
114
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Transmedya hikaye anlatıcılığı: Türkiye'de yayınlanan çocuk programları
Televizyonun icadıyla beraber gelişen teknolojik ilerlemeler izleyici odaklı bir yayın anlayışını beraberinde getirmiştir. Bu bağlamda ortaya çıkan, gelişen kavramlar vardır ancak ele alınan çalışmada Transmedya ve Karşıt Medya (Cross medya) kavramları üzerinde durulacaktır. Bahsi geçen kavramlar yayıncılık örnekleri üzerinden derinlemesine irdelenecektir. Kavramların tartışılmasıyla devam eden çalışma Türkiye'deki yerli yapım çocuk programları ile sınırlandırılmıştır. Dijital çağın izleyicileri pasif konumdan aktif konuma geçmektedirler. Farklı platformlar arası akışarak çoklu ortamlarda üretken bir şekilde var olmaktadırlar. Dijital olanaklarla başlayan yeni yayıncılık anlayışı çoklu, çapraz medya ortamlarını kullanarak kendine özgü bir dünya oluşturmaktadır. İzleyiciden görsel, işitsel, dijital platformları kullanarak bu dünyanın içine girmesi beklenmektedir. Açılan hikaye ile bütünleşmek için hikayenin medyalarının yer aldığı platformlarda akışmak gerekmektedir. Bu çalışmanın konusu transmedya kavramı bağlamında Türkiye'de yayın yapan yerli yapım çocuk programlarını irdelemektir. Çalışmamın metodolojisi birbirinden farklı çocuk programlarındaki izleyicilerin aktifliği ve pasifliğini sorgulayarak, programların içerik analizlerini içermektedir. Bu çalışmanın sonucu, Türkiye'de yayın yapan yerli yapım çocuk programları hakkında durum analizi yaparak çocukların ne derece üretken olduklarını açığa çıkartmayı amaçlamaktadır.
Popüler kültür ve sosyal medya: Moda bloggerları üzerine bir saha çalışması
Popüler kültür ve sosyal medya çağımızda çok büyük bir yer edinmiş ve küçümsenemeyecek derecede güçlü, etkili etmenlerdir. Birbiriyle bağlantılı, insan hayatını etkileyen birçok terimin yanı sıra popüler kültür ve sosyal medya bu noktada ön plana çıkmaktadır. Yalnızca tek bir sektör değil, birçok sektör bu iki etmenden fazlasıyla etkilenmekte ve kültür de dâhil olmak üzere toplum büyük bir oranla bu durumundan etkilenmektedir. Bu noktada, popüler kültür, sosyal medya, kapitalizm gibi güçlü terimleri incelerken aynı zamanda etkileri de tezde yansıtılmaktadır. Ayrıca örneklerle birlikte sunularak bu bağlamda moda alanının incelenmesi ve moda bloggerları yani modayı da çok fazla etkileyerek popüler kültür ile moda alanında sosyal medyayı kullanan bireyler ile bir saha çalışması yapılarak bu anlamdaki düşünceler üzerine tartışılmıştır. Bu araştırmanın amacı sosyal medya ile popüler kültürün birlikte ne kadar büyük bir ilişkisi olduğunu göstermek, kapitalizmin günümüz çağındaki gücünün devam etmesi, toplum üzerindeki etkileri ve sosyal medyanın son yıllarda çok hızlı gelişmesi ile birlikte bu durumun ne kadar belirli bir hal aldığını saptamaktır. Bu amaç doğrultusunda, Türkiye'de sosyal medyayı modaya yönelik kullanan kişiler ile iletişime geçerek, günümüzde popüler kültür ile sosyal medyanın etkisinin ne kadar alışkanlık yaptığını, toplumu ne yönde etkilediğini benim fikirlerimin yanı sıra bu katılımcıların fikirleri doğrultusunda ortaya konulmuştur. Anahtar Kelimeler: Popüler kültür, sosyal medya, kapitalizm, moda, kültür endüstrisi, toplum ve kimlik, reklam
Kültürel etkileşimin yeni Dünya'nın keşfiyle Osmanlı saray mutfağı özelinde Anadolu yemek kültürüne etkisi
Kendine özgü bir iletişim modeli olan Yemek Kültürü'nden yola çıkılarak yaşamak için gereksinim duyulan beslenmenin, tarihsel süreçte nasıl bir kültürel öğeye dönüştüğü, damak tadının oluşumu ve insanlık tarihi boyunca etkileşimle çeşitlenen mutfak kültürünün öyküsü anlatılmaktadır. Gün geçtikçe artan küreselleşmenin hızlanmasına Yeni Kıta'nın keşfinin nasıl bir motivasyon kattığı ve dünyanın beslenme kültürüne ne gibi etkilerde bulunduğu irdelenmeye çalışılmaktadır. Küreselleşme her geçen gün zaman ve mekân engelini ortadan kaldırırken bu keşfin nasıl bir hızlandırıcı olduğuna değinilecektir. Çalışmada disiplinler arası bir yaklaşımla Türk toplumunun farklı zamanlardaki yemek kültürü ele alınarak Amerika kıtasının keşfi sonrası Osmanlı saray mutfağı özelinde Türk mutfağının farklılaşma biçimi incelenecektir. Kültürün en başat unsurlarından biri olan yemeğin, tüketim biçimleri, nasıl tüketildiği ve yemek kültüründeki dönüşümün sosyal dönüşümle nasıl birlikte yapılandığı incelenecektir. Anahtar Kelimeler: Kültürel Etkileşim, Yemek Kültürü, 19. Yüzyıl Türk Mutfağı, Kültürel Çalışmalar
Kültürün yeniden üretimi bağlamında halk edebiyatı metinlerinin kullanımı: Dede Korkut çizgi film örneği
Bu çalışma Dede Korku kitabının, çizgi film üzerinden kültürel değerlerimizin çocuklara aktarımını detaylı bir şekilde ortaya koymaktadır. Vatikan ve Dresden nüshaları bulunan Dede Korkut anlatıları Türk kültürünün yapı taşını oluşturmaktadır. Eserin içeriğinde günümüze değin etkisini yitirmeyen kültürel değerler ve öğretiler yer almaktadır. Çalışma, bu eserin 2014-2015 yılları arasında Mavi Rüya Film Prodüksiyon tarafından güncellenerek TRT Çocuk kanalına hazırlanan "Dede Korkut Hikayeleri" çizgi filmini ele almaktadır. Bu çizgi filmden kültürün nesiller arası değişimi, yeni araçlarla güncellenmesi, çocuğun gelişim dönemlerine uygun hale getirilirken yaşadığı değişimler, çizgi film vasıflarıyla çocuklara aktarımı, çocuğun bu yolla kişilik kazanımı ve toplumsallaşması adına incelemeler sunmaktadır. İnceleme sonucu çizgi filmlerin çocuk eğitimi üzerindeki etkisinden faydalanarak kültürel değerlerimizin aktarıldığı görülmüştür. Çizgi filmde Dresden nüshasında yer alan cinsellik ve saldırganlık içeren bölümlerin sadeleştirildiği, değiştirildiği yahut işlenmediği gözlemlenmiştir. Çizgi filmde eserden bağımsız olarak nevruz, Ramazan Bayramı, Ramazan ayı ve oruç, birlik ve beraberliğin önemi gibi mesajlar içeren bölümlerin de yaratıldığı görülmektedir. Bu çalışmayla birlikte yerel çizgi film sektörümüze gerekli destek sağlanarak yabancı kültürlerin yerelleştirilmesinin önlenebileceği ve Türk kültürü, örfü, âdetini bilen bireyler yetiştirilebileceği kanısına varılmıştır.
Çizgi filmler ve tüketim kültürü: Çizgi filmlerde tüketim davranışlarının ve tüketim nesnelerinin ilkokul ve ortaokul çağındaki çocuklara etkisi
Bu araştırma çizgi filmlerde ilkokul ve ortaokul çağındaki çocukları tüketime yönlendiren içeriklerin belirlenmesi, belirlenen içeriklerin çocukların satın alma davranışı üzerinde ne kadar etkili olduğunu tespit etmek amacıyla yapılmıştır. Ayrıca çizgi filmlerde tüketim davranışlarının ve tüketim nesnelerinin ilkokul çağındaki çocuklara etkisi de belirlenmiştir. Bu bağlamda oluşturulan hipotezler analiz edilerek amaca ulaşmaya çalışılmıştır. Araştırmanın birinci ve ikinci bölümleri kavramsal çerçeveyi kapsamaktadır. Araştırmanın ilk bölümünde, tüketimle ilgili genel kavramlar açıklanarak, televizyonun tüketim üzerindeki etkileri ile ilgili literatür taranmıştır. Araştırmanın ikinci bölümünde ise, çizgi filmlerin ortaya çıkışı, genel özellikleri ve çizgi filmlerde üretilen ideolojilerin çocuk izleyicilere etkileri kavramsal olarak açıklanmaya çalışılmıştır. Araştırmanın uygulama bölümünü oluşturan üçüncü kısmında, televizyonda yayınlanan çizgi filmlerin ilkokul ve ortaokul çağındaki çocukların tüketim alışkanlıklarına etkisini araştıran bir alan araştırması yapılmıştır. Bu bağlamda Bitlis ilinde ilkokul ve ortaokul çağındaki 380 çocuğa anket uygulanmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler SPSS 25 paket programında frekans, T Testi ve Anova Testi yapılarak analiz edilmiştir. Bu testler sonucunda elde edilen bulgular tablolaştırılarak yorumlanmıştır. Araştırma sonucunda çizgi filmlerde çocukları etkileyen içeriklerin bulunmadığı ve çizgi filmlerde bulunan çocukların satın alma davranışında rol oynayan ürünlere olan ilgilerinin de olumsuz olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Tüketim, Tüketim Kültürü, Çizgi Film, Çocuk, Televizyon
Yeni medya ve gazetecilik kimliğindeki dönüşüm
Dünya artık küreselleşmenin giderek daha fazla hissedildiği bir yer halini almış durumdadır. Küreselleşmenin yansımalarını ilk başta ekonomik olarak görülmeye başlansa da, tüketim kültürü olgusuyla son yirmi yılda toplum üzerinde görmekteyiz. İnternetin ortaya çıkması, yeni iletişim teknolojilerinin yayılmasıyla yeni bir çağa adım atılmıştır. İnternetin bilgiyi hızla yayması önemli bir etkiyi beraberinde getirirken asıl dönüşüm web 2.0 teknolojilerinin gelişmesi ile olmuştur. Yeni medya teknolojileri toplumu etkilediği kadar medya ve gazetecilik kimliğini de etkisi altına almıştır. Yeni iletişim teknolojisinin yarattığı karşılıklı etkileşim, sosyal medyaya olan ilgiyi arttırmış ve yayılmasını sağlamıştır. İnsanlar hızlı ve kolay bilgi edinmeyi tercih etmeye başlamasıyla geleneksel medyaya olan ilgiler azalmıştır. Bu durum özellikle gazete tirajlarını düşürmüştür. Yaşanan bu gelişmelerin geleneksel medyanın sonunu getireceği tahmin edilirken, sosyal medyanın ve internetin anında bilgi ve içerik vermesi çoğu zaman yanlış ve yalan enformasyon ortamı yaratmıştır. Artık bireylerin kendi haberlerini kendi yapmaları ve sosyal medya veya web ortamında paylaşması yurttaş gazeteciliğini ortaya çıkarmıştır. Ancak mesleği gazetecilik olmayan bu bireylerin haberleri editöryal süzgeçten geçirmemesi birçok yanlış bilgi ve toplumu kışkırtma ortamı yaratabiliyor. Yurttaş gazeteciliğin en önemli özelliği azınlık grupların sesi olması ve ana akım medyanın görmediği haberleri ortaya çıkarmasıdır. Yurttaş haberciliğine örnek olarak Özgecan Aslan ve gezi olayları verilmiştir. Sosyal medya aracılığıyla toplumsal olaylar ön plana çıkmıştır. Böyle bir bilgi yığınında profesyonel gazeteciliğe güven artmıştır. Yeni medya çağında, medya ve gazeteciler yaşayacakları dönüşümle kendilerini bu ortama entegre etmek durumundadır.
