
458
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Anadolu Selçuklu mimarisinde kufi yazı
Anadolu Selçuklu Mimarisinde Kûfî Yazıkonulu tez kapsamında 1071 ile 1308 yılları arasında yapılmış dönem eserlerinde yer alan kûfî yazılı kitâbeler detaylı olarak incelenmiştir. Kûfî yazı, Anadolu Selçuklu döneminde inşa edilen camilerde sıkça kullanılmış, mimarinin pek çok unsurunda yerini almıştır. Kûfî yazının bu mekânlarda uygulama alanı bulması, İslâm medeniyeti açısından estetiğe verilen değeri göstermektedir. Bu nedenle Kûfî yazı hat sanatındaki yazı çeşitleri arasında Ümmü'l-hutut (yazıların anası) olarak değerlendirilmiştir. Anadolu Selçuklularının egemen olduğu XI. ve XIII. yüzyıllar arasında mimari yapılardaki örneklerinin değerlendirildiği bu çalışmanın giriş kısmında konunun amacı ve kapsamı hakkında bilginin yanı sıra araştırma yöntemleri ve başlıca kaynaklar hakkında ayrıntılı bilgi verilmiştir. Selçuklu mimarisinde Kûfî yazının kullanımını ve bunun kültürel, estetik ve sembolik açıdandeğerlendirildiği bu araştırma, tarihsel belgeler ve sanat tarihi literatüründen yararlanılarak yürütülmüştür. Mimari alanda yapılmış olan çoğunlukla cami, medrese, türbe gibi yapıların incelenerek nitel araştırma yöntemleri kullanılmış, detaylı bir literatür taraması yapılmış ve saha çalışmaları ile gözlemlenerek desteklenmiştir. Birinci bölümde Hat sanatının kısa tarihçesi ve hat sanatının yazıyla olan ilişkisine değinilmiştir. İkinci bölümde, Anadolu Selçuklu Mimarisinde Kûfî Yazı başlığı altında Anadolu Selçuklu Mimarisinde kullanılan yazı çeşitleri, öncesi ve sonrasında Anadolu Selçuklu Devri Kûfî Yazısı ayrıntılı bir şekilde ele alınmıştır. Üçüncü bölüm Anadolu Selçuklu Mimarisinde yer alan eserlerin katalog halinde değerlendirmesi yapılmıştır. Bu bölümde, kitâbelerin Arapça yazılışlarıyla birlikte transkripsiyon ve anlamlarına yer verilmiştir. Eserler yerlerinde fotoğraflanarak bazı eserlerin vektörel ortamda çizimleri yapılmıştır. Tüm bu veriler ışığında detaylı analizi ve üslûp tahlilleri yapılmıştır. Dördüncü bölümde incelemeler neticesinde tespit edilen eserlerden esinlenerek yapılan 15 adet yeni tasarıma yer verilmiştir. Çalışma kapsamında 18 şehir ve bu şehirlerin bazı ilçelerine gidilmiştir. Mezkûr şehirlerde yaklaşık olarak 50 yapı incelenmiştir. Ayrıca eserlerin Türk kültüründeki yeri ve önemi hakkında bir değerlendirme yapılmıştır.
Tezhip sanatında Sazyolu üslûbundaki yaprak motiflerinin estetik açıdan değerlendirilmesi
XVI. yüzyıl önemli nakkaşları arasında yer alan Şahkulu, sazyolu üslûbunu tanıtan ve sevdiren en önemli sanatkârlar arasında yer almaktadır. Şahkulu ve öğrencilerinin yapmış olduğu eserler dönemin sanat anlayışına büyük bir yenilik getirmesiyle, Türk sanatının sonraki dönemlerini de etkilemiştir. Eserlerde sazyolu üslûbunun en baskın motifi olan yapraklar ile orman tasvir edilmiştir. Orman içerisinde ejderhalar, çeşitli hayvanlar, hatâyî grubu motifler yapraklarla birlikte kullanılmıştır. Araştırmada sazyolu üslûbunda yapımış yirmi eserdeki yaprak motifleri biçimsel olarak incelemeleri yapılıp, motiflerin dijital çizimleri yapılmıştır. Tezde sazyolu üslûbu ile ilgili literatüre araştırmaları yapılıp üslûbun tezhip sanatı için önemine değinilmiştir. Geçmişte üretilen başarılı eserlerden ilham alınarak, yaprak motiflerinin ağırlıklı olarak uygulandığı yeni eserler tezhip sanatına kazandırılmıştır. Klasik tezhip sanatının dışına çıkılarak on özgün eser üretilmiştir. Günümüz sazyolu eserlerinde ise o yüzyıla göre farklılık olarak materyal kullanımı, kâğıdın renklendirilmesi ve motiflerin yeniden yorumlanması gibi yenilikler ortaya konulmaya çalışılmıştır. Sazyolu üslûbunun önemli bir parçası olan yaprak motifinin çeşitli açılardan değerlendirilmesi ile gelecekte birçok sanatçı ve akademisyene ilham kaynağı olması amaçlanmaktadır.
Düş, rüya, bilinçdışı imgelerinin sanat alanında sorgulanması ve sanat yapıtına dönüşümü
Bu çalışma düş, rüya ve bilinçdışı kavramlarının sanat alanında sorgulanması ve sanat yapıtına dönüşümü için yapılmıştır. İlk aşamada konu bağlamında ilgili literatür taranarak çalışmanın kavramsal çerçevesi belirlenmiş, bu kapsamda sanat, psikoloji ve felsefe metinleri/görselleri incelenerek kuramsal yazın oluşturulmuştur. Çalışma sürecinde konu ve izlek bağlamlı sanat üretimleri yapılarak çeşitli teknik ve boyutlarda doksan iki uygulama çalışması (resim) ortaya koyulmuştur. Bu süreç sonunda elde edilen görseller Göstergebilim ve Feldman eleştiri yöntemlerinden yararlanılarak çözümlenmiş ve yorumlanmıştır. Kavramsal sorgulama özellikle Sigmund Freud ve Carl Gustav Jung kapsamında irdelenerek çalışma sonunda düş, rüya ve bilinçdışı kavramları bağlamında bazı argümanlar ortaya çıkarılmıştır. Bilinç ve bilinçdışının kollektif çalışması sanat yaratım sürecinde imge dünyasını içselleştirip çeşitlendirdiği, düş ve rüya alanına girildiğinde bilinen gerçekliğin dışında çıkıldığı, sanatçının imge yaratımında düş, rüya ve bilinçdışından yararlanarak sembolik bir dil yarattığı, sanat yaratmada akış veya aşkın zamanların bilinçdışı yolculukları ile olanaklı olduğu, duyguların ifade edildiği çalışmalarda akıl süzgeci, mantık ve bilincin ötelenip bilinçdışının süreci yönettiği, bilinçdışının uyku/uyanıkken imge dünyasına iz bırakmaya devam ettiği ortaya çıkarılan argümanlar olarak sonuç ve değerlendirme bölümünde verilmiştir.
Türkiye etnografya müzelerinde kilimlerin depolama, sergileme yöntemleri ve artırılmış gerçeklik uygulaması
Anadolu coğrafyasının kültür varlıkları arasında geleneksel yöntemlerle üretilen kilimler, müzelerin önemli koleksiyon gruplarından birini oluşturmaktadır. Organik yapıları nedeniyle bozulmaya yatkın yapılarından dolayı depolama ve sergileme yöntemlerine dikkat edilmesi gerekmektedir. Tezin alan araştırmasında depolardaki yöntemleri incelemek ve uygulama için 33 Etnografya müzesine resmi müracaatta bulunmuş ama bunlardan; Balıkesir Kuvayi Milliye Müzesi, Bafra Arkeoloji ve Etnografya Müzesi, Beş Konaklar Etnografya Müzesi ve Geleneksel Malatya Evi, Bolu Müzesi, Denizli Atatürk ve Etnografya Müzesi, Isparta Prof. Dr. Turan Yazgan Etnografya Müzesi, Kocaeli Arkeoloji ve Etnografya Müzesi, Sakarya Atatürk Evi Müzesi, Tarsus Müze'lerinden izin alınarak inceleme yapılmıştır. Araştırmamızda Türkiye etnografya müzelerinin önemli bir parçası olan kilim dokumalarının depolama, sergileme yöntemleri ve aldıkları önlemler ortaya konulmuştur. Bu doğrultuda depolarda sergilenemeyen ve koruma altına alınması nedeniyle görülmesi mümkün olmayan kilimleri, artırılmış gerçeklik uygulaması yapılmıştır. Böylece depodaki kilimleri görünür kılarak hem de araştırmacılara açık hale getirmek hem de ziyaretçilere ulaşması sağlanmış olacaktır. Artırılmış gerçeklik uygulamasında Kocaeli Arkeoloji ve Etnografya Müzesi deposunda bulunan 10 adet kilim üzerinden bir çalışma gerçekleştirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Etnografik Eser, Kilim, Sergileme, Depolama, Müzecilik
Güncel sanatta yeni medya ve dijital enstalasyon
21. yüzyılda her alanda meydana gelen gelişmeler sanat alanlarını etkilemiş, bakış açılarını uygulama ve üretim yöntemlerini değiştirmiştir. Klasik anlayış yerini gelişen teknoloji ile farklı düşünce ve tekniklere bırakmıştır. Artık sanat, üretilen sanat eserlerinin biçim özelliklerinden çok kavramsal açıdan değerlendirilen, sorgulanan sanat eserlerini ortaya çıkarmaya başlamıştır. Bunu teşvik eden dönemin ihtiyaçları, politikaları ve en önemlisi gelişen teknolojik olanaklar olmuştur. 2019'da ortaya çıkan Covid-19 pandemi dönemi de teknolojinin getirdiği olanakların insan ve kültür yaşamına daha çok dahil olduğu sürecin tetikleyicisi olmuştur. Yaşanan her süreç o dönemin yeni ihtiyaçlarını ortaya çıkarmış, birçok alanda olduğu gibi sanat alanlarının da yenilenmesine olanak sağlamıştır. 20. yüzyılda ortaya çıkan Pop-Art, Postmodernist sanat anlayışları gibi kapitalist sistemde hızlıca tüketilen ve üretilen sanat biçimleri, günümüzde varlığını hala sürdürse de bu ortam 21. yüzyılın daha ileri teknolojisinin etkisiyle, Yeni Medya ve Dijital Sanat kavramlarına çok daha etkili ve önemli bir şekilde yönelmektedir. Bu alanda ortaya çıkan sanatçılar ve sanat eserleri daha hızlı bir şekilde izleyici kitlesine ulaşmaktadır. Sanat için kullanılan malzemelerin tekniği, sergilenecek alanlar dahil teknolojik gelişmeler ile değişime uğramıştır. Çağdaş yaklaşımlardan enstalasyon sanatında olduğu gibi birçok sanat mekânı dijital teknoloji kullanarak düzenlemeler yapmaya başlamış, bilgisayar destekli yapılan çalışmalar gerçek mekâna teknolojik aygıtlarla yansıtılabilmiştir. Teknolojik araçlarla yansıtılabilen ve giyilebilen sanat biçimleri, farklı mekânları ortaya çıkarmış, günümüz izleyicisine hitap eden ortamlar oluşmuştur. Dolayısıyla sanat artık, dijitalleşmenin getirdiği teknolojik altyapı sayesinde birçok insana bir tuşla ulaşılacak kadar yakındır. Bu durum tüketim, zaman ve ekonomi gibi önemli unsurlardan tasarruf edilmesini sağlamıştır. Anahtar Kelimeler: Güncel Sanat, Yeni Medya, Dijital Sanat, Enstalasyon, Dijital Enstalasyon
CNC (Computer Numerical Control) teknolojisi kullanılarak seramik malzeme ile takı yapımı
Tarih boyunca birçok medeniyet tarafından kullanılan takılar, insanoğlunun vazgeçilmez bir parçası olmuştur. Arkeolojik kazılarda rastlanılan bulgulara dayanarak zengin bir geçmişe sahip olan takı kültüründe takının zenginlik, güç ve dini bir simge olarak kullanılmasının yanında takılar, ilerleyen zamanlarda estetik ve dekoratif amaçlarla da kullanılmıştır. Takının tarihine baktığımızda özellikle modern insanlığın başlangıcı olarak düşünülen Neolitik Dönem'de bulunan takılar fil dişi, kemikler, yarı değerli ve değerli taş, seramik, bronz, gümüş, altın, kumaş, deri, deniz kabukları, vb. malzemelerden yapılmıştır. Hammaddesi kil olan seramik, plastik özelliğinden dolayı kolay şekillendirilmesiyle ve pişirildikten sonra sert ve dayanıklı olmasıyla günümüzde takı tasarımında alternatif bir malzeme olarak tercih edilmeye başlanmıştır. Teknolojinin gelişmesiyle üretimin her alanında yer alan makineler takı üretiminde maliyet ve süre açısından önemli bir yere sahip olmaktadır. Bu tez ilk insandan günümüze kadar değişik süreçlerden geçen takıyı 21. Yüzyıl teknolojisi olan CNC (Bilgisayarlı Sayısal Kontrol) teknolojisi ile sanatsal bağlamda Türk kültürünü örnek alarak, seramik malzemeden yüksek hassasiyet ve el ile şekillendirilmesi mümkün olmayan karmaşık motiflerin üretimini amaçlamaktadır.
