Mardin Artuklu University
Discipline

Basic Islamic Sciences

Mardin Artuklu University

5,493

Archived Theses

34

DOIs Assigned

1%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Temel hadis kaynaklarında Hz. Peygamber'e salât ve selâm getirmeyle ilgili rivâyetlerin isnâd ve metin yönünden incelenmesi

Allah Teâlâ "Allah ve melekleri peygambere salât ediyorlar; ey iman edenler, siz de ona salât ve selâm okuyun" buyurarak bütün inananları Allah Rasulü'ne salât-ü selâm getirmeye davet etmiştir. Hangi lafızlarla ve nasıl bir keyfiyette ifa edileceği belli olan salavât emrine müminler hızlıca ittiba etmiştir. Hayatının birçok noktasında bu emri ifa etmişler ve bu emre sımsıkı sarılmışlardır. Hakkında başta ayet ve birçok rivâyet bulunan salât emriyle ilgili Kütüb'ü Tıs'a'daki bütün rivayetleri inceleyip en sahih rivayeti tespit etme gayretinde olduk. Topladığımız bu rivayetlerden hareketle salavât emrinin en doğru nasıl anlaşılması gerektiği sorusunun da yanıtını bir nebze olsun almış olduk. Konuyla ilgili yapılmış birçok çalışma da geçmişten günümüze bir çok alimin bu konu üzerinde detaylıca durup ilgilendiğini bizlere göstermektedir. Çalışmamız 3 bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde ilk dönem mu'cemleri üzerinden salât ve selâm kelimesinin etimolojik tahlilini yapıp lugavi ve şer'i manalarını tespit etmeye çalıştık. Daha sonra salavâtın hadis referanslı Salli Bârik duaları diye meşhur en güvenilir kullanımı üzerinde durup bu dualarla alakalı meselelere değindik. İkinci bölümü salvatla ilgili rivayetlerin tespit ve değerlendirmesine ayırıp bölümün sonuna topladığımız rivayetlere kolay ulaşmak adına tablolaştırdık. Üçüncü ve son bölümde ise salâtın anlamlarıyla ilgili süregelen tartışmalara detaya girmeden değindik. Konuyla ilgili yüksek lisans ve doktora tezlerini dikkate alıp hakkında yapılan değerlendirmeleri aktardık.

Zübeyir Aksoy
Ankara University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Çeviribilim ve Almanca Kur'an çevirileri

Çalışma, giriş, iki bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Giriş bölümü, Çeviribilim ve Almanca Kur'an Çevirileri konusunun öneminin ve bu çalışmanın yöntem ve sınırlarının, ayrıca istifade edilen kaynakların genel bir değerlendirmesini içermektedir. Birinci bölüm; çalışmanın konusu olan Çeviribilim tanımını, tarihçesini, usullerini ve sorunlarını, Almanya'da Dilbilim ve Çeviribilim üzerine yaklaşımları ve görüşleri ihtiva etmektedir. Ayrıca bu bölümde farklı görüşler değerlendirilerek Kur'an-ı Kerim için en etkili çeviri yöntemlerini oluşturabilmek gayesiyle, görüşleri uzlaştırma veya bir kaçını diğerlerine tercih etme cihetine gidilmiştir. İkinci bölüm ise; Kur'an-ı Kerim'in seçilen bazı Almanca Çevirilerini, tarihçesini, usullerini ve sorunlarını, Kur'an-ı Kerim'in seçilen bazı Almanca Çeviri Metin Örneklerinin Çeviribilim Açısından Değerlendirilmesini, Almanca Yeni Bir Kur'an Çevirisine Katkıyı içermektedir. Kur'an-ı Kerim'in seçilen bazı Almanca Çeviri Metin Örneklerinde Çeviribilim ve Kur'an Tefsir Usulü açısından tespit edilen hatalar ve bu hataların doğru şekli verilmiştir. Hülasa; yeni yapılacak Almanca Kur'an Çevirilerine ve Kur'an-ı Kerim'in Türkçe başta olmak üzere diğer bütün dünya dillerine olan çevirilerine yeni bir yöntem geliştirme çabası denenmiştir. Böylelikle; Kur'an Tarihi, Kur'an İlimleri ve Tefsir Tarihi'nin cem'i ile teşekkül etmiş olan Kur'an Tefsir Usul'ünün temel kuralları kaynaklı bir Kur'an Çeviri Usulü geliştirilmesine, benimsenmesine katkı çabasına girilmiştir. Kur'an Çevirilerinde Etkili Çeviribilim Usulü olarak, tefsiri, süreç odaklı, iletişimsel, işlevsel, edimbilimsel ve açıklamalı bir Kur'an-ı Kerim Çeviri Usulü önerilmiştir.

Mustafa Kumru
Ankara University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Hıristiyan kültüründeki nüzul-i İsa meselesinin İslami rivayetlere etkisi

Hz. İsa insanlık tarihi açısından çok önemli bir kişiliktir. Aynı zamanda Hz. İsa Hıristiyanlık açısından önemli olduğu kadar Yahudilik ve İslamiyet için de önemlidir. Hıristiyanlar Onu tanrının oğlu Mesih ve Rab olarak kabul ederken, Müslümanlar onun kıyamete yakın olarak yeryüzüne yeniden geleceği konusu ile daha çok ilgilenmişlerdir. Hıristiyanlık inancında Hz. İsa havarilerin yanındayken gökyüzüne yükselmiş dünyanın sonuna doğru tekrar gelecektir. Hıristiyanlıkta Millenarisme olarak adlandırılan ikinci geliş 1000 yıllık yeryüzü saltanatı ile başlayıp sonunda büyük bir savaş olan Armageddon olup Hz. İsa taraftarlarının kazanması ile sona erecektir. Hz. İsa'nın Müslümanlar arasında doğumu ve mucizeleri çarmıha gerilip gerilmediği konusu önemli yer tutmaktadır. Kur'an-ı Kerim'den çok, hadisler bu konuda kaynak olarak kabul edilmektedir. Hıristiyanların kabul ettiği Hz. İsa ile Müslümanların kabul ettiği Hz.İsa arasında birbirinden çok farklı anlatımlar karşımıza çıkmış olsa da Hıristiyanların anlatımların Müslümanları etkilemediğini söylemek mümkün değildir. Hadislerde de Hz. İsa ile ilgili anlatımların birbiriyle çeliştiği görülmektedir. Hz. İsa'nın yeryüzüne yeniden gelişi meselesi Aslında Christian teorisinin bir kurgusundan ibarettir Müslümanlar arasındaki nüzul-i İsa meselesi bu kurgunun bir yansıması şeklindedir. Hadis merkezli oluşan Hz. İsa ile ilgili kabuller Kur'an ayetleri ile de Hz. İsa'nın nüzulüne yönelik olarak yorumlanmıştır. Hz. İsa'nın nüzulü meselesi İslam kaynaklarında daha çok O'nun göğe yükseltilmesi ile başlatılan bir tartışmadır. Çünkü onun öldüğünü kabul ettiğiniz zaman ikinci defa yeryüzüne gelişi konusu problemli hale dönüşmektedir. Bu sebeple Müslümanların çoğunluğunun düşüncesine göre Hz. İsa ölmemiştir göğe yükseltilmiştir ve kıyamete yakın olarak yeryüzüne gelecektir. Bu anlayışla Hıristiyanların kıyamete yakın olarak Hz. İsa'nın gelip 1000 yıl hüküm sürme anlayışı birbiri ile örtüşmektedir. Anahtar Kelimeler: Hz. İsa, Nüzûl-i İsa, İsa bilim (Kristoloji), Mesih, Hz. Meryem, Mehdi, Deccal, Kıyamet alametleri, İsrâiliyat.

Abdülkadir Aykan
Ankara University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Zeydîlikte sünnet delilinin usul ve uygulama yönünden mukayeseli olarak incelenmesi

Bu çalışmada, hükümlerin delillerinden ikincisi olan sünnet deliliyle ilgili Zeydilerin görüşleri ve onların sünnet delilinin hücciyetiyle ilgili görüşleri İbnü'l- Vezîr'in el-Avâsım ve'l-kavâsım adlı eseri ekseninde ele alınmıştır. Mutemet kaynaklar incelenerek Zeydilerin görüşleri incelenmiştir. Ayrıca Zeydilerin sünnet deliline karşı tutumları özetle ortaya konmaya çalışılmıştır. Klasik kaynaklarda geçen Zeydî mezhebi ile günümüzdeki Zeydilerin durumu karşılaştırılmıştır. Örnek olarak verilen meselelerde gerek teorik gerekse uygulama yönünden Zeydî mezhebi ile dört mezhebin görüşleri karşılaştırılmıştır. Bu çalışma bir giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde kuramsal çerçeve üzerinde durulmuştur. Ayrıca İmâm Zeyd'in hayatı, Zeydî mezhebi, Zeydilerin fikhi ekolleri, İbnü'l-Vezîr ve diğer Zeydî alimlerin hayatı ele alınmıştır. Birinci bölümde Zeydîlerin sünnet deliline karşı tutumları ve onu delil olarak kullanma yöntemleri incelenmiştir. İki ve üçüncü bölümde ise Zeydîlerin usulü'l-fıkıh meselelerinde sünnet delilini delil olarak kullanmalarına dair örneklere yer verilmiştir. Böylece Zeydî lere göre sünnet deliliyle ilgili teorik ve uygulama yönlerinin birbirleriyle ne kadar uyumlu olduğu ortaya konmaya çalışılmıştır.

SünnetUsulü`l-fıkhZeydiyye
Alı Mohsen Zaıd Al-masawa
Ankara University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Hâce Abdullah el-Ensârî el-Herevî'ye göre nihâyet mertebeleri ve tevhidin hakikati

ÖZET HÂCE ABDULLAH EL-ENSÂRÎ EL-HEREVÎ'YE GÖRE NİHÂYET MERTEBELERİ VE TEVHİDİN HAKİKATİ AYVAZ, Kâni Doktora Tezi TEMEL İSLAM BİLİMLERİ (TASAVVUF) ANABİLİM DALI Tez Danışmanı: Prof. Dr. Ahmet Cahid HAKSEVER Aralık-2023, 233 s. Hâce Abdullah el-Ensârî el-Herevî, Ebû Eyyûb el-Ensârî'nin nesebinden olduğu için Ensârî; Herat'da doğduğu için de Herevî mahlasıyla meşhur olan bir mutasavvıftır. Herevî, döneminin Hanbelî mezhebinin öne çıkan âlim ve savunucularından kabul edilmekle birlikte, İslam tarihinde, özellikle tasavvuf tarihinde özellikle tasavvufî felsefenin yanı sıra tasavvuf usûlünün oluşması, ıstılahlarının teşekkülü ve anlam zenginliği kazanmasında katkısı olan âlimlerdendir. Bu anlamda Herevî, kendi dönemine ve sonraki dönemlerde oluşan tasavvufî oluşuma, özellikle tasavvufun felsefî boyutuna yeni bir anlayış kazandırmıştır. Sadece tasavvuf tarihinde değil, hadis, tefsir gibi temel İslam bilimlerinde de önemli isimler arasında sayılan Herevî, vahdet nazariyesiyle meşhur olan İbnü'l-Arabî öncesi usûl, eser ve nazariyatı itibarıyla etkili olan Ekberî Ekolün ortaya çıkmasına vesile olmuştur. Çalışmaları tasavvuf sahasında yoğunlaşmış, tasavvuf tarihinde hâller ve makâmlar konusuna belli bir çerçeve kazandırmıştır. Nihâi makâmlar, tevhîdin hakikati, varlık ve varoluş gibi birçok konu onun eserlerinde ve usûlünde zemin bulmuş, yeni bir anlam ve seviye kazanmıştır. Herevî'nin tevhîde bakışı, Nihâyet makâmları ve tevhîdin hakikati konusuna odaklanan bu çalışma, öncelikle tevhîd, tevhîdin çeşitleri ve tevhîdin tekâmülü konularının detaylı izahlarından oluşmaktadır. Herevî, Nihâi makâmları Kur'an'dan âyetlerle delillendirmiş; bunları çoğunlukla üçlü tasnifler şeklinde, daha somut ifade etmek gerekirse 'avâm', 'havâs', 'hâssü'l-havâs' hâlleri olmak üzere üç farklı durumda izah etmiştir. Tevhîd, vahdet, hakikat ve Nihâyet makâmlarına getirdiği yeni ve özgün bakış açısıyla kendi dönemi başta olmak üzere genel tasavvuf tarihi ve günümüz irfanı için iz bırakan büyük mutasavvıflarından kabul edilmektedir. Anahtar Kelimeler: Herevî, Tevhîd, Hakikat, Nihâyet makâmları.

Kani Ayvaz
Ankara University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Peygamberimize verilen beş özellikle ilgili rivayetin usûl ve kaynaklar açısından incelenmesi

Hadis kaynaklarında Hz. Muhammed'e verilen birtakım özelliklerden söz edilmektedir. Bu özellikler Hadis literatüründe hasâis edebiyatı veya hasâisu'n-nebî olarak tanımlanmıştır. Erken dönemlerde mu'cizât, delâilu'n-nübüvve gibi kavramlarla anılmış ve aynı eserlerde zikredilmiş, zamanla müstakil bir telif alanı oluşturmuştur. Hasâis eserlerinde yer alan başlıca konulardan biri de Hz. Muhammed'e verildiği rivayet edilen beş özelliktir. Bu çalışmada beş özellikle ilgili hadisin hicri ilk dört asırdaki kaynakları taranmış, sıhhat açısından incelemeye tabi tutulmuştur. Metnin içerdiği lafız farklılıkları ve ziyade-noksan lafızlar müstakil olarak incelenmiştir. Sahîh hadislerde beş özellik şu şekilde sıralanmıştır: Hz. Muhammed bütün insanlara gönderilmiştir. Yeryüzü Hz. Muhammed'e temiz, temizleyici ve mescid kılınmıştır. Uzak mesafeden düşmanının kalbine korku salmayla desteklenmiştir. Kendisine savaş ganimetleri helal kılınmış ve şefaat etme yetkisi verilmiştir. Cevâmi'u'l-kelim özelliğinin verildiğini içeren hadisler ya hasen ya da zayıf rivayetlerdir. Hadis dokuz sahâbiden rivayet edilmektedir. Toplam 50 senedden 27 tanesi sahîhtir. Sahîh metinlerde benzer ya da eş anlamlı lafızlar kullanılmıştır. Zikredilen hususiyetler de aynıdır.

Ömer Bayram
Ankara University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Diyarbekirli Said Paşa ve Nuhbetu'l-Emsâl adlı eseri

Diyarbekirli Said Paşa ve Nuhbetu'l-Emsâl Adlı Eseri Feyza GÜROL Bu çalışma, Diyarbekirli Said Paşa'nın Nuhbetu'l - Emsâl adlı eserini incelemeyi hedeflemiştir. Emsâl, Arap kültüründe sözlü geleneğin yaygın kollarından birini oluşturur. Bu alanda en önemli isimlerden biri olan Meydâni'nin yine alana ışık tutan Mecma'u'l - Emsâl adlı eseri, Said Paşa tarafından tercümesi yapılarak Nuhbetu'l - Emsâl adıyla günümüze ulaşmıştır. Tezin birinci bölümünde Said Paşa'nın hayatı, ilmî kişiliği ve eserleri hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde, Said Paşa'nın Nuhbetu'l Emsâl adlı eserine yer verilmiştir. Eserin genel içeriği hakkında verilen bilginin yanı sıra eserin, Meydâni'nin Mecma'u'l – Emsâl adlı eseriyle karşılaştırması, içerisinde mevcut mesellerin günümüzde kullanımı ve karşılığı hakkında bilgi verilmiştir. Sonuç kısmında, yapılan araştırmalar sonucu elde edilen bilgiler hakkında bir değerlendirme yapılmıştır.

