bruce'un (1994) çalışmalarından faydalanılmıştır. Araştımanın verileri İstanbulda faaliyet gösteren İstanbul Teknopark ve Yıldız Teknoparka bağlı firmalarda çalışan alt kademe yönetici ve bu yöneticilere bağlı çalışanlara ulaşılarak toplanmıştır. Alt kademe yöneticilere çalışanını değerlendirmesi için yenilikçi iş davranışı anketi, bu yöneticilere bağlı çalışanlara ise kendisini değerlendirmesi için psikolojik güçlendirme ve örgütsel özdeşleşme anketi verilmiştir. Bu kapsamda anketleri cevaplayan katılımcı sayısı 278 alt kademe yönetici ve 278 çalışandır. Andrew Hayes'in Proses makro eklentisinden faydalanılarak yapılan analiz sonuçlarına göre psikolojik güçlendirmenin örgütsel özdeşleşme ve yenilikçi iş davranışı üzerinde doğrudan etkisi olduğu görülmüştür. Psikolojik güçlendirmenin örgütsel özdeşleşme üzerinden yenilikçi iş davranışı üzerinde ise dolaylı istatistiksel etkisi olmadığı görülmüştür.
Bulanık çok kriterli karar verme yöntemleri ile bir işletme için insan kaynakları yönetimi uygulaması seçimi
İşletmeler için yoğun rekabet ortamının olduğu günümüzde karar verme her zaman tek bir kriter ve alternatiften oluşmamakta ve karmaşıklık barındırmaktadır. Bu karmaşıklıkların çözümünde Çok Kriterli Karar Verme (ÇKKV) yöntemlerinin kullanılması çözümleri daha pratik ve etkin hale getirmektedir. Klasik ÇKKV yöntemleri belirsiz ve kesin olmayan durumlarda yetersiz kaldığında Bulanık ÇKKV yöntemlerini kullanmak avantaj sağlayacaktır. Bulanık ÇKKV yöntemleri ile karar vericilerin sözel olarak ifade ettiği sübjektif değerlendirmeler sayısal değerlerle entegre edilmesiyle çözümlenmektedir. Bu tez çalışmasında, karar vericiler tarafından yapılan sözel değerlendirmelerde ortaya çıkan belirsizliğin giderilmesi amacıyla işletmenin karar verme sürecinde Bulanık ÇKKV yöntemlerinin uygulanması önerilmiştir. Tez çalışmasının uygulama bölümünde lojistik, depolama, satış ve ticari pazarlama alanında faaliyet sürdüren bir işletme için insan kaynakları yönetimi uygulaması seçim probleminde Bulanık PIPRECIA, Bulanık MARCOS, Bulanık CoCoSo, Bulanık MAIRCA ve Borda Sayım yöntemi ile çözüm aranmıştır. Seçim yapılacak uygulama orta ölçekli bir işletme için kullanılacak olup insan kaynakları, muhasebe ve satış departmanlarının işlerini hızlandıracaktır. İşletmeden konuya hakim dört karar vericinin görüşleriyle elde edilen yedi kriter ve dört alternatif belirlenen yöntemlerle değerlendirilmiş ve sonuçlar önerilmiştir. Değerlendirilen yedi kriterden en önemli kriter teknik destek kriterini ifade eden K7 olurken dört alternatif arasından en uygun alternatif A1 olarak belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Bulanık Çok Kriterli Karar Verme, Bulanık PIPRECIA, Bulanık MARCOS, Bulanık CoCoSo, Bulanık MAIRCA, Borda Sayım Yöntemi, İnsan Kaynakları Yönetimi Uygulaması Seçimi
Şehir marka gücünün gayrimenkul fiyatlarına bağlı olarak ölçülmesi
Konutların taşınamaz oluşu, heterojen özelliklere sahip olması ve bulunduğu mahallin konutla birlikte satın alınıyor olması, şehirlerin imajı ve değerlendirilmesi hususlarında konutların belirleyici olabileceğini düşündürmektedir. Ulusal ve uluslararası literatürde şehir markalarının değerlendirilmesine ilişkin yapılan araştırmalar incelendiğinde, şehir markalarının anketlerle ve çeşitli göstergelerle değerlendirildiği görülmektedir. Bu kapsamda araştırmanın amacı, büyükşehirlerdeki konut fiyatlarını etkileyen faktörleri (konutun fiziksel özellikleri) araştırmak, konutların bulundukları mahallelerin fiyatlar üzerindeki etkisini belirlemek ve şehirlerin marka gücüne ilişkin bir sıralama yapmaktır. Araştırma amacı doğrultusunda 23 büyükşehrin il merkezi konumundaki mahallelerinin 2018, 2019 ve 2020 yıllarındaki konut satış verileri dikkate alınmıştır. Konut satış verileri Zingat Gayrimenkul Bilgi Sistemleri A.Ş'den temin edilmiştir. Konut özelliklerinin, fiyat üzerindeki etkisinin belirlenmesinde hedonik fiyat yöntemi tercih edilmiştir. Bununla birlikte belirli bir zaman diliminde, mahallelerin fiyatlar üzerindeki etkisini araştırabilmek için araştırmada panel veri analizi uygulanmıştır. Sonuç olarak, fiyatı etkileyen konut özelliklerinin şehre göre değiştiği görülmüştür. Her bir büyükşehirde fiyat üzerinde en fazla etkiye sahip mahallelerdeki gözlemler aracılığıyla oluşturulan veri seti ile yapılan analizde ise banyo sayısı, konutun kullanım alanı, konutun bulunduğu binadaki kat sayısı, bulunduğu kat, emlak tipi ve bina yaşının fiyatı anlamlı etkilediği görülmüştür. Ayrıca konut değerlerine ilişkin yapılan analizlerden yola çıkılarak şehirler değerlendirilmiş ve şehirlerin marka gücü, konut değeri üzerinden belirlenmeye çalışılmıştır. Oluşan büyükşehirler sıralamasında İstanbul'un her iki yakasıyla, İzmir, Ankara ve Antalya'nın ilk sıralarda yer aldığı görülmektedir. Mahallelerin fiyatlar üzerindeki etkisine ilişkin yapılan sıralamada ilk sıralarda yer alan büyükşehirlerin konumlandıkları noktaların ön beklenti ile uyum gösterdiği görülmektedir. Ayrıca araştırmada büyükşehirlerin konut fiyatlarından yararlanılarak yapılan şehir sıralamasının, şehirlerin marka gücünü belirlemede kullanılabileceği düşünülmektedir.
Duygusal zekâ ve narsisizm arasındaki ilişki üzerine bir araştırma
Hızla değişen yaşam temposunda bireylerin hem özel hem de iş hayatlarında başarıya ulaşmaları ve sorunlara bir çözüm bulmaları sadece bilişsel zekâ ile mümkün olmamaktadır. Duygusal zekânın duyguları anlayabilme, kontrol edebilme ve empati yapabilme yetenekleri bireyler için bilişsel zekânın tamamlayıcı bir parçası niteliğindedir. Bireyselliğin artmasıyla beraber narsisist bireylerin de arttığı görülmektedir. Olumsuz yönleri kadar olumlu yönleri de bulunan narsisizmin, örgütlerde kontrol altında tutulmasının çalışanların ve örgütün yararına olacağı öngörülmektedir. Narsisizmin duyarsızlık ve empatiden yoksunluk özellikleri, narsisistlerin duygusal becerilerinin yetersiz olduğunu göstermektedir. Ancak büyüleyici bir retoriğe ve çekici liderlik özelliklerine sahip olan narsisistik bireylerin, başkalarını manipüle etme becerileri göz önüne alındığında duygusal bakımdan yüksek becerilere sahip oldukları görülmektedir. Dolayısıyla çalışmanın amacı bu iki önemli konunun birbiriyle olan ilişkisinin incelenmesi olarak belirlenmiştir. Denizli ilinde imalat sektöründeki 309 çalışana anket yöntemi uygulanmıştır. Bu bağlamda çıkan sonuçlar ışığında duygusal zekâ ile narsisizm arasında anlamlı ve pozitif bir ilişki görülmüştür. Aynı zamanda duygusal zekânın ve narsisizmin demografik değişkenlerle olan ilişkisi incelenmiştir. Buna göre duygusal zekâ, cinsiyet ve eğitim durumuyla anlamlı bir ilişki gösterirken yaş ile herhangi bir ilişkisi saptanmamıştır. Narsisizmin demografik faktörlerle olan ilişkisinde yaş ve cinsiyete göre anlamlı bir farklılık görülürken, eğitim durumuyla herhangi bir ilişki görülmemiştir. Çalışmanın üçüncü amacı doğrultusunda beyaz yakalıların duygusal zekâları ve narsisizm özellikleri, yönetici olup olmamalarına göre incelenmiştir. Duygusal zekânın duyguları kullanma boyutu ile yöneticiler ve yönetici olmayanların arasında çıkan farklılığa göre yöneticiler, yönetici olmayanlara nazaran duygu kullanımı konusunda daha yeteneklidir. Narsisizmin otorite boyutu ile yöneticiler ve yönetici olmayanların arasında çıkan farklılığa göre ise yöneticiler, yönetici olmayanlara kıyasla daha otoriterdir.
Çevrimiçi iş ilanlarının veri ve metin madenciliği yöntemleri ile analizi: Bilgi ve iletişim sektörü örneği
Son yıllarda internetin hızla gelişmesi ve web tabanlı uygulamaların kullanılması ile veri miktarı hızlı bir şekilde artmaktadır. Artan verilerin iş dünyası için kullanışlı hale getirilmesi, veri ve metin madenciliği yöntemlerinin etkin kullanılması ile mümkündür. Veri madenciliği büyük veri yapıları içerisinden çeşitli algoritmalar yardımıyla anlamlı ve kullanışlı bilgiler elde etme sürecidir. Metin madenciliği, veri madenciliği ile ilişkili ya da veri madenciliğinin alt dalı olarak görülse de esasen ayrı bir disiplindir. Metin madenciliği, her türlü metin içeren ifadenin çeşitli algoritmalar yardımıyla işlenip analiz edilmesi ve sonucunda katma değer yaratacak çeşitli bilgilerin açığa çıkarılması sürecidir. İşletmeler metin ve veri madenciliği uygulamalarını kullanarak rekabetçi ortamda kendilerine avantajlar yaratabilirler. Bu çalışmada hem iş gören hem iş veren hem de eğitim kurumları için yararlı bilgilerin açığa çıkarılması amaçlanmıştır. Bunun için, veri ve metin madenciliği yöntemleri kullanılarak, Bilgi ve İletişim Sektörüne ait çevrim içi iş ilanları analiz edilip iş gücü piyasasına ilişkin tespitler yapılmıştır. Veriler, bir çevrimiçi iş ilanı sitesinden elde edilmiştir. Elde edilen veriler, Rastgele Orman (Random Forest) Karar Ağacı Algoritması ve Gizli Dirichlet Ayrımı yöntemleri ile analiz edilmiştir. Sonuç olarak iş ilanlarında yer alan nitelikler kullanılarak yapılan analizlere elde edilen konular için iş tanımları oluşturulmuştur. Bu iş tanımlarının yakın gelecekte iş ilanlarında yer alması muhtemeldir. Bununla birlikte teknik becerilerin son derece önemli olduğu bilgi ve iletişim sektörü için ikna, iletişim, motivasyon, liderlik, sorumluluk, esneklik, karar verme, tutarlılık gibi hassas becerilerin de baskın konular içerisinde ağırlıklı olarak yer aldığı saptanmıştır.
