Yeditepe University
Anabilim Dalı

Acil Tıp Anabilim Dalı

Yeditepe University

1.059

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Acil serviste non-ST elevasyonlu ve ST elevasyonlu miyokard enfarktüsü tanısı alan hastalarda serum glikoprotein-6 (glycoprotein VI) düzeylerinin araştırılması

Akut koroner sendrom koroner arterde meydana gelen plak rüptürünün koroner kan akımını engellemesi sonucu miyokardın oksijen ihtiyacının artması ile karakterizedir. ST yükselmesi olmayan miyokard infarktüsü, unstabil angina pektoris ve ST yükselmeli miyokard infarktüsü olarak üç alt tipi mevcuttur. Mortalitesi yüksek olan bu hastalığın tanısı ve tedavisinin hızlı olması gerekmektedir. Yüksek duyarlılıklı troponin T gibi laboratuvar testleri tanıyı ve Grace skorları gibi sınıflamalar prognozu belirlemek amacıyla kullanılmasına rağmen daha hızlı ve güvenilir yeni biyobelirteç arayışları devam etmektedir. Çalışmamızda bu belirteçlerden biri olabileceği düşünülen Gp VI'nın akut koroner sendrom olgularında tanısal ve prognostik değerliliği araştırılmak amaçlanmıştır. Çalışmamız acil servise başvurmuş gönüllüler ile prospektif ve tek merkezli olarak yapılmıştır. Çalışmamıza, çalışmaya dahil edilme kriterlerini karşılayan ST yükselmesi olmayan miyokard infarktüsü tanısı alan 25 hasta, ST yükselmeli miyokard infarktüsü tanısı alan 25 hasta ve 25 kontrol grubu şeklinde 75 kişi dahil edilmiştir. Çalışmamızda anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Çalışmamızda hastaların yaş ortalaması kontrol grubunda 61,55±12,88, ST yükselmesi olmayan miyokard infarktüsü grubunda 66,0±12,9 ve ST yükselmeli miyokard infarktüsü grubunda 57,28±12,3 olarak saptandı. Kontrol grubunun %32'si, ST yükselmesi olmayan miyokard infarktüsü grubunun %20'si ve ST yükselmeli miyokard infarktüsü grubunun %40'ı kadındı. Gp VI düzeyi; ST yükselmesi olmayan miyokard infarktüsü grubunda 1620,9±1134,7 ve ST yükselmeli miyokard infarktüsü grubunda 2862,6±1499,6 olarak tespit edildi. Kontrol grubuna göre ST yükselmesi olmayan miyokard infarktüsü ve ST yükselmeli miyokard infarktüsü gruplarında Gp VI düzeyleri 54 anlamlı derecede daha yüksek bulundu. ST yükselmeli miyokard infarktüsü grubunda ST yükselmesi olmayan miyokard infarktüsü grubuna göre Gp VI düzeyi anlamlı derecede daha yüksekti. Gp VI düzeyinin Grace skoru, Heart skoru, troponin ve BNP düzeyleri ile pozitif yönlü orta düzey korelasyonu tespit edildi. Çalışmamızda Gp VI'nın akut koroner sendromlar için tanısal ve prognostik bir test olarak kullanılabileceği tespit edildi. Bu çalışma ışığında örneklem sayısının arttırılarak daha net sonuçlar elde edilebileceğini düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Glikoprotein 6, STEMI, NSTEMI, Tanı, Prognoz, Acil Servis

Hasan Eren Zorlu
Trakya University
2024
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Trans iskemik atak tanısında serumelisa glikoprotein-VI düzeyininaraştırılması

Çalışmamızda trans iskemik atak benzeri semptomlarla acil servise başvuran hastaları hassas tanı skoru ve trans iskemik atak prognoz skoruna göre gruplayarak serum elisa Glikoprotein-VI düzeyinin trans iskemik atak tanısında etkinliğini ve prognostik değerini görmeyi amaçlıyoruz. Çalışmaya Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Etik Kurulu'nun 18.03.2024 tarih ve 05/38 nolu kararı ile gerekli izinler alındıktan sonra başlanmıştır. Kesitsel tanımlayıcı bir çalışmadır. Çalışmaya toplamda 85 olgu (E= 47 (%55), K=38 (%45)) dahil edilmiştir. Olguların yaş ortalaması yıl idi. Olguların %68,2'sinde komorbidite saptanmıştır. En fazla %57,6 oranı ile hipertansiyon ve %34,1 ile diyabet hastalıkları saptanmıştır. Hassas tanı skoru grupları arasında glikoprotein-VI değerleri yönünden istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p=0,001). Yapılan post hoc analizinde glikoprotein-VI değerleri sıralaması trans iskemik atak çok olası> trans iskemik atak olası> trans iskemik atak değil olarak tespit edilmiştir. Trans iskemik atak prognoz skoruna grupları arasında glikoprotein-VI yönünden istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır (p=0,046). Trans iskemik atak prognoz skoru ≥ 4 grubunda glikoproteinVI değerleri daha yüksek saptanmıştır. Glikoprotein-VI ile hassas tanı skoru (r=0,682 p=0,001) ve trans iskemik atak prognoz skoru (r=0,469 p=0,001) arasında pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı korelasyon saptanmıştır. Alıcı işlem karakteristikleri analizinde, glikoproteinVI için eğri altında kalan alan= 0,821, cut-off= 85,15 ile %76 duyarlılık ve %75 özgüllük elde edilmiştir. Bu sonuç istatistiksel olarak anlamlı saptanmıştır. Çalışmanın sonuçları, glikoprotein-VI düzeylerinin trans iskemik atak tanısında potansiyel bir biyobelirteç olarak kullanılabilirliğini desteklemektedir. Elde edilen bulgular, yüksek glikoprotein-VI düzeylerinin trans iskemik atak olasılığı ile güçlü bir ilişki gösterdiğini ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Trans İskemik Atak, Glikoprotein-IV, Hassas Tanı Skoru, Trans İskemik Atak Prognoz Skoru

Ömer Gençer
Trakya University
2024
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Acil serviste st elevasyonlu ve non-ST elevasyonlu miyokard enfarktüsü tanısı alan hastalarda onkostatin-M (OSM) düzeylerinin araştırılması

Koroner arter hastalığı mortalite ve morbiditenin önde gelen hastalıklarındandır. Koroner arter hastalığının dünyadaki tüm ölümlerin %32'sinden sorumlu olması, hızlı tanı ve müdahale ile morbidite ve mortalitenin önlenebilir olması son derece önemlidir. Akut koroner sendrom koroner arter hastalıklarından biridir. Akut koroner sendrom acil servislere en sık göğüs ağrısı ile başvurmakta olup EKG ile STEMI tanısı konulanlara hızlıca müdahale edilirken Non-STEMI olan hastalar takiplerinde kardiyak spesifik enzim olan troponin ile saatler içinde tanı alabilmektedir. Troponin biyomarkerının böbrek yetmezliği gibi birçok hastalıktan etkilenmesi ve akut koroner sendromun başlangıcından saatler sonra kanda tespit edilmesi sebebiyle Non-STEMI hastaları tanı almada gecikmekte, nadiren de tanı atlanabilmektedir. Literatürdeki çalışmalarda iskemik durumlarda artış gösterdiği tespit edilen ve aterosklerotik plaklarda bulunduğu keşfedilen Oncostatin M biyomarkerının; Akut koroner sendrom hastalarında tanısal değerliliğini incelemek, Non-STEMI hastalarında daha erken ve doğru tanıdaki değerliliğini araştırmak istedik. Çalışmamız 3. Basamak bir üniversite hastanesinin acil servisinde prospektif ve tek merkezli olarak gerçekleştirildi. Çalışmamıza, çalışmaya dahil edilme kriterlerini karşılayan STEMI tanısı koyulan 22 hasta, Non-STEMI tanısı koyulan 22 hasta ve AKS kliniği olmayan 22 hasta kontrol grubu olarak dahil edildi. Çalışmamızın anlamlılık düzeyi p <0,05 olarak kabul edildi. Çalışmamızdaki hastalarımızın yaş ortalamaları 56,59±17,60 olarak tespit edilmiştir. Cinsiyetler açısından 44 (%66,7) erkek ve 22 (%33,3) kadındı. Gruplarımız arasında hastaların yaş ve cinsiyetleri açısından anlamlı farklılık bulunmamaktaydı. STEMI hasta grubumuzun Oncostatin M değerlerinin ortalaması 592,46±96,45 , Non-STEMI hastalarımızın Oncostatin M değerlerinin ortalaması 579,77±97,19 ve kontrol grubumuzdaki hastaların Oncostatin M değerlerinin ortalaması 418,71±77,93 olarak tespit edildi. Her iki AKS grubunun OSM düzeyleri ile kontrol grubu arasında anlamlı farklılık gözlenmiştir. AKS tespiti açısından Oncostatin M biyomarkerının sensitivitesi %72.73 , spesifitesi %97.73 ve kestirim değeri 461.06 olarak bulunmuştur. Çalışmamızdan elde ettiğimiz sonuca göre, Oncostatin M biyomarkerının STEMI ve Non-STEMI hastalarında tanısal bir parametre olarak kullanılabileceği düşünülmektedir. Non-STEMI hastalarında troponine kıyasla sensitivitesinin daha yüksek oluşu troponinden daha hızlı kanda yükseldiği ve dolayısıyla daha erken tanı koydurabileceği düşüncesindeyiz. Bu çalışma bir ön çalışma olup daha ayrıntılı çalışmaların literatüre bu konuda net bilgi sağlayacağını düşünmekteyiz.

Şafak Sarıkaya
Trakya University
2024
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Acil servise başvuran travma hastalarında mortalite belirteçlerinin değerlendirilmesi

Travma dışarıdan gelen etkilere karşı oluşan doku hasarlanmasıdır. Dünya genelinde trafik kazaları ve düşmeler önde gelen nedenlerdir. Genç populasyon başta olmak üzere tüm yaş grupları etkilenir. İnsanlar içim önemli bir mortalite ve morbidite kaynağıdır, ülke ekonomilerine yüktür. Travma hastalarının değerlendirildiği acil serviste, altın saatlerde zaman değerlidir ve kritik hastaları ayırt etmek gerekir. Bu amaçla travma skorları türetilmiştir. Bu skorlar genellikle detaylı muayene, laboratuvar ve görüntüleme sonuçlarına bağımlıdırlar ve karmaşık hesaplamalar gerektirirler. Dünyada ortak kullanılabilecek travma skoruna ihtiyaç devam etmektedir. Çalışmamız kan gazı oranlarını kullanarak bu ihtiyaca cevap vermeyi amaçlamaktadır. Çalışmamız 3. Basamak hastanede geriye dönük ve tek merkezli yapıldı. Çalışma dahil etme kriterlerini karşılayan 236 hastanın verileri hastane kayıt sistemlerinden tarandı. Travma skorları ve kan gazı oranları hesaplandı. Elde edilen veriler istatiksel analiz edildi ve anlamlılık düzeyleri p<0,05 belirlendi. Hastaların yaş ortalaması 43,21±18,39 'du, erkekler çoğunluktaydı. En sık araç içi trafik kazası ile künt yaralanmalar sıktı. Entübasyon durumu %23,73 'tü. Yaralanma bölgesi, kan şekeri dışında vitalleri, travma skorları, sodyum, klor, bikarbonat, laktat, baz eksisi ölümle ilişkili, iyonize kalsiyum ilişkisizdi (p>0,05). Potasyum/İyonize kalsiyum, Laktat/İyonize kalsiyum, Baz eksisi/İyonize kalsiyum, Bikarbonat/İyonize kalsiyum ölümle ilişkiliydi (p<0,05). Yaş, ateş, entübasyon durumu, travma skorları, potasyum, sodyum, klor, bikarbonat, laktat, baz eksisi, Potasyum/İyonize kalsiyum, Sodyum/İyonize kalsiyum, Klor/İyonize kalsiyum, Laktat/ İyonize kalsiyum, Baz eksisi/İyonize kalsiyum, Bikarbonat/İyonize kalsiyum mortaliteyi etkileyen faktörlerdir. LICA-H skoru mortaliteyi öngörme gücü (0,97), duyarlılığı (0,96), özgüllüğü (0,88) en yüksek travma skorudur. LiCa indeksinin her açıdan kuvvetli, mortalite öngörücüsü olduğunu bulduk. LICA-H skorunu ölümü öngerme gücü, özgüllüğü ve duyarlılığı en yüksek travma skoru saptadık. Litaratüre yeni kazandırdığımız bu bilgilerin kapsamlı ve çoklu araştırmalarla desteklenemeye ihtiyacı vardır.

Halil İbrahim Çimen
Trakya University
2024
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Acil serviste akut pankreatit tanısı alanhastalarda serum high mobility groupbox-1 ve calcipressin-1 düzeylerinindeğerlendirilmesi

Akut pankreatit, pankreas enzimlerinin aktif hale geçmesi sonucu pankreas ve çevre dokuların inflamasyonuyla karakterize bir durumdur. Genellikle klinik şiddetli karın ağrısı bulantı kusma ile ortaya çıkar. Tanısı klinik, amilaz-lipaz yüksekliği ve radyolojik bulgular ile konulur. Akut pankreatit, %80 hafif seyirliyken, %20 şiddetli seyreder. Şiddetli pankreatit yüksek mortalite ve morbidite riski taşır. Calsipressin1, düşük seviyelerde oksidatif strese karşı hücrelerde geçici olarak apoptozu engelleyen bir proteindir. Calcipressin1'in kardiyak hipertrofi, aterosklerotik hastalıklar, Down sendromu ve Alzheimer hastalığı gibi hastalıklarda rol oynadığı gösterilmiştir. High mobility group box 1, hücresel stres yanıtını algılar ve koordine eder. Genellikle patojenik inflamatuar durumlarda, kanser, sepsis ve otoimmünite gibi durumlarda artar. Çalışmamızda bu biyobelirteçlerin akut pankreatit tanısında ve şiddetinin belirlenmesindeki değerini araştırmak amaçlandı. Çalışmamız akut pankreatit tanısı alan 64 hasta ile sağlıklı 24 adet kontrol grubu ile gerçekleştirildi. Çalışmamıza katılan 88 kişinin ortalama yaşı 51,8±16,8 yıl, %59,1'i kadın, %40,9'u erkek olarak bulunmuştur. Calcipressin1 düzeylerinin ortalama değeri; hasta grubunda 9,24±7,20 ng/ml, sağlıklı grupta 4,83±3,62 ng/ml olarak bulunmuştur. High mobility group box 1 düzeylerinin ortalama değeri; hasta grubunda 2940,72±739,68 pg/ml, sağlıklı grubunda 2131,65±968,62 pg/ml olarak bulunmuştur. Hasta grupta, sağlıklı bireylere göre bu iki biyobelirteç de yüksek bulunmuştur. High mobility group box 1 ile BISAP, ranson ve imrie skorları arasında bir ilişki saptanamazken, Calcipressin1 ile ranson ve imrie skorları arasında ilişki saptanmıştır. Platelet lenfosit oranı, nötrofil lenfosit oranı, sistemik inflamatuar indeks, kreatinin, kan üre azotu ve C- reaktif protein şiddetli pankreatit olan hastalarda, olmayanlara göre yüksek bulunmuştur. Şiddetli pankreatit tanısında kan üre azotu, AUC değeri 0,909 ile en değerli parametre olarak bulunmuştur. Sonuç olarak calcipressin1 ve high mobility group box 1 düzeylerinin akut pankreatit tanısında yardımcı olduğu izlendi. Ancak akut pankreatit şiddetini belirlemede anlamlı olmadığı görüldü. Daha çok sayıda örneklem ile yapılacak daha geniş çaplı çalışmalar ile akut pankreatit şiddetini öngörmede daha fazla bilgi edinilebileceğini düşünmekteyiz.

Abdullah Kut
Trakya University
2024
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Manuel ve cihaz ile yapılan kardiyopulmoner resüsitasyonun etkinliklerinin karotis doppler ultrasonu ile karşılaştırılması

Bu çalışma, manuel ve mekanik cihaz yardımıyla gerçekleştirilen CPR etkinliklerini karotis doppler USG, ETCO2 ve laktat kullanarak karşılaştırmayı amaçlamaktadır. 54 hasta üzerinde yapılan bu araştırmada, yaş ortalaması 69,41±9,85 olarak saptanmıştır. CPR sonrası, hastaların %75,9'unda dönüşen spontan dolaşım (ROSC) elde edilmiştir. İlk 24 saat içinde ROSC elde eden hastaların neredeyse yarısı (%46,3) exitus olurken, diğerleri (%53,7) stabil kalmıştır. CPR sırasında manuel ilk döngüdeki USG ölçüm süresi daha uzun olup, mekanik cihazıyla yapılan beşinci döngüde önemli ölçüde kısa süreli ölçümler kaydedilmiştir. PSV ve EDV, ETCO2 ve laktat değerlerindeki değişim, mekanikle yapılan CPR süresince, manuel yapılana göre daha etkili bulunmuştur. Ayrıca, exitus hastaların laktat seviyeleri ve EtCO2 değerleri ROSC elde edenlere göre anlamlı derecede farklılık göstermiştir. Hastaların PSV, EDV ve ETCO2 değişimleri arasında anlamlı ve pozitif korelasyonlar gösterirken laktat değişimleri ile PSV, EDV ve ETCO2 değişimleri arasında anlamlı ve negatif korelasyonlar göstermiştir. PSV ve EDV değerlerinin CPR sonucu öngörmede anlamlı tanısal değeri olmadığı görülürken, ETCO2 ile laktatın için yapılan analiz sonucu anlamlı bulundu. Bu bulgular, mekanikle yapılan CPR yöntemlerinin etkinliğinin daha iyi olduğu, CPR değerlendirilmesinde karotis doppler USG'nin ve laktatın da ETCO2 gibi potansiyel bir araç olarak kullanılabileceğini, laktatın ETCO2 ile beraber kullanımının, CPR sonucu öngörmede daha net değerlendirme yapılabileceğini göstermektedir.

