Antalya Bilim University
Discipline

Architecture

Antalya Bilim University

2,602

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Bir kamusal açık alan olarak meydan kullanımını etkileyen kararların kullanıcılar tarafından değerlendirilmesi: Bakü Azadlık Meydanı örneği

Eski dönemlerden günümüze kadar kentlerde ortak yaşamın geçtiği kentsel mekânlara ihtiyaç duyulmuştur. Bu mekânlar toplumsal örf ve adetlere göre biçimlenmiş, yer aldıkları toplumun kültürünü, inançlarını ve yaşam değerlerini yansıtmıştır. Meydan biçiminde ortaya çıkan ilk kentsel dış mekânlar kentin kültürünü yansıtmakla kalmayıp kent toplumunun sosyal özelliklerini sergiledikleri mekânlar da olmuştur. İnsanların kullanmayı keşfettiği ilk kentsel mekân olarak tanımlanan meydanlar, tarihsel süreçte kentlerde farklı işlevler taşımış ve kentsel yaşamın önemli bir parçası haline gelmiştir. Kentlerin yaşanabilir olmasında, meydanları oluşturan temel ögelerin, yaşayanların fiziksel, sosyal vs. gereksinimlerini karşılayabilmesinin payı büyüktür. Yaşanabilir kentler, insanların birbirleriyle ilişki kurmasına olanak tanıyan, barınma, çalışma, ulaşım, dinlenme, eğlence gibi temel işlevlerin konfor koşulları içinde gerçekleşmesini sağlayan ortamlardır. Bu açıdan, kentsel yaşamın önemli bir ögesi olarak meydanlar, nitelikli yaşam alanları sunarak kullanıcıların beklentilerine cevap verebilmelidir. Bu çalışmada, kentlerin yapı taşları olan meydanlar ve meydan mekânını oluşturan temel ögeler incelenmiş, örnek alan olarak seçilen Bakü Azadlık Meydanı bu ögeler bağlamında analiz edilmiş, bu perspektifte kullanıcıların Azadlık Meydanının fiziksel ve işlevsel nitelikleri hakkındaki görüşleri ve Meydanın kullanımını etkileyecek mekânsal kararlara yaklaşımları sorgulanmıştır. Saha çalışması iki safhadan oluşmaktadır. İlk safhada Azadlık Meydanı gözlemlere dayalı olarak sosyal ve fiziksel faktörler çerçevesinde analiz edilmiş ve tanımlı bir meydan niteliğine kavuşabilmesi için işlevsel ve estetik tasarım önerileri getirilmiştir. İkinci safhada bir anket formu aracılığı ile Azadlık Meydanı kullanıcılarının mekâna ilişkin görüşleri ve Meydana yönelik projelendirilen mekânsal kararlar hakkındaki düşünceleri sorgulanmış, elde edilen veriler istatistik analiz metotları ile değerlendirilmiştir. Elde edilen sonuçlar, meydanın işlevsel kullanımını güçleştiren önemli erişim sorunları bulunduğunu, mekânın kullanıcı gereksinimlerini yeterince karşılayamadığını, bu bağlamda, kamu idaresi tarafından geliştirilen projenin başta erişim sorunu olmak üzere bununla ilişkilendirilen mekânsal yetersizliklerin indirgenmesine olanak vereceğinin düşünüldüğünü ve bu nedenle anlamlı düzeyde desteklendiğini ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Meydan, Kentsel Mekân, Kullanıcı Görüşleri, Azerbaycan Bakü, Azadlık Meydanı.

Abdulalı Ganbarov
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Science
2016
00
Master'sOpen AccessTR

İç mekanda bitki-ışık ilişkisi; Prime mall alışveriş merkezi örneği

Bu çalışmamızın amacı iç mekanlara doğal ışığın yansıtılmasına, peyzajı iç mekanlarda daha hoş bir şekilde görünmesine katkı sağlamaktır. İç mekana bitkilerle tasarım yapıldığında mekana estetiğin yanı sıra renk olgusunu da katmaktadır. Bu mekanlar tasarlanırken ekolojik şartlar dikkate alınarak yapılırsa hayat ve canlılık olgusu göz önünde daha farklı görünür. Doğru projelendirme ile iç mekandaki bitki kayıpları azaltılabilir. Doğru bitki seçiminde uzman tasarımcıların rolü önemli olacaktır. Yapılan araştırmada doğal ışığın yeterli olmaması, sera aydınlatması yerine yapay aydınlatma kullanılması bitki türlerinin yetişmesi için elverişsiz bir ortam oluşturabilir. İnceleme yapılan Prime Mall alış-veriş merkezinde hem doğal hem de yapay ışık kullanımına rağmen sıcaklığın artması, doğal ışığın bitkilerin gereksinimlerine uygun olamamaları ve havalandırmanın iyi bir şekilde yapılmaması nedeniyle bitkilerin bu durumdan olumsuz yönde etkilendiği tespit edilmiştir. Bitkilerin iç mekanda doğal şartlardaki gibi gelişmesi ve büyümesi için atmosferden ışık kaynağı gerekir. Bu nedenle aydınlatma düşünülürken bitkinin doğal ışıktan faydalanacağı kısım hesaplanmalı ve doğal ışık almayan veya yetersiz alan yerler için yapay aydınlatma düşünülmelidir. İç mekana yansıtılan ışığın etki alanı pencere boyutlarına, camın malzeme özelliğine ve iklim koşullarına göre değişir. Yanı sıra iç mekana yansıtılan ışığın yoğunluğu, kalitesi ve süresi de önemlidir. Anahtar Kelimeler: Peyzaj, İç mekan, Aydınlatma, Bitkilerin Aydınlatılması.

Govhar Amıraslanlı
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Science
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Ekolojik mimaride ahşap malzeme kullanımının sürdürülebilirlik açısından irdelenmesi

Sanayi devrimi ve özellikle 1950'li yıllardan itibaren hızlı nüfus artışına bağlı olarak gereksinim duyulan barınma ihtiyacını karşılamak amacıyla yoğun bir yapılaşma söz konusudur. Bu yapılaşma hareketinin neden olduğu çevresel sorunların giderek geri dönüşü olmayan çevrebilimle ilgili ve sosyo-ekonomik sorunlara neden olduğu görülmektedir. Bu sorunları ortadan kaldırmak amacıyla bir çok ülkede ekonomi – ekoloji dengesini tartışan sürdürülebilirlik ve ekolojik mimarlık olgularının teorik altyapısı ve uygulama örnekleri oluşturulmuş ve bu tez çalışmasında ahşap malzeme açısından derinlemesine irdelenmiştir. Anahtar Kelimeler:Sürdürülebilirlik, Ekolojik Mimarlık, Ahşap Yapılar.

Ekolojik mimariSürdürülebilir mimariTabakalı ahşap
Aysel Tarım
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Science
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Alışveriş merkezlerinde dış cephe aydınlatma sistemlerinin performans açısından incelenmesi; Akasya ve Akbatı alışveriş merkezleri

Bu çalışmanın amacı, genel tasarım süreci içerisinde, yapı tasarım kriterlerinden biri olarak cephe aydınlatma tasarımı konusunu araştırmak, irdelemek, veri toplamak ve bu konudaki temel kriterleri ortaya koymaktır. Çalışmanın ikinci ve üçüncü bölümlerinde aydınlatmanın tanımı, aydınlatmanın ışık kaynakları ve aydınlatma teknikleri belirlenmiş olup, dördüncü bölümde dış aydınlatma ve dış aydınlatma ile ilgili ulusal örnekler verilmiş beşinci bölümde aydınlatma armatür maliyet ve tipleri verilmiştir. Altıncı bölümde Akasya alışveriş merkezi ve Akbatı alışveriş merkezi dış cephe çalışmaları incelenmiş, yedinci bölümünde Akasya ve Akbatı alışveriş merkezlerinin anket yöntemi kullanılarak irdelenmesi yapılmıştır. Autocad çizim programı ve Dialüx aydınlatma hesap programı kullanılarak dış cephe aydınlatma hesapları yapılmıştır. Kullanıcı ve kullanıcı olmayan kişilerin beğenilerini saptamak amacı ile oluşturulan anket çalışmaları belirlenen alışveriş merkezlerini kullanan insanlara uygulanarak cephe aydınlatmasındaki beğeni kriterleri saptanmaya çalışılmıştır.

Nazif Uz
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Science
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Van bölgesinde geleneksel mutfak ile modern mutfak tasarım kriterlerinin incelenmesi

Konut insanoğlunun barınma ihtiyacı olarak ortaya çıkmış ve mimarlık tarihinin ilk nesnel örnekleridir. İlk çağlardan günümüze kadar değişik şekillerde evreler geçirerek gelişmiş, bulunduğu yere göre farklılıklar göstermiş ve yapıldığı dönemlerin izlerini taşıyarak ekonomik, siyasi, kültürel, dinsel, iklimsel, topografik, sosyolojik gibi her türlü etkenler ile yoğrulmuştur. Sanayi devrimi, toplumsal temin biçimlerinde ve ilişkilerinde meydana getirdiği değişiklikler sebebi ile mutfak kültürlerini de etkilemiştir. Bunun sebebi Anadolu' da sahiplik yaptığı uygarlıkların yemek kültürleri ile bütünleşmesini sağlamıştır. İnsan beslenmesinde temel olan besinlerin çoğu Türklerin ana yurdu Orta Asya ve göç ettikleri Anadolu'da yetiştirilerek dünyanın başka yörelerine taşınmıştır[1]. Bir toplumun beslenme kültürü yaşam koşulları ile yakından ilişkilidir. Yaşama şeklinin değişmesi beslenme kültürünün de değişmesine neden olur. İlk çağlarda insan kendi yaşamını sürdürmek için doğada bulunan hayvanları avlamak bitkileri de toplamak zorundaydı. Zamanla bunları yöre şartlarına uygun olarak yetiştirmişler ve basit teknikler ile depolayıp kış aylarında kullanmışlardır[2]. Göç ettikleri her bölgede yöreye ait olan hayvan ve bitkilerden yararlanmışlardır. Türkler beslenmeye çok önem veren bir toplumdur. Toplumların tarihsel gelişimi olan yemek sadece karın doyurmak değil kültürel kalıpların bir parçası olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu anlamda yemek dinsel merasimlerin, düğünlerin, eğlencelerin, ölümlerin ve birçok toplumsal davranışların bütünleşmiş bir olgusudur. Van ilimizde mutfakların özgün etkilerini içinde barındıran köklü ve çok yönlü bir mutfak tasarımı bulunmaktadır. Bu çalışmada Van ilimizin tarihi, ekonomisi, yöresel özellikleri ile mutfak kültürünün etkilediği mimari yapısı ve mekânsal özelliklerinin günümüzde yapılan TOKİ (Toplu Konut İdaresi) Van köy evlerinin karşılaştırılması yapılmış ve öneriler getirilmiştir.

Nazmiye Özbir
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Science
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Dış cephe kaplamalarının incelenmesi, Tarihi Yarımada Cibali Mahallesi

Kent kimliklerinin tarihi süreçte değişimi ve günümüzdeki kimlik oluşumları mimari yapılardaki kabuk tasarımı ve malzeme tercihleri ile oluşmaktadır. Mimari yapılarda dış cephe görünümü kullanıcı ile birincil iletişimin ve etkileşimin gerçekleştiği yapı elemanıdır. Bu çalışmada istanbul ili tarihi yarımada bölgesinde bulunan cibali mahallesi bölge olarak tercih edilmiştir. Cibali mahallesi tarihi süreçte kabuk kimliği açısından değişimlere uğramış, mahalleyi oluşturan mimari yapılarda taşıyıcı sistem ve dış cephe görünümü olarak çeşitlilik içermektedir. Günümüzde cibali mahallesinde bulunanan mimari yapıların taşıyıcı sistem, dışcephe görünümleri ve kullanıcı tercihlerinin mahalle kapsamında incelenerek tespit edilmesi amaçlanmıştır. Cibali mahallesi inceleme bölgesi olarak seçilmiştir. Mahalle; Fatih ilçesinde yavuzsultanselim, zeyrek ve yavuzsinan mahallelerinin merkezinde haliçin batı kıyısında yer almakta olup kasımpaşa semti ile karşılıklı bir konumda bulunmaktadır. Bizans döneminin önemli bir yerleşkesi olan Cibali, Osmanlı döneminde de konaklama bölgesi olarak öncelikli tercih edilen alanlardan olmuştur. Bölge adını Osmanlı İmparatoru Fatih Sultan Mehmet hanı'ın 29 mayıs 1453 tarihinde İstanbulu fethi sırasında "Porta Puteae" veya "Porta del Pozzo" olarak adlandırılan kapıdan Bursa subaşısı Cebe Ali Bey'in istanbula girmesi ile Cibali adını almıştır. Tarihi süreçte İspanyol yahudileri, Bizans rumları ve Osmanlı türkleri ne ev sahipliği yapmış olan bölge faklı din ve milletlerin yaşamış olduğu kültürel bir miras bölgesidir. Farklı dönem yapılarının bulunduğu Cibali bölgesi kültürel zengiliğiyle araştırma bölgesi olarak belirlenmiş farklı cephe kaplamala malzemelerinin uygulandığı bir alan görülmüştür. İnceleme Cibali mahallesi kapsamında 756 adet yapı üzerinde olmuştur. Cibali mahallesi kapsamında 756 adet yapı üzerinde taşıyıcı sistemleri ve bu sistemlere entegre edilen dış kabukları incelenmiş ve fotoğraf olarak sunularak Ada kapsamında kullanılan malzemeler renk sınıflandırması yapılarak haritada işlenmiştir. Yapılan incelede toplam Cibali mahallesi'nde bulunan 47 ada içerindeki 756 yapı'nın taşıyıcı sistemi ve Dış cepheleri incelenmiştir. Bu inceleme kapsamında; 185 adet cephede ahşap, 10 adet cephede doğal taş, 2 adet cephede taş kaplama, 165 adet cephede çimento sıva, 260 adet cephede çimento sıva + boya, 4 adet cephede kompozit panel, 11 adet cephede tuğla, 117 adet cephede cam mozaik ve 1 adet cephede fayans kaplama uygulamaları görülmektedir Cibali mahallesi içerindeki 47 adanın dış cephe görünümü esas alınarak yapılan sınıflandırması mahalle kapsamında haritaya dönüştürülmüştür. Yapılan bu çalışma mahalle kapsamındaki cephe görünümüyle oluşmuş çeşitlilik ve farklılığı harita görünümünde bizlere sunmaktadır.

Dış cephelerYüzey deformasyonuYüzey kaplama
Yusuf Akyazıcı
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Science
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de çağdaş cami mimarisi tasarımında yenilikçi yaklaşımlar

Bu çalışmada cami mimarlığı konusunda günümüz cami mimarisindeki tasarımsal yaklaşımlar irdelenerek, Türkiye'de 20. yüzyıl camii mimarisinin gelişimi aydınlatılmaya çalışılmıştır. Bu amaçla Türkiye'de çağdaş cami tasarımını geliştirmeyi amaçlayan bazı örnekler seçilmiş ve seçilen örnekler form ve fonksiyon ilişkisi, mekân organizasyonu, genel mimari özellikler ve cami mimarisindeki geleneksel elemanların kullanımı açısından incelenmiştir. Böylece Türkiye'de çağdaş camii mimarisinin durumu, geleneksel plan özellikleri ile camii mimarisinin değişmez öğeleri olan kubbe, minare, mihrap, minber, vaaz kürsüsü ve avlu gibi elemanların işlev ve sembolik kullanımlarındaki tasarımsal yenilikler ve çağdaş üslup arayışları ortaya konulmaya çalışılmıştır. Birinci bölümde ilk mescit olan Mescit-i Nebeviye 'in inşası ve gelişmesiyle başlayan tezde farklı tarihlerdeki önem arz eden camii tasarımları ile devam etmektedir. Camii tasarımında oluşum çevre etkisi, kültür farklılıkları ile değişime uğramıştır. Bunu daha iyi anlayabilmek ve gelişimi takip edebilmek için farklı dönemlerin önemli camii yapılar incelenmiştir. İslam dininde camii tasarımıyla alakalı hiçbir bilgi veya kural yoktur. Bu yüzden zamana ve topluma göre gelişmiştir. Ele alınan geleneksel camilerin bölümünde iki ayrı bölümde incelenmiştir. Bunlardan biri kültür düzeni ve caminin konumu diğeri ise ana mekânın düzenidir. İbadet mekânın kuralsız şekilde tasarlanmış olması zaman içeresinde değişimlere uğramasına yol açmıştır. Bu değişimler ihtiyaca cevap vermesiyle gelişmiştir. Kullanılan malzeme dönemlere göre büyük rol almıştır. Kültür değişimleri ve ihtiyaca göre artan talebe teknolojinin de eklenmesiyle hızla artmıştır. İkinci bölümde camii mimarisinin öğeleri ele alınmıştır. Minare, şadırvan, kubbe, vb. öğelerin yakından tanıtmak ve fonksiyonların ne olduğu anlatılmaktadır. İkinci bölümde de ise Türkiye'de bulunan 13 çağdaş caminin ele alınmıştır. Ele alınan camiler ise TBMM Camii, Kınalı Ada Camii, Yeşil Vadi Camii, Etimesgut Camii, TEK Camii, Sancaklar Camii, Şakirin Camii, Derinkuyu Camii, Bursa Eyüp Camii, Marmara İlahiyat Fakültesi Camii, GOSB Camii ve Ankara Batıkent Camidir. Türkiye'de bulunan 13 camiinin inşası 1964 ile 2015 yılları arasında tamamlanmıştır. Ele alınan camiler plan, örtü, avlu, minare, şadırvan, minber, mihrap, kürsü üzere incelenmiştir. Ayrıca malzeme kullanımı yerleşim yeri ve fonksiyonu da ele alınmıştır. Ayrıca çağdaş camii tasarımın en önemli öğelerinden ışık- ana mekândaki ilişkisi araştırılmıştır. Sonuç ve değerlendirme kısmında ise çağdaş camilerin birbirleriyle karşılaştırıp incelenmiştir. Mimari unsurların gruplar içerisinde değerlendirmede bulundurulmuştur. Tez'de genel olarak ana unsurların, şemaların ve planlamanın bütün olarak klasik Osmanlı camisinin hala korunduğunu göstermektedir. Çağdaş camii tasarımı ise malzeme ve tekniklerin getirdiği yenilikleri ile yeni dil oluşturulmuştur. Sonuçta Türkiye'de çağdaş camii tasarımında hem form hem örtü hem de geleneksel elemanlar olan minare, mihrap, minber ve avlunun işlev ve sembolik kullanımlarında, tasarımsal yenilikler ve çağdaş üslup arayışları olduğu görülmüştür.

Nesibe Akbulut
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Science
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Geleneksel Amasra evleri plan tipolojisi

Bu tez çalışmasında Türkiye'nin Batı Karadeniz Bölgesinde yer alan Bartın ili Amasra ilçesindeki geleneksel konut kültürü ele alınmıştır. Amasra'nın ilçe merkezinde yer alan 19. yüzyıl geleneksel konut örnekleri incelenmiş, öncelikle plan tipleri olmak üzere yapım sistemi ve kullanılan malzemeler ortaya çıkarılmıştır. Bu analiz yok olmak üzere olan bölgedeki konut kültürünü yeniden hatırlatmak, gelecek dönemlerde unutulmamasını sağlamak ve yapılacak olan restorasyon çalışmalarına yardım sağlamak adına yapılmıştır. İlk olarak bölgenin tarihinden ve coğrafi özelliklerinden bahsedilerek başlayan tez, bölgedeki konut mimarisi başlığı altında evlerin biçimlenmesinde etkisi olan çevresel ve sosyal etkenlerden söz edilerek devam etmektedir. Evlerin şekillenmesinde önemli yere sahip olan iklim, topografya ve malzeme üçlüsü çevresel faktörler içerisinde incelenmiş; mahremiyet, dini değerler ve kültürel özellikler, sosyo-ekonomik statü ve aile yapısı ise yine evler için oldukça önemli olan sosyal faktörler içerisinde incelenmiştir. Daha sonra bölge genelindeki geleneksel konutların plan özellikleri, plan tipleri, yapım sistemi ve malzemesi, yapım elemanları ve son olarak cephe düzeni ve dekorasyonu anlatılmıştır. İkinci bölümde ise, Amasra ilçe merkezinde konu alınan 11 konut, yapım tarihleri, plan özellikleri, yapım sistemi ve cephe özellikleri bakımından ayrıntılı olarak incelenmiştir. Bölge genelinde evler o evde yaşayan ailenin lakabıyla söylenerek tarif edilirdi. Bu doğrultuda incelenen bu 11 konut, Boztepeliler evi, Kum otel, Fatma Hanımların evi, Büyükadalıların evi, Sertellerin evi, Zırtılların evi, Denizer pansiyon, Zavrakların evi, Kale konak pansiyon, Sağırosmanların evi ve Postacı Mehmetin evidir. Evlere hep bir kulluk bölümünden girilmiş ve bu kat genellikle taş duvarlardan oluşturulmuştur. Evlerin plan tipi, evde yaşayan ailenin alışkanlıkları ve kullanım biçimine bağlı olarak farklı biçimlerde, fakat hep bir sofa (dışar) mekanı baz alınarak şekillenmiştir. Evlerdeki oda (içer) mekanları ise sofa (dışar) etrafında biçimlenmiştir. Evlerin neredeyse her yerinde ahşap malzeme kullanılmıştır. Ana çatkıda, duvarların dolgu malzemesinde, dış cephe kaplamasında ve cephedeki süsleme ögelerine kadar ahşap malzemenin baskınlığını görmek mümkündür. Bu tezde Amasra ilçesindeki geleneksel evlerde detaylı incelemeler yapılmış, evlerin plan tipleri çıkarılmış, konut kullanıcılarıyla görüşülerek bölge mimarisinin geçmişten günümüze ne gibi değişimlere maruz kaldığı ve konut sahiplerinin düşünceleri doğrultusunda gelecekte oluşabilecek tablo hakkında çıkarımlarda bulunulmuştur. Sonuç olarak, Amasra ilçesi geleneksel konut mimarisi adına yapılan bu araştırmada bölge konut mimarlığı içerisinde plan şeması, yapım tekniği ve malzeme özelliği ile önemli bir yere sahip olduğu görülmüş ve gelecekteki kuşaklara aktarılması açısından belgeleme çalışması yapılmıştır.

Özgenaz Dağ
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Science
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Çocukların sağlıklı sosyal ve fiziksel gelişiminde erişilebilir kent parklarının etkisi: İran'da Tebriz Elgöli Parkı örneği

19.yüzyılla başlayan sanayileşme süreci içinde kent merkezlerinde hızla artan yapılaşma, yoğunlaşma ve nüfus beraberinde sorunlarını da getirmektedir. Bu durumda, kent merkezlerinde yaşam kalitesi düşmekte ve çocuk gelişimine uygun nitelikli kentsel mekanlar giderek azalmaktadır. Bu yüzden parklar kentte yaşayan bütün insanların, özellikle de çocukların nefes alabileceği, dinlenebileceği ve doğaya olan özlemini giderebileceği rekreasyon alanları olarak artan bir önem kazanmaktadır. Kentsel açık alan olarak önemli bir işlev üstlenen tüm rekreasyon alanlarının ve bu anlamda parkların erişilebilirliği, engelli ya da engelsiz farkı gözetmeksizin her yaş gurubundaki insanların rahatça kullanabileceği şekilde düzenlemelidir. Parklar bütün insanları özellikle çocukları kent merkezindeki yaşantılardan uzaklaştırarak, onların çeşitli ihtiyaçlarını karşılamaktadır. Bu yüzden, parklar ve parklarda bulunan çocuk oyun alanları çocukların özgürce oyun oynamasına ve çeşitli oyun faaliyetlerini gerçekleştirerek gelişmiş sağlıklı nesillerin yetiştirilmesine olanak sağlamaktadır. Ayrıca çocukların gelecek hayatında sağlıklı fiziğe sahip olması, kendine güven hissinin artması ve toplumla rahatça iletişim kurması için parklar ve parklardaki oyun alanalarının önemi yadsınmamalıdır. Bu çalışmada, açık yeşil alan ve park kavramlarının içeriği araştırılmış, kent parklarından başlayarak her tür ve ölçekteki parklarda yer alan mimari ve peysaj ögelerinin planlama ve düzenleme ilkeleri ve standartları incelenmiştir. Bununla birlikte çocuğun gelişim süreci, oyun kavramı ve parkların çocuğun fiziksel, sosyal, duygusl ve zihinsel gelişimindeki etkileri üzerinde durulmuştur. Örnek alan olarak seçilen Tebriz Elgöli parkı bu bilgiler bağlamında analiz edilmiş, kullanıcıların Elgöli parkının fiziksel ve işlevsel nitelikleri hakkındaki gürüşleri ve park bütünü ile park içerisinde yer alan çocuk oyun alanlarının çocukların sosyal ve fiziksel gelişmeleri üzerindeki etkileri sorgulanmıştır. Saha çalışması iki aşamada gerçekleştirilmiştir. İlk aşamada Elgöli parkı gözlemlere dayalı olarak sosyal ve fiziksel faktörler çerçevesinde değerlendirilmiş, bu aşamada TSE standartları referans alınmıştır. İkinci aşamada, bir anket formu aracılığı ile, Elgöli parkı kullanıcılarının mekana ilişkin düşünceleri ve parkın çocukların fiziksel ve sosyal gelişimleri üzerindeki etkileri sorgulanarak çok değişkenli istatistik analiz metodlarla incelenmiştir. Elde edilen sonuçlar Elgöli parkının erişilebilirlik açısından sorunlar içerdiğini göstermektedir. Anket görüşmelerine göre Elgöli parkının bir bütün olarak çocukların sosyal ve fiziksel gelişminde olumlu etkileri olduğu, ancak içerisinde yer alan oyun alanlarının yetersizlikler barındırdığı ve çocuk gelişimindeki olumlu etkilerinin kısıtlı kaldığı ve bu nedenle ebeveynler ve çocuklar tarafından az tercih edilir olduğu saptanmıştır. Anahtar kelimeler: Kent parkları, Erişim, Çocuk, Çocuk gelişimi, Çocuk oyun alanları, Tebriz Elgöli Parkı.