Beş faktör kişilik özellikleri ve politik beceri ilişkisi
Günümüz dünyasında insan faktörü hala en önemli konulardan biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Örgütlerde önemli bir rol oynayan bireyler, anlaşılma, değer görme, kendini ifade edebilme ve farklılık yaratma gibi ihtiyaçlarla var olmaktadır. Her birey birbirinden ayrı ve benzersiz kişilik yapılarına sahiptir. Çeşitli tanımlamalara sahip olan kişilik hakkında genel bir tanım yapılabilmesi ve bireylerin sergilediği davranışların ölçülebilmesi adına beş faktör kişilik özellikleri önem taşımaktadır. Bireylerin işletmelerinde başarılı ve etkili olabilmeleri adına, diğerlerini çıkarları doğrultusunda etkileyebilme, yönetebilme, kendisini istediği gibi sunabilme kabiliyeti olarak politik beceri kavramı karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmanın amacı beş faktör kişilik özellikleri ile politik beceri arasındaki ilişkiyi tespit etmektir. Araştırmada anket yöntemi kullanılmış olup, İstanbul ilinde yer alan bir lojistik firmasının çalışanlarından elde edilen geçerli 121 veri setinden ulaşılan bulgulara istatistiksel analizler uygulanmıştır. Yapılan analizler sonucunda, beş faktör kişilik özellikleri ve politik beceri arasında anlamlı ilişkiye ulaşılmış, beş faktör kişilik özelliklerinin boyutlarından dışa dönüklük boyutu ile politik beceri arasında pozitif yönlü ve anlamlı ilişki saptanmıştır.
Bulanık çok kriterli karar verme yöntemleri ile uluslararası pazarlara giriş stratejilerinin analizi
Günümüzde, artan rekabet ortamında mevcut durumlarını korumak ve kazançlı bir faaliyet sürdürmek isteyen firmalar için uluslararası pazarlar stratejik bir öneme sahiptir. Uluslararası pazara açılma kararı vermiş bir firmanın hedef pazara giriş stratejisini doğru analiz yaparak seçmesi gerekmektedir. Firmanın açılacağı pazara ilişkin ekonomik, politik, kültürel, coğrafi ve finansal olmak üzere birçok kriter bulunmaktadır ve en uygun uluslararası giriş stratejisini belirleyebilmek için değerlendirileceği kriterler büyük önem taşımaktadır. Bu karar, firmanın uluslararası pazardaki başarısını büyük ölçüde etkilemektedir. Bu tezin amacı, kendi markası olan bir ev tekstili firmasının bulanık çok kriterli karar verme yöntemleri ile uluslararası pazarlara giriş stratejisinin analiz edilmesidir. Çalışmada, öncelikle literatür taraması ve firmada çalışan uzmanların yardımıyla beş kriter ve otuz alt kriter belirlenmiştir. İkinci aşamada Bulanık PIPRECIA yöntemi ile kriter ağırlıkları belirlenmiş, üçüncü aşamada Bulanık TOPSIS yöntemi, Bulanık CODAS yöntemi ve Bulanık EDAS yöntemi ile en iyi uluslararası pazara giriş stratejisinin seçilmesi sağlanmıştır. Sonuçların güvenilirliğini ve doğruluğunu kontrol etmek için duyarlılık analizi yapılmıştır. Alternatif sıralaması sonucu üç yöntem ile de aynı sonuç elde edilmiş ve en uygun uluslararası hedef pazara giriş stratejisi olarak franchise seçilmiştir. Önerilen bulanık modelin, yöneticilere farklı bir bakış açısı sağlayarak uluslararası pazara giriş stratejisi seçiminde yardımcı olması beklenmektedir.
Sürdürülebilir finans çerçevesinde BİST100 ve BİST sürdürülebilirlik endekslerinin yatırımcı kararlarındaki etkisi
BIST100 ve BIST Sürdürülebilirlik Endekslerinde işlem gören firmaların yatırımcıların yatırım kararları almalarında çevresel, sosyal ve yönetişim unsurlarını göz önünde bulundurup bulundurmadığı ve yatırım kararlarında risk ve getiri açısından etkisinin incelenmesidir.
E-pazaryerleri için güven ölçeğinin geliştirilmesi ve bir model önerisi
Gerek araştırmacılar gerekse de uygulayıcılar açısından, e-ticaret işletmelerinin güven politikalarına önem vermesi gerektiği bilinci her geçen gün artmaktadır. Ancak güven odaklı politikaların, diğer pazarlama bileşenlerine ait politikalara kıyasla ne kadar daha önemli olduğuna dair yeterince kanıtlayıcı bilgi bulunmamaktadır. Araştırmanın amaçlarından ilki "e-pazaryerleri için güven ölçeğini" geliştirmektir. İkinci amacı ise "dijital pazarlamada güven faktörünün itici gücünü" model testi ile ortaya koymaktır. Bu doğrultuda ilk modelde güven duygusunun oluşmasını sağlayan ağızdan ağıza iletişim, geçmiş deneyim ve güven eğilimi değişkenlerinin güven ile ilişkisini test etmek amaçlanmıştır. İkinci modelimizde ise, düşük fiyat algısı, reklam değeri, hazcılık, faydacılık değişkenleri ile satın alma niyeti arasında güvenin düzenleyici rolünü tespit etmek amaçlanmıştır. Araştırma, aynı zamanda 122K017 numaralı TÜBİTAK projesinin bir parçasıdır. Araştırmada çevrimiçi güven ölçeği için yapılan pilot çalışmalar kapsamında 1226 katılımcıya ve model testi ana saha çalışmamız için toplam 703 katılımcıya ulaşılmıştır. Araştırma bulgularına bakıldığında geçmiş deneyimin ve ağızdan ağıza iletişimin güven algısını etkilediği tespit edilmiştir. Düşük fiyat algısı ve hazcılık değişkenlerinin satın alma niyeti ile ilişkisinde güven hem yüksek güven düzeyinde hem de düşük güven düzeyinde moderatör etkiye sahiptir. Bu durum güven algısı arttıkça satın alma niyetini etkileyen hazcılık ve düşük fiyat algısının öneminin azaldığını vurgulamaktadır. Faydacılık ile satın alma niyeti ilişkisinde ise yalnızca yüksek güven düzeyinde etki görülmektedir.
UFRS'nin finansal tablolar üzerindeki etkisi: Bosna-Hersek bankacılık sektörü analizi
Uluslararası Finansal Raporlama Standartlarının (UFRS) kabulü, küresel muhasebe dünyasında dönüştürücü bir olgu olarak ortaya çıkmıştır. Bu standartlar finansal raporlama uygulamalarını şekillendirerek ekonomiler arasında uyumu teşvik etmektedir. Bu araştırma, UFRS uygulamasının Bosna-Hersek'te faaliyet gösteren bankaların mali tablolarını nasıl etkilediğini incelemeyi amaçlamaktadır. Finansal verilerin kapsamlı bir analizi aracılığıyla, ulusal muhasebe standartlarından UFRS'ye geçişin hızla değişen ekonomik bağlamda yarattığı sonuçlar incelenmiştir. Araştırmada, öncelikle Bosna-Hersek'te UFRS'nin uygulanmasına yönelik mevcut çalışmalar incelenerek, sektörün durumu ve Bosna-Hersek'teki muhasebe çerçevesi ortaya konmuştur. Bu arka plan, Bosna-Hersek'in uluslararası raporlama standartlarına olan taahhüdüne dair önemli öngörüler sağlamaktadır ve UFRS'nin Bosna-Hersek'te uygulanması üzerine yapılan araştırmanın temelini oluşturmaktadır. Düzenleyici çerçevenin incelenmesi ve kabul nedenlerinin analizi, ülkenin uluslararası raporlama standartlarına olan bağlılığına dair önemli bilgiler sunmaktadır. Bosna-Hersek'teki bankaların mali tablolarını analiz etmek için yöntem olarak, Altman Z-Skor, Fulmer H-Skor ve Springate S-Skor modelleri kullanılmıştır ve UFRS'ye geçişten önce ve sonraki finansal performans göstergeleri belirlenmiştir. Finansal tabloların incelenmesi ve hem Altman Z-Skor, hem Fulmer H, hem de Springate S-Skor katsayılarından elde edilen sonuçlar, UFRS'ye geçişin bankacılık sektörü finansal oranlarında önemli bir değişiklik yaratmadığını göstermektedir. Ancak, üç modelden elde edilen sonuçlar topluca, incelenen bankaların finansal göstergelerinde dikkate değer bir artış olmadığını göstermektedir. Bu durum, Bosna bankalarının finansal durumunda önemli bir iyileşme sağlamadığını öne sürmektedir. Zira Altman Z-Skoru, Fulmer H-Skoru ve Springate S-Skoru ölçütlerinde olumlu değişikliklerin olmaması bunu göstermektedir. Bosna bankalarının yıllık raporlarından elde edilen finansal oranlardaki sabitlik, Bosna'nın ulusal standartlarının IFRS ile uyumlu hale getirilmesinden veya benzer uygulamaların benimsenmesinden kaynaklanabilmektedir.
Liderlik algısı ile motivasyon arasındaki ilişki: Sporda Z kuşağı üzerine bir araştırma
Sporcuların başarılarını etkileyen birçok unsur olduğu tartışılmaz bir gerçektir. Bu unsurlardan bir tanesi de motivasyon kavramı olarak karşımıza çıkmaktadır. Sporcuların doğru şekilde motive edilmesi performans artışı sağlamaktadır. Sporcuların spor hayatları boyunca onlarla bu yolda yürüyen antrenörlerin gösterdiği davranışların sporcu motivasyonunu olumlu ya da olumsuz etkileyebileceği ise çalışmalar ile ortaya koyulmuş bir gerçektir. Bu bilgiler ışığında çalışmanın temel amacı antrenörlerin gösterdiği liderlik davranışlarının sporcu motivasyonu üzerindeki etkisini tespit etmektir. Bu amaçla dört adet (etkileşimci liderlik, koçluk, dönüşümcü liderlik, babacan liderlik) liderlik tipi belirlenmiştir. Veriler anket yöntemi ile Türkiye istatistiki bölge sıralamasında TR32 olarak belirlenen Aydın, Denizli, Muğla illerinden toplanmıştır. Toplamda 421 adet anket verisi değerlendirmeye alınmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde faktör analizi, korelasyon, regresyon analizleri kullanılmıştır. Sonuçlara göre etkileşimci liderlik ile motivasyonsuzluk arasında pozitif bir ilişki, babacan ve dönüşümcü liderlik ile motivasyon arasında pozitif bir ilişki tespit edilmiştir. Yapılan analizlerin ardından ortaya çıkan sonuca göre Z kuşağı ile çalışacak antrenörlerin sporcu motivasyonuna olumlu katkı yapması için sahip olması gereken özellikleri; değişime açık olmak, merhametli olmak, sporculara spor dışı zamanını ayırabilmek, duygularında ve hareketlerinde samimi olmak, her sporcuyu özel kabul edip doğru şekilde gelişimi için yönlendirebilmek, sadece kazanma odaklı değil gelişim odaklı olmak, sabırlı davranabilmek, iletişime açık olmak, sporcularına saygı duymak, sporcuya sosyal destek sağlayabilmek ve empati yapabilmek olarak sıralamak mümkündür.
Teknolojik yatkınlık ve değerlerle genişletilmiş yapay zekâ temelli ürünlerin teknoloji kabul modeline uyarlanması ve kültürel farklılıkların kıyaslanması
Bireylerin teknolojiyi benimsemesi konusu literatürün her zaman ilgi alanı olmuş ve farklı teori ve yaklaşımlar ile söz konusu olgunun bilimsel yönü üzerinde durulmuştur. Bu bağlamda birçok teori ve yaklaşımlar sürece dâhil edilmiştir. Teknoloji hayatımıza nüfuz etmeye devam ettikçe kültürün teknolojinin benimsenmesi üzerindeki etkisi araştırmacıların ilgisini çekmektedir. Kültür, teknoloji benimseme modellerine entegre edilmiş olsa da kültürün bireysel düzeydeki temsili olan değerler ile kişilik özelliklerinin teknoloji kabul modeline birlikte etki ettiği az sayıda çalışmanın olduğu görülmüştür. Bu çalışmanın ana amacı, değerlerin ve teknolojik yatkınlığın tüketicilerin teknoloji kabul davranışına yönelik oluşturulan BTKKM 2 modeli üzerindeki etkisini ve Hofstede'nin belirsizlikten kaçınma kültür boyutu düzeylerine (düşük ve yüksek) göre model farklılığını test etmektir. Araştırmanın ana saha çalışmasından önce 2 farklı pilot çalışma gerçekleştirilmiştir. Birinci pilot çalışma cevaplayıcılar için yapay zekâ ürünlerinin anlaşılırlığı ve modelin uyumunu test etmek amacıyla; Türkiye genelinde internet ortamında 286 cevaplayıcıdan veri toplayarak gerçekleştirilmiştir. İkinci pilot çalışmada ise modelin kültürler arası karşılaştırmasının (düşük ve yüksek gruplara göre) yapılabilmesi için ana dili İngilizce olan ülkelerde bulunan 152 cevaplayıcıdan veriler toplanmıştır. Model testi ana saha çalışması için ise düşük (İngiltere ve Holanda-740 cevaplayıcı) ve yüksek (Portekiz-511 cevaplayıcı) gruplardan 1251 cevaplayıcıdan çevrimiçi anket yöntemine başvurularak veriler elde edilmiştir. Modelin belirsizlikten kaçınma kültür boyutuna göre, değerlerin BTKKM 2 üzerindeki etkisinde gruplar arası (düşük-yüksek) farklılık kısmi olarak tespit edilmiştir. Teknolojik Yatkınlık 2'nin BTKKM 2 üzerindeki etkisinde gruplar arası farklılıklar bulunamamıştır.
