
10,918
Archived Theses
31
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Muhasebe eğitiminde tersyüz öğrenme modelinin öğrencilerin öğrenme yaklaşımları, tutumları ve akademik başarılarına etkisi
Amaç: Bu araştırma "muhasebe eğitiminde ters yüz öğrenme modeli (TYÖM)'nin öğrencilerin öğrenme yaklaşımları, tutumları ve akademik başarılarına etkisini" incelemeyi amaçlamaktadır. Bu kapsam doğrultusunda Genel Muhasebe I (GMI) dersinin TYÖM ile yürütülmesinin öğrencilerin öğrenme yaklaşımları, tutumları ve akademik başarılarına etkisini belirlemek ve öğrencilerin modele ilişkin görüşlerini tespit etmek amaçlanmıştır. Yöntem: Araştırma 2022-2023 eğitim-öğretim yılı güz yarıyılında Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi Ermenek Meslek Yüksekokulu'nda bulunan Sağlık Kurumları İşletmeciliği ve Sosyal Güvenlik programlarında yapılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu bu programların 1. sınıfında öğrenim görmekte olan ve kontrol grubunda 42, deney grubunda 40 olmak üzere toplam 82 ön lisans öğrencisi oluşturmaktadır. Araştırma, karma yöntem çeşitlerinden açıklayıcı sıralı desen karma yöntem modelinde, ön test – son test eşdeğer olmayan gruplu yarı deneysel desende yapılmıştır. Araştırmada önce nicel veriler toplanmış, nicel veri sonuçlarını desteklemek amacıyla daha sonra nitel veriler toplanmıştır. Nicel verilerin toplanmasında GMI dersi ders konularından "dönem içi işlemler" konusunu kapsayan 19 maddeden oluşan "Genel Muhasebe I dersi akademik başarı testi", 16 maddeden oluşan "Muhasebe Dersi Öğrenme Yaklaşımları Ölçeği" ve 22 maddeden oluşan "Muhasebe Dersi Tutum Ölçeği" kullanılmıştır. TYÖM ile ilgili öğrenci görüşlerine ilişkin nitel veriler, yarı yapılandırılmış öğrenci görüşme formu aracılığıyla elde edilmiştir. Araştırmada nitel verilerin analizinde içerik analizi ve betimsel analiz tekniğinden, nicel verilerin analizinde ise SPSS, faktor 10 ve Microsoft Excel programlarından yararlanılmıştır. Araştırmada akademik başarı testinin AFA kapsam, iç ve yapı geçerliği alınmış, deney ve kontrol gruplarına uygulanan başarı testi, öğrenme yaklaşımları ve tutum ölçeğinden elde edilen puanların grup içi ve gruplar arasında karşılaştırılmasında parametrik testler kullanılmıştır. Sonuç: TYÖM'nin muhasebe eğitiminde öğrencilerin öğrenme yaklaşımlarını ve muhasebe dersine yönelik tutumlarını olumlu yönde etkilediği, bununla birlikte akademik başarılarını artırdığı sonucuna ulaşılmıştır. TYÖM'nin, geleneksel öğretim yöntemiyle karşılaştırıldığında, öğrencilerin öğrenme yaklaşımları, derse yönelik tutumları ve akademik başarıları üzerinde istatistiksel olarak anlamlı düzeyde bir iyileşme sağladığı belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Muhasebe Eğitimi, Ters Yüz Öğrenme Modeli, Öğrenme Yaklaşımları, Tutum, Akademik Başarı
Muz üretim işletmelerinde tekdüzen muhasebe sistemi ve TMS 41 tarımsal faaliyetler standardı açısından karşılaştırmalı bir uygulama
Tarımsal faaliyetler tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de büyük öneme sahiptir. Bu nedenle tarımsal faaliyetlerin tarım işletmelerinin gelişimleri için kontrol altına alınması gerekir. Maalesef ki ülkemizde tarım sektöründe muhasebe arka planda kalmaktadır. Tarım işletmelerinin tarım sektörünün gelişebilmesi, finansal durumlarının daha net görülebilmesi için muhasebeye biraz daha önem vermeleri gerekir. Çalışmada muz üretim işletmelerinde Tekdüzen Muhasebe Sistemi ile Türkiye Muhasebe Standartlarına göre muz işletmelerinde tutulan muhasebe kayıtlarının karşılaştırılması ve aradaki farkların ortaya konulması amaçlanmıştır. Çalışmada 2023-2024 yılları arası muz üretimi yapan bir işletmenin verileri kullanılmıştır. İşletmenin 2023 ve 2024 yılı muhasebeleştirme işlemleri gerçekleştirilmiş, TDMS'ne ve TMS'ye göre muhasebe kayıtları karşılaştırılmış ve farklılıklar ortaya konulmuştur. TDMS'nin tarımsal faaliyetler için yeterli olmadığı, TMS'nin ise tarımsal faaliyetlerde muhasebeleştirme işlemlerini daha detaylı ele almasından dolayı muz üretim işletmeleri için daha uygun olduğu düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Tarım, Muz, TMS 41, Tarımsal Faaliyet, Tekdüzen Muhasebe Sistemi, Türkiye Muhasebe Standartları.
Sürdürülebilir pazarlamada sorumlu üretim ve tüketim temalı reklamlar: Kuşaklar arası karşılaştırmalı bir nöropazarlama araştırması
Bu araştırmanın amacı; hazır giyim markalarının, sürdürülebilir pazarlama kapsamında yayınladıkları sorumlu üretim ve tüketim temalı reklam görsellerinde yer alan sürdürülebilirlik mesajlarına yönelik, X, Y ve Z kuşaklarının dikkati (odaklanma sayısı ve görüntüleme süresi) arasında farklılığın olup olmadığı tespit etmektir. Bu doğrultuda bu araştırmaya dâhil edilecek markaların belirlenmesi için önce bir saha araştırması yapılmış ve LCW, DeFacto, Colin's ve Mavi markalarına ait (mankenli, ürünlü ve nötr uyaranlı olmak üzere) toplam 12 reklam görseli araştırmaya dahil edilmiştir. Araştırmanın yöntemi; karma araştırma yöntemidir. Araştırma alanı nöropazarlamadır ve araştırma tekniği eye-tracking araştırmasıdır ve araştırmayı desteklemek üzere, deney sonrası anket yapılmıştır. Araştırma; X, Y ve Z kuşaklarının her birinden 22'şer kişi olmak üzere, toplam 66 katılımcının verileri ile gerçekleştirilmiştir. Deneyde Gazepoint GP3 cihazı kullanılmıştır. Deneyde toplanan eye-tracking verileri, Gazepoint Analysis Software Professional Edition (v6.8.0) programı ile analiz edilmiş ve ısı haritaları elde edilmiştir. Hipotezlerin test edilmesi için; katılımcıların odaklanma sayısı ve görüntüleme süresi metrikleri alınarak, IBM SPSS Statistics 29.0 programında istatistiksel analizleri yapılmıştır. Normal dağılım gösteren verilerde ANOVA, normal dağılım göstermeyen verilerde Kruskal-Wallis testi kullanılarak hipotezler test edilmiştir. Kuşaklar arasında farklılığın tespit edildiği durumlarda, farklılığın hangi kuşaklar arasında olduğunu belirlemek için post hoc (Tukey ve Mann-Whitney U testi+ Bonferroni düzeltmesi) testleri yapılmıştır. Araştırmanın sonucunda; araştırma için varsayılan 24 hipotezden 10 tanesi kabul edilmiş, 14 tanesi reddedilmiştir. Kabul edilen 10 hipotez çerçevesinde; sürdürülebilirlik mesajlarına yönelik kuşaklar arasında odaklanma sayılarında ve görüntüleme sürelerinde (dikkatlerinde) farklılık olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu farklılıkların; bazı hipotezlerde X ve Y kuşakları arasında, bazı hipotezlerde X ve Z kuşakları arasında olduğu belirlenmiştir. Y ve Z kuşakları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık tespit edilememiştir. Anahtar Kelimeler: Nöropazarlama, Göz İzleme, Sürdürülebilir Pazarlama, Sorumlu Üretim ve Tüketim, Kuşaklar
Metaverse'te turist olmak: Sanal gerçeklik üzerine netnografi ve gömülü teori uyumlu deneyimsel bir araştırma
Bu tez, dijital dönüşümün en ileri uygulamalarından biri olan metaverse teknolojisinin turizm bağlamında nasıl deneyimlendiğini anlamaya yönelik nitel bir araştırmadır. "Metaverse'te Turist Olmak: Sanal Gerçeklik Üzerine Netnografi ve Gömülü Teori Uyumlu Deneyimsel Bir Araştırma" başlığını taşıyan bu çalışmada, bireylerin sanal gerçeklik (VR/SG) yoluyla gerçekleştirdiği turistik deneyimlerin anlamı, bu deneyimlerin kuramsal çerçeveler bağlamında nasıl inşa edildiği analiz edilmiştir. Araştırmanın temel amacı, metaverse'te turist olma halinin bireysel ve toplumsal düzeyde ne tür etkiler yarattığını derinlemesine ortaya koymak, sanal turizm deneyimlerinin potansiyel sonuçlarını kavramsallaştırmak ve sektörel uygulamalara ışık tutacak özgün çıkarımlar üretmektir. Ayrıca metaverse temelli turizm deneyimlerinde öne çıkan boyutları derinlemesine inceleyerek teorik bir çerçeve sunmayı amaçlamaktadır. Bu doğrultuda, yöntemsel olarak üç aşamalı bir araştırma tasarımı benimsenmiştir. İlk aşamada Meta Store üzerinden tezde deneyimletilen uygulama yönelik toplanan 813 kullanıcı yorumuna dayalı bir netnografik tematik analiz uygulanmıştır. İkinci aşamada Meta Quest 3 cihazı kullanılarak katılımcılara Machu Picchu ve Antarktika destinasyonlarını kapsayan ortalama 45 dakikalık sanal turizm deneyimi yaşatılmıştır. Üçüncü aşamada, deneyim sonrası derinlemesine yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Veriler, MAXQDA programı aracılığıyla tematik, açık, eksenel ve seçici kodlama teknikleriyle analiz edilmiştir. Analiz süreci, Gömülü Teori yaklaşımı ile ele alınmış ve kavramsal doygunluk sağlandıktan sonra bir kuram önerisi geliştirilmiştir. Ayrıca araştırma süreci boyunca veri, metodoloji ve teori üçlemesi yapılarak araştırmanın geçerliliği ve güvenilirliğini artırmak adına üçleme (triangulation) uygulanmıştır. Bu tez, dijital dönüşümün en ileri uygulamalarından biri olan metaverse teknolojisinin turizm bağlamında nasıl deneyimlendiğini anlamaya yönelik nitel bir araştırmadır. "Metaverse'te Turist Olmak: Sanal Gerçeklik Üzerine Netnografi ve Gömülü Teori Uyumlu Deneyimsel Bir Araştırma" başlığını taşıyan bu çalışmada, bireylerin sanal gerçeklik (VR/SG) yoluyla gerçekleştirdiği turistik deneyimlerin anlamı, bu deneyimlerin kuramsal çerçeveler bağlamında nasıl inşa edildiği analiz edilmiştir. Araştırmanın temel amacı, metaverse'te turist olma halinin bireysel ve toplumsal düzeyde ne tür etkiler yarattığını derinlemesine ortaya koymak, sanal turizm deneyimlerinin potansiyel sonuçlarını kavramsallaştırmak ve sektörel uygulamalara ışık tutacak özgün çıkarımlar üretmektir. Ayrıca çalışmada metaverse temelli turizm deneyimlerinde öne çıkan boyutları derinlemesine inceleyerek teorik bir çerçeve sunmayı amaçlamaktadır. Bu doğrultuda, yöntemsel olarak üç aşamalı bir araştırma tasarımı benimsenmiştir. İlk aşamada Meta Store üzerinden çalışmada deneyimletilen uygulamaya yönelik toplanan 813 kullanıcı yorumuna dayalı bir netnografik tematik analiz uygulanmıştır. İkinci aşamada Meta Quest 3 cihazı kullanılarak katılımcılara Machu Picchu ve Antarktika destinasyonlarını kapsayan ortalama 45 dakikalık sanal turizm deneyimi yaşatılmıştır. Üçüncü aşamada, deneyim sonrası derinlemesine yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Veriler, MAXQDA programı aracılığıyla tematik, açık, eksenel ve seçici kodlama teknikleriyle analiz edilmiştir. Analiz süreci, Gömülü Teori yaklaşımı ile ele alınmış ve kavramsal doygunluk sağlandıktan sonra bir kuram önerisi geliştirilmiştir. Ayrıca araştırma süreci boyunca veri, metodoloji ve teori üçlemesi yapılarak araştırmanın geçerliliği ve güvenilirliğini artırmak adına üçleme (triangulation) uygulanmıştır. Araştırma bulguları sonucunda turizmde metaverse deneyimine ilişkin "zaman, fiyat, etkileşim, teknoloji, eğitim, varlık hissi, eğlence, keyif, akış ve gerçeklik algısı" olmak üzere 10 temel boyut ortaya konulmuştur. Katılımcılar, sanal deneyimleri aracılığıyla gerçek turistik destinasyonlara yönelik isteklerinde artış yaşadıklarını ifade etmiş, bu da sanal ve fiziksel turizmin birbirini dışlayan değil, tamamlayan bir yapıda olabileceğini ortaya koymuştur. Ayrıca "Deneyimsel Derinlik, İçerik ve Tasarım Kalitesi, Kullanıcı Memnuniyeti, Erişim ve Kullanılabilirlik, Beklenti ve Gelişim Talebi" olmak üzere 1'i çekirdek olmak üzere 5 boyuttan oluşan teorik bir çerçeve çizilmiştir. Katılımcılar, metaverse ortamında yüksek düzeyde odaklanma ve duyusal katılım yaşarken, deneyimin özgünlüğü ve gerçeklikle kurduğu bağ, memnuniyet ve yeniden katılım niyeti üzerinde belirleyici olmuştur. Bununla birlikte, teknolojik sınırlılıklar, içerik eksikliği ve erişilebilirlik gibi faktörler deneyimin bazı yönlerini zayıflatmaktadır. Tez, kullanıcıların beklentilerini ve ihtiyaçlarını karşılayabilecek daha etkili, kapsayıcı ve çok boyutlu metaverse deneyimlerinin tasarlanması gerektiğine dikkat çekerek hem teoriye hem de uygulamaya anlamlı katkılar sunmaktadır.