Aysan Danesharasteh
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Science
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Geleneksel Rize İkizdere evlerinin plan tipolojisi açısından incelenmesi

Bu tez çalışmasında geleneksel Rize İkizdere evleri plan tipolojisi, plan elemanları, yapım sistemi ve malzeme açısından incelenerek bölgenin konut mimarisi hakkında genel bir bilgi ortaya konulmaya çalışılmıştır. Araştırma konusunun seçilmesinin temel nedeni, Doğu Karadeniz bölgesinin Anadolu geleneksel konut mimarisi açısından zengin örnekler sunuyor olmasıdır. Bu amaçla pilot bölge olarak seçilen Rize İkizdere bölgesinde 10 konut örneği seçilmiş ve bu örnekler yönlendirme, arazi konumu, plan tipi, plan elemanları, yapım sistemi, malzeme ve cephe özellikleri açısından değerlendirilmiştir. Tezin birinci bölümünde konuyla ilgili temel kavramlar olan ev, konut, geleneksel konut ve kırsal konut kavramları açıklanmıştır. İkinci bölümde çalışma alanı olan İkizdere ilçesinin genel yapısı, coğrafi konumu, iklim ve bitki örtüsü, nüfus, ekonomi ve tarihi incelenmiştir. Bölge genel olarak tanıtılmıştır. Üçüncü bölümde bölgede konutun tarihi, konutların biçimlendirilmesine etki eden çevresel faktörler, Doğu Karadeniz bölgesi konutlarının plan özellikleri ve yapım sistemi anlatılmıştır. Çalışmanın dördüncü bölümde ise pilot bölge olan İkizdere'de seçilmiş olan geleneksel yapı örnekleri; yapım tarihi, konumu ve yerleşim özellikleri, plan özellikleri, yapım sistemi ve cephe özellikleri başlıkları altında incelenmiştir. Tezin değerlendirme ve sonuç bölümünde ise alan çalışması sırasında elde edilen genel veriler toplu olarak sunulmuştur. Bu verilerin yanı sıra bölge konutlarının gelecek kuşaklara aktarılması yönüde tavsiyelerde bulunulmuştur. Bu bölümde ortaya konan görüşlerin oluşmasında yöre halkının dile getirdiği beklenti ve gereksinmeleri yönlendirici olmuştur.

Ecem İrem Demirrenk
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Science
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Mimari tasarımda güneş, ışık ve doğal havalandırma uygulaması, İran örneği

İnsanlık tarihinin başlangıcından günümüze kadar güneş ve ışığın değeri hep bilinmiş ve ona verilen değer arttıkça, tutumlu kullanmaya gösterilen özen de o kadar artacaktır. Bu çağda bu tutumun çok olduğunu görmek mümkündür. Enerjiye yapılan yatırımlar hızla artmaktadır, fosil yakıtlar zaman ile bitecektir. Diğer taraftan çevreye zarar verdiğinden dolayı fosil yakıtların yerine yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanılması gerekmektedir. Binalarda önemli olan iç hava kalitesinin, enerji kullanımı gerektirmeden sağlandığı doğal havalandırma yöntemleri ve önemini vurgulamak söz konusudur. Yapı içindeki iç hava kalitesinin insan sağlığı ve çalışma verimi üzerinde oldukça büyük bir etkiye sahip olduğu bilinen bir gerçektir. Yapılan bazı araştırmalara göre, insanların yaşamalarının ortalama %90'ının geçtiği iç ortamlardaki hava kirlilik seviyesinin çoğu zaman dış ortamdan daha yüksek olduğu belirtilmektedir. Bu sebeplerden dolayı tüm sektörlerin yapılarında havalandırma gerekecektir. Dolayısıyla doğal yönetmeleri kullanarak yaşam standartlarında uyum sağlanacaktır. Sağlık açısından eskiye bakılırsa İnsanların hayat daha kalay sağlanıyordu. Ancak sanayileşmek İnsanların hayatını kolaylaştırsa dahi sağlıklarını tehlikeye sokmaktadır. Mimar İnsanın barındırması değil hayatını tasarlıyor. Tasarlama açmasında her zaman sağlıklı hayat temel düşüncedir Bu çalışmada Güneş, Işık ve doğal havalandırmanın İnsan sağlığı ile ilişkisi, kullanılır enerji üretimi, mimarisi tasarımda etkileri, tasarım kriterleri, geleneksel ve çağdaşta kullanılan örneklerin incelenmesi söz konusudur. Güneş ve Işığın geleneksel tasarımda kullanması yaygın olduğundan örnek alarak, enerji açısından modern mimari 'de doğal kanyakları kullanarak sağlıklı bir hayat, çevreye dostu tasarlama hem insan ve hem çevre açısından irdelemektedir.

Negar Javadı
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Science
2017
00
Master'sOpen AccessTR

İran'ın geleneksel mimarisi sürdürülebilir mimaride bir imge

Sanayi devrimi ve teknoloji sayesinde, modern dünya hızla değişmektedir. Bu değişim, kültürel, siyasal, sosyal, ekonomik ve birçok kavramı da değiştirmektedir. Bu değişiklikler, mimarlık dünyasında etkilemektedir. Yenilenebilen enerjinin fazla kullanması ve bu enerjinin bitmesinden dolay yenilenebilen enerjinin kullanma çabası artmıştır. Enerjiye duyulan ihtiyacın yüksek oranda artması, fosil enerji kaynak rezervlerinin gün geçtikçe azalmasıyla yenilenebilir enerji kaynakları günümüzde daha önemli hale gelmiştir. Bina tasarımıyla iklimsel veriler ve doğal çevre uyumunu uzun zamandır bilmekteyiz. Günümüze kadar ulaşmış geleneksel mimari örneklerimiz, insanların uzun seneler boyunca tarihi, kültürel ve sosyal etkenlerle aynı zamanda bulundukları yerin iklim ve doğa şartlarına makul çözümler üretmeleriyle meydana çıkmıştır. Geleneksel mimarlık, çevreci bir yaklaşım için iyi bir örnektir. İran mimarisi yüzyıllar boyunca gelenek, görenek ve kültürel öğelerden etkilenip zamanla değişmiştir. Hem yapısal hem de estetik açıdan büyük bir çeşitlilik göstermektedir. İran, geleneksel mimarisi tarih boyunca dünya çapında kültür, sanat ve mimari ışığı olmuştur. İnsanlığa ve medeniyete yol göstermiştir. Çağdaş devirde ve yapı modernleşmesinde İran'ın geleneksel mimarisini önemsememesi ve birçok kuralı göz ardı etmesinden dolayı kentlerin dokusu zarar görmüştür. Teknolojinin gelişmesi insanlık için ne kadar faydalı olsa da diğer taraftan çevreye verdiği zarar da o derece yüksektir. Bu çalışmada sürdürülebilir kriterlerini geleneksel bina ve yapılarda incelenecektir. Araştırmada geleneksel yapıların çoğunluğunda kültürel, iklimsel, özgünlük, malzeme koşulları uyum sağlamaktalardır ve bu uyumalardan dolay eski ve tarihi binalar hiçbir zaman çevrelerine ve insanların yaşama tarzına zarar vermediği görülmüştür. Tam tersine her zaman hayatı korur ve sağlıklı bir dünya ve yaşamı sağlar. Çalışma, İran'ın geleneksel mimarisinin özellikleriyle aynı zamanda geleneksel binaların sürdürülebilir tasarım kriterleri bağlamında değerlendirilmesini kapsamaktadır. Anahtar Kelimeler: Yenilenebilen enerji, çevre, İran'ın geleneksel mimarisi, sürdürülebilir mimari.

Sara Khooshroo
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Science
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Kentsel mekanda kamusal sanat uygulamaları: İstanbul örneği

1990'lı yıllardan beri oluşan estetik anlayış ile kendini gösteren kamusal sanat 2000'li yıllarda Türkiye'de de etkilerini göstermeye başlamıştır. İstanbul birçok tarihsel yapıya ev sahipliği yapmaktadır. Bu yapılar kamusal sanat anlayışı ile günümüze kadar varlıklarını sürdürmeyi başarmışlardır. Bu çalışmada kamusal sanat tarihsel perspektiften incelenerek, tarihi mekanlardaki değişimlerin etkileri irdelenmek istenmiştir. Kamusal sanatın mekan ve insanla yani kent ile ilişkisinin ortaya koyulduğu bu çalışmada, kamusal mekan ve sanat ilişkisi araştırılmış, kamusal sanat kavramı incelenmiş, dünyada ve Türkiye'de gelişim süreçleri üzerinde durulmuştur. Kamusal sanatın kent üzerindeki sosyal, kültürel, ekonomik ve fiziksel etkileri araştırılmıştır. Kamusal sanatın uygulandığı alanların mekana ve kente etkileri arasındaki ilişkiler sorgulanarak tez kapsamında incelenen örnekler ile değerlendirilmiştir. Tez çalışması sonucunda, ortaya çıkan ilişkiler ve kamusal sanatın tarihsel mekanlar üzerindeki etkileri araştırılıp incelenmesine dair bir yaklaşım sunulmakta ve kamusal sanatın kentteki tarihsel mekanlarla ilişkisi ortaya konulmaktadır.

Armın Saeıleylonahar
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Science
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Tekstil esaslı malzemelerin mimaride kabuk tasarımında kullanımı ve sürdürülebilirlik açısından değerlendirilmesi

İlkçağlardan itibaren kişilerin örtünme ve kendini değişen hava koşullarından koruma ihtiyacıyla ortaya çıkan tekstil, doğal lif üretiminden ayrı olarak suni lifin ortaya çıkması ve gelişen teknoloji ile artan derecede performans özellikleri kazanmış, mimari uygulamalarda kendine iyi bir yer edinmiştir. Bu bağlamda çalışılan tezde; tekstil malzemesinin mimari açıdan kullanım alanları ve olanakları incelenmiş, mimaride kabuk tasarımında sürdürülebilirlik açısından değerlendirilmesi yapılmıştır. Birinci bölümünde; çalışmanın amacı, kapsamı ve yöntemi ele alınmış, çalışmanın konusu ve süreci gereği konunun hangi sınırlar dahilinde ele alındığı ifade edilmiştir. İkinci bölümünde; geleneksel olarak giyim, iç mekân öğesi ve mobilyalarda döşeme şeklinde kullanılan tekstilin, akıllı ve teknik tekstillerin ortaya çıkmasıyla gelişen değişimi anlatılmıştır. Teknik tekstilin tanımı ve sektörlere göre uygulama çeşitleri resim ve tablolarla açıklanarak, en son inşaat tekstilleri üzerinde durulmuştur. Çalışmanın üçüncü bölümünde; yapı ve kabuk sistemlerde kullanılan tekstil kumaşların ana malzemesi olan lifin performans ve işlevsel özellikleri ile üretimi hakkında açıklama yapılmıştır. Mimaride kullanılan tekstil esaslı ana malzemeleri oluşturan Polivinil Klorid (PVC), Politetrafloroetilen (PTFE) ve Etilen Tetra Floro Etilen (ETFE) örnek yapılarla ve görselleriyle anlatılmıştır. Ardından tekstil malzemesinin yapı formlarındaki kullanım biçimleri olan; çadır, pnömatik yapı, gölgelik, katlanır çatı, şemsiye, dış perde, perde duvar ve cephenin tarihin ilk dönemlerinden günümüze kadar geçirdikleri evreler anlatılmıştır. Dördüncü bölümde; tekstil ve mimari arasındaki etkileşimler görsel anlamda incelenmiş, yapı ve form, teknoloji, estetik olmak üzere üç ana başlık altında anlatılmıştır. Beşinci bölümde; öncelikle mimari sürdürülebilirliğin açıklaması yapılmış ardından, mimaride kullanılan tekstilin sürdürülebilirlik özellikleri ve kullanım avantajlarından bahsedilmiştir. Altıncı bölüm; tez konusuna ilişkin örnek uygulamaları içermektedir. Bunlar; Eden Projesi-Cornwall, Su Küpü-Pekin ve Allianz Arena-Münih'den oluşmaktadır. Bu yapıların kabuk sisteminde kullanılan tekstil malzemenin özellikleri anlatılmış, sürdürülebilirlik açısından değerlendirmesi yapılmıştır. Sonuç bölümünde ise; tez çalışmasına ilişkin genel sonuçların ortaya konulduğu bir değerlendirme yer almaktadır. Mimaride kullanılan ETFE tekstil malzemelerin geri dönüştürülebilir olması, çok iyi yalıtım özelliğinin bulunması, güneş enerjisinden en iyi şekilde yararlanarak yapay enerjiye duyulan ihtiyacı azaltması gibi özellikleri yanında depreme, ateşe dayanıklılığı, kendi kendine temizleme özelliği, geleneksel yapılara nazaran daha az bakım masrafı gerektirdiği gibi avantajlara sahip olduğu görülmüştür. Bu yönleriyle hem geleneksel yapı malzemeleriyle elde edilemeyecek geniş açıklıklı formlarda başarılı bir şekilde uygulandığı hem de gerçekleştirilmiş dünya çapındaki özgün örnekleri ile milyonlarca turisti kendilerine çekerek bulundukları kentin simgesi haline geldiği belirtilmiştir.

Tuğba Alioğlu
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Diyarbakır Suriçi bölgesi kentsel dönüşüm projesi kapsamında geleneksel evlerin incelenmesi ve önerilerin belirlenmesi

Diyarbakır Suriçi Bölgesi birçok medeniyet ve kültürün bir arada bulunduğu Anadolu'nun en eski yerleşim yeridir. Sur ilçesi adını ilçe merkezi ile çevrili bulunan Diyarbakır Surlarından almıştır. Türkler Geleneksel Türk Evi planlarını bulundukları bölgenin iklim ve coğrafi konum, bölgede bulunan malzeme, sosyal hayat gelenekleri ve ekonomik durumlarına göre oluşturmuşlardır. Diyarbakır Suriçi Bölgesindeki Geleneksel Evlerin plan tipleri evin merkezi olan avlunun etrafına odaların dizilmesiyle oluşmuştur. Mahremiyet duygusu ön planda olan Geleneksel evlerde sokak cepheleri yüksek duvarlı ve gösterişsiz planlanırken avlu cepheleri oldukça gösterişlidir. Diyarbakır Suriçi Bölgesindeki Geleneksel Evler açık mekan olan avlu ve damlar, yarı açık mekan olan eyvanlar, balkonlar ve gezemekler, kapalı mekan olarak yazlık, kışlık ve baharlık odalar ve serdap odaları, ıslak hacim ve servis alanları olarak mutfak, hamam, kiler ve ahır planlanmıştır. Dünyada değişen günlük hayat şartlarına bağlı olarak sosyal, kültürel, ekonomik ve teknolojik yönden değişimler meydana gelmiştir. Diyarbakır Suriçi bölgesinde yoğun nüfus artışı ve bilinçsiz kullanıcı müdahalesiyle Geleneksel evler ve sokak dokusu özgün halini kaybetmeye başlamıştır. 2004 yılında başlatılan ve 2006 yılında tamamlanan yeni Nazım İmar planı ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi ve Suriçi Belediyesi tarafından kentsel dönüşüm hareketi başlatılmıştır.2016 yılında Diyarbakır Suriçi Bölgesinde yaşanan terör saldırısı sonucunda bölgedeki Geleneksel Evler ve tarihi doku zarar görmüştür. Bu çalışma kapsamında zarar gören Geleneksel Evlerin dünyada ve Türkiye'deki kentsel dönüşüm projeleri makaleler, kitaplar, tezlerden, araştırmalardan ve üniversite kütüphanelerinden konuyla ilgili çalışmalar incelenerek kültürel ve tarihsel doku koruyarak aktarılması için öneri getirilmiştir.

Neşe Denli Özel
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Tarihi ipek yolunun Bakü İçerişehir ve çevresinde bıraktığı eserlerin kent imajındakı yeri

Kent yapısına bağlı özellikleri ifade eden kent strüktürü, yaşayan bir organizma olarak tanımlanmaktadır. Gelenekler, milli değerler, sosyal ve mekânsal ihtiyaçların kentte temsil edildikleri şekiller, insan yaşamını etkileyen ve ona yön veren etkenler haline gelmektedir. Genel olarak kent, çeşitli sosyal gruplardan oluşan bir toplumun, yapay çevrenin doğal çevreye egemen olduğu bir ortamda ve kentsel yaşantı kurallarına uygun bir şekilde yaşamlarını sürdürdükleri bir yerleşim alanıdır. Bu yerleşim alanları tarihin farklı dönemlerinde değişik sosyal-ekonomik fonksiyonlar üstlendiğinden, kent kavramı da bu fonksiyonel değişime uyum sağlayarak her dönemde değişik bir içeriğe sahip olabilen dinamik bir karaktere bürünmektedir. Araştırma iki kademede yürütülmüştür. Birinci kademede literatür taraması kapsamında algı, imaj, çevresel imaj, kentler, özellikleri, gelişim süreçleri, Tarihi İpek Yolunun oluşumu, Azerbaycan üzerinde bıraktığı sosyo-ekonomik etkiler, Azerbaycan'da yerleşim sistemlerinin gelişerek kentlere dönüşümü, Bakü kentinin tarihsel gelişim sürecine değinilmektedir. İkinci kademede kent imajı eksenli saha çalışması yapılmaktadır. Saha çalışması kapsamında İçerişehir ve çevresi ayrıntılı bir şekilde araştırılarak İçerişehir ve çevresi için eğitimli gözlemci kentsel imaj öğeleri haritası çıkartılmış, Tarihi İpek Yolu döneminden kalma yapılar derlenmiştir. Daha sonra Bakü kent merkezi genelinde yaşayan halkla görüşmeler yapılmış, bu görüşmelerden çıkan sonuçlar doğrultusunda Bakü kent imajı haritası düzenlenmiştir. Sonuç bölümünde çalışma alanına ilişkin ve kullanıcılarla yapılan görüşmeler doğrultusunda mekânsal analizlerin sonuçları ortaya konularak, Bakü İçerişehir ve çevresi ile ilgili ortaya çıkan bulgular kent imajı bağlamında değerlendirilmiştir. Görüşme sırasında arz ettiği büyük tarihsel ve siyasal öneme rağmen çok az kişi tarafından belirtilen yapıların ve yerlerin değeri bu bölümde gün yüzüne daha kapsamlı bir sonuç elde edilerek çıkartılmıştır. Daha sonra görüşmelerden ve eğitimli gözlemci analizlerinden elde edilen sonuçlarda yer alan ve almayan, Tarihi İpek Yolu ve çevresindeki yapılar hem plan, hem tasarım ve hem de tarihsel boyutta değerlendirilmiş, günümüzde bu yapıların insanların zihninde bir imaj oluşturup oluşturmadığı irdelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Kent imajı, Tarihi İpek Yolu, Azerbaycan, Bakü İçerişehir.

Chınara Rustamlı
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Egemen ideoloji ve mimarlık: Totaliter rejimlerin mimari üzerindeki etkileri

Bu tez çalışmasında, Avrupa tarihindeki totaliter rejimlerin, mimariyi kendi ideolojileri doğrultusunda nasıl kullandıkları ele alınmıştır. Bu yüzden öncelikle ideoloji, erk, politika, totalitarizm, propaganda ve ütopya kavramları incelenecek, ardından bu kavramların mimarlık disipliniyle olan ilişkileri ortaya koyulup, hepsi tek bir başlık altında analiz edilecektir. Kavramsal terimler ve bu terimlerin mimariyle ilişkiler incelendikten sonra, önce totaliter rejim mimarilerine ilham veren dönemler, sırasıyla Büyük İskender devrindeki Helenistik Dönem, İmparator Augustus Dönemi Roma'sı ve Napoléon Dönemi'nde icra edilen mimariler incelenecek ve ardından da tezin asıl konusu olan totaliter rejim mimarileri, bu bahsedilen dönemlerden sonra sırasıyla Mussolini, Hitler ve Stalin dönemleri olarak analiz edilecektir. Bu araştırma konusunun seçilmesinin sebebi, mimarlığın tarihteki en önemli totaliter erklerin elinde, ideolojik hedefler doğrultusunda avama yönelik nasıl bir propaganda aracına dönüştürüldüğünün yanı sıra, mimarinin aslında sanat ve mühendislik yönünün dışında, ne gibi bir sosyolojik etki sahası ve kullanımı olduğunu ortaya koymak olmuştur. Mimarlık sanat özelliği taşımasının dışında mimarlık, egemen siyasal ideolojiler tarafından bir erk gösterisi ve propaganda amacıyla manipüle edilip kullanılmıştır ve günümüzde halen kullanılmaktadır. Avrupa totaliter rejimleri, benzer basmakalıp siyasi faaliyetleri kullanarak, egemen oldukları kitlelerle hem aralarında bir bağ kurmak için, hem siyasi ideolojilerini meşru kılmak için, hem de propaganda teknikleriyle halkın algısını kontrol edip yönetebilmek için, mimarlık disiplinini kendi ideolojik hedefleri doğrultusunda bir araç olarak kullanmışlardır. Mimarinin bu ideolojik kavramlarla olan ilişkisi, en ufak kamu yapılarından kent ölçeğine kadar gözlemlenebilmektedir. Çünkü egemen erkin ideolojisini ve yaşam tarzını yansıtacak şekilde yenilenen kent çehreleri, fiziksel ortamda yaşam bulan sembolik ve ideolojik anıtlara dönüşürler. Aslında bütün bu mimari süreç, otoriteyi elinde tutan gücün, kent ölçeğinde tasarladığı bir ideolojik kurgudan ibarettir. Egemen erk tarafından mimari ile kurulmuş bu ideolojik kurgu ortamında yaşayan toplum, algısı yönetilen bir kitle haline gelir. Dolayısıyla mimarlar, tarih boyunca kimi zaman isteyerek, kimi zaman da istemeden egemen siyasal erkle gizli bir ilişki içerisinde olmuşlardır. Bu ilişkiye karşı çıkanlar da, var olma mücadelesi içine düşmüşlerdir. Günümüzde bu ilişki, hiç bozulmadan devam etmektedir.

Siyasal mimariİdeolojik mimari
Veli Rauf Velibeyoğlu
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

İstanbul'daki çağdaş camilerin iç mekân dekorasyonunun geleneksel türk islam süsleme sanatları açısından incelenmesi

İSTANBUL'DAKİ ÇAĞDAŞ CAMİLERİN İÇ MEKÂN DEKORASYONUNUN GELENEKSEL TÜRK İSLAM SÜSLEME SANATLARI AÇISINDAN İNCELENMESİ Bu çalışmanın amacı İstanbul'da 20. yüzyılda inşa edilmiş olan çağdaş camilerin iç mekân dekorasyonunun, geleneksel Türk-İslam süsleme sanatları açısından incelenmesidir. Hat sanatını, islami geometrik süslemeleri, bitkisel motifleri, ahşap süsleme kündekari sanatını, çini sanatını, kalem işi sanatını, vitray sanatını, tezhip sanatını, şebeke kafes süslemelerini, taş işçiliğini, Emevi, Abbasi, Eyyübi, Fatımi, Endülüs, Selçuklu ve Osmanlı devletinin dönemlerinden süsleme örneklerini inceleyerek toplanmış olup, kategorilendirerek bir düzen haline getirilmiştir. Birinci bölümde süsleme çeşitleri incelenmiştir; Hat sanatının; İslamın 1. Yüzyılında sadece kuran yazma amaçlı tahsis edilmiş olan kufi yazı ile başlamış olup, zamanla çeşitli karakterlere bürünerek; kûfî, muhakkak, reyhânî, sülüs, nesih, tevkî, rıkaa, ta'lîk, dîvânî, celî dîvânî, rik'a, nesta'lîk, siyakat, tuğra, fermanlar, aynalı ve celî yazı gibi çeşitli karakterlere çoğaldığı gözlemlenerek incelenmiştir. İslami geometrik süslemelerin; Arabesk süsleme ve geometrik süslemeler olarak iki çeşitte eserler gözlemledik, bunlarında zamanla bitkisel ve hayvansal motifli süslemeler olarak ayrıldığını gözlemlenerek incelenmiştir. Bugüne kadar ahşap süsleme sanatı kündekarinin; tamamen çakma, yapıştırma ve çakma, kabartmalı kündekari olarak 2 şekilde yapılmış olduğu gözlemlenerek incelenmiştir. Çini süsleme sanatlarının başlangıçta; bitkisel ve sembolik motifler olarak ikiye ayrıldığını, daha sonra zamanla; babanakkaş üslubu, saz üslubu, natüralist üslubu, hatayi üslubu, haliç işi üslubu, mavi-beyaz grubu üslubu, şam işi üslubu ve milet işi üslubu gibi çeşitlere ayrıldığı gözlemlenerek incelenmiştir. Alçı stuko süslemelerinin; kazıma tekniği, ajur tekniği, malakari tekniği olarak 3 çeşide ayrıldığı gözlemlenerek incelenmiştir. Kalemişi süslemelerinin; sıva üstü kalem işi, taş üstü kalem işi, mermer üstü kalem işi, ahşap üstü kalem işi, bez üstü kalem işi, deri üstü kalem işi ve malakâri işi tekniği olarak 7 çeşidi gözlemlenerek incelenmiştir. Vitray ve cam üstü süslemelerin; kurşunlu vitray, tiffany vitray (bakır folyo vitray), mozaik yapıştırma vitray, boyama vitray, füzyon vitray, matlaştırma(kumlama) tekniği, derin oyma tekniği, koparma tekniği, asitleme tekniği, alçı vitray (revzen) tekniği gibi çeşitlere ayrıldığını, geçmiş ve günümüz eserlerimizde gözlemlenerek incelenmiştir. Mimari süslemelerinde az kullanılmış olan, tezhip süslemelerini incelenmiştir. Şebeke va kafes süslemelerini ise yapılmış eser örnekleriyle beraber incelenmiştir. Taş işçiliği süslemelerinin çeşitlerini incelemiş olup, Mukarnas'a ise özel bir alan ayırarak gözlemlenerek incelenmiştir. İkinci bölümde camii mimarisi süsleme alanlarını incelenmiştir.Geleneksel camii mimarisinde süsleme alanları olan kubbe, mihrap, minber, minare, vaaz kürsüsü, kadınlar mahfili, son cemaat yeri, avlu ve şadırvan bölümleri örneklerle açıklanmıştır Üçüncü bölümde ise belirlediğimiz günümüz camilerini süsleme sanatları ve mimari süsleme alanları yönünden incelenmiştir; Bu amaçla İstanbul'da Şakirin Cami, Yeşil Vadi Cami, Marmara İlahiyat Cami, Kozyatağı Mehmet Çavuş Cami, Ataşehir Medine Mescidi Cami ve Esenyurt Bilal Habeşi Cami olmak üzere 6 cami seçilmiş ve bu yapılar Türk-İslam süsleme sanatları ve uygulandığı mimari süsleme alanları açısından irdelenmiştir. Sonuç olarak bu tez çalışmamızda; Türk-İslam süsleme sanatlarını ve mimari süsleme alanlarını, incelediğimiz, günümüz camileriyle kıyaslamaya çalışılmıştır.