Feyza Gürol
Ankara University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Câḥiẓ ve Arap dilindeki yeri

Bu çalışmada çok yönlü bir bilim insanı olan Ebû ʿUs̠mân ʿAmr b. Baḥr b. Maḥbûb "Câḥiẓ ve Arap Dilindeki Yeri" başlığıyla konu edinmiştir. Kendisi Kinâne kabilesinin bir kolu olan Leys̠ kabilesine mensûp olduğu için "el-Kinânî" ve "el-Leys̠î", Baṣra'da doğduğu için "el-Basrî", Muʿtezile mezhebine mensûp olduğu için de "el-Muʿtezilî" şeklinde nitelenmiştir. H 150-255 (M 767–864) yılları arasında yaşamıştır. "Câḥiẓ ve Arap Dilindeki Yeri" başlıklı bu çalışma giriş, iki bölüm ve sonuçtan oluşmuştur. Giriş kısmında çalışmanın konusu, amacı, önemi, yöntemi ve temel kaynaklarına değinilmiştir. Birinci bölümde onun hayatı ve eserleri detaylı bir şekilde incelenmiştir. İkinci bölümde önce "Arap dili" açıklanmış daha sonra "Câḥiẓ'in Arap Dilindeki Yeri" genel başlığının kapsamı daraltılarak onun Arap dilinin en önemli ilimlerinden olan nahiv ve nahiv usulü hakkındaki görüşleri ele alınmıştır. Sonuç kısmında ise çalışmada elde edilen veriler maddeler halinde aktarılmışıtır.

Al-CahizArapçaBiyografi+1
Abdulselam Tunç
Mardin Artuklu University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessAR

مقارنةٌ بَيْنَ كِتَابيْ اللُّمَع والبُرهان في بابِ القياسِ - دراسةٌ أصوليةٌ مقارنة

The study clarified the fundamentalist approach to the measurement section taken by: Imam Al-Shirazi in his book Al-Lama', and Imam Al-Juwayni in his book Al-Burhan, by balancing their fundamentalist methodology that revealed points of agreement and disagreement between the two approaches, in addition to their independent jurisprudence in the field of the measurement. What distinguishes this study is the comparison between the two approaches of two imams belonging to one fundamentalist school, which is the school of speakers, headed by the Shafi'is. Descriptive, inductive and analytical methods were used in addition to the comparative method. The research was divided into an introductory chapter, two main chapters, and a conclusion. The subject of dispute, discussion of statements, response to violators, and weighting between statements. The last chapter dealt with the comparison between the two imams' opinions in the topics of analogy regarding the origin of analogy and its essence, and the authority of analogy and its inference, and in the sections and types of analogy, and in the paths in proving the cause of the original, and in the ranks of analogies and weighting and weighting, and the inconsistencies and incongruities between them, and in the intentional view of measurement. Through this study, it is clear that Imam Shirazi was more committed to his fundamentalist school, following those who preceded him without interfering with logic and theology in it. And that Imam al-Juwayni more than expanded on fundamentalist ideas, through the massive collection of rational and verbal evidence when inferred. Scientifically and intellectually liberal, and outside the usual doctrines. Then a conclusion including the most important results and recommendations. Keywords: Usul al-fiqh, al-Lama, al-Burhan, Shirazi, al-Juwayni, Measurement, Method, Comparison.

Savsan Algıbara
Mardin Artuklu University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Nahiv âlimlerinden İbnü'l-Haşşâb el-Bağdâdî ve el-Mürtecel fî Şerhi'l-Cümel adlı eseri

Bu çalışmada, İbnu'l-Haşşâb'ın (ö.567/1171) yaşadığı dönem, hayatı, ilmî ve edebî kişiliği ile alakalı bilgilere yer verilmiştir. Ayrıca onun, 'Abdulkâhir el-Cürcânî'nin (ö.471/1078) el-Cumel adlı eseri üzerine yazdığı el-Murtecel fî Şerhi'l-Cumel adlı şerhi ele alınıp incelenmiştir. İbnu'l-Haşşâb, döneminin önemli dilcilerindendir. Âlimler ondan övgüyle bahsetmişlerdir. İbnu'l-Haşşâb'ın kaleme aldığı el-Murtecel fî Şerhi'l-Cumel adlı eser, belâğat ilminin kurucusu olarak kabul edilen 'Abdulkâhir el-Cürcânî'nin el-Cumel adlı eserinin bir şerhi niteliğinde olması, önemini daha da arttırmıştır. Bu çalışmada bilimsel yöntemler kullanılarak ilk önce ana kaynaklardan istifâde edilmiştir. Yeni çalışmalar da göz ardı edilmemiştir. Arapça metinler, tercümeleriyle birlikte verilmiştir. Ayrıca İbnu'l-Haşşâb'ın eserleri tanıtılarak ne hakkında yazıldıklarına kısaca değinilmiştir. İbnu'l-Haşşâb ve eserinin tanıtılması ilim dünyasına büyük katkılarının olduğu ve "irticâl" kavramından hareketle herhangi bir ilim dalında bir melekeye sahip olmanın gerekliliği çalışmanın vardığı sonuçlardandır. Bu çalışma, giriş dışında iki bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmında araştırmanın amacı, önemi, yöntemi ve kaynakları ile birlikte, İbnu'l-Haşşâb'ın yaşadığı dönemdeki siyasî, sosyal, ilmî ve kültürel durum ve şerh geleneği ele alınmıştır. Birinci bölümde; İbnu'l-Haşşâb'ın, hayatı, ilmî ve edebî kişiliği, hocaları, öğrencileri, eserleri, 'Abdulkâhir el-Cürcânî, eserleri ve el-Cümel adlı eseri ele alınmıştır. İkinci bölümde ise İbnu'l-Haşşâb'ın el-Murtecel fî Şerhi'l-Cumel adlı eserinin genel özellikleri ele alınıp incelenmiştir.

Halil Deniz
Mardin Artuklu University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessAR

السياسة والحرب في الأدب الأندلسي

This study came within the framework of strengthening literary studies on poetry and literature in Andalusian lands and deals with the topic of "Politics and War in Andalusian Literature." It consists of: The study consists of three chapters: The first chapter introduces the concept of Andalusian literature, the historical stages it passed through, and the factors of the literary renaissance in the Andalusian lands. It presents the most important artistic and stylistic characteristics of Andalusian poetry at the level of form, content, and language, in addition to introducing the most famous! For Andalusian writers and poets. The second chapter It talks about politics in language and terminology, and explains their types. Then it deals with the concept of political conflict and the motives for political behavior due to instincts, ambitions, emotions, or psychological emotions, such as ambition, love of power, satisfying lust, nervousness, discrimination, hatred, etc., and the manifestations of these concepts on... Andalusian literature and its impact on aspects of ethnic, tribal, popular and religious conflict, and the chapter concludes Analysis of the behavior of political leaders at the level of good and bad politics. As for the third chapter it was devoted to studying war in Andalusian literature by addressing the issue of urging jihad and explaining its importance by mentioning its benefits or by mentioning the various crimes of the enemy. Then the poets described the victories and defeats in Andalusian history, and concluded by talking about the tools. Defensive and offensive warfare. Keywords: Andalusian, Andalusian literature, poetry, politics, war.

İnes Halebi
Mardin Artuklu University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Mustafa b. İbrahim el-Adanavî'nin "Şerhu Râiyyeti'l-Mudariyye" adlı eserinin tahkik ve tahlili (Edisyon kritik)

Çalışmamızda Osmanlı İmparatorluğunun son dönem âlimlerinden Mustafâ b. İbrâhîm el-Adanavî'nin, İmam Busîrî'nin "Râiyyetu'l Mudariyye" isimli kasidesine yaptığı "Şerhu Râiyyeti'l-Mudariyye" şerhinin tahkik ve tahlili yapılmıştır. Şerhin Arapça kısmı tahkik edilirken içerik ve üslup açısından da tahlil edilmiştir. Çalışmamız giriş, üç bölüm ve sonuç kısımlarından meydana gelmektedir. Birinci bölümde Arap edebiyatından naat konusu ile İmam Busîrî ve onun Mudariyye kasidesi ele alınmıştır. İkinci bölümde Mustafâ b. İbrâhîm el-Adanavî'nin hayatı ve eserleri ele alınmış olup onun "Şerhu Râiyyeti'l Mudariyye" eseri hakkında bilgi verilmiştir. Üçüncü bölümde ise el-Adanavî'nin Şerhu Râiyyeti'l-Mudariyye"sinin tahkiki yer almaktadır. Sonuç kısmında çalışmada elde edilen bulgular verilmiştir. Buna göre Adanavî'nin şerhi kısa ve öz cümlelerden meydana gelmiş, yabancı kelimeleri haşiye olarak açıklamış, ayet ve hadislerden az da olsa yararlanmış, birçok İslam âliminin sözleri ve eserlerinden örnekler zikretmiştir.

Arap edebiyatıArap şiiriBusiri+5
Mehmet Sefa Aslanpay
Mardin Artuklu University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessAR

الجملة الحالية وشبه الجملة الحالية في قصة سيدنا موسى عليه السلام

This study has emerged with the aim of serving Arabic, the language of the Qur'an, and analyzes the phrases of hal and shibh-i hal in the story of Prophet Moses (pbuh) in the Qur'an. The study consists of an introduction and two parts. At the end of the study, there is the conclusion part in which the data are presented. In the introductory part, the effect of the Qur'an on grammar and rhetoric studies is discussed. In the first chapter, hal and şibh-i hal sentences are discussed in terms of their meanings, types, elements, interests and duties. In the first part, the conditions of the sentences of hal and şibh-i hal, their agents, the sentences that have the case and the related sentences are also examined. At the end of the chapter, hal and şibh-i hal sentences are evaluated in terms of rhetoric. The second part is about the practical aspect of the study. In this direction, Mr. Hal and shibh-i hal sentences in the story of Musa (as) were examined in terms of syntax and rhetoric. In addition to this, the views of scholars on this subject were revealed, evaluated and preferences were made between them. In the conclusion part of the study, the data obtained in the study are presented. Accordingly, the sentences of hal and şibh-i hal come to the fore not only in terms of syntax, but also their rhetorical aspect.

Muhammet Şıhmustafa
Mardin Artuklu University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessAR

Politics and its manifestations in the literature of the age of ignorance

This study came in the race to reveal the nature of political life in the pre-Islamic era, and to show its manifestations in ancient Arabic literature, poetry and prose. The study consists of an introduction, two chapters, and a conclusion. The introduction deals with the topic, importance and purpose of the thesis, after those previous studies and the followed approach. The first chapter: introduces the concept of politics and homeland in language and terminology, and explains their origins in the pre-Islamic era, while providing brief historical information about the forms of political systems in the Arabian Peninsula (the monarchy and the tribal system), and the entities operating within them, in addition to tell about foundations on which the monarchy and tribal systems are based. Such as inheritance, sovereignty, prevailing law, tribalism, consultation and its councils, and proving all of the above with appropriate poetic and prose evidence. The second chapter: talks about the nature of the political conflict in the pre-Islamic era and its types, such as the struggle over the leadership of the tribe in the same house, the conflict between the different tribes, the conflict with the neighboring Arab or non-Arab kingdoms such as the Persians or the Romans, and the religious political conflict, in addition to dealing with some political phenomena in the pre-Islamic era by research and study as a phenomenon Political debates, political alliances, political asylum, and criticism or political opposition. The chapter concludes with a discussion of the concept of political literature and its types, such as pride, praise, lamentation, and political satire, and the representation of these topics with appropriate literary evidence. Conclusion: It contains a statement of the most important results emerging from the study, VI such as revealing the development of political life among Arabs in pre-Islamic times, and explaining the great impact of political life and its phenomena in enriching Arabic literature. Keywords: Literature of The Pre-Islamic Era, The Tribal Political System, Foundations of Political Systems, Political Asylum, Political Literature and Its Types.

Emine El Sellum
Mardin Artuklu University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

İbnü'l-Enbârî ve el-Müzekker ve'l-Müennes adlı eseri

Çalışmamızda III. ile IV. yüzyıllarda Abbâsî Devleti döneminde Bağdât'ta yaşamış Kûfe dil ekolünün büyük temsilcilerinden Ebû Bekir Muhammed b. el-Kâsım İbnü'l-Enbârî (328/940) nin hayatı ve gramer konusunda ele aldığı el-Müzekker ve'l-Müennes adlı eseri ele alınmıştır. Müellif ve eseri hakkında genel bilgi verilirken işlediği konular hakkında da kısaca bilgi verilmiştir. Çalışmamız giriş, iki bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Giriş kısmında İbnü'l-Enbârî'nin yaşadığı dönemin siyasi, sosyal, ilmi ve kültürel durumuyla ilgili malumatlar ele alınmıştır. Aynı zamanda giriş kısmında Arap dilinde müzekker ve müennes hakkında bilgi verilmiş ve günümüze kadar yazılmış en önemli eser müelliflerinin isimleri zikredilmiştir. Tezin birinci bölümünde İbnü'l-Enbârî'nin hayatı, ilmi yönü, kişisel özellikleri, eserleri ve hakkında yapılmış çalışmalar ele alınmıştır. İkinci bölümde İbnü'l-Enbârî'nin el-Müzekker ve'l-Müennes adlı eseri ana hatlarıyla tanıtılmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda el-Müzekker ve'l-Müennes'in genel özellikleri, yazılış gayesi, önemi, metodu, kaynakları, istişhadı, ıstılahları, tanımlamaları, ta'lilleri, bu alanda yazılan diğer eserlerle karşılaştırması hakkında bilgi verilmiş ve eserde ele alınan konulara kısaca değinilmiştir. Sonuç kısmında ise bu çalışmada elde edilen veriler ana hatlarıyla belirtilmiştir. Buna göre İbnü'l-Enbârî, eserinde gerek Basra Ekolü'ne, gerekse Kûfe Ekolü'ne mensup dil âlimlerinin gerekse de diğer dil âlimlerinin görüşlerine başvurmuş, ayet, kıraât, hadis ve şiir gibi şevâhidlerden istişhad getirmiştir. Anahtar Kelimeler: Arap Dili, İbnü'l-Enbârî, Müzekker, Müennes.