Lars Von Trier'in 'Depresyon Üçlemesi'nin feminist çözümlemesi
Bir cinsiyetin diğerinden üstün olduğunu savunan görüş ve ideoloji olan cinsiyetçilik, yüzyıllardır süregelen bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. "Cinsiyet ayırımcılığı, genel anlamda bireylere cinsiyetlerinden dolayı toplumda adaletsiz bir şekilde davranılmasıdır. Bu anlamda cinsiyet ayırımcılığı bireyin insan haklarından tümüyle yararlanmasını engelleyen sosyal açıdan yapılandırılmış cinsiyet rolleri ve normlarına dayalı olarak herhangi bir ayırıma, dışlanma ya da kısıtlamaya maruz kalmasıdır. Cinsiyet ayırımcılığı, kaynaklara ve fırsatlara ulaşmada eşitsizlik, şiddet, temel hizmetlerden yararlanmada yetersizlik, çalışma yaşamı ve siyasette kadının sınırlı olarak yer alması ve kadınlarla erkekler arasındaki kişisel ilişkilerdeki güç dengesizliği hususlarıyla yakından ilişkilidir. Dolayısıyla cinsiyet ayırımcılığı; toplumda kadınların temel hizmetlerden yoksun olması, fırsatlara ve kaynaklara sahip olmada erkeklere oranla eşit olmayan koşullar yaşaması, şiddete uğraması, siyasette ve çalışma yaşamında düşük oranlarda temsil edilmesi biçiminde tanımlanmaktadır. Kadınların günlük yaşam faaliyetlerine tam ve özgür bir şekilde katılma olanağından yoksun olmalarına neden olan cinsiyet ayırımcılığının kapsamına; karar mekanizmalarına katılamama, kamusal olanaklardan yararlanamama, sağlıksız koşullarda yaşama, uygun konut sahibi olamama, çalışma yaşamında engellerle karşılaşma, işyerinde taciz ya da haksızlığa uğrama ile sendikaya üye olamama ve sendikal faaliyetlere katılamama gibi çeşitli konular girmektedir." (TMMOB, Cinsiyet Ayrımcılığı Hakkında https://www.tmmob.org.tr/sayfa/cinsiyet-ayrimciligi-hakkinda) Cinsiyetçilik kavramı kimi zaman bireyler arasında, kimi zaman toplumsal normlarda, kimi zaman ise basında, internet mecralarında, televizyon kanallarında ve sinema sektöründe işlenen konularda görülmektedir. Bu anlamda cinsiyetçilik kavramını işlerken sinema okumaları açısından yardımcı olan kuramsal yaklaşım 'Feminist Kuram'dır. Zaman içinde gelişen 'Feminist Kuram'ın ele aldığı konu ataerkil bir düzende işleyen sinema endüstrisinin ürettiği filmlerdeki kadın rollerine erkek bakış açısıdır. Feminist düşünce yapısı ile ortaya çıkan sinemada feminist eleştiri kavramı, cinsiyetçi kavramlara karşı çıkmaktadır. Psikanalitik çalışmaların önemli etkisi bulunan feminist eleştiri kavramı sinemada kimi zaman sert çizgilerle anlatılan kadın/erkek rollerinin analizi üzerine geliştirilmiştir. Bu konuda en önemli örneklerden biri; kadın/erkek ayrımının en net görüleceği ve kadının açık bir şekilde ötekileştirilen, kadına yönelik cinsiyetçilik kavramının yoğun çizgilerini taşıyan; 1995 yılında kurucularından olduğu Dogma 95 hareketiyle tanınan Danimarkalı Yönetmen Lars Von Trier'in 'Antichrist', 'Melancholia' ve 'Nympomaniac I-II' filmlerinin yer aldığı 'Depresyon Üçlemesi'dir. Cinsiyetçilik kavramından yola çıkarak ilerlenen tezde 'Feminist Film Eleştirisi' Yardımıyla Lars Von Trier'in 'Depresyon Üçlemesi' ele alınmaktadır. 'Lars Von Trier'in Depresyon Üçlemesi'nin Feminist Film Çözümlemesi' başlıklı tezde ilk olarak 'Antichrist (Deccal, 2009)' filmi, sonrasında 'Melancholia (Melankoli, 2011)' filmi ve son olarak 'Nymphomaniac I-II (İtiraf I-II, 2013)' filmleri feminist kuram kavramı üzerinden ele alınmaktadır. Tezdeki asıl amaç Danimarkalı yönetmen Lars Von Trier'in 'Depresyon Üçlemesi'nde kadın olgusunu seyirciye nasıl yansıttığı ve nasıl incelediğidir. Bu bağlamda kadının sinemadaki karakterinin izleyiciye nasıl kötü ve aciz yansıtıldığını göstermek belki de Trier'in asıl amacının toplumsal ikiyüzlülüğü bir şekilde seyircinin yansıtmaya çalışmasını çözümlemektir. Bu anlamda tezde 'Kadın kimdir, ne için vardır, bilgi-ruhsal-cinsel açıdan erkeklerden daha aciz bir varlık mıdır? Yoksa tüm bunlar toplumun aslında ikiyüzlülüğü sebebiyle mi bu şekilde öğretilmiştir?' sorularının yanıtları ele alınırken Lars Von Trier'in sineması feminist metodolojiyle incelenmektedir. Anahtar Kelimeler: Feminist Film Eleştirisi, Lars Von Trier, Antichrist, Melancholia, Nymphomaniac
Interpreter at the crossroads of communication, culture and language: A study on Amistad
The aim of this thesis is to explore the status/task and multiple roles of the interpreter in the film Amistad. Bringing together the approaches developed within communication and cultural studies with the approaches from the field of translation and interpreting studies, the thesis examines what the film reveals concerning the intricate relations between culture, language, communication and power in a case of linguistic, cultural and socio-economic asymmetry. The film narrates the story of the 'slaves' of the ship Amistad captured and put into trial in a legal setting where the medium of communication is a language foreign to them. The captives are deprived of a verbal tool to communicate with until an interpreter steps in, whose presence and intervention dramatically changes the course of events leading to their freedom. The analysis of Amistad as a film on language, communication, culture and translation has revealed that the film reflects both the multidimensional roles and a professional profile of the interpreter, the ethics of translation in terms of the relations of freedom and responsibility and the positions of the interpreter in communication as a process of encoding and decoding. As an eminent example revealing the central and critical role and function of the interpreter even in the fields in which translation is seen marginalized, the film shows the key role of the interpreter in the communication as a meaning creation process and power struggles. Amistad portrays the interpreter as one of the prominent players in the power games, struggles and conflicts, who incorporates, experiences, both reflects on and reflects and carries the complex and interrelated relations between the linguistic, cultural, discursive, ideological practices/constructs and power, infrastructure and hegemony, and who knows what lies behind and beyond the codes and the discourse of the dominant. Thus, the interpreter is the one who has the potential/power to either reinforce/re-produce or unsettle, even dissolve and abolish the well-organized, multi-dimensional and multi-level operating hegemonic systems structured by the power. The thesis concludes also suggesting that films may serve as potential sources of future research to explore what is behind and beyond all the workings and mechanisms of the activity of interpreting and to further explore the pivotal and critical roles of interpreter and interpreting in the encounter and clash of cultures.
Türkiye'de televizyonun sosyo-kültürel değişimdeki yeri ve sinemada temsili
Sinema filmleri dünün, bugünün ve geleceğin temsilleri olarak kabul edilmektedir. Bu temsillerin oluşturulmasında kullanılan hiçbir şey tesadüfi değildir. Sinema anlatısında kullanılan bütün görsel öğeler senaristin, yönetmenin, yapımcının hatta filmde oynayan oyuncunun dünya görüşüyle oluşan bir süzgeçten geçerek öznel olarak konumlandırılabilmektedir. Nesnel olan tek şey ise bilim-kurgu ve fantastik türleri haricinde bu görsel öğelerin anlatılan tarihsel süreçle uyumlu olması gerekliliğidir. Bu nedenle sinema filmleri belirtilen dönem içerisindeki kültürel yaşama ve teknolojiye aykırı materyaller sunamaz. Bahsi edilen dönemde insanlar gündelik yaşantısında hangi araçları kullanıyorsa, sinema filmi de anlatısında mecburen aynı araçların kullanıldığı bir temsil sunmak zorundadır. Böylece film anlatısında kullanılan teknolojik araçlardan yola çıkılarak, filmin hangi döneme ait olduğu ve dönemin koşulları hakkında da çıkarım yapılabilir. Bu doğrultuda yapılan çalışma kapsamında 1970'ten günümüze Türkiye'de yaşayan insanların hayatının bir parçası olarak televizyonun sinemada nasıl temsil edildiği incelenmiştir. Çalışma kapsamında anlatı zamanı bakımından kronolojik sıralamayla "Canım Kardeşim" (1973), "Vizontele Tuuba" (2004), "Masumiyet" (1997) ve "Kanal-i-zasyon" (2009) filmleri dönemsel olarak toplumsal pratiklerin ötesinde televizyonun değişen süreç içerisinde nasıl konumlandırıldığını anlayabilmek için çözümlenmiştir.
Televizyon reklamlarında erkeğin temsili
Kitle iletişim araçları aracılığıyla bilgiler hem hızlı hem de farklı yollarla dağıtılabilmektedir. Televizyon kitlelere ulaşmada oldukça güçlü bir kitle iletişim aracıdır. Medya içeriklerinin, içerisinde bulunulan toplumun değerlerine ve toplumsal cinsiyet rollerine uygun şekilde kodlandığı düşünülmektedir. Medya cinsiyet kalıpyargılarının benimsenmesi ve yeniden üretilmesinde rol sahibidir. Hedef kitle televizyon reklamları aracılığıyla tüketime teşvik edilmektedir. Reklamverenler ve reklamcıların en önemli hedefi hedef kitleyi ikna ederek satışları artırmaktır. Reklamcılar reklamlarda izleyiciye imgeler sunar ve izleyicilerin reklamlarda gördükleri imgeler gibi olmak istemelerini beklerler. Alımlama yöntemi medya metinlerinin insanlar tarafından nasıl anlamlandırıldığını incelemektedir. Alımlama çalışmaları, medya içeriklerini açımlamada izleyicinin pasif olmadığını ve bireylerin birbirlerinden farklı anlamlar çıkarabileceğini varsayar. Çalışma, televizyondaki erkek karakterlerin izleyiciye nasıl yansıtıldığı ve izleyiciler tarafından erkek karakterlerin nasıl alımlandığını incelemeyi amaçlamaktadır. Katılımcılara reklamlarda gördükleri erkek karakterin fiziksel, psikolojik durumları ve bu durumun ürünü satın alma noktasındaki etkisi sorulmuştur. Toplumun erkeklere uygun gördüğü özelliklerin reklamlarda yansıtıldığı ve toplumsal rollerin pekiştirildiği, reklamda yer alan erkek imgenin izleyiciye rol model olarak sunulduğu ve tektipleştirilmiş erkek algısı yaratıldığı sonucuna varılmıştır.
Haber programları arasında yaşanan hashtag savaşları "Kanal D Haber Günaydın" örneği üzerinden değerlendirilmesi: #Bunasıl İş, #Kolay Değil, #Bana Sorarsan ve #Şaka Değil
Televizyon, geleneksel medyanın en güçlü ayaklarından biridir. Televizyon, internet teknolojisinin gelişmesiyle sosyal medya platformlarına önem vermiştir. Geleneksel medyanın görsel ayağı televizyon, sosyal medyayla bağlantılı olarak izleyicinin görüşlerine yer vererek bu platformda kendisine uygun bir alan oluşturmuştur. Sosyal medya, kullanıcıları bir araya getirerek etkileşimi arttırmaktadır. Televizyonlardaki haber programları kamuoyunun haber almasını sağlayan bilgi kaynağıdır. Televizyonlarda yer alan haber programları, sosyal medya aracılığıyla izleyicileri programa davet ederek haberciliği farklı boyutlara taşımıştır. Haber programları, Twitter'ın hashtag sistemini kullanarak interaktif haberciliğe doğru ilerlemiştir. Böylece izleyici yer alan veya almayan bir haberi hashtag üzerinden belirterek programa dahil olmaktadır. Çalışmada, Kanal D'de sabah kuşağında yayınlanan haber programı Kanal D Haber Günaydın'ın yer verdiği hashtagler (#BuNasılİş, #KolayDeğil, #BanaSorarsan ve #ŞakaDeğil) ele alınarak, reyting savaşlarının yanı sıra hashtag savaşlarının nasıl başladığı incelenecektir.
Günümün Türk dizilerinde hegemonik erkeklik temsili: Diriliş "Ertuğrul", Söz, Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz dizilerinin analizi
Günümüz Türk Dizilerinde Hegemonik Erkeklik Temsili: Diriliş "Ertuğrul", Söz, Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz Dizilerinin Analizi hegemonik erkeklik kavramı bağlamında erkek karakterlerin kişilik ve fiziksel özellikleri, hegemonik erkek söylemi ve hegemonik erkek temsili incelenmiştir. Bu bağlamda seçilen örnek yapımlar 'Eleştirel Söylem Analizi' sonuçlarına göre değerlendirilmiştir. Oluşturulan tablo ile "Dizilerin türü, konuları ve ana karakterleri, ana karakterin fiziksel görünümleri ve psikolojik betimlemeleri, sosyal yaşamdaki konumları, bu dizilerdeki erkek karakterlerin diğer karakterlerle ilişkisi, hegemonik erkekliğe dair söylemler, hegemonik erkekliğin temsili" kriterleri derinlemesine incelenmiştir. Sonuç olarak, en çok izlenen dizilerin ana karakterleri erkektir. Dizilerdeki erkek karakterler güçlü, akıllı, çevresi tarafından sevilen ve saygı gören özelliklere sahiptir aynı zamanda ana karakterlerin argo kullanmayı seven ve hegemonik oldukları tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Söylem Analizi, Hegemonik Erkeklik, TV Dizileri
Tüketim kültürü ve popüler kültür bağlamında anneler günü reklamlarının incelenmesi
Küreselleşen dünyada giderek etkisini gösteren, popüler kültür ve tüketim kültürü hedef kitlenin ihtiyacı olsun olmasın duygularına seslenerek onları meta haline getirmeyi hedefleyen bir sistemdir. Bu sistem içerisinde reklamlarında önemli bir etkisi bulunmaktadır. Popüler kültür, kitle kültürü içinde büyümüş bir kavramdır. Bu kavram tüketicinin ihtiyacının olup olmamasına değil bir ürünün popüler olup olmadığı ile ilgilenir. Tüketim kültürü ise popüler kültürün pazarladığı ve metaya dönüştürdüğü duygular üzerinde durur. Bu tez çalışmasının birinci bölümünde problemin tespiti, araştırmanın amacı ve önemi, örneklem seçimi ve analiz yer almaktadır. İkinci bölümünde tüketim kültürü ve popüler kültüre ilişkin olarak yapılan literatür çalışması yer almaktadır. Üçüncü bölümde reklam ve göstergebilime ilişkin kavramsal çerçeve çizilmiş ve yapılan çalışmalardan söz edilmiştir. Tezin dördüncü bölümünde son 2 yılda yayınlanan 4 markanın anneler günü reklamlarının göstergebilimsel açıdan çözümlenmesi yer almaktadır. Göstergebilimsel çözümleme için Roland Barthes'ın yönteminden yararlanılmıştır. Tezin son bölümünde ise tez çalışması ile ilgili sonuçlara yer verilmiştir.