E-ticaret mobil uygulamalarında ikon ve tipografinin uyumu, bir mobil uygulama örneği
Günümüz dünyasının ayrılmaz bir parçası haline gelen teknoloji, hayatımızı büyük ölçüde etkileyip dönüştürmektedir. İnsan-bilgisayar arasındaki ilişki, mobil cihazların gelişimi ve mobil uygulamaların çeşitliliği bu dönüşümün bir parçası olarak karşımıza çıkmaktadır. Yaşanılan teknolojik gelişmeler, mobil cihazların yüksek donanıma sahip olmasını ve uygulamaların sürekli olarak kendini yenilemesine olanak sağlamaktadır. Dijital çağın bir parçası olan mobil uygulamalar, modern yaşamın her alanına değen, iş yükünü hafifleten, eğlenceyi, bilgiyi ve birçok faydayı günlük yaşamımıza entegre eden araçlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Günümüzde çeşitli alanlarda geliştirilen mobil uygulamaların her kategoride varyasyonları mevcut olup en sık tercih edilenlerinden biri de e-ticaret üzerine geliştirilen uygulamalar olmaktadır. Mobil uygulamalar, e-ticaret işletmeleri ve kullanıcıları açısından önemli bir araçtır. Ancak başarılı bir e-ticaret mobil uygulaması geliştirmek ve sürdürmek, iyi bir kullanıcı deneyimi sunmak ve güvenliği sağlamak için dikkatli bir planlama ve yönetim gerektirir. Özellikle e- ticaret uygulamalarında karşımıza çıkan fazla metin kullanımından kaynaklı karmaşıklık alışverişi zorlaştırmaktadır. Doğru tipografi kullanımı, kullanıcıların ürünleri incelemelerini, bilgiyi okumalarını ve sonunda güvenli satın alma işlemi yapmalarını kolaylaştırmaktadır. Ayrıca mobil ekranlarda alan tasarrufu sağlayan ve evrensel bir dile sahip olan ikonların seçimi ve uygulama içerisinde kullanımı e- ticaret uygulamalarının kullanıcı dostu ve işlevsel olmasına yardımcı olmaktadır. E- ticaret uygulamalarında ikon ve tipografinin uyumlu kullanılması özellikle kullanıcı deneyimini olumlu etkilemektedir. Hazırlanan bu tez çalışmasında, e-ticaret alanında geliştirilen mobil uygulamaların tasarım süreci ele alınmış, ikon ve tipografi açısından detaylı bir şekilde incelenmiştir. Karşılaşılan problemlere çözümler üretilmiş, güncel bir e-ticaret uygulaması üzerinden öneriler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: E-ticaret, Mobil Uygulama, Mobil Arayüz, E-ticaret Uygulamaları, İkon ve Tipografi
Çizgi film jeneriklerinde renk ve tipografi
Günümüzde bir bireyin gelişiminde büyük rol oynayan çizgi filmler kişinin görsel ve işitsel algısında önemli bir yer tutmaktadır. Bir çizgi filmin bireye aktarımında iletişimin kurulmaya başladığı ilk an filmin jeneriğidir. Bu kısımda yönetmen veya tasarımcı görsel ve işitsel unsurlarla film hakkında bilgi vermeye çalışırken aynı zamanda dikkat çekerek ve merak uyandırarak kişiyi filme hazırlar. Bunu sağlarken de iletişimin görsel ve işitsel unsurlarından yararlanır. Özellikle bilginin direk olarak aktarımında yardımcı olan tipografi ve renk algıda ve anlaşılırlıkta anlatımı güçlendiren görsel öğelerdir. Bu bağlamda her iki öğenin de temsil ettiği şeyi vurgulayacak şekilde ele alınması gerektiği düşünülmektedir. Böylelikle izleyicisine birkaç saniye içerisinde aktarılan jeneriklerin başlığında tipografi ve renk filmin türüne, içeriğine aynı zamanda kitlesine göre ele alındığı taktirde kişi ve film arasında bağ kuracak ve amacına ulaşacaktır. Yapılan araştırmalar ve elde edilen bilgiler doğrultusunda görsel ve işitsel unsurlar çoğunlukla çizgi filmlerin doğasına göre oluşturulmuş olsalar dahi mesajın aktarımından ziyade hareketliliğin ve karmaşanın ön planda tutulduğu görülmektedir. Bu araştırmada "çizgi film jeneriklerinde tipografi ve renk" başlığı adı altında farkındalık sağlamak ve kaynak oluşturmak adına konu üzerinde durulmuş, ayrıca görsel öğeler tasarım ilkeleri ışığında ele alınarak örnek bir uygulama çalışması yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Çizgi Film, Jenerik Tasarımı, Görsel Tasarım ve İletişim Unsurları, Tasarım İlkeleri.
Dijital çizgi roman ve bir Webtoon örneği
İnsanların hayatında önemli yer tutan teknoloji sayesinde çizgi romanlar da kişisel web sitesi, platform gibi dijital ortamlarda kendi yerini bulmuştur ve zamanla farklı türlere sahip olmuştur. Bu da çizgi roman kültürünün daha çok insan tarafından tanınmasını sağlamıştır. Günümüzde mobil cihazların artış göstermesiyle uygulamalar ve dijital ürünler çoğalmıştır. Bunun paralelinde ulaşılabilirlik ve rahat okumayla dijital çizgi romanlar ve sanatçılar artmıştır. Son yıllarda dijital çizgi romanın bir türü olan Webtoon'da son derece popüler olmuştur. Dijital çizgi roman sanatçısı, çalışmasının dikkat çekmesi için onun temel yapısını oluşturan unsurlara ve tasarım sürecini etkileyen tasarım unsurlarına dikkat etmelidir ki okuyucunun dikkatini kısa sürede çekebilsin. Bir Webtoon sanatçısı, Webtoon'un farkındalığını arttırmak ve okuyucuların gözünde çalışmasını öne çıkartabilmek için Webtoon'un tasarım sürecinde onun yapısını oluşturan temel öğeleri ve tasarım sürecini etkileyen tasarım unsurlarını özenli bir şekilde ele almalıdır. Bu araştırma sürecinde rastgele seçilen dört Webtoon'un görsel ve yazınsal yapısı incelenmiştir. Araştırmalar ve bulunan bilgilerle Webtoon'un yapısını oluşturan temel öğeler ve onun tasarım sürecini etkileyen tasarım unsurlarının dikkatli ve planlı kullanımında daha farklı ve dikkat çekici çalışmaların ortaya çıktığı görülmüştür. Özellikle dikey şerit, panel ve oluk kullanımı ile renk ve çizim tarzlarının çalışmaları önemli şekilde etkilediği görülmüştür. Son olarak Webtoon'un yapısını oluşturan temel öğeler ve onun tasarım sürecini etkileyen tasarım unsurlarına özen gösterilerek hazırlanan Uygulama: Bahar'ın Azmi Webtoon çalışması, izmirwebtoon.com kişisel web sitesinde yayınlanmıştır. Dijital Çizgi Roman Ve Bir Webtoon Örneği başlıklı tez çalışması özellikle literatüre katkı sağlama amacıyla hazırlanmıştır. Bunun yanısıra konu hakkında yeterince kaynağın olmaması nedeniyle kaynak olması için yazılmıştır.
Bilgilendirme tasarımında artırılmış gerçeklik kullanımı ve bir uygulama önerisi
Bilgilendirme tasarımı, bilgiyi anlaşılır, erişilebilir ve etkili bir şekilde sunarak, bilgi kirliliğini azaltmak ve kullanıcılara akılda kalıcı bir deneyim yaşatmak için ortaya çıkmıştır. Teknolojinin getirdiği yeniliklere paralel olarak, bilgilendirme tasarımında da yeni yaklaşımlar gelişmiştir. Bilgisayar, telefon ve internet teknolojilerinin gelişmesi, bilgilendirme tasarımlarında iletişim ve etkileşimi artıran yeni uygulamaların ortaya çıkmasına olanak sağlamıştır. Özellikle yakın geçmişte artırılmış gerçeklik teknolojileri gibi yenilikler, bilgilendirme tasarımlarında yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır. Artırılmış gerçeklik kavramı, gerçek dünya görüntüleri ile bilgisayar ortamında üretilmiş görsel ve metinsel ürünleri harmanlayarak görsel zenginlik oluşturan bir araç olarak tanımlanabilir. Artırılmış gerçeklik teknolojisinin mobil cihazlara entegre edilmesi, bilgilendirme tasarımlarında kullanımını daha da yaygınlaştırmıştır. Bu sayede, kullanıcıların herhangi bir özel donanıma ihtiyaç duymadan artırılmış gerçeklik uygulamalarını mobil cihazlarıyla deneyimlemeleri mümkün hale gelmiştir. Hayatımızı kolaylaştırma amacıyla ortaya çıkan bilgilendirme tasarımı, artırılmış gerçeklik teknolojisinin getirdiği yeniliklerle çok daha etkili kullanılabilen bir araç olmuştur. Bu amaçlar çerçevesinde bilgilendirme tasarımı, arttırılmış gerçeklik teknolojisiyle bir arada kullanıldığında kullanıcılar üzerinde çok daha etkili ve akılda kalıcı olabilmektedir. Kullanıcıların sıkıcı olan metinsel bilgileri eğlenceli ve etkileşimli bir şekilde öğrenmesini sağlayan arttırılmış gerçeklik içeren bilgilendirme tasarımları, her geçen gün önem ve değer kazanan bir konu haline gelmektedir. İletişim tasarımı, psikoloji, teknoloji, yazılım, bilgi mimarlığı gibi pek çok alanla ortak paydada buluşan bilgilendirme tasarımı ve arttırılmış gerçeklik kavramları, bu tez çalışmasında görsel iletişim ve kullanıcı etkileşimi yönünden incelenmektedir.
Hareketli infografiklerin öğrenme materyali olarak kullanımı üzerine bir uygulama
Teknolojinin ilerlemesi geleneksel öğrenme yöntemlerini çeşitlendirerek yeni materyallerin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Çeşitlenen öğrenme materyalleri arasında infografiklerin kullanımı da giderek artmıştır. Bilginin görselleştirilmesi konusunda kullanılan yöntemlerden biri olan infografikler, karmaşık bilgileri görsel ögeler kullanarak daha etkili ve kolay bir şekilde sunmayı amaçlayan grafik anlatım türüdür. İnfografikler durağan, etkileşimli ve hareketli infografikler olarak üç başlıkta incelenmektedir. Eğitim, istatistik, sosyoloji, tıp gibi birçok farklı disiplinin yararlandığı infografikler, kitap, gazete, afiş, sosyal medya, web ortamları gibi ortamlarda sergilenmekte, her kesimden insanın bilgiye daha kolay erişmesine olanak sağlamaktadır. Bu tez çalışması; infografiklerin tanımı, tarihsel gelişimi, içerdiği bileşenleri inceleyerek, öğrenme materyali olarak örnek bir hareketli infografik uygulamasını içermektedir. Bunun yanı sıra hareketli infografiklerin tasarlanma ve öğrenme malzemesi olarak kullanımları konusunda öneriler sunmaktadır. Uygulamada, hareketli infografiklerin nasıl tasarlandığı, tasarım dilinin neye göre belirlendiği, görsel algı açısından hangi yönlere dikkat edilmesi gerektiği gibi konulara dair incelemeleri barındırmaktadır. Sonuç kısmında hareketli infografiklerin öğrenme üzerindeki etkilerini anlamak için mevcut çalışmalardan yararlanılarak, gelecekteki öğrenme materyallerinde daha etkin bir şekilde kullanılabilmesine dair bilgiler aktarılmaktadır. Öğrenmeye bağlı olarak kullanıcıların bilgiyi anlama düzeyi ve hatırlama becerilerindeki etkilerini artırmaya yönelik öneriler sunmaktadır. Anahtar Kelimeler: İnfografik, Öğrenme Materyali, Hareketli İnfografik, Bilgi Tasarımı, Görsel Öğrenme.
İndigo boyalı pamuklu kumaşa bazı manipülasyon teknikleri kullanarak kadın ceket koleksiyonu oluşturma
Sentetik ürünlerin kullanımının artması, gelişen teknoloji, insanları doğal yöntemlerden ve geleneksel el sanatlarından uzaklaştırmıştır. Ancak sentetik yerine doğal boyanın kullanılması, yalın kumaşa form vermek amaçlı kumaş manipülasyon tekniklerinden yararlanılması, tasarımcıları tarihin izleri ile birleştirirken zamanın ötesinde tekstil sanat ürünleri yaratma olanağı da sağlayabilmektedir. Eski yöntem ve teknikler ilham kaynağı olarak yenilikçi tasarımlar yaratma da öncülük etmektedir. İndigo boyamanın ışık ve gölgesi, kumaş manipülasyon tekniklerinin kumaşa üç boyutlu yansımaları, sanata ışık tutarken unutulan geleneksel yöntemlere de can vermektedir. Kumaşın şeklini farklı tekniklerle değiştirmek, indigo boyama uygulayarak farklı renk varyasyonları elde etmek, yeni tasarım arayışındaki tasarımcılara fırsat sağlamaktadır. Yeni malzemeler, teknolojik gelişmeler günümüzde daha heyecan verici durumda fakat ekoloji ve insan sağlığı düşünülerek doğal boyanın kullanımını ve geleneksel kültürleri içinde barındıran kumaş manipülasyon tekniklerinin kullanımını arttırmak önemlidir. Bu çalışmanın amacı, geçmişten günümüze indigo boyamanın ve kumaş manipülasyon tekniklerinin öneminin belirtilmesi, bu bilgilerin örneklerle açıklanması doğrultusunda indigo boyanın insan sağlığı açısından önemi düşünülerek, pamuklu kumaş yüzeyine kumaş manipülasyon teknikleri uygulayarak, denge temasıyla kadın ceket tasarım örneklerinin tasarlanması amaçlanmaktadır.
Antik Yunan sanatı boyalı heykellerinde form ve renk olgusu
Antik Yunan sanatı boyalı heykellerinde form ve renk olgusu, Antik Dönem'deki sanatsal ifade biçimlerinden biri olan heykel sanatı ile ilgili incelenen konular arasında önemli bir yere sahiptir. Bu çalışma, M.Ö. 6. yüzyıldan başlayarak M.Ö. 1. yüzyıla kadar olan geniş bir tarihsel aralığı kapsayarak, Antik Yunan heykeltıraşlarının eserlerinde renk kullanımının evrimini, heykellerin form ve estetik özelliklerini anlamaya yönelik bir çabayı içermektedir. Antik Yunan heykel sanatının esas yapısını oluşturan boyalı heykellerin renk özellikleri öncelikle gerçekçi bir renk paletini yansıtır şekildedir. Heykeltıraşlar, figürleri ve sahneleri daha belirgin hale getirmek, duygusal ifadeyi artırmak ve izleyicilere daha etkili bir anlatı sunmak amacıyla renk kullanımına önem vermişlerdir. Heykellerdeki giysiler, cilt tonları, saçlar ve diğer detaylar renk olgusuyla vurgulanmıştır. Ancak, zamanla bu boyalı detayların birçoğu aşınmış veya tahrip olmuştur. Bu nedenle, günümüze kalan Antik Yunan heykelleri genellikle beyaz mermerden yapılmış gibi görünmektedir. Bu noktada, modern araştırmalar ve teknolojik gelişmeler, antik heykellerdeki renk izlerini belirleme ve restorasyon çabalarını destekleme konusunda yeni fırsatlar sunmaktadır. Antik Yunan Uygarlığı dönemi boyunca sanatta görülen renk yelpazesi resim sanatında olduğu gibi heykel sanatında da estetik, dinsel ve sembolik değerler taşır. Bu çalışmayla, dönem içerisinde görülen çeşitli sanatların yanı sıra, özellikle Antik Yunan sanatı heykellerinde kullanılan renk pigmentleri, bunların uygulama teknikleri ve yöntemleri incelenmiştir. Rengin kullanıldığı bu dönem sanatına ait heykeller, form özellikleri açısından dönemsel olarak araştırılmış, renk çeşitliliği ve görsel etkiler açısından değerlendirilmiştir. Antik Yunan sanatı boyalı heykellerindeki form ve renk olgusu konusunda yapılan araştırmalar ve ortaya çıkarılan yeni bulgular, Antik Dönem'in estetik anlayışını, sanatsal tercihlerini ve kültürel değerlerini anlamak için literatüre önemli katkılar sağlamaktadır. Bu çalışma ise Antik Yunan sanatının evrimini ve heykel sanatındaki teknik gelişmeleri inceleyerek, geçmişin sanatsal mirasının günümüze taşınmasındaki sürece katkı sağlamaya çalışmaktadır.
