
2,763
Archived Theses
31
DOIs Assigned
1%
DOI Rate
Discipline
Kurtubi'nin Kur'an ilimlerine yaklaşımı
Kur'an-ı Kerim'i anlama çabaları, onun Hz. Peygamber'e (s.a.v.) indirilmesiyle beraber başlamıştır. Kur'ân İlimleri de Kur'ân'ın anlaşılmasına yardımcı olan ilimlerdir.Kurtubî, tefsirinde oldukça anlaşılır ve açık bir tarzda Kur'ân'ı başından sonuna kadar açıklamıştır. Bu çalışmada Kurtubî'nin Kur'an İlimleri'ne bakışı ve bu ilimleri işleyiş tarzı ele alınıp değerlendirilmiştir. Çalışmanın temel amacı, Kurtubî'nin Kur'an İlimleri'ne ne ölçüde yer verdiğini saptamak ve onun bu konu ile ilgili düşüncelerini analiz ederek ortaya koymaktır.Çalışmada öncelikle Kur'an İlimleri'nin tanımı, kapsamı, doğuşu, gelişimi ve literatüre girişi incelenmiştir. Daha sonra Kurtubî'nin tefsiri baştan sona titizlikle okunmuştur. Bu esnada müfessirin eserinde yer verdiği Kur'an İlimleri tespit edilmiştir. Elde edilen veriler konu başlıkları altında toplandıktan sonra mezkûr konu başlıkları bir giriş ve üç ana bölümde değerlendirilmiştir. Bu çalışma bir sonuç ve bibliyografya ile son bulmaktadır.Anahtar Kelimeler: Kurtubî, Kur'an, Kur'ân İlimleri, Tefsir, Ayet.
Ali Haydar Efendi'nin Dürerü'l-Hükkâm adlı eserinin kaynaklarının tespit ve tahkiki: 762-787. maddeler
Bu tez Ali Haydar Efendi'nin Dürerü'l-Hükkâm adlı eseri esas alınarak yapılan bir çalışmadır. Bu eser, İslam hukukunun medeni hukuk alanında ilk kanunlaştırma örneği olan Mecelle'nin en önemli şerhlerinden birisidir. Mecelle'nin değinmediği Hukuksal alanları tamamlamayı da hedeflemiştir. Osmanlı medenî hukuku sayılan Mecelle'nin ve genel hukuk çalışmalarının anlaşılması açısından büyük bir öneme sahiptir.Çalışma giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Ali Haydar Efendinin hayatı, hukuk alanındaki çalışmaları ve eserleri hakkında bilgi verilmiştir.İkinci bölümde ise, Dürerü'l Hükkâm'ın Kitâbü'l-Emânât bölümünün 762-787. maddeleri latinize edilmiştir. Bu bölümde ayrıca yazarın bu şerhi yazarken yararlandığı ve ismine atıfta bulunduğu eserlerin tesbit ve tahkîki de yapılmıştır.
Ehliyet kavramının İslam ve Modern Hukuktaki mukayesesi
Ehliyet kavramı hukuki bir terimdir. Bu kelimeyi biz kaynaklardaaraştırdığımız zaman çeşitli tariflerini görmekteyiz. Genel manada ehliyetkişinin dini hukuki hükümlere muhatap olmaya elverişliliği anlamınagelmektedir. Ehliyet sözlükte ?yetki, elverişlilik, liyakat, yeterlilik.'' gibianlamlara gelir. Bir iş için uygun olma, kifayet sahibi, yeterli ve layık olmamanalarına gelmektedir. İnsan sosyal bir varlıktır ve insanlar her yöndensürekli münasebet halindedir. İnsanların münasebetleri esnasındaki işlemleringeçerliliği her iki tarafın ehliyetine, o işlem için yeterli olup olmamasınabağlıdır.İslam Hukukunda ise `'ehliyet kanun koyucunun şahısta takdir ettiği veonu bir hukuki hitaba muhatap olmaya salih hale getiren vasıftır.''Bir başkadeyişle şari'in bir kişide takdir ettiği onu din ve hukukun muhatabı olmayauygun bir kişi haline getiren vasıflardır.Ehliyet konusu genel manada hukuk açısından ele alınmaktadır. Amakonu insan olduğundan İslam Hukuku açısından incelendiğinde ibadetlerkonusu da insanları ilgilendirdiği için bu açıdan da inceleme konusuolmaktadır. Çünkü insanların bir taraftan Allah'la diğer taraftan diğerinsanlarla münasebet halindedir. Bu münasebetler esnasında insanlar herzaman olumlu davranamayabilir ve bundan dolayı bazı problemler ortayaçıkabilir. Bu problemlerden dolayı taraflardan birine ceza vermek gerekebilir.vKişilere yapmış olduğu bu hatadan dolayı ona ceza verilip verilmeyeceği de yineo kişinin ehliyetine bağlıdır.Tezimizin konusu olan ehliyet kavramını kısaca özetlemeye çalıştık. Özettede belirttiğimiz gibi Kişinin şahıs olarak varlığının yanında bazı ehliyetlere desahip olması gerekmektedir. Tabi bununla beraber bazen sadece onun varlığı,hayatta olması hatta anne karnında bile olması yeterli olmaktadır. Özetleehliyet cenin döneminden itibaren gençlik döneminde, orta yaş ve yaşlılıkdönemindeki insanın haklarını, bu haklara sahip olma yetilerini inceler.Anahtar kelimler: İslam, Hukuk, Modern
Ali Haydar Efendi'nin Dürerü'l-Hükkâm adlı eserinin kaynaklarının tespit ve tahkiki: 534-611. maddeler
İslâm Hukuku'nun medenî hukuk alanında ilk kanunlaştırma örneği Mecelle'dir. Mecelle yalnız ülkemizde değil, Tunus, Irak, İsrail, Fas gibi birçok ülkenin de medenî hukukunun oluşmasında ilham kaynağı olmuştur. İşte bundan dolayı anlaşılabilmesi için Mecelle üzerine birçok şerh yazılmıştır. Çalışmamızın konusunu oluşturan Ali Haydar Efendi'nin ?Dürerü'l-Hukkâm Şerhu Mecelleti'l-Ahkâm? adlı eseri de Mecelle'nin en önemli şerhlerinden birisidir.Çalışmamız ?Dürerü'l-Hükkâm? adlı eserin icâre` bahsi ile alâkalı bilgileri içeren 534-611. maddelerinin kaynaklarının tespit ve tahkikinden oluşmaktadır. Kaynakların tespit ve tahkikini yapmadan önce ilgilenenlerin metinden faydalanmalarını kolaylaştırmak amacıyla metni Latin alfabesine aktardık. Bunu yaparken mümkün olduğunca metnin aslına sadık kalmaya özen gösterdik.Tezimiz giriş ve ana bölümden oluşmaktadır. Ana bölüm ise Ali Haydar Efendi'nin hayatı ile çalışmamızın konusunu oluşturan maddelerin Latin alfabesine aktarılması ve tahkikinden oluşmaktadır.Çalışmamızın amacı zikrettiğimiz bölümün kaynaklarının tahkik çalışmasını yaparak İslâm hukukçularının ve İslâm hukukuyla ilgilenenlerin bu eserden faydalanmalarını kolaylaştırmaktır.
Şehristânî'nin Mefâtîhu'l-Esrâr adlı tefsirindeki yöntemi
XI. yüzyıl Selçuklu devri ulemasının önde gelen şahsiyetlerinden biri olan Abdulkerim eş-Şehristânî (v. 548/1153) başta tefsir olmak üzere çeşitli ilim dallarında eser veren çok yönlü bir kişidir. Bu tezde ondan fazla üzerinde eser veren Şehristânî'nin Mefâtîhu'l-Esrâr adlı tefsirindeki yöntemi incelenmiştir. Bu çalışmada özellikle Kur'an-ı Kerim, tefsir, hadis, usul ve biyografi kaynaklarından istifade edildi.Çalışmamız giriş, dört ana bölüm ve sonuç kısmından oluşmaktadır.Giriş kısmında araştırmanın önemi, yöntemi ve kaynakları hakkında bilgi verilmiştir.Birinci bölümde Şehristânî'nin metodu, kaynakları ve mukaddimede ele aldığı Ulumu'l-Kur'an hakkında bilgi verilmiştir.İkinci bölümde tefsir, Rivâyet yönünden incelenmiştir.Üçüncü bölümde tefsir, Dirâyet yönünden incelenmiştir.Dördüncü bölümde ise tefsirdedeki esrâr kısmı incelenmiştir.Sonuç kısmında ise çalışmadan elde edilen bulgular değerlendirilmiştirAnahtar kelimeler: Şehristânî, Mefâtîhu'l-Esrâr, Tefsir, Esrâr, Rivâyet, Dirâyet
Rahmi Efendi ve el-'İkdu'n-Nâmî 'ale'l- Câmî adlı eseri
Son dönem Osmanlı âlimlerinden Rahmî Efendi'nin hayatı ile onun el-`İkdu'n-Nâmî `ale'l-Câmî isimli eserini konu alan bu çalışma, giriş ve iki bölümden oluşmaktadır.Bilindiği üzere bu eser, el-Kâfiye'nin şerhlerinden biri olan el-Fevâidü'z-Ziyâiyye üzerine yapılmış bir hâşiye'dir. Bu yüzden girişte, Musannif İbnü'l-Hâcib ve kitabı el-Kâfiye ile Şârih Mollâ Câmî ve şerhi el-Fevâidü'z-Ziyâiyye hakkında kısaca bilgi verdik.Birinci bölümde ise Mehmed Rahmî el-Eğînî'nin yaşadığı dönem siyasi, iktisadi ve kültürel açılardan incelenmiş ve daha sonra o dönemin eğitim kurumlarında öğretilen Arap dili'nin durumu izah edilmiştir. Daha sonra yazarın hayatı, eserleri ve ilmi yönü anlatılmış ve böylece tarafımızdan ilk defa sistemli bir şekilde işlenmiştir.İkinci bölümde ise el-Fevâidü'z-Ziyâiyye'nin hâşiyelerinden birisi olan el-`İkdu'n-Nâmi `ale'l-Câmî'nin muhteva, tertip, metot ve kaynak yönünden tahlili yapılmış ve Arap dili ve Belağatı açısından önemi hakkında bilgi verilmiştir.Uzun bir zamandan beri medreselerde mütâlaa kitabı olarak tedrîs edilen bu tür kitapların, günümüzdeki etkilerinin belirlenmesi önem arz etmektedir. Bu çalışma ile Rahmî Efendi ve söz konusu eserini bütün yönleriyle ele alıp inceledik.Anahtar Kelimeler: Mehmed Rahmî el-Eğînî, `İkdu?n-Nâmî `ale?l-Câmî, el-Kâfiye, el-Fevâidü?z-Ziyâiyye, Hâşiye, Mollâ Câmî, Arap Dili
Osmanlıda Mecelle'den sonra şer'î cevâz algısı: Mansurizade Said örneği
Mansurizade, Osmanlı İmparatorluğunun son devrinde yaşamış hukuk ve siyaset adamıdır. Şer'î cevâz ve siyasi otorite ile ilgili görüşleriyle dikkatleri üzerine çekmiştir. Bu görüşler, aynı zamanda Osmanlı imparatorluğundaki şer'î cevâz algısına da ışık tutmaktadır.Dönemin şer'î cevaz algısını anlamak için, Mansurizade'nin cevaz algısı bize yardımcı olmaktadır. Bu sebeple biz, çalışmamızda Mansurizade'nin cevaz algısını ortaya koymaya çalıştık. Öncelikle İslam hukukundaki cevaz algısını ortaya koyduk. Sonra Mansurizadenin eserlerini tarayarak konuyla alakalı makalelerini tespit ettik. Sonra bu makaleleri tahlil ederek mansurizadenin şer'î cevâz algısını belirledik.Çalışmamız bir giriş, iki bölüm ve bir sonuçtan oluşmaktadır. Girişte tarihi arka planı verdik. Birinci bölümde kavram tahlili yaparak, İslam hukukundaki cevâz algısından kesitler sunduk. İkinci bölümde Osmanlı imparatorluğunda mecelleden sonraki şer'î cevâz algısıyla ilgili örnekler verdik. Son olarak Mansurizade'nin şer'î cevâz algısını ortaya koyduk. Sonuç kısmında çalışmanın genel bir değerlendirmesini yaparak çalışmamızı tamamladık.