Vefa Yıldız
Mardin Artuklu University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Beyzâvî tefsirinde Müşkilü'l-Kur'an

Çalışmamız Beyzâvî tefsirinde müşkilü'l-Kur'ân'dır. Bu çalışma da Beyzâvî'nin müşkil âyetlere yaklaşımı ele alınmaktadır. Zira günümüzde çokça okutulan tefsirinde müşkilü'l-Kur'an ilmini ele alışı merak uyandırmaktadır. Burada konumuz, lafızla ilgili müşkiller olmayıp, âyetler arası işkâl problemidir. Çalışmamız giriş, iki ana bölüm ve sonuçtan meydana gelmektedir. Giriş bölümü araştırmanın konusu, kapsamı, önemi, amacı, yöntemi ve kaynaklarını kapsamaktadır. Birinci bölümün ilk kısmında Beyzâvî'nin hayatı, ilmi kişiliği ve eserleri hakkında bilgi verilmektedir. Birçok tarihi kitaptan faydalanılmaktadır. Birinci bölümün ikinci kısmında ise müşkilü'l-Kur'ân ilminin lügat ve ıstılah anlamları, müşkil ile benzerliği olan kavramlar, bu ilmin doğuşu ve tarihi seyri, işkâlin sebep ve çözümleri ve bu alanda yapılan çalışmalar incelenmektedir. Bu kısımda ilk dönem gramer kitaplarının yanında ulumu'l-Kur'ân eserlerinden de istifade edilmiştir. İkinci bölümde ise tezin asıl konusu olan Beyzâvî Tefsirinde Müşkilü'l-Kur'ân meselesi ele alınmakta, bu konuda Beyzâvî'nin müşkil âyetlere yaklaşımı tespit edilmektedir. Bu bölüm ise üç kısımdan oluşmaktadır. Birinci kısımda Allah'ın zat, sıfat ve fiilleri ile ilgili müşkil âyetler ele alınmıştır. İkinci kısımda ise insanın zat, sıfat ve fiileri ile ilgili olan müşkil âyetler incelenmiştir. Son kısımda ise gaybî meseleler ile ilgili müşkil âyetler çalışılmıştır. Araştırmamızın asıl konusu için klasik ve çağdaş birçok eser incelenmekte, akademik çalışmalara başvurulmaktadır. Sonuç olarak bu çalışmada Beyzâvî'nin hangi âyet gruplarını müşkil olarak değerlendirdiği tespit edilmekte ve bunların çözümüne dair yöntemi hakkında bilgi verilmektedir.

BeyzaviBiyografiKur'an-ı Kerim+4
Ömer Mantır
Pamukkale University · İslami İlimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

El-Hidâye eserinde aile hukuku ile alakalı zikredilen hadislerin Hanefî fıkhı perspektifinden analizi

Hanefî mezhebinin hadis rivayetlerine yaklaşımıyla ehl-i hadîs ekolünün yaklaşımı büyük farklılıklar içermektedir. Hanefîlerin hadis rivayetlerini kabul hususundaki hassasiyetleri furû-ı fıkıh hükümlerine doğrudan etki etmiştir. Hz. Peygamber'den rivayet edilen hadislerden hangileriyle amel edileceği, rivayetlerin ne şartlarla kabul edileceği, hadis rivayetleri ile Kur'ân ayetlerinin birbirleriyle ilişkisi gibi konularda ihtilaflar meydana geldiği gibi rivayetlerin nasıl anlaşılması gerektiği, Hz. Peygamber'in neyi kastettiği gibi mana yönüyle de mezhepler arası ihtilafların olduğu görülmektedir. Bu çalışmada el-Hidâye eserinin aile hukuku ile alakalı hadisleri incelenmiş, mezheplerin bu hadislere yaklaşımına dair bir inceleme ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bu sayede furûʿ hükümler açısından bir araştırma yapılmış olmakla birlikte, hadislerin usûl açısından tahlili yapılmaya çalışılmıştır. Ayrıca usûl-furûʿ tutarlılığı, müctehitlerin fıkıh faaliyetlerinin fikrî arka planı ve mezheplerin hadis rivayetlerine yaklaşımları başta olmak üzere usûle dair bazı görüşleri de ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda çalışmanın konusu yalnızca mezheplerin hadis usûl ve metodolojisi değildir. Fıkhî anlamda farklı açılardan incelemeler yapılmıştır. Araştırmaya konu olan hadis rivayetleri iki bölümde ele alınmıştır. İlk bölümde nikâh, ikinci bölümde ise talâk ile ilgili hadisler hakkında araştırmalar yapılmıştır. Hadis rivayetlerinin tahrîci yapıldıktan sonra sırasıyla furûʿ ve usûl incelemeleri ortaya konulmaya çalışılmıştır.

Aile hukukuEl-HidayeHadis+5
Atakan Yüksel
Pamukkale University · İslami İlimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

İzmirli İsmail Hakkı'nın bidat ve gulât fırkalar bağlamında İslâm mezhepleri tarihine katkıları

Bu çalışmada, İzmirli İsmail Hakkı'nın bidat ve gulât fırkaları ele alışı bağlamında İslâm Mezhepleri Tarihine katkıları incelenmiştir. İzmirli, öncelikle İslâm dünyasında gerçeği araştırma iddiasında bulunanları; Selef, Kelâmcılar, Mutasavvıflar, Felsefeciler ve Bâtıniyye olarak beş kısma ayırmıştır. Konumuz açısından bakıldığında önem arz eden Kelâmcılar bahsi içerisinde bidat ve gâlî fırkaları; Mârika, Şîa, Kaderiyye, Mürcie ve Cehmiyye olarak beş kısımda incelemiştir. Bâtıniyye mezhebinin aşırılıklarını, bu beş kısımdan ayrı olarak değerlendirmiştir. İzmirli İsmail Hakkı'ya göre Bidat ehli; kitap, sünnet ve icmaya rağmen Ehli Sünnetin ittifak ettiği meselelerde ihtilafa düşenlerdir. Gâliyye ise, yaratılmışları peygamber veya ilâhlık seviyesine çıkaranlardır. Bu bağlamda gâlî fırkaların bidatleri, teşbih, hulûl, tenasüh, ibâha, bedâ ve ric'at gibi çeşitli inançlardan oluşmaktadır. Gâlî fırkaların bu inançlarından bazıları incelendiğinde İslâm dininin itikâdî temelleri ile alakasının olmadığı, Yahudilik, Hristiyanlık ve İslâm öncesi döneme ait izler taşıdığı görülmektedir. İzmirli İsmail Hakkı gâlî fırkaları iki kısımda incelemiştir. Birinci kısım Gâliyye, ulûhiyyetin Allah'tan başka bir varlıkta da bulunduğunu savunmuş, ikinci kısım Gâliyye, peygamberliğin bitmediğini yeryüzünde devam ettiğini savunmaktadır. İzmirli'ye göre gâlî fırkalar, Hz. Ali'nin yaşadığı dönemde ona ulûhiyyet isnat etmekle ortaya çıkmış olup günümüzde de bu düşünce doğrultusunda varlığını devam ettiren mezhepler bulunmaktadır.

Merve Acar
Pamukkale University · İslami İlimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

İslâm Vakıf Hukukunda mülkiyet sorunu

Yaşamı tümüyle kuşatan ve her canlının doğrudan veya dolaylı olarak talep ettiği hak kavramı, dinî ve dünyevî hayatın en önemli terimleri arasında yer almaktadır. Hak olarak farklı alanlarda çeşitli tanımlar yapılmış dinî ve dünyevî iş ve ilişkilerde hukukî, ahlakî vs. tüm alanlar dikkate alınarak sınırlar çizilmeye gayret gösterilmiştir. Bu çalışmada hak unsuru din çatısı altında ve muâmelât-ı şer'iyye içerisinde olup mal varlığı hukuku kapsamında incelenmiştir. Çalışma, mal varlığı hukukundaki karşılığı milk (mülkiyet) olan hak kavramını vakıf hukuku bağlamında ele almıştır. Milk, mal ve vakıf kavramları çalışma maksadını aşmayacak şekilde değerlendirilmiştir. Mülkiyet teorisi vakıf hukuku bağlamında incelenip mülkiyete dair genel kabul gören bir görüşün olup olmadığı irdelenmiştir.

Nurullah Pakat
Pamukkale University · İslami İlimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Senegal yerel ilim meclislerinde Mâlikî fıkhı öğretimi-Tivaouane Medresesi örneği

İslâm'ın Senegal'e girişi ilk olarak fetihlerle gerçekleşse de zaman içerisinde ticaret yolları aracılığıyla Müslümanların bölgeye girmesiyle gerçekleşmiştir. İslam'ın bölgeye girişiyle birlikte çeşitli mezheplerde yaygınlaşmış ve Senegal'de özellikle Mâlikî mezhebi tutulmuştur. Mâlikî mezhebinin Senegal'de yaygınlaşmasının sebebi diğer Afrika coğrafyalarında olduğu gibi Mâlikî âlimlerin bu coğrafyaya göç etmesi ve burada İslâm'ın yaygınlaşması için gayret göstermeleri ve Afrika'nın bazı yerel değer ve geleneklerinin Mâlikî mezhebinin örf ve uygulamalarıyla çatışmayarak, uyumlu olması dolayısıyla mezhebin kolaylıkla kabul edilmesidir. Senegal'de Mâlikî mezhebinin kabul edilmesiyle birlikte mezhep içi uygulamalar ülkedeki medreselerde de kendini göstermiştir. Bu çalışmada Senegal'deki yerel ilim meclislerinde ve medreselerinde Mâlikî mezhebinin rolünden bahsedilmiştir. Senegal'in en önemli medreselerinden Tivaouane medresesi, Mâlikî fıkhının yaygınlaşmasında etkili olan çok sayıda âlim yetiştiren bir kurumdur. Çalışmada söz konusu medresenin devletle ilişkisi, medrese müfredatı, medresenin fıkıh anlayışı ve günümüz fıkıh meseleleri hakkındaki görüşlerine yer verilmiştir. Medresenin, Senegal'de yaygın olan kadın sünneti gibi yerel fıkıh meseleleriyle ilgili görüşlerine ve medresede eğitim gören öğrenciler için zorunlu olan uygulamalara da temas edilmiştir. Çalışmada son olarak Tivaouane medresesinin, Senegal'de yerel bir cemaate dönüşmesi sürecinden de bahsedilmiştir.

Dıoulde Lame
Pamukkale University · İslami İlimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Müfessirlere göre Kur'ân-ı Kerîm'de geçen mücrim kavramı

"Mücrim" kavramı, Kur'ân-ı Kerîm'de Allah'ın kullarına ait sıfatlardan olup birçok âyette tekrar edilen kavramlardan biridir. Kur'ân-ı Kerîm'i anlama gayretimiz bizi, bu kavramın da araştırılması ve incelenmesi gerektiği düşüncesine sevk etmiştir. Toplum tarafından "günahkar" olarak tanımlanan mücrim kavramı, günahın mahiyeti ve büyüklüğü/küçüklüğü konusunda bir eksikliği içerisinde barındırmaktadır. Müfessirler mücrim kavramı ile kastedilen kimselerin kâfir, günahkar veya müşrik gibi büyük günah işleyen kimseler olduğunu söylemişlerdir. Tarihî seyir içerisinde kelimelerde anlam genişlemesi veya daralması olabilmektedir. Bu durumlar da kelimelerde anlam karmaşasına yol açmaktadır. Çalışmamızın sonucunda "mücrim" kavramı üzerinde de oluşan bu anlam karmaşasının giderilmesi, nüzûl öncesi ve sonrası dönemde anlam değişimlerinin ne yönde gerçekleştiği tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu anlam karmaşası öncelikle ilk dönem sözlük çalışmalarında, ardından Arap şiirlerinde, sonrasında ise İslam tarihinde önemli bir yeri olan hadis kitaplarında ve klasik tefsir kitapları ışığında giderilmeye çalışılmıştır. Bu alana dair yapılan literatür taramasında bu kavram üzerinde birkaç çalışma dışında yeterli çalışmanın yapılmadığı görülmüş ve bu eksiklik bir nebze olsun giderilmeye çalışılmıştır.

Sümeyye Güvenç
Pamukkale University · İslami İlimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Muhammed Ebu Şehbe'nin hadisçiliği

Bu çalışmamızda Mısırlı âlim Muhammed Ebu Şehbe'nin hadisçiliğini inceledik. Ebu Şehbe'nin son dönemlerde yoğun geçen hadis tartışmalarının içinde etkin rol oynayanlardan biri olması bizi böyle bir çalışma yapmaya sevk etti. Çalışmanın birinci bölümünde Ebu Şehbe'nin hayatı, eserleri ve vefatından bahsedildi. İkinci bölümde Ebu Şehbe'nin hadis tarihi, sahabenin adaleti, hadis yazımının caizliği meselelerine ve sahabe sonrası hadis çalışmalarına bakışı verildi. Üçüncü bölümde onun hadis-sünnet tanımları, hadislerin dindeki konumuna bakışı, çokça tartışılan mana ile rivayet ve zayıf hadisle amel gibi meselelere bakışı verildi. Dördüncü bölümde ise gündemde tartışılan bazı hadislere dair Ebu Şehbe'nin yaklaşımı ve değerlendirmelerine yer verildi.

Bünyamin Bursa
Pamukkale University · İslami İlimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Ebu'l-Mehâsin el-Kâvukcî'nin el-Lu'lu'ul-mersû' adlı eserinin tercüme ve değerlendirmesi

Hadîs edebiyatının önemli bir türü olan tahrîc bu ilimde üç anlamda kullanılmaktadır. Bunlardan birincisi, bir hadisi isnadıyla birlikte bir kitaba alıp nakletmektir ki bu anlam, daha çok ilk dönem müelliflerinin derledikleri hadîslerden kitap oluşturma faaliyetlerini ifade eder. İkincisi, belirli kitaplardan seçilen hadîslerle yeni bir kitap meydana getirmektir. Üçüncüsü ise, bizim çalışmamızda olduğu gibi, bir eserde Hz. Peygamber'e veya sonraki iki nesle isnâd edilen rivâyetlerin temel kaynaklardaki yerlerini göstermek, bunların isnâd ve sıhhat açısından durumuna işaret etmektir. Tahrîc yapana muharric, hadisin kaynağına veya râvisine mahrec denilir. Tahrîc sonunda ortaya çıkan eserler de tahrîc olarak isimlendirilir. Araştırmada hadislerin öncelikle Kütüb-i Sitte'deki, daha sonra da ulaşabildiğimiz ilk kaynaklarındaki yerlerini tahrîc etmek ve sıhhat durumları hakkında bilgi vermek amaçlanmıştır. İlk olarak hadislerin Lü'lüül Marsû' da aktarıldığı şekliyle Kütüb-i Sitte'den ve Kütüb-i Sünne'deki yerleri tespit edilmiştir. Bu kaynaklarda hadislerin râvileri hakkında herhangi bir bilgi varsa bunlar aktarılmış; hadislerin sıhhat durumu tespit edilirken ise Buhâri ve Müslim'in Sahîh'inde geçen hadisler sahih kabul edilmiştir. Bunların dışındaki rivâyetlerde ise hadis alimlerinin ve tercüme ettiğimiz eserin yazarı Kâvukcî' (ö. 1305/1888) nin verdiği hükümler dikkate alınarak hadislerin sıhhat dereceleri belirlenmeye çalışılmıştır. Sonuç kısmında ise Kâvukcî'nin rivâyetleri değerlendirme kriterleri tespit edilmiş; eserde rivâyet edilen hadislerin 14'ünün Sahîhayn'da,59'unun Kütüb-i Sitte'de yer aldığı bilgisine yer verilmiştir. Kavukcî, tespitlerimize göre bu eserde zikredilen hadislerin 111'ine uydurma, 41'ine zayıf, 10'una sahih hükmünü vermiştir. Geri kalan rivâyetler hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmadığı da incelememiz sonucunda elde ettiğimiz verilerdendir.