İdari personellerin dijital dönüşüme yönelik algıları ile teknolojik işsizlik kaygı düzeyleri arasındaki ilişkilerin X ve Y kuşakları bağlamında incelenmesi: Selçuk Üniversitesi örneği
Dijital dönüşüm algıları, teknolojik işsizlik kaygısı ve kuşaklar arasındaki ilişkinin incelendiği bu araştırmanın amacı, Selçuk Üniversitesi'nde çalışmakta olan idari personellerin dijital dönüşüme yönelik algıları ve teknolojik işsizlik kaygı düzeylerinin X ve Y kuşakları arasında nasıl farklılık gösterdiğini tespit etmektir. Araştırmanın örneklemini, Selçuk Üniversitesi bünyesinde çalışan 384 idari personel oluşturmaktadır. X ve Y kuşakları arasında belirtilen değişkenler açısından fark ve benzerlikleri tespit etmek amacıyla Bağımsız Örneklemler T Testi uygulanmıştır. Ardından, değişkenler arasındaki ilişkinin yönünü ve gücünü belirlemek için korelasyon analizi gerçekleştirilmiştir. Değişkenler arasındaki etkileşim ise regresyon analizi ile incelenmiştir. Araştırmanın sonucunda, Y kuşağı katılımcıların X kuşağı katılımcılara kıyasla dijital dönüşümde kariyer gelişimlerine önem verdikleri, ayrıca X kuşağı katılımcıların teknik beceri eksikliğine ilişkin kaygılarının Y kuşağı katılımcılardan daha yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Tüm katılımcıların dijital dönüşüme yönelik algılarının teknolojik işsizlik kaygı düzeyleri üzerindeki etkisi negatif ve anlamlı bulunmuştur. Y kuşağı katılımcıların dijital dönüşüme bakış ölçeğinin alt boyutu olan "Kişisel Gelişime Katkı" boyutunun, Teknolojik İşsizlik Kaygısı ölçeğinin alt boyutları (Teknik Beceri Eksikliği, Artırımlı Teknolojik İyileştirmeler, Teknolojik Bozulmalar) üzerinde negatif yönlü ve anlamlı bir etkisi bulunmuştur. Anahtar Kelimeler; Dijitalleşme, Dijital Dönüşüm, İşsizlik, Teknolojik İşsizlik, X Kuşağı, Y Kuşağı
İzlenim yönetimi taktiklerinin sosyal kaytarma üzerindeki etkisinde lider-üye etkileşiminin düzenleyici rolü
Tez çalışması kapsamında yoğun iş temposuna sahip perakende sektörü çalışanlarının izlenim yönetimi taktiklerinin sosyal kaytarmaya olan etkisinde lider-üye etkileşiminin düzenleyici rolü test edilmeye çalışılmıştır. Bu amaç doğrultusunda Konya ili perakende sektöründe faaliyet gösteren zincir marketlerde görev yapan çalışanlara anket uygulanmıştır. Araştırma orta düzey yönetici, alt düzey yönetici ve çalışan pozisyonlarındaki 394 katılımcı ile yürütülmüştür. Kolayda örnekleme yöntemiyle elde edilen veriler; frekans, normallik testleri, geçerlik ve güvenirlik analizleri ile korelasyon analizine tabi tutulmuştur. Hipotez testleri için SPSS Process Macro 1 eklentisi Model 1'den yararlanılmıştır. Korelasyon analizi bulgularına göre ölçeklerin birbirleri ile pozitif yönde ilişki içerisinde oldukları tespit edilmiştir. Bununla birlikte bazı alt boyutlar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmadığı saptanmıştır. Ayrıca regresyon analizi bulgularına göre izlenim yönetimi taktiklerinin ve lider-üye etkileşiminin sosyal kaytarmaya istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif yönde etki ettiği tespit edilmiştir. Düzenleyici etkinin test edilmesi sonucunda da izlenim yönetimi taktiklerinin sosyal kaytarmaya etkisinde lider-üye etkileşiminin niteliğinin düzenleyici bir etkiye sahip olduğu belirlenmiştir.
İş yeri arkadaşlığının örgütsel huzur üzerindeki etkisinde mesleki doyumun aracılık rolü: Akademisyenler üzerine görgül bir araştırma
Bu çalışmanın amacı, mesleki doyum aracılığıyla iş yeri arkadaşlığının örgütsel huzur üzerindeki etkisini ortaya koymaktır. Çalışmanın ikinci amacı, iş yeri arkadaşlığı, örgütsel huzur ve mesleki doyumun katılımcıların demografik özelliklerine göre farklılaşıp farklılaşmadığını tespit etmektir. Bu çalışmanın verileri bir devlet üniversitesinde istihdam edilen 500 akademisyenden yapılandırılmış bir anket yardımıyla toplanmıştır. Araştırma modeli ve hipotezleri test etmek için regresyon analizi, farklılık analizleri ve Hayes'in Process Makrosundan yararlanılmıştır. Araştırma bulgularına göre; akademisyenlerin iş yeri arkadaşlığının mesleki doyum üzerinde anlamlı ve pozitif yönde bir etkisinin bulunduğu ve akademisyenlerin mesleki doyumunun örgütsel huzur üzerinde anlamlı ve pozitif yönde bir etkisinin olduğu tespit edilmiştir. Bununla birlikte akademisyenlerin iş yeri arkadaşlığı örgütsel huzuru anlamlı ve pozitif yönde etkilemektedir. Ayrıca mesleki doyum, iş yeri arkadaşlığı ile örgütsel huzur arasındaki ilişkiye aracılık etmektedir. Öte yandan akademisyenlerin iş yeri arkadaşlığı, örgütsel huzur ve mesleki doyum düzeylerinin bazı demografik değişkenler açısından farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. Son olarak çalışma akademisyenler açısından bulgularla ilgili teorik ve pratik çıkarımlar tartışılmış, araştırmanın sınırlılıkları ve gelecek araştırmalara ilişkin bazı öneriler sunulmaktadır.
Tedarik zinciri çevikliğinin tedarik zinciri performansı ve işletme performansı üzerine etkisi
İşletmelerin küreselleşen ve sürekli yenilik gerektiren rekabet ortamında faaliyetlerini sürdürebilmeleri için meydana gelen değişimlere uyum sağlamaları gerekmektedir. Uyum sağlama süreci ise, işletmelerin çeviklik düzeyleriyle doğrudan ilişkilidir. Çeviklik düzeyleri işletmelerin üretici ve tüketici odaklı pazar ihtiyaçlarına etkin bir şekilde yanıt verebilmeleri açısından tedarik zinciri faaliyetlerine yansımaktadır. Tedarik zinciri çevikliği, müşteri taleplerinin zamanında ve etkin bir biçimde karşılanması, işletmelerin performanslarını artırmaları ve rekabet avantajı elde etmeleri açısından önem arz etmektedir. Bu bağlamda bu çalışmanın temel amacı, tedarik zinciri çevikliğinin tedarik zinciri performansı ve işletme performansı üzerindeki etkisinin belirlenmesidir. Bu temel amaç doğrultusunda Konya Sanayi Odası'na (KSO) kayıtlı otomotiv yan sanayinde faaliyet gösteren işletmelere anket uygulanmıştır. Çalışma kapsamında 152 işletmeye ulaşılmış olup elde edilen veriler SPSS 22.0 sürümü ile analiz edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda, tedarik zinciri çevikliğinin tedarik zinciri performansını ve işletme performansını ve ayrıca tedarik zinciri performansının işletme performansını olumlu yönde etkilediği sonucuna ulaşılmıştır.
Enerji üretiminin belirleyicileri: Türkiye enerji piyasası üzerine ampirik bir analiz
Enerji, yalnızca modern yaşamın sürdürülebilirliğinde değil, aynı zamanda ekonomik kalkınmanın sağlanmasında da stratejik bir rol üstlenmektedir. Nüfus artışı, sanayileşme ve kentleşmeye bağlı olarak artan enerji talebi, enerji arz güvenliğini sağlamayı ülkeler açısından zorunlu hale getirmiştir. Özellikle elektrik üretimi, ekonomik büyümenin hem nedeni hem de sonucu olarak kritik bir öneme sahiptir. Bu doğrultuda, elektrik enerjisi arzının zamanında ve sürdürülebilir şekilde sağlanması, makroekonomik istikrarın korunması açısından temel bir gereklilik olarak ortaya çıkmaktadır. Enerji yatırımları ve üretim politikalarının ekonomik büyüme dinamikleriyle uyumlu biçimde tasarlanması gerektiği vurgulanmaktadır. Elektrik üretimi ile ekonomik büyüme arasındaki ilişkinin doğru modellenmesi ve fiyat etkilerinin analiz edilmesi, sürdürülebilir kalkınma hedeflerine yönelik rasyonel politika önerilerinin geliştirilmesine katkı sağlayacaktır. Bu doğrultuda, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde artan enerji talebine karşılık, arz güvenliğinin sağlanması ve etkin enerji politikalarının oluşturulması büyük önem taşımaktadır. Bu çalışmada, Türkiye'nin 2008-2023 dönemine ait elektrik üretimi ile makroekonomik göstergeler ve hammadde fiyat değişkenleri arasındaki ilişki analiz edilmiştir. En küçük kareler ve bootstrap standart hata yöntemleriyle yapılan tahminler, lasso ve robust regresyon yöntemleriyle desteklenmiştir. Bulgular, GSYİH, işgücü ve elektrik ithâlatının elektrik üretimi üzerinde istatistiksel olarak anlamlı ve belirleyici etkiler yarattığını ortaya koymuştur. Ayrıca, bu etkilerin enerji türlerine göre farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. GSYİH'nin pozitif etkisi, ekonomik büyümenin enerji talebini artırarak üretimi tetiklediğini göstermektedir. İşgücündeki artış da üretimi desteklemekle birlikte, bu etki enerji kaynağı ve üretim yöntemi bazında farklılık arz edebilmektedir. Elektrik ithâlatının negatif etkisi ise, yerli üretim üzerinde baskı oluşturmakta, dışa bağımlılığı artırmakta ve enerji üretiminin sürdürülebilirliğini zorlaştırmaktadır. Bu durum, temiz enerjiye yönelimi teşvik edebilmektedir. Sonuçlar, enerji politikalarının ekonomik büyümeyi destekleyecek biçimde tasarlanmasının gerekliliğini vurgulamakta, gelecekteki yatırım stratejileri ve politika reformları açısından önemli katkılar sunmaktadır.
Hizmet kalitesinin müşteri memnuniyetine etkisi: Bankacılık sektöründe bir araştırma
Günümüzde hizmet sektörü, ekonomik büyümenin ve toplumsal refahın temel taşlarından biri haline gelmiştir. Teknolojik gelişmelerin hız kazanması, tüketici beklentilerinin sürekli değişmesi ve rekabetin artması, hizmet sunumunun kalitesini her zamankinden daha önemli bir konuma getirmiştir. Bu bağlamda, müşteri memnuniyeti, hizmet kalitesinin en önemli göstergelerinden biri olarak kabul edilmekte ve işletmelerin rekabet avantajı elde edebilmesinde kritik rol oynamaktadır. Özellikle bankacılık sektörü gibi doğrudan fiziksel ürün sunmayan, tamamen hizmet temelli sektörlerde müşteri memnuniyeti daha da büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle, bankacılık sektöründe faaliyet gösteren kuruluşların müşteri memnuniyetine yönelik stratejiler geliştirmeleri ve hizmet kalitesini sürekli iyileştirmeye odaklanmaları gerekmektedir. Bu doğrultuda çalışmanın temel amacı, bankacılık sektöründe faaliyet gösteren bir bankanın sunmuş olduğu hizmetlerin kalitesinin, müşteri memnuniyeti üzerindeki etkilerini araştırmaktır. Araştırma kapsamında, müşterilerin hizmet deneyimlerine ilişkin tutumlarını ölçmeye yönelik nicel analiz yöntemi olarak çevrimiçi (online) anket yöntemi kullanılmıştır. Bunun sonucunda ortaya çıkan veriler SPSS 22 programı aracılığıyla analiz edilmiştir. Çalışma, Konya ilinde faaliyet gösteren belirli bir banka şubesinden hizmet alan 380 müşterinin katılımı ile gerçekleştirilmiştir. Elde edilen bulgular, hizmet kalitesinin çeşitli boyutlarının müşteri memnuniyeti üzerinde anlamlı etkiler yarattığını ortaya koymuştur. Bu bağlamda, hizmet kalitesinin müşteri memnuniyetini şekillendirmede önemli bir rol oynadığı sonucuna ulaşılmış ve bankacılık sektöründe müşteri odaklı hizmet anlayışının önemine bir kez daha dikkat çekilmiştir.
Tüketici satın alma sürecinde ağızdan ağıza pazarlama ve marka değerinin etkisinin incelenmesi
Satın alma niyeti, tüketicilerin satın almak için çaba göstermesini hatta bilinçli bir planı ifade etmektedir. Tüketici temelli marka değeri ve ağızdan ağıza pazarlama ise tüketicilerin hem geleneksel hem de dijital ortamlarda marka ile kurmuş olduğu ilişki çerçevesinde belirleyici rollerini oynamaktadır. Araştırmanın temel amacı bu iki değişkenin e-ticaret siteleri bağlamında tüketicilerin satın alma niyetleri üzerindeki etkilerini tespit etmek, değerlendirmek ve literatüre hem teorik hem ampirik katkı sağlamaktır. Bu temel amaç doğrultusunda araştırma verilerini elde etmek için Konya ilinde ikamet eden, internetten alışveriş yapan 18 yaş ve üzeri 404 katılımcıya hem çevrim içi hem de yüz yüze anket uygulanmıştır. Araştırmanın kavramsal modeli doğrultusunda ileri sürülen hipotezlerin test edilmesi için SPSS 23.0 yazılımı kullanılmıştır. Analiz sonuçları, ağızdan ağıza pazarlamanın yoğunluk ve içerik boyutlarının satın alma niyeti üzerinde anlamlı bir etkisinin bulunmadığını, buna karşın pozitif değer ve negatif değer boyutlarının anlamlı bir etkisi bulunduğunu ortaya koymaktadır. Buna ek olarak tüketici temelli marka değeri boyutlarının ağızdan ağıza pazarlama ve satın alma niyeti üzerindeki etkileri analiz edildiğinde marka sadakati ve algılanan kalite boyutlarının anlamlı bir etki göstermediği, yalnızca marka farkındalığı/ çağrışımlarının boyutunun her iki değişken üzerinde de belirleyici olduğu tespit edilmiştir. Bu çalışma, ağızdan ağıza pazarlamanın ve tüketici temelli marka değerinin satın alma niyeti üzerindeki rolünü boyutları açısından netleştirerek literatüre katkı sağlamaktadır. Araştırmanın bulguları, e-ticaret sitelerine yönelik tüketici temelli marka değeri algılarının ve ağızdan ağıza pazarlama davranışlarının anlaşılması konusunda yol gösterici olmaktadır.
Ahlaki zekânın örgütsel intikam üzerine etkisinde işyeri maneviyatının aracılık rolü
Bu araştırmanın amacı ahlaki zekânın örgütsel intikam üzerine etkisinin ve bu etki üzerinde işyeri maneviyatının aracılık rolünün olup olmadığının tespit edilmesi amaçlanmıştır. Ayrıca ahlaki zekâ ve örgütsel intikam düzeylerinin demografik özelliklere göre farklılık gösterip göstermediği de tespit edilmeye çalışılmıştır. Araştırmanın evrenini Selçuk Üniversitesi'nde görev yapan akademisyenler oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini 372 akademisyen oluşturmaktadır. Araştırma bulguları, ahlaki zekânın örgütsel intikam üzerinde negatif yönlü, işyeri maneviyatı üzerinde pozitif yönlü, işyeri maneviyatının ise örgütsel intikam üzerinde negatif yönlü ve anlamlı bir etkilere sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Ahlaki zekânın boyutlarından öz denetim ve vicdanın örgütsel intikam üzerindeki etkisinde işyeri maneviyatının aracılık rolü yokken; Ahlaki zekânın boyutlarından nezaket ve empatinin örgütsel intikam üzerindeki etkisinde işyeri maneviyatının aracılık rolü olduğu sonuçlarına ulaşılmıştır. Demografik değişkenlere ilişkin fark testleri, bazı değişkenlerin anlamlı farklılık yarattığını göstermektedir. Özellikle çalışma süresi ve pozisyon değişkenleri hem ahlaki zekâ hem örgütsel intikam hem de işyeri maneviyatı üzerinde anlamlı düzeyde farklılıklar ortaya koymuştur.
Kişisel değerler ile öz liderlik ilişkisinde kuşak farklılıklarının düzenleyici etkisi
Çalışmanın başlıca amacı, kişisel değerlerin öz liderlik üzerindeki etkisini ve farklı kuşakların bu etkileşimdeki rolünü incelemektedir. Çalışma iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde öz liderlik, kişisel değerler ve kuşak kavramlarına ilişkin teorik çerçeve; ikinci bölümde ise araştırma yöntemi anlatılmıştır. Araştırma, Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisinde görev yapan subay ve astsubaylardan oluşan 376 kişiden anket yöntemiyle elde edilen verilerle, SPSS 26 ve Smart PLS 4 programları kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmada yapısal eşitlik modeli ve düzenleyici etki analizleri yapılmıştır. Elde edilen bulgular kişisel değerlerin öz liderliğe etkisi ile Y kuşağının kişisel değerler ile öz liderlik ilişkisindeki düzenleyici etkisini desteklemiş, X kuşağının düzenleyici etkisini desteklememiştir.