İsmail Batuhan Vergi
Trakya University
2024
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Akut pulmoner tromboemboli tanılı hastalarda serum oncostatin M düzeylerinin araştırılması

Pulmoner tromboemboliler dünya genelinde mortalite sebeplerinin önde gelen hastalıklarından biridir. Pulmoner tromboembolinin başvuru şikayetleri nonspesifik semptomlardan olması sebebiyle insidansı tam hesaplanamamakla birlikte 60-70/100.000'den fazla olduğu düşünülmektedir. Tüm hastane içi ölümlerin %5-15'inden sorumlu olduğu düşünülmektedir. Bu sebeple acil servislerde hastalara hızlı tanı konulmalı ve tedaviye başlanması gerekmektedir. Acil servislere başvuru kliniği basit bir atipik göğüs ağrısından ciddi bir şok ve solunum yetmezliğine kadar geniş bir yelpazededir. Ayrıcı tanılara birçok hastalığın girmesi sebebiyle tanı koymak zor olsa da mortalite ile sonuçlanabileceği için erken tanı koymak son derece önemlidir. Literatürde spesifik olarak tanı koyduruculuğu kanıtlanan bir biyomarker bulunmamaktadır. Bu sebeple iskemik hastalık durumlarında artması beklenen Oncostatin M biyomarkerının pulmoner tromboemboli hastalarında tanısal değerliliğini araştırmak istedik. Çalışmamız 3. Basamak bir üniversite hastanesinin acil servisinde prospektif ve tek merkezli olarak gerçekleştirildi. Çalışmamıza, çalışmaya dahil edilme kriterlerini karşılayan pulmoner tromboemboli kliniği olan 44 PTE pozitif hasta, 22 PTE negatif hasta ve 22 pulmoner tromboemboli kliniği olmayan kontrol grubu dahil edildi. Çalışmamızda anlamlılık düzeyi p <0,05 olarak kabul edildi. Çalışmamıza dahil edilen hastaların yaş ortalaması 64,76±16,08 olarak hesaplanmıştır. Cinsiyetlere bakıldığında 88 bireyin 52'si (%59,1) erkek, 36'sı (%40,9) kadındı. Gruplarımız arasında hastaların yaş ve cinsiyet farkı bulunmamaktaydı. Vaka grubumuzda Oncostatin M ortalaması 250,17±106,95 tespit edilirken kontrol grubumuzda 130,79±71,33 bulunmuştur. Vaka grubu kendi içinde incelendiğinde Oncostatin M ortalaması PTE pozitif hastalarda 300,89±85,97 tespit edilirken PTE negatif hastalarda 148,723±63,99 olarak bulunmuştur. İstatistiksel olarak bu sonuçlar anlamlı bulunmuştur (p<0,001). Oncostatin M düzeylerinin tanısal açıdan sensitivitesi %84.09 spesifitesi %90.91 bulunurken, kestirim değeri 225.5 olarak hesaplanmıştır. Çalışmamızdan elde ettiğimiz verilere göre, Oncostatin M biyomarkerının pulmoner tromboemboli için tanısal bir test olarak kullanılabileceği düşünülmektedir. Yine çalışmamızda Oncostatin M düzeylerinin mortaliteyi göstermede de yararlı olabileceği tespit edildi. Bu çalışma bir ön çalışma olup daha ayrıntılı çalışmaların literatüre bu konuda net bilgi sağlayacağını düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Oncostatin M, Pulmoner emboli, Pulmoner tromboemboli, Tanı, Mortalite, Biyomarker, Sensitivite, Spesifite

Orhun Girgin
Trakya University
2024
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Acil serviste üst gastrointestinal kanama tanısı alan hastalarda serum diamin oksidaz düzeylerinin değerlendirilmesi

Akut gastrointestinal kanama, hastane yatışı gerektiren, yüksek morbidite ve mortalite ile ilişkili olabilen acil bir durumdur. Gastrointestinal sistemin kanama lokalizasyonuna bağlı olarak treitz ligamentinin proksimalinden kaynaklanan kanamalar üst, ligamentin distalinden kaynaklanan kanamalar ise alt gastrointestinal sistem kanaması olarak tanımlanmaktadır. Gastrointestinal sistem kanamasından şüphelenildiğinde detaylı bir anamnez, vital bulguların değerlendirilmesi, rektal muayeneyi de içeren genel fizik muayene ve çeşitli laboratuvar testleri tanısal süreçte önem arz etmektedir. Acil servislerde üst gastrointestinal kanama tanısı alan hastalarda erken kan transfüzyon ihtiyacı, endoskopik müdahale ve cerrahi işlemi öngörebilecek; aynı zamanda yatış ve müdahale gerektirmeyen, tekrar kanama ihtimali çok düşük riskli olan hasta gruplarını belirleyerek, morbidite ve mortalite tayininde yol gösterici parametrelere ihtiyaç duyulmaktadır. Serum diamin oksidaz enzimi bağırsak mukozal hasarını erken bir aşamada yansıtan ve bağırsak savunma fonksiyonunun bozulduğu durumları etkin bir şekilde gösteren enzimdir. Çalışmamızda 04.06.2024 ve 15.08.2024 tarihleri arasında Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Sağlık Uygulama Araştırma Merkezi Acil Servisi'nde üst gastrointestinal sistem kanama tanısı alarak çalışma kriterlerimize uyan ve damar volüm durumuna göre iki gruba ayrılan 56 hasta ile 28 sağlıklı gönüllünün demografik verileri, klinik bulguları, laboratuvar testleri ve serum diamin oksidaz seviyeleri incelenmiş; bu verilerin hastalığın şiddeti ve mortalite tayini üzerinde etkisi araştırılmıştır. Çalışmamızda yaş ortalamaları Grup I'de 65,23±15,9, Grup II'de 72,65±9,86 olarak elde edilirken sağlıklı grupta 59,54±17,12 olarak belirlendi. Medyan serum diamin oksidaz değerleri Grup I'de 6,1 (5,1-17,45), Grup II'de 36,55 (30,6-44,18) ve Grup III'te 14,55 (5,88-18,05) olarak elde edildi. Serum diamin oksidaz değerlerinin Grup II'de daha yüksek olduğu görüldü (p<0,001). Serum diamin oksidaz enzimi mortaliteyi ön görmede Grup I (%95 Güven aralığı: 1,00-1,00, p=0,020) ve Grup II'de (%95 Güven aralığı: 0,65-0,98, p=0,011) anlamlı yüksek bulunmuştur. Anahtar kelimeler: akut üst gastrointestinal sistem kanaması, serum diamin oksidaz enzim, mortalite

Ezgi Sevgi Bulut
Trakya University
2024
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Acil serviste akut iskemik inme tanısı alan hastalarda spexin düzeylerinin değerlendirilmesi

Dünya sağlık örgütü'ne göre inme; 24 saatten uzun süren ve ölümle sonuçlanabilen vasküler nedenler dışında görünürde başka bir neden bulunamayan, hızlı gelişen ve serebral işlevlerin fokal ya da global bozukluğudur. İnme tüm toplumlarda engelliliğin ve erişkinlerde mortalitenin en önemli nedenlerinden birisidir. Son 40 yılda gelir düzeyi yüksek olan ülkelerde inme insidansı %42 oranında azalsa da gelir düzeyi düşük ülkelerde bu oranın %100 arttığı dikkat çekmektedir. Son 20 yılda iskemik inme tedavisinde etkin ve güvenilir tedavilerin yaygın olarak kullanıma girdiği bilinmektedir. Yapılan çalışmalarda inmelerin, %67' si iskemik inme, %6,5' u serebral kanama, %0,8' inin subaraknoid kanama olduğu saptanmıştır ve %2' sinin nedeni bulunamamıştır. Nüfus yaşının gittikçe artması nedeniyle inme insidansı artmıştır. İnmenin risk faktörleri arasında hipertansiyon, diyabet, atriyal fibrilasyon, hiperlipidemi, sigara, alkol tüketimi yer alır. Akut iskemik inme acil bir durumdur. Akut iskemik inmede, kullanılan tedavilerin daha etkili olabilmesi için semptomlar başladıktan hemen sonra mümkün olan en kısa sürede uygulanabilmesi büyük önem taşır. Zaman önemli bir faktör olduğu için inme ön tanılı hastaların hastane öncesi dönemde yapılan değerlendirme ve izlemi revaskülarizasyon tedavilerinin etkinliği açısından kritik önem taşımaktadır. Uygulanan başlıca tedavi yöntemleri olan intravenöz tromboliz ve mekanik trombektomi, etkililik derecesi zamana bağımlı tedavilerdir. Çalışmamızın amacı acil serviste akut iskemik inme tanısı alan hastalarda ve kontrol grubunda serum Spexin düzeyini ölçerek ve bu düzeyleri skorlamalar ile karşılaştırarak serum Spexin düzeyinin iskemik inme tanısında ve şiddetini göstermede yeni bir biyobelirteç olarak rolünün incelenmesiydi. Çalışmamız; tek merkezli, kesitsel bir klinik çalışma olarak, 15.05.2024 ile 01.07.2024 tarihleri arasında Trakya Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi Erişkin Acil Servise başvuran hastalarda gerçekleştirildi. Çalışmaya acil servise başvuran 50 hasta ve 25 gönüllü birey dahil edildi. Hasta grubundaki katılımcılar ulusal sağlık enstitüsü inme ölçeği 1 4 arasında olan ve ulusal sağlık enstitüsü inme ölçeği 5-20 arasında olan 25'er kişi olarak iki gruba ayrıldı. Yapılan istatiksel analiz sonucunda spexin değerinin hasta ve sağlıklı bireylerin ayrımında iyi performans gösterdiği bulundu.

Berkay Kılıç
Trakya University
2024
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Acil serviste akut pankreatit tanısı alan hastalarda serum cpb1'in tanısal etkinliğinin araştırılması

Akut pankreatit hızlı başlangıcı olan, birden fazla etyolojiye sahip pankreasın inflamatuar hastalığıdır. En sık görülen nedenler arasında alkol ve kolelitiazis bulunmaktadır. Akut pankreatit tanısı için 3 kriterden birinin karşılanması gerekir. Bunlar; sırta yayılan üst kadran ağrısı, serum amilaz veya lipazının normalin üst sınırının en az üç katı üzerinde olması, görüntülemenin (kontrastlı bilgisayarlı tomografi, kontrastlı manyetik rezonans, batın ultrasonografi) akut pankreatit ile uyumlu olması olarak sıralanır. Akut pankreatitin dünya genelindeki prevalansı yaklaşık 100.000'de 4,6 ve 100 arasında değişmektedir. Genel olarak, yılda 100.000 nüfusta 30-40 vakalık küresel bir insidansa sahiptir. Türkiye gibi güney Avrupa ülkelerinde safra taşı etyolojisi daha yüksek seyretmektedir. Pankreasta inflamasyonu neyin tetiklediği net bilinememektedir. Temel teori, pankreatik asinüslerden tripsinojen ve diğer enzimlerin aktive edilerek salınması ve sonucunda pankreasın otosindirimine ve sistemik enflamatuar yanıta neden olması üzerinde yoğunlaşmıştır. Akut pankreatite son yıllarda pankreas asiner hücrelerinde sindirim proteazlarının aktive olarak neden olduğu öne sürülmektedir. Karboksipeptidaz B1 tripsinojenleri aktive eder. Aktive olan tripsinojen tripsine dönüşerek akut pankretatite neden olan inflamatuar süreci başlatır. Akut pankreatitin şiddetini, prognozunu değerlendirmek için çeşitli skorlamalar kullanılır. Bu skorlarla klinik ve laboratuvar parametreler değerlendirilir. Günümüzde tedavi olarak replasman, ağrı kesmeye yönelik tedaviler uygulanır. Çalışmamızda Karboksipeptidaz B1'in tanısal etkinliğinin ve prognozu öngörmedeki değerini araştırmayı amaçladık. Çalışmamızın sonucunda Karboksipeptidaz B1'in tanısal etkinliğinin düşük olduğunu saptadık.

Yiğit Özgül
Trakya University
2024
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Pulmoner tromboemboli tanısı alanhastalarda human angptl4 (angiopoietinlike 4) düzeylerinin araştırılması

Pulmoner tromboemboli tanısı ve klinik olarak şüphelenilmesi zor hastalıklardan biridir. Skorlamaların ve tanıda kullanılan parametrelerin yetersizliği nedeniyle halen pulmoner tromboemboli atlanabilen ve mortal seyreden hastalık tablolarından biridir. Hastalar genellikle nefes darlığı, göğüs ağrısı, senkop ve hemoptizi gibi nonspesifik semptomlarla acil servislere başvurmaktadır bu nedenle hekimin klinik deneyimi ve hastalıktan şüphelenmesi en önemlisidir. Yüksek mortaliteye sahip olması nedeniyle, pulmoner tromboemboli şüphesi olan hastalarda tanıyı hızlı koymak ve tedaviye hemen başlamak gerekmektedir. Şu anda, spesifik olarak yüksek tanı koyduruculuğa sahip bir biyomarker bulunmamaktadır. Bu nedenle, inflamasyonda rol aldığı bilinen angiopoietin-like protein 4 biyobelirtecinin tanıdaki kullanılabilirliği ve pulmoner emboli hastalığındaki değerini araştırmayı amaçladık. Çalışmamız, bir üniversite hastanesinin acil servisinde prospektif ve tek merkezli olarak gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya, pulmoner tromboemboli saptanan 41 hasta ve pulmoner tromboemboli saptanmayan sağlıklı 41 kontrol grubu dahil edilmiştir. Çalışmada anlamlılık düzeyi p < 0,05 olarak belirlenmiştir. Çalışmamıza dahil edilen 82 bireyin 40' ı erkek ve 42' si kadındı. Hastaların yaş ortalaması (SD) 62.4 (10.8), kontrol grubunun yaş ortalaması (SD) 61.0 (8.7) olarak bulundu. Gruplar arasında yaş ve cinsiyet açısından anlamlı bir fark saptanmamıştır. Kontrol grubunda angiopoietin-like protein 4 ortalaması 12.1 ng/ml olarak bulunurken, vaka grubunda bu değer 74.6 ng/ml olarak saptanmıştır. İstatistiksel olarak bu fark anlamlı bulunmuştur (p <0,005). angiopoietin-like protein 4 için 34.1 ng/ml kestirim değeri kullanıldığında, vaka ve kontrol gruplarını ayırt etme sensitivitesi %95.12, spesifitesi %90.24 olarak hesaplanmıştır. Bu sonuçlara göre, angiopoietin-like protein 4 düzeylerinin pulmoner tromboemboli hastalarında tanısal bir marker olarak kullanılabileceğini düşünmekteyiz. Ancak bu çalışma ön çalışma niteliğindedir ve daha geniş örneklem gruplarıyla yapılacak ayrıntılı araştırmalar literatüre bu konuda daha net bilgiler ve yeni biyobelirteçler kazandırabilir.

Elif Burcu Pektaş Çolak
Trakya University
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Üst gastrointestinal sistem kanamalarında serum trefoil faktör 3 düzeyinin prognoz ve mortalite tayininde yerinin araştırılması

Üst gastrointestinal kanama acil servis başvurularının sık nedenleri arasında yer alır ve hastane yatışlarında, morbidite ve mortalitelerin önemli nedenlerindendir. Her yıl 7000 hastanın acil servis başvurusunda gastrointestinal sistem kanaması tanısıyla yatış verilmektedir. Üst gastrointestinal sistem kanama treitz ligamanının üzerinden kaynaklanan kanamalardır. En sık nedeni peptik ülser kanamasıdır. Diğer etyolojik nedenler arasında özofagus varisi, duodenal ülser, özefajit, Mallory-Weiss sendromu ve gastrit yer almaktadır. Akut gis kanamayla yatan hastalarda genel mortalite oranı yüzde 7-8 arasında değişmektedir. Mortalite riskini artıran faktörler 65 yaş üstü, konjestif kalp yetmezliği, kronik böbrek hastalığı, oral antikoagülan, steroid olmayan antiinflamatuar ilaçlar gibi nedenlerdir. Üst gastrointestinal sistem kanamalı hastalarda mortalite ya da endoskopik müdahale tahmini yapabilmek için çeşitli skorlama sistemleri kullanılmaktadır. Bunlar; Glasgow blatchford ve rockall skorlama sistemleridir. Endoskopik risk skorlama sisteminde forrest sınnıflama sistemi ise endoskopi ihtiyacını belirlemekte fayda sağlamaktadır. Çalışmamızda Trefoil Faktör 3'ün, gastrointestinal sistem kanamalı hastalarda prognostik biyobelirteç olarak araştırılması amaçlanmıştır. Trefoil Faktör 3'ün üst gastrointestinal sistem kanamalı hastaların takibinde kullanılabileceği düşüncesiyle hasta ve kontrol gruplarını kıyasladık. Çalışmamız; tek merkezli, kesitsel bir klinik çalışma olarak planlanmış olup, 15.12.2024–15.03.2024 tarihleri arasında Trakya Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi Erişkin Acil Servise başvuran hastalarda gerçekleştirilecekti. Çalışmaya akut üst gastrointestinal tanısı alan toplam 46 hasta ve kontrol grubu için gönüllü 30 sağlıklı kişi tez çalışmasına dahil edildi. Serum trefoil faktör 3'ün mortaliteyi öngörmedeki başarısını değerlendirmek amacıyla uygulanan alıcı işletim özelliği eğrisi analizi sonucunda anlamlı verilere ulaşıldı. Basit lojistik regresyon analizi sonuçlarına göre serum trefoil faktör 3'ün mortalite üzerine etkisi anlamlı bulundu. Yapılan istatiksel analiz sonucunda trefoil faktör 3'ün hasta ve sağlıklı bireylerin ayrımında iyi performans gösterdiği bulundu.

Muhammed Ali Çalışkan
Trakya University
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Acil servise göğüs ağrısı ile başvuran hastalarda serum YKL-40 düzeylerinin değerlendirilmesi

Koroner arter hastalıkları gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde başlıca mortalite ve morbidite nedenidir. Acil serviste sık görülen akut koroner sendrom tablolarında hızlı tanı ve uygun tedavi hayati öneme sahiptir. Troponin gibi testler standart olsa da troponinin unstabil anjina pektoris olgularında negatif olabilmesi ve bazı nonkardiyak durumlarda da yükselebilmesi, ek biyobelirteçlere gereksinimi ortaya çıkarır. Bu çalışmada akut koroner sendromda biyobelirteç adayı olarak Chitinase-3-like protein 1'in tanısal değerini araştırmayı amaçladık. Çalışmamız, üçüncü basamak bir üniversite acil servisinde tek merkezli olarak gerçekleştirildi. Çalışmaya kriterleri karşılayan 32 ST elevasyonsuz miyokard enfarktüsü, 28 Unstabil anjina pektoris ve 28 sağlıklı kontrol olmak üzere toplam 88 birey dahil edildi. Başvuruda Chitinase-3-like protein 1 düzeyleri ölçüldü; demografik veriler, temel laboratuvarlar, Elektrokardiyogram, Ekokardiyografi ve standart risk skorları kaydedildi. İstatistiksel anlamlılık için p<0,05 kabul edildi. Çalışmamızda bulunan 60 hastanın ortalama yaşı 62,27±13,82 (minimum-maksimum: 31-96) ve %65 (n=39)'i erkekti. Kontrol ve toplam hasta grubunun yaşları karşılaştırıldığında, hasta grubunun daha ileri yaşta olduğu tespit edildi (p<0,001). Cinsiyete göre dağılım ise kontrol ve hasta grupları arasında benzer bulundu. Chitinase-3-like protein 1 düzeyleri hasta grubunda kontrol grubuna göre anlamlı yüksek saptandı; alt gruplarda hem ST elevasyonsuz miyokard enfarktüsünde hem de unstabil anjina pektoriste kontrolün üzerinde bulundu. Kontrol grubunda 552,57 olarak elde edilen serum Chitinase-3-like protein 1, ST elevasyonsuz miyokard enfarktüsü grubunda 875,43 ve unstabil anjina pektoris grubunda 768,29 olarak bulundu. Alıcı işletim karakteristiği analizinde YKL-40, kontrol– ST elevasyonsuz miyokard enfarktüsü ayrımında anlamlı ayırt edicilik (Eğri altında kalan alan≈0,73) ve kontrol– unstabil anjina pektoris ayrımında orta düzeyde ayırt edicilik (Eğri altında kalan alan≈0,69) gösterdi; ST elevasyonsuz miyokard enfarktüsü- unstabil anjina pektoris ayrımı için anlamlı değildi. Serum Chitinase-3-like protein 1, başvuru anındaki risk skor grupları ve Elektrokardiyogram/Ekokardiyografi alt sınıfları arasında belirgin farklılık göstermedi. Sonuç olarak serum Chitinase-3-like protein 1, akut koroner sendrom varlığında yükselen ve kontrol–akut koroner sendrom ayrımında anlamlı ayırt edicilik sağlayan bir biyobelirteçtir. ST elevasyonsuz miyokard enfarktüsü ile unstabil anjina pektorisi tek başına ayırmada yeterli görünmese de özellikle unstabil anjina pektoris için ek risk sinyali verebilmesi ve pratik bir eşik değer sunması nedeniyle acil serviste klinik değerlendirme ve standart testlerin yanında tamamlayıcı olarak kullanılabilir. Bulguların doğrulanması için daha geniş ve çok merkezli çalışmalara ihtiyaç vardır.

Ece Zabun
Trakya University
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

ST elevasyonlu miyokard enfarktüsünde adropin düzeyleri

Amaç: Akut koroner sendromlar acil servisin en sık ve mortalitesi yüksek nedenlerinden olmasına rağmen erken tanıda kullanabilecek uygun marker henüz tanımlanmamıştır. Bu çalışmada STEMI tanısını almış hastalarda prospektif olarak endotel kaynaklı bir polipeptid olan adropinin tanıda yerini araştırdık. Materyal Method: Namık Kemal Üniversitesi Hastanesi Acil Servisine başvuran EKG ile STEMI tanısı almış 64 hasta (11 kadın, 55 erkek) hastanın ve 54 tane tamamen sağlıklı gönüllünün (19 kadın,35 erkek ) rutin alınan kan serumundan ELISA yöntemi ile adropin molekülü çalışıldı. elde edilen verilerin istatistik analizinde IBM SPSS Statistics 25.0 paket programı kullanılmış olup, ikili grup karşılaştırmalarında Mann-Whitney U Testi (p˂0.05) uygulanmıştır. Sonuç: Çalışma sonuçlarımızda adropin seviyesi hasta grubunda 378,69280 pg/ml kontrol grubuna ise 281,91306 pg/ml bulundu. P değeri < 0,05 hesaplandı. Dolayısıyla iki grup arasında anlamlı fark görüldü. Çalışmamıza göre adropin AKS'larda potansiyel bir biyomarkerdır.