Tiyatro yapıtlarının sinemaya uyarlanmasında anlatısal ve yapısal değişiklikler Vasıf Öngören'in Asiye Nasıl Kurtulur oyununun filmsel uyarlama örneği
Genel anlamda uyarlama, bir eser üzerinde bir takım değişiklikler yaparak başka bir sanat dalına uygun hale getirmektir. Bu araştırmada edebiyat ve sinema ilişkisi ele alınarak, tiyatro ile film arasındaki benzerlikler ile karşılaştırıldıkları zaman ortaya çıkan bir takım benzerlikler ve farklılıklar ele alınmıştır. Ayrıca sinema neden edebiyatla ilişkilendirildiği sorusunun cevabı aranmış, bunun yanında tiyatrodan filme uyarlama yapıldığı zaman başvurulan yöntemler üzerinde durulmuştur. Göstergebilimsel çözümlemenin kullanılacağı çalışmada, yapısalcılık çerçevesinde Vladimir Propp'tan ilham alınarak kendine has çözümleme yöntemini kuran Algirdas Julien Greimas'ın anlatı izlencesi ve eylensel örnekçesinden yararlanılmıştır. Tiyatro oyunlarının filme aktarılmasını anlatan bu çalışma, Vasıf Öngören'in yazdığı "Asiye Nasıl Kurtulur" oyununun Atıf Yılmaz'ın yönettiği "Asiye Nasıl Kurtulur" filmi arasındaki ilişkiyi çözümlemeyi ve yorumlamayı hedeflemiştir. Tezde, film ve tiyatro metinleri yöntem ve anlatı öğeleri açısından karşılaştırılmış ve filmin metne getirdiği yorumlamalar ele alınarak uğradığı anlatısal ve yapısal değişiklikler incelenmiştir.
Çok oyunculu dijital oyunlarda oyun oynama pratikleri: MOBA ve MMORPG oyunlar üzerine karşılaştırmalı bir inceleme
Oyunlar, kültür tarihi kadar eski bir olgu olarak karşımıza çıkar. Dijital oyunlar ise yirminci yüzyılın ikinci yarısından sonra hayatımıza girmiş önemli bir kavramdır. 1980 sonrası dönemde bilgisayar ve internet teknolojilerindeki gelişmelerle birlikte, daha büyük boyutlarda anlatı unsurları içeren oyunlar ortaya çıkmıştır. Bu çalışmada çevrimiçi çok oyunculu oyunlardan MMORPG ve MOBA incelenmiştir. Çalışmanın yöntemi olarak çevrimiçi çok oyunculu oyunlardan MMORPG ve MOBA oyuncuları ile yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmelerden elde edilen veriler yer almaktadır. Çalışmada geleneksel ve dijital oyun kültürünün temel kavramları, dijital oyunların genel özellikleri ve anlatı yapılarından söz edilmiştir. Çalışmada ayrıca, Devasa Çok Oyunculu Çevrimiçi Rol Yapma Oyunu – MMORPG (Massively Multiplayer Online Role Playing Game), Çevrimiçi Çok Oyunculu Savaş Arenası - MOBA (Multiplayer Online Battle Arena), video oyunu çatışma türleri, oyuncu tipleri, League of Legends ve World of Warcraft kavramları açıklanmıştır. Çalışmamızın araştırma kısmını oluşturan son bölümde MMORPG ve MOBA oyuncularının oynama motivasyonları ile oyun içindeki karakteristik özellikleri ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Çalışmanın sonunda MMORPG ve MOBA oyuncularının oynama motivasyonları arasında anlamlı bir farklılık bulunduğu ortaya çıkmıştır. Çalışmada ayrıca oyuncuların oyun bağımlılıkları üzerine bir inceleme yapılmıştır. Üçüncü olarak MMORPG ve MOBA oyuncularının, Bartle'ın oyuncu sınıflandırmasına göre karşılaştırması yapılmıştır. Çalışma sonucunda birbirine yakın görünen iki çok oyunculu oyun, motivasyon yapıları ve oyuncu tipolojisi ile birbirinden ayrılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Oyun, Dijital Oyun, Oyun Kültürü, Çok Oyunculu Oyun
Suriyeli göçmenlerin temsili: Türk basınında Suriyeli göçmenlere dönük yapılan haberlerin analizi
Göç, insanlık tarihinin var olduğu süreçten itibaren günümüze kadar toplumların değişmeyen bir parçası olarak karşımıza çıkmaktadır. Küreselleşen dünyada ülkelerin göçlere ve kendi göç politikalarının nasıl olduğu ve bu doğrultuda Türkiye'nin göçe bakışının nasıl olduğuna bakmak gerekir. Suriye'de yaşanan iç savaş sonucunda Türkiye'nin yardımları ile gelen Suriyeli mülteci göçmenler bugün kaldıkları kampların yetersizliği sonucunda büyük şehirlere çalışmak üzere göç etmektedirler. Çalışmanın ilk bölümünde Göç ve Suriyeli Göçmenler üzerine literatür çalışması bulunurken çalışmanın ikinci bölümde metodolojisi ve sınırlılıkları üzerinde durulacaktır. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise yayın politikaları birbirinden farklı tirajı yüksek 2 gazetenin olayların başladığı ilk 2 yılda Suriyeli göçmenler üzerine yapılmış olan haberleri Van Dijk'ın eleştirel söylem analizi ışığında Suriyeli göçmenleri nasıl temsil ettiklerine bakılacaktır.
Türk sinemasında feminen kadın kimliği: Yönetmen Çağan Irmak örneği
Bu tezde Türk sinemasında, Yönetmen Çağan Irmak'ı da kapsayarak, Türk sinemasının feminen kadın kimliği açısından incelenmesi amaçlanmıştır. Bu araştırma doğrultusunda, Çağan Irmak yönetmenliğinde yapılan sinema filmlerinde feminen cinsiyet tarzının baskın olduğu iddia edilmektedir. Bu iddia kapsamında, Çağan Irmak tarafından yapılan sinema filmlerinde, yönetmenin kadın kimliğini nasıl ortaya koyduğu ve baskın bir tarz olarak feminen bakış açısının nasıl yansıtıldığının ortaya konulması hedeflenmiştir. Araştırmada Çağan Irmak'ın; Babam ve Oğlum, Issız Adam, Prensesin Uykusu, Dedemin İnsanları, Tamam mıyız?, Unutursam Fısılda, Nadide Hayat, Benim Adım Feridun filmleri incelenmiştir. Dünya'da ve Türkiye'de, cinsel kalıplar medya aracılığıyla gösterilmekte ve bir anlatı nesnesi olarak yansıtılmaktadır. Geçen yüzyıldan itibaren önemli bir kitle iletişim aracı olan sinema, cinsiyet tarzlarını konu edinmekte ve devamlı surette bunu bir malzeme olarak kullanmaktadır. Bu çalışmanın kapsamı, Çağan Irmak yönetmenliğinde yapılan sinema filmlerinde baskın olarak kullanılan feminen tarzlardır. Çağan Irmak'ın filmleri incelenerek bu filmlerin içeriğinde yer alan feminen tarzlar belirlenmiş ve ortaya konulmuştur. Feminen tarzların belirlenmesinde nitel içerik çözümleme yönteminden yararlanılmış ve filmlerde yer alan mesajların açığa çıkarılması hedeflenmiştir. Çağan Irmak Filmleri incelenerek kadını temsil eden ve feminen kimlikleri ortaya koyan bulgular elde edilmiştir. Araştırmadaki bulgular, Çağan Irmak'ın filmlerinde yer alan kadın karakterlerin genel görünümleri ve filmlerde yer alan diyaloglar üzerinden verilmiştir. Filmlerde yer alan karakterlerin yaşayış biçimleri, kullandıkları söylemler ve materyaller kadınların kimliklerini yansıtarak Çağan Irmak'ın sinema dilinde, kadınların cinsiyet görünümlerinin ortaya konulmasını sağlamaktadır. Bu sinema dili kadınlarla bağlantılı olurken, erkekleri de yansıtabilmektedir. Anahtar Kelimeler: Türk Sinemasında Cinsiyet Kalıpları, Feminen Kadın Kimliği, Çağan Irmak Sineması, Çağan Irmak Filmlerinde Feminen Yapı
Yavuz Turgul sinemasında kültürel kodlar ve kültürel temsiller
Bir sanat olarak sinema en temelde sosyolojiktir. Toplumların dinamikleri, etkileşimleri, çatışmaları, serzenişleri ya da beklentileri, her dönemde beyaz perdeye yansımış, sinema toplumsal bir dil olarak kullanılmıştır. Türkiye'de de, sinema ve sosyoloji ilişkisi, toplumun hafızası ve iç sesi olarak zuhur etmiştir. Yavuz Turgul da bu hafızanın en berrak hatıratında, en net duyulan iç seslerden biridir. Bu noktadan hareketle, bu çalışmada bir hikayeci ve yönetmen olarak Yavuz Turgul'un içinde bulunduğu dönem ve toplumla hassas bir bağı olduğu tespitinden hareketle, kültürel değişim karşısındaki duruşu irdelenerek, kültürel değişime bir karşı bilinç göstergesi olarak filmlerinde kullandığı kültürel kodlar ve kültürel temsiller değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Yönetmenin 1986 – 1996 arasında yazıp yönettiği Muhsin Bey(1986), Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni(1990), Gölge Oyunu(1993) ve Eşkıya(1996) filmlerinin, çekildikleri 80'li ve 90'lı yılların siyasal, sosyolojik konjonktürü bağlamında, kültürel kodlar ve kültürel temsilleri çerçevesinde incelenmiştir. Yönetmenin Gönül Yarası (2005) ve Av Mevsimi (2010) filmleri de örneklem olarak mercek altına alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Yavuz Turgul, kültürel değişim, doğu kültürü, kültürel çatışma, toplumsal değişim
İran sinemasında kadın temsili : Samira Makhmalbaf örneği
Samira Makhmalbaf'ın filmlerindeki kadın imgesinin simgesel ve İran sinemasının minimalist özelliklerinin irdelendiği çalışmada devrim öncesi, birkaç film hariç, yalnızca kamera önünde, aslolarak niteliksiz bir temsilin nesnesi olan kadınların 1979 devrimi sonrasında kameranın hem önü hem de arkasında nitelikli bir temsil ve duruş sergilemelerinin ve sinemanın yaratıcı özneleri haline gelmelerinin süreci anlatılmış ve rejime rağmen var olmaya çalışan kadınların hayatlarından bahsedilmiştir.
Çevrimiçi gazete haberlerinde suç olgusu: Okuyucu yorumlarına yönelik bir inceleme
21. yy. toplumunda internet teknolojisinin gelişimi ile bireylerin haber alma ve habere ulaşma imkân ve olanakları artmıştır. Bireylerin internet aracılığıyla dünya medyasında ve yerel medyada yer alan haberlere ulaşımı yer, mekân ve zaman fark etmeksizin hızlı ve kolay hale gelmiştir. Bu doğrultuda gelişen ve yaygınlaşan çevrimiçi gazetecilik kitle iletişiminin karşılıklı olarak sürdürülebilmesi için yorum yapma olanağı sunmaktadır. Okuyucuların gündemde yer alan haberlere aktif katılım göstererek duygu, düşünce, görüş ve önerilerini açık ve net şekilde dile getirdiği görülmektedir. Bu bağlamda çalışma kapsamında Türkiye çevrimiçi gazetelerinden en çok ziyaretçi alan habertürk.com, ensonhaber.com ve haber7.com sitelerinde yer alan kadın ve erkek cinsiyetlerinin suçlu veya mağdur olduğu haberlere yönelik okuyucu yorumlarının nicel içerik analiz yöntemi ile çözümlemesi yapılmıştır. Araştırma sonucunda toplumsal alanda erkeğin suçlu olduğu haberlere en çok "hakaret, şiddet ve küfür ifadesi" içeren yorumlar yapıldığı, kadının suçlu olduğu haberlere ise "kadın suçluluğunun savunulduğu" düşüncesi içeren yorumlar yapıldığı görülmüştür.
Monomit şemasıyla yapılandırılmış animasyonlarda kültür aktarımı: Moana ve Spirited Away örneği
Yirminci yüzyılda yaşamış olan Amerikalı araştırmacı – yazar Joseph Campbell, sözlü ve yazılı edebiyatın en kalıcı konusunun kahraman miti olduğunu ve kahramanların hep benzer aşamalardan geçtiğini ifade eden bir kuram ortaya koydu. Kahramanın Yolculuğu yahut ''Monomit'' olarak isimlendirdiği kuram; insanlığın kültürel dışavurumunu psikolojik, sosyolojik, kozmolojik ve manevi açıdan ele almaktaydı. Bu teori aynı dönemlerde gelişen animasyon sektörünce oldukça ilgi gördü ve hikaye kurgularında kullanılmaya başlandı. Günümüzde kitle kültürüne yönelik yapımlarda sıkça kullanılan Monomit şeması, kahramanın aktardığı kültürel kodlar ve evreninin göstergeler sistemi göz önüne alındığında, gerçekliğe temas eden bir organ görevi görmeye başlamıştır. Bu sayede yapımları üreten stüdyolar kültürel yapının aktarılmasında ve yönlendirilmesinde söz sahibi mecralar gelmişlerdir. Diğer açıdan aynı yapı dahilinde farklı kültürel kodlar da sergilenmektedir. Tezde öncelikle kültür ve insanın yapısal birlikteliği tartışılmış, ardından animasyonun gelişim sürecine değinilmiş ve geldiği noktada kahraman arketipinin Monomit üstünden okuması gerçekleştirilmiştir. Bu sayede sınırsız bir yaratım alanına sahip canlandırma sanatının, insanların psiko-oluşumsal ve sosyo-oluşumsal süreçlerini nasıl etkileyebileceği irdelenerek konuya dikkat çekmeye çalışılmıştır.
Sosyal medyada çocukların meta olarak kullanılması: Instagram anneleri örneği
Günümüzde gelişen ve yaygınlaşan iletişim teknolojileri iletişim ve bilgi alma yollarını çeşitlendirmiştir. İletişim araçları yalnızca iletişim aracı olmaktan sıyrılıp kullanıcıların çeşitli ihtiyaçlarını karşılayan ve onlara sanal yaşam alanları sunan mecralar haline gelmişlerdir. Sosyal medya bu sanal mecralardan en önemlisidir ve farklı sorunları da beraberinde getirmektedir. Bu sorunlar, sosyal medyada mahremiyetin dönüşümü, dijital emek ve kullanıcı içeriğinin sömürülmesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu tez çalışmasında, gündelik hayatın önemli ve vazgeçilmez bir parçası olan sosyal medya araçlarından İnstagram çalışma evreni olarak seçilmiştir. İnstagram'da fenomen olan 13 İnstagram annesiyle yapılan derinlemesine görüşmelerin analiziyle, İnstagram kullanıcılarının eğilimleri neler olduğu ortaya koyulmuştur.Buradan yola çıkarak,İnstagram annelerinin bu platformu hayatlarında önemli bir yere koydukları ortaya çıkmıştır .Ayrıca İnstagram, katılımcı annelerimizin sosyalleşmeden bilgi almaya varan çeşitli ihtiyaçlarına cevap veren bir konumdadır. Katılımcı annelerin bu platformda paylaştıkları içeriklerin binlerce takipçiyle paylaşması bir mahremiyet sorununa neden olmamaktadır. Katılımcı annelerimiz İnstagram'da dijital emek neticesinde ürettikleri içerikleri bir değer olarak görseler de buna tatmin edici maddi bir karşılık alamamaktadırlar.