Boya endüstrisinde dijital dönüşüm ve dijital olgunluk: KOBİ örnek olay incelemesi
Bu çalışma günümüz teknolojik gelişmeleri paralelinde işletmelere önemli bir rekabet avantajı sağlayan dijital dönüşüme odaklanarak işletmelerin dijital dönüşümdeki konumlarını nasıl tespit edebilecekleri konusuna dikkat çekmeyi amaçlamaktadır. Bunun için kapsamlı bir literatür araştırması ile dijital dönüşümün kavramsal çerçevesi ortaya konulmuş, bir örnek olay incelemesi ile işletmelerin dijital dönüşüme yönelik uygulamadaki durumunun yani dijital olgunluk seviyesinin nasıl tespit edileceğinin kavranması istenmiştir. Dijital olgunluk seviyesinin belirlenmesine yönelik olarak literatürde çalışma sayısının az olması nedeniyle çalışmanın önemli bir katkı sunacağı düşünülmektedir. Çalışma bu yönüyle işletmelerin dijital dönüşüm sürecinde karşılaştıkları engeller ile bu zorlukların nasıl aşılacağına ilişkin değerlendirme yapabilmesi için önemli bir örnek olabilecektir.
Türk üniversitelerinde sürdürülebilirlik bağlamında yeşil yönetim ve duygusal zekânın yeşil örgütsel davranış üzerindeki etkisinde yeşil yönetim algısının aracı rolü: Üniversitelerde karma yöntemle analiz
Sürdürülebilirliğin yönetime entegre edilmesi, hem işletmeler hem de akademik kurumlar için stratejik bir zorunluluk haline gelmiştir. Artan çevresel zorluklar ve paydaşların çeşitli beklentileri ışığında, birçok kurum yeşil yönetim yaklaşımını benimsemeye başlamıştır. Bu geçiş, sürdürülebilirliğe ve kaynakların sorumlu yönetimine olan bağlılığı yansıtmakta ve kurumsal hedefler ile çevre yönetimi arasında dengeli bir ilişki kurulmasını desteklemektedir. Bu yaklaşımın kurumlara başarıyla entegre edilmesi, çalışanların sürdürülebilirlik sürecine aktif katılımını gerektirmektedir. Sonuç olarak, duygusal zekâ ve yeşil örgütsel davranış arasında yakın bir bağlantı bulunmaktadır. Bu çalışma, duygusal zekâ ve yeşil örgütsel davranış arasındaki ilişkide yeşil yönetimin aracılık rolünü incelemeyi amaçlamaktadır. İlk bölümde sürdürülebilirlik kavramı ayrıntılı olarak ele alınırken, ikinci bölümde yeşil yönetimin tarihi, amaçları, faydaları ve çeşitli yeşil örgütsel davranış türleri teorik bir çerçevede ele alınmaktadır. Üçüncü bölümde, duygusal zekâya kapsamlı bir genel bakış sunulmaktadır. Dördüncü bölümde ise çalışmanın amacı, metodolojisi, veri toplama araçları, gerekli analizler ve temel bulgular açıklanmaktadır. Sonuçlar, duygusal zekânın yeşil örgütsel davranış üzerinde anlamlı ve olumlu bir etkiye sahip olduğunu, yeşil yönetimin bu ilişkide kısmi aracı rol oynadığını göstermektedir.
Kripto para piyasalarında dijital liderlerden piyasa oynaklığına: Sosyal ağ ve duygu analizi temelli volatilite modellemesi
Geleneksel finansal piyasalarda yatırım kararları uzun yıllardır mali tablolar, bilanço analizleri ve uzman raporları çerçevesinde şekillenmiştir. Ancak kripto para piyasalarının ortaya çıkışı bu paradigmayı köklü biçimde dönüştürmüştür. Merkezi bir otoriteden bağımsız, kesintisiz işlem gören ve herhangi bir dayanak varlığa sahip olmayan kripto paralar için geleneksel bilgi kaynakları yetersiz kalmış, sosyal medya finansal karar alma süreçlerinde belirleyici bir rol üstlenmeye başlamıştır. Elon Musk'ın tek bir tweet'inin ardından küresel kripto para piyasasında yaşanan milyarlarca dolarlık değer kaybı, bu dönüşümün en çarpıcı göstergelerinden birini oluşturmaktadır. Bu çalışma, sosyal medya platformlarında ifade edilen duyguların kripto para piyasalarındaki volatilite üzerindeki etkisini çok katmanlı bir analiz çerçevesinde incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma, altı yıllık bir süreçte Twitter platformunda Ethereum ile ilgili paylaşılan milyonlarca tweet'i kapsayan özgün bir veri seti üzerinden gerçekleştirilmiştir. Çalışma, sosyal ağ analizi, duygu analizi ve ekonometrik modellemeyi entegre eden üç aşamalı bir metodolojik yaklaşım benimsemektedir. Araştırmanın ilk aşamasında sosyal ağ analizi gerçekleştirilerek Ethereum ekosisteminin bilgi akışını yönlendiren ağ liderleri tespit edilmiştir. In-degree merkeziyeti metriğinin tercih edilmesinin temel gerekçesi, bu ölçütün "kimin görüşüne başvuruluyor" sorusunu yanıtlaması ve finansal kararlarda gerçek etkiye sahip aktörleri belirlemeye olanak tanımasıdır. Sosyal ağ analizi bulguları, Ethereum ekosistemindeki liderlik yapısının yıllar içinde köklü bir dönüşüm geçirdiğini ortaya koymuştur. Erken dönemlerde teknik kurucular ve proje geliştiricileri ağın merkezinde yer alırken, ilerleyen yıllarda kripto para borsaları öne çıkmıştır. Son dönemlerde ise influencer etkisinin belirgin biçimde yükseldiği ve NFT ekosisteminin liderlik yapısını dönüştürdüğü gözlemlenmiştir. Bu evrim, kripto topluluğunun az sayıda kişinin yoğun etkileşim kurduğu sıkı örülmüş bir yapıdan, çok sayıda kişinin yüzeysel etkileşim kurduğu gevşek bir yapıya dönüştüğünü göstermektedir. Araştırmanın ikinci aşamasında, tespit edilen ağ liderlerinin etkileşimleri duygu analizi yöntemiyle incelenmiştir. NRC duygu analizi kütüphanesi kullanılarak her tweet'in duygusal tonu belirlenmiş ve günlük bazda pozitif, negatif ve toplam tweet sayıları hesaplanmıştır. Bu yaklaşımın özgün yanı, rastgele seçilmiş tweet'ler yerine piyasa üzerinde gerçek etkisi olan liderlerin etkileşimlerinin analiz edilmesidir. Böylece büyük veri içinden anlamlı ve etki gücü yüksek bir duyarlılık ölçümü elde edilmiştir. Araştırmanın üçüncü aşamasında, duygu analizi değişkenleri GARCH modeline dışsal değişken olarak entegre edilmiştir. Klasik GARCH modeli volatiliteyi yalnızca serinin kendi geçmişine bağlı olarak açıklarken, bu çalışmada geliştirilen model sosyal medya kaynaklı bilgi akışının volatilite üzerindeki doğrudan etkisini ölçmeye olanak tanımaktadır. Ekonometrik analiz sonuçları, tüm duyarlılık değişkenlerinin volatilite üzerinde istatistiksel olarak anlamlı etkiye sahip olduğunu ortaya koymuştur. Araştırmanın en kritik bulgularından biri, negatif duyarlılığın volatilite üzerindeki etkisinin pozitif duyarlılığa kıyasla çok daha güçlü olmasıdır. Bu sonuç, davranışsal finans literatüründeki kayıptan kaçınma hipotezi ve olumsuzluğa aşırı duyarlılık kavramıyla doğrudan örtüşmektedir. Yatırımcıların olumsuz bilgilere karşı daha sert tepki verdiği ve bu tepkinin piyasa oynaklığını belirgin biçimde artırdığı kanıtlanmıştır. Bir diğer önemli bulgu, tweet hacminin içerikten bağımsız olarak volatiliteyi artırmasıdır. Bu sonuç, bilgi akışının yoğunluğunun tek başına bir belirsizlik kaynağı oluşturduğunu ve yatırımcı dikkatinin piyasa dinamiklerini doğrudan etkilediğini göstermektedir. News Impact Curve analizleri ise şokların volatilite üzerindeki asimetrik etkisini görsel olarak doğrulamıştır. Küçük şoklarda pozitif ve negatif bilgi benzer etkiler yaratırken, büyük şoklarda negatif bilginin piyasayı çok daha sert biçimde dalgalandırdığı ortaya konmuştur. Bu tez, literatüre önemli teorik ve metodolojik katkılar sunmaktadır. Sosyal ağ analizi, duygu analizi ve GARCH modellemesini tek bir çerçevede entegre eden özgün bir yaklaşım geliştirmiştir. Mevcut literatürde çoğu çalışma sosyal medya ile finansal piyasalar arasında yüzeysel korelasyonlara odaklanırken, bu çalışma kim etkiliyor, nasıl etkiliyor ve ne kadar etkiliyor sorularını sistematik biçimde yanıtlamaktadır. Ayrıca Etkin Piyasa Hipotezi'ne meydan okuyarak, bilginin piyasaya eşit dağılmadığını ve lider aktörler üzerinden asimetrik biçimde yayıldığını göstermiştir. Gündem Belirleme Kuramı'nı finansal piyasalara uyarlayarak, sosyal medyanın yalnızca bir bilgi kanalı değil, finansal kararların doğrudan belirleyicisi olduğunu ortaya koymuştur. Araştırma bulguları farklı paydaşlar için önemli pratik çıkarımlar sunmaktadır. Yatırımcılar açısından, geleneksel analiz yöntemlerinin yanı sıra sosyal medya duyarlılığını dikkate alan hibrit stratejilerin geliştirilmesi kaçınılmaz hale gelmiştir. Negatif duyarlılığın güçlü etkisi, risk yönetimi ve portföy optimizasyonunda kritik bir parametre olarak değerlendirilmelidir. Düzenleyici kurumlar için sosyal medya kaynaklı manipülasyon ve bilgi kirliliği risklerinin izlenmesi, piyasa gözetim mekanizmalarının genişletilmesi önem taşımaktadır. Platform sağlayıcılar açısından ise finansal içerik için şeffaflık mekanizmalarının geliştirilmesi gerekmektedir. Sonuç olarak, bu tez kripto para piyasalarının yalnızca fiyat ve işlem hacmi dinamikleriyle değil, aynı zamanda sosyal medya duyarlılığıyla da şekillendiğini güçlü biçimde kanıtlamıştır. Dijital çağda bilgi artık yalnızca geleneksel finansal kurumlardan değil, anlık olarak milyonlara ulaşan sosyal medya paylaşımlarından kaynaklanmakta ve piyasalara doğrudan yön vermektedir. Sosyal medya küresel finansın dijital laboratuvarı haline gelmiş olup, kripto para piyasaları davranışsal finans teorilerinin en saf biçimde gözlemlenebildiği yeni bir alan olarak öne çıkmaktadır. Bu çalışma, sosyal finans olarak adlandırılabilecek yeni bir disiplinler arası araştırma sahasının metodolojik temelini atmakta ve finansın yeni dinamiklerinin dijital çağın sosyal etkileşimleriyle şekillendiğini ortaya koymaktadır.