Rahime Merve Yanıker
Tekirdağ Namık Kemal University
2020
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Acil Servisi'ne COVID 19 pandemi öncesi ve pandemi dönemi başvuran hastalarda adli vaka dağılımı

Amaç: Bu çalışmada, COVID-19 pandemisi öncesi ve sırasında acil servise başvuran adli vakaların özelliklerindeki değişimin belirlenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Bu gözlemsel kesitsel çalışma, 1 Nisan 2019 ve 31 Mart 2021 tarihleri arasında, Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Acil Tıp Anabilim dalında gerçekleştirildi. 1 Nisan 2019 ile 31 Mart 2020 arasındaki dönem "COVID-19 pandemi öncesi dönem" (n = 1101), 1 Nisan 2020 ile 31 Mart 2021 arasındaki dönem ise "COVID-19 pandemi dönemi" (n = 685) olarak tanımlandı. Acil servise başvuran olguların dosyaları retrospektif olarak hastane kayıtlarından incelendi. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen toplam 1786 adli vakanın %71,6'sı erkekti ve yaş ortalaması 32,68 ± 15,67 yıldı. En sık vaka tipleri %28,7 darp/cebir, %25,1 araç içi trafik kazası ve %20,9 iş yeri kazasıydı. Olguların %61,6'sı pandemi öncesi dönemde başvurmuşken, %38,4'ü pandemi döneminde başvurdu. Pandemi öncesi dönemle karşılaştırıldığında, pandemi döneminde acil servis başvuruları arasında adli vaka sıklığının anlamlı düzeyde arttığı görüldü (%1,5 vs %1,7, p = 0,001). Pandemi öncesi ile karşılaştırıldığında, pandemi döneminde adli vakaların yaşının, hastanede yatırılan olgu sıklığının, bu olguların hastanede yatış süresinin, iş ve motosiklet kazası sıklığının anlamlı düzeyde arttığı, darp/cebir ve trafik kazası kaynaklı adli vaka sıklığının ise anlamlı düzeyde azaldığı görüldü (p<0,05). Pandemi öncesi ile karşılaştırıldığında, pandemi döneminde olguların hastaneye başvurduğu aylarda istatistiksel olarak anlamlı düzeyde farklılık tespit edildi (p<0,001). Sonuç: Pandemi döneminde adli vaka sayısı azalsa da, hastaneye başvuran olgular arasında adli vaka yoğunluğunun arttığı görüldü. Pandemi döneminde başvuran olgular daha yaşlıydı, daha sık ve daha uzun süre hastaneye yatırıldı. Ayrıca vakalar arasında daha az darp cebir, trafik kazası ve daha fazla iş ve motosiklet kazası vakaları yer alıyordu. Anahtar Kelimeler: Acil servis, COVID-19, pandemi, adli vaka

Acil servis-hastaneAcil tıpAdli vakalar+4
Mehmet Burak Peköz
Tekirdağ Namık Kemal University
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Akut böbrek hasarının belirlenmesinde perfüzyon indeksi ve kan gazı değerlerinin AKIN ve RIFLE skorlama sistemleriyle karşılaştırılması

Amaç; Çalışmamızda acil serviste akut böbrek yetmezliği tanısı alan hastaların periferikperfüzyon indekslerinin değerlendirilerek AKIN ve RİFLE skorlama sistemleriyle karşılaştırılması amaçlanmıştır. Materyal ve Metot; Çalışmaya Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi 26.07.2022 tarih ve 2022.143.07.10 sayılı etik kurul onayı alındıktan sonra başlanmıştır. Çalışma prospektif tanımlayıcı bir çalışmadır. Bulgular; Bu çalışmaya toplamda 96 hasta dahil edilmiştir. Çalışma metodolojik olarak 66 olgu (%69) ve 30 kontrol (%31) olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Olgu kontrol grubu arasında hipertansiyon (p=0,001), KAH (p=0,009), pH (p=0,015), HCO3 (p=0,001), sodyum (p=0,001), PerfuzyonIndeksı (p=0,001), Ure (p=0,001), ve Kreatının (p=0,001) değişkenleri yönünden istatistiksel olarak anlamlı farklar saptanmıştır. AKIN Skora göre çalışmaya katılan hastaların %63,6'sının Evre 1'de olduğu saptanmıştır. Evre 2 ve 3 sırası ile %28,8 ve %7,6 olarak saptanmıştır. AKIN skor evreleri arasında, pH,CO2,HCO3, Perfuzyonındeksı, Ure, Kreatının, Potasyum yönünden istatistiksel olarak anlamlı farklar saptanmıştır (p<0,05). RıfleIndeksine göre çalışmaya katılan hastaların en fazla Rısk%66,7 (n=44), ikinci sırada ınjury %21,2 (n=14), sonrasında ise %6,1 ile failure ve loss saptanmıştır. Rıfleındeksi evreleri arasında O2, CO2,HCO3, Perfuzyonındeksı, Ure, Kreatınınyönünden istatistiksel olarak anlamlı farklar saptanmıştır (p<0,05). Sonuç;Bu çalışmada, perfüzyon indeksi (PI) ve kan gazı değerlerinin, ABH'nin erken tanısındaki potansiyel rolü AKIN ve RIFLE skorlama sistemleriyle karşılaştırılmıştır. Hem AKIN hem de RIFLE indekslerinin akut böbrek hasarının evrelerinin değerlendirilmesinde etkili araçlar olduğu sonucuna varılmıştır.

Akut böbrek hasarıBöbrek hastalıklarıKan gaz analizi+2
Efe Mehmet Can Kırca
Tekirdağ Namık Kemal University
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Acil serviste kardiyopulmoner resüsitasyon uygulanan vakaların geriye dönük incelemesi

Amaç: Bu çalışmada acil servise KPA ile başvuran ve KPR uygulanan olgular incelenmiş, demografik ve klinik özellikleri, KPR başarısı ve oranı, KPR sonrası SDGD' nin sağlanması, olgularda kullanılan ilaçlar, olguların komorbid hastalıkları, arrest ritmi, olguların başvuru saat dilimi, KPR süresi gibi iyileşme sonuçları, prognoz ve sağkalımı etkileyen faktörler belirlenerek literatüre katkıda bulunmak amaçlanmıştır. Hastalar ve Yöntem: Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Acil Servisi' ne 01/01/2019 ile 31/12/2022 tarihleri arasında başvuran KPA olgularından KPR uygulanan 162 hasta belirlendi. Bu olgulardan acil servise eksitus duhul (dışarıdan acile ölü olarak) getirilen, 18 yaş altında olan ve çalışma için yeterli verilere ulaşılamayan 1 hasta çalışma dışı bırakılarak 161 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastane sistemi ve hasta dosyasından toplanan verilere göre olgular; KPR sonucuna göre SDGD/eksitus, yaş aralığı (18-65 yıl ve >65 yıl), cinsiyet, arrest yeri (hastane içi/dışı), arrest ritmi (asistoli, NEA, VF, nVT), KPR süresi (<45 dk, >45 dk), olguların başvuru saat dilimi, arrest nedenleri, komorbid hastalıkları, defibrilatör kullanımı ve uygulanan araçlara göre gruplandı. Veriler IBM SPSS V21 ile analiz edildi. Bulgular: Çalışmada hastaların %68,9' u erkek, %31,1' i kadın cinsiyette görüldü. Hastane içi KPA olgularının oranı %14,9, hastane dışı %85,1 olarak saptandı. En sık görülen arrest ritmi %67,7, VF %25,4 olarak görüldü. Kardiyak nedenli KPA olguları %55,2 olarak görüldü. KPR başarısı olarak SDGD oranı hastane içi %45,8 ve hastane dışı %7,2 olarak saptandı. Tartışma ve Sonuç: Çalışamada, KPA olgularında erkek cinsiyet daha fazla görülmüştür. KPA' nın en sık etiyolojisi kardiyak nedenler olarak saptanmıştır. Hastane içi KPA olgualrında SDGD oranı daha yüksek bulunmuştur. KPA hastalarında komorbiditelerden en sık hipertansiyon görülmüştür. KPR süresinin 45 dk' dan kısa olması KPR başarısını arttırmaktadır. Şoklanabilir ritimlerde SDGD oranı daha yüksek bulunmuştur. KPA olgularının yaş dağılımına bakıldığında kardiyak nedenler, solunum yetmezliği, SVO ve onkolojik nedenler 65 yaş üzeri hastalarda daha sık görülmüştür. Travma ve intoksikasyon ise daha çok 18-65 yaş arası grupta yaygın görülen KPA nedenleri arasında bulunmuştur.

Merve Yaylagül Dünki
Tekirdağ Namık Kemal University
2024
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Acil serviste proksimal femur kırığı tanısı alan geriatrik hastaların klinik özelliklerinin ve mortalite üzerine etkili olan faktörlerin geriye dönük olarak incelenmesi

Amaç; Bu çalışmanın amacı, acil serviste proksimal femur kırığı tanısı alan geriatrik hastaların klinik özelliklerini ve mortalite üzerine etkili olan faktörleri geriye dönük olarak incelemektir. Materyal ve Metot; Çalışmaya Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi 26.02.2024 tarih ve 2024.44.03.08 sayılı etik kurul onayı alındıktan sonra başlanmıştır. Çalışma retrospektif bir çalışmadır. Bulgular; Çalışmamızda 184 hasta incelenmiş olup, hastaların %61'i kadın, %39'u ise erkekti. Hastaların yaş ortalaması 81,15±7,66 yıl idi. Başvuruların %42,4'ü 2023 yılında, %33,2'si 2022 yılında ve %24,5'i 2021 yılında gerçekleşmiştir. En fazla başvuru Temmuz ve Ağustos aylarında olup, genel olarak yaz mevsiminde daha fazla başvuru yapılmıştır. Kırık tarafı açısından dağılımın neredeyse eşit olduğu (%48,9 sağ, %51,1 sol) saptanmıştır. En sık rastlanan kırık tipi %47,3 ile intertrokanterik kırıklar olup, %44,6 ile femur boyun kırıkları onu takip etmiştir. Subtrokanterik kırıklar %3,8, izole trokanterik kırıklar %3,3 ve femur başı kırıkları %1,1 oranında görülmüştür. Hastaların %80,4'ü 24 saat içinde cerrahi müdahale alırken, %19,6'sı 24 saatten sonra müdahale görmüştür. Acil serviste en sık kullanılan ilaçlar parasetamol, opioidler, DMAH ve NSAİ'lerdir. Hastane içi genel mortalite oranı %8,2, 28 günlük hastane içi mortalite oranı ise %7,1 olarak belirlenmiştir. Charlson Komorbidite İndeksi (CCI) değeri arttıkça mortalite riskinin de arttığı saptanmış ve YBU, inotrop desteği, mekanik ventilasyon ve entübasyon ihtiyacının mortalite üzerinde önemli etkileri olduğu görülmüştür. Sonuçlar; Sonuç olarak, çalışmamızda proksimal femur kırığı olan geriatrik hastalarda mortaliteyi etkileyen başlıca faktörlerin cinsiyet, CCI, komorbidite yükü, yoğun bakım ve inotrop ihtiyacı, mekanik ventilasyon ve entübasyon gereksinimi olduğunu olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler; Acil servis, Proksimal femur kırığı, Geriatrik mortalite

Elif Çamcı
Tekirdağ Namık Kemal University
2024
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

COVİD-19 acil servisine başvuran hastaların acil serviste kaldığı süre içindeki maliyeti ve bu maliyete etki eden faktörlerin araştırılması

Amaç: Bu tezin amacı, Covid-19 pandemisi sırasında acil servislere başvuran hastaların acil serviste geçirdikleri süre boyunca ortaya çıkan maliyetleri ve bu maliyetleri etkileyen çeşitli faktörleri incelemektir. Pandeminin başlangıcından bu yana, sağlık sistemleri dünya genelinde benzeri görülmemiş çalışma şekline girmişlerdir. Acil servisler, bu çalışma biçiminin en yoğun olduğu noktalardan biri olmuş ve Covid-19 hastalarının tedavisi için kritik bir rol üstlenmiştir. Araştırmanın odak noktası, acil servis maliyetlerinin hesaplanması ve bu maliyetlere etki eden değişkenlerin belirlenmesidir. Bu değişkenler arasında hastanın yaşı, cinsiyeti, SARS CoV-2 PCR testi uygulanıp uygulanmadığı, ek sağlık sorunları, yapılan tıbbi işlemlerin varlığı ve klinik sonlanım gibi faktörler bulunmaktadır. Araştırma, bu değişkenlerin maliyet üzerindeki etkilerini kantitatif yöntemler kullanarak analiz edecektir. Bu analiz, hastanelerin ve sağlık politikası yapıcılarının, pandemi sırasında ve sonrasında acil servis kaynaklarını daha etkili bir şekilde yönetmelerine yardımcı olabilir. Bu çalışma, bir pandemi ortaya çıktığında sağlık sistemlerinin en erişilebilir ve hızlı yanıt veren birimlerinden biri olan acil servislerin ilk tepkilerinin maliyetini değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Bu nedenle, bu analiz, acil servislerin bu olağanüstü durumda nasıl tepki verdiğini ve bu tepkilerin finansal etkilerini detaylı bir şekilde incelemeyi hedefler. Bu çalışmanın bir diğer önemli yönü, maliyet hesaplamalarında kullanılan metodolojinin geliştirilmesidir. Çalışma, çeşitli istatistiksel yöntemler ve maliyet modelleme tekniklerini kullanarak, acil servis maliyetlerini daha doğru bir şekilde hesaplamayı amaçlamaktadır. Bu, hem akademik hem de pratik bir katkı sağlayacak ve sağlık hizmetleri maliyetlerinin hesaplanmasında kullanılan yöntemlerin geliştirilmesine yardımcı olacaktır. Ayrıca, pandemi sırasında acil servis hizmetlerinin maliyetini etkileyen değişkenlerin detaylı bir analizini sunarak, sağlık hizmeti sağlayıcılarına ve politika yapıcılarına kaynakların daha etkili kullanılması için rehberlik edecek bilgiler sağlamayı hedeflemektedir. Bu bilgiler, sağlık sistemlerinin pandemi gibi kriz durumlarında daha dayanıklı ve etkili olmalarını sağlamak için kullanılabilir. Son olarak, bu çalışmanın amacı, sağlık hizmetlerinin maliyetini, yönetimini anlamak için gerekli olan bilimsel ve pratik bilgi birikimini artırarak bu alandaki mevcut literatüre katkıda bulunmaktır. Bu katkı, sağlık hizmetlerinin maliyetini etkileyen faktörlerin daha iyi anlaşılmasını sağlayarak, sağlık hizmetlerinin verimliliğini ve etkinliğini artırmada önemli bir rol oynayacaktır. Bu şekilde, bu araştırma, sağlık hizmetlerinin gelecekteki pandemilere ve diğer krizlere daha iyi hazırlanmasına yardımcı olabilir. Gereç Ve Yöntem: Bu araştırma, 01 Ağustos 2020 ile 31 Ekim 2020 tarihleri arasında, Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nin Covid-19 Acil Servisi'ne başvuran hastaları kapsamaktadır. Çalışmamızda, Z03 (Şüpheli vakaların tıbbi gözlemi ve değerlendirilmesi) ve U07.3 (Covid-19 tanımlanmamış virüs) tanı kodlarına sahip 1976 hastanın dosyalarını incelemiştir. Hastane bilgi sisteminden yararlanılarak, bu hastaların tıbbi kayıtları detaylı bir şekilde taranmıştır. Maliyet bilgileri ve diğer tıbbi bilgileri eksiksiz olan 1960 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Bu çalışmada, hastaların demografik bilgileri (yaş, cinsiyet), komorbid hastalıkları, laboratuvar testi ihtiyacı, HRCT istemleri, konsültasyon talepleri, medikal tedavi durumları ihtiyacı, SARS-CoV-2 PCR test sonuçları ve hastalar klinik sonlanımlarına göre incelenmiştir. Hasta verileri kaydedildikten sonra, bu bilgiler Microsoft Excel programında bir çalışma tablosunda toplanmıştır. Daha sonra, bu çalışma tablosu IBM SPSS (Statistical Package for the Social Sciences) sürüm 29.0 kullanılarak analiz edilmiştir. Verilerin istatistiksel anlamlılığı, hem non-parametrik hem de parametrik testler aracılığıyla belirlenmiştir. Ayrıca, değişkenler arası ilişkiler, random forest önem analizi ve multiple lineer regresyon analizi ile incelenmiştir. Bulgular: Çalışmaya 1960 hasta dahil edilmiştir. Çalışmaya dahil edilen hastalar arasında kadın ve erkek maliyetleri arasında iststiksel olarak anlamlılık bulunmamıştır(p=0.057). Yapılan non-parametrik testlerde yaşın maliyeti arttırdığı görülmüştür. Komorbid hastalıklar varliğı ( diyabetes mellitus, hipertansiyon, kardiyovasküler hastalıklar, astım-KOAH, malignite ve diğer grup hastalıklar) maliyeti arttırdığı gözlenmiştir. SARS-CoV-2 PCR testi istemi ve testin sonucunun pozitif gelmesi maliyet üzerinde arttrıcı bir etki yapmaktadır. Laboratuvar istemleri, HRCT istemi, konsültasyon ve acil serviste tedavi uygulamak maliyete doğrudan etki etmektedir. Klinik sonlanım olarak hasta maliyetleri arasında anlamlı bir fark bulunamamakla beraber Covid-19 dışı servise yatan hastaların maliyeti taburcu olan hastalara göre sınırda yüksek çıkmıştır(p=0.053). Sonuç: Pandemi, hastanelerin çalışma şekillerini değiştirmiş, bazı hizmetleri kısıtlamış ve birçok servisi Covid-19 tedavisine ayırmıştır. Bu akademik çalışmada, Covid-19 pandemisinin bir üniversite hastanesinin acil servisindeki maliyet analizi çalışılmaktadır. Araştırmada, Covid-19 acil servis hasta başvurularına dayalı olarak hastaların özelliklerinin maliyet üzerindeki etkileri analiz edilmektedir. Erkek başvurularının sayısında fazla olmasına rağmen cinsiyet bazında anlamlı bir maliyet farkı tespit edilmemiştir. 25-49 yaş aralığındaki hastaların başvuruları fazla bulunurken, 75 yaş ve üzeri grup maliyetlerinin daha yüksek olduğu görülmektedir. Bu bulgu, yaşın maliyeti üzerinde önemli bir faktör olduğunu göstermektedir. Hastaların komorbid hastalıkları, ek laboratuvar testleri, görüntüleme ve ilave tedaviler gibi ek sağlık hizmetlerine olan ihtiyaçlarından dolayı, maliyetler artmıştır. Laboratuvar testleri, görüntüleme, tedavi ve konsültasyon gibi faktörler, hasta maliyetlerini doğrudan etkilemektedir. SARS-CoV-2 PCR testinin yapılan maliyet analizine göre, PCR pozitif olan hastaların maliyetleri, negatif olanlara göre daha yüksek olduğu gözlenmektedir. Pozitif vakaların daha fazla tetkik ve tedavi maliyetleri nedeniyle maliyetinin arttığı düşünülmektedir. Klinik sonlanımlarda, Covid-19 acil servis maliyetleri arasındaki genel bir farklılık görülmemiştir. Bu durum, pandemi sürecinde Covid-19 şüphesi taşıyan hastaların genellikle laboratuvar tetkikleri ve görüntülemeleriyle açıklanabilir. Araştırmanın amacı, Covid-19 acil servis maliyetlerinin belirlenmesi ve sonuçlarının sağlık hizmetlerinin, sağlık politikalarının geliştirilmesine katkıda bulunmak için kullanılmasını amaçlamaktadır. Elde edilen sonuçlar, sağlık süreçlerine yönelik yeni fikirler sunmak ve pandemilere daha iyi hazırlanmak için temel oluşturması hedeflenmektedir. Aynı zamanda gelecekte karşılaşılabilecek potansiyel pandemilere karşı hazırlıklı olmayı amaçlamaktadır.