Medyanın kaygı durumu üzerine etkisi
Bu araştırmada endüstri toplumunda bir patoloji olarak ele alınan kaygı durumunu medya içeriklerinin ne derece etkilediği psikanalitik perspektiften incelenmesi amaçlanmaktadır. Medya gücünü gün geçtikçe daha çok hissettirmekte ve insanlar üzerindeki etkisini devam ettirmektedir. Sürekli tüketime yönlendirilen toplum, tüketim döngüsüne yetişemediği ölçüde kaygılanmaktadır. Toplumda kendisine bir yer edinmek isteyen, diğerlerinden ayrı olmak istemeyen birey, sosyal medya ile reklamı yapılan ürün, mal ya da hizmetleri tüketmeye çalışmaktadır. Çalışma da kaygının kuramsal ve kavramsal olarak ne anlama geldiği, tüketim ve tüketim kültürü olguları kavramlarına yer verilmiştir. Kaygı durumunun, tüketim üzerine etkilerinin sosyal medya aracılığı ile yaygınlaşması incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Kaygı, Medya, Tüketim, Tüketim Kültürü, Tüketici, Reklam
Reklamda masal dilinin kullanımı ve kadın temsili
Fantastik anlatım; edebiyatta bir tür olarak yerini alırken; sinema, televizyon ve reklam filmlerinde kullanılmaktadır. Fantastik anlatı türünün edebiyatta ve sinemada popüler bir beğeniye dönüşmesi ile birlikte reklamlarda bu anlatım türünün kullanılmasını beraberinde getirmiştir. Reklam filmlerinde reklamcılar masal dilini kullanmaya onlara gerçek dünya ile büyülü dünyanın bir arada anlatıldığı hikâyelerin konu olduğu reklam filmleri hazırlamaktadır. Reklam filmleri de bir sinema filmi formatında bir olay ile başlar hedef kitlenin çözebileceği bir problem ile gelişir son bölümde de ürünün veya hizmetin sunduğu vaat aktarılır. Reklamda fantastik anlatım türünün kullanılması bir nedeni izleyicide merak duygusu uyandırması, reklamlara olan ilgiyi arttırmaktadır. Bu tez çalışmasının temel amacı; eleştirel kültür kuramları ışığında halk kültürüne ait olan masalların televizyon reklamlarında neden ve niçin kullanıldığını açıklamaya çalışmaktır. Bir diğer amaç ise markaların televizyon reklamlarında "masal kullanımını" göstergebilimsel açıdan incelemek, kadına biçilen rollerin masallardan modern zamana nasıl uyarlandığını irdelemektir.
Medyanın siyaset üzerindeki rolü: 12 Eylül ve 15 Temmuz karşılaştırması
Egemen güçler, siyasi yapılar ve liderler çok sayıda insana aynı anda ulaşabilmek adına radyo, televizyon ve gazeteler gibi kitle iletişim araçlarını kullanmaktadır. Medya bu anlamda kitlelerin algılarının şekillenmesinde en önemli rolü oynamaktadır. Egemen güçler gelişen imkanlarla birlikte insanlara daha kolay ulaşabilir, fikirlerini insanlara daha kolay iletebilir ve medyayı kendi amaçları doğrultusunda yönlendirebilir hale getirmiştir. Kitle iletişim araçları geçmişten bugüne reklam, propaganda ve siyasal iletişim aracı olarak işlev görmüştür. Türkiye'de 12 Eylül Askeri Darbesi ve 15 Temmuz Darbe Girişimi sırasında ve onu takip eden diğer günlerde gazeteler dahil tüm iletişim araçları ile bir algı yönetim süreci yaşanmıştır. Toplumsal psikolojiyi derinden etkileyen olaylarda medya araçlarının yüklendiği rol çok ağırdır ve insanların olaylara bakış açısını şekillendirmektedir. Bu çalışmada, "Hürriyet gazetesinin farklı dönemlerde ortak bir toplumsal olay olan darbe girişimi karşısında yaklaşım ve söylem farklılıkları var mı?'' sorusu, ilgili dönemlere dair incelenen vitrin sayfa haberleri ile cevaplanmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda iki ayrı dönemde Hürriyet gazetesinin olayları takip eden 15 gün içerisindeki vitrin sayfa haberleri biçimsel ve içeriksel olarak incelenmiş, analiz edilen toplam 188 haber, aradaki farklılık ve aynılıklara göre sayma ve tanımlama yöntemiyle tablolaştırılmıştır.
Gelenekselden dijitale TV yayıncılığının dönüşümü: Medya çalışanları üzerine bir araştırma
Televizyon, kitle iletişim araçları içerisinde birden fazla duyuya hitap edebilme özelliğiyle insanlar tarafından uzun yıllar boyunca çok fazla ilgi gören bir araç olmuştur. Ancak internet teknolojisinin yaygınlaşması, yakınsak teknolojilerin gelişmesini hızlandırmış bunun sonucu olarak da kullanıcının içeriğe ulaşma şekli tamamen değişmiştir. Televizyon özellikle de son yıllarda çok daha fazla kullanıcı tarafından takip edilmeye başlanan dijital medya platformları karşısında güç kaybetmiştir. Dolayısıyla da geleneksel televizyon yayıncılığı eski gücünü geri kazanmak adına bir değişim ve dönüşüm çabası içine girmiştir.
Spor gazetelerinin futbol milliyetçiliği üzerindeki etkileri: Fotomaç ve Fotospor örnekleri
Futbol Milliyetçiliği kendini yıllardır özellikle belirli dönemlerde yenilemekte olan bir olgu olmuştur. Özellikle siyasi, sosyal veya ekonomik geçmişi olan müsabakaların öncesinde veya sonrasında oluşan fanatizm ve holiganizm gibi etmenler aslında birer futbol milliyetçiliği öğeleridir. Bu futbol milliyetçiliği öğelerinde yazılı ve görsel basınının da zaman zaman ortak olması rekabeti tetiklemektedir. Bu bahsedilen rekabet saha dışına çıkarak futbol milliyetçiliği öğelerini meydana getirmektedir. Milliyetçilik, futbolun istenildiği zaman içine sokulan bir değer olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle uluslararası oynanan karşılaşmalarda milli değerler ön planda tutularak maçların önemi gerek futbolculara gerekse de taraftara aşılanmaya çalışılmaktadır. Sadece uluslararası alanda değil yerel lig kulüplerinin müsabakalarında da bu yöntem genellikle yazılı ve görsel basında tercih edilmektedir. Bu çalışmada kolayda örnekleme yöntemi kullanılarak Fotomaç ve Fotospor gazetelerinin futbol milliyetçiliği içeren vitrin sayfaları incelenmiştir. Futbolun doğasında milliyetçilik hislerinin ne derece var olduğu ve bu varoluşu medyanın vitrin sayfalarına nasıl taşıdığı sorularının cevaplarının arandığı araştırma kısmında 10 adet Fotomaç ve 10 adet Fotospor gazete vitrin sayfası ele alınmıştır.
Televizyon haberciliğine alternatif bir mecra: Etik değerler,yurttaş gazeteciliği, dijital gazetecilik, medya ekonomisi ekseninde Youtube haberciliği
Bu araştırmanın konusu televizyon haberciliğine alternatif bir mecra: etik değerler, yurttaş gazeteciliği, dijital gazetecilik, medya ekonomisi ekseninde youtube haberciliği olarak belirlenmiştir. Günümüz toplumunda sosyal medya çok sık kullanılan bir alan olarak karşımıza çıkıyor. Toplum bilgiyi ve haberi ilk olarak sosyal medya aracılığıyla öğreniyor. Durum böyle olunca haberciliğin etik değerleri görmezden geliniyor. Ayrıca asparagas haberler ile takipçiler yanlış yönlendiriliyor. Bununla beraber artık Youtube üzerinden profesyonel habercilik de gelişiyor. Bu çalışma, giderek büyüyen Youtube haberciliğinin ekonomik boyutlarının televizyon haberciliği ile arasındaki durumu, kısacası Youtube haberciliğinin televizyon haberciliğine bir alternatif olup olmadığı araştırılarak, gelecekte hangi mecranın daha popüler olacağı düşüncesinden hareketle yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Gazetecilik, Yurttaş gazeteciliği, Dijital gazetecilik, Youtube
Dijital dünyada sanal gerçekliğin inşasıyla kripto paraların ilişkisi
Teknolojinin gelişmesiyle birlikte insanlık elinden bulunan imkânların sınırlarını zorlamaya başlamıştır. Özellikle iletişim teknolojilerinin geldiği son noktada, internet teknolojisi temelli düşünüldüğünde, insanların farklı kimliklerle bir sanal hayat yaşadıklarını söylemek mümkündür. Dijital dünyanın içerisinde, yine dijital medya ürünleri vasıtasıyla yaşanan bu sanal hayat, insanların gerçek hayatlarındaki kimliklerinden biraz daha farklı ve popüler bir hayatı inşa etmelerine olanak tanımaktadır. Teknolojinin bu derece içine giren insanların hayatları teknoloji tarafından yönlendirilmekte ve hatta belirlenmektedir. Bir simülasyonun içerisinde yer alan insanların gerçek hayatta olduğu gibi temel bazı ihtiyaçları bulunmaktadır. Bunlar bir kimliğin oluşması, sosyal doyum, statü ve tabi ki en olmazsa olmazı olan paradır. 2009 yılında insan hayatı kripto paralar ile tanışmıştır. Kripto paraların en önemli özelliği merkeziyetçi nakit ve bankacılık yapısını yıkan, tamamen sanal ve dağıtık bir sisteme sahip olmasıdır. Bu sistem hem insanlara anonim kalma hakkı tanırken hem de yapılan tüm işlemlerin şeffaf olmasını sağlamaktadır. İşte sanal hayatı inşa eden insanların beklediği para birimi kripto paralardır. Kripto paraların ortaya çıkmasıyla beraber sanal hayatının içerisine ekonomik anlamda beklediği ürünü de etkileyen insanlar içinde bulundukları sanal gerçekliği ileri bir seviyeye taşımışlardır. Bu sanal gerçeklikte, gerçek hayatında matematik işlemi yapamayan bir insan ekonomi üzerine yorumlar yapmakta, bitcoin ve kripto paralar borsalarını yorumlamaktadır. Sanal gerçekliğin inşasında en önemli etmenlerden biri, bulunan simülasyona yeni insanlar çekerek sahip olunan etkinliği büyütüp arttırmaktır. Kripto paraların popülaritesi ve cazibesi karşısında gözleri parlayan insanlar bu büyüye kapılıp ellerindeki yatırımlarla kripto paralar satın alma davranışı göstererek bu sanal dünyaya ait olacaktır Bu araştırma ile kripto paraların, insanların dijital medya ürünleri vasıtasıyla yarattıkları sanal dünyanın içerisine nasıl kolayca entegre olduğu incelenerek, sanal gerçekliğin inşasıyla ilişkisi ortaya konulmuştur. Anahtar Kelimeler: Simülasyon,Sanal Gerçeklik,Kripto Paralar,Teknolojik Determinizm,Dijital Medya Ürünleri
Sosyal medya kullanıcılarının siber zorbalık davranışlarının incelenmesi: Bir alan araştırması
Bu çalışmanın temel amacı sosyal medya kullanıcılarının siber zorbalığa maruz kalma durumları ve siber zorbalık davranışlarının incelenmesidir. Çalışmada cinsiyet, yaş, medeni durumu, eğitim ve gelir durumuna ve sosyal medya araçlarını kullanma durumuna göre katılımcıların siber zorbalığa maruz kalma durumları ve siber zorbalık davranışları karşılaştırılmıştır. Çalışmada kolayda örneklem yoluyla seçilmiş 465 katılımcıya anket uygulanmıştır. Yapılan analizler sonucunda cinsiyete göre siber zorbalık davranışlarının farklılaştığı tespit edilmiştir. Erkekler kadınlara göre siber zorbalığa daha fazla maruz kalmış ve siber zorbalık davranışında bulunmuşlardır. Ayrıca sosyal medyada geçirilen süre arttıkça katılımcılar siber zorbalığa daha fazla maruz kaldığı ve daha fazla siber zorbalığı yaptığı belirlenmiştir. Bunun yanı sıra Twitter kullananların kullanmayanlara göre daha fazla siber zorbalığa maruz kaldıkları tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Siber Zorbalık, Nefret, Ötekileştirme, Sosyal Medya
Kurumsal kimlik oluşumunda kültürün etkisi; Arçelik'in kurum kimliği
Kültür, kurumsal iletişim çalışmalarının tamamlayıcısı durumundadır. Özellikle kurumsal kimlik çalışmaları ve sonrasında oluşturulacak imaj faaliyetleri toplumsal kültür dikkate alınmadan yapıldığında kurum için istenilen sonuçları vermeyebilmektedir. Toplumsal hayatımızın belirleyicisi konumundaki kültür, kurumları ve çalışanları doğrudan etkilenmektedir. Çalışanlarda bu toplumsal koşullardan etkilenir, bu etkileşimi kurumlarına iş yapış ve kurumsal davranış olarak aktarırlar. Kurumsal kimlik ve toplumsal kültürün markayla olan ilişkilerini ortaya koymayı amaçladığımız bu çalışmada; kültür ve kültürel boyutlarla ilgili genel bir girişten sonra kurumsal kimlik ve marka kimliği üzerinde derinlemesine durulmuş, sonrasında kurumsal kimliğin oluşum aşamaları ve ilişkili olduğu kurumsal imaj ve kurumsal kültür üzerine derinlemesine bir çalışma yapılmıştır. Literatürde ele alınan konular 'Arçelik' markasının içerik analizi ile çözümlenmiştir. Günümüzde teknolojide yaşanan hızlı gelişmeler ve değişen rekabet koşullarında markalar, ayakta kalabilmek adına kurumsal kimlik çalışmalarına önem vermektedir. Bunun yanında kültürel öğeler dikkate alınarak hazırlanan kurumsal kimlik çalışmaları, imaj yaratma gayretinde, markaların farklılaşma stratejisinin de temelini oluşturmaktadır. Anahtar sözcükler: Toplumsal Kültür, Marka Kimliği, Kurumsal Kimlik,Kurumsal Kültür, Kurumsal İmaj
Küresel medyanın sosyal hareketlerde rolü: New York Times Gazetesi'nde Turuncu Devrimin temsili
İletişim teknolojilerinin matbaa ile başlayan günümüzde de bilgisayar ve internet ile devam eden tarihsel serüvenine bakıldığında bu araçların icar edildikleri dönemi ve dönemin toplumsal yapısını etkiledikleri görülmektedir. Günümüzde de iletişim araçları bilgisayar ve internet kullanımının artması ile yayınlarını daha büyük kitlelere ve daha uzak coğrafyalara iletmeye başlamış, basın yayın kuruluşları da uluslararası olaylara müdahil olup haber içeriklerini de kendi görüşlerine göre oluşturmuşlardır. Dünyanın ve ABD'nin önde gelen gazetelerinden New York Times Gazetesi'de yakın dönemde Ukrayna'da meydana gelen "Turuncu Devrim"e yakından ilgili göstermiş, bu ilgi sonucunda yaşanan olaylar ile ilgili yaptığı haberleri okuyucuya sunmuştur. New York Times Gazetesi'nin ürettiği içerikler Ukrayna'da yaşanan olayları bir Doğu – Batı savaşımı olarak yorumlanmıştır. Seçimlerde yapılan usulsüzlükler, dolaylı yoldan Rusya'ya bağlanmış, Ukrayna'da yaşanan olayları da Rusya ve Batı'nın bir mücadelesi olarak haberleştirmiştir. New York Times'da yayınlanan haberlerde Batı yanlısı liberal aday Yuşçenko'yu olumlayan içerikler üretmiş, Ukraynalı muhaliflerin gösterilerini ise haber metinlerinde barışçıl eylemler olarak nitelendirilmiştir. Rus yanlısı olarak nitelendirdiği diğer aday olan Yanukoviç ise haberlerde olumsuz bir figür olarak tasvir edilmiştir. Sonuçta çok uluslu şirketlerin küresel medya yapıları yardımıyla ülkelerin siyasi yapısını etkilemek istedikleri ortaya çıkmaktadır. Anahtar Sözcükler:Neoliberalizm, Küresel Medya, Sosyal Hareketler, New York Times, Turuncu Devrim.