Şeyda Yüksel
Pamukkale University · İslami İlimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Elfiyye Şerh Geleneğinde Harf-i Cerler: Üşmûnî ve Suyûtî özelinde

İbn Mâlik, Sîbeveyhî'den sonra Arap dili gramerinin en büyük isimlerinden biri olup, pek çok önemli eser kaleme almıştır. Bunlar arasında, İbnü'l-Hâcib'in el-Kâfiye ve eş-Şâfiye'sinden etkilenerek yazdığı Elfiyye adlı eseri de zikredilmektedir. Bu eser, sonraki dönemlerde yazılan nahiv kitaplarını büyük ölçüde etkilemiştir. Öte yandan, üzerine pek çok şerh, hâşiye, ta'lik vb. kitaplar yazılarak bir gelenek oluşmuştur. Bu gelenek içerisinde ise bazı şerhler öne çıkmış ve geçmişten günümüze medreselerde okutulmaya devam edilmiştir. Çalışmamız, Elfiyye şerh geleneğini ortaya koymak amacıyla, hicri onuncu yüzyılda yaşamış, önceki şerhlere ve nahiv literatürüne vakıf olan Suyûtî ve Üşmûnî'nin şerhlerini esas almıştır. Bu geleneği anlamak için ise cümledeki anlam ve gramatik yapının belirlenmesinde önemli bir rol oynayan ve dini nasların doğru anlaşılmasında büyük öneme sahip harf-i cerler konusu seçilmiştir. Üşmûnî ve Suyûtî'nin şerhlerindeki harf-i cer kullanımları, kavram açıklamaları, farklı yaklaşımları ve yorumları karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Bu yönüyle çalışmamızın iki temel ayağı olduğunu söylemek mümkündür. İlk olarak, Elfiyye şerh geleneğinin Üşmûnî ve Suyûtî şerhleri özelinde değerlendirilip anlamlandırılmaya çalışılması, ikinci olarak ise dil açısından büyük önem arz eden harf-i cer konusunun bütüncül bir yaklaşımla, belirli bir gelenek çerçevesinde incelenip sunulmasıdır. Çalışmamız giriş, üç bölüm ve sonuçtan oluşmuştur. Giriş kısmında çalışmanın ana esasları ve yöntemi özetlenmiştir. Birinci bölümde, teze konu olan dilcilerin hayatları, ilmî kişilikleri ve şerhleri ele alınmıştır. İkinci bölümde, Üşmûnî ve Suyûtî'nin şerhleri özelinde harf-i cer algısı incelenmiş ve diğer şerhlere de atıflar yapılmıştır. Son bölümde ise, Üşmûnî ve Suyûtî'nin şerhlerinde takip ettikleri metotlar, yararlandıkları kaynaklar ve etkilendikleri nahiv ekolleri karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Çalışmamız sonuç kısmıyla tamamlanmıştır.

Salih İşgüzar
Pamukkale University · İslami İlimler Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Sadreddînzâde Muhammed Emîn eş-Şirvânî'nin Risâle fi'l-îmân adlı eseri: Tahkik, tercüme ve değerlendirme

Tezimizde XVII. yy. Osmanlı âlimlerinden Muhammed Emin eş-Şirvânî'nin (ö. 1036/1627) Risâle fi'l-îmân adlı eserinin tahkik, tercüme ve değerlendirmesini yapmaya çalıştık. İsminden de anlaşıldığı üzere risale iman bahislerini konu alan bir eserdir. Şirvânî özel olarak bu risalede iki mesele üzerinde yoğunlaşmaktadır: İmanda artma-eksilme ve imanda istisna. Şirvânî söz konusu risalenin içeriğini Enfâl sûresinin ikinci, üçüncü ve dördüncü âyetlerinden hareketle ele almaktadır. Şirvânî bu âyetler çerçevesinde kelamî açıdan kendine özgü bir anlatı sunmaktadır. Çalışmada öncelikle risalenin amacı ve yöntemine yönelik bazı bilgileri paylaştık. Bu kısımda Türkiye kütüphanelerinden elde ettiğimiz beş nüshayı tanıtmayı hedefledik. Birinci bölümümüzde müellif Şirvânî'nin hayatı, ailesi, hocaları, öğrencileri ve eserlerine dair genel bir çerçeve oluşturularak bilgiler verilmektedir. Bu bölümde diğer yüksek lisans çalışmalarından farklı bilgileri elde ederek çalışmamızın hem bilgi hem kaynakça bakımından diğerlerinden ayrı bir çalışma olması amaçlanmaktadır. İkinci bölümümüzde eserin esas nüshasının dört nüshayla mukabeleli şekilde tahkiki ve tercümesi gerçekleştirilmiştir. Son bölümde ise Şirvânî'nin dikkat çektiği kavramların ve konuların kelamî değerlendirmesi yapılarak çalışmamız tamamlanmıştır. Şirvânî'nin kullandığı kavramlar onun benimsemekte olduğu görüşü bize daha anlaşılır kılmaktadır. Nitekim onun bu risalede tasavvufî kavramları kullanmaktan sakınmadığı görülmektedir. Bununla birlikte ele aldığımız risale çerçevesinde onun itikadi mezhebini aşikâr etmediğini bu sebeple yoruma açık olduğunu belirtmemiz gerekmektedir. Eser küçük bir risale olmakla birlikte içerisinde önemli kavramları, Şirvânî'nin ilmî şahsiyetini ve onun özgün yorumlarını barındırmaktadır. Anahtar kelimeler: Kelam, Muhammed Emin eş-Şirvânî, Risâle fi'l-îmân, İmanda Artma ve Eksilme, İmanda İstisna

Ayşe Sevde Özdal
Pamukkale University · İslami İlimler Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Yabancı dil olarak Arapça öğreniminde lehçelerin etkisi

Yabancı Dil Olarak Arapça Öğreniminde Lehçelerin Etkisi Bu tez, ana dili Arapça olmayan kişilerin bu dili öğrenirken karşılaştıkları sorunları ele almaktadır. Tezde Anadili Arapça olmayanların Arapça öğrenirken özellikle lehçelerin bu dili öğrenmede olumsuz etkilerinin bulunduğuna işaret edilerek bunların çözümünde hangi yöntem ve tekniklerin kullanılması gerektiği ele alınmıştır. Çalışmamda, cahiliye dönemi ve günümüz Arap dünyasında yaygın olarak kullanılan bazı lehçeler ve bu lehçelerin Arap dünyasında bölgesel olarak dağılımına ve her bir lehçeyi diğerinden ayıran özellikler ile lehçe mevzusu ele alınacak, yabancı dil olarak Arapça öğrenenler için ciddi bir sorun olan iki dillilik (fasih Arapça ve yerel lehçelerde iki dillilik) problemi işlenecektir. İkidillilik konusu, edebiyat ve yazı dilinde kullanılan fasih Arapça ile konuşma dili diye tanımlanan ve yerel lehçeler şeklinde toplumda yaygınlaşan günlük kullanım dilleri arasındaki farklılıktır. Çalışmamda, yabancı dil olarak Arapçayı öğrenen kişilerin bu iki dillilik meselesinden nasıl etkilendikleri incelenmektedir. İki dillilik probleminin giderilmesi için bazı çözüm yöntemleri ele alınmıştır. Yabancı dil olarak Arapça öğrenen kişilere uzman eğitimcilerin tahsis edilmesi, modern dil eğitim metodunun uygulandığı kolaylaştırılmış bir müfredatın hazırlanması, buna ek olarak, her öğrencinin seviyesinin değerlendirilip göz önünde bulundurulması ve yabancı dil eğitimine bu durumların dahil edilmesi de işlenmektedir. Çalışmamızın, anket görüşmelerinin ve kişisel görüşlerin de yer aldığı ikinci bölümünde elde edilen veriler analize tabi tutulmuştur. Bu analizler ve saha görüşmeleri neticesinde ortaya çıkan iki dillilikten kaynaklanan sorunlar ve çözüm yolları ele alınmıştır. Sonuç bölümünde ise, yabancı dil olarak Arapça öğrenimine iki dillilik çerçevesinde ışık tutacak bazı önerilere yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Yabancı dil, Arapça, fasih Arapça, lehçe, iki dillilik

ArapçaAğızlarDil eğitimi+5
Abdul Rahim Almohamad Almahmoud
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Muhammed Et-Tâhir B. Aşûr (1879-1973) ve hadis ilmindeki yeri

Bu araştırmada "Muhammed et-Tâhir b. Âşûr ve Hadis İlmindeki Yeri" konusu ele alınmıştır. İbn Âşûr, İslam dünyasının en buhranlı dönemlerinden biri olan XIX. asrın son çeyreği ile XX. asrın ilk üç çeyreğinde 1879-1973 yılları arasında Tunus'ta yaşamış önde gelen âlimlerdendir. O, 94 yıllık ömründe Mâlikî kadılığı, Şeyhu'l-İslamlık, Zeytûne Üniversitesi'nde rektörlük gibi Tunus'ta önemli görevler yapmıştır. Bunun yanında tefsir, hadis, fıkıh, Arap dili ve edebiyatı gibi hemen hemen her ilim dalında eser telif etmiş ıslahatçı bir ilim adamıdır. İbn Âşûr, Buhârî'nin Sahîh'i üzerine en-Nazaru'l-Fasîh ve Mâlik b. Enes'in Muvatta'ı hakkında Keşfu'l-Muğatta adlı şerhlerini yazmış, ayrıca Hz. Peygamber ve hadis ile ilgili pek çok makale kaleme almıştır. Bu araştırmada bu çalışmalardan ve diğer eserlerinden hareketle onun hadis ilmindeki birikimi ortaya koyulmuştur. Bu çalışmanın giriş bölümünde İbn Âşûr'un yaşadığı zamanda Tunus'un siyasî, ekonomik ve ilmî durumu ele alınmıştır. İlk bölümde hayatı, ilmî şahsiyeti ve eserleri yer almaktadır. İkinci bölümde ise İbn Âşûr'un Hz. Peygamber tasavvuru, hadis ve sünnet ile ilgili görüşleri, sünnetin bağlayıcılığı taksimi, eserlerinden tespit edilen sened ve metin tenkidi örnekleri ve hadis şerhçiliği konuları işlenmiştir

HadisHz. MuhammedKur'an-ı Kerim+5
Halil İbrahim Doğan
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Arap dilinde edatların metinde kurduğu anlamsal ilişkiler

Art arda dizilmiş kelime yığınlarına cümle, cümlelere de metin denilebilmesi için bazı özelliklerin bulunması gerekir. Çünkü birbirinden kopuk ve aralarında hiçbir bağlantı olmayan kelime ya da cümleler dizisi metin olma vasfını haiz değildir. Cümleler içinde ve arasında ilişki kurarak onların metin haline gelmesini sağlayan önemli dilsel ögelerden biri edatlardır. Edatlar gerek yazılı gerekse de sözlü iletişimde yanlış ya da eksik anlaşılmanın önüne geçen etkin dil birimleridir. Arap dilinde edatların sayıları çok farklı olduğundan konunun sınırı ve çerçevesini belirleyebilmek gayesiyle ez-Zemahşerî'nin el-Mufassal fî Sanʻati'l-İʻrâb isimli eserindeki edatlar esas alınarak metinde kurdukları ilişki türleri incelenmiştir. Aynı ilişki türüne ait edatlar arasındaki farklar da mümkün olduğunca tefrik edilmiştir. Çalışmanın giriş bölümünde tezin konu, kapsam, amaç, önem ve yöntem gibi temel bahisleri yer almaktadır. Bu bölümde ayrıca edat literatürü hakkında kronolojik olarak bilgi verilmiştir. Birinci bölümde edatın kelime türleri içerisindeki yerine hatta bir kelime türü olup olamayacağına ilişkin tartışmalara değinildikten sonra edat hakkında yapılmış tanımlar, adlandırmalar ve edatın tek başına anlamı var mı yoksa yok mu gibi edatla irtibatlı mevzular ayrıntılı bir şekilde ele alınmıştır. İkinci bölümde tespit edilen anlamsal ilişki türlerinin öncelikle kavram içerikleri izah edilmiş daha sonra da ilişki türlerinin edatları incelenmiştir. Bu bölümde atıf (bağlama), tercih, taʻlîl (sebep/gâye-sonuç), sınırlama, ma'iyyet (birliktelik), teşbih (benzetme), tekid (pekiştirme/kuvvetlendirme), temenni, istisna, kasr/hasr (daraltma), değiştirme, tersinelik (karşıtlama), istifham, tasdik ve ret, şart, tahzîz ve tendîm (teşvik ve kınama), ihtimal ilişkileri ele alınmıştır. Ek kısmında örnek metinler üzerinde uygulamalı bir şekilde edatların metinde sağladıkları anlamsal ilişki türleri belirtilerek mahiyetleri üzerinde durulmuştur. Sonuç kısmında ise araştırmadaki tartışma ve tespitler özetlenerek çalışmanın genel görünümünün çerçevesi sunulmuştur. Bu çalışmada ez-Zemahşerî'nin el-Mufassal'ı başta olmak üzere nahiv, müstakil edat çalışmaları, belâgat, fıkıh usûlü, dilbilim vs. eserlerden yararlanılarak edatlar konusu metinde kurdukları ilişki türlerine göre ele alınmıştır. Birçok gramercinin harf/edat hakkındaki görüşleri verilerek bu kavram etrafındaki farklı sınıflandırma ve adlandırmalar tespit edilmiştir. Edatların sınıflandırılması ve adlandırılmasında gramerciler arasında birbirinden farklı yaklaşımlar tespit edilmiştir. Edatlar yapı/biçim bakımından değil, anlamsal açıdan incelenip çok sayıda örnek cümle üzerinde metne yaptığı katkılar gösterilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Arap Dili, Edat, Metin, Anlam, Bağlam, İlişki.

Anlam bilimArapçaDil bilgisi-edatlar+5
Abdullah Hacibekiroğlu
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Hadâiku'r-Ravhi ve'r-Rayhân fî Ravâbî Ulûmi'l-Kur'an'da tefsir yöntemi -âl-i imrân sûresi örneği-

Tefsirle meşgul olan müfessirlerin hedefi Kur'an'ı anlaşılır kılmaktır. Her dönemde farklı yöntem ve yaklaşımlarla Kur'an tefsir edilmeye çalışılmıştır. Son yüzyılda gerek metot gerek anlayış ve gerekse içerik açısından tefsirde önemli değişiklikler meydana gelmiştir. Bu yöntem tartışmaları günümüzde de devam etmektedir.1930 yılında dünyaya gelen ve hayatta olan El-Hererî, İslamî ilimlerin hemen her dalında eserler yazmıştır. Tefsir alanında yazdığı Hadâiku'r-Ravhi ve'r-Rayhân fi Ravâbî Ulûmi'l-Kur'an isimli tefsiri XX. yüzyılın sonunda yazılan önemli tefsirlerden biridir. Yöntem ve içerik açısından araştırılması gereken bir tefsirdir. Biz el-Hererî'nin söz konusu tefsirini (Âl-i İmrân sûresi örneğinde) Kur'an ilimleri ve tefsir yöntemi açısından incelemeye ve özellikle de tefsirin öne çıkan yanlarını tahlile gayret ettik. Rivayet ve dirayeti özünde toplayan bu tefsir, kendine özgü bir yöntemle yazılmıştır. Münasebetten kıraat vecihlerine, irâbdan belagate, şiir ile istişhaddan neshe, ahkâm tefsirinden, içtimâî ve işârî tefsire, dilbilimsel tahlillerden Kur'an'ın i'cazına kadar her konuya yer vermiştir.