Murat Özcan
Süleyman Demirel University
2024
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Acil servise senkop nedeni ile başvuran hastaların retrospektif değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmadaki amaç, senkop ile gelen hastalarda San Francisco Senkop Kuralları (SFSR), Kanada Senkop Risk Skorlaması (CSRS) ve anadolu Senkop Kurallarının (ASK) kısa süreli prognoz ve mortalite tahmin etme yeteneği açısından klinik yararlılıklarını karşılaştırmaktır. Bu nedenle acil servise gelen hastalara risk skorlamaları uygulanarak acil servislerde senkop protokollerinin geliştirilmesine katkı sağlamak, gelecekte yapılacak benzer çalışmalara rehberlik etmek ve ilgili alandaki literatüre destek olmaktır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma, retrospektif, kesitsel, kohort çalışmasıdır. 01.01.2015-01.01.2023 tarihleri arasında geçici bilinç kaybı veya pre-senkop şikayeti ile Süleyman Demirel Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisi'ne başvuran hastalar ile yapılmıştır. Bulgular: çalışmaya dahil edilen 196 hastanın %39,8'ini (n=78) erkekler, %60,2'sini (n=118) ise kadınlar oluşturmaktadır. Yaş, vazovagal semptomlar, kalp hastalığı, nabız değerleri, troponin yüksekliği, HCT değerleri, anormal EKG bulgusu varlığı, QRS aksları, düzeltilmiş QT süreleri ve senkop nedenine göre CSRS, SFSR ve ASK risk skorlamalarının toplam puanları arasında anlamlı farklar bulunmaktadır. Vazovagal senkop risk belirlemesi için kullanılan üç risk skorlaması arasında, CSRS hem duyarlılık (%92,97) hem de özgüllük (%98,53) açısından en yüksek değerlere sahiptir. Bu, CSRS'nin vazovagal senkobu belirleme konusunda en güvenilir test olduğunu göstermektedir. SFSR duyarlılık açısından (%87,50) CSRS'ye yakın performans gösterse de, özgüllük (%47,06) açısından oldukça düşük bir değere sahiptir. Bu, SFSR'nin vazovagal senkobu olan kişileri belirlemede iyi odluğunu ancak senkobu olmayan kişileri doğru bir şekilde tespit etmede iyi olmadığını göstermektedir. Son olarak, ASK hem duyarlılık (%67,19) hem de özgüllük (%64,71) açısından en düşük değerlere sahiptir. Bu, ASK'nın vazovagal senkop belirlemesi için kullanılan diğer testlere göre daha az güvenilir olduğunu düşündürmektedir. Kardiyak senkop belirlemesi için kullanılan üç risk skorlaması arasında, ASK duyarlılık açısından en yüksek değere (%96,15) sahiptir. Bu, ASK'nın kardiyak senkobu olan kişileri belirlemede çok etkili olduğunu göstermektedir. Ancak, özgüllük açısından (%64,12) en düşük değere sahiptir, bu da ASK'nın kardiyak senkobu olmayan kişileri doğru bir şekilde tespit etmede iyi olmadığını göstermektedir. CSRS hem duyarlılık (%92,31) hem de özgüllük (%94,12) açısından yüksek değerlere sahiptir, bu da CSRS'nin kardiyak senkop belirlemesi için oldukça güvenilir bir test olduğunu göstermektedir. SFSR duyarlılık açısından (%92,31) CSRS ile aynı performansı gösterse de, özgüllük (%85,88) açısından biraz daha düşük bir değere sahiptir. Bu, SFSR'nin kardiyak senkobu olan kişileri belirlemede iyi olduğunu ancak senkobu olmayan kişileri doğru bir şekilde tespit etmede iyi olmadığını göstermektedir. Sonuç: Kanada Senkop Kuralları ,Anadolu Senkop Kuralları ve San Francisco Senkop Kuralları da Acil serviste riskli hastaları belirlemek için kullanılabilir. Ancak bunların sadece yardımcı olduğu esas kararın klinisyene ait olduğu unutulmamalıdır. Anahtar sözcükler: Kanada Senkop kuralları , Anadolu Senkop Kuralları, San Francisco Senkop Kuralları, Risk Sınıflaması, Senkop , ICE

Shadı Hmeıdat
Süleyman Demirel University
2024
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Travma nedeniyle acil servise başvuran hastalarda fibrinojen ve iyonize kalsiyum değerlerinin mortalite ile ilişkisi

Amaç: Travma, dünya genelinde ve ülkemizde en ciddi sağlık problemlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü'nün raporlarına göre, her dakika en az 9 kişi, yılda ise yaklaşık 5.8 milyon kişi travma sebebiyle yaşamını yitirmektedir. Ülkemizde ve dünya genelinde, travma hastalarının tanı ve tedavi yöntemlerini iyileştirmek için pek çok araştırma yürütülmektedir. Bu araştırmamızda, çoklu travmalı hastalarda fibrinojen ve iyonize kalsiyumun mortaliteye etkisi, travma resüsitasyonuna katkıları ve fibrinojen değeri ile iyonize kalsiyum arasındaki ilişkinin karşılaştırmalı analizini yapmayı amaçladık. Gereç ve yöntem: Çalışmamız Süleyman Demirel Üniversitesi Hastanesi Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'ndan etik kurul onayı alındıktan sonra 15.02.2023- 15.10.2023 tarihleri arasında Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi Hastanesi Acil Tıp Kliniğine çoklu travma nedeniyle başvuran 18 yaş üstü hastaların prospektif olarak incelenmesi ile yapılmıştır. Hastalarımızdan elde ettiğimiz verilerin istatistiksel analizinde SPSS IBM version 29 ve Medcalc Statistical Software version 22.016 programlarını kullandık. Bulgular: Çalışmamız 53 hasta ile gerçekleştirilmiştir. Çalışmamıza katılan hastaların 40'ı erkek (%75,5) 13'ü kadın (%24.5) idi. Çalışmamızda yer alan hastaların yaşı 19-86 yaş aralığında olup yaş ortalaması 49,08±19,75 idi. Travma mekanizmaları incelendiğinde %69,8 (n =37) ile trafik kazaları ilk sırada yer alırken bunu %26,4 (n=14) ile düşmeler takip etti. Hastalarımızın mortalitesi incelendiğinde ise %24,5'inin (n=13) eksitus , %75,5'inin (n=40) ise yatış sonrası taburcu olduğu görülmüştür. Hastalarımızın başvuru anında bakılan fibrinojen değeri ortalama 221,85±74,95 idi. Fibrinojen düzeyi ile hastaların sonlanımı arasındaki ilişki incelendiğinde istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p=0,002). Mortalite üzerine fibrinojeni ROC (Receiver Operating Characteristic) analizi ile incelediğimizde sensitivitesi %76,9, spesifitesi %70.0 ve eğri altında kalan alan AUC değeri 0,788 olarak hesaplandı. Hastalarımızın başvuru anında bakılan iyonize kalsiyum düzeyi ortalama 0,95±0,152 idi. Kalsiyum düzeyi ile hastaların mortalite arasındaki ilişki incelendiğinde istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu (p=0,756). Sonlanım üzerine iyonize kalsiyum değerini ROC (Receiver Operating Characteristic) analizi ile incelediğimizde sensitivitesi %92,3, spesifitesi %40 ve eğri altında kalan alan AUC değeri 0,529 olarak hesaplandı. Fibrinojen ve iyonize kalsiyum arasında korelasyon saptanmadı. ICa/fibrinojen değerinin ROC analizinde sensitivitesi %69,2, spesifitesi %80.0 olarak hesaplandı. ICa/fibrinojen mortalite ile ilişkili p değeri =0.001 olarak saptandı. Sonuç: Travma şikâyeti ile başvuran hastalarda fibrinojen değerinin mortalite tahmininde kullanılabileceğini ancak iyonize kalsiyum değerinin tek başına mortaliteyi tahmin etmede yetersiz olduğunu tespit ettik. İyonize kalsiyum/fibrinojen ve iyonize kalsiyum/şok indeksi oranlarının da mortalite tahmininde kullanılabileceğini bulduk. Anahtar Kelimeler: Travma, fibrinojen, iyonize kalsiyum, mortalite

Hulisi Cantürk
Süleyman Demirel University
2024
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Kafa travması ile başvuran hastalarda travmatik beyin yaralanması prognozu ile MPV (mean platelet volume) parametresi arasındaki ilişki

Amaç: Bu tezin amacı, kafa travması sonucu kafa içi kanaması olan hastaların prognozu ile MPV( Mean Platelet Volume) ilişkisinin araştırılmasıdır. Acil servise başvuruların en sık sebepleri arasında travma hastaları yer almaktadır. Travma hastalarının mortalitesinde etken faktörler arasında travma bölgesi de önem arz etmektedir. Kafa travması mortalite açısından ön plana çıkmaktadır. Genç ölümlerinin en sık sebepleri arasındadır. Araştırmanın odak noktası kafa travması sonucu acil servisimize başvuran kafa içi kanaması olan hastalarda kan basıncının, görüntülemenin, GKS (Glasgow Koma Skorlaması), modifiye şok indeksi ve MPV parametreleri ile prognozu belirleme etkinliğinin tespit edilmesiydi. Bu parametrelerle hastaların hastane yatış birimleri, operasyon durumları ve sonlanım durumları değerlendirildi. Bu değerlendirme sonucunda hasta sonlanımlarının nasıl olacağı hakkında ön değerlendirme yapılabilmesi planlanmaktadır. Bu çalışmanın diğer bir yönü literatürün bu konuda netlik kazanmamış olmasıdır. Yapılan çalışmayla literatüre katkı sağlamak, yapılacak araştırmalara yön vermesi planlandı. Gereç ve Yöntem: Süleyman Demirel Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi Acil Tıp Anabilim Dalına 15.01.2023-15.07.2023 tarihleri arasında kafa travması nedeniyle başvuran ek patolojisi olmayan hastalar çalışmaya dahil edildi. Toplamda 96 hasta çalışmaya alındı. Çalışmaya dahil edilen hastaların Hastane Bilgi Yönetim Sistemi (HBYS) üzerinden; yaş, cinsiyet, GKS , vitaller (tansiyon, nabız, solunum sayısı, satürasyon), trombosit sayısı (PLT), hemoglobin(Hb), Mean Platelet Volume(MPV), modifiye şok indeksi, Rotterdam Skoru, beyin BT( Bilgisayarlı Tomografi) sonuçları, hastaneye yatış yeri, operasyon durumu, sonlanım durumu incelendi. Verilerine ulaşılamayan, kafa travması dışında multipl travma ile başvuran ve ek patolojileri olan, 18 yaş altı ve gebe hastalar çalışmaya dahil edilmemiştir. Verilerin analizi SPSS-23 (Statistical Package for Social Science-23) ve MedCalc 22 versiyon ile yapıldı. Verilerin normal dağılıma uygunluğu Kolmogorov- Smirnov Testi ile değerlendirildi. Tanımlayıcı istatistikler sürekli değişkenler için ortalama ± standart sapma veya ortanca (min- max) şeklinde gösterildi. Kategorik değişkenlerin analizinde Pearson'un Ki-Kare Testi, Fisher'in Kesin Sonuçlu Ki-Kare kullanıldı. Bağımlı değişkenlerin analizinde bağımlı T testi; bağımsız nicel verilerin analizinde ise Bağımsız T Testi kullanıldı. İstatistiki anlamlılık düzeyi olarak p < 0.05 kabul edildi. Bulgular: Çalışamaya 96 hasta alındı. Çalışmada kullanılan parametrelerden yatış yerini belirlemede sistolik kan basıncı, diyastolik kan basıncı, GKS, modifiye şok indeksi/GKS oranı anlamlı çıkarken yaş, nabız, satürasyon, modifiye şok indeksi, hemoglobin, MPV ve Rotterdam skoru anlamsız çıkmıştır. Hastaların sonlanımını etkileyen faktörler incelendiğinde Mann-Whitney U testine göre sistolik kan basıncı, MPV, GKS , Rotterdam skoru ve modifiye şok indeksi/GKS oranı anlamlı saptandı. Sonuç: Travma hastaları içinde kafa travması mortalite açısından ön plana çıkmaktadır. Bu çalışma alınan 96 hasta, 18 yaşından büyük ve gebe olmayan hastalardı. Travmatik beyin hasarı tanısı alan erişkin hastaların 62'si (%64.6) erkek, 34'ü (%35.9) kadın idi. Kafa travması ile acil servise başvuran hastaların yaşları 18 yaş ile 89 yaş arasında değişmekteydi ve yaş ortalaması 49.77±20.11 idi. Çalışmaya dahil edilen hastaların Glasgow Koma skoru(GKS) hesaplandı ve aldığı puana göre sınıflandırıldı. GKS değeri 14-15 olanlar hafif TBH( Travmatik Beyin Hasarı), 9-13 olanlar orta TBH, 8 ve altı GKS'ye sahip olanlar ağır TBH olarak gruplandırıldı. Çalışma kapsamında incelenen 96 olgunun %50'sinin hafif, %19.79'sinin orta ve %30.21'sinin ağır grupta yer aldığı saptandı. Acil servise kafa travması ile başvuran BBT(Bilgisayarlı Beyin Tomografi) çekilen olguların 41'inde (%42.70) subaraknoid kanama(SAK), 28'inde (%29.16) subdural kanama, 9'unde (%9.37) epidural kanama, 13'ünde (%13.54) epidural ve subdural kanama, 5'inde (%5.20) serebral kontüzyon izlendi. Çalışmada incelenen 96 hastanın 25'i (%26.0) operasyona alınmış, 71'i (%74) ise gözlem altında takip edildiği saptandı. Travmatik beyin hasarı tanısı alan olguların 82'si (%85,4) yoğun bakımda, 14'ü (%14.6) ise serviste izlendi. Olguların 33'ü (%34.37) ex oldu, 63'ü (%65.62) hasta ile şifa ile taburcu edildi. Hastaların sonlanımını etkileyen faktörler incelendiğinde sistolik kan basıncı, mean platelet volum (MPV), GKS, Rotterdam Skoru ve modifiye şok indeksi/GKS oranı anlamlı saptandı. ROC analizinde eğri altında kalan alan AUC değeri en yüksek olarak (GKS AUC değeri 0.893) ve ikinci sırada MPV (AUC değeri 0.865) izlendi. Mortaliteyi GKS' den sonra en çok etkileyen bağımsız faktörün MPV olduğu saptandı.

Beyazıt Cesur
Süleyman Demirel University
2024
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi hastanesine başvuran konjestif kalp yetmezliği (KKY) tanılı hastaların geriye dönük incelenmesi

Konjestif kalp yetmezliği kalbin dokulara metabolik ihtiyaçlarını karşılayacak ölçüde oksijen sunamamasına yol açan kalbin yapısal ve işlevsel bozukluğudur. Kalp yetmezliğinin en sık nedeni koroner arter hastalığı sonrası ortaya çıkan miyokard hasarıdır. Konjestif kalp yetmezliği acil servise başvuran mortalitesi ve morbiditesi yüksek klinik durumlardan biridir. Dolayısıyla kalp yetmezliği olan hastalarda mortaliteyi ön gören faktörlerin acil servis hekimi tarafından bilinmesi gerekmektedir. Biz de çalışmamızda acil servise başvuran konjestif kalp yetmezliği tanılı hastalarda mortaliteyi etkileyen faktörleri incelemeyi hedefledik. Çalışmamız da acil servise başvuran hastaların yaşı, başvuru anındaki vital değerleri, biyokimya ve tam kan gibi laboratuvar parametreleri, kan gazı parametreleri, sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonu (LVEF), kardiyotorasik oranları, NYHA sınıfları, akciğer bulguları, Brest ve CSI skorlarını değerlendirdik. Çalışmamızda yaşın, sistolik kan basıncının, satürasyonun, BUN, kreatinin, eGFR gibi böbrek fonksiyon testlerinin, hemoglobin ve hematokrit değerlerinin, kan gazında incelenen laktat ve PaO₂ değerinin, LVEF'nin mortalite ile ilişkili olduğunu saptadık. NYHA sınıflamasının, akciğer grafi bulgularına göre sınıflamanın, Brest ve CSI skorlarının mortalite ile ilişkili olduğunu fakat regresyon analizine göre tek başına mortalitede en önemli etkinin NYHA sınıflaması ve akciğer grafi bulgularına göre sınıflamanın olduğunu saptadık. Dolayısıyla hastalara birçok ön tetkik ve işlem yapmadan önce hastaya sorulacak tek bir sorunun ne kadar önemli olduğunu fark ettik. 'Günlük işlerini yapabiliyor musun?' gibi her hastanın anlayabileceği düzeyde basit bir fiziksel egzersiz sorgulamanın daha önemli olduğunu, hastadan alacağınız yanıtın direk olarak mortalite ile ilişkili olacağını saptadık. Mortalite üzerinde tek başına etkili en önemli diğer faktörün ise pulmoner konjesyonu olduğunu; akciğer grafi bulgularına göre hastaları grupladığımızda normal akciğer bulgusu olan hastaya göre pulmoner konjesyonu olan ve hatta üzerine plevral efüzyonu da eklenmiş grubun daha mortal olacağını fark ettik. Bu çalışmadan şu iki mühim sonucu çıkardık; birincisi, hiçbir laboratuvar parametresi hastanın fiziksel aktivitesi yani kliniği kadar değerli olamaz, ikincisi, kalp yetmezliğinde en dikkat etmemiz gereken ve mortalite ile direk ilişkili husus pulmoner konjesyondur.

Ezgi Cesur
Süleyman Demirel University
2024
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Acil servise başvuran 65 yaş üstü COVİD-19 hastalarının laboratuvar ve radyolojik bulgularının hastalığın şiddeti ve mortaliteyi öngörmedeki rolü

COVID-19, 2019'da Wuhan'da başlayıp hızla dünya çapında yayılan bir pandemiye dönüşen ciddi bir solunum yolu enfeksiyonu hastalığıdır. Özellikle yaşlılar, en yüksek risk altındaki grup olup, hastalığın seyrini ve sonuçlarını anlamak kritik öneme sahiptir. Bu çalışma, 65 yaş üstü COVID-19 hastalarında laboratuvar sonuçları ve görüntüleme bulgularının prognoz ve mortaliteyle ilişkisini araştırarak, yaşlı hastaların daha etkili bir şekilde tedavi edilmesine ışık tutmayı hedeflemektedir. Bu bulgular, COVID-19'un yönetiminde klinik rehberlik sağlamak için önemli bir adım olabilir. Bu tez çalışması, Süleyman Demirel Üniversitesi (SDÜ) Tıp Fakültesi Klinik Araştırmalar Etik Kurulu onayı alınarak SDÜ COVID-19 acil servisinde gerçekleştirildi. Retrospektif olarak yürütülen çalışmaya dahil edilen hastaların yaş, cinsiyet, ek hastalıkları gibi demografik verileri yanı sıra vitalleri, laboratuvar parametreleri, radyolojik görüntülemeleri ve sonlanımları ile mortalite durumları veri olarak toplanmıştır. Hastaların çekilen toraks BT'leri incelenmiş olup COVID-19 pnömonisi ile uyumlu olan tomografi bulguları olup olmadığı kayıt altına alınmıştır. Tüm bu veriler doğrultusunda 65 yaş üstü COVID-19 hastalarının sonlanımları ve mortaliteleri ile ilişkili analiz yapılmıştır. Ortalama yaşı 76,5 olan, 129 (%56,3)'ü erkek toplam 229 hastanın bulguları hastaların sonlanım (yaşayan veya exitus olanlar) ve yatış yeri (taburculuk, servis veya YBU ihtiyacı) açısından analiz edildi. CRP, Prokalsitonin, Eozinofil, Eozinofil Yüzdesi ve D Dimer değerleri hastaların sonlanım açısından istatistiksel olarak anlamlı saptanmıştır. CRP, Prokalsitonin, Eozinofil Yüzdesi, Lenfosit, Fibrinojen ve D Dimer değerleri ise hastaların yatış yeri açısından istatistiksel olarak anlamlı saptanmıştır. Yoğun bakıma yatırılan hastalarda CRP değeri istatistiksel olarak en yüksek ilişkili saptanmıştır. Ayrıca CRP ve Fibrinojen değerleri toraks BT'de buzlu cam görüntüsü (COVID-19 pnömonisi) olanlarda istatistiksel olarak anlamlı olarak yüksek saptanmıştır. Bu araştırmanın sonuçları, 65 yaş üstü COVID-19 hastalarında laboratuvar ve radyolojik bulguların hastalığın seyrini öngörmedeki önemini vurgulamaktadır. Elde edilen veriler, klinik uygulamada hastalığın prognozunu değerlendirmede değerli bir kaynak olabilir. Böylece hastaların başvuru anındaki laboratuvar parametreleri ve görüntüleme sonuçları ile prognoz ve mortalite arasında fikir vermesi açısından anlamlı sonuçlar ortaya çıkmıştır.

