
333
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Savaşçı kadın arketipinin yolculuğu ve sanata yansıması
Bu araştırmanın amacı, mit ve arketip kavramları çerçevesinde, savaşçı kadın arketipinin görsel sanatlarda bir anlatı biçimine dönüşme yollarının ve bu anlatı biçiminin temelini oluşturan bağlamların ortaya konmasıdır. Araştırmanın problemi de 'görsel sanatlarda savaşçı kadın arketipinin dönüşümü ve araştırmacının eserleri üzerindeki etkileri' olarak belirlenmiştir. Araştırmanın ilk bölümünde, kolektif bilinç dışının imgelerini içermesi ve arketipleri yoğun olarak yansıtması sebebiyle mit kavramı, farklı dönemlerdeki mitsel oluşumlar ile incelenmektedir. Arketip kavramı da mit bağlamında, Carl Gustav Jung'un geliştirdiği Analitik kuramı ve araştırmaya katkı sağlayacağı düşünülen diğer kuramlar çerçevesinde irdelenmektedir. Kavramların düşünsel ve biçimsel alanlardaki dönüşümünün eserler aracılığıyla değerlendirildiği ikinci bölümde, savaşçı kadın arketipini yansıttığı düşünülen karakterleri içeren ve araştırmayı destekleyecek veriler sunan amaca yönelik örnekleme yöntemiyle belirlenen eserlere yer verilmektedir. Araştırmanın son bölümünde ise araştırmacının sanatsal üretimleri ve bu üretimlerin düşünsel ve biçimsel yapılanmaları üzerine yorumlama çabalarına yer verilmiştir. Çalışmada savaşçı kadın arketipinin dönüşümü incelenmekle birlikte, sanat üretimi söz konusu olduğundan öznelleşen yorumlar yansımasını bulmuştur. Araştırmacının araştırma süreciyle birlikte yürüttüğü eserleri içeren "Zamansız Sözler Arketip Kadınlar" adlı seri, araştırmacının kişisel dönüşümüyle toplumsal dönüşümün yüzeydeki/görünür kesişiminden yola çıkılarak oluşturulmaya başlanmıştır. Üretim sürecinde ise bilinç dışı ile kolektif bilinç dışının bağı ile oluşan görünenin altındaki derin yapıyla yüzleşmenin bir ifadesine dönüşmüştür. Bu bağlamda, mitoloji ve arketip olgularının üretilen eserlerdeki izdüşümünün kimlik oluşumu ve aidiyet olgularıyla bağ kurduğu yanı sıra araştırmacının düşünsel ve sanatsal ifadesinde yeni açılımlar yarattığı belirtilebilir. Ayrıca bu araştırmanın, sanat ile psikoloji arasındaki ilişkiyi ortaya koymada da farklı bir okuma oluşturabileceği düşünülmektedir.
Sanat ve propaganda ilişkisinin Erwin Piscator'un politik tiyatro anlayışında incelenmesi
Bu tezde, propaganda kavramının tarihsel ve kuramsal çerçevesi ile sanatla kurduğu çok katmanlı ilişki incelenmiş; bu ilişkinin Erwin Piscator'un politik tiyatrosundaki yansımaları ele alınmıştır. Çalışmanın temel amacı, sanatın yalnızca estetik bir üretim alanı değil, aynı zamanda ideolojik bir araç olarak nasıl konumlandığını, Piscator'un tiyatrosu üzerinden analiz etmektir. Tezin birinci bölümünde propaganda kavramı farklı kuramcılar ışığında tanımlanmış; propaganda türleri ve tarihsel gelişim süreci kronolojik bir yaklaşımla sunulmuştur. İkinci bölümde ise sanat ile propaganda arasındaki etkileşim, özellikle kitle iletişim araçları ve estetik stratejiler bağlamında ele alınmış; bu bağlamda sanatın bir ifade biçimi olarak değil, bir yönlendirme aracı olarak kullanıldığı örnekler değerlendirilmiştir. Üçüncü bölümde Erwin Piscator'un yaşamı, düşünsel gelişimi ve sanat anlayışı tarihsel bağlam içinde incelenmiş; özellikle politik tiyatro kavramının şekillenmesinde oynadığı öncü rol üzerinde durulmuştur. Son bölümde ise Piscator'un sahneleme teknikleri, oyun seçimleri ve tiyatroya getirdiği yapısal yenilikler propaganda kavramı ekseninde değerlendirilmiş; bu doğrultuda sanat ve ideoloji arasındaki ilişkinin nasıl biçimlendiği ortaya konmuştur. Tez boyunca, nitel araştırma yöntemlerinden biri olan literatür taramasına dayalı bir yaklaşım benimsenmiş; konuya ilişkin yerli ve yabancı kaynaklar ışığında kapsamlı bir kuramsal altyapı oluşturulmuştur. Bu yönüyle çalışma, sanat-siyaset ilişkisini tarihsel örnekler üzerinden inceleyen araştırmalara katkı sunmayı amaçlamaktadır.
Kent - bellek ilişkisinde güncel sanat pratikleri: İstanbul'u belgelemek
Bu araştırma, gündelik yaşamımızın içinden geçtiği fiziksel çevrenin hızlı dönüşümünde İstanbul'u, kent hafızasını ve bu dönüşümün kentte yaşayana etkilerini anlamayı amaçlar. Günümüz sanat pratiklerinin kent-bellek ilişkisinde; hafıza mekânları ve kenti belgeleme yöntemi olan sanat pratiklerine odaklanır. Geçmişin birikemediği bir çevre karşısında kente ve kentte yaşayana ne olduğu sorusunu toplumsal, kültürel ve kentsel hafıza katmanlarında arar, günümüz sanat pratiklerine alternatif kent belleği çeşitliliği ile yaklaşır. Bugün kent, yani İstanbul, "yaratıcı yıkımla" "eski"yen yüzlerini yitirmekte, onları "daha karlı" olan "yeni"siyle değiştirmektedir. Çalışma boyunca kentin bütününde algılanan, tasarlanan, yaşanan mekânın üretimindeki süreçler toplumsal bağları ile ele alınır. Sosyal, kültürel, mekânsal gündelik yaşam pratiklerinin değişiminin izi güncel sanat pratikleri aracılığıyla sürülür. Bu çalışma, kent-bellek ilişkisinde sanatın rolünü sorgularken, günümüz sanat pratiklerine kentin farklı an ve anılarının kayıt aracı, hafızayı tetikleyen ve belgeleyen bir deneyim olarak yaklaşır.
Derrida'nın "konukseverlik" kavramı bağlamında Kım Kı-Duk filmleri çözümlemesi
Bu çalışma, Güney Koreli auteur yönetmen Kim Ki-duk'un Time (Zaman, 2006), Samaritan Girl (Fedakâr Kız, 2004), 3-Iron (Boş Ev, 2004) ve The Net (Ağ, 2016) filmleri aracılığıyla, Jacques Derrida'nın "koşullu" ve "koşulsuz konukseverlik" kavramları ekseninde toplumsal eleştirinin nasıl inşa edildiğini incelemektedir. Çalışmada sinema, kültürel ve politik gelişmeleri yansıtan düşünsel bir alan olarak ele alınmaktadır. Kendi toplumu ve ülkesindeki sinema endüstrisi içinde zaman zaman dışlanan bir yönetmen olarak Kim Ki-duk'un; dışlanmış olanlara, sınır ihlallerine ve ötekileştirmeye odaklanan sineması, Derridacı konukseverlik düşüncesiyle incelemeye elverişli bir anlatı zemini sunar. Kendi toplumu ve ülkesindeki sinema endüstrisi içinde zaman zaman dışlanan bir yönetmen olarak Kim Ki-duk'un; dışlanmış bireylere, sınır ihlallerine ve ötekileştirmeye odaklanan sineması, Derridacı konukseverlik düşüncesiyle analiz edilmeye uygun bir anlatı zemini sunmaktadır. Çalışmada, Derrida'nın konukseverlik anlayışı temelinde; birey-toplum, ev sahibi-misafir, içerideki-dışarıdaki gibi karşıtlıklar üzerinden gelişen temsiller analiz edilmiştir. Konukseverliğin iç yüzüne ışık tutmak amacıyla; "öteki", "yabancı" ve "misafir" figürleri üzerinden karakterlerin nasıl temsil edildiği; sınırların nasıl kurulduğu ve nasıl aşıldığı; konukluğun hangi koşullarda mümkün veya imkânsız hâle geldiği sorgulanmıştır. Bir sonraki aşamada yönetmenin konuk veya evsahibini etik temsil yönünden nasıl ele aldığı incelenmiştir. Zaman'da (2006) kıskançlık ve güvensizlik duygularıyla tetiklenen bedensel dönüşüm, bireyin sadece karşısındakine değil, kendine de yabancılaşmasıyla sonuçlanır. Fedakâr Kız (2004) arkadaşlar arasındaki gerilimli ilişki ve ailedeki ahlaki normların hükmettiği koşullu bir konukseverliğin resmini çizer. Boş Ev (2004), mahrem mekâna, yani eve dair sınırların ihlalini konu ederek koşulsuz konukseverliğe başka bir açıdan bakarken; Ağ (2016) politik sınırlarda karşılıklı (ya da tek taraflı) konukseverliğin imkânsızlığını tartışmaya açar. Bu bağlamda çalışma, Kim Ki-duk'un filmlerinde bireyden topluma uzanan temsiller aracılığıyla Derrida'nın "konukseverliğin ne olduğunu hâlâ bilmiyoruz" önermesi üzerinde yeniden düşünmeye ve yönetmenin topluma yönelik eleştirel duruşunu kavramaya davet eder. Konukseverlik ve sinema ilişkisi üzerine dört filmlik bir seçkide gerçekleştirilen bu sınırlı analiz, alanda yapılacak yeni çalışmalar için bir düşünsel başlangıç noktası sunmayı amaçlamaktadır.
Çağdaş Çin sanatında gelenek ve yenilik ilişkisi
İnsanın hayata tutunduğu andan itibaren, onunla birlikte yol alan sanat toplumsal süreçlerden etkilenerek dönemsel değişimler yaşamıştır. Dünya sanat tarihine baktığımızda ise bu dönüşümler Batı merkezi odağında kayıt altına alınmış ve sanatın serüveni Batı odaklı aktarılmıştır. Dünyaya bütüncül bir yaklaşımla baktığımızda ise insan yaşamının Doğu'da, Batı'ya göre farklı bir seyrinin olduğu gözlemlenmektedir. Yönetim biçimlerinden, insanın yaşamda kalma çözümlerine kadar değişiklikler gösteren Doğu'ya ve Batı hattında, sanatın da farklı yollar izlediği kuşkusuz bir gerçektir. Buradan hareketle ortaya çıkan Batı sanatı ve Doğu'ya sanatı sürecinin incelenmesi, insanlığın en eski uygarlığı olması anlamıyla Çin'in merkeze alınması kaçınılmaz bir seçim olmuştur. Batı'da gerçekleşen Modern dönem, Postmodern dönem ve çağdaş sanatlar anlamıyla kavramsal sanatın günceli koruduğu yerde, Çin'de sanatın süreci nasıl olmuştur sorusu, dünya sanat tarihi açısından önemlidir. Çin'in önceleri feodel yönetim biçimiyle yönetilmesi ve sonrasında komünizme geçilmesi, Kültür Devrimi süreci, nüfusun ve kültürün çok olması, inanç biçimlerinin yoğunluğu ve ticari anlamda geçmişten günümüze önemli bir merkez olması, zanaatın önemi, felsefenin ve kaligrafinin her şeyden üstün olması gerçekleri, Çin'de sanatın gelişim ve dönüşümünde büyük rol oynamıştır. Tüm bu koşullar birlikte değerlendirildiğinde Çin'de sanatın gelişebilmek için verimli bir alanda olduğu tespit edilmiştir. Geleneksel Çin Sanatı'nın serpildiği dönemleri anlamak, onun dayanak noktalarını, tekniğini, felsefesini, döneminin yaşayış biçimini ve bilimsel gelişmelerini takip etmekten geçmektedir. Bu bağlamda, araştırmanın birinci bölümünde; Çin tarihinin başlangıç noktası, Çin Halk Cumhuriyeti dönemi, Geleneksel Çin Sanatı ve yerleşmiş klasik Çin sanatı incelenmiştir. Çin Halk Cumhuriyeti'nin kuruluşu ile Kültür Devrimi arasındaki süreç, Çin'de benimsenmiş Toplumcu Gerçekçi Sanat Anlayışını kapsamaktadır. Zanaat anlayışı ise takvim resimler ve afişler üzerinden değerlendirilmiştir. Araştırmanın II. ve III. Bölümünde Kültür Devrimi ve günümüz Bağımsız Çağdaş Çin Sanatı'nın gelişimi ele alınmıştır. Özellikle 20. yüzyıl ile birlikte Batı'dan gelen sanat anlayışının Çin'de büyük bir merak konusu olduğu, birçok Avangart grup ve Dada bakış açısını benimseyen gruplar arasında yaygınlık kazanmıştır. Çin Avangardı içerisinde yer alan 85 Yeni Dalga Hareketi, Kuzey Sanat Grubu, Xiamen Dada grubu ortaya çıkmış ve hemen ardından China/Avant-Garde Sergisi ile Çin'de köklenen Çağdaş Sanat, kendi varlığını ilan etmiştir. Grup kurucuları ve üyeleri içerisinde yer alan Çinli sanatçılar, bireysel olarak da kavramsal çalışmalara imza atmışlardır. Ortaya çıkan bu eserler incelendiğinde, Çinli sanatçıların Postmodernizmi kendi kültürlerini geleneksel Çin sanatına kanalize ettikleri ve böylece Bağımsız Çağdaş Çin Sanatı'nın kurucu figürleri oldukları tespit edilmiştir. Anahtar kelimeler: Çağdaş Sanat, Çin Avangardı, Çin Sanatı, Çin Zanaatı, Dada Akımı, Kültür Devrimi.
Motosiklet kullanıcılarının giysi, ekipman beklentileri ve chopper/cruiser kullanıcıları için tasarım çalışmaları
Bu çalışmada, motosiklet kullanıcılarının giysi ve ekipmanlarından beklentilerini analiz etmek ve Chopper/ Cruiser kullanıcılarına yönelik tasarım sürecinde, sosyal bağlar ve kültürel normların, motosiklet giysi ve ekipman tercihleri üzerindeki etkileri ele alınarak, özgün, estetik ve işlevsel ürünler geliştirilmesi amacıyla, konuya yönelik literatür taraması ve doküman incelemesi yapılmış olup ulaşılabilen ilgili araştırmalar detaylı bir şekilde incelenmiştir. Ayrıca çalışmada nitelikli tasarım süreci oluşturabilmek adına motosiklet kullanıcıları ve özellikle Anatolian Soldiers isimli motosiklet kulüp üyeleri ile gözlemsel analizler ve sözel ön görüşmeler yapılmıştır. Motosiklet kullanıcıları ile gözlem ve görüşmeler yapılmasındaki amaç giysi tercihlerinin grup kimliği ve sosyal dinamiklerle olan ilişkisini anlamak ve çalışma yöntemi için doğru adımları belirlemektir. Motosiklet kullanıcılarının giysi ve ekipmanlardan beklentilerini belirlemek amacı ile anket hazırlanmıştır. Anket sonuçlarından elde edilen veriler yorumlanarak tablolar halinde sunulmuştur. Bu aşamada Yaratıcı ve Deneysel Araştırma Tekniklerinde yer alan Tasarım Geliştirme Süreci uygulanmıştır. Bu çalışmanın amacı, anket ve görüşmelerden elde edilen bulgular doğrultusunda Chopper/Cruiser kullanıcıları için tasarımlar geliştirmektir.