Abdullah Said Taşdemir
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Endülüs ve Osmanlı bahçelerinin peyzaj tasarımı açısından incelenmesi

İslam toplumlarının özellikle Endülüs dönemi ve Osmanlı dönemlerinin günlük yaşantısında bahçe büyük bir rol oynamıştır, günlük aile aktiviteleri için çok amaçlı bir açık alan olarak tasarlanmıştır. Buna ek olarak İslami Dönemde bahçe tasarımı ve mimari unsurları, pek çok mimarın yaptığı birçok sembolik anlam taşır. Tarihçiler, bahçeleri "Dünya üzerindeki Cennet" olarak tanımlıyorlar. Endülüs Dönemi bahçeleri tasarım ve mimari olarak çokta yabancılık çekmediğimiz bir üslupla tasarlanmıştır. İslam medeniyetlerindeki bahçe tasarımı ve geometrik yapı ile aynı özellik gösterilmekte ve yapımı 250 yıl sürmüştür. Bahçe onlara göre huzur veren cennetten bir parça düşüncesi ile oluşturulmuştur. Osmanlı toplumlarındaki bahçelerde yapılan araştırmaların çoğu, araştırmacıların bir kısmı tarafından bahsedilen bir veya daha fazla çalışma vakti için Tarihi Mimari açıklama yöntemi, bahçenin Sembolik yönlerini ve tasarımın özel olarak araştırılmadığı rolünde anlaşıldı. Tasarımında en büyük hükme sahip olan ana yönü gizliliktir. Osmanlı bahçesi tasarım teorisi hala parçalanmış ve hatta net değildir. Bazı araştırmacılar tarafından önceki uygarlıklardan çalınması iddia edilen Fars ve Roma iddialarıyla bu araştırma, farklı çalışma vakaları için analitik bir tarihsel çalışma da dahil olmak üzere karşılaştırmalı çalışma yöntemini kullanacaktır, Osmanlı bahçe teorisinin temelini, köklerini, ana yönlerini ve bu bahçenin tarihsel gelişimini son döneme ait Yapısı üzerindeki dönüşümleri listelemeye çalışıyorlardı. Bu araştırmada, Endülüs dönemi El-Hamra sarayı ve Osmanlı dönemi Dolmabahçe saray bahçesinin kendine has üslubu ile bahçe peyzaj tasarımı öğeleri ve ilkeleri açısından nasıl yapıldığı anlatılmakta ve karşılaştırmalar yapılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Endülüs Dönemi, Osmanlı Bahçeleri, El-Hamra Sarayı, Tarihi Bahçe, Dolmabahçe Sarayı

Walla Nassıf
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Kitlesel göçlere yönelik prefabrike yapım sistemlerinin sürdürülebilirlik bağlamında incelenmesi

Bu çalışma, özellikle göç nedeniyle ortaya çıkan konut problemine prefabrike yapılar vasıtasıyla çözüm bulmayı amaçlamaktadır. Çevreyi büyük ölçüde koruyan bu tür yapılar, kısa zamanda üretim avantajları ve her alandaki yüksek kaliteleriyle ön plana çıkmaktadır. Kitlesel göç hareketleri meydana geldiğinde, konut, insanların hayatlarını korumak ve devam ettirebilmek için temel ihtiyaç haline gelir. Dünya tarihi boyunca, birçok kitlesel göç hareketine ve yeterli barınak imkânları ve sağlıklı bir çevre sunulamadığı için çok zor koşullarda hayatta kalmaya çalışan, salgın hastalıklarla mücadele eden ve hayatını kaybeden birçok göçmene tanıklık ettik. Özel fabrikalarda üretilen prefabrike yapılarbölümlere ayrılabilmekte ve kolaylıkla montedemonte edilebilmekte; inşaat sahasına taşındıktan sonra da kolaylıkla kurulumu yapılabilmektedir. Bu çalışmadaprefabrike yapıların tarihi, kavramsal çalışmaları, sürdürülebilir özelliklerive ilkeleri irdelenerek, ele alınan hususların araştırmanın bir sonraki aşamasına hizmet edecek şekilde açıklanmasına gayret edilmiştir.Ardından, bu çalışmaya temel teşkil eden prefabrike yapıların teknolojileri üzerinde önemle durulmuştur.Daha sonra, göç konusu ele alınmış, nedenleri ve toplumlar üzerindeki etkileri incelenerek kitlesel göç hareketlerinde insanların geniş çaplı konut sahalarına ve konutlara ihtiyaç duyduğu, konutların genel kavramı ve insanlar üzerindeki önemi açıklanmıştır. Bununla birlikte, sürdürülebilirlik ve endüstriyel yapılar konusu birlikte incelenerek, endüstriyel yapılardaki sürdürülebilirliğin çevre, ekonomi ve toplum üzerindeki etkileri irdelenmiştir. Ardından, kitlesel göç hareketleri esnasında ortaya çıkan veya toplumda var olan genel konut sorununa çözüm olarak sunulan prefabrike yapıların modern çeşitleri incelenmiştir. Örnek vermek gerekirse, 57 katlı ve 800 daireden oluşan, 4 bin çalışan için ofisler barındıran ve sadece iki haftada inşa edilen yapıyı görünce, insanlığı konut sıkıntısından kurtarmak için önümüzde herhangi bir mazeret kalmadığını anlamış olmaktayız. Anahtar Kelimeleri: Kitlesel göç, Prefabrike yapılar, Konut, Sürdürülebilirlik.

İbrahim Alnatsha
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Geçmişten günümüze geleceğin konutu ve ortaya çıkan kavramlar

Geçmişten günümüze kadar olan bu süreçte insanlar güvenli, konforlu ve çevreye uyum sağlayabilen yapılar inşa etmeye çalışmaktadırlar. İnşa edilen binalar, gelişen teknoloji ve ileri görüşlülük sayesinde eski tarihlerden bu yana, geleceğin konutu tasarımları üzerine birçok fikirler öne sürülmüştür. Bu fikirlerle birlikte; hızlı nüfus artışı, çevre kirliliği, doğal kaynakların azalması, enerjini maliyetinin artması, konfor ihtiyaçlarının değişmesi ve sanayi çağının yerini bilgi çağına bırakmasıyla binaların tasarımları, donanımları da daha farklı bir hal almaya başlamıştır. Bu yeni bina tasarımları ve bina algısındaki değişim, ilerleyen teknolojiye paralel olarak kendini geliştirmektedir. Daha önceki süreçlerde, yani geçmiş yüzyıllardan süregelen yaklaşımlar, insanların daha rahat, daha sağlıklı ve konforlu bir hayat yaşamalarını hedeflemiştir. Bu yaklaşımlar ilk olarak 19. yy ve öncesinde kent ölçeğinde ele alınarak tasarlanmıştır. Yaklaşımların çoğu dönemin gerek teknolojik koşulları, gerekse sosyal yapı yetersizlikleri sebebiyle uygulamaya geçememiştir. Daha sonraki süreçlerde kent ölçeği küçülerek tasarlanan ütopyalar ve projeler konut bazında ele alınmıştır. Teknolojinin de gelişmesiyle üst düzey konut modelleri tasarlanmış ve günümüzde hala yeni arayışlarla tasarlanmaya devam etmektedir. Bu süreçte geçmişten günümüze var olan binalar ve yeni yaklaşımlarla tasarlanan bina modelleri incelenecek, geleceğin konutu tasarımında ortaya çıkan kavramlar ele alınacaktır. Bu kavramların, süreç içerisinde değişimlerinden ve gelişim aşamalarından bahsedilecektir. Konut yapısındaki bu gelişimin ilk halinden son haline kadar hangi değişimleri yaşadığı analiz edilecektir.

Elif Dilaver
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Kentsel yenileme sürecinde eko teknoloji kullanımı; Diyarbakır Sur ilçesi örneği

1973'deki petrol krizinden bu yana binalarda ısıtma, soğutma ve aydınlatma için tüketilen enerjinin büyük bir kısmının, binaların tasarlanma şekline doğrudan bağlı olduğu anlaşılmaktadır. Farklı kategorilerdeki binalar farklı enerji ihtiyaçlarına sahiptir. Ancak aynı zamanda soğutma ve ısıtma ihtiyaçları için binaların enerji tüketimi iklim, bina tipi ve kurulmuş teçhizat tarafından belirlenmektedir. Buna ek olarak, yapılı çevreyi etkileyen son iklim değişiklikleri, özellikle sabit sıcaklık artışı, mevcut durumu raporlama ve doğru uygulamaları geliştirme ihtiyacını zorunlu kılmaktadır. Aynı zamanda, yoğun bir kentsel çevrenin, kendi başına bir mikro iklim oluşturduğu ve enerji dengesini etkilediği anlaşılmıştır. İklimsel, coğrafi ve konum parametrelerinin doğru yorumlanmaması, sonucun çok zor olacağını açıkca göstermektedir. Geliştirilmiş bir mimari yaklaşım hem enerji verimliliğini hem de kapalı ortam ve, sonuç olarak, halkın yaşam kalitesini arttırır. Ayrıca, minimal gelenkesel enerji tüketimi ile, aydınlatma, ısıtma ve soğutma için bir dizi teknoloji bina tasarımında güneş enerjisi kullanmak için kurulmuştur. Bu çalışmanın amacı, kentsel yenileme sürecini incelemek, bu süreçte eko teknolojinin nasıl kullanıldığını örneklerle açıklamak ve Diyarbakır'ın Sur ilçesindeki kentsel dönüşüm hakkında basında yer alan haberleri analiz etmekle genel bir sonuç ortaya çıkarmaktır. Anahtar Kelimeler: kentsel yenileme, kentleşme, eko-teknoloji, inşaatta sürdürebilirlik, enerji sistemleri, Diyarbakır'da kentsel dönüşüm, Sur İlçesinde kentsel dönüşüm.

Hadı Hedayatı
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

İç mimarlık ve çevre tasarımında, geleneksel mimarinin çağdaş yansımaları ''Bodrum konutları üzerine göstergebilimsel bir inceleme''

Bodrum Yarımadasında, yakın geçmişte ve günümüzde, inşa edilmiş ve edilmekte olan konutlar da, bazı geleneksel mimari öğelere, işlevlerini yitirmiş olmalarına rağmen, tasarımcı - mimar tarafından, tasarımlarda yer verildiği sıkça görülmektedir. Bu öğelere tasarımlarda yer verilme nedenleri, araştırıldığında ise; söz konusu geleneksel mimari öğelerin, kullanıcı kitleleri tarafından da beğeniyle karşılandıkları gözlenmektedir. Ancak; geleneksel mimari öğelerin, kullanıcı kitleleri tarafından, ''beğeniliyor olma'' olgusunun ve bu olgunun nedenlerinin, henüz bilimsel yöntemler ile tam olarak açıklanabilmiş olmadığı düşünülmektedir. Bu çalışmada; geleneksel mimari öğelerin kullanıcı kitleleri tarafından ''beğeniliyor olma'' olgusu, analiz edilmekte ve bu olgunun nedenleri, henüz mimarlık alanında, yerleşik ve yaygın olarak kullanılmayan, dilbilim, anlambilim ve göstergebilim alanlarına dayalı bilimsel yöntemler ile açıklanmaktadır. Bu amaç kapsamında; bir ardışık eylemler bütünü olan ''görme, algılama, ifade etme ve değerlendirme'' eylemleri, göstergebilim kavramlarına dayalı bir araştırma ile analiz edilmekte ve işlevlerini yitirmiş geleneksel mimari öğelerin, halen beğeniliyor olma olgusunun nedenleri açıklanmaya çalışılmaktadır. Bu eylemler bütünü, bir süreç olarak incelendiğinde bilimsel adımlar ile paralellik göstermektedir; anlambilimin dilbilimle, göstergebilimin anlambilimle ilişkisi olduğu anlaşılmaktadır. Çalışma, göstergebilimin ana kavramlarından olan, yan anlam kavramına dayalı bir kanı araştırması yapmak ve yorumlamak olarak tanımlanabilir. İlk bölümde görme eyleminin tanımı, tarihçesi ve mimarlıkla olan ilişkisi, ikinci bölümde algı eylemi tanımı, tarihçesi ve mimarlıkla olan ilişkisi, üçüncü bölümde dilbilim tanımı, tarihçesi ve mimarlıkla olan ilişkisi, dördüncü bölümde anlambilim tanımı, tarihçesi ve mimarlıkla olan ilişkisi ve bir sonraki bölümde ise göstergebilim tanımı, tarihçesi ve mimarlıkla olan ilişkisi incelenmektedir. Son bölümde ise, yapılan kanı araştırması; araştırma türünün tanıtılması açısından; amaç ve düzey yönünden tanımlandığında, temel (teorik) araştırma olmayıp, bir uygulama araştırmasıdır. Araştırma; uygulandığı ortam yönünden tanımlandığında, laboratuvar araştırması olmayıp, bir alan araştırmasıdır. Araştırma; bilgilerin sağlanması ve kullanılması yönünden tanımlandığında, deneysel ve arşiv araştırmaları olmayıp, görüşmeye dayalı kanı araştırmasıdır. Araştırma bilimsel araştırma yöntemleri yönünden tanımlandığında, nicel araştırma türü olmayıp, görsel analize dayalı nitel araştırma olduğu, araştırma veri çeşitleri yönünden, tanımlandığında, nicel veri olmayıp, bağımsız değişkene dayalı nitel veri çeşiti olduğu, araştırma veri toplama teknikleri yönünden tanımlandığında, gözlem, doküman, test ve anket olmayıp, yarı yapılandırılmış görüşme tekniği olduğu, araştırma örneklem metodları yönünden tanımlandığında, amaçlı örnekleme dayalı olasılık dışı örneklemeye dayanmaktadır. Ayrıca son bölümde, inceleme alanın seçilme nedenleri, kanı araştırmasının soru kağıdının oluşturulmasına yönelik; mimari öğelerin ve kavramların belirlenmesinde yapılan pilot uygulamalar, kanı araştırmasının uygulanması, uygulamanın tanıtılması, mimari öğelerin listesi ve sonuç grafikleri yer almaktadır. Sonuç olarak, Bodrum Yarımadası' ndaki konutların, beğenilme ve geleneksel mimari öğelerin, tasarımlarda görülme nedenleri, kişilerde uyandırdığı duygu ve düşüncelerden kaynaklanmaktadır. İnsanlar, göstergeleri, duyuları sayesinde algılamakta, yorumlamakta ve anlamlandırmaktadır. Göstergelerin oluşumlarını, birbirleri ile olan ilişkilerini, kurdukları bağlantıları ve anlamlarını inceleyen bilim dalı olan göstergebilimin, mimarlık alanında uygulanabileceği düşünülmektedir. Çalışmada, göstergebilimsel açıdan mimari öğeler, deneklere okutulmaya çalışılmıştır. Göstergebilimsel yaklaşımın, tasarım kararlarının incelenmesi ve çözümlenmesinde (analizinde) yararlı olabileceği söylenebilmektedir. Bunun yanı sıra, mimari tasarım sürecinde birer gösterge olarak kabul edilmeleri mümkün görünen mimari tasarım öğelerine ilişkin, kavramların çoğaltılması, çeşitlenmesi ve kavramsal düzeyin yükseltilmesine fayda sağlayacağı düşünülmektedir.

Sema Ataş
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Isparta geleneksel binalarının kentsel yapı içinde yorumlanması

Konutlar, insanların yaşamlarının büyük bölümünü geçirdiği mekânlardır. Konut mimarisinin gelişmesinde ve çeşitlilik göstermesinde, konutun yer aldığı bölgenin coğrafi yapısı, iklim şartları, vatandaşların sosyo kültürel yapısı, maddi imkanları gibi etkenler büyük rol oynamaktadır. Geleneksel Türk Evleri kültür mirasımızın en değerli eserleridir. Bu çalışmada, Isparta İlinde yer alan ve 19. yy. sonu ile 20 yy. başında inşa edilmiş olan Geleneksel Isparta Evlerinin "Türk Evi" tanımı içerisindeki yeri ve mimari özellikleri incelenmiştir. Çalışma beş bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde çalışmanın amacı, önemi ve izlenen yöntem işlenmiştir. İkinci bölümde "Türk Evi" tanımı, tarihi süreçteki gelişimi ve plan tipleri incelenmiştir. Üçüncü bölümde Isparta İlinin tarihi, coğrafi yapısı, iklimi ve sivil mimari örnekleri anlatılmıştır. Dördüncü bölümde ise, Isparta'da ki sivil mimari yapı envanteri üzerinde durularak tüm verilerin değerlendirilmesi yapılmıştır. Beşinci bölümde ise, sonuç ve önerilere yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Geleneksel, Konut, Mimari, Isparta

Faden Tuba Çoşkun
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies in Science
2017
00
Master'sOpen AccessEN

Comparison of the preferences of users towards traditional and the new residential houses in Somalia

In the study, the aim is to understand what the preferences of Somali users towards the traditional Somali houses and the new residential houses are and at the same time what the important features and factors affecting their preferences are and to get a breaf information that can be used to make an effective housing plan for the future generation. The study consists of five chapters. The first chapter is the introduction to the subject of the study. The second chapter is giving an information about housing preferences and choice. In the third chapter, it is talked about Somalia in general, then the Somali people, their culture, their verbal art and architecture, especially the daily life in the traditional Somali houses. In the fourth chapter, the degree of the Somali users' preferences towards their traditional houses and the new housing projects is measured. In the fifth chapter, a conclusion of the study and suggestions to guide the future Somali housing is made, so that we can find a suitable housing plan for the coming Somali generations. Key Words: Somali, Housing Preference, Somali housing.

Dulkıflı Mohamed Saıd
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Binaların Küresel İklim Değişikliğine Etkisi ve Çözüm Yöntemlerine Mimari Bakış

Küresel iklim değişikliğinde %50'lik paya sahip olan binaların sera gazı salınımlarının azaltılması demek, etki payının da azalması demektir. Dünyada kentleşmenin arttığı ve artmaya devam edeceği öngörüsü, binaların artacağı manasına gelmektedir. Günümüzde; şehirlerde, kentlerde, kasaba ve köylerde insanlardan sonra en fazla, binalar bulunmaktadır. Bina tasarımlarının; enerjiyi az harcayan, çevre ile uyumlu, planlı ve bilinçli tasarımlarla ilerlememesi, binaların küresel iklim değişikliğindeki rolünün daha da artmasına sebep olacaktır. Binaların çevreyle uyumlu az enerji harcayan yapılar olabilmeleri bir süreçtir ve bu süreçte mimarlar ve ekipleri ilk önemli konuma sahiptir. Yapıların küresel iklim değişikliğine olan etkisi ve çözüm yöntemleri işlenirken, mimarların tasarım yönünün vurgulanması, verime ulaşmak için dikkat edilmesi gereken bir sıralamadır. Binaların enerji tüketimlerinin kontrol altına alınabilmesi 5 temel profil üzerine kuruludur. Bunlar; mimar, ekip arkadaşları, müteahhit, yapı sahibi ve bürokrasidir. Yapıların tasarımından sorumlu olan mimarların; binaların yaşam çizgilerinde doğa ile negatif etkileşimini farkında olması ve mesleklerinin etki, görev ve sorumluluklarını bilmeleri, yapıların enerji tüketimlerinin azaltılmasında en büyük etkenlerdendir. Bu kapsamda tezin ilk bölümünde giriş, amaç, kapsamla tez çerçevesi çizilecek, ikinci bölümünde küresel ısınma ile ilgili bilgiler verilerek, iklim, küresel ısınma ve iklim değişikliği kavramlarının neler olduğu ve neden önemli olduğu, doğal seyrinden farkı ile beraber iklim değişikliğinin dünya üzerinde sebep olduğu genel etkileri anlatılacaktır. İkinci bölümde iklim değişikliğinde binaların yeri açıklanırken; binanın tanımı yapılarak bir binanın yaşam çizgisi anlatılacaktır. Binaların yaşam döngülerinde enerji harcamalarının anlatılması ile bina – mimar ilişkisi bu etapta kurulmaya başlanacaktır. İkinci bölümde binaların enerji harcamaları ile ilişkisi kurulan mimarlar, üçüncü bölümde tanımlanarak somutlaştırılma hedeflenmiştir. Mimarın tanımlanması ile meslek profili, sorumluluk ve mesleğin dünyaya olan etkilerinin açıklanması hedeflenmiştir. Üçüncü bölüm devamında binaların şekillenişinde mimarların rolü açıklanmış ve yapılardaki tasarım felsefesinde değişim yaşanmaması irdelenmiştir. Dördüncü bölümde, üçüncü bölümde çerçevesi çizilen tasarımsal eksiklerin en aza indirilmesi için dikkate alınması gereken hususlar, mimarların disiplini çerçevesinde kalarak anlatılmıştır. Beşinci bölümde, dördüncü bölümde anlatılan hususların dikkate alınması, tasarım ve yapım esnasında uygulanabilmesi halindeki elde edilecek verimler, somut örneklerle irdelenmiştir. Uygulamalardan elde edilebilecek sonuçların örnekler üzerinden incelenmesi, tasarım kriterlerini teori olmaktan çıkarılması hedeflenmiştir. Tez kapsamında mimarlık disiplinin, yapıların enerji harcamasındaki öneminin farkındalığının sağlanması ve meslek çerçevesinde kalarak, ayrıntıları değil etkileri somutlaştırılmış anlatım hedeflenmiş ve bu kapsam çerçevesinde kalınmıştır.

Gül Seher Hacıhaliloğlu
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Okul binalarında iç mekân kalitesi üzerine bir araştırma

Bu çalışmanın konusu, okul binalarının konfor koşullarını belirleyen ölçütlerin ele tanımlanması ve bir ortaöğretim okul binasında yapılan ölçümler aracılığıyla bu okulun iç mekân kalitesinin değerlendirilmesidir. Bu tez çalışması beş bölüm ve eklerden oluşmaktadır. Bölüm 1'de, okul binalarındaki fiziksel ortam koşullarının eğitim ve öğretim için önemi anlatılmış; çalışmanın problem tanımı yapılarak amaç, kapsam ve metodoloji açıklanmıştır. Bölüm 2'de, iç mekân kalitesinin tarihsel gelişimi, iç mekân kalitesi parametreleri, okul binaları için iç mekân kalitesi ve Türkiye'deki ilgili standartlar açıklanmıştır. Bölüm 3'te, alan çalışması yapılan ortaöğretim okul binasının kentsel konumu, çevresel özellikleri, bu okul binasında ölçüm yapılan 6 adet dersliğin zemin kat, birinci kat ve ikinci kat olmak üzere iç mekân kalitesi konfor parametreleri bakımından incelenmesine yer verilmiştir. Ölçüm araç ve yöntemleri ve ölçme programından söz edilmiştir. Bölüm 4'te alan çalışmasının gerçekleştirildiği İstanbul Dr. Refik Saydam Ortaokulu'nun belirlenen katlardaki dersliklerinde iç mekân kalitesi parametreleri ölçülüp, değerlendirilmesi yapılmıştır. Bölüm 5' te, ölçüm sonuçları, hava kalitesi, derslik konfor koşulları işitsel, görsel ve ısıl açılardan incelenmiştir. Elde edilen bulgular standartlar ile değerlendirilerek ve iyileştirilmesine yönelik önerilerde bulunulmuştur. Ekler bölümünde ise, ölçüm yapılan parametrelerin sonuçlarını ifade eden tablo ve grafiklere, İstanbul Dr. Refik Saydam Ortaokulu'nda ölçüm yapmak için alınan izin belgelerine yer verilmiştir.