6-7 Eylül olayları'nda basının rolü ve azınlıklara karşı tutumunun değerlendirilmesi
Siyasi tarihimize 6-7 Eylül Olayları olarak geçen hadiseler; 1955 yılında İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük şehirlerde çoğunluğunu Rumların oluşturduğu azınlıklara karşı girişilmiş baskı, şiddet ve talan hareketidir. Olaylar 6 ve 7 Eylül tarihlerinde meydana geldiği için siyasi tarihimize 6-7 Eylül Olayları olarak geçmiştir. Bilindiği üzere 20. yüzyıl başlarında imparatorluklar devri kapanmaya başlamış, yıkılan imparatorluklar yerini ulus-devletlere bırakmışlardır. 20. yy. ilk yarısında yıkılan imparatorluklardan biri de Osmanlı İmparatorluğuydu. Osmanlı İmparatorluğu Anadolu, Balkanlar, Ortadoğu coğrafyasında uzun yıllar hüküm sürmüş çok kültürlü ve çok uluslu bir devletti. 1. Dünya Savaşı'nda Almanya'nın yanında yer alan Osmanlı İmparatorluğu İttifak Devletleri'nin savaşı kaybetmesiyle dağılma sürecine girdi. 1. Dünya Savaşı'nın galipleri masa başında yaptıkları planlarla Anadolu'yu paylaşmak istediler ve işgallere başladılar. İşgallere karşı Anadolu insanının verdiği kurtuluş mücadelesi zaferle sonuçlandı ve yıkılan imparatorluğun yerine bir ulus-devlet olan Türkiye Cumhuriyeti kuruldu. Türkiye Cumhuriyeti imparatorluk bakiyesi üzerine kurulan bir devlet olduğundan, sınırları içerisinde çok farklı etnik ve kültürel toplulukları barındırmaktaydı. Bunlardan bazıları olan Rumlar, Ermeniler ve Yahudiler Lozan Antlaşmasıyla azınlık statüsüne kavuşmuş ve bazı haklar elde etmişlerdi. Ulus-devlet temelinde yükselen genç Türkiye Cumhuriyeti zaman zaman azınlıkların ve farklı etnik unsurları tek potada eritme amaçlı girişimlerde bulunmuştur. Siyasi tarihimize 6-7 Eylül Olayları olarak geçen hadiseler, bu girişimlerin şiddet ve kanla sonuçlandığı olaylardır. İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük şehirlerde yaşayan ve çoğunluğunu Rumların oluşturduğu azınlıklar baskı ve şiddete maruz kalmış, bazıları hayatını kaybetmiş, ibadethaneleri yağmalanmış ve birçoğunun iş yeri talan edilmiştir. 6-7 Eylül Olayları'nın hemen öncesinde Türkiye ile Yunanistan arasında Kıbrıs Sorunu kaynaklı bir dizi kriz iki ülke arasındaki ipleri fazlasıyla germişti. Bu gerginlik en ufak bir olayın bile karşı taraf aleyhine propaganda malzemesi yapılabileceği bir noktaya ulaşmıştı. İşte böyle bir ortamda 6 Eylül 1955 günü İstanbul Expres Gazetesi Atatürk'ün Atina'da doğduğu eve bomba atıldığı (bunun bir ses bombası olduğu ve evin sadece bir camının kırıldığı sonradan öğrenilecektir.) haberini yıldırım baskı ile manşetten okuyucularına ulaştırmıştır. Bu haberlerin etkisiyle galeyana gelen halk Beyoğlu Bölgesi'nde Rum ve diğer azınlıklara ait ev ve işyerlerini yağmalamaya başladı. Olaylar o kadar hızlı yayıldı ki; diğer semtlerde ve Ankara, İzmir gibi şehirlerde yaşayan azınlıklar da bu yağma girişiminden nasibini aldı. 6-7 Eylül 1955 tarihinde çıkan bu hadiselerden sonra ortaya çıkan tablo vahimdi. Azınlıklara karşı birçok ev, işyeri, okul ve ibadethane yakılmış, yıkılmış, birçok kişi yaralanmış ve bazıları da hayatını kaybetmiştir. Bu elim olaylardan sonra azınlıkların büyük bir kısmı yıllardır yaşadıkları ve kendi öz vatanları saydıkları Türkiye'den göç etmek zorunda kalmışlardır. 6-7 Eylül Olayları'nın öncesinde Türkiye ile Yunanistan arasında Kıbrıs sorunu yaşanmış ve başta Hürriyet Gazetesi başta olmak üzere basının büyük bir kısmı Kıbrıs meselesinin kamuoyunun gündemine girmesini sağlayan yayınlar yapmışlardır. Yapılan bu yayınlarda çoğu zaman Yunan halkını ve Türkiye'de yaşayan Rum azınlığı rencide edici ifadeler yer almıştır. Rum azınlık karşısında kullanılan bu tahrik edici üslup, kitlelerin öfkesinin giderek artmasına neden olmuş ve bu şekilde 6-7 Eylül Olayları'nın taşları döşenmiştir. Yapılan bu çalışmada basının "nefret söylemi" içeren yayınlar yaptığında kitlelerin psikolojisini etkileyerek büyük toplumsal felaketlere yol açabileceği 6-7 Eylül Olayları üzerinden anlatılmış Anahtar Kelimeler: 6-7 Eylül Olayları, Azınlıklar, Kıbrıs Sorunu, Basının Rolü
Türk kültürünün Avrupa'daki etkileri ve Türk Kırmızısı
Başka bir kültürle herhangi bir şekilde karşılaşmadan, tanışmadan, alış-veriş yapmadan, savaşmadan varlığını sürdüre gelmiş bir kültürden söz etmek pek mümkün değildir; özellikle Türkler gibi hareket halindeki bir toplum için. Türkler bu tarihi yolculukta, Çin, Hint, İran, Roma medeniyetiyle temas etmiştir. Dahası, Çin, Hint, İran, Roma topraklarında savaşmış, tanışmış, kalmış, yaşamış, imar etmiş, hükmetmiştir. Zorunlu ya da gönüllü temas; tanışıklığı ve ister istemez etkileşimi beraberinde getirmiştir. Türkler, kuşkusuz bu yolculuk öncesi ve sırasında edindiği birikimi günlük hayatın bir parçası haline getirerek ayakta kalmış, nihayetinde sahip olduğu kültürel donanımla 15., 16. ve 17. Yüzyıllarda dünyada Prof.Dr. Halil İnalcık'ın dediği gibi ''Prestij Toplum'' haline gelmiştir. Haliyle prestij toplumun ürettiği "Prestij Kültür" Avrupa'da kolayca yayılma zemini bulmuştur. Türk Dünyası ile Avrupa devletleri arasında temas noktaları Osmanlı Devleti eliyle, onun Avrupa içlerine sokulmasından sonra çarpıcı bir biçimde artmıştır. Osmanlı maddi kültürü Avrupa içlerinde, kendi kültürünü tebaasına dayatma politikası olmamasına rağmen yayılma zemini bulmuştur. Osmanlılar daha çok, doğu ile batının tarıma dayalı medeniyetlerinin çeşitli kültürel elemanlarının uzun mesafeler arasında aktarılmasını sağlayan ortamı yaratmışsalar da tarım dışı istisnaları yok değildir ve az da sayılmaz. Nesilden nesile kültürel aktarımın bir çıktısı olan, kimya ve tekstil sektörüyle doğrudan ilgili "Türk Kırmızısı" olgusu gibi. Yüzyıllarca nesilden nesile aktarılan Türk Kırmızısı boyama usulü 17. Yüzyılda Osmanlı topraklarında boyanan pamuklunun haslığı ve parlaklığı nedeniyle Avrupalı tüccarların dikkatini çekmiştir. Aynı yüzyılda Avrupa, Hindistan gibi pamuk üretim merkezlerinde sömürgeler edinmiş, pamuktan ucuz ve hafif kumaş elde etme yöntemlerini geliştirmiş, üretimini arttırmış, pamuğun kullanımını yaygınlaştırma çabaları bir yüzyıl boyunca sürmesine rağmen istenilen pazar yakalanamamıştır. Sebebi ise kolonilerdeki dikim alanlarından Avrupa'daki kumaş fabrikalarına taşınan pamuğun istenilen kalitede boyanamamasıdır. Avrupalı tüccarlar bunun için Bursa'da üretilen, talebin artmasıyla Edirne ve İzmir'e taşınan Türk Kırmızısı'nın üretim aşamalarına dikkat kesilmiş, önce formülü sonra da Türk boya ustalarını Avrupa'ya taşımaya başlamışlardır. Bu endüstriyel casusluk gayretleri netice vermiş, kısa zamanda bugünkü Fransa, İngiltere, Almanya, İsviçre ve Hollanda'da Türk Kırmızısı boyama fabrikaları açılmıştır. Bu merkezlerde üretilen Türk Kırmızısı kumaşlar Türk Kırmızısı markasıyla tüm dünyaya satılmıştır. Milli kültürümüzün önemli bir çıktısı olan Türk Kırmızısı'nın Avrupa'daki tarihsel varlığı ve uygulanışı kuşkusuz, 17. Yüzyılda pamuk üretiminin yaygınlaşmasıyla, tekstil sektörüyle, kimya bilimiyle, endüstri devrimiyle doğrudan ilgilidir
Medya yakınsaması ve mobil gazetecilik
Geçtiğimiz 20 yıl içerisinde gelişen teknolojik ilerlemeler baskı ve yayın ortamlarını birbiri içerisinde yakınsaması sonucu bütünleşmiştir. Yakınsamanın pek çok çeşidi vardır, ancak ele alınan çalışmada, medya yakınsaması bağlamında farklı medya çeşitlerinin mobil platform üzerinde birleştirilmesi sonucu ortaya çıkan yeni habercilik organizasyonları konusuyla sınırlandırılmıştır. Mobil platformlar, çoklu ortamların bir sentezini oluşturan ve medyalar arası iş yeteneğini yeniden biçimlendiren bir yapıya sahiptir. Birleşmelerin sentezi sonucunda medyalar arası sınırlar belirsizleşirken bu mecraların özellikle mobil platformlarda bütünleşmesi çapraz ve çoklu ortamlar olarak gerçekleşmiştir. Mobil ortamlar, sesli, görüntülü, video anlatım biçimleri üretebilen ve taşınabilir aygıtlar olarak, haberlerin organize edilmesi ve çalışma yapısını kolayca şekillendirebilecek potansiyele sahip araçlardır. Mobil araçlar ayrıca haber tüketiminin en yoğun olduğu mecralardır. Bunun sonucu olarak da mobil medya ortamlarına, gittikçe entegre olan çeşitli medya habercilik biçimleri, mobil platformlarda habercilik yapmaya başlanmış, bu durum yeni habercilik organizasyonlarını, haber içeriğini ve çalışma yapısını tümden değişime uğratmıştır. Bu çalışmanın konusu medya yakınsaması bağlamında baskı, yayıncılık ve internet haberciliğinin gittikçe mobil alanlarda kendi göstermesiyle oluşan mobil gazetecilik ortamı habercilik organizasyonları ve çalışma yapısı hakkında bir incelemeyi içermektedir. Çalışmanın odağında Türkiye'deki mobil gazeteciliğin organizasyon yapısının yapılandırılması yer almaktadır. Çalışmamın metodolojisi birbirine benzer mobil haber sitelerinin gazetecileriyle yapılan derinlemesine görüşmeyle haber organizasyonlarının bir yorumlamasını içermektedir. Bu çalışmanın sonucu, Türkiye'de mobil gazetecilik ortamı organizasyon ve çalışma yapısının yeni medya ortamına bir bakış getirdiğini göstermeyi amaçlar.