Mitolojik bir figür olarak Şaman: Yaşam döngüsü bağlamında kültürel ve sembolik temsilden dijital illüstrasyona
Mitler, insanoğlunun yaradılışından bu yana toplulukların inançları, değerleri ve kültürel kimliği üzerinde derin etkiler bırakmaktadır. Aynı zamanda mitler; insanların duygusal olarak bağlanabileceği kahramanlar, tanrılar veya doğaüstü varlıklar içermektedir. Bu bağlantılar, insanların empati kurmalarına ve hikayelerle duygusal olarak etkileşime girmelerine de olanak tanıdığından toplumların soyut kültürel mirasları arasında da oldukça önemli bir yer edinmektedir. Türk mitlerindeki Şaman ise bu örneklerin en önemlileri arasında yer almaktadır. Ruhlarla iletişime geçebilen, insanlarla ruhlar arasında bir köprü oluşturan, hastalıkları iyileştirebilen, ritüeller düzenleyen ve topluluğun ruhsal dengesini sağlamak için tanrı ya da tanrılar tarafından seçilmiş kişidir. Şaman figürü, genellikle belirli giysiler ve aksesuarlarla tanınmaktadır. Bu giysiler arasında tüyler, kemikler, davullar ve çeşitli semboller bulunmaktadır. Ayrıca her Şamanın onları temsil eden hayvanları bulunmaktadır. Şamanların temsil ettikleri görsel semboller onların ruhsal ve doğaüstü yeteneklerini de vurgulamaktadır. Öyle ki, ömürleri boyunca yaşadıkları her olağanüstü olgu bir mitolojik hikâyeye konu olacak kadar önem taşımaktadır. Bütün bunların yanı sıra mitler, sanat ve tasarım alanında önemli bir yere sahip olmuşlardır. Geçmişten günümüze kadar mitik figürler, semboller ve hikayeler; moda tasarımı, resim sanatı, grafik tasarımı, endüstriyel ürün tasarımı, seramik ve çini sanatı gibi birçok alanda eserler üzerine uyarlanarak kullanılmıştır. Böylelikle bu soyut kültürel mirasların günümüze değin varlığını sürdürmesi sağlanırken aynı zamanda yok olup gitmesinin de önüne geçilmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda, çalışmanın evrenini oluşturan Şaman figürünün görseli ve işlevi detaylı bir şekilde incelenmiştir. Çalışma çıktısı olarak; seçilmiş bir Şamanın doğumundan ölümüne kadar geçen süreçteki rolünün, yaşadığı olguların, topluluklar üzerindeki etkilerinin ele alındığı bir dizi güncel illüstrasyon çalışması hazırlanmıştır. Sonuç olarak, bu tez, Türk mitolojisindeki Şaman figürünün dünya mitleri bağlamında anlaşılmasına katkıda bulunmayı ve farklı kültürlerdeki ruhani liderlerin ortak özelliklerini ve farklılıklarını vurgulamayı amaçlamaktadır.
Okulöncesi eğitim kurumlarında iç mekân tasarımlarının ergonomi, görsel ve iletişim unsurları açısından incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, Ankara ilindeki resmi okul öncesi eğitim kurumlarında iç mekân tasarımlarının, ergonomi, görsel ve iletişim unsurları açısından incelenmesi ve öğretmen görüşlerine dayalı olarak ergonomik koşulların geliştirilmesine yönelik öneriler sunmaktır. Çalışma, betimsel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modelinde tasarlanmış olup, alanyazın taraması ve anket verileriyle desteklenmiştir. Araştırmanın evrenini, 2024-2025 eğitim-öğretim yılında Ankara'daki resmi okul öncesi eğitim kurumlarında görevli yaklaşık 3900 öğretmen oluşturmuştur. Örneklem ise, seçkisiz örnekleme yöntemiyle belirlenen 562 öğretmen oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak, araştırmacı tarafından geliştirilen "Okulöncesi Eğitim Kurumlarında İç Mekân Tasarımlarının İncelenmesi" anket formu kullanılmıştır. Verilerin analizinde; birinci soruya ilişkin bulgular betimsel istatistikler (ortalama, standart sapma, frekans dağılımları) ile sunulmuş, ikinci soruda ise Bağımsız Örneklem t Testi ve Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) uygulanmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, okul öncesi eğitim kurumlarındaki görsel ve ergonomik unsurların büyük ölçüde yeterli olduğu tespit edilmiştir. Ancak, sınıf büyüklüklerinin öğrenci sayısına oranla yetersiz kaldığı, iletişim boyutunda eksiklikler bulunduğu ve öğretmenlerin dinlenme molalarının yetersiz olduğu belirlenmiştir. Ayrıca, öğretmenlerin kıdem durumlarına göre görüşlerinde anlamlı farklılıklar olduğu saptanmıştır. Bu çalışma, okul öncesi eğitim kurumlarının fiziksel koşullarının iyileştirilmesi ve öğretmen-öğrenci etkileşiminin desteklenmesi açısından politika yapıcılara ve eğitim planlayıcılarına öneriler sunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Ergonomi, Okul öncesi, İletişim, Tasarım
Karagöz ve Hacivat gölge oyununun okul öncesi döneme uygun görsel ve içerik açısından yeniden yapılandırılması
Bu çalışma, geleneksel Türk gölge oyunu olan Karagöz ve Hacivat'ın, okul öncesi eğitim düzeyine uygun biçimde görsel ve içerik açısından yeniden tasarlanmasını amaçlamaktadır. Okul öncesi dönem, çocukların bilişsel, duygusal ve sosyal gelişimlerinin temelinin atıldığı, görsel algı ve kültürel değerlerin kazandırılmasında kritik bir süreçtir. Bu bağlamda, çocukların gelişim özelliklerine uygun, eğitici ve kültürel yönü güçlü görsel materyallerin kullanımı büyük önem taşımaktadır. Geleneksel gölge oyununun mevcut sahne tasarımları ve karakter modellemeleri, içerdiği karmaşık dil yapısı ve görsel ögeler nedeniyle okul öncesi çocukların bilişsel seviyesine hitap etmekte yetersiz kalmaktadır. Bu nedenle, araştırma kapsamında Karagöz ve Hacivat gölge oyununun tarihi ve kültürel bağlamı detaylı biçimde incelenmiş; görsel unsurlar ve senaryolar, okul öncesi eğitim ilkelerine uygun şekilde sadeleştirilmiş ve yeniden tasarlanmıştır. Araştırma sürecinde nitel yöntem benimsenmiş; literatür taraması, mevcut gölge oyunu içeriklerinin analizi ve yeni karakter ve içeriklerin tasarımı yapılmıştır. Elde edilen bulgular doğrultusunda okul öncesi dönemde kullanılabilecek, kültürel kimliği yansıtan ve pedagojik açıdan uygun karakter modellemeleri, senaryo örnekleri ve sahne tasarımları geliştirilmiştir. Çalışma sonucunda, Karagöz ve Hacivat gölge oyununun, hem kültürel mirasın korunmasına hem de okul öncesi eğitimde etkili bir görsel iletişim aracı olarak kullanılmasına yönelik özgün bir uygulama modeli önerilmektedir
Reklam sektöründe tercih edilen görsel öğelerin belirlenmesinde bölgesel parametrelerin etkisi
Tezin temel amacı, reklam ajanslarının kullandığı görsel öğelerin, coğrafi ve kültürel faktörlere dayalı olarak nasıl çeşitlendiğini ve bölgesel farklılıkların reklam tasarımlarındaki etkilerini analiz etmektir. Bu bağlamda, reklam ajanslarından alınan görsel unsurlar üzerindeki anket incelenerek, görsel öğelerin seçimi üzerine yapılan değerlendirmeler ve bölgesel parametrelerin bu öğelere etkisi sorgulanmaktadır. Tez, İç Anadolu, Doğu Anadolu ve Ege bölgelerine özgü reklam öğelerinin kullanımını ele alınmıştır. İç Anadolu'nun geleneksel değerleri, Doğu Anadolu'nun etnik çeşitliliği ve Ege'nin modern yaşam tarzı, bu bölgelerdeki reklam tasarımlarında farklı görsel öğelerin tercih edilmesine yol açmaktadır. Tezde kullanılan yöntemler arasında hem nicel (anket) hem de nitel (görsel içerik analizi) veri toplama teknikleri bulunmaktadır. Tez, belirli bir bölgedeki reklamlar ile diğer bölgelerdeki reklamları analizleri karşılaştırarak, bölgesel parametrelerin görsel öğe seçimindeki farkları ve bu farkların reklamcılık stratejileri üzerindeki sonuçlarını ortaya koymayı hedeflemektedir.
Semerkant tarihî yapılarındaki mozaik çini desenlerinin analizi ve geometrik mozaik tekniğiyle yeniden üretimi
Timurlu Dönemi mimarisi ve sanatının zirvesini temsil eden Semerkant'taki anıtsal yapılarda yer alan mozaik çini desenlerinin ilk adımını oluşturan tasarım prensiplerini sistematik olarak çözümlemeyi ve bu kadim bilgiyi, geliştirilen özgün bir yöntemle yeniden üretmeyi amaçlamaktadır. Araştırmanın temel problemi, Timurlu Döneminde inşa edilen yapıların süslemesinde kullanılan geometrik kompozisyonların tasarımlarını analitik olarak çözümleyecek ve bu soyut mirası çağdaş tasarım uygulamalarına aktarabilecek bütünsel ve uygulamalı bir yöntemin mevcut olmamasıdır. Sistematik dijital analiz ile fiziksel üretimi birleştiren iki aşamalı ve yenilikçi bir yaklaşım, eksikliği tamamlamak üzere geliştirilmiştir. Çalışmanın ilk aşamasında; Şâh-ı Zinde Külliyesi, Gûr-i Emir Türbesi, Uluğ Bey Rasathanesi ve Registan Meydanındaki anıtsal yapılardaki desenler, AutoCAD ortamında Sistematik Dijital Analiz Yöntemi kullanılarak titizlikle analiz edilmiştir. Desenlerin simetri, modülasyon ve tekrar ilkelerine dayanan matematiksel altyapısı çözümlenmiştir. Çalışmanın ikinci aşamasını da sistematik dijital verilerden elde edilen şablonlar kullanılarak geliştirilen özgün Geometrik Mermer Mozaik Tekniği oluşturmaktadır. Geometrik Mermer Mozaik Tekniği, geleneksel çini bisküvileri yerine bilinçli olarak mermeri kullanarak tarihî desen formlarını çağdaş bir tasarım yöntemi ile yeniden yorumlamaktadır. Malzeme uyumu ve renklerin asıl desendeki tonlarıyla aynı olması, sırrın parlak ve hacimli görüntüsünün elde edilmesi gibi zorlukların üstesinden başarıyla gelirken; harçsız yerleştirme gibi modern uygulama metotlarının benimsenmesi, tamamlanan eserlerin tarihsel doğruluğa ve de estetik modern bir görünüme sahip olmasını da sağlamıştır. Mimarlık, Geleneksel El Sanatları, Görsel İletişim Tasarımı ve Endüstriyel Tasarım gibi farklı disiplinlerden öğrencilere ve Millî Eğitim Bakanlığı öğretmenlerine yönelik düzenlenen atölye ve çalıştaylarla geliştirilen bu bütünsel tekniğin uygulanabilirliği kanıtlamıştır. Önerilen yaklaşımın yalnızca bir koruma ve yeniden üretim aracı olmadığını, aynı zamanda yeni nesil tasarımcılar ve eğitimciler için disiplinler arası bir ilham ve eğitim modeli sunduğu bu süreçte gözlemlenmiştir. Çalışmada sonuç olarak Timurlu Mimarisi'nin ev sahipliğini Semerkant'ta bulunan geometrik desen mirasının belgelenmesi, korunması ve geleceğe taşınması için teori ile uygulamayı, analiz ile estetiği birleştiren bütünsel bir yöntem sunulmaktadır. Özgün tekniğin geliştirilmesi ve uygulama aşamasında elde edilen sonuçlar kültürel miras çalışmalarına, sanat ve tasarım eğitimine ve literatüre önemli katkılar sağlamıştır. Anahtar Kelimeler: Semerkant, Mozaik Çini, Geometrik Desen, Geometrik Mermer Mozaik Tekniği, Sistematik Dijital Analiz, Kültürel Miras, Timurlu Sanatı, Tasarım Eğitimi.
Sanat galerilerinde aydınlatma tasarımı ve optimizasyonu üzerine kuramsal bir yaklaşım
Bu tez, sanat galerilerinde aydınlatma tasarımını yalnızca teknik bir gereklilik olarak değil, mekânın algısal, estetik ve deneyimsel boyutlarını belirleyen bütüncül bir tasarım unsuru olarak ele almaktadır. Araştırmanın amacı, ışığın fiziksel ölçütleri (aydınlık düzeyi, renk sıcaklığı, renksel geriverim, ışık yönü) ile niteliksel etkilerini (kontrast, gölge–form dengesi, görsel konfor) birlikte değerlendiren çok boyutlu bir optimizasyon yaklaşımı geliştirmektir. Çalışmada, sanat galerilerinde aydınlatmanın eser algısı, mekân kimliği ve izleyici deneyimi üzerindeki etkileri incelenmiş; doğru ışık kurgusunun yalnızca görsel performans ve enerji verimliliği açısından değil, aynı zamanda sanat eserlerinin korunması ve estetik bütünlüğünün sürdürülebilmesi bakımından da kritik öneme sahip olduğu ortaya konmuştur. Bu kapsamda DIALux Evo ve Autodesk 3ds Max yazılımları kullanılarak üç farklı aydınlatma senaryosu tasarlanmıştır: yalnızca difüz armatürlerden oluşan genel aydınlatma, spot ve wallwasher armatürlerle oluşturulan vurgu aydınlatması ve her ikisinin birlikte kullanıldığı hibrit sistem. Analiz sonuçları, yalnızca aydınlık düzeyinin artırılmasının yeterli olmadığını; ışığın yönü, renk sıcaklığı, renksel geriverim (CRI) ve kontrol sistemlerinin bütüncül biçimde değerlendirilmesi gerektiğini göstermiştir. CRI değeri 90'ın üzerindeki armatürlerin renk doğruluğu açısından kritik olduğu; duvara paralel yerleşimlerin yansıma ve parlamayı azalttığı; 30° açıyla yönlendirilmiş spotların ise heykel yüzeylerinde hacimsel algıyı güçlendirdiği belirlenmiştir. Hibrit yaklaşımın, hem homojen ışık dağılımı hem de eser odaklı vurgular açısından en dengeli sonucu verdiği görülmüştür. Sonuç olarak, bu çalışma sanat galerilerinde aydınlatmanın teknik bir gereklilikten öte, mekânsal kimliği, küratöryel anlatıyı ve izleyici deneyimini şekillendiren bir tasarım aracı olduğunu ortaya koymakta; dijital simülasyon araçları kullanılarak enerji verimliliği, görsel konfor ve estetik denge arasında sürdürülebilir bir ilişki kuran özgün bir model önermektedir.