Mümtaz Yener eserlerinin toplumsal gerçekçilik bağlamında irdelenmesi
Bu tezde, Osmanlı döneminden Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşuna kadar uzanan dönemde yaşamış, sosyal, kültürel ve politik gelişimleri yakından deneyimleyerek, toplumsal gerçekçi içerikleriyle eserlerine yansıtmış olan Mümtaz Yener (1918-2007) ele alınmıştır. Cumhuriyet dönemi, Türk sanatının önemli bir evresini temsil ederken, sanatın Türk kimliğinin oluşturulmasındaki rolü ve toplum üzerindeki etkisi, farklı sanat görüşlerini ortaya çıkarmıştır. Bu süreçte, özellikle 1923-1933 yılları arasında ve II. Dünya Savaşı'na kadar olan tartışmalar, ulusal sanat, yeni sanat ve Güzel Sanatlar Akademisi etrafında odaklanmıştır. 1940-50 yılları arasında devletin karma ekonomi ilkesine geçmesi, uluslaşma, çağdaşlaşma ve demokratlaşma hedefleri, toplumsal gerçekçilik akımının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu akım, toplumsal bilincin arttığı bir dönemde, sanat ile toplum arasında bir bütünlük oluşturma amacı güden Mümtaz Yener'i ve genç sanatçıları bir araya getirerek Yeniler Grubu'nu oluşturmuştur. Mümtaz Yener'in eserleri, sanatsal vizyonunu, toplumsal gerçekçilik anlayışını ve dönem dinamiklerini başarıyla yansıtan önemli bir kaynaktır. Sanatçının eleştirel bakış açısı, sembolizmi ve sanat dilindeki özgünlüğü, eserlerine hem estetik hem de düşünsel bir derinlik kazandırmıştır. Araştırma içerisinde yapılan ikonolojik analizler, Mümtaz Yener'in eserlerinin çeşitli boyutlarını anlamamıza katkı sağlayarak, sanatının toplumsal bağlam içinde nasıl şekillendiğini ve izleyiciye nasıl anlamlı bir mesaj ilettiğini açığa çıkarmaktadır. Anahtar Kelimeler: Mümtaz Yener, Toplumsal Gerçekçilik, Yeniler Grubu, Türk Resim Sanatı, Cumhuriyet Dönemi.
Kökboya koşinil mureks boyarmaddeler ile ipek kumaşlarda mor renk elde edilmesi ve haslık değerlerinin tespiti
Renk tarihsel süreç içerisinde insanlık için önemli bir unsur olmuştur. 19. yüzyıl ortalarına kadar gündelik hayatta ve sanatın tüm alanlarında kullanılan başlıca renklendiriciler doğal boyarmaddelerden oluşmaktaydı. İngiliz Sir William Henry Perkin 1856'da ilk sentetik organik boyarmaddeyi keşfettiğinde bu renk antik dönemin "Kraliyet moru'na benzemekteydi. Mor renk geleneksel tekstil boyamacılığında, elde edilmesinin zorluğu ve kısıtlı doğal boyarmadde kaynaklarından elde edilmesinden dolayı önemli bir renk olarak kabul edilmiştir. 2000 yılı sonrası doğal üretim trendlerinin yeniden gündeme gelmesi, doğal boyarmadde kaynakları ile yapılan boyamaların toksik, kansorejen etkilerinin olmaması ve boya atıklarının çevreye zarar vermemesinden dolayı yeniden önem kazanmaya başlamıştır. Bu çalışmada, mor renk elde etmede kullanılan bitkisel kökenli kökboya bitkisi, böcek kökenli koşinil ve deniz salyangozlarından murex (1- murex turunculus, 2- murex brandaris, 3- murex Stramonita haemastoma) ile ipekli kumaşlar boyanmıştır. Boyama sonrası tüm kumaşların yıkama, yaş-kuru sürtünme ve ışık haslığı testleri yaptırılarak sektörel anlamda kullanılabilirliği de ortaya konulmuştur. Bu boyarmadde kaynakları içerisinde haslık değerleri en yüksek kökboya, sonra koşinil ve en son murex olarak belirlenmiştir. Önce 100 adet deneme kumaşta boyamalar yapılıp, sonrasında büyük kumaşlarla 300 adet boyama yapılmıştır. Tarihsel süreç içerisindeki bu boyarmadde kaynakları ile ilgili literatür taranmış ve burada verilen reçetelerden yola çıkılarak uygulamalar gerçekleştirilmiştir. Özellikle murex boyanmasında ulaşılan reçetelerin tamamı denenmiş ama sonuç alınamamış ve yeni bir yöntem geliştirilerek reçete belirlenmiştir.
Azerbaycan Milli Halı Müzesi ve İstanbul Türk ve İstanbul İslam Eserleri Müzesindeki halı eserlerin korunma ve sergilenme yöntemleri
Kültürel, sosyal ve ekonomik boyutu artarak önem taşıyan ve toplumsal kimliğimizin ayrılmaz bir parçası olan kültür varlıklarının korunması, disiplinler arası kapsamlı bir konudur. Bu çeşitliliği anlamak, değerlendirmek ve kültürün sürekliliğini sağlayabilmek amacı ile müzeler oluşturulmuştur. Müzelerin temel işlevi; koleksiyonları koruyarak nesilden nesile aktarılmasını sağlayacak imkânlar oluşturmaktır. Yapılan araştırmalara göre, müzelerde tarih ve kültürün yaşaması; doğru depolama, sergileme tekniklerinin uygulanması ve çevresel koşulların sunulması ile doğru orantıdadır. Şüphesiz ki bu durum eserlerin ömürlerinin uzamasında etkin rol oynamaktadır. Bu çerçeveden bakıldığında her dönem beğenilen, tarihe tanıklık eden, büyük bilgi birikimine ve Türk insanının üstün estetik anlayışına sahip kıymetli bir eşya olan "halı"nın müzelerde korunması önem arz etmektedir. Kültürümüzü ve sanatımızı sergileyen müzelerde; koruma için bir takım prensipler bulunmaktadır. Bu kapsamda çalışmada halıların korunmasına yönelik olarak uygulanması gereken teknikler araştırılmış, alan araştırması kapsamında da Azerbaycan Milli Halı Müzesi ile Türk ve İslam Eserleri Müzesi halı koleksiyonları incelenerek, uygulanan teknikleri ile ilgili karşılaştırma yapılmıştır. Amaç "halıların kültürel mirasa kattığı tecrübe, temel prensiplerin araştırılması ve uygulanan koruma-sergileme tekniklerini incelemektir". Bu doğrultuda bir halının müzeye geldikten sonraki uygulanacak aşamalar, müzede eserlerin korunma süreci, sergilemeden önceki ve sonraki süreçler ve sergileme teknikleri, depo şartları ve depolama teknikleri ele alınmış her iki müzenin uyguladığı teknikler ve koruma süreci ile ilgili karşılaştırmalar yapılmış önerilerde bulunulmuştur.
Hat sanatında meşk ve karalama
Hat sanatı, yazı ve süsleme sanatının zarafetle buluştuğu özgün bir sanat dalı olarak tanımlanmakta ve karalamalar, eser oluşturma sürecindeki önemli adımlardan biri olarak öne çıkmaktadır. "Hat Sanatında Meşk ve Karalama" başlıklı çalışmamız, hat sanatının önemli bir unsuru olan karalamaların derinlemesine incelendiği akademik bir araştırmayı temsil etmektedir. Zira bu çalışmalar sanatçının yazı karakterini geliştirmek, yeni kompozisyonlar denemek veya estetik ifadelerini keşfetmek için kullanılan hazırlık aşamalarıdır. Bu araştırma, karalamaların hat sanatındaki değerini ve bu eserlerin sanatçının zihinsel ve duygusal süreçlerini nasıl yansıttığını detaylı bir şekilde ele almaktadır. Karalamaların incelenmesi, sanatçının eser oluşturma sürecine ışık tutmanın yanı sıra, hat sanatının teknik ve estetik gelişimini anlamamıza da katkı sağlamaktadır. Araştırmamız, farklı dönemlerde yaşamış hattatların eserlerini özenle seçerek, günümüze kadar ulaşmış müze ve özel koleksiyonlardaki eserlerini; yazı karakterleri, eser özellikleri, imza metinleri, kullanılan malzemeler ve tezyinat açısından değerlendirerek, bu eserlerin hat sanatının gelişimindeki rollerini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Karalamaların uygulama esasları incelenirken, metin içeriği, kompozisyon özellikleri, estetik kriterler, tashih, teşrifat, tezhip ve ketebe kaydı gibi konular titizlikle ele alınmıştır. Tez konumuzla ilgili görsel araştırma sürecinde, müzeler, özel koleksiyonlar ve müzayede evleriyle yapılan görüşmeler sonucunda, farklı dönemlere ait hattatların eserlerinden örnekler sunulmuştur. Bu örnekler, hat sanatının zaman içindeki gelişimini ve çeşitli sanatsal yaklaşımlarını ortaya koymaktadır. Ayrıca, hattatların farklı dönemlerdeki estetik anlayışlarını anlamamıza da önemli katkı sağlamaktadır. Araştırmanın sonuçları, karalamaların hat sanatındaki önemini ve hattatların eser üretim sürecindeki rollerini ortaya koymaktadır. Ayrıca, hat sanatının derinliklerine inerek, karalamaların sanatsal değerini ve özgünlüğünü akademik bir çerçevede açıklamaktadır.
Kavramsal tipografi uygulamalarında duygu imgeleri
Bir grafik tasarım ürünü olan kavramsal tipografi; geleneksel tipografiden modern tipografiye geçiş perspektifinde yer almaktadır. Harf, rakam, sembol ve görsel imgelerle özgün ürünler sağlayarak grafik tasarım ürünü haline gelen kavramsal tipografiler kelime yapıları, görsel öğeler ve kompozisyonlarla birleşerek yazınsal görünüme yeni bir içerik kazandırmıştır. Sanat ve tasarım disiplini üzerine temellendirilen etkin bir ifade biçimi olan kavramsal tipografi, tipografik ürün olarak görsel sanatlar literatürüne yerleşmiştir. 'Kavramsal Tipografi Uygulamalarında Duygu İmgeleri' konulu bu tez çalışması; insana özgü 'mutluluk, üzüntü, korku, iğrenme, öfke ve şaşkınlık' olarak adlandırılan altı belirgin duygu durumunun içerik analizi yöntemiyle irdelenerek kavramsal tipografiye yansıtılması üzerine oluşturulmuştur. Nitel araştırmaya dayalı olarak incelenen insana özgü duygu durumları betimsel yöntemle gözlemlenmiş ve somut bulgularla ortaya çıkarılan sonuçlar tipografik imgelere dönüştürülmüştür. Bu çalışma, geleneksel tipografinin uygulama sınırlılıklarından çıkılarak modern tipografi uygulamalarına yönelen grafik tasarımcılara özgün tipografi tasarlayabilmeleri noktasında güncel bilgi sağlamakla birlikte bu alanda eğitim alan öğrencilere, araştırmacılara, okuyuculara ve kitlelere deneyim sunmaktadır.
Göbekli tepe dikili taşlarının görsel olarak incelenmesi ve seramik formlara uygulanması
"Göbekli Tepe Dikili Taşlarının Görsel Olarak İncelenmesi ve Seramik Formlara Uygulanması" başlıklı bu tez çalışması kapsamında; bereketli Mezopotamya toprakları üzerinde, yer alan, kadim medeniyetlerin yaşadığı, göç yollarının birleştiği Neolitik Dönem ve sonrasında ülkemizin en önemli yerleşim yerlerinden olan Şanlıurfa hakkında bilgiler derlenmiştir. Şanlıurfa il sınırları içerisinde yer alan Dünya'da ve Anadolu'da bilinen ilk tapınak olma özeliğini taşıyan, keşfiyle insanlık tarihine dair öncesindeki tüm teorileri altüst eden Göbekli Tepe ören yerinde incelemeler yapılmıştır. Bu kapsamda Göbekli Tepe'nin Coğrafi Özellikleri, Göbekli Tepe Buluntularına kısaca değinilmiştir. Tarih öncesi insanların gelişkin sembolik dünyasını gösteren Göbekli Tepe dikili taşları ve taşların üzerindeki semboller görsel açıdan incelenmiştir. Yapılan incelemeler sonucunda Göbekli Tepe'deki semboller ile Türk kültüründe görülen taş anıt ve semboller arasında dikkat çekici benzerlikler olduğu görülmüştür. Bu çerçevede Göbekli Tepe dikili taşlarında görülen hayvan sembollerinin Türk kültüründe olası anlamları irdelenmiştir. Göbekli Tepe Dikili taşları ile kadim Türk kültüründe yer alan Bengü Taş, Menhir, Taşbaba, Balbal ve Mezar Taşı gibi Dikili Taş geleneğinin benzerliklerine değinilmiştir. Ayrıca Göbekli Tepe dikili taşlarının Türk kültüründe görülen kaya resimleri, halı, kilim, tamga, dövme ile bezerliklerine kısaca değinilmiştir. Göbekli Tepe ikili taşlarında görülen soyut sembolün Luvi Alfabesi, Geç Hitit Dönemi Stelleri ve Hakkâri Stelleri ile benzerlikleri karşılaştırılmıştır. Göbekli Tepe ile 12 bin yıl önce battığı söylenen Kayıp Kıta Mu-Lemurya ile bağlantısı olabilirmi? üzerine bir araştırma yapılmıştır. Bu bağlamda, Göbekli Tepe dikili taşlarından elde edilen görsel veriler temel alınarak, sanatsal yorumlamalar yapılmış ve Göbekli Tepe sembollerini içeren 15 adet seramik form tasarlanmıştır.
Güzel sanatlar fakültelerinde korrepetisyon: Öğrenci, öğretim elemanı ve yönetici görüşleri
Müzik eğitimi, içinde çalgı eğitimi, şan eğitimi, solfej eğitimi, armoni eğitimi v.b. dallara ayrılan çok yönlü bir süreçtir. Müzik eğitiminin hangi dalı olursa olsun piyanonun hem solo hem de eşlik çalgısı olarak işlevsel bir şekilde kullanıldığı bilinmektedir. Bu araştırma; güzel sanatlar fakülteleri müzik bölümü öğrencileri, öğretim elemanları ve yöneticilerinin korrepetisyon (eşlik) ile ilgili görüşlerinin değerlendirilmesi amacını taşımaktadır. Araştırmanın amaçları doğrultusunda; öğretmen, öğrenci ve yönetici görüşleri alınarak güzel sanatlar fakültelerinde Korrepetisyon dersine ilişkin durum tespiti yapılmıştır. Örneklem seçilirken ders programlarında korrepetisyon dersi bulunmayan güzel sanatlar fakülteleri tercih edilmiştir. Araştırmada nitel araştırma teknikleri kullanılmıştır. Araştırma, taşıdığı amaç, bu amaca uygun olarak izlenen yöntem ve toplanan verilerin niteliği açısından betimsel bir çalışmadır. Araştırmanın örneklemini ise; seçkili örneklem tekniği ile seçilen ve ders programında korrepetisyon dersi bulunmayan güzel sanatlar fakültelerinde piyano derslerini yürüten öğretim elemanları, çalgı ve şan derslerini yürüten öğretim elemanları, kurum yöneticileri ile üçüncü ve dördüncü sınıf öğrencileri oluşturmaktadır. Araştırmaya toplam 5 yönetici, 6 öğretim elemanı ve 11 Çalgı ve şan öğretim elemanı ve 36 öğrenci katılmıştır.