Rengin Sınanmış
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Nörobilim etkileşimli mekân tasarımı kavramının özel gereksinim sahibi yetişkin veçocuk bireyler için rehabilitasyon merkezi özelinde araştırılması

Tez çalışmasında özel gereksinim sahibi bireylerin bulunduğu çevreyi anlamlandırmasına imkan yaratacak, kullanımını kolaylaştıracak, mekânsal farkındalığını arttıracak, fiziksel erişimini kolaylaştıracak, stresini azaltacak rehabilitasyon merkezleri tasarım kriterleri incelenmiştir. Çalışma nörobilim ile mimarlık arasındaki ilişkiyi araştırmak ve nörobilim etkileşimli mekân kavramını özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleri üzerinden ortaya koymayı amaçlamıştır. İncelemeler ve ulaşılan bulgular ile, özel gereksinimli bireyler için yeni planlanacak olan rehabilitasyon merkezlerine ve kullanımı devam eden rehabilitasyon merkezlerinin tasarım kriterlerine ilişkin bir öneri setinin geliştirilmesi hedeflenmiştir. Literatür taraması, mimarlık ve nörobilim alanında yapılmıştır. Mimarlık alanında mekân tasarım kriterleri; mimarlık ve nörobilim ortak alanında ise mekân tasarımının insan beyni üzerindeki etkisini araştıran çalışmalar incelenmiş ve ülkemizde özel gereksinim sahibi çocuklara yönelik birçok eğitim merkezi olmasına rağmen kullanıcının ihtiyaçları doğrultusunda yetersiz oldukları varsayılmıştır. Bu doğrultuda araştırmanın asıl amacı nörobilimin insanın mekân içerisindeki deneyimine ilişkin araştırmalardan faydalanarak, özel gereksinim sahibi bireylerin kendilerini bulundukları mekana ait hissedebilecekleri tasarımların önünü açmak olmuştur.

BeyinMekan tasarımıNörobilim+1
Ayça Yontarım Turgay
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Tarihi yason kilisesi örneğinde kıyı kesimlerinde bulunan taş yapılarda koruma sorunlar

Günümüze ulaşmış korunması gerekli kültür mirasımızın büyük bir kısmını oluşturan tarihi taş yapıların özgün nitelikleri ile gelecek nesillere aktarılması için bu konudaki koruma çalışmalarının "anıt özelinde" ve "anıtın içinde bulunduğu atmosferik ortam" bağlamında ele alınması, koruma sorunlarının çözümüne katkı sağlamaktadır. Ayrıca restorasyon uygulamaları sonrasında anıtın durumunun belli periyodlarla izlemesinin önemi bilimsel çalışmalar ile ortaya konmuştur. Ordu İli, Perşembe İlçesi, Çaytepe Köyü, Yason Burnunda, deniz seviyesine yakın bir kotta yer alan 1869 tarihli "Yason Kilisesi"; Samsun Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunun 28.03. 1985 gün ve 816 sayılı kararı ile tescil edilmiştir. Yapı birinci grup anıt özelliğinde bir kültür mirası olup bu konuya örnek oluşturmaktadır. Yason Kilisesi, 2004 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı onayı ile restore edilmiş olmakla birlikte, günümüzde binanın dış kabuğunu oluşturan taş malzemede farklı deformasyonlar gözlemlenmektedir Bu çalışmada, Yason Kilisesinde gözlemlenen mevcut deformasyonların neden-sonuç ilişkisi içinde ortaya konması hedeflenmektedir. Bu nedenle kilise yapısının içinde bulunduğu coğrafi konum ve maruz kaldığı atmosferik etkiler yıllık mevsimsel veriler doğrultusunda incelenmektedir. Yapının farklı atmosferik etkilere maruz kalan cephelerindeki bozulmaların dağılım ve yoğunluğunu belirlemek üzere ise; tahribatsız bir analiz yöntemi olan haritalama (mapping) tekniği kullanılmaktadır. Anıtlar üzerindeki mevcut bozulmaların haritalama tekniği ile belirlenmesi, restorasyon uygulamaları öncesinde anıtların mevcut durumlarının bilimsel yöntemlerle analiz edilmesine bir başlangıç oluşturan ve uluslararası koruma platformlarında kabul görmüş bir çalışmadır. Yason Kilisesinin ölçekli cephe rölöveleri üzerinde görsel analizler ile işlenerek ortaya konan deformasyonların türleri ve dağılımları rüzgâr, güneş ve yağış faktörlerinin cepheler üzerindeki etkileri bağlamında incelenmektedir. Yapılan bu inceleme sonucunda cephelerdeki bozulmalar karşılaştırılarak bu doğrultuda yapının korunmasına yönelik öneriler getirilmektedir. Bu çalışmada gerçekleştirilen, haritalama tekniğinin, tarihi Yason Kilisesinin "koruma uygulamaları öncesinde hazırlanması gerekli olan oldukça önemli bir belge" oluşturacağı ve sonrasında malzeme bilimi uzmanlarınca yapılması gereken farklı analiz yöntemleri konusunda bir tartışma ortamı hazırlayabileceği düşünülmektedir.

Kıral Gülçin
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Mimari tasarım stüdyosunda anlatının kullanılmasına yönelik bir yöntem önerisi

Mimari proje stüdyoları, bir tasarı bilgiyi, üretme, geliştirme yerleri olarak kabul edilir. Bu üretim ve gelişim sürecine dahil olmak çoğu mimarlık öğrencisini zorlamaktadır. Stüdyo üretim süreçlerinde bu zorluğu ortadan kaldırmak ve öğrencinin keşfine olanak sağlamak amacıyla stüdyo yürütücüsü yeni araçlar deneyerek ile bu devinimi sağlamaya çalışmaktadır. Bu tezde mimari tasarım stüdyolarında öğrencilerin tasarım sürecine katkı sağlamak ve bu sürecin doğru kurgulanmasını geliştirecek yeni düşünme araçları ortaya koymak hedeflenmektedir. Bu hedefe yönelik olarak mimari stüdyolarda kullanılmak üzere yeni bir tasarım yöntemi üretilmeye çalışılmıştır. Tez kapsamında geliştirilen yöntemde "anlatı"nın dinamik yapısı öğrencinin yeni düşünme araçları kazanmasına aracı olacaktır. Ricouer'in edebiyat teorisinden devşirilen "anlatı" kavramı üzerinden geliştirilmiştir. Ricouer anlatıyı; deneyimin, olay örgüsü aracılığıyla "olayların sistemleşebilir biçimde düzenlenişi" olarak tanımlanmaktadır. Bu bağlamda anlatı kullanılarak geliştirilen yöntem "olay örgüsü biçimlenirken, kurgulanırken-kompoze edilirken- eylemler olay örgüsü içinde taklit edilir ve düzenlenir" düşüncesi temelinde şekillenmiştir. Ricouer'in deyimiyle anlatı, insan yapımı bir kompozisyonu düzenleme işidir. Bahsi geçen bu kompozisyonda eylem, deneyim, olay ve mekân düzeni etkili hale gelmektedir. Tüm kompozisyonda yani anlatının temsilinde; koşullar amaçlar, olanaklar ve etkileşimler yer almaktadır. Anlatı bu çok katmanlı haliyle mekân temsili yani mekânın simülasyonu olarak da kabul edilmektedir ve bu temsilin Mimari Tasarım Stüdyosunda yeni düşünce biçimlerinin geliştirilmesi, düşünce devinimini sağlaması öngörülerek yeni bir metot ortaya konulmaktadır.

AnlatıMimari tasarımStüdyo+1
Döndü Ferhan Yalçın
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de ekolojik ayak izi değerlendirmesi üzerine bir araştırma

19. yüzyıldan bu yana sanayileşme ve kentleşmenin hızla artması insanın doğaya verdiği tahribatı arttırmakta, doğal kaynakların hızla tüketilmesi ve artan çevre kirliliği, doğanın, gelecek nesillerin ihtiyaçlarını karşılama yeteneğini tehlikeye atmaktadır. Bu olumsuz tabloya karşı alınabilecek en önemli önlemlerden biri ekolojik ve sürdürülebilir bir yaşam tarzının benimsenmesidir. Bu tez çalışmasında ekolojik sürdürülebilirliğin en önemli ölçütü olan, tüketilen doğal kaynakların diğer popülasyonlar ve ekosistemler de dahil, yerine konması ve nüfusun ürettiği atığın yok edilmesi, aynı zamanda ekosferin genel yaşam destek işlevini yerine getirmek için yeterli olup olmadığı sorusunun yanıtının anlaşılabilmesi için kullanılan bir kavram olan Ekolojik Ayak İzi hakkında kapsamlı literatür taraması yapılmıştır. Sürdürülebilirlik, mimarlık boyutuyla ele alınarak, kentleşmenin getirdiği olumsuzluklara karşılık ekolojik yaşam biçimini benimsemiş toplulukların (ekokentler, ekoköyler ve ekolojik yerleşmeler) ekolojik ayak izi hesaplamaları aracılığıyla ne ölçüde yol kat ettiği ortaya konulmuştur. Çalışmada, Dünya'dan ekokent ve ekoköy örnekleri incelenerek, Türkiye'deki bir ekolojik yerleşke olan İzmir Bayındır ilçesindeki Marmariç Ekolojik Yerleşkesi ve kırsal alanda yer alan, tarımsal üretimin yoğun olduğu 3 mahallenin (Buruncuk, Yakacık, Yusuflu Mahalleleri) ekolojik ayak izi, buralarda yaşayan sakinlere anket uygulanarak ve sonuçların Global Footprint Network'ün ekolojik ayak izi hesaplama motoruna tek tek girilmesiyle hesaplanmıştır. Bayındır Belediyesi'nden alınan 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planı ve yerinde yapılacak ölçümler sonucunda söz konusu ekolojik yerleşme ve mahallelerin yapılaşmış alan ayak izi ölçümü de gerçekleştirilmiştir. Elde edilen sonuçlar Dünya'dan ekolojik ayak izi ölçümü yapılmış ekokent ve ekoköylerle ve Global Footprint Network'ün 2018 verilerinde yer alan Türkiye'nin ekolojik ayak izi değeri ile karşılaştırılarak değerlendirmesi yapılmıştır.

Ekolojik ayak iziKentsel alanlarSürdürülebilir mimari+1
Pelin Küçükköse
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

20. yüzyıl Türkiye mimarlığı ve dönemin politik koşulları ile ilişkisi

Bu çalışmada mimarlık ve politika kavramları arasında nasıl bir ilişki olduğunu ve bunun mimari tasarımlara ve kentlere nasıl yansıdığını incelemek amaçlanmıştır. Bu doğrultuda öncelikle çalışmada değinilen önemli kavramların tanımı yapılmış ve bu kavramların mimarlık disiplini ile ilişkisi açıklanmıştır. Daha sonra farklı rejim türlerine sahip üç ülke örneği seçilip, iktidar tutumları ve mimarlık bağlamında karşılaştırma yapılmıştır. Son olarak ise Türkiye Cumhuriyeti bu bağlamda incelenmiş, 20. yüzyıl ile sınırlı olan dönem boyunca yaşanan politik, ekonomik ve sosyal gelişmelerin Türkiye mimarlığına ve kentlere nasıl yansıdığı analiz edilmiştir. Çalışma sonucunda dönemin politik koşullarının mimarlık ve kentler üzerinde geniş bir etki alanının olduğu fakat bu etkinin mimarlığın temel amaçlarına, kent düzenine ve dolayısı ile toplumun ihtiyaçlarına ters düşen uygulamalara sebep olduğu saptanmıştır. Buna göre çalışma, ortak konusu kentler olan mimarlık ve politika kavramları arasındaki hiyerarşik ilişkinin mimarlık, kent ve toplum yararı için nasıl geliştirilebileceği ve düzenlenebileceği hakkında önerilerde bulunmuştur.

20. yüzyılMimarlıkSiyaset
Eylül Ayda Türker
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Elazığ'da Cumhuriyet Dönemi imar hareketlerinin değerlendirilmesi

Türkiye'nin kentsel gelişme süreci, Cumhuriyetin ilanı ile Ankara başta olmak üzere diğer Anadolu kentlerinde ekonomik, sosyal ve kültürel değişimlerin yaşanması ile başlamıştır. Türkiye'de 1950'li yıllarda sanayileşme sürecinin başlaması sonucu hızlı kentleşme etkisini göstermiştir. Türkiye'de demiryolu ve karayolu ulaşım ağının sistemli bir hale gelmesi sonucu kentler gelişme ve büyüme göstermiştir. Elazığ'ın kentleşme süreci ise, kentin ilk yerleşim yeri olan Harput'tan valilik ve diğer idari birimlerin mezraya (ova) taşınması ile başlamıştır. 1834'te Harput'un tabiat şartlarının elverişsiz olmasından dolayı mezraya taşınan kentte gelişim yavaş ilerlemiştir. 1934'te demiryolunun yapılması, daha sonra karayolunun gelişmesi ve Keban Barajı ile elektrik enerjisi sorununun çözülmesi sonucu sanayi yatırımlarının artması Elazığ'da kentsel gelişmeyi hızlandırmıştır. Bu çalışmada Anadolu'nun genç kentlerinden biri olan Elazığ'ın günümüze kadar gelişimi, değişimi ve dönüşümü incelenererek bu süreçlerdeki etmenler ele alınmıştır. Daha sonra Elazığ kentleşme süreci, imar planlar ve yatırım kararlarıyla birlikte incelenmiştir. Bu planlar incelenirken, alınan kararların olumlu ve olumsuz özelliklerinin Elazığ'ın kentselleşme sürecine yansıması üzerinde durulmuştur.

ElazığKent planlamaKentleşme+1
Nuriye Betedin
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Zamansallık ve mekansallık bağlamında heterotopyaların sentaktik ve semantik irdelenmesi

Tez çalışması, günümüz kentlerindeki mekansal heterotopyaların zamansallık ve mekansallık bağlamında nasıl anlamlarla yüklü olduklarını, nasıl biçimlendiklerini morfolojik, sentaktik ve semantik düzeyde irdelemeyi hedeflemektedir. Tezde Foucault'nun karşı mekan anlamına gelen ve birçok anlamsal kargaşayı içinde barındıran heterotopya kavramı altı özelliğine göre irdelenmektedir. Çok kültürlü ve tarihi mahalleler bağlamında heterotopik mekanların oluşumunu ve değişimini inceleyip, nicel ve nitel açıdan değerlendirilmelerini sağlayacak bir model oluşturulmaktadır. Alan çalışması mahalle ölçeğinde, heterotopik bir mekan olarak İstanbul'un Samatya semtini, modelde öne sürülen heterotopik özellikler üzerinden yorumlamayı, morfolojik, sentaktik ve semantik açıdan artzamanlı yaklaşım ile irdelemeyi hedeflemektedir. Çalışmanın amacı, zamansallık ve mekansallık çerçevesindeki bu kuramsal ve deneysel irdelemeler sonucunda, heterotopya kavramının güncel bir tanımını yapmaktır. Heterotopya kelimesi "diğer yer", "öteki yer" ya da "farklı yer" olarak Türkçe'ye çevrilmektedir. Heterotopyalar, normal düzen sistematiğini reddeden ve kendi düzen sistematiğini yeniden oluşturan bir oluşum olarak tanımlanabilmektedir. Mekansal olarak heterotopyalar, Foucault'nun "Başka Mekanlara Dair" adlı yazısında anlatılmıştır (Foucault, 1984, 1986, 2011). Tez çalışmasının kavramsal altyapısını oluşturmak için Foucault'nun heterotopyalar ile ilgili açıklamaları, diğer kuramlar ve kavramsal çalışmalara dayandırılarak hermenötik irdeleme ile ortaya konmuştur. Bu bölüm, kentsel mekana yansıyan özelliklerinin değerlendirilmesini ve bu özelliklere göre kavramın tekrar tanımlanmasını amaçlamaktadır. Çok kültürlü ve tarihi mahalleler kapsamında, heterotopik özellikler barındıran kentsel mekanları sentaktik ve semantik olarak irdelemek için, metodoloji bölümünde bir model ortaya konmaktadır. İlk aşamada, İstanbul Tarihi Yarımada'da heterotopik özellikler gösteren beş mahalle kentsel ölçekte sentaktik olarak irdelenmiştir. Bütünleşme ve topolojik seçim analizleri üzerinden beş farklı heterotopik mahallenin İstanbul tarihi boyunca değişimi gözlemlenip yorumlanmaktadır. Mahalle ölçeğinde ise, öncelikle morfolojik-sentaktik irdeleme yapılmaktadır. Bu, alan çalışmasının yapılacağı heterotopik bölgenin makro ölçekte kentle ilişkisinin dönüşümünü sorgulamaktadır. Heterotopik mekanları sentaktik irdelemek için üçlü bir irdeleme modeli izlenmektedir. İlk aşamada, heterotopyaların zamana bağlı oluşunu simgeleyen heterokronilerin, Türkçe'de artzamanlı nirengi noktalarının, irdelenmesi hedeflenmektedir. Artzamanlı nirengi noktaları, yani mahallede uzun zamandır varolan önemli yapılar mahallenin fiziksel ve sosyolojik değişimi nedeniyle fiziksel, sentaktik ve anlamsal değişimlere uğramaktadırlar. Kolektif hafızanın mahalini (locus) taşıyan bu yapıların sentaktik değerlendirmesi mekanın artzamanlı değişiminin gözlemlenmesi açısından önem taşımaktadır. İkinci aşamada, heterotopyaların kendi içlerinde tutarlı olmayan pekçok mekanı yan yana getirebilme özelliğini ele alarak, mahalle düzeyinde çok kültürlülüğün mekanlara yansıması ve çeşitli kültürleri temsil eden grupların mekan kullanımı, mahalle ve sokak ölçeğinde kültürel çeşitlilik ve etkileşimi irdelenmektedir. Üçüncü aşamada ise, illüzyon heterotopyaları irdelenecektir. Bu tip heterotopyalar, mahallenin gerçekliğinin dışında, bir anlam veya işlev kaydırılması ile bilinçli olarak ve genellikle başka bir yerden ödünç alınan bir gerçekliğin belli bir yere uyarlanması ile oluşmaktadır. Uzun vadede mahalleyi kendi gerçeğinden uzaklaştırmaktadır. Üçlü metodolojik kurgu semantik irdeleme ile desteklenmektedir. Semantik irdeleme, mahallede ortaya çıkan güncel durumları ve farklı kültürel grupların güncel yaşantısallığını; sosyolojik, sosyo-ekonomik ve sosyo-demografik açılardan tartışmaktadır. Samatya alan çalışmasından çıkan sonuçlara göre artzamanlı nirengi noktaları, kentsel mekanda algının zaman dilimlerine bağlı olarak değişmesi sonucu anlamlarını sürdüren veya kaybeden kültürel referans noktaları olarak tanımlanabilir. Mekan dizimi analizlerinde bütünleşme ve eşgörüş alanı değerleri azalan artzamanlı nirengi noktalarında semantik düzeyde de anlam kaybı oluşmaktadır. Anlam kaybı genel olarak bir artzamanlı nirengi noktasının operasyonel niteliğini kaybetmesi sonucunda oluşmaktadır. Aktif olarak kullanılmadığından ancak bir iz niteliğini taşımaktadır. Mekan dizimi analizlerinde bütünleşme ve eşgörüş alanı değerleri artan artzamanlı nirengi noktalarında ya anlam korunmakta ya da bu noktalara sahte anlamsal değerler yüklenmektedir. Bu gibi sahte anlamların yüklenmesi genellikle, soylulaştırma veya kentsel dönüşüm gibi süreçlerin sonucunda olmaktadır. Almaşık mekanlar, toplumun mekan kullanımının zaman dilimlerine bağlı olarak değişmesine ve dönüşmesine dayanır. Uzun yıllardan bu yana, kültürel ve sosyo-demografik süreklilik gösteren kentsel mekanların sentaktik okunabilirliğinin arttığı tesbit edilmiştir. Çok kültürlü almaşık mekanlarda, uyumsuz olarak belirlenen farklı kültürel gruplar mekansal olarak da gruplaşmayı seçmektedir. Bu gruplaşmaların bir sonucu olarak "mahalle içinde mahalle"ler oluşmaktadır. Bir kültürel grubun bir bölgeden çekilmesi ve pekçok farklı nitelikteki grup ve topluluklarla yeniden bölgenin mesken tutulması durumunda, yeni gruplar global bütünleşme değeri çok yüksek veya yüksek olan akslar üzerine yerleşmeyi, bu şekilde anonim kalmayı tercih etmektedirler. Bu şekilde kentlerde "onlar alanı" (Heidegger, 1996) oluşmaktadır. Bu alanlarda ana akımın belirlediği kurallar çerçevesinde, kültürel gruplara özgü değerler görmezden gelinerek veya kamusalda eritilerek yaşanmaktadır. İllüzyon mekanları ise, mekanın toplumsal meselelere göre değişmesi veya toplumun mekanların değişimine göre dönüşmesi ya da uyum sağlaması sonucu ortaya çıkmaktadır. Mekanın toplumsal meselelere göre değişmesi daha çok illüzyon heterotopyalarını, toplumun mekana göre değişmesi veya uyum sağlaması, soylulaştırma ya da kentsel dönüşüm gibi durumları simgeler. Mahallenin yapısına aykırı yaşam tarzları illüzyonlar yoluyla mahalle yaşamının bir parçası haline getirilebilmektedir. Yaşam tarzının ve kullanımın değişimi, morfolojik ve sentaktik değişimi ile bağlantılıdır. Daha önce başka mahalleye uygulanan değişim örnek alınarak illüzyonlar oluşturulmaktadır. Kentsel mekanlar, kendi gerçeklerinden koparılmaktadır. Bu değişim ve tektipleşmede, ayrıca bu mekanlara olan ilginin artırılmasında medya ve popüler kültür rol oynamaktadır.

Kentsel mekanSosyo-mekansal etkileşimTarihi mekan
İlgi Hacıhasanoğlu
İstanbul Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
10
Master'sOpen AccessTR

Larisa (Buruncuk) Akropolü'ndeki kuzeydoğu yapısı

Bu yüksek lisans tezi kapsamında, Aiolis bölgesindeki antik kentlerden biri olan Larisa (Buruncuk) Akropolü'ndeki Kuzeydoğu Yapısı konu alınmıştır. 1934 yılındaki kazıda ortaya çıkarılan yapı, 2017 Larisa Yüzey Araştırması kapsamında tekrar incelenmiş ve bu iki çalışma neticesinde elde edilen veriler değerlendirilmiştir. Çalışmanın ikinci kısmında Larisa'nın tarihçesine ve kentte yapılmış araştırmalara değinilmiştir. Kuzeydoğu Yapısı ile Larisa'nın tarihsel arka planı ilişkilendirilmeye çalışılarak, gelecek bölümler için altlık olması amaçlanmıştır. 2017 yılı yüzey araştırmasından önce antik kentte yapılmış araştırmalar bu bağlamda derlenmiştir. Çalışmanın üçüncü kısmında yapının tanımlanmasına yer verilmiştir. Larisa'daki yapılan kazılar neticesinde elde edilen verilerin mimari ile ilgi kısmı 1940 yılında "Larisa am Hermos" isimli kitapta yayımlanmıştır. Araştırmanın bu bölümünde yapı hakkındaki 2017 yılı öncesine ait görüşler incelenmiştir. 2017 yılı Larisa Yüzey Araştırması'nda yapı tekrar belgelenmiştir. "Larisa am Hermos" yayınında taş planı eksik basılan yapının planı güncellenmiştir. Bu bölümün amacı yapının planını anlamaya çalışmak ve yapım tekniklerini incelemektir. Çalışmanın dördüncü kısmında Kuzeydoğu Yapısı'nın işlevine ilişkin mevcut tartışmalara yer verilmiştir. Yapının işlevi ile ilişkili iki görüşten ilki, "Kabirler Tapınağı" olduğu hakkındadır. Larisa am Hermos'ta Kuzeydoğu Yapısı Priene-Demeter ve Kore Tapınağı, Delos-Kabirler Tapınağı ve Troizen-Asklepios Tapınağı ile karşılaştırılmıştır. Bu bölümde tapınaklar tekrar incelenmiş ve yapılar hakkında 1940 yılından sonra farklı bir görüş ortaya konup konmadığı araştırılmıştır. Yapının işlevine ilişkin ikinci görüş ise ziyafet yapısı olduğudur. Bu bölümde ziyafet yapıları araştırılmış, benzer planlılar çalışmaya dahil edilmiştir. Bu bölümün amacı aynı dönemde inşa edilmiş benzer planlı yapılarla Kuzeydoğu Yapısı'nı karşılaştırarak Larisa'daki yapının işlevini anlamaya çalışmaktır. Çalışmanın bir sonraki bölümünde Kabirler kültü ile ilişkilendirilen küçük buluntular ve ziyafet yapılarında kullanılan kaplar ile Larisa kazılarında bulunmuş ve Larisa am Hermos'un üçüncü cildinde yayınlanmış küçük buluntular karşılaştırılmıştır. Bu bölümün amacı Larisa'da Kabirler kültünün varlığına ilişkin kanıt olup olmadığını ve Larisa'da bulunan seramiklerin ziyafetlerde kullanılan kaplarla benzer biçimde olup olmadığını araştırmaktır. Çalışmanın altıncı kısmında Kuzeydoğu Yapısı hakkındaki mevcut tartışmalarda değinilmemiş, ancak planı benzerlik gösteren Atina Akropolü'ndeki Arrephorion ve Aliki'deki Apollon Tapınağı ele alınmıştır. Bu bölümün amacı Kuzeydoğu Yapısı'nın mevcut tartışmalardan farklı bir işlevinin olup olmadığına ilişkin bir görüş ortaya koymaktır. Çalışmanın bir sonraki bölümünde çalışma boyunca edinilen bilgiler neticesinde Kuzeydoğu Yapısı'nın plan ve işlevine ilişkin değerlendirme yapılmıştır. Yapıya bütüncül bir bakış açısıyla bakmaya çalışarak, yapının konumu ve doğrultusu da tartışmaya dahil edilmiştir. Çalışmanın temel amacı, güncel araştırmalardan faydalanarak nispeten daha az uygulanan enine dikdörtgen planlı ana mekana sahip yapılar bağlamında ve Larisa'daki yapının işlevi hakkında bir fikir geliştirmektir.