Sanatta anlatım dili olarak "abartı"
"Sanatta Anlatım Dili Olarak Abartı" adlı yüksek lisans tez çalışması sanatsal ifade yöntemi olarak kullanılan abartıyı konu edinmektedir. İlk insandan günümüze kadar üretilen sanat eserlerinin pek çoğunda abartı kavramı karşımıza çıkmaktadır. Sanat tarihindeki örnekler incelenerek, abartının tanımı, izleyici üzerindeki psikolojik etkisi ve hangi duyguları uyandırdığı, sanatsal ifadeye katkısının neler olduğu gibi soruların yanıtlarına ulaşılmaya çalışılmıştır. Heykel, müzik, mimari, karikatür, edebiyat, resim gibi farklı sanat disiplinlerinde abartının ele alınışı incelenip, yorumlandıktan sonra seramik sanatı örneklerinde yoğunlaşılmış; ardından özgün uygulamalara yer verilmiştir. Bu çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde farklı kuramcılar tarafından sanatın nasıl tanımladığı ve sınıflandırıldığı araştırılarak, tanımlaması yapılmıştır. Sanat eserlerinde abartıya; kompozisyon öğelerinden olan armoni, ritm, varyasyon, baskınlık, denge, hareket ve oran kullanılarak ulaşılabilir. Sanatçılar, sanat eserlerinde eserin kavranması açısından önemli bir görevi olan oran, orantı ve ölçekle oynadıklarında, abartılı bir görünüm elde edebilirler. Bu bölümde; kompozisyon öğelerinin tanımlarına yer verilerek, abartı ile ilişkileri irdelenmiş, oranların bozulması ile elde edilen etki gözlemlenerek örnekler üzerinden incelenmiştir. İkinci bölümde görsel sanatlarda somut bir yöntem olarak ele alınan ve bu araştırmanın konusu olan abartının literatürdeki tanımları araştırılarak yeni bir tanımlama yapılmıştır. Genellikle izleyiciyi etkileyip hayrete düşüren bir olgu olan abartının, tarihteki örnekler üzerinden yola çıkılarak ne zaman, nasıl ortaya çıkmış olabileceği tespit edilmeye çalışılmış; sanatsal uygulamalarda kullanım şekli, yarattığı etki ve izleyici üzerinde uyandırdığı duygular araştırılmıştır. Yapılan araştırmada tüm sanat dallarında bir yöntem olarak metafor ve alegori kullanılarak ve plastik sanatlarda grotesk yaklaşım ile abartılı bir dil elde edilebildiği gözlemlenmiştir. Bu kavramların abartı ile ilişkisi örnekler üzerinden değerlendirilmiştir. Ayrıca estetikte yüce (süblime) kavramının estetik açıdan yorumlanması yapılmıştır. Bir yöntem bilgisini veya teknik bir yönelişi kapsayan abartı; sinema, edebiyat, tiyatro, mimari, müzik, karikatür, resim ve heykel gibi pek çok alanda sanatsal ifade dili oluşturmuştur. Yöntem olarak kullanılan abartıya sanatsal pratiklerde sıklıkla rastlanılır. Sanat disiplinlerinde abartı kavramının kullanım şekli farklı sanatçıların eserleri incelenerek betimleme ve yorumlamalar yapılarak incelenmiştir. Seramik sanatında doku, renk, ölçek büyütme, çoğaltım, sır kullanımı, bünyeye yapılan katkılar, metafor ve persormans ile abartıya ulaşılabilir. Çalışmalarında bu yöntemleri kullanan seramik sanatçılarına yer verilmiştir. Üçüncü bölümde sanatsal ifade yöntemi olarak abartının kullanıldığı özgün sanatsal uygulamalar yapılmış, kişisel yorumlara ulaşılmıştır, Sonuç bölümünde ise literatür araştırması ve uygulama sonuçları değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Abartı, Oran, Orantı, Boyut, Seramik
Politik bir nesne olarak porselen biblo
Politikayı bir dil olarak kullanan sanatçılar, sanatın her disiplininde yer almaktadır. Seramiğin ana tanrıça heykelcikleri ile başlayan biblo serüveninde bu dili 'Politik Bir Nesne Olarak Porselen Biblo' adlı yüksek lisans tez çalışmasında, tarihsel süreçteki sanat ve politika ilişkisi, seri üretim nesnesi olan porselen biblolar üzerinden araştırılmıştır. Tarih boyunca, sanat ve politika kavramları birbirinden beslenmiş ve birbirine yön vermiştir. Bu çalışmada nasıl birbirlerine yön verdikleri, hangi amaçlar doğrultusunda sanat üzerinden politika ve politika üzerinden sanat yapıldığına dair soruların cevaplarına ulaşılmaya çalışılmıştır. Plastik sanatlar alanında sanat ve politika bağlamında doğan eserler incelenmiş, ardından seramik sanatında propaganda ve protestonun kullanıldığı eserler araştırılmıştır. Seramik sanatının içerisinde, sadece 'süs eşyası' olarak görülen porselen biblonun aslında farklı amaçlarla da kullanıldığı ve sanatçılar tarafından sanat eserlerine dönüştürülme süreci irdelenmiştir. Son olarak ise seramik sanatında porselen biblon kullanılarak özgün eserlere ve kişisel yorumlamalara yer verilmiştir. Araştırma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde tarihsel süreç içerisinde sanat ve politika ilişkisi başlığı altında; plastik sanatlar alanlarında oluşturulan eserlerin, politik olaylardan nasıl etkilendiği, bu oluşum sürecinde sanatçının içerisindeki bulunduğu sosyo-politik olayları nasıl ifade ettiği incelenmiştir. Politik olaylara bir tepki olarak doğan sanat hareketleri incelenmiş; feminizm ve performans sanatının tanımları yapılarak, savaş, diktatörlük, cinsiyet ayrımcılığı, ırkçılık gibi toplumsal ve siyasal olaylardan etkilenen sanatçıların performansları ve eserleri analiz edilmiştir. Ardından seramik sanatında propaganda ve protesto kavramları araştırılmıştır. İkinci bölümde ise, çalışmanın temeli olan porselen biblolar farklı yönleriyle değerlendirilmiştir. Kitsch, dekoratif, sıradan bir nesne olarak görülen porselen biblonun aslında ne olduğu ve nasıl kullanıldığı örneklenmiştir. Porselen biblonun tanımı ile başlayıp, ilk kurulan porselen fabrikadan itibaren günümüze kadar kurulmuş, üretim yapan, kapatılan ve bugüne ulaşan porselen fabrikalarına değinilmiştir. Bu fabrikalarda modelcilerinin ne tür porselen biblolar ürettiği incelenmiştir. Günümüzde gelindiğinde bu küçük ama etkili nesne; dekoratif olarak kullanımının yanı sıra çağdaş sanat nesnesi olarak sanatçının malzemesi haline geldiği ve özellikle propaganda ve protesto aracı olarak nasıl kullanıldığı araştırılmıştır. Üçüncü bölümde ise, kadın konusu ele alınarak, konu ile ilgili yapılan araştırma ve deneyimlerden faydalanılarak içinde yaşanılan toplumun değerleri ve yargılarından yola çıkarak kişisel uygulamalar yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Politika, Porselen, Biblo, Propaganda, Protesto. bir çok sanatçı bulunmaktadır.
Türk resim sanatında 1914-1935 dönemi savaş temalı tabloların incelenmesi
Farklı coğrafyalarda gelişen ve geçmişten günümüze kadar uzun yıllar süregelen Türk Sanatı, Anadolu'da çağına uygun yöntemlerle geliştirilerek, çağdaş Türk sanatının şekillenmesinde büyük rol oynamıştır. Çağdaş Türk resim sanatı tarihi incelendiğinde, 19. yüzyılın ikinci yarısında, savaşı tema olarak ele alınan yapıtların, yağlıboya resim sanatının oluşmasıyla beraber başladığı görülür. Konusu Balkan Harbi olan resimleri, bu bağlamda erken örnekler olarak görebiliriz. Milli Mücadele ve savaş temalı tabloların yapılması ise, genelde Kurtuluş Savaşı'nın yaşandığı yıllara denk gelmektedir. Savaş temalı resimlerin o yıllarda yapılmasında, dönemin ileri görüşlü devlet adamları tarafından teşvik edilmesindeki önemi yadsınamaz. Asker ressamlar kuşağında doğum tarihi 1880'li yıllara rastlayan sanatçılar, Balkan, I. Dünya, Çanakkale ve Kurtuluş Savaşlarını her yönüyle yaşamışlardır. Sanatçı kişilikleri bu ortamda oluşmuştur. Sanayi-i Nefise'de gördükleri eğitimden sonra, sanat eğitimlerine Paris'te devam etmişlerdir. Birinci Dünya Savaşından sonra Millî Mücadele adıyla var olma savaşı verilmiştir. Kurtuluş Savaşı sürecinde çökmekte olan imparatorluğu ve farklı bir düzen anlayışını yapılandırma aşamalarının sancıları yaşanmıştır. Yaşanan bu süreçte sosyal anlamda sanatın popülasyonu bile sezilmezken, bu savaşlara katılan, yaralanan ve hatta şehit olan birçok sanatçı olmuştur. İlk defa bu sebeple Türk resim sanatında 1914-1935 dönemine ait savaş temalı resimler yapılmıştır. Sanat olgusunu anlamanın en iyi yolu, sanat yapıtını çözümlemekle mümkündür. Çözümlemelerde, Erwin Panofsky'nin sanat dünyasında geçerliliği onaylanmış ve sanat alanlarında çok kullanılmakta olan "İkonografik ve İkonolojik Sanat Eleştirisi" yönteminden yararlanılmıştır. İkonografik çözümlemeyle, sanat objelerinde iskeleti oluşturan formlarla, konu ve konsept arasında bir ilişki kurulmasını, hayal edilen izlenimlerin çözümlenerek, hikaye ve alegoriler tespit edilmesi amaçlanmıştır. İkonolojik çözümleme ise, sanat yapıtının yapıldığı dönemi, tarihsel özelliklerini sanatçının kişiliğini ve yaşadığı dönemin sanat yapıtına etkisini belirlemek için yapılmıştır.
20.yy. resim sanatında popüler imge anlayışı
20. yüzyılın başlarından itibaren demokratikleşme ve endüstrileşme hareketlerinin etki alanını genişletmesiyle birlikte, popüler kültürün yükselişine eşlik eden artan oranda kitle iletişim imkanları, tüketimi özendirici politikalar, kitle kültürünün sanat alanındaki etkisi ve topluma yansımasıyla ortaya çıkan yeni bakış açıları, özellikle modern resim sanatı üzerinde etkisini göstermiştir. Bu çalışma, popüler kültürün ortaya çıkışıyla modern resim sanatında meydana gelen kaçınılmaz değişimleri analiz etmeyi ve resmi oluşturan imgenin 20. Yüzyılda ortaya çıkan sosyal, entellektüel ve kültürel hareketlerden ne şekilde etkilenerek bir değişime uğradığını incelemeyi amaçlamaktadır. Bu hedefini gerçekleştirebilmek amacıyla, popüler kültürün dönüşümünü, kültürel çevreyi incelemekte ve imgenin farklı formlara dönüştüğü bu yolculuğunu Kübizm, Soyut Dışavurumculuk, Pop Art, Dadaizm, Yeni Dadaizm'in yanısıra; Video Art ve Dijital Art gibi yeni sanat ortamlarını ele almaktadır. Bu çalışmanın önemi, temel anlamda imgenin belirli bir süreç içinde uğradığı değişimleri analiz eden ve özellikle de geçtiğimiz yüzyılı hedef alan çalışmaların az miktarda olmasıdır.
İstanbul tasarım bienali örneğiyle bir bienal planı
Amacı bir tasarım bienali önerisi geliştirmek olan bu çalışmada söz konusu amaca yönelik olarak bienal kavramının doğuşu ve gelişimi hem uluslararası hem de ulusal düzlemde incelenmiştir. Bu kapsamda İstanbul Kültür Sanat Vakfı'nın düzenleyicisi olduğu uluslararası İstanbul bienalleri ve tasarım bienalleri doğuşundan günümüze kadar geçirdikleri süreç içinde temaları ve belli başlı işleriyle incelenerek bienal tasarımının ardından yatan mantığa ulaşılmaya çalışılmıştır. Daha özelde özellikle İstanbul Tasarım Bienallerinin konu alan bu çalışma araştırma modeli bakımından açıklayıcı, keşfetmeye dönük, veri toplama yöntemi olarak kaynak taraması içeren nitel bir yapıya sahiptir. Çalışmanın ortaya koyduğu sonuçlara göre bir tasarımın bienalinin plan aşamasından hayata geçirilmesine kadar süreç konunun belirlenmesi, ekibin oluşturulması, mekânın seçilmesi, sanatçıların belirlenmesi ve sponsorluk aşamalarından oluşmaktadır. Bu aşamalar ışığında önerilen bienal planı da çalışma da açıklanarak son bölümde çalışmanın konusuna ilişkin sonuçlar tartışılmakta ve önerilerde bulunulmaktadır.
Türkiye'de popüler müziğin tarihsel gelişiminde davul çalım yaklaşımları
Davul setinin 20. yüzyılın başlarında bas davul pedalının icadıyla ortaya çıktığı görülmektedir. 1930'lardan itibaren ülkemizde de çeşitli müziklerde kullanılan bu çalgının, popüler müzik içerisinde ne gibi gelişmeler yaşadığına ilişkin yaklaşımlar çalışmanın çıkış noktasını oluşturmuştur. Bu araştırmada etkilenilen ekollerle birlikte ülke şartları da göz önünde bulundurulmuştur. Bu kapsamda davulcuların popüler müzikte çalım yaklaşımlarını oluşturan unsurlar, davul setinin dünyada ve ülkemizdeki tarihsel gelişimi ile kayıt stüdyolarındaki konumu incelenmeye çalışılmıştır. Dönemin önde gelen aranjör, müzisyen ve davulcularıyla gerçekleştirilen görüşmelerden elde edilen veriler dikte edilerek yorumlanmaya çalışılmıştır. 1960 – 2000 yılları arası süreçte, ülkemizde genel olarak caz ve rock ekolünden gelen davulculardan etkilenildiği görülmektedir. 1980 ortalarına kadar ülkemizdeki müzisyenlerin gelişim sağlayabilecekleri materyallerin yetersizliği davulcuların ilerlemesini kısıtlarken, bir taraftan da kendi çalım yaklaşımlarını oluşturmalarına zemin hazırlamıştır. Davul setinin stüdyo ortamında kayıt edilmesi konusunda da uzun bir süre verim alınamadığı dikkat çekmektedir. Elektronik davulun 1980'lerde popüler müziğin içerisine girmesiyle, hem davul çalım yaklaşımlarında hem de davul setinin kaydedilme kültüründe değişimler yaşanmıştır. Popüler müzik içerisinde en çok dikkat çeken isimler; Durul Gence, Vasfi Uçaroğlu, Salim Ağırbaş, Cezmi Başeğmez, Asım Ekren, Engin Yörükoğlu, Hüseyin Sultanoğlu, Okay Temiz, Cem Aksel, Turgut Alp Bekoğlu, Cengiz Baysal, Aydın Karabulut, Volkan Öktem gibi davulcular olmuştur. Türk davul markaları olan Şeref, Yıldırım, Cümbüş ile birlikte Alman asıllı Amerikan markası Ludwig davulları ülkemizde kullanılmış önemli davul markalarıdır.