Girişim sermayesi satın alımlarının şirket değeri üzerindeki etkisi: Avrupa'daki gelişmekte olan ülkelerdeki ve Türkiye'deki teknoloji şirketi satın alımlarına yönelik bir inceleme
Bu çalışmada, birleşme ve satın almaların kurumsal büyümeyi, pazar konsolidasyonunu ve hissedar değerini yönlendiren stratejik kararlar olduğu vurgulanmaktadır. Özellikle girişim şirketlerinin satın alınması, teknoloji elde etme ve inovasyonu sağlama amacını taşıyan önemli bir dinamik olarak öne çıkmaktadır. Çalışma, gelişmekte olan ülkelerde faaliyet gösteren teknoloji girişimlerinin satın alma duyurularının satın alan şirketlerin hisse fiyatları üzerindeki etkisini incelemektedir. Araştırmada Thomson Reuters-Eikon veri tabanı kullanılarak elde edilen veriler standart olay çalışması yöntemi kullanılarak analiz edilmiştir. Elde edilen sonuçlar, teknoloji girişimi satın alma duyurularının genel olarak piyasada negatif bir tepkiyle karşılaştığını göstermektedir. Çalışmanın giriş bölümünde, girişim sermayesi, girişimcilik ve girişim sermayesi yatırımlarıyla ilgili temel kavramlar açıklanmış, ikinci bölümde dünya genelinde girişim sermayesinin tarihçesi ve küresel görünümü ele alınmıştır. Üçüncü bölüm, Türkiye'deki girişim sermayesi çerçevesini incelemekte ve dördüncü bölümde literatür özetlenip, gerçekleştirilen ampirik çalışma ve sonuçlarına yer verilmektedir. Anahtar Sözcükler Girişim sermayesi, satın alma ve birleşme, teknoloji girişimleri, hisse fiyatları, piyasa tepkisi
Duyguların affetme, ağızdan ağıza iletişim ve yeniden müşteri olma niyeti üzerindeki etkisinde sosyal mesafenin düzenleyici rolü: Üçüncü taraf müşteriler için bir uygulama
Bu tez çalışmasında hizmet hatası telafi sürecinde üçüncü taraf müşterilerin hizmet hatası mağduru olan müşteriye sosyal olarak yakın/uzak olma durumlarına göre hissettiği olumlu ve olumsuz duyguların müşteri affediciliği aracılığıyla olumsuz ağızdan ağıza iletişim ve yeniden müşteri olma niyeti üzerindeki etkileri incelenmektedir. Araştırma hipotezleri 2 (üçüncü taraf müşteriye olan sosyal mesafe: yakın/uzak) x 2 (hizmet telafisi: var/yok) senaryo tabanlı deneysel tasarım kullanılarak test edilmiştir. Bu doğrultuda otelcilik sektörü için dört senaryo oluşturulmuş ve her bir senaryoda 144 olmak üzere toplam 576 katılımcı çalışmaya dahil edilmiştir. Toplanan veriler SPSS ve SmartPLS 4.0 programları ile analiz edilmiştir. Hipotezi test etmek için bağımsız örneklem t-testleri ve düzenleyici-aracılık analizleri yapılmıştır. Sonuçlar, hizmet hatası ve telafisi sürecinde üçüncü taraf müşterilerin hissettikleri olumlu ve olumsuz duyguların sosyal mesafeye göre farklılaştığını göstermektedir. Buna göre, sosyal olarak uzak üçüncü taraf müşterilerin telafi durumuna göre değişen olumlu ve olumsuz duygularının sosyal olarak yakın üçüncü taraf müşterilere kıyasla daha yüksek düzeyde olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, olumlu duyguların müşteri affediciliğini pozitif olarak, olumsuz duyguların ise negatif olarak etkilediği sonucuna erişilmiştir. Diğer taraftan, sonuçlar olumlu duyguların müşteri affediciliği üzerindeki etkisinin üçüncü taraf müşterin sosyal mesafe düzeylerine göre farklılaştığını göstermektedir. Ayrıca olumlu duyguların yeniden müşteri olma niyeti üzerinde müşteri affediciliğinin aracılık etkisi vardır. Son olarak, yapılan düzenleyici-aracılık analizlerinde sonuçlar sadece olumlu duygular ile müşteri affediciliği arasındaki ilişkide sosyal mesafenin düzenleyici etkisi olduğunu göstermektedir. Bu tez çalışması önceki çalışmalardan farklı olarak hizmet hatası ve telafisi sürecinde üçüncü taraf müşterilerin hizmet hatası mağduru olan müşteriye sosyal olarak yakın ve sosyal olarak uzak olma durumlarına göre tepkilerindeki farklılıkları inceleyerek literatüre katkı sunmuştur.
Planlanmış davranış teorisi çerçevesinde yenilikçi iş davranışlarının ağır sanayide çalışan beyaz yakalılar özelinde incelenmesi
Planlanmış Davranış Teorisi (PDT), bireylerin eylemleri hakkında nasıl karar verdiklerini ve çevrelerindeki kişilerin inançları, tutumları ve niyetlerinden nasıl etkilenebileceklerini açıklayan psikolojik bir modeldir. Bu teori, bir bireyin örgütsel bir ortamda yeni ve yaratıcı faaliyetlerde bulunma isteğini etkileyen faktörleri anlamaya yardımcı olabileceğinden, yenilikçi iş davranışı çalışmalarına uygulanması oldukça önemlidir. Bu doğrultuda bu tez çalışması, bireyin tutumlarının, öznel normlarının ve algılanan davranışsal kontrolünün bir iş ortamındaki yenilikçilik düzeyini nasıl etkileyebileceğine odaklanarak, yenilikçilik niyeti ve yenilikçi iş davranışı arasındaki ilişkiyi Planlanmış Davranış Teorisi temelinde incelemeyi amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda, çalışanların psikolojik sermayelerinin (PDT'de: tutum), iş ikliminin yenilikçiliğine yönelik algılarının (PDT'de: norm) ve işlerinin olumlu yönlerine dair inançlarının (PDT'de: algılanan kontrol), yenilikçiliğe yönelik niyetlerini ve niyetleri aracılığıyla da davranışlarını yordayacağı hipotez edilmiştir. Araştırmanın katılımcıları, savunma, enerji ve madencilik gibi ağır sanayi sektörlerinden birinde çalışmakta olan beyaz yakalı çalışandan oluşmaktadır. Araştırma verileri, çevrimiçi olarak toplanmıştır. Araştırma kapsamında Yenilikçi Davranış Ölçeği, Yenilikçilik Niyeti Ölçeği, Psikolojik Sermaye Ölçeği, Yenilikçi İklim Ölçeği ve İş Tanısı Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma verileri istatistiksel analiz programları kullanılarak incelenmiştir. Elde edilen bulgular, Planlanmış Davranış Teorisi ile uyumlu olarak, algılanan davranışsal kontrolün, yenilikçi iş davranışı sergilenmesini anlamlı olarak pozitif yönde açıkladığını göstermiştir. Ancak Planlanmış Davranış Teorisi modelinde önerilen normlar ve tutumların, yenilikçilik niyeti ve davranışı üzerinde anlamlı bir rol oynamadığı gözlenmiştir. Buna ek olarak, PDT kapsamında önerilenin aksine yenilikçiliğe ilişkin niyet, sergilenen yenilikçilik davranışlarını pozitif değil negatif yönde anlamlı olarak yordamıştır. Araştırma bulguları, kişilerin özellikle algıladıkları kontrol düzeyinin, yenilikçi davranışlar sergilemeleri üzerindeki rolü ve çalışanların yenilikçiliğe ilişkin niyetlerinin davranışlarına yansıması için ileride atılabilecek adımlar temelinde tartışılmıştır.
Afrika Boynuzundaki bankaların finansal performanslarının ölçülmesi: Etiyopya ve Kenya bankaları üzerine bir inceleme
Bu tez çalışmasında, 2015-2018 olan dönem için Afrika Boynuzu bölgesindeki bankaların finansal performanslarının Etiyopya ve Kenya bankaları üzerinde karışlaştırmalı olarak incelenmiştir. Çalışmada, iki aşamalı bir etkinlik analizi yöntemi benimsenmiştir. Analizin birinci aşamasında bankaların etkinliklerinin Veri Zarflama Analizi (VZA) yöntemi kullanılarak analiz edilmiş, ikinci aşamasında ise banka etkinliğini belirleyen faktörleri görmek için Tobit regresyon analizi yöntemi uygulanmıştır. Karşılaştırmalı etkinlik analiz sonuçlara göre, Kenya bankalarının teknik etkinliği, saf teknik etkinliği ve ölçek etkinliği gibi tüm etkinlik türlerinde ortalama olarak Etiyopya bankalarından daha etkin olduğunu ortaya koymuştur. Banka sahipliği türüne göre hesaplanan ortalama etkinlik skoru açısından, yabancı sermayeli bankalar en etkin bankalar olup ve onu kamu bankaları izlemektedir; yerli özel bankalar ise en az etkin olan bankalardır. Yapılan Tobit regresyon analizinden elde edilen bulgulara göre, banka karlılığı ve banka etkinliği arasında anlamlı pozitif ilişki bulunmuştur. Bu nedenle Etiyopya ve Kenya bankacılık sektöründe, etkin olan bankalar aynı zamanda karlı bankalardır. Benzer bir şekilde bankanın etkinliği, kişi başına GSYİH ile anlamlı pozitif ilişkiye, enflasyon oranı ile ise anlamlı negatif ilişkiye sahiptir. Öte yandan, varlık kalitesi ile banka etkinliği arasında anlamlı negatif ilişkisi bulunmaktadır. Benzer şekilde Kredi riski ve likidite riski ile saf teknik etkinlik arasında anlamlı negatif ilişki bulunulmaktadır. Bu da Kenya ve Etiyopya bankacılık sektöründe, risk düzeyi yüksek olan bankaların daha az etkin olduklarının göstergesidir. Banka büyüklüğü ve saf teknik etkinlik arasında anlamlı negatif ilişki mevcuttur. Bu bağlamda büyük bankaların, etkinliklerini artırmak için ölçek ekonomisinden yararlanamadıklarını, bunun aksine, büyüklüklerinden dolayı olumsuz etkilendikleri gözlemlenmektedir. Kenya bankalarının piyasa yoğunlaşma oranı, Etiyopya bankalarının piyasa yoğunlaşma oranından daha düşüktür. Bu nedenle Kenya bankacılık sektöründe daha yüksek düzeyde rekabet olduğu görülmektedir. Öte yanından finansal gelişmişlik göstergelerine göre, Afrika Boynuzu (HoA) ülkelerinin finansal sektörü, bölgedeki ülkelerin ekonomik büyümesi ve elektronik bankacılık hizmetlerindeki ilerlemeler nedeniyle son yıllarda iyileşiyor olsa da, genel olarak sözkonusu bölgenin finansal gelişmişlik seviyesi düşük düzeyindedir.
Örtük bilgi ve örtük bilginin doğal karar verme sürecinde kullanımı: bir alan araştırması
Bu doktora tezinin konusu örtük bilgi ve örtük bilginin doğal karar verme sürecinde kullanımıdır. Çalışmada, örtük bilgi unsurlarının (meslekî yetenek, meslekî bilgi ve meslekî tecrübenin) varlığının farkındalığı, özellikleri ve kaynakları meslekî tecrübe, yaş, cinsiyet ve coğrafi bölgelere göre farklılık gösterip göstermediği yönüyle araştırılmış; örtük bilgi, mesleğe özgü bir düşünme biçimi olarak ve bilgi aşama sırası (BAS) kapsamında incelenmiş; doğal karar verme sürecinde örtük bilginin nasıl kullanıldığı (zaman baskısı ve yüksek risk altında vb.) araştırılmıştır. Araştırma için hazırlanan soru kâğıdına Türkiye'de 7 coğrafi bölgeden (40 il) 505 veteriner hekim tarafından katılım sağlanmış ve Ankara'da (Türkiye) 39 katılımcı ile yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Araştırma sonucunda; örtük bilgi varlığının farkındalığına ilişkin görüşler arasında cinsiyet, yaş ve meslekî tecrübe yönüyle sayımsal olarak anlamlı bir fark bulunmamış (p > 0,05); örtük bilgi unsurlarından meslekî bilginin sözle anlatılmasının zor olmasına ilişkin görüşler arasında cinsiyet değişkenine göre sayımsal olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p < 0,05). Doğal karar verme sürecinde örtük bilginin, karar sürecinde eksik bilginin tamamlanması; deneyime dayalı karar verilmesi; yüksek riskten ziyade zaman baskısı altında karar alınması; mevcut bilgiler (belirtik ve örtük) birbiriyle çelişik olduğunda bir izleme kararı verilmesi gerektiğinde kullandığı görülmüştür. Araştırma bulguları ışığında, örtük bilginin özellikler temelinde yeni bir tanım önerisi yapılmış; belirtik ve örtük özellikte adımlar içeren yeni bir bilgi aşama sırası (BAS) önerilerek bilgi dağı (BD) eğretilemesiyle (metaforuyla) açıklanmış ve ters bilgi aşama sırası (TEBAS) olarak çözümlenmiştir. Ayrıca gelecekteki çalışmalar için yeni araştırma önerileri sunulmuştur.
PISA, TIMSS ve PIRLS sonuçlarının değerlendirilmesi
PISA, TIMSS ve PIRLS değerlendirmeleri ülkelerin fen bilimleri, matematik ve okuma becerileri alanlarındaki performanslarının izlenmesi için uluslararası karşılaştırmalı veri sağlamaktadır. Bu değerlendirmelerin sonuçları aynı zamanda politika belirleyicilerin eğitim alanında yaptıkları reformların etkililiğini değerlendirmeleri konusunda katkı sunmaktadır. 1995'ten beri bu değerlendirmelere katılan ülke ve ekonomilerin sayısı artmaktadır. Bu çalışmada PISA, TIMSS ve PIRLS değerlendirmelerinin uygulama usulleri ve değerlendirme muhtevaları tanıtılmış ve her bir değerlendirme için ülkelerin gösterdikleri performanslar ortaya konulmuştur. Fen, matematik ve okuma becerileri alanlarında 1995-2012 yılları arasında gerçekleştirilmiş PISA, TIMSS ve PIRLS değerlendirmelerinin sonuçları göz önünde bulundurulduğunda Güney Kore, Japonya, Finlandiya, Singapur ve Hong Kong'un istikrarlı bir şekilde değerlendirmelerin birçoğunda en başarılı beş ülke içerisinde yer aldığı görülmüştür. Çalışmada Türkiye'nin katıldığı çalışmaların ayrıntılı sonuçları da verilmiştir. Bu sonuçlara göre; Türkiye'nin PISA ve TIMMS'teki performansı TIMSS uygulamasına ilk katıldığı 1999 yılından beri artmaktadır. Hem PISA hem de TIMSS araştırmalarında Türkiye'nin ortalama puanı ve uluslararası üst yeterlik düzeylerindeki öğrenci oranı matematik, fen bilimleri ve okuma becerileri alanlarında dikkate değer düzeyde yükselmiştir. Bu araştırmalarda Doğu ve Güneydoğu Bölgelerinin performansları diğer bölgelere nazaran dikkate değer düzeyde düşük olduğu görülmüştür. En başarılı okullar fen liseleri olurken en düşük performans gösteren ortaöğretim kurumları ise meslek liseleri ve çok programlı liseler olmuştur. Kız öğrenciler okuma becerileri alanında tüm değerlendirmelerde erkeklere göre oldukça başarılı olmuştur. PISA, TIMSS ve PIRLS değerlendirmelerinde başarılı ülkelerin eğitim harcamalarının bütçedeki ve GSYİH içerisindeki payları ile öğrenci başına eğitim harcamalarını incelediğimizde bazı ülkelerin bazı yıllarda bu göstergelerde OECD ortalamalarının altında kaldığı görülmektedir. Bu durum ekonomik göstergelere olduğu kadar başarıyı belirleyebilecek diğer unsurlara da dikkat verilmesi gerekliliğine işaret etmektedir. Anahtar sözcükler: PISA, TIMSS, PIRLS, Türkiye, uluslararası değerlendirme.