Nişasta bazlı biyomalzemelerden tekstil yüzeyi elde edilmesi ve sürdürülebilir çanta tasarım uygulamaları
Bu çalışmada, sürdürülebilir malzeme arayışlarına ekolojik bir alternatif oluşturmak amacıyla nişasta bazlı biyoplastik yüzeyler geliştirilmiş ve bu yüzeylerin tasarım alanındaki uygulanabilirliği araştırılmıştır. Bitkisel kökenli hammaddelerin fotosentez süreçleriyle ilişkilendirilmesine dayanan Cycle-P teması çerçevesinde, özellikle fosfor döngüsünün biyokütle üretimindeki rolü tasarım metodolojisine entegre edilmiştir. Bu bağlamda, farklı karışım oranları ve organik katkılar denenerek biyoplastik için ideal reçete oluşturulmuş; baharatlar, meyve kabukları, kahve ve çay posaları ile çeşitli tarımsal atıklar kullanılarak renklendirme ve doku varyasyonları elde edilmiştir. Bu katkıların tamamının bitkisel kaynaklı olmasına özen gösterilmiş ve böylelikle vegan deri konseptiyle uyumlu, doğada çözünebilen alternatif yüzeyler üretilmiştir. Bazı biyoplastik yüzeylerde doğal doku ve renk korunarak serigrafi baskı denemeleri gerçekleştirilmiş; elde edilen tüm yüzeyler TSE kapsamında yaş–kuru sürtme haslığı, ışığa karşı renk haslığı ve yırtılma mukavemeti testlerine tabi tutularak performans özellikleri değerlendirilmiştir. Geliştirilen biyoplastik yüzeyler kullanılarak Cycle-P temasını yansıtan on iki adet çanta tasarlanmış ve üretilmiştir. Tasarımlarda, doğal pigmentlerin biyolojik döngülerle ilişkisini vurgulayan renk geçişleri, bitkisel katkıların oluşturduğu organik dokular ve sürdürülebilirlik ilkesini destekleyen 3D yazıcıdan üretilmiş aksesuar parçaları kullanılmıştır. Bu yaklaşım, biyolojik döngülerden ilham alan bütüncül bir tasarım dili ortaya koymuştur. Çalışmanın bulguları, nişasta bazlı biyoplastiklerin deri yerine geçebilecek nitelikte potansiyel bir malzeme olduğunu göstermekte; bitkisel katkılarla geniş bir renk ve doku çeşitliliği elde edilebildiğini ve malzemenin çevresel açıdan önemli bir çözüm sunabileceğini ortaya koymaktadır. Bu yönleriyle çalışma, sürdürülebilir moda, malzeme bilimi ve biyotasarım alanlarına katkı sağlamanın yanı sıra; biyoplastiklerin performans iyileştirmeleri, farklı organik katkılarla yeni doku araştırmaları ve endüstriyel ölçekli üretim olanaklarının incelenmesi gibi gelecekte yapılacak araştırmalara da yön gösterici niteliktedir.
Mobil uygulama arayüzlerinde minimal tasarım / Gezi planı uygulaması
Geçmişten günümüze daima iletişime geçme duygusu hatta zorunluluğu hisseden insanoğlunun bu arzusu, çağımızda büyük oranda dijital mecralar üzerinde gerçekleşmektedir. Toplumun iletişim tarzını değiştiren bu mecralarda, her yeni gün bir yenisiyle karşılaştığımız, kullanıcı dostu işlevsel ürünler ortaya çıkmaktadır. Şaşırtıcıdır ki ortaya çıkan bu ürünler, kullanıcısıyla buluştuğu andan itibaren, hızlıca milyonlar tarafından tecrübe edilmeye başlanmaktadır. Çağın teknolojisini yakalamak ve bu hevesli milyonları kendi kullanıcıları yapabilmek üzere çaba sarf eden firmaların da mobil uygulamaları geliştirme hususunda son derece hevesli bir tutum sergiledikleri göze çarpmaktadır. Bu arz-talep büyümesi, mobil uygulama geliştiricilerin sayısını da hızla artırmış ve artırmaya devam etmektedir. Bu gelişmenin en büyük nedeni de bilindiği üzere, sabit bilgisayar ortamından mobil uygulamalara geçilmesi olmuş ve mobil uygulamalar, artık çağımız ihtiyaçlarının şekil ve yönünü belirlemede en etkili araçlardan biri haline gelmiştir. Ancak bu olmazsa olmaz tasarım materyalleri, kendi gelişimiyle birlikte yeni tasarım sorunlarını da beraberinde getirmiştir. Bu sebeptendir ki günümüzde minimal tasarım kavramı yeniden ele alınmaya başlanmış, adeta kavram mobil uygulamaların birincil konusu haline gelmiştir. Kurumsal kimlikle uyumsuz skeuomorphic, materyal ve benzer anlayışlarla geliştirilen, yalınlıktan uzak mobil uygulamalar, görsel açıdan yoğun ve karmaşık yapıları nedeniyle kullanıcı deneyimini olumsuz yönde etkilemektedir. Bu durum, son yıllarda uygulama geliştiricileri minimalist yaklaşıma yönelten en önemli etkenlerden biri olmuştur. Bu bağlamda söz konusu problemin nasıl çözümleneceğine örnek oluşturmak amacıyla, "Gestalt İlkeleri, Bilişsel İlkeler ve Tasarım İlkeleri" çerçevesinde Figma programı kullanılarak bir mobil uygulama prototipi geliştirilmiştir. Geliştirilen prototip, gönüllü üniversite öğrencileri tarafından deneyimlenmiş ve bu öğrenciler, aynı ilkelerden yararlanılarak hazırlanan "Kano Modeli" ve "Likert Ölçeği" bir ankete katılmışlardır. Anket sonucunda elde edilen nicel veriler, nitel verilerle karşılaştırılmış böylece minimal, estetik, nitelikli bir dolaşım sistemine sahip, kullanıcı dostu bir uygulama geliştirmenin çözüm yolu, örnek mobil arayüz tasarımları üzerinden aktarılmıştır.
Sanat ve tasarım eğitiminde yeni bir yaklaşım: Artırılmış gerçeklik ortamında perspektif öğrenimi
Günümüzde teknolojik gelişmeler, eğitim materyallerinin tasarımında yeni bir aşamaya geçişi beraberinde getirmiştir. Basılı ve fiziksel materyallerin yerine, dijital altyapıya dayalı, görsel tasarımı öne çıkaran ve teknolojik aygıtlarla uyumlu biçimde kullanılabilen öğretim araçları kullanılmaya başlanmıştır. Bu tez çalışması, sanat ve tasarım eğitimi bağlamında, geleneksel öğretim yöntemlerine alternatif olarak geliştirilen artırılmış gerçeklik (AR) tabanlı mobil bir uygulamanın etkililiğini araştırmaktadır. Çalışmanın odak noktası, öğrencilerin üç boyutlu nesne algısı, perspektif konularını kavrama düzeyleri ve öğrenmeye yönelik motivasyonlarını artırma amacına yöneliktir. Araştırma, güzel sanatlar programında öğrenim gören 30 öğrenci ile yürütülmüş ve deneysel desen kullanılarak yapılandırılmıştır. Katılımcılara hem geleneksel öğretim yöntemleri hem de AR destekli öğretim süreci uygulanmış; her iki sürecin öncesi ve sonrasında öğrencilere uygulanan Likert ölçekli ölçme araçları ve Zihinsel Döndürme Testi (MRT) ile veriler toplanmıştır. Elde edilen bulgular, AR tabanlı uygulamanın öğrencilerin üç boyutlu algılama becerilerini geliştirdiğini, perspektif konularını daha iyi anlamalarını sağladığını ve öğrenme motivasyonlarını olumlu yönde etkilediğini göstermektedir. Bu tez çalışmasında, AR destekli mobil uygulamaların, özellikle uzamsal görselleştirme ve kavramsal soyutlama gerektiren konular için etkili dijital öğrenme araçları olduğu ortaya konmuştur.
Geleneksel Anadolu kültürüne emek vermiş bir folklor araştırmacısı: Abdürrahim Karademir ve zeybek kostüm koleksiyonu
Bu tez, geleneksel Anadolu kültürünün özgün unsurlarından biri olan Zeybek kostümlerinin korunması ve belgelenmesi amacıyla, folklor araştırmacısı Abdurrahim Karademir tarafından oluşturulan kapsamlı bir koleksiyonu merkezine almaktadır. Yaklaşık yarım asırlık bir sürece yayılan bu koleksiyon, Batı Anadolu'da Zeybeklik geleneğine ait giyim kültürünün somut bir belleği niteliğindedir. Çalışmada, koleksiyonun oluşum süreci sözlü tarih yöntemiyle belgelenmiş; Karademir'in sahaya dayalı gözlemleri, toplama pratikleri ve halk kültürüne yaklaşımı derinlemesine analiz edilmiştir. Koleksiyonda yer alan kostümler özgün fotoğraflar, teknik çizimler ve katalog formatında veri formları ile görsel ve teknik açıdan değerlendirilmiş; kullanılan kumaş türleri, model özellikleri, süsleme teknikleri ve motiflerin taşıdığı kültürel anlamlar detaylandırılmıştır. Nitel araştırma yönteminin benimsendiği bu tezde, sözlü anlatılar, doküman incelemeleri ve görsel malzeme birlikte kullanılarak disiplinler arası bir yaklaşım izlenmiştir. Sonuç olarak, bu çalışma bireysel çabayla oluşturulan koleksiyonların halk bilimi alanına nasıl arşivsel ve akademik değer kazandırabileceğini ortaya koymakta; geleneksel kültürün korunmasında kişisel birikimlerin rolüne dikkat çekmektedir. Aynı zamanda, yerel yönetimlerin ve akademik kurumların bu tür çalışmaları desteklemesinin önemi vurgulanmakta; kültürel mirasın yaşatılmasına yönelik yeni yöntemsel öneriler sunulmaktadır.
Üniversitelerin kurumsal mobil uygulamaları: Süleyman Demirel Üniversitesi mobil uygulama incelemesi
Teknolojinin gelişimi ile iletişim büyük bir çoğunlukla mobil cihazlardan sağlanmaktadır. Bu iletişim ağının getirilerinden biri olan mobil uygulamalar hemen hemen her alana, konuya ve ihtiyaca göre şekillenmektedir. Farklı taleplere göre içeriği değişen mobil uygulamalar kurumların bünyesinde bulunan kullanıcılara ulaşmayı hedeflemektedir. Bir eğitim kurumu hem birlikte çalıştığı personellerine hem de öğrencilerine ulaşmak için mobil uygulamaları tercih etmektedir. Kullanıcılarının ihtiyaçlarına göre şekillenebilen mobil uygulamalar içerik açısından güçlü olsalar bile tasarım açısından güncel kalmamakla birlikte özenli olmayan tasarım anlayışları kullanıcılara hitap etmemektedir. İçerik ne kadar önemli ise onu sunan tasarım öge/eleman seçimleri de önemli rol oynamaktadır. Bilgilendirme doğru yapılmadığında bilginin önemi kalmadığı gibi tasarımların özenli ve özgün olmadığında bilginin dili olarak görebileceğimiz tasarımlar bilgiyi aktaramaz hale gelir. Tasarımcının buradaki amacı bilgiyi özenli ve özgün tasarımlar ile pekiştirerek kullanıcıda dikkat uyandırmasıdır. Bu nedenle bilginin doğru ve ulaşılabilir olarak iletilebilmesi sürecinde tasarımların, nitelikli tasarım ögeleri ile kurumun kurumsal kimliğine ve motivasyonuna uygun tasarım öge/ilkelerinin doğru kullanımı sağlanmalıdır. Amacına uygun görsel seçimleri ile kullanıcı deneyimini olumlu şekilde arttırmak amaç edinilmedir. Bu nedenle Türkiye'deki üniversitelerde uygulanan mobil arayüz tasarımları kullanıcı deneyimi nezdinde geri dönüt alamamaktadır. Bu çalışmada kullanıcı deneyimleri sayesinde uygulamanın gelişim evresi aktarılmaktadır. Ayrıca araştırmada devlet üniversitelerinin geliştirdikleri mobil uygulama tasarımları ele alınmış olup, Süleyman Demirel Üniversitesi mobil uygulama tasarımı çözümlenmiştir. Rastlanan sorunlara çözümler getirilerek kullanıcı deneyiminin arttırılması amaçlanmıştır. SDÜ mobil uygulaması güncel tasarım anlayışına uygun olarak tasarlanmıştır. İncelenen diğer üniversite mobil uygulama tasarımlarının aksine özgün olduğu görülen SDÜ mobil uygulama, günümüzde yaygın olarak kullanılan sosyal medya uygulama tasarımlarıyla aynı tasarım dilini konuşarak güncelliğini korumaktadır.
Burdur el dokuma kumaşlarının günümüz kadın giyim tasarımında kullanımı
Geçmişten günümüze dokumacılığın yapıldığı yerlerden biri olarak karşımıza çıkan Burdur, Alaca ve İbecik Bezi dokumalarıyla bilinmektedir. Geçmişte toplumun ihtiyacını karşılaması ve geçim kaynağı olması anlamında önemli bir rol üstlenen Alaca Dokuma ve İbecik Bezi teknolojinin gelişmesi ve sanayileşmeyle birlikte günümüzde eskisi kadar dokunmamaktadır. Alaca Dokuma ve İbecik Bezinin günümüzde üretimini canlandırmak, tanınırlığını artırmak, ekonomiye kazandırmak, günümüz moda anlayışına uygun tasarlanmış günümüz kadın giyim tasarımlarına uyarlamak, günlük hayatta giysi olarak kullanım alanını genişletmek ve sürdürülebilirliğine katkı sağlayarak gelecek nesillere aktarmak amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda genel tarama yöntemi kullanılmıştır. Nitel araştırma yöntemlerinden alan yazın taraması yapılmış, kaynaklar arşivlenmiş, konu hakkında yapılan çalışmalar incelenmiştir. Alan yazın taramasına ek olarak alan araştırması yapılmış ve yüz yüze sözlü görüşme tekniği kullanılmıştır. Kurum ve kuruluşlardan yetkili kişiler ziyaret edilmiş, gerekli yazılı kaynaklar, görseller, dokumaların geçmiş ve günümüz örnekleri tespit edilmeye çalışılmış ve üretilen ürünler incelenmiştir. Araştırmanın kapsamında görüşme formları hazırlanmış, bu formlara verilen yanıtlara bağlı olarak edinilen bilgiler derlenmiştir. Elde edilen bilgiler doğrultusunda Burdur el dokuma kumaşlarının günümüz örneklerinden yola çıkılarak sezonun moda eğilimlerine ve günümüz moda anlayışına uygun 17 adet tasarımdan oluşan günümüz kadın giyim tasarımları hazırlanmış ve üretilmiştir. Tasarım ve üretim sürecinde sezonun eğilimleri incelenerek ilham kaynağı ve hedef kitle belirlenmiş, ilham panosu, malzeme ve renk panosu oluşturulmuştur. Tasarımların eskiz ve teknik çizimleri dijital ortamda hazırlanmıştır. Kumaşlar ve malzemeler temin edilerek seçilen tasarımların kalıpları çıkartılmıştır. Giysi üretim raporları ve maliyet formu hazırlanmıştır. Kesim ve dikim işlemleri tamamlanarak tasarımlar ürün haline dönüştürülmüştür. Hazırlanan tasarımların moda fotoğrafları çekilerek koleksiyonun sunumu yapılmıştır. Burdur Alaca ve İbecik Bezi kumaşlarında olduğu gibi Anadolu'nun birçok yerinde üretilen yerel kumaşların günümüz giysi tasarımlarında kullanılabileceği gösterilmiştir.