Dijital teknolojilerdeki dönüşümlerin, müzik üretim, tüketim ve paylaşım pratiklerine yansımaları: sosyal medya ve mobil müzik platformları üzerinden bir değerlendirme denemesi
Son yüzyılda, soyut ya da elle tutulamaz olarak görülen sesin tespiti ve bir fiziksel aktarıcı madde üzerinden yapılan transfer süreci, birbiri ardına yapılan teknolojik buluşlarla önemli bir gelişim göstermiştir. Özellikle 1980'li yıllardan itibaren, verilerin sayısallaştırılarak, maddesel olarak var olmayan medya aracılığı ile kaydedilip muhafaza edilmesi ve taşınabilmesi mümkün olmuştur. "Dijital dönüşüm" olarak tanımlanabilecek bu sürecin, müziğin hem tasarım ve üretim hem de erişim ve dolaşım süreçlerini paradigma değişimine uğrattığı açıktır. Giderek küçülen ve hızlanan mobil cihazlar, kulağın içinde kaybolan kulaklıklar, İnternet kotası kaygısı ile farklı çözünürlüklerde dinlenilen müzikler, sosyal medyada kaç kişinin dinlediğine göre yapılan "iyi" ya da "kötü" sınıflandırmaları gibi etmenler, müzikal tasarımların bu sınırlara göre yapılanmasına ve orkestraların değişimine sebep olmuştur. Ayrıca, hızla değişen standartlar sebebiyle, bir ses tasarımı üretilirken, ortaya çıkacak "sonuç ürünün", hangi koşullarda dinleneceği de önem kazanmaya başlamış, üreticiler ise tasarımlarını tam olarak duyurmak istedikleri şekilde aktarabilmek için, dijital formatları, yazılımsal ve donanımsal standartları daha çok göz önünde bulundurmaya başlamışlardır. Müzik erişiminde, cloud data ve streaming gibi teknolojiler bazı ekonomik kolaylıklar sağlamış, geleneksel müzik dinleme aktarıcıları/taşıyıcıları için gereken hammadde gereksinimini ortadan kaldırmıştır. Mobil müzik platformları ile birlikte tüm müzikal arşivler bir tuş ile insanların ayağına gelmiş, tek bir üyelik ile, sanatçıların tüm albümlerine ulaşmak mümkün olmuştur. Müziğin erişimi kadar üretim pratikleri de dönüşmüş, bilgisayar ekranından bağımsız müzik üretmek neredeyse imkânsız hale gelmiş, küçük ve "akıllı" yeni nesil cihazlarla "herkes müzik üretebilir" söylemi toplumlara iyiden iyiye benimsetilmiştir. Öte yandan dijitalleşme ile birlikte telif hakları yönetimleri de büyük ölçüde şekil değişikliklerine uğramıştır. Bu çalışmada, birçok kaynaktan kolaylıkla edinilebilecek olan verilerin tekrarından mümkün olduğunca kaçınılarak, bilgisayar başındaki tasarımcılardan bestecilere, ses mühendislerinden müzik icracılarına, yazılımcılardan yatırımcılara, ya da tüketiciden sanatçıya olmak üzere insan gruplarının ve müzik sektörünün, mevcut dijital dönüşüm süreçlerinden nasıl etkilendiği incelenmiştir.
Günümüz Türkiye sanatında dinamik bir oluşum "base.ist" ve yersizyurtsuzlaşma odağında incelenmesi
Sanat her ne kadar biricikliğin bir sembolüyse de toplumsal yaşantılardan, kültürel birikimler ve değişimlerden etkilenen; görülen bu değişimlerin sanatçı perspektiflerinden yansıtıldığı bir alan açar. Yüzyıllar boyu süregelen değişimleriyle gerek klasik dönemin şartlarını gerekse modern dünyanın şartlarının izlerini taşıyan sanat eserinin oluşumunda ve sanatın yansımasında, eserlerin içine doğduğu dönemin kuralları geçerli olmuştur. Bu doğrultuda çalışmanın konusu olarak sanat eserlerinin dönemsel çerçevede incelenmesi, sanat yapıtı ve yapıtın sergilenmesini belirleyen temel özellikler incelenmiş olup Türkiye ve dünya özelinde eserlerin modernleşme sürecinde geçirdiği değişim, endüstriyelleşme ve modernleşme etkileri bağlamında aktarılmıştır. Endüstriyelleşmenin getirdiği düşünsel farklılaşma, insan doğasında zaten var olan hareketliliğin, göç etme durumu ile kültürler arası alışverişi beraberinde getirdiği görülmüştür. Sosyolojik bir olgu olarak göç kavramının sonucunda ortaya çıkan ve modern bireyi temsil eden yeni kavramların sanatta yansımaları da olmuştur. Psikolojik, ekonomik, kültürel şartlardan dolayı göç etmek zorunda kalan ve bulunduğu yeri terk ederek "yersizyurtsuzlaşan" birey ve toplum, kimi çalışmaların odak noktasında bulunmuştur. Geçmişten bugüne göç, çok uluslu ve çok kültürlü toplumların oluşmasına zemin hazırlamış ve bu durum da müze ve sergilere yansımıştır. Yüzyıllar boyu insanlar ve milletler arasında süregelen göç, insan doğasının yaşamın biçimlenmesindeki en görülebilir örneklerinden biri olarak sanatta da yıllar boyunca işlenmiştir. Bu bağlamda birçok sanatçı, eserlerinde göçü ele almış ve eserlerinde yersizyurtsuzlaşmanın etkilerini yansıtmıştır. Yalnızca klasik dönem sanatçıları değil aynı zamanda günümüzde yeni mezunlar da bugünün göç olgusunu ve etkilerini eserlerine yansıtmış, sanatçı adayları nesiller boyu görülen ve yaşamın bir gerçekliği olarak karşımıza çıkan göç olgusunu işlemiştir. Çalışmanın son bölümünde, Türkiye çağdaş sanatının dinamik bir oluşumu olarak karşımıza çıkan Base incelenmiş, yersizyurtsuzlaşmanın günümüz sanatçı ve sanatçı adaylarının eserlerinde de ele alındığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Yersizyurtsuzlaşma, Göç, Sergi, Sanat Yapıtı, Base
Mübadele kavramının A/r/tografi yoluyla sanatsal ifadeye dönüşümü: Gelveri örneği
24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan Antlaşması'nın ardından yüz binlerce insan, Türk ve Yunan hükümetinin arasındaki anlaşma gereğince zorunlu nüfus değişimine tabi tutularak doğup büyüdüğü topraklara veda etmiştir. Bunun sonucunda sosyal ve psikolojik başta olmak üzere birçok sorun ortaya çıkmıştır. Bu göç, Türkiye ve Yunanistan'ın tarihi boyunca şahit olduğu en büyük nüfus hareketidir. Bu bağlamda araştırmanın konusu, kendine sadece yazın alanında yer bulan mübadele kavramı öznel sanatsal sorgulama çerçevesinde ele alınarak, nitel ve nicel araştırma yöntemlerinden sıyrılıp sanat alanında yeni bir yöntem olan A/r/tografi yoluyla incelenmiştir. Araştırmanın başından sonuna kadar devam eden süreçte, araştırmacının üretimleri yöntemin esnekliği sayesinde araştırma sürecinde şekillenmiştir. Tez yazım sürecinde rizomatik bağlantılar kurulmuş ve kendi sanatsal üretim süreçleri sorgulanmıştır. Rizomatik bağlantıların dışında metafor kullanımı ile tasarımlar oluşturulmuştur. Gelveri'den başlayıp Nea Karvali'de biten bu araştırmada ulaşılan sonuçlar A/r/tografi metedolojisinin içinde var olan sanatçı (artist), araştırmacı (researcher) ve öğretmen (teacher) kimlikleri özelinde aktarılmıştır. Farklı teknik ve materyallerin kullanımıyla oluşturulan tasarımlarda, kolaj, seramik, asamblaj, fotoğraf gibi teknikler kullanılmıştır. Bu sayede mübadele kavramına farklı bakış açılarıyla bakılabileceğini bu araştırma sayesinde ortaya koyulmuştur. Sonuç olarak öznel bir sürecin tasvir edildiği bu araştırmada, araştırmacının dönüşümüne yol açarak onu bir sanatçı, araştırmacı ve öğretmen-eğitmen olarak zenginleştirdiği gözlemlenmiştir.
E-ticaret arayüz tasarımının tüketici davranışları üzerindeki etkisinin incelenmesi (bir uygulama örneği)
Değişen ve gelişen teknoloji dünyasında, insan hayatına ve alışkanlıklarına etki eden birçok yenilik olduğu açıkça görülmektedir. E-ticaret, tüketici olan insanların alışkanlıklarına etki eden bu yeniliklerden bir tanesidir. Sağladığı imkanlar ve kolaylıklar nedeniyle e-ticaret web sitelerinin varlığı tüketici hayatında önemli bir yer edinmiştir. Bu bağlamda e-ticaret web sitesinin; kullanıcı arayüz (UI) tasarımı, kullanıcı deneyimi (UX) tasarımı, site işlevselliği ve görsel etkisi tüketiciyle verimli bir etkileşim oluşturulabilmesi açısından oldukça önemli bileşenlerdir; ancak bu bileşenlerin, tüketicilerin algı ve davranışlarıyla beraber ele alınması, e-ticaret web arayüz tasarımının kullanılabilirliği ve sürekliliği açısından kritik bir rol oynamaktadır. Bu araştırmada, katılımcıların cinsiyet, yaş, eğitim düzeyi ve gelir durumunu içeren demografik değişkenlerinin e-ticaret arayüz tasarımı algı ve davranışları, nicel araştırma yöntemi kapsamında betimsel istatistik yöntemiyle analiz edilmiştir. Literatür taraması ile konu başlıkları irdelenmiş, 113 katılımcıya uygulanan anket doğrultusunda veriler incelenmiş, tasarım ilke ve ögelerine bağlı kalınarak belirlenen X firması için alternatif bir e-ticaret arayüz tasarımı hazırlanmıştır. Anahtar Kelimeler: E-ticaret Web Site Tasarım, Kullanıcı Arayüzü (UI), Kullanıcı Deneyimi (UX), Tüketici Davranışı, Web Arayüz Tasarımı
Kullanıcı deneyimi tasarımında duygusal tasarımın yeri: İnteraktif tasarımın kullanıcı algısı ve bağlılığı üzerindeki rolü
Bu çalışmanın amacı, kullanıcı deneyimi (UX) tasarımında duygusal tasarımın yerini incelemek ve interaktif tasarım unsurlarının kullanıcı algısı ile kullanıcı bağlılığı üzerindeki etkisini ortaya koymaktır. Dijital ürünlerin kullanıcıyla etkileşiminde duygusal unsurların ne derece etkili olduğu araştırılmıştır. Çalışma, nicel araştırma metodolojilerinden biri olarak sınıflandırılan betimsel tarama modeli kullanılarak yürütülmüştür. Araştırma sırasında, herhangi bir müdahale biçimi olmaksızın yürütülen önceden var olan verilerin analizi yoluyla sonuçlara varılmıştır. Bu çalışmada kullanılan veri kaynağı, Google Analytics platformu aracılığıyla elde edilen web sitesi ziyaretçi bilgilerinden türetilmiştir. Belirlenen dört aylık zaman dilimindeki site ziyaretçilerinin sayısı, trafik kaynakları, oturum süreleri ve sayfa görüntülemeleriyle ilgili istatistikler dahil olmak üzere çeşitli metrikler üzerinde bir değerlendirme yapılmıştır. Duygusal tasarım, kullanıcı deneyimini yalnızca işlevsellik düzeyinde değil, aynı zamanda duygusal düzeyde de zenginleştiren bir faktördür. İnteraktif tasarım unsurları, kullanıcıların ürüne olan algısını ve bağlılığını doğrudan etkileyen stratejik araçlardır. Bu nedenle kullanıcı deneyimi tasarımında duygusal ve etkileşimsel boyutlara öncelik verilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Duygusal Tasarım, İnteraktif Tasarım, Kullanıcı Algısı, Kullanıcı Deneyimi
Kullanıcı odaklı arayüz tasarımında kültürel etkilerin incelenmesi
Bu tez çalışması, kullanıcı odaklı arayüz tasarımında kültürel etkilerin rolünü incelemeyi amaçlamaktadır. Küreselleşme sürecinde dijital ürünlerin başarısının, sadece teknik kullanılabilirlik ile değil, aynı zamanda hedef kitlenin kültürel normlarına, bilişsel eğilimlerine ve estetik beklentilerine uygunlukla sağlandığı ileri sürülmektedir. Çalışmanın teorik çerçevesi, kullanılabilirlik ilkeleri, etkileşim tasarımı ve kültürel boyutlandırma modellerine dayanmaktadır. Çalışmanın uygulama aşamasında, evrensel tasarım ile uzak doğu kültürüne yerelleştirilmiş tasarım karşılaştırmalı olarak analiz edilmiştir. Bulgular, kültürel farklılıkların arayüzün temel bileşenlerine doğrudan etki ettiğini kanıtlamıştır. Standart tasarım, batının minimalizm ve doğrudan vurgu ilkelerine odaklanırken; Yerelleştirilmiş tasarım, geleneksel semboller ve görsel zenginlik kullanarak yüksek bağlamlı kültürlerin estetik ve güvenilirlik beklentilerini karşılamıştır. Sonuç olarak, arayüz tasarımında kültürel adaptasyonun bir zorunluluk olduğu ve tasarımcıların küresel rekabette başarı için kültürel kodları stratejik bir araç olarak kullanması gerektiği vurgulanmıştır.
Müzelerde bilgilendirme tasarımlarının incelenmesi: Özel Ahmet Yakupoğlu Müzesi örneği
Bu tez; müzelerde bilgilendirme tasarımlarının işlevi ve önemi üzerine odaklanmış, özel olarak yeni kurulan Özel Ahmet Yakupoğlu Müzesi'nde özgün, çağdaş ve kullanıcı odaklı bilgilendirme tasarımları geliştirmeyi amaçlamıştır. Araştırmanın temel amacı, müzede ziyaretçilerin bilgiye kolay, anlaşılır ve estetik açıdan zengin yollarla ulaşmasını sağlayan tasarım modelleri oluşturmaktır. Araştırmada nitel araştırma yöntemi benimsenmiş; literatür taraması, alan gözlemi, tasarım çözümlemesi ve uygulama çalışmaları birlikte yürütülmüştür. Kavramsal çerçevede müze tarihi, çağdaş müzecilik, grafik tasarım ve bilgilendirme tasarımı kuramlarına yer verilmiş; müzelerde bilgilendirme tasarımlarının çeşitleri, işlevleri ve güncel yaklaşımları analiz edilmiştir. Uygulama aşamasında Özel Ahmet Yakupoğlu Müzesi için özgün ve bütüncül bir yapıda bilgilendirme tasarımları geliştirilmiş ve bunlar görsel, işlevsel ve pedagojik açıdan değerlendirilmiştir. Araştırma bulgularına göre, klasik müze bilgilendirme panoları ve statik etiketler ziyaretçilerin bilgiye ulaşmasında yeterli olmamakta; özellikle çok dilli, dijital ve interaktif tasarımlar ile estetik ve sürdürülebilirlik ilkeleri gözetilen uygulamalar müze deneyimini anlamlı ve kalıcı kılmaktadır. Alan gözlemleri ve karşılaştırmalı incelemeler, müze bilgilendirme tasarımlarında tipografi, renk, malzeme ve kullanıcı dostu düzenlemelerin müze algısını ve ziyaretçi memnuniyetini artırdığını göstermektedir. Sonuç olarak tezde önerilen model, yerel kültürel mirası korurken evrensel müzecilik standartlarını karşılayan, dijital ve gelenekseli bütünleştiren sürdürülebilir bir çözüm sunmaktadır. Bu çalışma ile, Türkiye'deki ve dünyadaki benzer müzeler için esnek, yenilikçi ve disiplinler arası yaklaşım önerilmiş; müze bilgilendirme tasarımında özgün ve çağdaş uygulamaların yaygınlaştırılması hedeflenmiştir.