AnadoluAntik mimariLarisa+1
Ozan Yıldırım
İstanbul Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Yaşam dünyası bağlamında geleneksel konut yerleşmelerinin sürdürülebilirliği ve Kastamonu örneği

Mimari çevreler, fiziksel bir olgu olmasının yanı sıra hafızayı günümüze taşıyan değerler bütünü olarak insan varlığının izlerini yansıtmaktadır. Bu çevreler, zamana yayılan bir süreç içerisinde, tarihi ve toplumsal etkenlere de dayalı olan bireysel deneyimlerle oluşturulmaktadır. Yerin kullanımındaki öncelikler, her çevreye farklı anlamlar yüklemekte ve onu farklı kimliğe büründürmektedir. İnsan ise özgün kimliğini yansıttığı kendi yaşam çevresini bir varlık izi olarak sürdürmek istemektedir. Dünyada yaşam akışının 18. ve 19. yüzyıla kadar durağan seyretmesi, büyük kırılmaların yaşanmaması, sürdürülebilirliği kendiliğinden mümkün kılmıştır. Ancak Endüstri Devrimi'yle başlayıp küreselleşme ile devam eden hızlı değişim süreci, kent dokularını da etkilemiş, geçmişin izlerini yansıtan gündelik yaşam çevreleri yok olmaya, aynılaşma görüntüleri ortaya çıkmaya başlamıştır. Kalabalık ancak iletişimin az olduğu modern yaşam anlayışı, insanlar üzerinde ruhsal ve duygusal olumsuz etkiler yaratmakta, yabancılaşmaya neden olabilmektedir. Bu süreç, yaşantı çeşitliliğinin yarattığı katmanlaşmış karakteristik yerleşme dokusunu yok olma aşamasına getirmektedir. Geçmişle bağların kopması kaygısı, insanlığı sürdürülebilirlik arayışlarına yöneltmiştir. Bu arayış kapsamında yapılan çalışmalar uzun yıllar boyunca geçmişin izlerini taşıyan yapıların fiziksel anlamda korunmasına yönelik olmuş, sürdürülebilirlik yapı-yaşantı bütünlüğü çerçevesinde irdelenmemiştir. Mutlak değişime izin veren ya da mutlak korumayı zorunlu kılan uygulamalar, gündelik yaşam çevrelerinin yok olmasına izin vererek veya yerleşmelerin/yapıların müze haline getirilmesine yol açarak geleneksel dokunun sürdürülebilirliğini engellemektedir. Bu nedenle de yaşantılar değişip dönüştükçe, geleneksel çevreler yitirilmeye başlamıştır. Bu çalışma, kentsel yerleşmelerin değişim sürecinin nasıl yönetilebileceğini, modernleşme ve küreselleşme olgularının yıkıcı etkilerinin bertaraf edilerek çevrelerin sürdürülebilirliğinin nasıl sağlanabileceğini araştırma ve tartışma amaçlıdır. Modern yaşamın gerektirdiği değişimleri içerecek şekilde geçmiş ile gelecek arasındaki sürekliliği sağlayacak, gündelik yaşantılardaki tekdüzeliğe ve yabancılaşmaya karşı tavırların geliştirilmesine yardımcı olacak alternatifler, bunların yöntemlerinin ne olabileceği ve meselenin hangi boyutları ile ele alınması gerektiği irdelenmektedir. Çalışmanın ilgi alanı, gündelik yaşam ve onun değişen dinamikleri bağlamında konut yerleşmeleridir. Kastamonu özelinde yapılan araştırmada, günümüze kadar yaşantısını sürdürmüş olan ve hala sürdürülebilecek olan, yere ait özellikler, yaşam-mekan birlikteliği ile ele alınmıştır. Bu doktora çalışmasında kullanılan yöntem, Husslerl'in "yaşam dünyası/life world/lebenswelt" kavramı üzerine kurulmuştur. Husserl'e göre "yaşam dünyası" bizim içinde yaşamımızı sürdürdüğümüz eylemlerimizce özümsediğimiz doğal dünyamızdır. Kendimizi hem nesnel olarak var olan obje, hem de deneyimleyen obje olarak görüp dünyayı algılar ve standartlar koymaya çalışırız. Ancak bireysel olarak algıladığımız şeylerin bile kökeninde aslında toplumsal yönlendiriciler yer almaktadır. İnsan çevresini diğer bireylerle empati yaparak deneyimlerken varsayımlar, kabuller, inançlar onu sınırlandırmakta, ortak öznel deneyimler hacimsel, zamansal dünyayı oluşturmasına yardımcı olmaktadır. Bütün deneyimlerimizin içinde yer aldığı "yaşam dünyası", durağan olmayan, bizimle birlikte yaşayan ve değişen dinamik bir yapıdır. Bireyin uzun zamana yayılan deneyimlerine dayanan eylemleriyle fiziksel çevresi oluşmakta ve anlam kazanmaktadır. Çok sayıda bireyin farklı zamanlarda farklı üretimlerle peyderpey oluşturdukları fiziksel çevrelerin bir araya gelmesi ile de kent dokusu ortaya çıkmaktadır. Mimari elemanlarla somutlaşan "yaşam dünyaları" Husserl'in felsefesinde tanımlandığı gibi deneyimlere dayalı olgularla ifade edilebilirler. Bu çalışmada, konut yerleşmelerinin farklı bakış açıları ile değerlendirilmesine dayanan, mekânsal oluşumların zemininde yer alan yaşam dünyaları ile birlikte ele alındığı bir deneyimleme modeli geliştirilmiştir. Bu modelde yerleşmeler, sokak-bahçe-evden oluşan ilişkiler ağı içinde, iki farklı ilişkileniş biçimiyle ele alınmaktadır: Dışarıdan, kentin bütünleşik algısını içeren algı aracılığıyla mesafeli ilişkilenme; gezinen yaya tarafından, nesnesiyle özdeşleşen, an be an deneyimlemeyi içeren, yakın mesafeden doku kalıpları ile ilişkilenme. Kuşbakışı ile mikro ölçekteki birçok yaşantı izinin bir araya gelerek kent dokusunda oluşturduğu bütün algılanmakta; sokakta gezinirken yakın mesafeden ise sokak-bahçe-evden oluşan örüntüler ağı, hem mekânsal, hem de yaşantıya ait özellikleri ile eylem alanları olarak deneyimlenmektedir. Sokak, gündelik yaşamın kamusal alanla ilişkisini sağlayan bir bağlantı; bahçe, doğa ile ilişkinin kurulduğu ve ev içi faaliyetlerin devamının gerçekleştirildiği yarı açık alan; ev ise sokağa yansıyan yaşantı izleri olarak ele alınmaktadır. Çalışmada Kastamonu'nun modernleşme döneminin izlerini taşıyan Cumhuriyet Meydanı'nı çevreleyen konut dokusu ele alınmıştır. Meydan, kentin iki tarihi merkezinden biri olması ve barındırdığı idari yapıları ile kentli için anlam ve önem taşıyan, doku içinde kolayca hatırlanabilen bir alandır. Bu özellikleri nedeniyle geleneksel "çıpa eleman" olarak tanımlanan bu referans alanı, onu çevreleyen geleneksel konut yerleşme dokusu ile ön plana çıkmakta, görünürlüğünü korumaktadır. Yaşantı çeşitliliği ile oluşmuş ve bir standardı olmayan yerleşmede, özgün dokunun ortaya çıkarılabilmesi için her sokakta ayrı çalışma yapılması gerekmektedir. Değişim süreci ve sürdürülebilirlik, doktora tezi kapsamında Cumhuriyet Meydanı çevresinde bulunan dört sokak üzerinde araştırılmış, kent dokusuna karakterini kazandıran yaşantı izleri bu sokaklar için ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Araştırma süreci, önce kent genelinde geçmişten günümüze bölgede yaşamış toplumlar ve toplulukların düşünce yapılarının fiziksel dokunun biçimlenmesine etkilerinin araştırılması ile başlamış, daha sonra modernleşmenin konut yerleşmelerine getirdiği değişime bakılmıştır. Mevcut yazılı belgeler, haritalar incelenmiş, yerinde tespit çalışmaları ve fotoğraflamalar yapılmış, gündelik yaşama ait yazılı kaynaklarda bulunmayan bilgiler de sözlü tarih araştırmaları ile elde edilmiştir. "Yaşam dünyaları"na yönelerek yapılan bu araştırma, hafızayı canlandırırken aynı zamanda bugünün ihtiyaçlarını göz önünde bulundurarak yaşam akışını aksatmadan fiziksel doku bütünlüğünün sürdürülmesini amaçlamaktadır. Önerilen yöntem ile bunun için temel çerçevenin oluşturulmakta, sokaklarda yapılacak analizler için sorgulama elemanları belirlenmektedir. Yerleşme dokusunun iki farklı bakış açısıyla ve yaşam-mekan birlikteliği çerçevesinde irdelendiği bu analiz yöntemi, biçim, ölçü, malzeme gibi fiziksel sürdürülebilirliğin detaylarını belirleyecek olan, ileride hazırlanması muhtemel bir "tasarım rehberi" için ön adım olmaktadır.

Endüstri DevrimiHusserl, EdmundKentsel yerleşim+5
Nurderen Özbek
İstanbul Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Mimari tasarım eğitiminde stüdyo kültürü araştırması: Öğrenen-merkezli ortamın yansımaları

Bu tez, mimari tasarım eğitiminde "stüdyo kültürü" kavramına, kurumların resmî dokümanları ve stüdyodaki karşılıklı aktörler olan eğitimciler ve öğrencilerin deneyimleri üzerinden yapılan araştırmalar ışığında bakmaktadır. Bu bağlamda "stüdyo kültürü" üzerine genel bir kuramsal okumanın ardından, deneysel pratik olarak İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü içindeki stüdyo deneyimleri ile detaylanan, tanımlayıcı ve karşılaştırmalı bir ilişkisel anlatı sunmaktadır. Ön çalışmalar ve deneysel alan çalışmalarından elde edilen "mimarlık eğitimindeki stüdyo kültürü bileşenleri, yönlendiricileri ve öğrenme deneyimleri" gibi bileşenlere bağlı bulgular üzerinden yapılan değerlendirmelerle, ulusal mimarlık eğitimi platformu tartışmalarına katkısı olacak problemlerin işaret edilmesi amaçlanmaktadır. "Stüdyo kültürü" tanımı, yükseköğretimde, akreditasyon stratejileri üzerinden resmîleştirilen ve yaygınlaştırılan, bir nevi manifesto olarak dokümanlarda karşımıza çıkmaktadır. Fakat stüdyo eğitiminin öğrenen bireye ve birlikte öğrenmeye açık pedagojik tabanı dolayısıyla, özellikli bir olgu olarak açıklanması gereğinin altı çizilmelidir. Bu konuda yapılacak bir araştırmada, akademinin özünde olan entelektüel merak ve karşılıklı öğrenme zemini üzerinden gelişen kültürel yapının belgelenmesinde, nitel araçların kullanılmasıyla keşiflerin zenginleşeceği öngörülmektedir. Kâğıt üzerindeki tanımlamalar yanında, ne öğrendiğimizin ve nasıl öğrendiğimizin araştırılmasının önem kazandığı düşüncesiyle, tasarım eğitiminde ölçülebilenler yerine, ölçülemeyen ya da ölçülmesi zor olan konuların açılması kritik önem taşımaktadır. Bu doğrultuda tez çalışması kapsamında, mimarlık eğitiminde stüdyo kültürünün yönlendirdiği deneyimler ve bağıntılı değişkenleriyle ilişkilerinin incelenmesi konusu, temel araştırma çerçevesini oluşturmaktadır. Bu bağlamda, eğitim bilimlerinde öğrenen-merkezli pedagojik model tabanlı çalışmalardaki öğrenme hedefleri ve eğitimcilerin belirlediği organizasyonlar ile öğrenenlerdeki konstrüktif öğrenme tabanlı bireysel gelişim ilişkilerinin verileri çalışmanın yöntemi için yol gösterici olmuştur. Çalışmanın başlangıcında, öncelikle literatür incelemesi üzerinden mimarlık eğitimi ve pratiğinin, 20. ve 21. yüzyıllarda evrensel ölçekteki sosyo-kültürel değişimler doğrultusunda karşılaştığı yenilikler ve kırılma noktalarına bakılmaktadır. Eğitimde öğrenen-merkezli pedagojik modellerin dinamikleri ile stüdyo tabanlı eğitimin ilişkisi araştırılmaktadır. Mimari tasarım eğitimi paradigmalarının, tasarım stüdyosu ortamını etkileyen kültürel ağların doğrudan etki alanında olduğu hipotezi ortaya konmaktadır. Devamında genel anlamda 'kültür' kavramına yüklenen anlamların kronolojik okumasında görülen değişimlerle, tasarım stüdyosunu etkileyen kültürel ağlar birlikte yorumlanarak ele alınmaktadır. Devamında, yükseköğretim ve meslek pratiği ile ilgili konularla da ilişkili olarak, 'stüdyo kültürü' kavramının resmî olarak ortaya çıkışındaki zemine odaklanan çalışma, mimarlık alanıyla ilgili kurumların açıklamalarını konu alan literatür üzerinden ilerlemektedir. Bu bağlamda, formel ve örtük müfredat, yeterlilikler, akreditasyon, öğrenme kültürü konularının, stüdyo kültürü politikası ve içeriğine ışık tutucu yönleri konu edilmektedir. Devamında, stüdyo kültürü kavramı, referans kurumların belgeleri üzerinden ve referans yönetici-eğitimcilerle görüşmeler üzerinden değerlendirmelerle detaylandırılarak ortaya konmaya çalışılmıştır. Bu analizler sonucunda ortaya çıkan verilerin değerlendirilmesi sonucunda; ulusal ve uluslararası platformda 21. yüzyıl mimarlık eğitimi stüdyosunda, öğrenme ortamının beş temel yönlendirici ilkesi olarak, (1) eleştirel düşünce, (2) iletişim ve etkileşim, (3) çeşitlilik, (4) iş birliği içinde bireysellik, (5) sosyal sorumluluk kavramları, temel konu başlıkları olarak belirlenmiştir. Belge taraması analizinin verileri, sözlü belge kodlama aracı MAXQDA aracılığıyla nicel frekans karşılıkları ile de gösterilmiştir. Alan çalışması kapsamında, öğrenme kültürü ve yeterlilikler ilişkisinde düzenlenmiş olan sorular aracılığıyla, İTÜ Mimarlık Bölümü öğrencileri ve proje stüdyosu yürütücüleri ile yarı-yapılandırılmış derinlemesine röportajlar gerçekleştirilmiştir. İTÜ Mimarlık Bölümü, Türkiye'de mimarlık eğitimi kurumları içindeki köklü eğitim kurumlarından biri ve ilk uluslararası mimarlık akreditasyonu alan kurum olması nedeniyle bu görüşmeler için referans kurum olarak seçilmiştir. Stüdyo kültürü temel ilkeleri olarak önerilen kavramsal çıktı alanları esas alınarak, bu iki röportaj setinden elde edilen verilerin netleştirilmesi, birebir aktarımların ve yorumlamalı analizlerin yapılabilmesini kolaylaştırması amacıyla, röportaj transkriptleri, MAXQDA programı ortamında kodlanmıştır. Ayrıca kodlama aracılığıyla elde edilen kavramların birbirleriyle yakınlık derecelerini gösteren matris tablosu ve ağ haritası yardımıyla da alan çalışmasının değerlendirmesi yapılmaya çalışılmıştır. Sonuç olarak, belge taraması ve elit-görüşmeler sonucu yönetici seviyesinde eğitimciler ve kurumlar tarafının, eğitimci ve öğrenci görüşmeleri sonucu da stüdyodaki aktif öğrenenler tarafının, stüdyo kültürünü nasıl anladığı ve bu kavramdan ne bekledikleri üzerine kapsamlı bulgular elde edilmiştir. Değerlendirmeler, öğrenme deneyimlerinin daha yaratıcı ve derin olması adına örtük müfredatın kritikliği üzerine ampirik kanıtlar sunmuştur.

Cemile Sanem Ersine Masatlıoğlu
İstanbul Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Mekansal belleğin ortaöğretim binaları bağlamında irdelenmesi