20. yüzyıl estetiğinde güzellik anlayışı (Alfred North Whitehead ve Charles Hartshorne örneği)
Bu çalışma, 20. yüzyıl estetik ve güzellik anlayışını derinden etkileyen Alfred North Whitehead ve öğrencisi Charles Hartshorne'un felsefi düşünceleri üzerine kurgulanmıştır. Özellikle süreç felsefesi ve estetik görüşlerini ele almaktadır. Çalışma sürecinde her iki filozofun etkileşimleri araştırılmıştır. Çıkan sonuçlar üzerinden filozofların ortak yönleri, karşıt düşünceleri ve 20. yüzyıla yansıması tespit edilmiş, teze aktarılmıştır. Whitehead'in süreç felsefesi ve estetiği, sanatın dinamik ve sürekli bir değişim süreci olduğunu, sanat eserinin izleyiciyle etkileşim içinde anlam kazandığını öne sürer. Hartshorne ise Whitehead'in düşüncelerini geliştirerek, özellikle güzelliğin "orta yol" ilkesine dayandığını, birlik ve çeşitliliğin uyumlu bir birleşimini temsil ettiğini savunur. Whitehead'in felsefesinin temel kavramları gerçek olaylar, yaratıcılık ve ritim gibi konular üzerinde şekillenir. Whitehead'in estetik anlayışında sanat, düşüncenin bir modu olarak görülür ve gerçekliği anlamamıza yardımcı olur. Sanat eseri, geçmiş, şimdi ve geleceği bir araya getiren bir anlık tecrübedir. Hartshorne ise, güzelliği "birlik içinde çeşitlilik" ilkesiyle açıklar ve güzelliğin aşırı düzen ve kaos arasında bir denge noktası olduğunu savunur. Hartshorne, güzelliğin hem öznel hem de nesnel yönlerini vurgular ve estetik deneyimlerin ilahi olanla bağlantılı olabileceğini ileri sürer. Kuş şarkıları, Hartshorne'un estetik anlayışında önemli bir yer tutar ve doğadaki güzelliğin özlü bir örneği olarak değerlendirir. Her iki filozof, sanat ve estetik deneyimi salt nesnel bir durumdan ziyade, dinamik bir süreç olarak ele alır. Onlara göre, sanat eseri izleyicinin deneyimiyle tamamlanır ve sürekli bir oluş ve değişim halindedir. Bu bağlamda, güzellik de statik bir ideal değil, sürekli bir değişim ve gelişim süreci içinde var olan bir olgu olarak görülür. 20. yüzyıl sanat akımlarının (soyut dışavurumculuk gibi) Whitehead ve Hartshorne'un fikirlerinden nasıl etkilendiği üzerinde durulur. Bu akımlarda, sanat eserinin dinamik bir süreç olarak ele alınması ve izleyicinin aktif katılımının vurgulanması, süreç felsefesinin estetik alandaki yansımaları olarak değerlendirilir. Anahtar Kelimeler: Whitehead, Hartshorne, süreç felsefesi, 20. Yüzyılda estetik ve sanat
Türk kültüründe kadının yeri ve Türk resim sanatında mitolojik kadın tasvirleri
Bu çalışmada Türk kültür değerlerine göre yetişmiş ve bu değerlere sahip çıkmaya devam eden bu milletin vatansever bir bireyi olarak Türk kültüründe kadının yeri ve bunun resim sanatında konu olarak yer almasının neden gerekli olduğunun ortaya koyulması amaçlanmıştır. Çalışmanın sonucunda Türk kültürünün sahip olduğu zengin mitolojik unsurların özellikle kadın konusu özelinde Türk resim sanatında işlenmesi, unutulmaya yüz tutmuş Türk kültürünün hafızalarda yenilenmesi hususunda son derece yardımcı olacağı kanısına varılmıştır. Bu sebeple Türk kültür ve geleneğinin yine Türk resim sanatı yoluyla geri kazanımının toplumda yaşanan kadınla ilgili pek çok sorunun çözümü kapsamında gerekliliği önerilmiştir.
Medya kültüründe görsel algının sanata etkisi: Deprem örneği
21. yüzyılda sanat, medya ve iletişim teknolojileri aracılığıyla kitle iletişimde yeniden şekillenerek toplumun tüm kesimlerine ulaşmıştır. İnsanlığın bilim ve teknolojideki olağanüstü gelişmeleri sayesinde kendisine yeni alanlar açan sanat, medya aracılığıyla yaşam algımızda köklü değişimler yaratmıştır. Yaşamımızın her alanında etkisini hissettiğimiz medya, toplumun tüm kesimlerine ulaşarak görsel imgeler yoluyla toplumda yeni kültürel değerler oluşturmuş ve geleceğe yön vermiştir. Bu gelişmelere önemli derecede katkı sağlayan sanatçılar, dijital teknolojiyi kullanarak sanat üretirken kendileri de bu değişim ve gelişimin bir parçası olmuştur. Bu gelişmelerin ortaya koyduğu teknolojik süreç sanatsal yaratı alanını belirlerken, bu etkinin sanatçıyı eyleme dönüştürücü gücü sanatta önemli bir olgu olarak ortaya çıkmıştır. Bu sürecin sonucunda medyanın gerçeklikle olan ilişkisi sorgulanmış ortaya çıkan yeni durumun, sanatçının üretim algısındaki değişimine etkisi, deprem örneği üzerinden araştırılmıştır. Bu çalışma, medyanın sanat ile ilişkisi üzerinden, medya aracılığıyla yaratılan sanal gerçekliğin görsel algı bağlamında sanata, sanatçıya ve topluma etkilerini sorgulamayı amaçlamaktadır. Medyanın ağ toplumunun yapılanmasındaki etkileri sorgulanırken bu zeminden beslenen sanatçıların etkilenişleri, ürettikleri eserler üzerinden okunabilir. Ayrıca 2000'li yılların sanatçılarının, kendilerini ifade ediş biçimlerinde, düşünce ve sorgulama yapılarında kendi amaçlarını ve toplum değerlerini yapılandırırken medyanın hangi karakteristik özelliklerinden yararlandıkları ve kavramsal ilişkileri araştırılmıştır. Bu alanlara açıklık getirmesi amaçlanan araştırmada, pek çok yabancı kaynağın yanında, hazırlanmış makaleler, yüksek lisans ve doktora tezleri, kitaplar, dergiler ve elektronik yayınlar literatür taramaları ışığında derinlemesine incelenmeye çalışılmıştır.
Soyut resmin tekstil tasarımına yansımaları ve kişisel yorumlamalar
Modern sanatın önemli bir dalı olan soyut sanat, duygu, düşünce ve mekân algısını dinamik bir şekil, renk ve doku birliğiyle ifade ederek görsel ortamın sınırlarını genişletmiştir. Bu tezde soyut sanatın estetik ve kavramsal yönlerinin kumaş tasarımına etkisi tartışıldı ve bu alanda yaratıcı tasarım denemeleri gerçekleştirildi. Çalışma kapsamında soyut sanatın tarihsel gelişimi, temel ilkeleri incelenmiş ve bu ilkelerin tekstil tasarımına uygulanması analiz edilmiştir. Ayrıca sanat ve tekstil tasarımı arasındaki ilişki incelenerek soyut formların kumaş, desen ve tekstil ürünlerinde yeni ifade biçimleri sağlama potansiyeli araştırılmıştır. Bu çalışmanın amacı soyut sanatın tasarım sürecinde yaratıcı yollar geliştirerek modern tekstil tasarımına nasıl katkı sağlayabileceğini araştırmaktadır. Bu çalışmada nitel yöntemler kullanılmıştır. Çalışma da on bir desen hazırlanmıştır. Adobe Illustratör programında dijital ortamda metraj desen olarak hazırlanmıştır ve bütün desenler %95 polyester %5 elastan içerikli kumaşa süblime baskı tekniğiyle basılmıştır. Bu çalışmalar insanın iniş çıkışlarından ilham alınarak hazırlanmıştır. Kullanılan baskı tekniği ile eşleştirilen kumaş kalitesi çalışmaları diğer çalışmalardan ayıran özellik olmuştur. Sonuç olarak soyut sanatın tekstil tasarımına yansımasıyla oluşan ana tasarımlar kavramsal ve pratik açıdan tekstil tasarımına yeni bir bakış açısı kazandırmayı hedeflemektedir. Bu alanda üretilen tasarımlar, soyut sanatın estetik değerlerini modern tekstil tasarımına dahil ederek sanat ve uygulama yoluyla yaratıcı ürünlerin ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Elde edilen sonuçlar, soyut sanatın tasarımda nasıl ilham kaynağı olarak kullanılabileceğini göstermektedir ve tekstil tasarımına farklı bir bakış açısı sunmaktadır. Bu nedenle bu çalışma akademik ve sektörel bağlamlarda sanat ve tasarım araştırmacılarına, öğrencilere, eğitim kurumlarına, kumaş üreticilerine, tasarımcılara yardım sağlamayı amaçlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Soyut Sanat, Moda, Tekstil Tasarımı, Kumaş Tasarımı, Sanat ve Tasarım İlişkisi
Somut olmayan kültürel miras kapsamında Sedef Kakma sanatı: Gaziantep örneği
Gaziantep'in zengin kültürel mirasının ayrılmaz bir parçası olan sedef kakmacılığı tarihsel süreç içerisinde ilin kültürel kimliğini şekillendiren unsurlardan biri olarak varlığını sürdürmüş ve ustadan çırağa aktarılarak günümüze ulaşmıştır. Bu sanat, sadece estetik bir üretim biçimi olmanın ötesinde, şehrin tarihsel ve sosyal hafızasının bir yansıması olarak somut olmayan kültürel miras niteliği taşımaktadır. Ancak modernleşme, küreselleşme, afet ve değişen toplumsal dinamiklerin geleneksel el sanatları üzerindeki dönüştürücü etkileri bu sanatın sürdürülebilirliğini tehdit eden unsurlar olarak öne çıkmaktadır. Sayılan tehditler nedeni ile kültürel, sanatsal ve sosyo-ekonomik açılardan geleneksel sanat dalının korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması önem arz etmektedir. Gaziantep'te yüzyıllardır ustalıkla icra edilen sedef kakma sanatı, sadece estetik bir üretim biçimi değil, aynı zamanda şehrin tarihsel ve sosyal hafızasının da bir yansımasıdır. Bu çalışma, Gaziantep sedef kakmacılığının köklü geçmişini ve tekniklerini ele almanın yanı sıra, 6 Şubat 2023 depremlerinin bu somut olmayan kültürel miras üzerindeki etkilerini ve sanatın sürdürülebilirliğine yönelik tehditleri incelemeyi amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda çalışmanın problemi "Gaziantep somut olmayan kültürel miras unsurlarından olan sedef kakmacılığının 6 Şubat 2023 depreminden sonraki durumunun ne olduğu?" sorusudur. Çalışmanın metodolojisi, nitel araştırma yöntemlerinden olan saha araştırması ve yarı yapılandırılmış mülakat tekniklerini içermektedir. Bu bağlamda, deprem sonrası üretime devam eden sedef kakma ustaları ile derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilerek, afet sonrası durum betimsel bir yaklaşımla incelenmiştir. Elde edilen bulgular, bu geleneksel sanatın karşı karşıya olduğu tehditleri ve sürdürülebilirliğine yönelik çözüm önerilerini ortaya koymayı hedeflemektedir.
Hoca Ali Rıza'nın sokak konulu resimlerinde kentsel hafıza ve gündelik kültürün görsel temsili
Bu çalışma, Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçiş sürecinde yaşamış olan Hoca Ali Rıza'nın sokak konulu resimlerini kentsel hafıza ve gündelik kültürün görsel temsili açısından incelemeyi amaçlamaktadır. 19. yüzyıl sonlarında hız kazanan modernleşme süreci, Osmanlı toplumunun gündelik yaşam pratiklerinde köklü değişimlere yol açarken, bu dönüşüm sanata da yansımıştır. Hoca Ali Rıza, resimlerinde İstanbul'un özellikle Üsküdar merkezli eski sokaklarını, ahşap evlerini, çeşmelerini ve sade yaşamını betimleyerek bir yandan geçmişin mekânsal izlerini belgelerken, diğer yandan bu unsurları kültürel belleğin taşıyıcısı olarak işler. Araştırma, sanatçının seçilmiş eserleri üzerinde nitel yöntemle yürütülen betimsel, ikonografik ve ikonolojik analizlere dayanmaktadır. Sokak, kahvehane ve çeşme gibi mekânsal motifler; çocuklar, simitçiler ve gündelik figürler bağlamında çözümlenmiş, bu görsel unsurların dönemin sosyo-kültürel yapısını nasıl yansıttığı değerlendirilmiştir. Ayrıca, sanatçının belgeleyici üslubu ile estetik tercihleri arasındaki ilişki yorumlanmıştır. Elde edilen bulgular, Hoca Ali Rıza'nın yalnızca bir peyzaj ressamı değil, aynı zamanda görsel bir tarihçi olarak kentsel hafızayı sanatı aracılığıyla kayıt altına alan öncü bir sanatçı olduğunu ortaya koymaktadır.
Bir müzik eserinin anlam inşasında dinleyicinin rolü
Bu çalışma, müzik eserinin anlamını yalnızca besteci niyeti ve notaya yazılı yapı üzerinden açıklayan yaklaşımları sorgulayarak, dinleyiciyi anlamın kurucu öznesi olarak konumlandırmaktadır. Hermenötik ve alımlama estetiği kuramları çerçevesinde, müziksel anlamın besteci–icracı–mekân–dinleyici etkileşimi içinde, tarihsel ve bağlamsal olarak nasıl yeniden üretildiği tartışılmaktadır. Araştırma, nitel çoklu-vaka deseniyle yapılandırılmış; Beethoven'ın 9. Senfonisi, Kemani Hamza Bey'in Saba Mevlevî Peşrevi, "Misket" oyun havası ve Simge'nin "Aşkın Olayım" adlı pop şarkısı karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Metin analizleri, tarihsel belgeler, icra pratikleri ve dinleyici alımlamasına ilişkin söylemler birlikte değerlendirilmiştir. Bulgular, söz konusu eserlerin farklı bağlamlarda türsel, işlevsel ve sembolik açıdan dönüşüme uğradığını; dinleyicinin beklenti ufku, ön-anlamları ve kültürel konumunun bu dönüşümde belirleyici rol oynadığını göstermektedir. Böylece dinleyici, müziksel anlamın pasif alıcısı değil, "ortak-yazar"ı olarak yeniden tanımlanmaktadır.