Fütürizm de dinamizm ve hızın estetiği
Bu araştırmada fütürizmde dinamizm ve hızın estetiği konusunun açıklanması amaçlanmıştır. Bu amaçla hareket halinde bulunan insanların fotografik sekansları üzerine çalışan fütürist ressamların eserleri incelenmiştir. Çalışma, Fütürizm ile ilgili yazılan kaynaklar ve bu akım üzerine çalışan sanatçılar (Giacomo Balla, Umberto Boccioni, Flippo Tommaso Marinetti, Luigi Russolo, Gino Severini) , sanatçıların eserlerinin incelemeleri ve araştırmacı Anıl Altındaş'ın eserleri ile sınırlı tutulmuştur. Yapılan literatür taramasından elde edilen veriler ise betimsel analiz yöntemiyle çözümlenmiş ve sonuca ulaşılmıştır. Araştırma sonunda Giacomo Balla'nın eserlerinde gündelik hayattan sahneleri gözlemlediği ve bunları "fotoğrafik" olarak tanımlanabilen bir işlemle tuvale aktardığı gözlemlenmiştir. Umberto Boccioni'de İtalyan ressam ve heykeltıraştır. 1912'de Fütürist Heykel Manifestosu'nu yayımlamıştır. Sonrasında heykeli seçmiş ve sanat hayatına bu yönde devam etmiştir. Luigi Russolo ise fütürizm akımının belirgin ögelerinden olan makinelerin gücünü, enerjiyi, dinamizm ve hareket gibi olguların tersine daha soyutsal bir ifade olan koku ve ses gibi konuların üzerine eğilerek; eserler vermiştir. Gino Severini'ye gelince sanat hayatının başlarında Seurat'nın "Noktacılık" tekniğinden etkilendiği görülmüştür. Gino Severini bazı çalışmalarında farklılık yaratarak hareket duygusunu pekiştirmek adına tuvali çapraz tutarak kullanmış ve resmetmiştir. Tuvali bu şekilde kullanması ise o zamanlar için oldukça sıra dışı bir hareket olarak yorumlanmıştır. Araştırmacı Anıl Altındaş'ın eserlerinde ise fütürist ögeleri görmek mümkündür. Resimlerde dinamik makineler (tren, tramvay ) ve modern olan kentsel hayata odaklanılmıştır. Bol ve kesik çizgiler kullanılarak resimlerde dinamizim ve hız ögelerinin vurgusunun arttırılması amaçlanmıştır.
Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi tanıtım videosunda hareketli grafik uygulaması
Teknolojinin kazandığı ivme, beraberinde farklı sanat ve disiplinleri de olumlu yönde etkileyerek farklı imkanlar sunmuştur. Bu durum geleneksel yöntemlerle yapılamayacak işlemlerin gerçekleşmesine imkân sağlarken kimi yöntemlerinde kaybolmasına neden olmuştur. Gerçekleşen dijital devinim, iletişim ihtiyacına göre hedef kitleye farklı ortamlar sunarak geniş çapta etkileşimin önünü açmaktadır. Bu durum ekranlara olan ihtiyacı ve bağımlılığı da beraberinde getirmektedir. Sosyal medya adı altında toplanan platformlar kişisel kullanıma yönelik olmasına karşın kurumsal kullanıma da açık olduğu görülmektedir. Başta üniversiteler olmak üzere birçok farklı kurumun sosyal medya platformları içerisinde yerlerini aldığı görülmektedir. İçerisinde bulunduğumuz görsel çağ, dijital gelişmelerin getirdiği imkân ve ortamlarla birlikte tanıtım ve pazarlama alanına da katkıda bulunmuştur. Tanıtım ve bilgilendirme işleviyle afişi, görsel zenginlik ve hedef kitleyi yakalayabilme özelliğiyle videoyu farklı teknikler ışığında bünyesinde barındırarak ortaya çıkan hareketli grafik tekniği günümüzde görsel ve etkili anlatımın yeni adı haline gelmiştir. Bu araştırma kapsamında görsel anlatıma farklı bir bakış açısı kazandıran hareketli grafik tekniği ve bu tekniğin reklam amaçlı üniversite tanıtım videolarında kullanımları incelenmiştir. Ayrıca bu araştırma kapsamında üniversite tanıtımlarına örnek olması bakımından Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi tanıtım videosu hareketli grafik tekniği ile hazırlanmıştır. Genel tarama modeli ile ilgili literatürlerin incelenmesi ve araştırma kapsamında hazırlanan uygulama videosu oluşturulmuştur. Ayrıca hazırlanan tanıtım videosunun hedef kitleye hitap şekli, anlatım gücü, görsel zenginliği ve tanıtımdaki etkinliği anket çalışması ile değerlendirmeye sunulmuştur. Elde edilen veriler ışığında hareketli grafik tekniğinin üniversite tanıtım videolarında kullanılabilecek bir teknik olduğu sonucuna varılmıştır.
Ödüllü yazılı basın reklamlarının tipografi açısından incelenmesi
19. yüzyıl makineleşme ve sanayi devriminden sonra artan üretim seferberliği gelişen teknoloji ile birleşerek ilerledi. Savaşlar ve büyük kayıplarla geçen 19.ve 20.yüzyılların ardından 21.yüzyıla ulaştığımızda üretim teknolojisinin gelişmesi bağlı olarak üretimi ve çeşitliliği arttırdı. Bu artış sadece ürün sayısında değil aynı zamanda üretici firma sayısının da artmasına sebep oldu. Aynı veya benzer ürünleri üreten farklı firmaların rekabeti kızıştı. Firmaların müşteri kapma yarışına girdiği günümüzde reklam afişlerinin ve hedef kitlenin dikkatini çekmenin ne denli önemli olduğu ortaya çıktı. Reklam afişlerinde hedef kitleyi görsel resim, fotoğraflarla etkilemeye çalışan tasarımcılar son yıllarda tipografiyi daha etkin bir şekilde kullanmaya başlamışlardır. Reklamlarda verilmek istenen mesaj tipografinin sunduğu geniş olanaklar ile hedef kitlenin mesajı daha iyi anlamasına yardımcı olmaktadır. Bu çalışma ile ödüllü yazılı basın reklamlarının tipografi açısından incelenerek ne tür tipografik yaklaşımlar ortaya konduğunun belirlenmesidir. Bu çalışmada ülkemizde 2004 yılından 2018 yılına kadar düzenli bir şekilde devam eden Kırmızı Ödülleri kapsamındaki 2016,2017,2018 yıllarına ait ödül almış yazılı basın reklamları ile sınırlandırılmıştır. Kırmızı ödülleri Hürriyet Gazetesi grubunun 15 yıl düzenli olarak devam eden bir yarışmadır. Kırmızı Ödülleri Kırmızı Basın, Kırmızı Bölge, Kırmızı Uygulamada Ustalık, Kırmızı Dijital, Kırmızı Kampanya, Genç Kırmızı, Kırmızı Hürriyet Özel Ödülü, Kırmızı Canlı kategorilerinde yarışmalar düzenlenmiştir. Kırmızı ödülleri 2018 yılında yapılan 15. Kırmızı Ödüllerinden sonra düzenlenmemiştir. Araştırmada 2016 yılında ödül almış 6 reklam, 2017 yılında ödül almış 18 reklam, 2018 yılında ödül almış 14 reklam incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Yazılı Basın, Reklam, Tipografi, Afiş, Denge.
Sürrealist tarzda oluşturulmuş dekor tasarımlarının endüstriyel sofra seramiği yüzeylerine yansımasının incelenmesi
Sanat dünyasında ve düşünce tarzında radikal bir değişiklik yaratmış bir akım olarak ortaya çıkan sürrealizm, geleneksel rasyonel düşünceye meydan okurken, insan psikolojisine ve duygusal derinliğe odaklanır, toplumsal meselelere seslenir ve sanatın sınırlarını genişletir. Aynı zamanda kişisel ve toplumsal özgürlüğü teşvik eder. Sürrealizm, edebiyattan sinemaya, heykelden seramiğe kadar birçok sanat dalına büyük etkilerde bulunur ve kültürel dünyada yankı uyandırır. Sürrealizm, sanatın özgürlüğünü artırır ve insanların kendi iç dünyalarını daha derinlemesine anlamalarına yardımcı olur. Bu nedenle sürrealizmin önemi, sanatın ve düşünce tarzının evrildiği ve insanların daha özgün bir ifade biçimi bulmalarına yardımcı olan bir etkiye sahiptir. Sürrealizm, seramik sanatına da diğer sanat dallarında olduğu gibi önemli katkılar sunmuştur. Seramik sanatçılarına geleneksel seramik formlarının sınırlarını zorlama ve geliştirerek ötesine geçme fırsatı vermiştir. Geleneksel seramik eserlerden saparak, seramik sanatçılarına nesneleri dönüştürme, yeniden tasarlama ve özgün ifadelerini sergileme özgürlüğü sunmuştur. Sürrealizmin etkisiyle, seramik sanatçıları mevcut formları sıradışı ve yaratıcı yollarla ele almış, seramik nesneleri dönüşümün ve sürrealist estetiğin birer aracı haline getirmişlerdir. Bu şekilde, sürrealizm seramik sanatının geleneksel kalıplarını kırarak, sanatçılara yeni bir dünya açmıştır. Bu çalışmada, alan yazın taraması ile nitel araştırma yöntemlerinden gözlem tekniğinden faydalanılmıştır. İncelenen literatür arasında sürrealizm ve seramik konularına odaklanılmış ve bu bağlamda gerçekleştirilen araştırmaların sonuçları dikkate alınmıştır. Bu temel üzerine yeni dekor tasarımları geliştirilmiş ve bu tasarımlar detaylı bir şekilde incelenerek yorumlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Sürrealizm, Seramik, Tasarım, Desen, Sanat
Yapay zekâ teknolojisinin grafik tasarım alanına yansıması ve bir uygulama örneği
Yapay zekâ, bugüne kadar grafik tasarım alanında büyük bir etki yaratmış ve gelecekte de parâdigmaları değiştirebilme potansiyeline sahip olabileceği söylenebilir. Bu dönüşüm, makine öğrenmesine bağlı grafik tasarım, kişiselleştirme, veri görselleştirmesi, sanat ve yaratıcılık alanlarında görülmektedir. Bu bağlamda gelecekte, yapay zekâ ile grafik tasarımın daha fazla entegre olması ve interaktif deneyimlerin yaygınlaşması beklenmektedir. Ancak yapay zekanın getirdiği olumlu gelişmeler yanında, gelişmiş ve gelişmekte olan toplumların enerji ihtiyaçlarını karşılamak için yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelme ihtiyacı da bu dönüşümün bir parçası olarak önem kazanmaktadır. Bu çalışmada, yapay zekâ teknolojisinin grafik tasarım alanındaki etkilerini ve bu teknoloji ile gerçekleştirilen bir uygulama örnekleri ortaya koymak amaçlanmıştır. Bu genel amaca bağlı olarak tez kapsamında, yapay zekâ ve grafik tasarımın kesişim noktaları, yapay zekâ ile desteklenen yaratıcı süreçler ve bu teknolojinin sanat ve tasarım üzerindeki potansiyel dönüşümleri ele alınmıştır. Araştırmanın ilk bölümünde, yapay zekânın tanımı, tarihsel gelişimi ve grafik tasarım ile olan ilişkisi teorik olarak incelenmiştir. Yapay zekânın sanat ve tasarım dünyasında nasıl bir rol üstlendiği ve sanatçılar ile yapay zekâ arasındaki etkileşimler analiz edilmiştir. Uygulama kısmında ise, yapay zekâ destekli bir tasarım süreci örneği sunulmuştur. Bu süreçte, belirlenen konular üzerinde yapay zekâ algoritmaları kullanılarak yaratılan görsel tasarımlar incelenmiş ve değerlendirilmiştir. Bu örnekler, yapay zekâ ile yaratılan tasarımların geleneksel yöntemlerle kıyaslandığında sunduğu avantajlar ve dezavantajlar üzerinde durulmuştur. Tezin sonuç bölümünde, yapay zekâ teknolojisinin grafik tasarım alanındaki mevcut durumu ve gelecekteki potansiyel yönelimleri tartışılmıştır. Araştırma bulguları, yapay zekâ ile desteklenen tasarım süreçlerinin hız, verimlilik ve kişiselleştirme açısından önemli katkılar sağladığını göstermiştir. Ancak, yapay zekâ ile yaratılan tasarımların özgünlük ve yaratıcılık konularında getirdiği bazı etik ve estetik sorunlar da gözlemlenmiş ve bunlar irdelenmiştir. Bu çalışma, yapay zekâ teknolojisinin grafik tasarım üzerindeki etkilerini daha iyi anlamak ve bu teknolojinin gelecekteki tasarım pratiklerine olan katkılarını belirlemek amacıyla önemli bir adım niteliğinde olduğu belirtilebilir. Anahtar Kelimeler: Grafik Tasarım, Sanat, Yapay Zekâ, Yaratıcılık
Lüks markaların sosyal medya içerikleri üzerine bir araştırma
Günümüzde sosyal medyanın önemli bir iletişim aracına dönüştüğü düşünülmektedir. Markalar bu iletişim aracını ticari amaçlarla, pazarlama faaliyetlerinin bir parçası olarak kullanmaktadır. Bu çalışma, etkileşim oluşturmak için gereken çevrim içi deneyim ve etkili içerik üretim yöntemlerinin belirlenmesi için, lüks markaların kullandığı sosyal medya içeriklerini incelemektedir. Lüks markaların üstlendikleri öncü rol ve diğer sektörler tarafından takip ve taklit edildiği varsayımı sebebiyle ile bu çalışmada özne olarak tercih edilmiştir. Çalışma, lüks markaların sosyal medya paylaşımlarında kullandıkları tasarım öğelerini ve bu ögelerin sosyal medya etkileşimi üzerindeki etkilerini incelemek amacıyla yapılmış bir içerik değerlendirmesidir. Hangi tip içeriklerin etkileşim sağladığının belirlenmesi amaçlanmıştır. Etkileşim miktarına etki eden öğeleri belirleyerek daha yüksek etkileşim ve olumlu çevirim içi deneyimin nasıl sağlanabileceğinin yolları aranmıştır. Çalışmada, 1 Mart 2024 ve 14 Mart 2024 tarihleri arasında, Louis Vuitton, Dior ve Gucci markalarının, Facebook ve Instagram sosyal medya ağlarında yayımladıkları sosyal medya içerikleri görsel açıdan incelenmiştir. İçerik analizinin ardından, görsel ve etkileşim arasında anlamlı bir bağ olup olmadığı araştırılmıştır. Araştırmanın bulguları, lüks markaların sosyal medya içeriklerinin, yenilikçi ve yaratıcı olması gerektiği sonucunu vermiştir. Paylaşımların şu özellikleri taşıması gerektiği ortaya çıkmıştır: lüks deneyimi yansıtmalı, prestij vaat etmeli, yüksek kalite ve benzersizlik hissini vurgulamalıdır. Araştırmaya göre en çok etkileşim alan içerikler; ünlü kişilerle ortak gerçekleştirilen proje içerikleridir.
Mimari eserlerin geometrik süslemelerinin analizi: Ankara ili Anadolu Selçuklu dönemi artırılmış gerçeklik uygulama örneği
Geçmişten günümüze kadar gelen tarihi eserler, yapıldıkları dönemler hakkında insanlık ailesine ışık tutmaktadır. Türkler oluşturdukları eserlerin süsleme sanatları konusunda, Türk medeniyetinin egemen olduğu alanlarda çok fazla kaynaktan ve kültürlerin sanat deneyiminden etkilenmiştir. Eserlerinde renk, desen, motif, kompozisyon gibi bileşenler açısından Türk hassasiyeti ve seçkin sanat zevki ile özgün bir yapı oluşturma imkânını her daim başarmışlardır. Bu şeklide bugüne kadar gelen güçlü ve etkili bir sanat bilgisi, tarzı yapılandırmışlardır. Türk yapılarında süsleme sanatı, insan ile doğa sevgisi merkezli, kültürel ve sosyal tecrübelerin neticesinde gelişerek günümüze kadar ulaşmaktadır. Çalışmamda günümüze kadar gelebilmiş olan ve bünyesinde Selçuklu tarzı bezeme örneklerini barındıran Alaaddin Cami (Muhyiddin Mesud), Ahi Şerafettin (Aslanhane) Cami ve Ahi Elvan Camilerinin minber ve mihrapları üzerinde yoğun olarak yer alan geometrik desenler incelenmiş, mihrap ve minber üzerinde farklı bölümlerde yer alan desenlerden birer örneklem üzerinde çözümleme ve çizim analizleri gerçekleştirilmiştir. Cami içerisinde yer alan geometrik desenlerin oluşumunda sonsuz kombinasyon içeren kompozisyon yaklaşımları, simetrik düzenlenişi dikkat çekmekte ve görenleri hayran bırakmaktadır. Geometrik desenlerin çözümlenmesi ve çizilmesinde, Jay Bonner'in savunucusu olduğu ve bazı geleneksel uygulamalardan hareketle geliştirdiği, desen üretimi konusunda kullanılan metotlardan olan Poligonal Teknik (Temas halinde çokgenler) kullanılmıştır. İncelenen eserlerde yer alan geometrik desenlerin meydana getirilmesinde izlenen yöntemler incelenmiş ve Auto-cad programında çizim aşamaları gösterilmiştir. Geometrik desenlerin çizim aşamaları video formatında interaktif uygulamaların yer aldığı ara yüz çalışması, Vuforia AG uygulama kiti ve Unity oyun motoru üzerinde gerçekleştirilmiştir. Oluşturulan desen çözümleme videoları ve AG teknolojisi desteği ile incelenen eserlerin estetik boyutunun yanı sıra, desenlerin oluşum süreci ile ilgili bilgi birikimine sahip olunması, bu mekânlara olan ziyaretlerin daha etkili, faydalı ve etkin olması amacıyla bir AG mobil uygulaması hazırlanmıştır.