İnsan ve çevresi arasındaki ilişki mimarlık, coğrafya, psikoloji, sosyoloji gibi disiplinlerin yanı sıra bu disiplinlerin kesiştiği çevresel psikoloji, ekolojik psikoloji, kent sosyolojisi gibi ara disiplinlerde de öne çıkan bir çalışma konusudur. Bu çalışmalar kapsamında çevre kimi disiplinlerde yer, kimi disiplinlerde ise mekan olarak adlandırılmaktadır. Fenomenolojik yaklaşımda mekan yer kavramının başlangıç noktasıdır ve her tür mekanın insan tarafından deneyimlenmeye başladığı andan itibaren yer olma sürecine girdiği kabul edilmekte, diğer bir deyişle mekanlar insanın algılama düzeyinden belleğe aktarıldığı andan itibaren yer olarak adlandırılmaktadır. Bir mekanın belleğe aktarılması ise temelde bireyin deneyimlediği mekana çeşitli anlamlar atfetmesi ile gerçekleşmektedir. İnsan ve yer ilişkileri çerçevesinde yer ve mekan kavramları üç temel yaklaşım kapsamında irdelenmektedir: psikometri, fenomenoloji ve sosyal yapısalcılık. Bu teorik alanlar çerçevesinde birbirleri ile tutarlı, benzer ya da paralel önermeler sunulduğu görülmektedir. Bu kapsamda çevresel psikoloji teorileri yer kavramını, iç içe geçmiş bireysel ve sosyal yaşam alanları çerçevesinde, duyuşsal, bilişsel, sosyal ve davranışsal boyutları üzerinden ele almaktadır. Algı ve bilişim teorilerinde ise mekansal bilgilerin nasıl algılandığı, kodlandığı, depolandığı, anımsandığı ve beynin hangi bölümlerinin bu süreçlerde görev aldığı araştırılmaktadır. Bireysel gelişim dönemleri, kısa süreli bellek, uzun süreli bellek, epizodik bellek, otobiyografik bellek ve mekansal bellek bu çalışmaların dahil olduğu temel araştırma alanlarıdır. Diğer yandan fenomenoloji teorilerinde yerin insan ile bütünleşik, karşılıklı olarak bağımlı ve yansıtmalı bir ilişkisi olduğu kabul edilmekte ve yer kavramı yerleşme, empatik içsellik, varoluşsal içsellik, immersiyon gibi kavramlar aracılığıyla değerlendirilmektedir. Son olarak bu çalışmanın da dahil olduğu mimarlık teorilerinde yer mimari ölçekte ele alınmakta ve bir mimarlık ürününün mimar ve/veya katılımcılar tarafından nasıl anlamlandırıldığı yapısalcı, sembolik, sentaktik ve bütüncül yaklaşımlar kapsamında irdelenmektedir. Bu tez çalışmasının başlangıç noktası yer ve mekan kavramlarıdır. Teorik zemin çerçevesinde insan ve mekan arasındaki ilişkinin bütüncül olarak değerlendirilebilmesi için çevresel psikoloji, mimarlık ve bilişsel psikoloji teorileri mekansal bellek kavramı etrafında bir araya getirilmiştir. Alan çalışması bağlamında en basit haliyle "Ben bu yeri neden anımsıyorum/anımsamıyorum?" sorusunun olası cevaplarının araştırılması hedeflenmiştir. Bu doğrultuda mimari mekan ölçeği ile mimari mekanı deneyimleyen katılımcının belleğine odaklanılmış ve insan-yer ilişkilerinin farklı boyutlarını, mekansal faktörleri ve insan faktörlerini bir arada ele alan çok yönlü bir metodoloji kurgulanmıştır. Sonuç olarak bu alan çalışmasında bir eğitim binasında eğitim görmüş ve mezun olmuş bireylerin o binaya dair mekansal belleğinin insan-yer ilişkilerinin sosyal ve duyuşsal boyutlarına; mekanın işlevsel, imgesel, sentaktik niteliklerine; bireylerin ise yaş, cinsiyet ve eğitim görme biçimi özelliklerine bağlı olarak gösterdiği değişimler araştırılmıştır. Alan çalışması İstanbul (Erkek) Lisesi'nin 1933 yılından itibaren hizmet verdiği Düyun-u Umumiye binasında gerçekleştirilmiş ve çalışmaya orta öğrenimini bu binada görmüş olan 25 kadın ve 52 erkek katılmıştır. Çalışmanın mekansal verileri mekansal analizler ile, çalışmanın mekansal bellek verileri ise bireysel görüşme ve bilişsel harita yöntemleri ile toplanmıştır. Mekansal analizler kapsamında eğitim binasının mekansal bileşenleri imgesel kategoriler, işlevsel kategoriler ve sentaktik erişilebilirlik ve eş görüş ölçütleri üzerinden tanımlanmıştır. İmgesel kategoriler Lynch'in imgelenebilirlik kategorileri, işlevsel kategoriler ise 21. yüzyıldan itibaren yaygın olarak kullanılan eğitim binası programları dikkate alınarak belirlenmiştir. Son olarak Syntax 2D yazılımı kullanılarak her bir mekanın görülebilirlik ve erişilebilirlik düzeylerini ifade eden bütünleşme, bağlantısallık, eş görüş alanı, eş görüş çevresi ve kompaktlık değerleri hesaplanmıştır. Bireysel görüşmelerde katılımcıların öncelikli olarak anımsadıkları mekanlar, yere bağlılık hissi üzerinden anımsadıkları mekanlar ve sosyal bağlılık hissi üzerinden anımsadıkları mekanlar dört ayrı soru ile sorgulanmış; zemin ve birinci kat plan şemalarını temsil eden bilişsel haritalar çizmeleri istenmiştir. Mekansal bellek analizleri kapsamında birinci adımda her bir mekansal bileşenin, işlevsel kategorinin ve imgesel kategorinin bireysel görüşmeler bağlamında birinci sırada anımsama, toplam anımsama, öznel anımsama (yere bağlılık) ve sosyal anımsama (sosyal bağlılık) bağlamlarındaki anımsanma sayıları hesaplanmıştır. Mekansal bellek analizlerinin ikinci adımında ise katılımcıların çizdiği her bir bilişsel haritanın doğrulanmış derinlik grafiği (justified graph) oluşturulmuş ve bu grafik üzerinden en büyük derinlik, toplam derinlik, ortalama derinlik değerleri ile haritada anımsanan mekan sayıları hesaplanmıştır. Mekansal bellek ile mekansal nitelikler arasındaki ilişkiler işlevsel ve imgesel kategorilerin birinci sırada anımsama, toplam anımsama, öznel anımsama ve sosyal anımsama sayılarının dağılımları ve mekansal bileşenlerin anımsanma sayıları ile sentaktik değerleri arasında kurulan korelasyon bağıntıları üzerinden araştırılmıştır. Mekansal bellek ile mekansal nitelikler arasındaki ilişkiye yönelik bir diğer analizde ise mekanın morfolojik özelliklerine odaklanılmış ve mekanların bilişsel haritada gösterim sayıları ile sentaktik değerleri arasında korelasyon bağıntıları kurulmuştur. Mekansal bellek ile insan faktörleri arasındaki ilişkilere yönelik olarak ise zaman, mekansal deneyim ve bireysel özelliklerin mekansal bellek üzerindeki etkileri katılımcıların bilişsel haritalarından elde edilen anımsanan mekan sayısı, en büyük derinlik, toplam derinlik ve ortalama derinlik değerleri ile yaş, cinsiyet ve eğitim biçimi bağımsız değişkenleri arasında kurulan tek yönlü varyans analizi bağıntıları ile araştırılmıştır. Alan çalışmasının anlamlı sonuçları bağlamında bir mekanın imgesel niteliklerinin o mekanın öncelikli olarak anımsanmasında ve o mekana karşı bağlılık hissedilmesindeki en güçlü etken olduğu görülmüştür. Bir mimari mekanın diğer mekanlardan farklılaşmasını sağlayan biçimsel ve görsel özellikleri o mekanın ilk akla gelen özellikleri olmakta, mekanlar bu nitelikleri ile birer odak veya nirengi noktasına dönüşerek ilk sırada anımsanmaktadır. Bu kapsamda göreli olarak daha fazla deneyimlenen ana giriş holünün anımsanma sayısı en yüksek değeri almıştır. Diğer yandan imgesel nitelikler deneyim sürecinde belirgin olumlu duyguların ortaya çıkmasına neden olarak bir mekana karşı duyulan bağlılık hislerini beslemektedir. Bu çalışma özelinde ana giriş holü mermer merdivenleri, yüksek tavanlı bütüncül hacmi, camlı kubbesi ve duvar saatleri ile katılımcıları en çok etkileyen ve en fazla sayıda anımsanan mekan olmuştur. Buna ek olarak yine hem birinci sırada anımsama hem de öznel anımsama bağlamlarındaki ikinci önemli etkenin o mekanın sosyal niteliği olduğu görülmüştür. Katılımcılar ana giriş holünden sonra yatakhane, kantin, spor salonu gibi sosyal odak noktalarını ve derslik, bahçe gibi toplu olarak kullandıkları diğer mekanları burada gerçekleştirdikleri sosyal etkinlikler üzerinden anımsamışlardır. Çalışma kapsamında irdelenen bir diğer mekansal nitelik olan sentaktik özelliklerin ise mekanların sosyal bağlılık bağlamında anımsanmaları ve bilişsel haritalarda depolanmaları üzerinde etkili olduğu görülmüştür. Sosyal bağlılığın ön koşulu sosyal deneyim ve bu deneyimlerin gerçekleşebileceği alanı sunan bir mekandır ve bu çalışma çerçevesinde bir mekanın sosyal ilişkileri desteklemesinde bütünleşme, bağlantısallık, eş görüş alanı ve eş görüş çevresi gibi sentaktik niteliklerinin etkili olduğu anlaşılmıştır. Görülebilirlik ve erişilebilirlik düzeyleri en yüksek olan açık ve kapalı mekanlar basketbol, futbol, sohbet, birlikte yürüme gibi çeşitli etkinlikler için tercih edilmiş ve sosyal olarak deneyimlenme oranları diğer mekanlardan daha yüksek olmuştur. Sosyal deneyimlerle özdeşleşen bu mekanlar sosyal bağlılık hisleri üzerinden en çok sayıda anımsanan mekanlardır. Diğer yandan mekanların bütünleşme, bağlantısallık ve eş görüş alanı değerleri ile bilişsel haritada gösterim sayıları arasında da güçlü bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Bu sonuç bilişsel haritaların mekanların göreli ilişki, büyüklük ve konum bilgileri üzerinden inşa edildiğini, mekanların sınır hatlarının ve biçimlerinin ise bilişsel haritalarda depolanmayan mekansal bilgiler olduğunu ortaya koymaktadır. Anlamlı sonuçlardan yola çıkarak yapılan bu tespitlerin bütünü mekan dizimi teorilerinin mekansal bellek araştırmaları için uygun bir araç olduğunu göstermesi ve mekanların sentaktik nitelikleri ile sosyal nitelikleri arasında güçlü bir ilişki olduğunu mekansal bellek bağlamında doğrulaması nedenleri ile önemlidir. Yine mekansal nitelikler çerçevesinde, işlevsel niteliklerin de mekansal bellek üzerinde etkili oldukları görülmüştür. Her gün deneyimlenen ana giriş holü en fazla sayıda anımsanan ve yere bağlılık duyulan dolaşım mekanı olurken, sosyal etkinlikler için ayrılan destek mekanları ve açık mekanlar ise sosyal bağlılık üzerinden en çok anımsanan mekanlar olmuşlardır. İşlevler mekana içkin mekansal niteliklerdir ve mekanların deneyimlenme biçimi, donatıları, malzemeleri, plan şeması, büyüklüğü, konumu gibi bir çok özelliğini henüz tasarım aşamasından itibaren tanımlamaktadır. Bu nedenle işlevlerin diğer mekansal nitelikler üzerinden de belleği etkileyen öncül faktörler olduğu kabul edilmiş, ancak mekansal niteliklerin kendi aralarındaki ilişkilerini ifade eden bu kabul alan çalışması kapsamında irdelenmemiştir. Mekanların yere bağlılık ve sosyal bağlılık hisleri üzerinden anımsanmasını irdeleyen analizlerde ise her iki kavramın farklı boyutlarını ortaya koyan sonuçlar ortaya çıkmıştır. Öncelikle yere bağlılık hislerinin inşasındaki temel faktör olan olumlu duyguların ortaya çıkmasında büyük oranda bir mekanın fiziksel bileşenlerinin görsel/biçimsel olarak algılanmasının etkili olduğu, mekanın sunduğu/desteklediği/çevrelediği sosyal ortamın ise bunun ardından gelen ikinci belirgin etken olduğu görülmüştür. Sosyal bağlılık hisleri bağlamında ise yalnızca o mekanda yaşanmış olan sosyal deneyimlerin etkili olmadığı, mekanların erişilebilirlik ve görülebilirlik değerlerinin de bir mekanın sosyal olarak kullanılması ve o mekana karşı sosyal bağlılık duyulması ile güçlü ilişkileri olduğu anlaşılmıştır. İnsan faktörlerinin mekansal bellek üzerindeki etkilerine yönelik bağıntılarda ise mekansal belleğin yaş faktörüne bağlı değişiminin anlamlı ve negatif yönlü olduğu, cinsiyet ve eğitim biçimi faktörlerine bağlı değişimlerin ise anlamlı olmadığı tespit edilmiştir. Alan çalışmasının anlamlı sonuçları çerçevesinde bilişsel haritada anımsanan mekan sayılarının katılımcı yaşı arttıkça ve/veya mekansal deneyimin üzerinden geçen süre arttıkça azaldığı görülmüştür. Buna ek olarak bilişsel haritaların sentaktik nitelikleri bağlamında en büyük derinlik, toplam derinlik ve ortalama derinlik değerlerinin yaş arttıkça azaldığı ve katılımcıların daha sığ bir mekansal düzen anımsadıkları tespit edilmiştir. Dolayısıyla bu çalışma bağlamında katılımcıların deneyimledikleri mekanların çoğunlukla derin noktalarda konumlanan bazı bileşenlerini unuttukları, bu unutma sonucunda da mevcut mekansal düzenin yapısının daha basit bir sisteme dönüştüğü anlaşılmıştır. Diğer yandan mekansal belleğin yaşa bağlı performansındaki bu değişim doğrusal olmamış, genç yetişkin grup ile orta yaşlı grup arasındaki fark orta yaşlı grup ile yaşlı grup arasındaki farktan daha büyük olmuş ve bu durum 40 yaş civarının bellek performansının değişimi açısından bir eşik görevi gördüğü şeklinde yorumlanmıştır. Bu sonuç 40 yaş civarının yalnızca yaşlılık yıllarında daha az anımsanan bir dönem değil, belleğin anımsama performansının da belirgin biçimde değiştiği bir dönem olduğunu göstermesi nedeniyle otobiyografik bellek araştırmaları bağlamında önemli bir bulgudur. Mekansal bellek ve cinsiyet arasındaki ilişkiler bağlamında kadınların ve erkeklerin bilişsel haritalarının sentaktik yapısı ve içeriklerinin belirgin bir farklılık göstermediği ve mekansal bellek performanslarının birbirine çok yakın düzeylerde olduğu görülmüştür. Bu sonuç, eğitim düzeyi gibi tüm katılımcılar için benzer olan diğer bireysel faktörlerin mekansal bellek üzerinde daha etkili olduğu ve cinsiyetin potansiyel etkisini zayıflattıkları ya da ortadan kaldırdıkları şeklinde yorumlanmıştır. Mekansal bellek ile yatılı/gündüzlü eğitim görülmesi, dolayısıyla da binanın deneyimlenme süresi arasındaki ilişkiyi irdeleyen analizlerde de yine gruplar arasında bir farklılık tespit edilememiştir. Bu sonuç her ne kadar bir mekanda ikamet etmenin ve ikamet süresinin bir yere bağlılık duyulması üzerinde etkili olmadığını işaret etse de bu çalışma grubu özelinde katılımcıların tamamı için geçerli olan dört yıllık mekansal deneyim süresinin hem güçlü bir yere bağlılığın inşa edilmesi hem de katılımcıların bilişsel kapasiteleri oranınca mümkün olan en iyi bilişsel haritanın oluşması için yeterli olduğu şeklinde yorumlanmıştır. Alan çalışmasının anlamlı sonuçları eğitim binaları bağlamında değerlendirildiğinde ise eğitim binalarının bireyin duyuşsal bağ kurduğu birincil mekanlardan biri olduğu görülmektedir. İstanbul Erkek Lisesi'nin yere bağlılık hissedilen mekanları (1) imgesel nitelikleri ile farklılaşarak birer odak noktasına dönüşen dolaşım mekanları ile (2) birer sosyal odak noktası olan destek mekanları ve derslikler olmuştur. Eğitim binasının bütünleşme değeri yüksek olan dolaşım alanları ve onların merkezinde yer alan mekanlar ise bilişsel haritalarda en çok anımsanan mekanlar olmuşlardır. Elde edilen bu bulgular eğitim binalarının imgesel, sosyal, işlevsel ve sentaktik niteliklerinin bu mekanlarla olumlu bağlar inşa edilmesi, plan şemalarının kolay kavranabilmesi ve bilişsel haritalara aktarılması üzerinde etkili olduklarını göstermektedir. Diğer bir deyişle bu nitelikler öğrencilerin mekansal algılarını, deneyimlerini ve mekansal belleklerini biçimlendiren öncül faktörler olmaktadır. Bu tespitler ışığında eğitim binası tasarımında (1) mekansal düzenin kavranabilirliğinin, (2) sosyal etkileşimin desteklenmesinin ve (3) bina içerisinde imgesel niteliği ile farklılaşan mimari mekan veya bileşenlerin yer almasının önemli faktörler olduğu anlaşılmıştır. Alan çalışması sonuçlarının bütünü mekansal belleğin farklı mekansal nitelikler ve bireysel özelliklere bağlı olarak değişebildiğini açıkça ortaya koymuştur. Mekansal bellek pasif bir kayıt cihazı olarak çalışmamakta, bir yere/mekana ait bilgileri depolarken imgesel karakteri tanımlayan görsel özellikler, orada yaşanmış olan sosyal deneyimler ve deneyim sürecinde ortaya çıkan duygular gibi belirli verilere odaklanmakta; dolayısıyla bir mekanın anımsanmasında o mekanın belirli nitelikleri daha güçlü etkilere sahip olmaktadır. Anımsama süreçlerinde duyuşsal anılara odaklanılması halinde mekanın imgesel, işlevsel ve sosyal nitelikleri, sosyal anılara odaklanılması halinde ise işlevsel, sosyal ve sentaktik nitelikleri öne çıkmakta; dolayısıyla geri çağırmayı tetikleyen etkenin insan-yer ilişkilerinin hangi boyutuna odaklandığı anımsanan mekansal bilgileri etkilemektedir. Yere bağlılığın mekanın imgesel nitelikleri, sosyal bağlılığın ise mekanın morfolojik nitelikleri ile ilişkili olduğunu gösteren sonuçların mevcut araştırmalara katkı sağlayan bulgular olması nedeniyle yeni çalışmalarla ayrıca irdelenmesi gerekmektedir. Diğer yandan insan faktörleri çerçevesinde ise bireyin yaşının anımsanan mekansal bilgileri belirgin biçimde değiştirdiği ve yaşam dönemleri bağlamında orta yaş döneminin başlangıcının daha kritik bir dönem olduğu görülmüştür. Öğrencilerin cinsiyeti ve binada yatılı ya da gündüzlü eğitim görmüş olmalarının ise mekansal bellekleri üzerinde herhangi bir etkisi olmadığı anlaşılmıştır. Bu çalışmanın en önemli çıktısı ise bu sonuçların her birinin bilimsel birer tespit olmanın ötesine geçerek varoluş algımıza da katkı sağlayacak veriler sunmuş olmasıdır.

Okul mimarisiİnsan psikolojisi
Zeynep Tarçın Turgay
İstanbul Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Alışverı̇ş merkezlerı̇nde tahlı̇yenı̇n mekansal dı̇zı̇m yöntemı̇ ı̇le ı̇rdelenmesı̇

Tahliye, yapıların tasarımını doğrudan etkileyen bir yön bulma problemidir ve özellikle alışveriş merkezlerinin de içinde bulunduğu karmaşık yapı tiplerinde acil durum riskleri oldukça fazladır. Alışveriş merkezleri gibi kalabalık mekanlarda, insanların yön bulma davranışlarının irdelenmesi sosyolojik ve psikolojik parametrelerle olduğu kadar, mekanın kendi fiziksel yapısına bağlı konfigürasyonunun şekillenmesine bağlıdır, karmaşık yapılarda insanlar yönlenmeye daha çok ihtiyaç duymaktadırlar. Acil durum halinde mekan- davranış ilişkileri değişim göstermektedir ve tahliye anında panik gibi bir çok farklı davranışsal durum ortaya çıkmaktadır. Yangın anında insanlarda ortaya çıkan davranışsal durumlar doğrultusunda, aynı mekanda mekanik bir oluşum meydana gelmekte, insanlar sürü halinde hareket etmektedirler. Yangın durumlarında, yaşamsal bir tehlike oluşmakta ve bireyler kargaşa içinde çıkışa yönelmektedirler. Çıkış mekanlarının mekansal oluşumundaki daralmalar, iç mekan ulaşım ilişkilerindeki karmaşıklık trajik olaylara yol açabilmektedir. Binalar için oluşturulan acil durum yönetmeliklerinde aktif ve pasif bir çok önlem alınmaya çalışılsa da yaşanan vakalarla anlaşıldığı üzere bu vakaların aynı zamanda mekânların, davranışsal ilişkileri üzerinden tartışılması gerekmektedir. Acil durumlarda oluşan bu davranışsal durumlar doğrultusunda mekan bilişsel süreçler farklılık göstermekte ve sirkülasyon alanlarındaki tahliye noktalarında oluşabilecek kalabalıklar, kaçış rotasındaki karar verme sayıları ve mesafelerin ve yapı içerisindeki mekanların sentaktik değerlerinin birer tasarımsal girdi olması gerekmektedir. Bu doğrultuda alışveriş merkezlerinde tahliyenin mekânsal dizim yöntemi ile irdelenmesi bu çalışmanın amacını oluşturmaktadır. Yapılan alan çalışmalarında öncelikli olarak Alışveriş Merkezlerindeki acil durum sirkülasyon performansı değerlendirilmiş; tahliye durumuna yönelik yapılan analizlerde de gözlem verileri ve mekânsal dizim verileri oluşturulan algoritma ile acil durum etkilenebilirlik formülü üzerinden alışveriş merkezi acil durum performansı bağlamında irdelenmiş, bu yönde bir tartışma hedeflenmiştir.

Sefa Aydemir
İstanbul Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

İbrahim Öktem İlköğretim Okulu koruma projesi

Tez kapsamında, İstanbul İli, Kadıköy İlçesi, Zühtüpaşa Mahallesi, Recep Peker -Çamlıbel Mektep ve Raşitpaşa Sokak kesişiminde bulunan, 98 pafta, 1100 ada, 2 parsele kayıtlı, İbrahim Öktem İlköğretim Okulu tarihi incelenmiştir. Bu çalışmada; Tanzimat Dönemi'nden, Cumhuriyet Dönemi'ne kadar Türkiye'deki eğitim kurumları incelenmiş, yapının tarihi ve mimari özellikleri araştırılarak, yapının mevcut durumu ayrıntılı olarak belgelenmiştir. Çeşitli yazılı ve sözlü kaynak araştırmaları, geçmiş dönem belgeleri, yapıdaki veriler göz önünde bulundurularak yapının restitüsyonu hazırlanmış, önerilen koruma projesi ışığında gerekli müdahaleler yapılarak yapının varlığını sürdürebilmesi ve gelecek kuşaklara aktarılması amaçlanmıştır. Yapıldığı yıldan günümüze kadar pek çok farklı eğitim kurumu tarafından kullanılan yapıya ait vakfiyede verilen bilgiye göre, ilk yapılış amacının rüştiye mektebi olduğu düşünülmektedir. 1946 tarihli kadastro kayıtlarına göre, yapının orta okul olarak kullanıldığı bilgisine varılmaktadır. Türkiye Maarif Tarihi kitabının, 5. cildinde yer alan bilgilere göre de Kadıköy 1 Nolu Ortakulu olduğu bilgisi doğrulanmaktadır. 1983 yılında onarımdan geçirilen binaya eski Milli Eğitim bakanlarından Dr. İbrahim Öktem'in adı verilmiştir ve hala İbrahim Öktem İlköğretim Okulu olarak hizmet vermektedir.Dönemin mimari özellikleri baz alınarak inşa edilen okul binası, 3 katlı kagir bir yapıdır. Pek çok kez onarımdan geçen binada, en son onarım 1994'te yapılmıştır. Yapı, kaynaklarda genellikle yolun karşı tarafındaki aynı dönemde yapılan diğer yapı ile birlikte tanımlanmaktadır. Bu iki okul, Kızıltoprak'ta köşkü, camisi ve ilk mektebi bulunan Maarif Nazırı Zühtü Paşa tarafından yaptırılmıştır. Yapılan incelemelerde yapının mimarı ile ilgili herhangi bir bilgiye rastlanmamıştır. Dönemin şartları gereği kız ve erkek öğrencilerin ayrı okullarda okuması sebebiyle okul, kız öğrenciler için ayrılarak 1897-1898 öğretim yılında "Kuşdili İnas Rüştiyesi" adıyla öğretime açılmıştır. Şimdiki adı İstanbul Anadolu Lisesi olan (diğer bina) ise aynı yıllarda Erkek Rüşdiyesi'dir. 1911'de dönemin Maarif Nazırı Emrullah Efendi'nin girişimi neticesinde okul "Kadıköy Numune Rüştiyesi" adını almıştır. 1908 Meşrutiyeti'nin ilanından sonra bu okullara Numune Mektebi ismi verilmiş, 1. Dünya Savaşı sırasında Yel Değirmeni'ndeki Sainte Euphemie (günümüzde Kemal Atatürk Anadolu Lisesi) adındaki yabancı okulun binasına taşınmıştır. Osmanlı Devleti 1. Dünya Savaşı'ndan mağlup çıkıp, Mondros Mütarekesi yapıldığı sırada, okul yeniden yer değiştirmiş, Ali Şamil Paşa - Rıdvan Paşa Köşkü (Erenköy Kız Lisesi)'ne taşınmıştır. 1919'da ilk binasına tekrar geri dönmüştür. 1919-1920 öğretim yılında ilkokul kısmı kapatılarak yalnız ortaokul sınıfları kalmıştır. 1920'de Kadıköy Sultanisi konumuna getirilen okulun Cumhuriyet'in ilanından sonra bu statüsünde bir değişiklik olmamıştır (Baş,2013). Tez çalışması, sekiz ana bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde; çalışmanın amacı, kapsamı ve çalışma süresince faydalanılan çalışma yöntemleri anlatılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde, Tanzimat Dönemi'nden sonra eğitim ve eğitim yapılarına değinilmiş, binanın yapıldığı ve kullanıldığı döneme ilişkin bilgi sahibi olunması hedeflenmiştir. Üçüncü bölümünde binanın konumu ve tarihi ve mülkiyeti ile ilgili bilgiler yer almaktadır. Dördüncü bölümde, İbrahim Öktem İlkokulu binasının mevcut durumuna ilişkin ayrıntılı tanımı yapılmıştır. Yapının mimari özelllikleri, sırasıyla; plan özellikleri, cephe özellikleri, yapım tekniği, strüktür ve malzeme özellikleri (duvarlar, döşemeler, örtü sistemi, ahşap elemanlar, kapı ve pencereler), yapıda tespit edilen bozulmalar ve nedenleri (doğal etkenlerden kaynaklanan bozulmalar, bakımsızlık ve yanlış müdahaleden kaynaklanan bozulmalar) incelenmiştir. Çalışmanın beşinci bölümünde,binanın restitüsyonuna yer verilmiştir. Bu kapsamda yapının farklı dönemlerine tarihlenen ekleri ve onarımlarına değinilmiş, kronolojik bir analiz yapılmıştır. Sonrasında, restitüsyon kararlarına veri oluşturan bilgi ve belgeler incelenmiştir. Altıncı bölümde, binanın restorasyon projesi ele alınmıştır. Proje kapsamında yapının onarımı ve korunmasına ilişkin müdahaleler ve fonksiyonuna yönelik iyileştirme önerileri anlatılmıştır. Yedinci bölümde, kullanımına ilişkin önerilerde bulunulmuş, özgün işlevinin korunması ve devam ettirilmesi gerekliliği üzerinde durulmuştur. Çalışmanın sonuç bölümünde yapılan araştırmalar, analitik belgeleme çalışmaları, literatür araştırmaları doğrultusunda elde edilen veriler ışığında bir değerlendirme yapılarak, yapının korunması, yaşatılması için öneriler açıklanmıştı.

Merve Kaleci Hatipoğlu
İstanbul Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Süreli yayınlarda mimarlık eleştirisi: Mimarlık dergisi örneği

Mimarlık eleştirisi, hem bireysel hem de kolektif olarak mimarlık üzerine düşünmenin ve tartışmanın, mimari nesnenin mimarlığın bilgi alanı içerisindeki yerini kavramaya, anlamaya ve değerlendirmeye çalışmanın önemli bir aracıdır. Bu nedenle mimarlığın fiili süreçlerinden söylem alanına uzanan bir çerçeve tanımlar. Eleştiri, bir bilgi ve söylem alanı üzerinde şekillenmesi ve temsil edilmesi ile gerekçelendirildiğinde, söylemin oluştuğu ve yayıldığı ortamın niteliği de önem kazanmaktadır. Mimarlık söyleminin kurulduğu ve yayıldığı bu iletişim ortamlarının başında gelen süreli yayınlar, bu işlevini, yayın kurullarının eğilimleri ve okuyucu kitlesinin beklentilerine bağlı olarak yerine getirir. Bu anlamda, sorunsal belirleme, onlara yaklaşma, içerik ve konu başlıkları da birbirlerinden farklılaşmaktadır. Bu tez çalışmasında, süreli yayınların, söylem alanları çerçevesinde mimarlık eleştirisine katkılarını araştırmak üzere, Mimarlar Odası tarafından yayınlanan "Mimarlık" dergisi özelinde bir incelemeye yer verilmektedir. Çalışma, mimarlık eleştirisi ve süreli yayınlar olmak üzere iki ana eksen üzerinde kurgulanmıştır. Bunlardan ilki olan mimarlık eleştirisi, tarihsel bağlamı içerisinde mimarlık bilgisi ve söyleminin değişimini incelemektedir. Diğer ana ekseni oluşturan süreli yayınlarda mimarlık eleştirisine ilişkin ikinci bölümde, öncelikle dünya literatüründe eleştirel kimliğiyle ön plan çıkan dergilere; toplumsal değişim ve dönüşüm sürecinde mimarlık söylemi ve eleştirisine katkıları çerçevesinde yer verilmiştir. Ardından, Türkiye'deki mimarlık dergileri ve eleştirel etkinlikleri genel bir çerçeveden ele alınmıştır. Dergilerin söylem üretiminde rol alan aktörleri de bu bölümün inceleme konularından bir diğeridir. Üçüncü bölümde, vaka çalışması olarak, "Mimarlık" dergisinin eleştirel etkinliğini araştırmak üzere bir incelemeye yer verilmektedir. Bu inceleme, eleştirinin tarihsel bağlam içerisinde değerlendirilmeye ihtiyaç duyan bir olgu olduğu düşüncesiyle, derginin kronolojik zaman dizgesi içerisinde çeşitli kırılmalarla söylemin farklılaştığı dönemlere ilişkin olarak yürütülmüştür. 1963-1971, 1971-1980, 1980-1986, 1986-1996, 1996-1998, 1998-2000 yılları arası ve sonrası olmak üzere belirlenen bu altı dönem, "Kronoloji ve Kırılmalar" bölümünün alt başlıklarında incelenmiştir. Bu dönemlerin belirleyicisi ise genel anlamda ortamı dönüştüren Türkiye'nin tarihi ve siyasi eşiklerine ve dergi özelinde yayın kurullarına bağlı olarak değişen söylem, içerik ve eleştirel etkinlik olmaktadır. Şüphesiz bu durum, belirlenen dönemlerin, kendi içlerinde homojen bir bütünlük gösterdiği anlamına gelmez; dönem içerisinde içerik, söylem ve eleştirel etkinlik açısından gerçekleşen farklılaşmalara, yine bu dönemlere ilişkin başlıklar altında değinilmektedir. Sonuç bölümünde ise, kurum kimliği ve işaret edilen dönemlerin genel eğilimleri çerçevesinde, "Mimarlık" dergisinin eleştirel etkinliğinin değerlendirmesine yer verilmektedir.