Popüler kültür ürünü olarak dizilerde psikolog temsili: Çocuklar Duymasın örneği
Bu araştırmada popüler kültür ürünü olan televizyon dizisi Çocuklar Duymasın'da psikoloğun temsil ediliş biçimi incelenmiştir. Çalışmada dizinin ilk sezon bölümleri incelenmiş ve psikolog karakterinin gösterildiği ve psikolog karakterine yönelik söylemlerin olduğu sahneler incelenmiş ve öne çıkan sunumlar doğrultusunda temsil değerlendirilmiştir. Araştırmada ruh sağlığı profesyoneli olarak psikoloğun ve mesleğin bu dizide nasıl temsil edildiği sorusuna yanıt aranmıştır. Araştırmanın birinci ve ikinci bölümleri kuramsal bir çalışmadan oluşmaktadır. Birinci bölümde popüler kültür ve televizyon, ikinci bölümünde ise ruh sağlığı çerçevesinde, dünyada ve ülkemizde ruh sağlığı çalışmaları ve profesyonellerinin mesleki çalışma alanları ve ruh sağlığının medyadaki sunumu ve damgalama problemi üzerinde durulmuştur. Araştırmanın uygulama bölümünde Çocuklar Duymasın dizisinin bölümleri içerik çözümleme yöntemi ile incelenmiştir. Dizinin birinci sezonda yayınlanan 24 bölümü incelemeye alınmıştır.
Haberlerde cinsiyetçilik ve kadın odaklı habercilik: Ana akım medya ile alternatif medya haberlerinin toplumsal cinsiyet açısından karşılaştırılması
Medya günümüzde dünyada ve Türkiye'de, tüm dinamikleri kökünden etkileyecek bir mekanizma olmuş durumdadır. Özellikle Türkiye'de güncel olarak kadınların ve feminist mücadelenin medyada büyük yer iştigal ettiği göz önüne alınırsa, sözü edilen konularla ilgili medyanın tutumu ve kamuoyuna bu konuların yansıtılma biçimleri, toplumsal algının oluşmasında büyük rol oynamaktadır. Bununla birlikte, medyanın kullandığı dil ve üslup da, sözü edilen konuların hassasiyeti bakımından önemli bir araştırma konusunun kapılarını açmaktadır. Toplumsal yaşamın her alanında var olan bir mekanizma olarak medya, bireylerin ve toplumun değer yargılarının belirlenmesinde stratejik bir konumda bulunmaktadır. Bu anlamda toplumsal cinsiyet mücadelesinin görünür kılınmasında ve bu konuların öznesi olan kimlikerin medyada temsil ediliş biçimleri, toplumsal refleksin ne olacağı ve nasıl şekilleneceği açısından büyük önem taşımaktadır. Çünkü, kadın mücadelesinin, medyada nasıl işlendiği ve medyanın bu konu ve bağlamlarının aktarılmasında nasıl bir dil ve üslup kullandığı, bireylerin konuya ilişkin destek geliştirmesi ya da mesafesinin ne olacağı konusunda en belirleyici unsur konumunda durmaktadır. Bu sebeple medyanın kullandığı dil ve üslubun nasıl şekillendiği konusu özenle araştırılması gereken bir konudur. Bu çalışmada, yukarıda sözü edilen konulara yönelik, medyanın kullandığı dil ve yaklaşımı incelenerek, medyanın olumlu ve olumsuz yanları üzerinde durulacak, feminist medya ve bununla birlikte kadın mücadelesi ve kadın odaklı habercilik anlayışının, kendi özgün koşulları içerisinde nasıl geliştiği ve kendi alanları içerisinde alternatif medya yaratımı ile kadın odaklı haberciliğin alternatif medyada önemli bir temsilcisi olan Gazete Şujin'in evrimine ilişkin aşamalar ele alınacaktır. Genel anlamda üslup, edebiyat kapsamındaki bireysel özgünlük ve dilden estetik bir biçimde yararlanılması ile bağlantılı olarak ele alınmıştır. Sözel ifadelerde bir diğer deyişle konuşmada ve yazı dili arasında üslupta farklılıklar gerçekleşmektedir. Bu farklılık ve çeşitliliklerin temeli yaş, cinsiyet, sınıf, mertebe ve etnisiteden ileri gelmektedir. Belirli yerlerde gerçekleşen belirli söylemlerde, konuşmacı birey, aile ya da arkadaşları ile gerçekleştirdiği günlük diyaloglarına nispeten daha formel, daha kuralsal bir üsluptan yararlanmak durumundadır. Yazı dili içerisinde de buna yakın bir biçimde konuşma diline nazaran daha formel, daha resmi bir üsluptan yararlanılması durumu söz konusudur . Haber metni dâhilindeki üslup kullanımı, o haberi oluşturmuş olan muhabirin veya gazetecinin sosyo-politik ve ideolojik bakış açısına dair bir fikir sağlayabilmektedir. Yine aynı şekilde bir kişi için terörist ya da özgürlük uğruna savaşan kişi söz öbeklerinden yararlanılması semantik olarak ele alınan bir problem değil, haberi veren gazetenin ya da gazetecinin kendi kişisel perspektif ve ideolojilerini ortaya koyan bir vaziyettir. Retorik kavramı, bir hususu ne şekilde beyan ettiğimiz ile alakalıdır. Haberlerin retorik iç düzenlerinden yararlanılması iletişimde hedef edinilen gayeler ve arzulanan tesirlere dayalıdır. Van Dijk'ın fikri doğrultusunda, haberler ideolojik boyutta toplum kapsamındaki elit grupların tabi olduğu dominant inanış ve dominant düşünce düzenlerinin içselleştirilmesini gerçekleştirme arzusu içerisindedir. Haberlerde, sunulan önermeler, kanıtlar, belirli sebepler, bilirkişi yorumları, görgü tanığı raporları, veriler, alıntılar vb hususlar ortaya koyularak okuyucularca kabul edilmesi, yani okuyucuların ikna olması amaçlanır . Bir yandan Turkuvaz Grubu'nun bünyesindeki Sabah Gazetesi ele alınırken diğer bir yandan gazeteci kadınlar tarafından kurulan Gazete Şûjin internet gazetesi ele alınmaktadır. Sabah gazetesi editoryal bakış olarak merkez sağ, neoliberal ve hükümete yakın bir çizgide yayın yapmaktadır. Turkuvaz Grubu'nun bünyesindeki Sabah Gazetesi anaakım örneğini teşkil ederken Gazete Şujin internet gazetesi alternatif medyaya bir örnektir. Gazete Şujin kadın bakış açısına sahip bir gazete özelliği gösterirken, sabah gazetesi ideolojisi gereği kadını Gazete Şujin'in ele alışından daha farklı bir şekilde ele almaktadır. İki farklı bakış açısından ve iki farklı kaynak örneğinden yararlanmak adına Gazete Şujin ve Sabah gazeteleri çalışma kapsamında ele alınmışlardır. Anahtar kelimeler: Feminist Mücadele, Medya, Medyanın Dili ve Üslubu, Anaakım Medya, Sabah Gazetesi, Alternatif Medya, Feminist Medya, Kadın Odaklı Habercilik, Gazete Şujin.
Yeni medya ve sahiplik yapısı: Türkiye'de internet haberciliği örneği
1980 öncesinde medya mülkiyeti, devletin müdahalesinde ve devletin tekeli altında kontrollü bir sistem içinde varlığını sürdürmekteydi. 1980'den sonra dünyadaki denge değişti. Amerika'nın başını çektiği neoliberal akım düşünceleri kendini göstermeye başladı. Bu akım Avrupa'ya ve diğer ülkelere yayıldı. Neoliberal akım sürecinde devletin tekelinde bulunan birçok kurum ve kuruluşlar satılarak, özel sermayenin eline geçmeye başladı. Neoliberal düşünceye göre kurum ve kuruluşların sahibi devlet olmamalı, özel sermayeye geçmeli ve devletin müdahalesinin olmadığı bir serbest piyasada bağımsızca hareket etmeliydi. İngilizce deregulation (deregülasyon), kuralsızlaştırma veya özelleştirme denilen neoliberal akım düşüncesi devlete ait kurumların neredeyse hepsinin satılarak özel sermayeye geçmesi ile misyonunu tamamladı. 1980 sonrası dönemde büyük sermaye sahibi iş adamları; iletişim teknolojilerindeki yeniliklerle medyanın "yasama", "yargı", "yürütme" den sonra dördüncü büyük gücün "medya" olduğunu keşfetmişler ve maliyetlerinin kâr oranlarından fazla olmasına rağmen bu dördüncü büyük güç uğruna medya sahipliğine yönelmişlerdir. Geleneksel medya sahipleri; medya yayınları, medya dışı faaliyetleriyle gittikçe güçlenip büyüme gösterirken, medya sektöründe yaşanan yeniliklere de duyarlılık göstermişlerdir. Yeni medya sahipliği dediğimiz bu süreçte; dünyada ve Türkiye'de medya şirketleri gün geçtikçe büyüyen güçlenen ve yoğunlaşan bir hâl alarak; yatay, dikey, çapraz ve uluslararası bütünleşme göstermişlerdir. Bagdikian, 1980 öncesinin 50 medya sahibinden bahsederken, 1980 sonrasının giderek az'lığa yönlendirildiğini, günümüzde medya sahiplerinin "bir telefon kulübesine sığacak kadar azaldığını ve bugün dünyayı yöneten sadece beş büyük medya şirketinin olduğundan" söz etmektedir. Türkiye'deki yeni medya sahiplik yapısına baktığımızda benzer bir oluşumla karşılaşmaktayız. Türkiye'de güçlenen medya sahipleri kartelleşmekte ve tekelleşmektedir. "Geleneksel medya sahipleri" olarak adlandırdığımız, medya yayınlarını kapsayan televizyon, radyo, portal, dergi, gazete ve dağıtım ağını hem de medya dışı faaliyetlerini ellerinde tutmaktadırlar. Geleneksel medya sahipleri menfaatleri doğrultusunda kendileri gibi güçlü diğer medya sahipleri ile anlaşmalar yapmakta ve kartelleşmektedir. Ayrıca güçlü olan bir kaç medya sahibi büyümekte olan başka bir medya kuruluşunu aralarına almayarak tekelleşmektedir. 2000 yılında Türkiye'de yaşanan kriz; medya sahibi işadamlarının iflas etmesine sebep olmuş, birçok gazetecinin işten çıkarılmasıyla sonuçlanmıştır. Geleneksel medya sahipliğinde yaşanan kriz, rekabetin sınırlandırılması alternatif seslerin bastırılması, bilgi teknolojilerinin dünyada ve Türkiye'de çok hızlı ilerleme kaydetmesi ve Türkiye'deki genç nüfusun internet sitelerine olan ilgileri internet gazeteciliğinin gelişmesine ve internet haber yayın gruplarının oluşmasına zemin hazırlamıştır. Gelenekselden gelen medya sahipleri, internet sitelerini yeni medya uygulamaları ve yeni medya platformları ile geliştirerek büyük haber-spor portalları haline getirmişlerdir. Mesleği radyoculuk, yazarlık gazetecilik olan ve ayrıca bilgisayar mühendisliğinden gelen girişimcilerden meydana gelen internet haber yayın grubu sahipleri de tıpkı gelenekselden gelen medya sahipleri gibi yeni medya uygulamaları ve yeni medya platformları ile haber-spor portallarını geliştirmişlerdir. Yeni medya uygulamalarının ve yeni medya platformlarının geleneksel medya sahipleri ve internet haber yayın grubu sahipleri tarafından kullanılması bünyelerindeki haber-spor portallarının Türkiye'de en çok okunanlar arasında olmalarını sağlamıştır. Geleneksel medya ile internet haber yayın gruplarının bünyelerindeki haber-spor portalları dördüncü bölümde tablolar halinde sunulmuştur. Geleneksel medya sahipleri ve internet haber yayın grubu sahipleri ile derinlemesine mülakat yapılmıştır. Aleksa verilerine göre; Türkiye'deki gelenekselden gelen medya grupları ve internet haber yayın gruplarının ilk 30 tane haber-spor portal yapılarını incelediğimizde, 18 haber-spor portalının geleneksel medya sahipliğinde olduğunu, 12 tane haber-spor portalının da internet haber yayın gruplarına ait olduğunu görmekteyiz. 12 haber-spor portalının dışında alternatif bir ses ve bağımsız internet gazeteciliği yaparak büyümeye çalışan haber-spor portalları dikkat çekmektedir. Gelenekselden gelen medya sahipleri çapraz ve çoklu haber-spor portallarıyla medyadaki büyük gücü elinde bulundurmaktadır. Reklam pastasının büyük çoğunluğunu da ellerinde bulundurmaktadırlar. İnternet haber yayın grubu sahipleri yatay, çoklu haber-spor portallarıyla ilerleme göstermişlerdir. Dünyada internet, televizyonla reklam gelirlerini paylaşmaya başlasa da, Türkiye'de durum bu kadar ilerlememiştir. Henüz gelişme göstermenin eşiğindedir. Türkiye, gelecekte kâğıdın gücünü elinde bulunduran geleneksel medya grupları ile internet haber yayın grupları rekabet edebilecek düzeye gelebilecek midir? sorusunun cevabını ancak geleneksel medya sahiplerinin istekleri doğrultusunda yapılacak yasal düzenlemelere bağlı olacağı internet haber yayın grubu sahiplerinin görüşleri arasındadır. Anahtar Kelimeler: Yeni Medya, Yeni Medya Mülkiyeti, Geleneksel Medya Mülkiyeti, İnternet Gazeteciliği, Küresel Medya Sahipliği, Medya Yayın Grupları
Sosyal ağlarda pazarlama – fırsatlar riskler L'oreal Paris markası örneğiyle, Türkiye'deki sosyal medya kanallarının kurumsal varlık üzerindeki etki uygulama analizi
Milenyumla birlikte kullanıcı sayısı her geçen gün artan sosyal medya mecraları şirketlerin pazarlama stratejilerinin ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Semantik web ve veri madenciliği üzerine kurulan yeni sosyal medya mecraları, başarılarını kullanıcılarını çok iyi tanıyor olmasına ve kullanıcıların ilgi alanlarını çok iyi tespit ediyor olmasına borçludur. Neredeyse dünyanın üçte birinin sosyal medya mecralarında her gün aktif olarak gezdiği bilinmektedir. Böylesine aktif olarak kullanılan mecraların markalar tarafından kullanılması kaçınılmaz bir hale gelmiştir. Markaların sosyal medya mecralarında bulunmasının en net sebebi; kar oranlarını artırmak istemeleridir. Kısacası kullanıcılar üzerinden kazanç sağlayabilmektir. Markaların kullanıcılar ile olan iletişimine değinmiş olduğumuz bu çalışmada, şirketlerin müşterileri ile olan sosyal medya iletişimi stratejilerine ve müşterilerine sosyal mecralarda dokunmalarına değinilmiştir. L'oreal Paris kozmetik dünyasının önde gelen şirketlerinden birisidir. Kozmetik ürünlerinin sosyal medya mecraları üzerinden pazarlanmasına detaylı olarak değinilen bu çalışmada, ilgili markanın sosyal medya kanallarının strateji ve kısmi içerik analizine yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sosyal Medya, Sosyal Ağlarda Pazarlama, Sosyal Medya Kanalları, Sosyal Medya Stratejileri
William Shakespeare'in Kral Lear adlı yapıtının sinemasal anlatıdaki yeri
Sinema ilk yıllarında seyirciye net olmayan ve gerçek yaşamdan anlık görüntüler sergilemiştir. Farklı planların olmadığı tek açı ve tek plandan oluşan bu kısa filmler gerçek dünyaya benzerliğinden dolayı kısa zamanda seyirci tarafından sevilmiştir. Zamanla bu kısa filmlerin yerini öykülü anlatım almaya başlamıştır. Sanat olma yolunda hızla ilerleyen sinema diğer sanat dallarından etkilenmiştir. O dönemlerde en çok etkilendiği ve birebir aktarıldığı sanat dalı tiyatro olmuştur. Sinema ilk dönemlerinde tiyatronun sınırları içerisinde kalmıştır. Dünyanın büyük bir endüstrisi haline gelen sinema sanatı insanların daha önceden beğendiği ve sevdiği eserleri sinemaya uyarlamıştır. En çok tiyatrodan sinemaya uyarlaması yapılan yazarlardan biri William Shakespeare olmuştur. Kral Lear adlı oyunu da birçok kez sinemaya uyarlanmış hatta farklı kültürlere uyarlanarak farklı bir anlatım tarzı ile beyaz perdeye aktarılmıştır. Sinemasal anlatı, göstergebilimsel çözümleme ile 1960'lı yıllarda tanışmıştır. İlk zamanlarında yazınsal çözümlemelerde kullanılan bu yöntem daha sonrasında sinema, müzik, reklam afişleri gibi farklı dallardaki ürünlerin çözümlenmesinde kullanılmıştır. Tezde yapısalcılık çerçevesinde Vladimir Propp'un anlatı biliminden ve Propp'tan esinlenerek kendi çözümleme yöntemini bulan Algirdas Julien Greimas'ın anlatı izlencesi ve eyleyensel örnekçesi ele alınmıştır. Çalışmada bu bilgiler doğrultusunda William Shakespeare'in ünlü oyunu 'Kral Lear'ın sinemaya uyarlanırken uğradığı yapısal ve anlatısal değişiklikler incelenmiştir. Sonuç olarak, birebir uyarlamanın yapılmadığı, sinemaya uyarlanırken değişimlere uğradığı tespit edilmiştir.