Katı' sanatı klasik cilt uygulaması
Geçmişi yüzyıllar öncesine dayanan ecdat yadigârı Katı' Sanatına Türkçe "Kâğıt Oyma" adı Arapça Katı' denilmiştir. Bu terim, Osmanlılar tarafından da kullanılmıştır. Bu tezyinat Geleneksel Türk Sanatları içerisinde önemli bir yere sahiptir. Elimize ulaşan kaynaklar ve örnekler incelendiğinde bu sanatın Çin dünyası dışındaki öncülerinin kâğıttan değil deri oymacılığı olarak uygulandığını göstermektedir. Bu bağlamda örnekler ve uygulama üzerinden bu sanatın gelecek nesillere aktarılması için kaynak belge oluşturulması ve bu sanatın devam ettirilmesi amaçlanmıştır. Yazma eserlerin koruyucusu olduğu gibi bunlara estetik ve güzellik kazandıran ciltler, Katı' Sanatı tezyinatları ile yazma eserlerin sanat değerini artırmaktadır. Bu yüzden eserler müze kütüphane ve özel koleksiyonların bünyesinde bulunmaktadır. Geleneksel Türk Sanatlarının seçkin dallarından biri olan Katı' Sanatımızın cilt sanatı üzerine uygulamaları konusunda yayın sayısı yok denecek kadar azdır. Bu nedenle araştırmada Katı' Sanatının Cilt Sanatı üzerine uygulaması ele alınmıştır. Cilt Sanatı başlığı altında Cilt sanatının tanımı, bölümleri ve cilt sanatında kullanılan tezyinat teknikleri ele alınmıştır. Katı' Sanatı başlığı altında ise Katı' Sanatının tanımı, çeşitleri ve kullanılan malzemelere yer verilmiştir. Uygulama kısmında klasik cilt üzerine rumi deseni ile deri oyularak uygulama yapılmış ve eser üretilmiştir.
Hindistan'daki kast sisteminin Hindistan sanatına etkisi: Dalit sanatı
Hindistan, dünya genelinde çok fazla duymadığımız bir kast sistemine sahiptir. Hukuk sisteminde olmamasına rağmen, insanlar hala kendi aralarında uygulamaya devam etmektedir. Bu durum temel olarak Hinduizm inancına dayandırılmaktadır. Alt kastlar (Dalitler) bu durumdan rahatsızken, üst kastlar için tabakalaşma bir avantajdan ibarettir. Birçok alanın doğal süreçte etkilendiği gibi Hint sanatı da bu durumdan etkilemektedir. Özellikle Dalit sanatçıları, sanatı kullanarak ayrımcılığı ortadan kaldırmak için çalışmaktadırlar. Bu tez çalışması Hindistan'daki kast sisteminin yapısını inceleyecek ve bu yapının sanat aracılığıyla anlaşılır olmasına katkı sağlayacaktır. Aynı zamanda bu durumun avantajları ve dezavantajları gibi konular da yer alınmıştır. Hintli ve özellikle Dalit sanatçılarının eserleri, kast sisteminin Hint sanatına etkisi açısından incelenmiştir. Ayrıca Hint sanatının insanlar üzerindeki etkisi de incelenmiştir. Dünyada bu konuya yönelik yapılan akademik çalışmalar yetersiz kalmaktadır. Bu çalışmanın amacı dünya genelinde Hint sanatı ve kast sistemi ilişkisi üzerine daha spesifik bir kaynak üretmek ve 21. yüzyılda hala devam eden bu kast sistemine direnmekte olan insanların huzurlu bir yaşam sürmek için gösterdikleri direnişi aktarabilmek ve bu sayede sanatın etkileyici ve iyileştirici gücünü ortaya koymaktır. Çalışma kapsamında Hint sanatındaki farklı sanat dallarından eserler göstergebilimsel açıdan analiz edilmiştir. Ayrıca Dalit sanatçılar ile e-posta yolu ile görüşülerek hazırlanan form doğrultusunda röportaj yapılmıştır. Bu çalışmanın sanatın, insan ve toplum ilişkileri bakımından aydınlatıcı bir yönü olması beklenmektedir.
Kültürel mirasın sanal ortamda tanıtılması: Göbeklitepe Ören yeri etkileşimli uygulama örneği
Süreklilik arz eden ve gelişen teknoloji bir ülkenin kültürel ve tarihi mirasının korunması, tanıtılması ve gelecek nesillere aktarılmasında önemli rol oynar. Birçok ülke, dijital teknolojileri kullanarak kültürel ve tarihi eserlerini dijital ortama aktarma ve erişilebilir hale getirme çabası içindedir. Bu girişimler eserlerin zaman ve mekân sınırlaması olmaksızın bütün sanatseverler tarafından ziyaret edilebilmesi için de bir fırsat sunmaktadır. Ayrıca, kültürel ve tarihi eserlerin dijital ortama aktarılması, eserlerin sergilenmeleri sırasında oluşabilecek çevresel etkilerden korunmasını, fiziksel koruma altına alınmalarını ve böylece daha uzun süre yaşayabilir hale gelmelerini sağlar. Sanal müzeler, kültürel mirasın dünya genelinde daha geniş bir kitle tarafından erişilebilir hale gelmesine yardımcı olur. Bu da kültürel zenginliğin daha geniş bir kitle tarafından keşfedilmesine, turistik ve kültürel zenginliklerin tanıtılmasına, bölge ve ülke ve ekonomisinin gelişmesine yardımcı olabilir. Göbeklitepe Ören yeri ülkemizin ve hatta dünyanın günümüze kadar ortaya çıkan en önemli kültürel miras keşifleri arasında gösterilmektedir. Göbeklitepe ören yerinin sanal müze olarak tasarlanmasının ülkemizin ve kültürel zenginliğimizin dünya genelinde tanıtılmasına büyük katkı sunacağı gerçeği bu çalışmanın ana gerekçesi olmuştur. Çalışma bir sanal müze oluşturma aşamalarını, süreç yönetimini, yaşanabilecek problemleri ve önemle üzerinde durulması gereken konuları ele almaktadır. Bu çalışmada Göbeklitepe Ören Yerinin sanal müze olarak tasarlanma aşamaları teorik olarak anlatılmış ve uygulamalı olarak gerçekleştirilmiştir.
Artırılmış gerçeklik ile yemek menüsü oluşturulması ve değerlendirilmesi
Günümüzde restoranlar, yemek sektöründeki rekabetin artmasıyla birlikte müşterilerine farklı ve yaratıcı yemekler sunmak için çaba göstermektedirler. Artırılmış gerçeklik (AG) teknolojilerinin, sanal ortam ile gerçek dünya arasında bir etkileşim sağlayarak restoranların yemek menülerinde olumlu anlamda hızlı bir dönüşümü sağlayacağı öngörülmektedir. Bu doğrultuda bu çalışmada, müşterilerin artırılmış gerçeklik teknolojisiyle ürünleri görsel açıdan daha gerçekçi görerek seçim yapmaları amaçlanmıştır. Çalışmada, on bir adet yiyecek ve iki adet içecekten oluşan artırılmış gerçeklik destekli QR menü oluşturulmuştur. Üç boyutlu modeller internet ortamından hazır bir şekilde içeriğe uygun olarak indirilerek Unity programına aktarılmış ve yazılım geliştirilmiştir. Oluşturulan yazılımın katılımcılar tarafından deneyimlenmesi istenmiştir. Uygulamayı deneyimleyen katılımcılara yarı yapılandırılmış görüşme soruları yüz yüze görüşme yöntemiyle sorulmuştur ve yanıtlar anlık olarak kaydedilmiştir. Katılımcıların özellikle bilgisayar teknolojileri ile alakalı meslekleri yapıyor olmaları, hazırlanan mobil uygulamanın geri dönüşleri için oldukça önemlidir. Çalışmada, mobil uygulamanın ürünleri sergilemekte ne derece etkili olduğu, pazarlama, rekabet ve insanlarla etkileşim boyutları ele alınmıştır. Bu süreçte, yemeklerin üç boyutlu olarak sunumu, menü tasarımı ve müşterilerin menüyü görüntüleme deneyimi üzerinde durulmuştur.
Yenilikçi dijital eğitim teknolojileri üzerine bir çalışma: Sanal gerçeklik tabanlı yangın eğitim simülasyonu tasarımı
Son yıllarda dünya genelinde yangın olayları önemli bir artış göstermektedir. Ülkemizde, Hatay, Antalya, Marmaris gibi illerimizde meydana gelen büyük yangınlar, yangınla mücadele ve arama kurtarma ekiplerinin can güvenliğini tehlikeye atmadan görevlerini yerine getirebilmeleri için Sanal Gerçeklik teknolojilerinin kullanımına dair bir ihtiyacı ortaya çıkarmıştır. Bu bağlamda, bu çalışma, yangınla mücadele ekiplerine yönelik Sanal Gerçeklik tabanlı eğitim simülasyon yazılımı geliştirmeyi amaçlamaktadır. Autodesk 3ds Max yazılımı, çevresel mekân ve ekipman modellemeleri için tercih edilmiş olup, hazırlanan 3D modellerin doku ve texture'ları için Photoshop ve Substance Designer programları kullanılmıştır. Tamamlanan 3D modeller, Sanal Gerçeklik uygulamasına dönüştürülebilmek amacıyla Unreal Engine yazılımına aktarılmış ve ardından gerekli modüller eklenerek Windows platformunda çalıştırılabilir bir uygulama haline getirilmiştir. Geliştirilen yazılım, yangın personeli eğitimlerinde etkin bir şekilde kullanılabilmektedir.
Tarihi yapıların sanal gerçekliğe aktarılması: Kurtuluş Savaşı Müzesi (1. TBMM Binası) örneği
Gelişen teknolojiyle birlikte son yıllarda hayatımıza giren sanal gerçeklik, birçok veriye uzaktan ve 3 boyutlu erişim imkânı sunmaktadır. Sanal gerçeklik gözlüğü ve platformuyla deneyimlenebilen bu erişim, mimari, oyun, alışveriş, ticaret gibi çeşitli alanlarda kullanılmaktadır. Bu çalışmada, Türkiye'de özellikle turizm alanında ihtiyaç duyulan tarihi mekânların tanıtılması, korunması ve uzaktan etkileşimli sanal gezilebilmesi adına örnek bir modelleme ve sanal gerçeklik çalışması yapılmıştır. "Bu araştırmada, Ankara'daki tarihi Kurtuluş Savaşı Müzesi'nin (Eski Meclis Binası) sanal gerçeklik teknolojisi ile nasıl tanıtıldığını ve bu yaklaşımın tarihi yerlerin korunmasına ve daha geniş kitlelere ulaşılabilirliğine nasıl katkı sağladığı detaylandırılmaktadır. Müze, başlangıçta 360 derece kameralar kullanılarak hem iç hem de dış mekanlardan fotoğraflanmıştır. Bu fotoğraflar, 3ds Max programında hassas bir şekilde 3 boyutlu modellere dönüştürülmüştür. Daha sonra, bu modeller Unreal Engine ile işlenerek gerçek zamanlı dokular ve aydınlatma efektleri eklenmiş, böylece ziyaretçilere müzenin gerçekçi bir sanal kopyası sunulmuştur. Hazırlanan üç boyutlu sanal gerçeklik müzesine web sayfası aracılığıyla etkileşimli bir şekilde ulaşılabilmektedir. Ek olarak, ekranda beliren interaktif paneller aracılığıyla müze hakkında detaylı bilgilere ulaşılabilmekte, eserler ve tarihi olaylar hakkında bilgi edinilebilmekte ve müze içerisinde gerçek zamanlı gezi yapılabilmektedir. İstenildiği takdirde gözlük kullanmadan da bilgisayar ekranı karşısında sağ, sol, ileri, geri tuşları kullanarak sanal görüntü üzerinde gezinilebilmekte ve belli bir noktaya kadar çevre yapıların bilgisine erişilebilmektedir. Bu platform, tarihi mekanların korunması ve tanıtılmasında dijital teknolojilerin rolünü vurgulamakta, aynı zamanda Türkiye'deki tarihi eserlerin kültürel mirasının geniş kitlelere etkileşimli ve kolay bir şekilde tanıtılmasına katkı sağlamaktadır. Çalışma, bu tür sanal gerçeklik çalışmalarının kültürel mirası nasıl canlandırabileceği ve gelecek nesillere aktarabileceği üzerine değerli içgörüler sunmaktadır.
Ürün tasarımında parametrik yüzey modelleme ve uygulamaları
Ürün tasarım süreçleri ve tasarımcıların kullandığı araçlar; bilgisayar destekli yazılımlar, kodlama teknolojileri ve 3B ölçüm teknolojileri gibi gelişmelerin etkisiyle şekillenmektedir. Yaşanan bu teknolojik gelişmelerle birlikte ürün tasarımcıları fikirlerini bilgisayar ortamına daha kolay aktarmakta ve karmaşık modeller daha kısa sürede oluşturulmaktadır. Tasarımcılar gelişmiş görselleştirme için etkili 3B modeller hazırlayarak geleneksel modellemenin yeterli olmadığı yerlerde A sınıfı yüzey modelleme yöntemleriyle verimli üretimin gereklerini karşılayacak ürünler tasarlamaktadır. Bununla birlikte günümüz üretim endüstrilerinde tasarımcılardan sadece bir fikri oluşturmaları değil, tüm tasarım alternatiflerinin de değerlendirmesi beklenmektedir. Bu aşama da ürün tasarımcılarının birçoğu tüm tasarım sürecini etkin bir şekilde kontrol etmek için parametrik tasarım araçlarına başvurmaktadır. Karmaşık geometriler ve bileşenler üzerinde dinamik kontrol sağlayarak, elemanlar arasında ilişki tanımlayabilen, kodlayabilen parametrik tasarım yöntemi tasarımcıların, modellerini belirli değişkenler ve kısıtlamalar üzerinden kontrol edebilmesine olanak tanımaktadır. Tasarım sürecini hızlandırmanın yanı sıra, ürün varyasyonlarını keşfetme konusunda sistem; tasarımcının belirlediği parametre aralığı dışındaki sonuçlar hakkında da bilgi vermektedir. Bu bilgiler kapsamında yapılan bu çalışma ile amaçlanan A sınıfı modelleme ile estetik kalite de pürüzsüz yüzeyler elde edip, oluşturulan modelin parametrik tasarım araçları ile ürün çeşitliliği sağlamaktır. Çalışmanın uygulama boyutunda; yüzey modelleme yazılımı Alias ve yazılım içinde parametrik algoritma programlayan Dynamo uygulaması entegre edilmiştir. Takip edilen bu süreçle birlikte, yüzey modelleme yöntemlerinin genel olarak kavramsal boyutu araştırılmış, tekniklerin birbirine göre avantajları ve dezavantajları incelenmiştir. Elde edilen verilerle sonuç olarak ürün tasarımının hangi aşamasında A sınıfı modellemeye başvurulması gerektiği ve parametrik yöntemin avantajları ve dezavantajları ile ilgili çeşitli saptamalarda bulunulmuştur.