Al-i İmran suresiEl-HereriKur'an-ı Kerim+1
Servet Demirbaş
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Arap dilinde iʻrâb-anlam ilişkisi

Arap gramerinde, kelimelerin sonlarında bir âmil sebebiyle gerçekleşen değişikliklere iʻrâb denmektedir. Araplar, kelimelerin sonlarını belirterek yani iʻrâblı bir şekilde söylüyorlardı. Bu açıdan iʻrâb, dilbilimsel bir kalıp içinde nahiv olgusu olarak ifade edilmezden önce Arapların dillerinde kullanılagelen bir 'dil olayı' idi. İʻrâb, kelime ve cümle terkipleri içerisinde farklı alâmetlerle ortaya çıkan ve ifade ettiği konumlarla cümlenin anlamsal yorumuna etki eden bir nahiv olgusudur. Birkaçı hariç, Arap dilbilginleri iʻrâbın anlama etkisini kabul ederler. Dilbilimsel olarak iʻrâbın ortaya çıkış sebebi âmil nazariyesidir. Bu açıdan iʻrâb, kelimenin cümle içindeki konumlarına göre değişen âmillerin bir sonucudur. İʻrâb, dildeki hatalı kullanımları giderir ve sözün, fesahatini, belağatını ve anlamını güçlendirir. Bu anlamda iʻrâb, işlevsel anlamın açığa çıkmasında önemli bir paya sahiptir. Lafzî iʻrâb, açıkça görünen iʻrâb alametleri üzerinden, cümlenin öğeleri arasındaki farkı belli ederek cümlenin işlevsel anlamını açıkça gösterirken; takdîrî ve mahallî iʻrâbın anlama bir etkisi söz konusu değildir. Sonuç itibariyle, türleri açısından iʻrâbın anlama etkisi sınırlıdır. İʻrâb, işlevsel olarak cümlenin anlamını açığa çıkaran en önemli anlam karinelerinden biridir; fakat tek başına anlamı belirleyici bir etkiye sahip değildir. İʻrâbın cümlenin anlamına etkisi, diğer gramer ve dil karineleriyle birlikte düşünülerek ele alınmalıdır. Anahtar Kelimeler: Arap Dili, İʻrâb, Anlam, Gramer, Söz, Cümle, Karine, İlişki, İşlevsel.

AnlamArapçaArapça kelimeler+3
Tahsin Yurttaş
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Arapçada asıl ve fer' nazariyesi

Arap nahiv kurallarının tespit edilip sistematize edilme çalışmalarında, nahiv âlimlerinin yararlandığı kavramlardan biri de asıl ve fer' ayrımıdır. Nahiv âlimleri dil ile ilgili yaptıkları çalışmalarda asıl ve fer' ayrımından yararlanmışlardır; ama asıl ve fer' konusu ile ilgili müstakil bir eser telif etmemişlerdir. Bu çalışmanın giriş kısmında asıl ve fer' kavramları ile ilgili genel bir bilgi verilmiştir. Daha sonra nahiv ve nahiv usulü ile ilgili özellikle klasik nahiv kitaplarında asıl ve fer' ile ilgili dağınık halde bulunan veriler değerlendirilip bir araya getirilmiştir. Sonuç kısmında ise çalışmanın genel görünümü yansıtılmaya çalışılmıştır. Bu araştırmada başvurulan kaynakların büyük bir kısmını klasik nahiv eserleri oluşturmaktadır. Anahtar Kelimeler: Asıl, Fer', Nahiv, Nahiv Usulü

ArapçaDilbilimKavramlar+1
Osman Aktaş
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Alevî nitelemeli geleneğin tasavvufî boyutu -Fikrî unsurlar örnekleminde-

Bu çalışma, Alevî nitelemeli geleneğin tasavvufî boyutunu, Tasavvuf Tarihi'nde bir olgunun değerlendirilmesinde ana ölçütlerden biri kabul edilen fikrî unsurlar çerçevesinde ele almaktadır. Bilindiği üzere bir geleneğin tasavvufa mensup olabilmesi için fikrî, fiilî, maddî ve insanî olmak üzere dört ana alandaki unsurları bünyesinde barındırması gerektiği belirtilmektedir. Çalışma, Alevî geleneğin tasavvufî boyutunu fikrî unsurlar açısından ele almayı amaçlamaktadır. Araştırmanın fikrî unsurlar bağlamındaki kapsamı vâhdet-i vücûd, nûr-i Muhammedî, ilhâm, keşf, rüya, kerâmet ve ricâlü'l-gayb kavramları çerçevesinde şekillendirilmiştir. 1990'larda dünyada ve ülkede yaşanan siyasi, sosyoekonomik ve kültürel gelişmelere bağlı olarak Alevî geleneğe mensup ocak ve gruplar hakkında farklı tartışmalar yürütülmüş; konu büyük oranda geleneğin tasavvuf boyutunu gözardı ederek mecrası dışında tartışılmıştır. İslam Mezhepleri Tarihi'nde son dönemlerde geliştirilen metodolojik yaklaşımlar farklı geleneklerin zihniyet analizi yaklaşımıyla incelenmesi hususunu ön plana çıkarmıştır. Bu yaklaşımda kavramlar ve kurumlar oldukça önemli unsurlardır. Alevî geleneğin tasavvufî boyutunun fikrî unsurlar bağlamında ortaya konulması, İslam Mezhepleri Tarihi disiplini çerçevesinde önemli bir katkı sunacaktır. Mevcut literatürde Alevî geleneğin tasavvufî boyutuna dair sınırlı çalışmalar bulunmakta olup bu çalışma alandaki eksikliği gidererek önemli bir katkı sunmayı amaç edilmektedir. Çalışmanın temel varsayımı, Alevî geleneğe mensup ocakların tasavvufî bir mahiyet taşıdığı şeklindedir. Çalışmanın söz konusu varsayımı ve amaçları doğrultusunda belirlenen kavramların Tasavvuf Tarihi'ndeki çerçevelerine dair bir inceleme yapılması, bilahare bu kavramların Alevî geleneğe mensup ocak ve gruplardaki durumunun ortaya konulması, sonrasında elde edilen verilerin mukayeseli bir şekilde analiz edilmesi hedeflenmektedir. Nitel araştırma hüviyetli çalışmamız deskriptif/betimleyici ve fenomenolojik yaklaşım esas alınarak yürütülmüştür. Araştırmanın verileri, bağımlı değişken olarak tespit edilen örneklemin Tasavvuf Tarihi ve Alevî geleneğe mensup kaynakların doküman taraması yöntemiyle incelenmesi suretiyle elde edilmiştir. Elde edilen söz konusu veriler tasavvuf geleneğindeki ana ekoller ve Alevî geleneğe mensup ocaklar bağımsız değişkenlerine göre mukayeseli bir şekilde analiz edilmiştir. Bu analizler sonucunda Alevî geleneğe mensup ocak ve grupların, tasavvuf düşüncesi ve tarikat hayatı uygulamalarına sahip topluluklardan müteşekkil olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Şükrü Bostancı
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Tarîkat ve tasavvuf algısı: Diyanet Gençlik Merkezlerine gelenüniversite öğrencileri örneği

ÖZET Tarîkat ve Tasavvuf Algısı: Diyanet Gençlik Merkezlerine Gelen Üniversite Öğrencileri Örneği Modern toplumlarda genç bireylerin dinî ve manevi değerlere olan yaklaşımları, sosyolojik ve psikolojik incelemelerin önemli bir konusu olarak öne çıkmaktadır. Özellikle kimlik arayışının yoğun olduğu ergenlik ve genç yetişkinlik dönemlerinde, üniversite öğrencileri geleneksel dinî yapılar ile modern yaşamın dinamikleri arasında bir denge kurma çabası içindedirler. Bu bağlamda, tarîkat ve tasavvuf gibi geleneksel manevi yapılar, gençlerin hem manevi arayışlarına hem de toplumsal etkileşimlerine yönelik sundukları deneyimlerle dikkat çekmektedir. Ancak bu yapıların toplumsal algısı, yalnızca manevi boyutlarıyla sınırlı kalmayıp, aynı zamanda sosyal, kültürel ve hatta siyasi etkileriyle de tartışma konusu olmaktadır. Bu tez çalışmasında, üniversite öğrencilerinin tarîkat ve tasavvuf algısını anlamayı ve bu yapılara yönelik eleştirilerinin temel nedenlerini ortaya koymayı amaçladık. Araştırmanın sahası olarak Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı Diyanet Gençlik Merkezleri seçilmiştir. Bu merkezler, gençlerin dinî ve manevi değerlerle buluşmasını teşvik eden, aynı zamanda sosyal ve kültürel faaliyetlere ev sahipliği yapan önemli mekânlar olarak değerlendirilmiştir. Çalışmamızda, bu merkezlere devam eden üniversite öğrencilerinin tarîkat ve tasavvuf kavramlarına ilişkin bilgi düzeylerini, bu yapılara yönelik tutumlarını ve eleştirilerini anlamaya yönelik kapsamlı bir anket çalışması yürütülmüştür. Anket, öğrencilerin hem bireysel hem de toplumsal bağlamda bu yapılara nasıl yaklaştığını ve bu yaklaşımların hangi faktörlerden etkilendiğini analiz etmeyi hedeflemiştir. Çalışmamızın giriş bölümünde, araştırmanın konusu, amacı ve önemi detaylı bir şekilde ele alınmaya çalışılmıştır. Araştırmanın yöntemi, veri toplama araçları, verilerin toplanma süreci ve değerlendirilmesi ile çalışmanın kapsamı ve sınırlılıkları açıkça ortaya konulmuştur. Birinci bölümde, tarîkat ve tasavvuf kavramları hakkında bilgiler verilmiş, Türkiye'de tarîkat algısının evrimi ve Diyanet İşleri Başkanlığının gençlik faaliyetlerinin bu bağlamdaki rolü ele alınmaya çalışılmıştır. İkinci bölümde, anketten elde edilen verilerin detaylı analizi sunulmuştur. Bu bölümde, katılımcıların demografik özelliklerine ilişkin bulgular (yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi, dinî pratiklere katılım düzeyi vb.) ayrıntılı bir şekilde incelenmiştir. Bunun yanı sıra, katılımcıların tarîkat ve tasavvuf kavramlarına dair genel bilgi ve kavrayış düzeyleri, bu yapılara ilişkin temel inançları ve kaynakları, modern yaşamın bu algılar üzerindeki etkisi, tarîkat ve tasavvuf uygulamalarına yönelik tutumları ile kişisel tecrübeleri ve düşünceleri analiz edilmiştir. Özellikle, gençlerin bu yapılara yönelik eleştirilerinin altında yatan sosyo-kültürel, psikolojik ve dinî faktörler detaylı bir şekilde ele alınmıştır. Sonuç ve tartışma kısmında, çalışmanın ana bulguları özetlenmiş ve bu bulguların sosyolojik ve dinî bağlamdaki yansımaları değerlendirilmiştir. Araştırma, üniversite öğrencilerinin tarîkat ve tasavvuf algısının, hem bireysel manevi arayışlardan hem de toplumsal dinamiklerden etkilendiğini ortaya koymuştur. Ayrıca, Diyanet Gençlik Merkezlerinin gençlerin bu yapılara yönelik tutumlarını şekillendirmede önemli bir rol oynadığı gözlemlenmiştir. Çalışma, gençlerin tarîkat ve tasavvuf gibi geleneksel dinî yapılara yönelik algılarının, modern yaşamın sunduğu bireysellik ve özgürlük arayışıyla nasıl bir denge kurduğuna dair önemli ipuçları sunmaktadır. Bu bağlamda, elde edilen sonuçlar, hem dinî kurumların gençlere yönelik faaliyetlerini şekillendirmede hem de sosyolojik araştırmalarda kullanılabilecek önemli veriler sunmaktadır.

Ali Osman Altun
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Hanefî literatüründe muhtasar geleneği ve Ibnü's-Sââtî'nin Mecmau'l-Bahreyn ve Mülteka'n-Neyyireyn adlı eserinin değerlendirilmesi

İslam hukuk düşüncesinin gelişimiyle birlikte, hicrî 2. yüzyıldan itibaren fıkıh alanında birçok eser kaleme alınmıştır. Bu eserlerden bir kısmı ayrıntılı ve geniş hacimli, bir kısmı ise özlü ve sistematik yapısıyla dikkat çeken muhtasar türünde yazılmıştır. Fıkhî bilgileri delillere yer vermeksizin özet bir şekilde sunan ve genellikle eğitim amaçlı kullanılan bu metinlerin ilk örneklerini Hanefî fakihleri telif etmişlerdir. Hanefî mezhebi literatüründe büyük öneme sahip olan ve "Mütûn-i Erbaa" olarak bilinen dört temel eser, bu geleneğin en güçlü halkalarını oluşturmaktadır. Bu tezde, söz konusu dört temel metinden biri olan ve Hanefî fakihlerinden İbnü's-Sââtî (ö. 694/1295) tarafından kaleme alınan Mecmau'l-bahreyn ve mülteka'n-neyyireyn adlı eser merkeze alınmıştır. İbnü's-Sââtî bu eserinde, daha önce yazılmış önemli bir muhtasar olan Kudûrî'nin (ö.428/1036) Muhtasar'ı ile Nesefî'nin (ö.537/1143) Manzûme'sini bir araya getirmiştir. Meselelerin özgün bir biçimde ele alındığı eserde her bir âlimin görüşü farklı bir cümle kalıbı ile aktarılmış, görüş sahiplerine rumuzlarla işaret edilmiş, konular sistematik bir şekilde ele alınmıştır. Ancak eserin üslubu son derece veciz olup, anlaşılması belirli düzeyde fıkıh ve dil bilgisine sahip olmayı gerektirmektedir. Muhtasar eserler yalnızca öğretici ve özetleyici metinler değildir; aynı zamanda mezhep içi tercihleri belirginleştiren, normatif sınırları çizen ve fıkhî otoriteyi temsil eden temel kaynaklardır. Mecmau'l-bahreyn, bu yönleriyle klasik muhtasar geleneğinin devamı ve özgün bir örneği olarak öne çıkmaktadır. Bu çalışma, hem Hanefî muhtasar geleneğini hem de bu geleneğin özgün bir örneği olan Mecmau'l-bahreyn'i daha yakından tanımayı ve ilim tarihindeki yerini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Literatür taramasına dayalı tarihsel-doküman analiz tekniğiyle hazırlanan bu çalışmanın birinci bölümünde, muhtasar eserlerin tanımı, tarihî gelişimi ve Hanefî literatüründeki yeri ele alınmıştır. İkinci bölümde, İbnü's-Sââtî'nin yaşadığı ilmî-sosyal çevre, hayatı, hocaları, öğrencileri, ilmî kişiliği ve eserleri hakkında bilgi verilmiştir. Üçüncü bölümde ise Mecmau'l-bahreyn adlı eserin içeriği, sistematiği, metodu, dili ve üslubu detaylı biçimde değerlendirilmiş; kullandığı kaynaklar ve mezhep içindeki yeri tespit edilmiştir.