The effect of employee satisfaction on creating innovative ideas in businesses
The main aim of this study is to analyze the positive and negative factors affecting employee satisfaction in enterprises and to analyze the effects of employees on creating innovative ideas with the weakest and the strongest links in the integrated process. Within this framework, the conceptual framework in the theoretical section, employee satisfaction and innovation in enterprises are examined in the literature. This research has been conducted with the employees of two private institutions working in the food sector in the year of December 2015. In this study the evaluation and opinions about the satisfaction of the employees and their applications about the production of innovative ideas has been asked. A survey was conducted on 93 active participants in these institutions and the data obtained were analyzed in the SPSS 20.0 program and the findings were interpreted. In the survey, 49 out of 80 white-collar workers in the A-institution in Turkey participated in the survey, and 44 out of 145 white-collar employees in the B-organization were randomly selected through simple sampling. At the end of the research, it was found that the level of the relationship between the employee satisfaction and the production of innovative ideas was generally inadequate except for a few cases. Findings of work; while there is dissatisfaction with pay, it has been seen that the level of satisfaction is high because employees think that they have the knowledge and skills of the work they do. For innovation activities; employees and managers have written and oral innovation ideas and projects in the last three years. From the point of view of the institution to produce innovative ideas, while the lowest average is the time given to employees to work in their own projects; while the highest average is the ease with which employees of the institutional culture can bring out new ideas. Finally it is found that employees are eager to produce innovative ideas. Key words: Employee Satisfaction, Motivation, Innovation, Innovative Ideas.
Yöneticilerin kişilik özelliklerinin liderlik davranışlarına etkisi üzerine ampirik bir araştırma
Bu araştırmanın amacı, çalışma evrenimizi teşkil eden ve kamuya güvenlik hizmeti sunan bir kamu kurumunda istihdam edilen, orta ve üst düzey yöneticilerin sahip olduğu kişisel özelliklerinin davranışlarına etkisi konusunda oluşturulan hipotezleri sınamaktır. Hazırlanan anket soruları, astlara sorularak onların algı durumuna göre çalışma şekillendirilmiştir. Literatür incelendiğinde; kamudaki liderlerin kişilik özellikleri, sergiledikleri davranışlar, karşılaştıkları farklı durumlara yaklaşımları ve çağdaş liderlik yaklaşımları boyutunda sergilenen liderlik özelliklerinin ortaya konulduğu birçok çalışma görülmektedir. Ancak, bu çalışmada diğerlerinden farklı olarak, yöneticinin kişilik özelliklerini ve buna bağlı olarak ortaya koydukları davranışların takipçilerin gözünden nasıl algılandıkları üzerine odaklanmasıdır. Bu çerçevede, kişilik özelliklerinin değerlendirilmesi için beş faktör kişilik özellikleri ölçeği, davranışlarının değerlendirilmesi için ise Ohio Üniversitesi yönetici davranışları çalışmalarından istifade edilmiştir. Çalışmada; yöneticinin kişilik özellikleri ile davranışları arasında anlamlı bir ilişkiye rastlanmamıştır. Ancak, gerek ast personelin gerekse yöneticilerin mesleki tecrübelerinin söz konusu tutumlara etki ettiği tespit edilmiştir. Çalışma, kavramsal çerçeve, kullanılan ölçeğin genel değerlendirmesi, elde edilen verilerin değerlendirilmesi, hipotezlerin test sonuçları ve çalışmanın genel değerlendirmesi konularını içermektedir
Mobbing ve örgütsel sessizlik: Enerji sektörü üzerine bir araştırma
Günümüz işletmelerin en önemli sorunlarından biri olan Mobbing ve örgütsel sessizlik son yıllarda üzerinde daha çok çalışılan, araştırmalar yapılan bir örgütsel sorunlar haline gelmiştir. Mobbingle ve örgütsel sessizlikle etkili bir şekilde mücadele edilmesi özel, kamu ve akademik çevrelerce tartışılmaktadır. Bu çalışmada Mobbing?in ve örgütsel sessizliğin çeşitli tanımları yapılarak, süreci, etkileri, türleri ve nasıl mücadele edilmesi gerektiği hakkında bilgi verilmiştir. Çalışma teorik bir çerçevede sunulduktan sonra, araştırmanın uygulama kısmını desteklemek için enerji sektöründe faaliyet gösteren bir firmada anket çalışması yapılmıştır. Anket çalışmasının birinci bölümünde ankete katılanların demografik özelliklerini ortaya çıkaracak sorular sorulmuştur. İkinci bölümde Einarsen ve Raknes tarafından geliştirilen 22 soruluk NAQ ( Négative Acts Question) Ölçeğinin güncellenmiş versiyonu olan ve olumsuz davranışlar anketinin revize (NAQ-R =Negative Acts Questionnaire - Revised) edilmiş versiyonun kullanılmasına karar verilerek bölümde psikolojik taciz davranışlarına maruz kalma sıklıkları sorulmuştur. Üçüncü bölümde yapılan literatür taraması sonucu elde edilen işgörenlerin sessizlik davranışları ölçeği (Dyne vd., 2003a: Dyne vd., 2003b: Briensfield, 2009) kullanılarak bir anket formu oluşturulmuştur. Dyne ve diğerlerinin 2003?de yapmış olduğu iki araştırma çalışmasından ve Briensfield?in 2009?da yapmış olduğu doktora tezinden yararlanılarak işgörenlerin sessizlik davranışlarına ilişkin bir ölçek oluşturulmuştur. Bu ölçekte 30 ifade belirlenmiş, bütün ifadeleri bu kapsamda değerlendirip cevaplandırmaları istenmiştir. Bu bölüm beşli Likert ölçeğine uygun olarak hazırlanmıştır. Bu anketler sonucunda veriler değerlendirilerek mobbing ve örgütsel sessizlik arasındaki ilişki açıklanmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Mobbing, Örgütsel Sessizlik
Bilişim teknolojilerinin denetim mesleğine etkileri
Son yıllarda yaşanan hızlı teknolojik gelişmeler hayatımızın her alanında kendini göstermiştir. Teknolojik gelişmelerin etkisiyle birçok işletmede, başta muhasebe bölümü olmak üzere bilgisayarlar kullanılmaktadır. Muhasebede bilgisayarların kullanımı bu gelişmelere paralel olarak karmaşıklaşmakta ve zorlaşmaktadır. Bilgisayarların muhasebe bölümünde kullanımı gerekli bilgileri kaydetmesinin yanında kaydedilen bu bilgilerin denetlenmesini de kaçınılmaz kılmıştır. Bu noktada denetçiden beklenen, bu gelişmelere uygun olarak denetçinin gerekli teknolojileri kullanma konusunda yeterli düzeyde eğitimli olmasıdır. Denetimde bilişim teknolojileri yardımıyla iş ve işlemlerin otomasyonu sağlanarak üretim artışı ve maliyet azaltılması temel amaç olmuştur. Bu aşamada bilişim teknolojileri denetçilere büyük katkılar sağlamaktadır. Bu çalışmada, muhasebe, muhasebe denetimi ve yaşanan teknolojik değişmeler doğrultusunda denetim mesleğinde meydana gelen değişimler üzerinde araştırma yapılmış ve araştırmaya katkı sağlayacağı düşüncesiyle anket yöntemine başvurulmuştur. Anahtar Kelimeler: BiliĢim teknolojileri(BT), BT Denetimi, Muhasebe Denetimi, Denetim, Osmaniye.
Algılanan sosyal destek ve duygusal zekanın depresyon üzerindeki etkileri : Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi öğrencileri üzerinde bir uygulama
Bu araştırma, üniversite öğrencilerinin algıladıkları sosyal desteklerinin (aileden, arkadaştan ve özel bir insandan) ve duygusal zeka düzeylerinin depresyon durumları ile arasında bir ilişki olup olmadığını ortaya koymak için yapılmıştır. Araştırma grubu; 2013-2014 eğitim - öğretim yılında Osmaniye ilinde bulunan Osmaniye Korkut Ata Üniversitesinde öğrenim gören ve araştırmaya katılmaya gönüllü 93 kadın 107 erkek olmak üzere toplam 200 öğrenciden oluşmaktadır. Araştırmada algılanan sosyal destek düzeyini ölçmek için Zimet, Dahlem ve arkadaşlarının geliştirmiş olduğu "çok boyutlu algılanan sosyal destek ölçeği" kullanılmıştır. Duygusal zeka düzeyini ölçmek için Chan'in, Schutte'nin 33 maddelik ölçeğinden 12 maddeye indirgediği çalışmasından yararlanılmıştır. Depresyon ölçeği olarak ise, "Beck depresyon envanteri" kullanılmıştır. Bunun haricinde bağımsız değişkenlere ilişkin veriler olarak yaş, cinsiyet, yerleşim yeri ve gelir düzeyi bilgileri tarafımızdan hazırlanıp, gerekli bilgiler toplanmıştır. Verilerin analizinde SPSS 18 paket programı kullanılmıştır. Verilerin analizinde güvenilirlik, regresyon ve korelasyon analizleri kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarında, üniversite öğrencilerinin ailelerinden, arkadaşlarından ya da özel bir kişiden algıladıkları sosyal destek düzeyi ile depresyon arasında ters yönlü bir ilişki olduğu gözlenmiştir. Yani, bireyin yakın çevresinden algıladığı sosyal destek düzeyi arttıkça depresyon eğilimi azalmaktadır. Bir diğer sonuca göre, bireyin duygusal zeka düzeyi ile depresyon arasında ters yönlü ilişki olduğu görülmüştür. Bu sonuç, bireyin duygusal zeka düzeyinin artmasıyla, depresyon eğiliminin azalacağı anlamına gelmektedir.
Karar verme davranışları ve tükenmişliğin çalışanların yaşam kalitesine etkisi
Bu araştırma, karar verme davranışları ve tükenmişliğin, çalışanlarının yaşam kalitesi üzerindeki etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini, Muğla'nın Bodrum ilçesinde Bodrum otelciler derneği üyesi 3, 4 ve 5 yıldızlı 9 otelin çalışanları oluşturmaktadır. Araştırmaya 77 kadın ve 195 erkek olmak üzere toplam 272 çalışan katılmıştır. Veri toplama metodu olarak anket yöntemi kullanılmıştır. Verilerin analizinde korelasyon ve regresyon analizleri kullanılmış, araştırmada tükenmişlik faktörünün olmasından dolayı, çalışanların yaşam kalitesi alt boyutu olan tükenmişlik alt boyutu analize dahil edilmemiştir. Araştırmada karar verme davranışları ile çalışanların yaşam kalitesi ile ilgili elde edilen sonuçlarla ilgili olarak, karar verme davranışları alt boyutları olan sezgisel, bağımlı ve rasyonel karar verme davranışları ile yaşam kalitesi alt boyutu olan mesleki tatmin arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki olduğu ve mesleki tatmin boyutunu etkiledikleri bulunmuştur. Çekingen karar verme ve ani karar verme davranışları ile yaşam kalitesinin diğer alt boyutu olan eşduyum yorgunluğu arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki olduğu ve eşduyum yorgunluğunu etkiledikleri bulunmuştur. Tükenmişlik ve çalışanların yaşam kalitesi ile ilgili elde edilen sonuçlarda ise, çalışanların yaşam kalitesi alt boyutu olan mesleki tatmin ile tükenmişlik alt boyutu olan duygusal tükenme arasında negatif yönlü, kişisel başarı hissi ile arasında ise pozitif yönlü, anlamlı bir ilişki olduğu ve her iki boyutunda mesleki tatmin boyutunu etkilediği görülmüştür. Yaşam kalitesi alt boyutu olan eşduyum yorgunluğu ile duyarsızlaşma arasında pozitif yönlü, kişisel başarı hissi ile arasında ise negatif yönlü bir ilişki olduğu görülmüş ve her iki boyutun da eşduyum yorgunluğu üzerinde etkili olduğu görülmüştür. Anahtar kelimeler: Tükenmişlik, Karar Verme Davranışları, Çalışanlar İçin Yaşam Kalitesi
İnsan kaynakları yönetimi uygulamaları, kariyer tatmini ve iş performansı: Osmaniye Organize Sanayi Bölgesi'nde bir araştırma
Bu çalışmada insan kaynakları yönetimi uygulamalarının kariyer tatmini ve iş performansına etkisi incelenmiştir. Bu amaçla insan kaynakları yönetimi uygulamalarının alt boyutları olan personel seçimi, eğitim ve geliştirme, performans değerlendirilmesi, ücretlendirme ile tek boyut olan iş performansının ve kariyer tatmininin ilişkileri değerlendirilmiştir. Araştırma, Osmaniye Organize Sanayi Bölgesi'nde faaliyet gösteren 50 farklı işletmede 208 tane beyaz yakalı çalışan üzerinde gerçekleştirilmiştir. Bu kapsamda insan kaynakları yönetimi uygulamaları için Türen, Gökmen, Tokmak (2013)'a ait ölçekten faydalanılmıştır. İş performansı için Aydemir (2013) ve Veerasamy, Sambasivan, Kumar (2013) ölçekleri kullanılmıştır. Kariyer tatminine yönelik çalışanların algılarını ölçmek amacıyla Greenhaus (1990)'un ölçeği kullanılmıştır. Ölçekler Beşli Likert ile yapılandırılmıştır. Toplanan veriler istatistik programıyla incelenmiştir. İKY uygulamaları ile iş performansı ve kariyer tatmini arasında pozitif yönlü bir ilişki bulunmaktadır. Bu ilişkinin etkin bir şekilde koordine edilmesi ve personele verilen eğitimlerle desteklenmesi işletmenin "verimlilik" ve "karlılık düzeyini" artırmanın yanında müşteri memnuniyeti ve kaliteli hizmet anlayışı açısından etkili olacaktır. Anahtar Kelimeler: İnsan kaynakları yönetimi, insan kaynakları yönetimi uygulamaları, kariyer tatmini, iş performansı.