Ahmed Karahisari mushafında bulunan hizip güllerinin tezhip tasarımı açısından incelenmesi ve güncel tasarımlar
XVI. yüzyılda Osmanlı Devleti, ilim, mimari ve sanat alanlarında altın çağını yaşamış ve bu dönemde üretilen eserler, kendi özgün karakterini yansıtarak sonraki nesillere ilham vermiştir. Bu tez çalışması, ünlü Osmanlı Devleti hattatı Ahmed Karahisari'nin Mushafında yer alan hizip güllerinin tezhip tasarımı açısından detaylı bir şekilde incelenmesini ve geleneksel tasarımların günümüz tasarım anlayışı ile nasıl yeniden yorumlanabileceğini ele almaktadır. Tezhip sanatı, İslam sanatları içerisinde önemli bir yer tutmakta olup, estetik unsurlarıyla dikkat çekmektedir. Bu bağlamda, çalışmanın amacı, tarihi ve sanatsal değer taşıyan hizip güllerinin tasarım özelliklerini analiz ederek, modern tasarım anlayışına uygun yeni yaklaşımlar sunmak ve dijital anlamda sanatsal kazanımlar sağlamaktır. Çalışmada, Ahmed Karahisari'nin hayatı, eserleri ve öğrencileri ve Mushafında kullandığı tezhip teknikleri üzerinde durulmuştur. Tezhip kavramı ele alınıp, tezhip sanatında kullanılan motifler anlatılmıştır ve Kur'an-ı Kerim tezyinatında Mushafların bezenmesi konusu ele alınmıştır. Geleneksel motiflerin günümüz sanat ve tasarım anlayışı ile nasıl uyumlu bir şekilde kullanılabileceği incelenmiştir. Ahmet Karahisârî Mushafının dijital görselleri Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Milli Saraylar İdaresi Başkanlığından talep edilmiş ve alınmıştır. Topkapı Sarayı Yazma ve Matbu Eserler Koleksiyonu'na Hırka-ı Saadet 5 envanter numarası ile kayıtlı olan 65 adet dijital hizip gülü görseli temin edilmiştir. Ayrıca eserin tıpkıbasımına ulaşılmıştır. Bu şekilde eserin hizip gülleri üzerinde detaylı çalışılarak, desenler incelenmiş, dijital çizim programları aracılığıyla çizilmiş ve analiz edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Tezhip, Hizip Gülü, Dijital Sanat, Tasarım
İtfayecilik mesleği için dijital eğitsel içerik tasarımı
İtfaiyecilik mesleği, dünya genelinde meşakkatli ve saygı gören bir meslek olarak bilinir. İtfaiyeciler, cesaretleriyle tanınan ve can kurtarmak adına her türlü tehlikeye atılabilecek özverili profesyonellerdir. Yangınlar başta olmak üzere arama kurtarma, sel, su baskını, trafik kazaları, hayvan kurtarma ve intihara teşebbüs vakaları gibi birçok olaya müdahale ederler. Mahalli düzeyde faaliyet gösteren itfaiye teşkilatları, ülkemizin her il ve ilçesinde bulunmaktadır. Bu zorlu olaylara müdahale etmek, ciddi eğitim ve tecrübe gerektirir. Son on yılda, afetlerin sıklığı ve şiddeti, itfaiyecilik mesleğinin eğitim gereksinimini daha önemli hale getirmiştir. Bu bağlamda, Meslek Yüksekokulları ve liselerde itfaiyecilik ve sivil savunma programları sunulmaktadır. İtfaiyecilik mesleğinde günlük, haftalık, aylık ve yıllık eğitim programları da bulunmaktadır. Bu programlar genellikle 1-2 saat süren teorik ve uygulamalı eğitimleri içerir. Eğitimlerin önemli bir bölümü araç ve ekipman kullanımına odaklanır. Bu ekipmanlar, itfaiye ve kurtarma personeli için kritiktir. Çalışmamız, bu ekipmanların dijital ortama aktarılmasıyla her yerde ve her koşulda eğitim yapılabilmesini amaçlamaktadır. Ekipmanların eğitimi, genellikle maliyetli olup, kullanım sıklığı nedeniyle arızalanabilirler. İtfaiye okullarında teorik eğitim verilir, ancak pratik eğitim eksikliği mevcuttur. Bu durum, personelin stres altında unutma veya çelişki yaşamasına neden olabilir. Bu nedenlerle itfaiye personellerinin rahatlıkla erişebileceği çevrimiçi ve görsel eğitim materyallerinin hazır bulunması önem arz etmektedir. Bu çalışmada, Ankara İtfaiyesi envanterinde bulunan, itfaiye ve arama kurtarma sektöründe sıklıkla kullanılan ve karmaşık yapılara sahip kaldırma yastıkları, atlama yatağı, iniş ve emniyet aleti, temiz hava solunum cihazı, sismik akustik dinleme cihazı ve araç üstü kuru kimyevi toz tankı ekipmanları özelinde durulmuştur. Sayılan ekipmanların öncelikle parçalarının tanıtımı, kurulumu ve kullanımı ile alakalı sıralamalı olarak kısa ve öz bir şekilde senaryolar oluşturulmuştur. Oluşturulan senaryo ve sıralamaya bağlı kalınarak ekipmanlar öncelikle video çekimi yöntemi ile dijital ortama aktarılmış, dış seslendirme yöntemi ve hareketli görsel içeriklerle harmanlanarak dijital eğitsel bir içerik oluşturulmuştur. Çalışma ile itfaiye personellerinin eğitimlerinde ciddi bir zaman tasarrufu, itfaiye okullarında öğrenim gören gençlerin ekipman hakkında daha çok görsel bilgiye sahip olması, olay yerindeki ekipman kullanıcılarının hafızalarını tazelemeleri ve itfaiyecilik sektöründe teknolojinin daha aktif olarak kullanılması hedeflenmiştir. Anahtar Kelimeler: İtfaiyecilik, mesleki eğitim, eğitsel içerik tasarımı, görsel eğitim
Mushaf, el yazması eserlerde ve Hilye-i Şeriflerde yer alan durak motiflerinin dijital yorumlamaları
Tezyini sanatlar içinde yer alan Geleneksel Türk sanatları, Orta Asya kültüründe başlayıp, farklı coğrafyalardaki sanatçıların katkısıyla gelişerek günümüze kadar gelmiştir. Türkler, yüzyıllar boyunca değişik coğrafi bölgelerde yaşamış ve yaşadıkları coğrafyada hem kendi sanat anlayışlarını devam ettirmiş hem de çağdaşları olan ulusların sanatlarını harmanlayıp, kendilerine özgün bir sanat üslubu geliştirmiştir. Özellikle İslamiyet'in kabul edilmesinden sonra Türkler, yaşadıkları coğrafyalarda devletler kurarak tezhip sanatı başta olmak üzere birçok sanat alanının gelişimine ve değişimine katkı sağlamıştır. Mushaf ve el yazması kitap sanatlarının tezyinatında kullanılan tezhip sanatının, Türk İslâm kültürü içinde önemli ve uzun bir geçmişi vardır. Zengin motif geçmişine sahip olan tezhip sanatı desenleri, Mushaf ve el yazması eserlerde bulunan unvan sayfaları, serlevha (Fatiha ve Bakara sureleri), hatime sayfası, zahrîye sayfası gibi farklı sayfaların tezyinatında kullanılmıştır. İlk Mushaflar incelendiğinde sure başlarını ve ayet sonlarını belirtmek için basit çizim tezyinatının yapıldığı görülmektedir. Zaman içinde ayet sonlarını belirtmek için işaretlere ihtiyaç duyulmuş ve çizgi, nokta formunda ilk durak örneklerinin ayet sonlarına yerleştirildiği görülmektedir. Mushaf ayetlerinin sonunda bırakılan boşluklara dönemin özelliklerine göre durak motifleriyle (tezyini noktalar) yerleştirilmiştir. Bu motifler, Mushaf, el yazması ve Hilye-i Şerif eserlerine farklı bir incelik ve zarafet katmıştır. Zarafet ve inceliğin güzelliğini taşıyan durak motiflerini sanatçılar, eserlerde dönemin özelliklerine göre hatayi, pençhane, geometrik yıldız çizimleri, helezoni, mücevher, üç yapraklı, beş yapraklı gibi durak motif çizimleri olarak kullanılmıştır. Bu araştırmada; ulaşılabilen Mushaflar, el yazması ve Hilye-i Şeriflerin yer aldığı tez, makale, araştırma ve kitaplardaki durak motifleri incelenerek; yüzyıllar içinde durak motif değişimlerinin tezhip sanatı yönünden üslup, renk, çizim ve dönem analizleri bulunmaktadır. İncelenen örnek Mushaf, el yazma ve Hilye-i Şerif eserlerinde bulunan durak motifleri ile ilgili açıklamalar yapılarak, geçmişten günümüze değişen dönemler içinde tezhip sanatı ve ekolleri hakkında bilgiler verilerek, durak analiz anlatımları dijital çizim özellikleriyle birleştirilerek araştırmada yer almaktadır. Örnek seçilen durak motiflerinin aslı esas alınıp simetriye dikkat edilmeye çalışılarak dijital çizimleri yapılmış ve bazı durak motiflerine dijital yorumlar eklenerek güncel durak motifleri oluşturulmuştur. Örnek seçilen durak motiflerle ilgili dini kitaplarda bulunan anlamları ve hikâyeleri motif analiz açıklamalarına eklenmiştir. Anahtar Kelimeler: Mushaf, Durak, Dijital Tasarım, Analiz, Tezhip.
Anadolu Selçuklu dönemi geometrik yıldız desenlerinin parametrik tasarımı
Geçmişten bize miras, geleceğin bizdeki emaneti olan kültürel mirasın korunması, gelecek nesillere aktarılması, ulusal ve uluslararası birçok kanun, sözleşme vb. ile güvence altına alınmasına rağmen savaş, doğal afet vb. birçok doğal veya yapay nedenlerle bazı eserlerin zarar gördüğü, özgün halini kısmen veya tamamen kaybettiği bilinmektedir. Tarih boyunca konumu, mümbit toprakları, yer altı ve yerüstü zenginlikleri ile birçok medeniyete beşiklik yapan Anadolu'da yer alan kültürel mirasımızın kayıt altına alınması, mimari özelliklerinin analiz edilmesi ve gelişen teknolojilerden yararlanılarak tasarımlarının yapılması, bu eserlerin zarar görmesi durumunda da yaşatılmasına imkân sağlanması bakımından son derece önemlidir. Anadolu'da hüküm süren Anadolu Selçukluları değişik bölgelerde şifahane, kervansaray, köprü, han, hamam, medrese, cami, tekke gibi yapılarla kültürel mirasımıza katkı yapmışlardır. Bu çalışmada, Anadolu Selçukluları tarafından kültürel mirasımıza kazandırılan mimari eserlerde kullanılan İslami geometrik desenlerin korunması, tanıtımı için Poligonal (Çokgen) tekniği ile doğru analiz edilerek gelişmiş teknoloji yardımıyla bilgisayar ortamında parametrik tasarımları yapılacaktır. Böylelikle geçmişten günümüze harmanlanan bu eserlerin mimari başta olmak üzere birçok sektörde doğru kullanımının artmasına yol açacaktır. İslami geometrik desenler, içindeki yıldızların yapısıyla isimlendirilmektedir. Bu yıldızlar incelenmiş, yeniden tasnif edilmiş, bilgisayar ortamında çokgen tekniğine göre analiz edilerek Rhinoceros Grasshopper ortamında paramerik tasarımları yapılmıştır. Dijital ortama yıldızların aktarılması sayesinde İslami geometrik desenler kolayca oluşmakta ve kompozisyon haline gelerek ulaşılabilirlik ve kullanım kolaylığı sağlamaktadır. Bu sayede, çalışılan İslami geometrik desen analizleri parametrik tasarımlar haline dönüşmüş, kayıtlara geçirilmiş, değişken parametrelere göre yeni tasarımlar oluşturulmaya açık hale gelmiştir. Mimarlık, inşaat ve birçok imalat sektöründe ürünleşmeye katkı sağlayarak ülke ekonomisine katma değer sağlayacak olan inovasyon çalışması yaparak, yenilikçi fikirleri tetikleyerek sanatsal formlarla buluşturup bu sektörleri canlı tutacak farklı tasarımlar oluşturmak ve ülkemizin tarihi zenginliklerinin ulaşılabilir hale getirilerek sunulmasını sağlamak amaçlanmaktadır. Anahtar Kelimeler: İslami geometrik desenler, İslam sanatı, İslam mimarisi, Parametrik tasarım, Dijital çokgen yöntemi.
Sürdürülebilirlik kapsamında çocuklara yönelik ürün ambalajlarının grafik tasarım açısından incelenmesi ve bu konuda örnek bir çalışma
Son yıllarda gittikçe hızlı bir şekilde artan ve gelişen sanayileşme, hammadde sorunu, küresel ısınma ve iklim problemleri giderek artmaktadır. İçinde yaşanılan çağın en büyük problemlerinden birisi insanların doğaya verdiği zarardır. Her ne kadar pek çok kişi çevreye ne gibi zarar verdiğini fark etmiyor olsa da dünya her geçen gün geri dönülmez bir yola doğru ilerlemektedir. Yaşanılabilir bir dünya ve çevre için; doğanın dengesinin korunması, gerekli olan önlemlerin önceden alınması gerekmektedir. Günümüzde çocuklar da tıpkı yetişkinler gibi doğumlarından itibaren bir tüketicidir. Büyüdükçe artan ihtiyaçları ve istekleri ise büyük bir pazar alanıdır.Avrupa da yapılan pek çok araştırmaya göre özellikle çocukların, ekonomi alanında çok büyük bir güç olduğu ortaya çıkmıştır. Markete ya da mağazaya giren hemen hemen hiçbir çocuk ve ailesi eli boş bir şekilde oradan ayrılmamaktadır. Tüm bunlar düşünüldüğünde çocuk ürünlerinin ambalajlarının en çok tüketilen atıklarından biri olduğu görülmektedir. Tek kullanımlık ve dönüşümsüz ambalajlar kaynakların hızla yok olmasına ve büyük bir atık sorununa sebep olmaktadır. Bu atık sorunu ise sürdürülebilirlik konusunu doğrudan önemli kılmaktadır. Çalışma kapsamında sürdürülebilirlik, çevre dostu ambalaj malzemeleri ve çocuklara yönelik sürdürülebilir tasarım örnekleri grafik tasarım açısından incelenmiştir. Bu araştırmada karma araştırma yöntemleri kullanılmış olup, sürdürülebilirlik alanındaki problemlere ilişkin olarak bir farkındalık oluşturmak amaçlanmıştır.Çalışma sonunda örnek bir çalışma olarak sürdürülebilirliği destekleyen doğa dostu bir ambalaj tasarımı ortaya çıkarılmıştır. Bu tasarımla birlikte günümüz tüketim topluluğunda en çok tüketim grubu olan çocuklara yönelik ürün ambalajlarının, içinde yaşadığımız dünyanın geleceği için bir farkındalık yaratması amaçlanmıştır.