EleştiriMimarlık dergisi
Özge Evirgen
İstanbul Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessEN

Contractor's monitoring system of subcontractors' quality performance

Construction industry plays an important role in economies, and the quality problems in this industry has been an issue for many years. Thus, customer satisfaction and quality control gain importance to achieve project quality as one of the success targets for the project. Due to the importance of customer satisfaction, practitioners are interested in finding the best way of monitoring to control and assure the quality of construction projects. In addition, statistics demonstrate that main contractors are subcontracting out more work than in the past. In such case, the contractor's performance strongly depends on the subcontractors'. One of the typical project disputes between contractors and subcontractors is poor quality which also shows a general failure for subcontractors to proceed diligently with the scope of works. Therefore, there is a need for monitoring of quality performance to assist contractors in selecting their quality-oriented subcontractors who provide higher quality works within budget and on time. In this research, the field study of a large-scale airport project for the contractor's monitoring process of subcontractor's quality performance is presented to the attention of construction management academicians and professionals. The aim of this research is to evaluate the quality performance of the subcontractors in this international project, to investigate the underlying causes of an ineffective monitoring by the contractor, and to develop an effective subcontractors' quality monitoring system for contractors by using Six Sigma methodology which provides a systematic data-driven approach of using statistical tools to identify, measure, analyze, improve and control processes. Within this context, the second chapter provides the key concepts in relation to thesis such as; design build delivery system, subcontracting, quality and quality monitoring systems, and Six Sigma methodology. Since the case study has a design build project delivery system, a review of this system is presented, and it has been highlighted that the contractor is the single entity who is responsible for the overall project quality; hence, the subcontractors' quality throughout the project. The following section has expanded the overview of quality, and the existing monitoring systems to give an impression of the current situation of monitoring in construction. In general, it has been found out that there is no specific study focused on the contractor's monitoring of subcontractor's quality performance including both process and product quality. The aim of this research is to fill this gap by studying the contractor's monitoring system on both process and product quality of subcontractors in a large-scale international project. To study and improve the existing quality monitoring system for subcontractors in the case study, Six Sigma methodology has been taken into practice. Therefore, the concept of Six Sigma, the principles, tools and techniques of the methodology have also been explained under the literature review. The third chapter presents the case study project in terms of its characteristics and organization together with the contractor's vision and mission. This airport project has been chosen as a case study due to several reasons:  Being a design and build project, the monitoring of subcontractors' quality performance shall be done cautiously by the main contractor as he is the single entity who is responsible to the employer.  The project is an international project which is a relatively large-scale with total contract value of $1,8 billion. A large portion of the work has been subcontracted so that there are many subcontractors involved to be monitored and evaluated by the contractor which requires a systematic approach thereof.  This project is to be built in a high standard of quality, through strict compliance with the Employer requirements.  Although there is an existing monitoring system by the contractor, there are several improvement areas some of which are improved on the project with the researcher's participation during data collection for the thesis.  The project enables data collection which involves multiple sources including both qualitative and quantitative data via project quality documentation review, observation, and consultation. Following the examination of quality management system documentation and subcontractor obligations in terms of quality, the existing monitoring process for subcontractors' quality performance on the project is presented in two main sections namely; process monitoring and product monitoring. The fourth chapter covers the limitations of the existing monitoring system in the case study and suggests that the improvement can be achieved by studying the ways to increase efficiency in contractor's monitoring through process improvement. The improved model can be used to evaluate and score subcontractors based on defined key performance indicators and proposed ''Subcontractors Quality League'' with the identification of underperforming subcontractors. In addition, an implementation and control plan is generated for the list of actions to ensure that improvement actions have been implemented on the process. The method of monitoring and measuring of subcontractors' quality performance in this research provides real-time feedback of the quality performance and allows the contractor to determine if subcontractors are fully performing in accordance with quality requirements of the project, and allows the contractor to select quality-oriented subcontractors for future projects. Finally, the last chapter provides a brief outline and conclusion of this study together with findings, recommendations and future studies which can be derived from this research. Keywords: Subcontracting, Monitoring, Quality Performance, Six Sigma, Process Improvement.

Selver Ercan
İstanbul Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Geleneksel proje temin sistemlerinin eleştirisi ve alternatif bir model olarak başarım tabanlı yapım

Yakın zamana kadar sektör içi ve dışı çeşitli olanaksızlıklar ve pratik nedenlerle üretim sürecine ilişkin olarak belirli kalıpları benimsemiş olan inşaat sektörünün, artık gelişen ve değişen koşulları dikkate almasının ve bu yönde bir değişimi içeren yeniden yapılanma çalışmalarına yönelmesinin kaçınılmaz hale geldiği literatürde de ifadesini bulan bir gerçekliktir. Geleneksel yaklaşımın dışına çıkıp, rekabeti tüm sürece yayabilmenin ve bunun getirilerini elde edebilmenin gerekli koşulu, yapı üretim sürecinin fazları arasında gerçekleştirilecek bütünleştirme çabalarının artırılmasıdır. Bu açıdan, "tasarım – ihale – yapım" süreçlerini birleştiren bütünleşik yaklaşıma uygun örgütsel modeller uygulamada yerini almaya başlamıştır. Bu yaklaşımda, anahtar kavramların tasarımla rekabet (competition by design), rekabete yönelik üstünlük (competitive advantage), birlikte çalışabilirlik (interoperability), bütünleştirme (integration) ve buna yönelik bir kavramsal araç olarak yapı bilgi modelleme (building information modeling), yenilikçilik (innovativeness), enformasyon teknolojisi (information technology) ve başarım (performance) olarak belirlenmesi ve "başarım tabanlı tasarım/yapım/başarım tabanlı yapma çevre" (performance-based building/performance-based built environment) kavramı bağlamında, tüm sürecin bütünleşik bir bakış açısıyla yeniden düşünülmesi, bu çalışmanın çıkış noktasını oluşturmaktadır. İnşaat sektöründe, çeşitli düzeylerde başarımın ölçümüne yönelik modeller üzerinde uzunca bir süredir çalışılmaktadır. Bu alandaki temel eksiklik, yapım projelerinin ön karar aşamasından, yapım aşamasının sonuna kadar olan süreçte bu çalışmaların bir bütün olarak ele alınmasına yönelik temel bir algının varlığına rağmen, bu algı doğrultusunda, "sistem davranışı gösteren bir yapı yapma/yapma çevre oluşturma yaklaşımı"na ait ana aksların bütüncül bir yaklaşımla ve yeterli düzeyde ortaya konmamış olmasıdır. Bu sorunu çözmek için, rekabet ortamını yalnızca proje temin sürecinde uygulanabilir olmaktan çıkarıp, tasarım sürecine de yayacak ve bunun getirilerini de gerek yenilikçi çözümler arayıp bulmaya zorladığı yüklenici firmalara, gerekse bu çözümlerin önerdiği yeni ve ileri teknolojilere dayanan ürün ve bütünleşik süreçler ile projenin süresel, parasal ve ekonomik hedeflerine ilişkin başarımını müşteri (girişimci/yatırımcı/malsahibi/idare) yönünden artıran yaklaşımlara ihtiyaç duyulmaktadır. Bu çalışma, kapsamın genişliğinden dolayı sadece gerek duyulan noktalarda derinleşen, ancak, temelde problemin asli nitelikte görülen unsurlarını olabildiğince birlikte ele almayı deneyen; bunu yaparken de yukarıda sıralanan sınırlı sayıdaki kavramı öne çıkaran ve esas alan bir yaklaşımla "başarım tabanlı tasarım/yapım" kavramının, günümüz koşullarında yapı üretimindeki değişim ihtiyacını – sektörün bütünü için olmasa bile – ihtiyaç duyulan ve uygun bulunan projelerde hayata geçirebilmenin bir aracı olarak incelemeyi amaçlamaktadır. Bu inceleme sonucunda, söz konusu kavramın pratiğe aktarılmasında ihtiyaç duyulan altyapı gerekliliklerinin, olanakların ve mevcut bariyerlerin saptanmasına, bunların ışığında gerek örgütsel yapı, gerekse enformasyon teknolojisi ve ölçüm/hesaplama/değerlendirme sistemleri açılarından ihtiyaç duyulan yapıların ana ilkelerinin tanımlanmasına çalışılmıştır. Bu kapsamda; tez altı ana bölümden oluşturulmuş olup; bu bölümler; "Giriş", "Geleneksel Proje Temin Sistemleri ve Sorunları", "Başarım Kavramı ve Başarım Tabanlı Yapım Yaklaşımı", "Başarım Tabanlı Yapım: Anahtar Kavramlar", "Geliştirilen Başarım Tabanlı Yapıma İlişkin Kavramsal Model" ve "Sonuç ve Öneriler" olarak sıralanmaktadır. Birinci bölümde, araştırmada ele alınan konunun arka planı açıklanmış, problemin çıkış noktası ortaya konmuştur. Problem belirlenerek problemin çözümüne yönelik mevcut çalışmalar değerlendirilmiştir. Araştırmanın hedef ve amaçları ortaya konarak kapsam ve sınırları ile izlenen yöntem hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde, problemin ortaya çıkmasına ve bu çalışmanın yapılmasına sebep olan geleneksel proje temin sistemleri hakkında bilgi verilmiş; bu sistemlerin sorunlu yanları ortaya konmuştur. Üçüncü bölümde, başarım kavramının tanımı yapılmış; başarım ölçümü için ortaya konan modellerden bahsedilmiş; başarım tabanlı yapım hakkında bilgi verilmiş; başarım tabanlı yapımın tarihsel geçmişi irdelenmiş ve konuyla ilgili çalışma yapan organizasyonlar hakkında literatür taramalarından elde edilen bilgiler verilmiştir. Dördüncü bölümde, bu çalışmanın odak noktasını oluşturan ve inşaat sektörüne yön veren anahtar kavramlar olan yenilik, rekabet, enformasyon teknolojisi ve sürdürülebilirlik ile yapı bilgi modellemesi hakkında literatür taramalarına yer verilmiş, her bir anahtar kavramın tanımı yapılmış ve yapı üretim sürecindeki yeri ve öneminden bahsedilmiştir. Beşinci bölümde, tez kapsamında geliştirilen ve ortaya konan temin sistemine yönelik kavramsal model ile ilgili konular ele alınmıştır. Modeli oluşturan kavramlar, paydaşlar, örgütlenme şeması ortaya konmuştur. Ayrıca, ortaya konan kavramsal model ile ilgili uzmanların kritik ve değerlendirmelerine yönelik yapılan yüz yüze görüşmelerin sonuçları bu bölümde değerlendirilmiştir. Altıncı bölümde söz konusu çalışmanın bilimsel açıdan, uygulama yönünden ve ekonomik olarak sonuçları tartışılmış ve gelecekteki çalışmalara yönelik görüş ve öneriler sunulmuştur. Çalışma sonucunda, "Başarım Tabanlı Yapım" kavramını inşaat sektöründe belirlenen anahtar kavramlar üzerinden pratiğe aktarabilecek kavramsal model ortaya konmuş ve tüm yönleriyle tartışılarak geleneksel yönteme alternatif bir temin sistemi olarak inşaat endüstrisinin kullanımına sunulmuştur.

Serkan Arslan
İstanbul Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Davud Paşa Külliyesi yapıları ile yakın çevresinin tarihsel gelişimi ve koruma sorunları

İstanbul'un fethini izleyen yıllarda, şehrin imar ve iskânının sağlanması amacıyla, devlet adamları çeşitli bölgelerde yapılar inşa ettirmiş ve bu yapılar etrafında yeni yerleşimler gelişmiştir. Sultan II. Bayezid döneminde yaklaşık 15 yıl (1483-1497) sadrazamlık yapan Davud Paşa da, Tarihî Yarımada'nın 7. tepesi olarak bilinen bölgede, inşa ettirdiği külliye ile bölgenin gelişimine katkı sağlayan kişilerden biri olmuştur. Davud Paşa Külliyesi; cami, medrese, sıbyan mektebi ve imaret yapıları ile, bu yapılar için tesis edilen iskele hamamı, han, çifte hamam ve sayısı 100'ü aşkın hücre ve dükkandan meydana gelmektedir. Davud Paşa tarafından vakfedilmediği halde, semtin paşanın ismiyle anılması nedeniyle; burada bulunan mahkeme, iskele, rüştiye ve değirmen yapıları da "Davudpaşa" ismiyle tanımlanmaktadır. Bu çalışmada; adı geçen yapıların yapım ve onarım süreçleri incelenmiş, güncel koruma sorunları belirlenmiştir. Çalışma sadece yapılar ile sınırlandırılmamış; incelenen yapılar, aynı zamanda içerisinde konumlandıkları yaklaşık 1 km2'lik alanın kentsel ve sosyo-kültürel gelişimi ile birlikte paralel olarak ele alınmıştır. Tespit edilen sorunları ortadan kaldırmak ya da hafifletmek amaçıyla yapı ve çevre bazında koruma önerileri geliştirilmiştir. Yüzyıllar önce inşa edilmiş ve çeşitli müdahalelere maruz kalmış kültür varlıkları üzerinden elde edilebilecek veriler kimi zaman kısıtlı kalabilmekte ya da teknik veya idari nedenlerle özgün verilere ulaşılması çok zor olabilmektedir. Bu noktada; kültür varlıklarının inşa, keşif ya da onarım kayıtlarını incelemek, bu varlıkların geçmişi hakkında değerli verilerin elde edilmesine katkı sağlamaktadır. Bu nedenle çalışmada birincil kaynak olarak Osmanlı arşiv belgelerinden faydalanılmıştır. Başta Başbakanlık Osmanlı Arşivi ve Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi olmak üzere çeşitli arşivlerde yapılan katalog taraması ile ulaşılan belgeler konuya ilgisine göre tasnif edilmiş, belgelerden Osmanlıca olanların transkripsiyonları yapılarak çalışmada kullanılmıştır. İlgili literatürde bulunan ve bu güne kadar farklı çalışmalarda transkripsiyonları sunulan belgelerden özgün Osmanlıca aslına ulaşılabilenlerin de, hata olma ihtimali göz önüne alınarak transkripsiyonları gözden geçirilmiştir. Çalışmada ayrıca eski haritalardan ve fotoğraf gibi görsel kaynaklardan da yararlanılmıştır. Çalışma sürecinde, Davud Paşa Medresesi ve Davud Paşa Camisi'nde restorasyon çalışmalarının başlaması üzerine, yerinde yapılacak incelemelerden elde edilecek verilerin de çalışmaya dahil edilmesi amacıyla, restorasyon çalışmaları takip edilmiş ve değerlendirilmiştir. Doğal afet ve yangınların bölgede yol açtığı tahribat ve özellikle 19.yy'ın sonundan itibaren uygulanan bayındırlık faaliyetleri sonucunda bölgede genel dokunun büyük oranda değiştiği tespit edilmiştir. Yapı bazında ise, 1509, 1766 ve 1894 depremlerinin tümünde ağır hasar gören külliye yapılarının merkeze yakın diğer külliyeler ile karşılaştırıldığında, hemen hemen her dönem koruma ve onarım bakımından geri planda kaldığı görülmektedir. Çalışma kapsamında yapılan incelemelerde, külliye yapılarından Davud Paşa Camisi'nin dinî amaçlı kullanımı sebebiyle diğer yapılara oranla onarım bakımından ön planda tutulduğu görülse de; bu uygulamaların malzeme, teknik ve işçilik bakımından çok nitelikli olmadığı anlaşılmıştır. Tarihi boyunca pek çok kere tahribata uğrayan ve 1855 Bursa depreminin ardından tamamen yıkılan son cemaat yeri, yapının yıllar içerisinde en fazla müdahale gören ve parçası olmuş ve özgün kimliğine ait verileri yitirmiştir. İçerisinde şadırvanın yer aldığı avlu ise 20.yy'dan itibaren yeni yapılaşmalar sonucu ortadan kalkma noktasına gelmiş, günümüze sadece bazı duvar parçaları ulaşabilmiştir. Bunun yanında, günümüze ulaşan külliye yapılarından Davud Paşa Medresesi'ne afetler sonrasında gerekli onarımın uzun yıllar yapılmadığı anlaşılmıştır. Farklı duvar örgü sistemlerinin izlenebildiği medrese; özellikle 20.yy'da nitelikli bir onarım geçirmemiş ve bu durum tahribatının artmasına neden olmuştur. İçerisinde evsizlerin barındığı, zaman zaman kurban kesim yeri gibi uygun olmayan fonksiyonların yüklendiği yapının revak kubbelerinden sadece biri büyük ölçüde özgünlüğünü korumaktadır. Ayrıca; külliye yapılarından imaret, hamam, han, sıbyan mektebi ve dükkanların günümüze ulaşmadığı ve hazirenin de yüzyıllar içerisinde küçülmesiyle aralarında Davud Paşa'nın kızının mezarının da olduğu tespit edilen bazı mezarların ortadan kalktığı anlaşılmıştır. Osmanlı döneminde Davud Paşa Külliyesi yapılarının onarım süreçlerinin uzaması, hatta bazen hiç yapılamamasına bağlı olarak oluşan tahribatın başlıca sebepleri arasında, yapıların merkezden uzak konumu ve vakfın ekonomik açıdan zayıf olması gösterilebilir. 20.yy'da ise üst ölçekteki bölgesel kararlar ve imar faaliyetlerinin külliye yapılarını olumsuz etkilediği görülmektedir. Ayrıca 20.yy'da yapıların yakın çevrelerinde büyük hastane komplekslerinin kurulması ile çalışma bölgesinde izlenebilen yıkım sadece fiziksel boyutta kalmamış, bölge için zihinlerde yerleşen "tıp ve sağlık hizmetleri" algısı nedeniyle, bölgenin tarihî kimliği unutulmaya yüz tutmuştur. Oysa her türlü yıkım ve müdahaleye rağmen Tarihî Yarımada'da Bizans dönemine kadar uzanan kültürel kimliğini korumaya devam eden bölge; Davud Paşa Külliyesi dışında birbirine çok yakın konumda dört önemli külliye daha bulunması nedeniyle Osmanlı mimarlığının gelişim çizgisini yansıtması bakımından da kıymetlidir. Bu doğrultuda çalışma kapsamında Davud Paşa Külliyesi yapıları ve yakın çevreleri için geliştirilen koruma önerilerine ek olarak Tarihî Yarımada'nın ilgili bölümünde oluşturulması önerilen gezi rotasının bölgenin tarihî ve kültürel bir çekim merkezi olmasını destekleyeceği düşünülmektedir. Sadrazam Davud Paşa yapıları çerçevesinde, öncelikle özgün arşiv belgelerinden yararlanılarak Tarihî Yarımada'nın periferi olarak tanımlanan bir bölgesindeki gelişim ve değişiminin takip edildiği bu tez çalışması ile, aynı zamanda benzer konularda yapılacak çalışmalara özgün ve esin verici bir kaynak oluşturmak hedeflenmektedir.

Zeynep Ceran Keçici
İstanbul Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Konut ve yerleşmelerde güneş enerjisinin etkin kullanımı açısından imar mevzuatının irdelenmesine yönelik bir çalışma

Artan dünya nüfusu ve tüketim, enerjiyi tüm dünyada devletlerin en önemli ortak meselesi haline getirmiştir. Enerjinin nasıl temin edileceği önemli bir planlama konusudur. Petrol, doğalgaz ve kömür gibi birincil enerji kaynaklarının tükenmekte oluşu, kullanımları sonucu ortaya çıkan sera gazı salımları ve bu salımlar nedeniyle artan dünya ortalama sıcaklıkları ve küresel ısınma sorunu enerjiye yeni bakış açıları getirmeyi zorunlu kılmıştır. Bu bağlamda mevcut enerjinin etkin kullanımı ve yenilenebilir enerji kaynakları önem kazanmıştır. Dünya nüfusunun büyük bir kısmını barındıran kentsel alanlar, ve bu kentsel alanlardaki bina stoğunun da çok büyük bir kısmını oluşturan konut alanları, yapılan projeksiyonlarda artma eğilimi gösteren nüfus ve enerji ihtiyaçları nedeniyle enerji etkinliği konuşunda öncelikle eyleme geçilmesi gereken alanlardır. Binalarda konfor koşullarını, öncesine oranla ne kadar az enerji harcayarak sağlayabilirsek, o oranda enerji etkinliğini arttırmış oluruz. Bu açıdan binalardaki enerji harcamalarında önemli bir pay teşkil eden ısıtma ve soğutma giderlerinin azaltılması, enerji etkinliği açısından son derece önemlidir. Enerji etkinliği ve yenilenebilir enerji kaynakları bir arada düşünüldüğünde, Türkiye için yenilenebilir enerji kaynağı olarak ilk akla gelen kaynak güneş enerjisidir. Güneş enerjisinin yapma çevre tasarımında etkin bir şekilde kullanılabilmesi için, imar mevzuatı en önemli araçlardan biri olarak ele alınabilir. Gelişmiş ülkelerin aksine, iklimsel verilerin değerlendirildiği, iklim duyarlı bir imar mevzuatı Türkiye'de çok yeni bir kavram olup, iklimsel verilerin mevcut mevzuatta yeterli seviyede ele alındığı söylenemez. Enerji etkin bir çevre tasarlanabilmesi için, bu sürecin yönetiminde etkili olan paydaşlara rehberlik eden imar mevzuatının iklim duyarlı bir yaklaşıma sahip olmasının önemi büyüktür. Bu tez çalışması kapsamında, konut ve yerleşmelerde güneş enerjisinin etkin kullanımı açısında imar mevzuatının bir değerlendirmesi yapılmıştır. Değerlendirmede, özellikle yerleşme ölçeğindeki tasarım parametrelerini oluşturan; arazinin eğimi ve yönlenmesi, bina aralıkları, bina yükseklikleri parametreleri mevzuat kapsamında irdelenmiştir. Binaların enerji etkinlikleri, farklı bina yüksekliği ve bina aralıklarına göre değişen ısıtma-soğutma yükleri, CO2 salımları ve güneş ışınımı kazançları üzerinden karşılaştırılmıştır. Böylece üzerinde çalışılan tasarım parametrelerinin, güneş enerjisinin etkin kullanımında ne kadar önemli olduğu gösterilerek, imar mevzuatına dahil edilmelerinin önemi vurgulanmaya çalışılmıştır. Güneş enerjisine duyarlı bir imar mevzuatı daha sürdürülebilir ve enerji etkin bir yapma çevre için önemli bir adım olacaktır. Çalışma 5 bölümden oluşmaktadır: Birinci bölüm olan giriş kısmında dünyanın nüfus ve enerji konusunda geldiği durum ortaya konularak, yapma çevre, enerji, tasarım ve planlama kavramları üzerinden mevcut sorunlar vurgulanmıştır. Bu bağlamda çalışmanın amacı, kapsamı ve yöntemi anlatılmıştır. İkinci bölümde konut ve yerleşmelerde güneş enerjisinin etkin kullanımı başlığı altında, planlama ve mimarlık disiplinlerinde enerji etkinliğinin yeri ve önemi araştırılarak, yenilenebilir enerji kaynaklarından güneş enerjisinin konut ve yerleşmelerde etkin kullanımı için değerlendirilmesi gereken tasarım parametreleri üzerinde durulmuştur. Çalışmanın üçüncü bölümünde güneş enerjisinin etkin kullanımı ve imar mevzuatı ilişkisi araştırılmıştır. Şehirlerin ve onun önemli bir yüzdesini oluşturan binaların ve bina çevrelerinin oluşumunda önemli bir belirleyici olan imar mevzuatının genel kavramları açıklanarak, enerji etkin konut ve yerleşmeler için önemine değinilmiştir. Bölüm içerisinde dünyada ve Türkiye'de imar kanunları, yönetmelikler ve fiziki planlar incelenmiştir. Bu bölümde ayrıca dünyada imar mevzuatının etkili bir araç olarak kullanıldığı planlama ve tasarım örnekleri verilmiştir Çalışmanın dördüncü bölümünde imar mevzuatında güneş enerjisinin etkin kullanımı, seçilen çalışma alanları üzerinden incelenmiş, imar mevzuatında değişen durumlara göre çalışma alanlarındaki binaların enerji etkinlikleri irdelenmiştir. Çalışma alanlarını oluşturan yerleşme dokularının her biri dört farklı durum için analiz edilmiştir. Bu durumlardan birincisi geçerli olan uygulama imar planına göre mevcut durum, ikincisi düz ve eğimli arazide olmaları durumu, üçüncüsü İstanbul İmar Yönetmeliği'nde verilen bina yükseklikleri ve bina aralıklarına göre düzenlenmiş olan durum ve dördüncü durum ilgili nazım imar planında verilen yoğunluğa göre düzenlenmiş olan durumdur. Çalışmanın son bölümü olan beşinci bölümde ise çalışma sonuçları açıklanmış ve değerlendirilmiştir. Çalışma yöntemi 4 temel adımı kapsamaktadır. Birinci adımda güneş enerjisinin etkin kullanılması için konut ve yerleşme tasarımında etkili olan parametrelerin değerleri belirlenmiştir. İkinci adımda İstanbul İmar Yönetmeliği'nin bu parametrelerle ilgili maddeleri taranmış, yerleşme ölçeğindeki tasarım parametrelerini ilgilendiren maddeler olan bina yüksekliği ve bina aralıklarıyla ilgili maddeler tespit edilmiştir. Üçüncü adımda mevcut mevzuatın üzerinden incelenebilmesi için Başakşehir ilçesinde İstanbul'un yapılaşma eğilimini yansıtan farklı nüfus ve yapılaşma yoğunluklarında 3 farklı yerleşme dokusu çalışma alanı olarak seçilmiştir. Son adım olan dördüncü adımda, seçilen yerleşme dokularında yer alan binaların ısıtma-soğutma yükleri, pencerelerden güneş ışınımı kazançları ve karbondioksit salımlarının belirlenebilmesi için gerekli olan tasarım parametrelerinin değerleri çalışmada kullanılan, Energy Plus simülasyon motorunun kapsamlı ara yüzü olan, DesignBuilder isimli simülasyon programında tanımlanarak analizler yapılmıştır. Çalışmada enerji simülasyonu programının kullanılmasının nedeni, bu analizlerin 1 yıllık periyod için yapılıyor olması ve simülasyon programının 10 yıllık iklimsel veri kullanımına imkân sağlayarak hızlı, ekonomik ve güvenilir olmasıdır. Ekler Bölümünde ise: • Türkiye'nin iklim bölgelerine ait harita • İstanbul için ısınma enerjisi bakımından uygun bina aralıkları • İstanbul Çevre Düzeni Planı (15.06.2009 t.t.li) • DesignBuilder Programı'nın tanıtımı • Çalışma dokularına ait veriler yer almaktadır.