Kur'ân-ı Kerîm'de diriliş
Diriliş, insanın var oluşuyla ilgili önemli bir konudur. Bu sebeple tarih boyunca insan dirilişle ilgilenmiştir. Kutsal metinlerde bu konu iman objesi olarak ortaya konmuştur. Özellikle Kur'ân-ı Kerîm'de dirilişle ilgili verilen bilgiler, diğer kutsal metinlerde mevcut olan bilgilerden daha açık ve daha fazladır. Bunun sebebi, Kur'ân-ı Kerîm'in indirildiği cahiliyye Arap kültürün diriliş inancını tümüyle reddetmesidir. Bir diğer sebep de Kur'ân-ı Kerîm'in, önceki kutsal metinler gibi tahrif edilmemesidir. Kur'ân, diriliş inancını imanın, ibadetin ve ahlakın zeminine yerleştimiştir. Böylece o, söz konusu akideyi hemen hemen bütün konularıyla ilişkilendirmiştir.Bu tez, Kur'ân-ı Kerîm'deki diriliş konusunu ortaya çıkarmayı amaçlayan semantik ağırlıklı bir çalışma olup üç bölümden oluşmaktadır.Birinci bölümde Tevrat, İncil ve İslam öncesi cahiliye Arap kültürü, diriliş bağlamında değerlendirilmiş ve Kur'ân-ı Kerîm'deki ilgili âyetler tespit edilmiş ve onları anlama imkanı üzerinde durulmuştur.İkinci bölümde Kur'ân-ı Kerîm'de insanın dirilişini ifade etmek üzere kullanılan kelimeler semantik olarak değerlendirilmiş ve bu kelimelerin diriliş bağlamında ne anlama geldiği anlamı üzerinde durulmuştur. Ayrıca Kur'ân-ı Kerîm'de insanın var oluşu, ölümü ve dirilişi ortaya çıkarılmıştır.Üçüncü bölümde Kur'ân-ı Kerîm'de dirilişin ispatı, inkar nedenleri, peygamberlere karşı tutumlar ve kabirde diriliş problemi üzerinde durulmuştur. Ayrıca bu bölümde diriliş, ahlak ve iman bağlamında ele alınmış ve dirilişin fert ve toplum açısından değeri tespit edilmiştir.
İbn Kudame'nin el-Muğni adlı eserinde usul-u fıkhın kullanımı
İbn Kudâme'nin el-Muğnî adlı eserinde fıkıh usûlünün kullanımını tespit etmeyi hedeflediğimiz bu çalışmamız, Giriş ve beş bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde tezin önemi, amacı, yöntemi ve sınırlandırılması hakkında kısa bilgi verildikten sonra birinci bölümde müellif İbn Kudâme, hayatı, çeşitli ilim dallarına ait eserleri ve el-Muğnî tanıtılmıştır.İkinci bölümde Hanbelî usulcüler ve İbn Kudâme'ye göre İslâm hukukunun kaynakları anlatılarak, el-Muğnî'de kullanımına örnekler verilmiştir. Bu bağlamda, diğer fıkıh mezeplerinde bulunan aslî-fer'î delil ayrımına benzer şekilde İbn Kudâme'nin İslâm hukukunun kaynaklarını, üzerinde ittifak edilen ve hakkında ihtilâf edilen deliller olarak iki gruba ayırıp incelediği, ittifak edilen delillerden Kur'an, sünnet, icma ve ıstıshabı, ihtilaf edilen delillerden ise şer'u men kablenâ, sahabî kavli, istihsân ve maslahatı incelediği aktarılarak el-Muğnî'de kullanımlarına örnekler verilmiştir. Kıyasa ise ittifak edilen veya ihtilaf edilen deliller arasında yer vermemesine rağmen bir delil değeri vererek incelediği görülmektedir. Öte yandan İbn Kudâme'nin usul eseri Ravzatü'n-nâzır'da bir delil olarak incelememesine rağmen el-Muğnî'de en azından bir hukukî ilke olarak kullandığı örf ve âdet ile sedd-i zerâyî kavramlarını da içerik olarak kullandığını görmekteyiz.Üçüncü bölümde teklîfî hükümler, vaz'î hükümler ve teklif kavramı el-Muğnî'deki örnekleriyle birlikte anlatılmıştır. Dördüncü bölümde kelâm, nass, zâhir, mücmel, mübeyyen, emir, nehiy, mutlak, mukayyed vb. lafız bahisleri el-Muğnî'den örnekler verilerek anlatılmıştır. Beşinci bölümde ise İbn Kudâme'nin içtihat, taklit ve tercih anlayışı el-Muğnî'den bunu destekleyen örneklerle işlenmiştir. Tez sonuçların değerlendirilmesiyle sona ermektedir.
Ali Haydar Efendi'nin Dürerü'l Hukkam adlı eserinin kaynaklarının tesbit ve tahkiki: 458-533. maddeler
Osmanlı Devleti'nin modern anlamda ilk medenî kanunu Mecelle veya tam ismiyle Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye'dir. Mecelle, aynı zamanda birçok ülkenin de medenî hukukunun oluşmasında ilham kaynağı olmuştur. Dolayısıyla Mecelle'nin daha iyi anlaşılabilmesi için birçok şerhi yazılmıştır. Çalışmamızın konusunu oluşturan Ali Haydar Efendi'nin ?Dürerü'l Hukkam Şerhu Mecelleti'l-Ahkâm? adlı eseri ise Mecelle'nin mevcut şerhleri arasında en meşhuru ve en hacimli olanıdır.Çalışmamız Dürerü'l Hukkam Şerhu Mecelleti'l-Ahkâm adlı eserin icâre bahsi ile alâkalı bilgileri içeren 458-533. maddelerinin kaynaklarının tespit ve tahkikinden oluşmaktadır. Metinden faydalanmayı kolaylaştırmak amacıyla ilgili bölüm latinize edilmiş ve bu esnada metnin aslına sadık kalınmaya özen gösterilmiştir.Tezimiz, giriş ve ana bölümden oluşmaktadır. Ana bölüm; Ali Haydar Efendi'nin hayatı ile bahsi geçen maddelerin latinize edilmesi ve kaynaklarının tahkik çalışmasından oluşmaktadır.Tezimizin amacı ise Dürerü'l Hukkam Şerhu Mecelleti'l-Ahkâm'ın Kitâbü'l-İcâre bölümünün belirtilen maddelerini latinize ederek ve kaynaklarının tahkik çalışmasını yaparak konuyla ilgilenenlerin bu eserden istifadelerini kolaylaştırmaktır.
İbadetlerde Haber-i Vâhid'in Delil Olması Bağlamında Namaz
ÖZETİbadetlerde Haber-i Vâhid'in Delil Olması Bağlamında NamazEsra BATTALDokuz Eylül ÜniversitesiSosyal Bilimler EnstitüsüTemel İslam Bilimleri Anabilim Dalıİslam Hukuku ProgramıÂhâd haber genel olarak mütevâtir haberin niteliklerine sahip olmayan haber olarak tanımlanır ve İslam Hukuk Usulü'nde tartışma konusu olmuştur. Âhâd haberin bağlayıcı bir delil olup olmaması hususu, bu tartışmaların başlıca sebebidir.Âhâd haberin bir delil olma niteliği taşıdığına dair Kur'an'dan, Sünnetten ve Sahabe uygulamalarından deliller vardır. Konu ile ilgili tartışmalar ilk üç nesilden sonra başlamıştır.Âlimler, âhâd haberleri kendilerine has metotlarla değerlendirmişlerdir. Hanefîler, konuya içinde yaşadıkları ortama göre yaklaşmışlar ve âhâd haberin bir delil değeri taşıması için belirli şartlar gerektiğini ileri sürmüşlerdir. Şafiîler, genel olarak hadislerde senedi muttasıl olan âhâd haberlerle amel etmişler, ancak râvide birtakım şartlar aramışlardır.Bu çalışmada iki mezhebin namaz konusunda haber-i vâhid anlayışlarından kaynaklanan farklılıklar üzerinde durulmuştur.Giriş bölümünde İslam Hukukunun kaynaklarını teşkil eden, Kur'an, Sünnet, İcmâ ve Kıyas konularına özetle değinilmiştir.Birinci bölümde genel olarak haber, haber çeşitleri ve âhâd haberin tanımları üzerinde durulmuş, mevcut tartışmalar ve açıklamalara değinilmiştir.İkinci bölümüde namazın şartları ve rükünleri ile ilgili âhâd haber örneklerine ve Hanefî ve Şafiî mezheplerinin konu ile ilgili görüşlerine genel olarak yer verilmiştir.Üçüncü ve son bölümde, farz, vacip ve nafile namazlarla ilgili âhâd haber örnekleri ve yine konumuzun temelini oluşturan hususta mezheplerin görüşleri konu edilmiştir.Sonuç olarak âhâd haberin namaz konusunda, mezhepler arasında neden olduğu ihtilaflar, hadisler ve mezheplerin yorumları çerçevesinde tespit edilmeye çalışılmıştır.
Şevkânî'nin Kur'ân'ı yorumlama yöntemi
Bu çalışmanın amacı, son dönem müfessirlerinden çok yönlü bir âlim olan Şevkânî'nin Kur'ân'ı yorumlama yöntemini, tefsir ilmine katkısını ve şayet varsa bu alana getirdiği yenilikleri araştırmaktır.Araştırmamızın temel konularını belirlemek için öncelikle Şevkânî'nin tefsirini baştan sona taradık. Araştırmamızı derinleştirmek için Şevkânî'ye ait diğer kaynaklara başvurduk. Tefsirinde ortaya koyduğu hususları örnekleme yolu ile açıkladık. Özellikle tefsir ve Kur'ân ilimlerine ait ele aldığı konuları, bu alanda önem arz eden diğer kaynaklarla mukayese ettik.Yemen'deki siyasî, sosyal, dinî ve kültürel hayatın tefsirine nasıl yansıdığını gördükten sonra birinci bölümde: Tefsirinin kaynaklarını, tefsirine has başlıca özelliklerini, tefsir ilmine yaklaşımını, âyet ve sûreleri yorumlama yöntemini ortaya koyduk. İkinci Bölümde: Şevkânî'nin ilâhî kelâm ve ibadet kaynağı olarak Kur'ân'a bakışını ve Kur'ân ilimlerine yaklaşımını açıkladık. Üçüncü Bölümde: Şevkânî'nin tefsirini, tefsir çeşitliliği bağlamında kelâm, fıkıh, dilbilim, mezhebî ve tasavvuf ilimleri açısından analiz ettik.Bu araştırmamızdan; Şevkânî'nin tefsirinde, pek çok alana ait zengin kaynak kullandığı, rivâyet ve dirâyet metotlarını güçlü bir şekilde tefsirine taşıdığı, itikadî konularda selefî yaklaşımlarda bulunduğu, fıkıh alanında ictihâdı teşvik ve taklitten uzaklaşmayı ilke edindiği, sonucu ortaya çıkmıştır. Bunlara paralel olarak Şevkânî, taklîde dayalı bütün yaklaşımları bid`at olarak görmüş ve bazı tasavvufî anlayışlara karşıt görüşlerde bulunmuştur.Sonuç olarak bu çalışma bize; Şevkânî'nin tefsirinin şekil olarak düzenli ve sistematik olduğunu, konuları dağıtmadan muhtasar bir çalışmada bulunduğunu ve Kur'ân ilmine ait konuları ustaca ele alarak, fıkıh anlayışlara yeni kapılar açtığını göstermiştir. Şevkânî, tefsirinde alanıyla ilgili pek çok hususlara değinmekle beraber, bazı yerlerde kaynak göstermediği, zayıf rivâyetleri tefsirine dâhil ettiği, Kur'ân'ın okunuş şekillerinden apokrif kırâatleri kullandığı ve mezhep taklitçiliği ile tasavvuf konusunda aşırı karşıt söylemlerde bulunduğu için ilim dünyasında bir takım eleştirilere maruz kalmıştır.Anahtar Kelimeler: Kur'ân, Tefsir, Âyet, Sûre, Tasavvuf, İctihâd, Dinî Mezhepler.