Tüketicilerin akaryakıt istasyonu tercihini etkileyen faktörlerin çok kriterli karar verme yöntemlerinden analitik hiyerarşi prosesi yöntemi ile tespitine yönelik Ankara ilinde bir araştırma
Günümüzde, çevresel bozulma hakkındaki artan çevresel farkındalık, tüketicilerin tüketim biçimlerini ve satın alma davranışlarını etkileyen temel faktörlerden biri olmaya başlamıştır. Ulaşımdan kaynaklanan sera gazı emisyonlarının neden olduğu küresel ısınma tehlikesi konusunda bilinçlenen tüketiciler, yeşil ulaşıma yönelme ve akaryakıt satın alma davranışlarını bu farkındalığa göre şekillendirme eğilimi içine girmişlerdir. Türkiye'de akaryakıt sektöründe yaşanan yoğun rekabet karşısında akaryakıt istasyonlarının değişen tüketici profiline uygun stratejiler geliştirmeleri, tüketicileri anlamaları, değişen ihtiyaçlarını belirlemeleri ve bu ihtiyaçları tatmin etmeleri rakiplere karşı üstünlük sağlamaları adına oldukça önemli hale gelmiştir. Araştırmanın amacı, tüketicilerin akaryakıt istasyonu tercihlerini etkileyen faktörleri belirlemek ve tüketicilerin çevresel tutum ve davranışlarının akaryakıt istasyonu tercihlerini ne ölçüde etkilediğini tespit etmektir. Araştırma kapsamında, tüketicilerin akaryakıt istasyonu tercihini etkileyen faktörlerin tespit edilmesi amacıyla Ankara ilinde, amaca yönelik örnekleme yöntemi ile seçilen 400 tüketiciye ve bu faktörlerin önem ağırlıklarının belirlenebilmesi için yine aynı ilde aynı örnekleme yöntemiyle seçilen 150 tüketiciye yüz yüze anket uygulaması yapılarak veriler toplanmıştır. Elde edilen verilere, keşfedici faktör analizi ve Analitik Hiyerarşi Prosesi (AHP) analizi uygulanmıştır. Analiz sonucunda satış promosyonları, fiyat, ödeme imkanları, marka, istasyonun konumu ve teknik hizmetler faktörlerinin tüketicilerin akaryakıt istasyonu tercihinde en etkili faktörler olduğu tespit edilmiştir. Analiz sonucuna göre çevre bilinçli tüketicilerin akaryakıt istasyonu tercihlerini, çevresel sorumluluk ve şeffaflık ve çevresel uygulamalar faktörlerinin önemli düzeyde etkilediği belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: Akaryakıt, Akaryakıt Ürünleri, Yeşil Pazarlama, Tüketici Tercihleri, Akaryakıt İstasyonu, Akaryakıt Tüketicileri, Çevre Bilinçli Tüketiciler, Analitik Hiyerarşi Prosesi, Çok Kriterli Karar Verme
Etik iklim, örgütsel öğrenme ve yenilikçi davranış ilişkisi üzerine bir araştırma
Teknoloji, ekonomi ve sosyal alanlardaki gelişmelere bağlı olarak örgütler son zamanlarda, daha verimli ve ahlâklı çalışma ortamlarına daha çok ihtiyaç duymaktadırlar. Bilgiyi etkin kullanma isteği, yenilikçi ve üretken davranma, performanslı, verimli ve ahlâklı çalışma eğilimleri etik iklim, örgütsel öğrenme, yenilikçilik ve yenilikçi davranış konularına iş hayatında ciddi bir yaygınlık kazandırmıştır. Özellikle son otuz yıl içerisinde değişim faktörünün etkileri dikkate alındığında; gelişmeleri benimseme yönünden örgütsel öğrenmenin, bu gelişmelerin norm ve değerlere uygunluğu bakımından etik iklimin, değişime ayak uydurma bakımından da yenilikçi düşünme ve davranmanın toplumlar ve örgütler açısından son derece hayati önem taşıdıklarını söyleyebiliriz. Bu çalışmada, etik iklim, örgütsel öğrenme ve yenilikçi davranış kavramları arasındaki ilişkiyi araştırmak amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda İstanbul Sanayi Odası'nın (İSO) üretimden satışlar büyüklüğü kriterini referans alarak belirlediği 2016 Türkiye'nin en büyük birinci 500 sanayi kuruluşu beyaz yakalı çalışanlar üzerinde bir araştırma gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın amacına bağlı olarak, öncelikle kavramlar ile ilgili geniş alanyazın taraması yapılmış ve kuramsal bilgiler aktarılmıştır. Daha sonra, birinci elden veri toplama tekniği tercih edilerek, oluşturulan araştırma anketi çalışanlara uygulanmıştır. Araştırmanın analizlerine 526 katılımcıdan elde edilen veriler dahil edilmiştir. Değişkenler arasındaki ilişkileri belirlemek amacıyla yapılan korelasyon analizi sonucunda; etik iklimin araççılık alt boyutu hariç diğer tüm alt boyutları ile örgütsel öğrenme ve yenilikçi davranış arasında pozitif yönlü ve anlamlı ilişkiler olduğu tespit edilmiştir. Bununla birlikte, örgütsel öğrenmenin tüm alt boyutları ile yenilikçi davranış arasında anlamlı ve pozitif ilişkiler tespit edilmiştir. Değişkenlerin birbirleri üzerindeki etkilerini ortaya çıkarmak için regresyon analizleri yapılmıştır. Etik iklimin başkalarının iyiliğini isteme, kurallar, bağımsızlık alt boyutları örgütsel öğrenmeyi pozitif; kanunlar ve kodlar, araççılık alt boyutlarının ise negatif yönlü etkilediği ve araççılık alt boyutu hariç diğer tüm etik iklim boyutlarının da yenilikçi davranışları pozitif yönde etkiledikleri tespit edilmiştir. Öte yandan, örgütsel öğrenme yenilikçi davranış ile pozitif yönlü ilişkili bulunmuştur. Örgütsel öğrenmenin etik iklim ve yenilikçi davranış ilişkisinde ara değişken rolünü test etmek amacıyla ılımlı basit arabuluculuk analizi yapılmıştır. Etik iklim ve yenilikçi davranış ilişkisinin örgütsel öğrenme değişkeni etkisinde kaldığı anlaşılmış, örgütsel öğrenmenin bu ilişkide ara değişken olarak arabuluculuk rolüne sahip olduğu tespit edilmiştir. Doktora tezi olarak gerçekleştirilmiş bu çalışmanın yöneticilere ve çalışanlara uygulamada yol gösterici özelliğe sahip olduğu, sonuçların bilimsel araştırmalar ve analizler için farklı çıkarımlara kaynak olacağı düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Etik iklim, örgütsel öğrenme, yenilikçilik, yenilikçi davranış.
Örgütsel alt kültürlerin bireysel ve örgütsel temelleri: Bir sanayi firmasında araştırma
Örgütsel alt kültürler, belirli değer ve normların ya da anlayışların örgüt çalışanları arasında sadece belirli bir grup tarafından paylaşılması ve kendi aralarında benimsenmesi ve savunulması ile tanımlanmaktadır. Alt kültürler, çalışanların tecrübelerini, sezgilerini, beklentilerini, tutum ve davranışlarını örgütün bütününe ilişkin kültürel unsurlara nazaran daha derinden etkilemektedir. Örgütsel alt kültürler doğru yönetilemezlerse örgüt içinde ciddi sorunlara yol açabilecek potansiyel taşırlar. Örgütsel alt kültürlerin doğru yönetilebilmesi için onları anlamaya, anlamak içinde örgüt içerisinde hangi faktörler etrafında şekillendiğini belirlemeye ihtiyaç duyulmaktadır. Bu nedenle çalışmada Türkiye'de bir firmada oluşan örgütsel alt kültürlerin hangi faktörler etrafında şekillendiğini belirlemek amaçlanmaktadır. Araştırmada, bir sanayi firmasında oluşabilecek alt kültürlerin bireysel, örgütsel ve toplumsal temeller bakımından nasıl farklılaştıkları incelenmiştir. Bu amaçla, Osmaniye ilinde büyük bir sanayi firması genelinde, mavi ve beyaz yakalı toplam 469 çalışandan anket yolu ile veriler elde edilmiştir. Analizler sonucunda, rasyonellik eğilimi, hiyerarşi eğilimi, klan eğilimi ve destek eğilimi olmak üzere 4 kültürel boyut belirlenmiştir. Bu boyutlar kümeleme analizine tabi tutularak, örgüt içerisinde rasyonellik, hiyerarşi ve pasif olmak üzere üç farklı alt kültürün bulunduğu saptanmıştır. Bu bağlamda, bulgular Türkiye'nin toplumsal düzeydeki kültürel farklılaşmalarının, iş ile ilgili değer ve anlayışlara yansımak suretiyle firmada oluşan alt kültürlerin oluşumda etkili olabileceği görüşünü destekler niteliktedir. Analiz sonuçlarında belirlenen alt kültürlerin, genel olarak yöneticinin liderlik tarzı etrafında şekillendiği anlaşılmaktadır. Örgütsel alt kültürlerin bireyler etrafında şekillendiğini ve yayıldığını işaret etmektedir. Anahtar kelimeler: Örgütsel alt kültürler, alt kültürler, liderlik, kültürel farklılaşma, Türkiye
Muhasebede etik ilkeler ve Mersin ilinde bir uygulama
Toplumlarda ahlak kuralları tüm toplumu alakadar etmektedir. Etik kavramı da toplumsal bir olgunun yanında aynı zamanda mesleki bir olgu olarak ta ifade edilmektedir. Meslek etiği genel olarak ifade edilen etik anlayışlarının mesleki alanlarda somutlaşmış şekli olarak ifade edilmektedir.Sorumluluk meslek etiğinin temelini meydana getirmektedir. Sorumluluk, toplumsal değerlere göre değişim göstermekle birlikte kişilerin yapacakları davranış ve sorumlu oldukları işlerle ilgili yaptıkları faaliyetlerin sonuçlarını kabul etme duygusu olarak ifade edilmektedir. Modern çağda ifade edilen toplum kavramına göre kişilerin etik davranışlarında destek aldıkları güç etik sorumluluklarıdır.Diğer tüm meslek dallarında olduğu gibi muhasebe mesleğinde de dikkat edilmesi gereken ve muhasebecilerin en önemli sorumluluklarından biri olan kavram etik kavramıdır. Günümüzde finansal bilgilerin doğru tarafsız, bağımsız ve güvenilir olarak kamuya sunulması muhasebecilerin meslek etiği algılarıyla doğrudan ilişkilidir.Toplumda yaşanan ticari, sosyal ve ekonomik yaşam muhasebe meslek mensuplarının etik kurallara uygun olarak davranmasıyla bağdaştırılabilir. Etik kural ve ilkelere uyan muhasebe meslek mensupları toplumda doğru kişi olarak algılanacak ve işinde daha başarılı hale gelecektir. Bu araştırma muhasebe meslek etiği algısını ifade etmek ve bu alanda yapılan çalışmalara örnek teşkil etmesi amacıyla hazırlanmıştır. Araştırmanın amacı doğrultusunda birinci bölümde kavramsal açıdan etik kavramı değerlendirilmiştir. İkinci bölümde muhasebe meslek etiği ele alınmıştır. Üçüncü ve son bölümde ise araştırmanın amacına yönelik anket çalışması yapılmıştır. Araştırmaya 200 kişi dahil edilmiştir. Elde edilen veriler SPSS programında analiz edilmiş ve bulgular ortaya konmuştur. Elde edilen bulgular doğrultusunda araştırma sonuçlandırılarak tamamlanmıştır.