Enerji etkin planlamaEnerji etkin yaklaşımEnerji verimliliği+7
Işıl Kalpkırmaz
İstanbul Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Hastane binalarında sismik izolasyon sistemlerinin kullanım kararının bina üretim sürecine etkileri

Dünya genelinde deprem yüzünden ölen insanların sayısı gün geçtikçe artmaktayken 1.derece fay hattı üzerinde olan ülkemizde de depreme karşı alınan önlemler hızla gelişmektedir. Kalkınma ve gelişme politikası olarak birçok bölge kendi projesini geliştirirken bütün binalarda depreme karşı önlemler alınması hedeflenmektedir. Özellikle depremlerde kesintisiz hizmet vermesi gereken kamu binalarında sismik yalıtım ayrı bir önem kazanmaktadır. Örneğin İstanbul'da afet hazırlık projesi kapsamında hastane gibi birçok kamu binası depreme karşı yalıtımlı hale getirilmektedir. Depreme karşı hazırlanan stratejiler yönetmeliklerle de desteklenmekte, 2013 yılında yayınlanan genelge ile 100 yataklı ve üzeri hastanelerde sismik izolatör kullanımı zorunlu hale getirilmektedir. Sismik izolatör bugün için Dünya'da gelinen noktada en iyi deprem yalıtım performansı gösteren sistem olarak kabul edilmektedir. Ancak sismik izolatör kullanım kararının verilmesi bina üretim sürecinin alt evreleri olan girişim/ tasarım /ihale / yapım/ kullanım evrelerinde alınan kararlarla yakından ilgilidir. Bu çalışmada, sismik izolatör kullanım kararı verilen hastaneprojelerinde sismik izolatör kullanım kararının verilmesinin bina üretim sürecinin alt evrelerine olan etkisi, izlenmesi gereken adımlar, bu süreçlerde karşılaşılan problemler ve bu problemlerin çözümüne ilişkin alınması gereken önerilerinin ortaya konulması amaçlanmaktadır. Bu çalışma söz konusu hedefe İstanbul'da sismik izolatör kullanılarak yapımı tamamlanmış/tamamlanmakta olan 5 adet büyük ölçekli hastane binasının bina üretim süreçleri incelenerek ve uzmanlarından görüş alınarak ulaşılacaktır.

Elif Bakkaloğlu
İstanbul Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Tarlabaşı'nda yaşayanların göç sürecinde değişen bilişsel sınırlarının irdelenmesi

Göçmen toplulukları yeni bir yere ve o yerdeki mevcut sosyal dokuya uyum süreçlerinde kendilerine dair bir takım izler oluşturmakta ve bu izler bize kentin bazı sosyomekânsal parçalarını –göçmenlerin kendi egemenlik alanlarını- tanımlamaktadır. Her fiziksel göç ile birlikte sosyal yapının da taşınması bu izleri belirgin hale getirirken; özellikle yoksul göçlerinde uyum sürecindeki kalabalık yaşamın varlığı ve dayanışma çerçevesinde sosyal birlikteliğin daha da sıkılaşması bu duruma daha fazla önem atfetmektedir. Kuvvetlenen bu sosyal birliktelik bünyesinde; mahremiyet alanı, egemenlik alanı ve savunulan alan algısını barındırmaktadır. Uyumun ve yardımlaşmanın sağlanamadığı, birlikteliğin oluşmadığı tezat durumlarda ise yabancılaşma gözlemlenmekte ve ayrıştırıcı sınırlar oluşmaktadır. Bu sebeplerle yoksul göçlerinde yeni yere uyum; göçmenlerin kendi sosyokültürel grupları içinde dayanışma ağları kurup, ağ içerisindeki sınırları muğlaklaştırdığı ve diğer kültürlere ve kentin kalanına yabancılaşarak, kendi ağları dışına daha net sınırlar çizdiği bir sürece dönüşmektedir. Egemenlik alanı / savunulan alan algısı, yoksul göçleri ve uyum süreçleri kavramlarına insan çerçevesinde odaklanan ve bu odağı Tarlabaşı örneği üzerinde irdeleyen çalışmanın temel savı mekân algısının mekânın fiziksel özellikleri kadar yaşattığı sosyal özelliklere de bağlı olduğu savunusudur. İnsan çevreyi, fiziksel ve sosyal yapının ayrılmaz bütünlüğü içinde; hem ondan etkilenerek hem de onu etkileyerek algılar. Bu noktada algı ve davranışa dair süreçlerin tutarlı bir analizi için salt fiziksel etmenlere odaklanmak yerine; psikolojik, sosyolojik, kültürel, ekonomik etmenler bir bütün içinde değerlendirmeye alınmalıdır. Bu gereklilik sebebiyle çalışma kapsamında bütünlüklü bir kuramsal altyapı sunan işlemselci (ing. transaksiyonalist) yöntemden yararlanılmıştır. Bu kuramsal çerçevede çevresel davranış, egemenlik alanı / savunulan alan algısı, yoksul göçleri ve uyum süreçleri değerlendirilmiştir. Bu çerçevede öncelikle işlemselci yöntem detaylı biçimde incelenmiş; çevre davranışın bilişsel kuramları çerçevesinde bilişim, algı ve davranışın bütünleşik süreçler olarak ele alınmasından faydalanılmıştır. Bilişsel haritalama ve mekân imgeleri üzerinde durulmuştur. Ardından bilişsel alan kuramları irdelenmiş; mahremiyet, egemenlik alanı ve savunulan alan olgularına yoğunlaşılmıştır. Göç çerçevesinde ise komşuluk ilişkilerini ve uyum sürecini yöneten, anlatan durumlar olarak uyum ve çevresel stres kavramları öne çıkmaktadır. Kuramsal çerçevenin ardından geliştirilen alan çalışmasında ise Tarlabaşı'nda yaşayan kişilerin egemenlik alanı ve savunulan alana dair algısının bağımlı olduğu faktörler araştırılmıştır. Göç öncesi, göç sonrası ve mevcut durum halinde süreci gösteren üç dönem; konut ve hane durumu, yaşam hissiyatı, komşulukla ilişki ve yardımlaşma, egemenlik alanı / savunulan alan algısı kapsamında karşılaştırılmıştır. Bununla birlikte yabancılar ve geçici ziyaretçiler ile göçmenlerin ilişkileri; kültürler arası ilişkiler; göçmenlerin Tarlabaşı'nın içinde ve dışında vakit geçirdiği yerler ve kentin bu parçaları hakkındaki düşüncelerine dair bilgiler edinilmiştir. Alan çalışmasında 41 kişilik bir görüşme grubuna anket yapılarak sosyodemografik özellikler, göç süreci, sosyal yapı ve kültürler arası ilişkiler ve bilişsel haritalamaya ait bilgiler edinilmeye çalışılmıştır. Bilgiler SPSS'e girildikten sonra frekans ve çapraz tablo analizleri yapılmıştır. Çapraz tablo analizlerinde X2 (Ki-Kare) testi yapılmış ve 0.05 altı değerler bağıntı olarak Kabul edilmiştir. Egemenlik ve savunulan alan konut ve boş vakitte gidilen yerlerin bilgileri sentezlenerek haritaya aktarılmıştır. Bunun sonucunda Tarlabaşı'nda sosyokültürel bağlam temelinde yerleşim ve egemenlik alanı tanımının ortaya konması amaçlanmıştır. Alan çalışması sonucunda sosyal ilişkilerin bileşeni olarak komşuluk ilişkisinin niteliği, yardımlaşma düzeyi, görüşme sıklığı ve ev ziyaretleri ile egemenlik alanı / savunulan alan algısı arasında bağıntı bulunmuştur. Komşuluk ilişkisi olumlu oldukça egemenlik alanı / savunulan alan sınırları genişlemektedir. Benzer şekilde semtte yaşam süresi ve ilişki kurulmak istenen sosyokültürel gruplar arasında da ilişki tespit edilmiştir. Göç eden toplulukların akraba, hemşeri ve komşuluktaki diğer kimselerle kurdukları dayanışma ağları ile çevresel stresi, yabancılaşmayı azaltıp kente uyum sağlamaya çalıştıkları ve izlenen bu süreçte egemenlik alanının daha dar olduğu tespit edilmiştir. Tüm bunlara ek; göç zamanı ve bu yerde geçirilen süre diğer göçmenler tarafından benimsenme konusunda önemli bir kıstas olarak tespit edilmiştir. Bu noktada kuramsal çerçevede edinilen bilgi; çalışmanın temellendiği savunuyla paralel biçimde kentin bir bütün olarak algılanması, deneyimlenmesi ve anlamlandırılması gerekliliğidir. Göç koşullarının olumsuzluğu bir yandan mevcut sosyal çevreyi güçlendirerek görece olumlu ve geniş mekânsal aidiyet sunsa da; beraberinde getirdiği kentin ve kentlinin kalanına ve sonradan gelen göçmenlere karşı yabancılaşma olumsuz görülmektedir. Mimarlık mesleği mekânın en nihayetinde bir araç olduğunun farkını hatırlayarak, mekân deneyimi ve algısının özünde sosyal, ekonomik, psikolojik ve kültürel faktörlerin etkisinde oluştuğunu göz önünde bulundurmalıdır.

Bölgesel egemenlikDoğu Anadolu göçleriKenar semt+7
Cem Eren Güven
İstanbul Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Çağdaş kabile konutlarının doğal yerel veriler bağlamında analizi

Dünyanın farklı bölgelerindeki araziler, binlerce yıldır, farklı kabilelere yerleşme imkanı sağlamıştır. Tez bağlamında, küresel ölçekte son iki asırdır varlıkları belgelenen, toplamda 186 adet olmak üzere, kabile kültürlerinin tek hücreli konut yapıları analiz edilmiştir. Kabile konutlarının formu, boyutu, kullanım şekli ve yerleşim planları, insan toplulukları arasında farklılık göstermektedir. Bu farklılığın, değişiklik gösteren arazi ve iklim koşulları ile farklılaşan yerel malzemeden kaynaklandığı düşünülmektedir. Tez omurgasının oluşturulma sürecinde ilk olarak, kütüphanelerden, piyasadan ve internetten vernaküler mimari, geleneksel mimari, yerel mimari, kabile yapıları, ilkel yapı, kır yapıları, barınak, mimarlık tarihi, köy ve vernaküler yerleşim alanlarındaki kaynaklar derlenmiştir. Derlenen kaynaklardan kabile konutları hakkında bulunan fotoğraf, mimari çizim (plan, kesit, görünüş, eskiz, yerleşim planı) gibi görsel malzemeler ile bir dijital arşiv oluşturulmuştur. Aynı yapım sistemine sahip ve benzer formdaki kabile konutları sınıflandırılmıştır. Bu görsellerin bir kısmı, tezin dördüncü bölümünde ait olduğu yapım sistemi ile ilgili incelemeye dahil edilmiş, diğer kısmı ise eklerde sunulmuştur. Her bir kültürün, coğrafi konumu ve açıklaması ilgili bölüme eklenmiştir. Antropoloji, maddesel kültür, arkeoloji, jeomorfoloji, yerel yapı malzemesi, yerel iklim, iklimin yapı üzerindeki etkileri, yapı formu, yapım sistemleri konularında ek ve destekleyici araştırmalar yapılmıştır. Farklı kaynaklardaki doğal yerel özelliklerin sınıflandırılması incelenmiştir. En rasyonel olduğu düşünülen sınıflandırma sistemleri tercih edilmiştir. Özet bilgiler, tezin ilgili bölümlerine, kabile yapılarına etkileri gözetilerek eklenmiştir. Gerekli görüldüğü durumda bu bölümlerdeki sınıflandırmaya, orjinal kaynaklarda yer almayan tipler eklenmiştir. Kabile yapıları, iklime göre incelenirken, hem Koppen-Geiger, hem de EVAW (Encyclopedia of Vernacular Architecture of the World)' ın iklim sınıflandırmasından faydalanılmıştır. Yapı malzemesi ve arazi konusunda yapılan incelemelerde genellikle EVAW' dan faydalanılmıştır. Form ve yapım sistemine göre kabile yapıları sınıflandırıldıktan ve doğal yerel veriler bağlamında kabile yapıları analiz edildikten sonra, konutların yapım sisteminin belirlenmesinde kabilelerin yaşama biçiminin de etkisi olduğu anlaşılmıştır. Hipotezde yapısal özellikler üzerinde antropolojik ögelerin etkili olmadığı vurgulansa da, kabilelerin yaşama biçimi ile ilgili olan ikinci bölüm teze eklenmiştir. Değerlendirme kısmında, holistik yaklaşımla kabilelerin yaşama biçimine, konutların yapım sistemine, yapım sistemi ile malzeme ilişkisine ve benzer formdaki yapıların kıtalara dağılımına göre sayısal analizler yapılmış ve yorumlanmıştır. xxix Yaşama biçimine göre kabile toplulukları, avcılık-toplayıcılık veya çobanlık yapabilmekte ya da tarım ile uğraşabilmektedir. Avcı toplayıcı topluluklar, diğerlerine göre hem yaşama biçimi hem de yapıları en ilkel olan topluluklardır. Sürü halinde dolaşmaktadırlar. Genellikle günlük veya birkaç günlük kurdukları kamp alanlarında, hızlıca basit iskelet sistemli üzeri ot/yaprak kaplı, küçük boyutlu geçici yapılar inşa etmektedirler. Göçebe çoban topluluklar, hayvanlarını beslemek, balık güzergahını takip etmek gibi amaçlarla genellikle sezonluk olarak, hayvanları ile birlikte yer değiştirmektedirler. Su kaynakları ve/veya bitki örtüsü, bu toplulukların sezonluk yer değiştirmesini belirleyen etkenlerdir. Bu toplulukların bir kısmı yapılarını yapılarını göç ettikleri yere taşırken, diğer kısmı her gittiği yerde, o bölgenin yerel özelliklerine göre, yazlık ve kışlık olmak üzere, yapılarını inşa etmektedir. Yurt gibi iskelet sistemli yapılar sökülmeksizin bütün halde taşınırken, kara çadır gibi gergi sistemli yapılar, sökülerek taşınmaktadır. Tarım toplulukları ise yapılarını kalıcı olarak inşa etmekte, kültür devam ettiği sürece, yapılar ayakta kalmaktadır. Bu yapılar, tarım topluluğunun kültürüne göre küçük boyutlu tek aile konutları veya birkaç ailenin bir arada yaşadığı komünal konut yapıları olabilmektedir. Her üç yaşama biçimine sahip kabile topluluklarında pek çok örnekte hayvanlar ile birlikte aynı konut yapısı içerisinde yaşandığı görülmektedir. Binlerce yıllık tecrübeye dayanan kabile kültürlerinin ürünü olarak konut yapıları, kabile topluluklarının yaşama biçimi ile birlikte yerel özelliklere, yani malzeme kullanımına, yerel iklime ve yerleşim arazisine göre incelenmiştir. Sıcaklık, soğukluk, nem, rüzgar, yağmur, kar, güneş ışınımı ve günlük/sezonluk sıcaklık farkları gibi iklimsel özellikler, yapı formunun, yapının zemin ile kurduğu ilişkinin, yapı kabuğunun geçirgenliği ve katmanlaşmasının belirlenmesinde, yapının yarı açık veya kapalı olmasında etkilidir. İklimsel özellikler, yapı boyutlarının belirlenmesinde çok etkili değildir. Flora, fauna ve yer kabuğunun yapısı ile birlikte değerlendirilmesi gereken arazi, büyük ölçüde yapıların bir araya gelişinde, birbirleri ile etkileşiminde etkilidir. Kabile yapıları kümelenme, bitişme, çevrelenme, ayrıklaşma gibi farklı çeşitlerde bir araya gelebilmektedir. Araziye yerleşim gömülü, yarı toprak altı, zemine bitişik veya yükseltilmiş olabilmektedir. Gömülü (mağara ve toprak altı) yerleşimlerde, yerleşim arazisi insan eliyle oyularak veya doğal oyuk haliyle kullanılmaktadır. Yapı formunun oluşturulması araziyi oluşturan yapı malzemesine bağlıdır. Gömülü sistemlerde yapı çıkararak oluşturulurken, tüm diğer yapım sistemlerinde yapı, araziye eklenmektedir. Yükseltilmiş yapılar, tropikal orman ve tropikal kıyı bölgelerinde bulunmaktadır. Yarı toprak altı yapıların tamamı kutupsal ve yarı kutupsal iklim bölgelerinde bulunmaktadır. En sık rastlanan zemine bitişik yapılar, farklı arazi tiplerinde ve farklı iklim bölgelerinde bulunabilmektedir. Malzeme çeşitlerine göre kabile yapılarının analizi yapıldığında, iskelet sistemlerin neredeyse tamamında taşıyıcı olarak ahşabın kullanıldığı, göçebe toplulukların iskelet sistemli veya gergi sistemli yapılarını genellikle hayvansal malzemeler ile kapladıkları, bitkisel malzemenin çoğunlukla çatı kaplama malzemesini oluşturduğu, yığma yapılarda taş, toprak ve kil, tuğla veya buz/kar blokları kullanıldığı xxx görülmektedir. Kabile yapılarında en çok kullanılan malzemelerin ahşap, toprak ve bitkisel malzemeler olduğu, taş, hayvansal malzeme ve kar/buz kullanımının daha seyrek olduğu ortaya çıkmaktadır. Çağdaş kabilelerin tek hücreli konut yapıları, taşıyıcı sistemine göre dört ana tipe ayrılmaktadır. Tez kapsamında incelenen yapıların yarısından fazlası iskelet sisteme sahipken, neredeyse çeyreği yığma sistemlidir. Geri kalan kısım ise gergi veya oyuk sistemlidir. Sonuç olarak, doğal yerel verilere ek olarak, yaşama biçimi bağlamında benzerlik gösteren kabilelerin benzer taşıyıcı sistem ve forma sahip konut yapıları inşa ettikleri ortaya çıkmıştır. Ancak, doğal yerel verilerden biri olan arazinin, yerel malzemenin oluşmasını ve kabile topluluklarının yaşama biçimini etkileyerek, yapı formu ve taşıyıcı sistemini doğrudan değil dolaylı yoldan etkilediği anlaşılmıştır. Kabile konutu formu ve taşıyıcı sistemi üzerinde, üç doğal yerel veriden en çok malzeme etkili olmaktadır.

Selin Küçük
İstanbul Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessEN

Examination of fire safety measures taken in refunctioned hospital buildings

Fire is a disaster which can cause great harm to buildings and their occupants in a short time. In the face of such a disaster, importance of protecting of health care facilities becomes more important because of physical and mental conditions of their occupants and stored combustible and flammable materials in health care buildings such as hospitals. In Istanbul, many private health care institutions serve people. These institutions often rent or buy the buildings which were designed and constructed for different types of functions and then renovate them into health care premises. During this renovation process, fire safety measures are neglected or considered as less important. But in fact, these measures should be taken very carefully and be applied properly during these renovation works. Additionally, importance of adapting fire safety measures into the new function of these buildings emphasize in the Turkey's Regulation on Fire Protection. This study focuses on buildings located in Istanbul which are built for different functions but renovated into health care buildings and are still in use. Buildings which are built as health care buildings are beyond the scope of this study. The aim of this research is to investigate how fire safety measures are applied to these buildings which refunctioned into health care premises. In this way, the importance of applying fire safety measures properly according to owners of health care institutions can be analyzed. In health care buildings, certain rooms within patient-access areas constitute a particular fire hazard. These are known as "fire hazard rooms" and may include: chemical stores, cleaners' rooms, linen stores, disposal rooms, laboratories, lift-motor rooms, storerooms, kitchens, X-ray film and record stores, boilerhouses, flammable stores, laundries, main electrical gear, medical gas stores, medical records, pharmaceutical (manufacturing) areas. Healthcare staff must therefore make every effort to prevent fires from starting and must be prepared to respond if a fire breaks outs. When fires do occur in hospitals, improved fire alarm systems and fire suppression systems such as sprinklers should help to reduce the damage. All health care buildings must be subdivided into separate smoke compartments where patients can be moved without having to leave the building or change floors. Every health care institution needs to plan how the occupants will be kept safe in case of fire or smoke. Due to the fact that so many patients may be medically unstable and dependent on mechanical support equipment, complete evacuation of the facility in case of fire is to be initiated only as a last resort, and must proceed in a planned and orderly manner. Risk analysis is systematic use of available information to determine how often specified events may occur and the magnitude of their consequences. A fire risk assessment involves a physical inspection of the building to determine the adequacy of the existing fire precautions and the need for any additional measures. However, of equal importance to the physical inspection is a review of fire safety management in the organisation and consideration of the human factors – how people will respond to an emergency and whether they will take appropriate action. There are various risk analysis methods exist. Checklist method is chosen for this study. The checklist method employs the creation of a checklist of potential fire hazards and consideration of fire protection measures, either in place or to be added, to arrive at an assessment of the fire risks. The creation of a checklist of potential fire hazards allows a systematic check of potential fire hazards that are in place. 15 refunctioned hospital buildings were examined on-site with the help of their technical drawings. There are many big deficits in examined case buildings. These major deficiencies should be approached from many perspectives such as; the architects/engineers or firms who are responsible from renovation works, management or board of the premises, law-makers and users of buildings. For a good fire safety policy in buildings, priority should be occupant safety. Coordination between lawmakers, boards of institutions, designers and occupants becomes highly important issue in these kind of buildings. This study aims to arise awareness of the fire precautions which are being neglected during renovation works for refunctioned buildings.

Hospital buildingsRisk assesmentFire+1
Furkan Eruçar
İstanbul Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Enerji etkinliği açısından bir ilköğretim binasının aktif ve pasif sistem olarak performansının değerlendirilmesi

Dünya genelinde sanayileşme ve kentleşmenin etkisiyle, kullanılan enerjinin çoğunun yenilenemeyen fosil kaynaklardan elde edilmesi ve enerji ihtiyacının her yıl artması, nüfus için gerekli enerjiyi sağlamayı giderek zorlaştırmaktadır. Binalar fosil yakıt tüketiminde büyük bir yüzdeyi oluşturduğundan, yüksek miktardaki karbon dioksit salımından da sorumlu tutulmaktadırlar ve özellikle bina sektöründe enerjinin etkin kullanımının önemini ortaya çıkmaktadır. Okul binalarının Türkiye nüfusunun yaklaşık 1/4'ünün gün boyu içinde bulunduğu mekanlar olması dolayısı ile konfor ve enerji etkinliği bakımından irdelenmesi önem kazanmaktadır. Enerji, ekonomik kalkınmada olduğu kadar yaşam konforunda ve eğitimde de en önemli etkenlerden biridir. Bu tez çalışmasında Milli Eğitim Bakanlığı tarafından projelendirilmiş kamusal bir örnek olan 2004-53 tip ilköğretim okulu projesinin enerji etkin iyileştirilmesi hedeflenmiştir. Binaya ait bazı tasarım değişkenlerinin değerleri değiştirilerek ve alternatifler önerilerek, referans binaya göre ısıtma enerjisi giderlerindeki değişim irdelenmiş ve sonraki aşamada ise binada aktif sistemler devre dışı bırakılarak, binanın pasif bir sistem olarak işlev yapması durumunda, seçilen bir derslik üzerinde iç iklim değişkenlerinin değerleri incelenmiştir. Çalışma 4 ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm olan giriş bölümünde enerji sorunları ve nedenleri tartışılmıştır. İkinci bölümde enerji etkinliği kavramı ve önemi anlatılmıştır. Enerji etkinliği kavramı açıklanırken Türkiye'de enerji etkinliği gereksinimi ve binalarda enerji etkinliği kavramlarına değinilmiş, ilkokullarda enerji etkinliğinin önemi açıklanmıştır. Üçüncü bölümde enerji etkin bina tasarımında etkili olan aktif ve pasif sistem kavramları açıklanmış, pasif tasarım değişkenleri ayrıntılı olarak anlatılmıştır. Pasif tasarım değişkenleri iklime, kullanıcıya ve binaya bağlı değişkenler olarak üç başlık altında irdelenmiştir. Dördüncü bölümde ise seçilen tip okul projesi için binanın enerji etkinliği açısından aktif ve pasif sistem olarak değerlendirilmesine yönelik olarak yapılan çalışma açıklanmıştır. Bu bölümde öncelikle referans bina tanıtılmış ve referans binaya ilişkin veriler simülasyon programına girilerek analizleri yapılmıştır. Daha sonra referans binanın enerji etkin iyileştirilebilmesi için bina kabuğuna ilişkin farklı alternatifler oluşturulmuştur ve her biri için analizler yapılmış, çıkan sonuçlar irdelenmiştir. Beşinci bölümde elde edilen sonuçlar açıklanarak değerlendirme yapılmıştır. İlköğretim binalarında enerji harcayan aktif sistemlerin görev payının minimize edilerek binaların pasif sistem olarak performanslarının geliştirilmesinin ilköğretim binalarında enerji etkinliğini sağlanması açısından önemi tartışılmıştır.

Tuğçe Köksal
İstanbul Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00