Zekâtın sarf yerleri
Toplumsal huzurun sigortası mahiyetinde olan zekât, İslâm dininin en temel vazifelerinden biri olup mal ile yapılan bir ibadettir. Nisap miktarı mala sahip olan kimselerin, belirli niteliklere sahip mallarından, verilmesi gerektiği ölçüler nispetinde, gönül hoşnutluğu ile başa kakmadan, almaya hak kazanmış kimselere vermektir. Zengin ile fakir arasındaki dengenin bozularak uçuruma dönüşmemesi, toplum varlığının sağlıklı bir şekilde devam edebilmesi için bu sosyal yardımlaşma ve dayanışma sisteminin devam etmesi hatta yeniden yapılandırılması gerekmektedir. Bu nedenle gerçek ihtiyaç sahiplerinin tespit edilip yapılan yardımları tam bir şekilde yerine ulaştırmak dinimizin önem verdiği noktalardır. Kurân-ı Kerim'de Tevbe suresi altmışıncı ayette zekâtın sarf edilmesi gerektiği yerler bildirilmiştir. Ayetten anlaşıldığı üzere zekât ancak sekiz sınıfa sarf edilebilir. Bunların dışında kalan kimselere zekât verilemez. Bu kimseler şunlardır:1. Fakirler: Nisap miktarından az malı olanlar ya da nisap miktarı geliri olsa bile bu malla sadece asli ihtiyaçlarını karşılayabilecek kimselerdir.2. Miskinler: Hiç geliri olmayan, aciz, düşkün, yiyeceği ve giyeceği için dilenmeye muhtaç olan kimselerdir.3. Amiller (zekât işlerinde çalışanlar): Zekât toplama ve dağıtma işlemleriyle ilgili tüm birimlerde vazifeli memurlardır.4. Müellefe-i Kulûb: Kalpleri İslâm'a yaklaştırılmak, zararsız hale getirilmek, kötülüklerinden emin olunmak, İslâm dininde sebat ettirilmek istenilen kimselerdir.5. Köleler: Savaş ya da benzeri sebeplerle özgürlüğünü yitirmiş, başkasının buyruğu altındaki kimselerdir.6. Borçlular: Borcu olan ve borcuna karşılık gelen malından başka nisap miktarı malı bulunmayan kimselerdir.7. Allah Yolunda Çalışanlar: Allah'ın rızasını kazanma arzusuyla çalışan, mücadele eden, savaşan kimselerdir.8. Yolda Kalmış Kimseler: Yolculuk esnasında herhangi bir sebepten dolayı mağdur duruma düşmüş kimselerdir.Belirtilen sekiz sınıfın kimler olduğu şartlara, zamana ve âlimlerin yorumlarına göre nitelik kazandığı bildirilmektedir. Bunların dışında kalan kimselere zekât verilmez. Zekât verilemeyeceği açıkça beyan edilen kimseler de şunlardır:1. Zenginler: İslam'ın belirlediği ölçüler çerçevesinde nisap miktarından fazla malı olan kimseler.2. Müslüman Olmayanlar: Müellefe-i Kulûb dışında kalan gayr-i müslim kimselerdir.3. Bakmakla Yükümlü Olunan Kimseler: Usul ve furu dediğimiz, (anne, baba, dede, nine, çocuk, torun) kişinin nafakasını temin etmekle sorumlu olduğu kimselerdir.4. Hz. Peygamberin Yakınları: Hz. Peygamber (s. a. s.)'in soyundan olanlara da zekât verilemeyeceği ifade edilmiştir.Anahtar Kelimeler: Zekât, Fakir, Zengin, Sadaka, Nisap.
Nesâî ve tefsirindeki metodu
Nesâî, hicrî üçüncü asrın önde gelen âlimlerinden biridir. O, örnek şahsiyeti ve ilmî birikimi ile önemli eserler kaleme almıştır. Özellikle Kütüb-i Sitte içerisinde yer alan ?sünen? adlı hadis kitabıyla bilinmektedir. Onun, hadis ilminin yanında tefsir ve fıkıh gibi ilimlerde de söz sahibi olduğu bilinmektedir.?Nesâî ve Tefsirindeki Metodu? adlı bu çalışmamız, Nesâî'nin Kur'an-ı Kerim'i açıklama metodunu ortaya koymayı hedeflemektedir. Üç ana bölümden oluşan bu tezin birinci bölümü Nesâî'nin ilmî şahsiyetine ayrılmıştır. Bu bölümde onun yaşadığı asrın siyasî, ilmî ve kültürel durumu ortaya konulmuş, hayatı, ailesi, hocaları, eserleri ve ilmî şahsiyeti hakkında bilgi verilmiştir.İkinci bölümde, Nesâî'nin tefsir eseri muhteva ve yöntem açısından ele alınmıştır. Eserinde rivayet yöntemini kullanan Nesâî, tefsirine hadisci kimliğini de yansıtmıştır.Üçüncü bölüm, Nesâî'nin eserindeki tefsirle alakalı rivayetlerin dinî ilimler yönünden tahliline ayrılmıştır. Bunu yaparken rivayetleri, fedâilü'l-Kur'an, dil ve lügat, Mekkî ve Medenî ayetler, sebeb-i nüzûl, nâsih ve mensûh ve kıssa bilgisi yönünden ele aldık. Yine bu bölümde ayetlerin kelâm, ahkâm ve ahlâk yönünden yapılan yorumlarına yer verilmiştir.Sonuç kısmında ise, bu üç bölümün kısa bir değerlendirilmesi yapılmıştır.Anahtar kelimeler: Nesâî, tefsir ve hadis.
Ömer Nesefi ve Ebu'l-Futuh Razi'nin Kur'an yorumlamaları (karşılaştırmalı bir yaklaşım)
Bu araştırmada Ömer Nesefî?nin ?et-Teysîr fî?t-Tefsîr? adlı eseri ile Ebû?l-Fütûh Râzî?nin ?Ravzu'l-Cinân? adlı tefsirleri Kur'ân yorumları açısından karşılaştırılmıştır. Müfessirlerimizden Ömer Nesefî, Hanefî-Mâtürîdî çizgiye bağlı kelam, fıkıh ve tefsir yönü oldukça güçlü bir kişidir. Ebû'l-Fütûh Râzî ise Şîî-Fârisî çizgide olup bu alanda tefsir yazan ilk müfessirdir. Çalışmamız, giriş, üç bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Giriş bölümünde araştırmanın konusu, amacı, yöntemi ve kaynakları hakkında bilgi verilmiştir. Birinci bölümde ilk olarak tarihî, sosyal ve ilmi yönden müfessirlerin yaşadıkları ortam resmedilmiş, her iki müfessirin hayatları, eserleri, hocaları ve öğrencileri zikredilerek tefsirlerin adları, yazılış tarihleri, hacimleri, mukaddimelerinde işlenilen konular, ayetleri ve sureleri ele alış tarzları hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde müfessirlerin ilk ve son inen ayetler, Kur'ân?ın toplanması gibi Kur'ân tarihine ilişkin konuların yanında esbab-ı nüzul, muhkem-müteşâbih, nesh vb. konularında dile getirdikleri de incelenmiştir. Üçüncü bölüm rivayet ve dirayet tefsiri başlıklarına ayrılmıştır. Burada Kur'ân?ın Kur?an?la tefsiri, Kur'ân?ın sünnetle tefsiri, Kur'ân?ın sahabe kavliyle tefsiri rivayet bölümünde ele alınmıştır. Kur'ân?ın dilbilimsel tefsiri yanında müfessirlerin kelamî, fıkhî ve tasavvufî açıdan Kur'ân yorumları da dirayet bölümünde işlenmiştir.
Vehhabilik ve arka planı: Başlangıçtan II. Suûd Devleti'ne kadar
Bu çalışmada 18. yüzyıl ortalarında ortaya çıkan ve günümüze kadar etkili bir şekilde varlığını devam ettiren bir mezhebin doğuşunda ve gelişmesinde müessir olan âmillerin ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu çerçevede ilk önce Vehhâbiliğin lideri Muhammed b. Abdilvehhâb'ın hayatı ve görüşleri ele alınmış, daha sonra arka plan kapsamında hareketin ortaya çıktığı Necid bölgesi ve civarının coğrafi özellikleri, bu özelliklerin sosyo-ekonomik hayata etkileri, genelde Avrupa ile Osmanlı Devleti'nin özelde ise Necid bölgesinin siyâsî yapısı araştırma konusu yapılmıştır. Yine aynı kapsamda Vehhâbilik ile diğer dînî mezhep ve akımların ilişkisi incelenmiş, İbn Abdilvehhâb'ın liderlik vb. kişisel özelliklerinin harekete etkileri üzerinde durulmuştur. Burada sosyoloji, psikoloji, coğrafya gibi diğer bilim dallarının verilerinden faydalanılmıştır. Bu noktada bölge coğrafyasının halkın sosyo-kültürel ve ekonomik yapısını etkilediği, yine Osmanlı ve bölgedeki siyasi durumun Vehhâbiliğin gelişmesine katkıda bulunduğu görülmüştür. Diğer taraftan hareketin bölgede etkin olan Hanbelî mezhebinden ve İbn Teymiyye'den etkilendiği, Hâricilik ve Zâhirilik ile benzer taraflarının bulunduğu tespit edilmiştir. Bununla beraber bu hareketlerden ayrıldığı konular olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu nedenle Hanbelî mezhebinin devamı değil, yeni bir mezhep olarak değerlendirilmiştir. Vehhâbilik, yaklaşık üç asra yayılan bir hareket olduğu için konu sınırlandırılarak II. Suûd Devleti'ne kadar olan tarihi arka plan ele alınmıştır. Ayrıca İslam dünyasında 18, 19 ve 20. yüzyılda ortaya çıkan dîni hareketlere Vehhâbiliğin etkisinin olup olmadığı tartışılmıştır. Günümüzde Vehhâbiliği diğer yerlere ihraç etmek için sistemli çalışmalar yapıldığı tespit edilmiştir. Bu nedenle Vehhâbiliğin arka planı ayrıntılı açıklanmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Vehhâbilik, Muhammed b. Abdilvehhâb, I. Suûd Devleti, Arka Plan, Tevhîd, Bid'at, Şefaat, Emr-i bi'l-Ma'rûf Nehyi ani'l-Münker, Şirk
Fahreddin Razi'de ezel-ebed meselesi
Zaman insanlığın başlangıcından beri insan zihnini meşgul eden bir kavramdır. Zamanın var olup olmadığı, başlangıcının olup olmadığı, mekân ve hareketle olan ilişkisi ve izâfiliği, kıdemi ve hudüsu, gerçek bir varlık mı yoksa zihnî bir kurgu mu olduğu hep merak konusu olmuştur. Zamanı hareketten bağımsız diğer varlıklarla ilişkisi olmayan bir cevher olarak tanımlayan Râzi, Eflatuncu görüşü tercih etmiştir. Ancak Râzi?ye göre diğer varlıklar gibi zaman da muhdestir. Allah?ın Kur?an?da zamana yemin etmesi ve zamanı tanrılaştıran fikirlerin yanılgısını bildirmesi Müslüman filozof ve kelamcıların bu kavramın mahiyetini araştırmaya yönelik çabalarına ivme kazandırmıştır. Kur?an?da kozmolojik, biyolojik zaman ve ezelîlik-ebedîlik bildiren birçok kavramın bulunması ve içkin ile aşkın arasındaki zaman ilişkisini anlama çabası, başta Fahreddin Râzi olmak üzere ulemanın ilgi alanı olmuştur. Dolayısıyla, ezel, ebed, dehr, huld, hukb, sermed, dâim, müks, lübs, kıdem, beka evvel, ahir gibi kavramların ilahi hitabın muhataplarının muhayyilesinde ne anlam ifade ettiği ve Kur?an?ın bu kavramlara ne anlam yüklediği de son derece önemlidir. Bundan dolayı ezelilik ve ebedilik kavramı kelamcıların kendi aralarında ve filozoflarla tartışmalarında önemli bir yer tutar. İslam düşüncesinde mutlak manada ezelî ve ebedî varlığın yalnızca Allah olduğuna yönelik ittifak söz konusudur. Ezelî olmayan hâdis bir varlığın ebedilik yönünde konumunun ne olacağı ise tartışma konusu olmuştur. Bu da varlık zaman ilişkisinin önemini ortaya koymaktadır. Râzi?ye göre zâtıyla zorunlu bir varlığın ebediliği mutlak iken mümkin (olurlu) varlıkların ebediliği ise izâfidir. Bu noktada izâfi ebedîliğin imkânı üzerine İslam uleması arasında birçok görüş ortaya konmuştur. Cennet, cehennem ve insanın ebediliğinin imkânına Kur?an ve hâdisler olanak sağlamaktadır. Çünkü ölümsüzlük arzusu insanın fıtratına yerleştirilmiş bir özdür. Anahtar Kelimeler: ZDPDQ 5k]L, Hareket, Madde, ø]kIL\HW +kGLV (]HO (EHG 9DUOÕN 0utlak, ø]kIL, Cennet, Cehennem.