Kemal Saçak
Süleyman Demirel University
2024
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Acil servise başvuran akut koroner sendromlu hastalarda, hematolojik ve kardiyak parametrelerin gensini skoru ve mortalite ile ilişkisi

ACİL SERVİSE BAŞVURAN AKUT KORONER SENDROMLU HASTALARDA, HEMATOLOJİK VE KARDİYAK PARAMETRELERİN GENSİNİ SKORU VE MORTALİTE İLE İLİŞKİSİ Koroner arter hastalığı (KAH), dünya genelinde kardiyovasküler mortalite ve morbiditenin başlıca nedenlerinden biridir. Akut koroner sendromlar (AKS), KAH'ın ani ve ciddi klinik manifestasyonlarıdır ve acil müdahale gerektirir. AKS'nin patofizyolojisi, aterosklerotik plak yırtılması, trombosit aktivasyonu ve koagülasyon kaskatı gibi kompleks ve inflamatuar süreçlerin etkileşimi ile gelişir. Hematolojik ve kardiyak parametrelerin AKS hastalarındaki prognostik değeri üzerine yapılan çalışmalar, bu parametrelerin AKS'nin patofizyolojisi ve prognozu hakkında önemli bilgiler sağlayabileceğini göstermektedir. Bu çalışmanın amacı, acil servise başvuran AKS hastalarında hematolojik ve kardiyak parametrelerin, koroner arterlerdeki daralmanın şiddetini gösteren Gensini skoru ve mortalite ile ilişkisini incelemektir. Bu ilişkinin daha iyi anlaşılması, klinik pratiği yönlendirebilir ve hastaların yaşam kalitesini artırabilir. Bu tez çalışması, Süleyman Demirel Üniversitesi (SDÜ) Tıp Fakültesi Klinik Araştırmalar Etik Kurulu onayı alınarak SDÜ Üniversitesi Hastanesi acil servisinde gerçekleştirildi. Retrospektif olarak yürütülen çalışmaya dahil edilen akut koroner sendrom tanısı almış olan hastaların demografik verileri, rutin laboratuvar parametrelerinde bulunan kardiyak ve inflamatuar belirteçler ile Gensini skorları, AKS tipleri ve mortalite durumları kaydedilmiştir. Gensini skorları, koroner anjiyografi raporlarına göre hesaplanmış ve hastalar bu skorlara göre düşük, orta ve yüksek risk gruplarına ayrılmıştır. Parametrelerin farklı AKS alt tiplerinde Gensini skoru ve mortalite ile ilişkileri istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Ortalama yaşı 63,69 olan, 141 (%69,5)'i erkek toplam 203 hastanın bulguları ve parametreleri, Gensini skorları ve sonlanım (yaşayan veya exitus olanlar) açısından analiz edildi. Ortalama Gensini skoru 51,14 iken USAP hastalarında bu sayı 31,92, non-STEMI hastalarında 51,73, STEMI hastalarında ise 63,47 olarak saptandı. Çalışmada yer alan hastaların parametreleri mortaliteye göre değerlendirildiğinde, Yaş, eGFR, Kreatinin, Nötrofil, Lenfosit, RDW, Troponin I, Troponin I/Kreatinin oranı, Nötrofil/Lenfosit oranı, PLT/Lenfosit oranı ve Gensini skoru ile mortalite arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Hastalar Gensini skorlarına göre değerlendirildiğinde ise Yaş, eGFR ve Troponin I değerleri ile Gensini skoru arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Bu parametrelerin kullanımı, acil servislerde hızlı ve etkili bir risk değerlendirmesi yaparak hasta sonuçlarını iyileştirebilir ve mortaliteyi azaltabilir. Gelecek çalışmalarda, bu parametrelerin diğer klinik belirteçler ve uzun vadeli sonuçlarla olan ilişkilerinin incelenmesi, akut koroner sendrom yönetiminde yeni yaklaşımlar geliştirilmesine katkı sağlayacaktır. Sonuç olarak, bu çalışma, akut koroner sendromlu hastalarda acil serviste değerlendirilen hematolojik ve kardiyak parametrelerin Gensini skoru ve mortalite ile önemli ilişkiler taşıdığını göstermiştir. Özellikle yaş, eGFR, Kreatinin, Nötrofil, Troponin I, Troponin I/Kreatinin oranı, MPV, RDW, NLO ve PLO düzeyleri, Gensini skoru ve kısa vadeli mortalite riski üzerinde belirgin etkilere sahiptir. Bu parametrelerin yüksek olması, kötü prognoz ve acil tıbbi müdahale gerekliliğini göstermekte olabilir. Anahtar sözcükler: AKS, NLO, PLO, Gensini skoru, Mortalite

Alper Şenol
Süleyman Demirel University
2024
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Acil serviste pulmoner emboli tanısı alan hastalarda QT/QTc oranı, laboratuvar parametreleri, PI (perfüzyon indeksi) ve PVI1 (pletismografik varyabilite indeksi) değerlerinin prognoz ve mortalite tahmini açısından değerlendirilmesi

Pulmoner emboli (PE) ölüme sebep olan en sık üçüncü kardiyovasküler hastalıktır. Pulmoner arter ve/veya dallarının genellikle bir trombüs tarafından mekanik ve fonksiyonel olarak tıkanması ile ventilasyon/perfüzyon disfonksiyonu meydana gelmektedir. Perfüzyon indeksi (PI) periferik perfüzyonu, pletismografik varyabilite indeksi (PVI) ise belli bir respiratuar siklustaki dinamik PI değişikliğini göstermektedir. Tanı, tedavi ve mortalite tahmini için skorlama ve sınıflandırma yöntemleri geliştirilmiştir. PESI ve erken mortalite risk sınıflandırması bunlardandır. Aynı zamanda glaskow koma skalası (GKS), solunum sayısı, laboratuvar, elektrokardiyografi, bilgisayarlı tomografi pulmoner anjiyografi (BTPA) bulguları da kullanılmaktadır. Uzun QT ve QTc intervali, yüksek laktat seviyesi, düşük PaO2 ve yüksek sağ ventrikül/sol ventrikül çapı oranı kötü prognoz göstergesidir. Çalışmamız prospektif ve tek merkezli bir çalışmadır. Çalışmamızın amacı PE hastalarında QT/QTc oranının, laboratuvar parametrelerinin, PI ve PVI değerlerinin mortaliteye etkisini değerlendirmektir. Çalışmamıza BTPA ile PE tanısı konulan 23'ü (%46,9) kadın, 26'sı (%53,1) erkek toplam 49 hasta dahil edilmiştir. Hastaların %24,4'ü exitus olurken %75,6'sı hayatta kalmıştır. Laktat ve PI PESI skorlamasını, erken mortalite risk sınıflamasını ve yatış durumunu; PaO2 erken mortalite risk sınıflamasını ve yatış durumunu; RV/LV oranı PESI skorlamasını öngörmede başarılıdır. AUC en yüksek laktat (0,827), en spesifik (%83,78) ve PPV'si (%53,8) en yüksek değer PVI, en sensitif (%100) ve NPV'si (%100) en yüksek değer PESI'dir. PI'nın cut-off (≤1,9) altına inmesi %469, PVI'daki cut-off (>40) üstüne çıkması %404, PESI cut-off (>60) üstündeki her puan %2 mortalite artışı ile ilişkili bulunmuştur (Sırasıyla p: 0,023, 0,009, 0,019). PVI ve PI'nın bir yıllık survey analizinde etkili olduğu saptandı (Sırasıyla p: 0,001, 0,001). PI ve PVI'nın GKS, solunum sayısı ve birbiri ile korelasyon gösterdiği saptanmıştır. PI ayrıca PESI ile de koreledir. Çalışmamızda acil serviste PE tanısı koyulan hastalarda, başvuru anında ölçülen PI ve PVI 1 yıllık mortalite tahmininde başarılı bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Pulmoner emboli, QT/QTc oranı, perfüzyon indeksi, pletismografik varyabilite indeksi, mortalite

Teslime Eryavuz Şengül
Süleyman Demirel University
2024
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Süleyman Demirel Üniveristesi acil servisine başvuran pnömoni tanısı alan hastaların laboratuvar ve görüntülerinin geriye dönük değerlendirilmesi

Amaç: Kısa vadede frontal QRS-T açısı ve diğer klinik parametrelerin pnömoni hastalarında sağkalım üzerindeki etkilerini belirlemek, erken dönemde risk profillerini tanımlamak ve tedavi stratejilerini optimize etmektir. Uzun vadede ise, bu bulguların literatürdeki eksiklikleri doldurarak, frontal QRS-T açısının pnömoni hastalarında bağımsız bir prognostik faktör olup olmadığını ortaya koymayı ve bu bilginin klinik uygulamalarda kullanılmasını sağlamayı amaçlıyoruz. Bu çalışmada kullanılan skorlamaların, laboratuvar parametrelerin ve görüntülerin prognoz ve mortalite üzerindeki etkilerini ve bu skorlamaların birbirlerine olan üstünlüklerini değerlendirmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız, Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Acil Tıp Kliniği'nde retrospektif, randomize, gözlemsel ve tek merkezli olarak yürütülmüştür. 01.09.2022-01.09.2023 tarihleri arasında acil servise pnömoni tanısı (J18) ile başvuran hastaların dosyaları incelenmiş ve eksiksiz kayıtları olan hastalar çalışmaya dahil edilmiştir. Bulgular: F-QRS-T açısı >67 için AUC 0,729, duyarlılık %65,38 ve özgüllük %72,16 olarak tespit edilmiştir (p < 0,001). CURB-65 skoru >1 için AUC 0,841 olup duyarlılık %85,71 ve özgüllük %65,22'dir (p < 0,001). PSI skoru >108 için AUC 0,887, duyarlılık %85,7 ve özgüllük %81,9 olarak belirlenmiştir (p < 0,001). Sonuç: Pnömoni hastalarında ortalama frontal QRS-T açısı 62,60±48,91 derece olarak ölçülmüştür. Elektrokardiyografi parametrelerinin klinik yönetimde önemli olabileceğini göstermektedir. Yüksek CURB-65 ve PSI skorlarına sahip hastalarda F-QRS-T açısı anlamlı derecede artmış, QT süresi kısalmıştır. F-QRS-T açısı değeri, ölen hastalarda anlamlı derecede yüksektir ( F-QRS-T açısı için p<0,001). Bu da F-QRS-T açısının kötü prognoz ile ilişkili olduğunu göstermektedir. Cox regresyon analizine göre, F-QRS-T açısındaki bir birimlik artış mortaliteyi 2,256 kat, PSI'daki bir birimlik artış 5,886 kat ve CRP'deki bir birimlik artış 1,003 kat artırmaktadır. Sonuç olarak, PSI skoru, CURB-65 skoru ve F-QRS-T açısı pnömoni hastalarında kritik prognostik faktörlerdir.

Rüstem Karakaş
Süleyman Demirel University
2024
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Süleyman Demirel Üniversitesi Acil servisi'ne nefes darlığı ile başvuran koah tanılı hastaların laboratuvar, elektrokardiyografi ve görüntüleme bulgularının geriye dönük değerlendirilmesi

Amaç: Kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) tüm dünyada en sık 3. ölüm sebebi olup mortalite ve morbiditesi giderek artmaktadır. KOAH hastalarında alevlenmeler bu hastaların en sık acil servise başvuru sebebidir. Biz bu çalışmamızı acil serviste hızlı, kolay ulaşılabilir ve pratik olması sebebi ile Elektrokardiyografi (EKG) ve laboratuvar parametrelerinin prognoz ve mortaliteye olan etkisini değerlendirmek amacıyla planladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız retrospektif tek merkezli bir çalışma olup 01.11.2022 ile 01.11.2023 tarihleri arasında Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Erişkin Acil Servisi'ne başvuran KOAH tanılı 202 hastanın dosyaları incelenmiş ve bilgilerine eksiksiz olarak ulaşılan hastalar çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışma kapsamında değerlendirilen hastaların yaş, cinsiyet, vital bulguları, laboratuvar parametreleri ve EKG parametreleri ve postero-anterior akciğer grafisi (PAAC) kayıt altına alınmıştır. Hastaların sonlanım şekli (taburcu, servis, yoğun bakım yatışı), oksijenizasyon durumu ve 1 aylık mortaliteleri takip edilip kayıt altına alınmıştır. Bulgular: Çalışmamıza 202 hasta dahil edildi. Hastaların genel yaş ortalaması 71 olarak bulunmuştur. Hastaların 55 'i kadın 147 'si erkekti. Hastaların 1 aylık mortalite oranı ise %23,8 olarak bulunmuştur. Hastaların sonlanım şekli (taburculuk, servis veya yoğun bakım yatışı) ile Kardiyak elektrofizyolojik denge indeksi (ICEB) arasında anlamlı ilişki bulunmuştur. Yoğun bakıma yatan hastalarda ICEB değeri anlamlı olarak daha düşük olduğu gözlemlenmiştir (p=0,005). ICEB <4,0236 olan değerinde yoğun bakıma yatışını %69 duyarlılık ve %62,9 özgüllükle öngörebildiği istatistiksel anlamlı olarak tespit edilmiştir (p=0,004). Hastalık şiddeti ile ICEB arasında anlamlı ilişki bulunmuştur. Ağır hasta grubunda ICEB değeri anlamlı olarak daha düşük olduğu gözlemlenmiştir (p=0,015). ICEB <3,925 olan değerinde hastalık şiddetini %90 duyarlılık ve %62 özgüllükle öngörebildiği istatistiksel olarak anlamlı tespit edilmiştir (p=0,002). İnvaziv mekanik ventilasyon ihtiyacı olan hastalar ile ICEB arasında anlamlı ilişki bulunmuştur. İnvaziv mekanik ventilasyon ihtiyacı olan hastalarda ICEB değeri anlamlı olarak daha düşük bulunmuştur (p=0,005). ICEB <3,88 olan değerinde invaziv mekanik ventilasyon ihtiyacını %75 duyarlılık ve %68,1 özgüllükle öngörebildiği istatistiksel olarak anlamlı tespit edilmiştir (p=0,002). 1 aylık mortaliteyi öngörmede kesme değeri 3,88 olarak belirlenmiştir. ICEB değeri>3.88 olan hastaların sağkalım oranları, ICEB değeri ≤3.88 olanlara göre anlamlı derecede daha yüksek olarak bulunmuştur (p=0,029). Yoğun bakım yatışını öngörmede bağımsız değişkenler (ICEB, nabız, SPO2) ile yapılan regresyon modelinde ICEB'in 1 birimlik kategorik artışının yoğun bakım yatış ihtimalini 2,312 kat arttırmaktadır (p=0,034).İnvaziv mekanik ventilasyon ihtiyacını öngörmede bağımsız değişkenler (ICEB, sistolik kan basınç, nabız) ile yapılan regresyon modelinde ICEB'in 1 kategorik artışı invaziv mekanik ventilasyon ihtimalini 3,122 kat arttırmaktadır (p=0,038). Sonuç: Acil servise KOAH alevlenmesi ile başvuran hastalarda ICEB değerinin taburculuk ve yatış planlamalarında, hastalık şiddetinin değerlendirilmesinde ve klinik tedavi stratejilerinin belirlenmesinde umut verici ve önemli prognostik bilgiler taşıdığını göstermektedir. Ayrıca ICEB'in EKG cihazından hızlı ve kolay bir şekilde hesaplanabilen pratik bir belirteç olması sebebi ile acil servislerde kullanımının artmasının faydalı olacağı kanaatindeyiz. Anahtar Kelimeler: KOAH, EKG, ICEB, F-QRS-T, SII

Esra Ünay
Süleyman Demirel University
2024
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Süleyman Demirel Üniversitesi Acil Servisine başvuran sepsis ve septik şok tanısı alan hastaların FQRS-T açısının geriye dönük değerlendirilmesi

Amaç: Kısa vadede hedefimiz, frontal QRS-T açısının sepsis hastalarının sağkalımı üzerindeki etkilerini analiz ederek, erken dönemde risk profillerini tanımlamak ve tedavi yaklaşımlarını iyileştirmektir. Uzun vadede ise, bu bulguların literatürdeki eksikliklerini gidererek FQRS-T açısının sepsis hastalarında bağımsız bir prognostik gösterge olup olmadığını ortaya koymasını ve bu bilginin klinik uygulamalarda etkin şekilde kullanılmasını sağlamayı amaçlıyoruz. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız, Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Acil Tıp Kliniği'nde retrospektif, randomize, gözlemsel ve tek merkezli olarak yürütülmüştür. 01.09.2022-01.09.2023 tarihleri arasında acil servise sepsis tanısı (A41.9) ile başvuran hastaların dosyaları incelenmiş ve eksiksiz kayıtları olan hastalar çalışmaya dahil edilmiştir. Hastaların yaş, cinsiyet, vital bulguları, WBC, biyokimya parametreleri, CRP, PCT ve laktat değerleri kaydedilmiştir. Ayrıca EKG bulguları da raporlanmıştır. Bulgular: Çalışmamızda hastaların genel yaş ortalaması 69,70±14,44 yıl olarak bulunmuştur. Yaşayan ve ölen hastalar arasında GKS, ateş, nabız, CRP, PCT, Mo, laktat, LCRP, LPCT, QTc ve FQRS-T açısının istatistiksel olarak anlamlı farklılığı görülmüştür (p<0,05). AUC değeri en yüksek parametreler PCT (AUC:0,751) ve FQRS-T (AUC:0,687) olarak bulunmuştur. Sensitivitesi en yüksek parametre SS (%87,5), PPV'si en yüksek parametre FQRS-T(%90,2) NPV'si en yüksek parametre ise GKS (%89,6) olarak bulunmuştur. Tekli regresyon analizine göre FQRS-T' deki bir kategorik artışın mortaliteyi 1,331 kat arttrıdığı tespit edilmiştir. Sonuç: Sepsis hastalarında FQRS-T ortalaması 61,29 ± 48,70 derece ölçülmüştür. Bu açının artışı hastaların prognozunu belirlemede yol gösterici olabilir. Hastaların yatış sürelerinin medyan değeri15 gündür. Uzun yatış süreleri, hastalığın ciddiyeti ve hasta yönetiminde karşılaşılan zorluklarla ilişkilidir. Anahtar Kelimeler: sepsis, FQRS-T açısı, mortalite

Rukiye Çaprak
Süleyman Demirel University
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Üst karın ağrısı şikayeti ile acil servise başvuran hastalarda elektrokardiyografi (EKG) ve laboratuvar parametrelerinin geriye dönük incelenmesi

Üst Karın Ağrısı Şikayeti İle Acil Servise Başvuran Hastalarda Elektrokardiyografi (Ekg) Ve Laboratuvar Parametrelerinin Geriye Dönük İncelenmesi Amaç: Çalışmamızda birincil hedefimiz acil servise üst karın ağrısı şikayeti ile başvuran hastalarda FQRS-T açısı dahil elektrokardiyografik bulguların ve laboratuvar parametrelerinin tanı koyma ve sağkalımı belirlemedeki etkinliğini analiz etmektir. İncelenen parametreler arasında hemogram, C-Reaktif Protein, inflamatuvar indeksler (SII, SIRI, AISI, NLR) ve EKG parametreleri (FQRS-T, QTc) bulunmaktadır. İkincil hedefimiz ise bu parametrelerin tanı koyma ve sağkalımı belirlemede birbirlerine olan üstünlüklerini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız, Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Acil Tıp Kliniği'nde retrospektif, randomize, gözlemsel ve tek merkezli olarak yürütülmüştür. . 15/09/2022-15/03/2025 tarihleri arasında karın ağrısı şikayeti ile başvuran ve pankreatit, safra kesesi patolojileri, gastroenterit ve gastrit tanısı alan hastaların dosyaları incelenmiş, eksiksiz kayıtları olan hastalar çalışmaya dahil edilmiştir. Hastaların yaş, cinsiyet, vital bulguları, laboratuvar parametreleri ve EKG kayıtları incelenmiştir. Bulgular: Çalışmamızdaki olguların %54,3'ü (n=108) kadın, %45,7'si(n=91) erkekti. Hastaların genel yaş ortalaması 64,61 ±14,96 (29-92) yıldı. Hastaların %12,1'i (n=24) exitus ile sonuçlandı. Çalışmaya dahil edilen olgular dört ana tanı etrafında gruplandı. Hastaların %25,6'sı pankreatit, %24,6'sı safra kesesi patolojileri, %25,1'i gastroenterit, %24,6'sı gastrit tanısı aldı. Cinsiyetler arasında mortalite açısından farklılık yoktu (p>0,05). Yaş, nabız, SpO2, solunum sayısı, SKB ve DKB değerleri yaşayanlar ile exitus olan hastalar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık gösterdi (p<0,05). Laboratuvar parametrelerinden CRP'nin, EKG parametrelerinden FQRS-T ve QTc'nin sonlanım ile ilişkisi istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Hastaların labarotuvar parametreleri alt gruplara göre incelendiğinde CRP'nin safra kesesi patolojilerinde; WBC, NLR, SII, AISI, SIRI'nın pankreatitte anlamlı derecede yüksek olduğu bulunmuştur (p<0,05).Çalışmamızda ROC analizine göre mortaliteyi öngörme gücü en yüksek olan parametre CRP'dir (AUC: 0,890). Mortaliteyi öngörmede FQRS-T açısının cut-off değeri 47 olarak belirlendiğinde yüksek sensitiviteye sahip olduğu görülmüştür (AUC=0,701). Yatış süresi üzerine etki eden faktörler incelendiğinde yapılan spearman's korelasyon analizi neticesinde NLR ve FQRS-T açısındaki artışın uzamış yatış süresi ile korelasyon gösterdiği saptanmıştır (sırasıyla p= 0.039, r: 0,231; p= 0,004, r: 0,319). 30 günlük sağkalım analizi gerçekleştirildiğinde FQRS-T açısı ≤47 olan hastaların sağkalım oranlarının, FQRS-T açısı >47 olan hastalara göre daha yüksek olduğu görüldü (log rank p = 0.001). 51 İlgili parametrelerden oluşturulan bir model ile lojistik regresyon analizi uygulandı. Buna göre FQRS-T açısındaki bir birimlik artışın mortaliteyi 1,013 kat (OR: 1,013, %95 GA: 1,001 – 1,027, p: 0,028), CRP'deki bir birimlik artışın mortaliteyi 1,01 kat artırdığı (OR: 1,010, %95 GA: 1,001-1,019, p: 0,026) görülmüştür. Sonuç: Acil servise üst karın ağrısı ile başvuran hastalarda FQRS-T açısının mortalitenin bağımsız bir belirleyicisi olduğu görülmektedir. FQRS-T açısının noninvaziv, ucuz ve kolay uygulanabilir olması nedeniyle bu parametrenin rutin kullanımının yaygınlaşmasının faydalı olacağı kanaatindeyiz. Anahtar Kelimeler: Üst Karın Ağrısı, FQRS-T

Hazal Damla Tursun
Süleyman Demirel University
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Acil servise başvuran ve ürosepsis tanısı alan hastaların elektrokardiyografi (EKG) ve laboratuvar parametrelerinin geriye dönük değerlendirilmesi