İş stresinin tükenmişlik üzerine etkisi ve Devlet Hava Meydanları İşletmesi'nde çalışan hava trafik kontrolörleri üzerine bir araştırma
Stres, farkına varılmasa da gündelik hayatımızın içinde olan ve modern çağın bir rahatsızlığıdır. Stres kavramı, dışarıdaki insandan üniversitedeki bilim adamına kadar tüm insanların sık sık kullandığı ve çoğu kişinin de yaşadığı psikolojik bir durumdur. Tükenmişlik "ruhsal ve fiziksel bakımdan enerjinin tükenişi" olarak ifade edilebilir. Yaşam şartlarının zorlaşması ve stres, enerjinin azalmasına neden olabildiği gibi kişiyi güçsüz, savunmasız ve çaresiz bırakabilmektedir. Bu çalışmada Devlet Hava Meydanları İşletmesi İstanbul Atatürk Havalimanında görev yapan Hava Trafik Kontrolör personelinin iş stresinin personelin tükenmişlik düzeyleri üzerine araştırma yapılmış ve sonuçlar SPSS programında değerlendirilmiştir.
Forming a favourable environment for managing innovation in organization
The research on innovation had been a vast field that draws a lot of thinking and creativity. The condition necessary for forming a favorable environment in an organisation is just a light reflecting to proposed pathway a company can utilize to attaining success innovation. Innovation according to Austrian economist Joseph Schumpeter outlined in (The theory of economic development) where he proposed 5 types of innovation. Product, Process, Business, Source of supply, Mergers and divestment. There have been several work on innovation which lead to addition types of innovation. To understand the topic innovation, one must be able to comprehend component of innovation, Nature of innovation, the importance, Stages of Innovation, Pace of innovation, creativity in both organisation and individuals. The strategies we can use to motivate members. It will also be helpful if the role learning plays in innovation process is analyzed. The structure of an organisation is also a sure significant criteria for organisation's innovation. Innovatio strategy, cost minimization strategy, and Imitation strategy must also be well studied and understand their relevance effect to innovation process. In other to findout the conditions for forming innovation, a qualitative research was done using deductive and abductive method of reasoning. From previous works on this field, I was able to collate four conditions that favour innovation in an organisation: the importance of teamwork and the involvement of every employee, the importance of management participation, the importance of effective communication and information flow, the importance of an innovative culture. Driving through these condition, I went for an empirical Data were collection via questionnaire and interviews. It was conducted in both Twenty English and Turkish companies. Ground theory was used in the interpretation of datas. On analysis of my empirical datas, I foundout that all the previous four conditions from past literatures were very significant and had ties that strongly relates them with my empirical findings at both research geographical locations: Importance of teamwork and involvement of all employee, Importance of management participation, Importance of effective communication and information flow, Importance of an innovative culture. In concluding part, the result were all discussed and blended with each other. İt was realised that all the above four condition were interwoven and depended on each other. They had a very strong tie with eachother including the two new emerging condition I came-up with the "ımportance of the employees vocatıonal traınıng" and "importace of employee's role integratıon around specıaltıes and process rather than department"
Bayrampaşa ilçesindeki ilkokul, ortaokul ve liselerde görev yapan yöneticilerin yöneticilik becerilerinin değerlendirilmesi
Bu çalışmada İstanbul İli Bayrampaşa İlçesi İlkokul, Ortaokul ve Lise Yöneticilerinin Yöneticilik Becerilerinin belirlenmesi ve çeşitli değişkenler açısından yöneticilik becerisi ölçeği ve alt faktörleri değerlendirilmiştir. Araştırmanın evrenini İstanbul ili Bayrampaşa ilçesindeki İlkokul, ortaokul, lise yöneticileri ve öğretmenleri oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemi de bu okullar içerisinden rastgele seçilen 236 öğretmen ve okul yöneticisini kapsamaktadır. Veri toplama aracı olarak Akdoğan (2009) tarafından hazırlanan "Ortaöğretim Yöneticilerinin Yönetim Becerilerinin Değerlendirilmesi" ölçeği kullanılmıştır. Ölçeğin güvenilirliği araştırmacı tarafından yapılmıştır. Yapılan iç güvenilirlik analizi sonucu Cronbach Alfa = 0,971 olarak bulunmuştur. Yöneticilik becerileri ölçeğinin altı alt faktörü bulunmaktadır. Bu faktörler: Öğrenen Okul, İletişim-Liderlik, Problem Çözme, Ekip Çalışması, Değişim Yönetimi ve Karar Alma. Veriler toplandıktan sonra Spss 16 programı ile analiz edilmiştir. Toplanan veriler bilgisayar ortamına aktarılmış ve yanıt olarak "hiçbir zaman" seçeneği, 1 puan; "nadiren" seçeneği 2 puan, "bazen" seçeneği 3 puan, "çoğu zaman" seçeneği 4 puan ve "her zaman" seçeneği 5 puan olarak değerlendirilmiştir. Yapılan inceleme sonunda: yönetim beceri ölçeği puan ortalaması 3,61 bulunmuştur. Bu düzey düşünüldüğünde okul yöneticilerinin yönetim becerilerinin yüksek düzey olduğu görülmektedir. Ayrıca okul yöneticilerinin öğrenen okul, iletişim-liderlik, problem çözme, ekip çalışması, değişim yönetimi ve karar alma alt faktörleri puan ortalamalarına göre de yüksek düzey beceriye sahip oldukları görülmektedir. Değişkenlerin ne düzeyde etkili olduğu incelendiğinde: yönetim becerisi ölçeği temel alındığında cinsiyet, lisansüstü öğrenin durumu ve yöneticilik alanında alınan eğitimin belirleyici olmadığı görülmüştür. Ancak aynı ölçekte; yaş, mesleki kıdem, görev türü ve mezuniyet alanları arasında anlamlı farka rastlanmıştır. Anahtar Sözcükler: 1. Yöneticilik Becerisi 2. Öğrenen Okul 3. Liderlik 4. İletişim 5. Problem Çözme
Lojistik sektöründe girişimcilik; örnek bir firma incelemesi
Küreselleşmenin nihai bir sonucu olarak dünya üzerinde ticari faaliyetlerin artması sebebiyle lojistik sektörü hızlı bir ivme ile büyümeye devam etmektedir. Teknolojinin gelişmesi sonucunda imkanların da artmasıyla birlikte belirtilen büyüme eğiliminin daha fazla arttığı görülmektedir. Lojistik sektöründe girişimcilik konusunda araştırmanın yapıldığı bu çalışmada, lojistik sektöründe girişimcilik konusunda ne tür faaliyetler yapıldığının ortaya konulması ve sektörün girişimcilere ne şekilde fırsatlar sunduğunun anlaşılması amaçlanmıştır. Öncelikle lojistik sektörü, lojistik faaliyetler ve girişimcilik konularında literatür taraması yapılmıştır. Araştırma bölümünde ise TNT Ekspres Grup Satış Müdürü ile yüz yüze görüşme yapılmış ve bunun yanında İzmir Ticaret Odasının hazırlamış olduğu anketin firmada uygulaması yapılmıştır. Araştırma sonucunda görüldüğü üzere lojistik sektörü gelişiyor olsa da, Türkiye'nin lojistik konusunda gelişiminin, gelişmiş dünyan ülkelerinin biraz gerisinde seyrettiği anlaşılmaktadır. Genel anlamda sektörün geri kalmasının en önemli nedenlerinin yasal mevzuatların yetersizliği ve düzensizliği, girişimcilik faaliyetlerinin yetersiz olması, yatırım maliyetlerinin yüksek olması, küresel ölçekli uygulanabilir ortak sistemlerin olmaması, nitelikli çalışan eksikliği, altyapı yetersizlikleri ve müşterilerin lojistik faaliyetler hakkında yeterli bilgilerinin olmaması olduğu anlaşılmaktadır. Belirtilen konular hakkında gerekli hususlar girişimciler, devlet tarafı ve şuan itibariyle sektörde faaliyet gösteren firmaların ortak çalışmalarıyla çağdaş seviyelere getirilmelidir. Aksi takdirde gerek jeopolitik konumu gerekse de sahip olduğu insan gücü imkanlarını değerlendiremeyen işletmeler ve dolayısıyla da Türkiye, lojistik sektöründeki gelişmeleri geriden izlemeye devam edecektir Anahtar Sözcükler:Lojistik, Girişimcilik, Lojistik Faaliyetler, Lojistik Sektörü
4. sınıf matematik sınav sorularının bilişsel alan kapsamında incelenmesi; TIMSS sınav sorularıyla karşılaştırmalı bir analiz
Matematik, insanlıkla birlikte var olan ve her geçen gün önemini artıran çağımızın en önemli bilim dallarındandır. Türkiye'nin de içinde bulunduğu TIMSS ve PISA gibi araştırma raporlarında, matematik ve geometri alanında öğrencilerimizin başarı düzeylerinin istenilen seviyede olmadığı görülmektedir. Bu çalışma, 4.sınıf matematik sınav sorularının, öğretim programına ve TIMSS sınav sorularıyla karşılaştırması amaçlamıştır. Bu araştırmada, evren İstanbul ili, örneklem ise Bahçelievler ilçesinde rastlantısal seçilen 3 ilkokuldur. Araştırmanın modeli nitel bir yöntemdir. Araştırmanın nitel veri bölümünde, yazılı sınav sorularında doküman analiz tekniği ve öğretmenlere uygulanan yarı yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılmıştır. Veri kaynağı olarak, 2012-2013 eğitim öğretim yılında, 4.sınıf öğrencilerine uygulanan matematik sınav soruları kullanılmıştır. Bu sorular, MEB öğretim programında öğrenme alanlarına ayrılan süre olarak ve TIMSS 2011 sınavında yer alan bilişsel alanlara göre karşılaştırılmıştır. Çalışmada ayrıca, 50 ilkokul öğretmeniyle yapılan yarı yapılandırılmış görüşme sonuçlarına da yer verilmektedir. Araştırmanın sonucunda, matematik öğrenme alanları karşılaştırmasında, sınav sorularının %80'ini sayılar, %16'sını geometrik şekiller ve ölçme, %4'ünü veri gösterimi alanı oluşturmuştur. MEB kılavuz kitapta ise; %52 sayılar, %44 geometrik şekiller ve ölçme, %4 veri gösterimi alanına zaman ayrıldığı ve tutarlı olmadıkları tespit edilmiştir. Bilişsel alan karşılaştırmasında ise, TIMSS'de soruların %40'ı bilgi, %40'ı uygulama, %20'sini akıl yürütme oluşturmuştur. İncelenen sınav sorularında ise; %67'i bilgi, %18'i uygulama, %15'i akıl yürütme olduğu ve aralarında tutarlılık olmadığı tespit edilmiştir. Öğretmenlere uygulanan görüşme formu verilerine göre; öğretmenlerin çoğunluğu sınıfta başarı yüzdesinin düşük olması durumunda konu tekrarı yaptıkları, farklı öğretim teknikleri kullanmadıkları ve bilişsel alan konusunda bilgi düzeylerinin yetersiz olduğu tespit edilmiştir.
Özel dershanelerin müşteri ilişkileri yönetimi ve bir uygulama
En iyi eğitim ve öğretim verilecek yer okuldur. Ancak ülkemizde okullar arasında büyük eşitsizliklerin olması çözümü de beraberinde getirmiştir. 1960'lı yıllarda Türkiye özel dershanelerle tanışmaya başlamıştır. Eğitim sistemindeki açığı iyi gören girişimciler ardı ardına dershaneler açmıştır. Devlet, okullarında eğitimi parasız vermektedir. Dolayısıyla devlet okulunda öğrenim gören bir öğrencinin müşteri olması beklenemez. Fakat aynı öğrenci bir dershaneye kayıt olduğunda "müşteri" haline gelmektedir. Ülkemizde her yıl milyonlarla ifade edilecek kadar çok öğrenci, istedikleri yerleri kazanabilmek için bir yarış içerisine kendini bulmaktadır. Daha iyi bir gelecek için bu sınavlara daha en iyi şekilde hazırlanmak isteyen öğrenciler özel dershanelere gitmektedirler. Yaşayabilmesi öğrencilerden gelecek olan paraya bağlı olan dershaneler, hem kendi müşterilerini koruyabilmek hem de yeni müşterileri dershanelerine çekebilmek amacıyla Müşteri İlişkileri Yönetimine önem vermeleri gerekmektedir. Bu araştırmada İstanbul'un Beylikdüzü ilçesinde faaliyet gösteren ve en çok öğrenciye sahip olan bazı özel dershanelerin öğrencilerine bir anket uygulanmıştır. Bu ankete verilen cevaplar ışığında bu dershanelerin müşteri ilişkilerinde ne durumda oldukları belirlenmeye çalışılmıştır. Bu amaçla araştırmanın birinci bölümünde müşteri ilişkileri yönetiminin kavramsal çerçevesi ortaya konulmaya çalışılmıştır. İkinci bölümde eğitim kavramı ve Türk eğitim sistemi üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümde Türkiye'de özel dershane kavramı irdelenmiştir. Dördüncü bölümde ise özel dershanelerin müşteri ilişkileri yönetimi ile ilgili anket yöntemi kullanılarak bir uygulama yapılmıştır.
Modern warehouse management in the manufacturing and service industry" a case study of the Turkish automotive industry
In automotive industry, warehousing has a great importance as a part of supply chain. In today‟s competitive automotive market, companies are under pressure by market forces to improve their warehousing capabilities if they are to compete in the market place. The rising modifications in vehicles models, types and designs across different segments with increase in the differentiation of spare parts has also made the SCM more complex in a lean environment of the auto industry.This has also forced many companies to customize their value stream mapping and value chain analysis to increase their customer service levels, which has led to the changes in the role of WMSs. In this thesis it is also explained the framework and functionality of WMS in productiveness of the industry in times of economic melt-down and expansion in products. The thesis, measures the impacts of improved WMS in Turkish automotive industry supply chain against the 14 automotive manufacturers operating as OEMs and ACMs in Turkey with emphasis on production capacity, annual sales and market share of each company as reported in the annual company report presented to shareholders.
Müzik öğretmenlerinin görüşlerine göre ortaöğretim kurumlarındaki müzik eğitiminin öğrenciler üzerindeki etkinliğinin incelenmesi
Bu araştırma, ortaöğretim kurumlarında sürdürülen müzik dersinin bu kurumlarda görev yapan müzik öğretmenlerinin görüşleri doğrultusunda öğrenciler üzerindeki etkilerinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Bu çalışmada ayrıca 1071 Malazgirt savaşından itibaren Anadolu coğrafyasında kurulan Anadolu Selçuklu Devleti, Osmanlı Devleti ve Türkiye Cumhuriyeti'nde dönemin örgün ve yaygın eğitim kurumlarında yürütülen müzik eğitiminin tarihsel süreç içerisindeki değişimi ve gelişimine de değinilmiştir. Ayrıca tarihsel süreç içerisinde öğrencilerin müzik eğitimine ne derecede ilgi duydukları ne tarz bir eğitim sistemine tabi tutuldukları ve müzik eğitimini alma amaçları araştırma kapsamında belirlenmeye çalışılmıştır. Ortaöğretim kurumlarında sürdürülen müzik dersinin bu kurumlarda görev yapan müzik öğretmenlerinin görüşlerine bağlı kalınarak öğrenciler üzerindeki etkilerinin incelenmesi amacıyla yapılmış bu araştırmada, öğretmen görüşlerini belirlemek için uzman görüşleri doğrultusunda hazırlanmış yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Araştırma kapsamında ulaşılan sonuçlar literatür taramasına bağlı olarak ulaşılan ve araştırma konusu ile paralellik gösteren çalışmaların sonuçları ile büyük oranda benzerlik göstermektedir. Ayrıca yine Araştırmada elde edilen sonuçlara göre ortaöğretim kurumlarında sürdürülen müzik eğitiminin yetersiz olduğu saptanmıştır.