Ebüssuûd Efendi'nin tefsiri'nde Esbâb-ı Nüzûl
Bu tez, Ebüssuûd Efendi?nin ?İrşâdü?l-Akli?s-Selîm ilâ Mezâyâ?l-Kitâbi?l-Kerîm? adlı tefsirinde, esbâb-ı nüzûl rivayetlerine yaklaşımını konu edinmektedir.Bu tez, giriş ve üç bölümden oluşmaktadır.Giriş?te, araştırmanın konusu ve önemi ile araştırmanın amacı ile yönteminden bahsedildi.Birinci bölümde, önce Ebüssuûd Efendi?nin hayatı, ilmi kişiliği, eserleri ve tefsiri tanıtıldı. Daha sonra esbâb-ı nüzûlün tanımı, esbâb-ı nüzûlü bilmenin yolu ve esbâb-ı nüzûlü bilmenin önemi izah edildi. Son olarak da Ebüssuûd Efendi?nin esbâb-ı nüzûl kaynakları açıklandı.İkinci bölümde, müfessirin esbâb-ı nüzûl rivayetlerini takdim ederken kullandığı tabirler ve rivayetlerin isnadı incelendi.Üçüncü bölümde, müfessirin esbâb-ı nüzûlü nerede ve nasıl kullandığı, bu rivayetleri nasıl değerlendirdiği anlatılmaya çalışıldı. Tüm bu konular örneklerle izah edilerek müfessirin esbâb-ı nüzûl konusuna yaklaşımı açıklığa kavuşturuldu.ez, bir değerlendirme ile sonlandırılmıştır. Anahtar Kelimeler: Ebüssuûd, Ebüssuûd Tefsiri, Esbâb-ı Nüzûl.
Elmalılı Hamdi Yazır'da irade-meşîet kavramı
Biz bu çalışmamızda, ?Elmalılı Hamdi Yazır?da İrade-Meşîet Kavramı?nı konu olarak ele almaya çalıştık. Çalışmamızın asıl amacı Elmalılı?da irade ve meşîet kavramlarının nasıl anlaşılıp ele alındığını incelemektir. Bu amaçla, kendisi tarafından yazılmış olan Hak Dini Kur?an Dili adlı tefsirini ve Fransız Paul Janet ve Gabriel Sailles?in din felsefesi usu¬lüne dair yazdıkları ve müellifimizin de Türkçe?ye çevirerek uzun bir önsöz eklediği el-Metâlib ve?l-Mezâhib adlı eserlerini inceleyip, konumuzun kapsamı çerçevesinde, Yazır?ın bakış açısını belirlemeye çalıştık. Ayrıca metin içersinde, diğer Kelamla ilgili eserlerden, dipnotlar şeklinde değerlendirmelere de yer vermeye gayret ettik. Araştırmamızda, Mâtürîdî ekolüne mensup bir düşünür olarak Elmalılı, irade ve meşîeti, tefsirinin pek çok yerinde, diğer bazı âlimler gibi yer yer aynı anlamda kullanmıştır. Bununla beraber ilâhi meşîeti, ilâhi iradenin tekvinî irade boyutu olarak ele aldığından, bazı âyet tefsirlerinde Mâtürîdî?den farklı değerlendirmiştir. Anahtar Kelimeler: İrade, Meşîet, Hidâyet, Dalâlet, Tekvin, Akıl, Kalb, İhtiyar, Kesb, Fiil.
İzz bin Abdüsselam'ın tefsirdeki metodu
??İzz b. Abdüsselam?ın Tefsirdeki Metodu? isimli bu çalışmada İzz b. Abdüsselam?ın (577-1181/660-1262) hayatı, eserleri ve tefsiri çeşitli yönleriyle ele alınıp incelendi. Çalışma esnasında Kur?an-ı Kerim, tefsir, hadis, lügat ve biyografi kaynaklarından istifade edildi.Çalışmamız bir giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmında, araştırmanın önemi ve metodu incelendi.Birinci bölümde İzz b. Abdüsselam?ın hayatı, eserleri, tefsiri genel özel-likleri ve kaynakları yönünden incelendi.İkinci bölümde söz konusu tefsir rivâyet ve dirâyet tefsiri açısından ince-lendi. Sonuç kısmında ise çalışmadan elde edilen sonuçlar anlatıldı. Anahtar Kelimeler: İzz b. Abdüsselam, Tefsiru?l-Kur?ani?l-Azim, Tefsir, Rivâyet, Dirâyet
İbn Kesir'in Tefsiru`l-Kur`ani`l-Azim adlı eserinin israiliyyat açısından değerlendirilmesi
Arapça bir kavram olan isrâiliyyât, isrâilî bir kaynaktan rivayet edilen kıssa ve hâdiseler anlamındadır. Tarihi gelişim çerçevesinde anlam genişlemesine uğrayan isrâiliyyât kavramı, İslâm'a yabancı olan unsurları ifade eden bir muhteva kazanmıştır. İsrâiliyyât konusu, genel kabule göre üç kısım altında incelenmektedir; 1. Kur'an-ı Kerim'e ve sahih hadislere ters düşmeyen ve İslamî gerçeklerle paralellik arz eden kıssa ve hâdiselerdir. Bunların rivayeti caizdir. 2. Kur'an'ı Kerim ve sahih hadislerle çelişen ve İslamî gerçeklerle uygunluk göstermeyen kıssa ve hâdiselerdir. Bu tür israilî haberlerin rivayeti haramdır. 3. Söz konusu kısımlara dâhil olmayan, ne doğrulanabilen ne de yalanlanabilen kıssa ve hâdiselerdir. Hakkında bir şey söylenemeyen bu tür israilî haberlerin rivayeti caiz olmakla birlikte akla ve genel geçer tabiat kanunlarına ters düşmemesi gerekir. İslâm öncesi Araplar'ın, Arabistan'daki Ehl-i Kitab olan Yahudî ve Hıristiyanlarla, hem ticarî ve hem de sosyal ilişkiler içinde olması ve onlar gibi çeşitli dinlerdeki insanların da Müslüman olduktan sonra, eski inanç ve düşüncelerinden soyutlanamaması, israiliyyatın İslâm düşüncesine taşınmasına neden olmuştur. Bu haberler Hz.Peygamber'in vefatından sonra, sahabe devriyle birlikte İslâm düşüncesine girmiş ve peygamber kıssaları başta olmak üzere, bir çok konu etrafında toplanmıştır. IXÇalışmamızda, İbn Kesîr'in israiliyyâta bakış açısını ve konuyla ilgili değerlendirmelerini, Tefsîru'1-Kur'âni'l-Azîm adlı eserini baz alarak ortaya koymaya çalıştık. Ayrıca onun tarih, hadis fikıh ve belagat gibi ilim dalanndaki ilmi şahsiyetini genel olarak işlemeye özen gösterdik.
İslam hukukunda hısımlık ve oluşturduğu evlenme engelleri
Kur`an`a göre musibet ve sebepleri
ÖZET Kur'arf a göre musibet ve sebeplerini ele almaya çalıştığımız bu tez, iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde musibetin anlamı ve Kur'an'da musibetle anlam bakımından yakın olan kelimeler, hem sözlük, hem de Kurandaki kullanımı açısından ele alınmıştır, ikinci bölümde musibetin sebepleri; ilk olarak, ilahi hikmet, irade, imtihan ve sünnetullah kavramları açısından değerlendirilmiştir. Sonra da musibetin gelişinde insanın rolü üzerinde durularak, musibetin gelmesine, sebep olan insanın olumsuz davranışları, hem itikadi.hem de ahlaki açıdan ayrıntılı bir şekilde ortaya konulmuştur. Sonuç olarak. Kur'an'a göre musibet, insanın canına ve malına dokunan, onu sıkıntıya sokan her türlü kötülükler ve felaketlerdir. Kur'an'a göre musibetler ya imtihanın bir unsuru, ya da insanların kötü fiillerinin sonucudur, denilebilir. VI
İslam Hukukuna göre boşamada irade ve beyan uygunluğu
ÖZET "İslâm Hukukuna Göre Boşamada İrade ve Beyan Uygunluğu" isimli Yüksek Lisans Tez çalışmasında evlilik sözleşmesinin ortadan kaldırılması olan boşamayı ele aldık. Genel olarak tek taraflı irade beyanıyla meydana gelebilen ve bir ıskat tasarrufu olarak kabul edilen boşamada irade ve beyan uygunluğunu ve bunun sonuca tesirini inceledik. Amacımız, konu hakkında klasik kaynaklarda bulunan bilgileri doğru şekilde anlamak, yeni bir sistem içerisinde ele almak ve mukayese imkanı sunmaktır. Çalışmamızın giriş bölümünde boşamanın tanımını, boşama yetkisine sahip olanları, tarafların ehliyetini ve boşamanın geçerliliğini kısaca belirttik. Geçerli bir boşamanın ortaya çıkış ihtimallerini farklı görüşlere de yer vererek üç başlık altında ele aldık. Bunlar, boşamanın tek taraflı irade beyanıyla olması, boşamanın mahkemede olması ve boşamanın şahitler huzurunda olmasıdır. Birinci bölümde boşamanın çeşitlerini farklı açılardan ele aldık. Bu bölümde, dönülebilir olup olmamasına göre, sünnete uygunluğuna göre, hükmünün gerçekleştiği an itibariyle ve mükellefin sorumluluğu itibariyle olmak üzere boşamanın çeşitlerini inceledik. Bilhassa bid'î boşamanın geçerliliğini, İslâm hukukçularının farklı görüşlerini de gözönüne alarak incelemeye çalıştık. İkinci bölümde "boşamada irade ve beyan uygunluğunu" inceledik. Bu bölümün birinci başlığı altında, niyetin tanımını, önemini tasarruflardaki rolünü ve boşamadaki etkisini inceledik. İkinci başlık altında boşama iradesini beyan şekillerini ve bu konulardaki farklı görüşleri ele aldık. Üçüncü başlık altında irade ve beyanın birbirine uygun olabilmesi için gerekli şartları, irade ile beyanın birbirine uymadığı veya iradenin oluşumunda sakatlandığı bazı halleri araştırdık. Bu bölümün dördüncü başlığı altında ise daha ziyade irade ve beyanın birbirine uygun olmaması halinde veya irade beyanına aykırı bir durum ortaya çıkması halinde söz konusu olan diyâneten ve kazaen hüküm vermeyi tanıttık. Hanefiler hariç tutulacak olursa İslâm hukukçularının pek çoğu, boşama beyanının geçerli olabilmesi için gerçek anlamda boşama iradesinin bulunmasını şart koşarlar. Hanefiler ise boşamada irade ile beyan arasındaki uygunluk şartını her zaman aramazlar. Ayrıca, İslâm hukukçuları, boşama yetkisine sahip olan şahsın tek taraflı irade beyanıyla boşama meydana getirebilmesi için hukuki işlem meydana getirebilme ehliyetine sahip olması şartını ararlar. IX
Ebu`l-Muzaffer es-Sem`ani ve tefsirdeki metodu