Kübra Demir
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Gündelik hayatın inşasında Kur'an'ın rolü -Klasik ve son dönem tefsirler ışığında-

Bu doktora tezi, Kur'ân'ın gündelik hayatın inşasındaki rolünü, klasik ve son dönem tefsirler ışığında incelemektedir. Çalışmanın ana konusu, Kur'ân'ın sosyal ilişkilere rehberlik eden üslubunun, birey ve toplum üzerindeki etkilerini analiz etmektir. Bu çalışmada Kur'ân'ın değişmeyen yapısının, sürekli değişim halinde olan birey ve toplumla nasıl uyum sağladığı ve gündelik yaşam pratiklerine nasıl yön verdiği incelenmiştir. Çalışmanın amacı, Kur'ân'ın, insan-Allah, insan-insan ve insan-tabiat etkileşimlerine nasıl rehberlik ettiğini, bu rehberlikte kullanılan dilin ve üslubun rolünü sosyolojik bir bakış açısıyla ortaya koymaktır. Hipotez olarak, Kur'ân'ın insanı, toplumu ve tabiatı düzenleme çabasının, modern toplumdaki sosyal ilişkileri ve davranış kalıplarını da etkileyebileceği ileri sürülmüştür. Çalışmada kullanılan yöntem ve teknikler, dolaylı gözlem ve makro yöntem esas alınarak yapılandırılmıştır. Kur'ân'ın rehberliğini ele alan ayetler incelenirken, klasik ve modern tefsirler karşılaştırılmış ve kavramsal bir analiz yapılmıştır. Kapsam ve sınırlılıklar açısından çalışma, belirli bir dönem tefsir kaynaklarına ve dil yeterliliğine bağlı kalarak Kur'ân'ın gündelik hayatta, insani ilişkiler ve toplumsal yapılar üzerindeki etkisine odaklanılmış ve yalnızca insanın Allah, insan ve tabiat ilişkileri bağlamında gündelik hayat pratikleri ele alınmıştır. Çalışmamız Arap dünyasında Menhecü'l-Kur'ân başlığıyla yapılan çalışmalarla benzerlik gösterse de, bu tez Kur'ân'ın gündelik hayata etkisini incelemesi bakımından özgün bir bakış açısı sunmaktadır. Çalışmanın en önemli sonuçları arasında, Kur'ân'ın gündelik hayatı düzenlerken kullandığı dilin, sadece bir emir ve yasaklar bütünü olmadığını, insanın aklına ve kalbine hitap eden, onun duygu ve düşüncelerine rehberlik eden bir üslup taşıdığı vurgulanmıştır. Kur'ân'ın gündelik hayata dair stratejik amaçlarının; bireylerin iradesini güçlendirmek, sosyal dinamizm sağlamak, aidiyet duygusu oluşturmak ve toplumsal güveni pekiştirmek olduğu tespit edilmiştir. Gelecekte çalışılması gereken konular arasında, Kur'ân'ın modern çağda sosyal, iktisadi, hukuki ve çevresel ilişkiler üzerindeki etkilerinin nasıl olabileceği ile Kur'ân'ın ahlaki rehberliğinin nasıl bir rol oynayabileceği önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Tefsir, Kur'ân, Gündelik Hayat, Rehberlik, İnsani İlişkiler

Muhammet Yıldız
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Kur'an'da çok anlamlı kelimelerin Türkçe meallerdeki yansımaları

Çok anlamlı kelimeler, dildeki tek anlamlı sözcüklerin tarihi seyir içerisinde farklı bağlamlarda kullanılması sonucunda zamanla yapısında pek çok manayı barındırması ile oluşmaktadır. Arapça'nın kadim ve köklü bir dil olması hasebiyle, bu dilin çok anlamlı kelimeler bakımından zengin bir yapıya sahip olduğu bilinmektedir. Kur'an'ın nüzul dilinin Arapça olması da Kur'an'da çok anlamlı kelimelerin sıkça kullanılmasını beraberinde getirmiştir. Çalışmamızda amacımız, Kur'an'da mevcut olan çok anlamlı kelimelere dair yapılan mana tercilerinin meydana getirdiği hükmi ve anlamsal sonuçlarını ortaya koyarak çok anlamlı kelimeler üzerine hassasiyet ve titizlikle çalışmanın önemine dikkat çekmektir. Çalışmamızda izlediğimiz metod kapsamında, Kur'an'da kullanılan çok anlamlı kelimelere dair eser kaleme alan beş klasik alimin üzerinde ittifak ettiği çok anlamlı kavramlardan on tanesini inceledik. Ardından bu kavramların geçtiği ayetlerde ilgili kavramlara verilen manaları, referans aldığımız 15 mealden hareketle analiz ettik. Elde ettiğimiz verileri kıyaslama ve tasnif yöntemiyle inceleyerek sonuç kısmında alimler ile meal müelliflerinin tercihleri özelinde değerlendirmeler yaptık. Yapılan değerlendirmeler sonucu alimler ile meal müelliflerinin uyumlu manalar vermekle beraber farklı manaları tercih ettikleri durumlar da olduğu bulgusuna erişerek bu bulguları teker teker açıkladık. Ayrıca çok anlamlı kelimelere dair yapılan tercihlerin ayetlerin hükmü ve manası üzerinde ihtilaflara sebebiyet verdiği ve çok anlamlı kelimelere hamledilen manaların birbirlerinden epey uzak anlamlar barındırması sonucunda mana çeşitliliği meydana getirdiği durumları da tespit ederek sonuç kısmında açıkladık. Tüm bu bulgular neticesinde, Kur'an'da mevcut olan çok anlamlı kelimelerin bağlamsal ve kavramsal doğrultuda titizlikle incelenmesi gerektiği ve bu incelemenin derin bir ilim ve disiplinler arası bir yaklaşım gerektirdiği sonucunda eriştik.

Rabia Berre Temelli
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Mona Baker'in eşdeğerlik kuramı bağlamında Ala el-Asvani'nin Yakupyan Apartmanı adlı romanındaki deyimler ve kalıp ifadelerin çevirisi

Bu çalışma, Ala el-Asvani'nin Yakubyan Apartmanı adlı romanının Türkçe çevirisinde yer alan deyim ve kalıp ifadelerin çevirisini, Mona Baker'in çeviribilim alanında öne sürdüğü eşdeğerlik kuramı çerçevesinde incelemeyi amaçlamaktadır. Çeviribilim alanında özellikle kültürel unsurların ve deyimlerin doğru ve işlevsel aktarımı, kaynak metnin anlam dünyasının ve estetik değerlerinin korunması açısından önemli bir sorun alanı teşkil etmektedir. Bu bağlamda çalışma, Arapça aslından ara dil kullanılarak yani İngilizce üzerinden Türkçeye yapılan çeviride kullanılan deyim ve kalıp ifadelerin çeviri stratejilerini analiz ederek, eşdeğerlik düzeyinde ne tür yöntemlerin tercih edildiğini ortaya koymayı hedeflemektedir. Araştırmanın kuramsal temelini Mona Baker'in tam, kısmi, açımlama ve çıkarma yoluyla eşdeğerlik kategorileri oluşturmaktadır. Deyimleştirme stratejisini de buraya eklemek gerekir. Nitel araştırma yöntemine dayanan bu çalışmada, metin karşılaştırmalı analiz tekniği kullanılmış; Türkçeye tercüme edilmiş metinden hareket edilerek deyimler ve kalıp ifadeler tespit edilmiş, Arapçadaki karşılıkları bulunmuş ve eşleştirilmiştir. Yakupyan Apartmanı adlı romanın ara dil İngilizce tercümesi de ihmal edilmemiş tercümelerin kontrolleri sağlanmıştır. Elde edilen veriler, Mona Baker'in eşdeğerlik kuramı doğrultusunda değerlendirilmiş ve sonuçlara ulaşılmıştır. Çalışmanın sonucunda, Yakubyan Apartmanı'nın Türkçe çevirisinde deyim ve kalıp ifadelerin aktarımında genel olarak işlevsel eşdeğerlik stratejisinin benimsendiği, ancak yer yer doğrudan çeviri, açıklama yoluyla çeviri veya kültürel uyarlama gibi yöntemlere de başvurulduğu tespit edilmiştir. Bulgular, çevirmenin hedef metin okuyucusunun dilsel ve kültürel beklentilerini göz önünde bulundurarak anlamı korumaya odaklandığını göstermektedir. Bununla birlikte mütercimin tercihlerine katılmadığımız hatta yanlış olduğunu düşündüğümüz tercümelere de yeri geldikçe işaret edilmiştir.

Selimhan Acar
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Dinî yüksek ihtisas merkezlerinde Arapça öğretimi: Tarih, programlar ve pedagojik yaklaşımlar

Bu çalışma, Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesindeki Dinî Yüksek İhtisas Merkezlerinin Arapça hazırlık eğitimine odaklanmaktadır. Çalışmanın konusu, 1976 yılında İstanbul Haseki Eğitim Merkezi ile başlayan ve günümüze (2025) dek süren yaklaşık elli yıllık süreçte uygulanan Arapça öğretim programlarının geçirdiği metodolojik evrimdir. Araştırmamızın temel amacı, DİB'in bu kurumlardaki Arapça eğitimini neden ve nasıl dönüştürdüğünü analiz etmektir. Temel hedef din görevlilerinin (müftü, vaiz) şeri ilimlerin ana kaynaklarına vukufiyetini sağlayacak klasik Arapça öğretimi hedefinin, zamanla modern dünyanın ve değişen hizmet alanı ihtiyaçlarının gerekleri doğrultusunda nasıl güncellendiğini tespit etmektir. Bu bağlamda, salt nahiv merkezli ve metin çözümlemeye dayalı geleneksel yaklaşımdan, dört temel dil becerisini (dinleme, konuşma, yazma, çeviri) esas alan iletişimsel yaklaşımları da içeren bütüncül bir modele (geçişin gerekçeleri ve sonuçları irdelenmiştir. Çalışmanın kapsamını, ana eksen olarak DİB ihtisas merkezleri oluşturmaktadır. Bununla birlikte, konunun tarihsel zeminini oluşturmak ve bu kurumların üstlendiği misyonu belirginleştirmek amacıyla, Selçuklu ve Osmanlı medreselerindeki gelenek ile Cumhuriyet sonrası İmam-Hatip Okulları ve İlahiyat Fakültelerindeki Arapça öğretimi tecrübelerine de bu kurumlarda yaşanan ve ihtisas merkezlerinin kuruluşuna zemin hazırlayan eksikliklere arka plan olarak değinilmiştir. Araştırmada tarihsel-betimleyici ve karşılaştırmalı analiz yöntemi benimsenmiştir. 1975, 1978, 1999, 2007, 2017 ve 2021 gibi kilit programlar kronolojik olarak incelenmiştir. Bu incelemede programların ders kredileri, içerikleri ve özellikle okutulan temel kaynaklardaki değişimler mercek altına alınmıştır. Örneğin, Şerhu Katri'n-Neda, el-Belagatü'l-Vadıha ve Mecmuatü's-Sarf gibi klasiklerin yanı sıra el-Arabiyyetü li'l-Hayat, el-Arabiyyetü Beyne Yedeyk ve Arapça Çeviri Kılavuzu gibi modern materyallerin müfredata nasıl entegre edildiği karşılaştırmalı olarak tahlil edilmiştir. Ulaşılan temel sonuç ihtisas programlarının, başlangıçtaki "araç dil" odaklı yapıdan, zamanla "hedef dil" anlayışını da benimseyen hibrit bir modele evrildiğidir. Özellikle 2007 programı, dört temel dil becerisinin müfredata girmesiyle bu dönüşümde bir milat olmuştur. Güncel programlar (2021-2023), hem İzharü'l-Esrar gibi geleneksel metinlerle ilmî derinliği korumayı hem de modern setler, merkezî sınavlar ve mütalaa dersleriyle dil eğitimini her yönüyle güçlendirmeyi hedeflemektedir. Bu gelişim, Diyanet teşkilatının sahih dinî bilgiyi birinci elden kaynaklarından alıp topluma çağın idrakiyle sunabilecek nitelikli personel yetiştirme vizyonunun doğrudan bir yansıması olduğu tespit edilmiştir.

Zekiye Akbulut
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

İslâm düşünce geleneğinde mantık ve retorik tasavvurunun belâgat ile ilişkisi -Sekkâkî örneği-