Gustav Klimt ve Egon Schile'nin eserlerinin biçim, içerik bakımından incelenmesi ve sembolik anlamları
İnsanlık ile birlikte doğan sanat, tarihsel süreç içerisinde değişime uğramıştır. Günümüze kadar gelen süreçte sanatta birçok akım ve hareket ortaya çıkmıştır. Bu akımlardan ikisi Sembolizm ve Ekspresyonizm olmuştur. Sembolizm 19. yüzyıl sonlarında Fransa'da ortaya çıkmıştır. Sanatın tüm dallarında etkisini göstermiş olan akım, sanat tarihinde 19. yüzyıl sonu ile 20. yüzyıl başlarında kendini göstermiştir. Sanatçılar, düşsel güçlerini anlatmakta yaratıcı bir imgelem bulmuşlardır. Bu yaratıcı imgelem, semboller kullanılarak yeni bir biçim dili oluşmasını sağlamıştır. İlk olarak Avrupa ülkeleri ve Rusya'da görülen sembolizm şiir sanatında başlamış ve zaman içerisinde tiyatro, müzik, resim, heykel, mimari ve dekorasyon gibi alanlarda da kendini göstermiştir. Sembol kullanımı ilk olarak dini figürlerin betimlenmesinde kullanılmıştır. Rönesans dönemi ile birlikte dünyevileşme ön plana çıkmış ve dini figürler resimsel olarak betimlenmiştir. Soyut olanı somutlaştırma eyleminin gerçekleşmesi sembollerin kullanımı ile ortaya çıkmıştır. Sanat tarihinde çok sayıda sembol kullanımı görülmektedir. Bu bağlamda verilebilecek en iyi örneklerden biri sanatçı Gustav Klimt'tir. Gustav Klimt, sembolist bir ressam olarak, aklındakileri simgeler ile tasvir etmiştir. Bir dönem kendisinin dekorasyon işi ile ilgilenmesi, sanatçının yeni bir arayışa girmesini sağlamıştır. Dekoratif unsurlar ve simgeleri birleştirerek kendine has bir üslup yaratan Klimt, Art Nouveau sanat hareketinin öncüsü olmuştur. Sembolist ressam, sanat ve zanaatın birleştiği bu sanat hareketini ortaya çıkararak yapılan işin neyi temsil ettiğinden daha çok dekoratif unsurların ön plana çıktığı bir anlayış geliştirmiştir. Gustav Klimt sanat tarihine yeni bir bakış açısı getirerek birçok sanatçıya ilham kaynağı olmuştur. Bu sanatçılardan biri ekspresyonist ressam Egon Schiele'dir. Ekspresyonizm, 20. yüzyıl sanat akımlarından biridir. Sanat akımını diğerlerinden ayıran detay sanatçıların iç dünyalarının ön plana çıkması olmuştur. Toplumu ve insanlığı temel alarak yaşanılan sosyal, ekonomik, politik sorunların birey üzerindeki psikolojik etkisini gözler önüne sererek hem insanlığa hem de topluma mesaj veren bir uyarıcı olmuştur. Görünen ile yetinmeyen sanat akımı, görünenin içindeki asıl olan özü keşfetmek istemiştir. Özü keşfetmek isteyen sanatçılar kendi duygu ve düşüncelerini ön planda tutmuştur. İç dünyalarını çarpıcı renk ve çizgilerle ifade etmişlerdir. İç dünyasını kendine özgü bir tarz ile yansıtabilen sanatçılardan biri de Egon Schiele'dir. Egon Schiele, küçük yaşlarda yaşadığı kayıplar ile hayata karamsar ve umutsuz bakmıştır. Bu karamsar tutum gençliğinde de devam etmiştir. Kendisini resim sanatı ile ifade edebilen sanatçının resme olan yeteneği Schiele'nin hayatının geri kalanını şekillendirmiştir. Gustav Klimt'i ustası olarak görmüş olan ressam, başta Klimt'in eserlerinden yola çıkmış ve Klimt'in eserlerinin bazılarını kendi tarzı ile yeniden ele almıştır. Zaman içerisinde, kullandığı renkler, çizgiler, erotik ve pornografik yaklaşımı ile sanatta yeni bir biçim dili oluşturmuştur. İç dünyasının ve küçük yaşlarda yaşadığı zorluklardan dolayı depresif ruh hali, sanatçının hayata bakış açısını ve yapıtlarını etkilemiştir. Bu bağlamda sanatçının eserleri Schiele'nin kendini bulma ve yorumlama yolundaki yansımaları olmuştur. Bu durumdan hareketle sanatçının iç dünyayı ele almasını yorumlaması kendinden sonra gelen diğer sanatçılara ilham kaynağı olmuştur. İzleyiciler ise sadece kendinden bir parça değil aynı zamanda sanatçının ne hissettiğini, istediğini ve yaşadığını görebilmişlerdir. Bu çalışmanın amacı Gustav Klimt ve Egon Schiele'nin eserlerini biçim ve renk açısından incelemek ve yapıtlarının sembolik açıdan anlamlarını irdelemektir. Anahtar kelimeler: Sembolizm, Ekspresyonizm, Gustav Klimt, Egon Schiele, renk, biçim
Moda tasarımında giyilebilir teknoloji uygulamalarına inovatif yaklaşımlar: Esnek güneş panelli giysi ve aksesuar tasarımları
Bir kıyafetin bir parçası olarak ya da kişisel bir aksesuar olarak giyilebilen teknolojik ürünleri kapsayan giyilebilir teknolojiler insanların hayatını kolaylaştırmaktadır. Son yıllarda büyük bir hızla gelişen teknoloji sayesinde giyilebilir teknoloji ürünlerinde büyük ilerlemeler kaydedilmektedir. Giyilebilir teknoloji ürünlerinin kullanımı son dönemde hızla büyüyen bir moda, ciddi bir tüketim sektörü olmaya başlamıştır. Küresel iklim kriziyle birlikte sektörün yeni yönelimi olan sürdürülebilir yaklaşımlar ve Covid 19 pandemisi ile birlikte insanların değişen hayat şartlarına bağlı olarak, bireyselleştirilmiş ve teknolojiye bağımlı duruma gelinmiştir. Teknoloji kullanımı arttıkça, enerji ihtiyacı en hızlı ve pratik nasıl giderilir sorusunun cevapları aranmaya başlanmış olup dünyanın ana enerji kaynağı güneş günlük yaşantımızda kullanılan enerji için de ilham kaynağı durumuna gelmiştir. Bu durumda moda sektöründe sürdürülebilir ve yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanılması ve bunların moda sektöründe uygulanması hem yenilikçi hem de ekolojik olarak çevre dostu bir yaklaşım olarak karşımıza çıkmaktadır. Son yıllarda moda sektöründe yapılan fuar ve defilelerde teknolojik kıyafet ve aksesuarların yoğun olarak kullanılmaya başlandığı görülmektedir. Günlük aktiviteleri hatırlatan ve analizlerini yaparak kişisel verileri kolayca takip etmeyi sağlayan kıyafetler, saatler ve bilekliklerle başlayan giyilebilir teknoloji ürünleri; kemerler, şapkalar, ayakkabı ve çantalarla zenginleşerek ilerlemesini sürdürmektedir. Bu ürünler çeşitli akıllı sensörler, kablosuz bir güç kaynağı ya da güneş enerjisi gibi yenilenebilir enerji sistemlerinden yararlanarak çalışmaktadır. Bunun sonucunda yenilenebilir enerji kaynaklarının farklı tasarımlarla birleştirilmesi fikri ortaya çıkmış; bu da daha fonksiyonel ve inovatif yaklaşımların oluşmasını zorunlu kılmıştır. Giyilebilir teknolojilerde kullanılan yenilenebilir enerji kaynağı olan güneş enerjisinin kullanımı ile giysi ve aksesuarlar aracılığıyla güneş ışığını toplayarak telefon şarj edebilme imkânı bulunmaktadır. Bu araştırmada giyilebilir teknolojinin bir parçası olan giyilebilir güneş enerji sistemleri konusunda yapılan çalışmalara değinilmiştir. Öncelikle "Kadın ve erkek deri giysi ve aksesuar tasarımlarına esnek güneş panelleri dahil edilerek daha işlevsel tasarımlar elde etmek mümkün müdür?" sorusuna ve bu sorunun beraberinde getirdiği alt problemlere cevap aranmıştır. Yenilenebilir enerji kaynağı olan güneş enerji sistemlerini kullanarak cep telefonlarını şarj edebilen çeşitli aksesuar tasarımlarının yapılmasını kapsayan bu çalışmada esnek güneş panelleri kullanılmıştır. Tasarımlar yapılırken esnek güneş panelleri ile teknoloji kullanımının yanı sıra estetik unsurlar da göz önünde bulundurulmuştur. Literatür taraması yapılmış, güneş enerjisi sistemlerini kullanan tasarımcılara ve yapılan test ve örnek uygulamalara yer verilmiştir. Çalışmada farklı kullanım amacına hitap eden bir adet kadın ceketi, bir adet erkek yeleği ve beş adet çanta tasarımı yapılmış ve üretilmiştir. Üretimi yapılan tasarımlarda telefon şarj mekanizmasının çalışıp çalışmadığı gün ışığı ve maruz kalınması öngörülen ortam koşullarında test edilmiştir. Herhangi bir depolama alanı olmaksızın anında şarj özelliği olan tasarımların bir telefonu gün ışığında yaklaşık 2-3 saatte şarj edebildiği gözlemlenmiştir. Enerji kaynağının sürekli olarak taşınabilir ve erişilebilir olmasını sağlayan tasarımların, teknolojiye olan bağımlılığın hayatın hızını yavaşlatmasını önleyeceği, sektörde yenilikçi, sürdürülebilir ve inovatif alternatiflerin artmasına olanak sağlayacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Güneş Enerji Sistemleri, Esnek Güneş Paneli, Giyilebilir Teknolojik Ürünler, Tasarım
Ekspresyonizm sanat akımı bağlamında Edvard Munch'un ve Marc Chagall'ın yapıtlarının Freudyen psikanalize göre incelenmesi ve sanatsal açıdan çözümlenmesi
Sanat, tarihsel süreç içerisinde gelişim göstermiştir. Sanatta çok sayıda akım vardır. Bunlardan biri Ekspresyonizm'dir. Ekspresyonizm, iç dünyayı hedef almıştır. Geleneksel üslubu yok sayan Ekspresyonizm'de, bireyin mevcut ruhsal durumu, sezgisi ve yabancılaşma hali öne çıkmaktadır. Bu üç özellik, ekspresyonistlerin biçim dilinin bireysel perspektiften yaratılmasında etkin rol oynamıştır. Sanatsal bağlamda renk, çizgi ve biçim, ressamların öznel yorumlarıyla karakterize edilmiştir. Ekspresyonist ressamlardan Edvard Munch ve Marc Chagall, öz yaşamları doğrultusunda sıradışı eserler üretmişlerdir. Munch, travmatik bir çocukluk dönemi yaşamıştır. İç dünyasında acılar yaşayan ressam, süreç içerisinde tecrübelerini bir aktarım olarak eserleriyle yansıtmıştır. Mevcut ruh hali, dürtüsel bir etkiye dönüşerek onun eserlerinin temelini oluşturmaktadır. Yapıtlarda biçim ve özellikle renk unsuru, ressamın iç dünyasını tercüme etmektedir. Renkler, sanatçının duygularının ve hislerinin simgesi olmuştur. Eserlerde travmatize olunan olaylar, sanatçının bireysel ruh hallerini göstermektedir. Yapıtlarda yer alan figürler, betimlenen travmatik olayların tasvirleri olarak tercih edilen renklerin simgesel anlamları ile bir bütün oluşturmaktdır. Chagall, yoksulluk içinde büyümüştür. Ressamın küçüklüğünden itibaren kendini var etme mücadelesi, onun duygusal ve dürtüsel tarafını bastırmıştır. Chagall, eserlerinde yaşamına dair anıları, hatıraları ve bastırılmış isteklerini tema haline getirmiştir. Sanatçının eserlerinde hem renk hem de form, sanatsal ve psikolojik açıdan incelenmeye uygundur. Renk, simgesel anlamıyla ön plana çıkarken biçim ise ressamın öznelliğini ortaya koymaktadır. Chagall'ın gerçekdışı diğer imgelere yer vermesi, onun duygularını, isteklerini ve düşüncelerini form üzerinden de sembolik bir anlatıma dönüştüğünü göstermektedir. Ekspresyonist yapıtlar, psikoloji etkileşim içerisindedir. Psikolojide yer alan psikanaliz, Freud tarafından kurulmuş, zamanla psikanalistin teorileri ve teknikleriyle gelişmiştir. Freud'un kuramı, sanat alanında ressamların yaşamları doğrultusunda yapıtları inceleme fırsatı vermektedir. İç dünyayı ele alan psikanaliz, bireyin travmalarını derinlemesine incelemiştir. Sanatçıların travmaları, ekspresyonist yapıtlarda sanatsal unsurlar ile ortaya çıkmıştır. Ekspresyonist eserler, Freudyen psikanalize göre değerlendirilmektedir. Bu araştırmanın amacı Ekspresyonizm bağlamında Munch'un ve Chagall'ın yapıtlarını Freudyen psikanalize göre incelemek, eserleri sanatsal açıdan çözümlemek ve Freud'un psikanalitik kuramının yapıtların ortaya konulma nedenlerinin belirlenmesinde sunduğu katkıları göstermektir. Anahtar Kelimeler: Ekspresyonizm, Edvard Munch, Marc Chagall, Freudyen psikanaliz, psikanalitik çözümleme, sanatsal analiz.
Ankara Vakıf Eserleri Müzesi'nde bulunan 2038 ve 2029 envanter numaralı halı motiflerinin incelenmesi ve güncel takı tasarımları.
Bu tez çalışması, Ankara Vakıf Eserleri Müzesi koleksiyonunda yer alan 2038 ve 2029 envanter numaralı Kırşehir ve Uşak halılarının motiflerini inceleyerek bu motiflerin günümüz takı tasarımlarına aktarılmasını konu edinmektedir. Araştırmada, halı ve takı sanatlarının Anadolu kültüründeki tarihsel gelişimi, sembolik anlamları ve sanatsal özellikleri ele alınarak, bu iki geleneksel sanat dalı arasındaki estetik, biçimsel ve sembolik ortaklıklar ortaya konulmuştur. Öncelikle halı kültürünün tarihsel süreçteki yeri, Anadolu halıcılığının karakteristik özellikleri, müzecilik anlayışı ve takı sanatının gelişimi incelenmiştir. Daha sonra, Ankara Vakıf Eserleri Müzesi'ndeki iki özgün halı örneği motif çözümlemeleriyle birlikte analiz edilmiştir. Bu motifler biçim, renk, üslup ve sembolizm yönünden değerlendirilerek araştırmacı tarafından önce elle etüt edilerek stilize edilmiş, ardından bu sanatsal veriler takı tasarım prensipleri doğrultusunda güncel ve somut ürün tasarımlarına dönüştürülmüştür. Araştırma, geleneksel motiflerinin modern tasarım anlayışıyla yeniden yorumlanması sayesinde kültürel mirasın çağdaş bağlamda yaşatılabileceğini göstermektedir. Bu bağlamda geçmişte yer alan el sanatları ile günümüz tasarım yaklaşımları arasında sanatsal bir köprü kurulup, kültürel sürekliliğin korunması ve yeni nesillere aktarılması amaçlanmaktadır. Tez, aynı zamanda müze koleksiyonlarındaki somut kültürel varlıkların tasarım disiplini açısından yeniden değerlendirilmesine katkı sağlamaktadır. Motiflerin takı sanatında kullanılmasıyla hem geleneksel sembolizmin korunması hem de yenilikçi sanat anlayışlarının geliştirilmesi hedeflenmektedir.