Lise öğrencilerinin matematik kaygı düzeyleri ile problem çözme becerilerinin incelenmesi
Çalışmada, öğrencilerin matematik kaygı düzeyleri "Matematik Kaygı Ölçeği" (Elçin, 2015) kullanılarak tespit edilmiştir. Öğrencilerin problem çözme becerilerini tespit etmek için "Problem Çözme Envanteri" kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemi, 2013-2014 Eğitim-Öğretim yılı içinde İstanbul Anadolu yakasındaki Tuzla ve Pendik İlçelerinde bulunan altı devlet lisesinden (Tuzla Anadolu Lisesi, Behiye-Nevhiz Anadolu Lisesi, Tuzla Endüstri ve Meslek lisesi, Denizcilik Meslek Lisesi, İmam Hatip Lisesi, Pendik Anadolu Lisesi) lise 1., 2., 3. ve 4. sınıf öğrencilerinden toplam 631 kişiden oluşmaktadır. Araştırma verileri; SPSS for Windows 15.0 istatistik paket programıyla analiz edilmiş olup, değişkenlerden normal dağılım gösteren ikili grupların karşılaştırılmasında bağımsız gruplar t testi, normal dağılım gösteren ikiden fazla grup karşılaştırılmalarında tek yönlü varyans analizi (Anova) kullanılmıştır. Araştırmanın bulgularına göre; problem çözme becerileri alt boyut puanlarının tamamı matematik kaygısındaki toplam varyansın yaklaşık % 20 sini açıklamaktadır. Problem çözme becerileri alt boyutlarının matematik kaygısını yordamadaki göreli önem sırası; kaçınan, aceleci, düşünen, kendine güven, planlı olduğu görülmektedir. Regresyon katsayılarının anlamlılığına ilişkin t-testi sonuçları incelendiğinde; sadece aceleci, düşünen, kaçınan ve kendine güven problem çözme alt boyutlarının matematik kaygısı üzerinde anlamlı bir yordayıcı olduğu görülmektedir. Araştırmanın diğer bulguları literatür ışığında tartışılarak yorumlanmış ve ileride yapılacak araştırmalara yönelik önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Matematik, matematik kaygısı, problem, problem çözme, günlük hayatta problem çözme, lise öğrenciler.
Kalite, işletme ve dijital üçgende kütüphanelerin geleceği
Günümüz teknolojisi, işletmelere büyük olanaklar sağlamaktadır. Bu olanaklar: İşletmelerin hantal yapılarından kurtulmalarına, değişik işkalemlerinin ortadan kalkmasıyla gereksiz işgörenlerin çalıştırılmalarına, ekonomik tasarruf sağlamalarına, müşterilerine hızlı, kaliteli ve ekonomik hizmet vermelerine olanak sağlamaktadır. Kütüphaneler de birer işletme olarak kabul edildiğine göre, müşterilerine yani okur/araştırmacılarına hızlı, kaliteli ve ekonomik hizmet vermek zorundadır. Bu hizmetin verilebilmesi kütüphanede varolan dermenin sayısal ortama aktarılması ile mümkündür. Sayısal bir kütüphane; müşterilerine zaman, mekân ve kaynak kısıtlaması olmadan değişik formatta hızlı ve güncel bilgi sunarak, müşterilerine kaliteli bir hizmet ile ekonomik tasarruf olanağı sunmuş olacaktır. Kütüphanenin sayısallaşması ile birlikte, a. Değişik kalemlerde çalışan işgörenlere ihtiyaç kalmayacak b. Dermenin yerleştirilmesi için geniş alanlara, büyük binalara gerek kalmayacak c. Dermenin restorasyonuna, korunmasına, kırtasiye, mobilya gruplarına ihtiyaç kalmayacak. d. Okur/araştırmacı mekâna bağlı kalmadan sayısal kütüphane vasıtasıyla kaliteli ve hızlı hizmet alıp güncel kaynaklara ulaşabilecek. Yukarıda saydığımız maddelerin ortadan kalkmasıyla kütüphane hantal yapıdan kurtulmuş ve artan bütçesiyle asıl hedefine odaklanacaktır. Anahtar Sözcükler;Kalite, İşletme, Sayısallaşma,Kütüphane,Okur/araştırmacı
Kadın eğitim yöneticilerinin çalışma ortamları ve kariyer engellerine ilişkin bir araştırma
Bu araştırmada kadın eğitim yöneticilerinin çalışma ortamları ve kariyer engelleri incelenmiştir. Nitel türlü bu araştırma 2013/2014 eğitim öğretim yılını kapsamaktadır. İstanbul ili, Başakşehir İlçesinde görev yapan 10 erkek, 10 kadın toplam 20 Eğitim yöneticisi ile görüşülmüştür. Görüşmeler yüz yüze/mülakat şeklinde yapılmıştır. Görüşme formu araştırmacının kendisi tarafından düzenlenmiş ve uzman görüşleri dikkate alınarak geliştirilmiştir. Araştırma sonucunda elde edilen bulgular şu şekildedir. Yöneticiler 26-51 yaş ve üstünde, 14 evli, 2 boşanmış ve 4 bekâr, 0-4 arası değişen sayıda çocuk sahibi, ön lisans-lisan-yüksek lisans mezunu, 5-25 ve üstü mesleki kıdemlerde bulunmaktadırlar. Ayrıca evli olan erkek yöneticilerin eşlerinden 1 ortaokul, 1 lise, 5 lisans ve 1 yüksek lisans mezunu olduğu, 4 öğretmen, 2 ev hanımı, 1 laborant, 1 işsiz olduğu görülmüştür. Erkek yöneticilerden; 5'i eşinin yöneticiliğini destekleyeceğini, 4'ü desteklemeyeceğini, 1'i şartlı destekleyeceğini söylemiştir. Erkek yöneticilerden daha önce kadın yönetici ile çalışanların tamamı süreç ile ilgili olumlu dönüt vermiştir. Kadın yöneticilerden; 5'i cinsiyet eşitsizliği durumuna maruz kaldığını söylerken diğer 5'i böyle bir duruma maruz kalmadığını belirtmiştir. Herhangi bir cinsiyet eşitsizliği durumuna maruz kalırlarsa şikâyet edip etmeyecekleri sorulduğunda 6'sı edeceğini, 3'ü etmeyeceğini, 1'i ise şikâyet ettiğini ama sonuç alamadığını söylemiştir. Yöneticiler; arkadaş ve müdür teşviki, kariyer yapma isteği, mesleki yıpranmışlık (öğretmenlikten bıkma), kendi idarecilerini beğenmeme, şartların zorlaması gibi sebeplerle yöneticiliğe geçtiklerini söylemişlerdir. Yöneticilikte en fazla karşılaşılan sorun olarak; velilerle, personelle, amirlerle yaşanan sıkıntılar dile getirilmiştir. Kadın yöneticiler erkeklerden farklı olarak uzun mesai ve işi öğrenme aşamasında yaşadıkları sorunları ifade etmişlerdir. Hepsinin ortak olarak söylediği ise yöneticilik sonrası özel hayattaki kısıtlanmadır. Kadın yöneticilere pozitif ayrımcılık uygulanıp uygulanmaması konusunda 8 erkek, 8 kadın yönetici pozitif ayrımcılığın kadınlara ev-aile sorumluluklarından dolayı uygulanması gerektiği söylemişlerdir. Aile sorumluluklarının kadınların kariyeri için engel olup olmadığı sorusuna 6 kadın, 4 erkek yönetici "evet engeldir" derken 3 kadın 3 erkek yönetici "hayır değildir" demiştir. Geriye kalanlar "eşler destek olursa engel değildir" cevabını vermişlerdir. Araştırmanın dikkate değer diğer bazı bulguları ise şu şekildedir. Erkek yöneticilerin çoğunluğu kadın yöneticiyi kurum için bir avantaj olarak görmektedirler. Kadını yöneticilikten uzak tutan sebepler arasında "erkek hegemonyası" kadınlar tarafından kabul edilirken hiçbir erkek yönetici öyle bir durumu dile getirmemiştir. İş yaşamında özellikle yönetici kadınlara karşı çeşitli engellemeler yapılıp yapılmadığı sorusuna "evet yapılıyor" diyen 6 kadın, 4 erkek yönetici vardır. Erkek yöneticilerden 1'i bu soruya cevap vermemiştir. Geriye kalanlar engelleme yapılmadığı görüşündeler. Fakat her iki cinsiyette ortak görüş kadınları kariyerden uzak tutan, kadının aile sorumlulukları ve toplumsal bakış açısı olduğudur. Sonuç olarak, kadın yöneticilerin belirli bir oranda çeşitli engellemeler ile karşılaştıkları bir gerçektir. Fakat bu durum daha çok bireysel ya da kurumsaldır. Yani bu durum kadının çalıştığı kurum ile ve de o kurumdaki mesai arkadaşları ile ilgili bir durumdur, Kız Meslek/Teknik liselerinde bu engellemelerin olmaması gibi. Tamamen gerçek olan ise toplumsal bakışın kadın yöneticiye karşı hala geleneksel tutum içerisinde olduğudur. Anahtar Sözcükler kadın yönetici, kariyer engelleri, erkek yönetici, cam tavan, cinsiyet eşitsizliği
Ortaokullarda görev yapan sosyal bilgiler öğretmenlerinin araç gereç kullanımına yönelik tutumlarının incelenmesi
Bilgisayar günümüzde her alanda kullanılmaya başlanmıştır. Bu yayılışı eğitim alanına da kaymış, günümüzde de yoğun biçimde kullanılır olmuştur. Bilgisayar teknolojisinin eğitime geçişi ile birlikte eğitimin daha kalıcı olduğu anlaşılmıştır. Bu bağlamda, günümüzde bilgisayar teknolojisi eğitim ortamında önemli bir aktör haline gelmiş bulunmaktadır. Araştırmanın amacı, ortaokul Sosyal Bilgiler dersi öğretmenlerinin, teknolojik araç-gereç kullanımına yönelik tutumlarını belirlemektir. Sosyal Bilgiler Öğretmenlerinin Teknolojik Araç-Gereç Kullanımına yönelik tutumlarının belirlenmesi amacıyla yapılan bu araştırmanın modeli, niceliksel araştırma modeli çeşitlerinden olan, "tarama modeli" ile örtüşmektedir. Bu araştırmanın evreni, 2013-2014 Eğitim-Öğretim yılında İstanbul Avrupa yakası Esenler, Başakşehir ve Bağcılar ilçelerinde resmi ortaokullarda görev yapan Sosyal Bilgiler dersi öğretmenlerini kapsamaktadır. Örneklem ise aynı ilçelerde görev yapan öğretmenler arasında tesadüfü yöntemle seçilen 175 öğretmeni kapsamaktadır. Araştırma için literatür taraması yapılmıştır. Konu ile ilgili önceden yapılmış araştırmaların, bilgi toplama araçları incelenerek araştırma amaçlarına ilişkin, değişkenler belirlenip kişisel bilgileri içeren anket hazırlanmıştır. Ayrıca öğretmenlerin teknolojik araç-gereç kullanımına yönelik tutumlarını belirlemek amacıyla Sevim (2010) tarafından geliştirilen Araç-Gereç Kullanma Tutum Ölçeği ile araç gereç kullanım sıklığını belirlemek amacıyla hazırlanan anket kullanılmıştır. Yapılan inceleme sonunda aşağıdaki sonuçlara ulaşılmıştır: Öğretmenlerin büyük bölümü okullarında Model ve numuneler (gerçek eşya, olay vb.), Basılı gereçler (ders kitabı, gazete, yardımcı kitap vb.), Yazı ve gösterim tahtası, Hareketsiz görüntüler (fotoğraf, resim vb.), Soyut görseller (grafik, tablo, harita vb.), Bilgisayar, Projeksiyon, Bilgisayar laboratuvarı, Fen laboratuvarı veya malzemelerinin var olduğunu bildirmişlerdir. Öğretmenlerin teknolojik araç gereçlere yönelik tutum ölçeği ve alt faktörlerinin puan değerleri incelenmiş ve tutum ölçeği alt faktörlerinden olan "Verimlilik" puan ortalaması incelendiğinde katılımcıların "Kararsızım" düzeyinde bir tutuma sahip oldukları, çok olumlu olmadığı görülmüştür. "Sınıf yönetimi" alt faktörü incelendiğinde öğretmenlerin "Katılmıyorum" düzeyinde düşük bir tutuma sahip oldukları, "Yeterlik" alt faktörüne göre "Kesinlikle Katılıyorum" düzeyinde oldukça yüksek tutuma sahip oldukları ve "Maliyet" alt faktörüne göre ise "Kararsızım" düzeyinde, ancak olumluya doğru bir tutuma sahip olunduğu görülmüştür. Öğretmenlerin teknolojik araç- gereç kullanım tutumlarında cinsiyet, yaş, öğrenim durumu, mesleki kıdem, mezun olunan okul türü ve sınıf mevcudu değişkenleri açısından anlamlı düzeyde fark bulunamamıştır. Ayrıca "Eğitiminiz Sırasında Eğitim Teknolojisi Ya Da Eğitim Araçları İle İlgili Her Hangi Bir Ders Aldınız Mı?", "Eğitim Teknolojisi Ya Da Eğitim Araçları İle İlgili Bir Hizmet İçi Eğitim Kursuna Veya Seminerine Katıldınız Mı?" "Öğrencilerin Araç-Gereçlere Bakış Açılarını Yeterli Buluyor Musunuz?" "Çalışmaya Katılan Öğretmenlerin, Derslerde Araç- Gereçleri Ne Sıklıkla Kullanıyorsunuz?" sorusuna verilen cevaba göre ANOVA testi sonucunda anlamlı fark bulunmamıştır.
10. sınıf Türk edebiyatı ders kitabının işlevselliği ve müfredata uygunluğunun öğretmen görüşlerine göre değerlendirilmesi
Ders kitapları eğitim-öğretim faaliyetinin en önemli araçlarıdır. Hem öğrenciler hem öğretmenler için en temel kaynaktır. Hal böyle olunca ders kitaplarının içeriği, tasarımı, kullanılabilirliliği, görselliği büyük önem kazanmaktadır. Yegâne rehber kabul edilen ders kitapları da birçok araştırmaya konu olmaktadır. Bu araştırmada İstanbul ili Bağcılar ilçesinde Milli Eğitim Bakanlığına bağlı ortaöğretim (lise) kurumlarında görev yapan Türk Edebiyatı öğretmenlerinin 10. sınıf ders kitabıyla ilgili görüşlerinin ne olduğu belirlenmiştir. Araştırmaya 91 Türk Edebiyatı öğretmeni katılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak "10. Sınıf Türk Edebiyatı Ders Kitabının İşlevselliği ve Müfredata Uygunluğu Anketi" kullanılmıştır. Veriler SPSS programında analiz edilmiştir. Anket verileri bağımsız gruplar için Mann-Whitney U testi ve Kruskal Wallis testi ile çözümlenmiştir. Ayrıca her bir maddenin (toplam 16 madde) ayrı ayrı madde analizleri yapılmıştır. Bu çalışmaya göre 10. sınıf Türk Edebiyatı ders kitabı, Türk Edebiyatı öğretmenleri tarafından Milli Eğitimin temel amaçları açısından yeterli görülürken içerikle ilgili üzerinde durulması gereken önemli noktaların bulunduğu tespit edilmiştir. Ders kitabındaki etkinliklerin niteliği, uygulanabilirliği ve çeşitliliği ile ilgili de eksiklikler görülmüştür. ÖSYM soruları ile ders kitabı arasında da bir örtüşmenin olmadığı sonucu ortaya çıkmıştır. Ayrıca cinsiyet, mezun olduğu program ve mesleki kıdemin farklılaşmaya sebep olmadığı görülmüştür. Araştırmada Türk Edebiyatı öğretiminin tarihi gelişimi, yürürlükte olan Türk Edebiyatı programının analizi, edebiyat eğitiminde kullanılan yöntem ve teknikler ve farklı kaynakların konuyu sunuş şekilleri de açıklanmıştır.