ÖZET "Ebu'l-Muzaffer es-Sem'ânî ve Tefsirdeki Metodu" adlı bu çalışmanın iki temel amacı vardır. Birincisi, müellifin hayatını, eserlerini ve görüşlerini tanıtmaktır. İkincisi ise, es-Sem'ânî'nin Tefsiru'l-Kur'an isimli eserinde kullanmış olduğu tefsir yöntemlerim ortaya koymak ve değerlendirmektir. Tezin "Giriş"inde, tefsir faaliyetlerinin hicrî V. asra kadar geçirdiği safhalar üzerinde kısaca durulmuştur. Böylece müellifin nasıl bir birikim üzerine eserini oluşturduğunu göstermek hedeflenmiştir. Müfessirlerin tefsir çalışmalarında kullanmış oldukları farklı yöntemler, genel olarak rivayet ve dirayet metodu şeklinde iki ana başlık altında toplanmıştır. Rivayet metodu geçmişten gelen haberlere önem verirken, dirayet metodu daha çok aklî yorumu öne çıkarmıştır. Fakat rivayetin olmadığı bir dirayet tefsiri olmadığı gibi dirayetsiz bir rivayet tefsiri de yoktur. Bu iki unsur az çok her tefsirde vardır. Eserde hakim olan renge göre rivayet dirayet ayırımı yapılmaktadır. es-Sem'ânî, tefsirinde rivayet ve dirayet metodlarını beraberce kullanmıştır. O, kendinden önceki tefsir birikiminden rivayet yönüyle faydalanırken, dil ve edebiyat, şiir ve daha önemlisi yorum gücüne dayalı izahlarda da bulunmuştur. Bu özellikler misâllerle ortaya konurken, yeri geldikçe bunlarla ilgili tenkit ve değerlendirmeler yapılmıştır. Muhalif mezhep ve fırkalara cevaplar verilmesi, Tefsiru'l-Kur'an'ın öne çıkan en önemli özelliğidir. Sonuç olarak Tefsiru'l-Kur'an'da görülen çeşitli tefsir özellikleri müsbet ve menfi yönleriyle ortaya konulmuştur. X
İslam Hukukunda ve 1875/61 numaralı şer`iye sicili uygulamasında vesayet müessesesi
ÖZET Tezimiz, biri giriş olmak üzere üç ana bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde vesayet kurumunun tarihçesi, İslâm hukukundaki dayanakları ve İslâm hukuku sistemi içindeki yeri, diğer temsil kurumlan ile benzer ya da farklı yanları ortaya konmaktadır. Bu arada temsil konusunda kilit rol oynayan "ehliyet" kavramı da söz konusu edilerek, ehliyet bakımından insanların durumları, konunun gerektirdiği çerçevede ele alınmıştır. Birinci bölümde vesayet akdinin unsurları ile bunlara dair şartlar incelenmiştir. Bu cümleden olarak, kimlerin vasî olabilecekleri, kimlerin vasî tayin etmeye yetkili görüldükleri; hangi hususlarda vasî tayin edilebileceği söz konusu edilmiştir. Ayrıca, hakim tarafindan vasî tayin edilmesini gerekli kılan durumlar da bu bölümde işlenen konular arasındadır. İkinci, bir başka ifadeyle son bölümde ise, vesayet konusu olan tasarruflarla, bu konudaki davalar, şahitlikler, ihtilaflar ve vasiliğin sona ermesi incelenmeye çalışılmıştır. Tasarruflar kapsamında, terekeyle ilişkili olan Allah ve kul haklarının edası, vasiyetlerin tenfizi, ölenin teçhiz ve tekfini ile vasînin, vesayeti altında bulunan kısıtlı (kasır) adına alış-veriş yapmasının şartları, kısıtlının malını ticarî faaliyette kullanması ya da onun adına başkalarına kiralaması, kendi yerine vasî veya vekil tayin etmeye yetkili görülüp görülmediği gibi hususlar ve de kısıtlılık sona erince kısıtlının malını kendisine teslim etmesinin esaslan ele alınıyor. Yine, vasilerin birden fazla olması ya da vasînin tasarruflannı denetleyen nazır bulunması durumu da bu bölümde işleniyor. Tezimizin bir yönünü de 1875/61 numaralı Trabzon Şer'iye Sicili'ndeki vesayet konulu kayıtlar oluşturmaktadır. Ait oldukları dönemle ilgili uygulama örneği niteliği taşıyan kayıtlar, tez içinde ilgili kısımlarda işlenmiştir. Söz konusu kayıtlara ayrıca, tezin sonunda ek bir bölüm halinde yer verilmiştir. Bu bölümde toplam yirmi iki kayıt bulunmaktadır. Bu kayıtların on sekizi vesayet, ikisi kayyımlık ve ikisi de vasî üzerine nazır tayin edilmesi ile ilgilidir. vııı
Ebu`l Kasım el-Kuşeyri ve Letaifu`l-İşarat isimli tefsirindeki metodu
Ebu'l-Kâsım el-Kuşeyrî, 986 yılında doğmuş, 1072 yılında vefat etmiştir. Meşhur mutasavvıflardan biri olan Kuşeyrî, aynı zamanda Tefsir ve Kelam alimidir. Nitekim onun, tasavvuf alanında yazdığı pek çok eserinin yanında, Tefsir ve Kelam sahasında yazdığı eserler de bulunmaktadır. Biz bu çalışmamızda, Kuşeyrî'nin Letâifu'l-işârât isimli tefsirini inceledik. Bu tefsir, tasavvuf! tefsirlerin ilk örneklerinden biridir. Ebu'l-Kâsim el-Kuşeyrî, İslam alimleri arasında zahirî ve Batınî konular arasında dengeyi gözeten biri olarak tanınmıştır. Onun bu özelliğini tefsirinde de görmek mümkündür. Tefsirde genel olarak zahir-batın ilişkisinin bozulmamasına dikkat edilmiş, aşırılıklara yer verilmemiştir. Letâifü'l-işârât'ta önemli miktarda hadisten yararlanan müellif, hadisleri senetsiz olarak ve mana ile rivayet etmiştir. Ebu'l-Kâsım el-Kuşeyrî, Letâifü'l-işârât'ta tasavvufî kavramları açıklamış, bu kavranılan Kur'ân âyetleri ile ilişkilendirerek işlemiştir. Ayrıca bu kavramların açıklanmasında sûfilerin görüşlerinden de yararlanılmıştır. Üzerinde çalıştığımız bu tasavvufî tefsirin, Kuşeyrî ve tasavvufî tefsirlerle ilgili araştırmalara önemli katkısı olacağına inanıyoruz. vm
Cem Dergisi'nde sunulan alevilik
Cem Dergisinde sunulan Aleviliği konu edindiğimiz Cem Dergisi 'nde Sunulan Alevilik isimli çalışmamız bir giriş, altı bölüm ve bir sonuçtan oluşmaktadır. Girişte Cem Dergisi tanıtıldıktan sonra birinci bölümde Alevilikle ilgili kavramlar ve kaynaklar ortaya konulmuştur. İkinci bölümde Aleviliğin tarihi ve önemli kişilerini ortaya koymaya çalıştık. Üçüncü bölümde Alevilikte mevcut olan inanç ve ibadetleri izah ettik. Dördüncü bölümde sosyal hayat konu edinilmiştir. Beşinci bölümde Aleviliğin gelenekleri, kurumlan ve sanata bakışı ele alınmıştır. Altıncı bölümde Aleviliğin devlet, Diyanet, siyaset, çeşitli sosyal grup ve akımlarla olan ilişkisi incelenmiştir. Sonuç bölümünde ise araştırmamız esnasında elde ettiğimiz neticeler ortaya konulmuştur.
(Şeyhu'l-İslam Burhânüddin Ebü'l-Hasen Ali b.) Ebû Bekir el-Merginanî'nin el-Hidâye isimli eserindeki ibadetler bahsinde geçen İmam Şâfiî'ye ait görüşlerin tespit ve tahkiki
El- Hidâye, el-Merginani'nin Hanefi fıkhını anlattığı bir eserdir. Fıkhın bütün konuları genel hatlarıyla anlatılmıştır. Eserde İmam Şâfiî'ye ait görüşler farklı şekillerde aktarılmıştır. Bazen Şâfiî'nin doğrudan adı zikredilerek kendisinden alıntılar yapılmış, bazen Hanefilerin görüşü zikredilip Şâfiî de bu görüştedir denmiş, bazen de bir kavli de bu yöndedir gibi ifadeler kullanılmıştır. Bazı kere de sadece Hanefi görüşü aktarılarak Şâfiî'nin görüşüne hiç yer verilmeden Şâfiî'nin bu konuya muhalif olduğu zikredilmekle yetinilmiştir. İşte Hidaye'nin ibadetler bahsi özelinde hem İmam Şâfiî'ye atfedilerek aktarılan bu görüşleri tespit etmek hem de bir kısmının İmam Şafiye ait olmadığı tezinden yola çıkarak tespit ve tahkikini yapmak için bu çalışma yapılmıştır. Tezde el- Hidaye'nin ibadetler bahsi özelinde İmam Şafiî'ye ait 194 görüşü incelenmiştir. Üç bölümde incelemiş olduğumuz çalışmada Şâfiî'ye ait 39 görüşün yanlış olarak nakledildiği tespit edilmiştir. Tespit ve Tahkik edilen 194 fıkhi konu Şafi kaynaklarından hareketle açıklanmıştır. Fıkhın İbadetler bahsinde geçen birçok konu mukayese edilerek Hanefi ve Şâfiî mezheplerinin görüşleri hakkında bilgiler verilmiştir. Anahtar Kelimeler: el-Hidâye, Merginâni, İmam-ı Şâfiî, İbadetler.
İbrahim b. Muhammed el-Yalvacî ve Risale fî İhbar bi-Ellezi (İsm-i Mevsûl)
Bu çalışma İbrahīm b. Muḥammed el-Yalvācī (M.1810/M.1876) tarafından 1838'de yazılmış "Risāle fî İḫbār bi-Elleẕī" adlı eserin edisyon kritiğidir. Yalvācī'nin Risalesi'nin konusu; ilk cümledeki bir öğeyi vurgulamak için o cümlenin ism-i mevsûlün ana edatı olan "ellezi" ya da harf-i tarif olan "elif lam" kullanarak yeniden oluşturulmasıdır. Çalışmamız dört bölümden oluşmaktadır. Bunlar bir giriş ve üç ana bölümdür. Giriş bölümünde de çalışmanın konusunu, amacını ve metodunu irdelenmiştir. Yine girişte Yalvācī'nin hayatını işlemeden önce ölümünden önceki yüzyılın özelliklerini sunulmuştur. Son olarak Osmanlı'da Medrese ve medreselerde okutulan Arapça gramer hakkında özet bir bilgi verilmiştir. İlk bölümde İbrahīm b. Muḥammed el-Yalvācī'nin hayatı ve eserleri işlendi. Doğumu, eğitimi, hocaları, kariyeri ve ölümü hakkındaki tüm bilgileri sunmaya çalıştık. Eserleri hakkında kısa bilgiler ve bu eserlerin hangi kütüphanelerde bulunduklarının malumâtını da verdik. İkinci bölümde Risāle fî İḫbār bi- bi-Elleẕī'yi ele aldık. Bundan sonra yazarın risaledeki metodunu, Risāle fî İḫbār bi-Elleẕī'nin kaynaklarını ve bu risalenin nüshalarının özelliklerini sunduk. Daha sonra ise tahkikdeki izlediğimiz metod hakkında bilgi verdik. Son bölümde Risāle fî İḫbār bi-Elleẕī'nin tahkikli metnini sunduk. Tahkik esnasında elimizde üç nüsha bulunmakta idi. Ayetler, hadisler, şiirler, kişiler, yerler, kaynaklar vb. hakkında bilgiler dipnot olarak verilmiştir. Anahtar kelimeler: Yalvacî, İbrahim b. Muhammed, İhbar bi-Ellczi, İsm-i Mevsûl.