Sosyal medyada tanınırlık ve sanal kimlikler; Youtuber'lar
Kitle İletişim araçlarının internet ile buluşması sonucunda geleneksel medyanın özelliklerini içinde barındıran yeni medya ortaya çıkmıştır. Teknoloji-nin gelişimi, yeni medyayı daha aktif şekilde kitlelerle etkileşimde bulunmasını sağlamaktadır. Bu gelişmelerle internetin yeni teknolojilerle uyum sağlayarak üretilmesi insanlara daha kolay ulaşılabilecek ve daha basit kullanım imkânı sağlayacak, yeni iletişim araçları sunulmaya başlanması ile sosyal medya kavra-mı ortaya çıkmıştır. Sosyal medyanın en önemli özelliği bireylerin geri bildirim yapabilmelerini sağlamaktadır. Gelişen teknoloji sosyal medyayla ortaya çıkan ve internet alt yapısı ile çalışan uygulamaların artmasına sebep olmuştur. Bunlardan en çok kullanılan Facebook, Youtube ve Twitter gibi sosyal medya platformları bireylere kendi kimliklerini sanal ortamda sunabilme hizmeti sağlamak-tadır. Bireyler sanal dünyada kendilerine yeni bir kimlik oluştururken bir popüler kültür ortamında bulunan sosyal medya kullanıcılarının beğenisinin etkisinde kalmışlardır. Bunun nedeni beğenilme, takdir edilme ve yeteneklerini gösterme açısından kendine sosyal medya uygulamalarında yeni bir çevre edinebilme arzusudur. Bu çevre edinme sosyal medya aracılığıyla dünyayla iletişimde ve milyarlarca kullanıcıya ulaşabilmektir. Bunlarla beraber şöhret kavramı da farklılaşan toplumsal yapıyla, kültürel açıdan da değişime uğramaktadır. Sosyal medya kullanıcılarının sayılarının milyarları bulması sanal ortam-da tanınan kişilerin gündelik hayatta da tanınır olmasıyla Sosyal Medyanın ye-ni bir gücünü de ortaya çıkartmıştır. Youtube bireylerin yeteneklerini ve kendi-lerini gösterebilmelerine olanak sağlayan önemli bir uygulamadır. Youtube'da düzenli olarak videolar yüklemeleri ve sosyal medya da popüler olmaları sonu-cunda ünlenen kullanıcılara '' Youtuber'' denmiştir. Popüler kültürde yerini hızla alan Youtuberlar gerçek hayattaki kimliklerini sıra dışı hale getirip ulaşmak için çaba göstermektedir. Bununla beraber sosyal medya'nın kullanıcılarının artmasında kültür endüstrisinin ve görsel kültürün etkisi büyüktür. Bu çalışma altı Youtuberı sanal kimlik açısından incelerken, konu olarak birbirinden farklı içerikler üreten kişilerdir. Ayrıca konularının farklılıkları izleyici kitlesinin de yaş ve cinsiyet olarak değişmesi açısından da önemlidir. Bu yüzden içerikler çocuk, sanal oyun, makyaj ve güzellik, kişisel gelişim, kültür sanat, araç kulla-nımı ve motosiklet olarak ayrılmıştır. İncelenen Youtuberlar; Barış Özcan, Meltem Güner, Altın Elbiseli Adam, Mithrain, Duygu Özaslan ve Prens Yankı olarak belirlenmiştir. Seçtiğimiz kişilerin, Youtube analizi yapılırken en çok görüntülenen içeriklerinin karşılaştırılması sonucunda oluşturdukları sanal kimliği, izleyiciler açısından daha güçlendiren unsurların; mekân, müzik, kostüm ve kamera gibi fiziki koşullar olduğunun sonucuna varılmaktadır. Hepsi kendi alanlarında bilinen ve en çok izlenen Youtuberlardır. Farklı konuları anlatan Youtuberların Sanal Kimlik açısından kendilerini Youtube'a nasıl yansıttıkları incelenmiştir. Bu inceleme de Youtuberların Sanal Kimlik açısından farklılıklarının yanı sıra ortak noktalarının da olduğunu, verilerle açıklanmıştır. Sonuç olarak Sosyal Medyada kendilerini daha özgür ve farklı bir kimlikle sunan kullanıcılar maddi kazanç için Youtube platformunda belirli kimliklerin daha çok ünlendiği varsayımından hareketle kendi benliklerini ayırt edici biçimde yansıtamadıkları görülmektedir. Diğer bir deyişle Youtuberların sanal kimlik yansımalarında olabildiğince geniş bir izleyici kitlesi oluşturma amacı güdülerek bir-birlerine benzer yanlarının öne çıktığı görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Sosyal Medya, Sanal Kimlik, Youtube, Youtuber
Tüketim kültürü ve yaşam tarzı gazeteciliği: Seyahat haberciliği üzerine bir inceleme
Sanayi devrimiyle önem kazanan tüketim kültürü zaman içerisinde toplumsal olarak ihtiyaçtan çok gereksinim haline gelmiştir. Zaman içerisinde değişen teknolojilerin ve gelişen küresel medyanın yarattığı tüketim olgusu, aslında bireylerin yaşam şekillerine uygun imajları tükettiği konusunda yaşam tarzı kavramının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Toplumsal süreçte bireylerin, ihtiyaç halindeki tüketim alışkanlığının sürekliliğini devam ettirmesi için yazılı basına önemli roller verilmiştir. Bu tez çalışmasında tüketim kültürü ve yaşam tarzı kavramları arasındaki etkileşim sonucu yaşam tarzı gazeteciliğinin tüketim kültürü başta olmak üzere, yaşam tarzı gazeteciliğinin alanı dâhilinde olan seyahat gazeteciliğinin, medya ve gazetecilik alanına etkileri ve bunun geleneksel gazetecilik normlarına yansıması içerik analizi ve gözleme dayalı yöntemlere dayanarak sorgulanmıştır. Araştırmanın gelişimi yaşam tarzı gazeteciliği içeresinde ve seyahat haberciliğinin dijital medya ve gazetecilik alanına uygunluğu üzerine yapılan incelemelere yer verilmektedir. Yapılan çalışmada saptanan sorunlar ve uzman görüşlerine yer verilerek yaşam tarzı ve seyahat gazeteciliğinin bilgi ve içeriklerinde sunduğu haberler bireyin tüketici isteklerini tüketici pazar ve reklam odaklı haberlere yöneldiği sonucuna ulaşılmıştır.
Reklam afişlerinde vegan kimliği temsili: PETA örneği
Veganlık, tarihin çok eski dönemlerine dayanan, bazı büyük dinlerin başlangıcından itibaren farklı gerekçelerle uygulanan bir beslenme biçimi, yaşam tarzı ve bir kimlik unsurudur. Küreselleşme ve iletişim teknolojilerinin gelişmesi ile kolayca ulaşılabilen bilgi, bireysel ve toplumsal olarak değişimi tetiklemiş, son yıllarda vegan düşüncenin yayılmasında etkili olmuştur. "Reklam Afişlerinde Vegan Kimliğinin Sunumu: PETA Örneği" adlı tez çalışmasında, kimlik ve temsil kavramları ve vegan kimliğinin tezahürleri üzerine araştırmalar yapılmıştır. Geleneksel medya, sosyal medya ve reklamcılıkta kimlik temsillerinden örnekler sunulmuştur. Reklamlarda kimlik temsili, reklamı yapılan ürünle ilgili baskın bir özellik ele alınarak dolaylı ya da dolaysız bir şekilde sunulmaktadır. Reklamcılığın her alanında olduğu gibi, vegan reklam kampanyalarında da strateji belirlenirken, vegan düşünce karşıtı hedef kitlenin önyargıları belirlenerek bu ön yargılar sonlandırılmaya çalışılmaktadır. Dünya çapında faaliyetleriyle adını duyuran PETA organizasyonu, yönlendirme gücü yüksek olan bir kurum olarak çalışma örneklemi olarak seçilmiştir. PETA reklam afişlerindeki vegan kimliği sunumları incelenmiş, veganlığı, hangi yönüyle baskın olarak ele aldığı, toplumu yönlendirmek istediği incelenmiştir. Çeşitli işaret birimlerinden oluşan afiş tasarımlarında yer alan imgeler göstergebilim açısından değerlendirilmiştir. Çalışmalar sonucunda, veganlık düşüncesinin modern dünya içerisinde reklamcılık enstrümanlarını etkin bir şekilde kullanarak, hedef kitle üzerinde sosyal etki yarattığı ve daha yaygın bir kitleye ulaşmayı başardığı görülmüştür.
Televizyon dizilerinde Kürt kimliğinin temsili: "hayat türküsü" örneği
Bugün "Kürt Sorunu" her an her yerde duymaya başladığımız bir kavram haline gelmiştir. Televizyon dizilerinde sayıca etkisini çok hissetmesek de haber bültenlerinde, haber programlarında sürekli Kürt sorunundan ve çözüm sürecinden bahsedilmektedir. Gelinen nokta itibariyle ister devletin kendi politikası denilsin, isterse yaşanan acılarla beraber oluşan toplumsal baskılar sonucu devletin mecburi politikası denilsin artık bu sorun açık seçik konuşulmakta ve tartışılmaktadır. Osmanlı'nın son dönemlerinde farklı şekillerde başlayıp Türkiye cumhuriyetinin kurulmasıyla birlikte ulus-devlet modelini oluşturma çabasıyla kabul edilen kimlik politikaları bugüne kadar taşınan problemler ağının inkâr edilemez sebebidir. Devletin asli kimlik unsuru olan Türk kimliği dışındaki kimlikleri öteki kabul edip asimile etme politikası, diğer kimliklere oranla sayıca fazlalığı sebebiyle bir görüşe göre tehlike olarak görülen Kürt kimliğinde daha fazla ön plana çıkmıştır. Devlet bu asimile politikasını uygulamak için bütün unsurlarını kullanmıştır. Bunlar askeri, eğitim ve medya unsurları olarak sayılabilir. Medya unsurunda televizyondan önceki dönemde dramanın güçlü etkileri de düşünüldüğünde sinema aracılığıyla ideal kimlik (ulus kimlik) oluşturulmaya çalışılmıştır. Televizyon döneminde ise bu görev televizyon dizilerine havale edilir. 80?lerden sonra etkisi azalan Yeşilçam döneminin yerini televizyon ve televizyon dizileri doldurmaya başlar. Bu çalışmada Farklı şekillerde sürdürülen politikaların devam ettiğini göstermek amacı ile ?televizyon dizilerinde Kürt kimliğinin temsili? incelenmiştir. 90?li yılların sonlarında doğu atmosferinde çekilen diziler dönemi önemli bir yer tutar. "Vasiyet", "Asmalı Konak", "Gurbet Kadını", "Yabancı Damat", "Zerda" bir çırpıda sayılabilecek dizilerdir ve benzerleri hala çekilmeye devam etmektedir. Hem konusu hem farklı alanlarda bir şeyler söylemesi nedeniyle bunların içinden ?Hayat Türküsü? dizisinde Kürt kimliği temsilleri incelenmiştir. Fakat bu çalışmada cevaplar aranan soruların asla sadece doğu hikâyelerinde olduğunu iddia etmiyoruz. Aksine bu temsil sorunun bütün televizyon dizilerinde var olduğunu düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: televizyon dizileri, Kürt kimliği, temsil, öteki.