Minyatür sanatında bilgisayar destekli şehir tasviri: Ankara örneği
Her dönem ve coğrafyaya göre farklı üslup ve yapılış teknikleriyle gelişen minyatür sanatı, diğer sanat dalları gibi 21. yüzyılda teknolojiyle gelişimine/değişimine devam etmektedir. Bu değişime bağlı olarak teknolojiden yararlanmak isteyen minyatür sanatçıları üretim hızını arttıracak veya kolaylaştıracak araştırma ve deneyimlere ihtiyaç duymaktadırlar. Bu amaçla çalışmada "Bilgisayar Destekli Çizim Programı'yla" minyatür üslubuna uygun desenler ve kompozisyonlar tasarlanmış, bu tasarımlara uygulama yapılmıştır. Yazılımı mimari çizimler, dolayısıyla şehir tasvirleri için uygun olan AutoCAD programıyla Osmanlı minyatür sanatında şehir tasvirciliği olarak bilinen tarzda üç şehir tasarımı oluşturulmuştur. Evren olarak belirlenen Ankara'da simge yapılardan örneklem metoduyla seçilen Ak Köprü, Anıtkabir, Ankara Kalesi, Ankara Palas, Atakule, Cumhuriyet Müzesi, Hacı Bayram Veli Camii ve Türbesi, Julianus Sütunu, Kocatepe Camii, Kuğulu Park, Kurtuluş Savaşı Müzesi, Taceddin Camii ve Dergâhı oluşturulan kompozisyonlarda yer alacak yapılar olarak sınırlandırılmıştır. Adı geçen yapıların minyatür üslubuna uygun stilize çizimleri ve şehir tasvirlerini tamamlayan tabiat unsurları tek tek çizilerek elde edilen desenlerle üç farklı özgün Ankara şehir tasarımı oluşturulmuştur. Ankara şehir tasvirlerindeki mimari ve tabiat elemanlarının çizimleri, tasarım hâline getirilmesi ve renklendirme uygulamaları adım adım gösterilmiştir. Tasarımlardan biri dijitalde baskı alınarak sulu boyayla uygulama yapılmıştır. Minyatür sanatında oldukça zaman alan çizim, tasarım ve boyanacak kâğıda aktarma süreçlerinin CAD programlarıyla yapılmasının minyatür sanatında özgün eser üretimini hızlandırdığı görülmüştür. Yapılan uygulamayla CAD programlarının minyatür tasarımında azımsanmayacak bir zaman ve emek tasarrufu kazandırdığı, boyama aşamasında işçiliğin kalitesinde artış sağladığı görülmüştür. Aynı tasarım dijitalde renklendirilerek tamamen dijital özgün bir minyatür eser oluşturulmuş ve sonuçlar minyatür sanatına katkıları açısından değerlendirilmiştir. Dijital tasarımların öncesinde Ankara şehir tasarımlarının minyatür sanatına uygunluğunu temellendirmek amacıyla; minyatür üslubu, uygulama teknikleri ve minyatürde şehir tasvirleri kaynaklardan incelenerek görsel ögelerle açıklanmıştır. Anahtar kelimeler: Dijital minyatür tasarımı, Minyatürde biçim, Minyatür sanatı, Minyatürde şehir tasviri, Ankara minyatürü
Anadolu Selçuklu mimarisi kemer profillerinin bilgisayar ortamında parametrik tasarım modelinin geliştirilmesi
Mimarlık tarihi, yapıların insan ihtiyaçlarına göre şekillendiğini gösterir. Daha geniş ve işlevsel alan ihtiyacı, kemerlerin gelişimine yol açmıştır. Kemerler, duvarlarda büyük boşluklar oluşturmak için kullanılır ve uygulandığı bölge, dönem, kültüre göre farklı formlarda karşımıza çıkar. Anadolu Selçuklu ve erken Osmanlı mimarisinde kemerler, hemen her yapıda önemli bir mimari unsur olarak bulunur. Anadolu Selçuklu Mimarisindeki ayrı ayrı kemer profillerinin kendine özgü hesaplamalarının gün yüzüne çıkarıp herkesçe ulaşılabilir haline getirilmesi, çizimlerinin sadeleştirilmesi ve bilgisayar destekli ortamda parametrik hale getirilmesi önemli bir husustur. Modern yapılarda, Anadolu Selçuklu eserlerinin barındırdığı kemerlerin, aslına sadık kalarak çizim yöntemlerinin uygulanması büyük kazanım ve avantaj sağlayacaktır. Geleneksel kemer çizimi oldukça teknik bilgi içermektedir. Bu bilgilerin dijital ortama taşınması sayesinde, modern mimaride geleneksel kemer çizimlerinin sahip olduğu estetiğin görülmesi kolaylaşacaktır. Anadolu Selçuklu Mimarisi üzerinde yapılan analizlerin azlığı bu konuda yeni çalışmalar gerekliliğini ortaya koymaktadır. Kemer profillerinin birbirinden ayırt edilmesi, hesaplamaların ve çizimlerin bilgisayar ortamına aktarılması; kültürel mirasın gelecek nesillere daha iyi tanıtımının yapılmasına vesile olacaktır. Bu çalışmada, Anadolu Selçuklu Mimarisi kemer profillerinin bilgisayar ortamında parametrik tasarımı için bir model geliştirilmiştir. Kemer çizimlerinden elde edilen veriler öncelikle AutoCAD ortamına, çizim basamakları gösterilerek taşınmıştır. Bu çizimler daha sonra Rhino programının Grasshopper eklentisinde kodlanarak parametrik olarak çözümlenmiştir. Geleneksel parametrik ölçülerine sadık kalarak oluşturulan dijital parametrik tasarım, Anadolu Selçuklu Mimarisindeki kemer profillerine erişim kolaylığı sunmaktadır.
Somut olmayan kültürel miras taşıyıcısı tezhip eğitimcilerinin sürdürülebilir kalkınma yaklaşımları üzerine bir araştırma: Ankara örneği
Sanatın sürdürülebilir kalkınmaya katkıda bulunabilmesi için, sanatçıların bu konudaki farkındalıklarının gelişmiş olması gerekmektedir. Bunun yolu ise, çevreye duyarlı ve sürdürülebilirlik odaklı bir sanat eğitiminden geçmektedir. Geleneksel el sanatları ve özelde de tezhip sanatı, örgün eğitim kurumlarında sunulan bir eğitim konusu olmaktan ziyade, daha çok usta öğretici-öğrenci ilişkisi içerisinde nesilden nesile aktarıldığından, tezhip eğitimcilerinin sürdürülebilirliğe dair bilinç düzeyleri, bu noktada önem arz etmektedir. Bu nedenle bu çalışmanın amacı; tezhip eğitimcilerinin sürdürülebilir kalkınmaya yönelik bilinç, tutum ve davranış düzeyleri, bu değişkenler arasında anlamlı herhangi bir ilişkinin olup olmadığı ile söz konusu bilinç, tutum ve davranışlarda, yaş, cinsiyet ve eğitim değişkenleri bakımından gruplar arasında anlamlı farklılıklar olup olmadığını araştırmaktır. Bu doğrultuda, Ankara ilinde bulunan somut olmayan kültürel miras taşıyıcısı tezhip eğitimcileri üzerinde Sürdürülebilirlik Bilinç Ölçeği uygulanmış, ayrıca icazetli tezhip hocaları ile yapılandırılmış mülakatlar gerçekleştirildikten sonra elde edilen veriler hem nitel hem de nicel yöntemlerle analiz edilmiştir. Araştırma bulgularına göre katılımcı tezhip eğitimcilerinin sürdürülebilir kalkınmaya yönelik bilinç düzeyleri ile tutum ve davranışları arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişkinin olduğu; söz konusu bilinç, tutum ve davranışlarda eğitim düzeyi bakımından anlamlı bir farklılık bulunduğu; eğitim durumu arttıkça, bilinç düzeyinin yükseldiği, bunun ise sürdürülebilir kalkınmaya dair tutum ve davranışlara yansıdığı görülmüştür. Bu bulgular ışığında, tezhip eğitimcilerinin sürdürülebilir kalkınma bilinçlerinin geliştirilmesi halinde, bunun tutum ve davranışlara yansıyacağı, bu surette de gelecek nesillere bir tür sürdürülebilirlik kültürünün aktarılabileceği sonucuna varılmıştır. Akademik yazında sanat ve sürdürülebilirlik kavramları arasındaki ilişkiyi irdeleyen çalışmalar olmakla birlikte tezhip sanatı ile sürdürülebilirlik arasındaki ilişkiyi konu edinen herhangi bir çalışma bulunmadığından, bu araştırmanın akademik yazında yaşanan bir boşluğun doldurulmasına katkıda bulunması beklenmektedir.
Makine halıcılığında inovatif tasarım yöntemleri: Örnek bir uygulama
Halı, ilkel dokumacılıktan günümüze kadar yaşamsal faaliyetlerimiz içinde yer almış, geleneksel ve kültürel varlık olarak tanımlanmıştır. Üretildiği zamanlarda psikolojik, dini inanç ve yeni uygulamalar ile zamanla yapısal değişime uğramıştır. 20. yüzyılda etkili olan sanat akımları, tasarım alanında renk, biçim ve form aşamasında değişikliklere sebep olmuştur. Halı tasarımında akımların ön plana çıkmasıyla moda ve sanat olguları vurgulanmıştır. Kompozisyonlar özgün yapılarından uzaklaşmış, akımlarda belirtilen biçim ve form özellikleri ön plana çıkmıştır. Sanayi devrimi ile jakarlı tezgahların icadı, makine halıcılığı dönemini başlatmış, halı tasarımının piksel tabanlı programlarda oluşturulmasına olanak sağlamıştır. Görsellik olarak sanat akımlarının etkisinde görüntü oluşturma yöntemiyle farklı tarzların ön plana çıkmasına yardımcı olmuştur. Bu durum inovatif tasarımların ortaya çıkmasını sağlamıştır. İkinci Dünya Savaşı ile hammadde yetersizliğinden kaynaklanan üretim sorunları, savaş sonrası sentetik liflerin üretimini beraberinde getirmiştir. Dolayısıyla halı tasarımı hammadde sıkıntısı nedeniyle özgün ve kültürel yapısını kaybetmeye başlamıştır. Günümüzde halı tasarımına yönelik birçok tasarım yöntemi ve malzeme kullanılmaktadır. Farklı renk paletleri, yüzey efektleri, dokular Photoshop ve benzer tabanlı programlarla düzenlenerek, pixel tabanlı programlara aktarılma yöntemiyle oluşturulmaktadır. Bilimsel araştırmaların yetersizliği, ticari kaygılar ile uygulanan yöntemler tasarım kapsamında, estetik görsellik vurgusu arka plan da kalarak, bu alanda gelişmeyi engellemiştir. Bu çalışmada makine halıcılığında geliştirilen tasarım yöntemlerine yönelik temel, fiziksel, estetik yöntemler araştırılmıştır. Uygulanan tasarım yöntemleri, tasarım ilke ve elemanları göz önünde bulundurularak, sanat-tekstil-teknoloji çerçevesinde Photoshop ve Texcelle programlarıyla yeni tasarımlar geliştirilmiştir. Tasarım alanında özgün, geleneksel ve modern yeni tasarım yöntemleri uygulanarak sanat akımları çerçevesinde, Sürrealist Ressamların tablolarından esinlenilmiş, Sürrealizm akımı etkisinde örnek üç farklı koleksiyon oluşturulmuştur. Koleksiyonların her biri Sürrealizm akımındaki bilinçaltı kodlamalarıyla insanlığın yaş dönemlerindeki bilinç evreleri baz alınmıştır. Son zamanlarda yenilikçi tasarımlara uygun hammadde olarak viskon ipliğiyle oluşturulan koleksiyonlardan biri temel alınarak 8 farklı halı numunesi dokunmuştur. Anahtar Kelimeler: Halı Tasarımı, Halı Tasarım Yöntemleri, Makine Halısı, Sürdürülebilirlik, Moda.
Figüratif seramik heykellerde farklı kil etkileri
Tarih öncesi dönemlerden beri süregelen ve günümüzde de figüratif seramik heykellerde, estetik kaygı ve sanatsal gaye arayışında olan eserler üretilmiştir. Geçmiş ve günümüzdeki eserler karşılaştırıldığında figüratif seramik heykelin ne kadar değiştiği ve geliştiği görülmektedir. Figüratif seramik heykel sanatçıları üretimini, biçimlendirme, kurutma, sır, doku, pişirim gibi seramiğin temel öğeleri doğrultusunda yapması gerekmektedir. Bu aşamaları en çok etkileyen unsur kildir. Seçilen kilin özellikleri sanatçı tarafından çok iyi bilinmesi gerekmektedir. Kilin yapısı, dokusu, boyutu, plastiklik, mukavemeti, pişme rengi, pişme derecesi, su emme değerlerine, pişirim sonrası küçülme payına gibi özelliklerin bilinmesi çok önemlidir. Bu araştırmada figüratif seramik heykel sanatında kullanılan kilin etkileri konusu irdelenerek konu ile ilgili bazı sanatçıların örnek niteliğinde olduğu düşünülen çalışmaları araştırılmıştır. Uygulama kısmında kırmızı, şamot ve beyaz kil kullanılarak ortaya çıkarılan eserlerdeki kilin etkileri kanıtlanmıştır. Avantajları ve dezavantajları irdelenerek daha sonra ki çalışmalarda yol gösterici olacağı düşünülmektedir. Anahtar sözcükler: Seramik, Heykel, Figüratif Seramik Heykel Sanatı, Kil
Antibakteriyel özellikli bitkilerle dokuma kumaşların boyanması
Günümüzde sentetik boya kullanılarak yapılan boyamalar sonucunda kanserojen etkinin artması ve çevreye verdiği zarar nedeniyle ekolojik dengenin bozulması, insanları yeniden doğal ürünler ile çalışmalar yapmaya yönlendirmiştir. Bu yönelim doğal boyamacılıkta kullanılan antibakteriyel bitkilerin etkilerinin belirlenmesi ve sentetik ürünlere karşı hızla artan direncin önlenmesine yardımcı olmuştur. Doğal boyalar ile yapılan tasarımlar, maliyeti de düşürmeye olanak sağlayacaktır. Aynı zamanda tasarımlarda kullanılabilmesi için bir alternatif oluşturacağı düşünülmektedir. Bu nedenle, yapılan literatür araştırmasına göre zerdeçal (Curcuma Longa) ve kekik (Thymus) bitkisinin antibakteriyel özelliğe sahip olduğu belirlenerek %100 pamuk dokuma kumaşa boyama işlemi gerçekleştirilmiştir. Çalışma kapsamında, %100 pamuklu dokuma kumaşı numuneleri mordanlı ve mordansız olmak üzere zerdeçal (Curcuma longa) ve kekik (Thymus)bitki ekstraktı ile boyama işlemi yapılmıştır. Mordan maddesi olarak çevre açısından zararı minimum olduğu bilinen Potasyum Alüminyum Sülfat (KAI(SO4)2.12H2O) kullanılmıştır. Boyaması gerçekleştirilen dokuma kumaş numunelerin CIELab renk değerleri, tükürük, yıkama, ter, sürtme haslıkları ve antibakteriyel aktivite tayini testi uygulanmıştır. Sonuç olarak, zerdeçal (Curcuma longa) bitkisi kullanılarak yapılan boyamada sarı renk ve tonları elde edilirken, kekik (Thymus) bitkisi kullanılarak yapılan boyamada ise kahve tonları elde edilmiştir. Renk haslık değerlerinin test sonuçları incelendiğinde lekelenme ve renk değişimi değerlerinin iyi olduğu gözlemlenmiştir. Antibakteriyel testlerin ise seçilen bakterilere karşı etkili olduğu sonucuna varılmıştır.