Acil Servise Başvuran ve Ürosepsis Tanısı Alan Hastaların Elektrokardiyografi (Ekg) ve Laboratuvar Parametrelerinin Geriye Dönük Değerlendirilmesi Amaç: Çalışmamızda , ÜSE olgularında frontal QRS-T açısının ve inflamatuvar belirteçlerin komplike ÜSE- ürosepsis olgularını değerlendirmede ve mortalite üzerindeki prognostic değerleri araştırılmak amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmamız, Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Acil Tıp Kliniği'nde retrospektif, randomize, gözlemsel ve tek merkezli olarak yürütülmüştür. 15/09/2022-01/10/2024 tarihleri arasında acil servise üriner sistem enfeksiyonu tanısı alan hastaların dosyaları incelenmiş ve eksiksiz kayıtları olan hastalar çalışmaya dahil edilmiştir. Hastaların yaş, cinsiyet, vital bulguları, hemogram, biyokimya parametreleri, CRP, PCT ve laktat değerleri kaydedilmiştir. Ayrıca EKG bulguları da raporlanmıştır. Bulgular: Üriner sistem enfeksiyonu tanısı alan 249 olgu çalışmaya dahil edildi. Çalışmaya dahil edilen olguların %42,6'i (n=106) erkek, %57,4 'u (n=143) kadındı. Hastalar alt gruplarına göre değerlendirildiğinde % 20,5 (n:51) basit idrar yolu enfeksiyonu olduğu, %25,3 (n:63) Komplike üriner sistem enfeksiyonu, %54,2 (n:135) ürosepsis olduğu belirlenmiştir. Çalışmamızda Hastalar alt gruplarına göre değerlendirildiğinde % 20,5 (n:51) basit idrar yolu enfeksiyonu olduğu, %25,3 (n:63) Komplike üriner sistem enfeksiyonu, %54,2 (n:135) ürosepsis olduğu belirlenmiştir. Çalışmamızda düşük albümin ve kalsiyum seviyelerinin ve yüksek inflamatuvar indekslerin alt gruplar arasında ve mortalite ile anlamlı ilişkli olduğu bulunmuştur. Çalışmada frontal QRS-T açısının cut-off değeri 48 olarak belirlenmiş ve bu değerin üstündeki olgularda mortalitenin anlamlı şekilde arttığı saptanmıştır (p<0,001). COX regresyon analizinde FQRS-T ve albümin seviyelerinin mortalite tahmininde bağımsız prediktör değerler olduğu bulunmuştur. Sonuç: Çalışmamızda frontal QRS-T açısının yaşayan olgularda 51,75±41,40 exitus olan olgularda ise 88,73±58,16 değerinde bulunmuştur. Frontal QRS-T değerindeki artışlar dikkat çekicidir. Bulgularımız FQRS-T açısının ürosepsis yönetiminde erken risk tahmininde kullanılabilecek değerli bir elektrokardiyografik bir parametre olduğunu göstermektir. Anahtar Kelimeler: FQRS-T, ürosepsis, albümin

Didem Uğurlu Bıçakçıoğlu
Süleyman Demirel University
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi Acil Servisi'ne başvuran anemisi olan hastaların laboratuvar, elektrokardiyografi ve görüntüleme bulgularının geriye dönük değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmamızda, frontal QRS-T açısının anemisi olan hastalardaki değişimini, anemi derinliğinden etkilenme durumunu ve mortaliteye etkilerini incelemeyi amaçladık. Ayrıca, eritrosit süspansiyonu replasmanının frontal QRS-T açısına etkisini ve kardiyotorasik oran ile bu açı arasındaki ilişkiyi değerlendirmeyi hedefledik. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız, 01.01.2023- 01.01.2024 tarihleri arasında Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Acil Servis Kliniği'ne başvuran, anemi tanısı almış ve sistemde verileri eksiksiz bulunan 250 hasta üzerinde retrospektif, randomize ve tek merkezli olarak yapılmıştır. Hastaların yaş, hemogram parametreleri, PAAC grafisindeki kardiyotorasik oran (KTO) ölçüm değerleri, EKG parametreleri ve eritrosit süspansiyonu (ES) replasmanı alma durumu kayıt altına alınmıştır. Hastaların 1 yıllık sonlanım durumları takip edilmiştir. Bulgular: Çalışmamızda, anemisi olan 250 hasta incelenmiştir. Hastaların %46,4'ü (n=116) erkek, %53,6'sı (n=134) kadındı. Bir yıllık mortaliteye göre, %18'inin (n=45) exitus olduğu, %82'sinin (n=205) ise sağ kaldığı görülmüştür. Anemi şiddetine göre alt gruplar değerlendirildiğinde, %30,4'ünün (n=76) hafif anemisi, %43,6'sının (n=109) orta şiddetli anemisi ve %26'sının (n=65) derin anemisi mevcuttu. MCV değerlerine göre sınıflandığında, %35'inde (n=86) mikrositer anemi, %62'sinde (n=156) normositer anemi ve %3'ünde (n=8) makrositer anemi mevcuttu. Transfüzyon yapılma durumuna göre ayrıldığında ise, %59,2'si (n=148) eritrosit replasmanı almış, %40,8'i (n=102) eritrosit replasmanı almamıştır. Çalışmamızda, sonlanıma göre nabız sayısı, QTc süresi ve QRS-T açısı anlamlı bulunmuştur (sırasıyla p = 0,019, p = 0,015, p = 0,025). Mortaliteye göre incelendiğinde ise MCV alt grupları ve ES replasmanı alma durumu açısından anlamlı farklılıklar gözlemlenmiştir (sırasıyla p = 0,007, p< 0,001). Çalışmamızda, frontal QRS-T açısının kesme değeri 147 olarak belirlenmiş ve bu değerin üzerindeki hastalarda mortalitenin anlamlı olarak arttığı gözlemlenmiştir (p = 0,037). Genel mortalite üzerine QRS-T açısının etkisi incelendiğinde, frontal QRS-T açısının önceden belirlenen cut-off değerine göre bir yıllık sağ kalım analizine göre istatistiksel olarak anlamlılık saptanmıştır (Log Rank Mantel-Cox p < 0,001). Bir yıllık sağ kalım verilerine bakıldığında, QRS-T açısı 147'nin üzerinde olan hastalarda yaklaşık %45 oranında mortal seyrettiği, 147'nin altında olan hastalarda ise yaklaşık %15 oranında mortal seyrettiği görülmüştür. Sonuç: Çalışmamız, frontal QRS-T açısının anemi hastalarının erken dönemlerinde kardiyak risklerin, prognozun ve mortalitenin önceden belirlenmesine katkı sağlayabileceğini göstermiştir. Anahtar kelimeler: Anemi, Hemoglobin, Frontal QRS-T açısı, Kardiyotorasik oran, ES replasmanı, QTc süresi, Mortalite

Hüseyin Gümüş
Süleyman Demirel University
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Gastrointestinal kanamalı hastaların laboratuvar parametreleri ile görüntülemelerinin değerlendirilmesi

Akut GİS kanamaları, acil servislere başvuran hastalarda yüksek mortalite ve morbidite riski taşıyan önemli klinik durumlardan biridir. Bu çalışmanın temel amacı, acil servise başvuran GİS kanamalı hastalarda laboratuvar parametreleri (hemoglobin, hematokrit, platelet, ALT, AST, üre, kreatinin, BUN, eGFR, laktat, iyonize kalsiyum) ve noninvaziv görüntüleme yöntemlerinin (juguler ven çapı ve karotis arter çapı) 1 aylık mortalite ve morbidite riskini öngörmedeki rolünü değerlendirmektir. Çalışma, prospektif tek merkezli olarak tasarlanmış ve Süleyman Demirel Üniversitesi Acil Servisi'ne başvuran 76 hasta dahil edilmiştir. Hastaların %52,6'sı (n=40) erkek, %47,4'ü (n=36) kadındır. Hastaların 1 aylık sonlanımında, %84,2'si (n=64) hayatta kalırken, %15,8'i (n=12) exitus olmuştur. JVC, KAC ve GBS gibi parametrelerin mortalite riskini öngörmede önemli bir rol oynadığını göstermiştir. JVC mortaliteyi öngörmede en yüksek prediktif değere sahiptir (AUC: 0,771). KAC mortaliteyi öngörmede yüksek sensitiviteye sahiptir (%100). SKB mortaliteyi öngörmede en yüksek spesifiteye sahiptir (%78,12). GBS mortaliteyi öngörmede yüksek sensitiviteye sahiptir (%83,33). Kaplan-Meier analizinde, GBS ≤10, JVC >0,83 cm ve KAC >0,68 cm olan hastaların 1 aylık sağ kalım oranları anlamlı derecede daha yüksektir. Korelasyon analizinde, GBS ile JVC ve KAC arasında orta derecede negatif korelasyon, JVC ile KAC arasında ise güçlü pozitif korelasyon bulunmuştur. Bu çalışma, GİS kanamalı hastalarda noninvaziv yöntemlerin (JVC ve KAC) mortalite ve morbidite riskini öngörmede etkili olduğunu göstermektedir. Bu parametrelerin acil servis koşullarında kullanımı, erken tanı ve tedavi sürecine katkı sağlayabileceği düşünülmektedir. Ancak, bu bulguların daha büyük hasta grupları ve çok merkezli çalışmalarla desteklenmesi önerilmektedir. Çalışmamızda acil serviste GİS kanama tanısı koyulan hastalarda, başvuru anında ölçülen JVC ve KAC 1 aylık mortalite tahmininde başarılı bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Gastrointestinal kanama, juguler ven çapı, karotis arter çapı, noninvaziv görüntüleme, mortalite

Deniz Erdem
Süleyman Demirel University
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Süleyman Demirel Üniversitesi acil servisine başvuran göğüs travmalı hastaların laboratuvar ve görüntülemelerinin geriye dönük değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmamızın amacı, toraks travması nedeniyle acil servise başvuran hastalarda FQRS-T açısının ve kardiyak elektrofizyolojik denge indeksinin (ICEB), tanısal görüntüleme bulgularıyla olan ilişkisini ve bu parametrelerin morbidite ile mortalite üzerindeki prognostik değerini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız, Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Acil Tıp Kliniği'nde yürütülen retrospektif, randomize, gözlemsel ve tek merkezli bir çalışmadır. Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi erişkin acil servisine 01.09.2022-01.09.2023 tarihleri arasında başvuran ve Pnömotoraks (J93), Hemotoraks (J94.2), Kaburga kırığı (S22.3), Toraks kontüzyonu (S20.2) ile başvuran hastaların dosyaları incelenmiştir ve kayıtları eksiksiz olan hastalar çalışmaya dahil edilmiştir. Hastaların yaş, cinsiyet, başvuru tarihi, vital bulguları ve laboratuvar bulgularından: WBC, NE, LY, MO, HGB, PLT, MPV parametreleri, inflamatuar belirteçlerden: NLR, MLR, SII, SIRI, AISI değerleri ve EKG değerleri olgu rapor formlarına kaydedilmiştir. Bulgular: Çalışmamızda hastaların genel yaş ortalaması 47,74±20,38 yıl olarak bulunmuştur. Yaşayan ve ölen hastalar arasında travma meydana geliş mekanizmasında, yatış yerlerinde, tanılarında, pnömotoraks tanısında, hemotoraks tanısında, kot fraktürü sayısında ve bölgesinde istatiksel olarak anlamlı fark oldupu görülmüştür (p<0,01). Vitallerden GKS, ateş, nabız, SpO2, SS, SKB, DKB'nin istatistiksel olarak anlamlı farklılığı görülmüştür (p<0,01). WBC, NE, MO, HGB, NLR, SII, SIRI ve AISI'da istatiksel olarak anlamlı farklılığı görülmüştür (p<0,01). QTc, FQRS-T açısında ve ICEB değerinde istatiksel olarak anlamlı fark olduğu görülmüştür (p<0,01). Pnömotoraksı öngörmede AUC değeri en yüksek parametreler SpO2 (AUC:0,754) ve ICEB (AUC:0,714) olarak bulunmuştur. Mortaliteyi öngörmede AUC değeri en yüksek parametreler SpO2 (AUC:0,778) ve FQRS-T açısı (AUC:0,745) olarak bulunmuştur. FQRS-T açısının cox regresyon analizinde her bir kategorik artışın mortaliteyi 1,036 kat artırdığı belirlenmiştir. ICEB değerinin cox regresyon analizinde her bir birim azalışın mortalite riskini 2,7 kat artırdığı saptanmıştır. ICEB'in tanı gruplarına göre dağılımını değerlendirmek için violin plot analizi yapılmıştır ve pnömotoraks tanısı alan hastalarda ICEB medyan değeri anlamlı derece düşük bulunmuştur (p=0,019). Yapılan lojistik regresyon analizinde ICEB'in bir birim azalmasının pnömotoraks oranını 4,347 kat arttırdığı izlenmiştir. Sonuç: Toraks travmalı hastalarda mortalite ve pnömotoraks gelişimini öngörmeye yönelik yapılan bu çalışmada, ICEB ve FQRS-T açısı gibi elektrokardiyografik parametrelerin anlamlı belirleyiciler olduğu gösterilmiştir. ICEB'in düşüklüğü ve FQRS-T açısındaki artış hem sağkalımı hem de klinik kötüleşmeyi öngörmede güçlü prediktörler olarak öne çıkmıştır. Elde edilen bulgular, bu iki parametrenin travma hastalarında erken risk sınıflaması ve prognostik değerlendirmede klinik kullanıma entegre edilebileceğini düşündürmektedir. Anahtar Kelimeler: pnömotoraks, FQRS-T, ICEB, mortalite

Büşra Ecem Özdemir
Süleyman Demirel University
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Acil servise başvuran İleus tanısı alan hastalarda laboratuvar parametreleri, görüntülemeler ve bıg skorunun prognoza etkisinin değerlendirilmesi

ÖZET Acil Servise Başvuran İleus Tanısı Alan Hastalarda Laboratuvar Parametreleri, Görüntülemeler ve BIG Skorunun Prognoza Etkisinin Değerlendirilmesi Amaç: Bu çalışmanın amacı acil servise ileus tanısıyla başvuran hastalarda laboratuvar, görüntüleme ve son olarak BIG skorunun prognoz, mortalite gelişimi, cerrahi müdahale gereksinimi üzerindeki etkilerininin değerlendirilmesi, bu parametrelerin öngörü gücünü ortaya koymak ve klinik risk sınıflamasına katkı sağlamaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız, Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Acil Tıp Kliniği'nde yürütülen retrospektif, randomize, gözlemsel ve tek merkezli bir çalışmadır. Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi erişkin acil servisine 01.10.2021-15.05.2025 tarihleri arasında başvuran ve ileus (K56.7) tanısı alan hastaların dosyaları incelenmiştir ve kayıtları eksiksiz olan hastalar çalışmaya dahil edilmiştir. Hastaların yaş, cinsiyet, başvuru tarihi, başvuru vital bulguları, ileus etyolojisindeki alt tip, cerrahi gelişip gelişmediği, mortalite gelişip gelişmediği, yatış yeri ve süresi, laboratuvar bulgularından; WBC, NE, LY, MO, HGB, PLT, MPV, glukoz, BUN, Kreatinin, Na, K, Cl, kalsiyum, Albümin, PT, aPTT, INR, CRP, kan gazındaki pH, HCO3, pCO2, baz defisiti, laktat parametreleri, GKS ve BIG skoru, inflamatuar belirteçlerden; NLR, MLR, L/Alb, HALP, SII, SIRI ve AISI skoru, görntüleme bulgularından BT dilatasyon çapı değerleri olgu rapor formlarına kaydedilmiştir. Bulgular: Çalışmamızda hastaların genel yaş ortalaması 63,17±16,65 yıl bulunmuştur. Çalışmamızda cerrahiye giden ve gitmeyen hastalar arasında yatış günü, BT dilatasyon çapı, albümin, platelet, CRP, baz defisiti, MLR skoru, AISI skoru, HALP skoru ve BIG skoru istatiksel olarak anlamlı saptanmıştır. Çalışmamızda mortalite gelişen ve gelişmeyen hastalar arasında yaş, GKS, yatış günü, hemoglobin, albümin, CRP, baz defisiti, laktat, HALP skoru ve BIG skoru istatistiksel olarak anlamlı saptanmıştır. Cerrahiyi öngörmede AUC değeri en yüksek parametreler BIG skoru (AUC:0,668) ve BT dilatasyon çapı (AUC:0,658) olarak bulunmuştur. Mortaliteyi öngörmede AUC değeri en yüksek parametreler BIG skoru (AUC:0,784) ve CRP (AUC:0,725) olarak bulunmuştur. Yapılan logistik regresyon analizinde BIG skorundaki her birim artışın cerrahiye gitme olasılığını 1,100 kat arttırdığı görüldü. Yapılan cox regresyon analizinde albümin değerindeki her bir birim azalışın mortaliteyi 2,45 kat arttırdığı görüldü. Sonuç: Bu çalışma acil servise başvuran ileus olgularında laboratuvar parametreleri, görüntüleme bulguları ve BIG skorunun prognoz öngörüsünde önemli veriler sunduğunu göstermiştir. Cerrahiyi ve mortaliteyi öngörmede çeşitli labaratuvar ve görüntüleme sonuçları istatiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Özellikle BIG skorunun hem cerrahi gereksinimi hem de mortaliteyi öngörmede anlamlı bir ayırt edici güce sahip olduğu saptanmış ve sağ kalımla doğrudan ilişkili bulunmuştur. Bu yönüyle tek başına klinik karar süreçlerinde yol gösterici olabilecek pratik bir parametre olduğu ortaya konmuştur. Literatürde daha çok travma popülasyonunda çalışılmış olan bu skorun, ileus hastalarında da prognostik katkı sağlayabileceğinin gösterilmesi çalışmamızın özgün yönünü oluşturmaktadır. Bulgularımız, riskli hasta gruplarının erken dönemde tanımlanarak klinik yönetim stratejilerinin şekillendirilmesine katkı sunabilir. Anahtar Kelimeler: İleus, Cerrahi, Mortalite, BIG Skoru

Yaşar Ural
Süleyman Demirel University
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Tavşanlarda oluşturulan künt kafa travması modelinde nörofilament hafif zincir (NFL) düzeylerinin araştırılması

Amaç: Bu çalışmada amacımız deneysel olarak tavşanlarda oluşturulan hafif, orta ve ağır şiddette künt kafa travmasında beyinde oluşan hasarı belirlemek üzere serum, BOS ve beyin dokusundaki Nöroflament hafif zincir (NFL) düzeylerinin ve beyin dokusundaki apopitotik değişiklerin araştırmasıdır. Yöntem: Çalışmamızda tavşanlarda kafa travması modeli oluşturulurken Marmarou'nun impakt akselerasyon modeli kullanılmıştır. Kontrol, hafif – orta ve ağır olmak üzere dört örneklem grubu çalışılmış ve serum – BOS düzeyleri 4. Ve 12.saatte çalışılarak istatistiksel olarak gruplar arasında karşılaştırılmıştır. Bulgular: Serum (4. ve 12. saatler), BOS 12. saat ve BEYİN 12. saat NFL düzey ölçümleri travma (n=21) ve kontrol (n=6) grupları arasında kıyaslanmış ve NFL düzeylerinin hiçbirinde, travma ve kontrol grupları arasındaki ikili kıyaslamada anlamlı bir farklılık görülmemiştir (tümünde p>0,05). Diğer taraftan dört grup arasında kıyaslamada NFL ölçümlerinde dört grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık görülmemiştir. Apopitozis indekslerine bakıldığıda ise travma düzeyi arttıkça medyan değerlerinin de arttığı , istatistiksel olarak belirgin anlamlı farklılığın ise kontrol grubu –ağır travma ve hafif –ağır travma grupları arasında görüldüğü anlaşılmıştır (p = 0,002). Sonuç: Çalışmamızda her ne kadar travma grubunda ve serum – BOS düzeylerinin 12.saatinde artış görülse de, ilgili farklılıklar istatistiksel olarak anlamlı düzeyde görülmemiştir. Travma grubunda istatisiksel olarak anlamlı olmayan artış paternlerinin olması ve literatür verileri de dikkate alındığında serum NFL düzeylerinin travma gruplarının belirlenmesi ve özellikle uzun soluklu klinik takiplerde halen umut vaad eden bir biyomarker olabileceği anlaşılmıştır. Anahtar Sözcükler: kafa travması, beyin hasarı, NFL, nörofilament hafif zincir, deneysel , künt kafa travması modeli.