Sürece dayalı faaliyet tabanlı maliyetleme yöntemi ve bir üretim işletmesinde örnek uygulama
Sürece dayalı faaliyet tabanlı maliyetleme (SDFTM), faaliyetleri gerçekleştirmek için gerekli olan zamanı dikkate alan ve geleneksel faaliyet tabanlı maliyetleme (FTM) yönteminin eksikliklerini gidermek amacıyla geliştirilen bir yöntemdir. SDFTM yönteminde yalnızca iki veriye ihtiyaç duyulmaktadır. Bunlardan birincisi faaliyetleri gerçekleştirmek için ihtiyaç duyulan kaynak miktarı, ikincisi ise bu faaliyeti ne kadar sürede gerçekleştirdiğimizdir. Bu yöntemi geleneksel FTM yönteminden ayıran en önemli özelliği, atıl kapasitenin hesaplanabilmesidir. SDFTM yöntemi ile faaliyeti gerçekleştirmek için gerekli olan zaman ve kaynak bilindiğinden, toplam zamandan işin yapılması için ihtiyaç duyulan gerekli zaman çıkarılarak atıl kapasite hesaplanabilmektedir. Geleneksel FTM yöntemine göre SDFTM yönteminin daha az değişkene ihtiyaç duyması, bu yöntemin uygulanmasını ve güncellenmesini kolaylaştırmaktadır. Bu çalışmanın amacı, SDFTM yönteminin bir mobilya üretim işletmesinde uygulanması ve maliyetlerin SDFTM yöntemine göre belirlenmesidir. Çalışmada örnek olay çalışması yapılmış ve SDFTM yönteminden yararlanılarak mobilya işletmesinde üretilen ürünlerin maliyetleri hesaplanmıştır. Yapılan çalışma sonucunda, SDFTM yöntemi kullanılarak atıl kapasite maliyeti hesaplanmış ve bu maliyetler ürün hatlarına yüklenmeyerek ürünlerin gerçek maliyetleri bulunmuştur.
Konaklama işletmelerinde çevre bilinci ve yeşil yönetim uygulamalarının işletme başarısına katkısı: Muğla ili üzerine bir araştırma
Günümüzde kirliliğin artması ve sahip olunan kaynakların hızla tükenmesi konaklama işletmelerini çevreye karşı daha duyarlı faaliyetlerde bulunmaya ve çevre dostu ürün ve hizmetler üretmeye yöneltmiştir. Sürdürülebilir turizm anlayışı esasına dayanan çevre bilinci ve yeşil yönetim faaliyetlerinin birlikte düşünülerek konaklama işletmelerinde uygulanması hem çevre kirliliğini azaltacak hem de doğadaki kaynakların korunarak insan yaşamının kalitesinin artması sağlanacaktır. Bu çalışmada, çevre bilinci ve yeşil yönetim anlayışına uygun faaliyetlerin uygulanıp uygulanmadığı ve yeşil yönetim anlayışını benimseyen konaklama işletmelerinin bu yönetim anlayışına uygun faaliyetlerde bulunmaları dolayısıyla işletme başarılarına ne gibi katkılar sağladığını ortaya koymak amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda Muğla İl sınırları içinde faaliyet gösteren butik otel, tatil köyü ve 3, 4 ve 5 yıldızlı konaklama işletmelerinin tepe yöneticileri üzerinde bir araştırma gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın amacına bağlı olarak öncelikle kavramlar ile ilgili geniş literatür taraması yapılmış ve teorik bilgiler aktarılmıştır. Daha sonra birinci elden veri toplama tekniği tercih edilerek oluşturulan araştırma anketi, konaklama işletmelerinin yalnızca tepe yöneticilerine uygulanmıştır. Araştırmanın analizlerine 242 işletme tepe yöneticisinden elde edilen veriler dâhil edilmiştir. Araştırma ölçeğinin birinci kısmında yer alan ifadelerden işletmelerin çevre konularında ödül alıp almama durumu, ISO kalite belgesinin olması, yeşil yıldızının olması ve Mavi Bayrağa sahibi olup-olmama durumlarının konaklama işletmelerinin başarıları üzerinde bir etkisi olup–olmadığının incelenmesi amacı ile bağımsız örneklem t-testi uygulanmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkileri belirlemek amacıyla yapılan korelasyon analizi sonucunda; yeşil yönetim uygulamaları ile tüm alt boyutları arasında pozitif yönlü ve anlamlı ilişkiler olduğu tespit edilmiştir. Bununla birlikte, yeşil yönetim uygulamaları ve tüm alt boyutları ile işletme başarı göstergeleri arasında yüksek kuvvette, pozitif yönlü ve anlamlı ilişkiler olduğu saptanmıştır. Değişkenlerin birbirleri üzerindeki etkilerini ortaya çıkarmak için regresyon analizleri yapılmıştır. Bu analiz sonucunda yeşil yönetim uygulamalarının üretim, insan kaynakları ve pazarlama alt boyutlarının işletme başarı göstergelerini pozitif yönde etkiledikleri tespit edilmiştir. Öte yandan, muhasebe-finans ve Ar-Ge alt boyutlarının ise işletme başarı göstergeleri üzerinde etkili olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Katılımcılara ait verileri benzerliklerine göre gruplandırmak amacıyla yapılan kümeleme analizine göre konaklama işletmeleri, yeşil yönetim uygulamaları ve işletme başarı göstergeleri açısından üç gruba ayrılmıştır. Katılımcı işletmelerin yeşil yönetim anlayışına uygun faaliyetleri değerlendirildiğinde; birinci grupta yer alan işletmelerin yeşil yönetim faaliyetlerini büyük ölçüde uyguladıkları, ikinci grupta yer alan işletmelerin ise her zaman uyguladıkları görülürken, üçüncü grupta yer alan işletmelerin kararsız kaldıklarını söylemek mümkündür. Doktora tezi olarak hazırlanmış bu çalışmanın, turizm sektöründe faaliyet gösteren konaklama işletmeleri tepe yöneticilerine uygulamada yol gösterici gibi önemli bir özelliğe sahiptir. Araştırma sonuçlarının gelecekteki bilimsel araştırmalar ve karşılaştırmalı analizler için farklı çıkarımlara kaynak olacağı düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Çevre bilinci, yeşil yönetim, işletme başarısı, turizm.
Etik liderlik algısının psikolojik kontrat ihlali ve örgütsel özdeşleşme üzerine etkisi: Turizm sektöründe bir araştırma
Etik liderlik davranışları, psikolojik kontrat ihlali algısının azalması, örgütsel özdeşleşmenin artması ve örgütün amaçlarını gerçekleştirmesinde turizm işletmeleri için önem arz etmektedir. Liderin işgörenleri teşvik etmesi, işgörenlerin yaratıcılığının ortaya çıkması için uygun ortam hazırlaması, otelin kurallarını doğru bir şekilde oluşturarak otelde ortak alınan kararları, etkili biçimde uygulaması işgörenlerin algılamalarını etkileyebilecek etik liderlik davranışlarındandır. Söz konusu etik liderlik davranışlar; işgörenin örgütün psikolojik kontrat kapsamındaki yükümlülüklerini tam yerine getirmediğini algılaması sonucu oluşan psikolojik kontrat ihlali ve işgörenin kendini örgütle bir bütün olarak algılayarak, örgütün başarısını kendi başarısı veya örgütün başarısızlığını kendi başarısızlığı olarak görmesi kapsamında ifade edilen örgütsel özdeşleşme bakımından dengeleyici bir unsurdur. Bu araştırmada, turizm sektöründe etik liderlik algısının psikolojik kontrat ihlali ve örgütsel özdeşleşme üzerine etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu nedenle, Antalya ilinde faaliyet gösteren 5 yıldızlı konaklama işletmelerinde çalışan 390 işgörene anket aracılığıyla ulaşılmıştır. Anket aracılığıyla elde edilen verilerle işgörenlerin etik liderlik algılamalarının psikolojik kontrat ihlali ve örgütsel özdeşleşme üzerine etkisini belirlemek amacıyla regresyon analizi yapılmıştır. Bununla birlikte demografik değişkenlere göre etik liderlik, psikolojik kontrat ihlali ve örgütsel özdeşleşme algılamalarının farklılık gösterip göstermediğini belirlemek amacıyla t testi ve ANOVA analizi de yapılmıştır. Söz konusu analizler sonucunda psikolojik kontrat ihlali dört bağımsız değişken; iletişimsel etik, iklimsel etik, örgütsel karar vermede etik ve davranışsal etik tarafından açıklanabilmektedir. Ayrıca psikolojik kontrat ihlali istatistiksel olarak anlamlı düzeyde etik liderlik boyutlarından etkilenmektedir. Örneklemi oluşturan iş görenlerin iletişimsel, iklimsel, örgütsel karar vermede ve davranışsal etik algılarındaki bir birimlik artış, psikolojik kontrat ihlali üzerinde azalış sağlamaktadır. Örgütsel özdeşleşme dört bağımsız değişken; iletişimsel etik, iklimsel etik, örgütsel karar vermede etik ve davranışsal etik tarafından açıklanabilmektedir. Ayrıca örgütsel özdeşleşme istatistiksel olarak anlamlı düzeyde etik liderlik boyutlarından etkilenmektedir. Örneklemi oluşturan iş görenlerin iletişimsel, iklimsel, örgütsel karar vermede ve davranışsal etik algılarındaki bir birimlik artış, örgütsel özdeşleşme üzerinde artış sağladığı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Etik liderlik, psikolojik kontrat ihlali, örgütsel özdeşleşme, konaklama işletmeleri.