Karikatürün bilgisayar destekli analizi: Türkiye-Avustralya mukayesesi
Sanat ve bilim, birlikte gelişim göstermekte ve birbirini tamamlamakta, millet ve toplumların gelişmişlik göstergelerinin en belirleyici unsurları olmaktadır. Bununla birlikte sanat, bilim ve teknoloji üzerinden yeni kavramlar geliştirmekte ve tekniğin olanakları üzerinden kendisine, kendisini yeniden ifade edecek ortam ve araçları yaratabilmektedir. Karikatür, bir sanat dalı olarak, tüm diğer sanat alanlarında olduğu gibi bilim ve teknoloji üzerinden tarif edilmeye ihtiyaç duyar. Bu gereklilik ve ihtiyaç temelinde gerçekleştirilen bu çalışmada Türk ve Avustralya karikatürü, jeofizik, tıp ve biyomedikal gibi farklı alanlarda uygulanan ve başarılı neticeler veren Dalgacık Dönüşümü Metodu ve Yapay Sinir Ağları kullanılarak nicel verilerle analize tabi tutulmuştur. Türk ve Avustralya karikatürü bu çalışma ile bilgisayar destekli yöntemler üzerinden analiz edilmeye çalışılarak sınıflandırılmıştır. Türk ve Avustralya karikatürünün sınıflandırılması noktasında, karikatürleri arasında benzerlikler bulunan ve ayrıştırılması fiziksel anlamda güçleşen karikatüristlerin çalışmaları değerlendirilmeye alınmıştır. Karikatürler arası benzerlikler, karikatüristlerin aynı dönemin çizerleri olmalarından ya da birbirini izleyen kuşaklara ait çizimlerdeki etkilenmelerden, vb. faktörlerden kaynaklanmaktadır. Sanat disiplinlerinin hemen hepsinde tartışılan özgünlük ve benzerlik meselesi, karikatürde de önemli bir mesele olarak karşımıza çıkmaktadır. Bilgisayar destekli yöntemler ile bu duruma teknoloji merkezli bir bakış geliştirilmeye çalışılmış ve sanata dair bir problemin bilim ve teknoloji üzerinden değerlendirilmesinin yapılması hedeflenmiştir. Dönem olarak 20.yy karikatürleri tercih edilmiştir. 20.yy karikatürler arası etkilenmelere açık ve hem Türkiye hem Avustralya özelinde karikatür üretiminin artış gösterdiği bir dönem olmaktadır. Çalışmada 20.yy karikatürlerinin seçilmesinin bir diğer önemi ise Türkiye ve Avustralya'nın birbirlerine karşı cephelerde yer almaları ile kurdukları tarihi ortaklıktır. Bu dönemde iki farklı coğrafyada da savaş ve savaş sonrası tahribat karikatürlerde sıklıkla işlenmiştir.
Çocuklara yönelik mobil uygulamaların grafik arayüz sorunlarının tespiti ve çözüm önerileri
Son yıllarda hızla gelişen dokunmatik tablet bilgisayarlar, taşıma kolaylıkları ve sunduğu interaktif içerikler nedeniyle pek çok ülkede eğitim müfredatına dahil edilmeye başlanmıştır. Fakat bu cihazlar için üretilen mobil eğitim uygulamalarının grafik arayüzleri çoğunlukla yetişkinler tarafından ve bu yetişkinlerin çocuklar hakkındaki varsayımlarıyla tasarlanmaktadır. Dolayısıyla çocukların gelişim süreçlerine uygun olmayan kullanıcı arayüz tasarımları ortaya çıkmaktadır. Bu durum, yetişkin tasarımcıların, çocukların algı ve beğenileri hakkında yeterli bilgiye sahip olmamalarına bağlanmaktadır. Tablet bilgisayarlar için üretilen mobil eğitim uygulamaları incelendiğinde, bu uygulamaların kullanıcı arayüzlerinde çocuk kullanıcıların algı sorunları yaşayabileceği düşünülen birçok tasarım unsuruna rastlanmıştır. Ayrıca çocuk merkezli bir kullanıcı arayüz tasarımının standart gereksinimleri hakkında yapılan literatür taramasında, Türkiye'de bu alanda yeterli sayıda bilimsel araştırma ve bilgi olmadığı tespit edilmiştir. Bu tez çalışması, çocuklar için tasarlanan mevcut mobil eğitim uygulamalarının incelenmesi sonucunda tespit edilen bazı kullanıcı arayüz tasarımı sorunlarının detaylı analizlerini ve bu analizler sonucunda tasarım öğelerinin çocuk dostu hale getirilmesi için öngörülen çözüm önerilerini içermektedir. Araştırma kapsamında, eğitim uygulamalarının kullanıcı arayüz tasarımlarında en sık karşılaşılan tasarım sorunlarının, hatalı tipografi ve ikon kullanımları olduğu görülmüştür. Çocukların bu arayüz tasarımı öğelerini algılama biçimleri ve tercihleri hakkında veriler, anket ve test gibi bilimsel araştırma yöntemleri kullanılarak toplanmıştır. Veri toplama süreci 9-11 yaş aralığında olan beşinci sınıf düzeyinde eğitim gören öğrenciler arasından yansız olarak belirlenen katılımcılarla yürütülmüştür. Elde edilen veriler, SPSS programı aracılığıyla nicel veri analizi yöntemleri kullanılarak istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Alan taraması esnasında belirlenen hipotezlerin büyük bir kısmı, elde edilen verilerle desteklenmiştir. Sonuç olarak bazı önemli bulgular elde edilmiştir; arayüzlerde kullanılan yazı karakterlerinin çocukların okuma performanslarını istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde etkiledikleri ve yine bu kullanıcı arayüzlerinde kullanılan farklı ikon biçimlerinin çocukların algı ve tercih düzeylerini etkileyebildiği sonuçlarına varılmıştır.
İnteraktif medya ile yapılan PR yöntemlerinin bir prototip olarak Kariye Müzesi'nde uygulama önerileri
Müzeler birer sosyal mekân olarak toplum içinde gün geçtikçe daha önemli bir yer edinmektedir. Tarihi mekânların restorasyonun yoğun şekilde gerçekleştirildiği ve geçmişi olan mekânların değer kazandığı bugünlerde yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çeken ancak pek bilinmeyen Kariye Müzesi'nin tanıtımı ve ziyaretçilerinin ilgisini ve bilgisini arttıracak interaktif PR yöntemlerinin neler olabileceği tez kapsamında değerlendirilmektedir. Yapının Bizans sanatının nadir bir örneği olduğu sanat tarihçiler ve mimarlar tarafından ifade edilmektedir. Bir grup genç restoratörle Kariye Müzesi'nde gerçekleştirilen gezi sonrası yapılan röportaj çalışması gözlem verisi sağlarken yetkili kişilerle yapılan röportaj ve mail görüşmeleri bir diğer veri kaynağı olarak kullanılmaktadır. Geçtiğimiz yüzyıl sonu ortaya çıkan geleneksel PR çalışmalarının internetin yaygınlaşmasından sonra genişleyen ağlar sayesinde sosyal ağların desteğiyle yaygınlaştığını görmekteyiz. Ayasofya Müze Müdürlüğü himayesinde faaliyetini sürdüren Kariye Müzesi'nin 2015 verilerine göre Ayasofya Müzesi'nin ziyaretçi sayısının çok altında kalan ziyaretçi sayısına sahip olduğu da görülmektedir. Hâlihazırda restorasyonda olan yapının yürütülen bir PR çalışması olmadığı bilinmekle beraber müzenin sahip olduğu bir PR arşivi de bulunmamaktadır. Dünyanın pek çok yerinde anıt eserlerin birer müzeye dönüştürüldüğü biliniyor. Bu müzelerin ziyaretçisine henüz müzeye gelmeden yapılabilecek imaj çalışmaları ile bir kurumsal dünya inşa etmek gerekmektedir. Ayrıca müze ziyaretçisine cazip gelecek teknoloji uygulamalarının duyurulması ziyaretçiler için etkili bir PR faaliyeti olacaktır. Ziyaretin nasıl faaliyetler ve faydalar içerdiği yazılı, basılı ve dijital medyada duyurulmalıdır. Bu bağlamda tanıtım ve zengin içeriğin potansiyel ziyaretçiye hangi kanallardan sunulacağının önerilmesi birinci hedef olarak görülmektedir. İkinci hedef olarak da müzeye gelen ziyaretçinin gezisinden daha fazla verim aldığı ve bilgiyi özümsediği interaktif sistem önerileri sunmak amaçlanmaktadır.
Luciano Berio'nun gitar için bestelediği Sequenza XI'deki kozmik yapı
İtalyan besteci Luciano Berio (1925-2003) 20. yüzyılın öncü bestecilerinden biridir. Yaşamı boyunca çeşitli alanlarda besteler veren Berio, serial, elektronik, orkestral ve solo çalgılar için bestelemiş olduğu eserlerin içersinde, Sequenza serisi büyük bir öneme sahiptir. On dört parçadan oluşan Sequenza serisi (1958-2002), sırasıyla flüt, arp, kadın sesi, piyano, trombon, viyola, obua (soprano saksafon), keman, klarnet (alto saksafon, bas klarnet), trompet, gitar, fagot, akordeon, viyolonsel (kontrbas) enstrümanları için bestelenmiştir. Gitar için bestelenen 'Sequenza XI' (1987-1988), Eliot Fisk'e ithaf edilmiş ve ilk sahnelenişinde Fisk tarafından icra edilmiştir. Bu çalışmanın konusu, 'Sequenza XI'in yapısal analizi esas olmakla beraber, Sequenza serisinin diğer eserleri hakkında genel bilgiler de içermektedir Bu çalışmada öncelikle bestecinin yaşamış olduğu dönem ve çevresel faktörlerin yaratmış olduğu etkiyi daha iyi anlamlandırabilmek için modernizm-postmodernizm kavramları, müzikteki yeri bağlamında irdelenmiştir. Berio'nun ortaya koyduğu fikirler ve beyanlar göz önünde bulundurularak müzikal dili araştırılmış ve Sequenza serisinin her bir parçası ile ilgili genel bilgiler verilmiştir. Yapmış olduğumuz bu çalışmada, eserin yapısal analizi çerçevesinde, Sequenza XI'in başında gelen üç akorun önemini vurgulamak ve eserin bütünüyle ilişkilendirmek için kullandığımız set teorisi analiz yönteminin başlıca özelliklerine ve gerekli açıklamalarına yer verilmiştir. Birbirlerini kesen müzikal fikirlerin yarattığı farklı boyutlar, sürekli değişen (kaleidoskopik) ögeler, odaklanılan ve odak dışı kalan müzikal materyaller, hücre/küçük motiflerin oluşturduğu kozmik yapı, Berio'nun müziğinin karakteristik bir özelliği olarak karşımıza çıkmaktadır. Eserin tarihsel süreci ve bestecinin müzikal dili hakkında yaptığımız literatür taramasında elde ettiğimiz makale ve tezler bu araştırmanın önde gelen kaynaklarını oluşturmaktadır.
Okul öncesi sanat eğitimi için geliştirilen grafik aplikasyon öğrenme modeli
Sanat, evrensel bir dile sahiptir. Bu nedenle herkes tarafından anlaşılabilir olması gerekmektedir. Sanat eğitiminin katkısı, bireyin gelişimi için gerekli olan farklı disiplinlerin öğretiminde yadsınamaz bir gerçek olduğu kanıtlanmış bilimsel bir bilgidir. Sanatla birlikte gelişim gösteren sanat eğitimi, görsel olan her biçim için devamlılığı sağlar ve öğrenmeyi güçlendirir. Okul öncesi dönemde sanat eğitimi, bireylerin gelişim, öğrenme ve yaratıcılıklarını destekleyen uygulamaları ve faaliyetleri kapsamaktadır. Ailede başlayan eğitim, okul ve çevre ile devam etmektedir. Erken çocukluk döneminde sanat eğitimi alan bireyler yaratıcılık bakımından gelişmiş olup bakış açıları daha estetik ve farkındalık sahibi kişiler olarak yetiştikleri görülür. Bu dönemde alınan sanat eğitimi bireylerin sanat ve diğer disiplinlerle akademik bir bağ kurabilmesini sağlayacaktır. Sanatı teknolojiyi kullanarak eğitim sürecine aktarmak bireyin öğrenmesini doğrudan etkilemektedir. Okul öncesi bireylerde sanatı sevdirmek ve estetik bakış açısı oluşturup öğrenmeyi sağlamak için tablet ile yeni bir öğrenme modeli geliştirilmiştir. Bu öğrenme modeli, küçük yaşlardaki bireylerin görsel algılarında anlamlı bir sonuç oluşturmaktadır. Sanat içerikli aplikasyon eğitimi, okul öncesinde 4-6 yaş arasındaki çocuklarla bireysel olarak gelişimlerini destekleyecek yönde bir uygulama olarak geliştirilmiştir. Uygulama, bireyin yaşı, öğrenim durumu, algı ve görsel zekâsı dikkate alınarak hazırlamış olup, dijital bir ortamda güncel kullanılan tablette uygulanmıştır. Uygulama sonrasında bireylerin öğrendiklerini ölçebilmek için anket yapılmıştır. Bireylerin gelişimlerini destekleyecek açık uçlu soruyla yorumlama, analiz yapabilme yetenekleri çözümlenmiştir. Okul öncesi bireylerin sanat eğitimlerini destekleyecek olan aplikasyon oyun yöntemi kullanılarak mantıksal düşüncelerinin eğitilmesi, bilişsel, duyuşsal ve akademik becerilerin geliştirilmesi amaçlanmıştır.
Johann Sebastian Bach'ın solo yaylı çalgılar için yazdığı eserlerin farklı yöntemler ile gitara transkripsiyonlarına 1. çello süit örneği ile analitik bir yaklaşım
J. S. Bach'ın solo çalgılar için yazdığı eserlerin gitara transkripsiyonu, çeşitli tartışmaları beraberinde getiren, problemli bir durumdur. Bu problemle ilgili farklı görüşler yer almaktadır. Gitarcıların ve gitar öğrencilerinin konu üzerindeki süregiden görüş farklılıklarından dolayı genellikle kafa karışıklığı yaşadıkları görülmektedir. Gitaristler ve gitar eğitimi gören öğrenciler hangi transkripsiyonları çalacakları, doğru transkripsiyonları nasıl tercih edecekleri ve kendi transkripsiyonlarını nasıl yapacakları gibi sorunlarla karşılaşmaktadırlar. Bu tezde, yöntem olarak tarama metodu kullanılarak, transkripsiyonlar ve edisyonlar tarandı. Bu tarama neticesinde, üç farklı gitar transkripsiyonu (Richard Wright, Frank Koonce, Manuel Barrueco) seçilerek karşılaştırmalı metot kullanılarak müzikal analizleri yapıldı. Seçilen transkripsiyonların akor, polifoni, artikülasyon, süsleme ve doku gibi başlıklar altında karşılaştırmaları yapıldı. Seçilen akorların eserin aslında var olup olmadığı, var olan akorların ise hangi bakış açısıyla transkripsiyonlara seçildiği 'Akorsal Karşılaştırma' başlığı altında bu tezde incelenmiştir. Bach'ın müziğinde önemli bir yere sahip olan polifoni konusu ve bu konunun alt başlığı olan ima edilen (implied) polifoni konusu 'Polifoni Karşılaştırılması' başlığı altında seçilen üç transkripsiyon üzerinden ele alınmıştır. Bu karşılaştırmada transkripsiyonlarda kullanılan polifonilerin hangi bakış açısı üzerinden seçildikleri ayrıntılı olarak analiz edilmiştir. İcracının yorumu için önem taşıyan artikülasyon seçimi konusu 'Artikilasyon Karşılaştırılması' başlığı altında incelenmiştir. Gitaristler ve gitar öğrencilerinin genellikle sorun yaşayabildiği süsleme konusu da araştırmada çalışılmış bir başka problemli konudur. Eserin aslına göre transkripsiyonlarda seçilmiş süslemelerin ne gibi farklılıklar barındırdığı ve neye göre seçildikleri 'süslemelerin karşılaştırılması' başlığı altında ele alınmıştır. Son olarak transkripsiyonların barındırdığı müzikal dokular bakımından karşılaştırılması 'Doku Karşılaştırılması' başlığı altında incelenmiştir. Seçilen üç transkripsiyon haricinde gitar literatüründe önemi olan John Duarte, Stanley Yates gibi isimlerin de transkripsiyonlarından da yardım alınarak araştırmaya fayda sağlanabilecek veriler toplandı.