Okul yöneticilerinin disiplin yaklaşımları
Disiplin, okulda, sınıflarda öğrencinin eğitim-öğretim hayatına yaptırım katan bir kavramdır. Okulda disiplini oluşturmak ve uygulamak eğitimcilerin üzerinde uğraştıkları en önemli sorunlardan biridir. Disiplin sadece uygulanacak sıradan kurallar olarak görülmemelidir. Disiplin, eğitimin bir parçası haline gelmeli, öğrencinin günlük hayatta da uygulaması gereken davranışlar halini almalıdır. Disiplin anlayışı her şeyde olduğu gibi hızla değişmektedir. Geçmişten günümüze disiplin olayına paralel olarak, denetimin mutlaka var olması ve okul yöneticileri tarafından uygulanması gerekmektedir. Bu araştırmanın amacı, okul yöneticilerinin disiplin yaklaşımlarının öğretmenlere göre nasıl olması gerektiğinin araştırılmasıdır. Bu araştırma, genel tarama modelinde nicel bir çalışmadır. Veriler 2013-2014 eğitim-öğretim yılında İstanbul ili Başakşehir ilçesine bağlı 4 Anadolu Lisesi, 4 Meslek Lisesinde olmak üzere toplam 8 ortaöğretim kurumunda görev yapan 82 öğretmenin görüşlerinden elde edilmiştir. Veri toplama aracı olarak; İlköğretim okulu yöneticilerinin "Okuldaki disiplin yaklaşımları ölçeği" (Özcan,H.Ö.2008) ,kullanılmıştır. Veriler SPSS 22 for Windows programı kullanılarak t-testi ve tek yönlü varyans analizi ile değerlendirmeye alınmıştır. Yapılan analizler sonucunda, cinsiyet, mesleki kıdem değişkenleri temel alındığında öğretmenlerin, okul müdürlerinin disiplin yaklaşımlarına yönelik tutumlarının genellikle olumsuz olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Öğretmenler, okul müdürünün okulda disiplin uygularken adaletli davrandığına, okul müdürü, disiplin kurallarına uygun davranmayan astlarının tutumlarının nedenlerini araştırdığına, okul müdürünün disiplin kurallarına uygun davranmayan astlarını istenen davranışları yapacak şekilde yetiştirdiğine, okul müdürü, disiplin kurallarına uygun davranmayan astlarının sorunlarını çözmek için onlara kılavuzluk yaptığına katılmamaktadır. Çalışma sonucunda ulaşılan öneriler ise; yöneticiler, öğretmenlere güvenmeli, onların öz denetimli olduğuna inanmalı, yöneticiler öğretmenlerin disiplin kurallarına ne derece uyduklarını düzenli ve sürekli kontrol etmeli ve kontrol neticesinde kurallara uyan öğretmenler ödüllendirilmelidir. Anahtar sözcükler: yönetim, yönetici, liderlik, disiplin
Okul müdürlerinin müzik dersi uygulamalarında karşılaşılan sorunların çözümüne yönelik öğretimsel liderlik tutumlarının incelenmesi: İstanbul - Bağcılar örneği
Milli Eğitim Bakanlığına bağlı resmi okullarda gerçekleştirilmekte olan müzik dersi uygulamalarında çeşitli sorun ve zorluklarla karşılaşıldığı bilinmektedir. Müzik öğretmenlerinin, programın amacına ulaşmadığını işaret eden saptamaları Dersin hedeflenen düzeyde gerçekleştirilebilmesi için çeşitli öğretim materyallerinin mutlaka kullanılması gerekliliği ve benzer faktörlerin müzik derslerinin etkililiği üzerindeki baskısı müzik dersi uygulamalarını olumsuz yönde etkilemektedir. Okul müdürleri eğitim kurumlarını her alanda ileriye götürme konusunda birinci dereceden sorumlu kişilerdir. Bu nedenle Okul müdürlerinin müzik dersi uygulamalarında karşılaşılan sorunların çözümüne yönelik öğretimsel liderlik tutumlarının incelenmesi ve bu doğrultuda elde edilen sonuçların milli eğitim bakanlığı bünyesinde görev yapmakta olan okul müdürlerine yansımaları oldukça önem arz etmektedir. Bu amaç doğrultusunda elde edilen verilerin analizleri sonucunda birtakım sonuçlara ulaşılmıştır. Araştırmanın evrenini, 2014-2015 eğitim öğretim yılında İstanbul ili Bağcılar İlçesi ilkokul, ortaokul ve lise kademelerinde görev yapmakta olan okul müdürleri oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini ise Bağcılar ilçesindeki ilkokul, ortaokul ve lise kademesinde görev yapan okul müdürlerinden basit tesadüfî örnekleme yoluyla seçilmiş araştırmaya katılmaya gönüllü 74 okul müdürü oluşturmaktadır. Araştırmada, Gün (2009) tarafından geliştirilen "öğretimsel liderlik tutum ölçeği" (Okul Müdürlerinin Müzik derslerine ilişkin yaklaşımları) anketi kullanılmıştır. Çalışmadan elde edilen bulgular değerlendirilirken, istatistiksel analizler için SPSS 21.0 İstatistik paket programı kullanılmıştır. Tanımlayıcı istatistiksel metotların (Frekans, Yüzde, Ortalama, Standart sapma) yanı sıra normal dağılımın incelenmesi için Lilliefors Significance düzeltmeli Kolmogorov - Smirnov dağılım testi, niceliksel verilerin karşılaştırılmasında iki grup durumunda, normal dağılım göstermeyen parametrelerin gruplar arası karşılaştırmalarında Mann Whitney U testi, ikiden fazla grup durumunda, parametrelerin gruplar arası karşılaştırmalarında Kruskal Wallis testi ve farklılığa neden olan grubun tespitinde Mann Whitney U testi kullanılmıştır. Sonuçlar % 95 güven aralığında, p<0,05 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. Yapılan analizler sonucunda Okul müdürleri müzik derslerini gerekli görürken, müzik dersi için teknik araç-gereç sağlama, yetenekli öğrencilerin yönlendirilmesinde müzik öğretmenine yardımcı olma, müzik öğretmeninin müzikle ilgili hizmet içi eğitim çalışmalarına katılmalarını destekleme, müzik öğretmeninin yaptığı çalışmaları ödüllendirme, gibi davranışları yerine getirdikleri fakat okuldaki eksikliklerin giderilmesinde önceliğin başka derslerde olduğunu düşündükleri, müzik derslerinin yapılabileceği bir sınıf sağlama, öğrenci ve velilere müzik derslerinin önemini vurgulama davranışlarında ise kararsız oldukları sonucu ortaya çıkmıştır. Anahtar Kelimeler: Okul müdürü, Öğretimsel liderlik, Müzik dersi.
The role of intermodal terminals in logistics and proposal for intermodal terminal in Istanbul
The role of logistics process in calling the world as global village is a lot. Logistics as a growing structure is directly proportional to the consumption. World trade volume increased to 16 trillion dollar and logistics volume reached to 6.4 trillion dollar. So about 40 percent of the trade volume consists of logistic activities. Turkey has a location within 600 billion worth of goods movement. Surrounded on three sides by the sea, connecting Asia and Europe and by its important role in Black Sea and the Mediterranean Sea, Turkey is in a situation to be a centre for logistics activities. In 2023 Turkey has set a target goal to make Istanbul a center of logistics. In order to undertake this mission Turkey must strengthen the intermodal transport network and intermodal terminals. In this study, intermodal transport in the world and Turkey, these types of transport networks and intermodal terminals were investigated. However, an intermodal terminal is proposed to be made in Istanbul.
Okul yöneticilerinin ilköğretimdeki önleyici hizmet programlarına bakış açısının değerlendirilmesi
Bu araştırmada "Okul Yöneticilerinin İlköğretimdeki Önleyici Hizmet Programlarına Bakış Açısının Değerlendirilmesi" konu edilmiştir. Bu bağlamda araştırmanın amacı örneklem grubunda görev yapan okul müdürlerinin önleyici hizmete yönelik algılarının belirlenmesidir. Araştırmanın evrenini İstanbul ili, örneklemi ise İstanbul Bahçelievler ve Bakırköy ilçelerinde bulunan 51 ilkokul müdürünü kapsamaktadır. Araştırma, nitel yöntemle gerçekleştirilmiştir. Veri toplama aracı olarak araştırmacılar tarafından hazırlanan anket kullanılmıştır. Ankette birinci bölümde katılımcıların demografik özelliklerini ortaya koymak amacıyla 5 sorudan oluşan kişisel bilgi formu, ikinci bölümde ise "Okul Yöneticilerinin İlköğretimdeki Önleyici Hizmet Programlarına Bakış Açısının Değerlendirilmesi" amacıyla hazırlanan yanıtları evet ve hayırdan oluşan 10 soru yer almaktadır. Anket formunun görünüş geçerliliğinin tespiti amacıyla iki uzman görüşüne başvurulmuştur. Ayrıca yine araştırmacılar tarafından hazırlanan 5 soruluk yapılandırılmış görüşme formu anket sonuçlarının geçerliliğini sorgulamak amacıyla 11 müdürle yüz yüze gerçekleştirilmiştir. Veriler, frekans analizleri, Ki-Kare ve içerik analizi ile değerlendirilmiştir. Araştırmanın sonunda, önleyici hizmet anketi maddelerine müdürlerin verdikleri cevaplar incelendiğinde cinsiyet, yaş, medeni durum, kıdem yılı ve öğrenim durumuna göre anlamlı farklılığın görülmediği tespit edilmiştir. Okul yöneticilerinin önleyici hizmet programının uygulanması eğitim-öğretime katkı sağladığını düşündükleri, ancak okul müdürlerinin 1.Sınıfa başlayacak öğrenciler için disleksi (öğrenme bozukluğu) testi, hiperaktivite ve dikkat eksikliği testi, diskalkuli (matematik bozukluğu) testi yapmadıkları, hazırbulunuşluk testinin de uygulanmadığı tespit edilmiştir. Bunun yanında müdürlerin, "Öğrencilerin seviyelerine uygun gerekli ders araç-gereçleri temin edildi." önermesine katıldıkları sonucuna ulaşılmıştır. Okul müdürlerine, öğrencilerin başarısını artırmada erken dönemde alınacak önlemlerden birisinin önleyici hizmetler olduğunun farkındalığının artırılması, teşvik edilmesi ve konuyla ilgili bilgilendirmeler yapılması önerilebilir.
Ortaokullardaki branş öğretmenlerinin yapılandırmacı öğrenme kuramını uygulama düzeyleri
1960'lı yılların başında literatüre girmiş olan ve o tarihten günümüze de özellikle gelişim psikolojisi ve bilişsel psikoloji alanlarında geniş bir yer edinmiş olan yapılandırmacılık, öğrencilerin kendi gerçekliğini oluşturdukları ya da kendi deneyim ve algılarına dayanarak anlamı yorumladıkları bir yaklaşımdır. Ülkemizde Milli Eğitim Bakanlığı'nın 2004 yılında yeniden düzenlemiş olduğu ilköğretim programıyla yapılandırmacı öğrenme kuramı milli eğitim sistemimizdeki yerini almıştır. 2005 yılından itibaren ise ülkemizde görev yapan öğretmenlerin derslerinde yapılandırmacı öğretim programlarını uygulamaları istenmiştir. Yeni hazırlanmış eğitim programlarının yapılandırmacı anlayış ilkelerinden de yararlanılarak hazırlanmış olması, ülkemiz eğitim sisteminde değişimlerin başladığının işaretlerini vermektedir. Ancak bu değişimlerin etkili olabilmesi öğretmenlerin uygulamalarına bağlıdır. Yapılandırmacı öğrenme kuramında sınıfta öğretim ve öğrenme süreçlerine liderlik yapan öğretmen, öğrenme ortamlarını düzenleyen ve değerlendirme süreçlerini planlayan bireydir. Yapılandırmacı yaklaşımda öğretmenin görevi, bilgi dağıtmak değil, öğrencilerin bilgiyi önceki bilgilerinin üstüne koymasına öncülük etmektir. Bu araştırmanın amacı, ortaokul branş öğretmenlerinin yapılandırmacı kuramı uygulama düzeylerini görmektir. Çalışma, İstanbul İlinin Beşiktaş İlçesi Gaziosmanpaşa Ortaokulu'nda görev yapmakta olan 1 Türkçe, 1 İngilizce, 2 Sosyal Bilgiler, 1 Fen Bilgisi ve 1 Matematik öğretmenlerinin 5, 6, 7 ve 8. sınıf derslerinde, yapılandırmacı öğretim yöntemlerini uygulama düzeyleri incelenmek istendiğinden gözlem yöntemi kullanılmıştır. Veriler 6 öğretmenin 2013-2014 eğitim öğretim yılındaki farklı tarihler ve derslerinden elde edilen 12 saatlik video kayıtlarından oluşmaktadır. Elde edilen veriler içerik analizi yöntemi kullanılarak değerlendirilmiştir. Araştırmanın sonuçlarına göre öğretmenlerin, öğrencilerin ilgilerini canlı tutabildikleri, genel anlamda merak duygusu uyandırabildikleri, öğrencilerin bilgiyi keşfetme sürecinde yeterli düzeyde rehberlik edebildikleri, öğrenenlere açık uçlu sorular sorarak araştırma yapmaya ve derse katılmaya teşvik ettikleri görülmüştür. Ancak, öğretmenlerin, öğrencileri grup etkinliklerinde yer almaya, işbirliği içinde çalışmaya yeterince teşvik edemedikleri, onların bilgi ve becerilerini geliştirecek düzeyde bilgi iletişim teknolojilerini kullanmadıkları, onların ön bilgilerini ölçebilecek sorular sormadıkları veya bunu sınıfın geneline yayamadıkları görülmüştür. Öğrencilerin fikirlerini ve ürünlerini sınıfa aktaramadıkları ve kanıtlayamadıkları, işbirliği içinde yeterince çalışmadıkları görülmüştür. Öğrencilerin, fırsat verildiğinde konu ve kavramları kendi bilgilerini kullanarak açıklamaya çalıştıkları, olaylar arasında neden sonuç ilişkileri kurabildikleri, sınıftaki diğer öğrencilerle ve öğretmenle iletişim içinde olabildikleri görülmüştür. Öğrenme ortamları bakımından derslerin diğer ünite, alan ve konularla ilişki kurulabildiği, gerçek hayattan örneklere yer verilebildiği, ders işleme süreçlerinde birden çok öğretim yöntem ve teknikten faydalanıldığı, ancak, öğretmenlerin ders kitabı dışında farklı kaynaklardan faydalanamadıkları, derste gerekli olan görsel-işitsel araçların yeterince kullanılmadığı görülmüştür. Öğrenme ortamlarında, öğrencilerin kendi kendilerini veya birbirlerini değerlendirmelerine fırsat verilmediğini, yapılan uygulama ve çalışmaların toplandığı ürün dosyalarının kullanılmadığı görülmekle birlikte, öğretmenlerin farklı türde ölçme ve değerlendirme tekniklerini uygulayabildikleri görülmüştür. Öğretmenlerin eskiden uygulanan öğretim yöntemlerini alışkanlık haline getirmiş oldukları görülmektedir. Öğrenme ortamlarının donanım açısından yeterli hale getirilmesi gerekliliği açıkça ortaya çıkmaktadır. Sınıf mevcutlarının kalabalık olmaması, öğrenme programları için yeterince zaman ayrılabilmesi ise yapılandırmacı öğrenme kuramının uygulanabilirliğini etkilemektedir. Geleneksel öğretimin kalıplarından, yapılandırmacı öğrenme ortamlarına geçiş yapabilmenin çok da kolay olmadığını gördüğümüz araştırmanın sonuçlarına göre, öğretmenlerin görev paylaşımı içeren, işbirliği gerektiren faaliyetlere öncelik vermesi gerektiği önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Yapılandırmacı, Öğretmen, Gözlem.