Yazılı ve görsel basında çocuk haberlerinin seçiminde eşik bekçilerinin rolü
Hedef kitlesi çocuklar olmamakla birlikte haberler çocuklar tarafından da bilinçli ya da bilinçsiz olarak takip edilmektedir. Haber içeriklerine pasif izleyici olarak maruz kalan çocuklar, haberlerden yetişkinlere oranla daha fazla etkilenmektedir. Çocukların haberlerde kendilerine yer bulabilmeleri ise ya fiziksel şiddete ve cinsel istismara uğradıkları zaman gerçekleşmekte ya da çocuklar; kaza, yangın, deprem gibi doğal afet ve olayların duygusallaştırıcı yönünü ön plana çıkaracak haber nesneleri olarak kullanılmaktadırlar. Etki ve temsil konusunda yapılan araştırmalar incelendiğinde ortaya çıkan bu tablo bizi haber içeriklerini hazırlayan ve seçen kişiler olarak 'Eşik Bekçileri'ne yönlendirmektedir. Televizyonlar için hangi olayın haber olacağına ve ne kadar süreyle yayında kalacağına; gazeteler için de hangi haberin manşetten girip hangisinin arka sayfalarda yer alacağına karar veren eşik bekçileri, öznesi çocuk olan haberleri seçerken nelere dikkat etmektedir? Eşik bekçileri çocuklarla ilgili haberlerde ne tür kriterlere önem vermektedir? gibi sorulardan yola çıkarak bu tezde ?Yazılı ve Görsel Basında Çocuk Haberlerinin Seçiminde Eşik Bekçilerinin Rolü? incelenmeye çalışılmıştır. Tez çalışmasının 3 tane varsayımı bulunmaktadır. Bunlar: `Çocuklar haberlerde genellikle dram malzemesi olarak kullanılmakta ve popüler yayıncılık anlayışı sebebiyle birer reyting veya tiraj malzemesi olarak sömürülmektedirler. Eşik bekçilerinin yaşı, cinsiyeti, eğitim düzeyi, çocuğunun olup olmaması, ideolojisi vb. değişkenler ile çalıştığı kurumun ideolojisi ve yayın politikası başrolünde çocukların olduğu haberlerin seçimini ve veriliş biçimini etkilemektedir? şeklinde sıralanmaktadır. Buradan yola çıkarak konunun muhatabı eşik bekçileriyle derinlemesine mülakat yapılmıştır. Tezin sonunda ise varsayımların doğrulandığı anlaşılmıştır.
Televizyon haberlerinde sunulan engelli temsillerinin alımlaması
Engellilik konusu bir çok disiplinin alanına giren bir kavramdır. Tıp dünyası tanı, teşhis ve tedavi anlamında tanımladığı kavrama sakatlık ya da özürlülük adını vermektedir. Sosyal bilimlerde, özürlülük durumunun sosyal hayatı yaşamaya engel olmadığını, bu engeli toplumun ve çözüm bulmayan devletin oluşturduğunu savunarak ?engellilik? adını vermektedir. Ülkemizdeki bireylerin % 12,29?unun engelli olduğu tespit edilmiştir. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi?ne göre ?yaşam, özgürlük ve kişisel güvenlik her insanın hakkıdır?. Engelli Kişilerin Hakları Bildirgesi?nde ?Engelli kişiler diğer insanlarla aynı kişisel ve siyasal haklara sahiptir?. T.C Anayasası?nın 12. Maddesine göre: ?Herkes kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir? ibareleri doğrultusunda herkes yaşam hakkına sahiptir. Günümüzde engelliler, onuruyla yaşam hakkını elde etme ve kendini ifade etme mücadelesi vermektedir. Bu mücadeleyi medya aracılığı ile duyurmaya çalışırken, reyting kaygısı ile yapılan yayınlarda bir ?kurban? ya da ?kahraman? olarak temsil edilmek engellilerin yeni mücadele alanı olarak ortaya çıkmaktadır. Televizyon?da, sosyal hayatın her yerinde yer alan bireyler olarak temsil edilmeyi talep eden engelliler, medyanın sunduğu beden ve imaj kültürü dışında kaldıkları için ayrımcılık ve ötekileştirmeye maruz kalmaktadır. Yukarıda belirtilen medya içeriklerine maruz kalan seyircilerin engellilik algısı da bu yönde şekillenmektedir. Bu çalışmada televizyon haberlerinde sunulan engelli temsillerinin seyirciler tarafından nasıl algılandığı, alımlama araştırmaları ve Stuart Hall?un kodlama kodaçımlama metodu rehberliğinde incelenmiştir.
Televizyon dizilerinde toplumsal cinsiyet açısından kadının sunumu: Huzur Sokağı dizisi kadın karakterleri
Tarihin farklı dönemlerinde yaşanan sosyal, hukuki ve siyasi değişimler sonucu Türk kadını pek çok değişim yaşamış, Cumhuriyet'in ilanı ile birlikte modernleşmenin simgesi haline gelmiştir. Türkiye'de değişimlerin içsel bir süreç olarak üretilememesi, yasalar önündeki eşitliği günlük yaşam pratiğine yansıtamayarak, toplumdaki cinsiyet kalıplarını kıramamıştır. Kitle iletişim araçlarından insanları kolayca etkisi altına aldığı bilinen televizyon, kültürü biçimlendirip toplumun değer yargılarını yeniden üreterek, toplumda var olan ataerkil ideolojinin korunmasına hizmet eder. Bu da sürmekte olan değişme ve gelişmeye karşın geleneksel toplumsal cinsiyet rollerinin toplumda devam ettiği ve yeniden üretildiğini, bunun da kitle iletişim araçları gibi değişimin ürünleri tarafından desteklenmeye devam ettiğini göstermektedir. Çalışmada, söylem analizi yöntemiyle kadın karakterler incelenmiş ve kadın lehine pek çok değişim yaşandığı halde, günümüz Türkiye'sinde kadının geleneksel rolünü koruduğu sonucu ortaya çıkmıştır. Anahtar Kelimeler : Toplumsal Cinsiyet, Kadın, Televizyon, Yerli Diziler
Şiddetin sosyo-kültürel kaynakları ve medya metinleri aracılığıyla sunumu
ÖZET ŞİDDETİN SOSYO-KÜLTÜREL KAYNAKLARI VE MEDYA METİNLERİ ARACILIĞIYLA SUNUMU Seda YAVUZ Yüksek Lisans Tezi, Medya ve Kültürel Çalışmalar Ana Bilim Dalı Danışman: Doç. Dr. Filiz SUSAR Mart 2014 – 97 sayfa Şiddet, toplum içinde ortaya çıkan ve kültürel bir öğe olarak öğrenimi sağlanan bir olgu olma özelliğine sahiptir. Şiddet ana başlıklarıyla fiziksel, psikolojik, ekonomik ve cinsel olmak üzere çeşitli biçimlerde ortaya çıkmaktadır. Şiddeti meydana getiren kaynaklar incelendiğinde, şiddetin biyolojik ve psikolojik kaynaklarındansa sosyo-kültürel ve ekonomik kaynaklarının daha fazla etkin olduğu görülmektedir. Sosyo-kültürel ve ekonomik kaynaklara bakıldığında kitle iletişim araçları tüm dünyada en büyük paya sahiptir. Şiddet, her türlü medya metini aracılığıyla topluma sunulmakta ve toplum bunu bazen bunu takip etmekte bazen de buna maruz kalmaktadır. Medya teknolojik gelişmelerle beraber sosyalleşmenin başat araçlarından biri haline gelmiştir. Televizyon bugün, ulaşılması en kolay ve en yaygın olan medya organıdır. Televizyonun geniş kitlelere yayılması ve kolay ulaşılır olması ona toplumsal ve kültürel bir güç kazandırmıştır. Televizyon birey, toplum ve kültür üzerinde önemli derecede etki sahibidir. Şiddetin medya metinleri aracılığıyla sunumunu incelediğimiz bu çalışmada, gençlik dizileri içerisinden örneklem olarak "Güneşi Beklerken" adlı dizi seçilmiştir. Bu dizide Gerbner'in "Ekme-Yetiştirme" tezinin aşamalarından olan ileti çözümlemesi uygulanmıştır. İleti çözümlemesi aşaması için araştırmaya konu olan dizinin araştırmayı sonlandırdığımız tarihe kadar yayınlanmış olan bölümlerinde içerik çözümlemesi yapılmıştır. Çözümlenen ve sayısallaştırılan ileti özellikleri kategorilere kodlanarak dizideki ekme açıklanmaya çalışılmıştır. Yapılan çözümleme sonucunda araştırmada elde edilmek istenen amaçlar doğrultusunda ortaya koyduğumuz problemler test edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Şiddet, Kültür, Medya, Sosyalleşme, Gençlik
Türkiye'de Kürt kimliğinin kültürel bağlamda incelenmesi ve siyasallaşma süreci
1800'lü yıllarda özellikle batılı misyonerlerin faaliyetleri sonucu Anadolu'da Kürt isyanları ortaya çıkmaya başlamıştır. Kürtçülük üzerine birbiri ardına çalışmalar yapılmaya başlanmış ve halk arasında isyanlar teşvik edilir olmuştur. Bazı kaynaklara göre, bu dönemde ortaya çıkan ve günümüze kadar gelen ayaklanmaların temelinin II. Abdülhamit döneminde kurulan Hamidiye Alayları olduğu da söylenmektedir. İngiliz, Fransız ve Rus araştırmacıların Kürtlerle ilgili sayısız çalışmaları vardır. Kürtlerin kültürel yapısının, tarihsel geçmişinin ve dil özellikleri ile Türklerden farklılaştırılarak ayrılması çabaları 1600'lü yıllara kadar dayanmaktadır. Tarih boyunca çıkartılan Kürt ayaklanmalarına bakıldığında hiç şüphesiz en uzun süreli olan ayaklanmanın PKK terör örgütü üzerinden uygulanan terör hareketi olduğu görülmektedir. 1974 yılında "Apocular" adıyla kurulan ve sonrasında kısa adı PKK yani Partiya Karkarên Kurdistan (Kürdistan İşçi Partisi) olarak dünya terör örgütü listelerindeki yerini alan hareket ile birlikte ülkemizdeki Kürtler artık Türk siyasal yaşamında önemli bir politik malzeme haline getirilmiştir. Bu çalışmada, Kürt kültürü, etnik kökeni ve Kürtçe dil yapısı üzerinde durularak, PKK terör örgütünün günümüzde legal-siyasal yapı haline dönüşüm sürecine değinilecektir. Kürtler üzerinden oluşturulan iç politikaların medya ile olan bağlantısı, Adalet ve Kalkınma Partisinin Demokratik Çözüm Süreci kapsamında uyguladığı Akil İnsanlar girişiminin gazetelerdeki yansımaları üzerinden değerlendirilecektir. Bu bağlamda Ak Parti hükümetinin "Demokratik Açılım" sürecinde uyguladığı "Akil İnsanlar" heyetinin çalışmaları ve bu çalışmaların başladığı tarihler arasındaki tiraj sayılarına göre en çok satan ilk beş gazetenin ilk sayfalarına yansıyan süreç ile ilgili haberler değerlendirilmiştir.
Uyarlama dizilerdeki kültürel farkların küyerelleşme ve toplumsal cinsiyet rolleri bağlamında temsili: Desperate Housewives / Umutsuz Ev Kadınları örneği
21. yüzyılda artık dünya kesin ve keskin tanımların yeri olmaktan çıkmak üzeredir. Birçok kavram ve tanım başka kavramların içinde kendine yer bulmaktadır. Karşıtlarını da içeren kavramlar kullanılması daha uygun görülmektedir. İşte tam da bu nedenle küreselleşme olgusu eski popülerliğini kaybetmeye başlamış gibi görünmektedir. Bu olgu yerine artık daha sıklıkla duyduğumuz bir başka olgu söz konusudur: Küyerelleşme. Bu kavram içinde hem küreselleşmeyi hem de yerelleşmeyi barındırmaktadır. Bu çalışmada, Amerika'da 2004 yılında yayınlanan "Desperate Housewives" adlı dizi ile bu dizinin birebir uyarlaması olan, 2011 yılında da Türkiye'de yayınlanmaya başlanan "Umutsuz Ev Kadınları" dizisi karşılaştırılarak incelenmektedir. Bu analiz; iki farklı kültürün ürünü olan bu iki dizide karşımıza çıkan kültürel farklılıkların ve benzerliklerin tespit edilip, var olan farklılıkların ve benzerliklerin küyerelleşme sürecinde toplumsal cinsiyet rolleri açısından incelenmesini içermektedir. Dizinin ana karakterlerinin kadın olmasından ve izler kitlesinin de kadınlar olarak hedeflenmiş olmasından yola çıkılarak, çalışmada toplumsal cinsiyet kavramı üzerinde durulacaktır. İki farklı kültürde kadının yeri, kadının rolü, kadının temsili gibi kavramlar üzerinden dizi incelenmeye çalışılacaktır.