Bu tez, İslâm mantık geleneği içerisinde gelişen Aristotelesçi retorik tasavvurunun Arap belâgatiyle ilişkisini Sekkâkî'nin Miftâhu'l-ulûm adlı eserinde ortaya koyduğu belâgat tasavvuru çerçevesinde incelemiştir. Bu amaçla Antik Yunan medeniyetinde felsefe, mantık ve retoriğin hakikatle ilişkisi ele alınmıştır. Retoriğin teorik temellerinin nasıl tesis edildiği kavramsal ve yöntemsel esaslar dikkate alınarak ortaya konmuştur. Bu bağlamda Antik Yunan edebiyatında Aristoteles'in konumu tarihsel boyutlarıyla incelenmiş ve onun retoriğe özgün katkıları belirlenmiştir. Aristoteles'in edebiyat alanındaki en önemli katkısının retorik ve diyalektik arasında tesis ettiği ilişkide aranması gerektiği vurgulanmıştır. Aristoteles'in Retorika'sı tercümeler vasıtasıyla İslam dünyasına intikal ettiği için bu aktarımın tarihsel gelişimi üzerinde durulmuştur. Retorika'nın İslam dünyasındaki gelişiminin incelenmesi içinse Farâbî ve İbn Sînâ gibi düşünürlerin bu esere yazdıkları Hatâbe isimli telhis ve şerhler esas alınmıştır. Bu çerçevede hem Aristoteles'in Retorika'sında hem de İslam mantık geleneğindeki Hatâbe'lerde öne çıkan en önemli kavramlar olması hasebiyle ikna, hatip-muhatap-hitap ve retoriksel kıyaslar incelenmiştir. İslam mantık geleneğindeki retorik tasavvurunun belâgatle ilişkisinin ortaya konması amacıyla zikredilen kavramların Sekkâkî'nin Miftâh'ında ele alınan özgün yönleri ortaya konmuştur. Ayrıca Sekkâkî'nin mantık-retorik-belâgat ilişkisini nasıl tesis ettiği ve bu ilişkinin onun belâgat taksimine etkisi incelenmiştir. Antik Yunan medeniyetinde retorik, Aristoteles öncesi dönemde sofistlerin de etkisiyle hakikatten uzak bir ikna sanatı olarak gelişmiştir. Bu durumun uzantısı olarak süreç içerisinde hakikat bağlamında retorik-diyalektik karşıtlığı oluşmuştur. Aristoteles, retorik ve diyalektiğin özünde aynı yöntemleri kullandığı ve bu nedenle aynı düzleme yerleştirilmesi gerektiği düşüncesinden hareketle retorik sanatına epistemolojik bir değer atfedip onu sistematik bir disiplin olarak tesis etmiştir. Bu katkısıyla Aristoteles, Antik Yunan edebiyatında dönüm noktası olarak nitelenmektedir. Dolayısıyla Aristoteles'in retorik bağlamındaki özgünlüğü onun, retorik ve mantık arasında tesis ettiği ilişkide temellenmektedir. Retorika İslâm medeniyetine Organon külliyatı içerisinde intikal etmiştir. Bu durum Retorika'nın, edebî bir sanat olmaktan çıkıp mantığın bölümü olarak algılandığı bir paradigma değişimine uğramasına zemin hazırlamıştır. Retorika'nın tarihsel seyir içerindeki bu dönüşümü, belâgat-retorik ilişkisinin belâgat-mantık ilişkisinden bağımsız ele alınamayacağını teyit etmektedir. Bununla birlikte Organon külliyatı içerisinde Aristoteles'in mantığa dair tüm kitaplarının intikali ve mantığın hakikat bilgisine ulaşmak için geçerli tek yöntem olarak sunulması, İslam medeniyetinde nahiv-mantık karşıtlığı şeklinde ilmî tartışmaların oluşmasına yol açmıştır. Sekkâkî, belâgat ve mantığın özünde aynı yöntemleri kullandığı ve bu nedenle aynı düzleme yerleştirilmesi gerektiği düşüncesinden hareketle belâgat sanatına epistemolojik bir değer atfedip onu sistematik bir disiplin olarak tesis etmiştir. Bu katkısıyla Sekkâkî, Arap dili ve belâgati tarihinde dönüm noktası olarak kabul edilmektedir. Dolayısıyla Sekkâkî'nin belâgat bağlamındaki özgünlüğü onun, belâgat ve mantık arasında tesis ettiği ilişkide temellenmektedir. Ancak Aristotoles'in retorik tasavvurunda diyalektik-retorik ilişkisi yöntemsel bağlamla sınırlıyken Sekkâkî'de mantık bir ilim olarak belâgatin konusu kılınmıştır. Bu durum Sekkâkî'nin Miftâh'ı, dilbilim ve belâgat ile mantığın uzlaşmacı bir yaklaşımla mezcedildiği yeni bir organon olarak konumlandırdığı yorumunu mümkün kılmaktadır. Bu tezde belâgat ve mantığın mezcedilmesi bağlamında Sekkâkî'nin Miftâhu'l-ulûm adlı eserinde sunduğu belâgat tasavvurunun özgünlüğü ortaya konmuştur. Bu çerçevede Sekkâki'nin belâgati mantıkla ilişkilendirmesi ile Aristoteles'in retoriği diyalektikle ilişkilendirmesinin, benzer tarihsel süreçlerin yarattığı benzer sorunların çözümüne dair özgün çalışmalar olduğu teyit edilmiştir. Böylece Arap belâgatinin başka bir edebiyat geleneğinden müstear olduğu, onu taklit ettiği veya özgün olmadığı şeklindeki eleştirilerin esasında -bu etkileşimin en açık örneklerinden biri olan- Sekkâkî'nin belâgat tasavvuru bağlamında geçerliliğini yitirdiği tespit edilmiştir.

Cennet Asana
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Hadislerde yas ve yasla başa çıkma biçimleri

Hayatın kaçınılmaz ve en acı gerçeği ölümdür. Bu gerçekle yüzleşen insan hem kendi ölümüyle ilgili endişe duyar hem de sevdiklerini kaybettiğinde büyük bir acı hisseder. Kişinin hissettiği bu derin duygular onun düşünce, davranış ve sosyal ilişkilerinde belirli bir süre devam eden bazı değişikliklere sebep olur. Yas süreci olarak adlandırılan bu dönemin sağlıklı bir şekilde atlatılması kişinin yeni durumu kabullenmesi açısından son derece önemlidir. Ayrıca kişi bu süreçte toplumsal desteğe de ihtiyaç duyar. Bu nedenle her toplumda genellikle dini inançların şekillendirdiği yasla ilgili uygulamalar görülür. İslam dininde de yas sürecinde kişinin ve toplumun nasıl davranması gerektiğine dair uygulamalar Hz. Peygamber tarafından belirlenmiştir. O hem kendi hayatında yaşadığı kayıplar karşısında gösterdiği tepkilerle insanlara örnek olmuş hem de İslam'ın ruhuna uygun yeni bir davranış modeli ortaya koyarak insanlara rehberlik etmiştir. Bununla ilgili hadis kaynaklarında pek çok rivayet bulunmaktadır. Bu noktadan hareketle çalışmada Hz. Peygamber'in cahiliye döneminde var olan yas uygulamalarına olan yaklaşımı, kendi yaşadığı kayıplara verdiği tepkilerle ortaya koyduğu örneklik ve yas sürecinde sünnetle şekillenen toplumsal rollerle ilgili rivayetler ele alınmıştır. Bu vesileyle yas sürecinde Hz. Peygamber'in sünnetini gözler önüne sermek hedeflenmektedir. Çalışmada literatür tarama yöntemi kullanılmıştır. Çalışmanın sonucunda Hz. Peygamber'in yasla ilgili son derece stratejik kurallar belirlediği ve özgün bir davranış modeli ortaya koyduğu tespit edilmiştir.

Nurdan Berberoğlu
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Mahmud Es'ad Coşan'ın Fâtiha ve Bakara Sûresi bağlamında tefsir metodu

Mahmud Es'ad Coşan'ın Fatihâ ve Bakara Sûresi Bağlamında Tefsir Metodu Vahiy, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'e nazil olduğu andan itibaren çeşitli tefsir yöntemleriyle yorumlanmış ve her dönemin içinde bulunduğu sosyal, kültürel ve entelektüel koşullar doğrultusunda yeni yorum ve perspektiflerle zenginleşmiştir. Günümüzde ise Kur'ân'ı anlama ve yorumlama faaliyetleri çeşitli yaklaşım ve metotlar çerçevesinde devam etmektedir. Türk-İslam dünyasının önde gelen düşünürlerinden olan Mahmud Es'ad Coşan çağdaş dönemde çalışmalar gerçekleştirmiş bir âlim ve kanaat önderidir. Coşan, Fatiha Sûresi'nden başlayarak Bakara Sûresi'nin 223. âyetine kadar gerçekleştirdiği tefsir sohbetleriyle hem ilmi birikimini aktarmış hem de geniş kitlelere ulaşmıştır. Yapılan literatür çalışması neticesinde, bu eser hakkında daha önce ortaya konulmuş olan Türkçe akademik çalışmanın bulunmadığı tespit edilmiştir. Bu sebeple Mahmud Es'ad Coşan'ın Kur'ân'a dair $yapmış olduğu bu sohbetleri tanıtmaya ve tefsir metodunu ele almaya karar verdik. Bu araştırma; giriş, iki ana bölüm ve bir sonuç kısmından oluşmaktadır. Giriş kısmında çalışmanın konusu, amacı, yöntemi ve kaynaklarına dair bilgi verilmektedir. Birinci bölümde, Mahmud Es'ad Coşan'ın hayatı, eserleri, hocaları, ilmi çalışmaları, sosyal hizmetleri, üniversitedeki akademik kariyeri ve tefsir yaparken faydalandığı kaynaklar ele alınmıştır. İkinci bölümde ise Fatiha Sûresi ve Bakara Sûresi'nin 223. âyeti bağlamında rivayet, dirayet metodunu kullanması ve ulûmü'l- Kur'ân perspektifinde âyetlere yaklaşımı incelenmiştir. Bahsi geçen konuların daha iyi anlaşılması için konuya dair genel çerçeve çizilmiş ve bilinmesi gereken temel meselelere yer verilmiştir. Daha sonra Coşan'ın yorumları âyetlerden örneklerle zikredilmiştir. Sonuç kısmında ise araştırmaya dair genel değerlendirmeler yapılmıştır. Araştırma, Coşan'ın tefsir sohbetlerini yaparken takip ettiği yönteme dair Türkçe akademik bir çalışmanın bulunmaması ve tefsir metodunun ortaya çıkarılarak tespit edilmesi noktasında alan yazımına katkı sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: Bakara Sûresi, Kur'ân, Mahmud Es'ad Coşan, Tefsir Metod

Hatice Kübra Özer
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Kınalızâde'nin Ahlâk-ı Alâî'sinde nefis terbiyesi

Bu çalışma, Osmanlı âlimi, düşünürü ve kadısı Kınalızâde Ali Çelebi (öl. 980/1572)'nin felsefî ahlâk türünde kaleme aldığı Ahlâk-ı Alâî adlı eserinde ele alınan nefis hastalıkları ile bunların tedavi yöntemlerini, tasavvufî nefis terbiyesi bağlamında incelemektedir. 10./16. yüzyıl İslâm düşünce tarihinin "Yöntemsel Bütünleşme Evresi"nde kaleme alınan eser, klâsik ahlâk felsefesi yazım geleneğinin son halkasıdır. Kınalızâde, döneminin eklektik ilmî yapısı gereği kendisine ulaşan bilgileri felsefî, tasavvufî ve dinî yönleriyle ele alarak; tahlîl ve tenkide tâbi tutması sonucu özgün bir eser ortaya koymuştur. Bu doğrultuda Kınalızâde, eserinde idealize ettiği amelî hikmet anlayışı doğrultusunda yer verdiği pratik uygulamalarda; sûfî geleneğin tecrübî nefis terbiyesi anlayışından da istifade etmiştir. Eserde en düşükten en yükseğe doğru ele aldığı nefis güçlerinin, Kur'ân-ı Kerîm'de zikredilen nefs-i emmâre, nefs-i levvâme ve nefs-i mutmainne mertebelerine işaret ettiğini ifade eden Kınalızâde; filozofların üçlü nefis tasnifi ile mutasavvıfların nefis mertebeleri arasında kurduğu irtibatla sisteminin sûfî gelenekteki karşılığını bizlere bildirmiştir. Bu bağlantıdan hareketle çalışmada Kınalızâde'nin ele aldığı şehvet, öfke ve düşünme güçleri; tasavvuf geleneğindeki nefs-i emmâre, nefs-i levvâme ve nefs-i mutmainne mertebelerine nispet edilerek incelenmiş, söz konusu güçlere ait ahlâkî hastalıklar ile nefis mertebelerinde görülen hastalıklar arasında anlamlı bir ilişki kurulmuştur. Böylece eserde nefis terbiyesinin nasıl gerçekleştirildiği ortaya konmuştur. Sonuç olarak çalışma, Kınalızâde'nin nefis hastalıklarına dair geliştirdiği felsefî yapıda sûfî geleneğin etkisini açığa çıkarmakta; aynı zamanda onun nefis terbiyesi anlayışının bu geleneğe olan özgün katkısını ortaya koymaktadır.

Süheyla Meryem Balaban
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Hadisler bağlamında erken yaşta evlilik meselesi

Oryantalist eleştirilerin son dönemde muhatabı haline gelen, erken yaşta evlilik hadisleri hem İslam tarihinde hem de günümüzde ele alınan aynı zamanda farklı dönemlerde yaşamış alimlerce tartışılan bir konu olması nedeniyle araştırılmaya değer bir konu olarak görülmektedir. Bu konu üzerinden İslam'a ve Hz. Peygamber'e birçok eleştiri yöneltilmiş, buna karşılık Müslüman alimler tarafından bu eleştirileri çürüten veya savunan birçok karşı argümanlar üretilmiştir. Bu durum konu ile ilgili ayrışmaların yaygınlaşmasına ve farklı yorumlar üretilmesine neden olmaktadır. Konuyla ilgili günümüzde bir netlik bulunmaması dikkat çekmekte ve bu belirsizliğe bir netlik kazandırmak bu çalışmanın temel hedefini oluşturmaktadır. Bu doğrultuda çalışmada öncelikle hem sürekliliği ele almak hem de Nebevi öğreti dönemini daha iyi ortaya koyabilmek amacıyla Cahiliye toplumu genel bir çerçeveyle anlatılmakta ardından erken yaşta evlilik durumunun nasıl olduğu ele alınmaktadır. Aynı bölüm içerisinde Nebevi öğreti dönemindeki durumu aynı şekilde genel hatlarıyla çizilmekte ve erken yaşta evlilik örneklerine yer verilerek konunun hadisler bağlamında değişimi ifade edilmekte ve ilk bölüm burada sonlanmaktadır. İkinci bölüm de erken yaşta evlilik konusu ile temel rivayet olan Hz. Âişe'nin evlilik yaşı ile ilgili olan hadis ve konu ile ilgili çok da gündeme getirilmeyen, Hz. Fatıma'nın Hz. Ali ile olan evliliğini ele alan hadis tahric çalışmasından geçirilmektedir. İslam alimlerince, hadis şerh kaynakları doğrultusunda bu hadisler üzerinde erken yaşta evlilik bahsi ile ilgili bulgular tespit edilmektedir. Ayrıca bu konunun anlaşılmasındaki farklılıkları gözler önüne serebilmek adına farklı dönemlerdeki şerh eserleri incelenerek değerlendirmeler yapılmaktadır. Bu doğrultuda hem belli bir dönemin konuya bakışı hem de dönemsel farklılaşmalara dikkat çekilmekte ve ikinci bölüm bu şekilde tamamlanmaktadır. Çalışmamızın son bölümünde, aynı zamanda da günümüz dünyasında büyük bir problemi oluşturan erken yaşta evlilik bahsi İslam ülkeleri özelinde ele alınmaktadır. Ana konuya geçmeden önce evlilik kavramı üzerinde durulmakta ve uluslararası kabul gören bir tanım ile İslam mezheplerindeki fıkhi tanımlar ele alınmaktadır. Sonrasında ise değişen dünya düzeninde evlilik yaşları üzerinde durulmakta ve genel bir durum analizi yapılmaktadır. Günümüz dünyasında İslam coğrafyalarında büyük bir sorunu teşkil eden erken yaşta evlilik konusu dikkat çekmekte ve halen İslam coğrafyalarında erken yaşta evlilik hadisleri kaynak gösterilerek çocukların evlendirildiği gerçeği karşımıza çıkmaktadır. Karşılaştığımız bu durum sünnetin çağa taşınmasının gereğini ve bu konudaki yanlış anlaşılmaların Müslüman toplumları getirdiği son durumu gözler önüne sermektedir.