Resim sanatı terapisinin madde bağımlısı gençlerin sosyal uyumlarına etkisi
Bu çalışmanın amacı, ülkemizin karşı karşıya olduğu ve yaş sınırı gittikçe küçülen madde bağımlılığı sorununa alternatif bir tedavi yöntemi olarak sanatın uygulanabilirliğini göstermektedir. Bu bağlamda resim sanatı terapisi ile bağımlı bireylerin iletişimlerinin arttırılması, sosyal uyumlarının arttırılması ve yaşam koşullarının sağlıklı hale getirilmesi hedeflenmiştir. Çalışmada Sosyal Uyum Ölçeği(SUÖ), Psikolojik Tarama Testi (SCL-90R) kullanılmıştır. Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkif evleri Genel Müdürlüğü izni ile İzmir Denetimli Serbestlik Müdürlüğü kapsamında madde bağımlılığı problemi sebebiyle cezai sorumluluklarını yerine getiren 15-24 yaş grubu arasındaki 60 genç araştırmanın çalışma grubunu oluşturmaktadır. Yapılan istatistiksel analizler resim sanatı terapisinin Sosyal Uyum Ölçeği alt boyutlarında pozitif, Psikolojik Tarama ölçeği alt boyutunda ise negatif anlamlı değişimler sağladığını göstermiştir. Ayrıca genç bireylere uygulanan resim sanatı terapisinin madde bağımlısı kişilerin toplum içerisinde uyum düzeylerinin artmasını, iletişim kurma becerilerinin iyileştirilmesini; psikolojik durumlarında ise olumlu gelişmeleri beraberinde getirdiği belirlenmiştir.
Disiplinlerarasılık, coğrafi kavramlar ve sanatsal bir edim olarak yürümek
Disiplinlerarasılık, 1960'lardan bu yana, çağdaş sanatta kullanılan üretim yöntemlerinin başında yer almaktadır. Sosyal Bilimler, Fen Bilimleri, Sağlık Bilimleri ve Sanat alanında bu bağlamda sıkı bir geçişlilik söz konusudur. Örneğin sosyal bilimlerdeki bir ilerleme, sanatın bir parçası haline gelebilmektedir. Bilimsel araştırmalarda izlenen yöntemlerden biri, önce ilgili alanda yaşanan problemin her yönüyle tespit edilmesi, daha sonra da bu problemin çözümüne giden yolların test edilerek sonuca ulaşılmasıdır. Diğer bir araştırma ve geliştirme yöntemiyse farklı bir disiplinde ortaya konulmuş olan bir yeniliğin, başka bir bilim alanındaki araştırmacı ve akademisyenler tarafından yorumlanarak, yeni kullanım alanlarının ortaya konulmasıyla gerçekleşmektedir. "Disiplinlerarasılık, Coğrafi Kavramlar ve Sanatsal Bir Edim Olarak Yürümek" başlığıyla yapılan bu tez çalışması da gündelik hayatın rutin bir olgusu olarak görülen yürümenin çağdaş sanat alanındaki kullanımına yönelik bir tarihçeyi ve bunun günümüze dair yorumunu içermektedir.
İnteraktif bir alan olan artırılmış gerçeklik teknolojisi ve uygulama örneği
Teknolojideki güncel gelişmeler ve yenilikçi yaklaşımlar, insanların günlük hayat akışını değiştirmektedir. Bunlardan en önemlisi ve son teknolojilerden biri, sanal bilgilerin gerçekle harmanlandığı etkileşimli bir alan olan artırılmış gerçeklik teknolojisidir. Eğlence, üretim, savunma gibi potansiyel uygulama alanlarının olduğu bu teknolojinin, sanat alanında da umut verici kullanım örnekleri bulunmaktadır. Sanat ve tasarım alanına önemli katkısı olan müzelerde sergileme amaçlı artırılmış gerçeklik teknolojisinin kullanımı sanatçılara ve tasarımcılara eserlerini çeşitli şekillerde sunma imkânı tanımaktadır. Sanal katmanlarla yeniden tanımlanmış, dijital ve çok boyutlu hale gelen yeni tasarım yaklaşımları ortaya çıkmaktadır. Bu yaklaşımlar teknolojiyle birlikte bağlamsal, görsel ve işitsel verileri göz önünde bulundurmaktadır. Böylece izleyiciye sunulan iki veya üç boyutlu sürükleyici deneyimler akılda kalıcılığı artırmaktadır. Bu çalışmada, günümüzde oldukça popüler olan Artırılmış Gerçeklik (AR) teknolojisi alanındaki son gelişmeler ve uygulamalar incelenmiştir. AR teknolojisini ve bu teknoloji ile yapılmış örnek ortam uygulamalarını konu alan ulusal ve uluslararası akademik çalışmalar ile özel sektör uygulamaları incelenerek çalışmaların ayrıntıları, uygulama alanları ve kullanım amaçlarına yönelik değerlendirmeler sunulmuştur. Artan gerçeklik teknolojilerinin insan ile etkileşimli kullanımı, gerçek görüntü ve çoklu ortam verilerinin bağdaşması insanlar için baktığı görüntüleri daha anlaşılır hale getirmektedir. Bununla bağlantılı olarak özellikle müzelerde kullanımı üzerine odaklanılmıştır. Bu bağlamda tez çalışmasının ilk bölümünde etkileşimli (interaktif) medya kavramı üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde ise interaktif bir alan olan artırılmış gerçeklik teknolosinin kavramsal boyutu ele alınmıştır. Üçüncü bölümde Ar teknolojisinin gelişim süreci, teknik alt yapısı ve kullanım alanları üzerinde durularak müzelerde kullanımına odaklanılmıştır. Dördüncü bölümde Doç. Dilek Türkmenoğlu yürütücülüğünde olan BAP projesinden bir uygulama örneği ve öneri sunulmaktadır. Bu örneğin sunulmasındaki amaç tez konusunu destekler nitelikte; kültürel miras açısından önemli bir yere sahip olan 1720 dönemi Surname-i Vehbi minyatürlerinin günümüz teknolojilerini kullanarak yeniden ele alınması ve sergilemede yeni bir yöntem örneği sunmaktır. Son bölümünde ise çalışmanın genel bir değerlendirmesi yapılmış; tespitler sunulmuş ve eksiklikler belirtilmiştir. Tüm bunların ışığında gelecekte bu konuda yapılacak olan çalışmalar için öneri ve temenniler getirilmiştir. Çalışmada genel olarak içerik analizi ile kategorilendirme yöntemi kullanılarak örnekler verilmiştir.
"Sahne yazım" kavramının müze sergi tasarımlarında incelenmesi
Müzelerde gelişen "Sahne Yazım", sergileme stratejilerini mekânsal deneyim ve kalıcı deneyim sağlamak üzerine kurar. Müze mekanında sanatçılar ve izleyenler arasında kırılgan, dinamik, hissel ilişkiler geliştiren "Sahne Yazım", sergilemede hikaye anlatımı ve dramaturjiyi izleyen ve nesne arasında işleyen bir süreç olarak ele alarak katmanlı bir anlatım oluşturmayı amaçlar. "Sahne Yazım" yeni sergileme teknolojilerini kullanarak müzeyi beden odaklı etkileşimli çoklu medya anlatı mekanlarına dönüştürür. Böylece ziyaretçiyi yoğun bir anlama durumuna teşvik ederken daha derin ve kalıcı çok yönlü duyusal deneyimler sağlar. Tezle, müzelerde gelişen "Sahne Yazım"ın kavramının anlaşılmasına katkıda bulunmak amaçlanmıştır. "Sahne Yazım" kavram olara ele alınmış kapsam ve ögelerine yer verilmiştir. Bu bağlamda günümüz müzeciliğinde değişen sergi tasarım stratejelerinde yeni bir yaklaşım olan ve içerikten doğan biçimi amaçlayan "Sahne Yazım"ın etkilediği sergileme örnekleri incelenmiştir.
Rol oyunu ve maskelenme pratı̇klerı̇: Bı̇r Persona performansı
"Rol Oyunu ve Maskelenme Pratikleri: Bir Persona Performansı" isimli Sanatta Yeterlik Tez ve Eser Çalışması, kamera karşısında gerçekleştirilen rol oyunu ve maskelenme pratiklerine odaklanarak bu pratiklerin kimliğin toplumsal cinsiyet, ırk, sınıf, etnik köken, din gibi kategorilerini sorunsallaştırma açısından sunduğu olanakları araştırır. Maskelenme, drag ve cross-dressing pratiklerinin ve fotoğrafla olan ilişkilerinin sosyal ve tarihsel bağlamda ele alınması onları, kadın, kuir ve etnik kökenden sanatçıların kimlik ve öznelliklerini verili roller, stereotipler ve temsillerin dışında yeniden tanımlamak için kullandıkları stratejiler olarak konumlandırmayı mümkün kılar. Bu araştırmanın sonuçlarına göre rol oyunu ve maskelenme pratikleri, kamera kültürünün yükselişiyle birlikte 1860 sonrasında başlayıp yeni kadın fenomeninin doğuşu ve birinci ile ikinci dalga kadın hareketi ile paralel olarak tarihlenir. 1990 sonrasında ise kimlik politikaları tartışmalarının ABD merkezli kültür dünyasında ve ana akım sanat alanında önemli gündem maddelerinden birine dönüşmesi ile sözü geçen pratiklerin, beyaz erkek Batı sanat kanonu dışında kalan ve yerleşik kültüre eleştirel bir şekilde cevap vermeye çalışan feminist, siyah, LGBTİQ ve etnik kökenden sanatçıların popüler stratejileri haline geldiği anlaşılmıştır. Yapılan araştırma bağlamında, Türkiyeli kadın stereotiplerine odaklanan "İdeal Kadınlar Atlası" isimli persona performansı üretilmiştir. Kimlik ve öznellik mefhumu üzerine performatif bir araştırma olan "İdeal Kadınlar Atlası", kadınlığı kültürel ve tarihsel bir inşa ve maske olarak ele alarak kimliğin toplumsal cinsiyet, sınıf, din gibi kategorilerini tartışmayı amaçlar.
Fotoğraf okuma, anlamlandırma ve nöroestetik disiplin ilişkisi
Fotoğraf, hayatın içinde var olan her şeyi görünür kılmaktadır. İnsanın duygu ve düşüncelerini ifade ederek aktarımını sağlayan, yaşanılan dünyayı anlamlandırmasını kolaylaştıran güçlü göstergelerdir. Görünenin ötesinde olan anlamın alıcı tarafından keşfedilmesini ve yeni anlamların üretilebilmesi için tıpkı bir kitap gibi okunmayı beklemektedirler. Bu çalışmada fotoğraf okuma ve anlamlandırma süreçleri içerisinde beynin işlevinin ve görsel beynin uzmanlaşmış olan alanlarının algı ve etkisinin ne/neler olabileceği sorusu çalışmanın ana problemini oluşturmaktadır. Bu problem kapsamında çalışmada nöroestetik ve fotoğraf disiplini arasındaki ilişki incelenmiştir. Bununla birlikte çalışmanın alt problemini; fotoğraf okuma, anlamlandırma gibi temel kavramların kullanılış ve tanımlarındaki karışıklığa ve farklılıklara yönelik öneri getirmek oluşturmaktadır. Kimi temel kavramların tanımının açık ve net yapılması gerektiği düşünülmektedir. Çalışmanın problemi doğrultusunda fotoğraf okuma ve anlamlandırma süreçlerinin nöroestetik disiplin ile olan ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu temel amaç kapsamında çalışmanın alt amacı, yeni fotoğraf okuma tekniklerinin geliştirilebilmesine yönelik farklı bir bakış açısı önermektir. Araştırma verisi elde etmek için nitel araştırma yöntemlerinden birisi olan doküman incelemesi kullanılmıştır. Bu doğrultuda anahtar kelimeler ile öncelikle birincil kaynaklara ulaşılmaya çalışılmış, ikincil kaynaklar da incelenerek bir bütünlük içerisinde değerlendirilme yapılmıştır. Bu bağlamda nöroestetik disiplinin fotoğrafın okunup, anlamlandırılma süreçleriyle olan ilgi/ilişkisi incelenmiştir. Sonuç olarak; fotoğraflar etkili birer uyaran olarak alıcının duygu, düşünce ve eylemlerinin harekete geçmesine, hatırlamasına, iletişim kurmasına, gerçeği görmesine katkı sağlamaktadırlar. Fotoğrafta okunmayı bekleyen anlam, beynin işlevi doğrultusunda görsel beynin uzmanlaşmış olan alanlarının yardımıyla alıcı tarafından algılanmaktadır. Bu noktada alıcının tam bir okuma ve anlamlandırma yapabilmesi için öncelikle bu alanların işlevini sağlıklı yerine getirmesi ve fotoğraf kompozisyonunda kullanılan tüm yapısal, görsel öğelerin bilinmesi gerekmektedir. Bu doğrultuda alıcı fotoğraftaki anlama yeni anlamlar katarak sürecin devamlılığını sağlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Fotoğraf, Nöroestetik, Tıp, Sanat, Görsel Algı, Görsel Kültür, Görüntüleme Teknikleri
Filmlerde kullanılan animatronik figürlerin tekinsiz vadi çerçevesinde incelenmesi ve bir animasyon film örneği
Araştırma filmlerde kullanılan animatroniklerin hangi durumlarda 'tekinsiz vadi 'ye düştüklerini belirleme amacını taşımaktadır. Robotlar ağırlıklı olarak sanayide 20. yüzyılın ilk çeyreğinde kullanılmaya başlamıştır. Teknolojide, yapay zekada ve robotik alanındaki gelişmeler, son yıllarda sosyal alanlarda da kullanılmaya başlamış, daha hareketli androidlerin de üretilmesine olanak sağlamıştır. Masahiro Mori'nin 1970 tarihli yayını olan 'Tekinsiz Vadi' makalesinde de belirttiği üzere tekinsiz vadi, android-insanın etkileşiminde, etkileşim halinde olan insanın önce sempati duyarak baktığı androide karşı ani bir duygu değişimiyle, antipatik, ürküntü veya tiksinti hissetmesi ile tekinsizlik durumuna düşmesi halidir. Bu nedenle araştırma insanlarda tekinsizliğe neden olan bu duygunun hangi sebeplerden kaynaklandığını bulmaya ve çözmeye çalışan araştırma/geliştirme yapan uzman ve tasarımcıların 'tekinsiz vadi' fenomeni üzerine yapmış oldukları çalışmalarda elde ettikleri bulguları bir araya getirmek ve bu konudaki diğer iddiaları araştırmak amacını taşımaktadır. Tekinsizlik kavramının etimolojisi ve bu kavram üzerine temellenmiş olan 'tekinsiz vadi' kavramı/fenomeni üzerine uzman ve tasarımcıların yapmış oldukları çalışmaların sentezleneceği bu çalışma sonunda bir animasyon film örneği gerçekleştirilmiştir. Bu örnek teoride tartışılan tekinsiz vadi kavramını kavramsal olarak analiz etmeyi olanaklı kılmıştır.