Bilgehan Mutlu
Selçuk University
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Tavşanlarda oluşturulan bupivakain toksisite modelinde bikarbonat, intravenöz lipid emülsiyonu ve glukagonun tedavilerinin karşılaştırılması

Çalışmamızda lokal anestezik sistemik toksisitesi (LAST) sonrası potansiyel tedavi ajanları olarak glukagon, intravenöz lipid emülsiyonu (ILE) ve intravenöz sodyum bikarbonat uygulanan üç farklı grup incelenmiştir. Bulgularımıza göre, sodyum bikarbonat tedavisi alan grupta plazma bikarbonat düzeyleri, glukagon ve lipid emülsiyon uygulanan diğer gruplara kıyasla anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p=0,002). Bu durum, sodyum bikarbonatın metabolik asidozun düzeltilmesinde etkili olduğunu ve toksik etkilerin hafifletilmesinde önemli bir rol oynayabileceğini göstermektedir. Ayrıca, çalışmamızdaki sonuçlar ışığında, glukagonun etkinliğinin diğer tedavi yöntemlerine kıyasla sınırlı olduğu gözlemlenmiş, lipid emülsiyonun ise toksik maddelerin vücuttaki dağılımı ve etkilerinin azaltılmasında potansiyel faydalar sağladığı desteklenmiştir. Bununla birlikte, tedavi etkinliklerinin hasta ağırlığı, toksik madde tipi gibi değişkenlere bağlı olarak farklılık gösterebileceği dikkate alınmalı ve daha kapsamlı kontrollü çalışmaların yapılması gerektiği düşünülmektedir. Anahtar Sözcükler : Lokal anestezik sistemik toksisitesi (LAST); İntravenöz lipid emülsiyonu (ILE); Sodyum bikarbonat tedavisi; Glukagon; Metabolik asidoz

Esma Gürcan
Selçuk University
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Acil servise kafa travması ile başvuran hastalarda pancreatic stone proteinin (PSP) tanısal değerinin araştırılması

Amaç: Araştırmanın amacı, Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Kliniğine kafa travması ile başvuran hastalarda pancreatic stone protein (PSP) düzeylerini prospektif olarak değerlendirmek ve PSP'nin travma ile ilişkilerini araştırmaktır Yöntem: Çalışmaya kafa travması tanısı konulan 72 hasta ile 18 yaş üzerinde sağlıklı 84 gönüllüden oluşan bir kontrol grubu dahil edilmiştir. Hem hasta hem de kontrol gruplarından rutin tetkikler için alınan kanlardan artan serumlar kullanılarak ELİSA yöntemi ile PSP düzeyleri incelenmiş ve gruplar arası istatistiksel karşılaştırmalar gerçekleştirilmiştir. Bulgular: REG1A düzeylerinde travma ve kontrol grupları arasında anlamlı bir farklılık gösterilmemiştir (p = 0,304). Genel olarak sonuçlarımız travma hastalarında PSP değerlerinin bir travma biyobelirteçi olmadığını ve travmadan doğrudan etkilenen bir marker olmadığını göstermiştir. Bununla birlikte, çalışmamızda yüz kemiği kırığı olan hastalarda REG1A düzeylerinin anlamlı olarak yüksek görülmüştür (p = 0,029). Sonuç: Çalışmamızın bulguları PSP (REG1A) düzeylerinin kafa travması varlığında güvenilir bir tanısal biyobelirteç olmadığını göstermektedir. Literatürle uyumlu olarak, bu proteinin travmanın neden olduğu steril inflamasyondan ziyade, travma sonrası gelişebilen enfeksiyon ve sepsis gibi komplikasyonlarla ilişkili olduğu düşünülmektedir. Bununla birlikte, çalışmamızda yüz kemiği kırığı olan hastalarda PSP düzeylerinin anlamlı olarak yüksek bulunması , bu proteinin spesifik doku hasarı tipleriyle olan fizyopatolojik ilişkisinin araştırılması için yeni bir araştırma konusu sunmuştur.

Hamdi Yiğit
Selçuk University
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Acil servise nöbet ile başvuran hastaların etyoloji ile venöz kan gazı parametrelerinin değerlendirilmesi

Bu çalışma, acil servise jeneralize tonik-klonik nöbet ile başvuran hastalarda, nöbetin primer epilepsiye mi yoksa sekonder bir nedene mi bağlı olduğunu erken dönemde ayırt edebilmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. İlk 2 saat içerisinde alınan venöz kan gazı örneklerinden elde edilen pH, laktat, bikarbonat ve anyon gap değerleriyle Denver Nöbet Skoru hesaplanmış; sekonder nöbet geçiren hastalarda BT'de yeni gelişmiş yapısal lezyonların ve yaş ortalamasının daha yüksek olduğu görülmüştür. Sonuçlar, venöz kan gazı parametrelerinin ve Denver Skoru'nun etiyolojik ayrımda klinik karar sürecine katkı sağlayabilecek potansiyel biyobelirteçler olduğunu göstermiştir. Bu bulgular, özellikle yaşın primer epilepsi lehine anlamlı bir prediktör olduğunu ve Denver Skoru'nun tek başına etiyolojik ayrım için yeterli olmadığını, ancak bazı biyokimyasal parametrelerle ilişkili olduğunu göstermektedir.

Fatma Betül Kara Tutar
Selçuk University
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Acil Servise başvuran Akut Böbrek Yetmezliği hastalarında hemodiyaliz öncesi ve sonrası serum NGAL düzeylerinin karşılaştırılması

Giriş: Akut Böbrek Yetmezliği (ABY) böbrek fonksiyonlarının ani bozulmasıdır. Akut böbrek yetmezliği yaygın ve uygun tedavi başlanmadığında yaşamı tehdit eder. Bu nedenle ABY'nin özellikle acil servislerde daha erken tespiti için yeni biyobelirteçler gündeme gelmiştir. Bu yeni biyobelirteçlerden biri de siderokalin, lipokalin 2 veya onkogen 24p olarak da bilinen bir protein olan nötrofil jelatinaz ilişkili lipokalin (NGAL)'dir. Bu çalışmadaki amacımız serum NGAL düzeylerinin ABY'nin tanısında, klinik seyrinde ve prognozundaki değerini belirlemek ve hemodiyaliz ile olan değişimini incelemektir. Gereç ve Yöntem: Prospektif olarak yapılan bu çalışmaya Samsun Üniversitesi Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisi'ne başvuran, akut böbrek yetmezliği tanısıyla hemodiyalize alınan 18 yaşından büyük hastalar ve hasta grubu ile benzer demografik özelliklere sahip tamamen sağlıklı kişiler dahil edildi. NGAL düzeylerinin tespiti amacıyla hasta grubundan rutin kan tetkiklerine ek olarak 0.saat (NGAL-0), hemodiyaliz sonrası 1.saat (NGAL-1) ve 12.saatte (NGAL-12); kontrol grubundan ise tek bir zamansal noktada kan alındı. Serum NGAL düzeyleri ELISA yöntemi ile belirlendi. Bulgular: Çalışmaya 44 'ü hasta grubunda, 28 'i kontrol grubunda olmak üzere toplam 72 olgu dahil edildi. Hasta grubu yaş ortalaması 72,5±12,36 yıl, kontrol grubu yaş ortalaması 67,54±12,83 yıl idi (p=0,106). Hasta grubunun %54,5 i, kontrol grubunun %46,4 ü kadındı (p=0,502). Hasta grubunun median NGAL-0 düzeyi 1354,35 (30,23-2005,68) iken kontrol grubunun median NGAL-0 düzeyi 40,72 (22,74-1702,8) idi (p<0.001). Hemodiyaliz sonrası 1.saatte alınan median serum NGAL-1 değeri 891,06 (30,27-2004,83) pg/µL ve hemodiyaliz sonrası 12.saatte alınan median serum NGAL-12 değeri 711,25 (30,97-2003,61) pg/µL olarak saptandı. ABY tanısında 335,34 pg/µL ve üzerindeki NGAL düzeylerinin %88,64 sensitivite ve %85,71 spesifiteye sahip olduğu bulundu (AUC: 0,903; CI: 0,811-0,96 ve p<0,001). Mortalite gelişen (n=18) ve gelişmeyen hastaların NGAL (NGAL-0,1,12) düzeyleri benzerdi (p>0,05). Sonuç: Serum NGAL ölçümü ABY tanısını koymada kullanılabilir ancak hastalığın 30 günlük mortlite takibi için kullanışlı bir parametre değildir. Anahtar kelimeler: Serum NGAL, akut böbrek yetmezliği, hemodiyaliz

Acil servis-hastaneAcil tıpAkut böbrek hasarı+4
Hatice Oğuz
Samsun Üniversity · Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Acil servise başvuran kalp yetmezliği tanılı hastalarda serum glypican-6 düzeylerinin değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Kalp yetmezliği acil serviste sıklıkla karşılaşılan, yüksek morbidite ve mortalite oranlarına sahip hastalıklardan biridir. Hastalığın tanısal yaklaşımında ve klinik ciddiyetinin belirlenmesinde birçok biyokimyasal belirtecin güncel kullanımda olan laboratuvar tetkiklerine ve görüntüleme yöntemlerine üstünlüğü araştırılmaktadır. Kalp yetmezliği tanısında kulllanılan en önemli biyobelirteçlerden biri N-terminal pro-B-tipi natriüretik peptid (NT-proBNP) dir. Bununla beraber tanısal yaklaşımlarda yeni biyomarkerların araştırılması ile ilgili çalışmalar devam etmektedir. Bu biyobelirteçlerden birisi de hem kardiyak fibroblastlar hem de kardiyomiyositler tarafından üretilen Glypican-6 (GPC-6)'dır. Bu çalışmamızda amacımız acil serviste kalp yetmezliği ile takip edilen hastalarda, serum GPC-6 düzeylerinin kalp yetmezliği tanısında kullanılmakta olan NT-proBNP düzeyleri ve ekokardiyografi bulguları ile karşılaştırılarak kullanılabilirliğini araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Prospektif, zaman sınırlamalı olarak yapılan bu çalışmaya Aralık 2021 ile Nisan 2022 tarihleri arasında Samsun Üniversitesi Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisi'ne başvuran, 18 yaş üzerindeki kalp yetmezliği tanılı hastalar ve hasta grubu ile benzer demografik özellikleri olan sağlıklı gönüllüler dahil edildi. Başvuru anında eşlik eden serebro vasküler hastalık, pulmoner emboli, miyokard infarktüsü, malignite, intoksiksikasyon ve sepsis gibi GPC-6 düzeyini etkileyebilecek hastalığı olanlar çalışma dışı bırakıldı. Hastaların demografik verileri, vital bulguları, laboratuvar sonuçları, görüntüleme bulguları ve hastalığın ekokardiyografik bulguları kaydedildi. Hasta ve kontrol gruplarından alınan kan numunelerinde serum GPC-6 düzeyleri Enzyme Linked Immuno Sorbent Assay (ELISA) yöntemiyle ölçüldü. Bulgular: Çalışmaya 65'i hasta grubunda, 20'si kontrol grubunda olmak üzere toplam 85 olgu dahil edildi. Hasta grubunun yaş ortalaması 72,4±11,8 yıl, kontrol grubunun yaş ortalaması ise 68,2±12,3 yıl idi (p=0.173). Hasta grubunun median GPC-6 düzeyi (457 (140-2774) pg/mL) kontrol grubunun median GPC-6 düzeyinden (251,50 (145-1084) pg/mL) daha yüksekti (p=0.038). Hasta grubunun median NT-proBNP düzeyi (445 (100-2384) pg/mL) kontrol grubunun median NT-proBNP düzeyinden (111 (101-580) pg/mL) daha yüksekti (p<0.001). Kalp yetmezliği tanısı için GPC-6 düzeylerinin 390 pg/mL üzerindeki değerleri %58,46 sensitivite ve %75 spesifiteye sahipti (AUC=0,654, CI=0,543-0,754, p=0,017). Kalp yetmezliği tanısı için NT-proBNP düzeylerinin 122 pg/mL üzerindeki değerleri %89,23 sensitivite ve %70 spesifiteye sahipti (AUC= 0,797, CI=0,696-0,877, p<0,001). Hastalığın ekokardiyografi ile ölçülen şiddet düzeyi ile serum NT-proBNP düzeyi arasında anlamlı ilişki saptanırken, serum GPC-6 düzeyi arasında anlamlı ilişki bulunmadı (p<0.001 ve p=0.425 ; sırası ile). Sonuç: GPC-6, kalp yetmezliği tanısında kullanılabilir ancak hastalığın şiddetini belirlemek için yeterli değildir. GPC-6, kalp yetmezliği tanısında NT-proBNP'ye göre daha yüksek spesifiteye sahiptir. Anahtar kelimeler: Acil Servis, Kalp Yetmezliği, Glypican-6 (GPC-6), NT-proBNP

Acil servis-hastaneAcil tıpGlipicans+3
Emre Cem Sağlam
Samsun Üniversity · Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Pulmoner tromboemboli tanı ve prognozunda profilin-1 düzeyinin değerlendirilmesi

Amaç: Pulmoner Tromboemboli (PTE) morbidite ve mortalitesi yüksek olan majör kardiyovasküler hastalıklardan biridir. Hastalığın tanısının erken konulması ve prognoz tayinin doğru şekilde yapılması klinik yönetimde oldukça önemlidir. Biz bu çalışmada pulmoner tromboemboli tanısında ve prognozunun değerlendirilmesinde Profilin-1' in etkinliğini araştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma Mart 2022 ve Mart 2023 arasında Samsun Üniversitesi Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisine başvuran 18 yaşından büyük PTE tanısı almış hastalar ve benzer sosyodemografik özelliklere sahip sağlıklı gönüllüler üzerinde gerçekleştirildi. Bulgular: Çalışmada PTE tanısı almış 102 kişi hasta grubunu, sağlıklı gönüllülerden oluşan 64 kişi de kontrol grubunu oluşturdu. Hasta grubunun median serum Profilin-1 düzeyi 2878 (124-5001) pg/mL iken kontrol grubunun median serum Profilin-1 düzeyi 579 (125-5001) pg/mL idi. Hasta grubunun serum Profilin-1 düzeyi kontrol grubundan anlamlı derecede yüksekti (p<0,001). PTE tanısında 984,46 pg/mL ve üzerindeki Profilin-1 düzeylerinin %76,5 sensitivite ve %79,7 spesifiteye sahip olduğunu saptadık (AUC: 0,817 ; CI: 0,750- 0,873; p<0,0001). Mortal seyreden hastaların median serum Profilin-1 düzeyi 5001 (1793,3-5001) pg/mL iken mortalite gelişmeyen hastaların median serum Profilin-1 düzeyi 1858 (124-5001) pg/mL idi. Mortalite gelişen hastaların serum Profilin-1 düzeyi mortalite gelişmeyenlerden anlamlı derecede yüksekti (p<0,001). PTE prognozunda 3292,1 pg/mL ve üzerindeki Profilin-1 düzeylerinin %90,9 sensitivite ve %71,3 spesifiteye sahip olduğunu saptadık (AUC: 0,861 ; CI: 0,778 - 0,921; p<0,0001). Sonuç: Profilin-1 düzeyleri pulmoner tromboemboli tanısında ve prognozunda kullanılabilir bir parametredir. Anahtar Kelimeler: Pulmoner tromboemboli, Profilin-1, acil servis, biyobelirteç

Acil servis-hastaneBiyobelirteçlerEmboli ve tromboz+5
Elif Karaca
Samsun Üniversity
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Orta ve ağır inme hastalarında optik sinir kılıf çapının ultrasonografik ölçümü büyük damar oklüzyonunu gösterebilir mi?

Amaç: Bu çalışmanın amacı orta ve ağır iskemik inme hastalarında ultrasonografi ile ölçülen optik sinir kılıf çapının (OSKÇ), büyük damar oklüzyonunu öngörmedeki etkinliğini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Tek merkezli, prospektif ve gözlemsel nitelikte olan bu çalışma Mart 2023 ile Haziran 2023 tarihleri arasında Samsun Üniversitesi Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisi'ne semptom başlangıcının ilk 24 saatinde olan inme semptomlarıyla başvuran hastalar ve sağlıklı gönüllüler üzerinde gerçekleştirildi. Bilinen göz patolojisi olan, kafa içi basınç artışı öyküsü olan ve Ulusal Sağlık Enstitüleri İnme Ölçeği skoru (NIHSS) ≤5 olan hastalar çalışmadan dışlandı. Hastaların başvuru anındaki sağ ve sol OSKÇ'leri temel ultrasonografi eğitimi almış ve yeterli sayıda ultrasonografik OSKÇ ölçümü yapmış, deneyimli tek bir acil tıp asistanı tarafından yapıldı. Buna ek olarak hastaların sosyodemografik özellikleri, vital bulguları, başvuru semptomları, semptom süreleri, komorbid hastalıkları, Glaskow Koma Skalası (GKS), NIHSS skorları, Alberta İnme Programı Erken BT Skoru (ASPECTS), 3. aydaki modifiye Rankin Skalası (mRS) skorları ve tedavi sonlanımları kaydedildi. İskemik inmeli hastalardaki tüm bu parametreler büyük damar oklüzyonu olan ve olmayan gruplar arasında karşılaştırıldı. Bulgular: Çalışmaya 151 inme hastası (hasta grubu) ve 63 sağlıklı gönüllü (kontrol grubu) dahil edildi. İnme hastalarının 133'ü (%88,1) iskemik inme, 18'i (%11,9) ise hemorajik inme geçiriyordu. Hasta grubunun yaş ortalaması 70,44±12,83 yıl iken kontrol grubunun yaş ortalaması 67,68±16,11 idi. Hasta grubunun %45,7'si (n=69) kadın iken bu oran kontrol grubunda %46 (n=29) idi. Hasta ve kontrol grubu yaş ve cinsiyet açısından benzerdi (p=0,964 ve p=0,186; sırasıyla). İskemik inmeli hastaların %58,6'sında (n=78) büyük damar oklüzyonu vardı. Büyük damar oklüzyonu olan ve olmayan hastalar yaş, cinsiyet, ek hastalıklar ve başvuru anındaki vital bulgular açısından benzerdi (p>0,05). GKS ve ASPECT skorları büyük damar oklüzyonu olan hastalarda daha yüksek iken, NIHSS skoru ise büyük damar oklüzyonu olmayan hastalarda daha yüksekti (p<0,001, p=0,006 ve p<0,001; sırasıyla). 3. ay sonunda bakılan mRS skoruna göre büyük damar oklüzyonu olan hastaların %41'i (n=32) iyi klinik sonlanıma sahip iken büyük damar oklüzyonu olmayanlarda bu oran %81,8 (n=45) idi (p<0,001). Ölçülen median sağ OSKÇ değeri büyük damar oklüzyonu olan hastalarda 6,1 (4,5-7,3) mm iken büyük damar oklüzyonu olmayan hastalarda 5,7 (4,4-6,9) mm idi (p=0,002). Ölçülen median sol OSKÇ değeri büyük damar oklüzyonu olan hastalarda 5,9 (4,7-7,6) mm iken büyük damar oklüzyonu olmayan hastalarda 5,7 (4,7-6,7) mm idi (p=0,002). Çalışmamızda 6 mm ve üzerindeki sağ OSKÇ ölçüm değeri %51,28 sensitivite ve %78,18 spesifite ile büyük damar oklüzyonu için anlamlı bir gösterge idi (AUC=0,653, %95 CI=0,566-0,733, p=0,001). 5,5 mm ve üzerindeki sol OSKÇ ölçüm değeri %83,33 sensitivite ve %40 spesifite ile büyük damar oklüzyonu için anlamlı bir gösterge idi (AUC=0,647, %95 CI=0,560-0,728, p=0,002). Sonuç: Orta ve ağır inme hastalarında başvuru anında yatakbaşı ultrasonografi ile ölçülen OSKÇ düzeylerindeki yükseklik büyük damar oklüzyonunu için bir öngörücü parametre olarak kullanılabilir. Anahtar kelimeler: acil servis, optik sinir kılıf çapı, akut inme, iskemik inme, hemorajik inme, ultrasonografi, kafa içi basınç artışı

Acil servis-hastaneAcil tıpOptik sinir+4
Vecdi Vahdet Çömez
Samsun Üniversity
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Acil Servise başvuran COVID-19 pnömonili hastalarda SOFA, qSOFA, CURB-65 ve 4C mortalite skorlama sistemlerinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada amacımız acil servise başvuran COVID-19 pnömonisi olan hastalarda hesaplanan SOFA, qSOFA, CURB-65 ve 4CMortalite skorları ile mortalite arasındaki ilişkisini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Tek merkezli, prospektif, gözlemsel kohort olarak Mart 2022 ve Eylül 2022 tarihleri arasında yapılan bu çalışmaya acil servise başvuran, klinik endikasyon varlığında toraks bilgisayarlı tomografi çekilmiş, COVID-19 polimeraz zincir reaksiyonu (PCR) testi pozitif olan ve pnömonisi olan hastalar dahil edildi. Hastaların sosyodemografik özellikleri, laboratuvar parametreleri, klinik ciddiyetleri, SOFA, qSOFA, CURB-65 ve 4C-Mortalite skorları ve klinik sonlanım şekilleri kaydedildi. Tüm skorlama sistemleri ile 30 günlük mortalite arasındaki ilişki değerlendirildi. Bulgular:Çalışmaya 160 hasta dahil edildi. Bunların 81'i (%50,6) kadın, 79'u (%49,4) erkek cinsiyetli idi. Hastaların yaş ortalaması 71,19±17,28 idi. Bütün hastalar hospitalize edildi. 160 hastanın 75'i (%46,9) servise yatırılırken, 85'i (%53,1) yoğun bakıma yatırıldı. Mortalite gelişme oranı %32,3 (n=50) idi. Mortalite gelişen hastaların yaş ortalaması 78,12±12,69 iken mortalite gelişmeyen hastaların yaş ortalaması 68,05±18,20 idi (p<0,001).Hastaların belirtilen skorlama değerleri incelendiğinde SOFA skoru ortanca değeri 3 (Min:0-Maks:12), qSOFA skoru ortanca değeri 2 (Min:0-Maks:3), 4CMortalite skoru ortanca değeri 14,5 (Min:2-Maks:21), CURB-65 skoru ortanca değeri 3 (Min:1-Maks:5) olarak hesaplandı. SOFA, qSOFA, CURB-65 ve 4CMortalite skorları mortalite gelişen hastalarda gelişmeyenlere göre anlamlı derecede daha yüksekti (p<0,001; her biri için). Ayrıca tüm bu skorlama sistemleri ile mortalite arasında pozitif yönlü orta düzeyde korelasyon mevcuttu (p<0,001; her biri için)(SOFA için r: 0,480, qSOFA için r: 0,382, CURB-65 için r:0,374 ve 4C Mortalite skoru için r:0,354). Sonuç: Daha önce benzer şekilde yapılmış retrospektif çalışmalar olsa da literatür incelendiğinde bu çalışma acil servis şartlarında yapılan ve COVID-19 pnömonisi olan hastaların çeşitli skorlama sistemleri ile mortalite arasındaki ilişkisini değerlendiren ilk prospektif çalışmadır. Elde ettiğimiz sonuçlara göre SOFA, qSOFA, CURB-65 ve 4CMortalite skorlarındaki yükseklik mortalite için bir gösterge olarak kullanılabilir.