Tuğba Yavuzer
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

İslam ilmihal geleneğinde hadis kullanımı: Şir'atü'l-İslâm örneği

Bu çalışma, İslam ilim geleneğinde önemli bir yere sahip olan ilmihal literatürünün tarihsel gelişimini ve bu literatürün en etkili eserlerinden biri olan İmamzâde Muhammed b. Ebû Bekir'e ait Şirʿatü'l-İslâm adlı eserini hadis kullanımı bağlamında incelemektedir. Araştırmada öncelikle ilmihal kavramının anlamı, kapsamı ve tarihsel süreç içindeki dönüşümü ele alınmış; ilmihalin ilk dönem fıkıh risaleleriyle başlayan gelişim çizgisi, Abbâsîler'den Osmanlı'ya, oradan modern döneme uzanan geniş bir çerçevede değerlendirilmiştir. Özellikle Osmanlı coğrafyasında ilmihal türünün yaygınlaşması, medrese eğitimindeki yeri ve halk din eğitimi üzerindeki etkileri detaylı biçimde analiz edilmiştir. Çalışmanın merkezinde yer alan Şirʿatü'l-İslâm, hem ibadet hem ahlâk hem de toplumsal düzeni ilgilendiren hükümleri ele alan çok yönlü bir ilmihal metni olarak değerlendirilmiştir. Eserin özellikle hadis kullanımı, nakledilen rivayetlerin türleri, güvenilirlik dereceleri, fıkhî hükümlerle ilişkilendirilme biçimleri ve metin içindeki işlevleri titizlikle incelenmiştir. İmamzâde'nin rivayet tercihleri, Hanefî fıkıh doktriniyle uyumu, zayıf ve uydurma rivayetlere yaklaşımı ve hadisleri pedagojik bir üslup içinde sunma yöntemleri tespit edilerek eserin ilmî durumu ortaya konulmuştur. Araştırma, Şirʿatü'l-İslâm'ın Osmanlı ilmihal geleneği üzerindeki etkilerini ve sonraki şerh, tercüme ve şerh geleneğine katkılarını da değerlendirmektedir. Eserin yalnızca bir ibadet rehberi değil, aynı zamanda ahlâkî ve sosyal düzeni şekillendiren bir metin olarak işlev gördüğü sonucuna ulaşılmıştır. Bunun yanında, ilmihal metinlerinde hadis kullanımının, toplumun dinî bilincinin oluşumunda belirleyici bir rol oynadığı; Şirʿatü'l-İslâm'ın bu rolü güçlendiren temel kaynaklardan biri olduğu görülmüştür. Bir diğer yönüyle bu çalışma, ilmihal geleneğinin tarihsel sürekliliğini ve dönüşümünü Şirʿatü'l-İslâm örneği üzerinden analiz ederek, hadislerin ilmihal yazımındaki konumunu açıklığa kavuşturmakta ve klasik ilmihal literatürünün modern din eğitimi açısından taşıdığı önemi ortaya koymaya çalışmaktadır. Yine bu çalışma, Ebu Bekr İmamzâde ve onun dönemi, özellikle de hadis ve ilmihal alanındaki katkılarını incelemeyi amaçlamaktadır. İmamzâde'nin hayatı, eserleri ve dönemin sosyo-politik yapısı üzerinden, İslam dünyasında hadis ve ilmihal geleneklerinin nasıl şekillendiği ele alınmaktadır. Özellikle İlmihal kavramının, tarihsel süreç içinde nasıl geliştiği ve Osmanlı dönemindeki yeri üzerine derinlemesine bir inceleme yapılmaktadır. Ayrıca, İlmihalin hadis ve fıkıh ile olan ilişkisi de irdelenmiş, İmamzâde'nin "Şir'atü'l-İslam" adlı eseri üzerinden, hadislerin ilmihal anlayışındaki rolü tartışılmaktadır. Eserlerinde hadislerin doğru kullanımı, güvenilirlikleri ve fıkıh ile ilişkisi üzerine yapılan analizler, İmamzâde'nin İslam ilim kültürüne olan katkılarını ortaya koymaktadır. Bu çalışma, Osmanlı'dan günümüze kadar olan ilmihal geleneği üzerinde de etkiler bırakmıştır ve günümüzdeki ilmihallerde hadis kullanımının önemini vurgulamaktadır.

İmamzade Muhammed bin Ebu Bekr
Uğur Dokgöz
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

EBÛ HANÎFE’NİN DELİLLER HİYERARŞİSİNDE SAHÂBÎ KAVLİNİN KONUMU

Bu çalışma, Hanefî mezhebinin deliller hiyerarşisinde sahâbî kavlinin kıyas karşısındaki konumunu tespit etmeyi amaçlamaktadır. Çalışmada, öncelikle sahâbî ve sahâbî kavli kavramları ele alınmış, daha sonra Hanefî mezhebinin kurucu imamlarının ve Hanefî usulcülerin konuyla ilgili görüşleri ortaya konulmuştur. Son olarak kurucu imamların sahâbî kavli konusunda çelişkili tutum sergilediği iddia edilen üç mesele ve Ebû’l-Hasen el-Kerhî’nin sahâbî kavlinin delil değeri konusunda Hanefî mezhebinden farklı bir görüş ileri sürmesinin olası nedenleri analiz edilmiştir. Çalışmanın bulgularına göre Hanefî mezhebinin kurucu imamları, gerek akıl/kıyas ile anlaşılamayan gerek anlaşılabilen konularda sahâbî kavlini referans almış ve sahâbî kavlini kıyasa tercih etmişlerdir. Kaynaklarda her iki durumda sahâbî kavlini kıyasa takdim ettiklerine yönelik kurucu imamlardan nakledilen çok sayıda rivâyet bulunmaktadır. Ayrıca pek çok Hanefî usulcü, imamların sahâbî kavline yaklaşımının bu yönde olduğunu ifade etmiştir. Öte yandan Hanefî usûl bilginleri de kurucu imamlar gibi sahâbî kavlinin her iki durumda kıyasa takdim edilmesi gerektiğini savunmuştur. Ancak, Kerhî bu konuda farklı bir görüş ortaya koymuş, sahâbî kavlinin akıl yoluyla anlaşılamayan konularda delil değeri olmakla birlikte akıl yoluyla anlaşılabilen meselelerde kıyas karşısında herhangi bir üstünlüğünün bulunmadığını ileri sürmüştür. Onun bu görüşü benimsemesinde Mutezile düşüncenin etkisi olduğunu gösteren bazı kanıtlar bulunmaktadır. Ayrıca kurucu imamların çelişkili tutum sergilediği iddia edilen üç mesele, onların sahâbî kavlini kıyastan öncelikli kabul ettiklerini gösteren rivayetlerle uyumlu bir şekilde yorumlanabilir.

İslâm HukukuHanefî MezhebiŞer‘î Deliller+2
Salih erden
Marmara University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sCrossrefindexedOpen AccessTR

Transhümanizm bağlamında insan fiilleri: Kader ve irade problemi

Bu çalışma, transhümanizm çağında insanın kaza, kader, irade ve sorumluluk anlayışının İslam kelâmı açısından nasıl değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Araştırmada nitel araştırma yöntemi benimsenmiş, klasik ve çağdaş kelâm literatürü ile transhümanizm, yapay zekâ ve insan geliştirme teknolojilerine ilişkin güncel çalışmalar karşılaştırmalı ve analitik bir yaklaşımla incelenmiştir. Bu kapsamda, kaza ve kader anlayışı ile transhümanizmin temel iddiaları ve insan tasavvuru değerlendirilmiştir. Transhümanizmin ortaya çıkardığı kelâmî problemler kaza, kader, irade ve insan sorumluluğu bağlamında analiz edilmiştir. Ayrıca teknolojik müdahalelerin insan iradesi, fiilleri ve teklif ehliyeti üzerindeki muhtemel etkileri ele alınarak, insanın teknolojik imkânlar karşısındaki tercihleri ve sorumluluğu kelâmî açıdan değerlendirilmiştir. Çalışma sonucunda teknolojik gelişmelerin insanın imkânlarını genişletmekle birlikte dinî ve ahlâkî sorumluluğunu ortadan kaldırmadığı, transhümanizmin insanın geleceğine ilişkin iddialarının İslam kelâmının kaza, kader, irade ve sorumluluk ilkeleri doğrultusunda yeniden değerlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Bu doğrultuda, insanın geleceğinin yalnızca teknolojik ilerleme üzerinden değil, insan onuru, ahlâkî değerler ve ilahî irade ekseninde ele alınmasının gerekliliği ortaya konulmuştur.

TranshümanizmYapay ZekâKaza ve kader+2
Fahrettin Yılmaz
Erzincan Binali Yıldırım University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2026
41
doi.org/10.71008/ebyu.thesis.2026.277
Master'sOpen AccessTR

Ferîd Vecdî'nin çağdaş fikir akımlarına yaklaşımı

Bu çalışma Materyalizm, Pozitivizm, Darwinizm ve Feminizm gibi günümüz fikir akımlarının Ferîd Vecdî nazarında nasıl ele alındığı ve onun bu akımlar karşısındaki yaklaşımı ile ilintilidir. Araştırma konusunun tercihi noktasında bu akımların Müslüman kimliğini yakından ilgilendirmesi ve inançlar üzerinde etkili olması etkili olmuştur. Vecdî'nin araştırma boyunca kullandığı argümanların büyük çoğunluğu dini metinlerden ziyade bilim, akıl ve felsefenin ilkelerinden oluşmaktadır. Bu fikir akımlarının öne sürdükleri fikirler ve hipotezler zaman zaman birbirine benzerlik gösterebilmektedir. Ancak akımların konu ve yöntem bağlamında birbirinden ayrılması her başlığı kendi içinde değerlendirmeyi zorunlu kılmıştır. Birinci bölümde genel olarak materyalizm özel olarak günümüz materyalizmi incelenmiştir. Günümüz materyalizminin madde ve kuvvet hakkındaki tezleri bilim insanlarının yaklaşımlarıyla eleştirilmiştir. İkinci bölümünde pozitivizmin bilgi anlayışı bilim insanlarının yaklaşımlarıyla tartışılmış ve bilimin sabit bir yapı benimsememesi deney ve gözlemin yanı sıra duyular ve aklın yetersiz oluşu tartışılmıştır. Üçüncü bölümde Darwinizm ve esasları incelenmiş ve evrimin uzun bir zaman gerektirmesi eleştirilmiştir. Kalıtım ve körelmiş organlar teorisi ise Vecdî tarafından ilahî ilham ve takdir bağlamında değerlendirilmiştir. Dördüncü bölümde ise kadın cinsini yakından ilgilendiren feminizmin eşitlik, özgürlük iddiaları üzerinde durulmuş ve kadının toplumun inşası noktasında annelik vazifesi ön planda tutulmuştur.

Ali Akarsu
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

İslam miras hukuku ve Türk miras hukuku'nun anne baba mirasçılığı ve ölüme bağlı tasarruflar bakımından mûkayesesi

Çalışmamız kapsamında, günümüz Türkiye'sinde yürürlükte bulunan Türk Miras Hukuku ile İslam Miras Hukuku, anne baba mirasçılığı ve ölüme bağlı tasarruflar bakımından mukâyese edilmiştir. İki hukuk sisteminde yer alan farklılıklara temel oluşturabilecek bazı faktörler incelenmiş, İslam Miras Hukuku ve Türk Miras Hukuku'na etkileri ortaya konulmuştur. Toplumun temel taşı olan aile kurumunu bir arada tutmak konusunda en önemli etkenlerden biri olan miras müessesesini, tezimizi oluşturan konular özelinde mukâyese edilmesi amaçlanmıştır.

Zeynep Safa Kaya
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Ebû Bekr es-Sûli ve Arap edebiyatındaki yeri

Bu tez, Abbâsî döneminin seçkin âlimlerinden Ebû Bekr es-Sûlî'nin hayatını, ilmî kişiliğini, dil ve edebiyata yönelik yaklaşımını, eleştirel yöntemini ve Arap dili içerisindeki konumunu bütüncül bir bakış açısıyla incelemektedir. Çalışmada, Sûlî'nin yetiştiği dönemin siyasî, sosyal ve kültürel şartları ele alınmakta; onun saray çevresinde oluşan entelektüel atmosferden nasıl etkilendiği ortaya konulmaktadır. Dil, edebiyat, tarihçilik, rivayet, kitâbet, şiir eleştirisi, öğreticilik ve kültürel aktarım gibi alanlarda ortaya koyduğu katkılar sistematik bir çerçevede değerlendirilmektedir. Tezde, Sûlî'nin dil malzemesini seçme ve aktarma kriterleri, rivayet zincirlerine yaklaşımı, metinleri yeniden düzenleme ve tasnif etme becerisi, eleştirel muhakemesi, klasik şiire ve değişen edebî zevke dair görüşleri, belâgat, üslup, tasvir ve edebî tenkit alanındaki yenilikçi yönleri ayrıntılı olarak çözümlenmiştir. Ayrıca onun saray merkezli meclislerde edindiği tecrübelerin, edebî hafıza, metin tenkidi, şiir mukayesesi ve tarih yazımı üzerindeki etkileri değerlendirilmiş; dil öğretimine ve kitâbet geleneğine ilişkin ilkeleri, Arap dilinin kurumsal gelişimine katkıları ve nesir üslubunun teşekkülündeki rolü ortaya konmuştur. Sonuç olarak çalışma, Ebû Bekr es-Sûlî'nin Arap dili ve edebiyatının yalnızca bir dönemine tanıklık eden bir râvi olmadığını, bu geleneğin şekillenmesine aktif biçimde yön veren, eleştirel düşünceyi besleyen, yöntemi sistemleştiren ve sonraki nesilleri derinden etkileyen şahsiyetlerden biri olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Arap Dili ve Belâgati, Ebû Bekr es-Sûlî, Edebî tenkit, Şiir, Nesir.

Arap edebiyatı
Abidin Güzel
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2026
00
Master'sOpen AccessTR

Hanefî mezhebinde zarûret ve fıkhî hükümlere etkisi: Serahsî'nin el-Mebsût örneği

Peygamber Efendimizin vefat etmesiyle birlikte İslâm'ın iki temel kaynağı olan Kur'ân ve Sünnet tamamlanmış oldu. Bundan sonraki süreçte İslâmiyet'in hızlı bir şekilde yayılması, farklı coğrafya ve kültürden insanların Müslüman olmasıyla birlikte İslâm'ın meseleleri de çeşitlenmiş, zaruret halinin varlığı ve hükme etkisi tartışılmaya başlanmıştır. Bu tartışmalar neticesinde birçok görüş öne sürülmüş, bir kısım fukahâ zarureti keyfî hüküm vermek olarak görürken bir kısım fukahâ ise zaruretin hüküm verilirken göz önünde bulundurulması gereken bir durum olduğunu savunmuştur. Biz bu çalışmamızda bilhassa Hanefî mezhebinde zaruret kavramını ele alıp, İmam Serahsî'ye ait olan el-Mebsût adlı eserdeki zaruretle ilgili meseleleri tespit edeceğiz. Çalışmamız bir giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde tezin konusu, sınırlandırması, yöntem ve kaynakları ile genel olarak zaruret kavramı ele alınıp Kur'ân ve Sünnette zaruret kavramı açıklanmıştır. Birinci bölümde zaruret ile ilişkili kavram ve delillerle birlikte Serahsî'de zaruret kavramı üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde ise el Mebsût'ta geçen zaruretle ilgili meseleler tespit edilmiştir. Sonuç kısmında ise elde edilen bilgiler ışığında İmam Serahsî'nin zaruretle ilgili görüşleri değerlendirilmiştir.

HanefilerMebsutSerahsi+3
Arife Şekercioğlu
Eskişehir Osmangazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00