Sosyal sermaye ve öz-yeterliliğin işe yabancılaşma üzerine etkisi: Sağlık sektöründe bir araştırma
Ekonomide, sosyal ve teknolojik alanda yaşanan değişim ve gelişimlerin örgütleri doğrudan etkilediği bilinen bir gerçektir. Bunun yanı sıra örgütler için vazgeçilmez bir değer olan insan kaynağının kendi içinde yaşamış olduğu olumlu veya olumsuz değişimler en az diğer faktörler kadar örgütleri etkilemektedir. Özellikle örgüt için telafisi zor olabilecek sonuçlara yol açan işe yabancılaşma, değişimin ve gelişimin önünde engel teşkil edecek bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır. Örgüte doğrudan etkisi olan bireylerin yaşadığı değişimlerde sosyal çevrenin, sosyal ağların ve bireyler arası ilişkilerin başka bir ifadeyle sosyal sermayenin güçlü bir etkisi vardır. Sosyal sermaye bireylerin sahip olduğu sosyal ağ ilişkilerinden ortaya çıkan ve bu sosyal ağlar içerisinde varlık gösteren potansiyel kaynakların tamamı olarak karşılık bulmaktadır. Birey bu potansiyel kaynakları kullanarak hem özel hem de iş yaşamını şekillendirmektedir. Bunun yanı sıra birey de var olan ağ ilişkilerinin gücünün ise bireyin yaşamda karşılaştığı olayların üstesinden gelmede kendi yetenek ve becerilerine inancı olan öz-yeterliliği beslediği düşünülmektedir. Bu çalışmada, sosyal sermaye ve öz-yeterliliğin işe yabancılaşma üzerindeki etkisini ve öz-yeterliliğin, sosyal sermaye ile işe yabancılaşma ilişkisinde aracılık rolünü tespit etmek amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda sosyal sermayenin sekiz alt boyutu olan yerel komiteye katılım, sosyal temsilcilik, güven ve güvenlik duyguları, komşuluk ilişkileri, aile ve arkadaş ilişkileri, başkalığa toleranslı olma, yaşamın değeri ve çalışma ilişkileri ile tek boyut olan öz-yeterliliğin işe yabancılaşmanın üç alt boyutu olan güçsüzlük, anlamsızlık ve kendine yabancılaşma üzerindeki etkisi değerlendirilmiştir. Araştırmanın amacına bağlı olarak, öncelikle kavramlar ile ilgili geniş bir literatür taraması yapılmış ve teorik bilgiler aktarılmıştır. Daha sonra, birinci elden veri toplama tekniği tercih edilerek, oluşturulan araştırma anketi Adana ili sağlık sektöründe faaliyet gösteren kamu hastaneleri çalışanlarına uygulanmıştır. Araştırmanın analizlerine 462 katılımcıdan elde edilen veriler dâhil edilmiştir. Çalışmada, sosyal sermaye, öz-yeterlilik ve işe yabancılaşma değişkenlerinin demografik gruplar arasındaki farklılıklarını tespit etmek amacıyla yapılan T testi ve Anova analizi sonucunda; çalışanların sosyal sermaye düzeylerinin yaşa göre, öz-yeterlilik inancı algılarının ise görev türü ve eğitim düzeylerine göre farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. Değişkenler arasındaki ilişkileri belirlemek amacıyla yapılan korelasyon analizi sonucunda; sosyal sermayenin yerel komiteye katılım alt boyutu hariç diğer tüm alt boyutları ile öz-yeterlilik arasında pozitif yönlü ve anlamlı ilişkiler olduğu tespit edilmiştir. Bununla birlikte, sosyal sermayenin yerel komiteye katılım ve komşuluk ilişkileri alt boyutları hariç diğer tüm alt boyutları ile işe yabancılaşmanın güçsüzlük ve anlamsızlık boyutları arasında negatif yönlü ve anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir. Sosyal sermayenin yerel komiteye katılım alt boyutu haricindeki tüm alt boyutlarının ise işe yabancılaşmanın kendine yabancılaşma alt boyutu ile negatif yönlü ve anlamlı bir ilişkiye sahip olduğu bulgulanmıştır. Değişkenlerin birbirleri üzerindeki etkilerin şiddetini ortaya çıkarmak için regresyon analizi yapılmıştır. Sosyal sermayenin yerel komiteye katılım alt boyutu hariç diğer tüm alt boyutlarının (sosyal temsilcilik, güven ve güvenlik duyguları, komşuluk ilişkileri, aile ve arkadaş ilişkileri, başkalığa toleranslı olma, yaşamın değeri ve çalışma ilişkileri) öz-yeterlilik algısını pozitif yönde etkiledikleri; sosyal sermayenin yaşamın değeri ve çalışma ilişkileri alt boyutlarının işe yabancılaşmanın güçsüzlük, anlamsızlık ve kendine yabancılaşma alt boyutlarını negatif yönde ve anlamlı olarak etkiledikleri; sosyal sermayenin komşuluk ilişkileri alt boyutu ise işe yabancılaşmanın güçsüzlük alt boyutunu negatif yönde ve anlamlı olarak etkilediği tespit edilmiştir. Öz-yeterliliğin sosyal sermaye ve işe yabancılaşma ilişkisinde ara değişken rolünü test etmek amacıyla basit arabuluculuk testi yapılmıştır. Sosyal sermaye ve işe yabancılaşma ilişkisinin öz-yeterlilik değişkeninin etkisinde kaldığı bu analiz neticesinde anlaşılmış olup, öz-yeterliliğin bu ilişkide ara değişken olarak kısmi arabuluculuk rolüne sahip olduğu tespit edilmiştir.
Osmaniye'deki küçük tarım işletmelerinin yerfıstığı üretiminde eğitimin ve teknik etkinliğin verime olan katkısı
Bu çalışmada Osmaniye ili Kadirli, Sumbas ve Merkez ilçelerdeki yerfıstığı üretiminde kullanılan girdilerle elde edilen verim arasındaki ilişki Cobb-Douglas üretim fonksiyonuna göre analiz edilmiştir. Analiz sonuçları Regresyon, Korelasyon, Varyans Analizleri yardımıyla çözümlenmiştir. Yerfıstığı üretiminin veri analizinin yapılma nedeni, yerfıstığının bu alanlarda en fazla yetiştirilen tarım ürünü olmasıdır. Çalışmadaki veriler 48 çiftçi ile yüz yüze anket yoluyla elde edilmiştir. Veriler 2015-2016 üretim dönemine aittir. Yapılan analizde, dekara elde edilen verim ile, tecrübe, gübre miktarı, resmi okul eğitimi, arazinin tasarrufu ve sulama şekli arasında anlamlı ilişki bulunmuştur. Üretimde kullanılan gübre miktarının teknik etkinlik katsayısı ise 0,01 olarak hesaplanmıştır. Anahtar Kelimeler: Cobb-Douglas, Yerfıstığı, Osmaniye İli.
Muhasebe mesleğinde etik ve meslek mensuplarının etik algılamaları üzerinde bir uygulama
Muhasebe mesleği işlevi itibariyle büyük önem arz etmektedir. Meslek mensupları mesleği icra ederken etik kuralları göz önünde tutması gerekir. Mesleki bilgi ve becerinin yanı sıra etik kuralları bilip bu kuralları meslek hayatları içerisinde uygulamaları mesleğin itibari açısından da çok önemlidir. Etik neyin doğru neyin yanlış neyin ahlaklı neyin ahlak dışı olduğunu belirten ilke ve kurallar bütünüdür. Meslek etiği ise etik kuralların meslek hayatına uyarlanmış şeklidir. Meslek mensuplarının uyması gereken ilke ve kuralların öğretilmesi ve anlatılması için ulusal ve uluslar arası olmak üzere eğitimler düzenlenmektedir. Düzenlenen eğitimlerin amacı; ahlaki sorunları tanıma, ahlaki ve kişisel sorumlulukları yerine getirmek ve karşılaşılan ahlaki sorunlarla baş etmektir. Etik eğitimlerin yanı sıra ulusal ve uluslar arası düzenlemeler söz konusudur. Bu düzenlemeler, etik kuralların etkisini artırmak, uygulamalarını yaygınlaştırmak, benimsenmesini ve yaygınlaşmasını amaçlamaktadır. Bu çalışmada Kahramanmaraş il merkezinde bulunan bağımsız Serbest Muhasebeci Mali Müşavir'lerin etik algılamaları, etik ile ilgili düşüncelerini tespit etmeye yönelik bir alan çalışması yapılmıştır. Çalışmada meslek etiği ile ilgili katkı sağlanma amaçlanmıştır.
Bağımsız denetim raporlarında denetim görüşünü etkileyen faktörlerin belirlenmesi: Borsa İstanbul'da bir uygulama
Bu çalışmanın amacı; Borsa İstanbul'da imalat sanayi şirketlerinin verileri kullanılarak denetim görüşünü etkileyen faktörleri belirlemektir. Bu temel amaç doğrultusunda olumlu dışı denetim görüşünü etkileyen faktörler ile beraber sürekliliğe ilişkin belirsizlik içeren olumlu dışı denetim görüşü ve sürekliliğe ilişkin belirsizlik içermeyen olumlu dışı denetim görüşünü etkileyen faktörler incelenmiştir. Çalışmada, denetim görüşünü etkileyen faktörlerin tespit edilmesi için 2013-2017 döneminde Borsa İstanbul'da imalat sanayi sektörü şirketlerine ait finansal ve finansal olmayan veriler kullanılarak ikili lojistik regresyon ve multinominal lojistik regresyon yöntemleri ile analiz edilmiştir. Ayrıca, çalışmanın bulgularının güvenilirliğini test etmek için duyarlılık testi uygulanmıştır. Sonuçlar, önceki denetim görüşünün olumlu dışında bir görüş olması ve denetim raporu gecikmesi değişkeninin olumlu dışında denetim görüşü üzerinde pozitif bir etkisi olduğunu göstermiştir. İşletme büyüklüğü ise olumlu dışında denetim görüşü verilmesini negatif biçimde etkilemektedir. Ayrıca, önceki denetim görüşünün olumlu dışında bir denetim görüşü olması, denetim raporu gecikmesi ve işletmenin borçluluk düzeyi işletmenin sürekliliğine ilişkin belirsizlik içeren olumlu dışında denetim görüşü üzerinde pozitif ve anlamlı bir etkiye sahiptir. İşletmenin büyüklüğü ve işletmenin likidite durumu ile sürekliliğe ilişkin belirsizlik içeren olumlu dışında denetim görüşü arasında ise negatif ve anlamlı bir ilişki bulunmaktadır. Önceki denetim görüşünün olumlu dışında bir denetim görüşü olması sürekliliğe ilişkin belirsizlik içermeyen olumlu dışında denetim görüşü verilmesi üzerinde pozitif ve anlamlı bir etkiye sahiptir. İşletmenin büyüklüğü ile sürekliliğe ilişkin belirsizlik içermeyen olumlu dışında denetim görüşü arasında ise negatif ve anlamlı bir ilişki bulunmaktadır. Çalışmanın duyarlılık testi sonucunda; çalışmanın önceki bulgularından farklı olarak şirketin likidite durumunun sürekliliğe ilişkin belirsizlik içeren olumlu dışı denetim görüşü verilmesinde anlamlı bir etkiye sahip olmadığı ve sürekliliğe ilişkin belirsizlik içermeyen olumlu dışı denetim görüşü verilmesinde denetim raporu gecikmesi değişkeninin pozitif ve anlamlı olduğu görülmüştür.
Duygusal zekâ ve örgütsel stres: Osmaniye'de sağlık çalışanları üzerine bir araştırma
Duygusal zekâ bireyin hayatının her alanında karşısında çıkmaktadır. İnsan aklını yönlendirmede etkili olan bu zekâ tipi, iş hayatında da son derece önemlidir. Bunun yanında birey iş hayatında ve yaşamında stres baskısı altındadır. İş hayatında örgütsel stres olarak da adlandırılan bu sorun çalışanlar ve işletmeler açısından büyük bir tehdit oluşturmaktadır. Hizmet sektörü içerisinde önemli bir yere sahip olan hastanelerde ise yapılan çalışmaların yetersiz olduğu görülmektedir. Bu çalışmanın amacı hastane çalışanlarında duygusal zekâ ve örgütsel stres arasındaki ilişkinin araştırılmasıdır. Bu amaçla hazırlanan çalışmada öncelikle duygusal zekâ ve örgütsel stres kavramları üzerinde durulmuş, daha sonra bu kavramlar arasındaki ilişki incelenmiştir. Hastane çalışanlarının (n=147) duygusal zekâ düzeylerinin ölçülmesinde Petrides ve Furnham (2001) tarafından geliştirilen ve Deniz ve arkadaşlar (2013) tarafından Türkçe'ye uyarlanması yapılan ''Duygusal Zekâ Ölçeği kullanılmıştır. Çalışanların örgütsel streslerinin ölçülmesi için Şahin ve Durak (1995) tarafından hazırlanan "Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırma sonucunda örgütsel stres ve duygusal zekâ arasında, pozitif ancak zayıf (r=0,455) bir ilişki olduğu saptanmıştır.