Cenine yönelik tıbbî müdahalelerin İslam Hukuku açısından değerlendirilmesi
Hiçbir insan dünyaya kendi talebi üzerine gelmemektedir. İnsanın vücûd bulmasında Yaratıcının ve ana babasının iradesi etkili olmaktadır. Yani insanın varlık bulmasında kendisi dışındaki karar vericiler rol oynamaktadır. Günümüzde insan üzerinde öyle tıbbî tasaruflar uygulanmaktadır ki, Allahın yaratmasına bile müdâhale edildiği söylenebilir. Gelinen nokta neredeyse insanın üremesi değil; üretilmesidir. İnsanın varlık sahasına çıkmasında karar vericiler etkili olduğu gibi; varlık bulmamasında da karar vericiler etkili olabilmektedir. Dışarıdan bir müdahale olmasa, varlık sahasına çıkacak olan cenînin varlığına çeşitli sebeplerle/bahanelerle son verilebilmektedir. Çalışmamız, oluşum aşamasında ve oluştuktan sonra cenîne yapılan tıbbî müdâhalelerin İslâm hukûkuna göre hükmünü ortaya koymayı amaçlamaktadır. Günümüz insanının başvurduğu çocuk sahibi olma yöntemlerini ve oluşmuş cenînden kurtulmak için ileri sürülen gerekçeleri ve bunların İslâm hukûku açısından hükümlerini ele aldık. Canlılığın başlangıcı konusunda görüş birliğine varılamadığı ve yaşamın başlangıcının, parçacı yaklaşımlarla tespit edilmeye çalışıldığı anlaşılmaktadır. Genel yaklaşım olarak tedavi edici, kolaylaştırıcı ve faydalı mahiyette olan tıbbi müdahalelerin dini açıdan da benimsendiğini; buna karşılık tabiatı bozma veya olumsuz mahiyyetteki müdahalelerin ise kabul görmediğini söyleyebiliriz. Anahtar kelimeler: 1) Cenîn, 2) Yapay/Sun'î dölleme, 3) Homolog dölleme, 4) Heterolog dölleme, 5) Kürta
Muhyiddin el-Kafiyeci'nin Nüzhetu'l-İhvân adlı eserinin edisyon kritiği, tefsir ve dil yönünden incelenmesi
Tahkikini yaptığımız Nüzhetü'l-İhvân adlı eserin müellifi Muhyiddin el-Kâfiyeci hicri sekizinci asırda yaşamış ve birçok ünlü âlime ve sultanlara hocalık yapmış önemli âlimlerdendir. Bu eserin birinci bölümünde ideal bir müfessirde bulunması gereken özellikleri sıralamıştır. Daha sonra müellif Kur'an'ın mu'cizeliğinin sadece sûre bâzında değil, uzun âyetlerde de bulunabilineceğini işlemiştir. Örnek olarak Hud suresinin "Onlar dediler ki Ey Lut biz senin rabbinin elçileriyiz. Onlar sana ulaşamayacaklar. Gecenin bir kısmında ailenle beraber yola çık. Sizden hiç kimse arkasına dönmesin; eşin hariç. Durum şu ki, kavmine isabet edecek olan musibet ona da isabet edecektir. Onların vakti sabahtır. Sabah yakın değil midir?" mealindeki 81. âyetini verir. Bu âyette geçen kelimelerin sarf, nahv, beyan, meâni ve bedî' gibi özelliklerini yeri geldikçe açılar. Daha sonra bir başka bölümde yine Hud suresinin " Ve dendi: "ey yer suyunu yut. Ve ey gök suyunu tut." Su çekildi ve emir yerine getirildi. Ve Cûdi'nin üzerine gemi oturdu. Ve "zalim kavimler uzakta olsun" denildi" mealindeki 44. âyetini aynı usulle tefsirini yapar. Eserimizin Türkçe kısmında müellifin dile ve belağata bakışını ele aldık ve gördük ki, müellif temel dil ve i'caz konusunda kendisinden önceki âlimlerin çoğuyla aynı görüşü paylaşmaktadır. Anahtar Kelimeler: İ'caz, Tefsir, Âyet, Sûre, Lût
İbnü's - Salâh'ın hadislerin tashih ve tahsinine yönelik görüşleri
Bu çalışmada İbnü's-Salâh'ın (ö. 643/1245) Mukaddime ismiyle bilinen hadis usulüne dair eserinde hadislerin tashih ve tahsinine yönelik dile getirmiş olduğu bazı görüşleri ve bu görüşlerin kendisinden sonra algılanış biçimleri ele alınmıştır. İbnü's-Salâh'ın söz konusu görüşleri ehliyetleri zayıf olduğu için kendi dönemindeki ve sonrasındaki âlimlere hadislerin tashih ve tahsinini yasakladığı hatta hadiste ictihad kapısını kapattığı şeklinde anlaşılmış ve çeşitli itirazlara maruz kalmıştır. Araştırmamızda İbnü's-Salâh'ın gerek Mukaddime'sindeki gerek diğer kitaplarındaki konuyla ilgili ifadelerini ve uygulamalarını bütüncül bir şekilde değerlendirerek bunlarla neyi kastettiğini tespit etmeye çalıştık. Bu bağlamda, onun, kitabının muhtelif bölümlerinde, isnadın belli bir dönemden sonra hadislerin tashihi noktasında işlevini yitirmiş olduğunu dile getirdiğini tespit ettik. Bundan dolayı İbnü's-Salâh'ın söz konusu ifadeleri, mutlak anlamda hadis tashih ve tahsinini yasaklamayı değil, önceki dönem kitaplarında yer almayan, isnadın işlevini yitirdiği dönemden sonraki kitaplarda o dönemin isnadları ile zikredilen hadislerin tashih ve tahsinini uygun görmediği anlamına gelmektedir. İbnü's-Salâh'ın isnadın işlevini yitirdiğini düşündüğü zaman dilimi h. V. asrın ortalarıdır. Onun bu düşüncesinin temelinde ise sahih ve hasen türünden olan bütün hadislerin, hadis imamlarının mutemet ve meşhur kitaplarında kayıtlı olduğu kabulü bulunmaktadır. İbnü's-Salâh bu yüzden söz konusu dönemden sonra sahih ve hasen hadislerin hadis imamlarının mutemet ve meşhur diye nitelediği kitaplarından alınması gerektiğini, bu tür kitaplarda bulunmayan hadislere sahih ve hasen hükmü verilemeyeceğini dile getirmektedir. Tashih ve tahsin meselesine bağlı olarak İbnü's-Salâh'ın hadislerin zayıf ve mevzu olduğuna hükümetmeyi yasakladığı iddiası ortaya çıkmıştır. Oysa onun, bu yönde hiçbir açıklaması bulunmamaktadır. Tam tersine onun pek çok ifadesi ve uygulaması, böyle bir işlemi yasaklamadığını çok açık bir şekilde ortaya koymaktadır.
Mâverdî'nin en-Nüket ve'l-Uyûn adlı tefsirinde Kur'ân ilimleri
Kur'ân-ı Kerîm nâzil olmaya başladığı günden itibaren daha iyi anlaşılmak amacıyla üzerinde birçok çalışmanın yapıldığı bir kitap olmuştur. Kur'ân İlimleri de, Kur'ân'ın anlaşılmasına yardımcı olan ilimlerdir. Mâverdî de eserinde oldukça anlaşılır ve açık bir şekilde Kur'ân-ı Kerîm'i baştan sona tefsir etmiş müfessirlerdendir. Bu çalışmada Mâverdî'nin Kur'ân İlimlerine bakışı ve tefsirinde bu ilimleri işleyiş tarzı ele alınıp değerlendirilmiştir. Çalışmanın temel amacı, Mâverdî'nin eserinde Kur'ân İlimlerine ne ölçüde yer verdiğini tespit etmek ve onun bu konu ile ilgili düşüncelerini analiz ederek ortaya koymaktır. Bu amaçla öncelikle Kur'ân ilimleri ile ilgili bir çalışma yapılmıştır. Daha sonra yapılan araştırmanın ışığında Mâverdî'nin tefsiri baştan sona titizlikle okunmuştur. Bu esnada müfessirin eserinde yer verdiği Kur'ân ilimleri tespit edilmiştir. Elde edilen veriler konu başlıkları altında toplandıktan sonra mezkûr konu başlıkları dört bölümde değerlendirilmiştir. Giriş bölümünde temel esaslar ve çalışmanın metodunun özet bir biçimde verildiği bu çalışma, bir sonuç ve kaynakça ile son bulmaktadır. Anahtar kelimeler: Mâverdî, Kur'ân, Kur'ân İlimleri, Tefsir, Âyet.
İmam Şâfiî'nin İbtâlü'l-İstihsan'ı ve ona karşı erken dönem Hanefî usulcülerinin verdiği cevaplar
İslam Hukuk Metodolojisi olarak ifade edebileceğimiz 'fıkıh usulü'nde istihsan delilinin önemli bir yeri bulunmaktadır. Zira istihsanı şer'î bir delil olarak kabul edip onunla birçok meselede hüküm verenler olduğu gibi istihsanı delil olarak kabul etme bir tarafa ona şiddetle karşı çıkanlar da olmuştur. Bu çalışma, istihsana şiddetle karşı çıkan İmam Şâfiî'nin 'ibtâlü'l-istihsan'ına karşı erken dönem Hanefî usulcülerinin Şâfiî'ye nasıl cevap verdiklerini ortaya koymak üzere hazırlanmıştır. Çalışmamız giriş, üç bölüm ve bir sonuçtan oluşmaktadır. Giriş bölümünde araştırmanın amacı, önemi, metodu ve kaynaklarından bahsedilmiştir. Birinci bölümde istihsan kavramının hakikat ve mahiyetini ortaya koyacak konular ele alınmıştır. Bu bağlamda öncelikle istihsanın lügat ve terim anlamı ile istihsanın gelişimi, daha sonra da istihsanın çeşitli hukuk ekolleri yanındaki delil değeri ve istihsanın kısımları ele alınıp incelenmiştir. İkinci bölümde, İmam Şâfiî'nin hayatı, fıkıh usulündeki yeri, Şâfiî'ye göre İslam Hukuku'nun kaynakları ve İmam Şâfiî'nin 'ibtâlü'l-istihsan'ının analizi üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümde erken dönem Hanefî usulcüleri diyebileceğimiz Kerhî, Cessâs, Debûsî, Pezdevî ve Serahsî'nin istihsan anlayışı ile İmam Şâfiî'nin 'ibtâlü'l-istihsan'ına karşı verdiği cevaplar ortaya konulmuştur. Çalışmamız, elde ettiğimiz verilerin değerlendirildiği sonuç bölümüyle tamamlanmıştır. Anahtar Kelimeler: İslam Hukuku, Fıkıh Usulü, İstihsan, Şâfiî, İbtâlü'listihsan.
Mekkî sûrelerin eğitim üslûbu ve ilk dönemde insanlar üzerindeki etkisi
Eğitim zaman ve sabır isteyen bir çabalar bütünüdür. Her çeşit eğitimde bu iki unsuru görmek mümkündür. Zira insan yetiştirmek en zor işlerden biridir. Eğitimin dinamik yapısı sebebiyle gelişen zaman ve mekân göz önünde bulundurulmalı; muhatapların sosyo-kültürel, zekâ ve yaş gibi farklılıkları gözetilerek yeni metotlar geliştirilmelidir. Bu çalışmada Mekkî sureler ve ayetlerde bulunan üslup ve eğitim metotları ele alınmıştır. Çünkü bu surelerde yeni bir toplum anlayışının temelleri atılmaktadır. Bir bakıma sıfırdan bir inanç ve ahlak sistemi oluşturularak sağlıklı bireyler meydan getirmek hedeflenmiştir. Bu ise evrensel bir din olan İslam'ın muhataplarını, bütün insanlara hitap eden bir üslupla eğitmesiyle mümkün olmuştur. Çünkü Kur'ân'ın ilk muhatabı olan toplumun insanlığa örnek bir toplum olması hedeflenmiştir. Kur'ân, muhataplarını eğitirken tekrar, te'kid, mecaz, gibi edebi üslup çeşitlerini de kullanmıştır. Bu üslupları kullanmasındaki en önemli sebep vermiş olduğu bilgilerin akıllarda kalıcı ve anlaşılır olmasıdır. Nitekim Mekke halkının da kullanmış olduğu bu edebi unsurlar, birçok kişinin dikkatini çekmiş ve müslüman olmasına yardımcı olmuştur. Evrensel eğitim anlayışının Kur'ân'daki tezahürlerinin ortaya çıkmasındaki en önemli araçlardan birinin de dilin kullanış şekli olduğu herkes tarafından kabul edilmektedir. Çünkü Kur'ân, indiği dönemde dili kullanış şekliyle ve lafızlarıyla Arap diline mükemmel şekilde hâkim olan muarızlarını bile etkilemiştir. Mekke döneminden sonra gelen Medenî sureler de, bulunduğu zaman ve şartlara bağlı olarak genel manada aynı üslubu takip etmiştir. Bu sebeple çalışmamızın bazı yerlerinde konu bütünlüğünü sağlamak amacıyla Medenî ayetlere de yer vermeyi uygun gördük. Anahtar kelimeler: Mekkî Sureler, Eğitim, Üslup, Metot, Kur'ân
Akkirmânî'nin hadis şerh metodu-Şerhu'l-Ehâdîsi'l-Erba'în adlı eseri özelinde
Bu çalışmada ilk yedi hadisi Birgivî (ö. 981/1573) tarafından şerhedilen, Akkirmânî'nin (ö. 1174/1760) Şerhu'l-Ehâdîsi'l-Erbaîn adlı eseri özelinde hadis şerh metodu incelenmiştir. Bu eser kırk hadis şerh edebiyatının genel özelliklerini taşımaktadır. Akkirmânî, Birgivî'nin sekiz başlık altındaki yöntemiyle hadisleri şerhetmiştir. Akkirmânî, kelime ve cümlelerin anlamı ile gramer yapısı üzerinde durmuştur. Hadis metinlerini belâgat kuralları açısıyla incelemiştir. Akkirmânî, rivâyet metinlerini sıhhat açısından incelemiştir. Metin içi ve metin dışı bilgilerden yararlanmıştır. Üslup ve muhteva benzerliğini temel alarak âyet, hadis ve şiirle istişhadda bulunmuştur. Rivâyetler arası teâruzda cem' ve te'lîf yöntemini kullanmıştır. Akkirmânî, Hanefî ve Mâturîdî mezhebinin ilkelerini şerhine yansıtmıştır. Hanefî fıkıh literatürünü etkin bir şekilde kullanmıştır. Akkirmânî, sosyal hayatı ilgilendiren konulara kayıtsız kalmamıştır. Karşılaştığı meseleleri uzlaştırıcı bir anlayışla çözmeye çalışmıştır. Şerhu'l-Ehâdîsi'l-Erbaîn adlı eser, içerdiği bilgilerin yanı sıra sistematiği ve anlatım tarzı yönüyle kırk hadis edebiyatının en güzel örneklerinden biri olarak yerini almıştır. Anahtar Kelimeler: Birgivî, Akkirmânî, şerh, lügat, rivâyet, belâgat, istişhad, sened