Acil servis-hastaneAcil tıpCOVID 19+5
Yasin Ceylan
Samsun Üniversity · Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Acil servise başvuran akut iskemik inme hastalarında ölçülen serum profilin-1 düzeyleri mekanik trombektomi gereksinimi için bir gösterge olabilir mi?

Amaç: Bu çalışmanın amacı akut iskemik inme hastalarından ölçülen serum profilin-1 düzeylerinin mekanik trombektomi gerektiren büyük damar oklüzyonlarını öngörebilmedeki değerini belirlemektir. Yöntem: Tek merkezli, prospektif, gözlemsel nitelikte olan bu çalışma Mart 2023 ile Haziran 2023 tarihleri arasında Samsun Üniversitesi Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisi'ne inme semptomlarıyla başvuran hastalar (hasta grubu) ve sağlıklı gönüllüler (kontrol grubu) üzerinde gerçekleştirildi. Hastaların başvuru anındaki vital bulguları, başvuru semptomları, semptom süreleri, komorbid hastalıkları, Glaskow Koma Skalası (GKS), Ulusal Sağlık Enstitüleri İnme Ölçeği Skoru (NIHSS), Alberta İnme Programı Erken Biligisayarlı Tomografi Skoru (ASPECTS), 3. Aydaki modifiye Rankin Skoru (mRS) ve tedavi sonlanımları kaydedildi. Hasta grubu ve kontrol grubu arasında serum profilin-1 düzeyleri karşılaştırıldı. Hasta grubu kendi içerisinde büyük damar oklüzyonu olanlar ve olmayanlar şeklinde ve mekanik trombektomi yapılanlar ve yapılmayanlar şeklinde sınıflandırıldı. Bu gruplar arasında serum profilin-1 düzeyleri karşılaştırıldı. Bulgular: Çalışmamızda 152 inme hastası hasta grubunu ve 66 sağlıklı gönüllü kontrol grubunu oluşturdu. Hasta ve kontrol grubu yaş ve cinsiyet özellikleri açısından benzerdi. Hasta grubunun median serum profilin-1 düzeyi 4010,15 (286,4-5001) pg/mL iken kontrol grubunun median serum profilin-1 düzeyi 1919 (276-5001) pg/mL idi (p<0,001). Hasta grubunun %53,9 (n=82)'unda büyük damar oklüzyonu mevcut olup buna bağlı mekanik trombektomi yapılan hastaların hasta grubu içerisinde oranı %50 (n=76) idi. Mekanik trombektomi yapılan hastaların median serum profilin-1 düzeyi 4508,35 (557,1-5001) pg/mL iken, mekanik trombektomi yapılmayan hastaların median serum profilin-1 düzeyi 2827,05 (286,4-5001) pg/mL idi (p=0,003). ≥2143,1 pg/mL serum profilin-1 düzeylerinin %86,84 sensitivite ve %44,74 spesifite ile mekanik trombektomi yapılan hastaları öngörebileceğini tespit ettik (AUC=0,638, %95 CI=0,556-0,714, p=0,002). Sonuç: Serum profilin-1 düzeyleri iskemik inme tanısında ve mekanik trombektomi gerektiren büyük damar oklüzyonunun öngörülmesinde kullanılabilecek bir parametredir. Anahtar Kelimeler: Akut İskemik İnme, Profilin-1, Büyük Damar Oklüzyonu, Mekanik Trombektomi

Acil servis-hastaneAcil tıpAkut iskemik inme+3
Melih Hanci
Samsun Üniversity · Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Karbonmonoksit zehirlenmesi nedeni ile acil servise başvuran hastalarda laktat klirensinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı acil servise karbonmonoksit (CO) zehirlenmesi ile başvuran hastaların başvuru anında ve takip eden süreçte alınan kan laktat ve karboksihemoglobin düzeylerinin belirlenerek bu düzeyler arasındaki farklılıkların göstergesi olan delta laktat (∆laktat), laktat klirensi (CL), delta karboksihemoglobin (∆COHb) ve karboksihemoglobin klirensi (CCOHb) düzeyleri ile hastane kalış süresi ve tedavi şekli arasındaki ilişkiyi araştırmaktır. Materyal-Metod: Bu çalışma, 01 Ocak 2017 ve 1 Mart 2024 tarihleri arasında arasında Samsun Üniversitesi Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi acil servisine CO zehirlenmesiyle başvuran hastaların dahil edildiği retrospektif bir çalışma olarak gerçekleştirildi. Bulgular: Çalışmaya 169 hasta dahil edildi. Başvuru anında alınan kan laktat düzeyi yüksek olan hastaların hastane kalış süresi anlamlı derecede fazlaydı (p=0,001). Laktat>2,8 mmol/L düzeylerinin hastanede kalış süresi için öngörücü olduğu tespit edildi (AUC: 0,645, %95 CI:0,567-0,717; %50,72 sensitivite, %76 spesifite; p<0,001). Laktat düzeyi hiperbarik oksijen tedavi (HBOT) alanlarda anlamlı derecede fazlaydı (p<0,001). Laktat>2,8 mmol/L düzeylerinin HBOT ihtiyacı için öngörücü olduğu tespit edildi (AUC: 0,705, %95 CI: 0,631-0,773; %63,89 sensitivite, %72,93 spesifite; p<0,0001). COHb düzeyi yüksek olan hastaların hastane kalış süresi anlamlı derecede fazlaydı (p<0,001). COHb>%20,32 düzeylerinin hastanede kalış süresi için öngörücü olduğu tespit edildi (AUC: 0,706, %95 CI: 0,631-0,773; %62,32 sensitivite, %74 spesifite; p<0,001). COHb düzeyi HBOT alanlarda anlamlı derecede daha fazlaydı (p:0,001). COHb>%18 düzeylerinin HBOT ihtiyacı için öngörücü olduğu tespit edildi (AUC: 0,680, %95 CI: 0,604-0,750; %66,67 sensitivite, %60,15 spesifite; p<0,001). CCOHb değeri yüksek olan hastaların hastane kalış süresi anlamlı derecede fazlaydı (p<0,001). CCOHb>%82,43 değerlerinin hastanede kalış süresi için öngörücü olduğu tespit edildi (AUC: 0,728, %95 CI: 0,654-0,793; %53,62 sensitivite, %84 spesifite; p<0,0001). ∆COHb değeri yüksek olan hastaların hastane kalış süresi anlamlı derecede fazlaydı (p<0,001). ∆COHb>%12,2 değerlerinin hastanede kalış süresi için öngörücü olduğu tespit edildi (AUC: 0,721, %95 CI: 0,646-0,787; %65,22 sensitivite, %72 spesifite; p<0,0001). CCOHb değeri HBOT alanlarda anlamlı derecede daha fazlaydı (p<0,001). CCOHb> %70,23 değerlerinin HBOT ihtiyacı için öngörücü olduğu tespit edildi (AUC: 0,715, %95 CI: 0,641-0,782; %80,56 sensitivite, %58,65 spesifite; p<0,0001). ∆COHb değeri HBOT alanlarda anlamlı şekilde daha fazlaydı (p<0,001). ∆COHb>%14,4 değerlerinin HBOT ihtiyacı için öngörücü olduğu tespit edildi (AUC: 0,695, %95 CI: 0,619-0,763; %61,11 sensitivite, %68,42 spesifite; p<0,0001). Sonuç: Acil servise başvuran CO zehirlenmeli hastalarda hastane kalış süresini tahmin etmede ve HBOT ihtiyacını belirlemede başvuru laktat ve COHb, CCOHb, ∆COHb değerleri kullanılabilir parametrelerdir. ∆laktat ve CL'i kullanılabilir parametreler değildir.

Karbonmonoksit zehirlenmesi
Hakan Satılmış
Samsun Üniversity · Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi
2024
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Acil servise koah alevlenme ile başvuran hastalarda ölçülen pleth varıabılıty ındex (PVI) değerleri klinik ciddiyeti öngörebilir mi?

Amaç: Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH); yüksek mortalite ve morbiditeye sahip, alevlenmeler ile seyreden kronik bir hastalıktır. KOAH alevlenmeleri sebebiyle acil servise sık başvuru olmakta ve kalabalık acil servislerde hastaların yönetimi zorlaşmaktadır. Pleth Variability Index (PVI) ise en az bir solunum döngüsü sırasında ventilasyonla meydana gelen perfüzyon indeksi (Pi) değişikliklerinin hesaplanmasıdır ve pulsus paradoksusun indirekt göstergesidir. Obstrüktif hava yolu hastalıklarında akut atak şiddetiyle ilişkili olduğu savunulmaktadır. Bu çalışmanın amacı PVI değerinin KOAH'ın alevlenme şiddetini, klinik seyrini ve prognozunu öngörmedeki rolünü araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma Mayıs 2023 ve Mayıs 2024 tarihleri arasında Samsun Üniversitesi Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisine başvuran, 18 yaşından büyük, bilinen KOAH tanısı olan ve KOAH alevlenme semptomları ile acil servise başvuran hastalar ile prospektif olarak gerçekleştirildi. Hastaların başvuru anında ve tedavi sonrasında parmak ucundan ölçülen PVI değerleri güncel kılavuzlara göre belirlenen KOAH alevlenme şiddetleri, yatış gereksinimleri ve mortalite gelişimi açısından karşılaştırıldı. Bulgular: Çalışmaya 131 hasta dahil edildi. Hastaların median triaj PVI değeri %42 (14-99) idi. Şiddetli alevlenme ile başvuran hastaların median triaj PVI değeri %50 (31-99), orta şiddetli alevlenme ile başvuran hastaların median triaj PVI değeri %36 (14-69), hafif alevlenme ile başvuran hastaların median triaj PVI değeri %24 (14-45) idi ve gruplar arasında anlamlı fark vardı (p<0,001). Tedavi sonrası median PVI değeri %27 (8-68) idi ve triajda ölçülen PVI değerinden anlamlı derecede düşüktü (p<0,001). Şiddetli alevlenmeyi ön görmede %40 üzerindeki PVI değeri %86,44 sensitivite ve %75 spesifiteye sahipti (AUC:0,828; CI:0,753-0,889; p<0,001). Acil servisten taburcu olan hastaların median PVI değeri %32 (14-71) iken yatan hastaların median PVI değeri %47 (17-99) idi (p<0,001). Hastaneye yatışı ön görmede %41 üzerindeki PVI değerleri %62,89 sensitivite ve %85,29 spesifiteye sahipti (AUC:0,731; GA:0,646-0,805). Mortalite gelişen hastaların median PVI değeri %55 (30-99) iken mortalite gelişmeyen hastaların median PVI değeri %38,5 (14-77) idi (p<0,001). Mortaliteyi ön görmede %40 üzerindeki PVI değeri %94,12 sensitivite ve %53,51spesifiteye sahipti (AUC: 0,774; GA:0692-0,842; p<0,001). Sonuç: PVI değeri, KOAH alevlenmede alevlenme şiddetinde ve hastalığın prognoz tayininde kullanılabilir bir parametredir. Anahtar Kelimeler: KOAH alevlenme, PVI, acil servis, prognoz

Ceren Koçyiğit
Samsun Üniversity · Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi
2024
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Erişkin Acil Servise başvuranhastalarda serum kreatinin ve parmak ucu kreatinin ölçümü arasındaki korelasyon

Acil servisler kritik hastaların bulunduğu, hızlı tanı ve tedavi gerektiren durumlarla sık karşılaşılan yerlerdir. Parmak ucu testleri ile acil servislerde tetkik ve tedavi sürelerinin kısaldığı gösterilmiştir. Bu çalışmanın amacı parmak ucu kreatinin testi ile laboratuvarda ölçülen serum kreatinin değerleri arasında korelasyonu göstermektir. Araştırma tek merkezli, prospektif, gözlemsel çalışma olarak tasarlandı. Hacettepe Hastanesi Erişkin Acil Servise 12.12.2023 – 30.12.2023 tarihleri arasında başvuran ve endikasyon gereği serum biyokimya tetkiki görülen, 18 yaş ve üzeri 250 hasta çalışmaya alındı. Hastaların başvuru yakınmaları, yaşamsal bulguları, bilinen hastalıkları kaydedildi. Hastaların kendi doktorları tarafından istenen kan biyokimya tetkiklerine ek olarak hastaların parmak uçlarından alınan kan örnekleri I-STAT cihazı ile kreatinin kartuşu kullanılarak okutuldu. Veriler SPSS for Windows version 23.0 programı kullanılarak analiz edildi. Laboratuvarda ölçülen serum kreatinin değerleri ile parmak ucu kreatinin değerleri arasındaki uyumu incelemek için sınıf-içi korelasyon katsayısı (ICC), ölçümler arasındaki uyumu incelemek için ise Bland-Altman grafiği kullanıldı ve tip 1 hata düzeyi 0.05 alındı. Hastaların 133'ü (%54,16) kadın, 113'ü (%45,94) erkekti. Yaş ortancası 55.5 bulundu. Serum kreatinin ile parmak ucu kreatinin arasındaki uyum değerlendirildiğinde çok yüksek korelasyon saptandı (ICC: 0.996). Hastalar; başvuru yakınmaları, mevcut olan hastalıkları, yaş, cinsiyet, başvuru yaşamsal bulguları ve laboratuvarda saptanan glomerüler filtrasyon hızları bakımından kendi içlerinde analiz edildiğinde her grupta parmak ucu kreatinin ve serum kreatinin arasında yüksek korelasyon görüldü. Sonuç olarak parmak ucu kreatinin testinin, hasta yönetiminde kolay uygulanabilirliği kadar laboratuvar değerleri ile olan yüksek korelasyon oranları olduğu için Acil Servise başvuran hastalarda erken dönemde kullanımını önermekteyiz. Anahtar kelimeler: parmak ucu kreatinin testi, serum kreatinin, Acil Servis

Serap Begüm Öztürk
Hacettepe University
2024
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Erişkin Acil Servise inme günlerinde 112 ambulans ekiplerince inme ön tanısıyla yönlendirilen hastaların retrospektif analizi

Akhan, O; Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Erişkin Acil Servisine İnme Günlerinde 112 Ambulans Ekiplerince İnme Ön Tanısıyla Yönlendirilen Hastaların Retrospektif Analizi, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Acil Tıp Uzmanlık Tezi. Ankara, 2024. Akut iskemik inme morbidite ve mortalite açısından önemli hastalıklardan biridir. Akut inmenin zamanında tedavisi erken teşhis ve triyaja bağlıdır. Hastane öncesi ortamda inmenin tanınması için geliştirilmiş yöntemlere ihtiyaç vardır. İnme benzeri semptomları olan hastalıklar inme merkezlerinde tetkik ve görüntülemeler başta olmak üzere yoğunluğa sebep olmakta ve inme hastalarının tedavilerini geciktirebilmektedir. Bu çalışma ile inmenin sahada tanınabilirliğinin artması adına skorlama sistemlerinin geliştirilmesinin akut inmede tanısal doğruluğu artırıp artırmayacağının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu çalışma 01.01.2022 – 31.12.2022 tarihleri arasında Sağlık Bakanlığı Ankara İl Sağlık Müdürlüğünce belirlenen inme günlerinde Hacettepe Üniversitesi Erişkin Acil Servisine 112 ekipleri tarafından akut inme ön tanısı ile yönlendirilen hastaların; hastane öncesi skorlamaları ile acil servisteki tanı, tedavi süreçleri ve acil servisteki sonlanımları değerlendirilmiştir. İnme ön tanısı ile yönlendirilen toplam 410 hasta araştırmaya dahil edilmiştir. Araştırmamızda Cincinnati ve Los Angeles hastane öncesi inme skorlama sistemleri kullanılmıştır. Bu hastaların sahadaki Cincinnati skorunun inmeyi saptamada sensitivitesi %96,41 iken spesifisitesi %13,9 olarak saptanmıştır. İnme olan hastaların %84,3'ünde Los Angeles (LA) skoru pozitif iken %15,7'sinde LA negatif olarak saptanmış olup inme olmayan hastaların %48,1'inde LA pozitif iken %51,9'unda LA negatif olarak saptanmıştır. Cincinnati ve LA Hastane öncesi inme skorlama sistemleri inmeyi yüksek bir duyarlılık ile saptayabilmektedir. Ancak inmeyi tanı olarak dışlayamaması nedeniyle inme taklitçisi hasta gruplarını inme merkezlerine yönlendirilmesine neden olmaktadır. Bu da inme merkezlerinde yoğunluğa sebep olmakta ve inme hastalarına gereken dikkatin verilmesinin önüne geçmektedir. Hastane öncesi skorlama sistemlerinin geliştirilerek yoğunluğun azaltılabileceğini düşünmekteyiz.

Ozan Akhan
Hacettepe University
2024
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Acil serviste abdominal sepsis yönetimi

Bu çalışmada acil serviste intra￾abdominal sepsis ön tanısıyla değerlendirilen hastaların; epidemiyolojisi, etiyolojisi, erken ve doğru tanısı, hızlı resüsitasyonu, etkin kaynak kontrolü ve uygun antimikrobiyal tedavisinde rol alan faktörleri ve mortalite için risk faktörlerini tanımlamak amaçlanmıştır. 1 Ocak 2018 – 1 Ocak 2023 tarihleri arasında, Hacettepe Üniversitesi Hastaneleri Erişkin Acil Servis'e başvuran, sorumlu hekim tarafından 'Sepsis 3.0' kılavuzuna göre sepsis tanı kriterlerini karşılayıp sepsis ön tanısıyla değerlendirilen, sepsis odağının görüntüleme/örnekleme/kültür ile abdomen olduğu tespit edilen, 18 yaşından büyük 233 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların yaş ortancası 65 yıl olarak saptandı. Hastaların %45,5'i hayatta kalmayan grupta idi. Acil servis başvurularındaki şikayetler arasında en sık karın ağrısı (%48,1) ve ateş (%31,3) olduğu görüldü. Hastaların başvuru vital bulguları değerlendirildiğinde vücut sıcaklığı değerleri hayatta kalmayan grupta daha düşük saptandı (p<0,001). Hastalara en sık eşlik eden komorbidite %63,5 oran ile malignite olarak saptanmış olup hayatta kalmayan hasta grubunda metastatik solid malignite oranı daha yüksek saptandı (p<0,001). CCI skoru ise ortanca değeri 6 olarak hesaplandı ve hayatta kalmayan hasta grubunda daha yüksek bir CCI ortalaması elde edildi (p<0,001). İAS'ye neden olan tanılar değerlendirildiğinde en sık kolanjit (%21,9) ve intra-abdominal apse (%15,9) tespit edildi. Hayatta kalmayan hasta grubunda SOFA (p=0,02) ve SAPS-3 (p<0,001) skorları, düşük VKİ(<20) (p=0,02), YBÜ ve toplam yatış süreleri (p<0,001), septik şok tablosu görülme oranı (p<0,001), vazopressör ajan ve mekanik ventilasyon ihtiyacı (p<0,001) daha yüksek tespit edildi. Hayatta kalan grupta, kaynak kontrolünde girişimsel işlem uygulanma oranı daha yüksek saptandı (p<0,001). Çalışmamızda elde edilen verilerde intra-abdominal sepsis mortalitesinin yüksek olduğu, bu hastaların tanı ve tedavi süreçlerinde yönetim algoritmalarının oluşturulması gerektiği ve mortaliteyi öngörecek risk skorlamalarının geliştirilmesine ihtiyaç olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar kelimeler: İntra-abdominal enfeksiyon, sepsis, mortalite, acil servis

Ayşenur Göçmen
Hacettepe University
2024
00