Anonim şirketlerde kâr dağıtımı, vergilendirilmesi ve muhasebeleştirilmesi
Anonim şirketler, ortaklarının sorumluluğunun sermaye payları ile sınırlı olması, şirkete ortak olma ve şirketten ayrılmanın kolay olması gibi nedenlerle yaygın olarak tercih edilen bir şirket türüdür. Anonim şirketler, çok sayıda menfaat sahibini bir araya getiren, büyük miktarlardaki sermayenin toplanmasını ve sermayenin tabana yayılmasını sağlayarak ekonomi üzerinde çok önemli etkilere sahip olan bir şirket türüdür. Anonim şirketler halka açılmak yoluyla gereksinim duydukları finansman kaynağını temin ettikleri gibi küçük tasarruf sahiplerinin tasarruflarının yatırıma dönüştürülmesini sağlayarak sermayenin tabana yayılmasına aracılık ederler. Anonim şirketlerde elde edilen kârın dağıtılıp dağıtılmayacağı, dağıtılacaksa ortakların kârdan alacakları paylarının ne kadar olacağı, kârın ne kadarlık kısmının dağıtılmayıp işletmede bırakılacağı, şirket kârından devletin payı olan vergilerin nasıl hesaplanacağı konuları önem arz etmektedir.Bu tez çalışmasında, anonim şirketlerde, faaliyetlerden elde edilen kârın dağıtım aşamasının vergi boyutu da dikkate alınarak ayrıntılı olarak değerlendirilmesi, avans kâr payının hesaplanması, dönem kârından mahsubu ve muhasebeleştirilmesinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, halka açık olmayan anonim şirketlerde kâr dağıtımı, vergilendirilmesi ve muhasebeleştirilmesi işlemleri örnek uygulamalar ile açıklanmıştır
İnsani gelişmişlik endeksinin veri madenciliği tekniklerinden olan C5.0 ve GINI algoritmaları kullanarak modellenmesi
İnsani Gelişme Endeksi (İGE), ülkelerin gelişmişliklerini gözönünde bulundurarak insanların mutluluğunu, sağlıklı bir yaşam ile birlikte başarılı bir hayat sürmelerini dikkate alan bir kalkınma endeksidir. Ülkelerin milli gelirlerini karşılaştırarak o ülkenin daha gelişmiş olduğunu açıklamak yeterli değildir. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından yayımlanan İGE, insan hayatının daha kaliteli bir hayat sürmesi açısından ülkelerin milli geliri, eğitim ve sağlık göstergelerine dayanarak hesaplanmaktadır. Dolayısıyla İGE, insan hayatının zenginliği açısından ülkeler arası karşılaştırma yapmak için başvurulan bir gösterge değer olmuştur. Bu çalışmada UNDP'nin 2010-2017 yıllarını kapsayan 79 ülkenin verileri kullanılarak veri madenciliğinin karar ağacı tekniklerinden C5.0 ve Gini algoritmaları ile karar ağaçları oluşturulmuştur. Karar ağaçları ile birlikte İGE'ye etki eden faktörler belirlenmiş ve ülkeler çok yüksek, yüksek, orta ve düşük düzeyde gelişmiş ülkeler olarak sınıflandırılarak kurallar elde edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda C5.0 algoritması ile %97,94 ve Gini algoritması ile %91,93'lük doğru sınıflandırma başarısı elde edilmiştir. Bunun dışında duyarlılık ve belirleyicilik istatistikleri de hesaplanmıştır. İGE'ye en fazla etki eden değişkenlerin eğitim, istihdam ve sağlık göstergelerindeki değişkenler olduğu tespit edilmiştir.
Endüstri 4.0 ve endüstri 4.0 teknolojilerinin işletme fonksiyonları üzerine olası etkileri
Tarih boyunca yaşanan sanayi devrimlerinin ortaya çıktığı coğrafyalarda bıraktığı ekonomik ve toplumsal etkiler zamanla tüm dünyaya ulaşmıştır. Sanayileşmenin başlamasından bu yana hız kesmeden yaşanan teknolojik ilerlemelere baktığımızda, Dördüncü Sanayi Devrimi olarak da nitelendirilen Endüstri 4.0 oluşumu karşımıza çıkmaktadır. Endüstri 4.0 oluşumu hızlı ve kapsamlı teknolojik gelişmelere ayak uydurma ve üretimde rekabet üstünlüğünü koruma ihtiyacından doğan bir stratejik dönüşüm sürecinin ürünüdür. Üretimin insandan bağımsız hale getirildiği, fiziksel alan ile dijital alanın iç içe geçtiği bu stratejik dönüşüme işletmelerin ayak uydurması gelecekteki konumları açısından önem arz etmektedir. Bu çalışmada Endüstri 4.0'ın ortaya çıkış süreci ve bünyesinde bulundurduğu teknolojilerin yapısı anlatılmış ve bu bilgilerden faydalanılarak Endüstri 4.0 teknolojilerinin işletme fonksiyonları üzerindeki olası etkileri ortaya konulmuştur.
Veri zarflama analizi ile maliyet performansı ölçümü: BİST tekstil sektöründe bir uygulama
Günümüzde küreselleşme ile birlikte artan rekabet ve teknoloji olanakları sayesinde işletmelerin, güncel olayları takip ederek rakiplerine ve modernleşen dünyaya ayak uydurması gerekmektedir. Her işletmenin amacı, kâr maksimizasyonu sağlamaktır. Bunu başarmak için, girdi ve çıktı düzeylerini doğru tanımlamalı ve güncel olayların firmaya yansımasını doğru bir şekilde konumlandırmalıdır. İşletmelerin büyüyüp kâr elde edebilmesi için, işletme; yöneticilerine ve çalışanlarına önemli sorumluluk yüklemektedir. Bu da çalışan herkesin bilgi düzeyini optimum noktada tutmayı gerektirir. Firma yetkilileri, işletmenin niteliğine göre, girdi-çıktı düzeyini maksimum noktada kullanıp kullanmadıklarını ölçmek için bazı performans ölçüm kriterleri belirlerler. Geçmişe yönelik yapılan performans ölçümleri sayesinde, işletme yöneticilerinin işletmenin geleceği hakkında karar verip, yön tayin etmesi bakımından bazı stratejiler geliştirmeleri gerekmektedir. Yapılan birçok araştırma sonucunda yapılan yanlışların düzeltilmesi için, performans ölçümlerinin varlığı yadsınamaz. İşletmeler, performans ölçümleri sonucunda farklı hedef ve stratejiler geliştirip istenilen optimal seviyeye ulaşabilir. Pek çok performans ölçüm modelleri mevcut olsa da, çalışmamızda veri zarflama analizi ele alınıp, elde edilen sonuçlar incelenecektir.
Algılanan örgüt yapısı, kişi iş ve kişi örgüt uyumunun iş tatmini ve işe kenetlenme üzerine olan etkisi
Turizm; ülke ekonomilerinin sürdürülebilirliğine katkıda bulunan ve yüksek rekabet ortamı ile hızla değişen iş çevresinde yer alan, emek yoğun bir hizmet sektörüdür. Rekabetçi yapısından dolayı sektörün başarısı ve kârlılığı, bu alanda görev yapan çalışanların işe uyumlarına, iş tatminlerine ve işe kenetlenmelerine önemli ölçüde bağlıdır. Ancak mevcut literatür değerlendirildiğinde, turizm çalışanlarının bu tutum ve davranışlarının yeterince irdelenmediği gözlemlenmektedir. Söz konusu sorun nedeni ile yapılan bu çalışmanın amacı, turizm sektöründeki işgörenlerin algıladıkları örgüt yapısının, kişi iş ve kişi örgüt uyumlarının, işe kenetlenme ve iş tatmini düzeyleri üzerindeki etkisinin incelenmesi olarak belirlenmiştir. Araştırmanın evrenini, İstanbul'da faaliyet gösteren 4-5 yıldızlı konaklama işletmelerinde görev alan otel personeli oluşturmaktadır. Analizlerde kullanılan veriler literatürde sıklıkla yer alan, geçerlilik ve güvenirliği yüksek olan ölçeklerden oluşan bir anket yardımıyla elde edilmiştir. Kolayda örnekleme yöntemi ile toplanan 570 adet anket değerlendirmeye alınmış ve analizler bu örnek üzerinde gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın kavramsal modelinde yer alan hipotezlerde öne sürülen ilişkilerin istatistiksel olarak anlamlı olup olmadığını belirlemek üzere çoklu regresyon modelleri kullanılmıştır. Analizlerden elde edilen bulgular neticesinde, çalışanların algıladıkları örgüt yapısının iş ve örgütle olan uyumları, iş tatmini ve işe kenetlenme düzeyleri ile ilişkili olduğu ve ayrıca kişi iş ve kişi örgüt uyumunun, algılanan örgüt yapısı ile iş tatmini ve işe kenetlenme ilişkisinde pozitif yönde aracı rolünün bulunduğu sonucuna erişilmiştir. Çalışmadan elde edilen bu bulguların otel yöneticileri için uygulamaya yönelik kritik bilgiler sunması beklenmektedir.
Öğretmenlerin duygusal zeka ve psikolojik sermaye düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Kurumların örgütsel yapısında, çalışanları gerek kendi aralarında gerekse yönetim seviyesi ile olan ilişkilerinde etkileyen pek çok faktör vardır. Son yıllarda yapılan araştırmalarda insan faktörü, duygu kavramı sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Bağlı olduğu örgüt içerisinde sosyal ilişkileri gelişmiş, problem çözebilen, sorunlar karşısında dayanıklı, iyimser kişilerin iş tatminlerinin yüksek olduğu, buna bağlı olarak örgütün etkinlik ve verimliliğini pozitif etkilediği ileri sürülmektedir. Bu bağlamda çalışmada psikolojik sermaye düzeyleri ile duygusal zekâ düzeyleri arasındaki ilişki incelenmiştir. Çalışma amacına uygun nicel bir araştırma tasarlanmış ve gerekli olan veriler anket aracılığıyla toplanmıştır. Çalışma kapsamında Adana İlinde farklı kurumlarda görev yapmakta olan 220 öğretmene ulaşılmıştır. Öğretmenlerin psikolojik sermaye düzeyleri ile duygusal zeka düzeyleri arasındaki ilişki incelenirken, yaş, cinsiyet, medeni durum, mesleki deneyim gibi faktörlerin bu düzeylere olan etkisi de ele alınmıştır. Araştırma hipotezinin testi için regresyon, t testi ve anova testlerinden yararlanılmıştır. Bulgular incelendiğinde öğretmenlerin duygusal zekâ düzeyleri ve psikolojik sermaye düzeyleri arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Ayrıca yaş faktörü haricindeki diğer faktörler ile her iki düzey içinde anlamlı ilişkiler bulunmuştur.
Otantik liderlik ile iş tatmini ilişkisinde örgütsel güvenin aracılık rolü
Araştırmanın amacı, otantik liderlik ile iş tatmini ilişkisinde örgütsel güvenin aracılık rolünün incelenmesidir. Veriler, Osmaniye ilindeki kamu çalışanlarından, kolayda örnekleme ve kartopu örnekleme yöntemleri kullanılarak anket yolu ile toplanmıştır. Araştırmada keşfedici faktör analizi, doğrulayıcı faktör analizi, güvenilirlik analizi, bağımsız örneklem t-testi, Pearson korelasyon analizi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), basit doğrusal regresyon analizi, hiyerarşik regresyon analizi ve Sobel analizi kullanılmıştır. Bulgular, otantik liderlik, örgütsel güven ve iş tatminin istatistiki olarak anlamlı ve pozitif bir ilişki içerisinde olduğunu göstermektedir. Analiz neticesinde otantik liderlik ile iş tatmini ilişkisinde örgütsel güvenin aracılık rolü olmadığı tespit edilmiştir.
Muhasebede hilenin önlenmesi ve kullanılan yöntemler: Osmaniye ilinde gerçekleşen adli vaka örnekleri ve analizleri
Bu araştırmada muhasebede hilenin önlenmesi ve kullanılan yöntemler hakkında bilgiler yer almaktadır. Yapılan bu çalışma kapsamında 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nda yer alan kanun maddelerinden faydalanılmış olup, ayrıca ikincil verilerden de faydalanılmıştır. Bu araştırmanın amacı; İşletmeler, örgütsel yapıları ve faaliyetleri nedeniyle hileye karşı savunmasızdır. Bu nedenle muhasebe hilelerinin ortaya çıkartılarak alınabilecek önlemlerin neler olduğunun ortaya konulması, muhasebe hilesi yapma nedenlerinin tespit edilmesi, muhasebe sisteminde yapılan yanlışların hata mı yoksa hile mi olduğunun ayırt edilmesidir. Teknolojinin hızla geliştiği dünyamızda bu gelişmelere paralel olarak artan işlem sayıları ve tutarları da dikkate alındığında, muhasebe hilelerini önlemek amacıyla hangi yöntemlerin kullanılabileceğine dair açıklamalar yapıldıktan sonra çalışmanın sonuç bölümünde tartışıldı. Uygulama bölümünde ise Osmaniye ilinde yaşanmış adli vakalar analiz edilerek sonuç ve önerilerde bulunulmuştur.