Human resource management practices and organizational commitment
Bu çalışmanın amacı ilişkisinin araştırılmasıdır. İnsan Kaynakları Yönetimiyle (İKY) Örgütsel Bağlılığın IKY,uygulamalarında özellikle 6 temeli esas alır.Bunlar;ödül,tazminat,seçim,eğitim,bilgi paylaşımı ve performans değerlendirmedir. Bu araştırma temel olarak Mogadişu Somali'deki telekomünikasyon sektöründe çalışan işçileri araştırıyor.Toplam 210 anketin uygulandığı bu çalışmada 125 anket faydalı olmuş ve alınan veriler de ''Sosyal Bilimler İçin İstatistik Paketi'' 18. versiyonuna göre incelenmiş. Çoklu regresyon analizi ve korelasyon tekniği verilerin analizi için kullanılmıştır. Buradan alınan bulgular da bize insan kaynaklarının 6 temel esasıyla örgütsel bağlılığın önemli ve olumlu bir ilişkisinin olduğunu işaret ediyor. Bulgular bağımsız değişkenlerle İnsan Kaynakları Yönetimi'nin ilişki içerisinde olduğunu ve İnsan Kaynakları Yönetimi'yle Örgütsel Bağlılığın olumlu bağımlı değişkenlerinin olduğunu belirtiyor. Son olarak;araştırmacı,araştırmasının kavramlara dayalı iskeletini edebiyat araştırmalarını ve araştırma hipotezlerini esas alarak meydana getiriyor.Sonuçlardan çıkarımımız ise;teorik içerikler,sınırlamalar,sonuçlar ve teklifler gelecek araştırmalar için de hatırlanacak. Anahtar Kelimeler: IKY Uygulamaları, Örgütsel Bağlılık, Algılanan Örgütsel Destek, Somali'deki Sanayi Sektörü
Ortaöğretim eğitim yöneticilerinin öğretim liderliğini sınırlayıcı etkenler
Bu çalışmayla, "Ortaöğretim Eğitim Yöneticilerinin Öğretim Liderliğini Sınırlayıcı Etkenler"i araştırmak, mevcut yapı içerisinde ortaöğretim kurumlarında görev yapan öğretmenlerin görüşleri alınarak, okul yöneticilerinin ne ölçüde öğretim liderliği rollerini gerçekleştirdiği belirlenmiştir. "Öğretim liderliği" ve "etkili kurum" üzerinde yapılan araştırmalara göre; bürokratik ve yasal sınırlılıklar ile Ortaöğretim müdürlerinin karşılaştıkları farklı beklentiler, zaman kıtlığı, yetişme eksikliği, kararsızlık ve cesaretsizlik, kaynak yetersizliği gibi etkenlerin öğretim liderliği davranışlarını engellediği görülmüştür. Okul müdürlerin aynı zamanda birer öğretim lideri olarak görev yapabilmelerini kolaylaştırmak, dolayısıyla kurumların etkili çalışma yapmasına katkıda bulunmak için bazı engelleyici faktörlerin ortadan kaldırılması gerekmektedir. Bu konuda eğitim yönetimi alanında görev yapmakta olan üst yöneticiler ile daha alt kademelerdeki yöneticilere önemli görevler düştüğü belirlenmiştir. MEB, ortaöğretim kurum yöneticilerinin yasal çerçevede özerk çalışmalara imkan verecek şekilde düzenlemeler yapmaları, alt sistemlere daha çok kaynak ayırmaları, gereksiz bürokratik işlemleri ortadan kaldırmaları, bu yönde il ve ilçe eğitim müdürlüklerini teşvik etmeleri, kurum yöneticilerinin özellikle eğitim programı ve öğretim konusunda hizmet içi eğitimlerle desteklenmeleri yönünde sisteme yeni bir perspektif getirmenin gerekliliği tespit edilmiştir. Lise Müdürlerinin bir kurum yöneticisi oldukları halde esas görevlerinin eğitim ve öğretimi yönetme olduğunun bilincinde olarak girişken ve cesur bir öğretim lideri olma yolunda adım atabilmelidirler. Çünkü öğretim lideri olan bir müdür, bu konuda çeşitli engelleri aşarak başarıya ulaşmış kişidir. Okulların etkili birer kurum olması ve eğitim öğretime ilişkin liderlikteki sınırlılıklar, dikkatleri okul liderliğinin gerçekleşme düzeyine yöneltmiştir. Anahtar Kelimeler: Öğretim lideri, Ortaöğretim Kurum Müdürü, Üst sistem
Teacher's burnout and determining the most important components of burnout with a case study on academic staff
This thesis investigates the job burnout level of teachers of Istanbul Aydin University. In this study, burnout is considered as a three-dimensional syndrome (i.e. emotional exhaustion, depersonalization, and reduced personal accomplishment) that is measured with the 'Maslach Burnout Inventory'. The data were analyzed quantitatively by using statistical software (SPSS). Data collected from 135 teachers. Analysis the data revealed that in all three aspects, burnouts for male are more than females. Moreover lack of personal accomplishment has the most unity with the age of teachers at the next level emotional exhaustion. It was also seen that elder teachers have more burnout and the more experience will lead to more burnout of teachers. This study implied that in order to cope with burnout and increase teacher effectiveness, teachers' working conditions should be improved and specific intervention programs should be designed to meet the needs of the participants.Furthermore, the study also revealed that organization need for a carefully plans by paying more attention to the teacher.
Türkiye milli eğitim sistemindeki değişmeler ışığında "hizmet içi eğitim"
Bu çalışmanın amacı ilk ve ortaokul öğretmenlerinin hizmet içi eğitime ve hizmet içi eğitimden geçirilmelerini gerekli kılan etmenlere ilişkin görüşlerini belirlemektir. Çalışmada tarama yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini Türkiye 'deki veya İstanbul 'daki ilk ve ortaokul öğretmenleri oluşturmuştur. Araştırmaya 170 öğretmen katılmıştır. Öğretmenler hizmet içi eğitimin gerekli olduğunu, bilimsel ve teknolojik gelişmelerin hizmet içi eğitim almayı zorunlu kıldığını, meslektaşlarıyla iletişim kurulmasında önemli olduğunu belirtmişlerdir. Bunun yanında hizmet içi eğitim programları hazırlanırken öğretmenlerin görüşlerinin alınmadığını, yöneticilerin katıldığı hizmet içi eğitim faaliyetlerine kendilerinin de zorunlu olarak katıldıklarını, hizmet içi eğitim seminerlerine katılım kriterlerinin objektif olmadığını, hizmet içi eğitim görevlilerin yeterli miktarda uygulama yapmadıklarını, hizmet içi eğitim ortamlarının fiziki şartları ile ilgili öğretmen görüşlerinin alınmadığını, hizmet içi eğitim programları hazırlanırken öğretmenlerin görüşleri dikkate alınmadan hazırlandığını belirtmişlerdir. Hizmet içi eğitimlerin mesleki konferans şeklinde veya internet üzerinden ve Haziran – Eylül dönemlerinde yapılmasını daha çok tercih etmişlerdir. Öğretmenlerin hizmet içi eğitim hakkındaki görüşlerinde, cinsiyetin, medeni durumunun, eğitim durumunun, kıdem yılının, gelir durumunun, hizmet içi eğitime katılma sayısının bir etkisi görülmemiş, sadece branş değişkeninin etkisi görülmüştür. Fen ve Teknoloji öğretmenleri hizmet içi eğitim konusundaki değerlendirmeleri Türkçe öğretmenlerine göre daha olumludur.
Customer loyalty in foreign language institutions: An empirical studying Turkey
This empirical study concerns the evaluation of customer loyalty trends and practices in Turkish foreign language learning institutions. Using a mixed methods approach, the research utilized both secondary and primary research methods to study the aspects of the thesis theme. Secondary analyses was based on an assessment of past researchers' perspectives on the subject while primary analysis contained questionnaire based survey analysis. A close-ended questionnaire, consisting of 15 questions, facilitated the researcher in studying about the subject while each sample participant had equal chances of selection into the group. English-medium education enjoys unlimited space in educational sector of Turkey which is why the cultural distinctiveness of other countries seems to have faded away. Even the Turkish culture itself, appears to have been repressed through English-medium education which should be the main purpose why foreign language learning and development within the state is somewhat dubious and challenging. As per the study, some students studying in these institutions believed that the language acquisition is ultimately isolating them from their own country's culture and values. Moreover, based on the responses obtained from the survey, it was seen that an increasing number of students believed that language competence is an ultimate attribute of a globalized world where its proficiency is seen as an integral component of academic and professional success. The educational staff members and academicians were of the view that language development should be made a part of curriculums rather than treating them separately as a limited-period course. The survey results indicated that students need to develop foreign language skills in order to work on an off-shore land where cultural diversity is greatly embedded in all forms of social systems. Here, only those students are successful who have skills in reading, writing and listening in foreign languages. For better international employment opportunities, students need to develop language competence and acquisition in order to succeed in an otherwise dynamic society. Regarding the challenges and requisites of a global era, language competence is necessary to develop. The research also threw light on the key issues of language acquisition debating upon its necessity with regards to economic development, and academic excellence on personal as well as professional fronts. While the participants greatly agreed to the fact that it enriches self-confidence, they were of the view that in Turkey, languages other than English must be treated with similar superiority, as well. This is a situation which calls for immediate revisions of policies in the educational sector whereby the system of foreign language learning can be improved. The thesis also provided the perspective that the present state of foreign language learning in Turkey is comparatively comprised except for English-medium education which has been overly projected within the sector. However the Turkish students delay their learning of English language until they reach their ages of adulthood where they are forced to take up the course as a necessity to qualify their academic programme. Communicative language teaching protocols in Turkey need to stress more upon teaching foreign languages other than English which is greatly the need of the hour. Although language learning necessarily translates into many benefits, it has to be ensured that it does not put other subjects and studies on stake, putting the students on a disadvantaged position altogether. Evidence of this research shows that language learning must accompany academic content as well so that students do not lag behind in any academic realms, and may devote their time equally to each area of study. The background of the research topic deals with illustrating the usefulness of English as a foreign language as well as introduces the reader to the chosen country: Turkey. The research background details out the essentiality of foreign language competency and acquisition, carefully pinpointing the present state of its development and acknowledgement in the chosen nation. Next, the significance of this study and its use to potential stakeholders is explained while discussing the main ethical considerations involved. The last section of this chapter is a detailed outline of all the succeeding chapters in this research work so that the reader develops a clear understanding about the nature and scope of work. English is one of the most widely spoken foreign languages in Turkey, and the current teaching climate of Turkey is mainly designed keeping in mind the need for students to learn and communicate in this universally accepted language from the initial schooling days. English as a Foreign Language (EFL) is thus, a means for economic and social development in the country, and like other responsible countries, Turkey too, owes its students, good educational standards when it comes to teaching EFL. students of foreign language institutions become "customers" in the industry whose loyalty with these institutions and the underlying perceived satisfaction is of utmost significance for the sector and the economy, at large. Along with promoting a foreign language acquisition for the multiple benefits it enfolds, there is also a need to create awareness regarding culture and morals so that both these can be nourished and maintained side by side. The academicians also opined that there is a need to include an entirely Western course in the English Medium educational programme. It is highly necessary to create cultural awareness amongst students from an early stage so that their perceptions regarding native culture and target culture becomes truly enlightening. Despite the fact that there has been a lot of resistance against foreign language learning in Turkey during the Ottoman Empire; however, it is also true that foreign language proficiency has opened many doors to Turkey for its social, economic, technological and political stability. Language learning soundness and intellect has gained integration into the West for Turkey, while improving upon its ties with the global world (Bloom & Martin, 2003). Language education must continue to be imparted with a primary motivation to open new avenues of success for Turkish students in the foreign world, while at the same time; native cultural expertise and its underlying values must not be forgotten. The topic of this empirical study was to seek an understanding into the key concept of customer loyalty as it relates in the Turkish foreign language institutions, understanding the main motivations of customers (students) to enter these institutions and their expectations from these. This study looked into the ways in which such institutions operate, and explored methods of improvements in their functioning so that Turkey's teaching climate for foreign language is significantly improved.The main reason behind choosing Turkish institutes of foreign language learning is that Turkey presents as an interesting case for a variety of factors. Although, the labour market value of learning foreign languages in Turkey was little researched in previous times, the present era brought with it, evident trends and growth in the number of globalized firms operating in the country. The first school opened at the Bosporus, after a hard battle with the government, which later came to be known as the Robert College. Cyrus Hamlin, along with the funding provided by a New York businessperson, took this initiative in the year 1863, while teaching Arabic and English side by side. English thus, acted as a common mean of expression amongst students coming from diverse backgrounds and ethnicities. Robert College, now the Bogazici University, holds the reputation of one of the most esteemed educational institutions in the country that has been supported by its government. The American schools that were already functioning in Turkey started to increase in numbers, with this realization and they derived a massive loyalty from students after they learnt the significance of learning English. The main purpose or aim of this study is to carry out an empirical exploration into concepts of customer loyalty in Turkey's institutions of foreign language learning. This purpose accompanied a comprehensive evaluation and discussion on the key concept of loyalty in foreign institutions in Turkey, aiming to propose methods of further improvements.
Effects of emotional intelligence on leadership behavior
This research which titled (Effects of Emotional Intelligence on Leadership behavior) aims to identifying the effect of the emotional intelligence on the foundation universities leaders (academic and executive staff) behavior and how it shapes their ability to lead and influence their teams to achieve organizational objectives and their ability to mobilize efforts of staff. It aims at identifying the different variables and competencies needed for effective leadership. This research adapted the Traits emotional intelligence model of Petrides with its four components well-being, self-control, empathy, and sociability and their effects on the leadership style as defined by the full range leadership theory. The research also aims at identifying the differences between respondents as attributed to their personal and professional traits gender, age, academic qualifications, and years of experience, years working under the supervision of the manager, grade, and span of control. The researcher adapted a descriptive analytical approach which depends on data collection, analysis using SPSS and interpretation of the results to determine the hypothesized relationships. An internationally accepted measurement tools were adapted, translated, and modified to suit the purpose of the study. The questionnaire was distributed to a sample of 200 staff working in these foundation universities to collect the necessary data for the study. The results of the study supported the hypothesized relationships of the existence of significant relationship between emotional intelligence of leaders and their leadership style. The relationship provides to exist at all scales and subscales of the emotional intelligence construct except with transactional leadership on part of its components (management by exception (active). A significantly negative relationship was also proved to exist between emotional intelligence and laissez faire leadership style. The results also proved that there are no significant differences among respondents attributed to the personal and professional traits of gender, age, academic qualifications, and years of experience, grade and supervisory capacity. The research has presented some recommendations concerning the application of emotional intelligence at the workplace and some other recommendations for future research. The recommendations include increasing awareness of the emotional intelligence concept and its importance and application among the leadership and supervisory roles. It also recommends the design and implementation of appropriate training programs for leaders on how to consider and apply emotional intelligence traits in their personnel management. The research also recommends developing tools to measure the level of emotional intelligence and inter and intra personal skills and incorporate it into the recruitment of potential leaders.
Modern performans değerleme yöntemleri ve Azerbaycan'daki işletmeler üzerinde bir uygulama
Günümüz globalleşen dünyada işletmeler ve bireyler ayakta kalabilmeleri için her konuda rekabet avantajı sağlamak durumundadırlar. Böylesine rekabetçi bir ortamda kurumların başarılı olabilmeleri ve etkinlik ve verimlik sağlayabilmeleri, sadece süreçleri iyileştirmekle ve teknoloji alanlarındaki gelişmelerle değil, hem de bunlar arasında en önemli bilinen ve en değerli hazine olan insan kaynağını yönetmek, eğitmek, geliştirmek ve geleceğe hazırlamakla mümkün olabilecektir. Üretim faktörleri içinde en önemli öğe olan insan, organizasyonların başarıya ulaşmasında vazgeçilmez bir unsurdur. İnsan; duyguları, düşünceleri, doğası ve yetenekleriyle karmaşık bir varlıktır. Bu nedenle yönetilmesi de diğer üretim faktörlerine göre çok daha zordur. Bu çalışmada, performans değerlendirme yöntemlerinin Azerbaycan'daki kamu ve özel kurumlarda nasıl uygulandığı konusu üzerinde araştırma yapılmıştır. Özellikle kamu sektöründe ast üst ilişkilerinin kabarık görüldüğü de dikkate alınırsa, çalışanların performansına yönelik çalışmaların daha çok gerektiği kamu sektöründe performans değerlendirmenin hem de astların üstlerle daha doğal ilişki kurması ve örgütü daha iyi tanımlamaları bakımından etkili olacağı düşünülmektedir. Bu çalışma ile elde edilen verilerin, kamu ve özel sektörde çalışanların işlerindeki motivasyon ve verimliliklerini artırıcı önlemlerin alınması konusunda bazı yararlar sağlayacağı göze alınmaktadır. Anket yöntemi kullanılarak araştırmada veriler elde edilmiştir. Anahtar Kelimeler; Kamu sektörü, özel sektör, performans, performans değerlendirme, motivasyon, verimlilik.