Selâme Mûsa'nın hayatı ve el-Belâğatu'l-'Asrîyye ve'l-Luğatü'l-'Arabîyye adlı eseri
Bu çalışmada, 1887-1958 Tarihleri arasında yaşamış Mısırlı Kıpti yazar-düşünür Selâme Mûsa'nın hayatı ve el-Belâğatu'l-'asriyye ve'l-luğatü'l-'Arabiyye isimli eseri konu edilmiştir. Çalışma, giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde yazarın yaşadığı dönemin siyasi ve kültürel devinimine ayna tutulmuştur. Birinci bölümde ise, yazarın, hayatı, eserleri, ilim ve fikir dünyası ve bu dünyadaki yerine değinilmiştir. İkinci bölümde, el-Belâğatu'l-'asriyye ve'l-luğatü'l-'Arabiyye adlı eserle bağlantılı olan ilimler, tarihi seyri itibariyle eserin muhtevası ele alınmıştır. Aynı zamanda eser yazılırken takip edilen metotlar da incelenmiştir. Eserin alanında bir dil ve belâğat kitabı olarak, sahasındaki yeri tespit edilmiştir. Bu çalışmada, eserin tahlili yapılmış, değindiği konular belirtilmiştir. Buradaki amaç, 19. yüzyılda dönemin tartışma mevzularından olan dil ve belâğat konularını ihtiva eden bu eseri değerlendirerek herkesin istifadesine sunmaktır. Anahtar Kelimeler: Selâme Mûsa, Dil, Belâğat, Modern, Tarih
Ahmed el-Hâşimî ve el-Kavâidü'l-Esâsiyye Li'l-Lugati'l-Arabiyye adlı eseri
Bu çalışmada 1875-1943 yılları arasında Kahire'de yaşamış Ahmed el-Hâşimî'nin hayatı, ilmî kişiliği ve el-Kavâidü'l-esâsiyye li'l-lugati'l-arabiyye adlı eseri konu edilmiştir. Arap dünyasında Fransa'nın 1789'da Mısır'ı işgaliyle başlayıp süregelen yenilikçi hareketler 19. yüzyılın ortalarında etkisini arttırmış, bundan Arap dili de yeterince etkilenmiştir. Bu modernist akımlar nahiv ilminin yenilenmesi, sadeleştirilmesi ve kolaylaştırılması girişimlerine neden olmuştur. O dönemde dildeki modernist yaklaşımlar iki grupta tasnif edilebilir. Birinci grup Arap gramerinin kökten kaldırılması ya da değiştirilmesi fikrini savunurken; ikinci grup ise gramer ilmindeki zorlukların kolaylaştırılarak yeni üslup ve yöntemlerle öğretilmesi fikrini benimsemiştir. Ahmed el-Hâşimî, Arap gramerinin yeni yöntem ve metotlarla kolaylaştırılarak öğretilmesi fikrini benimseyenlerin gurubunda yer almıştır. Bu çalışma giriş, iki bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Giriş bölümünde nahiv ilmi hakkında genel bilgiler verilmiştir. Birinci bölümde yazarın hayatı ve ilmi kişiliğine değinilmiştir. İkinci bölümde ise eser ayrıntılı olarak incelenmiştir. Elde edilen bilgiler sonuç kısmında değerlendirilmiştir. el-Hâşimî, el-Kavâidü'l-esâsiyye eserini ünlü nahivci İbn Mâlik'in manzûmesi el-Elfiyye ve onun önemli şerhlerini esas alarak hazırlamıştır. Eser içerik, konuların tertibi ve işleniş yönlerinden el-Elfiyye ile örtüşmektedir. Ancak yazar eserde modern eğitim öğretim metotlarını uygulayarak, nahiv ilmi öğretimine yeni bir soluk getirmek istemiştir. Eser sâde ve anlaşılır bir üslupla kaleme alınmıştır. Öğretici yönü ön plana çıkan eserde, öğrencinin ilgisini canlı tutmak ve nahvin sıkıcılığı önlemek için farklı öğretim metotlarına da yer verilmiştir. Eserde, öğretim ilkelerinden, basitten karmaşığa doğru öğretme, amaca dönüklük, aktiflik ve öğrenciye görelik ilkelerinin esas alındığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Ahmed el-Hâşimî, Nahiv, Arapça, el-Kavâidü'l-esâsiyye li'l-lugati'larabiyye
Kur'ân'ın kronolojik yaklaşımla tefsiri meselesi
Bu tezde İslam ve Batı dünyasında Kur'ân üzerine kronolojik yaklaşımla yapılan çalışmaları küllî bir şekilde incelemek, böylece bu çalışmaların hedeflerini ortaya koymak amaçlanmaktadır. Tezimiz iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, sahabe döneminde nüzûl tertibine bakış açısı, mushaf tertibinin oluşumu, Batı'da Kur'ân kronolojisine dair yapılan çalışmalar, son dönemde İslam dünyasında Kur'ân sûrelerinin kronolojisine dair yapılan çalışmalar ele alınacaktır. İkinci bölümde, İslâmî gelenekte sûrelerin nüzûl tertibi ve zamanına ne şekilde yer verildiği incelenecektir. Kronolojik yaklaşımın Kur'ân'a uygulanma sürecinin ortaya çıkışı, kronolojik tefsirin örnekleri, bu tefsirlerde nüzûl tertibinin niçin tercih edildiğine değinilecektir. Anahtar Kelimeler: Nüzûl Tertibi, Mushaf Tertibi, Sahabe Mushafları, Kronolojik Yaklaşım, Kronolojik Tefsir.
İbn Hazm'ın en-Nübez adlı eserinin tahlili
Bu çalışma, Zahiri Mezhebi'nin önemli bir temsilcisi olan İbn Hazm (ö. 456/1064) tarafından yazılmış, fıkıh usulü konularını ihtiva eden en-Nübez adlı eserin tahlilidir. Asıl adı Alî b. Ahmed b. Saîd b. Hazm el-Endelüsî olan İbn Hazm, fıkıh usulü konularını içeren el-İhkam adlı hacimli eserinden sonra usul konularının daha kolay anlaşılması için en-Nübez adlı eserini yazmıştır. Bu eserdeki tahlil çalışmamızı, Serahsî'nin el-Usul adlı eseri ve Gazalî'nin el-Mustasfa adlı eseri ile karşılaştırmalı olarak ele aldık. Çalışmamız giriş, üç ana bölüm ve sonuç olmak üzere beş bölümden oluşmaktadır. Girişte konunun kapsamı önemi ve işleniş yöntemi; birinci bölümde İbn Hazm'ın kısa biyografisi ile eserlerini ele alarak çalışmamızın omurgasını oluşturan en-Nübez'in tanıtımına daha fazla yer ayırdık. en-Nübez'in alt başlıkları olan İcmâ', Sünnet, Nesih, Akli Delilleri ve İçtihat-Taklid meselelerini ikinci bölümde; yazarın ayrıntıya girmeden incelediği farklı meselelerini ise üçüncü bölümde irdeledik. İkinci bölümdeki konular ile ilgili İbn Hazm'ın görüşlerini Serahsî ve Gazalî ile karşılaştırdık. Üçüncü bölümde ise çalışmamızın kapsamını ve amacını aşacağı için böyle bir karşılaştırma yapmadık. Sonuç bölümünde ise incelediğimiz konunun genel değerlendirmesini ve İbn Hazm'ın fıkıh usulü görüşleri ile ilgili ulaştığımız neticelere değindik. Zahirî anlayışa sahip olan İbn Hazm'ın görüşleri ile karşılaştırdığımız diğer iki usulcü olan Gazalî ve Serahsî arasındaki benzerlikleri ve farklılıkları değerlendirdik.
İbrahim b. Muhammed el-Yalvacı'nin Ğaraibü'l-İ'lal ve'l-İştikak Ale'l-Bina adlı eseri (Transkripsiyon ve değerlendirme)
Bu çalışma, XIX. Yüzyıl Osmanlı Dönemi ȃlimlerinden olan İbrahim b. Muhammed el-Yalvaci'nin sarf ilmiyle alakalı yazdığı "Ğaraibü'l-İ'lal ve'l-İştikak ale'l-Bina" adlı eserinin tahkik ve latinize edilmesidir. Ulaşılan nüshalarda bu eser, "Şerhu'l-Emsileti'l-Muhtelifeti ale'l-İcaz" bölümüyle beraber yer aldığından, çalışma her ikisi üzerine gerçekleştirildi. Eserin bazı kısımları Arapça, birçok kısmı da Osmanlı Türkçesi ile telif edilmiştir. Bu çalışma, bir giriş ve üç ana bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde, araştırmanın konusu, amacı ve yöntemiyle birlikte müellifin yaşadığı Osmanlı dönemindeki siyasî, idarî, sosyal ve ilmî gelişmelerden bahsedildi. Birinci bölümde; müellifin adı, nisbesi, lakabı, doğum yeri, vefatı, ilmî hayatı, hocaları, öğrencileri, eserleri ve müderrislik görevleri hakkında bilgiler nakledildi. İkinci bölümde; eserin nüshalarıyla ilgili kaynaklardan ulaştığımız bilgiler derlendi ve muhtevası özetle izah edildi. Ayrıca konumuz olan "İ'lâl, İdğâm ve İştikâk" kâideleri kısaca açıklanarak örnekler verildi. Üçüncü bölümde; adı geçen eserin üç nüshası karşılaştırıldı ve nüshalar arasındaki farklar dipnotlarda belirtildi. Buna ek olarak, eserin Osmanlı Türkçesi olan kısmı latinize edilerek transkripsiyonlu metni oluşturuldu. Anahtar kelimeler: el-Yalvaci, İbrahim b. Muhammed, Ğaraibü'l-İ'lal ve'l-İştikak ale'l-Bina.
Abdullah b. Mes'ûd ve hadis ilmindeki yeri
Hz. Peygamber, kendisine indirilen vahyin günlük hayatta uygulayıcısı ve açıklayıcısı olmuş; "model olma" özelliğini göstererek dinin daha geniş kitlelere yayılmasını sağlamıştır. Kur'an'ı anlamak ve onun ruhuna göre hareket etmek isteyen ashâb, Rasûlullah'ın tedrisatından geçerek, İslam'ın gelecek nesillere aktarılmasında önemli bir rol üstlenmişlerdir. Zira Hz. Peygamber'in sözlerinin, davranışlarının, emir ve yasaklarının doğru anlaşılması; hadiselerin gerçek sebebi algılanarak, iç yüzüne vakıf olarak nakledilmesi, İslamiyet'in ilk dönem temsilcilerinin büyük gayret gösterdikleri bir alan olmuştur. İlk dönem İslam neslinin en önemli isimlerinden birisi şüphesiz Abdullah b. Mes'ûd'dur. İslamiyet'in ilk dönemlerinde Müslüman olan ve Rasûlullah'ın hizmetinde, O'nun yakınında uzun yıllar bulunan İbn Mes'ûd, ilmi ve zekâsı yönüyle seçkin bir konum elde etmiş, kendi ismiyle anılan bir ekolün kurucusu ve temsilcisi olmuştur. O yalnızca çok hadis nakleden bir muhaddis olmamış, aynı zamanda müfessir, fakîh, kâri, hatîb gibi vasıfları da kendisinde taşımıştır. Onun Hz. Peygamber'den oldukça fazla hadis nakletmesi ve İslam dünyasındaki mümtaz yeri bizi bu çalışmayı yapmaya yönlendirmiştir. İslam tarihine ve düşünce sistemine yön veren bu büyük sahâbe ile ilgili yaptığımız bu çalışma, giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde çalışmanın amacı, yöntemi, Hz. Peygamber ve Sahâbe döneminde hadis nakli üzerinde durduk. Birinci bölümde İbn Mes'ûd'un hayatını; Hz. Peygamber'e yakınlığı, O'nun vefatından sonra halifelerle ilişkisi, bu dönemlerde üstlendiği görev ve sorumluluklar yönüyle ele aldık. Onun ilmi şahsiyeti, hadisçiliği ve kendisinden hadis nakleden talebelerini belirlemeye çalıştık. İkinci ve son bölümde Abdullah b. Mes'ûd'un Kütüb-i Sitte içerisinde yer alan hadislerinin tespitini yaparak, senetlerin durumu ve metinlerdeki farklılaşmaları inceledik. Anahtar Kelimeler: $EGXOODKE 0HV¶G 6DKkEH, Hadis, 6QQHW
İslam Hukukunda telfik
İslâm Hukuku, canlı ve yürürlükte olan bir hukuk sistemidir. Bunu naslara dayalı olarak yapılan içtihatlarla gerçekleştirmiştir. Mecelle'de ifade edildiği gibi "Zamanın değişmesiyle, hükümlerin değişmesi inkar edilemez."Delilini bilmeksizin başkasının hüküm ve re'yi ile amel etmek anlamına gelen ve içtihadın tam zıddı olan taklit, bilginlerin çoğu tarafından hoş görülmemiştir. Farklı görüş ve hükümleri birleştirmek anlamına gelen telfik ise VII. asır'dan itibaren usûlcüler arasında tartışılan bir konu olmuştur.İslâm Hukukunda içtihada dayalı bir mesele olan telfik, genellikle fıkıh usûlü kaynaklarının taklit bölümünde ele alınmıştır. Aynı zamanda özel risâlelere de konu olmuştur.Çalışmamız üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, taklidin tanımı, taklidin uygulama alanı ve taklidi caiz görüp görmeyenler ve gerekçelerini ele aldık. İkinci bölümde, içtihatta ve taklitte telfiki inceledik, üçüncü ve son bölümde ise İslâm Hukukunda telfik, İslâm Hukuk ekollerinin telfike bakışı ve sakıncalı olan telfikin ne olduğu üzerinde durduk.