Elektronik açık arttırma (e - auction) sitelerinde müşteri profilinin ölçülmesi ve bir uygulama
Küreselleşen dünyada hızla artan bir sektör olan elektronik alışveriş yapmada, elektronik açık arttırma siteleri kilometre taşlarından biri olmuştur. Gerek pazarın büyümesi gerek ise internet kullanımının yaygınlaşarak kullanım alanları ile beraber artması, gerek tüketicilerin alışkanlıklarını gerek ise memnuniyet açısından beklentilerini de değiştirmiştir. Elektronik ortamda açık arttırmaya katılan ve alım/satım yapan bireylerin davranışlarının analiz edilmesi, yapmayanların nedenlerinin araştırılması ve bunlar ışığında firmaların hizmetlerini geliştirmesi açısından önem kazanmaktadır. Yapılan bu çalışmada; internet üzerinden açık arttırmaya katılan müşterilerin gerek alım gerek ise satış yapanların müşteri profili araştırması yapılmıştır. Ayrıca müşteri memnuniyeti üzerinde de durulmuştur. Yapılan araştırmanın sonucunda her ne kadar elektronik açık arttırma yapan firmanın (gittigidiyor.com) kayıtlı üye sayısı ve ticaret hacmi büyüyor olsa da müşteri memnuniyeti açısından aynı olumlu sonuçlara sahip olmadığı önemli bir sorun teşkil etmektedir. Gerek yapılan anket çalışmasında gerek ise müşterilerin yapmış oldukları resmi müşteri şikâyet sayılarındaki sonuçlar iyileştirilmesi gereken bir konu halinde karşımıza çıkmıştır. Bununla birlikte internetten yapılan alışverişteki güven sorunu alışverişi olumsuz yönde etkilemiş olsa dahi, pazarın büyümesi ile ilgili ekonomik göstergeler yeni müşteri elde etme ile ilgili olumlu sonuçlar ortaya koymuştur.
İlkokul öğretmenlerinin ve yöneticilerinin zorbalığa ilişkin tutum ve davranışları: Beşiktaş örneği
Okul ortamının huzurlu ve güvenli olması öğrencilerin gelişimi için oldukça önemlidir. Okullarda yaşanabilecek olumsuz tecrübeler çocuklar üzerinde uzun ve kısa dönemde olumsuz etkiler yaratabilmektedir. Okul ortamını oldukça olumsuz etkileyen ve okulda huzuru bozan davranışların başında kuşkusuz zorbalık olayları gelmektedir. Zorbalığa olabildiğince erken dönemde müdahale edilmesi öğrencilerin ilerleyen dönemlerde bu davranışlarından kaçınmasına olumlu etkide bulunacaktır.Zorbalık bugün önemli sayıda öğrenci nüfusunu etkileyen ciddi bir kişisel, eğitsel ve sosyal problem olarak kabul görmektedir. Bu bağlamda, öğretmenlerin ve yöneticilerin zorbalık olaylarına anında müdahale edebilecek yegane yetişkinler oldukları gerçeğine de göz önünde bulundursak, öğretmenlerin zorbalığa ilişkin tutumlarının ve bu vakalara verdikleri tepkilerin belirlenmesi oldukça önem kazanmaktadır. Öğretmenlerin zorbalık vakalarına müdahale ettiklerinde zorbalık olaylarının etkilerinin azaldığı ortaya çıkmaktadır. Bu özellikle zorbalıkla mücadele için oldukça önemlidir. Bu çalışmanın temel amacı ilkokul öğretmenlerin ve yöneticilerinin zorbalığa ilişkin tutumlar ve davranışlarını belirlemektir. Bunun için İstanbul, Beşiktaş ilçesindeki ilkokullarından 105 katılımcı ile görüşmeler yapılmış ve Okul Zorbalığına İlişkin Öğretmen Tutumları Ölçeği uygulanmıştır. Veriler Sosyal Bilimler için İstatistik Programı olan SPSS ile analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda katılımcıların okulda zorbalık davranışına ilişkin grupları oluşturan öğretmen ve yöneticilerin tutumları ile çeşitli demografik değişkenler arasında farklılık bulunmamıştır. Katılımcılar düşünce,davranış ve duygu toplam tutum puanları yüksek çıkmış olup katılımcıların istendik tutumlara sahip olduğu şeklinde yorumlanmıştır. Anahtar Sözcükler: Zorbalık tutumları, İlkokul, Öğretmenler, Okul yöneticileri.
Okul yöneticilerinin dönüşümcü liderlik özelliklerinin öğretmen görüşlerine göre araştırılması: Başakşehir ilçe örneği
Sosyal değişmenin odak noktasını oluşturan eğitim örgütleri, değişim sürecinin meydan okumalarına karşı mücadele etmek zorunda kalmaktadır. Bilgi çağında okul yöneticiliği, geleneksel "idareci" rolünden, çağdaş anlamda bir "lider" rolüne doğru bir dönüşüm sürecinden geçmelidir. Geleceğin okul müdürleri; dönüşümcü liderlik davranışlarını yerine getiren, liderlik özellikleri olan ve dönüşüm felsefesini anlayan özelliklere sahip olmalıdır. Yapılan bu araştırmanın amacı okul yöneticilerinin dönüşümcü liderlik özelliklerini, Başakşehir ilçesinde görev yapan ortaokul öğretmen görüşlerine göre araştırmaktır. Dönüşümcü liderliğin okul yöneticilerinde bulunması okul yönetimindeki performansı etkilemesi açısından önem taşımaktadır. Bu yüzden okul yöneticilerinin dönüşümcü liderlik özelliklerine sahip olma düzeylerinin belirlenmesi önem arz etmektedir. Bu bağlamda yapılan araştırmanın evreni İstanbul İli Başakşehir ilçesindeki ortaokullarda görev yapan öğretmenlerdir. Örneklem ise bu öğretmenler içinden seçilen 254 kişiden meydana gelmektedir. Veri toplama aracı olarak Seray TOKSÖZ'ün Yeditepe Üniversitesi'nde hazırladığı "21. Yüzyılın Liderlik Anlayışı Olarak Okul Yöneticilerinin Dönüşümcü Liderlik Özelliklerinin Öğretmenlerin Algılarına Göre Değerlendirilmesi" isimli yüksek lisans tezindeki "Dönüşümcü Liderlik Ölçeği" kullanılmıştır. Elde edilen bulgular değerlendirilmiş ve şu sonuçlara ulaşılmıştır: Dönüşümcü liderlik özelliği açısından okul türü, cinsiyet, yaş ve mesleki kıdem değişkenleri arasında anlamlı düzeyde bir farka rastlanmamıştır. Karşılaştırmalardan alınan sonuçlara göre dönüşümcü liderlik özelliklerinden birisi olan idealleştirilmiş etki özelliğinin medeni durum değişkenine göre anlamlı olduğu saptanmıştır. Bekâr öğretmenlerin evli ve dul öğretmenlere göre idealleştirilmiş etki boyutuna daha fazla puan vermişlerdir. Ayrıca dönüşümcü liderlik özelliklerinden tamamının eğitim durumu değişkenine göre anlamlı olduğu saptanmıştır. Bu anlamlılığa göre açık öğretim fakültesi mezunu öğretmenlerin dönüşümcü liderlik özellikleri algılarının diğer gruptaki öğretmenlere göre daha fazla olduğu görülmektedir. Anahtar kelimeler: Lider, Okul yöneticisi, Dönüşümcü liderlik
Kadın yöneticilerin kariyer engellerinin incelenmesi
Günümüz dünyasında toplumların kaydettiği gelişmelere paralel olarak kadınlar, hayatın her alanında aktif rol oynamaya başlamışlardır. Özellikle iş yaşamında kadınların sayısı her geçen gün hızla artmaktadır. İş yaşamındaki bu artışa rağmen yönetim kadrolarına baktığımızda yönetici konumundaki kadın sayısının oldukça düşük olduğunu görmekteyiz. Yönetici konumundaki kadın sayısının düşük olmasının çeşitli nedenleri bulunmaktadır. Yapılan bu araştırmanın amacı, resmî eğitim kurumlarında çalışan kadın yöneticilerin kariyer yapmalarının önündeki engelleri tespit etmek ve bu engellerin ortadan kaldırılmasına yönelik öneriler sunmaktır. Yapılan araştırmada araştırma yöntemi olarak karma yöntem kullanılmıştır. Nicel verilerin değerlendirilmesi amacıyla niceliksel araştırma modellerinden tarama modeli uygulanmıştır. Ayrıca araştırmanın nicel kısmını desteklemek ve katılımcıların kadın yöneticilerin kariyer engellerine ilişkin görüşlerini belirlemek amacıyla ölçeğin sonunda açık uçlu bir soru sorulmuş, bu sorulara verilen cevaplar nitel araştırma yöntemleri ile incelenmiş, araştırmanın sonunda öğretmen ve yöneticilerin kadın yöneticilerin kariyer engellerine ilişkin önerilerine yer verilmiştir. Araştırmanın evreni; İstanbul ili örneklemi ise İstanbul ili Bahçelievler ilçesindeki resmî eğitim kurumlarında (ilkokul, ortaokul ve lise) görevli öğretmen, müdür ve müdür yardımcılarından oluşmuştur. Araştırmada Ayşe KARACA (2007) tarafından geliştirilen "Kadın Yöneticilerde Kariyer Engelleri" isimli ölçek gerekli izinler alındıktan sonra uygulanarak veriler toplanmıştır. Ölçeğin genel güvenilirliği .808Cronbach Alpha değeri bulunmuştur. Bu değer ölçeğin oldukça güvenilir olduğunu göstermektedir. Kodlama ve analizde "spss" paket programlarından yararlanılmıştır. Elde edilen veriler eleştirel bakış açısı ve bilimsel bilgiler çerçevesinde yorumlanmıştır. İkili değişkenlere göre farklılıkları belirlemek amacıyla t-testi, üç ve daha fazla değişkenlere göre farklılıkları belirlemek amacıyla tek yönlü varyans analizi kullanılmıştır. Varyans analizlerinde bulunan farklılıkların kaynağını belirlemek amacıyla LSD (Least Significant Difference) testi uygulanmıştır. Araştırma sonunda genel tutum puanları incelendiğinde, cinsiyet değişkenleri arasında anlamlı düzeyde farkın olduğu görülmüştür. Ancak medeni durum, mesleki kıdem, yaş, branş, okul türü ve unvan değişkenleri arasında anlamlı düzeyde farkın olmadığı görülmüştür. Kadının öncelikli sorumluluğunun evi ve ailesi olarak görülmesi, kadınların kişisel tercih ve algıları, informal iletişim ağlarına katılamama, örgüt kültürü ve politikalarının erkeklere yönelik oluşturulması ve cinsiyetle bağdaştırılan kalıplaşmış önyargılar kadınların kariyer yapmalarının önündeki başlıca engellerdir. Ayrıca eğitim düzeyi değişkenine bakıldığında, "Çoklu Rol Üstlenme" ve "Mesleki Ayrım" alt faktörlerinde eğitim düzeyleri arasında anlamlı farkın olduğu görülmüştür. Yapılan analize göre "Çoklu Rol Üstlenme" alt faktöründe ön lisans ile lisansüstü ve lisans ile lisansüstü değişkenleri arasında anlamlı düzeyde farkın ortaya çıktığı görülmüştür. "Mesleki Ayrım" alt faktöründe de ön lisans ile lisansüstü ve lisans ile lisansüstü değişkenleri arasında anlamlı düzeyde farkın ortaya çıktığı görülmüştür. Kadınların kariyer yapmalarının önündeki engelleri aşmak için; işyerlerinde çalışan kadın oranına göre kaliteli ve güvenli kreşler açılmalı, yönetici atamaları cinsiyete göre değil, objektif kriterlere dayalı liyakat esas alınarak yapılmalı, eğitim sisteminin tüm aşamalarında çocuklara, kadın erkek eşitliği ve kadınların çalışma hayatında yer almasının önemi kavratılmalıdır. Anahtar kelimeler: Kadın, Kariyer, Engel, Eğitim, Okul.
Mesleki ve teknik liselerde görev yapan yöneticilerin okul kültürü algılama seviyelerinin incelenmesi
Bu araştırma mesleki ve teknik liselerde görev yapan yöneticilerin okul kültürü algı düzeylerini çok boyutlu olarak değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Okul kültürünü benimsemiş olan yöneticilerin özellikle eğitim kurumlarına önemli katkılar sağlayacağı düşünülmektedir. Araştırma nicel araştırma yöntemlerinde tarama modelinde gerçekleştirilmiş olup 2014-2015 eğitim - öğretim yılında İstanbul ilinde bulunan Kartal, Maltepe, Pendik, Tuzla ve Sultanbeyli ilçelerindeki Mesleki ve Teknik Anadolu liselerinde halen görevde bulunan 66'sı kadın,110'u erkek olmak üzere toplam 176 yöneticiyi kapsamaktadır. Verileri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından hazırlanan kişisel bilgi formu ve Kuyumcu (2007) tarafından okul kültürü ve takım liderliği konularını araştırmak üzere hazırlanan 103 soruluk Okul Kültürü ölçeğinin ilk 42 maddesi kullanılmıştır. Ölçeğin 42 maddelik bölümünün iç tutarlık katsayısı olan Cronbach Alpha değeri. 876 olarak tespit edilmiştir. Kişisel bilgi formunda ise cinsiyet, kıdem, branş, döner sermaye gibi demografik bilgilere yer verilmiştir. Veriler analiz edilirken frekans, aritmetik ortalama, yüzde, t testi, Mann Whitney U, Tek Yönlü Varyans analizi (Anova) ve Kruskal Wallis testleriyle SPSS 15.0 programı kullanılarak çözümlenmiştir. Yapılan araştırmanın sonucunda yöneticilerin okul kültürünü algılama seviyelerinin cinsiyete, döner sermayeden yararlanma durumuna, kıdeme ve branşa göre anlamlı bir fark göstermediği görülmüştür. Yöneticilerin okulun tarihi gelişimine, okulun değerleri ve inançlarına, okulu açıklayan hikâyelere, gelenekler, törenler, adetler ve okulun kahramanlarına ait araştırma sorularına olumlu cevaplar verdikleri görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Okul, Okul Kültürü, Mesleki ve Teknik Liseler
Türkiye'de kadın ve erkek girişimcilerin başarılarının sosyal ve ekonomik bakımdan karşılaştırılması
Girişimcilik ekonominin temel kavramlarından biri haline gelmiştir. Günümüz dünyasında girişimlerin değeri giderek ön plana çıkmaktadır. Bir işletmenin devamlılığı ekonomik başarısına bağlıdır. Klasik girişimciler olan erkekler ile önemi ve ekonomik değeri giderek artan kadın girişimcilerin başarı algısındaki benzerliklerinin ve farklılıklarının ortaya çıkarılması oldukça önemlidir. Erkek ve kadın girişimcilerin karşılaştırılmasında sosyal çevre, demografik yapı ve sektörel seçimler önemli faktörler olarak kendini göstermektedir. Özellikle kadın girişimcilerin yaşadıkları bölge ve sektör seçimleri işletme başarısını etkileyen yapı taşlarıdır. Bu çalışmada KOSGEB verilerinden faydalanılarak kadın ve erkek girişimcilerin mevcut durumu, bölgesel oranları ve sektörel oranları değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Girişimci, Girişimcilik, Kadın Girişimci, Girişimcilikte Başarı, Girişimcilikte Cinsiyet.