Fazlullah-ı Hurûfî ve Hurûfîlik
Hurufilik'in kurucusu, Naimî ve Esterabadî mahlaslarıyla da bilinen, Fazlullah-ı Hurûfî 740/1340 yılında İran'daki Esterâbâd şehrinde doğdu. Erken yaşlarından itibaren Tasavvufun ve özellikle de Mevlana Celaleddin-i Rûmî'nin etkisinde kaldı. 1357 yılında 17 yaşlarında iken manevi yolculuğuna paralel ilerleyecek olan, maddi yolculuğuna çıkmaya karar verdi. Böylece Harizm, İsfahan, Tebriz, Yezd, Damgan ve Bakü şehirleri arasında çeşitli zamanlarda çeşitli sürelerde kaldı. Başlangıçta Tasavvuf sınırları içinde gördüğümüz Fazlullah daha sonra aşırı bâtınî yorumlarla kendini gösterdi. 788/1386 yılından itibaren bu görüşlerini İran ve Azerbaycan dolaylarında yaymaya başladı. Timur'u kendi görüşlerine davet etti fakat başarısız oldu. Timur'un emriyle, oğlu Miranşah tarafından 796/1394 yılında Nahçivan yakınlarındaki Alıncak kalesinde idam edildi. Geniş kitlelere ulaşan Hurûfîlik, ondan sonra Azerbaycan'da bastırılmasıyla çeşitli şekillerde kendi varlığını gizliden gizliye devam ettirdi.Fazlullah'a göre Kur'an, sonraki Hurûfîlerin de uyguladığı gibi, harflerle te'vil edilmelidir. Kâinat sonsuzdur ve belli bir sistem içinde hareket etmektedir. Allah kâinattaki her şeye tecelli etmiştir. Bu tecelli kelimeler dolayısıyla da harfler ?Arap alfabesinin 28 harfi ve Fars alfabesinin 32 harfi- sayesinde gerçekleşir. Çünkü her nesnenin bir ismi vardır ve bu isim harflerden oluşur. Tecelli insanda ?özellikle de yüzünde- en üst noktaya ulaşır.Fazlullah'ın ölümünden sonra, onun fikirleri, Nesimî, Ali el-Âla, Ferişteoğlu ve diğer Hurûfîler tarafından geliştirildi ve yayıldı. Türkiye'de Bektaşilik ve İran'da Ehl-i Hakk, birçok dini kavramları Hurûfîlik'ten alarak önemli etki altında kaldılar.
Anadolu Aleviliğinde düşkünlük kurumu ve günümüzde işlevselliği
Alevilikte; Dedelik, Musahiplik ve Düşkünlük olmak üzere üç temel sosyal kurum bulunmaktadır. Bu çalışmamızda, Aleviliğin ahlak düzeni ile toplumsal yapısının devamını sağlayan ve merkezi yönetimle ilişkiyi en aza indirmeye vesile olan düşkünlük kurumu ele alınmıştır.Geleneksel Alevilikte düşkünlüğe yüklenen anlam ile mevcut durum arasında meydana gelen kopukluğa dair durum tespiti yapma düşüncesinden hareketle yaptığımız çalışmamız giriş ve iki bölümden oluşmaktadır.Giriş bölümünde; araştırmanın önemi, amacı, yöntem ve kaynaklarının yanında, düşkünlük konusunun alt yapısını oluşturması bakımından Aleviliğin tanımı, Anadolu Aleviliğini tek bir kalıba sokarak tasvir etmenin zorluğu anlatılmaya çalışılmıştır.İlk bölümde düşkünlük kurumunun tarifi, yapısal tasnifleri ve uygulama pratiği anlatılmaya çalışılmıştır. Bu kapsamda üç mülakat ve çeşitli gözlemlere yer verilmiştir.İkinci ve son bölümde ise düşkünlük kurumunun işlevselliği, Türk kamuoyundaki tartışmaları ve düşkünlüğe benzer kavramlar üzerinde durulmuştur.
Kudsî hadis' olarak bilinen hadislerin kutsal metinler (Tevrat-İncil) ile ilişkisi
Giriş bölümünde açıklamaya çalıştığımız üzere, Hadis Literatürü içerisinde `Kudsî Hadis' olarak yer alan hadislerin kaynağı hususunda farklı görüşler vardır. Bu görüşler temel olarak, bu hadislerin vahiy ürünü oldukları ya da olmadıkları kabulüne dayanmaktadır.Kudsî Hadisler, hadis literatürü içerisinde vahiyle bağlantılı olarak tanımlansalar da, bu tanımın geç sayılabilecek dönemde ortaya çıkmış olması, başlangıçta vahiy ürünü olarak yorumlanmadıkları şeklindeki düşünceye sebep olmuştur. Bu görüş dikkate alındığında ise, söz konusu hadislerin kaynaklarına dair yine farklı görüşler ortaya çıkmaktadır. Bu görüşlerden biri, Kudsî Hadislerin geçmiş kitaplardan nakledilmiş metinler olabileceği şeklindedir.Söz konusu hadislerin geçmiş kitaplardan alındığını iddia edebilmek için, öncelikle Hz. Peygamber'in içinde bulunduğu şartların ve ortamın, yine Hz. Peygamber'in Ehl-i Kitaba bakışının buna imkân vermiş olması gerektir.Biz bu çalışmamızda, bu yüzden, Hz. Peygamber'in içinde yaşadığı toplumun yabancı kültür ve dinlerle münasebetine sebep olan amillere, bu yabancı kültür ve dinlerin sözü edilen toplumdaki varlık ve etki düzeylerine, Hz. Peygamber'in bu farklı din ve kültür müntesibi insanlarla ilişkilerine ve onlara karşı tutumuna değinmeyi gerekli gördük ve ilk iki bölümü bu konulara ayırdık.Üçüncü bölümde, ilk olarak Hz. Peygamber'in Kitab-ı Mukaddes bilgisine değinmeyi gerekli gördük ve bu konuda örnekler sunmaya çalıştık. Sonrasında ise, Kudsî Hadislerle, geçmiş kitaplar arasında bir ilişkinin varlığına işaret edebilecek Kudsî Hadis- Tevrat/ İncil metni benzerliklerine ilişkin misaller verdik.Sonuç olarak, Hz. Peygamber ve toplumun Ehl-i Kitabla münasebet ve onlara karşı tutumu dikkate alındığında, söz konusu görüşün gayet makul ve daha fazla araştırmayı bekleyen dikkate değer bir görüş olduğuna işaret etmeye çalıştık.Anahtar Kelimler: 1) Kudsî Hadis, 2) Tevrat, 3) İncil.
İslam Aile Hukukunda ailenin hukuki ve ahlaki sürekliliği
Bu tez, bir giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Girişte tezin önemi, amacı, konunun kapsamı ve sunumu ele alınmıştır. Birinci bölümde, nikâhın tanımı, hükmü, nikâh akdinin unsur ve şartları, kefâet, kefâetin hükmü ve mezheplerin kefâetle ilgili görüşleri ve kefâetin olmaması durumunda oluşacak hukuki sonuçlar açıklamaya çalışılmıştır. İkinci bölümde, evlilik sonrasında ailenin devamlılığını sağlayan hukuki unsurlar; nafaka, çocuğu emzirme, cinsi ihtiyacı karşılama gibi eşlerin karşılıklı olarak birbirine karşı görev ve sorumlulukları, birbirlerinin ailelerine karşı görev ve sorumlulukları, evlilikte ileri sürülen şartlar, riayet edilmesi gereken ve gerekmeyen şartlar, eşlerin birbirlerine karşı itaatleri, nüşuz ve şikâk kavramlarından sonra eşlerin konu ile ilgili anlaşmazlıklarda hakeme gitmesi gibi konular hakkında bilgi verilmiştir. Üçüncü bölümde, evlilik sonrasında ailenin devamlılığını sağlayan ahlaki ve manevi unsurlar; karı-koca arasında rahmet ve meveddet, ahlaki ve manevi değerler, eşlerin birbirine verdiği sıkıntıya sabır göstermek, eşlerin birbirlerini Allah için sevmeleri, manevi değerlere inanan insanların ebedi âlemde de bir araya gelebilecekleri, sadakat, vefakâr, fedakâr vb. konular sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Meveddet, Ahlak, Denklik, Aile, Nikâh, Hukuk.
Ebu Bekr İbnü'l-Arabî'nin Ahkâmü'l-Kur'an'ında hadislere yaklaşımı
Bu çalışma, XI. Yüzyılın sonları ile XII. Yüzyılın başlarında yaşamış olan Ebu Bekr İbnü'l-Arabî'nin Ahkâmü'l-Kur'an'ında hadislere yaklaşımını incelemeyi amaç edinir.Bu çalışmada, İbnü'l-Arabî'nin hayatı, eserleri ve hadis bilgisi çeşitli yönleriyle ele alınıp incelenmiştir.Birinci bölümde öncelikle İbnü'l-Arabî'nin kullanmış olduğu hadis terimleri tespit edilmiş, sonra naklettiği rivâyetlere kaynak gösterdiği eserler değerlendirilmiştir.İkinci bölümde ise, İbnü'l-Arabî'nin sünnet anlayışı ve şer'i deliller içerisinde Sünnet'in yeri hakkında bilgi verilmiştir. Yine, burada İbnü'l-Arabî'nin isrâiliyyâta yaklaşımı ve isrâiliyyât kaynaklı rivâyetlerden kabul veya reddettiği bazı örnekler kaydedilmiştir.Çalışma sırasında, Kur'ân, hadis, lügat ve biyografi kaynaklarından istifâde edilmiştir.Anahtar kelimeler: 1- , İbnü'l-Arabî, 2- Ahkâmü'l-Kur'an, 3- Hadis
Iğdır'da Caferîlik
Bu çalışma Iğdır Caferîleri hakkında bilgi vermek, Iğdır'da yaşayan Caferîlerin Ehl-i Sünnete bakış açısı, Iğdır'da görev yapan din kültürü ve ahlak bilgisi dersi öğretmenlerinin karşılaştıkları zorluklardan haberdar etmek amacıyla hazırlanmıştır.Çalışma Iğdır'da görev yaptığım beş yıllık süre zarfında dolaylı gözlem, katılımlı gözlem, mülakat, fotoğraflama ve anket teknikleri kullanılarak tamamlanmıştır.Tezimiz dört bölümden oluşmaktadır. Birinci Bölümde Iğdır ilinin tarihi, coğrafi özellikleri, konumu, sınırları ve kültürel varlıkları tanıtılmıştır. İkinci bölümde ise Caferî mezhebine ve Caferîlerin Ehl-i Sünnet hakkındaki görüşlerine yer verilmiştir. Üçüncü bölüm ise Iğdır'da yaşayan Caferîlerin genel durumlarının anlatıldığı bölümdür. Dördüncü ve son bölümde de Iğdır'da görev yapan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmenlerinin, eğitim-öğretim sürecinde karşılaştıkları zorluklarla alakalı anket çalışmasına ve değerlendirmesine yer verilmiştir.Sonuç olarak diyebiliriz ki; Iğdır ili, Caferî Mezhebinin varlığını ağırlıkla hissettirdiği, farklılıkların zenginlik olarak kabul edildiği, ama bunlara rağmen biraz daha hoşgörü ve müsamahaya ihtiyaç duyan güzel illerimizden biridir.